Güler, “Anayasamızın amir hükümleri var; bunun da Türk Ceza Kanunu’na yansıyan unsurları var. Bu, temelde bir ayrımcılık, bir nefret suçu.” değerlendirmesini yaptı.
Türk Ceza Kanunu’nun “Nefret ve ayırımcılık” başlıklı 122. maddesindeki “Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle” hükmüne dikkati çeken Güler, “Orada bütün site sakinlerinin kullandığı ortak havuzda siz hangi gerekçeyle bu insanları dışlıyorsunuz, onlara engel koyuyorsunuz? Amacınız nedir? Belli ki sizin ön yargılarınız var. Bu ön yargılarınızdan yola çıkarak birilerini töhmet altında bırakıyorsunuz, birilerini yasaklayıcı bir muamele yapmaya çalışıyorsunuz. Bu yasak. Türk Ceza Kanunu bunu açıkça yasaklamış ve 1 yıldan 3 yıla kadar da bu nefret suçunun cezalandırılacağını söylüyor.” ifadelerini kullandı.

AK Parti Grup Başkanı Güler şunları kaydetti:
“Maalesef bazı insanlarımız kendi siyasi düşüncesini, bir ön kabulle herkesin uyması gereken bir kural gibi dayatmaya çalışıyor. O insanlara ben seslenmek istiyorum, lütfen bu ön yargılarınızı, nefret diline dönüşen bu yaklaşımlarınızı terk edin. Herkese hoşgörüyle, iyi niyetle, insan sevgisiyle yaklaşmalarını tavsiye ediyorum. Buna destek veren, yol açan bazı siyasi kişilikler de var. Sosyal medyada izliyoruz, çok garip ifadelerle insanları yaftalayan, onlara nefret kusan, dininden, dilinden, ırkından, felsefi inancından dolayı ayrımcı bir yaklaşım sergileyenler maalesef sosyal medyada bazı siyasi kişilikler tarafından destek görüyor. Ben buradaki siyasi kişiliklere de seslenmek istiyorum. Toplumu ayrıştıracak, nefrete dönüştürecek bu tür uygulamalara, açıklamalara destek vermeyin. Hoşgörüyü, sevgiyi ve iyi niyeti lütfen destekleyin ve toplumumuzun barış içerisinde yaşamalarına da destek olun.”
USTA: ÇOK GERİ BİR ZİHNİYET
AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, Akçakoca’da haşema giyen kadının havuza alınmamasına tepki göstererek, “Bu tip davranışlar kabul edilemez, çok ilkel buluyorum, çok geri bir zihniyet. Site yönetimleri dönsün, kendi işlerine baksın.” dedi.

AK Parti Grup Başkanvekili Usta, Düzce’nin Akçakoca ilçesinde site sakini kadının haşema giydiği gerekçesiyle havuzu kullanmasının engellenmesine ilişkin AA’ya değerlendirmede bulundu.
Usta, “Özel sitede o sitenin sakinlerinden bir hanımefendi kendi kullanımına açık olan bir alanda havuza girmek istiyor. İster site yöneticisi ister oranın personeli olsun yapılan muamele kesinlikle kabul edilebilir değil. Bir site sakini gelip de ‘Sen buraya bununla giremezsin’ diyemez, böyle bir hakkı yok.” diye konuştu.
Yönetimin böyle bir karar alma hakkının da olmadığının altını çizen Usta, “Yönetim, sitenin işlerini yürütmekle yükümlüdür. Kimin neyle havuza gireceğine karar verme yetkisi kimsede yoktur. Ben o hanımefendiyi cesaretinden dolayı tebrik ediyorum. Gayet medeni bir şekilde konuşmuş, o insanları ikaz etmiş. Bunu da yargıya taşıması beni memnun etti. Türkiye’de hala bunu yapabileceğini düşünen insanlar varsa onlara karşı çok iyi bir örnek olur. Bu tip davranışlar kabul edilemez, çok ilkel buluyorum. Çok geri bir zihniyet. Artık bunlarla uğraşmasınlar. Site yönetimleri dönsün kendi işlerine baksınlar.” değerlendirmesinde bulundu.
Bu görüntülerin Türkiye’ye yakışmadığını vurgulayan Şahin, “Mahkeme sonucunda da hak yerini bulacaktır. Bunlar artık Türkiye’nin gündeminde olmaması gereken işler.” ifadelerini kullandı.

“BU ZORBALIK KABUL EDİLEMEZ”
AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları Başkanı Ayşe Keşir, Düzce’nin Akçakoca ilçesinde site sakini kadının haşemayla havuza girişinin engellenmesine ilişkin, “Akçakoca’da mülkiyetine ortak olduğu havuzda yapılan mülkiyet hakkının ihlali, özel hayata müdahale ve ayrımcılık suçudur. Bu bağnazlık, bu zorbalık kabul edilemez.” ifadelerini kullandı.

Keşir, sosyal medya hesabından, Düzce’nin Akçakoca ilçesinde site sakini kadının haşemayla havuza alınmamasına ilişkin yaptığı paylaşımda, şunları kaydetti:
“Sene olmuş 2024, hala tek derdiniz kadınların kılık kıyafeti, ne giyeceği, ne giymeyeceği? Okulda, işte, sokakta, evde, denizde ya da havuzda kadın ne giyeceğine kendi karar verir. Saygı duymayı öğreneceksiniz. Üstelik, Akçakoca’da mülkiyetine ortak olduğu havuzda yapılan mülkiyet hakkının ihlali, özel hayata müdahale ve ayrımcılık suçudur. Bu bağnazlık, bu zorbalık kabul edilemez.”
]]>‘ŞÜPHEYLE YAKLAŞIYORLAR’
Terörist Brenton Tarrant’ın 15 Mart 2019’da otomatik silahlarla düzenlediği saldırıların 5. yılında da yaralarını sarmaya devam eden kurbanların aileleri ve mağdurlar, Kasım 2023’te göreve başlayan Christopher Luxon liderliğindeki koalisyon hükümetinin, Müslüman karşıtlığı ve nefret suçlarını önlemek için atacağı adımlara şüpheyle yaklaşıyor.
“Ardern, nefret suçlarıyla mücadele için yasalar çıkartılmasına öncülük etti”

‘KORKU VE ÖFKE’
Tarrant’ın silahından çıkan 9 kurşunun vücudunun çeşitli yerlerine isabet etmesiyle ağır yaralanan ve 20’den fazla ameliyat geçiren Temel Ataçocuğu, saldırıyı ve ardından geçen 5 yılı anlattı.
Ataçocuğu, Nur Camisi’nde açılan ateş sonucu yaralandığını kaydederek, “Şahit olunmaması gereken şeylere şahit oldum. O an ölen insanların ölüm anına tanıklık ediyorsun. Kendin de o ölüm endişesini yaşıyorsun. Tarif edilemez bir hissiyat, korku ve öfke.” ifadelerini kullandı.
‘DAHA GÜVENLİ VE KAPSAYICI’
Saldırılardan sonra ülkenin “daha güvenli ve kapsayıcı” olmasını sağlamak amacıyla hazırlanan ve Aralık 2020’de kamuoyuyla paylaşılan 792 sayfalık Kraliyet Soruşturma Komisyonu raporunu hatırlatan Ataçocuğu, dönemin Başbakanı Ardern’in raporda tavsiye edilen 44 maddeyi dikkate alarak, silah ruhsatı reformu ve nefret suçlarıyla mücadele gibi konularda yasalar çıkartılmasına öncülük ettiğini söyledi.

ZAMANIN TEDBİRLERİ
Ataçocuğu, benzer saldırıların önlenmesi için dönemin hükümetinin attığı adımlara ilişkin, “Silahların toplanması, imha edilmesi, tekrar silah edinme kanununun biraz daha sertleşmesi, daha çok irdelenmesi ve kontrol edilmesi, psikolojik testlerin daha zor olması gibi yeni kanunlar çıkarttılar.” dedi.

YENİ HÜKÜMET ‘VURDUMDUYMAZ’
Ataçocuğu, Luxon hükümetinin ülkenin yerlileri Maorilere yönelik politikalarını hatırlatarak, yeni hükümetin ülkede yaşayan çeşitli millet ve etnik kökene karşı kabul edilebilir bir tutum sergilemediğini ve nefret suçlarıyla mücadelede “vurdumduymaz davrandığını” kaydetti.
Ardern hükümetinin saldırının mağdurlarıyla sürekli iletişim halinde olduğunu, düzenli toplantı ve bilgilendirmeler yaptığını ancak yeni hükümetten henüz böyle bir adım gelmediğini ifade eden Ataçocuğu, “Yeni hükümet, birçok kişinin kalbini kırmaya yatkın bir hükümet.” değerlendirmesinde bulundu.
Ataçocuğu, eski hükümetin güvenlik açığının kapanması ve nefret suçlarıyla mücadele kapsamında başlattığı çalışmaların Luxon hükümeti tarafından devam ettirilmesinin önemine dikkati çekerek, “(Hükümetin) Kraliyet Soruşturma Komisyonunun verdiği 44 maddeyi bir an önce yerine getirmek için elinden geleni yapması gerekiyor.” görüşünü paylaştı.
‘NEFRET MANİFESTOSU’
Avustralya asıllı terörist Brenton Tarrant, 15 Mart 2019’da Christchurch kentindeki camilere otomatik silahlarla saldırmıştı. Tarrant, saldırılarına başlamadan önce, “beyaz ırkın üstünlüğünü” savunduğu 74 sayfalık nefret manifestosunu hem internet üzerinden yayımlamış hem de dönemin Başbakanı Ardern dahil birçok siyasi lidere e-posta olarak göndermişti.
Aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 51 kişinin hayatını kaybettiği, 49 kişinin de yaralandığı saldırıyı sosyal medya hesabından canlı yayınlayan Tarrant, saldırıdan hemen sonra polis tarafından yakalanmıştı.
Tarrant, 2020’de çıktığı Christchurch Yüksek Mahkemesinde, 51 cinayet, 40 cinayete teşebbüs ve bir terör suçundan hüküm giyerek şartlı tahliye olmaksızın müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.