Edinilen bilgiye göre, evine gitmek amacı ile yolda aracı ile seyir halinde olan Halil Çamyaran, silahla başına 2 el ateş edilerek öldürülmüştü. Aracında vurulmuş halde ölü bulunan Çamyaran’ın katil zanlısı bulunamamıştı. 19 yıldır faili meçhul olan cinayetle ilgili Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen talimatlar doğrultusunda, Kastamonu İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliğince yapılan çalışmalar neticesinde cinayet aydınlatıldı. Olayla ilgili yapılan çalışmalar sonucunda cinayeti işlediği tespit edilen H.K. ve N.T. isimli şahısların da aralarında olduğu 5 kişi gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerinin ardından Kastamonu Adliyesine sevk edilen şahıslardan H.K. ve N.T. adli makamlarca tutuklandı. Diğer şüpheliler ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Tutuklanan H.K.’nin Halil Çamyaran’ın kuzeni olduğu öğrenildi.
19 yıl sonra sevinç yaşadı
Yaşanan olay ile ilgili İHA muhabirine konuşan Halil Çamyaran’ın kız kardeşi Bahriye Çamyaran Erol, 19 yıldır kardeşinin katillerinin yakalanması için mücadele ettiğini ve yıllar sonra adaletin yerini bulduğunu söyledi. Bolu İzzet Baysal Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi gören Bahriye Çamyaran Erol, kardeşinin ölümünden beri gülemediğini belirterek, acısını dindiren Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığı ile Kastamonu İl Emniyet Müdürlüğüne teşekkür etti.

“Beni yaşama sevincinde tutan herkese teşekkür ederim”
Katil zanlılarının sadece kardeşini değil, kendisi ve annesini de öldürdüğünü belirten Bahriye Çamyaran Erol, “Kastamonu’dan akşam vakitlerinde köyümüze gelirken pusuya düşürülüp kötü bir şekilde, acımasızca öldürülüp aracında terk edilmişti. Bu şekilde bulundu. Bir okul taşıtı tarafından yapılmış. Biz de bunu daha sonra öğrendik. Halamın oğlu H.K. tarafından kendini öldüreceğini, ‘o beni öldürürse sen de onu öldürür müsün. Bana söz ver’ dedi. Ben bunu yerine getiremedim. Bu cinayetin peşini hiçbir zaman bırakmadım. 19 yıl sonra katiller yakalandı. Bu beni bir nebze de olsa ferahlattı. O sadece kardeşimi öldürmemişti, benim ayaklarımı, annemi, annemin emeklerini, hepimizi öldürmüştü. Katil zanlısı sadece bir kişinin ölümüne sebep olmadı, 3 kişinin canını aldı. Ben ölmedim, yaşayan ölüyüm. Adaletin yerini bulmasını istiyorum. 19 yıl sonra inşallah bulacak. Öncelikle Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığına, Kastamonu Cumhuriyet Başsavcımıza, emeği geçen Asayiş Şube Müdürlüğü ekiplerine, 19 senedir emek verip cinayeti çözen arkadaşlara, beni yaşama sevincinde tutan komiserimiz başta olmak üzere herkese teşekkür ederim. ‘Ben öldürmedim, öldürtmedim’ diyen H.K.’ye şunu sormak istiyorum, neden içerdesin? Tekerlekli sandalyedeyim, saçlarıma ak düştü. 19 yıldır ben hiç gülmedim. Gülüyorum diye annem bana tokat attı, sebebini sorduğumda, ‘senin gülmeye hakkın yok, çünkü senin kardeşin öldü’ dedi. Ben bunu sormak istiyorum, biz ne yaptık da benim kardeşimi öldürdün? Adaletin yerini bulmasını istiyorum” dedi.
“Devletimizle beraber bunu başardık”
Yaşadığı hissi anlatamadığını belirten Bahriye Çamyaran Erol, “İnşallah biz kazanacağız, bir daha o oradan çıkamayacak. Ben ölsem de artık gam yemem. Buruk bir mutluluk yaşıyorum. Herkes bana, ‘arkasında erkek kardeşi, düşeni yok, bu ölümü çözecek yok’ dedi. O yüzden de bu faili meçhule düştü. Oysa ben kardeşimi hiçbir zaman unutmadım ve bu işin peşini hiç bırakmadım. Devletimizle beraber bunu başardık. Çok mutluyum. 19 yıl sonra benim zaferim, 19 yıl sonra ben yeniden doğdum. Bu hisler anlatılmaz. ‘Ben neden öldürdüm’ diyen katil zanlısını şu an görmek çok isterdim” diye konuştu.

Süleyman A., sürücü Meltem T. ile yanında bulunan doktor kardeşi Y.T.’ye tepki gösterdi, tartışma çıktı. Arkadan gelen başka bir özel ambulansın şoförü de tartışmaya dahil oldu ve arbede çıktı.

Çevredekilerin sakinleştirdiği Süleyman A., daha sonra ambulansla yola devam etti. Ambulans şoförünün otomobilin önünü kesmesi, yaşanan arbede ve tartışma cep telefonu kamerası ile görüntülendi, yol kenarındaki bir iş yerinin güvenlik kamerasına yansıdı.

KAMERA GÖRÜNTÜLERİYLE ŞİKAYET ETTİ
Avukat Meltem T., doktor kardeşi ile birlikte, kamera görüntüleri ve basit tıbbi müdahale ile giderilecek şekilde yaralandığına dair doktor raporu ile savcılığa şikayette bulundu. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ambulans şoförü Süleyman A., yanındaki sağlık görevlisi E.İ. ve arkadan gelen ambulansın şoförü A.K.G. hakkında ‘darp’, ‘tehdit’, ‘hakaret’ ve ‘mala zarar verme’ suçlarından soruşturma başlattı.

Soruşturma kapsamında ifade veren Meltem T., trafikte seyir halindeyken ambulansın hızla aracının önünü kestiğini belirterek, “Süleyman A. inip aracımın camına anahtarla vurup, küfür etti. Şahıs kardeşimi arabadan indirmeye çalıştı. Ben de o esnada ambulans şoförüne ‘Kusura bakmayın, acemiyim. O yüzden yavaş sürüyorum’ dedim. Kardeşim camı indirerek, ‘Yavaş sürün kaza yaptıracaktınız bize’ demesi üzerine Süleyman A. camdan elini sokarak kardeşimin boğazını sıktı. Kardeşim arabadan inince de aynı şahıs elindeki anahtarla kardeşime yumruk attı. Ben araya girerek kavgayı ayırmaya çalıştım. Ardından yoldan geçen sürücüler ve çevredeki vatandaşlar gelerek kavgayı ayırdı” dedi.

‘KAZA TEHLİKESİ ATLATTIK’
Gözaltına alınıp serbest bırakılan Süleyman A. ise ifadesinde, “Orta şeritte sirenim kapalı, tepe lambalarım açık şekilde seyir halindeydim. Önüme bir araba seri şekilde geçti. Ben de çarpmamak için keskin bir manevrada bulundum, kaza tehlikesi atlattık. Ardından araca çarptığımı düşünerek yolun ortasında durdum. Aracıma baktığımda çarpmadıklarını gördüm. Araca doğru ‘ne yapıyorsunuz’ dedim. Araçta bulunan erkek şahıs bir şeyler söylüyordu, duymadım. Etrafta bulunan vatandaşların yardımıyla tartışma noktalandı” dedi.

‘YUMRUK ATIYOR, BOĞAZINI SIKIYOR’
Meltem T.’nin avukatı Gizem Koç, müvekkilinin Etlik Şehir Hastanesi’nden nöbetten çıkan doktor kardeşini alıp eve dönerken ambulans şoförü tarafından trafikte sıkıştırıldığını iddia ederek, “Sonrasında ambulans şoförü önünü kesiyor. Müvekkilimize ve kardeşine karşı hakaretlerde bulunuyor. Aracın camını anahtarla yumruklamaya başlıyor ve sonrasında doktor olan müvekkilimize karşı boğazını sıkıyor. Arabadan çıkartıp hakaret ve tehditlerine devam ediyor. Bunu yapan kişinin ambulans şoförü olması zaten daha da hazin bir duruma getiriyor. Yani bir ambulans şoförü nöbetten çıkmış bir doktora karşı bunları uyguluyor. Bununla da kalmıyor, meslektaşımız kadın, ona karşı da ambulans şoförünün eylemleri mevcut. Darbediyor, hakaret ediyor, tehdit ediyor. Daha sonrasında ambulansta görevli ATT olan hanımefendi iniyor, kendisi de aynı şekilde müvekkilimize karşı darp ve hakaret eylemlerine devam ediyor. Sonrasında bir ambulans daha duruyor. Bu ambulans şoförü de iniyor, olaya karışıyor. O da aynı şekilde doktor olan müvekkilimize karşı darp eylemlerinde bulunuyor” dedi.
Gizem Koç, olaya karışan kişiler hakkında bakanlığa da şikayette bulunduklarını ve soruşturmayı takip edeceklerini söyledi.

İddiaya göre, ev kadını Ebru Barık, yaklaşık 1 ay önce eşinin kendisini darbettiği ve üzerine kuma getirmek istediği için 3 çocuğunu yanına alıp evi terk etti.

Barık, Ereğli’ye yerleşirken, erkek kardeşi E.B., dini nikahla birlikte yaşadığı Y.Ş. ile ablasının evine gelidi. E.B. Barık’ı, Y.Ş. de 2 kızını darbetti. Sesleri duyup eve gelen Barık’ın ev sahibinin araya girmesiyle E.B. ve Y.Ş. kaçtı.

İhbarla adrese sevk edilen ambulansla, Ereğli Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Barık ve kızları E.B. (8) ile E.B. (7) tedaviye alındı. Barık, kardeşi ve Y.Ş.’den şikayetçi oldu.
‘MEYVE BIÇAĞINI BOĞAZIMA DAYADI’
Tedavileri tamamlanan Ebru Barık ve 3 çocuğu taburcu edildi. Barık, polise verdiği ifadesinde, “Evimde çocuklarımla olduğum sırada, kapı çaldı ve kızım E.B.’nin kapıyı açması üzerine E.B. ve Y.Ş. eve girdi. E.B. yattığım odaya gelerek bana saldırdı ve beni yumruklamaya başladı, elinde getirdiği ağaç dalı ile sırtıma ve vücuduma vurmaya başladı. Benim boğazımı sıktı, cebinden çıkarttığı meyve bıçağını boğazıma dayadı, bıçak boğazımı tahriş etti. O sırada Y.Ş. ise çocuklarımı eliyle vurarak darbetti. Ben ellerinden kurtulamaya çalıştım ancak kurtulamadım. Bizim çığlıklarımızı duyan ev sahibim yardım etmek için eve geldi. Beni E.B.’nin elinden aldı. E.B. ve Y.Ş. de bunun üzerine olay yerinden ayrıldı. Beni darbettiği sopa ise olay anında bana vurmasıyla üzerimde parçalandı” diye konuştu.

DHA muhabirine yaşadıklarını anlatan Ebru Barık, “Çocuk yaşta evlendim. Bir rahatsızlığım vardı, bu yüzden 7 yıl çocuğum olmadı. Bu süreçte çocuğum olmuyor, diye benim kuzenimi üzerime kuma getirdi. Ben de evi terk ettim ve 23 yaşına kadar tedavi oldum. Tedavimin ardından eşim pişman oldu, kuzenimi terk ederek bana geri döndü. O yıl da en büyük çocuğum E.B.’ye hamile kaldım. Sonra resmi nikahımı kıydık, dini nikahla yaşıyorduk. Bu süreçte yine benim üzerime kuma getirmeye çalıştı, ben de bunu istemedim ve bu yüzünden beni devamlı darbetti. Eşimden şikayetçi oldum ve uzaklaştırma kararı alarak ailemin yanına gittim. ‘Bize laf getirdin’ diye ailem de beni darbediyordu. Sonra eşimin yanına döndüm ve eşim beni tekrar aldatmaya yeltendiği için en sonunda da evi terk ettim ve geri dönmedim. 25 gün önce çocuklarım ve ben Ereğli’de kendi tuttuğum evde yaşamaya başladık. Geçimimi sağlamak için ev temizliği yapıyorum, tarlada çalışıyorum” dedi.

‘KOCAN SENİ İSTEMİYOR, ÖLDÜRMEMİ İSTİYOR’
Kendisini döven erkek kardeşinin daha sonra arayıp özür dilediğini ifade eden Barık, “Eşim beni özel numaradan aradı, numarasını her yerden engellemiştim. Beni geri istediğini söylemişti. Ben de “Seni istemiyorum çünkü kuzenlerimi kuma getirdin” dedim ve telefonu suratına kapattım. Bu konuşmadan 2 gün sonra kardeşim evime geldi ve beni darbetti. Beni döverken de ‘Kocan, seni artık istemiyor, bana seni öldürmemi söyledi’ gibi laflar etti. Telefonumu da alarak gitti. Ertesi gün ise cep telefonumu akrabamıza bırakmış oradan aldım. Bir süre sonra da beni kardeşim aradı ve bana ‘Senin kocanın gazına geldim, öyle yaptım, pişmanım beni şikayet etme’ dedi. Benim öz kardeşim benim evime zorla girip sopayla öldüresiye dövdü, bıçağı boğazıma dayadı. Y.Ş., çocuklarımı sopayla dövdü, şikayetimden vazgeçmeyeceğim” diye konuştu.
Nurettin Oti, karar duruşmasında hakim karşısına çıktı. Oti, oğlunun olumsuz davranışları nedeniyle mağduriyet yaşadığını söyledi. Psikolojik tedavi gören oğlu hakkında uzaklaştırma kararı aldırdığını da belirten Oti, “Bu kararı öğrenen oğlum, olay günü eve gitmiş sonra benim yanıma geldi. Yaklaşık 50 metre uzaktan bisikletiyle geldiğini gördüm. İş yerimdeki bana ait olan tüfeğin yerini biliyor, alıp bana zarar verir, diye tüfeği alıp oradan kaçtım. Kaçarken beni yakaladı. Aramızda boğuşma çıktı. Elimden tüfeği almaya çalışıyordu. Bu boğuşma sırasında tüfek ateş aldı, oğlum yaralanarak öldü. Çok üzgünüm. Daha öncesinde oğlum beni birçok defa dövmüş, bana şiddet uygulamıştı, beni evden atmıştı” diye konuştu.

‘EŞİM BABASIYLA SORUNLUYDU’
Öldürülen Serhat Oti’nin eşi Utku Oti, sanıktan şikayetçi oldu. Eşinin zararsız biri olduğunu söyleyen Oti, “Babasının başka kadından olan çocuklarına da kocam bakmaktaydı. Eşim, dış cephe ustasıydı ayrıca müzik dersleri de veriyordu. Sanık, ikinci eşinden çocuklarına şiddet uyguluyordu, eşim ve ben onları korumaya çalıştık” dedi.
‘BABAM YÜZÜNDEN SOY İSMİMİ DEĞİŞTİRDİM’
Serhat Oti’nin Almanca öğretmeni olan ablası Nehir Müjde de sanık babasından şikayetçi oldu. Babasının kendisine babalık yapmadığını devamlı kendisine şiddet uyguladığını bu yüzden soy ismini değiştirdiğini belirten Müjde, “Mesela akşam yaptığım yemeği beğenmediği için beni okutmamakla tehdit ediyordu. Okuyup öğretmen oldum. Babamın hiçbir desteği olmadı. Kardeşimin uyuşturucu ile bağlantısı yok sadece antidepresan kullanıyordu. Ben kardeşimle bir yıldır görüşmüyordum. Sebebi de onun sanığa hala baba demesiydi. Kardeşimin kendisine verdiğim parayı sanığa ve sanığın başka kadından olan çocuklarına yedirmesi nedeniyle kendisiyle konuşmuyordum” ifadelerin kullandı.

‘BABAM KARDEŞİME İFTİRA ATIYOR’
Serhat Oti’nin ağabeyi Önder Oti de babasının, kardeşi hakkında iftira attığını söyledi. Oti, “Kardeşim, babamın çocuklarına bakıyordu. Babam sorumsuz, ilgisiz ve umursamaz biriydi. Bana ve kardeşlerime şiddet uygulayan biriydi” diyerek babasının cezalandırılmasını istedi. Serhat Oti’nin kız kardeşi Rojhat Oti ise babasından şikayetçi olmadı.
Tanık Mahiye Oti ise sanığın, hem amcası hem de kayınpederi olduğunu belirterek öldürülen Serhat’ın çalışıp kazandığı parayı sanığa verdiğini söyledi. Ayrıca Serhat’ın üvey 3 kardeşine de baktığını ifade eden Oti, “Olaydan bir ay önce Serhat ile amcam olan sanık tartışmış. Amcamı evime davet ettim. Amcam çok sinirleniyordu Serhat’a. ‘Ben onu öldürürsem kurtulurum’ diyordu. Olaydan bir hafta önce amcam beni telefonla aradı, ‘3 kurşun aldım, silahıma koydum, sen Serhat’a söyle gelsin yanıma, kafasına sıkacağım, meşru müdafaa olacak’ dedi. Bunları Tuncer Oti’ye de anlattım” diye konuştu.

‘GİDİP AMCANI VURACAĞIM’
Tanık Tuncer Oti de sanığın amcası olduğunu kaydetti. Olaydan önce Serhat’ın kendisini telefonla aradığını belirten Tuncer Oti, “Serhat, babasının kendisi hakkında uzaklaştırma kararı aldırdığını ve polisin kendisini aradığını söyledi. Ben de sakin olmasını söyledim. O da bana ‘Ben gideceğim, amcanı vuracağım’ dedi. Ben de korkup hemen amcamı aradım, ‘Amca Serhat’tan uzak dur, bir araya gelmeyin’ dedim” ifadelerini kullandı.
‘ÇOK PİŞMANIM’
Son sözleri sorulan sanık Nurettin Oti, oğlunu öldürdüğü için pişman olduğunu söyledi. Oti, “Ben o çocuğumun bir parmağını kimsenin canına değişmem, çok pişmanım” dedi.
Mahkeme heyeti, Nurettin Oti’yi oğlunu öldürmek suçundan önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Oğlunu, haksız tahrik altında öldürdüğü ve duruşmadaki iyi hali nedeniyle cezası 16 yıl 8 aya indirildi. Heyet, sanığın tutukluluk halinin devamını da kararlaştırdı.

HABER7
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni saran liyakatsiz kadrolar her alanda faciaya sebep oluyor. Bunun bir örneği de İBB’ye ait Bayrampaşa Hidayet Türkoğlu Spor Kompleksi’nde gerçekleşti.
4 Temmuz 2023’te hayatını kaybeden 17 yaşındaki Emirhan Erdönmez’in yüzme havuzuna usulsüz şekilde kaydının yaptırıldığı, sadece profesyonel yüzücülere açık olması gereken havuzda yüzdürüldüğü belirtildi.
Havuzda cankurtaran bulunmadığı havuzda ilk müdahaleyi yapacak tıbbi personelin de yer almadığı kaydedildi. Tesiste barındırılan eğitmenin ise lisansının bitmiş olduğu belirtildi. Yönetmelik gereği bulunması zaruri olan ekipmanların da İBB’nin olimpik havuzunda yer almadığı ifade edildi.
Lise öğrencisi Emirhan Erdönmez’in ölümündeki ihmaller zincirinin bilirkişi raporuyla gözler önüne serildiği vurgulandı.

İHMAL ÜSTÜNE İHMAL
Genç Emirhan’ın ablası Ayşen Erdönmez, konuya ilişkin kan donduran ayrıntıları sosyal medya hesabından paylaştı. Acılı abla Ayşen Erdönmez, bilirkişi raporuna yansıyan bilgileri derlediği paylaşımlarında kardeşi Emirhan’ı hayattan koparan ihmalleri sıraladı.
Kardeşinin 263 gün önce vefat ettiğini belirten Erdönmez, “Emirhan hayata heyecanla bağlı, sporcu, başarılı bir çocuktu. İhmaller sonucu kardeşim bizden koparıldığında henüz 17 yaşında, Pertevniyal Lisesi 3. sınıfta okuyan hayatının baharında, hayalleri, hedefleri olan biriydi. 4 Temmuz 2023 günü bir arkadaşı ile birlikte gitmiş olduğu İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Bayrampaşa Hidayet Türkoğlu Spor Kompleksi’nde bulunan ve derinliği 4,35 m olan, yönetmelik gereği de sadece profesyonel yüzücülerin kullanımına açık olması gereken Olimpik Atlama Havuzunda ihmaller zinciri sonucunda boğularak, 3 gün süren yaşam mücadelesinin ardından gencecik yaşta hayata veda etti.” dedi.

NE CANKURTARAN VAR NE SAĞLIK GÖREVLİSİ
Bilirkişi raporuna vurgu yapan Ayşen Erdönmez’in dikkat çektiği ihmaller şöyle listelendi:
Kardeşim Emirhan; 18 yaşından küçük olmasından dolayı ailesinin muvafakatı alınması gerektiği halde muvafakatı alınmadan usülsüz olarak spor kompleksine kaydı yapılmamış olsaydı,
Yönetmelik gereği sadece profesyonel sporcuların kullanımına açık olması gereken ve derinliği 4,35 m olan bu havuz yüzmeye gelen diğer vatandaşların kullanımına kapalı veya en azından bir uyarı levhası olsaydı
Bu ve benzeri muhtemel olaylara müdahale etmek üzere spor kompleksinde daha önce görevlendirilmiş olan sağlık ekibi ve ambulansın buradaki görevine olaydan önce son verilmemiş olsaydı.
Biri Olimpik Atlama Havuzu olmak üzere yan yan bulunan (2) adet havuzda, sadece (1) eğitmen değil yine yönetmelik gereği “derinlik fark etmeksizin asgari her bir havuz için ayrı bir cankurtaran bulundurulur” şeklindeki talimata aykırı hareket edilmeyerek gerekli teçhizata sahip her bir havuz için ayrı ayrı birer cankurtaran görevlendirilmiş olsaydı,
Suyun dibinde sırt üstü yattığının fark edilmesiyle kurtarması için haber verilen ve olay sonrası “cankurtaran” olmadığı halde bu görevi yerine getirmek üzere görevlendirildiği anlaşılan görevlinin de diğer havuzun en uzak noktasında değil, yerinde (gözetleme kulesinde) daha duyarlı görevini yapıyor ve boğulma olayını ilk anında fark ederek müdahalesini daha erken yapmış olsaydı,
Ambulans gelene kadar geçen yaklaşık 20 dk süre içerisinde yapılan ilk müdahale esnasında, yüzmeye gelen diğer vatandaşlardan “aranızda doktor var mı” diye sorularak medet umulmadan, ilk yardım kursunu almış, gerekli teçhizata sahip uzman kişiler tarafından müdahalesi yapılmış olsaydı,
Olay sonrası çağrılan ambulans 20 dakika sonra değil de daha erken süre içerisinde gelmiş olsaydı,
zira Emirhan’ın kaldırıldığı hastane tesise sadece 600 metre, yürüyerek götürülse bile daha hızlı müdahale edilirdi, şu an aramızda olabilirdi…

İBB’NİN BEKLENTİSİ: BOĞULAN KENDİ KURTULSUN!
Acılı abla Ayşen Erdönmez, sözlerini şöyle tamamladı:
“Özün özü, tesiste cankurtaran değil, lisansı bitmiş bir eğitmen var ve orada bulunan yüzücülerden olası bir boğulma halinde bu kişilerden medet umması bekleniyor. Orada yönetmelik gereği bulunması gereken ekipmanları ve sağlık görevlileri saymıyorum bile. Yani biri boğulma tehlikesi geçirirse kendi imkanlarıyla çıkması bekleniyor tesis tarafından. Sorumlulara gelince tesis müdürü, müdür yardımcısı, yöneticisi her kimse, kimse bu sorumluluğun altına imza atmıyor, istifa edenler işten çıkarılanlar..Herkes bir şekilde kurtulma derdinde. Ama giden bir can ve kardeşimin canı.
Sonuç ne olursa olsun hiçbir şey kardeşimi geri getiremez, bunun farkındayım. Ama insan bu şekilde yaşayamıyor. Bu olayın bir daha başka aileler için yaşanmayacağının garantisini verebilecek misiniz? Bizler aile olarak bu büyük acıyı yaşadık yaşamaya da devam edeceğiz ve seni hiçbir zaman unutmayacağız canım kardeşim.”
