
”Bu fiyata verip para da kazanıyoruz”
Bir kebabın 500 liradan satılmasına anlam veremediğini dile getiren işletme sahibi Fuat Demirbağ, “Ömrümüz halka hizmet etmekle geçti. Allah’a şükürler olsun ki 15 yıldır bu faaliyeti Elazığ’da yapıyorum. Böyle salatasıyla her şeyi ile tabak dolu. Biz sürümden kazanıyoruz. Normalde Adana kebabı batıda 300 ila 500 liradan satanlar da var. 500 liraya kebap olmaz. Her şeyin bir maliyeti olur, bin maliyeti olmaz. Ben bunları söylediğimde bazı insanların zoruna gidiyor. İnsanlara zulmederek bir yere gelemezsiniz. İki şubemde 15 tane personelim var. Biz kebap işinde sürümden kazanıyoruz. Ulusal medyada bizi eleştirenler de oldu koruyan kollayan da oldu. Allah, bizi koruyanlardan razı olsun. Bizi eleştiren taraflar işi bilmeyen taraflar. Birisi gidip Antalya’da, Adana’da herhangi bir yerde 600 liraya kıyma alıyor. 600 liraya aldığını bir kıymadan 10 şiş kebap yapıyorsun. Her bir şişi 500 liraya sattığınızda 5 bin lira bir para kazanıyorsunuz. Bunun maliyeti zaten belli 600 liraya kıyma, 10 tane ekmek, 500 lira da salatasına gitse bile 3 bin 800 lira gibi kazanç elde ediyorlar. Bu parayı kazanmak gerçekten de yanlış bir şey. Bana at eti, martı eti ve kuş eti satıyor dediler. Bu ne doyumsuzluktur böyle. İnsanları kandırmak uğruna böyle şeyler yapıyorlar. Biz bu fiyatları bu şekilde veriyoruz doğrudur ve bu işlerden de para kazandığımız da doğrudur” dedi.

”Fuat ustanın 500 liraya mal ettiği şeyi, başka yerde 2 bin liraya yakın fiyat ödeyip kalkıyorum”
Müşterilerden Murat Çalı, “Ben ve çevrem genelde burada yemek yiyoruz. Bana mangalımı en leziz bir şekilde yapıp veriyor. Ben evde yapsam bu fiyata mal edemem, bana daha pahalıya mal olur. Bize gerekli lezzeti hesaplı sunduklarından dolayı teşekkür ederim. Başka bir yere yemek yemeye gittim, şu an Fuat ustanın bana 400-500 liraya mal ettiği şeyi 2 bin liraya yakın fiyat ödeyip kalkıyorum” diye konuştu.

“Burası öğrenci için gayet uygun”
Arkadaşı ile birlikte yemek yemeye gelen öğrencilerden Ali Fırat Çelik ise ”Burası öğrenci için gayet uygun. Fiyatları da gayet iyi ve hijyen kurallarına uygun yemekler yapılıyor. Lezzeti de iyi. Sürekli geliyoruz ve gayet de memnunuz” şeklinde konuştu.


Başta ABD olmak üzere batılı tedarikçiler yerli üretimi desteklemek, piyasadaki fiyatlama bozulmalarının önüne geçmek ve kritik sektörlerde Çin’e bağımlılığı azaltmak için Çin imalat sanayisine temkinli yaklaşıyor.
Bölgedeki Çin-Tayvan gerginliği batılı tedarikçiler için ticari belirsizliklerin ortaya çıkabileceğini gösterirken rakip imalat merkezleri de yatırımcıların dikkatini çekiyor.
Çin, düşük imalat maliyetleri ve gelişmiş imalat sanayi altyapısı sebebiyle uzun yıllardır batılı büyük firmaların en önemli üretim merkezlerinin başında geliyor. Buna karşın son yıllarda Çin ile batı ülkeleri arasında artan problemler Çin’in imalat merkezi konumunun yavaş yavaş değişebileceği şeklinde yorumlanıyor.
Çin ekonomisine ilişkin olası değişim sadece negatif bir gelişme olarak nitelendirilmiyor. Analistler, söz konusu değişimde özellikle imalat ve teknoloji tarafında biriken “know-how”, Çin ekonomisinin gelişmişlik düzeyi gibi birçok faktörün etkili olduğunu ifade ediyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) Nisan 2024 verilerine göre, Çin’de artan kişi başı milli gelir bölgedeki en hızlı yükselişler arasında yer alıyor.
Çin’in kişi başı milli geliri son 20 yılda yüzde 776 artarak 13 bin 136 dolara çıkarken, Hindistan’ın kişi başı milli geliri bu dönemde yüzde 338 yükselerek 2 bin 731 ulaştı. Endonezya’nın kişi başı milli geliri 5 bin 271 dolar, Vietnam’ın 4 bin 622 ve Malezya’nın 13 bin 315 dolarda bulunuyor.
IMF verilerine göre, Asya’daki gelişmekte olan ülkelerin ortalama kişi başı milli geliri ise 7 bin 62 dolar olduğu hesaplanıyor.
Analistler, bu durumun Çinli şirketlerin imalat sanayisinde rekabet avantajını olumsuz etkilediğini kaydederek, bu şirketleri daha nitelikli mal üretmeye zorlamış olabileceğini ifade ediyor.
Son yıllarda özellikle 5G teknolojisi ve elektrikli otomobil üretimi alanındaki Çinli şirketlerin rekabetçi bir yapıda olduklarını hatırlatan analistler, bu durumun batılı ülkeleri çeşitli korumacı önlemlere yönlendirdiğini bildiriyor.
ÇİNLİ ŞİRKETLER YAPTIRIM LİSTESİNDE RUSYA’YI TAKİP EDİYOR
Batılı ülkelerin Çinli şirketlere uyguladığı gümrük vergisi ile yaptırım listesinin gün geçtikçe büyümesi göze çarpıyor.
Analistler, her geçen gün daha çok Çinli şirketin dahil olduğu ABD’nin yaptırım listesi olan Varlık Listesi’nin olası jeopolitik gerilimler sonucu daha da büyüyebileceğini kaydediyor.
ABD yönetimi, kritik endüstrilerdeki yerli üretimi desteklemek amacıyla Çin’den ithal edilen çelik ve alüminyum, yarı iletkenler, elektrikli araçlar, bataryalar, kritik mineraller ve güneş pilleri gibi ürünlere yönelik gümrük vergilerini artırma kararı almıştı.
ABD’de geliştirilen teknolojileri elde ettikleri veya elde etmeye teşebbüs ettikleri gerekçesiyle geçen günlerde 37 şirket ABD tarafından yaptırım listesine eklenmişti.
Amerikan Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan yaptırım listesinde Ocak 2024’ten bu yana çeşitli ülkelerden 143 şirket, kişi ve organizasyon eklenirken, bunların 51’i Çin merkezli şirket, kişi ve organizasyonlardan oluştu.
Söz konusu yaptırım listesindeki Çinli şirket sayısı, Ukrayna savaşı sebebiyle bir dizi ekonomik yaptırıma uğrayan Rusyadan hemen sonra geliyor.
ÇİN OTOMOBİLLERİ KONUSUNDA HÜKÜMETLER TEMKİNLİ DAVRANIYOR
Çin, jeopolitik riskler ve maliyet artışlarının yanı sıra uluslararası pazarlarda yerli sanayi için risk oluşturması sebebiyle de tedarikçiler ve devletler tarafından bir dizi yaptırıma uğrarken, bu durumun otomobil imalat sanayisinde yabancı talebini ve yatırımını etkileyen bir trende dönüşebileceği belirtiliyor.
Geçen haftalarda Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen yaptığı konuşmada, Avrupa’nın Çin’den gelen elektrikli otomobil bolluğuna karşı kendini koruması gerektiğini belirtmişti. Bu açıklamaları takiben AB, Çin’de üretilen elektrikli otomobillerin birlik üyesi ülkelere ithalatında 4 Temmuz’dan itibaren yüzde 38,1’e varan oranlarda ilave vergi getireceğini duyurdu.
Benzer yaptırımların ABD tarafından da geleceğinin sinyalleri geçen haftalarda verilirken, yurt içinde Ticaret Bakanlığı, yerli üretimin iç pazardaki payının yükseltilmesi ve korunması ile yurt içine yatırımların özendirilmesi amacıyla Çin menşeli benzinli ve hibrit binek otomobillere ilave gümrük vergisi uygulanmasına karar verdi.
Analistler, Çin’in uluslararası pazarlarda kısıtlayıcı yaptırımlara uğramasının imalat sanayindeki talebi etkileyebileceğini belirtiyor.
ARTAN İMALAT MALİYETLER YENİ ÜRETİM MERKEZİ ARAYIŞLARINA SEBEP OLABİLİR
Çin küresel üretim merkezlerinin başında yer alması sebebiyle imalat sanayindeki işgücü ülkenin küresel konumu için önem arz ediyor. Günümüzde ülkede iş gücü alanında karşı karşıya kalınan risklerin başında imalat sanayindeki iş gücü açığı yer alıyor.
Analistler, Çin iş gücü piyasasının önemli bir kısmını ülkenin kırsal kesimleri terk edip kent merkezlerinde çalışmak üzere göç eden göçmen işçiler oluştuğunu belirterek, açıklanan verilerin, göçmen işçilerin imalat sanayindeki işlere olan talebinin hizmet sektöründeki işlere olan talepten daha az olduğunun görüldüğünü söyledi.
2016-2020 arasındaki verilere göre Çin’in imalat maliyetlerinin Vietnam ve Meksika’ya göre söz konusu zaman aralığı boyunca yüksek seyrettiğini belirten analistler, maliyet artışındaki trendin batılı tedarikçilerin yeni imalat merkezleri arayışını besleyebileceğini söyledi.
Söz konusu veriler ışığında iş gücü maliyetlerinin giderek yükseldiği Çin’e karşın Hindistan, Vietnam ve Endonezya gibi ülkeler ön plana çıkıyor.
Dünyanın en değerli şirketlerinden olan Apple, imalat alanında Çin’den Hindistan’a yönelmişti.
Analistler, dünya devinin Hindistan’daki üretim merkezlerinde, geçen mali yılda yaklaşık 14 milyar dolar değerinde iPhone ürettiğini ifade ederek, büyük şirketlerin bölgedeki alternatif üretim merkezi arayışlarına devam ettiğine dikkati çektiler.
100 milyar ABD doları değerindeki projenin inşaatına 2025 yılına kadar başlanacak ve 2050 gibi erken bir tarihte faaliyete geçebilecek.
TRT Haber’in Bussines Insider’dan aktardığı habere göre, manyetik doğrusal motorlarla çalışan robot arabalar, roket maliyetinin çok altında bir maliyetle insanları ve kargoları yeni inşa edilen bir uzay istasyonuna taşıyacak. Oraya varmak yedi gün sürecek.
UZAY ASANSÖRÜ FİKRİ İMKANSIZ DEĞİL
Bilim adamları, Mars’a ulaşmamızın altı ila sekiz ay sürmesi yerine, bir uzay asansörünün bizi oraya üç ila dört ayda, hatta 40 gün kadar kısa bir sürede ulaştırabileceğini tahmin ediyor .
Uzay asansörleri kavramı yeni değil, ancak böyle bir yapının mühendisliğini yapmak hiç de kolay olmayacak ve teknolojinin yanı sıra diğer birçok sorun da önümüzde duruyor.
2012 yılında yapılan büyük bir uluslararası araştırma, uzay asansörünün uygulanabilir olduğu ancak en iyi şekilde uluslararası iş birliği ile başarılabileceği sonucuna vardı.
Projenin 2025 öncesinde nasıl ilerlediğini görmek için raporu yazan ve şirketin gelecekteki teknoloji oluşturma departmanının bir parçası olan Yoji Ishikawa, Business Insider’a şirketin muhtemelen gelecek yıl inşaata başlamayacağını söylese de şu anda “araştırma ve geliştirme, ortaklık kurma ve tanıtımla meşgul” dedi.
Bazıları böyle bir yapının mümkün olduğundan bile şüphe ediyor.
UZAYA DAHA UCUZ BİR ROTA
İnsanları ve nesneleri roketlerle uzaya fırlatmak son derece pahalıdır. Örneğin NASA, dört Artemis Ay misyonunun fırlatma başına 4,1 milyar dolara mal olacağını tahmin ediyor.
Bunun nedeni roket denklemi denilen bir şey. Uzaya gitmek çok fazla yakıt gerektirir ancak yakıt ağırdır, bu da ihtiyacınız olan yakıt miktarını artırır.
Uzay asansörü, roket veya yakıt ihtiyacını ortadan kaldırmayı hedefliyor.
Bazı tasarımlara göre uzay asansörleri, yükleri tırmanıcı adı verilen elektromanyetik araçlarla yörüngeye taşıyacak.
Uzay mekiği kullanmak, kargoyu uzaya taşımak için kilogram başına yaklaşık 22 bin dolar tutuyor. Uzay asansörü için tahmin yaklaşık 200 dolar.
DÜNYADA UZAY ASANSÖRÜ YAPMAYA YETECEK KADAR ÇELİK YOK
Şu anda bir uzay asansörü inşa etmenin önündeki en büyük engellerden biri, ipin veya borunun neyden yapılacağı.
Eğer çelik gibi tipik malzemelerden yapılmışsa, maruz kalacağı muazzam gerilime dayanabilmesi için borunun çok kalın olması gerekir.
Ancak dünyada bu kadar çelik bulunmuyor.
Ishikawa’nın raporu Obayashi Corporation’ın karbon nanotüpleri kullanabileceğini öne sürdü . Bir nanotüp, kurşun kalemlerde kullanılan malzeme olan sarılmış bir grafit tabakası
Johnson, çeliğe kıyasla çok daha hafif ve gerilim altında kırılma olasılığının daha düşük olduğunu, dolayısıyla uzay asansörünün çok daha küçük olabileceğini söyledi.
Ancak Nanotüpler çok güçlü olmalarına rağmen aynı zamanda çok küçüktürler; çapları metrenin milyarda biri kadar.
Ishikawa’nın raporuna göre, nesnelerin Dünya’nın dönüşüyle senkronize kaldığı jeosenkron yörüngeye ulaşırken düzgün bir şekilde dengelenebilmesi için ipin en az 35 bin kilometre uzunluğunda olması gerekiyor.
Ishikawa, bunun yerine araştırmacıların tamamen yeni bir materyal geliştirmeleri gerekebileceğini söyledi.
DİĞER ENGELLER NELER?
Ancak malzeme ne olursa olsun, hâlâ başka sorunlar var.
Johnson, örneğin bir uzay asansörünün ipinin inanılmaz bir gerilim altında olacağını ve kopmaya yatkın olacağını söyledi.
Bir yıldırım çarpması onu buharlaştırabilir. Kasırgalar ve musonlar gibi dikkate alınması gereken başka hava koşulları da var.
Son dönemde artan uygulamanın, hem tüketiciler hem de işletmeler açısından bazı sakıncaları bulunuyor.
“BANKA KOMİSYONUNDAN KAÇIYORLAR”
Spectrum Denetim, Danışmalık, Yeminli Mali Müşavirlik AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay İnci, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, bazı işletmelerin müşterilerini IBAN vererek banka hesaplarına yönlendirdiğini, böylece hem banka komisyonundan hem de vergiden kaçmaya çalıştıklarını belirtti.
İşletmelerin müşterilerine ödenmeyen vergi miktarı kadar fiyat avantajı sağladığına işaret eden İnci, böylece vergisini ödeyen işletmelerin harsız rekabetle karşı karşıya kaldığını söyledi.
Hazine ve Maliye Bakanlığının, kazancını kayıt dışı bırakan mükelleflere yönelik çalışma başlattığını hatırlatan İnci, “Bakanlık, işletmelere ve işletmeyle ilişkili tüm hesaplara IBAN yoluyla gelen transferleri inceleyecek. Bakanlık, işletme sahiplerinin, yakınlarının, çalışanlarının hesapları ile kiralama yoluyla kullanılan hesapları da denetleyecek.” diye konuştu.
İnci, incelemeler sonucunda riskli görülen mükelleflerin tespit edileceğini ve bu hesap sahiplerinden izahat isteneceğini aktardı.
İşletmenin gelen parayla birlikte o ürüne ilişkin fiş veya fatura düzenlediğini ispatlaması gerektiğini bildiren İnci, şöyle devam etti:
“Söz konusu para akışı faturayla kanıtlanamazsa işletme cezaya maruz kalacak. Bununla birlikte kiralama yoluyla edinilen banka hesapları MASAK mevzuatı çerçevesinde terörün finansmanı, kara para aklama, yasa dışı bahis gibi suç unsuru barındıran eylemler kapsamında da ayrıca incelenecek. Hazine ve Maliye Bakanlığı riskli mükellefleri tespit edecek, denetim ve incelemeleri ise vergi dairesi başkanlıkları, Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı ve defterdarlıklar yapacak. MASAK da ayrıca inceleme gerçekleştirebilecek.”
İnci, birçok sektörde söz konusu durumun yaşandığını ve söz konusu işletmelerin cezalarla karşı karşıya kalabileceğini belirterek, “Fatura veya benzeri belge düzenlemeyerek kayıt dışı bıraktıkları kazançları üzerinden gelir ve kurumlar vergileri, geçici vergi ve KDV tarhiyatları yapılacak, ayrıca bu vergilerle ilgili gecikme faizi istenecek. İlave olarak ilgililer hakkında bir kat vergi ziyaı cezası ve ayrıca özel usulsüzlük cezası kesilecek.” dedi.
“AÇIKLAMA KISMINA, ALINAN HİZMET YAZILMALI”
Tüketiciler Derneği Genel Başkanı Levent Küçük de vatandaşların satın aldıkları mal ve hizmetten dolayı mağduriyet yaşaması durumunda ellerinde fiş ve fatura gibi belgenin bulunması gerektiğini vurgulayarak, “Çünkü tüketicilerimiz yasal haklarını korumak için tüketici hakem heyetlerine yaptıkları başvuruda ayıplı mal veya hizmeti hangi işletmeden aldıklarını ispatlamak zorunda. IBAN yoluyla talep edilen ödemelerde fiş ya da fatura verilmiyor ve ödemeler şahsi banka hesaplarına yönlendiriliyor. Son dönemde ödemelerin IBAN üzerinden yapılması, tüketiciler açısından büyük risk barındırıyor. Ödeme yapılan şahsi hesap numarasının kime ait olduğunun bilinmemesi, vatandaşlar için hukuki mağduriyete neden olabilir.” ifadelerini kullandı.
Mal veya hizmeti işletmeden alıp, ücretin şahsi banka hesabına yollanmasının doğru olmadığına dikkati çeken Küçük, şunları kaydetti:
“‘Ödemeyi yapmadınız’ denmesi durumunda ücreti yolladığınızı kanıtlamanız zor. Bu nedenle IBAN üzerinden gönderilen ücretlerde açıklama kısmına ödemenin hangi hizmet için yapıldığını yazmanız gerekiyor. Herhangi bir uyuşmazlık ve konunun yargıya taşınması durumunda açıklama kısmı bizler için kanıt niteliği taşıyor. Söz konusu durum resmi kurumlar tarafında da mecburi hale getirilmeli.”
]]>
ÇOK ULUSLU SAVUNMA
ABD, İngiltere, Fransa ve Ürdün’ün de katıldığı müşterek savunma operasyonunda, Pentagon sözcüsü Patrick Ryder’ın açıklamasına göre, 81 İHA ve en az 6 balistik füze ABD tarafından düşürüldü. İngiltere de Kıbrıs’taki üssünden havalanan RAF jet uçaklarıyla İran saldırısına müdahale ederken, Ürdün’ün kendi hava sahasına giren dron ve füzeleri imha ettiği belirtiliyor. Fransa’nın ise füze ve dronların tespit ve takibinde operasyona katkı sağladığı aktarılıyor. İsrail, çok uluslu savunma operasyonunda müttefiklerinden ciddi bir katkı almış olmasına rağmen yine de balistik füzeler ve seyir füzelerinin çok büyük bir kısmını oldukça maliyetli olan kendi savunma sistemleri ile karşıladı.

SAVUNMA İÇİN MİLYAR DOLARLAR HARCADILAR
İsrail’in savunmasını önleme için havalanan savaş uçaklarının yanı sıra uzun menzilli balistik füzelere karşı koruma görevini üstlenen Arrow (Ok) 2 ve Arrow 3 sistemleri ile orta menzilli füzelere karşı koruma sağlayan Davud Sapanı hava savunma sistemi oluşturdu. İsrail medyasına değerlendirmelerde bulunan eski İsrail Genelkurmay Müsteşarı Tuğgeneral Ram Aminah, savunma operasyonunun İsrail’e 1-1.35 milyar dolara mal olduğunu söyledi. Bu sistemlerde kullanılan bir Arrow füzesinin 3.5 milyon dolara ve bir Magic Wand (Sihirli Değnek) füzesinin ise 1 milyon dolara mal olduğunu söyleyen Aminah, söz konusu maliyet hesabına savaş uçaklarının havalanma masraflarını dahil etmediğini belirtti.
İRAN ÇOK DAHA AZ HARCADI
İran’ın 300’den fazla silahla gerçekleştirdiği saldırısı görece daha az maliyetli. Tahran yetkilileri ürettikleri silahların maliyetlerini resmen açıklamasa da uluslararası kuruluşlar ve İran’ın silah ihraç ettiği ülkelerin açıklamaları, İran cephaneliğinin ortalama maliyetlerini ortaya koyuyor. İran’ın kullandığı belirtilen, alçak irtifada seyreden ve 50 kg patlayıcı taşıyabilen kamikaze dron klasmanındaki Şahid 136’ların piyasa fiyatı 20 bin dolar. İran’ın gönderdiği 120 balistik füzenin Heybar Şekan ve Emad füzelerinden oluştuğu belirtiliyor. Bu füzelerin de piyasa maliyeti 300 bin dolar. İran’ın saldırıda kullandığı en pahalı silahı ise 30 adet fırlatılan Paveh 351 seyir füzeleri. Rus ordusunun da kullandığı bu füzelerin tanesi 6 milyon dolar.

KAPTAN AMERİKA ‘BIDEN’
İran’ın başkenti Tahran’da propaganda amaçlı füze afişleri dikkat çekerken İsrail başkenti Tel Aviv’de ise bir duvara ABD Başkanı Joe Biden’ı İsrail bayrağı şeklindeki kalkanıyla koruma yapan çizgi kahraman Kaptan Amerika şeklinde tasvir eden bir grafiti yapıldı.
SADECE YÜZDE 33’LÜK BAŞARI
İRAN’ın 300’den fazla dron ve füzeyle gerçekleştirdiği saldırıdan yalnızca 9 balistik füzenin İsrail hava sahasına girerek infilak ettiği belirtiliyor. Bu füzelerden 5’i Beerşeba kentinin 15 km dışındaki Nevatim hava üssüne, 4’ü ise Necef Çölü’ndeki Negev hava üssüne isabet etti.

ŞARAPNELLER UYKUDAYKEN VURDU
Füzelerin üslerde ciddi bir hasara neden olmadığı belirtilirken, ailesiyle Necef çölünde yaşayan 7 yaşındaki Bedevi kız çocuğu Amina al-Hasoni saldırıdan zarar gören tek kişi oldu. İsrail devletinin resmen tanımadığı ve bu yüzden temel hizmetlerden mahrum kalan Bedevi nüfusu, çöldeki derme çatma evlerde yaşıyor. Bedevilerin, bomba sığınakları bulunmazken, küçük kızın İsrail’in önleyici füzelerinden birinin şarapnelleriyle yaralandığı belirtiliyor. Uykudayken başından yaralanan küçük kızın durumunun kritik olduğu belirtiliyor.
MAL MÜLK SAHİBİ İNSANLARI BUNU UNUTMASIN
Allah’ın Kur’an-ı Kerim’de “…Altın ve gümüşü (genel olarak parayı ve serveti) biriktirip saklayarak Allah yolunda infak etmeyenler yok mu, işte onlara acı bir azabı müjdele” (Tevbe 9/34).” buyurduğunu belirten yazar, servet ve mal mülk sahibi insanlara unutmaması için şu satırları yazdı;
Hz. Peygamber’den bir şey istenilip de “Hayır” dediği vaki olmamıştır. Ayrıca cömert olmak için illâ zengin olmak da gerekmez. Elbette ki beş parmağın beşi bir değil. Her kişi cömertlikte aynı seviyeyi tutturamaz. Cömertliğin ilk derecesi sehâ’dır; sonra cûd gelir; en son mertebesi ise îsâr’dır.
Malının bir kısmını verip bir kısmını kendine ayıran sehâvet sahibidir. Malının çoğunu bağışlayıp az bir kısmını alıkoyan cûd sahibidir. Kendisi muhtaç olduğu hâlde elinde bulunan imkânları başkalarının ihtiyacını karşılamak üzere kullanan fedakâr kişi ise îsâr sahibidir.
Günümüzde cömertliğin neredeyse ‘enayilik’le bir tutulduğuna dikkat çeken yazar Kutlu, “Modern hayat insanın insanla münasebetini kesiverdi. Araya âletleri, kurumları, yasaları koydu. Adam bu gibi işleri devlete, hükumete, belediyeye havale edip işin içinden sıyrılıyor. “Öyle ya, madem vergileri topluyor, yoksulun hakkını da ödeyiversin” diyor.” şeklinde yazdı.
CÖMERTLİĞE KARŞI TEŞEKKÜR BİLE İSTENMEMELİ
Bir insanın utanma duygusu, kanun emri, devlet zoru, çıkar hesabı, sınıf menfaati, korku belası ile cömert olamayacağını belirterek infak denen şeyin gönül rızasına bağlı olduğunu ifade etti. Bir insanın yaptığı cömertliğe karşı bırakın bir hizmeti bir teşekkür bile beklememesi gerektiğini belirterek şu satıları kaleme aldı;
Dünya bir misafirhanedir; bir gölgelik.
İnsanoğlu göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir ömrü yaşıyor.
Cenab-ı Hak “Sen infak et ki, ben de sana infak edeyim” buyuruyor. Seni dünyaya zincirleyen bağlardan, ağırlıklardan kurtul, verdikçe ferahlayacak, hafifleyeceksin.
“Veren el alan elden üstündür” denilmiş. Burada cömert zenginler için bir müjde var.
Hz. Peygamber “Her ümmetin bir fitnesi vardır, benim ümmetimin fitnesi de maldır” buyuruyor. Bunu bir köşeye yaz. Unutma.
Vay ki mal hırsı ile yanıp-tutuşana.
Kul “malım, malım” der durur. Hâlbuki onun malından kendisine düşen sadece şudur: Yiyip tükettiği, giyip eskittiği, verip kurtulduğu.
Hadi be birader:
Ver kurtul.
Özellikle rekabet konusunda girdi maliyetleriyle dövizin paralel gitmesi gerekir. Biz yukarı ya da ekstra farklı bir kur istemiyoruz. Son bir yılda sadece işçi maliyetleri yüzde 105 arttı. Dolar yüzde 60 yükseldi. Yüzde 45’lik bir fark var. Kuru dengeye oturtamadığınız taktirde ithalatçı olmadığınız sektörlerde dahi ithalat yapmaya başlıyorsunuz. Sebebi kurun düşük kalması.

Çünkü dışarısı çok daha ucuz. Hazır giyim ithalatı 300-400 milyon dolarken, 2023’te 3-4 milyar dolara çıktı. Sebebi kur politikasının düşük kalması.
ÜCRET ARTIŞLARI YÜZDE 45, DOLAR DA YÜZDE 45 ARTMALI
Yıllık ücret artışı ortalama yüzde 45 civarında olması bekleniyor dolayısıyla doların da TL karşısında yüzde 45 artması gerektiğini düşünüyorum. Böylece vermiş olduklarımızla almış olduklarımız başabaş gelsin.” dedi.
BAKAN BOLAT EMEĞİN PAYINA DİKKAT ÇEKMİŞTİ
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Kanal 7 Ankara Temsilcisi Mehmet Acet’in sunduğu İskele Sancak programında ücret artışlarının mal ve hizmet fiyatlarına yansımaları ile ilgili dikkat çeken bir açıklama yapmıştı.
Bakan Bolat, maaş artışları sonrası ürün ve hizmet fiyatlarında maliyette emeğin payını dikkate almak gerektiğinin altını çizdi.

Mehmet Acet’in “ücret artışlarının mal ve hizmetlere nasıl yansıyacak” sorusu üzerine Bakan Bolat, “Türkiye’de ücret artışlarının dönemi Ocak ve Temmuz ayları. Hizmet sektörlerinde emeğin maliyetteki payı yüksektir. Kimi hizmet sektörleri vardır ki bu oran yüzde 50’leri bulur. Mesela otomotiv sektöründe emeğin maliyetteki payı yüzde 4-5 civarındadır. Makine sektöründe ise yüzde 8’dir… Bu sektörden sektöre değişir. Şimdi enflasyonu bir virüse benzetirsek, virüs damardan içeri girdiği zaman CRP oranı yükselir. Bununla mücadele etmek için ise antibiyotik verilir. Bu enflasyon virüsü de kovid döneminde damardan içeri girdi. Bununla mücadele için hap yöntemi de damardan serum yöntemin de kullanılıyor. Şu anda en kuvvetli antibiyotiği veriyoruz.
Burada ücret artışlarının maliyete yansıtılması noktasında, kendi maliyet hesaplarındaki emeğin maliyetteki payını yansıtmasını engellemek mümkün değil.
EMEĞİN MALİYETTEKİ PAYI HESAPLANARAK YANSITILMALI
Örnekle açıklamak gerekirse; siz bu ay ücret artışı alacaksınız, sizi çalıştıran televizyon kanalı da maliyetlerini hesaplayarak reklam fiyatlarına zam yapıyor.
Ancak burada bunu asgari ücrete yüzde 50 zam geldi ama senin maliyetinin içindeki emeğin payı yüzde 30 ise asgari ücrete gelen zam oranının senin ücret maliyetine yansıması en fazla yüzde 15 artış şeklinde olur.
Asgari ücrete yüzde 50 zam yapıldı diye ürüne hizmete yüzde 50 zam yapayım dersen fahiş bu fahiş fiyat olur. Yani emeğin maliyetinin toplam maliyetindeki payına göre ürün ve hizmet fiyatına yansıtma refleksi olmalı. Uyanıklık yapıp yüzde 50 ücret arttı ben de mala/hizmete yüzde 50 zam yapıyorum demek tipik bir fahiş fiyattır.” demişti.