TÜRKİYE’DE 20 DENİZ KAPLUMBAĞASI YUVALAMA KUMSALI BULUNUYOR
Türkiye’de 9’u Antalya’da olmak üzere, Muğla, Mersin, Adana ve Hatay illerinde 20 deniz kaplumbağası yuvalama kumsalı bulunuyor. Doğa Koruma Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü ile Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü sorumluluğundaki bu kumsalların tamamında, yuvalama ve yavru çıkış dönemi olan mayıs-eylül ayları arasında geceleri sahile girişler yasak. Ayrıca bu sahillere araçla giriş, çadır kurmak, kamp yapmak, ateş veya mangal yakmak gibi faaliyetler de tamamen yasak. Bu yasakları ihlal edenlere ise idari para cezaları veriliyor. Bu ceza miktarı 2024 yılı için 387 bin 141 TL olarak belirlendi.

GECE KAPLUMBAĞALARIN, GÜNDÜZ TURİSTLERİN
Geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da ilk yuva Deniz Kaplumbağaları Araştırma, Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi’nin (DEKAMER) sorumluluğundaki Dalyan İztuzu plajında 23 Nisan günü gerçekleşti. DEKAMER Başkanı Prof. Dr. Yakup Kaska, 23 Nisan’da ilk yuvanın oluştuğu İztuzu kumsalında şu anki yuva sayısının 50’yi aştığını belirterek, kumsalın gündüzleri yerli yabancı turistlere, geceleri de deniz kaplumbağalarının kullanımına ait olduğunu söyledi. Kumsala giriş yasağının saat 20.00’de başlayıp sabah 08.00’e kadar sürdüğünü açıklayan Prof. Dr. Kaska, bu konudaki tüm uyarı tabelalarıyla gelen yerli ve yabancı turistlere yönelik bilgilendirme yapıldığını söyledi.
KORUMA SAYESİNDE REKOR KIRILDI
Kaş ilçesi sınırlarındaki Patara kumsalındaki Deniz Kaplumbağaları Koruma ve İzleme Projesi ise Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından Pamukkale Üniversitesi Biyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Eyüp Başkale başkanlığında yürütülüyor. Bu yıl 15 Mayıs’tan itibaren Patara kumsalında da gece sahile girişler yasaklandı. Koruma çalışmalarının önemi sayesinde geçen yıl 524 yuva ve 30 binden fazla yavru ile rekor kırıldığını belirten Prof. Dr. Eyüp Başkale, “Kumsal günün 24 saati gözlem altında. Carettaların hem ergin bireyleri hem de yuvaları ve yavruları kumsalda çalışan 20 civarındaki gönüllü arkadaşımızla koruma altına alınıyor. Kumsalda belirli noktalara yerleştirdiğimiz fotokapanlarla anlık verileri görebiliyoruz” dedi.

YUVA VE YAVRU ÇIKIŞI GECELERİ
Gece saatlerinde yuvalayan deniz kaplumbağalarının, kumsalda herhangi bir tehdit unsuru olduğunda yuva yapmadan denize geri döndüğüne dikkati çeken Prof. Dr. Başkale, “Yavru çıkışları da gece saatlerinde gerçekleşir. Bu nedenle plaj, hem Özel Çevre Koruma alanı olması hem de kaplumbağaların yuvalama zamanı olan akşam saatlerinde tamamen kullanıma kapatılarak koruma altına alınmaktadır. Böylece hem anne kaplumbağaların tehdit edici bir unsur olmadan rahatça yuvalamalarını, hem de yavruların güvenle denize ulaşmaları sağlanmaktadır” diye konuştu.
KUMSAL GİRİŞ NOKTALARINA MOBESE KAMERALARI YERLEŞTİRİLDİ
Yuvalama sezonunda kumsalda ışık yakmanın kaplumbağaların yönlerini kaybetmelerine, ışığa yönelerek denize ulaşamamalarına sebep olduğuna işaret eden Prof. Dr. Başkale, “Yuvalama kumsallarını kullanırken çukur kazmamalı, rastgele şemsiye çakmamalı ve plaj eşyalarımızı kullanırken yuvaları da göz önünde bulundurmalıyız. Kumsala her türlü araç ile giriş kesinlikle yasaktır. Farkında olmadan yuvaların üzerinden geçebilir ve yumurta ve yavruların ölümüne sebep olabilir. Bu kapsamda kumsal giriş noktalarına mobese kameraları yerleştirildi. Kaçak girişlerin tespit edilmesi ve gerekli uyarıların yapılması daha da kolaylaştı. Her yıl bilgilendirme seminerleri, yüz yüze görüşmeler ve eğitim çalışmaları kumsalı kullanan yerel halk ile yerli ve yabancı turistlerin kaplumbağalara ilgisini artırdı. Ancak bilgilendirilmesi ve doğaya farkındalığının artırılması gereken daha çok insan var” dedi.

ÇIRALI’DA UYARICI TABELALAR HAZIRLANDI
İztuzu ve Patara kumsalında olduğu gibi Çıralı sahilinde de Kemer Kaymakamlığı, Kemer Belediyesi, DKMP’nin desteğiyle her yıl koruma çalışmaları yürüten Ulupınar Çevre Koruma Kooperatifi’nce kumsala gelen yerli ve yabancı turistlere yönelik uyarı tabelaları asıldı. DKMP Genel Müdürlüğü’ne ait ‘Lütfen kurallara uyalım’ ibareli tabelalarda yasaklar şöyle açıklanıyor:
“Her türlü motorlu araç girişi yasaktır. Çadır kurmak ve gecelemek yasaktır. Ateş yakmak ve mangal yapmak yasaktır. Gece 21.30-05.30 arası kumsala çıkmak yasaktır. Deniz kaplumbağalarına dokunmayın ve yavruları elinize almayın. Kumu kazmayın, kum almayın ve kendinizi kuma gömmeyin. Çıralı kumsalı, Tarım ve Orman Bakanlığı ‘Deniz Kaplumbağalarının Korunması Genelgesi hükümlerine tabidir. Yukarıdaki kurallara uymayanlar hakkında yasal işlem uygulanır.”
‘YUVALAR KAFESLERLE KORUMA ALTINA ALINIYOR’
Ulupınar Çevre Koruma Kooperatifi Başkanı Habib Altınkaya, Çıralı kumsalında yuvalama sezonunun başladığını, yuva sayısının 7’ye çıktığını belirterek, “Yuvalar kafeslerle koruma altına alınıyor. Bu yıl da akşam 21.30’dan sabah 05.30’a kadar sahile insan girişi yasaklarımız başladı. Ayrıca çadır kurmak, kamp yapmak, araçla giriş, ateş veya mangal yapmak gibi zarar verici tüm faaliyetler sahilimizde yasak. Beldemize tatile gelecek tüm yerli ve yabancı misafirlerimizin dikkatli ve bu konularda hassas davranmasını bekliyoruz. Gönüllülerimizin de bu konulardaki çalışmalarına destek vermelerini temenni ediyoruz” diye konuştu.
Haber7
İBB Meclisi’nin mayıs ayı oturumlarında dikkat çeken bir karara imza atıldı.
15 Mayıs tarihli oturumda, İBB’ye ait Gaziosmanpaşa’daki 1600 metrekarelik park fonksiyonundaki parselin imarı “sosyal tesis alanı(cemevi)” olarak değiştirildi.
Cem Vakfı Ahmet Yesevi Cemevi’nin, cemevi faaliyetinin İstanbul depremi dikkate alınarak daha iyi koşullarda yürütülebilmesi amacıyla İBB’ye ait Kazım Karabekir Mahallesi’ndeki 1600 metrekarelik İBB mülkiyetindeki parselin cemevi olarak kullanılabilmesi için imar planı değişikliği talebi yerine getirildi.
CEMEVİ İÇİN GÖSTERİLEN HASSASİYET SULTAN AHMET BÜYÜKLÜĞÜNDEKİ CAMİYE GÖSTERİLMEDİ
Cemevi için imar planı değişikliğine giden CHP’li İBB meclis üyeleri, Anıtlar Kurulu tarafından kültür varlığı olarak tescillenen Aziziye Camii’ne gösterilmedi.
AK Parti grubu,Sultan Ahmet Camii büyüklüğündeki 2500 kişilik Aziziye Camii’nin yeniden ihya edilmesi gerektiğini belirtti.

YIKILAN AZİZİYE CAMİİ İNŞAATININ YERİNE DİKİLEN HEYKEL KORUMA ALTINA ALINDI
Sözcü’de yer alan habere göre; Beşiktaş’taki İBB İsmet İnönü Parkı’na ilişkin İstanbul 3 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 3 yıldır bekleyen 2021 tarihli kararı imar planlarına işlendi.
Kurul kararı doğrultusunda park, “Dolmabahçe Sarayı, Saat Kulesi ve Bezmi Alem Valide Sultan Cami koruma alanı” sınırları içine alındı.
AK Parti grubu karara “Söz konusu alanda Aziziye Camii’nin kayıp eseri olduğu ve ihya edilmesi gerektiği için karara katılmıyorum” şeklinde muhalefet şerhi düştü.

“KARARI BEKLEYİN” ÇAĞRISI REDDEDİLDİ
AK Parti Grup Sözcü Murat Türkyılmaz, söz konusu yere Abdülaziz Han döneminde cami yapılma kararı alındığını ve Aziziye Cami inşaatının başladığını ancak tahttan indirilince inşaatın yarım kaldığını anlattı. Caminin inşaatı ortadan kaldırılarak yıllar sonra aynı yere İsmet İnönü’nün heykelinin dikildiğini söyledi.
Türkyılmaz kamuoyunda “İnönü heykeli mi, cami mi olacak?” tartışması yapıldığını ifade etti.

Dosyadaki kurul kararının itiraz üzerine mahkeme tarafından iptal edildiğini söyleyen Türkyılmaz, “Kurul kararının güncel halini bekleyeyim, meseleyi siyasileştirmeden konuyu çözelim” dedi.
İmar ve Bayındırlık Komisyonu’nun CHP’li Başkanı Sedat Özkan da “Dosya zaten bu gibi bahanelerle 3 yıldır bekletiliyordu. Dosyaya giren güncel kurul kararına göre hareket ettik. İptal kararı dosyada yok. İBB Meclisi duyumlara, sonradan alınan kararlara işlemlere göre karar almaz. Dosyadaki bilgilere göre değerlendirme yapılır. Planın askı süreci var, eksiklik varsa itiraz edilir. Meclis gerekiyorsa tekrar karar alır” dedi.

İBB, KÜLTÜR VARLIKLARINI KORUMA YÜKSEK KURULU KARARINI YOK SAYDI
2021 yılında İstanbul Çevre ve Tarihi Eserleri Koruma Derneği, Aziziye Camii’nin yerinin korunması ve yeniden inşa edilmesi için başvuruda bulundu. Yapılan incelemelerin ardından Kültür ve Turizm Bakanlığı İstanbul 111 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, Aziziye Camii’nin kültür varlığı olarak tescil etme kararı verdi.

2022 yılında ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin itirazlarını ve inceleme raporunu değerlendiren Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu, 08.04.2022 tarihli 2040 No’lu kararında yapılan itirazın reddine hükmetti. Kurul, caminin yeniden ihyası için uzmanlar tarafından çalışma başlatılmasını istedi. Tarihi cami için başlatılan çalışmanın henüz neticelenip neticelenmediği bilinmiyor.




Birleşmiş Milletler (BM) “Uluslararası Aile Haftası” etkinlikleri kapsamında, 2024 yılının “Aile Yılı” olarak ilan edildiği Gaziantep’te düzenlenen Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran’ın katıldığı sempozyumun açılış töreni ile başlayan, aile kavramının her açıdan ele alınacağı sempozyumda toplam 21 oturum düzenlenecek.

KIRAN: GAZİANTEP’TEN YENİ UFUK VE VİZYONLARIN ARANIYOR OLMASI ASLA TESADÜF DEĞİLDİR
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran açılış programda aile kavramının ele alındığı sempozyumdan duydukları mutluluğu aktararak şunları söyledi:
“Bugünün dünyasında tartıştığımız meselelerin farklı boyutlarıyla Gaziantep’te ele alınıyor, değişen dünya düzeni üzerindeki yaklaşımlara Gaziantep’ten yeni ufuk ve vizyonların aranıyor olması asla tesadüf değildir. Neden tesadüf olmadığını her şeyden önce Gaziantep’in ev sahipliği olmadığını görüyoruz. Buradaki vizyon gerçekten yeni bir heyecan kattı. Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanımızın öncülüğünde şehir sadece yerel kalkınma modelleriyle değil küresel kalkınma modellerini de yerelde uzanan zincirlerin her halkasını güçlendirme konusunda Türkiye’de önemli bir yer teşkil ediyor. Bu şehirde Fatma Şahin vizyonunun bütün Türkiye ve insanlık için ne kadar önemli hizmetlere vesile olduğunu da bizlere göstermiştir. Bu bakımdan ev sahipliği ve sempozyumu Gaziantep’e taşıdığı için bir kez daha teşekkür ediyorum.”

MEDENİYETİMİZİN TEMEL DİREKLERİNDEN BİRİSİ KUŞKUSUZ AİLE KURUMUDUR
Konuşmasının devamında akademisyenlere katılımlarından dolayı teşekkür eden Bakan Yardımcısı Kıran sözlerini şöyle tamamladı:
“Hem Türkiye’den hem de yurtdışından birçok saygın akademisyenin burada sunacağı fikirler, düşünceler bizlere önemli ufuklar açacaktır. Başkanımız Fatma Şahin’in bakanlığımıza bıraktığı fikri mirası korumanın en güzel yolu teorik tartışmaları takip eden değil, takip edilen ülke olmaktır. Biz büyük bir medeniyetin mirasçılarıyız. Medeniyetimizin temel direklerinden birisi kuşkusuz aile kurumudur. Anayasamızda devletimiz hukuki çerçeveyi ‘Aile toplumun temeli’ tanımıyla ortaya koymuştur. Aileyi korumak için atılan her adımı yerine getiriyoruz. Aile kurumu çok kapsamlı ve bu kapsam bakımından adımların atılması gereken bir kurum.”

ŞAHİN: AİLEYİ KORUYARAK GELECEĞE TAŞIMAK İSTİYORSAK ÖNCE KENDİMİZDEN BAŞLAMALIYIZ
Sempozyumun açılış programında konuşan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, küreselleşen dünya ile beraber aile kurumu üzerinde büyük tehditlerin oluştuğuna vurgu yaparak şunları söyledi:
“Küreselleşme dediğimiz şey, sosyal adalet ve barışın sağlanmadığı, çevresel kalkınmanın hayata geçirilmediği, bir damla petrolün bir damla kandan çok daha değerli olduğu bir dünyaya dur demek için buradayız. Buna dur demenin en önemli kısmı aile. Aile bizim inancımızın, kültürümüzün en mukaddes hazinesi, nimeti, güvenli limanı. Bu yüzden İstanbul Aile Vakfı bu konuda önemli. Aile kurumuna karşı gelen tehditleri engellemede bu vakıf önemli bir duruş. Aileyi koruyarak geleceğe taşımak istiyorsak önce kendimizden başlamalıyız. Kalbimizdeki bütün kötü duyguları yok etmemiz gerekiyor. Onun yerine sevgiyi, vicdanı, rahmeti bu kalbin içine taşımak gerekiyor. Ailede kadın ve erkeğin birbirine iyi davranması, emanetçi olması gerekiyor. Peygamberimizin hayatı bizim için en büyük örnek. Nasıl bir baba, eş olduğuna bakmamız gerekiyor.”

BU ŞEHRİ GÜÇLÜ HUZURLU KILMANIN YOLU AİLE MERKEZLİ ÇALIŞMAKTIR
Konuşmasının devamında aile huzurunun sağlanması için gençlerin değerlerini bilip, sahip çıkarak eğitilmesi gerektiğine vurgu yapan Başkan Fatma Şahin, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:
“Şehrin imarı için sadece altyapı yeterli değil. Bugün aileler neden mutsuz denilince bize sevgi, rahmet şebekeleri gerekiyor. Bunları bizim medeniyet kodlarımıza göre kurmazsak bugün yaşadığımız sorunlarla kalıyoruz. Şehri imar ederken nesli ihmal etmemiz için Gaziantep Büyükşehir Belediyesi olarak doğan her çocuğun eğitimde değerler eğitimini güçlü bir şekilde almasını, Aile Akademisi’ni kurduğumuzda ergenliğe bu değerlerle gençlerimizi hazırlamamız gerekiyor. Bunların hepsini yaptığımızda ailenin korunmasını sağlarız. Bu şehri güçlü huzurlu kılmanın yolu aile merkezli çalışmaktır. Biz bu emanete sahip çıkıyoruz.”

ARSLAN: BURADA ATILACAK ADIMLARIN TEMELİNDE AİLE VE NESİLLERİ KORUMAK VARDIR
İstanbul Aile Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ali Rıza Arslan konuşmasında vakfın verdiği hizmetler hakkında bilgi vererek şunları söyledi:
“Vakıf olarak 2020 yılından itibaren ‘Medeniyetin Temeli Aile’ diyerek insani, milli, manevi değerli korumak amacıyla faaliyet yürütmekteyiz. Aile yapısını korumak ve güçlendirmek amacıyla bu yıl ikincisini düzenlediğimiz sempozyum için Türkiye ve dünyanın dört bir yanından akademisyenler, politika yapıcıların ve STK’ları bir araya getirdik. 3 günlük sempozyumda yapılacak konuşma ve tartışmaların aile kavramını güçlendirmek adına önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum. Dünyadaki gelişmeler toplumumuzdaki ve bütün dünyadaki aile yapılarını temelden tahrip etmektedir. Kadim aile değerlerinin erozyona uğraması toplumun yapısını zayıflatmakta, kimlik bunalımlarına yol açmaktadır. Bu tehditler artık uluslararası platformlarda da daha sık gündeme gelerek tartışılmaktadır. Burada atılacak adımların temelinde aile ve nesilleri korumak vardır.”

Gaziantep Üniversite Rektörü Arif Özaydın yaptığı konuşmasında ise ailenin önemine vurgu yaptı. Çalıştaya katılım sağlayan herkese teşekkür etti.
Açılış programı sonrası ilk oturum Doç. Dr. Turgay Şirin, Prof. Dr. Ruhi Ersoy, Dr. Sarah Amjad Hussain’ın katılımıyla yapıldı.
]]>Havaların ısındığı yaz aylarında güneş ışınlarının etkisini daha da hissettirdiğini belirten Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Lütfi Seyrek, “Güneş gözlüğü alırken birtakım özelliklere dikkat edilmesi gerekiyor. Alacağımız güneş gözlüğü mutlaka optikçiden olmalı. Özellikle artık giyim mağazalarında, kıyafet mağazalarında satılan ya da işporta dediğimiz dış merkezde satılan sahte güneş gözlükleri de olabiliyor. Bu tarz durumlara düşmemek için öncelikle mutlaka bir optikçiden güneş gözlüğü almalıyız. Güneş gözlüğü alırken temel iki özelliğe dikkat etmeliyiz. Birinci özellik Ultraviyole 400 koruma olmalı bunu optikçiye belirtmeliyiz. İkincisi ise CE sertifikası olmalı. Bu sertifikanın önemi Avrupa standartlarında üretilmiş camlar demektir. Mutlaka optikçiye belirtip alacağımız güneş gözlüğünün sertifikasını sorup buna göre alışveriş yapabiliriz” dedi.
GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ ALIRKEN NEYE DİKKAT EDİLMELİ
Sıkça sorulan sorular arasında güneş gözlüğünün hangi renk tercih edilmesi sorusunun olduğunu aktaran Op. Dr. Lütfi Seyrek, koruyuculuk anlamında rengin bir önemi olmadığını ve UV 400 koruma olmasının yeterli olduğunu aktardı. Gözlük seçiminde dikkat edilmesi gerekenleri aktaran Seyrek, “Polarize olan güneş gözlükleri güneş yansımalarını daha çok azaltır, görüş konforu sağlar ama polarize olmayan bir güneş gözlüğü de UV 400 korumayı içeriyorsa sizi yeterince güneşten koruyacaktır” ifadelerini kullandı.
KATARAKTA DİKKAT
Sahte güneş gözlüklerinin koruyuculuğunun olmadığını söyleyen Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Lütfi Seyrek, “Hiç gözlük takmasak bile gözümüz doğal mekanizma olarak güneşe çıktığımızda göz bebeğimizi küçültür ve bizi zararlı ışınlardan korumaya çalışır. Ama sahte bir güneş gözlüğü taktığımız zaman etrafı karartacağı için göz bebeğimiz büyür gözümüzün içine daha çok güneş ışınları girer. Bu sefer koruyucu özelliği olmadığı için birtakım hasarlara neden olur. Katarakt, sarı nokta hastalığının ilerleyişini artırabilir. Kornea dediğimiz gözün yüzeyinde ışık reaksiyonları oluşturabilir, kızarıklıklara ve yaralara neden olabilir. O yüzden sahte bir güneş gözlüğü, uygun olmayan bir güneş gözlüğü alacağımıza hiç almamak veya hiç kullanmamak daha iyi bir seçenek olacaktır” açıklamasında bulundu.

SAHTE GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ KESİNLİKLE KULLANILMAMALI
Güneş gözlüğünün sahte olmasının katarakt gelişimine neden olabileceğini ifade eden Op. Dr. Lütfi Seyrek, “Katarakt gelişimine ve görme azlığına sebep olur. Tam olarak körlük diye ifade etmesek de görme kaybına neden olabilir. Özellikle yaşlı hastalarda sarı nokta hastalığı dediğimiz görme kaybına neden olan hastalığın ilerleyişini hızlandırabilir ayrıca gözün yüzeyinden koruyuculuğu olmadığı için yüzeye gelen ışıklar gözün yüzeyinde yara yapıp yine görme bulanıklığına ve görme azalmasına neden olabilir. Bu yüzden mutlaka optikçiden alınmış kaliteli bir güneş gözlüğü kullanmalıyız. Sahte güneş gözlüğünü kesinlikle kullanmamamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.
KALİTESİZ CAMLAR GÖZÜ KORUMASIZ HALE GETİRİYOR
Gözlük sektöründe deneyimli Optisyen İbrahim Acaz, güneş gözlüğü alırken cam kalitesinin göz sağlığı için önemine değinerek gözlüklerin mutlaka optikçiden alınması gerektiğini belirtti. İbrahim Acaz, “Tüm optikçiler orijinal gözlük alır. Sertifikalı, garanti belgeli gözlükler alır. Dışarda satılan ürünler veya başka yerde satılan ürünler, kıyafet mağazaları gibi farklı yerlerdekiler genelde sertifikasız oluyor. Ürünlerin modelleri güzel ama camları kalitesiz oluyor. Kalitesiz camlar gözü korumasız hale getiriyor” şeklinde konuştu.

UZMAN İSİM DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLERİ MADDE MADDE SIRALADI
İnternet kullanımının artması, artık pek çok internet sitesi ve uygulamada kişisel verilerin talep edilmesi, bugünün önemini daha da arttırıyor.
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon Sinema Bölümü Başkanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, konuya ilişkin kişisel verilerin korunmasının dijital çağda hayati önem taşıdığını söyledi.
Vatandaşların verilerini korumak için dikkatli olması gerektiğine dikkati çeken Kırık, “İnternet sitelerine kayıt olurken ya da uygulama indirirken veri paylaşımı sınırlanmalı ve gizlilik politikaları okunmalı. Güvenli internet kullanımı için güncel yazılımlar kullanılmalı ve şüpheli içeriklere karşı dikkatli olunmalı. Kişisel verilerin kontrolü ele alınmalı ve gerektiğinde Kişisel Verileri Koruma Kurumuna başvurulmalıdır. Ayrıca, cihazların güvenliği sağlanmalı, yedekleme yapılmalı, gereksiz hesaplar kapatılmalı ve güncel gelişmelerden haberdar olunmalı” dedi.
‘UYGULAMALARIN ERİŞİM TALEPLERİ DİKKATLİCE İNCELENMELİ’
Kırık, devletlerin bu alanda son yıllarda yasal düzenlemeler ile önemli çalışmalar yaptığına işaret ederken, bireylerin de aynı süreçte verilerini korumak amacıyla uygulamalara izin verme konusunda daha seçici olması gerektiğini söyledi.
Uygulamaların fotoğraflara, kişilere ve diğer hassas verilere erişim izni talep etmesinin kullanıcıları çeşitli risklerle karşı karşıya bıraktığını aktaran Kırık, erişim taleplerinin dikkatlice incelenmesi gerektiği uyarısında bulundu.

Kırık, son dönemde artan sosyal mühendislik saldırılarına da işaret ederek, şu değerlendirmede bulundu:
“Sosyal mühendislik saldırıları, saldırganların kullanıcıları aldatma veya manipülasyon yoluyla kişisel bilgilerini ifşa etmeye ikna ettiği bir yöntemdir. Bu risklerle başa çıkmak için kullanıcılar, farkındalıklarını artırmalı, güçlü şifreler kullanmalı, çok faktörlü kimlik doğrulama kullanmalı, yazılımlarını güncel tutmalı, güncel antivirüs ve güvenlik duvarı kullanmalı, şüpheli e-postalara tıklamamalı ve kişisel bilgilerini kamuya açık platformlarda paylaşmamalı.”
‘BİLİNÇLİ BİR TEKNOLOJİ KULLANICISI OLMAK GEREK’
İstanbul Aydın Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Volkan Dülger de birçok işlemin dijitalleştiği bu süreçte kişisel verilerin korunmasının oldukça zor olduğunu dile getirdi.
Çoğu zaman zorunlu olduğu zannedilen bir onay kutucuğunun, aslında kişilere pazarlama yapılmasına ilişkin alınan bir onay izni olabileceğini bildiren Dülger, “Kişisel verilerinizin kimse tarafından bilinmemesini istiyorsanız aslında yapılması gereken çok basit. Teknolojinin olmadığı dönemdeki bir insan gibi yaşayacaksınız, telefon, bilgisayar, tablet veya araba kullanmayacaksınız, internetten herhangi bir sipariş vermeyeceksiniz. Ne yazık ki uygulanması cevabı kadar basit değil, hatta günümüz dünyasında imkansıza yakın” dedi.
Dülger, kişisel verilerin toplandığı mecralarda atılan her adıma dikkat edilmesi gerektiğine işaret ederek, çift korumalı girişlerin olduğu internet sitelerini kullanmanın, güçlü parolalar oluşturmanın ve ödeme sırasında güvenli yöntemleri tercih etmenin alınabilecek önlemlerden bazıları olabileceğini söyledi.
Teknolojinin bu denli hüküm sürdüğü bir dönemde kişisel verilerin güvenliğini yüzde 100 sağlamanın neredeyse imkansız olduğunu aktaran Dülger, şunları kaydetti:
“Teknolojinin gelişmesiyle azalan mahremiyet, kişisel verilerin korunmasını gerekli hale getirmiştir. Ne yazık ki bireylerin mahremiyetini koruyan hukuki düzenlemeler, teknolojik gelişmelere kıyasla daha geriden gelmektedir. Türkiye’de bu konu ilk olarak 7 Nisan 2016 yılında yürürlüğe giren Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ile gündeme geldi ve veri işleyen tüm şirketler, bir anda bu verileri istedikleri biçimde işleyemeyeceklerinin farkına vardı.”
]]>