Vatan toprağını korumak için yıllarını cephelerde geçiren, Yıldırım Orduları Grup Komutanlığından 3 Kasım 1918’de İstanbul’a dönen Mustafa Kemal, yurdun kurtulması için harekete geçti.
Samsun ve çevresindeki Rumlar, 17-18 Mart 1919’da Samsun’a asker çıkaran İngilizlerin de desteğiyle çete baskınları yapıp kargaşa çıkararak, Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 7. maddesi gereği bölgeyi İtilaf Devletlerinin işgaline açmak istiyordu.
Bu gelişmeler üzerine Türk halkı kendini savunmak için teşkilatlanmaya, can ve mal güvenliklerini korumaya çalışınca bu durumdan endişe eden İngiliz Yüksek Komiserliği ve Karadeniz Ordusu Başkumandanlığı, 21 Nisan 1919’da İstanbul Hükümeti’ne nota vererek, bölgedeki gerilimin yatıştırılmasını, Rumlara karşı yapılan sözde saldırıların önlenmesini talep etti.
Bölgede asayişi sağlaması için 9. Ordu Müfettişi olarak görevlendirilen Mustafa Kemal, İzmir’in işgal edildiği 15 Mayıs 1919’un ertesi günü, Bandırma Vapuru ile İstanbul’dan yola çıktı.
Mustafa Kemal ve arkadaşları, Samsun’a ilk adımlarını 19 Mayıs’ta Reji İskelesi’nden attı. Birinci Dünya Savaşı’nda Ruslar tarafından kentin bütün iskeleleri bombalanmış ancak sadece Fransızlara ait Reji (Tekel idaresi) İskelesi sağlam kalmıştı. Fransızlar o dönemde Samsun’da kurulu bir fabrikada sigara üretiyordu. İskelenin adı bu nedenle “Tütün İskelesi” olarak da geçiyordu.
Samsun’a gelişinin İngilizlerde tedirginlik oluşturması üzerine Mustafa Kemal, Samsun’da 6 gün kaldıktan sonra 25 Mayıs’ta Havza’ya geçti.
Kurtuluş’a giden yolda Mustafa Kemal Paşa’nın ikinci durağı olan Havza’da ilk miting de gerçekleştirildi. Mustafa Kemal Paşa’nın talimatıyla yapılan mitingde, İzmir’in işgali protesto edildi.
Bir sonraki durağı Amasya olacak Mustafa Kemal, 18 gün boyunca Havza’da Milli Mücadele için önemli çalışmalar yürüttü.
Havza’daki hareketlilikten haberdar olan İngilizlerin yaptığı baskı ile 9. Ordu Müfettişliği görevinden alınması üzerine Mustafa Kemal, Havzalılara sivil olarak veda etti.
Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının Samsun’a çıkarak yaktığı Milli Mücadele meşalesi sırasıyla Amasya, Erzurum ve Sivas’ta da yakılarak tüm yurda yayıldı. Milli Mücadele sonunda 29 Ekim 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti, bu yıl 101. yaşına giriyor.

“TÜRK MİLLETİNİ HEM BÖLGESİNDE HEM DE DÜNYADA ETKİN GÜÇ OLMAKTAN UZAKLAŞTIRMAK İSTİYORLAR”
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Kaya Tuncer Çağlayan, AA muhabirine, Türk milleti olarak İslamiyet öncesi ve sonrasında dünya tarihine yön veren büyük bir milletin mensupları olduklarını söyledi.
Yirminci yüzyılın başına gelindiğinde dünyada yeni bir düzen kurulduğuna işaret eden Çağlayan, “Bu yeni düzen içinde Avrupa’nın hakim güçleri, İngiltere, Fransa, İtalya ve diğerleri, Türk milletine Osmanlı Devleti şahsında hayat hakkı tanımak istemiyor. Birinci Dünya Savaşı’nı bitiren, özellikle bizimle ilgili olan Mondros Mütarekesi’nden sonra Türk toplumunu Anadolu’yu küçük bir yere sıkıştırmak istiyorlar.” diye konuştu.
Hakim güçlerin burada bazı amaçları olduğunu belirten Çağlayan, şu değerlendirmede bulundu:
“Türk milleti hem İslam Birliği politikası izlemesin, Orta Doğu’dan, Arap coğrafyasından koparmak hem de Hazar Türkleriyle ilişkimizi koparmak adına, doğuda bir Kürdistan ve Ermenistan devleti kurmak, batıda Yunanistan’ı büyütmek istiyorlar. Böylece tekrar Türk milletini hem bölgesinde hem de dünyada etkin güç olmaktan uzaklaştırmak istiyorlar. İşte Milli Mücadele, Batı’nın geliştirdiği Sevr projesi olarak tanımlayabileceğimiz, Türk milletini bölgeden ve dünyadan uzaklaştırmak veya etkisini kırmak adına Türklere dayatılan bu projeyi reddeden mücadelenin adıdır. Yani Türk milleti kültürüyle fiziki varlığıyla tarihten aldığı misyonu, yani insanlık adına hizmet etme misyonunu yarınlara taşımak adına bu mücadeleyi vermiştir.”

“(MUSTAFA KEMAL) TÜRK MİLLETİNİ AYAĞA KALDIRAN HAREKETİ BAŞLATTI”
Çağlayan, ümitsizliğin zirveye çıktığı bir dönemde Mustafa Kemal Atatürk’ün Milli Mücadele hareketinin lideri olarak tekrar Türk milletini ayağa kaldıran hareketi başlattığını vurguladı.
Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’u kendisinin tercih ettiğini dikkati çeken Çağlayan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ama biraz da şartlar onu oraya getirmiştir. Yani kendi tercihi olmasının sebebi, Samsun bölgesel bir merkezdi, günümüzde olduğu gibi. Karadeniz’de en büyük şehir şu an ama aynı zamanda Samsunluların Karadeniz halkı içinde Mustafa Kemal Paşa’ya öz güven verecek potansiyele sahip olması… Tabii Karadeniz’de bir Pontus devleti oluşturma girişimleri var. Samsun’da, Yunanistan’ın desteğiyle İstanbul’daki Patrikhanenin organize ettiği, Samsun Amasya Metropolitliği Germanos’un koordine ettiği bir Pontus faaliyeti var. Eski adıyla Engiz, 19 Mayıs ilçemize bağlı Nebiyan Dağı’nda yaklaşık 40 Pontuslu çete var. Burada ciddi Pontus baskısı var. Bunlar Müslüman köylere, Türk köylerine taarruz ediyor, saldırıyorlar. Birtakım çatışmalar var. Bundan dolayı da rahatsızlık var ama Samsun Metropolitliği, ‘Türkler Rum köylerine saldırıyor’ şeklinde durumu aksettirince İngiltere nota veriyor Osmanlı hükümetine. O tarihte Damat Ferit Paşa hükümette. Hükümet de askeri tedbirleri alacağını ve bu tedbirler kapsamında bir ordu müfettişliği kurulacağını, Samsun ve Karadeniz’de, Anadolu’da bu müfettişlik mahiyetiyle asayişin sağlanacağını beyan etti. Bu göreve Mustafa Kemal Paşa seçiliyor. Görev bölgesi ve görevin yetki alanını bizzat Mustafa Kemal Paşa kendi çalışarak genişletiyor Genelkurmay’da. Kabaca Ankara’yı merkeze alırsanız, Ankara’nın doğusunun tamamında neredeyse hem askeri müfettiş hem de mülki müfettiş olarak iki müfettişlik yetkisini üzerine alıyor. Dolayısıyla burada icra görevi var. Atama yapabiliyor, görevden alabiliyor.”

“SAMSUN, MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN FİKİRLERİNİ İLK TEST ETTİĞİ YERDİR”
“Mustafa Kemal Paşa’nın gelmesi hem tarihi olayların bir sonucudur hem de biraz kendi tercihidir.” diyen Çağlayan, şu görüşleri dile getirdi:
“Samsun’dan başlayıp bütün vatana, yurda dönük bir Milli Mücadele’nin başlaması için gelmiştir diyebiliriz. Mustafa Kemal Paşa’nın Milli Mücadele fikri İstanbul’da doğmuş ama Samsun’da olgunlaşmıştır. Samsun, Mustafa Kemal Paşa’nın fikirlerini ilk test ettiği yerdir. Milli Mücadele’nin liderleri askerler olacak ama hareketin öznesi asıl milletin bizzat kendisi olacak. Dolayısıyla milletin bu davete, yani mücadeleye davete icabet edip etmeyeceğini Mustafa Kemal Paşa ilk kez Samsun ve Havza’da test etmiştir. Halkın önde gelen isimleriyle yapmış olduğu görüşmelerde ve diğer faaliyetlerde, özellikle Havza mitinglerinde o coşkuyu görünce bu hareketi gerçekleştirebileceğini kavramıştır. Zaten 1924’te tekrar Samsun’a geldiğinde bunu ifade edecektir; ‘Ben Samsun’u gördüğüm zaman, bütün tasavvurlarımın gerçekleşebileceğine inandım.’ diye. Bu, Samsun’un Milli Mücadele’nin ilk ateşinin, ilk kıvılcımın yakıldığı yer olması açısından önemlidir.”
Büyük bir zafer kazanıldığının altını çizen Çağlayan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Milli Mücadele’nin iki amacı başarıyla hayata sokulmuştur. Birincisi vatanın bölünmez bütünlüğü ki Erzurum ve Sivas Kongrelerinde alınan. İkincisi ise milli iradeye dayalı demokratik bir cumhuriyetin inşa edilmesi süreçleri. Her ikisi adım adım yürütülmüştür. Bugün baktığımızda, milletimiz çok şükür dünyada saygın bir yere sahip. Türkiye ve Türk dostu pek çok ülke var. Soydaşlarımız var ve Türkiye Yüzyılı politikası doğru bir politikadır. 85 milyon nitelikli, eğitimli, donanımı güçlü bir Türkiye, dostlarıyla birlikte inşallah 21. yüzyılın belirleyici gücü olacaktır. Kendi içlerimizdeki birlik ve beraberliğimizi koruduğumuz müddetçe dünyanın bizden alacağı, öğreneceği ve dünyaya medeniyet olarak hizmet edeceğimiz daha çok şey bulunmaktadır.”


TARİHİN DERİNLİKLERİNDEKİ ANILAR, GÜNLÜKLER VE SÖZLÜ KAYNAKLARA BAŞVURULDU
3 yıl önce TÜBA ve FSMVÜ arasında imzalanan protokolle temelleri atılan “Türkiye 1918-1923 Millî Mücadele’nin Yerel Tarihleri Projesi” kapsamında alanında uzman isimlerden oluşturulan Bilim Kurulu ile paydaşların yer aldığı sempozyumlar, çalıştaylar ve bilimsel etkinlikler düzenlendi. Tüm bu çalışmalar paralelinde ilk defa Türkiye’nin Millî Mücadele ile ilgili hafızası 7 bölge 81 il çerçevesinde ele alındı, Millî Mücadelenin tarih yazımına dair araştırma ve incelemeler yapıldı. Yerel deneyimlere karşılaştırmalı olarak bakılması, zaman ve mekân şartlarının çok boyutlu olarak ele alınması prensibi benimsendi.

Yerel öznelerin, olayların ve mekanların ön plana çıkarılmasının, insanların kendilerini parçası ve sahibi hissedecekleri bir tarihin yazılması için şart olduğu ve Millî Mücadele’ye yerelden bakmanın onu yerinden ve yaygın olarak görmeye imkân vereceği ön kabulünden hareket edildi. Millî Mücadelenin resmi ya da geleneksel tarih yazımındaki homojenleştirici anlatımına karşılık yerel farklılıkların üstündeki örtüyü kaldıran bir seri ve Millî Mücadele’nin bütün toplumsal unsur ve katmanların birlikte yaşadığı ve hatırladığı bir tarih olduğu gerçeği ortaya konuldu. 13 ciltlik serinin oluşumunda 150’ye yakın araştırmacı, akademisyen ve yerel tarihçi katkı sundu.
Çalışmada mevcut literatür gözden geçirildi, yer yer yeniden yorumlandı, bunun ötesinde arşiv belgelerinin yanı sıra başta yerel basın olmak üzere, anılar ve günlüklere, efemeraya, sözlü kaynaklara, folklora, mimariye, topografyaya ve özellikle yerelde, taşrada kıyıda köşede kalmış kaynaklara bakılarak hem eski bilgiler güncellendi hem de literatüre yeni bilgiler ilave edildi. En önemlisi yerel tarihin demokratik, sivil ve katılımcı imkânlarından yararlanarak, insanların kendilerini birer parçası olarak hissedebilecekleri bir tarihsel hafıza oluşturuldu. Bunu yaparken salt akademik tarihçilikle yetinilmedi, yerel tarihçilerin sürece dahil edildi.
YAŞANAN AMA YAZILAMAYAN TOZLU TARİHE IŞIK TUTULDU
Eserin 1918-1923 arası dönemi ağırlıklı olarak siyasi ve askeri gelişmelerden ibaret bir süreç olarak ele aldığını belirten TÜBA Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Şeker, Milli Mücadele hakkındaki monografilerin şimdiye kadar genellikle Millî Mücadele önderlerinin fikir ve eylemleri ile cephelerdeki askerî harekâta odaklandığının altını çizdi.
Başkan Şeker şöyle konuştu; “Millî Mücadele konulu monografi ve ders kitapları İstanbul’dan, Ankara’dan, Samsun’dan, Erzurum’dan, Sivas’tan bahsettiği kadar Artvin’den, Kırklareli’nden, Muğla’dan, Siirt’ten, Sinop’tan, Yozgat’tan, Bursa’dan söz etmiyor. Oysa tüm şehirlerimiz bu mücadeleye bir şekilde katıldı, Millî Mücadele’nin doğrudan ya da dolaylı etkilerini yaşadı. Anadolu’nun her köşesinden evlatlarını cepheye gönderen babaların, geride kalan annelerin, kardeşlerin, eşlerin, çocukların, nüfusları azalan, ekmekleri eksilen, yaşadıkları yerler harabe ve viraneye dönen yine de bu varoluş mücadelesini canları ve malları ile büyüten insanların hafızaları yaşanan ama ne yazık ki yazılamayan bir tarihin kaynaklarıdır.” dedi.
]]>