Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanı Prof. Dr. Ferruh Özpilavcı, kurumun Süleymaniye’deki başkanlık binasında gerçekleştirilen teslimi öncesinde AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’deki bütün yazma eser kütüphanelerinin toplandığı özel, tematik ve butik bir başkanlık olduklarını söyledi.
Başkanlığın el yazması eserlerin ideal iklimlendirme koşulları sağlanarak rutubetsiz bir ortamda muhafaza edilmesi, acil müdahale edilmesi gereken eserlerin restorasyonu ve eserlerin kataloglarının çıkarılması, dijitalleştirilmesi ve bu bilgilerin hizmete sunulması gibi çalışmalar yaptığını aktaran Özpilavcı, “Bir sonraki aşama da bunların bilimsel neşir ve çevirilerinin yapılması. Bu bağlamda da 200’den fazla yayınımız var ve hala eserler hazırlanmaya devam ediyor.” dedi.

– “KURULUŞUNDAN BU YANA ALDIĞIMIZ ESERLER 15 BİNİ BULDU”
Kütüphane ve koleksiyonlardaki kitapların değerlendirilmesinin yanı sıra tespit edilen eserlerin satın alınmasına yönelik de çalışmalar yaptıklarına işaret eden Özpilavcı, şunları kaydetti:
“Alanlarında uzman kişilerden oluşan bir heyetimiz var; bunlar eserin değerini takdir ediyor. Bir şekilde atasından, dedesinden kalmış, elinde yazma olanlardan ya da bu işlerle alakalı koleksiyonerlerden veya sahaflardan yazma eser alıyoruz. Kuruluşundan bu yana aldığımız eserler 15 bini buldu ki, bu çok büyük bir rakam. Bunlar belki yurt dışına gidecekti veya telef olabilirdi. Devletin buna bir bütçe ayırması, uzman bir kurum üzerinden değerlendirilmesi, bunların ideal bir ortama ve kondisyona kavuşturulduktan sonra görüntüsüyle, katalog bilgisiyle uluslararası seviyede araştırmacıların erişimine sunulması çok önemli.”
Özpilavcı, kuruma gelen bağışları da değerlendirdiklerini, bağışlanan eserler belirli bir sayıya ulaştığında özel bir koleksiyon açılabildiğini ve akademik literatüre geçtiği için ismi verilen bağışçının adının kalıcı bir hale geldiğini anlattı.
Eserlerin yurt içi ve yurt dışındaki araştırmacıların istifadesine sunulmasının önemini de vurgulayan Ferruh Özpilavcı, yazma eserlere bağlı 300’e yakın koleksiyon bulunduğunu, bunlara yönelik eksik eserlerin bulunması ve koleksiyonlara geri kazandırılması için özel çalışmalar yürüttüklerini ifade etti.
Bağışlanan eserin ait olduğu koleksiyona adını veren Hacı Beşir Ağa’nın 18. yüzyılda Osmanlı’da harem ağalığı yapan ve el yazması kitaplara çok ilgi gösteren bir zat olduğuna, pek çok kütüphane kurduğuna işaret eden Özpilavcı, koleksiyondan eserlerin geçmişte elle çoğaltılmak üzere ödünç verilebildiğini ve bunların bazılarının geri getirilmeyebildiğini, bütün bunlar göz önüne alındığında eserin koleksiyona geri kazandırılmasının çok önemli olduğunu dile getirdi.

– “ESERİ BAĞIŞLADIĞIM IÇIN ÇOK MUTLUYUM”
Eseri bağışlayan kitap meraklısı araştırmacı Mehmet Yayla, küçük yaşlarından bugüne tarihe ve eski eserlere çok meraklı olduğunu belirterek, “Kendi çabalarımla Osmanlıca öğrendim. Boş zamanlarımda müzeleri ve tarihi yerleri geziyorum. Tabii kitaplara da ilgim olduğu ve Osmanlıca öğrendiğim için Osmanlı Türkçesi kitaplar alıp okumaya çalışıyorum.” dedi.
Aldığı kitapların içerisinde el yazması özel bir esere rast geldiğini, kitap üzerindeki mühürler ve kayıtlar incelendiğinde Beşir Ağa’nın koleksiyonuna ait olduğunu öğrendiğini söyleyen Yayla, “Güler Doğan Averbek hocam, kitabın Süleymaniye Kütüphanesi’ne verilerek koleksiyona geri kazandırılmasının iyi olacağını söyledi. Ben de başkalarına da örnek olacağı mülahazasıyla eserin tekrar koleksiyona katılması gerektiğini düşündüm ve getirip kütüphaneye teslim ettim.” şeklinde konuştu.
Eseri bağışlayarak koleksiyona ait kayıp el yazmasının yuvasına geri dönmesini sağladığı için çok mutlu olduğunu ifade eden Yayla, şunları anlattı:
“Buraya gelmeden önce Beşir Ağa’nın Eyüp Sultan’daki kabrine gittim. Orada dua ettim ve içimden ‘Sizin bir eseriniz elime ulaştı. Tekrardan yerine bırakıp sizin vakfınızı tamamlıyorum.’ diye geçirdim ve konuyu kendisine de iletmiş oldum. Ellerinde böyle değerli el yazmaları olan herkese de bu eserleri bağış veya satış yoluyla ait oldukları yere geri kazandırmalarını tavsiye ederim.”
– “İSTANBUL’DAKI KÜTÜPHANELER BÜYÜK ÖLÇÜDE KORUNMUŞ”
Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Güler Doğan Averbek de İstanbul’daki kütüphanelerde bulunan tarihi koleksiyonlarla ilgili çalışmalar yaptıklarını, ulaştıkları bilgilere göre pek çok koleksiyonun az kayıpla bugüne ulaştığını gördüklerini kaydetti.
Prof. Dr. İsmail Erünsal’ın kütüphaneler ve el yazmalarıyla ilgili çalışmaları bulunduğunu belirten Averbek, şu bilgileri verdi:
“Erünsal’ın şu tespitini önemli buluyorum. Osmanlı topraklarında mesela Hicaz, Şam ve Mısır bölgesinde neredeyse tamamen yok olan vakıf kütüphaneleri var ama İstanbul’daki kütüphaneler büyük ölçüde korunmuş. Koleksiyonlarda kayıplar var ama çok az. Mesela ben bu kitaba baktığımda bir hırsızlık malı olmadığını, muhtemelen ödünç verildiği dönemde koleksiyondan ayrıldığını ve kitaplar arasında unutulduğunu tahmin ediyorum. Sonrakiler de anlamadı ve bugüne kadar geldi. Çünkü kötü niyet olsa eserdeki kayıtlar silinirdi, mühürler kazınırdı. Kötü niyet yok, çok iyi de korunmuş. Yani İstanbul’daki kütüphanelerin korunmasını, İstanbul’un dünyada İslam yazmaları konusunda cennet olması neticesini vermesi bakımından çok önemsiyorum.”
Averbek, Cumhuriyet öncesinde 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Batı’da İstanbul’daki kütüphanelerin yağmalanmasına yönelik bir plan hazırlandığına dikkati çekerek, “İstanbul’daki yazmaları Hicaz bölgesinde, Kahire’de, Bağdat’ta olduğu gibi yağmalamayı planlıyorlar fakat bu gerçekleşmiyor. İstanbul kütüphaneleri korunmuş, bunu bilmemiz lazım.” dedi.
El yazmalarının bugün de çok iyi korunmaya devam ettiğini vurgulayan Averbek, “Elinde yazma eserler olanlar, hiç düşünmeden bunları Türkiye Yazma Eserler Kurumuna ulaştırabilir. Mehmet bey çok doğru bir şey yaptı, zaten yapması gereken bir şeydi belki ama istese yapmayabilirdi.” açıklamasını yaptı.

– “DİĞER ZAYI NÜSHALARIN DA KOLEKSİYONA KAZANDIRILMASI ÖNEMLİ”
Türkiye Yazma Eserler Kurumunda 11 yıldır kataloglama biriminde görev yapan yazma eser uzmanı Tenzile Derin Şahal ise koleksiyonların kayıp olan nüshalarına ilişkin çalışmalar yürüttüklerini söyledi.
Eserlere ilişkin verileri girerken Cumhuriyet’in ilk yıllarında yapılan katalogları da incelediklerini belirten Şahal, şunları kaydetti:
“Bu kataloglar analize açık olmasını istediğimiz veriler açısından yetersiz. Yani hepsi çok çok iyi niyetlerle yapılmış ama yetersiz. Şimdi biz fiziksel olarak elimizde olan ve görüntüsüne de sahip olduğumuz eserlerin bütün bilgilerini girmeye çalışıyoruz. ‘Emsile ve Bina’ gibi yaygınlığından dolayı dikkat çekmeyeceğini düşünülen eserlerin bulunduğu nüshalarda bile çok kıymetli alimlerin el yazısıyla çok önemli notları olabiliyor. Bütün bu yazmaların kenarlarındaki notlara kadar detaylı açıklamalarını giriyoruz. Fakat zayi olan nüshalar var.”
Şahal, Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunan koleksiyonlar özelinde zayi nüshalara ilişkin gerçekleştirilen çalışmalara değinerek, “Bu bizim takibinde olacağımız bir konu olacak. Çünkü bu şekilde neticelenmesi bizi çok mutlu etti. ‘Mecmu’atü’l-Ebyati’l-Arabiyye’ adlı eser, ait olduğu yere geri döndü. Bu neden diğer zayi nüshalar için olmasın? Neden kaybolduğunu, ne nedenle kütüphaneden çıktığını yani bunun tarihsel gelişimini incelemek de bizim kendimize görev bildiğimiz, iş kalemleri arasında.” değerlendirmesini yaptı.
Mehmet Yayla’nın bağışının başkalarına da örnek olmasını ve zayi olan nüshaların çok daha iyi şartlarda korunacağı kütüphaneye geri dönmesini arzu ettiklerini ifade eden Şahal, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kataloglama birimi olarak eseri koleksiyondaki yerine koymadan önce sayfa sayfa inceleyeceğiz. Her sayfada hangi bilgiler var, hepsinin dökümünü yapacağız. Bu bilgileri 46 başlıkta giriyor ve birbirleriyle bağlantılandırıyoruz. Bir sonraki aşamada fiziksel ve sanatsal özelliklerini dikkate alarak hikayesini daha da derinleştirmeye çalışıyoruz. Öncelikli vazifemiz bütün verileri doğru ve standart bir şekilde girmek. Bu bir Arap edebiyatı mecmuası, içinde muhtemelen parça parça şiirler, beyitler, paragraflar var. Bütün bunların teker teker hangi sayfada kimin nakli olduğunu, kimin eserinden alındığını yazıyoruz. Bu da bu mecmuayı yazan kişinin ilgi alanını tespit etmemize yarıyor.”

– BEŞİR AĞA KOLEKSİYONU VE ESER HAKKINDA
Osmanlı Devleti’nde kurulan kütüphaneler ve şahsi koleksiyonlar konusunda yaptığı araştırmalarla bilinen Prof. Dr. İsmail E. Erünsal’a göre Hacı Beşir Ağa, Cağaloğlu’nda yaptırdığı cami, medrese, zaviye, mektep ve kütüphaneden müteşekkil külliyeye pek çok kitap vakfetti.
Külliyenin Temmuz 1745 tarihli vakfiyesine göre kütüphanede dört hafızıkütüp (kütüphaneci) görevliydi. Hacı Beşir Ağa tarafından kurulan kütüphanelerin en zengini olan bu koleksiyonda zaman içinde kütüphanecilerin bazı kitapların beş günlük süreyle dışarıya çıkarılmasına izin verdiği ve bunun sonucunda bazı kitapların kaybolduğu tespit edildi.
Bunun üzerine kütüphane kapatılarak Ocak 1784’te bir sayım yapıldı ve 38 kitabın kaybolduğu belirlendi. Geriye kalan 676 kitap da kütüphanecilere teslim edilerek şartlara aykırı hareket edilmemesi istendi ve kütüphane tekrar hizmete açıldı.
Yapılan incelemenin sonucunda Fazlullah b. Muhibbullah el-Muhibbi’ye ait daha çok muhtelif Arapça beyitlerden müteşekkil bir mecmua olduğu tespit edilen yazmanın, Beşir Ağa Kütüphanesi’nden yaklaşık 250 yıl önce kaybolduğu tespit edildi.
Eserin başında bulunan bir kayda göre 1151 senesinde Beşir Ağa’nın şahsi kütüphanesinde bulunduğu tespit edilen yazma eser, koleksiyona vakfedilen diğer kitaplarda olduğu gibi Beşir Ağa’nın 1158 tarihli ikinci bir kaydını, Evkaf-ı Haremeyn Müfettişi Mehmed Emin Efendi’nin vakıf kaydı ile mührünü, ayrıca koleksiyon numarası olan 677 sayısını taşıyor.
Daha önce muhtevası hakkında detaylı bir bilgiye sahip olunmayan, 220 sayfadan ibaret olan yazma, kısa sürede gerekli restorasyon ve bakım sürecinden geçirilerek dijital kopyası araştırmacıların istifadesine sunulacak ve Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi’nde bulunan Beşir Ağa Koleksiyonu’nda kendi raf aralığında muhafaza altına alınacak.
Bakan Uraloğlu, ‘Karayollarının Asırlık Yol Çizgileri’ kitabının da Karayolları Genel Müdürlüğünün katkıları ile hazırlandığını belirterek, Osmanlı döneminde yollarla ilgili düzenlemelerden 2021 yılına kadar olan sürecin kitapta ayrıntılı olarak yer aldığını açıkladı.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Karayolları Genel Müdürlüğü’nün, Türkiye Yüzyılı’na yakışacak bir vizyonla hayata geçirdiği “Karayolları 100. Yıl Kütüphanesi’nin” açılışı ile Karayolları Genel Müdürlüğü ve Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası (İNTES) işbirliğiyle hazırlanan “Karayolları’nın Asırlık Yol Çizgileri Kitabı’nın” tanıtım töreninde konuştu.

“MEDENİYETİMİZ KİTAPLA, DEFTERLE, KALEMLE KIVAMINI BULMUŞTUR.”
Bakan Uraloğlu, “Bizler, Hazreti Ali’nin (r.a) “Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum” ve Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’in (S.A.V) “İlim Çin’de de ola gidip alınız” sözleriyle yoğrulmuş bir milletin mensuplarıyız. Medeniyetimizin temeli kültürdür. Ve medeniyetimiz kitapla, defterle, kalemle, okumakla, ilimle, irfanla, hikmet ve tefekkürle kıvamını bulmuştur.
Ecdadımız duvarları kitaplarla dolu bir kütüphaneyi en kıymetli hazinelerden daha üstün tutmuştur. Çünkü kütüphaneler bizim köklerimizi, biriktirdiklerimizi, bildiklerimizi, öğrendiklerimizi gelecek nesillere aktaran en önemli araçlarımızdır. Milletlerin ilerlemesini, gelişmesini, kalkınmasını sağlayan en önemli unsurların başında, zengin kütüphanelerin gelmesi de bu nedenledir.” diye konuştu.

“ÜLKEMİZİN TOPYEKUN GELİŞMESİ İÇİN OKUMALIYIZ, OKUTMALIYIZ”
Günün hafızasını, gelecek kuşaklara aktarmak için kütüphaneleri muhafaza etmenin, onları daha da zenginleştirerek modern imkânlarla donatmanın önemine değinen Uraloğlu, “Ülkemizin topyekun gelişmesi için de okumalıyız, okutmalıyız. Ve bizler de geçmişimizi kitaplardan öğrenmeli, geleceğimizi kitapların, bilimin ışığında inşa etmeliyiz. Bu bakımdan Karayolları Genel Müdürlüğümüz tarafından hayata geçirilen bu güzide kütüphane projesi de çok yerinde ve kıymetli bir adımdır.
Genel Müdürlüğümüzce muhafaza edilen kurum arşivinin yanı sıra çeşitli inşaat firmalarının ve Karayolcu arkadaşlarımızın kitap, belge ve çeşitli doküman bağışlarıyla 14 binden fazla kaynağın yer aldığı zengin bir kütüphaneye kavuştuk.” dedi.
Karayollarının hali hazırda çok zengin bir arşivi olduğunun altını çizen Bakan Uraloğlu, “2021 yılında, Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası tarafından derlenen ‘Karayollarının Asırlık Yol Çizgileri’ kitabının hazırlanması için Genel Müdürlüğümüz arşivini açarak, bilgi, belge ve görsel paylaşımıyla büyük destek sağlamıştır. 700 sayfa ve 5 ana bölümden oluşan söz konusu kitabımız; Yolların medeniyetlerin gelişimine katkısından, Osmanlı döneminde yollarla ilgili yapılan düzenlemelere, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin ilk yıllarından, Karayolları Genel Müdürlüğünün kuruluşundan 2000 yılına kadar uzanan 50 yıllık döneme, Son 22 yılda Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde hayata geçirdiğimiz mega karayolu projelerine kadar çok kapsamlı bir çalışmadır. Kitapta ayrıca, önceki yıllarda görev yapmış Ulaştırma Bakanlarımız, Karayolları Genel Müdürlerimiz ve sektör temsilcileri ile yapılan röportajlara da yer verilerek adeta tarihi kaynak niteliği taşıyan bir esere de dönüştürülmüştür.” şeklinde konuştu.

Kıymetli eserin hazırlanmasında emeği geçen Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası Başkanı Celal Koloğlu’na ve İNTES yönetimine teşekkür eden Bakan Uraloğlu, sözlerini şöyle sürdürdü;
“Bu vesileyle de bu kıymetli eserin hazırlanmasında emeği geçen Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası Başkanı Sayın Celal Koloğlu’na ve İNTES yönetimine başta olmak üzere herkese bir kez daha teşekkür ediyorum. Ayrıca inanıyorum ki kütüphanemiz çalışma arkadaşlarımızın kendilerini geliştirmelerine ve daha geniş ufuklara sahip olmalarına vesile olacaktır. Sizlerle birlikte daha büyük bir heyecan ve kararlılıkla milletimizin özlemle beklediği, ülkemizi geleceğe taşıyacak nice dev projelere imza atacağız.
Türkiye sevdasıyla, akıllı, çevreci ve bütünsel kalkınmaya katkı sağlayacak politikalar çerçevesinde yatırım faaliyetlerimizi daha da arttıracağız. Bu düşüncelerle çalışmalarını genel müdürlüğüm döneminde başlattığım Karayolları 100. Yıl Kütüphanesi’nin Türkiye Yüzyılı’nda hayata geçmesinde emeği olan Karayolları Genel Müdürlüğü’müz ve tüm arkadaşlarımızı tebrik ediyor, Kütüphanemizin başta karayolu camiası olmak üzere tüm ülkemiz adına hayırlara vesile olmasını diliyorum.”

Bakan Uraloğlu konuşmasında ayrıca helikopter kazası sonucu hayatını kaybeden İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’ye Allah’tan rahmet, İran halkına başsağlığı dileklerini iletti. Uraloğlu, açılış kurdelesinin kesimin ardından kütüphaneyi gezdi.
Döngeloğlu’nun kaleme aldığı kitap ve eserlerin dışında birçok kategoride 500’ün üzerinde kitap bulunan kütüphane, İslam tarihi ve medeniyetine ışık tutuyor. Ailesi, yüzlerce kitabın da Döngeloğlu hayattayken ihtiyaç sahibi yerlere bağışlandığını belirtti.

Eşinin vefatının ardından evde onun adına “Anı Köşesi” kuran Zeynep Döngeloğlu, 28 yıllık hayat arkadaşını ve vefatının ardından geçen dört yılı AA muhabirine anlattı.
Zeynep Döngeloğlu, eşi Ömer ile 28 yıl önce Tokat’ta imamlık yaptığı sırada arkadaş aracılığıyla tanışıp evlendiğini söyledi.
Kendisinin de o dönemde Kur’an-ı Kerim kursunda öğrenci olduğunu belirten Döngeloğlu, eşinin ilk görüşmede kendisinden irşat faaliyetleri sebebiyle evde bulunamayacağı dönemler için sabırlı olmasını istediğini açıkladı.
Beraber geçen 28 yılda Ömer Döngeloğlu’nun sevgi dolu, iyi kalpli ve merhametli bir eş olduğuna şahitlik ettiğini dile getiren Zeynep Döngeloğlu, “Kapıdan içeri adım attığı an evimize neşe gelirdi. Gülerek, şakalaşarak eve girerdi. ‘Nasılsınız yavrularım’, ‘Zeynep’im nasılsın, günün nasıl geçti?’ diye sorardı. Şakalaşırdı, eve mutluluk gelirdi o geldiğinde.” dedi.

Eşine “Hacım” diye hitap ettiğini ifade eden Döngeloğlu, kendisinin ve çocuklarının her zaman onun arkasında olduğunu, duasını kazandığını kaydetti.
Vefatının ardından sürecin kendileri adına hüzünlü geçtiğine dikkati çeken Döngeloğlu, pandemi dolayısıyla cenaze törenine katılamadıkları için ayrıca hüzünlü olduklarını vurguladı.
“ÖYLE BİR İNSANIN EŞİ OLMAK BENİM İÇİN GURUR VERİCİ”
Ömer Döngeloğlu’nun, ailesinin gurur kaynağı olduğunu vurgulayan Zeynep Döngeloğlu, “Dışarıdan birileri, ‘Ömer Hocam şöyle bir insandı.’ dediğinde biz mutluluk duyuyoruz. Halen bugün kabrinin başına gittiğimizde insanların onu ziyarete geliyor olması, unutmaması bizim için çok güzel bir duygu. Öyle bir insanın eşi olmak benim için gurur verici.” ifadelerini kullandı.
Özellikle ramazanda yaptığı programlarla geniş kitlelere ulaşan eşinin vefatından sonra her yıl ramazanda aileyi ayrı bir hüzün kapladığını belirten Döngeloğlu, “Bu ramazan da çok hüzünlü geçti. Ramazan gibi geçmedi açıkçası, eskisi gibi televizyonu da açmıyoruz. Sahur vakti geldiğinde, ezan saatlerinde eve gelirdi. Bir eş olarak hep kapıya bakıyorum, gelecekmiş gibi hissediyorum bazen. Üzülüyoruz tabii ki, ramazanlar bizim için çok zor geçiyor. O geldiğinde evimiz şenlenirdi. Masada baştaki sandalyeye otururdu, bütün konularını hazırlamak için kitaplarını çıkarırdı, gün gün konularını hazırlardı. Ben de bazen yanına gelirdim konularını hazırlarken. Hangi gün hangi konuları konuşacağını konuşurduk beraber.” diye konuştu.
Eşinin kütüphanesinde 500’ün üzerinde kitap bulunduğunu, yüzlerce kitabın da bağışlandığını anlatan Döngeloğlu, “Yüzde 70-80’ini açsanız hepsini okumuş, altını çizdiği bölümleri vardır. Hemen hemen hepsinden istifade ediyordu.” değerlendirmesini yaptı.
Evlenmeden önce de eşinin küçük bir kütüphaneye sahip olduğuna işaret eden Döngeloğlu, “Kütüphane evlendiğimizde köyde imamlık yaptığı evinde vardı. Ufacık bir kütüphaneydi o zaman bizim kütüphanemiz. Orada 10 yıllık imamlık görevinden sonra İstanbul’a taşındık. Sonra yavaş yavaş her evimizde kütüphane oldu. Zamanla böyle büyüdü, sürekli yeni seriler, yeni kitaplar alarak bilgilerini geliştiriyordu. Yıllar içerisinde bu kütüphane buraya geldi.” dedi.

ANI KÖŞESİ’NDE SİNA DAĞI’NA AİT TAŞ DA VAR
Eşine daha önce katıldığı programlar ve ziyaret ettiği yerlerden hediye edilen, içerisinde Kabe örtüsünden Sina Dağı’na ait taşa kadar birçok eşya bulunan eserlerle “Anı Köşesi” oluşturan Zeynep Döngeloğlu, “Yıllar içerisinde katıldığı programlarda, gittiği yerlerde kendisine hediye edilen çok özel hediyeler var. Tur-i Sina Dağı’na ait taş var, farklı güzel hediyeler var. Onun vefatından sonra öyle bir yer oluşturmak istedim. Topladım bir araya, böyle bir anı köşesi oluşturdum. Manevi hediyelerin bereketi ve maneviyatı da duruyor evimizde.” dedi.
Dört yıl geçmesine rağmen eşinin hatıra ve izlerinin evin içinde bulunduğunu, dört yıldır hatıralarla yaşadıklarını aktaran Döngeloğlu, “Bu evin içerisinden hiç gitmemiş gibi açıkçası. Evin neresine adım atarsanız her yerinde onun hatıraları vardır.” ifadesini kullandı.

“ŞU AN KUDÜS’LE ALAKALI YAŞANANLARI GÖRSEYDİ…”
Eşinin Kudüs’e olan özlemine değinen Zeynep Döngeloğlu, şöyle konuştu:
“Kudüs özlemi bambaşkaydı, özlemini gözyaşlarıyla evde anlatırdı. Oraya gitmek, ziyaret etmek istediğini anlatırdı. Yaptığı sohbetler ve İsrail’e ağır eleştirilerinden dolayı Kudüs’e girme yasağı vardı. O yüzden gidemedi. Biz kızımla ziyarete gidip döndüğümüzde ‘Ne yaparlarsa yapsınlar gitmeyi deneyeceğiz bir gün. İnşallah gidebilirim, başarabilirim.’ demişti. Şu anda hayatta olsaydı, şu an Kudüs’le alakalı yaşananları görseydi emin olun hiç uyumadan gece-gündüz her yere koştururdu. Sırtındaki ter kurumadan Kudüs için gece-gündüz dua, sohbet, insanları bilinçlendirme konusunda çok çaba göstereceğine, bu sebeple evine dahi uğramayacağına eminim.”

Peygamber ahlakına sahip olduğuna inandığı eşinin kendisine ve çocuklarına sık sık, “Merhametli, affedici, sevgi dolu olmak lazım. İnsanların gönlünde iz bırakmak lazım. Bu dünyada hepimiz faniyiz, ölüp gittiğimizde insanların bizi güzel anabilmesi için insanlara güzel esintiler bırakmamız gerekiyor. Kendinizi kimseden üstün görmeyin.” nasihatinde bulunduğunu anlatan Zeynep Döngeloğlu, kendisinin ve çocuklarının da bu öğütleri şiar edindiğini sözlerine ekledi.
Çocuk kütüphanesinin fırsat eşitsizliğinin önüne geçtiğini ve artık haritasının kitaplar olduğunu vurgulayan Koca, “Kitaplar yön gösteriyor. Rehberi bulduktan sonra ilerlemek kolaydır. Çocuk kütüphaneleri fırsat eşitsizliğinin önüne geçiyor. Çocukların kitaba erişiminde hayati bir şey ve benim de rehberim oldu” dedi.
KOCA: ÇOCUKLAR İÇİN KESİNLİKLE KİTAPLAR HARİTADIR
Çocuk Kütüphanelerine gelmeye başlamasının ardından kitap kurduna dönüşen ve ilgisinin bilgilerle farkındalığa dönüştüğünü ifade eden Berat Koca, “Korsanlar hazinelerini bulmaya çalışırken hazine haritalarına bakarlar. Doğru haritayı kullanırsa hazineyi bulur. Dediğim hazine kişinin başarısıdır. Korsan biziz, başarıyı arayan denizci diyebiliriz. Çocuklar için kesinlikle kitaplar haritadır. Çünkü onlara yön gösteriyor. Kitaplar çocuklar için rehberdir. Rehberi bulduktan sonra ilerlemek kolaydır. Çocuk kütüphaneleri benim rehberim oldu. Bilim, kurgu ve fantastik sanatları okuyorum. Açıkçası heyecanlı olduğu için okumayı seviyorum. Bilime merakım var. Merakım gün geçtikçe ilgiye dönüştü ve tam ilgimin doruklarındayken bu kütüphane açıldı. Bu kütüphaneye gelmeye başladığımda ilgim bilgilerle farkındalığa dönüştü ve bilim insanı olmak istediğime karar verdim” diye konuştu.

ÇOCUK KÜTÜPHANELERİ FIRSAT EŞİTLİĞİ SAĞLIYOR
Kitaba erişimde Çocuk Kütüphanelerinin çok önemli olduğunu ifade eden Koca, “Fırsat eşitliği, bu çocuk kütüphaneleri bunu sağlıyor. Maalesef günümüzde her ailenin kitap alacak kadar maddi gücü yok. Bu kütüphaneler fırsat eşitliğini koruyor. Çocuk kütüphaneleri genel olarak bu imkanı sağlıyor. Çocukları kitaplarla beslemeyen bir devletin sonu hazindir. Çocuk sayısına göre kütüphane açılması gerekiyor” dedi.
Berat’ın annesi Hatice Koca, insanların kitaba ulaşmada zorluk yaşadığını belirterek, “Buna gerek bütçe gerek bulunduğun yer fırsat vermiyor. Ama kütüphane olduğu zaman her bilgiyi her araştırdığın konuya kolaylıkla ulaşabileceğin bir alan benim gözümde” diye konuştu.

ÇOCUK KÜTÜPHANELERİ BİRÇOK FAYDA SAĞLIYOR
Kütüphaneler 0-12 yaş aralığına hitap ediyor. On binlerce üyesi olan ve sayısı 6’ya ulaşan Çocuk Kütüphanesinde çocuklar sadece kitapla buluşmuyor. Mozaik, müzik, resim kursları, drama çalışmaları ve meslek tanıtımları da yapılıyor. Çocuklar hem eğleniyor hem öğreniyor.
Kütüphanenin bir diğer öğrencisi Belinay Kaya, kütüphanede kitap okumanın yanı sıra çeşitli kurslar olduğunu ifade ederek, “Burada mozaik, müzik, resim kursu yani daha çok değer vereceğimiz şeyler var. Kitaptan ibaret değil. Hem kitap okuyoruz hem kurslara gidiyoruz. Kitapları çok güzel. Birçok etkinlik oluyor. Masal saatleri oluyor” şeklinde konuştu.

Kitap okumanın farklı faydalarına değinen Mir Nafi Ünlü ise “Ben kitap okumadan önce pek hayal kuramazdım. Kitap okuduktan sonra gözümde canlandırmam daha güzel oldu. Kitap okumam konuşmamı da etkiledi. Önceden kekeliyordum ona fayda sağladı. Güzel bir şey tavsiye ederim” ifadesini kullandı.
]]>