Türkiye start-up ekosisteminin sesinin uluslararası alana taşınması amaçlanan etkinliğin Eren Bülbül Konferans Salonu’ndaki açılışında konuşan Bilişim Vadisi Genel Müdürü Erkam Tüzgen, geçmişte farklı kıtaları keşfeden kaşifler gibi bugün start-upların keşfedip, icatlar yaparak dünyayı genişlettiğini belirterek, yapay zeka uygulamalarıyla bütüncül düşünme kapasitesinin arttığını söyledi.
Yapay zekanın da yaşama neler katacağını bugünden hayal etmenin kolay olmadığını ifade eden Tüzgen, bunu hayal edebilmek, hayalin ötesine geçip bunları geliştirebilmek için özel ekosistemlere ihtiyaç duyulduğunu kaydetti.
Tüzgen, bu ekosistemlerin güçlendirilmesi için start-uplarda olduğu gibi hükümetlerin, sivil toplum kuruluşlarının, yatırımcıların, teknoparkların ve diğer ilgili tüm aktörlerin de daha iyinin arayışında olması gerektiğini dile getirerek, bu açıdan Startup20 çalışma grubunun bütün G20 ülkeleri için büyük fırsatlar barındırdığını bildirdi.
“AR-GE’YE AYRILAN BÜTÇE AÇISINDAN GELİŞMİŞ ÜLKELERLE REKABET HALİNDEYİZ”
Türkiye’nin son 20 yılda teknolojik olarak ciddi atılımlar yaptığını aktaran Tüzgen, ilk yerli ve milli haberleşme uydusu Türksat 6A’nın yörüngesine fırlatılmasıyla Türkiye’nin kendi haberleşme uydusunu üretebilen 11 ülkeden biri haline geldiğini söyledi.
Tüzgen, teknolojik gelişmeleri mümkün kılanın AR-GE, teknoloji geliştirme ve start-up ekosisteminin bütüncül şekilde ortaya çıkması olduğunu belirterek, “Ülkemizde AR-GE faaliyetleri 20 yılda 10 kat artış gösterdi. AR-GE’ye ayrılan bütçe açısından gelişmiş ülkelerle rekabet halindeyiz. 2023 yılında bilişim sektörü dolar bazında yüzde 30’dan fazla büyüme kaydetti. Bunları mümkün kılan ana şeylerden birisinin de girişimci fabrikası teknoparklar ve Bilişim Vadisi gibi kuruluşlar olduğunu gururla belirtmek istiyorum.” diye konuştu.
Türkiye’de 140 bine yakın AR-GE projesinin tamamlandığını, 32 binin üzerindeki projenin de devam ettiğini aktaran Tüzgen, şu anda Türkiye’de 7 Turcorn bulunduğunu, bunlardan 2’sinin 10 milyar dolar değerlenmeyi aştığını söyledi.
Yatırımlar itibarıyla Türkiye’nin 2023 yılında, tohum aşaması anlaşma sayısı bakımından Avrupa ülkeleri arasında İngiltere, Almanya ve Fransa’nın ardından 4. sırada yer aldığını dile getiren Tüzgen, şunları kaydetti:
“Teknoloji vizesi, Turcorn100 programı gibi çok sayıda programlarla biz ülkemizin dünyadaki girişimcilik ve teknoloji ülkeleri arasında olmasını hedefliyoruz. Türkiye’deki girişimcilik ekosistemini dünyanın ilk 10 start-up ekonomisi arasına sokmayı hedefliyoruz.
Bilişim Vadisi olarak biz de mobilite, bağlantı teknolojileri, oyun, siber güvenlik, akıllı şehirler, finans teknolojileri, enerji, sağlık gibi çok çeşitli alanlarda faaliyetler yürütmekteyiz, ekosistemi güçlendirmeye çalışmaktayız. Özellikle, mobilite ve oyun sektörü için yürüttüğümüz çalışmaların uluslararası alanda da ilgi gördüğünü paylaşmak istiyorum. Startup 20’de ülkemizi temsil ediyor olmaktan gurur duymaktayız.”
Konuşmanın ardından Türkiye, Hindistan, Güney Kore, Brezilya, ABD, Hollanda, İngiltere, İtalya, Fransa, Güney Afrika ve Avustralya’dan temsilcilerin katıldığı etkinlikte, uluslararası işbirliği, sorumlu yapay zeka, tokenizasyon, inovasyon, çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim ve yatırım konuları ele alındı.
Organizasyonda, ulusal ve uluslararası konuşmacıların katılımıyla yuvarlak masa toplantısı ve çalıştay yapıldı.
Bingöl’de 7’nci sınıf öğrencisi Selman Karatoprak (13) köyde bulduğu, kendini ağırlığının yüzlerce katını taşıyabilen gergedan böceğinin (Oryctes nasicornis) fotoğrafını çekip, ailesi aracılığıyla Bingöl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Başkanı Dr. Öğretim Görevlisi Mustafa İlçin’e ulaştırdı.
Daha sonra doğaya salınan böcekle ilgili konuşan İlçin, gergedan böceğinin çok değerli sanıldığını ve bu yüzden kaçak olarak avlandığını belirterek, “Türkiye’de bu böceğin maddi bir karşılığı yok. Bu böceklerin popülasyonlarının korunması ve doğal yaşamın sürdürülebilirliği için avlanmaması gerekiyor. İdari birimlerce izinsiz toplayanlara 100 bin liraya kadar para cezası öngörülmektedir. Tarımsal anlamda da bir zararı söz konusu değildir” dedi.
Bingöl’de 7’nci sınıf öğrencisi Selman Karatoprak, ailesiyle tatil için gittiği merkeze bağlı Ağaçeli köyünde, kendi ağırlığının yüzlerce katını taşıyabilen gergedan böceğini buldu. Karatoprak, ilk defa gördüğü böceği bir süre çeşitli yiyeceklerle beslemeye çalıştı.
Karatoprak, daha sonra, böceğin fotoğrafını çekerek, ailesi aracılığıyla Bingöl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Başkanı Dr. Öğretim Görevlisi Mustafa İlçin’e ulaştırdı. Böceği ilk kez gördüğünü belirten Selman Karatoprak, “Arkadaşlarımla oynadıktan sonra eve dönerken, şöyle farklı bir böcek gördüm. Eve gelip babamın telefonundan araştırmaya başladım. Adının gergedan böceği olduğunu öğrendik. Bu böcek kendi ağırlığının kat kat fazlasını taşıyan bir böcek türüymüş. Böceği yeniden doğaya salacağım” dedi. Böcek daha sonra doğal ortamına bırakıldı.

‘GÜÇLÜ BİR YAPIYA SAHİP’
Dr. Öğretim Görevlisi Mustafa İlçin, gergedan böceğinin güçlü bir yapıya sahip olduğunu belirterek, “Halk arasında gergedan böceği olarak bilinen bir tür olup, oldukça spesifik bir yapıya sahiptir. Erkek böceklerde boynuzumsu bir yapısı vardır. Dişileri ise boynuzsuz bir yapıya sahiptir. Genel itibariyle 20-60 milimetre arasında uzunlukları vardır. Gergedan böceğimiz, kendi boyutunun 850 katından daha fazla yük kaldırabilme potansiyeline sahiptir. Oldukça güçlü bir böcektir. Kanat yapısı elitradır. Elitra kanat yapısına sahip olan böceklerin de tabii böyle bir güçlü yapıya sahip olduğunu da ayrıca ifade etmek mümkün” diye konuştu.
‘SAYILARININ AZALMASI BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİĞİMİZE CİDDİ BİR ZARAR VERMEKTEDİR’
Kaçak avcılar tarafından değerli sanılarak fazlaca toplandığı için sayılarında azalma olduğunu ifade eden İlçin, şöyle konuştu:
“Gergedan böceğinin farklı ülkelerde özellikle ekonomik anlamda bir kullanışının söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Ancak Türkiye’de maddi bir karşılığı yoktur. Bu durumun popülasyonları açısından, özellikle kaçak avcılar noktasında ciddi bir tehlike oluşturduğunu söylemek mümkün. Bu da doğamıza, biyolojik çeşitliliğimize ciddi bir zarar vermektedir. Tarımsal anlamda bir zararı söz konusu değildir. Bingöl ve çevresinde bu böceğe rastlamak mümkün. Başta Avrupa, Asya ve Afrika’nın kuzey kısımlarında da yerleşik göstermektedir. Ülkemizin de birçok bölgesinde görebileceğimiz bir böcektir. Maalesef popülasyonları noktasında da ciddi azalış olduğunu da ifade etmek mümkün. Bundan mutlaka kaçınmak gerekmektedir. Kaçak avcılar tarafından maddi değerlerinin olduğu sanılıp fazlaca toplandığından, sayıları gittikçe azalmaktadır. İdari birimlerce 100 bin liraya kadar cezası vardır.”
Bakanlık, şimdi de bu mücadeleye vergi mevzuatında yapılmasını önerdiği değişiklikle yasal destek verilmesini amaçlıyor. Bu kapsamda bir vergi paketi hazırlayan Bakanlık, yasal düzenlemelerle kayıt dışılıkla mücadelede gönüllü uyumu artırmayı öngörüyor.

GÜNLÜK HASILAT TESPİTLERİ, YILLIK HASILATIN HESABINDA DİKKATE ALINACAK
Pakete göre, özellikle hizmet işletmelerinde yapılan günlük hasılat tespitlerinden hareketle yıllık hasılat kontrol edilecek.
Serbest meslek erbabı ile ticaret erbabının ayda 3, yılda da 12’den az olmamak üzere yapılacak yoklamalarla günlük hasılatları belirlenecek. Mükellef tarafından beyan edilen hasılat ile yoklamalarda belirlenen hasılat arasında belli bir oranda fark bulunması halinde, mükellef izaha davet edilecek. İzahın yeterli görülmemesi halinde yapılan tespitler, yıllık hasılatın hesaplanmasında dikkate alınacak.

GELİR VE KURUMLAR VERGİSİNDE TEVKİFAT KAPSAMI GENİŞLETİLECEK
Gelir ve kurumlar vergisinde ticari kazançlarda yıllara sari inşaat ve onarım işlerinde ödenen hakedişler ve istisnai bazı diğer ödemeler hariç, ticari nitelikte ödemelerde tevkifat yapılmıyor.
Paketle KDV’de olduğu gibi kayıt dışılığın yaygın görüldüğü sektörlerde gelir ve kurumlar vergisine mahsuben tevkifat yapılabilmesi için Cumhurbaşkanı’na yetki verilecek.
Özellikle hizmet sektöründe ve elektronik ticaret platformları aracılığıyla faaliyette bulunan işletmelerde yapılan ödemelerden tevkifat yapılması öngörülüyor.
USULSÜZLÜK VE ÖZEL USULSÜZLÜK CEZALARI ARTIRILIYOR
Usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları her yıl yeniden değerleme oranında artıyor ancak uzun yıllardır bu tutarlar güncellenmediği için caydırıcılığı azalıyor.
Paketle, usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezalarında artış öngörülürken fatura verilmemesi ve alınmaması durumlarında uygulanan özel usulsüzlük cezaları, aynı fiilin tekrarında artırımlı uygulanacak.
Vergi Usul Kanunu kapsamındaki belgeler yerine kanun kapsamında olmayan bilgi fişi gibi belgelerin düzenlenmesi halinde kesilmesi gereken özel usulsüzlük cezası 2 kat uygulanacak.
KAYIT DIŞI ÇALIŞANLARA ARTIRIMLI VERGİ ZİYAI CEZASI
Vergi ziyaı cezası, ziyaa uğratılan verginin 1 katı, kendiliğinden verilen beyannamelerde verginin yüzde 50’si, kaçakçılık fiillerinin varlığı halinde verginin 3 katı kadar kesiliyor. Kayıt dışı faaliyetlerde vergi ziyaı cezasının 1,5 kat olarak artırımlı uygulanması öngörülüyor.
Paketin yasalaşması halinde, kayıt dışı çalışanlara verginin 1 katı olarak kesilecek cezalar 1,5 kat, verginin 3 katı olarak kesilecek cezalar ise 4,5 kat olarak uygulanacak.
Başkasının banka hesaplarını kullananlara ve hesaplarını kullandıranlara özel usulsüzlük cezası kesilmesi öngörülüyor.
Mal teslimi veya hizmet ifalarına ilişkin para transferlerinin, başkasına ait banka hesaplarına yapılması durumunda, banka hesabını kullanan ve kullandıran adına ayrı ayrı, işleme konu tutarın yüzde 10’u nispetinde özel usulsüzlük cezası kesilecek. Asgari 25 bin lira olarak uygulanacak cezanın üst limiti de 20 milyon lira olacak.
Paketle, POS cihazını başka mükelleflere kullandıran ve başkasına ait POS cihazını kullananlara her bir tespit için ağırlaştırılmış özel usulsüzlük cezası kesilmesi öneriliyor. Her bir tespit için bilanço esasında defter tutanlara 75 bin lira, işletme hesabında defter tutanlara 37 bin 500 lira, diğer mükelleflere 19 bin 500 lira ceza kesilecek.
Satıcının, alıcıya belge düzenlemediğinin alıcı tarafından idareye bildirilmesi durumunda, alıcı adına ceza kesilmeyecek, satıcıya ise verilecek özel usulsüzlük cezası üç kat uygulanacak.
Paketle, 7 bin lirayı aşan ödemelerin banka ve finans kurumları aracılığıyla yapılması zorunluluğuna uyulmasını teşvik etmek amacıyla banka ve finans kurumlarını kullanmadan ödemeyi yapan mükellefin durumu idareye bildirmesi halinde ödemeyi yapan adına ceza kesilmemesine yönelik düzenleme de yer alıyor.

ELDEN KİRA ÖDEMELERİNE CEZA
Meskenlerini kiraya verenlerin bu bedeli elden alması önlenecek. Bu amaçla elden kira ödemelerinde kiracılara da özel usulsüzlük cezası kesilecek. Ancak kiracı ödemeyi elden yaptığını idareye bildirirse kiracıya ceza kesilmeyecek. İş yeri kiralamalarında da aynı kural geçerli olacak.
Hazırlıkları yürütülen paketle Vergi Usul Kanunu’nda yer alan bazı kaçakçılık suçları için öngörülen hapis cezalarının alt sınırının 5 yıla çıkarılması için de çalışma yapılıyor. Aynı konudaki etkin pişmanlığa ilişkin hükümlerin de kaldırılması planlanıyor.
Ayrıca, Bakanlığın getirdiği bilgi verme yükümlülüğüne uymayan elektronik ticaret platformlarına kesilen cezalar ile ödeme kaydedici cihaz ve POS cihazlarına düzenlemelere aykırı davrananlara kesilecek özel usulsüzlük cezaları da artırılacak.
Video konferansa katılan Kacır, Türkiye’nin globalde 22. sıradan 14. sıraya yükseldiğini ve en fazla bilimsel yayın üreten ülke olduğunu söyledi.
Kacır, “Araştırmacılarımız 10 kat daha fazla uluslararası işbirliğine dahil oldu. Türkiye’yi kaynak alan yayın sayısı 0,69’dan 1,3’e yükselerek dünya ortalamasını aştı ve G20 ortalamasıyla eşitlendi” yorumunu yaptı.
Bilimsel araştırmalardaki ilerlemenin Türkiye’nin fikri mülkiyet kapasitesinde önemli gelişmelere yol açtığını belirten Kacır, şöyle devam etti:
“20 yıl önce patent başvurularında dünya çapında 39. sıradaydık. Bugün yerel patent başvurularında 12. sıradayız. 2002 yılında yılda sadece 414 yerli patent başvurusu vardı. Geçen yıl biz 8 bin 663 yerli patent başvurusu aldık. Tasarım başvurularında da dünya ikincisiyiz.
Bilimsel araştırmaların ülkelerimizin kalkınmasına katkıda bulunmasını sağlamak için, sıfırdan bir AR-GE ve inovasyon ekosistemi kurduk. Son 20 yılda AR-GE harcamalarımızı 10 kat artırdık; 1,2 milyar dolardan 12 milyar dolara yükseldi. 47 OECD üyesi ülke ve gözlemci arasında ikinci sıradayız. En çok AR-GE harcamalarını artırıyoruz. AR-GE iş gücümüzün 29 binden 272 bine çıkmasıyla, OECD ülkeleri arasında AR-GE personelinin en fazla arttığı ülke olduk.
Bugün ülkemizde 102 teknoparkta faaliyet gösteren 10 bin 500’den fazla teknoloji firması ve 1600’ün üzerinde AR-GE ve tasarım merkezi mevcut. Bu ekosistem sayesinde yüksek teknoloji sektörleri endüstriyel anlamda olumlu şekilde öne çıkıyor. İhracat hacmimiz 36 milyar dolardan 260 milyar dolara çıktı 20 yıl içinde, özellikle imalat sanayimiz ihracat için itici güç. Güneş enerjisinden çeşitli ürünlerde Avrupa’nın lider üreticisiyiz. Önemli teknolojilerde söz sahibi bir ülke olmayı başardık. Havacılık, savunma ve enerji alanlarında önemli ilerlemeler kaydettik.”
Bakan Kacır, Türkiye’nin dinamik girişimcilerin yer aldığı canlı bir startup ekosistemine ev sahipliği yaptığına da dikkati çekti.
Türkiye’nin güçlü inovasyon ortamının 7 unicorn tarafından desteklendiğini belirten Kacır, son 4 yılda Türkiye’den çıkanlara Turcornlar adı verildiğinin altını çizdi.
Kacır, şunlara vurgu yaptı:
“Girişimcilik çabalarıyla Türkiye bölgesel lider olarak ortaya çıkmıştır. Türkiye’de 2030 yılına kadar 100 Turcorn ve 100 bin teknoloji girişimi ortaya çıkacak. 5G teknolojileri, otonom mobilite sistemleri, pil ve çip teknolojileri, güneş panelleri, rüzgar türbinleri, biyoteknolojik ilaçlar, yeni nesil uydular, ve hızlı trenlere kadar önemli ilerlemeler kaydedeceğiz.”
“TÜRKİYE TEKNOLOJİ GELİŞTİRMEK İÇİN KÜRESEL BİR MERKEZ”
Bakan Kacır, bilgiye dayalı dijital ekonomiyi genişletmeyi ve Türkiye’nin gücünü daha güçlendirmeyi hedeflediklerinin altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ülkemizde yeşil ve dijital dönüşümü hızlandıracağız. Türkiye teknoloji geliştirmek için küresel bir merkez. Bu hedeflere ulaşma yolunda küresel çapta zorluklarla karşılaşacağımızı kabul ediyoruz. İklim değişikliği, doğal afetler, gıda, su, enerji ve ham madde krizleri, jeopolitik gerilimler, uluslararası eşitsizlikler ve ticarette korumacılık ve teknoloji, kararlılıkla ele almamız gereken yeni sorunları beraberinde getiriyor. Avrupa araştırma alanının vazgeçilmez bir bileşeni olan Türkiye, Ufuk 2020 Programı’na katılan 16 ülke arasında 4. sırada yer alıyor.
Amacımız Ufuk Avrupa’da daha da büyük başarılar elde etmektir. Ufuk Avrupa Programı’nın ilk 3 yılına ilişkin sonuçlar, Türkiye’nin güçlü ve olumlu eğiliminin devam ettiğini gösterdi. 2021’den bu yana 527 proje, 877 Türk araştırmacı ve yenilikçi firmanın yer aldığı projelerde 258 milyon avro hibe desteği alındı.
Türkiye, 1985 yılındaki kuruluşundan bu yana Eureka ağının aktif bir katılımcısı olmuş ve bu olağanüstü platformu tanımlayan kolektif bilgeliğe ve yenilikçiliğe katkıda bulunmakta ve bunlardan yararlanıyor. Türkiye, son yıllardaki aktif tavrıyla Eureka’nın başarılı aktörleri arasında yer alıyor. 2023 yılında 276 Türk kuruluşu farklı Eureka programları kapsamında finansman başvurusunda bulundu. Yaklaşık 125 milyon avroluk kamu-özel yatırımı çeken, finansman için onaylanan 37 projeye 116 kuruluş katılıyor.”
Kacır, Türkiye, proaktif yaklaşımı ve Eureka’ya katılımının yanı sıra, sürekli olarak sorumluluk üstlenme isteğini de ortaya koyduğunu söyledi.
Brezilya’nın Eureka’ya katılmasından mutluluk duyduklarını belirten Kacır, “Tüm ulusları, kuruluşları ve yenilikçileri bu yolculukta uzmanlıklarını paylaşmak ve sürdürülebilir ve müreffeh bir toplum inşa etmek ve işbirliği yapmak için Eureka’ya katılmaya davet ediyoruz.” diye konuştu.
Konuşmasının sonunda İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına da değinen Bakan Kacır, “Orada bebeklerin, çocukların, masum insanların hayatını kaybetmesine bir an önce son verilmeli.” açıklamasında bulundu.
“TOPLANTI SOMUT SONUÇLAR DOĞURACAK”
Toplantının somut sonuçlar doğuracağına inandığını söyleyen Fidan, “Türkiye olarak Körfez ülkeleriyle ilişkilerimize özel önem atfediyoruz. Ortak çabalarımız neticesinde ilişkilerimizde bugün geldiğimiz nokta memnuniyet vericidir. İlişkilerimiz her alanda güçlenmeye devam ediyor.” diye konuştu.

“SON 20 YILDA TİCARET HACMİNDE 16 KAT ARTIŞ YAŞANDI”
Türkiye ile KİK ülkeleri arasındaki toplam ticaret hacminin 2023’te bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 40 artarak 31,4 milyar dolara ulaştığını dile getiren Fidan, son 20 yılda ticaret hacminde 16 kat artış yaşandığını kaydetti.
Fidan, Türkiye’nin Körfez ülkeleri için en önemli turizm destinasyonlarından biri olduğuna dikkati çekerek, 2023’te 1,5 milyondan fazla Körfez vatandaşının Türkiye’yi ziyaret ettiğini hatırlattı.
Finanstan teknolojiye, savunma sanayisinden sağlığa, eğitimden kültüre kadar birçok alanda verimli işbirliklerinin yapıldığına işaret eden Fidan, tüm bu alanlarda daha büyük bir işbirliği potansiyelinin mevcut olduğunu aktardı.
Fidan, ikili ilişkiler güçlendirilirken KİK ile kurumsal işbirliğinin de geliştirilmesine önem verildiğinin altını çizdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Aralık 2023’te Doha’da düzenlenen 44. KİK Zirvesi’ne katılımının ikili ilişkilerde önemli bir dönüm noktası olduğunu söyleyen Fidan, şöyle devam etti:
“KİK Zirvesi’nden birkaç hafta sonra Sayın Cumhurbaşkanımız Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Umman vatandaşlarına vize muafiyeti tanıyan bir kararname yayımladı. Böylece tüm KİK ülkelerinin vatandaşları Türkiye’ye seyahatlerinde vizeden muaf tutulmuş oldu.”
Bakan Fidan, martta, Türkiye-KİK Serbest Ticaret Anlaşması müzakerelerinin yeniden başlatılmasına karar verildiğine, uzun bir aradan sonra 6. Bakanlar Toplantısı’nın düzenlendiğine işaret etti.
“BÖLGESEL ÇÖZÜMLER GELİŞTİRİLMESİNİN GEREKLİLİĞİNİN HER ZAMAN ALTINI ÇİZİYORUZ”
Fidan, küresel yönetişim mekanizmalarının mevcut zorluklarla mücadelede başarısız olduğuna ve bu çerçevede, bölgesel işbirliğinin daha da hayati hale geldiğine dikkati çekti.
İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarına değinen Fidan, “Bölgesel sorunlara bölgesel çözümler geliştirilmesinin gerekliliğinin her zaman altını çiziyoruz. Filistin’deki Gazze’de savaşla ilgili olarak da bölgesel sahiplenmeyi güçlü bir şekilde savunuyoruz. Filistinli kardeşlerimiz için adil bir çözümün sağlanmasıyla başlayacak biçimde, bölgede barış ve güvenliğin tesisi için daha yakın işbirliğimiz elzem olacaktır.” diye konuştu.
Fidan, İsrail’in Gazze’de “barbarca” suçlar işlediğini, bazı ülkelerin hala sessizliğini koruduğunu, buna son verilmesi gerektiğini vurguladı.

Gazze’de katliam devam ederken, Kudüs, Mescid-i Aksa ve Batı Şeria’daki durumun da unutulmadığının altını çizen Fidan, şunları kaydetti:
“Filistinli mahkumların maruz kaldığı insanlık dışı koşullar ve muameleler göz ardı edilemez. Hepimizi İsrail ve müttefikleri üzerinde baskı kurmak için elimizdeki tüm imkanları kullanmaya çağırıyorum. Bazı Batılı dostlarımızın unuttuğu uluslararası hukuk, insan hakları ve evrensel değerleri savunmak için saflarımızı sıklaştıralım.”
Fidan, Katar’ın kalıcı ateşkes sağlanması yönündeki çabalarının takdirle, Mısır’ın insani yardımın girişi konusundaki önemli rolünü de memnuniyetle karşılandıklarını belirtti.
“İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Ligi’nin (AL) Temas Grubu olarak Filistin’i tanıyan ve iki devletli çözümü destekleyen ülkelerin sayısını artırmayı başardık.” diyen Fidan, Türkiye’nin ateşkese yönelik haklı çağrılarının İsrail’in üzerindeki baskıyı artıracak güçlü somut adımlarla desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
Fidan, Türkiye’nin Güney Afrika’nın İsrail’e karşı Uluslararası Adalet Divanında açtığı davaya müdahil olma kararını açıkladığını ve İsrail ile tüm ticaretin askıya alındığını hatırlattı.
Filistin’e destek amacıyla farklı uluslararası platformların devreye sokulduğunu ve farklı bölgelerden ülkelerin sesi olunduğunu anlatan Fidan, şöyle devam etti:
“Gazze’nin yeniden inşasına katkıda bulunmaya hazırız ancak Gazze’yi yıkanlar ve yıkıma yardımcı olanlar da bu zararları tazmin etmelidir. Filistin’deki işgale karşı direniş artık İsrail ile Filistin arasında bir çatışma olmaktan çıkmış, tüm dünyada zalimlerle mazlumlar arasında bir mücadele haline gelmiştir.
Filistin Devleti’nin daha fazla ülke tarafından tanınması ve Birleşmiş Milletlere (BM) tam üye olması uluslararası hukukun, adaletin ve vicdanın gereğidir. Türkiye olarak, bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğü haiz bir Filistin Devleti’nin kurulması için her türlü çabayı göstermeye devam edeceğiz.”
FARKLI BÖLGELERDEKİ ÇATIŞMALAR
Fidan, herkesin dikkatini ve gayretini Gazze’de akan kanı durdurmaya adarken, Ukrayna, Sudan, Somali ve Yemen gibi farklı bölgelerdeki çatışmaların da hız kesmeden devam ettiğine işaret etti.
“Kızıldeniz’deki gelişmelerin, İsrail’in Gazze’deki katliamlarının durdurulmaması halinde çatışmaların yayılabileceği yönündeki uyarılarımızı ne yazık ki haklı çıkarmaktadır.” diyen Fidan, Suriye’nin de tırmanma eğilimi gösteren diğer riskli bölge olduğunu vurguladı.
Fidan, sürdürülebilir çözüme ulaşmak için bütüncül yaklaşımın benimsenmesinin şart olduğunun, Suriye’de uluslararası toplum, DEAŞ’la mücadele veya sahte seçimler düzenlemek gibi farklı kisveler altında terörist ve ayrılıkçı gündemleri ilerletmeyi amaçlayan çabalara karşı özellikle dikkatli olunması gerektiğinin altını çizdi.
Tüm paydaşların Suriye konusunda ortak duruşlarını ortaya koymalarının ve daha geniş koordinasyon içinde hareket etmelerinin zamanı geldiğini söyleyen Fidan, “Türkiye’nin Körfez bölgesine açılan kapısı olan ortak komşumuz Irak, uzun süredir devam eden çatışma ve istikrarsızlıkların yol açtığı sorunları yavaş yavaş aşmaktadır. Irak, bölgesel işbirliğinin nasıl üstel sonuçlar doğurabileceğini gösteren iyi bir örnektir.” ifadelerini kullandı.
Fidan, Kalkınma Yolu Projesi’nin bu olumlu gündemin iyi bir örneği olduğunu belirterek, tarafları bu stratejik projeye katılmaya davet etti.
İran’la ilgili gelişmelerin de bölgenin istikrarı açısından önemli olduğuna değinen Fidan, Çin ile ABD arasındaki rekabetin ve Rusya-Ukrayna Savaşı’nın bölge üzerinde ek olarak jeostratejik yük oluşturduğuna dikkati çekti.
Fidan, bölge ülkeleri olarak ekonomi, ticaret, güvenlik ve bilimsel çalışmalar gibi birçok alanda daha üst düzeyde entegrasyona ulaşmak ve birlikte ilerlemek için daha güçlü ittifak içinde olunmasının önemini vurguladı.

“KİK’İN DİĞER BÖLGESEL ÖRGÜTLERLE İLİŞKİLERİNİ GELİŞTİRMESİ BARIŞA, İSTİKRARA KATKI SAĞLIYOR”
Bakan Fidan, “KİK, bölgesel bir işbirliği mekanizması oluşturmanın meyvelerini topluyor.” ifadesini kullanarak, diğer bölgesel örgütlerle işbirliği yapabilecek daha büyük ve daha etkili mekanizma oluşturmanın zamanının geldiğini söyledi.
Fidan, Türkiye’nin çeşitli sektörlerde yatırım fırsatları sunduğunu aktararak, “Türkiye’de ortak girişimler ve sanayi üsleri kurmaya odaklanabiliriz. Ekonomik gelişmişlik seviyemiz göz önüne alındığında, daha iyi bir ekonomik entegrasyon için bir adım daha ileri gidebilir ve bölgesel ittifakımızı geliştirebiliriz.” diye konuştu.
KİK’in diğer bölgesel örgütlerle ilişkilerini geliştirmesinin barışa, istikrara ve refaha önemli katkılar sağlayacağını belirten Fidan, Türkiye’nin bölgesi ile ötesinde ticareti ve bağlanabilirliği güçlendireceğini aktardı.
Fidan, KİK ile Türk Devletleri Teşkilatı arasındaki üst düzey temasları memnuniyetle karşıladıklarını ve bu temasların kurumsal çerçevede daha da güçlendirilmesini desteklediklerini kaydetti.
Gelecek dönemde, Türkiye ile Arap Ligi arasındaki işbirliği ve koordinasyon mekanizmalarını yeniden canlandırmaya hazır olduklarını dile getiren Fidan, bu konuda destek beklediklerini vurguladı.
Fidan, KİK’in, 2016’daki darbe girişiminin ardından FETÖ’yü terör örgütü olarak tanıyan ilk uluslararası kuruluş olduğunu hatırlatarak, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından KİK’in gösterdiği dayanışma için de teşekkürlerini iletti.
Fidan, bu toplantının ilişkileri daha da geliştirmeye yönelik güçlü siyasi iradeyi teyit ettiğini görmekten memnuniyet duyduğunu, toplantının ortak hedefe katkıda bulunacağına inandığını sözlerine ekledi.
Küçükçekmece Kartaltepe Mahallesi Belediye Caddesi’nde çöken 3 katlı binayla ilgili Arel Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mehmet Fatih Alan değerlendirmede bulundu. Prof. Dr. Alan, “Kesin değerlendirmeler olacaktır. Tahmini değerlendirmeler yaptığımızda, Vali Bey 1988 yapımı olduğunu söyledi. Bu ne demektir?, 1998, 2007 ve 2018 deprem yönetmeliğine tabii olmayan bir binadır. 3 tane deprem yönetmeliği geçmiş üzerinden. Bu bina, bunlara göre kontrol edilip, dayanıklılığı tespit edildi mi? Biz deprem yönetmeliğine göre, binaları kontrol ediyoruz. Karotlar alıyoruz, acaba bu binada o var mı? Zemin etüt raporunun yapıldığını sanmıyorum. 2000 yılının öncesinde zemin etütleri pek yapılmıyordu. Zemine göre statik hesaplar değişmektedir. 2000 yılı öncesi yapılarda, devlete bağlı yapı denetim firmaları yoktu. Bir denetimsizlik söz konusu olabilir. Binada bakım yapılmadıysa, diyelim ki altını su bastıysa, taşıyıcı dediğimiz kolonlardaki demirler korozyona uğramış olabilir. Betonda kalitesini kaybetmiş olabilir. Dükkan katlarında duvarların olmaması, yukarıdaki katlara göre zayıf katları oluşturmaktadır” şeklinde konuştu.
“İSTANBULUMUZDA 2 BİN 3 BİN BİNANIN BÖYLE OLDUĞUNU TAHMİN ETMEKTEYİZ”
“Bunların projeleri incelendiğinde de acaba üstüne sonradan bir kat çıkıldı mı, kaçak kat olayı var mı yok mu bunun kontrol edilmesi gerekiyor. Her zaman için mühendislik hizmeti alınarak, kontrol edilerek bütün önlemler alınıp ondan sonra insanların oturmasını istemekteyiz. Bilhassa 2000 yılı öncesi yapıları tek tek kontrol etmemiz gerekiyor. Eğer çürükse yıkmamız, eğer sağlamsa da plaket vermemiz gerekiyor. Çünkü çok az çıkıyor. Bizim laboratuvarlara da birçok bina örneği geliyor incelemesini yapıyoruz. Yüzde 95 gibi büyük bir rakamda binalar depreme dayanıksız çıkıyor. Bu ne demektir? Deprem bile gerekmeden yıkılabilen binalarımız var. İstanbul’da hemen hemen her sene 2-3 tane böyle olay yaşamaktayız. İstanbulumuzda 2 bin 3 bin binanın böyle olduğunu tahmin etmekteyiz. Bunlar saatli bomba gibi ne zaman patlayacağı belli olmayan fakat zamanı gelince de böyle facialara sebep olan bir durumla karşılaştırıyor. 2019 yılında 5.8 büyüklüğünde deprem olduğunda bu tip binalar daha çok etkileniyor. Kontrol ettirmedikleri için farkına varmıyorlar. 4-5 sene sonra binalar böyle yıkılabiliyor” ifadelerini kullandı.
“Depreme karşı önlem, hasarı ve can kaybını yüzde 70 azaltır”
“Bu depreme hepimiz hep birlikte hükümettir, belediyedir, şirkettir ailede depreme hazırlanıyorsak hesap kitap yapabilir bina kaç yıllıktır, onu öğrenebiliriz.” diyen uzman isim şunları söyledi;
“Daha sonra ona göre önlem alabiliriz. Eğer dikkat edersek depremde yüzde 70 önlem alabiliriz. Yüzde 70 çok büyük bir rakamdır. O zaman depreme karşı önlem için neden şimdiden başlamıyoruz?
“Iğdır’da deprem olma olasılığı var ama büyük deprem yoktur”
Türkiye’nin 81 ilinin 71 ilini gezdim seminer verdim. Normalde Türkiye’deki iller kıpkırmızı oluyor. Türkiye için öyle bir durum söz konusu değildir. Iğdır 2. Tehlikeli bölgededir. Eski tarihlere kadar bakarsak 7’ye kadar büyük deprem yoktur. Fay hattı olduğu için hiç deprem olmaz diye bir şey söyleyemeyiz. Bir İzmir’de yaşayan veya İstanbul’da yaşayana göre o kadar korkmaya gerek yoktur.
“Maraş’taki deprem Hiroşima’daki atom bombasından 17 kat daha büyük”
Maraş’ta meydana gelen deprem Hiroşima’daki atom bombasından 17 kat daha büyüktür. Bazen depremler büyüklük olarak 1 gözüküyorsa güç olarak 32 kata eşit oluyor. Bingöl’de kaç defa deprem meydana geldi. Bazen soruyorlar hocam orda bir rahatlama oldu mu? Hayır diyorum. Bu depremler bin kattan sadece bir katı kırdı. Bunlar küçük uyarılardı. 999 tane daha orada bekleyen bir enerji var.
“Türkiye’de depremlerde can kaybı yüksek”
Türkiye’nin bir inşaat mühendisi olarak Türkiye’nin bir mimari olarak ben bunu üzülerek utanarak söylüyorum. Türkiye depremde can kaybı olarak üçüncü sırada yer alıyor. Bu çok kötü bir durumdur. Bu tablo neyi gösteriyor. Türkiye bir deprem ülkesi, evet ama çık sık ve çok büyük bir deprem yok. Buna rağmen depremde can kaybı çoktur. Bu da acı bir durumdur.
“Deprem olmaz denilen yerlerde de deprem oluyor”
Adana’dan sonraki Kıbrıs tarafı komple deprem bölgesinde yer alıyor. Bazen domino taşı geriye dönüyor. O zaman Bingöl, Karlıova, Muş ve Bitlis bu bölge için ikinci deprem bölgesi diyebiliriz. Üçüncü olarak Ege tarafında çok büyük bir deprem yok yedi üstü yok ama çok sık deprem olabilir. En yüksek 6,5 diyebiliriz. Dördüncü olarak Marmara bölgesi yer alıyor. Depremin ne zaman nerede olacağını asla pek tahmin etmekte mümkün değil. Çünkü eskiden Konya, Karaman, Niğde tarafında deprem yok diye söyleniyordu. Ama deprem meydana geldi. Deprem artık her yerde oluyor. Bunu kimse anlamıyor. Japonya’da araştırmalar yapılıyor deprem öncesi toprak yükseliyor bunun için uydulardan kontrol yapılıyor”
Dünyada gelir adaletinin bozulduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünyadaki en zengin yüzde 1’lik kesimi toplam küresel servetin neredeyse yarısına sahip” tepkisinde bulundu.
Başkan Erdoğan “Küresel sistemin tüm unsurlarıyla günümüz gerçekleriyle dizayn edilmesi gerektiğini söylüyoruz. Rusya- Ukrayna savaşı ve Gazze soykırımıyla birlikte artık bu kaçınılmaz olmuştur.” ifadelerini kullandı.
Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şu şekilde;
İki gün boyunca konuşulacak başlıklara baktığımızda kapsamlı bir hazırlık görüyoruz. İslam ekonomisinin odağında geniş bir yelpazede paneller, yol gösterici tartışmalara zemin olacaktır.
Zirve’nin ülkemiz, bölgemiz, ekonomimiz insanlık için hayırlı olmasını diliyorum. Türkiye, Albaraka Zirvelerine ilk kez evsahipliği yapıyor. Dünyanın 75 farklı ülkesinden yaklaşık 1500 den fazla katılımcıyı zirve münasebetiyle Türkiye’de misafir edeceğiz. Ülkemizde İslami finans ve katılım sektöründe ivme kazandıracağına inanıyorum. Kıymetli fikirleriyle zirveye katkı sunan tüm katılımcılara şimdiden teşekkür ediyorum.
Geçen sene hizmete açtığımız İstanbul finans merkezi bu çabalarımızın sembolü oldu. İstanbul’un İslami finans alanında büyük bir potansiyel sahip olduğunu uluslararası yatırımcılar da tastik ediyor. Global ölçekte İslam ekonomisine yönelik hizmet ve ürün pazarlarının keşfedilmesine zirvenin yardımcı olacağı kanaatindeyim.
“ULUSLARARASI DENGE KAYBOLMUŞ, KAOS DÜNYANIN HAKİM RENGİ GALİNE GELMİŞTİR”
Son yıllarda dünyamız köklü bir sürecin içinden geçiyor. Şunu çok net görebiliyoruz. Uluslararası sistemde denge kaybolmuş, istikrarsızlık ve kaos dünyanın hakim rengi haline gelişmiştir.
“KİMSE KENDİNİ EMNİYYET HİSSEDEMEZ”
Afrika’da onca yeraltı kaynağına rağmen insanlar ölüyorsa, Suriye’de, Yemen’de kan akmaya devam ediyorsa Gazze’de onca insan katlediliyorsa, her yıl binlerce umut yolcusu son nefesini çöllerde veriyorsa kimse kendini emniyette hissedemez, gece başını yastığa rahat koyamaz. Güvenliğin olmadığı yerde demokrasi ve özgürlük olmaz. Küresel sistemin elitleri bu tabloyu duymazdan geliyor.
“SORUN ÜRETEN SİSTEMDEN VAZGEÇMELİYİZ”
İnsanlık olarak hem kendimizin hem evlatlarımızın müreffeh bir dünyada yaşamasını istiyorsak sorun üreten sistemden vazgeçmeliyiz. Bunun yerine daha dengeli, daha kuşatıcı bir sistem için hep beraber el ele vermeliyiz.
Hangi inanca kültüre mensup olursak olalım bunun için mücadele etmemiz gerektiğinin altını bir kez daha çizmek istiyorum.
Meydan okumalar, esasen hiçbir alternatif bırakmıyor.
“FİNANSAL SİSTEM , REEL SEKTÖRÜ SÖMÜREN BİR YAPIYA DÖNÜŞTÜRMÜŞTÜR”
Küresel finansal mimarinin gayesi asıl refah artışına fayda sağlamak olmalıdır. Finansal sistem, reel sektörü sömüren bir yapıya dönüşmüştür. Gelir ve servet adaletsizlikleriyle yapay büyümeyle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler üzerinde baskıya neden oluyor. Sistemin yapısal sorunları gün yüzüne çıktığı halde süreç geçici önlemler alındı. Finans mimarisinin oldukça kırılgan yapıda olduğunu herkes kabul ediyor.
Uluslararası Finans Enstitüsü’ne göre küresel borçluluk 315 trilyon dolar seviyesine ulaştı. Bu oranların sürdürülebirliliği bile şüpheliyken borçlanmanın daha da artması bekleniyor. Servet eşitsizliği tarihi bakımdan en yüksek seviyeye çıktı. En zengin yüzde 1’lik kesim küresel servetin neredeyse yarısına sahip. Alttaki yüzde 50’lik kesimin payı ise yüzde 1’i dahi geçmiyor. Fakirden zengine doğru artan bir servet transferi yaşanıyor. Afrika’dan Asya’ya milyarlarca insan bir avuç kişi için adeta seferber olmuş durumdadır.
Elini vicdanına koyan hiç kimsenin bu manzarayı içine sindireceğini düşünmüyorum. Kapitalist sistemin serbest piyasayı teşvik ediyor gibi görünse de tekelleşmeyi, paradan para kazanmayı ödüllendirdiğini görüyoruz. Fakiri daha da fakirleştiren bu sistemin dertlerimize derman olamayacağını hepimiz kabul etmek zorundayız.
Sosyal adaleti önceleyen, pozitif sosyal etki etmeyi amaçlayan katılım finans, tüm insanlığa hitap edecek potansiyele sahiptir. Türkiye olarak bunu tecrübe ettik. Özel finans kurumları 40 sene içerisinde sürekli değişerek bugünlere kadar geldi.
“KATILIM FİNANSI HAK ETTİĞİ YERE GETİRMEMİZ GEREKİYOR”
Bankacılık içindeki payı yüzde 9’a yaklaştı. Katılım finansın halen arzu ettiğimiz seviyenin gerisinde olduğunu itiraf etmek durumundayım. Yastık altı denilen, sistem dışı tasarruf anlayışına sahibiz. İnsanımız zor günler için gelirinin bir kısmını tasarruf eder. Bunu da altın ve maalesef dövizle yapmaktadır. Ekonomiye aktif bir katkısı olmadığını biliyoruz. Yastık altını ekonomiye sokmak için çağrıda bulunduk. Kurumlarımız toplumu ikna edici finansal ürünler geliştiremedi.
Ön yargılar hala kırılmadı. Bilgiden ziyade ön kabullerle hareket edildiğini görüyoruz. Katılım finansı hak ettiği yere getirmemiz gerekiyor. Ekseriyetle dini hassasiyetle tasarrufun değerlendirilmesi olarak görülüyor. Kısa vadede bankacılık içindeki payını yüzde 15’e çıkarmayı hedefliyoruz. İstanbul Finans Merkezi’nin açılışı ve yeni katılım finansların katılımı ile mesafe kat ettik. Katılım finansın gelişimine verdiğimiz önemi gösterdik. Finans ofisimiz tarafından hazırlanan katılım finans strateji belgesini de yayınladık.
“İSTANBUL’U KÜRESEL FİNANS VE KATILIM FİNANS MERKEZLERİNDEN BİRİ HALİNE GETİRECEĞİZ”
OVP ve Kalkınma Planı’nda önemli hedefler koyduk. Eylem maddelerimizle geniş alanda çalışıyoruz. Önümüzdeki dönemde inşallah katılım finans kanunuyla taçlandırmak arzusundayız. Son 21 yılda Türk ekonomisine başarılar yaşatmış bir hükümet olarak katılım finansı hak ettiği yerlere getireceğiz. İstanbul’u küresel finans ve katılım finans merkezlerinden biri haline getireceğiz.
“TÜRKİYE’YE GÜVENEN HİÇ KİMSE PİŞMAN OLMADI”
Türkiye’ye güvenen hiç kimse pişman olmadı. Kazandırarak kazanmayı amaçlayan hiçbir müteşebbis sonradan nedamet duymadı. Bundan sonra da kazan-kazan temeliyle iş birliklerimizi ilerleteceğiz. Tüm kurumlarımızın sizlere gereken kolaylığı ve yardımı yapmaya hazır olduğunu söylemek istiyorum.
]]>Türkiye ve birçok Avrupa ülkesinde gayrimenkul, turizm, maden, sigorta, teknoloji ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Peker Holding, Slovenya’daki yeni yönetim merkezi ve fabrikasının açılışını yaptı. Slovenya’nın Logatec şehrindeki yeni yönetim ve üretim üssünün açılışına, Türkiye’nin Slovenya Büyükelçisi Aylin Taşhan, Slovenya Ekonomi ve Ticaret Bakanlığı Direktörü Jernej Salecl, Ekonomik Kalkınma Bakanlığı Direktörü Tanja Permozer, Ekonomik Kalkınma Bakanlığı Koordinatörü Metka Urbas, Logatec Belediye Başkanı Berto Menard, Türkiye ve İtalya Tarım Bakanlığı heyeti, Avrupa’nın önde gelen bankalarının genel müdürleri ve iş dünyasının önemli isimleri katıldı.
Peker Holding’in Pek Automotive adlı iştirakine ait olan tesiste, insansız tarım araçları üretilecek. Aracın geliştirilmesi ve tesisin üretime hazır hale gelmesi için 117 milyon Euro’luk bir yatırım yapıldı. Tesiste üretilecek araçlar, başta Avrupa olmak üzere dünyanın birçok bölgesindeki çiftçilerin maliyetinde önemli bir düşüş sağlayacak.

ROBOT, 40 KAT ENERJİ TASARRUFU SAĞLIYOR
Açılış töreninde bir konuşma yapan Peker Holding Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Peker, “Bugün holdingimiz ve Pek Automotive şirketimiz için çok önemli bir günü yaşıyoruz. Uzun zamandır üzerinde çalıştığımız elektrikli insansız tarım aracımızın bir başka deyişle robotumuzun seri üretimine başlıyoruz. Tarım döngüsünün her aşamasını insansız ve tamamen elektrikle çalışan inanılmaz düşük maliyetle en verimli şekilde yapan robotu üretmeyi başardık. 3 yıldır sahada, çiftliklerde yaptığımız denemeleri tamamladık ve şimdi bu yeni fabrikamızda seri üretime başlıyoruz” dedi.
İlk aşamada 100 kişinin çalışacağı fabrikanın yıllık kapasitesinin 1.500 adet olacağını belirten Peker, “Bu yıl ilk olarak, Slopehelper ve AgileHelper adlı ürünlerimizi piyasaya sunacağız. Bu araçlarımızla çiftçiler için önemli bir fayda yaratacağız. Bu ürünümüzün geliştirme çalışmalarına 2008 yılında başladık ve bugüne kadar 14 patent aldık. Günümüzde tarım sektöründe sürdürülebilir verimliliği artırmak ülkelerin gıda güvenliği açısından önemli bir rol oynuyor. Biz de sürdürülebilir verimliliği sağlamak için yapay zekâyı kullandık ve elektrikli tarım robotları ürettik. Bu robotumuz, şu anda kullanılan traktörlere göre 40 kat daha düşük enerjiyle çalışıyor. Bir başka deyişle, bir traktörün 40 bin Euro yakıt kullanarak yaptığı işleri sadece 1.000 Euro’luk enerji kullanarak yerine getiriyor üstelik bunu da insansız yapıyor. Seri üretimine başladığımız robotumuz, dünya genelindeki yeni buluşların ödüllendirildiği Çin’deki yarışmada Girişimcilik ve İnovasyon kategorisinde birinci seçildi.”

TARIM DIŞI SEKTÖRLERDE DE KULLANILACAK
Son günlerde artan maliyetler nedeniyle başta Avrupa olmak üzere birçok bölgede çiftçilerin sorun yaşadığını söyleyen Peker, sözlerine şöyle devam etti: “Yapılan açıklamalardan görüyoruz ki bu sorunların ana nedeni artan enerji maliyetleri… Bizim robotumuzu kullanan bir çiftçi, çok önemli bir maliyet avantajı elde edecek. Gıda güvenliğinin sağlanmasına da çok önemli bir katkıda bulunmuş olacağız. Şu anda Avrupa’nın birçok ülkesinde distribütörlük anlaşmalarımızı yaptık, robotumuz bu ülkelerde hemen satışa sunulacak. Robotumuz çok yakın bir zamanda da Türkiye’de de çiftçilerimizin hizmetinde olacak.”
“En çok heyecan duyduğumuz bir başka konu da bu teknolojinin tarım dışında başka sektörlere de uyarlanabilecek olması” diyen Peker, “Başta Türk mühendisler olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinden mühendislerin özverili çalışmaları ile bu üstün teknolojiyi dünyaya armağan etmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Hedefimiz Türkiye başta olmak üzere, bu robotu üretecek fabrikalarımızı tüm dünyaya yaymak. Bu üstün teknolojiyi tüm dünyaya ulaştırma kararlığındayız” mesajını verdi.
Altınay Savunma Teknolojileri’nin halka arzında 8-9-10 Mayıs tarihlerindeki talep toplama süreci sona erdi. 35 milyon 294 bin 118 nominal TL’lik kısmı sermaye artırımı, 23 milyon 529 bin 412 nominal TL’lik kısmı ise ortak satışı olmak üzere toplam 58.823.530 nominal/adet hissenin satışa sunulduğu halka arz sonrasında şirketin halka açıklık oranı %25 olarak gerçekleşti. Konsorsiyum lideri olarak TSKB, konsorsiyum eş liderleri olarak ise Ziraat Yatırım ve Yatırım Finansman’ın görev aldığı halka arzın büyüklüğü ise yaklaşık 1,9 milyar TL oldu.
7 kat talep geldi
Altınay Savunma Teknolojileri’nin halka arzına, yurt içi bireysel yatırımcılardan tahsisat tutarının yaklaşık 2,4 katı, yurt içi kurumsal yatırımcılardan tahsisat tutarının yaklaşık 18 katı, Altınay Grubu çalışanlarından da tahsisat tutarının 1,7 katı olmak üzere toplamda yaklaşık 7 kat filtrelenmemiş talep geldi.
Altınay Savunma Teknolojileri ile kurumsallaşma yolunda önemli bir adım attıklarını belirten Altınay Savunma Teknolojileri Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Altınay, “Yatırımcılardan yoğun bir talep aldık. 3,6 milyon bireysel yatırımcı, şirketimize ilgi gösterdi. Altınay Savunma Teknolojileri olarak, göstermiş oldukları ilgiden dolayı tüm yatırımcılara teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu yoğun ilginin bize duydukları güvenin de bir göstergesi olduğunu görerek oldukça gururlandık” diye konuştu.
Halka arz gelirleri yatırımlara aktarılacak
Türkiye için oldukça önemli olan Altay Tankı, Milli Muharip Uçak KAAN, Milli Gemi MİLGEM gibi projelerde imzası Altınay Savunma Teknolojileri, halka arz gelirlerini yatırımlarında kullanarak büyümeyi hedefliyor. Halka arzdan elde edilen gelirin yarısı hem yeni tesis hem de üretim teknolojileri yatırımlarına aktarılacak. Halka arz gelirlerinin diğer yarısının ise test ve doğrulama teknolojileri ile AR-GE ve ÜR-GE yatırımları, global satış ve pazarlama ağı yatırımları, işletme sermayesinin güçlendirilmesi, finansal borç ödemeleri, şirket satın alımı ve/veya iş ortaklıklarının kurulmasına aktarılacağı belirtildi.
Halka arz süreciyle yatırımcıların vatan savunmasına destek olmasından mutluluk duyduklarını ifade eden Altınay, “Altınay Savunma Teknolojileri’ni bu ülkenin geleceği için kurduk ve inandığımız değeri milletimizden aldık. Ülkemiz için ülkemizin çocuklarıyla şirketimizi geliştirdik. Halka arz sürecimizle milletimiz için kurduğumuz bu şirketi gerçek anlamda büyütmek için milletimizle ortak olarak; milletin malını millete teslim etmiş olduk. Altınay Savunma Teknolojileri olarak, Türkiye’nin savunma sanayisine ve ulusal güvenliğe katkı sağlamak için üretim kabiliyetlerimizi ve imkanlarımızı geliştirme yolunda çalışmalarımızı aralıksız sürdüreceğiz. Savunma teknolojileri sektöründe oluşturduğumuz güveni, borsa yatırımcısı tarafında da sağlamak en öncelikli hedeflerimizden biri. Talep toplamada sağlanan başarı da aslında bu güvenin bir göstergesi” dedi.
]]>Bölgedeki gençlere rol model ve Batman vekili olarak hizmet etmenin kendisi için gurur kaynağı olduğunu dile getiren Şimşek, mahalli seçimler ve Batman’ın geleceği için bir arada bulunduklarını kaydetti.
“İnsan odaklı hizmet ve eser siyaseti, yerel kalkınma, daha üretken, rekabetçi bir Batman, iklim değişikliği ve doğal afetlere karşı dirençli bir şehir, akıllı ve dijital uygulamalarla geleceğe hazır bir Batman istiyorsanız, onun adresi belli. Onun adresi AK Parti belediyeciliği.” ifadelerini kullanan Şimşek, AK Parti Batman Belediye Başkanı adayı Adil Sebati Ceylan’ın bu vizyon ve ilkelerle Batman’ı geleceğe taşımaya hazır olduğunu belirtti.
Batman’ın kalkınması ve gelişmesi için ekip ruhuyla çalışacaklarını ifade eden Şimşek, şöyle konuştu:
“İnşallah burada yerel kalkınma için ne gerekiyorsa yapacağız. Yerel kalkınma için biz beşeri sermaye yani insana ve altyapıya yatırım yapıyoruz. Teşvik ve finansmanla Batman’ı kalkındırmak için yoğun bir çaba içerisindeyiz. İnsana yatırım için önce Batman’a bir üniversite kazandırdık. 2007’de açılan Batman Üniversitesi bugün Batman’a sanayi, ticaret için nitelikli insan yetiştiriyor. 17 bin kardeşimiz Batman Üniversitesi’nde şu anda öğrenci. Her şeyin başı insan. Çocuklarımızın, gençlerimizin geleceği için en büyük yatırımı eğitime yaptık. 21 yılda, Batman’da derslik ve öğretmen sayısını 3’e katladık. Öğretmen başına düşen öğrenci sayısı 35’ten 15’e düştü. Derslik başına düşen öğrenci sayısı 52’den 24’e düştü. Bunlar şu anda dünyanın gelişmiş ülke standartları.”
AK Parti hükümetleri döneminde eğitime muazzam yatırım yapıldığını anlatan Şimşek, Batman’da sağlıkta devrim yaptıklarını, hastane ve yatak sayısını 6’ya, doktor sayısını 9’a, ambulans sayısını 26’ya katladıklarını vurguladı.
Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ni büyüttüklerini, Diş Hekimliği Fakültesi kurduklarını, 500 yataklı Devlet Hastanesi’nin yapımının sürdüğünü aktaran Şimşek, Onkoloji Tanı ve Tedavi Merkezi’ni yakında Batman’a kazandıracaklarını aktardı.
Altyapıya çok yatırım yaptıklarını, 21 yılda 25 milyar liradan fazla yatırım gerçekleştirdiklerini, bölünmüş yol uzunluğunu 11 kat arttırdıklarını bildiren Şimşek, köprü ve tünellerle Batman’ın altyapısının çok daha güçlü olduğuna dikkati çekti.
Havalimanı inşa ettiklerini, Batman’ın bereketli topraklarını suyla buluşturduklarını söyleyen Şimşek, artık Batman’da tarıma dayalı sanayinin geliştiğini anlattı.
Önümüzdeki dönemde Sağ Sahil Sulama Projesi’ni de hayata geçireceklerini ifade eden Şimşek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“İluh Deresi’ni ıslah edeceğiz. Batman’ı gelişmiş bir şehir haline getireceğiz. Kentsel dönüşümü eğer destek verirseniz birlikte başaracağız. Organize Sanayi Bölgesi 1990’da kurulmuş. Sadece 1-2 tane fabrika vardı. 100 kişi çalışıyordu. Bugün Organize Sanayi Bölgesi’nde 140 fabrika var. Bu fabrikalarda 12 bin 500 kardeşimiz çalışıyor. Batman sanayileşiyor. Batman, katma değer zincirinde de yukarı çıkıyor. AK Parti hükümetleri öncesinde tekstil ve konfeksiyon Batman’da emekleme dönemindeydi. Biz geldik tekel depolarını bu alana tahsis ettik. Bugün konfeksiyon ve tekstil sektöründe 40 bin Batmanlı kardeşimiz çalışıyor. Çünkü biz Batman’a yatırım yaptık. Batman’ın önünü açtık. Batman’a 6. bölge teşvikleri veriyoruz. O nedenle Batman büyük bir cazibe merkezi. Raman Organize Sanayi Bölgesi, Oyma Taş Organize Sanayi Bölgesi, Samanyolu Tekstil Organize Sanayi Bölgesi ve Sera Organize Sanayi Bölge olmak üzere 4 organize sanayi bölgesinin çalışmasını yürütüyoruz. Bunlar devreye girdiğinde 40 bin kardeşimize istihdam imkanı sağlayacağız. Batman’ın göçe ihtiyacı olacak. Çünkü Batman’daki çalışan kardeşlerimiz yetmeyecek. Bütün gençlerimize bu çerçevede iş imkanı sunacağız.”
Batman için yatırımlara hız kesmeden devam edeceklerini belirten Şimşek, kamu tarafından yürütülen 30 milyar liralık projelerin sürdüğünü, bu projeler tamamlandığında Batman’ın daha büyük bir cazibe merkezi olacağına işaret etti.
Kentin bölgesinde en büyük sanayi üssü olacağını dile getiren Şimşek, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Batman bunu başarabilir. Çünkü biz hemşerilerimize güveniyoruz. Size inanıyoruz. Onun için bugünkü mitingin adı Batman’ın geleceği mitingidir. İşte Batman’ın geleceği için pazar günü doğru adrese gideceğiz. Doğru tercihlerde bulunacağız. Gençlerimize yatırım yaptık. Her alana yatırım yaptık. Batman’ı parklarla, yeşille donattık. Hizmetleri sayacak vaktimiz yok. Bu hizmetlerin, yatırımların son hızıyla devamı için sizden destek istiyorum. Pazar günü doğru adrese Adil kardeşimize destek istiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımıza, baba ocağına Batman’a teşrifleri için şükranlarımı sunuyorum. Vakit Batman ve Türkiye vakti.”
]]>Tutuklu sanık Ertan Danacı, iç mekan tasarımcısı olarak binada dekorasyon işi yaptığını, kolon kesilmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını, yaptığı çalışma sonrasında ilgili kurumların herhangi bir aykırılık olmadığına dair rapor verdiğini savundu.
Binanın altında bulunan pastanedeki tadilatlar ile bu binanın yıkımının hiçbir ilgisinin bulunmadığını öne süren Danacı, “Pastanede tadilat yapılmasa dahi o binanın ayakta kalma şansı yoktur. Binanın beton dayanımı ve demirleri oldukça kalitesizdir. Bu yüzden pastanede yapıldığı iddia edilen tadilatlarla ilgili analiz yapılırsa, bu iddia edilen tadilatların yıkıma etkisinin olmadığı görülecektir.” dedi.
Danacı, binanın projesinde bulunan ancak uygulamada yapılmayan yerler olduğuna değinerek, mimari statik projede olmamasına rağmen binanın en statik bölgesine kaçak kat yerleştirildiğini, 8 metre uzunluğundaki taşıyıcı perdenin yapılmadığını ve binanın zemin etüdünün olmadığını savundu.
Kim tarafından ne zaman kesildiği bilinmeyen bir kolonun kepçe ile kazılarak çıkarıldığını belirten Danacı, şöyle devam etti:
“Sadece zemin ile asma kat arasında bulunan ama diğer 9 katta bulunmayan kolonun kesildiği görülmüş ve bunun yıkıma etkisinin araştırılması gerekmektedir. Ancak bu raporda dikkate alınmamış, herhangi bir akstan geçmiyor ve temelle bağlantısı yok. Bu kolona yükleme yapılmadığı için taşıyıcı olma özelliğe de yoktur. Bu direğin asma kat dışında düşey olarak yük taşımasına olanak yoktur. Bu raporların daha uzman bir yere gösterilmesi gerekmektedir.”
Fenni mesul tutuklu sanık Mehmet Tekin de hakkındaki iddiaları reddederek sürekli raporların konuşulduğunu ancak mühendislikten bahsedilmediğini söyledi. Tekin, “Burada her kolonda ve kirişin iki ucunda yükler sıfırlanır. Bir önceki kolon diğerine yük aktarmaz. Eğer oradaki bir kolon kaldırılırsa, o zaman kiriş kendisini imha etmeye çalışır.” dedi.
“İlk başta ‘kolon yok’ dediler ama statikte gözüküyor”
Binanın 1978 yönetmeliğine göre yapıldığını ancak 2018 yönetmeliğine göre ele alındığını belirten Tekin, binaya hazır beton dökmelerine rağmen kendilerine hala içinden çıkan kağıt parçalarından bahsedildiğini, bu konunun fizik kuralları çerçevesinde ve mühendislik açısından bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Tekin, “İlk başta ‘kolon yok’ dediler ama statikte gözüküyor. Daha sonra ‘bu kolon buraya hiç yapılmamış’ dediler, var olduğunu nasıl kabul ettiniz? Şimdi hangi güç ile ‘bu kolonun kesilmesi binanın yıkımına etki etmez’ diyorsunuz? Burada binanın hasar gören yeri belli ama hala neden yıkıldığını tartışıyoruz.” ifadelerini kullandı.
60 yıllık mühendis olduğunu dile getiren Tekin, Ezgi Apartmanı’nda donatı ve betonun kalitesiz olduğu iddia edilse de o dönemde aynı ekiple yaptıkları Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezi, Vali Konağı, Kahramanmaraş Müzesi gibi binaların hala sağlam olduğunu kaydetti.
Tutuksuz sanık Yakup Aktaş ise Ezgi Apartmanı’nı 8 şiddetindeki depreme dayanıklı olarak yaptıklarını savunarak, şöyle konuştu:
“O dönem bunun projesi Kahramanmaraş’ta 1 liraya yapılıyorken, ben bunu Ankara’da 10 liraya yaptırdım çünkü burada yapacak statikçi yoktu. Binanın projesini nervürlü demire göre yaptırdım. O dönem bu demir bulunmuyordu, yurt dışına ihraç ediliyordu gittim Hatay’dan getirttim. Kültür Sitesi’ndeki şantiyeme indirdim. Ben malzemeden çalmam, beni herkes bilir.”
Binaya torununun adını vermiş
4 defa vergi rekortmeni olduğunu, 1996 ile 1999 yıllarında Cumhurbaşkanı’ndan plaket aldığını anlatan Aktaş, ilk torunu Ezgi’nin adını binaya verdiğini, bu binayı saygın bir insan olarak eksik yapmayacağını savundu.
Aktaş, “2003 yılında yaşanan ekonomik krizde iflas ettim. Binanın alt tarafı iki ayrı büroydu, birisi bana ait diğer taraf Lütfi Bilir’e aitti. Ben iflas edince burası bankaya geçti, onlar da pastaneye sattılar. Binanın aradaki taşıyıcı perdeyi kırıp birleştirdiler ve 400 metrekare yaptılar. Benim yaptığım 23 tane bina var sadece ikisi yıkılmış. İki binada da kat malikleri tarafından kolon kesme ve dükkan genişletmeyle ilgili şikayetler var.” diye konuştu.
Binada 1999’dan beri apartman görevlisi olarak çalışan müşteki Mulla Kenger, kapıcı dairesinin iş yerine dahil edildiğini, kendisinin de 4. kata apartman yönetimiyle yapılan anlaşmayla yerleştirildiğini, 2017’de pastanede geniş çaplı tadilat yapıldığını, aynı iş yerinin daha önce boyacıyken gördüğü kolonu tadilat sonrası görmediğini söyledi.
Müştekilerin dinlendiği duruşma bugün devam edecek.
]]>Yönetim Kurulu’nun Genel Kurul’a teklif olarak sunduğu ve gündeme alınan maddeler oy birliğiyle kabul edildi.

RESMİ İLAN VE REKLAM YÖNETMELİĞİ’NDE DEĞİŞEN MADDELER
Genel Kurul tarafından 1 Nisan 2023 tarihinde yürürlüğe giren Resmî İlan ve Reklam Yönetmeliği’nin fiili satış şartları, süreli yayınların kadrosunda yer alabilecekler, internet haber sitesi bulunmayan yerlere ilişkin bekleme süreleri ve ziyaretçi trafikleriyle alakalı maddeleri başta olmak üzere 4, 18, 19, 20, 23, 35, 49, 51, 52, 53, 54, 56, 58, 61, 63, 65, 67, 68, 107, 111, 113, Geçici 4. ve Geçici 5. maddelerinde değişikliğe gidildi.
İLETİŞİMDE ‘YÜKSEK LİSANS’ VEYA ‘DOKTORA’YA POZİTİF AYRIMCILIK
Yönetmelikte fikir işçilerinin nitelik şartlarının düzenlendiği maddede değişikliğe gidilerek iletişim alanında ‘yüksek lisans’ veya ‘doktora’ programlarından mezun olanların doğrudan kadroda istihdam edilebilmesine olanak tanındı. Böylece beşeri sermayesi yüksek fikir işçilerinin kadroda yer almaları sağlanarak süreli yayınların daha kaliteli ve özgün içerikler üretmesi hedeflendi.

KÖŞE YAZILARINDA ‘NİTELİK’ ARANACAK
Yönetmeliğin köşe yazarı istihdamını düzenleyen maddesine “toplumsal mevzular hakkında kendi görüş ve düşüncelerinin yer aldığı” ibaresi eklenerek herhangi bir toplumsal mevzuda fikir sunmayan, güncellikten ve günlük hayattan uzak ve alıntılardan oluşan yazıların ‘köşe yazısı’ olarak değerlendirilmeyeceği hüküm altına alındı.
GAZETE VE İNTERNETTE EK GÖSTERGEYE YENİ DÜZENLEME
Son yıllarda gazete satışlarında yaşanan düşüşle birlikte kâğıt, kalıp, mürekkep, film ve kimyasallar gibi sarf malzemelerin girdi maliyetleri göz önünde bulundurularak günlük fiili satış adedi 75 binin ve 100 binin üzerinde olan gazetelere daha fazla resmi ilan verilmesini düzenleyen ek gösterge şartları kabul edildi.
Bir diğer düzenlemeyle ek göstergeden yararlanmak için sahte trafik sağlayan internet haber sitelerinin önlenmesi amacıyla ek gösterge oranları düşürülürken ilan haberleştirme ek göstergesinin ise sadece Genel Kategori’de yer alan internet haber sitelerine verilmesi kararlaştırıldı.

3 İLDE BEKLEME SÜRESİ 6 AYA DÜŞÜRÜLDÜ
Resmi ilan yayımlayan internet haber sitesi bulunmayan Bayburt, Çankırı ve Iğdır illerinde dijital yayıncılık sektörünün canlanması ve ilave istihdam oluşmasını sağlamak üzere bekleme süresi 24 ay yerine 6 ay olarak düzenlendi.
Ayrıca 1., 2., 3., 4. ve 5. Kategorilerde yer alan ve 6 aylık bekleme süresinin ardından resmi ilan yayımlama hakkı kazanmak isteyen internet haber sitelerinin gerçekleştirmeleri zorunlu kılınan 4 katı asgari tekil ziyaretçi sayısı 2 kata düşürülürken sayfa görüntüleme sayısı 2 kat olarak belirlendi.

DURDURMA VE YENİDEN DEVAM KARARLARINDA GÜN ŞARTI
İnternet haber siteleri hakkında asgari ziyaretçi ve trafik şartıyla ilgili durdurma ya da yeniden devam etme işlemlerinde; asgari ziyaretçi trafiklerini birbiri ardına en az 7 gün veya ay içerisinde fasılalı olarak en az 16 gün yerine getirip getirmediklerine bakılacak.
AĞIR İHLAL SUÇUNU İŞLEYENLERE 2 YIL HAK MAHRUMİYETİ
Ziyaretçi trafiklerinde “ağır ihlal” suçundan resmi ilan yayımlama hakları düşürülen internet haber siteleri ve imtiyaz sahipleri 2 yıl içerisinde yeniden resmi ilan yayımlama talebinde bulunamayacak.

HABER SİTELERİNİN DEVRİ VE ALAN ADAI DEĞİŞİKLİĞİNDE KOLAYLIK
Yönetmelikte daha önce 2 yıl olarak belirlenen devir ve alan adı değişikliği süresi 1 yıla düşürüldü. Böylece mevzuata ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlanan internet haber sitelerinin yayıncılık anlamında iyi işler yapan ancak resmi ilan havuzuna dahil olmamış internet haber sitelerine devredilmesi mümkün hale gelirken akılda kalması zor, yazımı uzun alan adlarının değiştirilmesi kolaylaştırıldı.

BORÇ PARA VE YARDIMLAR ARTIRILDI
Basın mensuplarına verilen faizsiz borç para miktarı 6 bin Türk Lirası’ndan 12 bin Türk Lirası’na; evlenen veya çocuğu olanlar için 9 bin 600 Türk Lirası’ndan 15 bin Türk Lirası’na yükseltildi. Geri ödemelerde taksit süresi 12 ay olarak belirlendi.
Geri ödemesiz muhtaçlık yardımı 4 bin Türk Lirası’ndan 6 bin Türk Lirası’na, ölüm yardımı ise 6 bin Türk Lirası’ndan 9 bin Türk Lirası’na çıkartıldı.

BASIN DERNEKLERİNE VE AZINLIK GAZETELERİNE 1 MİLYON TL
Basın İlan Kurumu Genel Kurulu, 2024 yılı içerisinde basın derneklerine 700 bin Türk Lirası, Lozan Barış Antlaşması kapsamında azınlık statüsünde sayılan cemaat toplulukları tarafından ülkemizde yayınlanan gazetelere ise 300 bin Türk Lirası yardım yapılmasını kararlaştırdı.
Diğer taraftan süreli yayınlara verilen kredilerde uygulanacak yıllık faiz oranı 2024 yılı için yüzde 45 olarak belirlenirken ihtiyaç duyulması halinde faiz oranının yıl içerisinde revize edilebilmesine imkan tanındı.

TOPLANTI ANISINA HATIRA AĞACI DİKİLDİ
32. Dönem 5. Genel Kurul Toplantısının ardından Genel Kurul Üyeleri günün anısına düzenlenen ağaç dikim törenine katıldı.

Afyonkarahisar Valisi Kübra Güran Yiğitbaşı, Genel Müdür Cavit Erkılınç ile üyeler dikilen ağaçlara can suyu verdi.

Türk Eximbank’ın, ülkedeki en büyük kredi hacmine sahip 9’uncu banka ve Türkiye’nin en büyük alacak sigortası kuruluşu olduğuna işaret eden Güney, kurumun ihracata katkısına dikkati çekti.
Güney, son yıllarda Türkiye’nin ekonomik büyümesinde en önemli itici gücünün ihracat olduğunu, bu kapsamda ülkenin resmi ihracat destek kuruluşu olarak Bankanın üstlendiği misyonun daha da önem kazandığını söyledi.
İhracatçılara sağlanan desteklere değinen Güney, şöyle konuştu: “2023 yılında ihracatçılarımıza 19,6 milyar dolar nakdi kredi sağladık ve 22,4 milyar dolar tutarındaki vadeli alacağı sigorta ederek, onları tahsilat riskinden koruduk. İhracatçılarımızın güvenle ihracat yapmalarını sağladık. Böylece, 2023 yılında ihracatçılarımıza 42 milyar dolar destek vermiş olduk.”
“FİNANSMAN DESTEĞİ ARTARAK DEVAM EDECEK”
Güney, ihracatın tabana yaygınlaşması için KOBİ’lerin banka desteklerine erişimine büyük önem verdiklerini aktararak, Türk Eximbank desteklerinden faydalanan ihracatçılar arasında 2020 yılında yüzde 70 olan KOBİ payını 2023 yılı sonunda yüzde 84,2 seviyesine yükselttiklerini bildirdi.
Hazine ve Maliye Bakanlığının yaptığı sermaye artışlarıyla Bankanın sermaye yapısının oldukça güçlendiğine dikkati çeken Güney, şunları kaydetti: “Bakanlığımızın Temmuz 2023’te 6,8 milyar lira ve bu yılın ilk günlerinde 3,3 milyar lira olmak üzere yapmış olduğu 10,1 milyar liralık nakdi sermaye desteğinin kaldıraç etkisiyle Bankamızın başta KOBİ’ler olmak üzere tüm ihracatçılara sağlamış oluğu finansman desteği artarak devam edecektir. 2024 yılında da küresel konjonktürde yaşanan olumsuzluklara rağmen, ülke olarak ihracat hedefimizi gerçekleştirmek için ihracatçımıza olan kredi ve alacak sigortası desteğimizi daha da artırarak 50 milyar dolar seviyesine çıkarmayı planlıyoruz. Bu desteğin 24 milyar doları kredi ve 26 milyar doları sigorta ve garanti olarak sağlanacak.”
“İHRACATÇILARIN FİNANSMANA ERİŞİM MALİYETLERİNİ AZALTTIK”
Güney, katma değerli ve yüksek teknolojili ihracat yapan firmaların finansmana erişimini kolaylaştırmak için çok önemli bir adım atarak kredi teminat yapısını bankacılık sektöründeki uygulamalar doğrultusunda çeşitlendirdiklerine işaret ederek, “İhracatçılarımızın kredi ve ihracat değerliliğini ölçerek değerlendirmeye tabi tutuyoruz. Bu değerlendirme sonucunda ihracatçı firmalarımız, teminat mektubunun ve Bankamız ‘İhracat Alacak Sigortası Poliçesi’nin yanı sıra sektördeki diğer ticari bankalarda da olduğu gibi menkul kıymet rehini, kefalet kurumlarının kefaleti, ipotek, gerçek ve tüzel kişi kefaletleri gibi diğer alternatif teminat türleri ile Eximbank kredi programlarından yaralanabilecek. Bu uygulamanın hayata geçmesiyle ihracatçıların finansmana erişim maliyetlerini azaltarak desteklerimizin erişilebilirliğini arttırdık.” değerlendirmesinde bulundu.
“FAİZ HASSASİYETİ OLAN İHRACATÇILARA ÇÖZÜM”
Faiz hassasiyeti olan ihracatçılara yönelik çözüm üretmeye devam ettiklerini vurgulayan Güney, BDDK’nin 2019 yılında Bankacılık Kanunu’nun kapsamını genişletmesiyle kalkınma ve yatırım bankalarının pencere usulüyle faizsiz finans hizmeti sunmasının önünün açıldığını anlattı.
Güney, söz konusu kararın ardından bu alandaki faaliyetlere hız kazandırdıklarına dikkati çekerek, bir yandan ürün ve hizmet geliştirme çalışmalarına başlarken bir yandan da bu ürünlerin uygunluk onayını verecek Danışma Komitesini Banka bünyesinde kurduklarını söyledi. Faizsiz finans esaslarına göre temin ettikleri fonları Katılım Finans Yatırım Kredisi ile kullandırmaya başladıklarını anımsatan Güney, “İhracat kredi sigortası alanında bir ilk olan katılım esaslı alacak sigortasını (tekafül) ise geçen sene ihracatçılarımızın hizmetine sunduk. İhracatçıların ihtiyaçları doğrultusunda ilgili düzenleyici kurumların ve katılım bankalarının da katkılarıyla katılım bankacılığı prensiplerine uygun yeni ürün ve hizmetler üzerinde çalışmaya devam ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
“REESKONT KREDİ FAİZLERİ SABİTLENDİ”
Bankanın nakdi kredi desteklerinden en önemlisinin Merkez Bankası kaynaklı Türk lirası reeskont kredisi olduğunu belirten Güney, şunları söyledi: “Merkez Bankamız tarafından Temmuz 2023’ten itibaren sunulan günlük reeskont kredi limitleri 10 kat artırılarak 3 milyar 50 milyon liraya yükseltildi. Bu limitin 2 milyar 50 milyon liralık bölümü Türk Eximbank’a tahsis edildi. İhracata ve ihracatçıya olan desteğin önemli bir göstergesi olarak Türk lirası reeskont kredileri faiz oranı Merkez Bankamız tarafından yüzde 25,93 olarak belirlenerek sabitlendi. Böylece bankacılık sektöründe hızla yükselen ticari kredi faizlerine rağmen firmalarımızın uygun maliyetli finansmanla ihracatlarını artırmalarına olanak sağlanmış oldu.”
]]>