Erzincan Belediyesince 1932’de üretimine başlanan ve çevre illere gönderilen Ekşisu Erzincan Bögert Doğal Maden Suyu tüketiminde, artan hava sıcaklığı yüzünden artış yaşandı.
Kent merkezine 14 kilometre uzaklıkta Ekşisu Mesire Alanı’ndan çıkan Ekşisu Erzincan Bögert Doğal Maden Suyu, 5 yıllık aranın ardından tekrar üretilmeye başlandı.
Yoğun talep nedeniyle iki vardiya şeklinde çalışmaya başlanan fabrika, günlük üretimini 100 binden 250 bin şişeye çıkardı.
Hazmı kolaylaştıran, mineral ve tuz kaybını kısa sürede gideren “ekşi su”, “sade”, “limonlu”, “elmalı” ve “nar” türleriyle yurt içindeki çeşitli şehirlerin yanı sıra yurt dışına da gönderiliyor.
Sodalar ihraç ediliyor
Erzincan Bögert Maden Suyu Fabrikası Müdürü Kenan Çeribaşı, AA muhabirine, artan sıcaklarla maden suyuna yoğun talep aldıklarını söyledi.
Gelen talebi karşılamakta zaman zaman zorlandıklarını aktaran Çeribaşı, yaz sezonunda satışların zirveye çıktığını anlattı.
“Sürekli stoklu çalışmamıza rağmen yine de talebi karşılamakta zorlanıyoruz. Yurt içi ve dışında pazarlama ağımızı genişletmiş durumdayız. Yeni ürünlerimiz ile Erzincan ve dışına hizmet vermekteyiz.” diyen Çeribaşı, Erzincan’ın bu özel içeceğini vatandaşlara ulaştırmanın gayreti içinde olduklarını belirtti.
Yeni ihracat rotaları belirlediklerini dile getiren Çeribaşı, şöyle devam etti:
“İlk olarak limonla başlamıştık akabinde ürünlerimize elma ve nar eklendi. Nasip olursa ağustos ayı sonuna kadar mandalinayı da ürün yelpazemize eklemiş olacağız. Yurt dışında şu anda mevcutta Arabistan ve İsviçre ile çalışıyoruz. Almanya, Ürdün, Libya ve Dubai gibi ülkelerle görüşmelerimiz devam ediyor. Çok yakın zamanda bu ülkelere de sevkiyatlarımızı başlatmış olacağız.”
Maden suyu vücudun mineral ihtiyacını karşılıyor
Maden suyunun sağlık açısından da önemine değinen Çeribaşı, şunları kaydetti:
“Günde 2 şişe Erzincan Bögert Maden Suyu içen bir insan günlük mineral ihtiyacını buradan karşılamış oluyor. Özellikle magnezyum, kas yapısı ve vücut ağrıların giderilmesi için çok önemli bir mineral. Kas yapısını desteklemesinden dolayı yazın özellikle bu mineral çok fazla tüketiliyor. Ürettiğimiz limonlu maden suyu ise içinde barındırdığı minerallerin yanında C vitamini deposu olması sebebiyle insanlara şiddetle tavsiye ediyoruz.”
Doğal maden suyu için de Ekşisu Mesire Alanı’na geliyorlar
Fabrikanın bulunduğu bölgedeki Ekşisu Mesire Alanı’na gelen vatandaşlar da çeşmelerden akan doğal maden suyundan alıyor.
Ziyaretçilerden Yusuf Mermer, maden suyunun insan sağlığı için önemli olduğunu belirterek “Özellikle yaz aylarında ve ramazanda şifa kaynağı olduğu için buraya geliyoruz. Yaz aylarında özellikle vücudun çok fazla terlemesi ile birlikte su kaybı oluyor. Burada çıkan maden suyu vücudun kaybolan mineral ihtiyacını karşılıyor.” dedi.
İstanbul’dan gelen Emsal Gençalp “ekşi suyun” vazgeçilmez yerlerden biri olduğunu belirterek, Erzincan için burasının ayrı bir öneminin olduğunu söyledi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye İhracatçılar Meclisi Sektörler Konseyi Üyesi ve Ege Maden İhracatçıları Birliği Başkanı İbrahim Alimoğlu, 2024 yılının ilk yarısında yüksek girdi maliyetleri ve düşük döviz kuruna rağmen madencilik sektörünün büyük bir özveriyle çalışarak önemli bir başarıya imza attığının altını çizdi.
Maden sektöründe ihracatlarını artırmak için 2024 yılının ilk yarısında dünyanın dört bir tarafında pazarlama faaliyetleri düzenlediklerini ve arı gibi çalıştıklarını anlatan Alimoğlu, “2024 yılında ilk kez Güney Kore’de KINTEX fuarına milli katılım organize ettik. Çin’deki Xiamen Uluslararası Doğal Taş Fuarı’na 2024 yılında 11. kez milli katılım organizasyonu gerçekleştirdik. Suudi Arabistan’a yönelik sektörel ticaret heyeti yaptık. İzmir Marble Fuarı’nda dünyanın dört bir tarafından doğal taş ithalatçılarını Türkiye’de ağırladık. Tüm bu gayretlerimiz sonucunda 2024 yılının ilk yarısında başarılı bir dönem geçirdik. 2024 yılı sonu için belirlediğimiz 1 milyar 250 milyon dolar ihracat hedefine ulaşmak için yılın ikinci yarısında da çalışmalarımızı sürdüreceğiz” diye konuştu.
Ege Maden İhracatçıları Birliği’nin ihracatında doğal taş sektörünün 328 milyon dolarlık payla toplam ihracatın yüzde 53’ünü yaptığı bilgisini veren Alimoğlu şöyle devam etti; “Doğal taş ihracatımızda işlenmiş ürünler 261 milyon dolar olurken, blok doğal taş ihracatımız 67,5 milyon dolar oldu. İşlenmiş doğal taş ihracatımızın payı yüzde 80’e ulaştı. Metalik cevherler ihracatımız ise; yüzde 55’lik artışla 172 milyon dolardan 268 milyon dolara çıktı. İhracat artışımızda sürükleyici metalik cevherler oldu.”
YEŞİL DÖNÜŞÜMÜN ANAHTARI KRİTİK MİNERALLER OLACAK
İklim değişikliğini durdurabilmek ve daha yeşil bir dünya için Avrupa Birliği’nin 2019 yılında ortaya koyduğu Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatının önümüzdeki dönem dünya için olduğu kadar maden sektörü içinde öncelikli gündem maddesi olduğuna temas eden Alimoğlu, “Yeşil dönüşümün anahtarı ise kritik mineraller. Burada bir örnek vermek istiyorum. Özellikle elektrik dönüşümü için bakır kritik öneme sahip. Uluslararası Enerji Ajansı’na göre yılda 125-130 milyar dolar düzeyinde yeni bakır madeni yatırımı yapılması gerekirken, yıllık yatırım hacmi 2012’den beri azalıyor. 2023 yılında ise 104 milyar dolar düzeyinde kaldı. Bakır bu konuda sadece bir örnek. Geniş kapsamlı düşündüğümüzde beklenen talep artışı zengin maden yataklarına sahip ülkemiz için bir fırsat kapısı” olacak diye sözlerini noktaladı.
ÇİN, ABD VE İSPANYA MADEN İHRACATINDA LİDER ÜLKELER
Ege Maden İhracatçıları Birliği, 2024 yılının ilk yarısında 143 ülkeye maden ürünleri ihraç ederken, zirvede 154 milyon dolarlık taleple Çin yer aldı. EMİB üyeleri 2023 yılının Ocak – Haziran döneminde Çin’e 57 milyon dolar olan ihracatlarını 2024 yılının aynı zaman aralığında yüzde 167 oranında artırmayı başardılar.
Ege Bölgesi’nden ABD’ye yapılan maden ihracatı yüzde 12’lik artışla 100 milyon dolardan 112 milyon dolara çıkarken, İspanya’ya maden ihracatı yüzde 23’lük artışla 41 milyon dolardan 50 milyon dolara yükseldi.
Geçen yıl altın ithalatına 31 milyar dolar verildiğini dile getiren Yılmaz, ihracatın 12 milyar dolar, bu alandaki ticaret açığının 19 milyar dolar seviyesinde olduğunu aktardı.
Yılmaz, Türkiye’nin altın üretiminin ekonomiyi enflasyonist etkiden kurtarma çabalarında avantaj sağlayacağını belirterek, şöyle konuştu:
“Türkiye’de, yapılmış bir modelleme çalışmasına göre, 6 bin 500 ton metal altın potansiyeli var. Biz bunun 1500 tonunun nerede olduğunu biliyoruz, hatta üretmeye de başladık. Geriye kalan, yeraltında bekleyen 5 bin ton var, bunun bugünkü değeri yaklaşık 300 milyar dolar civarında. Ürettiğimiz altını biz, kanun gereği Merkez Bankasına ön alım hakkını kullanırsa satmak zorundayız. Merkez Bankası, bizden aldığında lira ödüyor. Enflasyon üzerinde Türkiye’deki üretimin etkisinin olduğu nokta burası. Aksi takdirde bunu dolarla satın almak durumunda kalacak.”
Maden sektörünün yeni bir düzenleme beklentisi bulunduğunu dile getiren Yılmaz, taleplerinin madencilik izinlerinin hızlandırılması ve maden üretiminin artırılması için yeni düzenlemelerin hayata geçirilmesi olduğunu aktardı.
Yılmaz, son 10 yılda madencilik arama ruhsat sayısının 40 binden 5 bine gerilediğini belirtti.
“YEŞİL DÖNÜŞÜM İLE MADENCİLİK 9 KAT ARTACAK”
Yılmaz, madencilik sektörünün kendi kendini denetleyecek bağımsız denetim mekanizmalarını oluşturması gerektiğini söyledi.
Bazı ülkelerin “Sürdürülebilir Madencilik İlkeleri” diye adlandırdığı ilkelere göre hareket ettiğini böylelikle iş kazalarını azalttıklarını ifade eden Yılmaz, “Madencilik sektöründe madenciliğin tüm aşamaları için denetim standartlarını net şekilde ortaya koymamız lazım. Sektörün, kendi kendini denetleyecek, bağımsız denetim mekanizmasını oluşturması gerekiyor.” diye konuştu.
Yılmaz, “yeşil dönüşüm” ile madenciliğe olan ihtiyacın artacağını belirterek, şöyle devam etti:
“Yeşil dönüşüm ile maden ihtiyacı mevcut durumdan 9 kat daha artacak. Fosil yakıtlardan uzaklaşalım, daha fazla yenilenebilir enerji kullanalım ve daha fazla batarya üretelim, elektriği depolayalım, güneş panelleri ve rüzgar santralleri üretelim ve böylelikle fosil yakıtlardan uzaklaşalım… diyoruz. Bunun bugünkü tespitle anlamı 9 kat daha fazla madencilik demek. Daha fazla lityum, kobalt, nikel, bakır, hatta altın bile daha fazla üretilmek zorunda.”
Yılmaz, bor maden ile ilgili olarak da uç ürüne dönüştürülebilmesi halinde Türkiye’nin dünyada söz sahibi olabileceğini aktardı.
Türkiye’nin borda dünya rezervlerinin yaklaşık yüzde 70’ine sahip olduğuna işaret eden Yılmaz, “Borda cevher veya ara ürün halinde satmak yerine uç ürünü üretebilirsek, muazzam bir katma değer yaratırız. Bir ton ham bor 300-500 dolar değerinde. Bunu ara ürüne çevirirseniz, bir ton ara ürüne dönüşmüş borun fiyatı 4 bin dolara kadar çıkıyor. Cam teknolojisini, zırh teknolojisini bu ülkede yaparsanız, bir ton ham borun 300-500 dolar olan değeri, bir tonda 500 bin dolara kadar çıkıyor.” ifadelerini kullandı.
Destici açıklamasında, “Dün, Zonguldak’ta, Türkiye Taşkömürü Kurumu Karadon Müessese Müdürlüğü Gelik İşletmesi’ne ait maden ocağında meydana gelen göçükte iki maden işçimiz göçük altında kaldı. Tevfik Soy adlı işçimiz hayatını kaybetti, Harun Karan’ı arama çalışmaları devam ediyor. Hayatını kaybeden işçimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve çalışma arkadaşlarına sabır ve başsağlığı diliyorum. Maalesef bu kömür ve diğer maden ocaklarında bu iş kazaları ya da işçi kazaları ile ilgili en fazlasını yaşayan Avrupa ülkesi konumunda olduğumuzu biliyoruz. Gelişmiş ülkelerle kıyaslama yaptığınızda hala bizde maden kazalarının ve bu kazalardaki ölümlerin çok yüksek olduğunu hatta kat ve kat yüksek olduğunu görüyoruz. Birileri bu işi hala çözememişse demek ki bizim ülkemizde bu anlamda bir problem var. Maden kazalarıyla ilgili hiçbir mazereti kabul etmiyorum. Kadere elbette şeksiz şüphesiz iman ediyoruz. Ancak maden kazalarının ‘kader’ kelimesiyle izah edildiği dönem çok uzun yıllar önce geride kaldı. Özellikle devlete, kamuya ait maden işletmelerinde yaşanan benzer hadiseler hepimizi üzüntüyle beraber umutsuzluğa da sevk ediyor. Acilen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde bir çalışma grubu kurulmalı, kamuya ve özel sektöre ait tüm işletmelerde iş güvenliğiyle ilgili kontroller artırılmalı, eksiği bulunan maden ocaklarının faaliyetlerine devam etmesine hiçbir şekilde izin verilmemelidir” diye konuştu.

‘TERÖR ÖRGÜTÜNDEN TALİMAT ALAN KİMSE KAMUDA GÖREV ALAMAZ’
Hakkâri Belediyesi’ne yönelik polis operasyonunda, DEM Partili Belediye Başkanı Mehmet Sıddık Akış’ın gözaltına alınması ve belediyeye kayyum atanmasını desteklediğini kaydeden Destici, “Karara tepki gösteren, terör örgütünün partisi dışındaki tüm siyasi parti temsilcilerini kınıyorum. Şiddetle, hele terörle iltisaklı bir örgütlenmenin ‘demokrasiyle’, ‘siyasetle’ ya da ‘siyasi parti’ tanımıyla birlikte anılması mümkün olamaz. Yöneticileri, adayları, politikaları ve söylemleri bir terör örgütü tarafından belirlenen bir topluluk meşru sayılamaz. Bir terör örgütünden talimat alan hiç kimse kamu görevi yapamaz. Bu gerçekleri, demokrasinin ve hukukun en temel kuralları bildikleri halde, konuyu hala istismar eden siyasileri kınıyorum. Terör örgütünün uzantılarının konuyla ilgili hiçbir söylem ve fiilini ise ciddiye almıyorum. Çünkü onların, Türkiye’de ya da dünyanın herhangi bir yerinde, ‘siyasi parti’ niteliği taşıyamayacağını, terör örgütlerinden talimat alanların herhangi bir söz ya da fiilinin, demokrasi ve hukuk zemininde herhangi bir anlamı ve değeri olmadığını, bir kez daha tekrar ediyorum. Bu çok açık hukuki konuyu bugüne dek sürüncemede bırakan ve görevini yerine getirmeyen Anayasa Mahkemesinin ayrıca terör örgütünün uzantılarıyla ilgili kararını, bir an önce vermesini bekliyoruz” dedi.

‘ANAYASA MAHKEMESİ’NİN YAPISININ DEĞİŞTİRİLMESİ GEREKİYOR’
Destici, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dün Anayasa Mahkemesi, yürütmenin bazı idari tasarruflarıyla ilgili iptal ve anayasaya aykırılık kararlarını açıkladı. Anayasalar, temel hak ve hürriyetleri, devletin esas ve niteliklerini açıklayan, kısa, açık, toplumsal sözleşmeler olmalıdır. Anayasalarda, rutin uygulamalarla ilgili detaylar yer almamalı, Anayasa Mahkemesi kendisini yürütmenin yerine koymamalıdır. Söz konusu idari kararlarla ilgili görev yapması gereken yargı kurumunun Anayasa Mahkemesi olmaması, idari konuların alt derece mahkemeler tarafından görüşülüp karara bağlanması gerektiğini; bu tip çarpıklıkların mevcut anayasadan kaynaklandığını; acilen anayasa ile birlikte Anayasa Mahkemesi’nin de yapısının değiştirilmesi gerektiğini; tekraren Anayasa Mahkemesinin, başta terör örgütünün siyasi uzantılarının yıkıcı faaliyetleri olmak üzere, asli görevlerini bir an önce yerine getirmesi gerektiğini düşünüyorum.”
‘FAALİYETLERİMİZİ TEKNOLOJİ ODAĞINDA YÜRÜTÜYORUZ’
Türkiye’nin madencilik sektöründeki lider şirketlerinden biri olan Eti Bakır, ülke ekonomisine sürdürülebilir bir gelecek vizyonuyla katkı sunuyor. Madencilik sektörü ile teknoloji arasındaki bağlantının katlanarak arttığını ifade eden Eti Bakır Küre İşletme Müdürü M. Yaşar Kara, “Tarihi boyunca bakırla özdeşlemiş olan Küre’de madenciliğin geçmişi Eski Yunan, Roma, Cenevizliler ve Osmanlı’ya dayanıyor. Biz de Eti Bakır olarak, 21’inci yüzyılda da varlığını sürdüren bu mirası, en modern uygulamalarla ekonomiye kazandırıyoruz. Yer altı ve yer üstü faaliyetlerimizde teknolojiyi iş süreçlerimize entegre ederek hem güvenli hem de sürdürülebilir madencilik uygulamalarına imza atıyoruz. Bu konuda dünyaya örnek olmak en büyük hedefimiz” diye konuştu.

Yüksek iletkenliği sayesinde elektrik iletiminde büyük öneme sahip bakır, elektrik elektronik, enerji, ulaşım, kuyumculuk, otomotiv, inşaat ve kimya sektörlerinin en önemli hammaddelerinden biri. Türkiye’de bakırın son 6 yılda 9 milyar dolarlık ticaret açığı verdiğine dikkat çeken Kara, “Türkiye’de farklı şirketlerin bakır cevheri üretimi bulunuyor ancak metal bakır üretimi sadece Eti Bakır tarafından yapılıyor. Bunun dışında hurdanın geri dönüşümüyle üretilen yıllık 100.000 tonluk ek bir metal bakır üretimi de var. Son ürün olarak metal bakırın Türkiye’deki üretim miktarı 2023’te 170.000 ton olarak gerçekleşti. Tüketimimiz ise 450.000 ton. Geçen yıl Türkiye, toplam metal bakır üretiminin neredeyse üç katını ithal etmek zorunda kaldı” dedi.
Eti Bakır’ın cevherden son ürüne üretim yapabilen Türkiye’deki tek şirket olduğunu dile getiren Kara, şunları söyledi: “Bakır, günümüzde dünyanın en yüksek katma değerli hammaddelerden birine dönüştü. Küre’de yer altı madenciliği faaliyetlerimizle yılda 1,5 milyon ton tüvenan bakır cevheri, 170 bin ton bakır konsantresi ve 500 bin ton pirit konsantresi üretimi gerçekleştiriyoruz. Türkiye’nin bakır ihtiyacının yaklaşık %20’sini karşılarken her yıl 750 milyon dolarlık ithalatın önüne geçiyoruz.”
‘YER ALTI MADENCİLİĞİNİ YER ÜSTÜNDEN YAPIYORUZ’
Ar-Ge ve teknolojinin tüm yatırımların odağında olduğunu ifade eden Kara, “Teknoloji, bugün artık Eti Bakır Küre’de günlük iş rutinlerimize kadar işimizin ayrılmaz bir parçası. Bu bizim verimimizi artırdığı gibi daha güvenli madencilik için de fırsat sunuyor. Yeraltında maden üretmek için yaptığımız patlatma işlerinde daha güvenli ve kontrollü patlatma yapmamızı sağlayan elektronik kapsül kullanıyoruz. Bu sistemle patlatmaları, vardiya sonlarında yer altındaki tüm çalışanlar tamamen boşaltıldıktan sonra wireless ağ sayesinde emniyetli bir şekilde yer üstü ofislerde bulunan kontrol odasından gerçekleştiriyoruz. Yani, kablosuz iletişim ile daha güvenli madencilik yapıyoruz” dedi.
Kara, ileri teknoloji ve Ar-Ge ile güçlenen diğer üretim süreçlerini şöyle özetledi: “Yer altında daha önce klasik yöntemle ve operatör tarafından yapılan delgi işlemlerini artık tam otomasyon delgi sistemi ile yapıyoruz; yani insan faktörünü minimize etmeyi hedefliyoruz. Tam otomasyon delgi sisteminde yer üstünde hazırlanan plan, makine hafızasına yükleniyor ve böylece tüm delgi makine tarafından otomatik olarak yapılıyor. Bu sistem sayesinde daha güvenli ve daha verimli delgi yapabiliyoruz. Yine Küre’de yurt dışından aldığımız ve proseslerde kullandığımız ürünlerin üretiminin Türkiye’de yapılması için Ar-Ge çalışmalarımızı da sürdürüyoruz. Cevherin kırılması sürecinde dev kazanların içine attığımız bilyeleri artık Samsun’daki izabe tesisimizde üretmeye başladık. Daha önce Çin, İtalya gibi farklı ülkelerden satın aldığımız bilyeler, Eti Bakır’ın 8 tesisinde kullanılıyor. Biz de Küre işletmesi olarak artık her yıl yurt dışından aldığımız 2.500 ton bilyeyi Samsun’daki kendi üretim hattımızdan almaya başladık.”
KÜRE’DEN SAMSUN VE MARDİN’DE BAKIR ÜRETİMİ YOLCULUĞU
Eti Bakır’ın tarihi Cenevizlilere uzanan, kamudan kalan ve halihazırdaki faaliyetleri sırasında ortaya çıkan tüm artıkların ekonomiye kazandırılması için de Ar-Ge çalışmalarının da devam ettiğini paylaşan Kara, “Samsun’da geçtiğimiz sene yeni yerine taşınan Eti Bakır Ar-Ge Merkezi’nde uluslararası kurum ve üniversitelerle birlikte çok önemli çalışmalar yapıyoruz. Tarihi ve halihazırdaki cürufların içinde kalan tüm metalleri geri kazanmayı hedefliyoruz” diye konuştu. Küre’deki bakır üretimi sürecinde artık ürün olarak ortaya çıkan pirit konsantresinin ise yaklaşık 1.200 kilometre uzaklıktaki Mazıdağı tesisine tren yoluyla taşındığını ve burada en son teknolojiler kullanılarak teknolojinin kilit elementlerinden kobaltın geri kazanıldığını da aktaran Kara, şöyle devam etti: “Bu sayede her yıl 2.500 ton kobaltı geri kazanarak dünya üretiminin %2’sini gerçekleştiriyoruz. Kobaltın, bakır üretiminin artık ürünü olan piritten ayrıştırılarak yeniden ekonomiye kazandırılması, sadece Türkiye’de değil aynı zamanda dünyada bu alandaki devrimlerden biri.”
]]>AMR Yönetim Kurulu Başkanı Sarp Tarhanacı, buradaki konuşmasında, çevreye duyarlı bir üretimi amaçlayan şirketin, Marmara Sanayi Sitesi’ndeki son teknolojiyle yenilenen üretim tesisinin dün itibarıyla faaliyete geçtiğini söyledi.
Tarhanacı, şirketin, üretim süreçlerine yapay zeka teknolojisini dahil etmek için Ar-Ge çalışmalarının ise devam ettiğini belirterek, şunları kaydetti:
‘Yeni tesisimiz için yaptığımız toplam yatırım tutarı yıl sonunu kadar 5 milyon doları bulacak. Günlük üretimimiz yıl sonunda 200 kiloya ulaşacak. Ülke ekonomisine yıllık katkımızın ise 60 ton olmasını planlıyoruz. Bu yıl sonu itibarıyla üretimden satışlarımızı 250 milyon dolar seviyesine ulaştırmayı ve Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşu listesine girmeyi hedefliyoruz.’
Şirket olarak geçen yıl yetkili altın rafinerisi faaliyet izni almak için başvurduklarını anlatan Tarhanacı, ‘AMR Türkiye’deki 13 yetkili altın rafinerisinden biri. Umuyorum denetleme süreci bittiğinde faaliyet izni alan rafinerilerden biri kuşkusuz yine biz olacağız. Bu faaliyet izni tüm rafineler için olduğu kadar bizim için de önemli. Biz faaliyet izni aldıktan sonra çok hızlı bir şekilde büyümeye odaklanacağız. Ülkemize çok daha fazla katkı sunacağız. Bunun için planlarımız ve yol haritamız hazır.’ ifadelerini kullandı.
Tarhanacı, dünya genelinde merkez bankalarının 3 trilyon doların üzerinde altın rezervine sahip olduğunu ve her yıl üretilen altının yüzde 10’unu talep ettiğini aktararak, ‘Merkez bankaları bir kısmını uluslararası piyasalardan alırken bir kısmını da kendi ülkelerindeki madenlerden çıkarılan altınlardan elde ediyor. Bu altınları alma konusunda merkez bankaları istekli davranıyor. Ancak gelişmekte olan birçok ülkenin madencilikten gelen bu cevheri işleyebilecek altın rafinerisi yok ya da kapasitesi yetersiz. Biz ilk aşamada AMR olarak bu cevher altın varlıklarının işlenerek rezerve dönüştürülmesine yönelik merkez bankalarının tercih ettiği rafineri olmak istiyoruz.’ dedi.
AMR olarak ikinci aşamada ise sikke altın üretimi konusunda merkez bankalarının stratejik ortağı olmayı hedeflediklerine değinen Tarhanacı, ‘Bu konuda merkez bankalarıyla kuracağımız stratejik partnerliklerle uluslararası alanda da iddialı bir sikke üretimine girmeyi planlıyoruz. Bu vesileyle iddiamız dünyada söz sahibi bir rafineri olmak. Bu ciddi bir iddia ve başarılı olması durumunda ülkemize de çok büyük katkılar sunacak bir hedef. Bu hedefe ulaştığımızda Türkiye’nin en çok ihracat yapan rafinerisi de olacağız.’ diye konuştu.
ŞEHİR RAFİNERİCİLİĞİ ODAKLI ÜRETİM
AMR Genel Müdürü Ahmet Yılal da ‘şehir madenciliği’ kavramına dikkati çekerek, bu kavramın cep telefonu ve bilgisayar gibi e-atıkların içerisinde bulunan kıymetli madenlerin ayrıştırılması ve geri kazanılmasını tanımlamak için kullanıldığını anlattı.
Yılal, şirket olarak yaptıkları üretimi ise ‘şehir rafinericiliği’ olarak adlandırarak, ‘Bu söylem, madenlerden çıkan cevher altının değil, tasarruf olarak yastık altında saklanan altının işlenmesi ve geri kazanılmasını içeriyor.’ diye konuştu.
Şirketin faaliyetlerine şehir rafinericiliği odaklı gerçekleştirdiğini vurgulayan Yılal, ‘Yeni üretim tesisimizde de döngüsel ekonominin gelişimine katkı sağlamaya devam ederek şehir rafinericiliğini sürdüreceğiz.’ ifadesini kullandı.
Yılal, dünya genelindeki altınların yarısından fazlasının ziynet eşyası olarak üretildiğini ve yatırım aracı olarak saklandığını belirterek, şöyle devam etti:
‘Madencilikten elde edilecek olan altınlardan daha fazlası yastık altı altın olarak işlenmeyi bekliyor. Şehir rafinericiliği için gün yüzüne çıkmış yeterli maden ve işlenecek hammadde mevcut. Bununla birlikte yeni dönemde madenlerden gelen altınları da işleyeceğiz. Ancak burada çok ciddi kriterlerimiz mevcut. Rafinerimizde uluslararası standartlara sahip, çevreye duyarlı madenleri üretmeye talibiz. Yerinde denetlenmeyen hiçbir madeni rafinerimize sokmayacağız. Sadece çevreye duyarlılığı uluslararası geçerli belgelerle ispatlanmış madenlerle çalışacağız.’
Maden Mühendisleri Mesleki Gelişim Derneği (MMMGD) tarafından 22-24 Mayıs 2024 tarihlerinde Zonguldak’ta “Uluslararası Madencilik Sonrası Faaliyetler Sempozyumu (IPMS 2024-International Post Mining Symposium)” düzenlendi. Yeniköy Kemerköy Enerji’nin bronz sponsor olduğu ve yerli / yabancı birçok uzmanı bir araya getiren sempozyumda, madenciliğin çevresel ve sosyal etkilerini en aza indirmek için hayata geçirilen iyi uygulama örnekleri, madenciliğin sosyo-kültürel katkıları ve uzmanların kendi ülkelerindeki uygulamalar ile mevzuat kamuoyuyla paylaşıldı.
Sempozyumun ilk gününde Cumhuriyet tarihinin en büyük doğaya geri kazandırma projelerinden biri olan Hüsamlar Maden Ocağı Rehabilitasyon Çalışmalarını anlatan Yeniköy Kemerköy Enerji Sürdürülebilirlik ve Kurumsal İletişimden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Burak Işık, 2023 yılında 150 bin fidan ve bitki dikimi gerçekleştirerek 65 hektar alanı rehabilite ettiklerini, 2024’te 511 hektar, devam eden yıllarda ise toplam 1.363 hektar alanı rehabilite etmeyi planladıklarını söyledi. Hüsamlar Maden Sahası’nın doğaya geri kazandırılması sürecinde aldıkları en önemli kararlardan birinin Türkiye Tabiatını Koruma Derneği ile iş birliği yapmak olduğunu söyleyen Burak Işık, rehabilitasyon çalışmalarını şu sözlerle anlattı:
“Eski maden sahalarının rehabilitasyonu için öncelikle alanın fiziki koşullarını tespit edip eksiklikleri belirledik. Bu süreçte bölge halkı ile doğaya geri kazandırma projesini istişare ederek bölgenin iklim yapısını ve yağış rejimini inceledik. Akademik danışmanlarımızı belirledik ve rehabilitasyon sürecini izleyecek bağımsız bir sivil toplum kuruluşu ile iş birliği yaptık. Toplumda madenlerin rehabilite edilmediğine dair yaygın bir görüş var. Bu yanlış değerlendirmeyi değiştirmek için süreci baştan sona şeffaf bir şekilde yönetmeye karar verdik. Rehabilitasyon çalışmalarımızda bizi izlemesi ve yönlendirmesi için 70 yıllık deneyimi ile Türkiye’nin ilk çevre odaklı sivil toplum kuruluşlarından biri olan Türkiye Tabiatını Koruma Derneği ile anlaştık. Dernek çalışmaların başında sahada bir inceleme yaparak ilk raporunu yazdı ve kamuoyu ile paylaştı. 65 hektarlık alandaki çalışmaların tamamlanmasına istinaden final raporunu da hazırlayan Dernek, geçtiğimiz günlerde bu raporu kendi resmi web sitesinde yayınladı. 2023 Kasım ayında başladığımız ve Mart 2024’e kadar süren 65 hektarlık alandaki pilot uygulamamız sırasında neleri doğru, neleri yanlış yaptığımızı görerek 2024 Kasım ayında uygulamasında başlayacağımız 511 hektarlık alanın doğaya geri kazandırılması sürecinde daha verimli bir çalışma için ilk adımlarımızı attık.”
AĞAÇ DİKİMLERİ PAYDAŞLARLA YAPILDI
2023 yılının Kasım ayında başlayan rehabilitasyon sürecinde ağaç dikim etkinlikleri de yapan Yeniköy Kemerköy Enerji bu süre içerisinde 11 Kasım Milli Ağaçlandırma Gününde düzenlenen “Geleceğe Nefes” etkinliğinde İstanbul Teknik Üniversitesi, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi’nden akademisyenleri bir araya getirdi. Şubat ayında 250 İTÜ’lü öğrenci Hüsamlar Maden Ocağı’nda İTÜ Rektörü Prof. Dr. İsmail Koyuncu ve üniversitenin akademisyenleriyle “İTÜ 250. Yıl Hatıra Ormanı” için ilk ağaçları diktiler. Son olarak 21 Mart Dünya Orman Haftası kapsamında gerçekleştirilen etkinlikte Milas Orman İşletme Şefliği ile eski maden sahasına ağaç dikim etkinliği gerçekleştirdi.
2024 KASIM AYINDA 511 HEKTARLIK ALANDA DİKİMLER BAŞLAYACAK
Hüsamlar Maden Sahası Kapatma Projesi kapsamında 511 hektar maden sahasının rehabilitasyon projesi için devam eden çalışmalar hakkında da bilgi veren Burak Işık, “Maden Kapatma Planı Çalışmaları için Dokuz Eylül Üniversitesi ile çalışmalarımız devam ediyor. Doğaya Geri Kazandırma- Rehabilitasyon Çalışmaları kapsamında Hüsamlar Sahası Kanal Tasarımlarına Dair Teknik Rapor hazırlığını tamamladık. Saha uygulamalarına başlamaya hazırlanıyoruz. Dikimi yapılacak olan fidan türlerinin ve adetlerin belirlenmesi çalışmalarına devam ediyoruz. 2024 yılı Kasım ayında dikim faaliyetlerinin başlamasını planlıyoruz” diye konuştu.
]]>ÇİN, ELİNDEKİ ALTINI 1 AYDA 60 TON ARTIRDI
Çin Merkez Bankası (PBOC) nisan ayında altın rezervlerini 18 ay üst üste artırdı. PBOC tarafından tutulan külçe altın miktarı geçen ay 60 bin ons artarak 2.264 tona çıktı. Ekonomik belirsizliklerin ortasında genç tüketiciler değerli bir varlık olarak altın yatırımına yöneldi. NDTV’nin haberine göre, anketler18 ila 40 yaş arasındaki tüketicilerin yüzde 70’inin saf altın takı satın almayı planladığını ortaya koyuyor.
ALMANYA’DA HANE HALKLARI 9 BİN TONDAN FAZLA ALTIN TUTUYOR
Reisebank tarafından yapılan araştırmaya göre Almanlar enflasyona karşı koruma olarak giderek daha fazla altına güveniyor. Almanya’da özel hane halkının külçe veya madeni para yatırımı olarak elinde bulundurduğu altın stokları 2021 yılından bu yana 35 ton artarak 5.229 tona yükseldi. Geriye kalan 3.805 ton ise mücevher olarak tutuluyor ve toplamda 9 bin tonu aşıyor. Merkez bankasının 3.353 tonluk altın rezervleriyle birlikte, dünyadaki altının yüzde 5,9’unun Almanya’ya ait olduğu ortaya çıktı. Bu altının değeri ise yaklaşık 750 milyar Euro.
VİETNAM’DA 2015’TEN BU YANA EN YÜKSEK TALEP
Dünya Altın Konseyi’nin bu yılın ilk çeyreğine ilişkin talep eğilimleri raporu, Vietnam’ın bu yılın ilk çeyreğinde 14 tonun üzerinde 2015’ten bu yana en güçlü külçe ve madeni para talebini kaydettiğini gösterdi. Vietnam, külçe altın ve madeni para yatırımlarına yönelik talepte yıllık yüzde 12’lik bir artış yaşarken, toplam tüketici talebi yıllık yüzde 6 arttı.
GÜNEY KORE’DE MARKETLERDE KEK GİBİ ALTIN SATILIYOR
Güney Kore’de külçe ve madeni paralara olan talep yıllık yüzde 27 artışla 5 tona yükseldi. Ülkenin en büyük market zinciri CU, müşterilere mini altın külçeleri sunmaya başladı. CU, ağırlıkları 0,1 gram ile 1,87 gram arasında değişen altın külçeleri satışa sundu. Piyasaya sürülmesinden bu yana toplam satışların yüzde 41’inden fazlasını 30’lu yaşlarındaki kişiler oluşturdu. 20’li yaşlarındaki kişiler tüm satışların yüzde 6,8’ini meydana getirdi.
MOĞOLİSTAN KİLOYLA ALTIN TOPLUYOR
Merkez Bankası, bu nisan ayında 850.7 kg kıymetli maden satın alarak toplam kıymetli maden alımını 4.3 ton artırdı. Moğolistan Merkez Bankası’nın Darkhan-Uul ve Bayankhongor eyaletlerindeki şubeleri, 2024 yılı başından bu yana 19.6 kg ve 357.5 kg değerli metal satın aldı.
KISA VADEDE KONSOLİDE OLSA DA YILSONU YENİ REKOR BEKLENİYOR
Dünyada altın talep görünümü, Fed’in faiz indirimine ilişkin beklentilerle şekillenmeye devam ediyor. Beklentilerin eylül ayına doğru kayması ons altının hızını keserken, Ortadoğu’da ise ateşkes teklifini kabul etmeyen İsrail’in saldırılarını sürdürmesi değerli metalde güvenli liman alımlarına sebep veriyor.
Bu tabloda 2.300 doların üzerinde duran fi yatlarda kısa vadede konsolidasyon olasılığı bulunuyor. Bu da fi yatlarda 2.300 kırılırsa aşağı doğru 2.267 dolara varan satışların gelebileceği anlamına geliyor. Orta vadede ise altına destek veren tüm unsurların geçerliliğini koruması nedeniyle yükseliş beklentisi korunuyor. Wells Fargo. yılsonu için 2.500 dolar öngörüyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan 12. Kalkınma Planı ve Orta Vadeli Program’da (OVP) madencilik sektörüne geniş şekilde yer verildiğini anımsatan Aksu, şunları kaydetti:
“Bu durum, madencilik sektörünün ülke ekonomimiz için öneminin ve değerinin bir göstergesidir. Ekonomimizin en büyük problemlerinden biri olan cari açık, madencilik faaliyetleriyle kapatılabilir. Ülkemizin, bilenen toplam 3,5 trilyon dolar değerindeki maden varlığı bu konudaki potansiyelimizin en net göstergesidir. Sektörün gelişimi ve ülkemize katkısının artması amacıyla madencilik politikaları ve stratejileri, siyaset üstü bir anlayışla ülke menfaati göz önünde bulundurularak oluşturulmalıdır.”

“İZİNLER TEK BİR DURAKTAN YÜRÜTÜLMELİ”
Aksu, maden faaliyetlerinde izin ve onay süreçlerinin yatırımcıları zorladığını, bürokratik süreçlerin uzun zaman aldığını ifade ederek, “Ülkemizde madenciliği düzenleyen 9 bakanlık, 21 kurum, 7 kanun, 87 yönetmelik, 8 tüzük ve 16 uluslararası sözleşme mevcut. Bu kadar çok kurumun olması ve mevzuat çeşitliliği, madencilik yatırımlarının faaliyete geçirilmesinde zorluklar ortaya çıkarıyor. Bu nedenle bakanlıklar arası koordinasyonun geliştirilerek Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün (MAPEG) etkin rol oynayacağı, izinlerin tek bir duraktan yürütülebileceği düzenleme yapılmalıdır.” değerlendirmesinde bulundu.
Sektörün Türkiye Yüzyılı vizyonundaki hedeflere ulaşılması için ilave teşvik ve desteklerle motivasyonunun artırılması gerektiğini vurgulayan Aksu, ruhsat güvencesinin sağlanması, izin süreçlerinin öngörülebilirliği ve orman izinlerinin sadeleştirilmesi gibi taleplerinin dikkate alınması gerektiğini belirtti.
Aksu, Türkiye’de madencilik faaliyetlerinde kamu yararının esas olduğunu, madenlerin devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğunu kaydetti.
Teknolojik gelişmelere bağlı olarak üretim metotlarının değişmesiyle madencilik faaliyetlerinin en doğru şekilde insan sağlığı ve çevre duyarlılığı ön plana alınarak yapılabileceğini aktaran Aksu, “Türkiye’de maden çıkarılmak için kazılan alanlar ülkemizin yüz ölçümünün 1000’de 1’ine karşılık gelmektedir ve ülkemizdeki orman alanlarının yalnızca 1000’de 3’ü tüm madencilik faaliyetleri için (tesisler ve enerji nakil hatları dahil) geçici olarak kullanılmaktadır. Bu bağlamda meclis tutanaklarında da yer aldığı üzere kesilen 100 bin ağaçtan sadece 1 tanesi madencilik faaliyetleri için kesilmektedir.” bilgisini paylaştı.
Aksu, 2023’te Türkiye’de krom madenciliği ve ferrokrom ihracatının tüm madencilik ihracatının yaklaşık yüzde 10’unu oluşturduğunu dile getirdi.
Krom cevherinin çelik sanayisinin ham maddesi olduğunu belirten Aksu, Türkiye’nin krom rezervinin ferrokrom üretiminde mineraloji açısından en ideal özelliklere sahip olduğunu vurguladı.
Aksu, Anadolu’da yaklaşık 150 yıldır yürütülen krom madenciliğinde yeterince arama yapılamadığı için yüzeye yakın cevherlerin tükenme noktasına geldiğine dikkati çekerek, “Krom madenciliği arama faaliyetlerinin geliştirilmesi gerekiyor. Krom madenciliğinde arama maliyetleri ve yatırım riskleri çok yüksek olup, sektörün gelişip yeniden eski üretim seviyelerine ulaşabilmesi için MAPEG bünyesinde oluşturulacak bir fon ile cevher üretildiğinde ödenmesi koşuluyla desteklenecek bir sistem kurulmalıdır.” ifadelerini kullandı.
“METALİK MADENCİLİK, DİĞER MADENCİLİKTEN AYRIŞTIRILMALI”
Türk madencilerinin sektörde önemli bir birikime sahip olduğunu ifade eden Aksu, yurt içinde ve yurt dışında örnek madencilik projelerini hayata geçirip, başarılı işlere imza attıklarının altını çizdi.
Madencilik sektörünün günün koşulları ve gelişmeler dikkate alınarak gözden geçirilmesi gerektiğini belirten Aksu, şöyle devam etti:
“Metalik madenler, kıymetli mineraller, taş ocakları, doğal taş, mermer ve kömür madenleri birbirinden çok farklı metotlarla üretilmesine rağmen aynı mevzuatta değerlendiriliyor. Özellikle metalik madencilik en azından yönetmelik bazında diğerlerinden ayrıştırılmalıdır. Maden ruhsat ve mülkiyet güvencesi çok önemli olup, yatırımcının ruhsat alındığı tarihteki kazandığı hakları korunmalı, mevzuatlarda yapılan değişikliklerden olumsuz etkilenmemesi sağlanmalıdır. Madencilik sektörüne yönelik ihtisas mahkemeleri kurulmalıdır.”
Meclis Araştırma Komisyonu Komisyon Üyesi ve Adıyaman Milletvekili Doç.Dr.Resul Kurt, toplantıda konuşma yaptı.
Milletvekili Kurt komisyonda yaptığı konuşmada; “Üzüntü verici bir konuyu; her milletvekilimizin, her vatandaşımızın büyük bir acı duyduğu bu konuyu siyasete bulaştırmadan ve siyasileştirmeden, bu kazanın neden olduğu, nasıl olduğu, niçin olduğu, hangi önlem alınmadığı için olduğunu araştırmak için Komisyonumuz kurulmuştur. Dolayısıyla da bir daha böyle bir kazanın meydana gelmemesi, bir daha ülkemizde böylesi acıların yaşanmaması için neler yapılması, hangi önlemlerin alınması, hangi mevzuat değişikliklerinin yapılması gerektiği konusunda çalışmalıyız. Evet, biz siyaset yapıyoruz ama burada acılarımızı yaşayarak; vatandaşlarımızın huzurunu, sağlığını, güvenliğini sağlayacak şekilde önerilerde bulunmalıyız.
“ALTIN MADENCİLİĞİNİ ÇEVREYE DUYARLI NASIL YAPABİLİRİZ ARAŞTIRMAMIZ LAZIM”
Siyanür liçiyle altın madenciliği konusu bizim ülkemizin çok daha yeni tanıştığı, 2000’li yıllarda uygulamaya geçirilen bir dönem altın üretim yöntemi. Altın madenciliği özel ihtisas gerektiren bir alan, yani bir kömür madeni gibi değildir, bir demir madeni gibi değildir, bir bakır madeni gibi değildir. Altın paha ve değer olarak, yöntem olarak diğer madenlerden çok daha farklı bir maden işletmesidir. Dolayısıyla bu konularda ruhsat nasıl alınıyor, bunun süreçleri nasıl oluyor, bu hangi yöntemler kullanılıyor, bu yöntemlerden hangisi sağlığa daha az zarar veriyor… Dünyada Altın üretimi yüzde 85 siyanürle yapılıyor. Ülkemizde mesela daha önce cıvayla altın üretimi yasaklanmış, cıva insan sağlığına zararlı olduğu için birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de cıvayla altın üretimi yasaklanmış. Dolayısıyla biz bu Komisyonda bunları araştırmalıyız. Bir kere, madenden vazgeçebilir miyiz yani var mı böyle bir şansımız?

Önemli olan, madenciliği insana, çevreye ve doğaya saygılı şekilde yapabilmek, yoksa “Ben madenden vazgeçiyorum.” derseniz dağda çobanlık bile yapamazsınız. Kıyafet ürettiğiniz zaman petrokimyadan üretiyorsunuz, “telefon” diyorsunuz, bu telefonun içinde de altın var. Dolayısıyla altın madenciliğini daha sağlıklı nasıl yapabiliriz, çevreye duyarlı nasıl yapabiliriz, bunları araştırmamız lazım. Rusya üretiyor, Çin üretiyor, Amerika üretiyor, Kanada üretiyor, Avustralya üretiyor; dünyada en gelişmiş ülkeler arasında bu ülkeler var ve bu ülkelerin hepsinde de bu şekilde, dünyanın yüzde 85’inde siyanürle altın üretiliyor. Sağlıklı mı, değil mi, nasıl yapılıyor; bu konuyla ilgili çalışılması, doğru ve uzman isimlerden bilgi alarak bir rapor hazırlamalıyız.
Hangi konularla ilgili sorun yaşanıyor, hangi konularda ülkemizin mevzuatında bir eksiklik var veyahut da yöneticiler, bürokratlar hangi konularda üzerine düşen görevi yapmadığı için bu kaza meydana gelmiş, bunların hepsini bu Komisyon araştırır, araştırmak zorunda ve dolayısıyla Komisyonumuzun temel görevi de bu zaten, yoksa hepimiz vatandaşlarımızı seviyoruz. Çalışmamızı siyasallaştırmadan doğru ve objektif bir şekilde çalışmak zorundayız.” diyerek komisyon çalışmalarını değerlendirdi.
]]>Bu kapsamda Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün (MAPEG), 2023’te maden ruhsat sahalarına ilişkin 8 bin 828 denetim yaptığını ifade eden Bayraktar, incelemeler sonucunda 1 milyar 260 milyon liralık idari para cezası uygulandığını ve tespit edilen uygunsuzluklar nedeniyle toplam 2 bin 421 faaliyet durdurma işlemi kararı verdiğini aktardı.
İş öncesi eğitiminden hijyen kurallarına, teknik donanımdan teorik bilgi aktarımına kadar birçok alanda çalışanların kapasitelerini geliştirdiklerini dile getiren Bayraktar, “İş sağlığı ve güvenliğinden hiçbir şekilde taviz vermeden yeraltı kaynaklarımızı ekonomiye kazandırmamız gerekiyor.” dedi.
Bayraktar ayrıca maden denetimlerinin kurumlararası ortak bir yapıda takip ve kontrol edilebileceği bir mekanizmanın kurulmasının isabetli olacağını belirterek, daha güvenli madencilik için çalışmalarını bu çerçevede sürdürdüklerini dile getirdi.
“MADENCİ KARDEŞLERİMİZİN MAAŞLARI ASGARİ ÜCRETİN İKİ KATI OLDU”
Madencilerin çalışma şartlarının iyileştirildiğini ve yaklaşık 180 bin maden çalışanıyla evrensel standartlara uygun çalışma şartları oluşturduklarını belirten Bayraktar, şöyle devam etti:
“Madenci kardeşlerimizin maaşlarını asgari ücretin en az iki katı olacak şekilde düzenledik. Haftada 45 saat olan çalışma süresini 37,5 saat ile sınırladık. İşletmelere istihdam ettikleri personel için sigorta poliçesi yaptırma zorunluluğu getirdik. İmkanlarımız elverdiği ölçüde yeni düzenlemeler yaparak alın teriyle ekmeğini kazanan işçilerimizin çalışma şartlarını daha da iyileştirecek adımları atacağız.”
Bayraktar, önce insan, sonra çevre, daha sonra katma değeli madencilik anlayışıyla çalıştıklarının altını çizerek, “Dolayısıyla çalışanlarını öncelemeyen hiçbir işletmeyi bizim desteklememiz söz konusu olamaz.” dedi.
“İHMALİ, KUSURU OLAN VARSA HANGİ KADEMEDE OLURSA OLSUN HESABINI SORACAĞIZ”
Erzincan’ın İliç ilçesindeki maden ocağında 13 Şubat’ta gerçekleşen kazaya değinen Bayraktar, olayın ilk anından itibaren ilgili kurumlarla orada bulunduklarını ve çalışmaların da hala devam ettiğini dile getirdi.
Bayraktar, toprak altında kalan 9 işçiden birinin naaşına bayram öncesinde ulaşıldığını anımsatarak, diğer 8 işçiye yönelik arama çalışmalarının sürdüğünü ve kısa sürede netice almayı umduklarını ifade etti.
Yaşanan olaya ilişkin sorumluların cezalandırılacağını aktaran Bayraktar, “İhmali, kusuru olan varsa hangi kademede olursa olsun, bunun da hesabını devlet olarak soracağız. Bundan kimsenin endişesi olmasın.” diye konuştu.
ENERJİDE BAĞIMSIZLIK İÇİN YERLİ KAYNAKLARIN EKONOMİYE KAZANDIRILMASI GEREKİYOR
Bayraktar, Türkiye’nin enerjisinin 3’te 2’sini ithal ettiğini, bunun da ciddi bir cari açık problemini ortaya çıkardığına işaret ederek, enerjide ve madende Türkiye’yi mutlaka bağımsız kılmak için yerli kaynakların, yeraltı zenginliklerinin ve yenilenebilir kaynakların maksimum düzeyde ekonomiye kazandırılması gerektiğini vurguladı.
İlerleyen dönemde de sürdürülebilir kalkınma ve net sıfır emisyon hedeflerini gerçekleştirebilmek için madenlere, özellikle stratejik madenlere, nadir toprak elementlerine çok daha fazla ihtiyaç duyulan bir sürece girileceğini dile getiren Bayraktar, “Enerji ile birlikte madenlerde de büyüyen talebi karşılamak bu alanlarda dışa bağımlılığımızı düşürmek en büyük hedefimiz.” ifadelerine yer verdi.
KÖMÜR ÜRETİMİNİN ÇEVRE DOSTU YÖNTEMLERLE ARTIRILMASI HEDEFLENİYOR
Bayraktar, dünyanın birçok gelişmiş ekonomisinin çok yoğun bir şekilde kömür kullandığını vurgulayarak, “Dolayısıyla biz diyoruz ki kömürün belli bir süre daha ekonomide mutlaka olmaya devam etmesi lazım. Tabii ki üretiminde ve kullanımında en güvenli ve çevre dostu yöntemleri takip ederek.” ifadelerini kullandı
Türkiye’nin de elektrik üretiminin yüzde 36’sının, birincil enerji arzının ise yüzde 26’sını kömürden sağlandığına dikkati çeken Bayraktar, 2022’de 39 milyon ton, 2023’te 41 milyon ton kömür ithalatı yaptıklarını anımsattı.
Bayraktar, 2022’de 105 milyon ton yerli kömür üretimiyle rekor kırdıklarını ve ithalatı azaltmak için yerli üretimi artırmaları gerektiğini vurgulayarak, “Türkiye’nin yıllık 150 milyon ton kömür üretim hedefine ulaşması bizi çok daha ileri bir noktaya taşıyacaktır.” diye konuştu.
Nihai hedeflerinin Türkiye’yi madende net ihracatçı konuma getirmek olduğunu dile getirerek, GSYH’deki madenciliğin payını 2028’de yüzde 2’ye, ilerleyen dönemde ise yüzde 5’e çıkarmayı hedeflediklerini söyledi.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Anagold Madencilik’in firmasının üretime yönelik faaliyetlerini durdururken; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı da şirketin çevre izin ve lisans belgesini iptal etti.
Maden faciasının ardından Anagold Madencilik’in büyük ortağı SSR Mining’in hisseleri ciddi değer kaybetti. SSR, Anagold Madencilik Sanayi’nin yüzde 80’ine sahip konumda bulunuyordu.
Şirketin, ABD Nasdaq borsasında işlem gören hisseleri yüzde 50’den fazla düşüş yaşadı ve piyasa değeri 1 milyar doların üzerinde geriledi.
Şirketin hisseleri 2016 yılından bu yana en düşük seviyesini gördü.
SSR’ın en büyük madenleri arasında yer alan Anagold’dan geçen yılın üçüncü çeyreğinde 56 bin 768 ons altın üretimi gerçekleştirilmişti. Şirketteki bu değer kaybı, facianın duyulmasının ardından maden sahasında çalışmaların durması sonucu yaşandı. Şirketin izni iptal edildi ve bu kararın borsada bu hafta etki yaratması bekleniyor.
500 MİLYON DOLARLIK FATURA ÇIKABİLİR
Yetkililerin verdiği bilgiler, facianın ardından 35 milyon metreküplük toprağın kaydığını gösteriyor ve şu an bu toprak sahadan alınıp başka bölgeye taşınacak.
Ayrıca, önemli bir miktardaki toprak da bölgedeki dere yataklarına kaydı ve çevre kirliliği olmaması için bölgede önemli miktarda kazı ve toprak taşınması yapılacak. Maden sahasından çıkacak toprak, eski bir maden bölgesine taşınacak ve yeniden istiflenecek.
Hafriyat şirketleri, bir metreküplük toprağın taşınma maliyetini 2024 yılı için 240 TL olarak hesaplıyor. 35 milyon metreküplük toprağın sadece taşıma maliyeti, 280 milyon dolara yakın. Yükleme ve kazı için de iş makinaları kullanılıyor ve bu makinaların günlük ücretleri 25 bin TL civarında.
Net maliyeti yapmanın zor olması nedeniyle bu işlemlerin şirkete 500 milyon dolara yakın fatura çıkarması bekleniyor. Şirket, adli ve idari cezalarla da karşılaşacak.
KANADALI YATIRIM BANKASINDAN UYARI
Kanadalı yatırım bankası RBC Capital, Çöpler Madeni’nde meydana gelen facianın SSR Mining için olumsuz etkiler doğurabileceğini bildirdi.
Bankanın raporunda maden faciasının şirketin stratejisini ve Türkiye’de diğer projelerini etkileyebileceği ifade edildi. Özellikle Hod Maden gibi izinlerin etkilenebileceği kaydedildi.
Banka, SSR Mining’in değerinde yüzde 50 düşüş beklerken, üretimin yüzde 15 kayıp öngördü. Raporda, madencilik şirketinin operasyonlarını sürdürme stratejisinin tehdit altında olduğu ve finansal baskının arttığı ifade edildi.
SSR Mining’in likidite ve nakit akışının risk altında olduğuna vurgu yapıldı. Raporda siyanür sızıntısı nedeniyle ortaya çıkabilecek çevresel risklere de dikkat çekildi.
KANADALI YÖNETİCİ TUTUKLANDI, LİSANSI İPTAL EDİLDİ
Faciaya ilişkin yürütülen soruşturma çerçevesinde, şirketin Kanadalı bir yöneticisi de dahil olmak üzere altı kişi tutuklandı.
İki bakanlık şirketin lisanslarını iptal etti. İptal kararının gerekçesi, heyelan olayının ardından yığın liç sahasında bulunan malzemenin Sabırlı deresi ve ocak sahasına doğru akması olduğu belirtildi.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Sabırlı deresi yatağına bulaşma olmasını istemediklerini belirterek, “Halk sağlığını tehdit eden bir durum söz konusu değil” dedi.
]]>
Erzincan’da madendeki toprak kayması öncesi çekilen ‘çatlak’ bilirkişi raporunda



















İliç’teki maden ocağında yaşanan toprak kaymasına ilişkin Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma sürüyor.
Bu kapsamda altın madeni ocağını işleten şirketin “Türkiye Ülke Müdürü” C.D. yakalandı.
Toprak kaymasına ilişkin soruşturmada, aralarında maden ocağını işleten firmanın Kanadalı yöneticisinin de bulunduğu 6 zanlı tutuklanmış, 2 şüpheli adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

KAYIP İŞÇİLERİ ARAMA ÇALIŞMALARI 6’NCI GÜNÜNDE DEVAM EDİYOR
ERZİNCAN’ın İliç ilçesinde altın madeni sahasında kayan toprak altında kalan 9 işçiyi arama kurtarma çalışmaları, olayın 6’ncı gününde de ekipler tarafından sürdürülüyor. Ekiplerin çalışmaları sırasında ise heyelanın olduğu bölgede bazı toprak kütlelerinin yeniden kaydığı ve kurtarma çalışmalarına katılan ekiplerin zor anlar yaşadığı öğrenildi.
Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin 2010 yılı Aralık ayından beri altın üretimi yaptığı Çöpler Maden Sahası’nda çıkarılıp istiflenen toprak, 13 Şubat saat 14.28’de kaydı. Yaklaşık 10 milyon metreküp toprak, 200 metrelik yamaçtan bir su gibi vadiye doğru aktı. 9 işçi, geniş bir alana yayılan toprağın altında kaldı. Toprak altında kalan işçileri kurtarmak için Erzincan başta olmak üzere, Erzurum, Sivas, Rize, Malatya, Giresin, Diyarbakır, Tokat ve Tunceli’nden gelen AFAD ekipleri de görev aldı. Birçok gönüllü yardım kuruluşu da kurtarma çalışmalarına katıldı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın ise arama kurtarma çalışmaları için oluşturulan kriz masasındaki koordinasyon görevi sürüyor.

ŞÜPHELİ SAYISI ARTABİLİR
Ayrıca olay sonrası Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma da devam ediyor. Olayda kusuru olduğu değerlendirilen ve gözaltına alınarak İliç Adliyesi’nde Sulh Ceza Hakimliği’ne çıkarılan Başmühendis Murat Bayraktar, Mühendis Şenol Demir, Vardiya Amiri Soysal Doğan, Saha Sorumlusu Abdülkadir Cansız, Saha Yetkilisi Hüseyin Üstündağ ve Şirket Vekili Kanada uyruklu Jain Ronald Guille tutuklanarak cezaevine gönderildi. 15 saatlik yargılamada, maden alanında titreşim kayıtlarını tutan A.R.K ve Saha Görevlisi M.T ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Bilirkişi raporuna göre, şüpheli sayısının ilerleyen süreçlerde artabileceği belirtildi.
BAKAN YERLİKAYA YENİDEN BÖLGEDE
Heyelanla ilgili yapılan çalışmaları olay ilk gününden itibaren yakından takip eden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’a, gece saatlerinde gelen İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya da eşlik ediyor. Bölgede çalışmaları yerinde inceleyen Bakan Yerlikaya ve Bayraktar, çalışmaları yakından izliyor. Ayrıca gün içerisinde yeterli güvenlik önlemlerinin alınmasının ardından basın mensuplarının bölgeyi ziyaret edeceği ve heyelan bölgesini yakından görüntüleyebileceği bildirildi.
AFAD: 2 BİN 663 PERSONEL GÖREV YAPIYOR
AFET ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), Erzincan’ın İliç ilçesindeki maden sahasında, 2 bin 663 personel ile arama kurtarma çalışmalarının sürdüğünü açıkladı. AFAD’dan sosyal medya platformu üzerinden yapılan açıklamada, “İliç ilçesindeki bir maden ocağında meydana gelen toprak kayması sonucu kayıp 9 vatandaşımızı arama kurtarma çalışmaları profesyonel ekiplerimizce aralıksız devam etmektedir. 210 bin metrekarelik alan, 8 sektöre ayrılarak tüm alanlar termal ve manyetik dronlar, toprak altı görüntüleme cihazları, georadar, dronlar ve fiziki arama ile havadan ve karadan sürekli taranmaktadır. Gece gündüz aralıksız devam eden çalışmalarda 2 bin 663 personel, 802 araç ve iş makinesi, 99 aydınlatma kulesi, 52 jeneratör, 7 dron ile georadar ve jeoradar görev yapıyor” denildi.

TOPRAK KAYMALARI ÇALIŞMALARI ZORLAŞTIRIYOR
Ekiplerin çalışmaları sırasında ise heyelanın olduğu bölgede hala risk oluşturan toprak kütleleri olduğu, çalışmaların bazı toprak kütlelerinin yeniden kaydığı ve kurtarma çalışmalarına katılan ekiplerin zor anlar yaşadığı öğrenildi. Yapılan aramalarda yerleri lokal olarak belirlenen işçileri bulabilmek için çalışmalar devam ederken risk oluşturan kütlelerin zaman zaman kaydığı bildirildi. Özellikle heyelanın olduğu günün ardından yağan yağmurun da etkisiyle toprağın sıvılaştığı ve ekiplerin çamurlaşan toprakta işçileri kurtarmak için çalışmalarını sürdürdüğü öğrenildi.

Öte yandan toprak altında oldukları belirlenen 9 kişinin yakınları maden ocağında kendilerine tahsis edilen bir bölgede bekletilip ve kendilerine sık sık çalışmalar hakkında bilgi veriliyor.
İşte Resul Kurt’un o yazısı:
Orhan Veli’nin dediği gibi; “Yüz karası değil, kömür karası, Böyle kazanılır ekmek parası.”
Salı günü saat 14.28’de Erzincan İlimizin İliç ilçesindeki altın madeni sahasında meydana gelen heyelandan dolayı tüm ülke olarak derin bir üzüntü içindeyiz.
Maden kazasından etkilenen tüm emekçi kardeşlerimize ve Erzincanlı vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
2010 yılı Aralık ayından beri altın üretimi yapılan Çöpler Maden Sahası’nda çıkarılıp istiflenen toprağın kayması sonucu yaklaşık 10 milyon metreküp toprak maden sahasına yayılmıştır. İlk belirlemelere göre maalesef dokuz madencimiz kayan toprak kütlesinin altında kaldığı tespit edilmiştir.
Göçük altında kalan vatandaşlarımız için devletimizin tüm imkânları seferber edilmiş olup; devletimiz kurtarma ekipleriyle koordineli bir şekilde ara verilmeden çalışmalarını sürdürmektedir.
İlk andan itibaren bölgeye arama kurtarma ekipleri ve AFAD ekipleri sevk edilmiştir. AFAD İl Müdürlüklerinden, Erzincan JAK, Erzincan TSK ve Erzincan Gönüllülerinden olmak üzere toplam 153 kişi ve 27 araç görev yapmaktadır.
Olayla ilgili soruşturma açıldı ve saha sorumlusunun da aralarında bulunduğu 7 kişi gözaltına alındı. Kazanın sebebi müfettiş ve teknik ekipler tarafından araştırılmaktadır.
Erzincan İliç’te meydan gelen bu maden kazasının tüm yönleriyle araştırılması ve benzer kazaların önlenmesine yönelik tedbirlerin belirlenmesi amacıyla meclis araştırma komisyonu kurulmasına dair 15 Şubat 2024 tarihinde TBMM kararı Resmi Gazete’ de yayımlandı.
Bu araştırmayı yapacak komisyon,
– Komisyon 22 üyeden kurulacak.
– Komisyonun çalışma süresi başkan, başkanvekili, sözcü ve kâtip seçimi tarihinden başlamak üzere 3 ay olacak.
– Komisyon, gerekirse Ankara dışında da çalışabilecek.
Madencilik, dünyada olduğu gibi ülkemizde de en zor ve riskli sektörlerden birisidir.
Madencilik ülkemizde en fazla iş kazası meydana gelen ve ölümlerin en çok yaşandığı sektörlerden birisidir. Yapılan işin doğası gereği çok tehlikeli olması, hem işverenlerin ve hem de çalışanların bu anlamda sorumluluklarını artırmaktadır. Maden sektöründe iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin çok ciddi şekilde takip edilmesi ve denetlenmesi gerekmektedir. Hem 6331 sayılı İş sağlığı ve Güvenliği Yasasında ve hem de Maden İşyerlerinde İş Sağlığı Ve Güvenliği Yönetmeliğinde bu yönde düzenlemeler yer almaktadır.
Önce İş Sağlığı ve Güvenliği diyoruz.
Tüm sektörlerde iş güvenliği önemli olmakla birlikte madenler iş güvenliği bakımından en önemli ve öncelikli sektördür.
İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.
Madenlerde alınması gereken iş güvenliği önlemleri mevzuatla düzenlenmiştir.
İş sağlığı ve güvenliği yasası başta olmak üzere maden işçilerimizin özlük haklarının iyileştirilmesi için çok önemli düzenlemeler hayata geçirilmiştir.
Maden işçilerinin hem yıllık izinleri arttırılmış, hem iş güvencesi kapsamına alınmış, hem ücret ödemeleri en az 2 asgari ücret olarak belirlenmiştir.
13 Şubat günü Erzincan’ın İliç ilçesindeki bir altın madeninde heyelan meydana geldi. Yaklaşık 10 milyon metreküp toprak, 200 metrelik yamaçtan aşağı doğru hızla akarken, 9 işçi kayan toprağın altında kaldı. İhbar üzerine bölgede Erzincan Jandarma, AFAD ve sağlık ekipleri arama kurtarma çalışmalarını sürdürürken, sosyal medyadaki bazı hesapların yaşanacak büyük felaketi günler öncesinden yazması dikkat çekti.
MADEN FACİASINI 5 ÖNCE SÖYLEDİ
Yıllardır yaptığı paylaşımlarla FETÖ‘ye hizmet ettiği belirlenen ve FETÖ iltisakı nedeniyle kamudan atılan KHK’lıları aklamak için açıldığı tespit edilen bir X hesabında ‘Kızıl Deli Kahin’ isimli kullanıcı, Erzincan’daki maden faciasının yaşanacağını 5 gün önce rüyasında gördüğünü söyledi. 8 Şubat’ta yani maden kazasından 5 gün önce paylaşılan mesajda Kızıl Deli Kahin isimli kişi “Düşte göründü tedbir alın geç olmadan. Altın firması dağı terk ederken ardından patlar siyanür havuzu, koca bir nehir, koca bir ilçe zehre boğulur, yarısı oyulmuş dağ tel tel dökülür.” ifadelerine yer verdi. FETÖ hesabı Kızıl Deli Kahin‘in paylaşımının altına “19smile19” isimli bir hesap ise direk adres vererek “Erzincan İliç” şeklinde yorum yaptı.

Paylaşımdan birkaç gün sonra maden faciasının meydana gelmesi sonrasında yeni bir paylaşım yapan Kızıl Deli Kahin isimli hesap “Tedbir alın demedim mi?” mesajını paylaştı.

15 TEMMUZ, KHK VE HAKAN ŞÜKÜR PAYLAŞIMLARI
Erzincan’daki maden faciası paylaşımı sonrası ‘Kızıl Deli Kahin’ isimli hesabın önceki paylaşımları da dikkat çekti. Kızıl Deli Kahin‘in bugüne kadar FETÖ sebebiyle kamu görevlerinden uzaklaştırılan KHK’lılar için çok sayıda paylaşım yaptığı görüldü. Öte yandan Kızıl Deli Kahin’in FETÖ’cü firari Hakan Şükür‘le ilgii de rüyalar gördüğü ve paylaşımlar yaptığı tespit edildi.
Hesabın en dikkat çeken tweetlerinden biri ise 15 Temmuz alçak darbe girişimiyle ilgili oldu. FETÖ’cü hesap, darbeci alçakların 2016’daki kalkışmasını ‘millet ve askerin, polisin birbirine kırdırılması’ olarak yansıttığı belirlendi.
MURAT KURUM ALEYHİNDE ÇALIŞMALAR
Diğer bir yandan ise Erzincan’daki maden felaketinin günler önce rüyasını gördüğünü iddia eden Kızıl Deli Kahin‘in günlerdir AK Parti’nin İBB adayı Murat Kurum‘un aleyhinde algı çalışmaları yaptığı belirlendi. Maden kazasından sonra birçok hesap kazayı Murat Kurum‘la ilişkilendirerek seçim öncesi bir operasyona kalkıştı.

Bununla birlikte ‘Ekşi sözlük‘te birçok başlık açılarak Murat Kurum‘un adaylıktan çekildiğine varan iddialar ortaya atıldı.
SABOTAJ MI ?
Erzincan’da yaşanan faciayı FETÖ’ye bağlı olduğu belirtilen hesapların günler öncesinden paylaşması, sonrasında aynı hesapların X ve birçok sosyal medya platformunda eş zamanlı olarak Murat Kurum aleyhine çalışmaları yürütmesi akıllarda soru işaretleri oluşturdu. Yaşananlar İliç’teki maden bölgesinde yaşanan heyelanın bir kaza değil “sabotaj” olabileceği konusunu akıllara geldi. Sosyal medyada çok sayıda kullanıcı, maden sahasındaki göçüğün kirli eller tarafından yapılan bir sabotaj olabileceğini ve tüm detaylarıyla araştırılması gerektiğini söyledi.
13 Şubat günü Erzincan’ın İliç ilçesindeki bir altın madeninde heyelan meydana geldi. Yaklaşık 10 milyon metreküp toprak, 200 metrelik yamaçtan aşağı doğru hızla akarken, 9 işçi kayan toprağın altında kaldı. İhbar üzerine bölgede Erzincan Jandarma, AFAD ve sağlık ekipleri arama kurtarma çalışmalarını sürdürürken, sosyal medyadaki bazı hesapların yaşanacak büyük felaketi günler öncesinden yazması dikkat çekti.
MADEN FACİASINI 5 ÖNCE SÖYLEDİ
Yıllardır yaptığı paylaşımlarla FETÖ‘ye hizmet ettiği belirlenen ve FETÖ iltisakı nedeniyle kamudan atılan KHK’lıları aklamak için açıldığı tespit edilen bir X hesabında ‘Kızıl Deli Kahin’ isimli kullanıcı, Erzincan’daki maden faciasının yaşanacağını 5 gün önce rüyasında gördüğünü söyledi. 8 Şubat’ta yani maden kazasından 5 gün önce paylaşılan mesajda Kızıl Deli Kahin isimli kişi “Düşte göründü tedbir alın geç olmadan. Altın firması dağı terk ederken ardından patlar siyanür havuzu, koca bir nehir, koca bir ilçe zehre boğulur, yarısı oyulmuş dağ tel tel dökülür.” ifadelerine yer verdi. FETÖ hesabı Kızıl Deli Kahin‘in paylaşımının altına “19smile19” isimli bir hesap ise direk adres vererek “Erzincan İliç” şeklinde yorum yaptı.

Paylaşımdan birkaç gün sonra maden faciasının meydana gelmesi sonrasında yeni bir paylaşım yapan Kızıl Deli Kahin isimli hesap “Tedbir alın demedim mi?” mesajını paylaştı.

15 TEMMUZ, KHK VE HAKAN ŞÜKÜR PAYLAŞIMLARI
Erzincan’daki maden faciası paylaşımı sonrası ‘Kızıl Deli Kahin’ isimli hesabın önceki paylaşımları da dikkat çekti. Kızıl Deli Kahin‘in bugüne kadar FETÖ sebebiyle kamu görevlerinden uzaklaştırılan KHK’lılar için çok sayıda paylaşım yaptığı görüldü. Öte yandan Kızıl Deli Kahin’in FETÖ’cü firari Hakan Şükür‘le ilgii de rüyalar gördüğü ve paylaşımlar yaptığı tespit edildi.
Hesabın en dikkat çeken tweetlerinden biri ise 15 Temmuz alçak darbe girişimiyle ilgili oldu. FETÖ’cü hesap, darbeci alçakların 2016’daki kalkışmasını ‘millet ve askerin, polisin birbirine kırdırılması’ olarak yansıttığı belirlendi.
MURAT KURUM ALEYHİNDE ÇALIŞMALAR
Diğer bir yandan ise Erzincan’daki maden felaketinin günler önce rüyasını gördüğünü iddia eden Kızıl Deli Kahin‘in günlerdir AK Parti’nin İBB adayı Murat Kurum‘un aleyhinde algı çalışmaları yaptığı belirlendi. Maden kazasından sonra birçok hesap kazayı Murat Kurum‘la ilişkilendirerek seçim öncesi bir operasyona kalkıştı.

Bununla birlikte ‘Ekşi sözlük‘te birçok başlık açılarak Murat Kurum‘un adaylıktan çekildiğine varan iddialar ortaya atıldı.
SABOTAJ MI ?
Erzincan’da yaşanan faciayı FETÖ’ye bağlı olduğu belirtilen hesapların günler öncesinden paylaşması, sonrasında aynı hesapların X ve birçok sosyal medya platformunda eş zamanlı olarak Murat Kurum aleyhine çalışmaları yürütmesi akıllarda soru işaretleri oluşturdu. Yaşananlar İliç’teki maden bölgesinde yaşanan heyelanın bir kaza değil “sabotaj” olabileceği konusunu akıllara geldi. Sosyal medyada çok sayıda kullanıcı, maden sahasındaki göçüğün kirli eller tarafından yapılan bir sabotaj olabileceğini ve tüm detaylarıyla araştırılması gerektiğini söyledi.
MTA Genel Müdürü Vedat Yanık, bu yıl doğrudan arama projeleri için 1,2 milyar lira bütçeye sahip olduklarını belirterek, “İlk olarak Sinop-Boyabat Metalik Maden Aramaları ve Muş Kömür Aramaları projelerini bitirmeyi planlıyoruz.” dedi.
Proje hazırlık sürecinde potansiyel riskleri göz önünde bulundurarak olumsuzluklara karşı gerekli önlemleri aldıklarına dikkati çeken Yanık, “Bu yıl ilk olarak Sinop-Boyabat Metalik Maden Aramaları ve Muş Kömür Aramaları projelerini bitirmeyi planlıyoruz.” dedi.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yürüttükleri “Jeokimya Araştırmaları” projesini de bu yıl sonuçlandırmayı planlandıklarını aktaran Yanık, “Bu kapsamda alanında uzman mühendislerimiz arazi çalışmaları gerçekleştirerek, toprak ve derelerden örnekler almayı planladı ve bu çalışmaların büyük kısmını tamamladı.” değerlendirmesinde bulundu.
MADEN VE JEOTERMAL KAYNAK ARAMA PROJELERİNE 1,2 MİLYAR LİRALIK KAYNAK
Yanık, 2024 Yılı Yatırım Programı’nda MTA’ya Maden ve Jeotermal Kaynak Arama ve Araştırmaları Projesi kapsamında doğrudan arama projeleri için ayrılan bütçenin toplam 1 milyar 245 milyon 980 bin lira olduğu bilgisini verdi.
Çatı proje kapsamında bu yıl için 12 farklı alt projenin bulunduğuna dikkati çeken Yanık, Türkiye genelinde maden arama çalışmalarının, alanında uzman ekipler ve nitelikli ekipmanlarla, dünya standartlarındaki analiz laboratuvarlarının desteğiyle gerçekleştirileceğini aktardı.
Söz konusu projelerin, ABD, Çin, Rusya gibi ülkeler ve AB tarafından stratejik veya kritik hammadde olarak değerlendirilen bakır, alüminyum, grafit, nadir toprak elementleri gibi hammaddeler özelinde hazırlandığının altını çizen Yanık, şunları kaydetti:
“Ekiplerimiz ilgili bölgelerde arazi çalışmaları gerçekleştirecek, bölgenin jeolojik yapısını ve oluşabilecek madenlerin sistemlerini araştıracak, uygun görülen alanlarda sondajlı arama faaliyetleri gerçekleştirecek. Arazi ve laboratuvar ortamında çeşitli analizler gerçekleştirerek bölgede cevherleşmenin olup olmadığını araştıracak olan ekiplerimiz, bu verileri yorumlayarak gerekli durumlarda daha detaylı incelemeler yapacak ve yine nihai olarak bulguları rapor haline getirecekler.”
Yanık, kömür aramalarına ilişkin projeler için toplam 261,4 milyon lira ve radyoaktif hammadde aramaları için 63,8 milyon lira ödenek ayrıldığını belirterek, şöyle devam etti:
“Kömür, ülkemizin enerjide dışa bağımlılığını azaltma bağlamında birinci derece öneme sahip, bu durumun önümüzdeki dönemlerde de süreceği görülüyor. Ülkemizde nükleer santrallerin kurulması ve devreye alınması çalışmaları devam ediyor. Kurulacak santrallerin ilerleyen dönemlerde gereksinimi halinde hammadde ihtiyacının yerli kaynaklarımızdan karşılanabilmesi için kurumumuz tarafından Nevşehir-Avanos-Gülşehir ve Manisa bölgelerinde arama çalışmalarına devam ediliyor.”
MTA İÇİN YILIN PROJESİ “TÜRKİYE METALOJENİ HARİTASI”
Yanık, MTA’nın “Yılın Projesi” olarak nitelendirebileceği çalışmanın ise Türkiye Metalojeni Haritası olduğunu vurguladı.
Bu proje kapsamında, Türkiye’de bilinen tüm maden yataklarının güncel teknolojiler ve coğrafi bilgi sistemleri yardımıyla dijital ortama aktarılmasının amaçlandığını anlatan Yanık, bu sayede jeolojik ve jeodinamik özellikleri açısından Türkiye’nin maden yataklarının tek bir harita üzerinde gösterilebilmesinin mümkün hale geleceğini söyledi.
Yanık, yüzeyde maden yatağı tespitinin neredeyse imkansız hale geldiğini, söz konusu haritanın gömülü yatakların ortaya çıkarılmasında ve derinde bulunan yatakların keşfinde ciddi bir altyapı verisi sunacağını ifade etti.
Projenin, havza/kuşak madenciliğinin de önünü açacağına dikkati çeken Yanık, “Sonuç olarak da bu haritanın gerek ekonomik açıdan ve gerekse zaman yönetimi açısından ülkemizdeki madencilik faaliyetlerine büyük bir katkı sunması bekleniyor.” diye konuştu.
]]>AA muhabirinin rapordan derlediği bilgiye göre, enerji teknolojileri için gerekli minerallerin üretiminde küresel güç olmanın mümkün olup olmadığı tartışılırken kritik madenlerin çıkarılması, rafineri ve döküm gibi alt ve üstyapı işlemleri için yatırım planları gerekiyor.
Aralarında Türkiye’nin de yer aldığı; özellikle Afrika, Orta Doğu ve Güney Asya’daki maden zengini ülkelerin oluşturacağı “Süper Bölgeler” için 400 milyar dolarlık ilk yatırım tutarına ihtiyaç duyuluyor.
Süper bölgeler ekonomik, coğrafi ve kültürel olarak benzerlik gösteren ve maden rezervi açısından zengin, işleme yeteneği ve finansal desteği bulunan ve işlenen madenler için ekonomik talep yaratabilen ülkeleri kapsıyor.
AFRİKA KITASI MADEN REZERVLERİNDE LİDER
Rapora göre, enerji dönüşümü için ihtiyaç duyulan mineral maden çeşidi ve miktarı açısından Afrika kıtası lider konumda bulunuyor.
Küresel kobalt rezervlerinin yaklaşık yüzde 80’i, mangan rezervlerinin yüzde 44’ü bu kıtada yer alırken küresel grafit rezervlerinin yüzde 21’si Afrika’da işlenmeyi bekliyor. Kıtada bakır ve kalay rezervleri ise “benzersiz” olarak değerlendiriliyor.
Ancak kıtadaki gelişmemiş finansal ekosistem, altyapı olanaklarının yetersiz olması ve Afrika ülkelerine yatırım iştahının yeterli olmaması, bu kaynakların kullanılmasındaki “zorluk” olarak değerlendiriliyor.
ORTA DOĞU’NUN MADENCİLİKTE ÖNEMİ ÇOK BÜYÜK
Madencilikte “Süper Bölgeler”in oluşturulmasında Orta Doğu ve Afrika’nın finansal ve altyapı problemlerinin çözümü için önemli rol oynayacağı düşünülüyor.
Trilyon dolarlık devlet fonlarını yöneten Orta Doğu ülkeleri, fiziksel altyapı ve madencilik konularında bölge dışında yatırım yapma tecrübesine sahip bulunuyor.
Orta Doğu ülkelerinin, bu tecrübelerinin madencilikte Süper Bölge içinde mineral tedarik zinciri oluşturulmasında kaldıraç etkisine sahip olacağı ifade ediliyor.
Ancak Orta Doğu’nun mineral kaynakları, maden rezervleri ve üretiminin kısıtlı olması, bölgede farklı işbirlikleri ihtiyacını doğuruyor.
Orta Doğu, küresel petrol rezervlerinin yüzde 35’ine sahip ancak kobalt, nikel, lityum ya da grafitte anlamlı miktarlarda üretim gerçekleştiremiyor.
Rapora göre bu durum Süper Bölge’deki yatırım olanaklarının ortaya çıkmasına yardımcı oluyor.
GÜNEY ASYA YÜKSEK TALEP POTANSİYELİNE SAHİP
Rapora göre, Güney Asya Bölgesi ne Orta Doğu gibi finansal yeterliliklere ne de Afrika gibi doğal kaynaklara sahip ancak talep ve üretim tarafında güçlü yönleri bulunuyor.
Örneğin Hindistan’ın 2020’ye kadar 152 gigavat güneş enerjisi kurulu gücü, 2050’ye kadar ise 19 milyon elektrikli araç hedefi mineral talebinin bu bölgede oldukça fazla olacağının göstergesi durumunda bulunuyor.
Limanlara yakınlık, düşük üretim maliyetleri ve rekabetçi iş gücü gibi bölgenin öne çıkan avantajları tedarik zincirinin üretim ve satışa dönük operasyonlarının buradan yürütülmesini kolaylaştırıyor.