Ticaret Bakanlığı, fenomenlere nefes aldırmıyor. Gizli reklam yapanlara tek tek cezalar gelmeye devam ediyor.
Kitabının linkini verdiği için ceza yiyen bir isim de klinik psikolog ve yazar Esra Ezmeci oldu.
550 BİN TL ÖDEDİ
Show Haber’e konuşan Ezmeci, bu cezanın kendisine önce yazılı olarak geldiğini dile getirdi ve tam tamına 550 bin TL ödediğini açıkladı. Bu cezayı fazla bulan Ezmeci, “Oradaki linki verirken bir ibare yazmamız gerekiyormuş. Bunu o dönem bilmiyordum.Oldukça caydırıcı, çok doğru bir şey.” ifadelerini de kullandı.
Daha önce beş farklı markanın reklamını yaptığı ve gizlediği için 550 bin TL para cezası ödemişti.

Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Sanat tarihçisi ve yazar Zerrin İren Boynudelik, seriye başlamadan önce içindeki öğrenme ve merak hevesini başkalarına da bulaştırabileceğini düşünmüştü. Kitapların hazırlanma sürecinde, bir resmi bazen saatlerce, hatta günlerce inceledi.
Resimde yer alan çeşitli nesnelerin, duruşların ve ifadelerin farklı katmanlardaki anlamlarını çalıştı ve görünenin ardında gizli olanı açığa çıkaran rehber nitelikli kitaplar hazırladı.
Bugüne dek seriden üç kitap çıktı: İkonografi, Mitoloji ve Emine Önel Kurt’la beraber kaleme alınan Günlük Hayat. Serinin dördüncü kitabı olan Alegori de Nisan ayında İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’nca yayınlandı.

Okur için okuma tavsiyesi
Kitap, şair ve yazar Hilmi Yavuz’un Alegori’den ‘Ulusal Alegori’ye Bir Kültürel Okuma Denemesi başlıklı sunuşuyla açılıyor. Zerrin İren Boynudelik, kitapta geç Orta Çağ, Rönesans ve Barok dönemlerde yapılan ve alegorik anlatımlar içeren 183 Avrupa resmini inceliyor.
Alegorinin en yaygın kullanıldığı alanlarda; erdemler ve günahlar, özgür sanatlar, esin perileri (müzler), duyular, elementler ve mevsimlerin dünyasında dolaşıyor. Kitabın sonunda yer alan simgeler tablosu, bu konuda çalışmış sanatçıların referans aldıkları yazılı kaynakların bilgileri ve sözlük de alegorik anlatımların anlaşılmasını okur için kolaylaştırıyor.
İletişim için:
Kitap@ensonhaber.com.tr
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ferruh Özpilavcı, kurumun Süleymaniye’deki başkanlık binasında gerçekleştirilen teslimi öncesinde AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’deki bütün yazma eser kütüphanelerinin toplandığı özel, tematik ve butik bir başkanlık olduklarını söyledi.
Başkanlığın el yazması eserlerin ideal iklimlendirme koşulları sağlanarak rutubetsiz bir ortamda muhafaza edilmesi, acil müdahale edilmesi gereken eserlerin restorasyonu ve eserlerin kataloglarının çıkarılması, dijitalleştirilmesi ve bu bilgilerin hizmete sunulması gibi çalışmalar yaptığını aktaran Özpilavcı, “Bir sonraki aşama da bunların bilimsel neşir ve çevirilerinin yapılması. Bu bağlamda da 200’den fazla yayınımız var ve hala eserler hazırlanmaya devam ediyor.” dedi.

– “KURULUŞUNDAN BU YANA ALDIĞIMIZ ESERLER 15 BİNİ BULDU”
Kütüphane ve koleksiyonlardaki kitapların değerlendirilmesinin yanı sıra tespit edilen eserlerin satın alınmasına yönelik de çalışmalar yaptıklarına işaret eden Özpilavcı, şunları kaydetti:
“Alanlarında uzman kişilerden oluşan bir heyetimiz var; bunlar eserin değerini takdir ediyor. Bir şekilde atasından, dedesinden kalmış, elinde yazma olanlardan ya da bu işlerle alakalı koleksiyonerlerden veya sahaflardan yazma eser alıyoruz. Kuruluşundan bu yana aldığımız eserler 15 bini buldu ki, bu çok büyük bir rakam. Bunlar belki yurt dışına gidecekti veya telef olabilirdi. Devletin buna bir bütçe ayırması, uzman bir kurum üzerinden değerlendirilmesi, bunların ideal bir ortama ve kondisyona kavuşturulduktan sonra görüntüsüyle, katalog bilgisiyle uluslararası seviyede araştırmacıların erişimine sunulması çok önemli.”
Özpilavcı, kuruma gelen bağışları da değerlendirdiklerini, bağışlanan eserler belirli bir sayıya ulaştığında özel bir koleksiyon açılabildiğini ve akademik literatüre geçtiği için ismi verilen bağışçının adının kalıcı bir hale geldiğini anlattı.
Eserlerin yurt içi ve yurt dışındaki araştırmacıların istifadesine sunulmasının önemini de vurgulayan Ferruh Özpilavcı, yazma eserlere bağlı 300’e yakın koleksiyon bulunduğunu, bunlara yönelik eksik eserlerin bulunması ve koleksiyonlara geri kazandırılması için özel çalışmalar yürüttüklerini ifade etti.
Bağışlanan eserin ait olduğu koleksiyona adını veren Hacı Beşir Ağa’nın 18. yüzyılda Osmanlı’da harem ağalığı yapan ve el yazması kitaplara çok ilgi gösteren bir zat olduğuna, pek çok kütüphane kurduğuna işaret eden Özpilavcı, koleksiyondan eserlerin geçmişte elle çoğaltılmak üzere ödünç verilebildiğini ve bunların bazılarının geri getirilmeyebildiğini, bütün bunlar göz önüne alındığında eserin koleksiyona geri kazandırılmasının çok önemli olduğunu dile getirdi.

– “ESERİ BAĞIŞLADIĞIM IÇIN ÇOK MUTLUYUM”
Eseri bağışlayan kitap meraklısı araştırmacı Mehmet Yayla, küçük yaşlarından bugüne tarihe ve eski eserlere çok meraklı olduğunu belirterek, “Kendi çabalarımla Osmanlıca öğrendim. Boş zamanlarımda müzeleri ve tarihi yerleri geziyorum. Tabii kitaplara da ilgim olduğu ve Osmanlıca öğrendiğim için Osmanlı Türkçesi kitaplar alıp okumaya çalışıyorum.” dedi.
Aldığı kitapların içerisinde el yazması özel bir esere rast geldiğini, kitap üzerindeki mühürler ve kayıtlar incelendiğinde Beşir Ağa’nın koleksiyonuna ait olduğunu öğrendiğini söyleyen Yayla, “Güler Doğan Averbek hocam, kitabın Süleymaniye Kütüphanesi’ne verilerek koleksiyona geri kazandırılmasının iyi olacağını söyledi. Ben de başkalarına da örnek olacağı mülahazasıyla eserin tekrar koleksiyona katılması gerektiğini düşündüm ve getirip kütüphaneye teslim ettim.” şeklinde konuştu.
Eseri bağışlayarak koleksiyona ait kayıp el yazmasının yuvasına geri dönmesini sağladığı için çok mutlu olduğunu ifade eden Yayla, şunları anlattı:
“Buraya gelmeden önce Beşir Ağa’nın Eyüp Sultan’daki kabrine gittim. Orada dua ettim ve içimden ‘Sizin bir eseriniz elime ulaştı. Tekrardan yerine bırakıp sizin vakfınızı tamamlıyorum.’ diye geçirdim ve konuyu kendisine de iletmiş oldum. Ellerinde böyle değerli el yazmaları olan herkese de bu eserleri bağış veya satış yoluyla ait oldukları yere geri kazandırmalarını tavsiye ederim.”
– “İSTANBUL’DAKI KÜTÜPHANELER BÜYÜK ÖLÇÜDE KORUNMUŞ”
Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Güler Doğan Averbek de İstanbul’daki kütüphanelerde bulunan tarihi koleksiyonlarla ilgili çalışmalar yaptıklarını, ulaştıkları bilgilere göre pek çok koleksiyonun az kayıpla bugüne ulaştığını gördüklerini kaydetti.
Prof. Dr. İsmail Erünsal’ın kütüphaneler ve el yazmalarıyla ilgili çalışmaları bulunduğunu belirten Averbek, şu bilgileri verdi:
“Erünsal’ın şu tespitini önemli buluyorum. Osmanlı topraklarında mesela Hicaz, Şam ve Mısır bölgesinde neredeyse tamamen yok olan vakıf kütüphaneleri var ama İstanbul’daki kütüphaneler büyük ölçüde korunmuş. Koleksiyonlarda kayıplar var ama çok az. Mesela ben bu kitaba baktığımda bir hırsızlık malı olmadığını, muhtemelen ödünç verildiği dönemde koleksiyondan ayrıldığını ve kitaplar arasında unutulduğunu tahmin ediyorum. Sonrakiler de anlamadı ve bugüne kadar geldi. Çünkü kötü niyet olsa eserdeki kayıtlar silinirdi, mühürler kazınırdı. Kötü niyet yok, çok iyi de korunmuş. Yani İstanbul’daki kütüphanelerin korunmasını, İstanbul’un dünyada İslam yazmaları konusunda cennet olması neticesini vermesi bakımından çok önemsiyorum.”
Averbek, Cumhuriyet öncesinde 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Batı’da İstanbul’daki kütüphanelerin yağmalanmasına yönelik bir plan hazırlandığına dikkati çekerek, “İstanbul’daki yazmaları Hicaz bölgesinde, Kahire’de, Bağdat’ta olduğu gibi yağmalamayı planlıyorlar fakat bu gerçekleşmiyor. İstanbul kütüphaneleri korunmuş, bunu bilmemiz lazım.” dedi.
El yazmalarının bugün de çok iyi korunmaya devam ettiğini vurgulayan Averbek, “Elinde yazma eserler olanlar, hiç düşünmeden bunları Türkiye Yazma Eserler Kurumuna ulaştırabilir. Mehmet bey çok doğru bir şey yaptı, zaten yapması gereken bir şeydi belki ama istese yapmayabilirdi.” açıklamasını yaptı.

– “DİĞER ZAYI NÜSHALARIN DA KOLEKSİYONA KAZANDIRILMASI ÖNEMLİ”
Türkiye Yazma Eserler Kurumunda 11 yıldır kataloglama biriminde görev yapan yazma eser uzmanı Tenzile Derin Şahal ise koleksiyonların kayıp olan nüshalarına ilişkin çalışmalar yürüttüklerini söyledi.
Eserlere ilişkin verileri girerken Cumhuriyet’in ilk yıllarında yapılan katalogları da incelediklerini belirten Şahal, şunları kaydetti:
“Bu kataloglar analize açık olmasını istediğimiz veriler açısından yetersiz. Yani hepsi çok çok iyi niyetlerle yapılmış ama yetersiz. Şimdi biz fiziksel olarak elimizde olan ve görüntüsüne de sahip olduğumuz eserlerin bütün bilgilerini girmeye çalışıyoruz. ‘Emsile ve Bina’ gibi yaygınlığından dolayı dikkat çekmeyeceğini düşünülen eserlerin bulunduğu nüshalarda bile çok kıymetli alimlerin el yazısıyla çok önemli notları olabiliyor. Bütün bu yazmaların kenarlarındaki notlara kadar detaylı açıklamalarını giriyoruz. Fakat zayi olan nüshalar var.”
Şahal, Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunan koleksiyonlar özelinde zayi nüshalara ilişkin gerçekleştirilen çalışmalara değinerek, “Bu bizim takibinde olacağımız bir konu olacak. Çünkü bu şekilde neticelenmesi bizi çok mutlu etti. ‘Mecmu’atü’l-Ebyati’l-Arabiyye’ adlı eser, ait olduğu yere geri döndü. Bu neden diğer zayi nüshalar için olmasın? Neden kaybolduğunu, ne nedenle kütüphaneden çıktığını yani bunun tarihsel gelişimini incelemek de bizim kendimize görev bildiğimiz, iş kalemleri arasında.” değerlendirmesini yaptı.
Mehmet Yayla’nın bağışının başkalarına da örnek olmasını ve zayi olan nüshaların çok daha iyi şartlarda korunacağı kütüphaneye geri dönmesini arzu ettiklerini ifade eden Şahal, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kataloglama birimi olarak eseri koleksiyondaki yerine koymadan önce sayfa sayfa inceleyeceğiz. Her sayfada hangi bilgiler var, hepsinin dökümünü yapacağız. Bu bilgileri 46 başlıkta giriyor ve birbirleriyle bağlantılandırıyoruz. Bir sonraki aşamada fiziksel ve sanatsal özelliklerini dikkate alarak hikayesini daha da derinleştirmeye çalışıyoruz. Öncelikli vazifemiz bütün verileri doğru ve standart bir şekilde girmek. Bu bir Arap edebiyatı mecmuası, içinde muhtemelen parça parça şiirler, beyitler, paragraflar var. Bütün bunların teker teker hangi sayfada kimin nakli olduğunu, kimin eserinden alındığını yazıyoruz. Bu da bu mecmuayı yazan kişinin ilgi alanını tespit etmemize yarıyor.”

– BEŞİR AĞA KOLEKSİYONU VE ESER HAKKINDA
Osmanlı Devleti’nde kurulan kütüphaneler ve şahsi koleksiyonlar konusunda yaptığı araştırmalarla bilinen Prof. Dr. İsmail E. Erünsal’a göre Hacı Beşir Ağa, Cağaloğlu’nda yaptırdığı cami, medrese, zaviye, mektep ve kütüphaneden müteşekkil külliyeye pek çok kitap vakfetti.
Külliyenin Temmuz 1745 tarihli vakfiyesine göre kütüphanede dört hafızıkütüp (kütüphaneci) görevliydi. Hacı Beşir Ağa tarafından kurulan kütüphanelerin en zengini olan bu koleksiyonda zaman içinde kütüphanecilerin bazı kitapların beş günlük süreyle dışarıya çıkarılmasına izin verdiği ve bunun sonucunda bazı kitapların kaybolduğu tespit edildi.
Bunun üzerine kütüphane kapatılarak Ocak 1784’te bir sayım yapıldı ve 38 kitabın kaybolduğu belirlendi. Geriye kalan 676 kitap da kütüphanecilere teslim edilerek şartlara aykırı hareket edilmemesi istendi ve kütüphane tekrar hizmete açıldı.
Yapılan incelemenin sonucunda Fazlullah b. Muhibbullah el-Muhibbi’ye ait daha çok muhtelif Arapça beyitlerden müteşekkil bir mecmua olduğu tespit edilen yazmanın, Beşir Ağa Kütüphanesi’nden yaklaşık 250 yıl önce kaybolduğu tespit edildi.
Eserin başında bulunan bir kayda göre 1151 senesinde Beşir Ağa’nın şahsi kütüphanesinde bulunduğu tespit edilen yazma eser, koleksiyona vakfedilen diğer kitaplarda olduğu gibi Beşir Ağa’nın 1158 tarihli ikinci bir kaydını, Evkaf-ı Haremeyn Müfettişi Mehmed Emin Efendi’nin vakıf kaydı ile mührünü, ayrıca koleksiyon numarası olan 677 sayısını taşıyor.
Daha önce muhtevası hakkında detaylı bir bilgiye sahip olunmayan, 220 sayfadan ibaret olan yazma, kısa sürede gerekli restorasyon ve bakım sürecinden geçirilerek dijital kopyası araştırmacıların istifadesine sunulacak ve Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi’nde bulunan Beşir Ağa Koleksiyonu’nda kendi raf aralığında muhafaza altına alınacak.
Üniversitede Fars Dili ve Edebiyatı okudu fakat Türk kültürüne olan merakı onu Türkçe öğrenmeye sevk etti.
Resmi bir dil kursuna katılma şansı olmayan Nazarluy, internet kaynakları ve kitaplarla kendi kendine Türkçe öğrendi. Bu süreçte Türkçeyi akıcı şekilde konuşmayı ve yazmayı başaran Nazarluy, edebi yeteneklerini bu yeni dilde ifade etmeye karar verdi.
Türkçeyi öğrendikten sonra modern Türk edebiyatından bazı eserleri Farsçaya kazandıran Nazarluy, babasının vefatından sonra Türk edebiyatının klasik ve modern eserlerinden ilham alarak kendi şiirlerini yazdı.
Daha sonra şiirlerini bir kitapta toplayan Nazarluy’un “Nadirane Gönül Sözü” adını verdiği şiir kitabı, manevi aşk, insan ilişkileri ve yaşamın çeşitli yönleri üzerine yazılmış duygusal şiirlerden oluşuyor.
Kitap, yazarın özellikle vefat eden babasına duyduğu derin sevgi ve özlemi dile getiren şiirlerle dikkati çekiyor. Kitap yayımlandıktan sonra özellikle İran’daki Türkçe bilenler tarafından yoğun ilgi gördü.
Türkçeye olan tutkusunu ve hikayesini AA muhabirine anlatan Rukiye Nazarluy, “Çocukluktan itibaren Türk dili ve kültürüne meraklıydım, hiçbir kursta eğitim görmedim. Üniversitede Fars Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdim fakat özellikle Türkçeye ve edebiyatına çok meraklıydım.” dedi.
Türk diliyle ilgili ilk çalışmasına üniversitede İran Türkü ünlü şair Şehriyar ismiyle bilinen Muhammed Hüseyin Behçet Tebrizi’nin Türkçe şiir kitabını Farsçaya çevirip eser üzerinde inceleme yaparak başladığını anlatan Nazarluy, “Daha sonra da Türk edebiyatından eserleri incelemeye devam ettim. Bu süreçte babamdan büyük destek gördüm. Babam edebiyat çalışmalarımı sürdürmemi ve bir kitap yazmamı istedi.” diye konuştu.

“Benim için Türkçe öğrenme ve konuşmaya başlama sürecim rüya gibiydi”
Mezuniyetten sonra Türkçeyi daha iyi öğrenmek ve konuşabilmek için kitaplar ve internet kaynaklarına başvurduğunu belirten Nazarluy, “Türkçe benim ruhumla aşina olan bir dil. Benim için Türk dilinin cazibesiyle öğrenme ve konuşmaya başlama sürecim rüya gibiydi.” dedi.
İranlı edebiyatçı, kendisi de şair olan babasını kaybettikten sonra şiir yazmaya karar verdiğini söyledi.
Bu süreçte Türkçe şiirler yazmaya başladığını anlatan İranlı edebiyatçı, “Türk dilinde bambaşka bir duygu var. Şiir açısından oldukça derinlikli bir dil. Bu dilde konuşup, yazıp çeviri yapmak ve en önemlisi şiir söylemek benim için Allah’ın bir lütfu.” şeklinde konuştu.

Türkçe edebi eserlere İran’da ilgi yoğun
Türkçe eserler yazmaya karar verdikten sonra akademisyen Özgül Öngel’in vesilesiyle Türk yazar ve şairlerden Melahat Ürkmez, Ali Uğur Gündem ve Hayrettin Taylan ile tanışma fırsatı bulduğunu aktaran Nazarluy, “Özellikle Nadirane Gönül Sözü şiir kitabını yazarken bu isimlerin büyük desteğini gördüm.” dedi.
Kendisinin de bu yazarların bazı eserlerini Farsçaya çevirdiğini söyleyen Rukiye Nazarluy, Türk kitaplarına İran’da yoğun ilgi olduğuna dikkati çekti.
Nazarluy, özellikle tasavvuf alanında Türk yazarlar tarafından kaleme alınan eserlerin birçoğunun Farsçaya çevrilerek ciddi bir okuyucu kitlesi bulduğunu belirtti.
İran’ın en köklü yayınevlerinden biri olan Gooya Kitabevi’nin sahiplerinden Nasır Mirbakıri de uzun yıllardır edebiyat, roman ve şiir kitapları başta olmak üzere bu alanda faaliyet gösterdiklerini dile getirdi.
Son yıllarda Türk yazarların eserlerini de Farsçaya tercüme ettirerek İran’da yayınladıklarını anlatan Mirbakıri, Türk eserlere İran’daki ilginin yoğun olduğunu söyledi.
Mirbakıri, Rukiye Nazarluy’un Türkçeye büyük ilgi duyduğunu ve eserlerinde de okuyucularına bu ilgiyi fark ettirdiğini sözlerine ekledi.
Türkçe ve İngilizce hazırlanan kitapta, Kıbrıslı Türklerin haklarının tanınması ve korunması için adil ve eşitlikçi çözüm yolları değerlendiriliyor.
Kıbrıs Türk toplumunun maruz kaldığı derin acıların unutulmamasını amaçlayan kitapta Türkiye ile KKTC’nin Kıbrıs meselesine yönelik yeni vizyon ve çözüm önerilerine yer veriliyor.
Kıbrıs meselesinin ortaya çıkışı, Yunanistan’ın Enosis planı, Zürih ve Londra Antlaşmaları ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşunun anlatıldığı kitapta ayrıca Ada’da Rum zulmü, Rum toplumunun Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması yönündeki istemi, Akritas Planı, 1963 Kanlı Noel Olayları, 1964 Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı, Kıbrıs Türklerine yönelik süregelen saldırılar ve 1974 Kıbrıs Barış Harekatı da ele alınıyor.
Birleşmiş Milletler müzakere süreci, zirve anlaşmaları, çalışma notları, Butros Ghali’nin “Fikirler Dizisi”, 1975’te kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti, 1983’te ilan edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, 1997 müzakere süreci, Annan Planı, Kıbrıs Rum tarafının AB üyeliği ve 2004–2024 müzakere sürecinin derlendiği kitapta, iki devletli çözüm modeli de tartışılıyor.
– “20 TEMMUZ 1974, KIBRIS TÜRKÜ’NÜN YALNIZ OLMADIĞINI TÜM DÜNYAYA GÖSTERMIŞTIR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kitabın takdim yazısında, 1963 Kanlı Noel’inden 1974 Barış Harekatı’na kadar yaklaşık 11 yıllık sürenin, Kıbrıs Türkleri için baskı ve eziyet ile geçen çok zor bir dönem olduğunu ifade etti.
Ada için Enosis hayali kuranların, barış ve huzuru yok ederek Kıbrıs Türklerine zulmettiklerini anımsatan Erdoğan, kendi imzaladıkları uluslararası antlaşmalara bile uymayan Enosis hayalperestlerinin her türlü zulmüne rağmen Kıbrıs Türkü’nün direniş azmi gösterdiğini ve Türkiye’nin Garanti Antlaşması’ndan doğan hak ve yükümlülükleri çerçevesinde Kıbrıs Türklerinin yanında yer aldığını belirtti.

Erdoğan, şunları kaydetti:
“Türk ordusu, 50 yıl önce mücahit kardeşlerimizle beraber başlattığı harekatla Ada’ya barış, istikrar, demokrasi ve huzur getirmiştir. 20 Temmuz 1974, Kıbrıs Türkü’nün yalnız olmadığını tüm dünyaya göstermiştir. Bu tarih aynı zamanda Kıbrıs Türk halkının eşit siyasi statüsünün ve egemenlik haklarının da sembolüdür. Tamamen yok edilmek istenen Kıbrıs Türkleri, günümüzde kendi bayrakları ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti çatısı altında, huzur ve güven içinde yaşamaktadır.”
– “KIBRIS MESELESI ADA’DAKİ GERÇEKLER TEMELINDE ADİL VE KALICI BİR ÇÖZÜME KAVUŞTURULMALI”
Kıbrıs meselesinin çözümü için Kıbrıs Türk tarafının, yarım asrı aşkın süre boyunca her türlü çabayı gösterdiğine fakat müzakerelerden sonuç alınamadığına dikkati çeken Erdoğan, şöyle devam etti:
“Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türkleri, zulmü bildikleri halde hiçbir zaman intikam amacında olmamış, uzlaşıdan ve müzakereden kaçmamışlardır. Kıbrıs Adası’nda huzurun temini ve korunması için her uluslararası platformda, açık görüşlülükle taraflarla bir araya gelmiş, müzakerelerde barış yanlısı tutumlarını sürdürmüşlerdir. Gayemiz, 1974’te getirilen barışın kalıcılığını temin etmek ve barış içerisinde yaşamanın yollarını aramak olmuştur.
KKTC’nin varlığı ve Kıbrıs Türklerinin hak ve çıkarları göz ardı edilerek bir çözüme ulaşılması mümkün değildir. Fakat maalesef Ada’nın güneyinde kendini Kıbrıs’ın tek sahibi ve hakimi olarak gören zihniyet, varlığını halen sürdürmektedir. Ana vatan Türkiye, Kıbrıs Türklerinin varlığının, refahının ve güvenliğinin daima garantörü olacaktır. Kıbrıs Türklerine yönelik gayriinsani ve hukuk dışı ambargonun kaldırılması; Ada’da Kıbrıs Türkleri için eşit uluslararası statünün ve eşit egemenliğin teyit edilmesi için gayretimizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yılında yayımlanan bu kitap aracılığıyla, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsünden tüm dünyaya yaptığım tarihi çağrıyı tekrarlamak istiyorum: ‘Gelin Ada’daki gerçeklere daha fazla sırtınızı dönmeyin ve KKTC’yi bir an evvel tanıyın.’
Uluslararası toplumu, bunu kabullenerek KKTC’nin bağımsızlığını tanımaya, bu ülkeyle diplomatik, siyasi ve ekonomik bağlar kurmaya davet ediyoruz. Kıbrıs meselesinin Ada’daki gerçekler temelinde adil ve kalıcı bir çözüme kavuşturulması, oldukça mühimdir.”
Erdoğan, böylesine anlamlı bir yıl dönümü dolayısıyla hazırlanan kitaba emeği geçenleri tebrik ederek, Kıbrıs Barış Harekatı’nda şehit olan Mehmetçikleri ve mücahitleri rahmetle, gazileri de şükranla andığını kaydetti.
Türkçe ve İngilizce hazırlanan kitapta, Kıbrıslı Türklerin haklarının tanınması ve korunması için adil ve eşitlikçi çözüm yolları değerlendiriliyor.
Kıbrıs Türk toplumunun maruz kaldığı derin acıların unutulmamasını amaçlayan kitapta Türkiye ile KKTC’nin Kıbrıs meselesine yönelik yeni vizyon ve çözüm önerilerine yer veriliyor.
Kıbrıs meselesinin ortaya çıkışı, Yunanistan’ın Enosis planı, Zürih ve Londra Antlaşmaları ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşunun anlatıldığı kitapta ayrıca Ada’da Rum zulmü, Rum toplumunun Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması yönündeki istemi, Akritas Planı, 1963 Kanlı Noel Olayları, 1964 Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı, Kıbrıs Türklerine yönelik süregelen saldırılar ve 1974 Kıbrıs Barış Harekatı da ele alınıyor.
Birleşmiş Milletler müzakere süreci, zirve anlaşmaları, çalışma notları, Butros Ghali’nin “Fikirler Dizisi”, 1975’te kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti, 1983’te ilan edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, 1997 müzakere süreci, Annan Planı, Kıbrıs Rum tarafının AB üyeliği ve 2004–2024 müzakere sürecinin derlendiği kitapta, iki devletli çözüm modeli de tartışılıyor.
– “20 TEMMUZ 1974, KIBRIS TÜRKÜ’NÜN YALNIZ OLMADIĞINI TÜM DÜNYAYA GÖSTERMIŞTIR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kitabın takdim yazısında, 1963 Kanlı Noel’inden 1974 Barış Harekatı’na kadar yaklaşık 11 yıllık sürenin, Kıbrıs Türkleri için baskı ve eziyet ile geçen çok zor bir dönem olduğunu ifade etti.
Ada için Enosis hayali kuranların, barış ve huzuru yok ederek Kıbrıs Türklerine zulmettiklerini anımsatan Erdoğan, kendi imzaladıkları uluslararası antlaşmalara bile uymayan Enosis hayalperestlerinin her türlü zulmüne rağmen Kıbrıs Türkü’nün direniş azmi gösterdiğini ve Türkiye’nin Garanti Antlaşması’ndan doğan hak ve yükümlülükleri çerçevesinde Kıbrıs Türklerinin yanında yer aldığını belirtti.

Erdoğan, şunları kaydetti:
“Türk ordusu, 50 yıl önce mücahit kardeşlerimizle beraber başlattığı harekatla Ada’ya barış, istikrar, demokrasi ve huzur getirmiştir. 20 Temmuz 1974, Kıbrıs Türkü’nün yalnız olmadığını tüm dünyaya göstermiştir. Bu tarih aynı zamanda Kıbrıs Türk halkının eşit siyasi statüsünün ve egemenlik haklarının da sembolüdür. Tamamen yok edilmek istenen Kıbrıs Türkleri, günümüzde kendi bayrakları ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti çatısı altında, huzur ve güven içinde yaşamaktadır.”
– “KIBRIS MESELESI ADA’DAKİ GERÇEKLER TEMELINDE ADİL VE KALICI BİR ÇÖZÜME KAVUŞTURULMALI”
Kıbrıs meselesinin çözümü için Kıbrıs Türk tarafının, yarım asrı aşkın süre boyunca her türlü çabayı gösterdiğine fakat müzakerelerden sonuç alınamadığına dikkati çeken Erdoğan, şöyle devam etti:
“Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türkleri, zulmü bildikleri halde hiçbir zaman intikam amacında olmamış, uzlaşıdan ve müzakereden kaçmamışlardır. Kıbrıs Adası’nda huzurun temini ve korunması için her uluslararası platformda, açık görüşlülükle taraflarla bir araya gelmiş, müzakerelerde barış yanlısı tutumlarını sürdürmüşlerdir. Gayemiz, 1974’te getirilen barışın kalıcılığını temin etmek ve barış içerisinde yaşamanın yollarını aramak olmuştur.
KKTC’nin varlığı ve Kıbrıs Türklerinin hak ve çıkarları göz ardı edilerek bir çözüme ulaşılması mümkün değildir. Fakat maalesef Ada’nın güneyinde kendini Kıbrıs’ın tek sahibi ve hakimi olarak gören zihniyet, varlığını halen sürdürmektedir. Ana vatan Türkiye, Kıbrıs Türklerinin varlığının, refahının ve güvenliğinin daima garantörü olacaktır. Kıbrıs Türklerine yönelik gayriinsani ve hukuk dışı ambargonun kaldırılması; Ada’da Kıbrıs Türkleri için eşit uluslararası statünün ve eşit egemenliğin teyit edilmesi için gayretimizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yılında yayımlanan bu kitap aracılığıyla, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsünden tüm dünyaya yaptığım tarihi çağrıyı tekrarlamak istiyorum: ‘Gelin Ada’daki gerçeklere daha fazla sırtınızı dönmeyin ve KKTC’yi bir an evvel tanıyın.’
Uluslararası toplumu, bunu kabullenerek KKTC’nin bağımsızlığını tanımaya, bu ülkeyle diplomatik, siyasi ve ekonomik bağlar kurmaya davet ediyoruz. Kıbrıs meselesinin Ada’daki gerçekler temelinde adil ve kalıcı bir çözüme kavuşturulması, oldukça mühimdir.”
Erdoğan, böylesine anlamlı bir yıl dönümü dolayısıyla hazırlanan kitaba emeği geçenleri tebrik ederek, Kıbrıs Barış Harekatı’nda şehit olan Mehmetçikleri ve mücahitleri rahmetle, gazileri de şükranla andığını kaydetti.
26 Mayıs’a kadar ziyarete açık olacak fuarda, kitapseverler, ünlü yazarlar, akademisyenler, eğitimciler ve gazetecilerle bir araya gelecek, çeşitli etkinlik ve söyleşiler gerçekleştirilecek.

İçişleri Bakan Yardımcısı Bülent Turan, açılışta yaptığı konuşmada, kültürel faaliyetlerin bölge, ülke ve gençler için çok kıymetli olduğunu söyledi.
1000 yıldan beri bu topraklarda yaşandığını dile getiren Turan, buraların kılıçla, kalemle ve ilimle kurulduğunu, her kitabın, kıymetli medeniyete atılan bir imza olduğunu belirtti.

– “FİLİSTİN MESELESİ HEPİMİZİN CANINI ACITIYOR”
Dünyanın kaotik bir süreçten geçtiğine işaret eden Turan, “Güneyimizde Suriye ve Irak adeta devlet otoritesinin çok zorlandığı bir süreci yaşıyor. Kuzeyde Rusya-Ukrayna Savaşı bölgemizi etkiliyor. Filistin meselesi hepimizin canını acıtıyor. O yüzden bölgemizdeki bu kadar sorun ve istikrarsızlığa rağmen adeta güçlü bir liman olmaya, bölgenin en istikrarlı ülkesi olma iddiamızı sürdürüyoruz.” dedi.

İçişleri ailesiyle başta terörle mücadele olmak üzere tüm alanlarda Türkiye’nin huzuru için çok büyük mesai harcadıklarını belirten Turan, şöyle devam etti:
“Türkiye’de saha hakimiyetinin devletin dışında hiçbir güce ait olmadığı dönemi yaşıyoruz. Terörün bittiği bir dönemi yaşıyoruz. Bunlar çok kıymetli adımlar. Terörle mücadele, toplumun, partilerin ve sivil toplumun aynı derecede mücadele etmesi gereken en sorunlu alanımız. Dün bir karar çıktı. Sokağımızı yakan, 50’den fazla insanımızı öldüren kişilere mahkeme nezdinde hak ettikleri ceza verildi. Ben size ‘çıkın sokağa’ desem bunun bedeli olmaz mı? Hiç kimsenin başkasının malına zarar verme hakkı yoktur. Yargı bu konuda gerekli adımları atmıştır, atmaya devam edecektir.”

– “GÜVENLiĞiN OLMADIĞI YERDE FUAR OLABİLİR Mİ?”
Turan, kitap fuarını keyifle açmanın ilk şartının güvenlik olduğunu vurgulayarak, “Güvenliğin olmadığı yerde fuar olabilir mi? Hiç taviz vermeyeceğimiz alan güvenliktir. Sosyal medyanın en güçlü olduğu ve gençlerimizi adeta kopmadığı bir imkandan, zamandan alıp kitapla, esasla buluşturuyoruz. İlk emri ‘oku’ olan bu medeniyetin tam karşılığını icra etmeye çalışıyoruz. O yüzden yayınevleriyle, öğrencilerle buluşmaktan onur duyuyoruz.” diye konuştu.

Erzurum Valisi Mustafa Çiftçi de öğrenci ve gençlerin, kitap ve yazarlarla buluşmasının son derece kıymetli olduğunu ifade etti.
Dünyada söz sahibi ülkelere bakıldığında ortak noktalarının kitaba, bilgiye verdikleri önem olduğunun görüldüğünü belirten Çiftçi, “Teknolojinin, internet ve bilgi dolaşım hızının hayatımızın her aşamasında etkili olduğu, toplumların yaşam kalitelerini artırma hedefiyle teknolojiye, bilime eskisinden daha çok yatırım yaptıkları aşikardır. Okumak, insanın kişisel gelişimini sağlar. Düşünce yapısını ve hayal gücünü geliştirir, sözcük dağarcığını artırır, insana bilgi ve birikim sağlar. İnsan, öğrenmek üzere yaratılmış bir varlıktır.” dedi.

Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen de toplumun eğitime ve okumaya büyük önem atfettiğini, her geçen gün okuma alışkanlığının arttığını dile getirerek, “Okuyabilmenin en önemli kaynağı da kitap tutkunu ve heveslisi olmamız lazım. İlk göreve başladığımız zaman çadırlarda başlattığımız kitap fuarlarını, yaptığımız bu tesislere taşımanın gurur ve kıvancını yaşıyoruz.” ifadesini kullandı.
“KİTABIM ‘GERÇEK BİR AŞK’ KİTABI”
İmza töreninin öncesinde gazetecilerin sorularını cevaplayan Altun, kitabının konusunun aşk olduğunu ifade ederken; “Ancak aşktan kastım, popüler hale gelen, seri üretim halini almış aşk değil, sürekli almaya odaklı bir dünyada insanı biraz da vermeye sevk edecek bir duygudan, derinden ve geçmişten gelen gerçek aşktan bahsediyorum” dedi.

“AŞK YOKSUNLUĞU İLE BİR HESAPLAŞMA”
“Bu kitap bugünlerde aslında sıkça konuşulan aşk konusu, kadın-erkek ilişkileri aile ve aslında toplumsal yaşam bağlamında ele almaya çalıştığımız bir kitap” diyen Altun; “Okurlar, ‘Aşk Bitti Yapı Paydos’ diye bir kitap ismi görünce doğal olarak ‘Acaba bir aşk romanıyla mı karşılaşacağız?’ diye düşünüyorlar. Ancak ben bir sosyolog olarak kendi mesleğimin getirdiği öngörüleri ve iç görüleri kaleme aldım. Burada kitabın ismini böyle seçmemizin sebebi toplumsal meselelerimizin birçoğunun kaynağında aslında aşk yoksunluğunun olduğuna dikkat çekmekti. Bu kitabın bir tür sosyolojik denemelerden oluşan bir kitap olduğunu söyleyebiliriz. Genel olarak ‘Aşk Bitti Yapı Paydos’ temelde yaşadığımız aşk yoksunluğu ile ilgili bir hesaplaşma oldu” ifadelerini kullandı.

“AİLENİN YAPISINA FORMAT ATILDI”
Kitabın “fert, kadın ve erkek, aile ve yaşam kültürü” bölümlerinden oluştuğunu kaydeden Altun, kitabında aşk yoksunluğu yaşayan ailenin eksikliğini anlattığını aktarırken, ailenin yapısına format atılıp, tüketim ve üretimin temel parçası haline getirildiğini, günümüz ailelerinin bu sistem içinde hayatta kalmaya çalıştıklarının altını çizdi. “Üretim ve tüketim üzerine araçsallaştırılmış ve silah haline getirilmiş bir aile içinde hepimiz hayatta kalmaya çalışıyoruz” diyen Altun; “Temel ihtiyaç olan bağlılık ve sevgiyi olması gereken aile kurgusuyla yeniden tatmamız gerekiyor, bu da merhametle mümkün” diye konuştu. Açıklamalarının ardından kitaplarını imzalamaya başlayan Altun, ilk olarak aile bireylerinin kitaplarını imzaladı.

FATMANUR ALTUN KİMDİR?
İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden mezun olan Fatmanur Altun, yüksek lisansını 2014 yılında, “2000 Sonrası Türk Ulusalcılığının İnşasında Büyük Ortadoğu Projesi Söyleminin Rolü” başlıklı teziyle Marmara Üniversitesi’nde, doktorasını ise 2018 yılında “Türkiye’de Seküler ve İnanç Temelli Sivil Toplum Kuruluşlarının ‘Toplumsal Fayda’ Yaklaşımı: Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı Örnekleri” başlıklı teziyle yine aynı üniversitede aldı. 2022 yılında Doçent olan Altun’un çıkardığı diğer kitaplar arasında “Normalleşmenin Sosyolojisi”, “İletişim Sosyolojisinde Yeni Yönelimler”, “Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı” ve “Seyyid Kutub” da yer alıyor. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ile evli olan Altun’un dört çocuğu var.

Bakan Tekin, Ülke TV canlı yayında cuma günü askıya çıkan yeni müfredata ilişkin soruları yanıtladı, açıklamalarda bulundu.

ÜNİVERSİTE SINAVLARINDA YENİ DÖNEM
MEB bünyesindeki öğretmenlerin her kademede görev yaptıklarını ifade eden Tekin, ÖSYM’nin soru hazırlama ekibine bakanlık öğretmenlerinin dahil edilmesini, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezinden (ÖSYM) istediklerini söyledi.
Tekin, “Üniversite sınavında sorulacak soruların tamamı, bizim size dağıtımız ders kitaplarından ve müfredattan çıkacak. Öğrencilerin sorulara bakış açısı, soruları çözebilme kapasitesini görebilmek açısından da soru hazırlama havuzunun da yarısının, branşları itibariyle ortaöğretim kurumlarımızdaki öğretmenlerimizden seçilmesini istedik. ÖSYM Başkanımız da bunu kabul etti. Çocuklarımızın tedirgin olacakları hiçbir şey yok.” dedi.
Öğrencilerin okula gitmeleri, ders kitaplarını ve öğretmenlerini takip etmeleri gerektiğini vurgulayan Tekin, ilave bir şeye ihtiyaç olması durumunda, Ortaöğretim Genel Müdürlüğüne (OGM) bağlı Destekleme ve Yetiştirme Kurslarını (DYK) okul müdürlerinden talep etmelerini istedi.
GÖREVİMİZ ÇOCUKLARIMIZIN İLAVE BİR EĞİTİME İHTİYAÇ DUYMALARINI SAĞLAMAK
Bakan Tekin, “Ders kitaplarından üniversite sınavlarında soru gelip gelmeyeceği” sorusu üzerine, “Bizim OGM’nin materyalleri ve EBA üzerinden oluşturduğumuz materyallere öğrenciler odaklansınlar. İnanın başka bir şeye gerek yok. Bakanlık görevimiz, zorunlu eğitim çağındaki çocuklarımızın ilave bir eğitime ihtiyaç duymamalarını sağlamak, kademeler arası geçişteki mekanizmaları ücretsiz bir biçimde çocuklarımız, gençlerimiz, velilerimizle paylaştırmak.” yanıtını verdi.

“Yeni müfredat elden ele geziyor zaten adrese teslimdir” eleştirilerine yönelik de açıklamalarda bulunan Tekin, bakanlıkta ekiplerin kurulduğunu ve müfredata ilişkin tartışmaların takip edildiğini, askı sürecinin mantığının da takip olduğunu söyledi.
Tekin, müfredata en ağır eleştirileri yapanlar da dahil katkı veren herkese teşekkür ederek, “Yeni müfredat cuma günü saat 14.30 itibariyle yayınlandı. 14.30’dan itibaren bakanlığa bildirilen toplam görüş sayısı 14 bin 595. Programın indirilme sayısı da 978 bin. İndirenler bu programı inceliyor ve bize bunlar geri dönüş olarak gelecek.” ifadelerini kullandı.
YENİ MÜFREDAT AÇIKLAMASI
Müfredat için binin üzerinde kişiyle çalıştıklarını dile getiren Tekin, şunları kaydetti:
“Türkiye koşullarında programımızın sızmadığını ya da birileri tarafından paylaşılmadığını iddia etmek çok mümkün değil. Çalışan arkadaşlarımız yakın çevresiyle iyi niyetle paylaşmışlardır. Eğer paylaşıldıysa taslak halidir o da. Son hali bizim askıya çıktığımız hali zaten ve bu da sır değil. Bundan bir rahatsızlığım yok. Bu programların ‘yayın evlerinde elde ele gezmesi’ yorumu esas beni rahatsız eder. Bunu söyleyen kişi kesinlikle iyi niyetli değildir. Biz kademeli bir biçimde programı hayata geçireceğimizi de ilan ettik.
Müfredat çalışmasını, 2024-2025 yılı başlarken eylül ayında okul öncesi 1, 5 ve 9’da yapacağımızı söyledik. Eğer sizin söylediğiniz ‘belli yayınevlerini koruduk ve onlara verdik, siz buyurun kitap hazırlayın’ iddiası doğru olsaydı eğer, o yayınevlerinin Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığımızın onay sürecine kitapları sunmaları ve onaylanıp basılması gerekirdi. Bu çok manipülatif bir bilgi.”

ÖZEL YAYINEVLERİN KİTAP TALEP ETMİYORUZ
Bakan Tekin, kitap yazımları için yazım komisyonları oluşturduklarını ve bu kitapların Milli Eğitim Bakanlığı yayını olarak Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının onay sürecine gireceğini aktararak, “Özel yayınevlerinden kitap talep etmiyoruz. Dolayısıyla bu, yalan bile diyemeyeceğim kadar iftiradır. Böyle bir şey mümkün değil.” diye konuştu.
Tekin, program askıya çıkıp son halini aldıktan sonra web sayfasında paylaşacaklarını, o andan itibaren de özel yayınevleri dahil herkesin istediği şekilde programa uygun kitap yazabileceğini, Talim Terbiye Kurulu Başkanlığının onay sürecini başlatacaklarını söyledi.
2025-2026’dan itibaren bu programa göre yazılmış, Talim Terbiye Kurulu Başkanlığının onayladığı kitapların bakanlık tarafından satın alınıp basılacağını bildiren Bakan Tekin, “2, 6 ve 10, 11 ve 12. sınıfların eski programı uygulandığı için onlarla ilgili olarak yayınevlerinin normal ihale süreci devam ediyor. Yayınevlerinin yazdığı kitaplar Bakanlığımızın başlattığı ihale sürecine girecekler ve daha önceki yıllarda olduğu gibi orada satın alıp, basıp çocuklarımıza dağıtmış olacağız.” bilgisini verdi.
CİHAT KAVRAMI MÜFREDATA SAYISI ARTIRILARAK KONULMAMIŞ
Bakan Tekin, “Bazı kavramların müfredattan çıkartıldığı, ‘cihat’ kavramı gibi kavramların dikte edildiğine yönelik eleştiriler var. Değerlendirmeniz nedir?” sorusu üzerine, bu eleştiriyi sosyal medyadan duyduğunu ifade etti.
Cihat kavramına yönelik eleştirilere özellikle baktığını belirten Tekin, “Cihat kavramı müfredata sayısı artırılarak konulmamış, mevcut programdaki versiyonlar devam ettirilmiş.” dedi.
Tekin, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik (PDR) programı mezunlarının atamasına yönelik sorunun ardından rehberlik hizmetlerinin öneminin de altını çizerek, “Öğrencilerimizin bu tür ihtiyaçlarını karşılayabilecek sayıda öğretmeni istihdam etmek benim hayalim. Yani bunu ben de arzu ediyorum. Bu benim kişisel düşüncem. Ama bir de realite var. Her yıl nihayetinde atamak üzere bize tanımlanan bir kadro tanımı var.” değerlendirmesinde bulundu.
ATAMA RAKAMLARI YAKIN ZAMANDA AÇIKLANACAK
Bakan Tekin, yakın zamanda atama rakamlarının da açıklanacağını bildirdi.
“‘Bilgi çağındayız’, ‘yabancı dil eksildi’, ‘Resim ve müzikle ilgili çok bir şey göremedik’ şeklinde sosyal medya yorumlarından bahsedilmesi ve “Yabancı dil dersini neden çıkardınız?” sorusu üzerine Tekin, “Biz yüzlerce ders okutuyoruz, yüzlerce dersimiz var. Biz taslakta sadece ‘mihver dersler’ dediğimiz 21 zorunlu dersin programını açıkladık. Diğerleri zaten devam ediyor. Yani onlarla ilgili program açıklanmadı diye, onlarla ilgili durumda eksiltme ya da çıkartma söz konusu değil.” yanıtını verdi.

Tekin, müfredat taslağının yayınlanmasının ardından yarım saat içinde çeşitli eleştirilerle karşılaştıklarını belirtti. Bu eleştirilerin çeşitli boyutları olduğunu ve farklı toplumsal kesimlerden geldiğini dile getiren Tekin, bazı eleştirilerin popülist yaklaşımlarla yapıldığını vurguladı.
Bakan Tekin, müfredatın ne kadar süreyle askıda kalacağına ilişkin soru üzerine ise, Anadolu Ajansı ile röportajında da aynı soruyu cevapladığını anımsatarak, “Bir hafta diyoruz ama bir bakarız ki biz toplumsal tartı, toplumsal kesimlerden yine yoğun bir şekilde talep geliyor; eleştiri, düşünce, görüş geliyor; biz bunları uzatabiliriz yani burada bir problemimiz yok. Hiç endişe edilmesin, biz tamamen şeffaf kamuoyunu açık bir biçimde müfredatımızı revize etmek istiyoruz.” diye konuştu.
MÜLAKAT AÇIKLAMASI
Mülakatla öğretmen seçimi konusunda da açıklamalarda bulunan Tekin, öğretmenlerin seçiminde en iyi ve en donanımlı adayların belirlenmesinin önemli olduğunu ve mülakatın doğru bir yöntem olduğunu söyledi.
LGS TARİHİNDE DEĞİŞİKLİK YOK
Tekin, ortaokul öğrencilerinin Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamındaki merkezi sınava hazırlandıklarını hatırlatarak, sınav takviminde herhangi bir değişiklik olmayacağını, sınavın 2 Haziran’da gerçekleştirileceğini açıkladı.
“Şu andaki beklentiler, her yılki kalitede olacağı. Tek fark, artık öğrenciler kendi okullarında değil eskiden de olduğu gibi farklı okullarda girecekler.” ifadelerini kullanan Tekin, merkezi sınavla kademeler arası geçiş konusu üzerine ise çalışılması gerektiğini kaydetti.
Çok sayıda öğrencinin LGS’ye dahil edildiğini dile getiren Tekin, “Proje okullarının sayısının azaltılması gerekiyor, sadece proje okulu değil, genel anlamda toplam öğrenci kitlesinden yani sınavlı öğrenci alan okul sayılarını biraz azaltmamız gerekiyor.” açıklamasında bulundu.
Bakan Tekin, şöyle devam etti:
“Bugünün konusu değil yanlış bir anlaşılma olmasın. Ama nihayetinde biz çocuklarımızın üzerindeki sınav baskısını azaltmak istiyorsak eğer, bir milyon öğrencinin sınava girmesi çok doğru bir yaklaşım değil. Biz hem okulların kontenjanlarını hem de sınava giren öğrenci sayısını azaltacak tedbirleri kademeli bir biçimde hayata geçireceğiz.”
ÖĞRETMENLERİN YER DEĞİŞİKLİĞİ TALEBİ
Öğretmenlerin şiddetle karşı karşıya kaldığında yer değişikliği taleplerinin karşılanması için yönetmelikte düzenleme yapılacağını da belirten Tekin, İstanbul Sarıyer’deki Prof. Ali Kemal Yiğitoğlu Ortaokulu’nda bir öğretmenin, bir velinin yumruklu saldırısına uğradığını anımsatarak, şunları söyledi:
“Şimdi bu İstanbul’da yaşadığımız olayla ilgili teknik olarak bizim şöyle bir sıkıntımız var, öğretmen arkadaşımızın yerini değiştirmek istediğimizde mevzuatla ilgili bir sorunla karşı karşıya kalıyoruz. Ben personel genel müdürümüzden rica ettim, yönetmeliğimize bununla ilgili bir hüküm de koyuyoruz. Yani bu türden bir şiddetle karşı karşıya kalan arkadaşımız, eğer okulda çalışmak istemiyorsa başka bir okula da kadrosunun aktarılmasıyla ilgili bir hüküm. Öğretmen arkadaşlara bu vesileyle müjdeyi verelim.”
]]>MEB bünyesindeki öğretmenlerin her kademede görev yaptıklarını ifade eden Tekin, ÖSYM’nin soru hazırlama ekibine bakanlık öğretmenlerinin dahil edilmesini, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezinden (ÖSYM) istediklerini söyledi.
Tekin, “Üniversite sınavında sorulacak soruların tamamı, bizim size dağıtımız ders kitaplarından ve müfredattan çıkacak. Öğrencilerin sorulara bakış açısı, soruları çözebilme kapasitesini görebilmek açısından da soru hazırlama havuzunun da yarısının, branşları itibariyle ortaöğretim kurumlarımızdaki öğretmenlerimizden seçilmesini istedik. ÖSYM Başkanımız da bunu kabul etti. Çocuklarımızın tedirgin olacakları hiçbir şey yok.” dedi.
Öğrencilerin okula gitmeleri, ders kitaplarını ve öğretmenlerini takip etmeleri gerektiğini vurgulayan Tekin, ilave bir şeye ihtiyaç olması durumunda, Ortaöğretim Genel Müdürlüğüne (OGM) bağlı Destekleme ve Yetiştirme Kurslarını (DYK) okul müdürlerinden talep etmelerini istedi.
“GÖREVİMİZ ÇOCUKLARIMIZIN İLAVE BIR EĞİTİME İHTİYAÇ DUYMAMALARINI SAĞLAMAK”
Bakan Tekin, “Ders kitaplarından üniversite sınavlarında soru gelip gelmeyeceği” sorusu üzerine, “Bizim OGM’nin materyalleri ve EBA üzerinden oluşturduğumuz materyallere öğrenciler odaklansınlar. İnanın başka bir şeye gerek yok. Bakanlık görevimiz, zorunlu eğitim çağındaki çocuklarımızın ilave bir eğitime ihtiyaç duymamalarını sağlamak, kademeler arası geçişteki mekanizmaları ücretsiz bir biçimde çocuklarımız, gençlerimiz, velilerimizle paylaştırmak.” yanıtını verdi.
“Yeni müfredat elden ele geziyor zaten adrese teslimdir” eleştirilerine yönelik de açıklamalarda bulunan Tekin, bakanlıkta ekiplerin kurulduğunu ve müfredata ilişkin tartışmaların takip edildiğini, askı sürecinin mantığının da takip olduğunu söyledi.
Tekin, müfredata en ağır eleştirileri yapanlar da dahil katkı veren herkese teşekkür ederek, “Yeni müfredat cuma günü saat 14.30 itibariyle yayınlandı. 14.30’dan itibaren bakanlığa bildirilen toplam görüş sayısı 14 bin 595. Programın indirilme sayısı da 978 bin. İndirenler bu programı inceliyor ve bize bunlar geri dönüş olarak gelecek.” ifadelerini kullandı.
Müfredat için binin üzerinde kişiyle çalıştıklarını dile getiren Tekin, şunları kaydetti:
“Türkiye koşullarında programımızın sızmadığını ya da birileri tarafından paylaşılmadığını iddia etmek çok mümkün değil. Çalışan arkadaşlarımız yakın çevresiyle iyi niyetle paylaşmışlardır. Eğer paylaşıldıysa taslak halidir o da. Son hali bizim askıya çıktığımız hali zaten ve bu da sır değil. Bundan bir rahatsızlığım yok. Bu programların ‘yayın evlerinde elde ele gezmesi’ yorumu esas beni rahatsız eder. Bunu söyleyen kişi kesinlikle iyi niyetli değildir. Biz kademeli bir biçimde programı hayata geçireceğimizi de ilan ettik.
Müfredat çalışmasını, 2024-2025 yılı başlarken eylül ayında okul öncesi 1, 5 ve 9’da yapacağımızı söyledik. Eğer sizin söylediğiniz ‘belli yayınevlerini koruduk ve onlara verdik, siz buyurun kitap hazırlayın’ iddiası doğru olsaydı eğer, o yayınevlerinin Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığımızın onay sürecine kitapları sunmaları ve onaylanıp basılması gerekirdi. Bu çok manipülatif bir bilgi.”
“ÖZEL YAYINEVLERİNDEN KİTAP TALEP ETMİYORUZ”
Bakan Tekin, kitap yazımları için yazım komisyonları oluşturduklarını ve bu kitapların Milli Eğitim Bakanlığı yayını olarak Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının onay sürecine gireceğini aktararak, “Özel yayınevlerinden kitap talep etmiyoruz. Dolayısıyla bu, yalan bile diyemeyeceğim kadar iftiradır. Böyle bir şey mümkün değil.” diye konuştu.
Tekin, program askıya çıkıp son halini aldıktan sonra web sayfasında paylaşacaklarını, o andan itibaren de özel yayınevleri dahil herkesin istediği şekilde programa uygun kitap yazabileceğini, Talim Terbiye Kurulu Başkanlığının onay sürecini başlatacaklarını söyledi.
2025-2026’dan itibaren bu programa göre yazılmış, Talim Terbiye Kurulu Başkanlığının onayladığı kitapların bakanlık tarafından satın alınıp basılacağını bildiren Bakan Tekin, “2, 6 ve 10, 11 ve 12. sınıfların eski programı uygulandığı için onlarla ilgili olarak yayınevlerinin normal ihale süreci devam ediyor. Yayınevlerinin yazdığı kitaplar Bakanlığımızın başlattığı ihale sürecine girecekler ve daha önceki yıllarda olduğu gibi orada satın alıp, basıp çocuklarımıza dağıtmış olacağız.” bilgisini verdi.
“CİHAT KAVRAMI MÜFREDATA SAYISI ARTIRILARAK KONULMAMIŞ”
Bakan Tekin, “Bazı kavramların müfredattan çıkartıldığı, ‘cihat’ kavramı gibi kavramların dikte edildiğine yönelik eleştiriler var. Değerlendirmeniz nedir?” sorusu üzerine, bu eleştiriyi sosyal medyadan duyduğunu ifade etti.
Cihat kavramına yönelik eleştirilere özellikle baktığını belirten Tekin, “Cihat kavramı müfredata sayısı artırılarak konulmamış, mevcut programdaki versiyonlar devam ettirilmiş.” dedi.
Tekin, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik (PDR) programı mezunlarının atamasına yönelik sorunun ardından rehberlik hizmetlerinin öneminin de altını çizerek, “Öğrencilerimizin bu tür ihtiyaçlarını karşılayabilecek sayıda öğretmeni istihdam etmek benim hayalim. Yani bunu ben de arzu ediyorum. Bu benim kişisel düşüncem. Ama bir de realite var. Her yıl nihayetinde atamak üzere bize tanımlanan bir kadro tanımı var.” değerlendirmesinde bulundu.
Bakan Tekin, yakın zamanda atama rakamlarının da açıklanacağını bildirdi.
“‘Bilgi çağındayız’, ‘yabancı dil eksildi’, ‘Resim ve müzikle ilgili çok bir şey göremedik’ şeklinde sosyal medya yorumlarından bahsedilmesi ve “Yabancı dil dersini neden çıkardınız?” sorusu üzerine Tekin, “Biz yüzlerce ders okutuyoruz, yüzlerce dersimiz var. Biz taslakta sadece ‘mihver dersler’ dediğimiz 21 zorunlu dersin programını açıkladık. Diğerleri zaten devam ediyor. Yani onlarla ilgili program açıklanmadı diye, onlarla ilgili durumda eksiltme ya da çıkartma söz konusu değil.” yanıtını verdi.
Tekin, müfredat taslağının yayınlanmasının ardından yarım saat içinde çeşitli eleştirilerle karşılaştıklarını belirtti. Bu eleştirilerin çeşitli boyutları olduğunu ve farklı toplumsal kesimlerden geldiğini dile getiren Tekin, bazı eleştirilerin popülist yaklaşımlarla yapıldığını vurguladı.
Bakan Tekin, müfredatın ne kadar süreyle askıda kalacağına ilişkin soru üzerine ise, Anadolu Ajansı ile röportajında da aynı soruyu cevapladığını anımsatarak, “Bir hafta diyoruz ama bir bakarız ki biz toplumsal tartı, toplumsal kesimlerden yine yoğun bir şekilde talep geliyor; eleştiri, düşünce, görüş geliyor; biz bunları uzatabiliriz yani burada bir problemimiz yok. Hiç endişe edilmesin, biz tamamen şeffaf kamuoyunu açık bir biçimde müfredatımızı revize etmek istiyoruz.” diye konuştu.
Mülakatla öğretmen seçimi konusunda da açıklamalarda bulunan Tekin, öğretmenlerin seçiminde en iyi ve en donanımlı adayların belirlenmesinin önemli olduğunu ve mülakatın doğru bir yöntem olduğunu söyledi.
“LGS TARİHİNDE DEĞİŞİKLİK YOK”
Tekin, ortaokul öğrencilerinin Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamındaki merkezi sınava hazırlandıklarını hatırlatarak, sınav takviminde herhangi bir değişiklik olmayacağını, sınavın 2 Haziran’da gerçekleştirileceğini açıkladı.
“Şu andaki beklentiler, her yılki kalitede olacağı. Tek fark, artık öğrenciler kendi okullarında değil eskiden de olduğu gibi farklı okullarda girecekler.” ifadelerini kullanan Tekin, merkezi sınavla kademeler arası geçiş konusu üzerine ise çalışılması gerektiğini kaydetti.
Çok sayıda öğrencinin LGS’ye dahil edildiğini dile getiren Tekin, “Proje okullarının sayısının azaltılması gerekiyor, sadece proje okulu değil, genel anlamda toplam öğrenci kitlesinden yani sınavlı öğrenci alan okul sayılarını biraz azaltmamız gerekiyor.” açıklamasında bulundu.
Bakan Tekin, şöyle devam etti:
“Bugünün konusu değil yanlış bir anlaşılma olmasın. Ama nihayetinde biz çocuklarımızın üzerindeki sınav baskısını azaltmak istiyorsak eğer, bir milyon öğrencinin sınava girmesi çok doğru bir yaklaşım değil. Biz hem okulların kontenjanlarını hem de sınava giren öğrenci sayısını azaltacak tedbirleri kademeli bir biçimde hayata geçireceğiz.”
ÖĞRETMENLERİN YER DEĞİŞİKLİĞİ TALEBİ
Öğretmenlerin şiddetle karşı karşıya kaldığında yer değişikliği taleplerinin karşılanması için yönetmelikte düzenleme yapılacağını da belirten Tekin, İstanbul Sarıyer’deki Prof. Ali Kemal Yiğitoğlu Ortaokulu’nda bir öğretmenin, bir velinin yumruklu saldırısına uğradığını anımsatarak, şunları söyledi:
“Şimdi bu İstanbul’da yaşadığımız olayla ilgili teknik olarak bizim şöyle bir sıkıntımız var, öğretmen arkadaşımızın yerini değiştirmek istediğimizde mevzuatla ilgili bir sorunla karşı karşıya kalıyoruz. Ben personel genel müdürümüzden rica ettim, yönetmeliğimize bununla ilgili bir hüküm de koyuyoruz. Yani bu türden bir şiddetle karşı karşıya kalan arkadaşımız, eğer okulda çalışmak istemiyorsa başka bir okula da kadrosunun aktarılmasıyla ilgili bir hüküm. Öğretmen arkadaşlara bu vesileyle müjdeyi verelim.”
Çocuk kütüphanesinin fırsat eşitsizliğinin önüne geçtiğini ve artık haritasının kitaplar olduğunu vurgulayan Koca, “Kitaplar yön gösteriyor. Rehberi bulduktan sonra ilerlemek kolaydır. Çocuk kütüphaneleri fırsat eşitsizliğinin önüne geçiyor. Çocukların kitaba erişiminde hayati bir şey ve benim de rehberim oldu” dedi.
KOCA: ÇOCUKLAR İÇİN KESİNLİKLE KİTAPLAR HARİTADIR
Çocuk Kütüphanelerine gelmeye başlamasının ardından kitap kurduna dönüşen ve ilgisinin bilgilerle farkındalığa dönüştüğünü ifade eden Berat Koca, “Korsanlar hazinelerini bulmaya çalışırken hazine haritalarına bakarlar. Doğru haritayı kullanırsa hazineyi bulur. Dediğim hazine kişinin başarısıdır. Korsan biziz, başarıyı arayan denizci diyebiliriz. Çocuklar için kesinlikle kitaplar haritadır. Çünkü onlara yön gösteriyor. Kitaplar çocuklar için rehberdir. Rehberi bulduktan sonra ilerlemek kolaydır. Çocuk kütüphaneleri benim rehberim oldu. Bilim, kurgu ve fantastik sanatları okuyorum. Açıkçası heyecanlı olduğu için okumayı seviyorum. Bilime merakım var. Merakım gün geçtikçe ilgiye dönüştü ve tam ilgimin doruklarındayken bu kütüphane açıldı. Bu kütüphaneye gelmeye başladığımda ilgim bilgilerle farkındalığa dönüştü ve bilim insanı olmak istediğime karar verdim” diye konuştu.

ÇOCUK KÜTÜPHANELERİ FIRSAT EŞİTLİĞİ SAĞLIYOR
Kitaba erişimde Çocuk Kütüphanelerinin çok önemli olduğunu ifade eden Koca, “Fırsat eşitliği, bu çocuk kütüphaneleri bunu sağlıyor. Maalesef günümüzde her ailenin kitap alacak kadar maddi gücü yok. Bu kütüphaneler fırsat eşitliğini koruyor. Çocuk kütüphaneleri genel olarak bu imkanı sağlıyor. Çocukları kitaplarla beslemeyen bir devletin sonu hazindir. Çocuk sayısına göre kütüphane açılması gerekiyor” dedi.
Berat’ın annesi Hatice Koca, insanların kitaba ulaşmada zorluk yaşadığını belirterek, “Buna gerek bütçe gerek bulunduğun yer fırsat vermiyor. Ama kütüphane olduğu zaman her bilgiyi her araştırdığın konuya kolaylıkla ulaşabileceğin bir alan benim gözümde” diye konuştu.

ÇOCUK KÜTÜPHANELERİ BİRÇOK FAYDA SAĞLIYOR
Kütüphaneler 0-12 yaş aralığına hitap ediyor. On binlerce üyesi olan ve sayısı 6’ya ulaşan Çocuk Kütüphanesinde çocuklar sadece kitapla buluşmuyor. Mozaik, müzik, resim kursları, drama çalışmaları ve meslek tanıtımları da yapılıyor. Çocuklar hem eğleniyor hem öğreniyor.
Kütüphanenin bir diğer öğrencisi Belinay Kaya, kütüphanede kitap okumanın yanı sıra çeşitli kurslar olduğunu ifade ederek, “Burada mozaik, müzik, resim kursu yani daha çok değer vereceğimiz şeyler var. Kitaptan ibaret değil. Hem kitap okuyoruz hem kurslara gidiyoruz. Kitapları çok güzel. Birçok etkinlik oluyor. Masal saatleri oluyor” şeklinde konuştu.

Kitap okumanın farklı faydalarına değinen Mir Nafi Ünlü ise “Ben kitap okumadan önce pek hayal kuramazdım. Kitap okuduktan sonra gözümde canlandırmam daha güzel oldu. Kitap okumam konuşmamı da etkiledi. Önceden kekeliyordum ona fayda sağladı. Güzel bir şey tavsiye ederim” ifadesini kullandı.
]]>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, son yıllarda dijitalleşme ile çocukların büyük bir risk altında olduğuna dikkat çekerek, “Bakanlık bünyesinde oluşturduğumuz çalışma grupları ile çocukları dijital ortamlar üzerinden karşılaşabilecekleri risklerden korurken, diğer yandan da çocuk dostu yayınları destekleyerek zararlı içeriklerle mücadale ediyoruz” dedi.
Bakan Göktaş, çocukların sağlıklı ve güvenilir bir ortamda yetişmeleri için büyük bir özveriyle çalıştıklarını belirterek, çocuklara yönelik koruyucu ve önleyici hizmetleri bu çerçevede gerçekleştirdiklerini ifade etti.
Çocuğun üstün yararı ilkesini benimseyerek, her bir çocuğun güvenli ortamlarda yaşamalarını sağlayacak çalışmaları kararlı bir şekilde sürdürdüklerini kaydeden Bakan Göktaş, “Bu kapsamda bakanlık bünyesinde oluşturduğumuz çalışma grupları ile çocukları dijital ortamlar üzerinden karşılaşabilecekleri risklerden korurken, diğer yandan da çocuk dostu yayınları destekleyerek zararlı içeriklerle mücadale ediyoruz” diye konuştu.
Çocukların dijital ortamlar üzerinden karşılaşabilecekleri riskleri tespit etmek, koruyucu ve önleyici faaliyetler yürütmek amacıyla Sosyal Medya Çalışma Grubu’nun aktif bir şekilde görev aldığını kaydeden Bakan Göktaş, “Çocukların dijital ortamda karşılaştıkları veya karşılaşabilecekleri içerikleri yakından takip ediyoruz. Çocukların gelişimini olumsuz yönde etkileyebilecek içeriklere yönelik hem kurumsal hem de kurumlar arası müdahale süreci yürütüyoruz” dedi.

“2.054 İÇERİĞE MÜDAHALE ETTİK”
Müdahale sürecinde Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ile iş birliği yaptıklarını belirten Bakan Göktaş, “Bu doğrultuda çocukların sağlıklı gelişimini olumsuz etkileyebileceği değerlendirilen toplam 2.054 içeriğe müdahale edildi. Buna ek olarak riske maruz kaldığı tespit edilen çocuklara yönelik gerekli psikososyal desteği sağlıyoruz. İhtiyaç doğrultusunda sosyal hizmet müdahalesini de gerçekleştiriyoruz ” ifadelerini kullandı.
KİTAPLAR TİTİZLİKLE İNCELENİYOR
Bakan Göktaş, çocukların dijital ortamlardaki risklerden korunmasına yönelik yapmış oldukları çalışmaların yanı sıra onların psikososyal gelişimlerine katkı sağlaması için Çocuk Dostu Kitap Listesi hazırlayan bir çalışma grubunun da olduğunu bildirdi.
Çocuk dostu yayınların desteklenmesi ve zararlı içeriklerle mücadele amacıyla uzmanlardan oluşan bu çalışma grubunun yol gösterici bir rolü olduğunu ifade eden Bakan Göktaş, “Çocukların gelişimlerini destekleyecek nitelikteki kitaplardan yararlandırılmasını sağlamak ve kitap seçiminde ailelere ve çocuklara rehberlik olunması amacıyla 0-18 yaş aralığındaki çocuklara yönelik basılı eserler oluşturduğumuz komisyon tarafından titizlikle inceleniyor” dedi.
Çalışma grubu tarafından kitapların çocuğun merak duygusunu destekleme, yaşamda karşılaşacağı zorlukları aşmak için akılcı sorun çözme yolları kullanma, duygu sömürüsü içermeme, hayal ve düşünce gücünü geliştirme gibi özellikleri taşıyıp taşımadığının da dikkate alındığını kaydeden Bakan Göktaş, “Komisyon tarafından çocuk kitapları listesine Mart ayında 40 yeni yayın daha eklendi.Böylece 2018 yılından bu yana çocuk dostu olarak önerdiğimiz kitap sayısı da 1.638’e ulaştı” dedi.