İlan adetlerinde geçen yılın aynı ayına göre yüzde 11 artış, mayıs ayına göre yüzde 20 düşüş gözlendi.
Haziran ayında yayınlanan ilanların yüzde 48’i olan 156 bin 974 adet aracın satışı gerçekleşti. Satış adetlerinde mayıs ayına göre yüzde 2’lik, Haziran 2023’e göre yüzde 13’lük bir düşüş gözlendi.
VOLKSWAGEN OCAK HARİÇ SON 5 AYIN LİDERİ
İkinci el çevrim içi pazarda geçen ay en çok tercih edilen otomotiv markası (binek ve hafif ticari) 19 bin 810 satışla Volkswagen oldu. Volkswagen, ocak hariç son 5 aydır yılın en çok tercih edilen markası olmayı sürdürdü.
Bu markayı 18 bin 676 ile Fiat, 17 bin 891 satışla Renault takip etti.
Satış sayısında Ford 15 bin 477 ile dördüncü, BMW 8 bin 949 ile beşinci oldu. Opel 8 bin 633, Peugeot 7 bin 820, Mercedes-Benz 7 bin 760, Hyundai 7 bin 281 ve Toyota 5 bin 849 satışla ilk 10’da yer aldı.
Geçen ay ikinci el çevrim içi binek ve hafif ticari araç pazarında satılan 156 bin 974 aracın yüzde 75,3’ü, bu 10 markadan oluştu.
BİNEKTE EGEA TERCİH EDİLDİ
İkinci el çevrim içi binek otomobil pazarında geçen ay 126 bin 567 satış gerçekleşti. Fiat Egea, haziranda 6 bin 493 ile yine en çok tercih edilen binek araç modeli oldu. Böylece yılın başından beri en çok tercih edilen binek araçlar arasında Fiat Egea, liderliğini korumayı sürdürdü.
Satışlarda Egea’yı 5 bin 550 ile Clio, 5 bin 173 ile Passat, 5 bin 8 ile Megane, 3 bin 724 ile Corolla, 3 bin 705 ile Focus, 3 bin 389 satışla Astra takip etti. Geçen ay BMW 5 Serisi 3 bin 17, BMW 3 Serisi 2 bin 985 ve Polo 2 bin 831 satış sayısıyla ilk 10 model arasında yer aldı.
Toplam binek araç satışlarının yüzde 33’ünü söz konusu 10 model oluşturdu.
HAFİF TİCARİDE DOBLO ÖNE ÇIKIYOR
Çevrim içi pazarda geçen ay 30 bin 407 hafif ticari araç satışı gerçekleşti.
Doblo haziran ayında 3 bin 968 ile yine en çok tercih edilen hafif ticari araç modeli oldu.
Ford Tourneo Courier 3 bin 767 satışla ikinci, Fiat Fiorino 3 bin 532 satışla üçüncü sırada yer aldı.
Satış sayısında bu modelleri, 1859 ile Ford Transit, 1843 ile VW Caddy, 1822 ile Ford Tourneo Connect, 1650 ile VW Transporter, 1270 ile Renault Kangoo, 1024 ile Peugeot Partner ve 1008 ile de Citroen Berlingo izledi.
En çok satılan ilk 10 model, toplam hafif ticari araç satışlarının yüzde 72’sini oluşturdu.
]]>Türkiye’ye 27 yıl aradan sonra ilk otomotiv yatırımını yapmaya hazırlanan Çinli BYD, büyük bir heyecan dalgasına da neden oldu. İmzaları atılan 1 milyar dolarlık yatırımın yapılacağı Manisa üretim tesislerinin de ayrıntıları netleşmeye başladı.
Aynı zamanda ilk kez yerli bir ortak olmadan yatırım yapan otomotiv firması unvanını da kazanan Çinli BYD, ülkemizde Toyota ve Lexus markalarını barındıran ALJ Grubu Türkiye distribütörlüğünde satılıyor. Akşam Gazetesi’nin haberine göre, Yatırım teşvikleri konusunda daha fabrika üretime başlamadan Çin’den ithal edilecek yüzde 100 elektrikli ve hibrit modelleri yüzde 40 ek Gümrük Vergisi’ne takılmadan satılacak olması markaya büyük bir avantaj sağlayacak.
150 BİN ADET BAŞLANGIÇ
Manisa’da inşa edilecek fabrikanın 2026 yılı sonunda üretime başlamasının planlandığını belirten ALJ Türkiye Genel Müdürü İsmail Ergun, “BYD çok dinamik bir marka. Manisa tesisin 2026 sonunu beklemeden yaklaşık 18 ay sonra üretime başlaması bekleniyor. İlk fazında yıllık kapasitesi 150 bin adet olan fabrikanın daha da büyümesi planlar arasında. Daha önce açıklandığı gibi BYD fabrikası 5 bin kişiye de doğrudan istihdam sağlayacak “ dedi.
SATIŞLAR HIZLANACAK
“BYD’nin bu yatırım kararı, markanın Türkiye’de yeni bir döneme girmesini sağlayacak. Önümüzdeki dönemde BYD’nin çok agresif bir şekilde büyüyeceğini göreceğiz. Türkiye pazarında dengeleri çok hızlı bir şekilde değiştireceğiz” diye konuşan Ergun, “Tam elektrikli ve şarj edilebilir hibrit modellerimizle BYD çok hızlı bir büyüme elde edecek. Yatırım teşvik belgesi, Resmi Gazete’de yayınlandıktan sonra Kasım-Aralık aylarında araçlarımızı daha ulaşılabilir bir şekilde sunmaya başlayacağız. Bu da BYD’nin 2024 yılını 10 bin adetler civarında tamamlamasını sağlayacak. Sonraki yıl ise bunun en az 3 katını satacak kadar potansiyele sahip olacağız. Model sayılarımız da hızla artacak. Aynı zamanda üretim planlamalarına bağlı olarak yılsonunda BYD ATTO 3 ve SEAL U DM-i modeline ek olarak elektrikli bir modeli daha sunmayı planlıyoruz. Agresif büyümeyle birlikte markamız 3 yıl içerisinde binek otomobil pazarında Türkiye’de en çok tercih edilen ilk 3 marka arasında yer alacak” diye konuştu.
Yatırım kararının açıklanmasından sonra BYD bayisi olmak için büyük bir talep aldıklarını açıklayan İsmail Ergun, “Şu anda bayilikle ilgili de çok fazla talep alıyoruz ve bayi adetlerimiz de hızlı bir şekilde artmaya devam edecek. Yılsonunda bayi adedimizi 20’ye çıkarmayı ve önümüzdeki yıl ise 40’un üzerine çıkarmayı hedefliyoruz” dedi.
YENİ MODELLER YOLDA
Bünyesinde Toyota ve Lexus gibi markaları barındıran ALJ Grubu Türkiye distribütörlüğünde Türkiye otomotiv pazarına giren BYD’nin Türkiye Genel Müdürlüğü görevini İsmail Ergun yürütürken, ALJ Türkiye’nin Yönetim Kurulu Başkanlığı koltuğunda ise Ali Haydar Bozkurt oturuyor. İlk olarak C segmentindeki tam elektrikli SUV modeli ATTO 3’ü kullanıcılarla buluşturan marka ayrıca şarj edilebilir hibrit SEAL U DM-i modelini Avrupa pazarından önce Türkiye’de nisan ayında satışa çıkardı.
3 MİLYON SATIŞ
Dünya çapında hibritler de dahil olmak üzere geçen yıl yaklaşık 3 milyon elektrikli otomobil satan BYD, 2 modeliyle yer aldığı Türkiye pazarında yılın ilk 6 ayında 1426 adetlik satış rakamına ulaştı. Markanın kısa süre sonra Tang, Dolphin, Han ve Seal modellerinin de Türkiye’de satışa sunması bekleniyor.
TÜRKİYE EN DOĞRU ADRES
“Öncelikle bir Türk vatandaşı olarak BYD gibi dünya devi bir markanın ülkemizde otomobil üretme kararı almasından dolayı çok mutlu olduğumu ifade etmeliyim” diye konuşan BYD’nin Türkiye distribütörü ALJ’nin Türkiye ve Avrupa Başkanı Ali Haydar Bozkurt, Bu tür büyük yatırımların görüşmelerinin birkaç yıl sürdüğünü markanın yatırım kararı sürecinin çok kısa sürede gerçekleştiğini ifade etti. Bozkurt, “Daha önceki değerlendirmelerde de hep söyledim. Eğer Avrupa’ya ve dünyaya açılmak istiyorlarsa, en doğru adres Türkiye. Umarım bu karar diğer Çinli markaları da tetikleyecektir” açıklaması yaptı.
]]>Zafira, çok sayıda HydroGen test filosunun altyapısını oluştururken, Vivaro HYDROGEN ile geleceğin Movano HYDROGEN modelleri için bugünkü hidrojen yakıt hücreli tahrik sisteminin hayata geçirilmesini sağladı.
Zafira, ilk nesli ile pazara sunulduğunda yalnızca 1390 kilogram ağırlığındaydı. Verimlilik Opel için o zamanlarda da bugün olduğu kadar önemliydi. Zafira, 0,33 sürtünme katsayısı ile sınıfının en iyi aerodinamik performansını sunarak öne çıktı.
Aracın düşük ağırlık merkezi ve ultra modern Dinamik Güvenlik (DSA-Dynamic Safety) şasisi sürüş sırasındaki dengeyi ve optimum güvenliği sağlıyordu. Zafira’yı öne çıkaran bir diğer özelliği ise ağır koltukları zahmetli bir şekilde sökmeye gerek kalmadan yedi kişiye kadar esnek oturma imkânı sunan ilk kompakt van olmasıydı.
Opel’in, iç mekanda tam entegre esneklik için yeni standartlar belirlemesine olanak sağlayan Zafira, ortalama 15 saniye içinde yedi koltuklu bir araçtan 1700 litreye kadar bagaj hacmine sahip iki koltuklu bir araca dönüştürülebiliyordu.
Modelin koltuk baş desteklerinin kilidi açılıp geri çekildikten sonra, üçüncü sıradaki koltuklar kolayca katlanıp araç zeminindeki uygun şekilli yuvalarına yerleştirilebiliyor ve böylece tamamen düz bir yükleme alanı yaratılabiliyordu.
ZAFİRA MODELİ ÜÇ KEZ ALTIN DİREKSİYON ÖDÜLÜ KAZANDI
Opel Zafira, ilk ‘Golden Steering Wheel’ (Altın Direksiyon) ödülünü model lansmanının gerçekleştirildiği yıl aldı.
2005’te Zafira’nın ikinci neslinin üretilmesiyle birlikte Opel mühendisleri ikinci sıra koltukların kullanımının da optimize edilmesini sağladı. Koltuklar 40:20:40 oranında katlanabiliyor, böylece yetişkinler de dış taraftaki tekli koltuklarda rahatça oturabiliyordu. Bu çalışmalar yine bir ödülle taçlandırıldı. Daha da geliştirilen Flex7 oturma sistemi ile Zafira B, iç mekan esnekliği açısından yeni bir ölçüt belirlenmesinin önünü açtı ve bir kez daha Altın Direksiyon ödülünü almaya hak kazandı.
Modele 3. nesliyle Zafira Tourer eşlik etti ve bir başka Altın Direksiyon ödülü daha aldı. Yeni model, esnek kullanım sunan iç mekanının yanı sıra konforu, panoramik cam tavanı, radar bazlı hız sabitleyici ve ön çarpışma ikazı gibi yenilikleriyle de dikkati çekti. Gelen başarılar sayesinde, Zafira’nın çeşitli nesilleri Opel’in üç kez Altın Direksiyon ödülünü kazanmasını sağladı.
Zafira OPC’de yer alan 2.0 litrelik turbo motor, ürettiği 141 kilowatt (192 HP) güç ve 250 nanometre tork ile 8,2 saniyede sıfırdan 100 kilometre saat hıza ulaşabiliyordu ve 220 kilometre saat maksimum hıza sahipti. Bu özellikler, 2001 sonbaharında piyasaya sürülen Zafira OPC’nin o dönemde Avrupa’nın en hızlı van modeli olmasını sağlamıştı.
Verimliliğiyle öne çıkan ve sıkıştırılmış doğal gaz kullanan Zafira 1.6 CNG, özellikle ekonomik ve kaynakları koruyan bir araç olarak ürün portföyünün tamamlayıcı halkası oldu.
Geleneksel benzinli motorlarla karşılaştırıldığında emisyon oranlarının önemli ölçüde azaltılması ve tüm bileşenlerin pratik bir şekilde bir araya getirilmesi sayesinde iç mekandaki tam değişkenliğin korunmasını sağladı. Benzin depoları zeminin altına yerleştirilmişti ve ‘Monovalentplus’ konsepti sayesinde sürücü gerektiğinde kolayca benzinli sürüşe geçebiliyordu.
Zafira aynı zamanda emisyonsuz sürüşe olanak tanıyan hidrojen yakıt sisteminin de öncüsü oldu. 2004 Yakıt Hücresi Maratonu’nda, iki HydroGen3 aracı Hammerfest Norveç’ten, Lizbon Portekiz’e kadar Avrupa’da yaklaşık 10 bin kilometre yol kat etti. Zafira’yı temel alan HydroGen araçları, bugünkü Opel Vivaro HYDROGEN van’ın altyapısını oluşturdu. Yakın gelecekte ise yeni Opel Movano HYDROGEN ile hidrojenle hızlı bir şekilde yakıt ikmali yapılabilen emisyonsuz ticari araç yelpazesi daha da genişlemiş olacak.
Mayısta yayımlanan ilanların yüzde 39’una tekabül eden 160 bin 811 aracın satışı gerçekleşti. Satış adetlerinde geçen senenin aynı dönemine göre yüzde 7 düşüş, geçen aya göre ise yüzde 2’lik artış tespit edildi.
İkinci el çevrim içi pazarda geçen ay en çok tercih edilen otomotiv markası (binek ve hafif ticari) 20 bin 678 satışla Volkswagen oldu. Volkswagen, ocak hariç son 4 aydır yılın en çok tercih edilen markası olmayı sürdürdü. Bu markayı 18 bin 794 ile Fiat, 18 bin 767 satışla Renault takip etti.
Satış sayısında Ford 16 bin 25 ile dördüncü, BMW 9 bin 216 ile beşinci oldu. Opel 8 bin 900, Mercedes-Benz 7 bin 966, Peugeot 7 bin 688, Hyundai 7 bin 646 ve Toyota 5 bin 997 satışla ilk 10’da yer aldı.
Geçen ay ikinci el çevrim içi binek ve hafif ticari araç pazarında satılan 160 bin 811 aracın yüzde 75,7’si bu 10 markadan oluştu.
EGEA TERCİHİ DEVAM ETTİ
İkinci el çevrim içi binek otomobil pazarında geçen ay 130 bin 62 satış gerçekleşti. Fiat Egea, mayısta 6 bin 568 adetle yine en çok tercih edilen binek araç modeli oldu. Böylece yılın başından beri en çok tercih edilen binek araçlar arasında Fiat Egea, liderliğini korumayı sürdürdü.
Satışlarda Egea’yı 5 bin 846 ile Clio, 5 bin 758 ile Passat, 5 bin 371 ile Megane, 3 bin 877’le Focus, 3 bin 823’le Corolla, 3 bin 462 ile Astra takip etti. Geçen ay BMW 3 Serisi 3 bin 244, BMW 5 Serisi 3 bin 56 ve Golf 2 bin 859 satış sayısıyla ilk 10 model arasında yer aldı. Toplam binek araç satışlarının yüzde 33,7’sini söz konusu 10 model oluşturdu.
HAFİF TİCARİDE DOBLO LİDERLİĞINİ KORUDU
Çevrim içi pazarda geçen ay 30 bin 749 hafif ticari araç satışı gerçekleşti. Fiat Doblo, mayısta 3 bin 893 adetle yine en çok tercih edilen hafif ticari araç modeli oldu. Böylece yılbaşından beri en çok tercih edilen hafif ticari araçlar arasında Fiat Doblo liderliğini korumayı sürdürdü. Ford Tourneo Courier 3 bin 548 satışla ikinci, Fiat Fiorino 3 bin 420 satışla üçüncü sırada yer aldı.
Satış sayısında bu modelleri, 2 bin 347 ile Ford Transit, 1841’le Ford Tourneo Connect, 1820 adetle VW Caddy, 1668 adetle VW Transporter, 1238 ile Renault Kangoo, 972 adetle Citroen Berlingo ve 966 adetle Peugeot Partner izledi. En çok satılan ilk 10 model, toplam hafif ticari araç satışlarının yüzde 71’ini oluşturdu.
AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, son birkaç yıl içinde hem markalaşma hem de üretim anlamında önemli adımlar atıldı.
Gelinen noktaya kronolojik olarak bakıldığında, 2018’in eylül ayında tasarlanan T10X’in ilk prototip gösterimi 2019 Aralık’ta gerçekleştirildi.
Ardından, 18 Temmuz 2020’de inşaatına başlanan Togg Teknoloji Kampüsü, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda törenle açılırken, açılışta Togg’un ilk akıllı cihazı C SUV’un seri üretim bandından inişi kutlandı.

Togg, 14 Mart 2023’te Togg modellerinin fiyatlarını açıkladı ve 29 Mart 2023’te ön sipariş sahipleri çekilişle belirlendi. 177 binin üzerinde talep alan Togg, 2023 için planlanan toplam üretim hedefini 20 binden 28 bin adede yükseltti.
Tip onayı ardından seri üretim 2023’ün mart-nisan aylarında başladı. Togg’un yerlilik oranı üretim başlangıcında yüzde 51’in üzerindeyken, üç yıl içinde bu oran yüzde 68’e ulaştı. Togg’un iş ortaklarının yüzde 75’i Türkiye’den, yüzde 25’i ise Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika’dan kuruldu.
BATARYA ÜRETİMİNİN 2025’TE BAŞLAMASI HEDEFLENİYOR
Batarya üretim konusuna da önem veren Togg, bu kapsamda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla Siro Temel Atma Töreni’ni gerçekleştirdi. Siro Silk Road Temiz Enerji Depolama Teknolojileri 2021’de kuruldu. Farasis Enerji ve Togg arasında yüzde 50-50 ortaklık sağlanmıştı.
Batarya üretim tesisi için inşaat devam ediyor. Tesisin bu yıl içinde tamamlanması beklenirken, batarya üretiminin 2025’te başlaması hedefleniyor. Siro 2026’dan itibaren de hücre geliştirme dahil olmak üzere entegre enerji depolama üreticisi haline gelinecek.

Togg, ayrıca Trugo Akıllı Şarj markasıyla ilk şarj cihazlarını 11 Ekim 2022’de Bolu HighWay Dinlenme Tesisi’nde kurdu. O tarihten bu yana Türkiye’nin 81 ilinde 600’ün üzerinde DC, 250’den fazla da AC şarj istasyonuna ulaşıldı.
YENİ MODELLER HAZIRLANIYOR
T10X’in teslimatlarının yanı sıra yeni model çalışmalarını da sürdüren Togg, 2019’da ön gösterimini yaptığı doğuştan elektrikli ikinci akıllı cihazının güncel halini “T10F” model ismiyle dünyanın en büyük teknoloji fuarı CES 2024’te kamuoyu ile paylaştı.
T10F modeli, tasarımı, güç kaynağı olarak kullanılması, yapay zeka sistemleri ve sürüş destek asistanları gibi özellikleriyle de dikkati çekiyor.
Togg, B segmentindeki bir SUV otomobilin çalışmalarını da sürdürüyor. Bu kapsamda, T8X ismi verilen modelin gelecek yıl ön gösteriminin yapılması bekleniyor.

T10F YIL SONUNDA ÖN SİPARİŞE AÇILACAK
Günümüzün tasarım dinamiklerini yansıtan ve sedan modellerden beklentileri de karşılayan bir fastback model olan T10F’in, Türkiye’de bu yıl sonundan itibaren siparişe açılması, gelecek yılın başından itibaren de kullanıcılarına teslim edilmeye başlanması bekleniyor.
Togg, yeni akıllı cihazlarıyla 2032’ye kadar 5 farklı modelle 1 milyon araç üretmeyi hedefliyor.
AVRUPA’DA GELECEK YILIN BAŞINDA SATILACAK
Togg, Avrupa hedefleri kapsamında Togg Europe GmbH’yı Almanya’da 2021’in mayıs ayında kurmuştu.
Avrupa’da da önemli mobilite şirketlerden biri olmayı hedefleyen Togg, T10X modelini Avrupa’da bu yıl sonunda ön siparişe açmayı hedefliyor.
Gelecek yılın başından itibaren T10X ve T10F modellerinin birlikte Avrupa’da satışa sunulacağı öngörülüyor.

T10X PAZAR LİDERİ OLMAYA DEVAM ETTİ
Diğer yandan, son verilere bakıldığında Togg’un Türkiye elektrikli otomobil pazarındaki performansı dikkati çekiyor.
ODMD verilerine göre, elektrikli otomobil markaları arasında yükselişi devam eden Togg, mayısta da pazar liderliğini sürdürdü.
Togg, geçen ay 4 bin 140 adetlik satışla en yakın rakibine 3 bin 590 adet fark attı. Bu dönemde Togg’un elektrikli otomobil pazar payı yüzde 56,33 olarak kayıtlara geçti. Bir diğer ifadeyle satılan her 2 elektrikli otomobilden 1’i Togg T10X oldu.
Ocak-mayıs dönemine bakıldığında ise Togg’un elektrikli otomobil satışlarındaki pazar payı 11 bin 288 adetle yüzde 40,89 seviyesinde gerçekleşti.
TOGG, DEVLER LİSTESİNE 42. SIRADAN GİRDİ
İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından açıklanan İSO 500 listesine göre Togg’un üretimden elde ettiği satışlar 2023’te 24,3 milyar TL olarak kaydedildi. Şirket bu satış geliriyle 2023’te Türkiye’nin en büyük 42. şirketi oldu.
Sektörel olarak bakıldığında otomotivde en yüksek gelir 238 milyar TL ile Ford Otosan’da kaydedildi. Ford Otosan’ı 127,5 milyar TL ile Toyota; 107,2 milyar TL ile Oyak Renault; 94,3 milyar TL ile Mercedes-Benz ve 78 milyar ile Tofaş izledi.
Bu rakamlar dikkate alındığında Togg’un listedeki ilk yılında Ford Otosan’ın onda biri, Tofaş’ın ise üçte biri kadar gelir yazması dikkat çekti.
Togg, Ekim 2022’de üretime başlarken, ilk satışlar 2023 yılının Mart ayında yapılmıştı. Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği verilerine göre 2023 yılında 19 bin 583 adet Togg satışı gerçekleşti.
Aynı dönemde Ford Otosan’ın yerli üretimden satışları 70 bin 515 olarak kaydedildi. Toyota’nın yerli satışları 33 bin 51 olurken, Tofaş’ın da Fiat markasıyla satışları 176 bin 529 olarak kaydedildi.

Deprem modellemesinin işlevlerini ve finansal kıymetini vurgulayan Karabostan, depremlerin frekansı düşük ama şiddeti yüksek olaylar kategorisine girdiğini belirterek, şöyle devam etti:
“6 Şubat depremlerinde 11 ilimizdeki yapı stokunun önemli bir bölümü hasar gördü ve sigorta şirketleri çok büyük tazminat yüküyle karşı karşıya kaldı. Benzeri durumları yönetebilmek için dünyada güvence, reasürans sistemi sayesinde sağlanıyor. Dünya sigortacılığı birbirleri arasında risk transferi gerçekleştiriyor. Ama bu risk transferi ne kadar ve ne maliyetle yapılması gerektiği oldukça kritik bir soru. Bu sorunun cevabı ise modelleme ile elde ediliyor.”
Ana işlerinin deprem modellemesi olduğunu ifade eden Karabostan, deprem modellemesine ilişkin şunları kaydetti:
“Belli bir coğrafyada oluşabilecek depremleri, bu depremlerin büyüklüklerini, şiddetini, binaların sarsıntıya vereceği tepkiyi, bina içindeki sigortalanan kıymetin alacağı fiziki hasarı, daha sonra bu hasarın parasal olarak neye tekabül edeceğini, sonrasında bu hasarın poliçelerde ne kadar tazminat yükü oluşturacağını, bunlar birleştiğinde sigorta şirketinin toplam ne kadar tazminat ödeyeceğini ne kadarını reasürans şirketlerinden alacağını simülasyonlar yoluyla hesaplıyoruz. Dolayısıyla şirketlere portföy yönetim stratejileri, fiyatlama ve risk transfer politikaları konusunda karar desteği sunuyoruz.”
Yaptıkları işin interdisipliner bir çalışma olduğuna dikkati çeken Karabostan, yerbilimcilerden deprem mühendislerine, istatistikçilerden jeomatik mühendislerine ve yazılımcılara kadar çok sayıda uzmanla çalıştıklarını söyledi.
“BU MODELLEMELER DÜNYADA ÇOK AZ SAYIDA MERKEZ TARAFINDAN SUNULUYOR”
Karabostan, katastrofik modelleme yazılımının (CATMOD) tamamını yerli kaynaklarla geliştirdiklerini ve Türkiye’ye özgü bir model olduğunu dile getirdi.
CATMOD’un en güncel deprem kaynaklarını içerdiğini ve sürekli güncellendiğini kaydeden Karabostan, “Bu modellemeler dünyada çok az sayıda yetkinlik merkezi tarafından sunuluyor. Bunlardan bir tanesiyiz.” ifadesini kullandı.
“HEM ÜLKEMİZ HEM DE SİGORTA SEKTÖRÜ İÇİN ÖNEMLİ BİR KAYNAK”
T Rupt Tekonoljinin faaliyete geçmesinin hemen ardından 6 Şubat depremlerini yaşadıklarını aktaran Karabostan, portföylerden ne kadar tazminat ödeneceğine dair CATMOD üzerinde çok hızlı biçimde detaylı bir çalışma yaptıklarını anlattı. Bu çıktıların DASK, Türk Reasürans ve sigorta şirketleri tarafından kullanıldığına işaret eden Karabostan, şunları söyledi:
“CATMOD hem ülkemiz hem de sigorta sektörü için önemli bir kaynak. CATMOD’dan sektörün de faydalanmasını istedik ve diğer sigorta şirketlerinin de kullanımına sunduk. Farklı ülkeler için de modeller geliştirmeyi kuruluşumuzda stratejik hedef olarak belirlemiştik. Stratejik önceliklerimiz arasında Doğu Avrupa ve Türk Cumhuriyetleri var. Geçtiğimiz günlerde Azerbaycan Merkez Bankası ve İcbari Sigortalar Bürosu iş birliği ile gerçekleştirdiğimiz Katastrofik Risklere Dayanıklı Maliye Sistemi Konferansı bu stratejik hedefin bir sonucuydu. Azerbaycan deprem modelini geliştirmek yönünde projemizi de kısa zamanda başlatmayı planlıyoruz.”
“OLASI MARMARA DEPREMİYLE İLGİLİ ÖZEL BİR ÇALIŞMAMIZ VAR”
Karabostan, şirketin Türkiye deprem model kataloğunda 100 binin üzerinde deprem senaryosu olduğunu ifade etti.
Yerli kadastrofik modelleme platformu ile olası depremlere hazırlık yapıldığına dikkati çeken Karabostan, şöyle devam etti:
“Olası Marmara depremiyle ilgili özel bir çalışmamız var. Marmara özelinde 8 adet deprem senaryomuz mevcut. Bu 8 deprem senaryosu birbirini karşılıklı olarak dışlıyor. Yani hepsi birbirinden farklı ama 8 senaryoyu bir araya getirdiğimizde Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın Marmara Denizi içerisindeki segmentlerinin üreteceği 7 üzerindeki büyüklüğe sahip deprem senaryolarının tamamını kapsıyor. Dolayısıyla elimizde çok detaylı çalışılmış bir model mevcut. Sigorta şirketleriyle de bu model sonuçlarını paylaştık.”
“SiGORTA SEKTÖRÜ DIŞINDA DA FAYDA SAĞLAMAYI HEDEFLiYORUZ”
Geleneksel olarak sigorta sektörlerinin afet modelleme çalışmalarından faydalandığını kaydeden Karabostan, “Aslında olası depremlerden varlıkları ve faaliyetleri etkilenecek tüm kuruluşlar için model sonuçları önemli bir bilgi kaynağıdır. Bu çerçevede bankacılık, sanayi, perakende gibi birçok sektöre de hizmetlerimizi sunmak istiyoruz.” ifadesini kullandı.
“SEL TEHLİKESİNE İLİŞKİN ÇALIŞMA YAPACAĞIZ”
Yakın zamanda Zorunlu Afet Sigortasının (ZAS) devreye gireceğini hatırlatan Karabostan, iş planları kapsamında Türkiye’nin tüm afet tehlikelerini modelleyeceklerini vurguladı.
Sel tehlikesine ilişkin ilerleyen dönemde çalışma yapacaklarını belirten Karabostan, “Bu alanda DASK bünyesinde yapılmış ciddi çalışmalar mecvut. DASK’ta bu ürün geliştirilirken çok detaylı akademik bir çalışmalar yürütüldü. ZAS’ın devreye girmesiyle biz de sel riskini modelleyeceğiz. Ülkemizde Pasifik’teki gibi büyük tsunamiler yok ama tarihsel depremler bize öğretiyor ki Türkiye’de yer sarsıntısına bağlı olarak deniz seviyesinin yükselmesi görülen bir şey. Kahramanmaraş Depremlerinde de 1999 depreminde de bu durumu gözlemledik. Önümüzdeki dönemde bu konuyu özel olarak çalışıp modelimize ekleyeceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.
Erdem Karabostan, T Rupt Teknoloji olarak Türkiye için en güncel ve gerçekçi sonuçları üreten modelleme çözümü ekibi olmayı hedeflediklerini vurgulayarak makine öğrenmesi yetkinliğini platformlarına ekleyeceklerine vurgu yaptı.
Söz konusu uygulamalar, ses ya da metin yoluyla birçok sorunun cevabını almaya olanak sağlıyor.
Bu teknoloji geniş kapsamlı veri kaynaklarından yararlanarak içerik üretilmesine katkıda bulunuyor. Dünyanın ve Türkiye’nin önde gelen teknoloji şirketleri de bu alana yönelik çalışmalar yürütüyor.

ASİSTANINIZ HAYATINIZI KOLAYLAŞTIRIYOR
OpenAI şirketinin ChatGPT, Meta şirketinin LLaMa, X’in Grok, Google’ın Gemini ve Microsoft’un Copilot’ı gibi uygulamalar kullanıcıları için asistan rolü oynuyor.
Söz konusu uygulamalardan teknolojiye hızlı adapte sağlayan öğrenciler bu imkanları farklı amaçlar için kullanabiliyor.
Öğrenciler, yapay zekadan güncel bilgileri edinip, ödevlerini bu uygulamalara yaptırırken öğretmenler de sınav sorularını hazırlayabiliyor.
YAPAY ZEKA HİKAYE VE ŞARKI SÖZÜ YAZABİLİYOR
İçerik üretmeye yarayan modelleri senaristler ve yazarlar isteklerine göre hikaye yazdırırken müzisyenler de şarkı sözü örnekleri için deneyimliyor.
Yazılımcılar ise bu kapsamdaki modelleri kod yazımında “angarya” kod işlerini hızlandırma amacıyla kullanıyor.
Başlangıçta sadece metinden metin üretmeye yarayan modeller, son güncellemeleriyle görüntüleri analiz edip yorumlama yeteneğine de sahip oldu.
Bu kapsamda insanlar buzdolabındaki ürünlerin fotoğrafını yükleyerek yapay zekadan farklı yemek tarifleri isteyebiliyor. Aynı zamanda yapay zeka bu özelliğiyle insanlara bozuk bir ürünü tamir ederken ya da kurulumunu yaparken de yardım ediyor.
Söz konusu özellik görme engellilerin hayatını kolaylaştırmak için de kullanılabiliyor.

RESSAMLARA ÇİZİM, ŞAİRLERE DİZE DESTEĞİ
Görsel içerik üretiminde de DALL-E, Midjourney ve Adobe Firefly gibi yapay zeka modelleri kullanıcıların zihinlerindeki istemleri görsel içerik üreterek karşılıyor.
Söz konusu uygulamalarla bir ressamın çizim ve kameramanın fotoğraf çekim tarzına göre içerikler üretilebilirken logodan fotoğraf gerçekçiliğine yakın ürünler de ortaya çıkabiliyor.
Sohbet robotları uygulamaları görsel üretimine istem oluşturmak için kullanılırken senaristler ya da şairler içeriklerini resmediyor.
Teknolojinin görsel üretiminin yanı sıra görüntü üretimi de son dönemde hız kazandı. Bu kapsamda “Runawayml” ve OpenAI şirketinin Sora’sı gibi görüntü işleme üzerine çalışan ürünler bulunuyor. Bu kapsamda Adobe şirketinin de çalışmaları olduğu biliniyor.
Söz konusu teknoloji yeni bir görüntü oluşturmaya veya halihazırdaki görüntü üzerinde değişiklik yapmaya olanak sağlıyor.
Sora, şu an herkesin kullanımına açık olmasa da deneme çalışmaları görülebiliyor. Son olarak OpenAI şirketi Sora’yı denemeleri için yönetmenlere sistemi açmıştı. Yaklaşık bir dakikalık video üreten yönetmenler, farklı türde içerikler oluşturdu.
Üretilen görüntüler arasında “Don Allen Stevenson III” farklı hayvan türlerinin birleştiği görüntü oluşturmasıyla dikkati çekti.

SESLERİ KOPYALAYARAK ŞARKI SÖYLÜYOR
Yapay zeka, insana benzeme yönünde hızla gelişirken insanın kendisini ifade etme yöntemlerinden de yararlanıyor.
Kısa süreli ses kaydından bile kendisini eğitebilen yapay zeka, bu sese çok benzer nitelikte içerikler oluşturabilirken yazıyla insanlara ses olma özelliğini de taşıyor.
Söz konusu yapay zekayı deneyimleyenler dinlemeyi sevdikleri sanatçıların seslerini “klonlayıp” onlardan farklı şarkılar duymayı da başarıyor. Barış Manço ya da Cem Karaca gibi vefat etmiş sanatçıların seslerini yapay zekayla eğitenler, Manço ve Karaca’ya düet yaptırarak seslerini yaşatıyor.
Microsoft’un VASA-1 adını verdiği yeni model de son dönemde farklı bir uygulama olarak öne çıktı. Bu model sayesinde, yapay zeka ile portredeki fotoğraf üzerine eklenen sesle dudak hareketleri ve duygular gerçekçi videolara dönüştürülebiliyor.
Bu durumun, mevcut paradigmalara ve çözümlere büyük etki yapacağı ve geleneksel yapay zeka çözümlerinin etkinliğini azaltarak bu alanda çözümler sunan teknoloji sağlayıcılarının rekabet gücünü zayıflatacağı öngörülüyor.
Dünyadaki büyük teknoloji firmalarının geliştirdiği çözümlerle tekelleşmesi ve bu alanda diğer ülkeleri bağımlı hale getirmesi ihtimaline karşı ise üretken yapay zekanın Türkiye’de etkin kullanılması, bu teknolojileri geliştiren ve alanında yurt dışı bağımsızlığı kazanmış bir ekosisteme sahip olunması, Milli Teknoloji Hamlesi açısından kritik önem taşıyor.
YAPAY ZEKADA TÜRKÇE KAYNAK SINIRLI
Yapay zekanın kullandığı kaynak dil, kültürel etki bakımından da hayati önem taşıyor. Dil modellerinin önyargıları içerebilmesi ve bu modeller aracılığıyla kültüre yabancı önyargılar girebilmesi riski, bu teknolojiye yönelik çalışmaların önemini artırıyor.
Dünyada yaygın şekilde kullanılan büyük dil modelleri eğitilirken Türkçeye yeterince yer verilmemesi önemli risklerden biri olarak görülüyor. Meta’nın modelinde ilk 16 dil içinde Türkçe kendine yer bulamazken OpenAI modelinin eğitiminde Türkçe kaynaklar yalnızca yüzde 0,16 oranında kullanılıyor.
Chat GPT’de yazılan kodların yoğunlukla Anglo-Sakson dillerinden gelmesi, yapay zekanın verdiği yanıtlar ve sağladığı bilgilerde bu kültürün dünya görüşünün kullanıcılara sunulması dikkati çekiyor.
Dolayısıyla çocukların bu dil modelleriyle etkileşim kurması, Türk kültür, örf, adetlerinde yer almayan birçok unsurla tanışıp kültürel yozlaşmanın bir parçası olması riskini barındırıyor.
TÜBİTAK’IN MODELİ YAPAY ZEKANIN DAĞARCIĞINI GELİŞTİRECEK
Bu noktada TÜBİTAK BİLGEM tarafından çalışmaları yapılan “Türkçe Büyük Dil Modeli” stratejik önem taşıyor. Kurum, bu alanda “temel model” geliştiren ilk ve tek kurum olarak diğerlerinden ayrışıyor.
Böylece, Türkçeyi iyi konuşmasının yanı sıra Türk kültürünü ve hassasiyetlerini de taşıyan bir model kullanıma hazırlanıyor.
Temel model, yapay zeka alanında, geniş bir veri seti üzerinde önceden eğitilmiş ve genel dil yapısını, sözcüklerin ve cümlelerin nasıl kullanıldığını öğrenmiş bir model olarak tanımlanıyor.
Bu model, belirli bir dilin veya birden fazla dilin geniş bir kapsamını içeren verilerle eğitiliyor. Örneğin, bir Türkçe temel model, internette bulunan Türkçe metinler, kitaplar, makaleler ve daha fazlasını içeren verilerle eğitilebilirken bu eğitim sürecinde model, dilin temel kurallarını ve dil bilgisini öğrenerek, kelime dağarcığını zenginleştiriyor.
“Türkçe Büyük Dil Modeli” sayesinde, Türk örf ve adetlerini de içeren Türkçe verilerle zenginleştirilecek yapay zeka, Türkiye’nin hassasiyetlerine hakim olacak, yeni teknolojiler ve uygulamalarla genç nesilde oluşabilecek kültürel yozlaşmanın önüne geçilmesine katkı sağlayacak.
TÜRKÇEYE ÖZGÜ “TOKENIZER” GELİŞTİRİLDİ
Türkçe büyük dil modelinin geliştirilmesi için internet ve dijital kaynaklardan toplanan Türkçe metinlerle bir veri havuzu oluşturma çalışmaları devam ediyor.
Bu proje kapsamında açık kaynaklı büyük dil modelleri üzerinde çalışmalar yapılıyor. Kaliteli bir Türkçe dil modeli oluşturmak için Türkçe’nin inceliklerini göz önünde bulunduran bir ön işleme aşaması geçirildi ve uygun derin öğrenme mimarisi seçildi.
Ayrıca, Türkçeye özgü bir “tokenizer” geliştirilerek, bu açık kaynaklı büyük dil modellerinin Türkçede etkin şekilde kullanılması sağlandı. Bu mimarinin parametre sayısı ve kullanılacak veriye oranı belirlendikten sonra model eğitimine başlandı.
Çalışmalar kapsamında eğitim süreci yakından takip edilirken, modelin farklı doğal dil işleme alanlarında (soru/cevap, özetleme, dil üretme, metin sınıflandırma gibi) farklı başarı metrikleriyle değerlendirilerek en iyi haline getirilmesi üzerinde duruluyor.
Atılan adımlarla Türkçesi gelişmiş, Türkiye’nin hassasiyetlerine hakim yapay zekanın, genç nesilde oluşabilecek kültürel yozlaşmanın önüne geçilmesine de katkı sağlaması hedefleniyor.
Yenilenebilir enerji kaynaklarının önemi, dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de gün geçtikçe yükselmeye devam ediyor. Artan enerji maliyetlerinden etkilenmek istemeyen işletmeler, çareyi ihtiyaç duydukları enerjiyi kendi imkânlarıyla üretmekte buluyor. Tüm bunların yanında global çevrelerce kabul görmüş yeni yöntemler de gündemde kendine yer bulmayı sürdürüyor. Enerjide uzun dönemli yenilenebilir elektrik tedarik anlaşmaları modeli, Türkiye’nin yeşil enerji dönüşümüne önemli katkılar sunmaya hazırlanıyor. Avrupa ve Amerika’da başarılı bir şekilde uygulanan bu model, şirketlerin yeşil enerji üretimine destek olma yöntemlerini yeniden şekillendiriyor. Bununla birlikte sanayi kuruluşlarının kendi fabrikalarına veya fabrikalardan farklı alanlara enerji santrali kurmak yerine, yeşil enerji üreten santrallerle uzun vadeli elektrik tedarik anlaşmaları yapmalarını, böylece yeşil dönüşüm yatırımlarına katkıda bulunmalarını teşvik ediyor. Bu yaklaşım işletmelerin enerji maliyetlerini sabitlemelerine imkân tanırken, yeşil enerji kullanımları ile kolaylıkla karbon sertifikası elde etmelerini sağlıyor. Böylelikle sanayi kuruluşlarının ve büyük ticari işletmelerin, sermayelerini enerji alanındaki yatırımlara kaynak ayırmak yerine, kendi iş alanlarında verim ve kapasite artışı yatırımlarına yönlendirmeleri öngörülüyor.

Enerji arz güvenliğine katkı sağlayan ekonomik bir model
Enerjide uzun dönemli yenilenebilir elektrik tedarik anlaşmaları modeline değinen Eksim Enerji CEO’su Arkın Akbay yaptığı açıklamada, “Yenilenebilir enerji santralinin önümüzdeki yıllarda hızla artış göstermesi bekleniyor. Ayrıca santrallerin kesintili üretimlerini dengeleyecek olan elektrik depolama sistemleri projeleri de artmaya devam ediyor. Diğer taraftan lisanssız üretim kaynaklarında depolama yükümlülüğünün olmaması nedeni ile toplam iletim ve dağıtım sistemi taşıma maliyetlerinin artması bekleniyor.
Mevcut lisanslı üretimin, artan iletim ve dağıtım sistemi taşıma maliyetini tek başına üstlenemeyecek oluşu nedeniyle öz tüketime yönelik yapılmakta olan yatırımlar için alınan teşviklerin azaltılması gündeme gelebilir. Bu sebeple, bugün yapılabilirliği yüksek görünen lisanssız üretim tesisleri, gelecekte ek sermayeye ihtiyaç duyabilir.” dedi.
Uzun vadeli alım anlaşmalarının işletmeler için sağladığı avantaja da değinen Akbay, “Lisanssız enerji santrallerindeki üretim, planlananın gerisinde kalabilir ve dolayısıyla fizibiliteler orijinal plandan sapabilir. Bu sebeple amortisman için işletme yıllarında risk sermayesi unsuru ortaya çıkabilir. Yenilenebilir enerji üretim tesislerinden uzun vadeli alım anlaşmaları hem arz güvenliğine katkı sağlayacak hem de iletim ve dağıtım bedelleri de hesaba katıldığında toplam maliyet açısından daha ekonomik olacak. Bu durum aynı zamanda sanayi kuruluşlarımızın ve ticari işletmelerin kendi iş alanlarında kazandıkları sermayeyi daha verimli kullanılmalarına imkân sağlayacak.” şeklinde konuştu.
“Sürdürülebilir enerji hedefleri için kritik rol oynayacak”
Uzun dönemli elektrik tedarik anlaşmaları modeline ilişkin açıklamalarını sürdüren Eksim Enerji CEO’su Arkın Akbay, “Türkiye’de, Birinci YEKDEM döneminin 10 yıllık alım garantisi desteklerinin birçok projede sona ermesiyle, bu modelin yaygınlaşması; mevcut tesislerin yeniden güçlendirme ve hibrit tesis yatırımlarını finanse edebilmesine olanak tanıyacak. Dolayısıyla birim alanda daha düşük yatırım harcaması ile daha fazla üretim yapılması sağlanabilecek. Bu model, aynı zamanda ülkemizde yeşil enerji dönüşümünü hızlandırarak sürdürülebilir enerji kaynakları oluşturma ve enerjide dışa bağımlılığı azaltma hedeflerine ulaşmada kritik bir rol oynayacak.
Enerjinin üretildiği yere yakın tüketilmesinin en ekonomik çözüm olduğunu da belirten Akbay “Enerji tüketim noktasından uzak olunduğunda; enerji üretim, iletim ve dağıtım yatırımları da gerektiğinden toplam maliyet artırıyor ve bu maliyet tüm üretici ve tüketicilere yansıyor. Lisanslı yenilenebilir enerji yatırımı olan şirketlere, önerdiğimiz sistemle birlikte sanayi kuruluşlarına ve ticari işletmelere en uygun üretim tesisinden yeşil enerji kaynağını sunabilmesini hedefliyoruz. Bu kapsamda yeşil dönüşüm hedefleyen şirketlere odaklarını değiştirmelerini ve lisanslı yenilenebilir enerji kaynağından elektrik üretimi yapan tedarikçilerle ‘uzun vadeli elektrik tedarik sözleşmesine’ yönelmelerini tavsiye ediyoruz” dedi.

Kredi temin sürecini kolaylaştıracak
Yenilenebilir enerji santrali işletmecileri açısından da modeli değerlendiren Akbay, “Bu model; rüzgâr, güneş ve hidroelektrik gibi yeşil enerji tesisleri için de çeşitli avantajlar sunabilecek. Sanayi kuruluşları ve büyük ticari işletmeler, elektrik fiyatlarındaki değişimlerden kaynaklı maliyeti etkileyen unsurlardan ari kalacak ve dolayısıyla sermayelerini, elektrik üretimi yatırımlarına aktarmak yerine kendi iş alanlarında büyümeye yönlendirme imkânına sahip olacak. Diğer yandan enerji üreten tesis işletmecileri için de yeni yatırımların finansmanı konusunda, bankalardan kredi temin sürecini kolaylaştırarak enerji üretim projelerinin daha hızlı ve daha uygun maliyetle hayata geçmesine olanak sağlayabilecek.” dedi.
]]>İki model arasında inceleme fırsatı bulan uzmanlar, teknolojide bu gelişmeyle birlikte bir kritik eşiğin daha aşıldığını belirtti. Adeta sınırları zorlayacak cinsten olan bu videolara bakıldığında yapay zekanın kendisini çok iyi eğittiği görülüyor.

AY’A GİTME YARIŞINA BENZİYOR…
Yapay zekanın bu kadar kısa süre içerisinde metinden video oluşturma aşamasına geldikten sonra, iki şirketin arasındaki mücadeleyi Ay’a gitme yarışına benzetiyoruz.
Google ve OpenAI’ın içerisinde bulunduğu bu kıyasıya rekabet içerisinde yaşanan gelişmeler, gerçeklik algımızın ne şekilde değişeceğini düşündürüyor.
Bildiğiniz gibi yapay zeka alanında ilk atılım yapan şirket OpenAI’dı. Google yarışa geriden katılsa da Gemini ile önemli bir adım atmış oldu.
Gelin iki şirket hakkındaki gelişmeleri de birlikte takip edelim…
GERÇEKLİK ALGIMIZI DEĞİŞTİRECEK: OPENAI SORA’YI TANITTI!
OpenAI, Sora adını verdiği yeni bir video oluşturma modelini tanıttı. Yapay zeka şirketi Sora’nın “metin talimatlarından gerçekçi ve şaşırtıcı sahneler oluşturabildiğini” söylüyor.
Metinden videoya modeli, kullanıcıların yazdıkları talimatlara dayanarak bir dakika uzunluğunda fotogerçekçi videolar oluşturmalarına olanak tanıyor.
OpenAI’nin tanıtım blog yazısına göre Sora, “birden fazla karakter, belirli hareket türleri ve özne ile arka planın doğru ayrıntılarına sahip karmaşık sahneler” oluşturabiliyor.

MODEL, NESNELERİN FİZİKSEL DÜNYADAKİ YERİNİ RAHATLIKLA ALGILIYOR
Şirket ayrıca modelin nesnelerin “fiziksel dünyada nasıl var olduğunu” anlayabildiğini ve “sahne dekorlarını doğru bir şekilde yorumlayabildiğini ve canlı duyguları ifade eden etkileyici karakterler üretebildiğini” belirtiyor.
Birkaç yıl önce, modellerin kelimeleri görüntülere dönüştürme becerisinde ön planda olan Midjourney gibi metinden görüntüye oluşturuculardı.
Ancak son zamanlarda, video dikkat çekici bir hızla gelişmeye başladı: Runway ve Pika gibi şirketler kendi etkileyici metin-video modellerini gösterdiler ve Google’ın Lumiere’i de OpenAI’nin bu alandaki başlıca rakiplerinden biri olacak gibi görünüyor.
Sora’ya benzer şekilde, Lumiere de kullanıcılara metinden videoya araçlar sunuyor ve ayrıca hareketsiz bir görüntüden video oluşturmalarını sağlıyor.
RİSKLERDEN DIOLAYI ŞUAN SADECE BELİRLİ BİR EKİP KULLANABİLİYOR
Sora şu anda yalnızca modeli potansiyel zararlar ve riskler açısından değerlendiren “kırmızı ekip üyeleri” tarafından kullanılabiliyor. OpenAI ayrıca geri bildirim almak için bazı görsel sanatçılara, tasarımcılara ve film yapımcılarına da erişim sunuyor.
Bu ayın başlarında OpenAI, metinden görüntüye aracı DALL-E 3’e filigran eklediğini duyurdu, ancak bunların “kolayca kaldırılabileceğini” belirtti. OpenAI, diğer yapay zeka ürünleri gibi, sahte, yapay zeka fotogerçekçi videoların gerçekle karıştırılmasının sonuçlarıyla mücadele etmek zorunda kalacak.

YAPAY ZEKA KONUSUNDA GÜNDEMDEN DÜŞMEYEN TARTIŞMA!
Sora’nın lansmanının ardından, açıkça görüldüğü üzere, netizenler sakinliğini koruyamadı. ‘Yapay zekanın faydadan çok zararı olduğu’ yönündeki her zamanki tartışma, yapay zeka ne zaman ana akım spot ışıklarının altına girse sık sık olduğu gibi yeniden su yüzüne çıktı.
Yazılım pek çok profesyonel ve öğrenci için oyunun kurallarını değiştirmeyi vaat etse de, deepfake’lerle ilgili endişeler büyük.
KORKUTUCU SONUÇLARI ORTAYA ÇIKARABİLİR
OpenAI, etik kurallara aykırı olan istemleri otomatik olarak reddetmek için metin ve görüntü sınıflandırıcıları kullanacağını açıkça belirtmiş olsa da, teknolojinin henüz tarama aşamasında olduğu düşünüldüğünde, ortaya çıkacak risklerin boyutu korkutucu görülüyor.
Yapay zeka söz konusu olduğunda, teknoloji hala gelişmekte olduğu için kesin bir açıklama yapmak zordur. Dolayısıyla ne zaman ileriye doğru bir adım atılsa, iyimserlik ve kötümserlikten çok, bu ikisinin karışımı zihinlere hakim oluyor.
SINIRLARI ZORLAYACAK BİR BAŞKA MODEL: GOOGLE GEMİNİ 1.5 PRO
Google, Gemini GenAI modelleri ailesinin en yeni üyesi olan Gemini 1.5 Pro’nun piyasaya sürüldüğünü duyurdu.
Gemini 1.0 Pro’nun yerine geçecek şekilde tasarlanan Gemini 1.5 Pro, belki de en önemlisi işleyebildiği veri miktarı olmak üzere, selefine kıyasla birçok alanda geliştirildi.
Gemini 1.5 Pro, Gemini 1.0 Pro’nun işleyebildiği miktarın 35 katı olan 700.000 kelime veya 30.000 satır kod alabilir.
Model ayrıca metinle de sınırlı değildir. Gemini 1.5 Pro, çeşitli dillerde 11 saate kadar ses veya bir saate kadar video alabilir.
FARKLI KONULARDA UZMANLAŞMIŞ MİLYONLARCA AKLI (BİLGİYİ) KULLANIYOR
Gemini Pro 1.5, MoE olarak bilinen bir mimari ile geliştirildi. MoE, bir okul sınıfındaki çocuklara benzetilebilir. Her çocuk, farklı bir oyuncakla (uzmanlık alanı) ilgileniyor. Bir problemle karşılaştığınızda, o oyuncakta (uzmanlık alanında) en iyisi olan çocuğa (modüle) danışıyorsunuz.
Gemini Pro 1.5, yapay zekanın da aynı mantıkla çalışmasını sağlıyor. Farklı konularda uzmanlaşmış milyonlarca ‘akıl’ birlikte çalışarak problemleri çözüyor.
Bu güncelleme, yapay zekanın yeteneklerini oldukça artıran bir yenilik. OpenAI tarafından nasıl bir tepki verileceği merak konusu.

GOOGLE GEMİNİ’NİN AKILLARA ZARAR ÖZELLİKLERİ
| Hayatınızda edindiğiniz her deneyimi detaylıca hatırlayacak.
| Büyük veri bankalarını analiz ederek karmaşık bilimsel sorunlara kolaylıkla çözüm bulabiliyor.
| Yıllar içinde biriktirdiği bütün veriler ile bir amaç oluşturarak deneyimlerini geliştirebiliyor.
OPENAI SORA, VİDEO UZUNLUĞU AÇISINDAN GEMİNİ’NİN BİR ADIM ÖNÜNDE
Google gibi teknoloji devlerinden Runway gibi gelişmekte olan girişimlere kadar çeşitli şirketler, metni videoya dönüştürmeyi amaçlayan yapay zeka projelerini çoktan tanıttı.
Ancak OpenAI, Sora’nın dikkat çekici fotogerçekçiliği ve diğer modeller tarafından tipik olarak üretilen daha kısa parçacıklara kıyasla bir dakikaya kadar daha uzun video klipler üretme kapasitesi nedeniyle öne çıktığını iddia ediyor.
Şirketten yapılan açıklamaya göre “Uluslararası Oyun Planı 2027” kapsamında OYAK ve Renault 400 milyon euronun üzerinde yatırım yaparak, Oyak Renault Fabrikaları’nda Duster’ın yanı sıra üç yeni Renault SUV modelini de 2027 yılına kadar üretime alacak ve fabrikayı küresel bir ihracat üssü haline getirecek.
Duster, 2010 yılından bu yana Avrupa dışındaki 50’ye yakın pazarda satılan 1,7 milyonun üzerinde satışla güçlü bir uluslararası itibara sahip.
Renault Duster’da 140 hp güç üreten ultra verimli Renault E-Tech full hybrid teknolojisi de dahil olmak üzere farklı motor ve şanzıman kombinasyonları arasından seçim yapılabilecek. Renault Duster, Renault’nun 2027 yılına kadar Türkiye satışlarının üçte birini elektrikli ve elektrik destekli modellerle oluşturma hedefine aktif bir katkı sağlayacak.
Bursa Oyak Renault Otomobil Fabrikaları’nda en ileri teknolojiyle üretilecek olan Renault Duster, kalitesi ve yüksek işçilik seviyesiyle geniş bir kitleye hitap edecek. Model, kendinden renkli plastik ve çizilmeye dayanıklı malzemelerden üretilen dış gövde koruma özellikleriyle dayanıklılık gerektiren kullanım koşulları için tasarlandı.
Renault Duster, sert, güçlü ve estetik görünümüyle dikkati çekiyor. Donanımlarıyla bir SUV araçtan beklenen özelliklere sahip. Sert ve güçlü tasarımını vurgulayan Renault yazılı yeni ön ızgarasıyla da rakiplerinden farklılaşan özgün bir otomobil olarak öne çıkıyor.
Otomobilin iç tasarımındaki yüksek orta konsol, çağdaş tasarımı ile üst sınıf bir modele yakışır şekilde güvenlik ve saklama alanını birleştiriyor.
Yerden yüksek yapısı ve farklı sürüş koşullarında en iyi performans ve güvenliği sağlayacak yeni beş özel arazi sürüş moduyla her yere gitmeye hazır olan Yeni Renault Duster, tüm bu nitelikleriyle gerçek bir 4×4’ün özelliklerini taşıyor.
Yeni Renault Duster ikinci çeyrekte Türkiye’de tanıtılacak.
“TÜRKİYE PAZARININ İHTİYAÇLARINI KARŞILAYAN GÜÇLÜ VE ETKİLEYİCİ BİR MODEL”
Açıklamada görüşlerine yer verilen MAİS AŞ Genel Müdürü Dr. Berk Çağdaş, “Türkiye’de üretilecek olan Renault Duster, aslında içimizden biri. Türkiye’de kullanıcıların yıllardır büyük bir beğeniyle kullandığı ve alıştığı Duster deneyimini yeni bir boyuta taşıyor. Yerel bir model olacak Yeni Renault Duster, çağımızın ve Türkiye pazarının ihtiyaçlarını karşılayan çok güçlü ve etkileyici bir model. İddialı SUV özellikleri, sert ve güçlü yapısı, gelişmiş 4×4 becerileri ve en güncel hibrit güç-aktarma sistemlerinin yanı sıra iddialı görünümüyle de tüm Türkiye’nin ilgisini çekecek. Yeni Renault Duster ile pekiştirdiğimiz SUV modellere odaklanma hedefimiz, Renault markasının başarısına ivme katacak. OYAK ve Renault ortaklığının ülkemize katkı sağlayacak stratejisi, Türkiye pazarındaki konumumuzu güçlendirmenin yanı sıra küresel pazarlarda da rolümüzü güçlendirecek” değerlendirmesinde bulundu.
Renault Group Türkiye Üst Yöneticisi (CEO) Jan Ptacek ise, “Renault, güçlü ortağı OYAK ile 54 yıldır Türkiye’de faaliyet gösteriyor. Renault Duster modelimizi Bursa Oyak Renault Otomobil Fabrikaları’nda üretmek, Türkiye’de pazar lideri olma hedefimizin ilk adımı. Renault Duster sayesinde markayı güçlendirebilecek, SUV segmentindeki varlığımızı geliştirebilecek ve elektrifikasyona geçiş stratejimizi hayata geçirebileceğiz. Bursa fabrikamızı sadece Avrupa değil, tüm dünyanın ihracat merkezi haline getireceğiz. OYAK ile birlikte Türkiye otomotiv sektörünün gelişimine çok önemli katkılarda bulunuyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>Modelde 140 hp güç üreten ultra verimli Renault E-Tech full hybrid teknolojisi de dahil olmak üzere farklı motor ve şanzıman kombinasyonları arasından seçim yapılabilecek. Böylece model, Renault’nun 2027 yılına kadar Türkiye satışlarının üçte birini elektrikli ve elektrik destekli modellerle oluşturma hedefine aktif bir katkı sağlayacak.
Bursa Oyak Renault Otomobil Fabrikaları’nda en ileri teknolojiyle üretilecek olan model, kalitesi ve yüksek işçilik seviyesiyle geniş bir kitleye hitap edecek. Model, kendinden renkli plastik ve çizilmeye dayanıklı malzemelerden üretilen dış gövde koruma özellikleriyle dayanıklılık gerektiren kullanım koşulları için tasarlandı. Ayrıca Renault’nun üretim standartlarını karşılamak üzere kapsamlı test süreçlerinden geçti.
Model hakkında şu bilgiler verildi:
Model; sert, güçlü ve estetik görünümüyle dikkat çekiyor. Tamponu ve gövde altını koruyan ön – arka koruma eklentileriyle, dış görünümünü zenginleştiren tavan barları gibi donanımlarla bir SUV araçtan beklenen tüm özelliklere sahip. Sert ve güçlü tasarımını daha da vurgulayan Renault yazılı yeni cesur ön ızgarasıyla da rakiplerinden farklılaşan özgün bir otomobil olarak öne çıkıyor. Otomobilin iç tasarımındaki yüksek orta konsol, çağdaş tasarımı ile üst sınıf bir modele yakışır şekilde güvenlik ve saklama alanını birleştiriyor. Yerden yüksek yapısı ve farklı sürüş koşullarında en iyi performans ve güvenliği sağlayacak yeni beş özel arazi sürüş moduyla her yere gitmeye hazır olan Yeni Renault Duster, tüm bu nitelikleriyle gerçek bir 4×4’ün özelliklerini taşıyor.
Yeni Renault Duster ikinci çeyrekte Türkiye’de tanıtılacak
Konu hakkında değerlendirmede bulunan MAİS A.Ş. Genel Müdürü Dr. Berk Çağdaş, ”Türkiye’de üretilecek olan Renault Duster, aslında içimizden biri. Türkiye’de kullanıcıların yıllardır büyük bir beğeniyle kullandığı ve alıştığı Duster deneyimini yeni bir boyuta taşıyor. Yerel bir model olacak Yeni Renault Duster, çağımızın ve Türkiye pazarının ihtiyaçlarını karşılayan çok güçlü ve etkileyici bir model. İddialı SUV özellikleri, sert ve güçlü yapısı, gelişmiş 4×4 becerileri ve en güncel hibrit güç-aktarma sistemlerinin yanı sıra iddialı görünümüyle de tüm Türkiye’nin ilgisini çekecek. Yeni Renault Duster ile pekiştirdiğimiz SUV modellere odaklanma hedefimiz, Renault markasının başarısına ivme katacak. OYAK ve Renault ortaklığının ülkemize katkı sağlayacak stratejisi, Türkiye pazarındaki konumumuzu güçlendirmenin yanı sıra küresel pazarlarda da rolümüzü güçlendirecek” dedi.
Renault Group Türkiye CEO’su Jan Ptacek şöyle konuştu: ”Markamız, güçlü ortağı OYAK ile 54 yıldır Türkiye’de faaliyet gösteriyor. Renault Duster modelimizi Bursa Oyak Renault Otomobil Fabrikaları’nda üretmek, Türkiye’de pazar lideri olma hedefimizin ilk adımı. Renault Duster sayesinde markayı güçlendirebilecek, SUV segmentindeki varlığımızı geliştirebilecek ve elektrifikasyona geçiş stratejimizi hayata geçirebileceğiz. Bursa fabrikamızı sadece Avrupa değil, tüm dünyanın ihracat merkezi haline getireceğiz. OYAK ile birlikte Türkiye otomotiv sektörünün gelişimine çok önemli katkılarda bulunuyoruz.”
]]>6.14 MİLYON LİRALIK MERCEDES
TMSF’nin satış listesinde yer alan 2016 model Mercedes-Benz G 350 D (463) 6.14 milyon lira muhammen bedel ile satılacak. 2015 model Mercedes-Benz s350 Bluetec 4 Matıc Long’un muhammen bedeli ise 5.35 milyon lira olarak belirlendi. Aynı markanın 2020 EQC 400 4 Matic 204X için muhammen bedel 3.65 milyon lira olarak belirlenirken, bu aracın kilometresi 87 olarak ilanda yer aldı. TMSF’nin satış listesinde 2019 model Audi E-Tron için muhammen bedel 4.25 milyon lira, 2015 model BMW İ I8 (2Z21) araç için ise 4 milyon lira muhammen bedel belirlendi.
TEMİNAT YATIRILMASI GEREKİYOR
İhaleye katılmak isteyenler 19 Şubat 2024 tarihine kadar her araç için belirlenen teminatı yatırmak zorunda olacak. Örneğin Bentley için 315 bin lira, 6.14 milyon lira muhammen bedelle Mercedes-Benz için 307 bin lira bankaya teminat yatırılacak.
İHALE 22 ŞUBATTA
İhale 22 Şubat 2024 tarihinde saat 10.00’da TMSF binasında gerçekleştirilecek. İhalenin şartnamesi Satış Komisyonu tarafından, TH Hedefevim AŞ’nin Üsküdar’daki binasında bedelsiz olarak incelenebilecek. İsteyen 2 bin lira karşılığında satın da alabilecek. İhaleye katılmak isteyenler araçları bulundukları adreste görebilecek. Araçlar önceden randevu alınarak, bulundukları adreslerde hafta içi 10:00-16:00 saatleri arasında görülebilecek. Araçların bulundukları adresler, ihale şartnamesini satın alan ve gizlilik taahhütnamesini imzalayan katılımcılara randevu alınırken bildirilecek. İhale, kapalı zarf ve açık artırma yöntemiyle yapılacak. Kapalı zarfla teklif veren katılımcılar arasından açık artırma aşamasına katılmaya hak kazananların listesi oluşturulacak. Kapalı zarf aşamasında verilen en yüksek teklif üzerinden ihaleye açık artırma ile devam edilecek. Teklifler peşin bedel olarak Türk Lirası cinsinden verilecek.
DEVİR-TESLİM TAMİR MASRAFINI KİM ÖDEYECEK
Araçların alıcı adına noterde devir ve tescili ile ilgili her türlü vergi, resim, harç ve yükümlülükler, aracın bulunduğu yerden çıkarılması, tamir, bakım masrafları alıcıya ait olacak. İhale tarihinden sonra süresi gelen muayene ücretleri ve Motorlu Taşıtlar Vergisi ile ihale bedelinden kaynaklanan KDV alıcıya ait olurken, satıştan önceki tarihlerde ödenmemiş olan muayene ücreti ve varsa gecikme cezası, vergi borcu, trafik cezası, trafik sigortası, otopark ücreti gibi masraflardan alıcı sorumlu olmayacak.
BAYİLER 2023 STOKLARINI BİTİREBİLDİ Mİ?
İstanbul Motorlu Araç Satıcıları Derneği (İMAS) Başkanı Hayrettin Ertemel merak edilen soruları cevapladı.
Ertemel açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
2023 yılsonu kampanyaları, piyasa koşulları ve oluşturulan uygun zemin neticesinde istisnai olarak yüksek oranda indirimler ve çok cazip finansman destekleriyle beraber ağustos ayında başlamıştı. Süreç içerisinde %20’ye varan indirimli fiyatlar ve oldukça düşük oranlarla kredi olanakları tüketicilere sunuldu. Ocak 2024 itibarıyla bazı modellerde 2023 model stokları oldukça azalırken, bazı modellerde ise şubat/mart aylarına sarkabilecek stok adetleri mevcut.
KAMPANYALAR SÜRÜYOR MU?
Kampanyalar genel olarak her marka ve modelde uygulanıyor. Öte yandan 2023 model stok sayısı azalmış modellerde kampanyaların sonlandığını ve liste fiyatında bir miktar fiyat artışlarına gidildiğini gözlemliyoruz. Benzeri durum stoku halen yüksek olan modeller için de yaşanabilir. Bu araçlarda da stoklar belirli bir seviyenin altına düştüğünde kampanyalar sonlanacaktır. Benzer şekilde bir miktar fiyat artışları görebiliriz.
LİSTE FİYATI ÜZERİNDEN İNDİRİMLER SÜRÜYOR MU?
Yeni yıl maliyetleri bir miktar artan döviz kuru gibi sebeplerle otomobil fiyatlarının belirli bir oranda artacağını öngörmekteydik. Markalar müşterilerine birebir irtibat noktasında indirimli liste fiyatından da iskonto uygulayabiliyorlar. Aralık ve Ocak aylarında baktığımızda, birebir irtibat noktasında sunulan bu ek indirimlerin Ocak ayında azaldığını ve bu sebeple fiyat artışı yapılmayan otomobillerde de fiyatların Aralık ayına kıyasla bir miktar arttığını görmekteyiz. Öte yandan bazı modellerde Henüz yeni yıl gelmeden bir miktar fiyat artışları yapılmıştı. Kısa bir zaman içerisinde tüm markalardaki yeni fiyatlamalar paylaşılacaktır.
‘STOKLAR YENİ YILA SARKTI’
2023 yılı başlarında ülkemizde otomotiv piyasasının oldukça hareketli olması ve global üretimin artması sebebiyle üreticilerden yüksek miktarda siparişler talep edilmişti. Yılsonuna doğru talebin düşmesi, yüksek miktarda stokun 2024 yılına sarkmasına sebep oldu.
Bazı markalarda şubat/mart ayına kadar devam edebilecek 2023 model stok adedi mevcut. Var olan mevcut stoklar ve otomotiv piyasasında beklenen daralma sebebiyle, bu yıl sipariş adetleri çok daha az olacaktır. Öte yandan global olarak otomobile olan talepte de bir düşüş söz konusu. Dolayısı ile üretim adetleri düşebilir. Tüm bu etkenler bir araya geldiğinde 2024 model araçların ülkemize girişi bazı modellerde şubat/mart ayını, bazı modellerde ise nisan/mayıs aylarını bulabilir.
2023 ÜRETİMLİ ARAÇ ALMAK MANTIKLI MI?
Şu an gerek sıfır gerek ikinci el otomobillerde oldukça cazip fiyatlar tüketicilere sunuluyor. Yeni yıl maliyetleri, döviz kuru gibi sebeplerle otomobil fiyatları 2024 yılında bir miktar artış gösterebilir. Ancak bu artışlar geçmişteki gibi hızlı ve olağan dışı olmayacaktır. Öte yandan 2024 model yılı araçların ülkemize girişinin zaman alması ve maliyetlerinin o günkü döviz kuruyla belirleneceği düşünüldüğünde, mevcut fiyatlar tüketici açısından daha cazip kalabilir. Otomobil almayı düşünen vatandaşlarımız bu faktörleri göz önüne alarak, bütçe ve ihtiyaçları doğrultusunda kararlarını verebilirler.”