Bakan Bayraktar’ın açıklamalarından satır başları:
“HEDEFİMİZ ENERJİDE BAĞIMSIZLIK”
Türkiye Yüzyılı enerjide dışa bağımlılığımızı bitirdiğimiz bir yüzyıl olacak. 30 yıl içerisinde enerji ve madenler alanında bunu başaracağız.
Her gün 2 buçuk milyon aracın deposunu doldurabilecek akaryakıta ihtiyacımız oluyor. Enerjimizin yüzde 67’sini ithal ediyoruz. bu bağımlılığı bitirmeliyiz.
Rüzgar ve güneş enerjisinde dünyanın 11. sırasındayız. Büyük potansiyelimiz var. Önümüze 12 yıllık hedef koyduk. Her yıl 5 bin megavatlık kurulu güç koyacağız. Deniz üstü rüzgarlar yapacağız. Ege kıyıları ve Saroz kıyıları uygun. Hidrolik kaynakları da dahil ettiğimizde yenilebililir kaynaklarda yüzde 65’i yakalayacağız.
NÜKLEER ENERJİ İÇİN KRİTİK TARİH
Yenilenebilir enerjide sanayicimizin ilgisi büyük. Avrupa’da başlayacak karbon düzenlemesi var. Avrupa diyor ki bir ülkeden bardak alacaksam o ülkede karbon fiyatlaması yapılması gerekecek. Eğer bu olmamışsa bunun ücretini ödeyeceksin diyor. Bu yüzden sanayicilerimiz kendi enerjilerini rüzgardan karşılamak için seferber olmuş durumda. Biz de bu konuda yardımcı oluyoruz.
1 milyon haneye yetecek elektiriği güneşten ve rüzgardan karşılayacağız.
Rüzgar ve güneş enerjisinin yanında nükleer gibi, deniz gibi, petrol gibi alternatifleri de koymak zorundayız.
Nükleer de çevre dostu bir enerji kaynağıdır. 2028 yılına kadar 4 nükleer reaktörü de faaliyete geçirmek istiyoruz. Bu enerjinin yüzde 10’unu karşılayacak. Nükleer kuralların çok yoğun olduğu bir alan. Biz test süreçlerinin emniyetli şekilde yapılmasını sağlıyoruz. Türkiye, tarihinde ilk kez nükleerden enerji üretmeye başlayacak.
ELEKTRİK ALTYAPISININ ÖNEMİ
Dünyada elektrik enerjisine dönüşüm başladı. Elektriğin olmadığı bir dünyada ne sanayiden, ne ticaretten bahsetmeniz mümkün değil. Yapay zeka konuşuluyor. Ama beraberinde konuşulan şey yapay zekanın ihtiyaç duyacağı enerji oluyor. Bunu çözümlememiz gerekiyor. Elektrik altyapımızın daha da geliştirilmesi gerekiyor. Bütün yapmaya çalıştığımız bu enerjiyi kesintisiz bir şekilde vatandaşlarımıza sunabilmek.
GABAR’DAKİ ÜRETİMDE SON DURUM NEDİR?
Gabar 2021 yılında yaptığımız bir keşif. Cumhuriyet tarihinde karadaki en büyük keşfimiz. Günlük 45 bin varili aştık. Gabar’daki mevcut 41 kuyuyu sene sonunda 95’e çıkaracağız. Günlük 100 bin varile ulaşmayı hedefliyoruz. Yıl sonuna kadar bunu başarmayı planlıyoruz.
Çok yoğun çalışma devam ediyor. Gabar geçmişte terörle anılan bir bölgeydi. Terörden temizlenince Gabar bizim için petrol arama alanına dönüştü. Dağlarda 300 km üzerinde yol yaptık. Bu mevsimde bile kar gördüğümüz yerler var. Gece gündüz 3 bin kişiyle çalışmalarımız devam ediyor. Bölgenin insanlarını da istihdam ediyoruz. Şırnak ülkemizin petrol başkentine dönüşüyor.
15 bin varil petrolü Diyarbakır’da, 20 bin varili Batman’da üretiyoruz. Sadece Gabar’da üretim gerçekleştirmiyoruz .Bu üretimler sadece Türkiye’de değil, Basra’da, Kuzey Irak’ta ve Azerbaycan’da da ortak olduğumuz projeler var. Libya, Somali, Cezayir ve Azerbaycan’da yeni projelerimiz de var.
KARADENİZ’DEKİ DOĞALGAZ
Kendi gemilerimizle bu sondajları yapmazsanız istediğiniz yere gemiyi götüremezsiniz. Kendi ekibinizle yaptığınız zaman daha az maliyetli oluyor. Cumhurbaşkanımız en büyük doğalgaz keşfini açıklamıştı. 2020’nin Mart’ında pandemi vardı. Yabancı bir gemiyi getirmek bu dönemde imkansız olurdu. 2016 yılında yapmış olduğumuz kendi gemilerimizle arama konusundaki stratejimiz bugün meyvelerini veriyor.
Birinci hedefimiz Sakarya Gaz Sahası’ndaki doğalgaz üretimini artırmak. 2025 yılının ilk çeyreğinde 10 milyon metreküpe ulaşmak istiyoruz. Yeni keşifler ve yeni sondajlar için de planlamalar peşindeyiz.
ELEKTİRİĞE GELEN ZAM
Emtiadan kaynaklı fiyatların getirdiği bir baskı var. Döviz fiyatı da önemli, onun da etkisi var. Pandemiden bu yana vatandaşlarımıza destek programı hazırladık. Son zamdan önceki dönemde doğalgaz ve elektrikte devletin 584 milyar TL desteği oldu. Hala bu fiyat artışına rağmen elektrikte yüzde 60, doğalgazda yüzde 70 devlet desteği var. Temmuz ayı için zam söz konusu değil.
Doğalgaz fiyatları pandemi dönemindeki gibi anormal değil. Yaz sezonunda olmamızın da nedeni var. Enerji alanındaki faaliyetler ve grevler dünyada fiyatları etkiliyor. Birbiriyle iç içe geçmiş bir durum var.
Türkiye’nin hem madende hem de diğer alanlarında dışa bağımlılığını kaldırmak için sadece kendi kaynaklarının yetmesi gibi bir durum söz konusu olmayabilir. Bunun için yakın coğrafyadaki enerji talebimizi karşılayacak farklı alternatifleri destekleyecek görüşmeler yapıyoruz.
]]>Türkiye için enerji konusunda doğal gaz ve nükleerin öne çıkan konular arasında yer aldığını dile getiren Bayraktar, bu iki konuda Rusya ile yoğun bir işbirliğinin yürütüldüğünü söyledi.
SPIEF’te gerçekleştirdiği konuşmada, Türkiye’nin enerjideki hedeflerini anlattıklarını ifade eden Bayraktar, “Önümüzdeki süreçte neler yapmayı planladığımızı anlatarak, işbirliği imkanlarını da değerlendirdik.” dedi.
Bayraktar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Türkiye’de doğal gaz ticaret merkezi kurulmasıyla ilgili bir hedef ortaya koyduklarına işaret ederek, “Bu hedefle alakalı yaptığımız ve bundan sonra yapacaklarımızın bir anlamda yol haritasını değerlendirdik.” ifadesini kullandı.
Türkiye’de doğal gaz ticaret merkezi kurulmasına yönelik çalışmaların devam ettiğini belirten Bayraktar, “Doğal gaz merkeziyle alakalı tabii ki en önemli konulardan birisi altyapının, fiziki altyapının buna hazır olmasıdır. Türkiye de özellikle son yıllarda yaptığı yatırımlarla bu konuda çok önemli çalışmalar kaydetti. Şimdi İstanbul Finans Merkezi’nde BOTAŞ ve Gazprom ortaklığında bir işletme şirketi kurmayı planlıyoruz.” dedi.
Söz konusu plan doğrultusunda görüşmeler yaptıklarını anlatan Bayraktar, gelecek aylarda somut çalışmaları ortaya koyup ticaret merkezini hayata geçirmek istediklerini söyledi.

TÜRKİYE’DE DOĞAL KAYNAK TİCARETİ PLANLANIYOR
Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkilerde nükleerin tuttuğu önemli yere işaret eden Bayraktar, “Nükleer, Türkiye’nin enerji portföyünde ve vizyonunda da önemli bir yer ifade ediyor. Zira özellikle Türkiye’nin hem baz yükte temiz enerji elde etmesi açısından ve uzun dönemde enerji ihtiyacını, arz güvenliğini sağlaması açısından nükleer oldukça büyük bir öneme sahip.” diye konuştu.
Bayraktar, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde (NGS) yoğun bir çalışmanın yürütüldüğünü anlatarak, “30 bin civarında insan şu anda orada hummalı bir şekilde özellikle ilk reaktörü önümüzdeki aylarda devreye alabilmemiz için bir çaba gösteriyor. Burada ilgili muhataplarımızla buna ilişkin çalışmalarımızı da değerlendirdik.” dedi.
Türkiye’nin 2050’ye kadar toplam 12 reaktör ve 15 bin megavatlık nükleer güce ulaşmayı hedeflediğinin altını çizen Bayraktar, bununla ilgili Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom’la istişareler yürüttüklerini kaydetti.
Rusya ile Türkiye arasındaki doğal gaz ticaretinde 2026’da 40’ıncı yıla girileceğini belirten Bayraktar, “Doğal gazın yanı sıra, nükleerde ilişkilerimizi 22’inci yüzyıla taşıyacak bir santral projesiyle ve gelebilecek diğer projelerle ilgili konuşurken, yeni bir alanı biraz daha yoğun olarak önümüzdeki süreçte devreye alıyoruz. Bu da doğal kaynaklar alanıdır.” dedi.
Bu konuda Rusya Doğal Kaynaklar Bakanı Alexander Kozlov ile görüşmeler yaptıklarını vurgulayan Bayraktar, “Bu, özellikle arama, üretim ve metal ticaretiyle alakalı olarak yine bizim İstanbul Finans Merkezi’nde kurmayı, geliştirmeyi düşündüğümüz Türkiye Enerji ve Maden Borsası’yla yakından alakalı bir konudur. Oldukça kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdik. Ümit ediyorum bu şekilde işbirliğimiz çok daha ileri bir seviyeye gelecek.” ifadelerini kullandı.

NÜKLEER ENERJİYE İHTİYAÇ TÜM DÜNYADA ARTIYOR
Nükleer enerjinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ortaya koyduğu ve Türkiye’nin önümüzdeki 30 yıl içerisinde karbon nötr bir ekonomi olma hedefinde önemli bir yer tuttuğuna işaret eden Bayraktar, “Dolayısıyla aslında bu küresel ısınmayla ve Türkiye’nin yapacağı katkıyla alakalı önemli, çok zor ve değiştirmemiz gereken birçok şeyin olduğu bir hedef. Ulaştırmadan tarıma, tarımdan sanayiye, enerjiye kadar birçok alanda değişikliklere ihtiyaç duyuyoruz.” diye konuştu.
Bayraktar, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de elektrikleşmenin önemli oranda büyüdüğüne dikkati çekerek, binalarda, ulaştırmada, sanayide, dijitalleşmenin ve yapay zekanın getirdiği etkiyle elektrik talebinin daha da artacağını söyledi.
Söz konusu talebi karşılarken temiz kaynaklara ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan Bayraktar, “Biz çok önemli bir yenilenebilir enerji ülkesiyiz, bu yenilenebilir kaynakları da sisteme doğru şekilde koyabilmek için mutlaka bizim bunları destekleyecek baz yük santrallere ihtiyacımız var.” dedi.
Doğal gazın bu alanda daha çevreci olduğu için ön plana çıktığını belirten Bayraktar, sıfır emisyona sahip nükleerin, yenilenebilir enerjinin daha çok devreye alınması açısından da önem taşıdığını kaydetti.
Söz konusu eğilimin tüm dünyada yaşandığına işaret eden Bayraktar, “COP28’de dünya enerji dönüşümüyle alakalı, küresel ısınmayla mücadelede mutlaka şu andaki kurulu nükleer gücü üç katına çıkarmayla alakalı önemli bir hedef ortaya koyduk. Aslında bu bizim uzun zamandır ortaya koyduğumuz hedeflerle de örtüşen bir durumdur.” dedi.

‘BOŞ YERE NÜKLEER SAVAŞTAN BAHSETMEYİN’
Nükleer silah kullanımı ile gerilimi Rusya’nın değil İngiltere’nin başlattığını dile getiren Putin, karşılıklı olarak nükleer saldırıların gerçekleşmesi halinde çok sayıda kurban olacağını, ancak işin bu noktaya gelmeyeceğini varsaydığını ifade etti.
Rusya ve ABD’nin füze saldırısına karşı uyarı sistemine sahip olduğunu bildiren Putin, Avrupa ülkelerinin ise nükleer saldırıya karşı hazırlıksız olduğunun altını çizdi. Rusya’nın elindeki nükleer silahların ABD’nin Japonya’da kullandığı silahlardan 4 kat daha güçlü olduğuna dikkati çeken Putin, herkese boş yere nükleer savaştan bahsetmemesi çağrısında bulundu.
‘NÜKLEER SİLAH KULLANMAYI GEREKTİRECEK BİR DURUM OLUŞTUĞUNA İNANMIYORUM’
Rusya’nın nükleer doktrini olduğunu ve orada her şeyin yazdığını vurgulayan Putin, “Nükleer silahların kullanımı, ülkenin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik bir tehdit söz konusu olduğunda istisnai durumlarda mümkündür. Böyle bir durumun oluştuğuna inanmıyorum. Böyle bir ihtiyaç yok.” ifadelerini kullandı.

Putin, nükleer doktrinin yaşayan bir araç olduğuna dikkati çekerek, dünyada olup bitenleri dikkatle izlediklerini ve bu doktrinde bazı değişiklikler yapmayı göz ardı etmediklerini ifade etti.
Ancak gerekirse nükleer silah denemeleri yapacaklarının altını çizen Putin, enformasyon ve bilgisayar imkanlarının her şeyi yeniden üretmeye izin verdiği için şu ana kadar bu denemeleri yapmadıklarını aktardı.
‘BİZ ELBETTE ZAFER ELDE EDECEĞİZ’
Ukrayna ile müzakereler konusuna değinen Putin, tüm silahlı çatışmaların barış anlaşmalarıyla sonuçlandığını kaydetti. Putin, “Yeterince önemli bir Avrupa ülkesinin eski liderlerinden birisi bana tüm bu anlaşmaların ya askeri yenilgiye ya da zafere dayanabileceğini söylemişti. Biz elbette zafer elde edeceğiz.” şeklinde konuştu.

‘İSTANBUL’DA ANLAŞTIĞIMIZ ŞARTLAR ÇERÇEVESİNDE MÜZAKERELERE HAZIRIZ’
Moskova’nın çıkarlarını karşılayacak anlaşmalar yapılması gerektiğini vurgulayan Putin, mevcut Kiev yönetimiyle anlaşma yapmanın oldukça sorunlu olduğunu kaydetti.
Putin, “Ukrayna’da iktidar meşruiyetini kaybetti. Bu, ülke anayasasında da yer alıyor.” diye konuştu.
Ancak Kiev’in müzakere yapmak isterse bunu yapacak birini bulabileceğini dile getiren Putin, “Biz bu müzakerelere hazırız. Ancak tekrar ediyorum, bazı varsayımlarla değil, önce Minsk’te, sonra da İstanbul’da bu müzakereleri başlatırken üzerinde anlaştığımız şartlar çerçevesinde hazırız.” ifadelerini kullandı.

‘SİLAH TEDARİK ETMİYORUZ ANCAK BAZI MEŞRU YAPILARAK SAĞLAMA HAKKIMIZI SAKLI TUTUYORUZ’
Rusya’nın Ukrayna’ya silah sağlayan ülkelerin hassas hedeflerini vuracak bölgelere uzun menzilli silah gönderip göndermediğinin sorulması üzerine Putin, “Henüz (silah) tedarik etmiyoruz. Ancak bunu (silah tedarikini) askeri nitelikte de dahil olmak üzere, kendi üzerlerinde belirli şekilde baskı gören devletlere ve hatta bazı meşru yapılara sağlama hakkımızı saklı tutuyoruz.” şeklinde konuştu.
Putin, Ukrayna’daki çatışmalar nedeniyle ülkesinde yeni bir askeri seferberlik ihtiyacı olmadığına vurgu yaparak, geçen yıl seferberlik kararı olmadan 300 binden fazla kişinin gönüllü sözleşmeli asker olduğunu, bu yılın başından bu yana da 160 binden fazla kişinin sözleşme imzaladığını bildirdi.
Ayrıca Putin, bu yıl Donbas’ta ve diğer çatışma bölgelerinde Rus ordusunun 47 yerleşim birimini ve 880 kilometrekarelik alanı Ukrayna ordusundan aldığı bilgisini paylaştı.

CİNGÖZ: URANYUM HER İSTENİLEN YERDEN ALINABİLECEK BİR MADDE DEĞİLDİR
Kararın dünya piyasalarını etkileyeceğine inandığını aktaran Cingöz, “Rusya’dan zenginleştirilmiş uranyum tedarik eden ülkelerin de ABD’nin kararından etkilenmeyeceğini düşünüyorum. Uranyum her istenilen yerden alınabilecek bir madde değildir. Çıkartılması, üretilmesi ve satışı özel uluslararası kurallara tabidir. Bu nedenle Rusya’dan alım yapan ülkelerin alımları da kuvvetle muhtemel ki devam edecektir. ABD, Aralık 2023’te Kanada, Fransa, Japonya ve İngiltere’nin liderleriyle, bu ülkelerde bulunan uranyum zenginleştirme tesislerinin kapasitelerinde ortak olarak artırıma gidilmesini planladı. Ülkeler bu amaçla 4,2 milyar dolarlık bir finansman planını hayata geçirmeye hazırlanıyor. Bu da ABD’nin tedarik zincirine bu ülkeleri dahil etmeyi planladığını göstermektedir. Ayrıca yasaklamanın karardan 90 gün sonra devreye girecek olması da tedarikte sıkıntı yaşamamak amacıyla zaman kazanmaya yönelik olarak değerlendirilmelidir” diye konuştu.
“ABD VE AVRUPA ÇEŞİTLİ SEKTÖRLERDE RUSYA’YA YÖNELİK YAPTIRIMLARINI GİDEREK ARTIRAN BİR POLİTİKA İZLEMEKTEDİR”
Başta uranyum tedariğine bağlı olmak üzere çeşitli nedenlerle nükleer reaktörleri kapatmak zorunda kalacağı değerlendirilen tesislerin 2027 sonuna kadar teşviklerle destekleneceğinin açıklanması da dikkatlerden kaçırılmaması gerektiğini aktaran Cingöz, “Ayrıca Rusya’dan zenginleştirilmiş uranyumun ABD’ye ithalatını yasaklayan tasarının, ABD Enerji Bakanı’nın, Dışişleri ve Ticaret Bakanlıkları ile istişarede bulunarak Amerikan tüketicilerine istisnalar getirmesine izin verdiği de göz ardı edilmemelidir. ABD’nin zenginleştirilmiş uranyum ithalatında Rosatom’un payının yüzde 20 olduğu dikkate alındığında bu durumun Amerikan iç pazarı için belirsizlik yaratacağı açıktır. Bu da Rus uranyumunu kullanan ABD’li tüketicileri tedariklerini sürdürebilmek için yasaktan muafiyetler elde etmeye zorlayacaktır. ABD ve Avrupa çeşitli sektörlerde Rusya’ya yönelik yaptırımlarını giderek artıran bir politika izlemektedir. Ancak ABD’nin Rusya’dan uranyum ithalatını yasaklayan bu kararı, tıpkı Rusya-Ukrayna krizi patlak verdiğinde Avrupa’nın petrol ve gaz konusunda yaşadığı sıkıntılar gibi ABD’ye de sıkıntı yaşatacaktır. O dönemde benzer yaptırımlar Avrupa’nın tutumu genel ekonomik düzeye ve insanların günlük yaşamlarına olumsuz bir etki etmişti ve enerji fiyatlarının fırlamasına neden olarak enflasyonun yükselmesine yol açmıştı. ABD’de de zenginleştirilmiş uranyum ihtiyacını karşılayacak bir iç kapasite bulunmuyor. Ek olarak bu maddeyi başka tedarikçilerden karşılamaya çalışması durumunda da Rusya’nın teklif ettiği fiyat aralığında ithalat yapamayacaktır. Bu yaptırımlardan ABD zarar görecektir” dedi.

“AKKUYU NGS PROJESİNDE UYGULANAN YAP-SAHİP OL-İŞLET MODELİ OSMANLI DÖNEMİNDEN BERİ BİLİNEN BİR YAKLAŞIMDIR”
Cingöz, Rusya’ya konulan ambargolar Akkuyu NGS’ye yakıt tedarikini etkileyip etkilemeyeceğine dair ise “ABD’nin kararı kendini bağlayacaktır. NATO’nun en büyük ortağı ABD’nin Türkiye’de Rusya gibi ekonomik tesisler inşa etmediği not edilmelidir. Türkiye-Rusya ilişkileri son derece stratejik olup çok çeşitli alanları kapsamaktadır. Ukrayna-Rusya çatışma sırasında Türkiye tarafsız olarak her iki ülke ile ilişkisini sürdürmeyi başarmıştır. Hatta iki ülke liderlerini bir araya getirebilecek seviyelerde sürdürülen bu ilişkilerin elbette ABD ve Avrupa Birliği başta olmak üzere birçok küresel oyuncuyu rahatsız ettiği de muhakkaktır. NATO üyesi olmasına karşın Türkiye NATO’nun Rusya ambargolarına dahil olmayarak kendi politikasını uygulamayı başarmıştır. Akkuyu NGS’nin Türkiye’de kurulumunun devam ettiği ve ilk ünitenin devreye alınması için son aşamaların yaklaştığı bir sürece gelinmiştir ve Rusya tarafından Türkiye ile imzalanan hükümetler arası anlaşmalar temelinde işletileceği bilinen Akkuyu NGS için bir sıkıntı söz konusu olmayacaktır, olamaz da. Santralin işleticisi bizzat Rusya iken olumsuz bir etki beklenemez. Akkuyu NGS projesinde uygulanan Yap-Sahip Ol-İşlet modeli Osmanlı döneminden beri bilinen bir yaklaşımdır. Örneğin ‘İstanbul’da Tramvay, Tünel İşletmeleri, Elektrik, Gaz İdaresi, Haydarpaşa Liman İşletmesi ve İzmir’de Liman İşletmesi, Göztepe Tramvay İşletmesi gibi işletmelerin yabancı şirketlere yaptırılarak hizmet vermeleri, kamu ve özel sektör ile halkın istifadelerine sunulmuştur’ denildiğinde hatırlanacaktır. Bu uygulamayı cazip kılan taraf inşaat, işletme, bakım ve onarımlar sürecinde devlet bütçesinden bir harcama yapılmıyor olmasıdır. Akkuyu NGS’nin kurucu ve işleticisi de Rusya olacağı için zenginleştirilmiş uranyum sıkıntısı yaşanması olası değildir. Unutulmamalıdır ki nükleer tesis sahibi olmak Türkiye’ye çağ atlatacaktır. Burada yetişecek Türk nükleer mühendisleri, teknik ve ara elemanları ilerleyen zamanlarda Türkiye’nin kendi NGS’lerini yapabilmesine imkân sağlayabileceği hatırda tutulmalı ve bu eksenli bir devlet politikası hazırlığımız mutlaka olmalıdır” şeklinde konuştu.

BOZKUŞ: TÜRKİYE RUSYA İLE YÜRÜTTÜĞÜ AKKUYU NGS PROJESİNDE NÜKLEER YAKIT SIKINTISI ÇEKMEYECEKTİR
Siyaset Bilimci ve Stratejist Mehmet Bozkuş da Türkiye’de Akkuyu NGS’nin Yap-Sahip Ol-İşlet modeliyle inşa edilmesi sayesinde bu ve benzeri yaptırımlardan etkilenmeyeceğine dikkat çekerek şöyle konuştu:
“Günümüzde dünya ekonomisi büyük risklerle boğuşuyor. ABD’nin de böyle bir karar alması artan maliyetler nedeniyle enerjiye ulaşmasında büyük sıkıntılar doğuracaktır. Ancak Türkiye Rusya ile yürüttüğü Akkuyu NGS projesinde nükleer yakıt sıkıntısı çekmeyecektir. Yap-Sahip Ol-İşlet modeli ile inşa edilen Akkuyu NGS’de anlaşmalar gereği santralin çalışması için gerekli olan tüm ekipmanlar ve yakıt Rusya tarafından sağlanacaktır. Türkiye bu sayede hem nükleer enerji santraline sahip olurken bununla beraber nükleer üretim kapasitesine ulaşma imkanına kavuşacaktır. Bu teknoloji enerjinin yanı sıra tarıma ve sağlık da dahil olmak üzere birçok alanda kullanılmaktadır. Bu da Türkiye’nin teknoloji temelini oluşturarak dışa bağımlılığının önüne geçmesini sağlayacak yeni yatırımları beraberinde getirecektir. Gelişmiş refah ve kalkınmış toplumlara baktığımızda birçok NGS’ye sahip oldukları görülmektedir.”
]]>Nükleer Enerji Yüksek Mühendisi Korcan Kayrın, radyasyonun NGS’lerde güvenlik açısından büyük önem taşıdığını belirterek “NGSlerin çalışma prensibi termik santrallere çok benzemektedir. En önemli fark kullanılan radyoaktif kaynaktır. İşte tam bu sebeple güvenlik açısından radyasyon en önemli başlıktır. NGS’ler hem çalışanların hem de çevrenin radyasyona maruz kalmaktan korunmasını sağlamak için sıkı güvenlik önlemleri ve protokolleri ile donatılmıştır” diye konuştu.

KAYRIN: AKKUYU NGS, TÜRKİYE’NİN ENERJİ ARZ GÜVENLİĞİNİ ARTIRMAK İÇİN ÇOK ÖNEMLİ BİR YATIRIM
Kayrın, NGS’lerin yakıtın kendisinden başlayarak en dış katmana kadar derinlemesine güvenlik anlayışı ile tasarlandığını ve olası riskleri önlemek ve azaltmak için sağlam muhafaza yapıları, yedekli soğutma sistemleri, acil durum kapatma sistemleri, aktif ve pasif güvenlik mekanizmaları da dahil olmak üzere çok katmanlı güvenlik özelliklerine sahip olduğunu belirterek “NGS’ler sıkı bir düzenleyici gözetime de tabidir ve güvenlik standartlarına uygunluğu sağlamak için düzenli denetimler yapılır. Ayrıca, santral çevresindeki hava, su ve toprak sürekli olarak izlenir ve güvenliğin sağlanması için gerekli önlemler alınır. Sonuç olarak, NGS’ler güvenli ve güvenilir bir şekilde çalışmakta ve dünyanın artan enerji taleplerini karşılamak için gerekli olan düşük karbonlu enerjinin hayati bir kaynağını sağlamaktadır. Kapsamlı güvenlik önlemleri alınarak inşa edilen Akkuyu NGS, Türkiye’nin enerji arz güvenliğini artırmak ve enerji kaynaklarını çeşitlendirmek için çok önemli bir yatırımdır. Nükleer enerji, bir ülkenin enerji karmasında mutlaka yer alması gereken değerli bir teknolojidir” şeklinde konuştu.
“İDDİALAR MANTIKLI BİR TEMELE DAYANMAKTAN UZAK”
Nükleer santrallerin tehlikeli olduğuna dair iddiaların “mantıklı bir temele dayanmaktan uzak” olduğunu belirten Kayrın, Fransa örneğini vererek turistlerin yoğun olduğu bir bölgedeki nükleer santraldeki halkın çoğunun, santralden kaynaklanan bir sıkıntı yaşamadığını söyledi. Ayrıca radyasyonun, sağlık ve diğer alanlar için gerekli olduğunu da dile getiren Kayrın, “Nükleer enerji sadece enerji sağlamakla kalmayıp aynı zamanda değerli bir teknoloji de sunmaktadır. Nükleer enerji, tıp, tarım ve sanayi gibi alanlarda da büyük katkılar sağlar” dedi.

TÜRKMEN: SOĞUTMA SİSTEMLERİ NÜKLEER SANTRALLERDE KRİTİK ROL OYNAR
ABD Ohio Devlet Üniversitesi Araştırma Görevlisi Yüksek Nükleer Mühendisi Gülçin Sarıcı Türkmen de nükleer güç santrallerinde, radyasyonla ilişkili potansiyel riskleri azaltmak için kapsamlı önlemler alındığını belirtti. Türkmen, bu önlemlere ilişkin şunları söyledi:
“Reaktör kalbini çevreleyen yapılar, depremler veya dış etkiler gibi aşırı koşullara dayanacak şekilde, hatta ciddi bir kaza durumunda bile radyoaktif malzemelerin çevreye salınmasını önlemek için tasarlanmıştır. Reaktör kalbi içinde, enerji üretimini yönlendiren nükleer fisyon zincir reaksiyonları kontrol çubukları adı verilen ve genellikle bor veya kadmiyumdan yapılan malzemelerle kontrol edilir. Bu kontrol mekanizması, reaktörün istikrarlı ve yönetilebilir bir güç seviyesinde çalışmasını sağlar, kritik bir duruma ulaşmasını veya aşırı reaksiyonları yaşamasını önler. Ayrıca, soğutma sistemleri nükleer santrallerde kritik rol oynar. Bu sistemler nükleer reaksiyonlar sırasında oluşan fazla ısıyı uzaklaştırmak için kullanılır.”
“MAALESEF RADYASYONLA İLGİLİ YANLIŞ ANLAYIŞLAR GÜNÜMÜZDE OLDUKÇA YAYGIN VE BU DA İNSANLARI ENDİŞELERE YÖNLENDİREBİLİYOR”
Türkmen, nükleer santrallerin çeşitli senaryoları göz önünde bulunduran kapsamlı acil durum müdahale planlarına sahip olduğunu aktararak bu planların düzenli tatbikatlar, personel eğitimi, yerel acil servislerle koordinasyon ve halk için iletişim stratejilerini içerdiğini söyledi. Radyasyonun, modern yaşamımızın bir parçası olduğunu ve aslında nükleer santraller dışında güneşin de dahil olduğu pek çok farklı kaynaktan radyasyon geldiğini belirten Türkmen, “Maalesef radyasyonla ilgili yanlış anlayışlar günümüzde oldukça yaygın ve bu da insanları endişelere yönlendirebiliyor. Radyasyonla ilgili yanlış algıları ortadan kaldırmak, eğitim, iletişim ve sürekli araştırma gibi çok yönlü ve sürekli bir çaba gerektirir. Eğitim bu çabanın temelini oluşturur. Okullar, halka açık seminerler ve çevrim içi kaynaklar gibi çeşitli kanallar aracılığıyla halka radyasyon hakkında doğru ve erişilebilir bilgiler sunulmalıdır. Teknik jargondan kaçınmak ve benzetmeler veya gerçek hayattan örnekler kullanmak bu çabayı destekleyebilir. Şeffaflık ise özellikle radyasyonla ilişkili bir olay gerçekleştiğinde hayati önem taşır. Potansiyel riskler, alınan önlemler ve devam eden izleme çabaları hakkında zamanında ve doğru bilgi yaymak güven inşa etmeye ve korkuları azaltmaya yardımcı olur” diye konuştu.
“RADYASYON, MODERN TIPTA TEMEL BİR ARAÇTIR”
Radyasyon, modern tıpta temel bir araç olduğunu ve çeşitli hastalıkların hem tanısında hem de tedavisinde önemli rol oynadığını vurgulayan Türkmen, “Teşhiste çeşitli görüntüleme yöntemleri, vücudun iç yapılarının ve fonksiyonlarının ayrıntılı görüntülerini yakalamak için radyasyondan yararlanır. Öncü bir teşhis aracı olan röntgen, kemik kırıklarının, eklem anormalliklerinin, zatürre ve akciğer kanseri gibi göğüs rahatsızlıklarının tespitinde çok değerlidir. Bilgisayarlı Tomografi (BT) taramaları vücudun kesitsel görünümlerini sunarak felçlerin, travmatik yaralanmaların ve sayısız karın hastalıklarının teşhisine yardımcı olur. Ek olarak, Pozitron Emisyon Tomografisi (PET) taramaları ve kemik taramaları da dahil olmak üzere nükleer tıp görüntüleme teknikleri, metabolik süreçleri vurgulamak ve kanser, kalp hastalıkları ve nörolojik bozuklukların göstergesi olan anormallikleri belirlemek için radyofarmasötikler kullanır. Harici Işın Radyasyon Terapisi (EBRT), vücudun dışından hedef tümörlere yüksek enerjili radyasyon ışınları iletir ve kanser hücrelerini etkili bir şekilde yok ederken çevredeki sağlıklı dokulara verilen zararı en aza indirir” diye konuştu.
Komarov, farklı ülkelerden çok sayıda basın mensubunun katıldığı soru cevap oturumunda nükleer enerji sektörünü siyasi anlamda değerlendirmenin profesyonellikten uzak olduğunu ifade etti ve “Nükleer sektör her zaman profesyonel, güvenli ve bütün insanlığa açık olması lazım” ifadelerini kullandı.

“RUS TEKNOLOJİSİNİ KULLANARAK BAŞKA BİR SANTRAL İNŞA ETMEK ÖNEMLİ”
Türkiye’deki öncelikli gündemlerinin Akkuyu olduğunu söyleyen Komarov, “Bugün gündemimizde Türkiye’deki amiral gemimiz Akkuyu Nükleer Santrali var. Bu proje bizim için çok önemli bir proje. Sorumluluk ve yatırım açısından da çok büyük bir proje. Türk medyasının temsilcileri olarak sizler, Türkiye’nin yap-sahip ol-işlet modeliyle nükleer santral inşaatını uygulayan ilk ülke olduğunu biliyorsunuz. Yani Rosatom aynı anda hem teknolojinin sahibi hem yatırımcı, hem santralin sahibi, hem de tesisi inşa eden yüklenici olarak hareket etmektedir. Bu nedenle nihai sonuçtan tamamen biz sorumluyuz. Türkiye’de yapmamız gereken ilk şey, santralin hükümetler arası anlaşmamızda belirtilen süre içerisinde inşa edilmesini sağlamaktır. Dört ünitenin de 2028 yılı sonuna kadar tamamlanması gerekmektedir. İlk ünitede şu anda çok yüksek tempoda hazırlık var. Devreye alma çalışmaları devam ediyor. Akkuyu projesiyle ilgilenmeye başladığımız 2011 yılından bu yana edindiğimiz deneyimleri sizinle paylaşacağım. Akkuyu projesi sayesinde çok sayıda Türk şirketi nükleer sanayi için çalışmayı öğrendi. Artık bu şirketler önemli deneyimler elde ettiler, ekipman da üretebiliyorlar. İnsanlar nükleer güç santrallerinin inşasında zor işleri de yerine getirebilirler. Bu deneyimleri kaybetmek üzücü olur. Bu benzersiz uzmanlık alanında binlerce insan benzersiz bir deneyim kazanıyor. Akkuyu sahasında çoğu Türk vatandaşı olmak üzere yaklaşık 30 bin kişi çalışıyor. Dolayısıyla, bu kadar çok deneyim ve bilgi birikimine sahip olan tüm bu insanların deneyim ve bilgilerini daha fazla kullanabilmelerini istiyoruz. Elbette bunun için en iyi yol, Rus teknolojisini kullanarak başka bir santral inşa etmek olacaktır” diye konuştu.

“TÜRK HÜKÜMETİYLE GÖRÜŞÜYORUZ”
Sinop’ta kurulması planlanan ikinci bir nükleer santralin inşası ile ilgili projeye yönelik de açıklamalarda bulunan Komarov, “Sinop Nükleer Güç Santrali’nde Rus teknolojisine dayalı bir projenin hayata geçirilmesi olasılığını Türk hükümetiyle görüşüyoruz. Bugün, henüz görüşmelerin ilk aşamasındayız, dolayısıyla tam olarak nasıl bir model olacağını, tarifenin ve zaman çerçevesinin ne olacağını söylemek için çok erken. Ancak kendi adımıza, biriktirdiğimiz tüm deneyimin ve en önemlisi Türk şirketlerinin ve ortaklarımızın bu projede edindikleri deneyimin bir sonraki NGS’nin inşasına yansıtılmasını sağlamak için her türlü çabayı göstereceğimizi belirtmek isterim. Bugün Akkuyu NGS projesi çerçevesinde Türk şirketleriyle 5 milyar doların üzerinde sözleşme imzalanmış durumdayız. 5 milyar dolar, sadece Türk şirketlerinin Akkuyu için halihazırda yaptığı iş içindir ve bununla bitmeyecektir. Şu anda ilk reaktörü tamamlama aşamasındayız, dolayısıyla bu rakamlarda da bir büyüme gerçekleşecektir. Biz bu projede kazanılan deneyimin bir sonraki nükleer santralin inşasına yansıtılmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Dünyada nükleer enerjiye olan talep ve ilginin arttığını ifade eden Komarov, Türkiye, Mısır, Bangladeş, İran ve Çin gibi farklı coğrafyalarda nükleer enerji alanında çalışmaların devam ettiğini de aktardı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik ile merkez Yüreğir ilçesi Akıncılar Mahallesi’nde gerçekleştirilen iftar programına katıldı. Programda yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gece gündüz demeden milleti için çalışıp, mücadele ettiğini aktaran Fidan, milli şahlanış dönemine girildiğini; bunun da Türkiye Yüzyılı olduğunu söyledi. Türkiye’nin, stratejik bir öngörüyle ilk nükleer enerji santralinin temelini Akkuyu’da attığını anlatan Fidan, şöyle konuştu:
“Bu hamleyle zor bir coğrafyada, zor bir denklemde enerji güvenliğimizi sağlamayı hedefliyoruz. Temiz enerjiye kavuşmayı amaçlıyoruz. Adana’yı çok etkileyen küresel ısınmayla mücadele etmeye çalışıyoruz. Ne var ki muhalefet, bu büyük hamleyi, güzel hizmeti de eleştirmekten geri durmadı ama ne derse desinler biz doğru olanı yapmaya devam edeceğiz.”

‘TÜRKİYE OLARAK HER SAHADA VARIZ’
Belçika’da düzenlenen Birinci Nükleer Enerji Zirvesi’ne değinin Fidan, “35 kadar ülke bir nevi ‘nükleer enerji ligi’nde bir araya geldi. Türkiye de 10 yıl önce attığı öngörülü adımlar sayesinde nükleer masada yerini alan ülkeler arasındaydı. Nükleer enerji hamlesi, ülkemizde 21 yıldır verilen mücadelenin bir somut tezahürüdür. Sadece çok önemli bir konuda örnek verdim. Bu ne demek? Artık Türkiye olarak her sahada, masada varız” dedi.
‘SAVUNMA SANAYİSİNDE YERLİLİK VE MİLİLİK ORANI YÜZDE 80’LERDE’
Savunma sanayisinde yerlilik ve millilik oranının yüzde 80’lere çıkarıldığının kaydeden Fidan, “Güçlü bir siyasi irade, artan milli imkan ve kabiliyetlerle birleşince yurt içinde başta PKK ve FETÖ olmak üzere bütün terör örgütlerinin belini kırdık. Terör örgütleri, Türkiye’de bulamadıkları alanı artık başka ülkelerde arıyorlar ama biz dostlarımız ve komşularımızla işbirliği içinde oralarda da onlara dünyayı dar etmeye devam edeceğiz. Suriye ve Irak’ta arkasında her kim olursa olsun bir terör koridoruna izin vermedik, izin vermeyeceğiz.” diye konuştu.
‘KENDİ KADERİMİZE KENDİMİZ SAHİP ÇIKIYORUZ’
Dünyanın karmaşık ve zor bir süreçten geçtiğini vurgulayan Fidan, şunları söyledi:
“Bugün her türlü zorlu koşula rağmen Ukrayna, Gazze, Güney Kafkasya, Irak, Libya ve Balkanlar’da bir yandan barış için çabalıyoruz, diğer yandan bekamızı, soydaşlarımızı ve din kardeşlerimizi korumak için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Diplomasinin bütün imkanlarını, yeni ve denenmemiş yöntemlerle seferber ediyoruz. Bunu yaparken bölgesel sahiplenme meselemize sahip çıkma anlayışını ön plana çıkartıyoruz. Yeni, denenmemiş bütün yöntemlerle kendi kaderimize kendimiz sahip çıkıyor, kendi sorunlarımıza kendimiz çözümler üretiyoruz. Biz büyük Türk dünyasını, Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında işte böyle birleştirdik.”
‘AMERİKA BİLE ENGELLEYEMEDİ’
Filistin davasına sahip çıktıklarını belirten Fidan, “Bütün İslam alemi adına hareket eden bir temas grubu kurduk. Türkiye olarak biz de elbette grupta yerimizi aldık. Kurduğumuz uluslararası baskı sonuç veriyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden nihayet ateşkes ve acil insani yardım çağrısı yapan bir karar çıkması da bunun bir tezahürü oldu. Kararın çıkmasını bu kez Amerika bile engelleyemedi. İsrail, zalimliğiyle bir başına kaldı. Bizler, Gazze’deki mezalimin sona ermesi ve Filistin devletinin ayakları üstüne kalkacağı adil bir barışın tesis edilmesi için her platformda Filistinlilerin sesi, nefesi olmaya devam edeceğiz. Türkiye’nin farkı tam da buradadır. Konu veya mekan fark etmez, biz söylem ve eylemlerimizde hegemon güçlere hoş gözükme derdinde değiliz. Doğru ve adil olan neyse onu dile getiriyoruz, öyle davranıyoruz” diye konuştu.
Fidan, Cumhur İttifakı’nın Adana Büyükşehir Belediye başkan adayı Fatih Mehmet Kocaispir ve Yüreğir Belediye başkan adayı Halil Nacar’ın şehri çok daha iyi seviyelere taşıyacağını, 31 Mart’ta Adana’nın yiğit insanlarının en doğru kararı vereceğini kaydetti.

ÇELİK: ÖNÜMÜZDE İKİ BAYRAM VAR
Yerel seçime büyük coşkuyla ilerlediklerini dile getiren Çelik, “Önümüzde iki bayram var. Biri Ramazan Bayramı, Allah ailelerinizle, sağlıkla kutlamayı nasip etsin. Diğeri demokrasi bayramı. Demokrasi bayramını kutlamak için Türkiye’nin her yerinde hazırlanıyoruz. Yüreğir’de kutlamak için Halil Hacar’ı başkan yapıyoruz. Adana’da Fatih Mehmet Kocaispir, Yüreğir’de Halil Nacar ile bütün ilçelerimizde, Türkiye’nin her tarafında bu büyük zafere doğru ilerliyoruz” diye konuştu.
Öte yandan ATMACA Gemisavar Füzesi ile GEZGİN Seyir Füzesi’nin, denizaltı platformları tarafından da kullanılacağının altı çizildi.
Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı personelinin büyük emekleriyle hazırlanan ‘Deniz Kuvvetleri Dergisi’nde paylaşılan yazının bir kısmını sizlere aktarıyoruz. Dergide yayınlanan yazının, Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın resmi görüşünü yansıtmadığını da özellikle vurguluyoruz.

NÜKLEER TAHRIKLI DENIZALTILAR
“Nükleer tahrikli denizaltılar, II. Dünya Savaşı sonrası başlayan soğuk savaş süresince askerî gücün simgesi haline gelmiştir. Nükleer enerjinin sağladığı sonsuz itki gücü ve uzun menzilli seyir füzeleri, denizaltıları son yetmiş yılın en etkili stratejik silahı haline getirmiş, güvenlik politikalarının tespit edilmesinde dikkate alınması gereken önemli bir oyuncu yapmıştır.
Günümüzde nükleer tahrikli denizaltıya sahip altı ülke (ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Hindistan ve Fransa) bulunmaktadır. Bunlardan Akdeniz coğrafyasında bulunan Fransa’nın, dördü LE TRIOMPHANT Sınıfı balistik füze (nükleer savaş başlıklı) taşıyabilen SSBN, biri RUBIS Sınıfı SSN, ikisi AMETHYSTE Sınıfı SSN ve biri yeni nesil BARRACUDA Sınıfı SSN olmak üzere toplam sekiz adet nükleer tahrikli denizaltısı hâlihazırda hizmettedir.
MİLLİ NÜKLEER TAHRİKLİ DENİZALTI VE DENİZALTIDAN ATILAN ATMACA İLE GEZGİN FÜZELERİ
Türkiye, Akkuyu Nükleer Santralinin yakın zamanda hizmete girmesi ile birlikte nükleer enerji kullanan ülkeler arasındaki yerini alacaktır. Devamında sivil ve askerî tüm sektörlerde nükleer enerjiye yönelik bilgi ve tecrübenin kısa zaman içerisinde artacağı ve bahse konu enerjinin yeni kapasite geliştirme alanlarına entegre edileceği öngörülmektedir. Ayrıca nükleer teknolojinin ülkemizde kullanılmaya başlanması, orta vadede planlı millî nükleer tahrikli denizaltı programı açısından da bir dönüm noktası anlamı taşımaktadır.

Nükleer tahrikli denizaltıya geçişin, Türk Deniz Kuvvetleri için de kritik gelişmelere neden olması kaçınılmazdır. Özellikle millî ağır torpido AKYA ve sualtından atılan ATMACA G/M’sinin denizaltılarımızın gücüne güç katması yanında, nükleer denizaltılarımızın uzun menzilli GEZGİN seyir füzesi yeteneği kazanması ile birlikte denizaltılarımız dünya üzerindeki en etkili silahlardan biri olacaktır.
Nükleer enerjiye geçiş sürecinde, alandaki bilgi ve tecrübemizin sınırlı olduğundan hareketle, Deniz Kuvvetlerimiz açısından göz önünde bulundurulması gereken çeşitli konular olduğu değerlendirilmektedir. Son derece teknik bir konu olan nükleer reaktörün çalıştırılması ve idamesi haricinde; öncelikle denizaltıyı kullanma konseptimize uygun projelerin ortaya konulması ve denizaltıcı personelin yetiştirilmesine yönelik ön hazırlıklara şimdiden başlanması önem taşımaktadır. Böylece daha projelendirme aşamasından itibaren yapılacak öngörülü planlar, sorunların ortaya çıkmadan çözülmesinde rehberlik edecektir.
Bu çalışmada; Fransız donanmasına yeni katılan BARRACUDA Sınıfı nükleer tahrikli denizaltıları (SSN), millî nükleer tahrikli denizaltı programına giden süreçte örneklendirme yapmak ve dünya donanmalarındaki teknolojik gelişmeleri takip etmek maksadıyla açık kaynaklardan elde edilen bilgiler ışığında incelenmiştir.

PROJENIN DURUMU VE MEVCUT HAREKÂT FAALIYETLERI
BARRACUDA Sınıfı nükleer tahrikli denizaltı inşa programı, hâlihazırda hizmette bulunan RUBIS Sınıfı denizaltıların değişimi maksadıyla 1998 yılında başlatılmıştır. Fransa’nın Naval Group firması tarafından 2007 yılında sınıfının ilk denizaltısı olan Suffren kızağa konmuş, Ağustos 2019 ayında denize indirilmeyi müteakip Haziran 2022 itibarıyla Fransız donanmasına katılmıştır.
Sınıfının ikinci denizaltısı olan Duguay-Troin, Mart 2023 ayında seyir tecrübelerine başlamış, üçüncü denizaltı Tourville ise 20 Temmuz 2023 itibarıyla kızaktan indirilmiştir. Tourville denizaltısının 2024 yılı başında seyir tecrübelerine başlamasının planlandığı açık kaynaklarda belirtilmektedir. BARRACUDA Sınıfı 6 adet denizaltının inşasını içeren projenin, son denizaltı olan Casabianca’nın 2029 yılına kadar hizmete girmesiyle birlikte tamamlanması planlanmaktadır. Dört ve beşinci denizaltılara, sırasıyla De Grasse ve Rubis isimlerinin verileceği açıklanmıştır.

TEK BIR DENIZALTI 1.7 MILYAR AVRO
Bir denizaltının yaklaşık maliyeti 1,7 milyar avro olmak üzere projenin toplam maliyetinin 10,4 milyar avro olması beklenmektedir. Denizaltıların 2060 yılına kadar hizmette kalması öngörülmektedir. BARRACUDA Sınıfı denizaltıların envantere girmeye başlamasıyla birlikte RUBIS Sınıfı FS Saphir (2019), FS Rubis (2022) ve FS Casabianca (2023) denizaltıları hizmet dışına çıkarılmıştır.
BARRACUDA Sınıfı denizaltılar son teknoloji silah ve sistemlerle donatılmıştır. Yüksek teknoloji ürünü silah, sistem ve donanımların envantere girmesi ile birlikte Fransız donanması yeni yetenekler kazanmıştır. Bunlar içerisinde; sualtından EXOCET SM39 G/M’si, MdCN seyir füzesi ve F21 ağır torpidosu atma yeteneği, sualtından F29 mayını döküş yeteneği, mayın sonarı, yeni nesil haydrafon teknolojisini havi yüksek alış kabiliyetli sonar sistemi, modüler yapılı tasarım sayesinde özel kuvvet harekâtı (PSM3G) (SDV) maksatlı konteyner ve insansız sualtı aracı (UUV) kullanma yeteneği, X tipi dümen, pump jet itki sistemi ve özel tekne dizaynı sayesinde yüksek dayanıklılık öne çıkmaktadır.
Ayrıca TRIUMPHANT Sınıfı nükleer balistik denizaltılarda (SSBN) kullanılan basınçlı su reaktörünün (pressured water reactor (150 MW)) geliştirilmesi ve 2 tahrik türbini ve turbo jeneratörle yedeklenen hibrit tahrik (hybrid propulsion) sistemi sayesinde denizaltı sessizliği 10 kata kadar artırılmış ve sonar duyuş performansı geliştirilmiştir.

TAMAMEN OPTRONIK DİREK
Denizaltıda mevcut sürülebilir direklerin tamamı optronik direk olduğundan mukavim tekne içerisine sürülebilir direk girmemektedir. Böylece denizaltıdaki dairelerin yerleşim planlarında optimizasyona gidilerek iç hacim verimliliği artırılmıştır. Bu kapsamda; Savaş Harekât Merkezinin bulunduğu santral yelken gerisinde kalacak şekilde dizayn edilmiş ve personel sosyal alanlarında konfor ve yaşam kolaylığı sağlanmıştır. Yaşam yerlerinde sağlanan iyileştirme neticesinde ilk defa olmak üzere BARRACUDA Sınıfı denizaltılarda kadın personel görevlendirmesi yapılmaya başlanmıştır.
Silah sistemlerinin tecrübesi maksadıyla; MdCN seyir füzesi testleri 20 Ekim 2020 tarihinde Fransa’nın Atlantik kıyısında yapılmıştır. Böylece Fransa FREMM Sınıfı firkateynlerden sonra denizaltıdan da karadaki yüksek korunaklı stratejik altyapıların imhasına yönelik uzun menzilli seyir füzesi yeteneği kazanmıştır. Bununla birlikte EXOCET SM39 G/M testleri Doğu Akdeniz’de Levant Havzası’nda icra edilmiştir. Bu testlerin yapıldığı deniz alanları dikkate alındığında Suffren’in, ilk görevinde tüm Akdeniz ve Fransa’nın Atlantik kıyılarında harekât yaptığı anlaşılmaktadır.
FS Suffren Denizaltısı, 3 Haziran 2022 tarihinden itibaren başladığı aktif görevini; 190 günü dalışta olmak üzere 240 günlük harekât faaliyetleri hitamında ana üssü Tulon’a dönerek tamamlamıştır. Bu görev süresince denizaltı personeli, KIRMIZI ve MAVİ Grup olmak üzere 3 periyot halinde (40 günlük periyotlarla) görev icra etmiştir. Suffren’in, 2,5 aylık bakım ve onarım faaliyetleri hitamında tekrar göreve dönmesi planlanmaktadır.
SONUÇ
Fransız donanması, BARRACUDA Sınıfı nükleer tahrikli denizaltıların envantere girmesi ile birlikte, özellikle uzun menzilli seyir füzesi (MdCN ile stratejik kara hedeflerine angajman), yeni tip nükleer reaktör, optronik sürülebilir direkler, yeni teknoloji ürünü sonar sensör ve sistemleri ile özel kuvvet harekâtı imkânı olmak üzere yeni yetenekler kazanmıştır.
Yeni nesil teknoloji ürünü D-19 tipi insansız sualtı araçlarının, yakın zamanda denizaltılara entegre edilerek denizaltının diğer harekât nevilerine yönelik etkinliğinin artırılması planlanmaktadır.
Denizaltılar envantere girmeden hayata geçirilen personel yetiştirme politikasının, denizaltıların etkin kullanımı açısından kritik bir hareket olduğu görülmektedir. Yeni denizaltılarda görev yapacak personel, simülatör eğitimlerine 6-7 yıl gibi bir süre önceden başlatılmış ve yetişmiş personel ihtiyacı önceden giderilmiştir. Böylece bilgi ve tecrübe yönünden yetişen personelin, kazanılan yeni yeteneklere istinaden yeni taktik geliştirilmesinde etkin görev aldığı ve denizaltıların harekât etkinliğinin artırılmasına doğrudan katkı sağlayabildiği kıymetlendirilmiştir.
FS Suffren, 240 günlük harekât görevi süresince 190 gün dalışta kalmış; uzun bir zamanı kapsayan görev periyodu MAVİ ve KIRMIZI denizaltıcı ekipler tarafından münavebeli olarak icra edilmiştir. Böylece denizaltıcı personelin görev yorgunluğu nedeniyle kapasite zafiyeti yaşamaması sağlanmış, personel motivasyonu yüksek tutulmuştur.
Yeni nesil optronik direk kullanımı, teknolojik ve taktik açıdan kullanıcıya kolaylıklar sağlarken, sürülebilir direklerin mukavim tekne içine girmemesi sayesinde gemi dizaynının denizaltının harekât etkinliğini ve personel verimini artıracak şekilde geliştirilmesine katkı sağlanmıştır.

“EN BÜYÜK SİLAHI, GİZİILİK”
X dümen ve pump jet itki sistemi kullanılarak denizaltı çok daha sessiz ve enerji verimliliği azami olacak şekilde dizayn edilmiştir. Böylece en büyük silahı gizlilik olan denizaltının, daha başlangıçta harekât alanında taktik üstünlüğe sahip olması sağlanmıştır. Ayrıca X dümen yapısı umk kontrolünü hassaslaştırırken aynı zamanda denizaltının tek bir operatör tarafından idare edilmesine olanak vermesi açısından personel verimliliğini de artırmaktadır.
Fransız donanması, BARRACUDA Sınıfı nükleer denizaltılarla birlikte vuruş etkinliğini ve caydırıcılık gücünü ciddi oranda artırmıştır. Denizaltı inşa programı 1998’de başlamasına rağmen ilk denizaltı olan FS Suffren 2022’de hizmete girebilmiştir. Aradan geçen zaman içerisinde karşılaşılan sorunlara yönelik geliştirilen çözüm alternatifleri benzer projeye yeni başlayacak ülkeler açısından büyük önem taşımaktadır. Bahse konu çözüm alternatifleri sorunun daha ortaya çıkmadan proaktif bir yaklaşımla ortadan kaldırılmasında önemli bir araç olarak kullanılabilecektir.
YERLİ NÜKLEER TAHRİKLİ DENİZALTI GELİŞTİRİLİRKEN BU PROJEDEKİ TECRÜBELERDEN FAYDALANILACAK!
Türk Deniz Kuvvetleri tarafından yakın gelecekte hayata geçirilmesi planlanan millî nükleer tahrikli denizaltı projesinden faydalanmak üzere; Fransa’nın denizaltı inşa projesinden kazandığı tecrübelerin elde edilerek çıkarımlar yapılmasının, kaynakların verimli kullanılmasına fayda sağlayacağı ve projeye yönelik öngörülemeyen risklerin daha ortaya çıkmadan çözülmesinde yararlı olabileceği anlaşılmaktadır.
Zonguldak Filyos Türkiye Petrolleri Limanı’nda düzenlenen Karadeniz Doğal Gazı Devreye Alma Töreni, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katılımıyla yapıldı. Bu tören Türkiye’nin doğalgaz kaynaklarını artırması açısından kritik önem taşıyordu.
Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde ilk reaktörün işletmeye alınması için gerekli izin alınması da diğer önemli bir gelişmeyi işaret ediyor.
Küresel enerjide ise yılın ilk yarısında, petrol üretim kesintilerine, Avrupa Birliği’nin (AB) Rusya’ya uyguladığı enerji yaptırımları iz bıraktı.
2023’te Türkiye’de yerli doğalgaz üretimine başlandı, Rusya’dan Türkiye’ye ilk nükleer yakıtın gönderilmesiyle birlikte ise Akkuyu NGS “nükleer tesis” statüsüne kavuştu.

PETROL
Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ve OPEC dışı bazı üretici ülkelerden oluşan OPEC+ grubu, 1 Şubat’ta, “2023’ün sonuna kadar üretimi günlük 2 milyon varil azaltma kararını” sürdüreceğini duyurdu.
Buna ek olarak Suudi Arabistan’da nisanda, günlük petrol üretimini mayıs ayından itibaren 500 bin varil azaltma kararı aldı.
Böylece, martta 72 dolar seviyelerine kadar inen Brent petrolün varil fiyatı, nisanda 85 dolar seviyesine kadar yükseldi.
Öte yandan, şubatta AB ülkeleri, Rusya’dan deniz yoluyla taşınan dizel ve sıvı yakıt (fuel-oil) gibi çeşitli rafineri petrol ürünlerine yönelik ithalat yasağı ve tavan fiyat uygulamasını başlattı. AB’nin Rusya’ya yönelik yaptırımları nedeniyle küresel petrol ve gaz piyasalarında fiyat dalgalanmaları yaşandı.

DOĞALGAZ
Türkiye’de doğalgaz alanında 710 milyar metreküplük tarihi keşfin ardından Karadeniz’de Sakarya Gaz Sahası’ndan çıkarılan yerli gaz, ulusal şebekeye bağlandı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Zonguldak Filyos’ta Karadeniz Doğal Gazı Devreye Alma Töreni’nde yaptığı konuşmada, şu açıklamayı yaptı:
Vatandaşlarımızın evlerindeki mutfaklarında ve sıcak su tüketiminde kullandıkları doğalgazı bir yıl süreyle ücretsiz veriyoruz. Aylık ortalama 25 metreküpe denk gelen mutfak ve sıcak su tüketimi için gereken doğal gazın bedeli bir yıl boyunca faturalardan düşürülecektir.

AKKUYU NGS
Rusya’dan Türkiye’ye ilk nükleer yakıtın gönderilmesiyle Akkuyu NGS “nükleer tesis” statüsüne kavuştu. Böylece Türkiye’nin yarım asrı aşan nükleer santral serüveninde önemli bir aşama daha geçilmiş oldu.
DOĞALGAZ BORU HATLARI
Türkiye’nin doğalgazda merkez ülke olma vizyonu doğrultusunda, Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ (BOTAŞ), Macaristan devlet şirketi MVM CEEnergy ile 20 Ağustos’ta doğalgaz ihracatı anlaşması imzaladı. Söz konusu anlaşma, Türkiye’nin sınır komşusu olmayan bir Avrupa ülkesine boru hatlarıyla doğal gaz ihracatı konusunda bir ilk olma özelliğini taşıyor.
DOĞALGAZ İHRACATI ANLAŞMALARI
Macaristan’ın ardından 27 Eylül’de Romanya, 28 Eylül’de Moldova ile doğalgaz ihracatı anlaşmasına imza atıldı, 21 Kasım’da ise Cezayir ile mevcut LNG ithalatı anlaşması 3 yıl daha uzatıldı.

GABAR’DA GÜNLÜK PETROL ÜRETİMİ 30 BİN VARİLE ULAŞTI
Türkiye, doğalgaz ihracat ve LNG ithalat anlaşmaları ile enerjide yoğun temaslarına devam ederken, yerli doğalgaz ve petrol üretim çalışmaları da hız kesmedi. Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) Genel Müdürü Melih Han Bilgin, 27 Eylül itibarıyla Sakarya Gaz Sahası’nda günlük yaklaşık 4 milyon metreküp gaz üretildiğini bildirdi. Bilgin, 11 Aralık’ta ise Gabar’da günlük petrol üretiminin 30 bin varile ulaştığını kaydetti.

NGS TAM ÖLÇEKLİ SİMÜLASYON MERKEZİ DEVREYE ALINDI
Bu yıl ilk taze nükleer yakıtın sahaya teslimi ile “nükleer tesis” statüsünü kazanan Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde (NGS) tam ölçekli simülasyon merkezi devreye alındı.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Akkuyu NGS’de ilk reaktörü 29 Ekim 2024’te devreye almayı hedeflediklerini bildirdi. Akkuyu Nükleer AŞ de 12 Aralık’ta Nükleer Düzenleme Kurumundan santralin ilk reaktörünün işletmeye alınması için gerekli izni aldığını duyurdu.
BREZİLYA’NIN GELECEK YIL İTİBARIYLA OPEC+ GRUBUNA KATILACAĞI DUYURULDU
Öte yandan, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ve OPEC dışı bazı üretici ülkelerden oluşan OPEC+ grubunun 30 Kasım’daki toplantısında, dünyanın en büyük petrol üreticilerinden Brezilya’nın gelecek yıl itibarıyla OPEC+ grubuna katılacağı duyuruldu. Toplantıda ayrıca, bazı üye ülkeler gelecek yılın ilk çeyreğinde günlük 2,2 milyon varillik gönüllü ek üretim kesintisine gideceğini açıkladı. 2007’den bu yana OPEC üyesi olan Afrika’nın ikinci büyük petrol üreticisi Angola ise 21 Aralık’ta üretim kotası konusundaki anlaşmazlık sonrası gruptan ayrılma kararı aldı.