Yeni teklif ile Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile duran kariyer uygulamasının devamı sağlanacak.
Teklifle öğretmenlik mesleği, öğretmen, uzman öğretmen ve başöğretmen olmak üzere üç kariyer basamağına ayrıldı.
Ayrıca, uzman öğretmenlik ünvanı için en az 10 yıl öğretmen olarak hizmeti bulunması, başöğretmenlik ünvanı için en az 10 yıl uzman öğretmen olarak hizmetin gerçekleştirilmesi, kademe ilerlemesinin durdurulması cezasının olmaması, akademi tarafından verilen uzman öğretmenlik, başöğretmenlik eğitim programlarının tamamlanması gerekecek.
Böylece, kariyer basamaklarında ilerlemede “yazılı sınav” ile “mesleki çalışma” koşulları kaldırılmış oldu.
YAKLAŞIK 230 BİN ÖĞRETMEN FAYDALANACAK
Teklife eklenen geçici 3’üncü madde aracılığıyla uzman öğretmenlikte 10 yıl bekleme şartı aranmadan 20 yıllık kıdemi dolduran öğretmenlere başöğretmen ünvanı için başvuruda bulunma imkanı sağlanacak.
Bu kapsamda, 20 yıllık kıdemi dolduran tüm öğretmenler de uzman öğretmen olup olmamalarına bakılmadan, düzenlenen eğitimi tamamlamaları halinde başöğretmen olabilecek.
Böylece, Öğretmenlik Mesleği Kanunu çıktıktan sonra 20 yıllık kıdemi dolduran 230 bin öğretmene “başöğretmen” ünvanı için başvuruda bulunma imkanı sağlanacak.
Öğretmenlere önemli kazanımlar sağlayan Öğretmenlik Meslek Kanunu’na göre 2022’de 516 bin 974 öğretmen uzman öğretmen, 66 bin 679 öğretmen başöğretmen, 2023’de ise 69 bin 881 öğretmen uzman öğretmen, 3 bin 891 öğretmen ise başöğretmen ünvanı aldı.
Bugün itibarıyla uzman öğretmenler 4 bin 304 lira, başöğretmenler ise 8 bin 608 lira eğitim-öğretim tazminatından yararlanıyor.
YENİ HAKLAR KANUN TEKLİFİNDE!
Teklif ile ayrıca öğretmenler ve eğitimin yöneticilerin hak ve sorumlulukları da ilk kez kanun düzeyinde tanımlanıyor.
Yeni ÖMK düzenlemesiyle öğretmenlere, meslekleriyle ilgili olmayan faaliyetlerde rızaları dışında çalıştırılamayacak. Öğretmenler ayrıca 657 Devlet Memurları Kanunu ile sağlanan, aralarında sendika kurma, güvenlik hakkı, çekilme hakkı gibi tüm haklardan faydalanacak.
Yeni ÖMK ile cumhuriyet tarihinde bir ilk olacak şekilde öğretmene yönelik işlenen suçlarda cezalar yarı oranında artırılacak. Düzenleme ile kasten yaralama, tehdit, hakaret, görevi yaptırmamak için direnme cezaların yarı oranında artırılması, verilen hapis cezasının ertelenmemesi, bazı suçlardan tutuklu yargılanması sağlanacak.
Eğitim çalışanlarının şiddetten korunmasına ilişkin hükümler, özel öğretim kurumlarında çalışan öğretmenleri, uzman öğretici, usta öğretici ve ders ücreti karşılığı öğretmenlik yapanları da kapsayacak.
MİLLİ EĞİTİM AKADEMİSİ KURULUYOR
Öğretmen adaylarının mesleğe hazırlanması, öğretmen, yönetici ve diğer personelin mesleki gelişimi, kariyer basamaklarında ilerlemeleri ve görevde yükselmeleri için eğitim programları hazırlamak, uygulamak ve değerlendirmek üzere Milli Eğitim Akademisi kurulacak.
Öğretmen yetiştirme sürecinin niteliğinin yükseltilmesi için Milli Eğitim Akademisi’nde verilecek eğitimlerin tüm aşamalarında üniversiteler ile işbirliği yapılacak.
Adayların mesleğe hazırlık eğitimi ile tüm öğretmenler mesleki becerilerini hem teorik hem uygulamalı derslerle geliştirerek tecrübe kazanacak.
Hazırlık eğitimi için öğretmen alımları, ÖSYM’nin düzenleyeceği sınavdaki puan üstünlüğüne göre yapılacak. Bu kapsamda, Milli Eğitim Akademisi’nin kurulmasıyla öğretmen alımlarında ve sözleşmeli öğretmen atamalarda sözlü sınav olmayacak.
Hazırlık eğitimine alınacak aday sayısı, atama izni verilen pozisyon sayısını geçmeyecek şekilde planlanacak. Örneğin 20 bin kadro alınmış ise puan üstünlüğüne göre 20 bin öğretmen alınacak ve akademiyi başarı ile tamamlayan herkes atanacak.
Milli Eğitim Akademisi’nde hazırlık eğitimine alınan öğretmen adayları, eğitim gördükleri süre içinde genel sağlık sigortalı olacak.
]]>Haber7 Güvenlik Analisti Eray Güçlüer, Milli Eğitim Bakanlığı’nın geçtiğimiz günlerde tanıtımını yaptığı ve 10 yıllık bir çalışmanın ürünü olduğunu belirttiği Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli isimli yeni müfredat taslağı, öğretmenlik meslek kanunu ve atanamayan öğretmenler sorununa ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Milli Eğitim konusundaki sorunların politize edilmeden siyaset üstü bakış açısıyla çözülmeye çalışılmasının çok önemli olduğunu vurgulayan Eray Güçlüer, bu sorunlardan birinin de toplumda ‘atanamayan öğretmenler’ diye bilinen öğretmen atamalarına ilişkin de çözüm önerilerini sıraladı.
EĞİTİMİN DEĞERLER KISMI İHMAL EDİLDİĞİ İÇİN BİLGİLİ CAHİLLER ORTAYA ÇIKTI
Değerlerin göz ardı edilmesi nedeniyle bilgili cahillerin ortaya çıktığını söyleyen Güçlüer, “Eğitim bireylerinin yeteneklerini potansiyellerini ortaya çıkarmalarını topluma faydalı bireyler olmalarını ve yaşamlarını daha iyi bir şekilde sürdürebilmelerini sağlar. Sonuçta eğitimin, bilgilerin edinilmesini içeren öğretim boyutu ve bireyde değerlere uygun davranış değişiklikleri oluşturmayı amaçlayan ve psikososyal boyutu olmak üzere birkaç boyutu olduğunu söyleyebiliriz. Biz de bugüne kadar genellikle eğitim hep bilgi edinme odaklı olduğu için işin değerler boyutu çoğunlukla göz ardı edilirdi. O yüzden bilgili cahiller diyebileceğimiz kişiler maalesef ortaya çıktı. Hani derler ya, ‘Mey biter saki kalır, her renk solar haki kalır, diploma insanın cehlini alsa da hamurunda varsa eşeklik, baki kalır’ sözü de aslında tam olarak bu durumu anlatmaktadır.” diye konuştu.

DEĞERLERE SAHİP OLAN TOPLUMLARDA İYİ SİSTEMLER KURULUR
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ve öğretmenlik meslek kanununun öneminden bahseden Eray Güçlüer, şunları söyledi:
“Değerleri bir olarak sıfırları da bilgi olarak kabul edin. Sıfırlar ancak bir varsa ve birin sağındaysa anlamlı olur. Değerlere sahip olan bireyler eğer toplumda artarsa mevcudiyetleri artarsa en iyi sistemler de kurulur.
Milli Eğitim Bakanlığımızın kapsamlı olarak yaptığı çok önemli iki çalışma yakında uygulamaya konacak. Birincisi Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, diğeri ise öğretmenlik meslek kanunu. Tabii bunun yanında Milli Eğitim Akademisi’nin kurulması, değerlere odaklı eğitim sistemlerinin projelerinin hayata geçirilmesi yine çok çok önemli bazı gelişmeler diye ifade edebiliriz.”
ATANAMAYAN ÖĞRETMEN SORUNUNUN TEMELİ ARZ TALEP DENGESİZLİĞİDİR
Milli Eğitim konusundaki sorunların politize edilmeden siyaset üstü bakış açısıyla çözülmeye çalışılmasının çok önemli olduğunu vurgulayan Eray Güçlüer, bu sorunlardan birinin de toplumda ‘atanamayan öğretmenler’ diye bilinen öğretmen atamalarına ilişkin konuştu. Artan talep nedeniyle giderek çoğalan öğretmenlik başvurularının artık Türkiye için kronik bir sorun haline dönüşmeye başladığını söyleyen Güçlüer, sorunun çözümüne ilişkin önerilerini açıkladı.
Güçlüer, atanamayan öğretmenler olarak da bilinen sorunun en temelinde bir arz talep dengesizliğinin yattığını belirterek “Türkiye’deki eğitim fakülteleriyle, öğretmenlik yapabilme hakkına sahip diğer fakültelere her yıl yaklaşık yirmi iki branşta toplam 122 bin öğrenci alınmaktadır. Buna karşın Milli Eğitim Bakanlığı’nın ihtiyacı olan yıllık 35 bin öğretmen alımı yapılmakta. Son 22 yılda ise Milli Eğitim Bakanlığınca toplam 824 bin öğretmen adayının alınması ve ataması yapılmıştır. Şimdi diyorlar ki yıllık bunun ikisini birbirinden çıkarırsanız yaklaşık 90 binden fazla aday her yıl öğretmen olamıyor. Milli Eğitim Bakanlığı öğretmen olarak bu açıktaki yani 90 bin civarındaki insanı öğretmen olarak atasın. Ama bu nasıl olacak? Bunu nasıl bir mantıkla çözülecek?” ifadelerini kullandı.
ATANAMAYAN ÖĞRETMEN KONUSUNUN ÇÖZÜMÜNE ÖNERİ
Sorunun çözümüne ilişkin öneride bulunan Güçlüer, YÖK’ün eğitim fakültelerindeki kontenjanlarının güncellemesi gerektiğini belirtti.
Güçlüer Konuya ilişkin şu sözleri sarf etti;
Bir kere ihtiyaç olmadığı O halde bu kadar çok kontenjan açılmasının YÖK tarafından kısıtlanması kontenjanların ihtiyaca göre özellikle öğretmenlik üniversitelerdeki öğretmenlik yapılmasını sağlayacak fakültelerin kontenjanlarının güncellenmesi çok önemlidir. Bir kere ilk olarak buradan başlanması gerekiyor.
122 bin kişinin doğrudan sanki öğretmenmiş gibi veya öğretmenlik yapabileceklermiş gibi düşünülmesi de yine önemli bir algı yanılsamasıdır. Çünkü eğitim fakülteleriyle, öğretmen adayı yetiştiren diğer fakülte mezunu diplomalarında öğretmen unvanı yoktur. Yazmamaktadır. Şimdi iletişim fakültelerinden mezun olanlar nasıl gazeteci unvanı yazmıyorsa eğitim fakültelerinden mezun olanlarından da öğretmen yazmıyor.
Milli Eğitim Bakanlığı aslında bütün bu adaylar içerisinden doğal olarak ihtiyacı olan miktarda en nitelikli, en çalışkanı ve en donanımlı olanları öğretmen olarak almak ister. Tam da bu noktada bir şekilde üniversiteyi bitiren bireyle çalışarak emek vererek kendisini yetiştiren adayların birbirinden ayrılması gerekiyor. O yüzden sınavla mülakatla bu ayrımın yapılması zaruridir.
Uzun süre işsiz kalan Yolcu, bu süreçten sonra Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı olarak Kur’an kursunda 7 yıl eğitmen olarak çalıştı. Yarım kalan öğretmenlik hayali için 2013 yılında Milli Eğitim Bakanlığına başvuran Yolcu, Erzurum Şükrüpaşa İlkokulunda göreve yeniden başladı.

O tarihten bu yana mesleğini heyecanla sürdüren Yolcu, 28 Şubat sürecinde yaşadıklarını unutamıyor.
Dilek Yolcu, AA muhabirine, başörtüsü gerekçe gösterilerek görevini 5 ay yaptıktan sonra meslekten atıldığını söyledi.
“HAYATIMDA İLK DEFA SAÇ KIRAN OLMUŞTUM”
Başörtüsü nedeniyle üzerinde baskı kurulduğunu anlatan Yolcu, şöyle konuştu:
“O dönem çok çelişkili bir durumdu. İlahiyatçısınız, Allah’ın emri örtünmek ama kimseye bunu ifade edemiyordunuz. O dönemde çalıştığım müdür bey bunu kaçmak olarak görüyordu. ‘Niye benden kaçıyorsun’ diyordu. Bunun Allah’ın emri olduğu aklına gelmiyordu. Üzerimde çok fazla baskı oluşturuyordu. ‘Sen nasıl yaşayacaksın, paran olmazsa kimse sana bakmaz, paran olursa şöyle olur böyle olur, ortada kalırsın, başını açmak zorundasın’ diyordu. Her gün psikolojik baskısını hissettim. Hayatımda ilk defa saç kıran olmuştum. O kadar acı ki saçım döküldü, bu durumda gidip de ‘başörtülü çalışabilir’ raporu almayı bile düşündüm. Tabii böyle bir şey mümkün değildi. En acı olaylarımdan biri buydu.”

“10 YILDIR ELHAMDÜLİLLAH ÖĞRETMENLİK YAPIYORUM”
Yolcu, “İkna çalışmaları oldu. Din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni olarak dersim az olması gerekirken, haftanın beş günü bana ders koymuşlardı. Olur da müfettiş gelirse ıskalanmasın diye. Özellikle cuma günleri İstiklal Marşı’nın olduğu zamana ders koyuyordu. Her İstiklal Marşı okunduğunda hüngür hüngür ağlıyordum. En sevdiğim şair, içinde en güzel İslamiyet’i anlatan İstiklal Marşı ve sen onda kendini çok suçlu ve nereye saklanabilir hissediyorsun.” diye konuştu.
Yaşadığı işsizlik döneminin arından Diyanet İşleri Başkanlığında çalışmaya başladığını anlatan Yolcu, “Başörtüsünden atılanlara af gelmişti. 2006’da öğretmenliğe dönülebilir şansı verilmişti ama o kadar korkmuştum ki tekrar başörtü yasağı gelecek korkusuyla dönmek istemedim. Benim isteğim öğretmenlikti, 2013’te ne olursa olsun dedim ve başladım. 10 yıldır elhamdülillah öğretmenlik yapıyorum.” dedi.

“OKULA GİDERKEN ARKADAŞLARIM ‘BU KADAR HEYECAN MUTLULUK FAZLA DEĞİL Mİ’ DİYORLAR”
Yolcu, yaşadığı travmaların hiçbir zaman geçmediğini belirterek, öğretmenlik mesleğini, geçmişte yaşadığı sorunlar nedeniyle çok daha heyecanla yaptığını dile getirdi.
Derslerde yaşadıklarını anlatan Yolcu, “O zaman derse her girdiğimde, ‘Dilek bu senin son dersin olabilir ona göre anlat’ diyordum. Şimdi derse girdiğimde çok heyecanlanıyorum. Çok mutlu oluyorum. Okula giderken arkadaşlarım ‘bu kadar heyecan, mutluluk fazla değil mi’ diyorlar. Diyorum ki ‘siz benim yaşadıklarımı yaşasaydınız şu anki heyecanımı anlardınız.’ Başörtüyle derse girebilmenin nasıl bir nimet olduğunu biliyorum. Allah’ı rahatlıkla anlatabilmek müthiş bir keyif. Gücüm yettiği kadar öğretmenlik yapmak istiyorum.” ifadelerini kullandı.