Amerikan basınında çıkan haberlere göre Soğuk Savaş’tan bu yana gerçekleşen en büyük takas için görüşmeler perde arkasında yaklaşık iki yıldır devam ediyordu.
Asrın takası, Rus ve Amerikan istihbaratlarının toplantıları, uluslararası zirvelerde gerçekleşen gizli görüşmeler ve liderlerin telefon görüşmelerindeki pazarlıklarıyla filmlere konu olacak cinsten bir sürecin sonunda gerçekleşti.
Amerikan New York Times ve Wall Street Journal gazetelerinin sürecin detaylarını içeren haberlerine göre, takas anlaşmasının nihai hedefi ABD açısından Paul Whelan, Rusya açısından ise Vadim Krasikov’un serbest bırakılmasıydı.

SÜREÇ CENEVRE’DE BAŞLADI
Her şey 16 Haziran 2021’de Cenevre’de gerçekleşen ABD-Rusya zirvesinde başladı. Burada bir araya gelen ABD Başkanı Joe Biden ve Rusya lideri Vladimir Putin, iki ülke arasındaki mahkûm sorunlarıyla ilgili istihbarat teşkilatları arasında diyalog hattı kurulması konusunda anlaşmaya vardı. ABD sürecin en başında 2018’de Rusya’da casusluk suçlamasıyla tutuklanan Paul Whelan’ın serbest bırakılmasını amaçlıyordu. Ne var ki Washington yönetiminin elinde Whelan’a karşı Rusya’yı takasa ikna edebilecek bir tutuklu yoktu. Aralık 2022’de Slovenya’da iki Rus casusun tutuklanması, ABD yönetimini harekete geçirdi ve CIA Rusya’ya Whelan karşılığında iki casusun takasını teklif etti ama Rusya reddetti.
GAZETECİNİN TUTUKLANMASI
ABD savunma ve dışişleri yetkilileri, Dışişleri Bakanı Antony Blinken’a küçük çaplı bir takas yerine birçok ismin dahil edileceği bir anlaşmanın Rusya’dan olumlu karşılık bulabileceğini raporladı ve Blinken bu konuyu Mart 2023’te Biden’a aktardı. Bu sırada Rusya’nın WSJ muhabiri Evan Gershkovich’i ajanlık suçlamasıyla tutuklaması, sürecin daha da zorlaşmasına neden oldu.

PUTİN ISRARLA ONU İSTEDİ
Washington, Whelan’ın serbest bırakılması için çaba sarf ederken, Kremlin’in amacı ise 2019’da Berlin’de Çeçen lider Selim Han Hangoşvili’yi öldürdüğü gerekçesiyle müebbet hapse çarptırılan Vadim Krasikov’u geri almaktı. Putin’in Krasikov’u hem arkadaşı olarak hem de Almanya’daki dava sürecinde ağzını sıkı tuttuğu için görevini yerine getiren sembol bir isim olarak görmesi nedeniyle serbest bırakılmasına önem verdiği belirtiliyor. ABD’li yetkililer, Almanya’ya Rus muhalif lider Aleksey Navalni’yi de içeren bir takas anlaşmasında Krasikov’un serbest kalması teklifini yaptı. Almanya Başbakanı Olaf Scholz ile bir dizi görüşme yapıldı.

ABRAMOVIÇ DE DAHİL OLDU
Kasım 2023’te ABD’nin başmüzakerecisi Roger Cartens, İsrail başkenti Tel Aviv’de Rus oligark Roman Abramoviç ile bir araya geldi ve Putin’in Krasikov-Navalni takasına açık olup olmayacağını sordu. Kremlin bu formüle yeşil ışık yaktı. Rusya’da tutuklu Navalni’nin 16 Şubat’taki ani ölümü anlaşmayı yine çıkmaza girme noktasına getirdi. Ancak ABD tarafı anlaşmaya Navalni’nin ekibinden siyasi tutuklular ve muhalif siyasetçi Vladimir Kara-Murza’yı dahil ederek Berlin’i ikna etti. 7 Haziran’da Scholz’un onayladığı anlaşma taslağı 25 Haziran’da CIA tarafından bir Ortadoğu başkentindeki toplantıda Rus istihbaratı FSB’ye iletildi.
SON GÖRÜŞME TÜRKİYE’DE
Anlaşma ayrıca Rus casusların tutuklu bulunduğu Slovenya, Norveç ve Polonya’dan taahhütler gerektiriyordu. ABD Başkanı Joe Biden, anlaşmanın bu tarafındaki son onayı da 21 Temmuz’da seçimlerden çekildiğini açıklamadan 2 saat önce Slovenya Başbakanı’nı arayarak aldı. Tüm bu çetrefilli süreçte Türkiye aracı rol oynarken, Ankara’ya inen 7 farklı uçaktan mahkûmların değişimiyle son buldu.
WSJ’DEN ERDOĞAN’A ÖVGÜ ‘DİPLOMASİ BAŞARISI’
AMERİKAN Wall Street Journal (WSJ) gazetesi, Milli İstihbarat Teşkilatının (MİT) yönetiminde Ankara’da yapılan takas operasyonunu Türkiye açısından diplomasi başarısı olarak yorumladı. Gazetenin, “Mahkûm Takası Batı’ya Türkiye’nin Aracı Olarak Değerini Hatırlatıyor” başlıklı haberinde, “ABD ve Rusya arasındaki esir takasına ev sahipliği yapmak, ülkesini Ukrayna savaşıyla ilgili müzakerelerin merkezine yerleştiren Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan için bir başka diplomatik zafer anlamına geliyor” ifadeleri kullanıldı. Haberde, Türkiye’nin, Ukrayna savaşının patlak verdiği günden bu yana birçok “esir takasına” aracılık yaptığı da hatırlatıldı.
3 LİDERDEN KARŞILAMA
Esir takasının ardından ABD, Rusya ve Almanya liderleri Washington, Moskova ve Köln’deki havalimanlarında serbest kalan tutukluları karşıladı. Washington’daki törende ABD Başkanı Joe Biden’a Başkan Yardımcısı Kamala Harris de eşlik etti.

Rusya lideri Putin de Moskova’da uçaktan inen esirlerin tek tek elini sıktı ve Rusya’ya sadık kaldıkları için teşekkür ederek kendilerine devlet nişanı verileceğini söyledi. Alman Şansölyesi Olaf Scholz da Köln/Bonn havalimanındaki törende Almanya’ya ulaşan 13 rehineyi karşıladı.
MİT KİLİT ROL ÜSTLENDİ
İKİNCİ Dünya Savaşı sonrası yapılan en büyük takas operasyonunda ABD, Rusya ve Almanya’nın yardım talebi üzerine Türkiye devreye girdi. MİT’in üst düzey yetkilileri, tarihe geçen bu operasyonun gerçekleşmesi öncesinde bir yıldan fazla süredir taraflar ile sık sık bir araya geldi. Süreç içerisinde MİT Başkanı İbrahim Kalın da birçok kez muhatapları ile hem yüz yüze hem de telefon görüşmeleri yaptı.
TÜRKİYE HAKEMLİK YAPTI
Tarihi esir takasında ABD, Rusya, Almanya, Polonya, Slovenya, Norveç ve Belarus olmak üzere 7 ülke yer aldı. Taraflarla defalarca görüşmeler yapıldı, süreç bazen tıkanma noktasına geldi. Her seferinde Türkiye, yeniden tarafları anlaşma noktasında bir araya getirmeyi başardı. Ülkeler arasında oluşan güvensizlik anlarında ise Türkiye’nin hakemliği ve verdiği güven devreye girdi.
Tarafların, takasa ilişkin çekince, anlaşmazlık ve talepleri de yine MİT’in yapıcı çözümleri sayesinde aşıldı. Takas operasyonunun her adımı MİT’in kontrolünde ilerledi. Operasyon için müzakereler son ana kadar devam etti. Operasyon anında bile taraflar arasında oluşan anlaşmazlıklar, MİT’in sağladığı soğukkanlı ve başarılı istihbarat diplomasisi ile yönetildi. Türkiye’nin aylarca süren ve tüm taraflarla yapıcı yaklaşımı sonrası takas için anlaşmaya varıldı.
ESENBOĞA’DA TARİHİ GÜN
1 Ağustos sabahının ilk saatlerinde MİT, takasın yapılacağı Ankara Esenboğa Havalimanı’nda gerekli güvenlik önlemlerini aldı.
Esenboğa Havalimanı, hayatın olağan akışını bozmayacak şekilde operasyon için hazır hale getirildi. Operasyon boyunca takası yapılacak 26 kişinin güvenliği ön planda tutuldu.
AYNI ANDA YEDİ UÇAK
ABD Başkanı Joe Biden, MİT’in başarısının ardından Türkiye’ye teşekkür ederek, “Müttefikimiz Türkiye’ye çabaları için minnettarım,” dedi. Benzer şekilde, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkürlerini iletti.


Bu tarihi operasyon, MİT’in uluslararası alanda kabul görmüş arabuluculuk rolünü bir kez daha ortaya koydu. ABD, Rusya ve Almanya’nın Türkiye’den yardım istemesiyle başlayan süreçte, Türkiye’nin Rusya-Ukrayna savaşında izlediği adil ve yapıcı politika ile geçmişteki arabuluculuk başarıları etkili oldu. Tarafların güvenini kazanan Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın onayıyla MİT’i takas operasyonunun baş aktörü olarak görevlendirdi.

OPERASYON HAZIRLIKLARI
MİT üst düzey yetkilileri, operasyon öncesinde taraflarla sık sık görüşmeler gerçekleştirdi. MİT Başkanı İbrahim Kalın, muhataplarıyla hem yüz yüze hem de telefon görüşmeleri yaparak süreçte etkin bir rol oynadı. Çekinceler, anlaşmazlıklar ve talepler, MİT’in adil ve yapıcı çözümleri sayesinde aşıldı.
ERDOĞAN ONAY VERDİ, MİT HAREKETE GEÇTİ
Türkiye’nin Rusya-Ukrayna savaşında izlediği yapıcı politika ve geçmişte yapılan takas operasyonlarında Ankara’nın başarısı, tarafların iş birliği için Türkiye’yi tercih etmelerinde etkili oldu.

Tarafların teklifi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayı ile Milli İstihbarat Teşkilatı, operasyon için harekete geçti.
KALIN’DAN TELEFON DİPLOMASİSİ
MİT’in üst düzey yetkilileri, tarihe geçen operasyonun gerçekleşmesi öncesinde taraflar ile sık sık bir araya geldi.
Süreç içerisinde MİT Başkanı İbrahim Kalın da birçok kez muhatapları ile hem yüz yüze hem de telefon görüşmeleri yaptı.
Tarafların, takasa ilişkin çekince, anlaşmazlık ve talepleri de yine MİT’in adil ve yapıcı çözümleri sayesinde aşıldı.
Operasyon için müzakereler son ana kadar devam etti. Operasyon anında bile taraflar arasında oluşan anlaşmazlıklar, MİT’in sağladığı soğukkanlı ve başarılı istihbarat diplomasisi ile yönetildi.
ANLAŞMA SAĞLANDI, MİT DÜĞMEYE BASTI
MİT’in, taraflar arasında her türlü anlaşmayı sağlaması sonrasında operasyon için düğmeye basıldı.

ADIM ADIM TAKAS OPERASYONU
Takas sürecinde toplam 26 kişinin güvenliği ön planda tutuldu. İlk olarak, Rusya’nın teslim alacağı 10 kişi uçaklardan indirildi, ardından Rusya’nın teslim edeceği 16 kişi alana intikal etti. MİT gözetiminde gerçekleştirilen karşılıklı teyit ve sağlık kontrollerinin ardından, kişiler belirlenen uçaklara aktarıldı. Üç uçağın havalanmasıyla MİT’in tarihe geçen takas operasyonu başarıyla tamamlandı.
Ogundipe, başta MIT olmak üzere ABD’deki üniversitelerde yapılan Filistin’e destek gösterilerinin yasaklanmasını ve öğrencilerin üniversite yönetimleri tarafından susturulmaya çalışılmasını değerlendirdi.
MIT’de Kimya-Biyoloji Mühendisliği Bölümü son sınıf öğrencisi Ogundipe, CAA’nın geçmişte Güney Afrika’daki ırk ayrımcılığına dayalı apartheid rejimine karşı bir aktivizm hareketi olarak ortaya çıktığını, bugün de İsrail’in hukuksuz müdahalelerinin karşısında pozisyon aldığını belirterek, şöyle devam etti:
“CAA ilk olarak 1980’lerin ortasında öğrenciler, öğretim üyeleri, mezunlar ve topluluk üyelerinden oluşan bir koalisyon olarak kuruldu ve MIT’in Güney Afrika’daki ırk ayrımcılığına suç ortaklığı yapan şirketlerle iş birliğini sonlandırmasını talep etti. Organizasyon 2021’de (Doğu Kudüs’teki) Şeyh Cerrah mahallesinde yapılan tahliyeler, etnik temizlik ve bunu çevreleyen küresel hareketin ardından yeniden canlandı. CAA’nın hedefleri, Güney Afrika mücadelesine paralel olarak İsrail apartheid rejimine karşı çıkmak, yerleşimci sömürgeci bir varlık olarak siyonist işgale karşı mücadele etmek şeklinde gelişti.”
“Okul yönetimi tarafından kalıcı uzaklaştırma ile tehdit edildik”
Ogundipe, Aralık 2023’ten bu yana protesto gösterileriyle Filistin’le dayanışma eylemleri yaptıklarını kaydederek, şu ifadeleri kullandı:
“MIT’te, İsrail Savunma Bakanlığından fon alan birkaç sponsorlu araştırma projesi var. Aralık 2023’te başlattığımız Apartheid Karşıtı Bilim İnsanları kampanyasıyla, MIT’teki öğrencileri ve çalışanları İsrail apartheid, işgal ve soykırımına suç ortaklığı yapan şirketlerden ve araştırma projelerinden çekilmeye çağırdık. Şu ana kadar 900’den fazla öğrenci ve çalışan buna dahil oldu. Siyonist işgale ideolojik ve maddi desteği zayıflatmak için elimizden geleni yapıp Filistin direnişini desteklemek görevimiz.”
Filistin’e destek, ateşkes ve boykot talebiyle yapılan eylemlerin MIT yönetimi tarafından tehditlerle engellenmeye çalışıldığını dile getiren Ogundipe, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İsrail’in soykırım kampanyasına tepki olarak protestolar düzenledik. Bu protestolardan biri 12 Şubat’ta kampüste yapıldı. Bir önceki gece, işgal güçleri Refah’ı bombalamaya başlamış ve 90 dakika içinde yüzlerce kişiyi öldürmüştü. Bunun üzerine Refah için acil bir eylem düzenlemeye ve MIT’i İsrail işgal güçleriyle bağlarını kesmeye çağırdık. Ertesi gün okul yönetiminden izinsiz gösteri düzenlediğimiz için CAA’nın askıya alındığını belirten bir uyarı mektubu aldık. Organizasyon liderleri, okuldan uzaklaştırma tehditleri ve herhangi bir öğrenci organizasyonuna liderlik etmelerini yasaklayan bildiriler aldı. Bunun da ötesinde başka bir kuralı daha ihlal edersek, MIT’ten atılmak da dahil ciddi cezalarla tehdit edildik.”
Ogundipe, öğrenci kulüplerinin Filistin’e destek çağrılarının üniversite yönetimi tarafından yasa dışı ilan edilmesinin ve CAA’nın lisansının askıya alınmasının siyonist rejime boyun eğmek ve düşünce özgürlüğünü ortadan kaldırmak anlamına geldiğine dikkati çekerek, şunları aktardı:
“Uyarı mektubunu almamızın üzerinden henüz 2 saat bile geçmeden MIT Rektörü Sally Kornbluth bir video yayınlayarak CAA’yı hedef gösterdi ve tüm dünyaya okuldan uzaklaştırıldığımızı ilan etti. Bildiğim kadarıyla ilk kez bir üniversite rektörü iç disiplin meselesini kamuoyuna duyurmayı tercih etti ve bu durum pek çok kişiyi şoke etti. Kornbluth’un videosunda kampüs topluluğuna değil; kendisine yöneltilen siyonist baskıya boyun eğdiğini, tabiri caizse ‘bize baskı yaptığını’ göstermeye çalışıyordu. Eğer öğrencilere vahşet karşısında eylem yapma hakkı tanınmıyorsa, hükümetimizin parasıyla Filistinlilerin katledilmesi ve açlığa mahkum edilmesine sessiz kalmamız isteniyorsa bu ifade özgürlüğü değildir.”
“Eylemlerin sonlandırılmasına yönelik baskıyı ülkenin dört bir yanında görüyoruz”
MIT’teki baskıya, ABD’deki pek çok üniversitede de rastlandığını, Filistin’e destek eylemlerine katılan öğrenci ve akademik personelin tehditlerle baskı altına alınmaya çalışıldığını vurgulayan Ogundipe, “Disiplin tehdidiyle yapılan bu baskı MIT’e özgü bir olgu değil, eylemlerin sonlandırılmasına yönelik baskıyı ülkenin dört bir yanında görüyoruz. Harvard’da, Tufts’ta, Columbia’da, Rutgers’da ve daha pek çok yerde bu baskıyı görmek mümkün.” diye konuştu.
Ogundipe, MIT gibi üniversitelerin insani değerleri önceliyormuş gibi görünürken aslında siyonizm ve İsrail işgalciliğini savunduğu görüşünü paylaşarak, “MIT gibi üniversitelerin çoğu kendilerini ilerleme ve değişimin kalesi olarak, geleceğin karakterli liderlerini yetiştirmeye çalıştıklarını söyleyerek markalaştı ancak MIT gibi kurumları sadece münferit eğitim kurumları olarak değil, siyonizm ve işgali desteklemeyi de içeren pek çok karşılığıyla ABD imparatorluğu içinde iyi inşa edilmiş akademik ve teknolojik mevzi olarak düşünmeliyiz.” ifadesini kullandı.
Üniversite yönetiminin tüm baskı ve tehditlerine rağmen CAA’yı yeniden ayağa kaldırıp Filistin için protestolara devam edeceklerinin altını çizen Ogundipe, sözlerini şöyle tamamladı:
“MIT’i MIT yapan bizleriz ve eğer örgütlenirsek değişimi gerçekleştirecek güce sahibiz. Neden mücadele ettiğimizi unutmamalı, ona bağlı kalmalıyız. CAA ve Filistin Koalisyonundaki (C4P) diğer gruplar, ateşkes, işgal güçlerinin tamamen geri çekilmesi, ablukanın sona ermesi, açlık, yerinden edilme, evlerin ve kurumların hedef alınması ve daha fazlası için çağrıda bulunarak direnişin ve soykırıma uğrayan Filistinlilerin taleplerini yinelemeye devam edecek. İşgal tamamen sona erene kadar bu soykırımı finanse eden ve düzenleyen ABD hükümetine baskıyı sürdüreceğiz. Gazze’de eşi benzeri görülmemiş bir vahşet ve açlıkla karşı karşıya olan kardeşlerimizi kalbimizde yer vermeye devam edeceğiz.”
Güvenlik kaynaklarından edinilen bilgiye göre, 28 Ocak’ta Sarıyer’de bir kişinin hayatını kaybettiği Santa Maria Kilisesi’ndeki saldırının faillerinin DEAŞ’ın sözde Horasan vilayetine bağlı terör örgütü mensuplarıyla bağlantılı olduğu tespit edildi.
İstihbarat çalışmaları sonucu kilisedeki saldırının failleriyle bağlantılı olan sözde Horasan vilayeti İstanbul sorumlusu ve onunla birlikte hareket eden örgüt üyeleri belirlendi.
MİT’in Emniyet Genel Müdürlüğü ile dün gerçekleştirdiği operasyonda 17 şüpheli yakalandı.
Operasyonla DEAŞ’ın sözde Horasan yapılanmasının, eleman temini, finans ve lojistik faaliyetlerine ciddi darbe indirildiği belirtildi.
DEAŞ FARKLI YÖNTEMLER KULLANMAYA BAŞLADI
MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğü işbirliğinde, yurt içinde ve yurt dışında son dönemde gerçekleştirilen operasyonlar nedeniyle terör örgütü DEAŞ’ın Türkiye’deki faaliyetlerinde farklı yöntemler kullanmaya başladığı belirlendi.
Terör örgütü DEAŞ’ın sözde Horasan yapılanmasının, son dönemde Türkiye’ye karşı faaliyetlerinde yabancı uyruklu mensuplarını daha çok kullandığı, bunların da Türkiye’de güvenlik birimlerinin kontrol ve takibine yakalanmamak için internet tabanlı uygulamalar üzerinden haberleştiği saptandı.

KRİTİK OPERASYONLARDA DEAŞ’A AĞIR DARBE!
MİT’in son 3 yılda Emniyet Genel Müdürlüğü işbirliğiyle yurt içinde ve Suriye’de gerçekleştirdiği operasyonlarda DEAŞ yöneticilerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda terörist etkisiz hale getirilirken, örgütün Türkiye yapılanmasına da büyük darbe vuruldu.
MİT tarafından, DEAŞ’ın sözde eski “Türkiye vilayeti sorumlusu” Kasım Güler, Nisan 2021’de Suriye’de düzenlenen operasyonla yakalanarak, Türkiye’ye getirildi.
Güler’in ifadesinde yer alan, irtibatlı olduğu örgüt mensuplarına ilişkin bilgiler sonucunda ülke genelinde Emniyet Genel Müdürlüğü ile koordineli olarak operasyonlar gerçekleştirildi ve DEAŞ’ın sözde “Türkiye vilayeti yapılanması” ile bu yapılanmanın bağlı bulunduğu “Faruk ofisi”nin faaliyetleri akamete uğratıldı.
Devam eden süreçte, MİT tarafından yürütülen istihbarat çalışmaları sonucu, DEAŞ’ın sözde “Türkiye vilayeti” mensubu olduğu bilinen ve Türkiye’deki örgüt üyelerine yardım faaliyetine aracılık eden Mohannad Mehi Aldine, Mahmoud Jabran ve Husam Elhumeydi’nin yakalanması sağlandı.
MİT, bu kişilerin ifadelerinden hareketle Şubat 2022’de örgütün sözde “Türkiye vilayeti” yapılanmasına yönelik operasyon gerçekleştirdi. Emniyet Genel Müdürlüğü ile koordineli gerçekleştirilen operasyonda, sözde Türkiye yapılanmasının faaliyetlerine darbe vuruldu.
DEAŞ’IN SÖZDE ELEBAŞI ETKİSİZ HALE GETİRİLDİ
MİT ayrıca terör örgütü DEAŞ’ın sözde lideri Ebu Hüseyin El Hüseyni El Kureyşi’nin tespitine yönelik çalışmalar yürüttü.
Suriye’deki istihbarat çalışmaları sonucu, El Kureyşi’nin örgüte yönelik operasyonlar nedeniyle sürekli gizlendiği ve yer değiştirdiği tespit edildi.
İdlib-Dana bölgesinde, içerisinde yeraltı sığınağı bulunan bir ev inşa edildiği, ancak Kureyşi’nin Suriye’de DEAŞ’ın üst düzey kadrolarına yönelik gerçekleştirilen operasyonlardan tedirgin olması dolayısıyla bu eve yerleşmekten vazgeçtiği belirlendi.
El Kureyşi’yi yakın takibe alan MİT, DEAŞ’ın sözde liderinin kısa süreliğine Afrin Cinderes’te bir adreste bulunduğunu belirlerken, buradan da başka bir bölgeye geçeceği istihbaratının alınması üzerine, 29 Nisan 2023’te kritik operasyon için harekete geçti.
Yaklaşık dört saat süren operasyonda Ebu Hüseyin El Hüseyni El Kureyşi, MİT ekiplerinin teslim olması yönündeki uyarılarına cevap vermedi. El Kureyşi, MİT ekiplerinin evin duvarlarını patlatarak içeri girmesinin ardından üzerindeki intihar yeleğini infilak ettirerek hayatını kaybetti.
TERÖRİSTLER KEŞİF RAPORUNU KRİPTOLU MESAJLA AKTARMIŞ
DEAŞ’ın sözde “Türkiye vilayeti”ne yönelik gerçekleştirilen operasyonlar sonrasında, örgüt tarafından öncelikle “Türkiye vilayeti” isminin “Selman-ı Farisi Taburu” olarak değiştirilmesi kararı alındı ve özellikle yabancı uyruklulara Türkiye’ye yönelik faaliyetlerde bulunması talimatı verildiği saptandı.
İsrail’in Gazze’ye yönelik 7 Ekim’de başlayan saldırıları sonrasında, örgütün sözde üst yönetiminin, Türkiye’deki diğer dinlere mensup kişilere, ayrıca sinagog ve kiliselere yönelik eylem talimatı verdiği belirlendi.
İstanbul’da bulunan dini mekanlara yönelik, terör örgütü DEAŞ’ın Türkiye yapılanmasının sözde istihbarat sorumlusu “Abu Yakin el Iraki” kod adlı Micbel el-Şuveyhi ile “Ebu Leys” kod adlı Muhammed Hilaf İbrahim İbrahim tarafından keşif faaliyeti yürütüldüğü ve hazırlanan raporun örgüt üst yönetimine kriptolu bir mesaj halinde aktarıldığı, DEAŞ’ın Türkiye yapılanmasından “Abdullah el Cumeyli” kod adlı İyheb Elani tarafından ise Irak Büyükelçiliğine yönelik rapor hazırlandığı MİT tarafından deşifre edildi.
Emniyet Genel Müdürlüğü ile koordineli olarak Aralık 2023’te düzenlenen operasyonlarda, Selman-ı Farisi Taburu unsurlarının yakalanması sağlandı.