TUNCELİ – TunceliErzincan sınırında yer alan Karasu Nehrindeki kirlilik vatandaşları tedirgin ediyor. Yağış olmamasına rağmen kirliliğin yaklaşık bir aydır devam ettiğini belirten vatandaşlar, bunun bölgedeki madencilik faaliyetlerinden kaynaklandığını iddia etti.
Erzincan ile Tunceli sınırında yer alan Karasu Nehrinin yaklaşık bir aydır kirli olarak aktığını kaydeden yöre sakinlerinden Ali Hıdır Eren, “Burası, Tunceli ile Erzincan’ın sınır bölgesinde yer alan Mutu. Burada Karasu akıyor. Erzincan’a bağlı Mercan bölgesinde maden çıkarılıyor, maden bu suda yıkandığı için suyun halini görüyorsunuz. Bu suda bir tane canlının yaşayacağına ben inanmıyorum” dedi.
Karasu Nehri’nin Erzincan ovası boyunca uzandığını aktaran Eren, ” Tarım, hayvanlar, ne kadar canlı varsa bu sudan besleniyor. Bu suyun kat ettiği 50 kilometreden sonraki durulanmış hali. Bu suda hiçbir canlının yaşayacağına inanmıyorum. Bu su olmazsa hayat olmaz. Bu sudan tarım, hayvancılık ve tüm canlılar etkilenecek. Lütfen buna bir müdahale edilsin” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Geçen yıl altın ithalatına 31 milyar dolar verildiğini dile getiren Yılmaz, ihracatın 12 milyar dolar, bu alandaki ticaret açığının 19 milyar dolar seviyesinde olduğunu aktardı.
Yılmaz, Türkiye’nin altın üretiminin ekonomiyi enflasyonist etkiden kurtarma çabalarında avantaj sağlayacağını belirterek, şöyle konuştu:
“Türkiye’de, yapılmış bir modelleme çalışmasına göre, 6 bin 500 ton metal altın potansiyeli var. Biz bunun 1500 tonunun nerede olduğunu biliyoruz, hatta üretmeye de başladık. Geriye kalan, yeraltında bekleyen 5 bin ton var, bunun bugünkü değeri yaklaşık 300 milyar dolar civarında. Ürettiğimiz altını biz, kanun gereği Merkez Bankasına ön alım hakkını kullanırsa satmak zorundayız. Merkez Bankası, bizden aldığında lira ödüyor. Enflasyon üzerinde Türkiye’deki üretimin etkisinin olduğu nokta burası. Aksi takdirde bunu dolarla satın almak durumunda kalacak.”
Maden sektörünün yeni bir düzenleme beklentisi bulunduğunu dile getiren Yılmaz, taleplerinin madencilik izinlerinin hızlandırılması ve maden üretiminin artırılması için yeni düzenlemelerin hayata geçirilmesi olduğunu aktardı.
Yılmaz, son 10 yılda madencilik arama ruhsat sayısının 40 binden 5 bine gerilediğini belirtti.
“YEŞİL DÖNÜŞÜM İLE MADENCİLİK 9 KAT ARTACAK”
Yılmaz, madencilik sektörünün kendi kendini denetleyecek bağımsız denetim mekanizmalarını oluşturması gerektiğini söyledi.
Bazı ülkelerin “Sürdürülebilir Madencilik İlkeleri” diye adlandırdığı ilkelere göre hareket ettiğini böylelikle iş kazalarını azalttıklarını ifade eden Yılmaz, “Madencilik sektöründe madenciliğin tüm aşamaları için denetim standartlarını net şekilde ortaya koymamız lazım. Sektörün, kendi kendini denetleyecek, bağımsız denetim mekanizmasını oluşturması gerekiyor.” diye konuştu.
Yılmaz, “yeşil dönüşüm” ile madenciliğe olan ihtiyacın artacağını belirterek, şöyle devam etti:
“Yeşil dönüşüm ile maden ihtiyacı mevcut durumdan 9 kat daha artacak. Fosil yakıtlardan uzaklaşalım, daha fazla yenilenebilir enerji kullanalım ve daha fazla batarya üretelim, elektriği depolayalım, güneş panelleri ve rüzgar santralleri üretelim ve böylelikle fosil yakıtlardan uzaklaşalım… diyoruz. Bunun bugünkü tespitle anlamı 9 kat daha fazla madencilik demek. Daha fazla lityum, kobalt, nikel, bakır, hatta altın bile daha fazla üretilmek zorunda.”
Yılmaz, bor maden ile ilgili olarak da uç ürüne dönüştürülebilmesi halinde Türkiye’nin dünyada söz sahibi olabileceğini aktardı.
Türkiye’nin borda dünya rezervlerinin yaklaşık yüzde 70’ine sahip olduğuna işaret eden Yılmaz, “Borda cevher veya ara ürün halinde satmak yerine uç ürünü üretebilirsek, muazzam bir katma değer yaratırız. Bir ton ham bor 300-500 dolar değerinde. Bunu ara ürüne çevirirseniz, bir ton ara ürüne dönüşmüş borun fiyatı 4 bin dolara kadar çıkıyor. Cam teknolojisini, zırh teknolojisini bu ülkede yaparsanız, bir ton ham borun 300-500 dolar olan değeri, bir tonda 500 bin dolara kadar çıkıyor.” ifadelerini kullandı.
PROJELERİN %33’Ü ONLARDA
BBC, hisselerine göre Çinli şirketlerin bugün lityumu üreten veya minerali üretmek için yapım aşamasında olan projelerin yüzde 33’ünü kontrol ettiğini hesapladı. Ancak Çinli işletmeler büyüdükçe, diğer uluslararası madencilik devlerine sıklıkla yöneltilen suiistimallere benzer suçlamalarla karşı karşıya kaldılar.

MİNERALLERİ ÇIKARMA YOLUNDA
Küresel Çin Birimi, dünya çapında Çinli şirketlerin de hisse sahibi olduğu, kobalt, nikel ve manganez minerallerinden birini çıkarmak için tasarlanmış en az 62 madencilik projesi belirledi.
ELEKTRİKLİ CİHAZLARIN VAZGEÇİLMEZİ
Bunların tümü, elektrikli araçlarda kullanılan lityum iyon pillerin yapımında kullanılıyor; bu piller, güneş panelleriyle birlikte artık Çin için yüksek endüstriyel öncelikler arasında yer alıyor. Çin’in pay sahibi olduğu bazı projeler bu minerallerin dünyadaki en büyük üreticileri arasında yer alıyor.
‘ÇİN LİDER KONUMUNDA’
Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’a göre Çin, lityum ve kobaltın damıtılmasında uzun süredir lider konumunda ve küresel tedarikteki payı 2022’de her bir mineral için sırasıyla yüzde 72 ve yüzde 68’e ulaşıyordu.

KRİTİK MİNERALLERE ERİŞİM
Bunları ve diğer kritik mineralleri damıtma kapasitesi, ülkenin 2023 yılında dünya çapında satılan elektrikli araçların yarısından fazlasını ürettiği, küresel rüzgar türbini üretim kapasitesinin yüzde 60’ına sahip olduğu ve güneş paneli tedarik zincirindeki her aşamanın yüzde 80’ini kontrol ettiği bir seviyeye ulaşmasına yardımcı oldu.
Çin’in sektördeki rolü bu ürünleri dünya çapında daha ucuz ve daha erişilebilir hale getirdi.
MİNERAL KULLANIMI NEDEN ARTMALI?
Ancak yeşil ekonomi için gerekli olan mineralleri çıkarması ve işlemesi gereken tek ülke Çin değil. BM, dünyanın 2050 yılına kadar net sıfır sera gazı salımı hedefine ulaşması için, minerallerin kullanımının 2040 yılına kadar altı kat artması gerektiğini söylüyor.

YENİ STRATEJİLER BELİRLEDİLER
Diğer yandan ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği de Çin kaynaklarına olan bağımlılıklarını azaltmak için stratejiler geliştirdiler.
Çinli şirketlerin denizaşırı madencilik faaliyetlerini artırmasıyla birlikte bu projelerinden kaynaklanabilecek sorunlara ilişkin suçlamalar da giderek arttı.
‘MADENCİLİK ÇİN’E ÖZGÜ DEĞİL’
İş ve İnsan Hakları Kaynak Merkezi adlı bir STK, bu tür sorunların “Çin’in madenciliğine özgü olmadığını” söylüyor. Buna karşın geçen yıl kuruluş, kritik minerallerin çıkarılmasında çalışan Çinli şirketlere karşı, yerel halkın haklarının ihlal edilmesinden ekosistemlere zarar verilmesi ve güvensiz çalışma koşullarına kadar 102 suçlamanın listelendiği bir rapor yayınladı.

SUÇLAMALAR ARTIYOR
Bu suçlamalar 2021 ve 2022 yıllarına aitti. BBC, 2023 yılında STK raporlarında veya basında bildirilen 40’tan fazla suçlama daha tespit etti.
‘HAFTADA ÜÇ PATLAMA’
Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin en güneyindeki Lubumbashi’nin eteklerinde Christophe Kabwita, 2011’den bu yana Jinchuan Grubu’na ait olan Ruashi kobalt madenine karşı ayaklanmaya liderlik ediyor.
Kapısının 500 metre uzağında bulunan açık maden ocağının, kayaları haftada iki veya üç kez patlatmak için patlayıcılar kullanarak hayatlarını mahvettiğini söylüyor. Patlama başlamak üzereyken sirenler, herkese elindeki işi bırakıp siper almaları için bir işaret olarak çalıyor.
CAN GÜVENLİĞİ TEHLİKEDE
2017 yılında Katty Kabazo adlı genç bir kızın okuldan eve giderken bir kayanın çarpması sonucu öldüğü bildirilirken, diğer kayaların da çevredeki evlerin duvarlarına ve çatılarına delikler açtığı söyleniyor.
Ruashi madeni Sözcüsü Elisa Kalasa, “o bölgede küçük bir çocuğun bulunduğunu, kızın orada olmaması gerektiğini ve saçılan kayalardan etkilendiğini” kabul etti.

‘TEKNOLOJİ GELİŞTİ. ARTIK UÇAN KAYALAR YOK’
Kalasa, o günden bu yana, “teknolojiyi geliştirdik ve artık uçan kayaların olmadığı bir patlatma yöntemine sahibiz” dedi.
‘HALK MADENE YAKIN OLDUĞU İÇİN…’
İşletme Müdürü Patrick Tshisand farklı bir tablo çizdi: “Madencilik yapıyorsak patlayıcı kullanırız. Patlayıcılar kayaların fırlamasına neden olabilir, halkın madene çok yakın olması nedeniyle onların içine düşebilir… bu yüzden buna benzer çok sayıda kaza yaşadık.”
‘UZAĞA TAŞINMALARI İÇİN TAZMİNAT ÖDEDİK’
Kalasa ayrıca 2006 ile 2012 yılları arasında şirketin 300’den fazla aileye madenden daha uzağa taşınmaları için tazminat ödediğini söyledi.

‘ORMANLARI YUTTU’
Endonezya’nın uzak Obi Adası’nda, Çinli bir şirket olan Lygend Resources and Technology ile Endonezyalı madencilik devi Harita Group’un ortak olduğu bir maden, Kawasi köyünün çevresindeki ormanları hızla yuttu.
Yerel madenleri izleyen Jatam, köylülerin taşınmaları ve devlet tazminatını kabul etmeleri konusunda baskı altında olduklarını söylüyor. Onlarca aile, teklifleri yetersiz bularak taşınmayı reddetmiş.
Bazıları, ulusal stratejik öneme sahip bir projeyi aksattıkları iddiasıyla yasal işlem başlatılmasıyla tehdit edildiklerini söylüyor.
‘DOĞAYI KİRLETİYORLAR’
Jatam, madene yer açmak için kadim ormanların kesildiğini; nehirlerin ve okyanusların tortuyla dolduğunu ve bir zamanlar el değmemiş deniz ortamını kirlettiğini belgelediklerini söylüyor.

‘SU İÇEMİYORUZ’
Kawasi köyünde yaşayan öğretmen Nur Hayati, “Nehrin suyu artık içilemez durumda, çok kirli ve genellikle berrak mavi olan deniz, yağmur yağdığında kırmızıya dönüyor” diyor.
MADENİ KORUMAK İÇİN ATILAN ADIMLAR
Madeni korumak için adaya Endonezya askerleri konuşlandırıldı.
Nur, madenin etkisini protesto etmek için Haziran 2018’de Endonezya’nın başkenti Cakarta’ya giden bir grup köylü arasındaydı. Ancak yerel yönetim temsilcisi Samsu Abubakar halktan çevreye zarar konusunda herhangi bir şikayet gelmediğini söyledi. Ayrıca Harita Group’un “çevre yönetimi ve izleme yükümlülüklerine uyduğu” sonucuna varan resmi bir raporu da paylaştı.
‘YEREL YASALARA BAĞLI KALIYORUZ’
Harita Group da bize yaptığı açıklamada, “etik iş uygulamalarına ve yerel yasalara sıkı sıkıya bağlı kaldığını” ve “her türlü olumsuz etkiyi gidermek ve azaltmak için sürekli çalıştığını” söyledi.

CCCMC ŞİKAYET MEKANİZMASI
Bir yıl önce, CCCMC olarak bilinen Çin Madencilik Ticaret Odası Çin’in sahip olduğu madencilik projelerine karşı yapılan şikayetleri çözmeyi amaçlayan bir şikayet mekanizması kurmaya başladı.
Odanın Sözcüsü Lelia Li, şirketlerin yerel topluluklarla veya STK’larla etkileşimde bulunma konusunda “hem kültürel hem de linguistik yetenekten yoksun” olduğunu söylüyor.
HENÜZ AMACINA TAM OLARAK ULAŞMADI
Ancak mekanizma henüz tam olarak çalışmıyor. Çin’in yabancı madencilik faaliyetlerine katılımının artacağı kesin görünüyor.
BİRLEŞİK KRALLIKTAN AÇIKLAMA
Birleşik Krallık merkezli iklim odaklı düşünce kuruluşu Ember’in Asya Program Direktörü Aditya Lolla, bunun sadece kilit bir pazarı kontrol etmeye yönelik bir “jeopolitik oyun” olmadığını, aynı zamanda iş perspektifinden de mantıklı olduğunu söylüyor.
Sonuç olarak Çinli işçiler dünya çapındaki madencilik projelerine gönderilmeye devam edecek. Bu projeler onlar için çoğunlukla iyi para kazanma şansı sunuyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan 12. Kalkınma Planı ve Orta Vadeli Program’da (OVP) madencilik sektörüne geniş şekilde yer verildiğini anımsatan Aksu, şunları kaydetti:
“Bu durum, madencilik sektörünün ülke ekonomimiz için öneminin ve değerinin bir göstergesidir. Ekonomimizin en büyük problemlerinden biri olan cari açık, madencilik faaliyetleriyle kapatılabilir. Ülkemizin, bilenen toplam 3,5 trilyon dolar değerindeki maden varlığı bu konudaki potansiyelimizin en net göstergesidir. Sektörün gelişimi ve ülkemize katkısının artması amacıyla madencilik politikaları ve stratejileri, siyaset üstü bir anlayışla ülke menfaati göz önünde bulundurularak oluşturulmalıdır.”

“İZİNLER TEK BİR DURAKTAN YÜRÜTÜLMELİ”
Aksu, maden faaliyetlerinde izin ve onay süreçlerinin yatırımcıları zorladığını, bürokratik süreçlerin uzun zaman aldığını ifade ederek, “Ülkemizde madenciliği düzenleyen 9 bakanlık, 21 kurum, 7 kanun, 87 yönetmelik, 8 tüzük ve 16 uluslararası sözleşme mevcut. Bu kadar çok kurumun olması ve mevzuat çeşitliliği, madencilik yatırımlarının faaliyete geçirilmesinde zorluklar ortaya çıkarıyor. Bu nedenle bakanlıklar arası koordinasyonun geliştirilerek Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün (MAPEG) etkin rol oynayacağı, izinlerin tek bir duraktan yürütülebileceği düzenleme yapılmalıdır.” değerlendirmesinde bulundu.
Sektörün Türkiye Yüzyılı vizyonundaki hedeflere ulaşılması için ilave teşvik ve desteklerle motivasyonunun artırılması gerektiğini vurgulayan Aksu, ruhsat güvencesinin sağlanması, izin süreçlerinin öngörülebilirliği ve orman izinlerinin sadeleştirilmesi gibi taleplerinin dikkate alınması gerektiğini belirtti.
Aksu, Türkiye’de madencilik faaliyetlerinde kamu yararının esas olduğunu, madenlerin devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunduğunu kaydetti.
Teknolojik gelişmelere bağlı olarak üretim metotlarının değişmesiyle madencilik faaliyetlerinin en doğru şekilde insan sağlığı ve çevre duyarlılığı ön plana alınarak yapılabileceğini aktaran Aksu, “Türkiye’de maden çıkarılmak için kazılan alanlar ülkemizin yüz ölçümünün 1000’de 1’ine karşılık gelmektedir ve ülkemizdeki orman alanlarının yalnızca 1000’de 3’ü tüm madencilik faaliyetleri için (tesisler ve enerji nakil hatları dahil) geçici olarak kullanılmaktadır. Bu bağlamda meclis tutanaklarında da yer aldığı üzere kesilen 100 bin ağaçtan sadece 1 tanesi madencilik faaliyetleri için kesilmektedir.” bilgisini paylaştı.
Aksu, 2023’te Türkiye’de krom madenciliği ve ferrokrom ihracatının tüm madencilik ihracatının yaklaşık yüzde 10’unu oluşturduğunu dile getirdi.
Krom cevherinin çelik sanayisinin ham maddesi olduğunu belirten Aksu, Türkiye’nin krom rezervinin ferrokrom üretiminde mineraloji açısından en ideal özelliklere sahip olduğunu vurguladı.
Aksu, Anadolu’da yaklaşık 150 yıldır yürütülen krom madenciliğinde yeterince arama yapılamadığı için yüzeye yakın cevherlerin tükenme noktasına geldiğine dikkati çekerek, “Krom madenciliği arama faaliyetlerinin geliştirilmesi gerekiyor. Krom madenciliğinde arama maliyetleri ve yatırım riskleri çok yüksek olup, sektörün gelişip yeniden eski üretim seviyelerine ulaşabilmesi için MAPEG bünyesinde oluşturulacak bir fon ile cevher üretildiğinde ödenmesi koşuluyla desteklenecek bir sistem kurulmalıdır.” ifadelerini kullandı.
“METALİK MADENCİLİK, DİĞER MADENCİLİKTEN AYRIŞTIRILMALI”
Türk madencilerinin sektörde önemli bir birikime sahip olduğunu ifade eden Aksu, yurt içinde ve yurt dışında örnek madencilik projelerini hayata geçirip, başarılı işlere imza attıklarının altını çizdi.
Madencilik sektörünün günün koşulları ve gelişmeler dikkate alınarak gözden geçirilmesi gerektiğini belirten Aksu, şöyle devam etti:
“Metalik madenler, kıymetli mineraller, taş ocakları, doğal taş, mermer ve kömür madenleri birbirinden çok farklı metotlarla üretilmesine rağmen aynı mevzuatta değerlendiriliyor. Özellikle metalik madencilik en azından yönetmelik bazında diğerlerinden ayrıştırılmalıdır. Maden ruhsat ve mülkiyet güvencesi çok önemli olup, yatırımcının ruhsat alındığı tarihteki kazandığı hakları korunmalı, mevzuatlarda yapılan değişikliklerden olumsuz etkilenmemesi sağlanmalıdır. Madencilik sektörüne yönelik ihtisas mahkemeleri kurulmalıdır.”