Son zamanlarda gündeme gelen 3. Dünya Savaşı’yla ilgili de konuşan Akar, 3. Dünya Savaşı’nın bir bakıma başladığını belirterek, savaşın üç aşamadan oluştuğunu ifade etti. Şu anda dünyada yaşananların savaşın hazırlık aşamasını oluşturduğunu vurgulayan Akar “Bu hazırlıkların yeterli olduklarını gördüklerinde savaş başlar” dedi.
Akar’ın konuşmasından öne çıkan başlıklar:
“15 TEMMUZ BÜYÜK BİR ALÇAKLIK”
Bizim 2500 yıllık çok geniş tarihimiz var. Büyük milletin mensuplarıyız. Tarihin akışı içinde her zaman tarih yaşamak için değil, oradaki acılardan ibret almak, şanlı şöhretli taraflarından ilham almak için tarihe bakmak lazım. Bu süreç içinde karşılaştığımız olay var. Hain darbe girişi bunların hiçbirine benzemiyor. Büyük bir alçaklık, namussuzluk. 15 Temmuz gecesi büyük ihanetle karşılaştık. Devlet yapısında büyük bir yıkıma sebep oldu, toplumumuzda da öyle. 252 şehit verdik. Yaralılar çok ıstırap çektiler. Resul diye bir kardeşim vardı, bağırsaklar elinde geziyordu. Birçok yaralımız var hepsi önemli ve değerlidir.
“EMPERYALİZM BİR AKREP GİBİDİR”
Darbe girişimi AK Parti’ye karşı yapılmadı. Bütün millete yapıldı. FETÖ’nün yargılanması konusunda bazı oluşumlar bu anmaların, demokrasi ve milli birlik gününün anılmasının AK Parti’nin ve MHP’nin olduğu yerlerde yapıldığını görüyoruz. Burada bir tarafgirli var. Bakışta bir hata var. Bu emperyalist güçler akrep gibi. Akrepler sokmadan duramaz. Akrepler de duramıyor. FETÖ’yü devletimize ve milletimize karşı kullandılar. Hukukla alakaları yok bunların. İsrail’de büyük bir zulüm var. Soykırıma varan icraatta bulunuyorlar. Büyük bir körlük ve sağırlık içindeler. Bizim inancımız, inşallah Cumhurbaşkanımızın çalışması, hükümetimizin çalışması bunların adalet ve hukuk önünde hesap vermelidirler. Kör ve sağır ülkelerin kendilerini toparlamalarını bekliyoruz.
“85 MİLYON BÜYÜK BİR ŞUURLA KARŞI KOYDU”
Yüz yıllardan beri bu konuda anlaşmalara baktığımızda Türkiye’ye karşı abanma var. Askeri ve siyasi anlamda. Eğer biz İHA’yı, SİHA’yı yapamasaydık, Selçuk Bey bu işi başaramasaydı çok ciddi sıkıntılar yaşıyorduk. Diplomasimizi rahatlıkla yürütebiliyorsak savunma sanayinin büyük etkisi var. FETÖ konusunda bazı kişiler ve kuruluşlar zihnen bunları mahkum etmediler. Bu konuya yaklaşımları hükümet meselesi gibi bakıyorlar. Muhalefet, iktidar meselesi gibi bakıyorlar. Bu son derece yanlış. Bu meselede direnişte vatandaşımızın aklı selimi, feraseti olmasaydı. FETÖ’ye karşı bütün milletimiz, 85 milyon büyük şuurla karşı koydular.
“SUDAN SEBEPLERLE ELEBAŞINI VERMİYORLAR”
Türkiye uydu gibi yönetilecekti. Ne Azerbaycan’la kardeşlerimize önem vereceklerdi. Ne Libya ile ilişkilerimize saygı göstereceklerdi. FETÖ elemanlarının yurt dışında kollanmaları bunun açık göstergesi. Şu anda birçok FETÖ hesabı Cumhurbaşkanımıza ve bizlere karşı yalan iftira, tacizde bulunmayı sürdürüyor. Bunlar korunuyor, kollanıyor. Avrupa’dan, Amerika’dan yapıyorlar. Oradaki ilgili birimler tedbir almıyorlar. Adalet Bakanlığımız 80-100 klasör gönderdi FETÖ elebaşının Türkiye’ye iadesi için. Sudan gerekçelerle cevap vermediler. Bu mücadeleyi devlet olarak sürdüreceğiz.
TSK’DA FETÖ NE KADAR BİLİNİYORDU?
7 Şubat 2012’ye kadar teröristle alakalı konusunda, kendilerini kuzu postuna büründürmek suretiyle kendilerini kamufle ettiler. 7 Şubat’ta gördük. 17-25 ve 15 Temmuz’a geldik. F tipi diye gerçeklik vardı daha sonra paralel devlet yapısına dönüştü. F tipi dinleme yapar, yalan yanlış, imzalı imzasız mektuplar gönderir, kumpas davaları açar. 17-25’de gerçek yükü görülmeye başladı. Ondan sonra istihbarat birimlerimiz ve diğer kurumlarımız. Bunlar baştan itibaren çeşitli birimlere nüfuz etmişler aynı şekilde silahlı kuvvetlere. 10 bin 5 kişinin ilişiğini kesmiştik Bakan onayıyla. 15 Temmuz’dan sonra. Toplam 24 bin 652’ye ulaştı. Bir şekilde subay, general sızmış. Yargıda, istihbaratta, silahlı kuvvetlerimizde, üniversitelerimizde operasyon var.
FETÖ’NÜN KUMPAS DAVALARI
Askeri hapishaneye ilk defa rütbeliler gelmeye başladı. Olabildiğince komutanlarımızdan yardımıyla siyah elbise giydirilmesini kaldırdık. Hukuk çerçevesinde yapılacak ne varsa yapıldı. İnsani anlamda, askeri ve idari anlamda yapılacakları yapmaya çalıştık. O dönem içinde değişiklikler yapıldı. Hukuki anlamda süreç devam ediyordu. Kara Kuvvetleri Komutanı olduğumuzdan itibaren “burada Türkiye sathında her gittiğimiz yerde vazifemizi hukuk çerçevesinde, şeffaf yapacağız” demiştik. Personelimizi eğittik. Geçmişte karşılaştığımız bazı problemlerin tekerrür etmemesi için bunları vermeye çalıştık. Etrafımızda yakın çalıştığımız subay ve generaller var. Onların tavrından bazı farklılıkları sezdik. İstihbarat birimlerine tekrar tekrar sorduk. ‘Herhangi bir kayıt yoktur’ diye cevap geliyordu.
FETÖ’CÜ ASKERLER NASIL GİZLENDİ?
Bu arkadaşlarla çalıştığımız sırada ne basından çıkanlardan ne duyumlar ne varsa takip ettik. Üzerine gittik. Bilgi ve belge toplamaya çalıştık. 2015’te Genelkurmay Başkanı olmuştum. Kuvvet komutanları ve 2. Başkan ‘arkadaşlar anayasa, hukuk çerçevesinde şeffaf çalışacağız’ dedim. Elimizde yasal bir kanıt yoktu. Şüpheler vardı. İsimler tartışılıyor. Filanca kişi nasıl bir adam? 2016 Şurası’nda buna izin vermeyeceğimizi söylemiştim. Ne biliyorsanız, ne görüyorsanız, evine gidin, annesine babasına sorun, köyüne kasabasına sorun. 2016 Ağustos’una geldiğimizde kanaat sahibi olun diye emir verdim. Buna göre arkadaşlarımız çalışıyorlardı. Geldiğimiz nokta da arkadaşlarımızla bu bilgiler ve belgeler ilerledi. YAŞ çalışmasına bu anlayışla geldik. Olabildiğince gizli tuttuk. O zaman Yaşar Güler Paşa 2. Başkandı. 120-130 civarında general ve amiralın orduda kalmasının uygun olmayacağını tespit ettik.
“KORKU VE PANİKTEN ERKENE ALDILAR”
Sayın Cumhurbaşkanımızla konuştuğumuzda, siyasi, sivil kesimlerin de olduğunu söyledik. Sağolsunlar desteklediler bizi. Esasen bundan dolayı bazı bilgilere göre sonbaharda yapılacak olan hain darbe girişimini bu korku ve panikten dolayı Temmuz’a alındığı konusunda bir kanaat ve bilgi var. Yaklaşımımızın ne kadar doğru olduğunu terör örgütünün paniklediğini anlıyoruz. Tasfiye edeceğimizi gördüler, sapık yola başvurup darbe girişiminde bulundular. Bu kadar büyük olacağını, paralel devlet yapısının darbe girişiminde bulunacağına ihtimal vermiyoruz. Benim yaşadığım en büyük şok buydu. Bizim normal komutan arkadaşlarımız her konuya vakıftır. Asker olarak geçerken evladımıza sorarız ‘nasılsın’, ‘sağol’ derdi. Size özel kalem müdürlüğü yaıpmış, albaydan yarbaydan başka şeyler duyuyorsunuz. Burada 24 bin kişi atıldı. TSK’nın gücünün azaldığı gibi anlayışlar var bu tamamen yanlış.
DARBE AKŞAMI NELER KONUŞULDU?
Genelkurmay karargahındaydım. Yaşar Paşa geldi. bir binbaşının ‘MİT Başkanı’nın alınacağını’ söyledi. ‘Gelsin bir konuşun’ dedim. Durumun kritikliğini anlayalım diye Bakan Bey’le konuştuk. Hakan Bey, 2. Başkan ve Kara Kuvvetleri komutanı ile durumu tezekkür ettik. Zaten Cuma günü. Mesai bitmiş. Geçmişte buna benzer duyumlar almıştık. Garnizon komutanı rahmetli Servet Paşa’ydı, gidip zırhlı birliklerde yatmıştı. Asılsız çıktı. Biz teenni ile dikkatli bir şekilde davrandık. “Uçuşu, havadaki uçakları indirelim, uçaklara müsaade etmeyelim” dedik. Neler yapabileceğimizi madde madde belirledik. Tedbirleri açık ve şekilde direk emirleri verdim. Harekat Merkezi’ni aradım. Harekat Merkezleri 365 gün onlarca kişinin, uzmanın çalıştığı bir sistem. Bu sistem süratli çalışır. Bizim verdiğimiz emir, 19.25’te Kars’daki havaalanına gitmişti.
“O GECE TETKİKATIMIZI YAPTIK HER ŞEY NORMALDİ”
Uçakların kalkmasına müsaade edilmiyor. Kara Kuvvetleri Komutanımız, kara havacılığa gidiyor, binbaşının geldiği birliğe Herhangi bir anormallik olmadığını söylüyor. Kara Kuvvetleri Komutanı’nı denetlemeye gönderdim. Genelkurmay 2. Başkanı kendi çalışmasına gidiyor. Orada arkadaşlarımızın değerlendirmesini derledik toparladık. Hakan Bey çeşitli telefon görüşmeleri yaptı. Bizler o emirleri verdik. Bir girişim olabilir, engellememiz lazım diye söyledik. Gerekli tetkikatı yaptık. Hepsi bize normal geldi.
“DARBECİLERE BAĞIRIP, ÇAĞIRDIM”
Odamızda çalışıyorduk. Kapı çalındı içeri biri girdi. Mehmet Dişli girdi. ‘Biraz sonra göreceksiniz’ dedi kaba bir şekilde. Makam masasında oturmuyordum. Çalışma masasında oturuyordum. ‘Taburlar, tugaylar çıktı geliyor, bizim başımıza geçin’ dedi. ‘Sen manyak mısın, sakın ha böyle bir şey olmaz’ dedim. Bağırdık, çağırdık. İçeri bir sürü asker girdi. Normal değildi. Şok dediğim o. Hipnotize olmuşlar gibiydi. Emir subayı, korumalar, tanıdığım tanımadığım kişiler içeri daldılar. Bağırıp, çağırıyoruz. Dışarıdan sesler duyuluyormuş. Bazıları küfür ediyordu.
“DARBECİLERE ‘SIKACAKSAN SIK’ DEDİM”
Telefonum emir subayındaydı. Nitekim o telefonu daha sonra bulamadık. Birçok telefonu terk edilmiş durumdaydı. Benim telefonum yoktu. Emir subayına teslim ettiğim telefonu bir daha görmedim. Emir subayı içeri girdi ‘Başımıza geçmezseniz size sıkarım’ dedi. Biz de üzerine yürüdük ‘Sık ulan şerefsiz’ dedik. Ağzımız kapatıldı, nefes alamıyorduk. Bizi zaptetmek için ağzımıza, burnumuza bir şeyler tutuyordu. Orada bir kopukluk oldu. Düştük kalktık, koltuğa oturduk. ‘Plastik kelepçeyi çıkarın’ diye bağırdık. Kasatura ile kanırtmak suretiyle kopardılar. Daha sonra boğazımıza tuttuklarının eter olduğunu öğrendik. Oturduktan sonra ‘gidiyoruz’ dediler. Saat 11’e gelmiş. Makam odasından çıktık. Bütün özel kuvvet unsurları oradaydı. Ellerinde silahlar, yüzleri robot gibi, mankurtlardı. ‘Sizin ne işiniz var burada?’ dedim.
“DARBECİLER ‘BAŞIMIZA GEÇİN’ DEDİLER”
Karşıda birisi tüfeği tutup geri geri gidiyordu. Onlara bağırmıştım ‘defolun gidin’ diye. Orada itiş kakış oldu. Kefen bile istedim ben. Kıyafetin bütünlüğü vardı. Tabancam üstümde yoktu. Çıktık, Genelkurmay’ın ortasına helikopter indirmişler. Yolda giderken itiş kakış oldu. Helikopterde tüfeği doğrulttular, tekmeyle müdahale ettik. Akıncı üssüne vardık. Orada bizi odaya aldılar. Odada gelişler-gidişler oldu. Generaller, albaylar girip, çıkıyorlar. Bunların derdi, ‘darbe girişimini başlattık başımızda olun’ dediler.
“YAPTIĞINIZ ŞEREFSİZLİKTİR, ALÇAKLIKTIR DEDİM”
Kışladan giriş ve çıkışların esasları bellidir. Özel Kuvvetler, zırhlı birliklerin dışarı çıkmasına hangi akıl müsaade eder? ‘Şapkalarınızı giyin, yemeklerinizi yiyin’ diye emir verilebilir mi? Benim mizacımı biliyorlar. Anayasa, hukuk, mevzuat diyordum hep. Ne olduğumuzu anlamaları lazım. Kendilerine bir hayal kurmuşlar. Orada bana ‘darbe başarılı ile devam ediyor’ başımıza geçin dediler. Biz de küfürlü bir şekilde ‘yaptığınız büyük şerefsizlik, alçaklıktır’ dedim. ‘Siz bir kere bataklığa battınız, bundan sonra erkeklik, mertlik gösterip, gidip savcıya, polise, inzibata kime teslim olacaksanız olun’ dedim. Bunlar birkaç kez gidip geldiler.
“SİZİ FETULLAH GÜLEN’LE GÖRÜŞTÜREBİLİRİZ DEDİLER”
Ömer, Devrim, Mehmet Dişli, Akın Öztürk, Kubilay vardı. ‘Bu bildiriyi bana okur musunuz’ dediler. Elimin tersiyle ittirdim, almadım. Bu sefer kendileri okudular. Bildiride ekonomi konusunu okudular. ‘Siz kimsiniz ne anlarsınız’ diye bağırıp çağırdım. ‘Başınız, kıçınız kim?’ dedim. İsterseniz kanaat önderiyle Fetullah Gülen’le sizi görüştürebiliriz’ dediler, reddettim. Sabaha karşı moralleri bozulduktan sonra beni Cumhurbaşkanımızla görüştürmek için uğraştılar, ulaşamadıklarını söylediler.
“AKIN ÖZTÜRK ‘BEN DE GELEYİM’ DEDİ”
Orada televizyon var. Bir ara televizyonu açıyorlar, sonra kesiliyor. Polis harekat merkezinin bombalanmasını gördüm. Sabaha karşı Boğaz Köprüsü’nde askerlerin perişan halini gördükten sonra. Nihayet ‘Hakan Bey’e ulaştık’ dediler. Çok kısa görüşmemiz oldu. Hanımla 10-20 saniye kadar konuşabildik. Onlar evdeler, onlar da ayrı bir dram yaşıyorlar. Sayın Başbakanla, Binali Bey’le konuştum. Bu arada pistler bombalanıyordu. Uçakların kalkmaması için. Onlar üzerinde panik yaptı. Genelkurmay’a gideceğimi söyledim. ‘Çankaya’ya gidin’ dediler. Araba ayarlamışlar. Akın Öztürk de geldi. ‘Ben de gideyim’ dedi. Israr ettim ‘Sen burada kal’ dedim. Şaşırmışlardı, panik havası vardı.
“MEHMET DİŞLİ ‘BEN DE GELECEĞİM’ DEDİ”
Odadaydım, ‘dışarı çıkıp nefes alayım’ dedim. Odadakiler ‘dışarıda siviller var’ dediler. Helikoptere bindik. Mehmet Dişli’ye ‘sen de gelme’ dedim. ‘Benim gelmem lazım, ateş ediyorlar, darbecilerle irtibat halinde olacağım, ‘ateş etmeyin’ diye muhabereyi sağlayacağım’ dedi. Çankaya’ya geldik. Tuğrul Türkeş Bey’in odasıymış. Bizi oraya aldılar. Büyük şoklar yaşamışız. Kafamıza tabancayı dayamışlar. İlk andan itibaren Mehmet Dişli’nin bunlarla birlikte olduğunu arkadaşlarımıza söyledik.
“EVİMİZDEKİ ASTSUBAY DA FETÖ’CÜ ÇIKTI”
Yargı bunu hassas bir şekilde değerlendirdi kararı verdi. Mahkum olanlar kesinlik kazandı. Çankaya’da otururken eski Milli Savunma Bakanımız İsmet Yılmaz Bey ‘Malatya’da şunlar oluyor’ dedi. Orada telefon konuşmamız oldu ‘teslim olmalarını sağlayın’ dedim. Hanımla konuştum, ağlıyordu. Onun ağlamasından biz de duygusallaştık. Evlerde bize yardımcı olan astsubay vardı. Bir gardiyan gibi ailelerimizi enterne etmiş. O da FETÖ’cüydü. İletişimizi kesmiş. Telefonla görüştürmüyormuş. Son derece zalim tutum içindeymiş. Eşimin tanıdığı yüzler bunlar. Sosyal medyada FETÖ’cüler öldüğümüz şekilde yayınlar yapmış. Hanım ve çocuklar perişen vaziyetteler.
“YILLARCA DARBEYE HAZIRLANMIŞLAR”
Burada Cumhurbaşkanımıza hepimizin şükran duyması lazım. Son derece istikrarlı tutum takındı. Bayrağına, sancağına, vazifesine bağlı silahlı kuvvetlerimizin kahir ekseriyeti, polis ve jandarmamızın büyük çoğunluğuna saygı duymak lazım. 12 saat sürdü bu iş. Yıllarca hazırlanmışlar. Bu girişimin 12 saatte sona ermesi büyük bir olay.
“YAZILI SORULARA CEVAP VERDİM”
Bu olaylar oldu, alçak darbe girişimi bitince yargı safhası başladı, hukuki safha başladı. Ertesinde bir savcı arkadaşımız geldi. Biz ifademizi verdik. “Bizim esasımız anayasa, mevzuat, bilim ışığında yaptıklarımız oldu” dedi. Soruları cevapladık. Meclis’ten gelen teklife gitmeme durumumuz yok. Bize yazılı soru gönderdiler, cevapladık. Bir daha da talep olmadı. Arkadaşlarımıza zaman zaman soruyorum. Yazılı sorulara verdiğimiz cevapları okudunuz mu diye. ‘Hayır’ dediler. Meclis tutanaklarında sayfalarca neyin olup neyin olmadığını araştırma komisyonuna cevabımızı verdik. Orada duruyor onlar. Mahkemeye, savcılığa verdiğimiz ifadeler var. Herkes ulaşabilir, bakabilir.
“YARALI ASKERİN ANNESİNİN YANINDA AĞLAMIŞTIK”
Çok kahraman şehit aileleri var. GATA’nın yanık bölümü vardı. Orada bir erimiz, herhalde Bolulu’ydu. Yanık enteresan bir şey, bütün deriler çıkıyor, beyaz bir tabaka çıkıyor. En ufak şekilde enfeksiyon kapıyor. GATA’da o çocuğun bakımı yapılıyordu. Aileye gittik. Annesi bir-iki aydan beri çocuğuna bakıyor. Ben orada ağladım. Annesi bize teşekkür etti ‘buraya kadar niye geldiniz, zahmet ettiniz’ diyordu. Orada ağlamıştık. Asil millet bu işte.
“BUNLAR AKILLARINI TESLİM ETMİŞLER”
Eşim kibir olmasın, nazar değmesin, övünmek değil bu. Bazı şeyleri konuşmadan da anlatabiliyoruz. Karşılaştığımızda duygusal anlar oldu. Oğlum ve hanımla karşılaştık. ‘Öldü mü kaldı mı’ diye merak ediyorlardı. ‘Sağol, emredersiniz’den başka bir şey duymadığınız insanların size silah çektiğini düşünebiliyor musunuz? Topumuzu, tüfeğimizi, uçağımızı bize karşı kullanıyorsunuz. Nereye, kime ateş ediyorsunuz? Yıllarca beraber olduğunuz insanlar. Hepsini tanıyorsunuz. Evdeki çocuklara eza, cefa yapan o astsubay! İnsan geçmişin hatırı için insani davranır. Hayır! Çemkiriyor, ‘konuşamazsınız, bir daha aramayın’ diyorlar. Mankurt dediğimiz şey bu. Bunlar akıllarını teslim etmişler, birer robot, mankurt olmuşlar. Kendilerine verilen talimattan başka ne bir insani değer ne milli ve manevi değerleri var.
“15 TEMMUZ’DA AKLIMIZA ŞÜPHEYİ SOKTULAR”
Bunlar bize şüpheyi aklımıza soktu. Şimdi biri geliyor çok doğru dürüst ama şüphe ediyorsunuz. Bu çok fena şey. Personel yönetiminde bu kolay kolay atılacak bir durum değil. Asker ol, sivil ol. Bu virüs sokuldu. Etrafımıza bakarken hep ‘acaba’ diyoruz. Hiç kimseye olabildiğince güveniyoruz. Bazı belediyeler, doğru yanlış kapılara, nizamiyelere kamyonları koydular. Başbakanımız ve cumhurbaşkanımızla konuştuk. O günlerde ikinci bir hareket olabilir mi diye düşündük. Bu kadar tutuklamadan sonra olamayacağını düşündük. Son derece karanlık, zor, yıpratıcı günlerdi.
“DEAŞ’LA GÖĞÜS GÖĞÜSE TEK BİZ MÜCADELE ETTİK”
Çukur operasyonları yapılırken oraya çok sık gittik geldik. Oradaki arkadaşlarımızla hemhal olduk. Darbede hayıflandığımız konulardan biri buydu. Orada asker polis bir olmuştu. 50 kişilik yatakta 100 kişi yatmıştı. Kardeş kardeş, yan yana. Jandarma, polis, asker komandolarımız bir ve beraber oldu. Cidden önemli başarı geliştirdi bu. Orada alçaklar polisleri şehit ettiler. Düşmanın yapmayacağı işleri yaptılar. Suriye’deki sınır güvenliğimizi koruduk. Darbe girişimi olmadan önce Cumhurbaşkanımız sayın Obama ile konuştu. Operasyon yapma noktasına geldiğimizde Amerikalılar vazgeçti. Darbe girişiminden sonra silahlı kuvvetlerden general, amiral, subay, astsubay ayrılınca tezvirat koparıldı. ‘Artık yapamazlar’ diye yalan yanlış konuştular. Allah’a şükür ediyoruz 24 Ağustos’tan itibaren Fırat Kalkanı ve DEAŞ’a karşı ciddi mücadele yapıldı. Onlarca koalisyon ülkesi var. Havadan gelip bombayı atıp gidiyorlar. Biz göğüs göğüse mücadele eden tek silahlı kuvvetleriz. 4 bine yakın DEAŞ’lıyı etkisiz hale getirdik.
YUNANİSTAN HELİKOPTERİ NASIL İADE ETTİ?
Avrupa’da Yunan Başbakanı sayın Çipras’la karşılaştık. Bir vesile ile görüştük. ‘Yunanistan’da yargı bağımsız’ dedi. Bir şekilde kendilerini sıyırdılar. Daha sonra adamlar orada kalmak kaydıyla helikopterimiz Türkiye’ye geldi. Yurt dışında teröristler varlıklarını sürdürüyor. Hep oradakiler hem onlara buradan kaçıp, iltihak edenler. Uluslararası bir örgüt hüviyeti almak için gayret gösteriyorlar. İçimizdeki bazı kişileri ve birimleri diri tutmaya çalışıyorlar. Onların meşhur rüyaları var biliyorsunuz. Şunu gördük, bunu gördük, bayramda şu olacak vs. gibi. Aldığımız tedbirlerle bunların yeniden hareket yapma olasılığının imkansıza yakın olduğunu söyleyebiliriz. Su uyur, düşman uyumaz. istihbarat, silahlı kuvvetler, yargımız, polis, jandarmamızın uyanık olması şart. Terörle mücadele takip ve tedbir meselesi. Hiçbir zaman bu iş bitti deme lüksümüz yok.
“GELENEK VE DİNİMİZ YALIN ŞEKİLDE ÖĞRETİLMELİ”
Akan kanı durduracaksınız. Bir taraftan vücuda tamir edeceksiniz. 4-12 yaşında eğitimin çok önemli olduğu söyleniyor. 12 yaşına kadar gerekli imkanlar verilirse o çocuğun 3 lisanı ana dili gibi öğrenebileceği söyleniyor. Biz çocuklarımıza kreş, anaokulu, ilkokullarda milli ve manevi değerlerimizin verilmesi, bu millete mensup olduklarının öğretilmesi, gelenek, görenek, dinimizin en yalın şekilde bunlara verilmesi. Kişilik ve kimlik teşekkül ettiği zaman. Anılar var ortada. ‘Bizler FETÖ ile muhatap olduk, onlara şu cevabı verince bırakıp gittiler’ diyor. Bilgili insanlarla 85 milyon çok güçlü olur.
ASKERİ OKULLAR NEDEN KAPATILDI?
Bu konularda sayın Cumhurbaşkanımıza bildiklerimizi, gördüklerimizi arz ettik. Dinlediler, talimatlarını verdiler. Bu sistem devam ediyor başarılı şekilde. İlave tedbirler alınabilir. Mesele sadece harp cerrahisi değil de mantalite meselesi. Askeri tıpta öğrencilerimize askeri konularda gerekli bilgiler verilmekte. Operasyon bölgesinde daha kolay iletişim sağlanabilmekte.
“BÖLGEDEKİ ASKERLERİ TALTİF ETMEMİZ MÜMKÜN”
Pençe Kilit Operasyon bölgesinde herhangi yasa dışı işi olmayan personelimize rozet çalışması yaptık. Orada sayın Cumhurbaşkanımızın personele karşı teveccühleri çok yüksek. Önümüzdeki günlerde onları rozet, madalya ile taltif etmek gayet mümkün.
“BİR TARAFTAN NAZIM BİR TARAFTAN KISAKÜREK’İ OKUDUK”
Okuldaki arkadaşlarımızla ‘Büyük ve güçlü Türkiye’ derdik. Bir tarafta Nazım Hikmet bir tarafta Necip Fazıl Kısakürek okuduk. Bizim şanlı tarihimiz var. Tarihimiz İslamla şereflenmiş. En son halka cumhuriyet halkası. Bizim büyük ve güçlü olmamız lazım. Bu Türkiye Yüzyılı konusu hayal değil gerçek olacak. Her yerde konuşuyoruz, laf değil iş. Nasıl bütün sporların başı atletizm ise bütün herşeyin başı temel bilimler.
3. DÜNYA SAVAŞI ÇIKAR MI?
Atalarımızı iyi okumamız lazım. Bilim ve akılla bakmamız lazım. Bu hiçbir şekilde dine, milli ve manevi değerlere aykırı bir şey değil. Akıl ve bilimle baktığımızda olayları görüyoruz. Atalarımız ‘Hazır ol cenge istersen sulhü salah’ demişler. Her zaman, bugün dahi bizi cenge hazır olmamız lazım. Daha önce kovitten bahsetseler anlamazdık. Rusya-Ukrayna savaşından bahsetseler inanmazdık. İsrail’in jenosidi ortada. Her an her şey olabilir. Mehmetçiğin yüksek ruh hali kimsede yok. Devlet olarak bizim sorumluluğumuz onlara en ileri teknolojiye dayalı silah, araç ve gereci vermemiz lazım. Parasını verdiğimiz Heron’ların bakımını İsrail’e yaptıramamıştık. Çok şükür şu anda savinma sanayinde Cumhurbaşkanımızın teşvikiyle yüksek seviyelere geldik. Tank, top, hatta uçağımızı, helikopterimizi, İHA, SİHA’larımızı yaptık. Bayraktar meselesi çok önemli mesele. Burada adanmışlık var. Rahmetli Özdemir Bey’in adanmaşlığı var. Bu sayede operasyon yapabiliyoruz, Azerbaycan’da kardeşlerimizi destekliyoruz. Dost ve müttefik ülkelere bunlar ihraç ediliyor. 3. Dünya Savaşı riski her zaman var. Savaş bir bakıma başladı. Savaş en kaba şekilde hazırlık safhası, düzenlenmeler, diplomatik, siyasi çalışmalar, ittifakların kurulması. Ondan sonra bu icra edilir. Ülkeler, bloklar hazırlıklarını sürdürüyorlar. Zaman ve mekân hak ve menfaatleri noktasında yeterli olduklarını gördükleri anda bu savaş başlar.
“SİYASETTE İLETİŞİM ÖNEMLİ”
Siyasetin kuralları var. Vatandaşla oturup, konuşacaksınız. Kurallar ve kurumları belirledikten sonra uyacaksınız. Müşahade, muhakeme, icra. Bunun mevzuatı var, içtüzüğü var. Komisyonda bütün partilerden arkadaşlarımız var. Bire bir konuşmak suretiyle meseleleri çekiyoruz. İletişim önemli. İş yönetimi önemli. Genel kurulda arkadaşlarımızla çok iyi ilişkilerimiz var. Çok değişik konularda ihtisas sahibi insanlar var.
“KIZIMIZ HACETTEPE’DE DOÇENT OLDU”
Kardeşim var esnaftı, kapattı, geçiniyor. Kız kardeşim var. Genelkurmay Başkanlığımız, bakanlığımız sırasında ticari çalışmalarını son derece sınırlı, kontrollü tuttular. Oğlumuz yurt dışında üniversiteyi okudu. Öyle bir fırsat oldu. Orada iş buldu. Ciddi bir bankada takriben 20 yıl çalıştı. Kızımız doktor şu anda. Chicago’da son derece saygın bir üniversiteye doktor olmak için gitti. Not ortalaması 4.0. Böyle başladı 2 sene okudu. Hocaları desteklediler. ‘Eğer doktor olmak için okuyorsunuz, bunun sonunda doktor olma garantiniz yok, mülakat var’ dediler. Kızımın bilgilerini aldık. Hacettepe Tıp Fakültesi’ne verdik. Onlar değerlendirdiler. Prosedür neyse o yapıldı. Senato kararını verdi, kabul ettiler. İngilizcesi çok ileride. Hacettepe’ye kabul edildi. Orayı bitirdi, daha sonra kadın doğum ve onkoloji yaptı. Doçent oldu.
“85 MİLYON BİRİZ VE BERABERİZ”
Gençliğimizde bazı uygulamalar oldu bizi rahatsız etti. Bir anne Kürtçeden başka dil bilmiyor. Bize hizmet ediyor. Onunla konuşacak, nasıl konuşacak. Çok şükür bunların hepsi bitti. Bazı terör uzantıları hala ‘ne oldu’ diyorlar. Çok şey oldu. Bunların kıymetini bilmemiz lazım. Diyoruz ki, Sultan Alparslan’dan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e kadar bu toprakların vatan olması için emek veren bütün devlet büyüklerimizi, komutanlarımızı, şehitlerimizi, gazilerimizi rahmetle anıyoruz. 85 milyon biri ve beraberiz. Asil milletimize bu anlamlı günde sağlık ve esenlikler diliyorum.
‘MECLİS KARARINI OY BİRLİĞİYLE ALDIK’
İndirimlere ilişkin konuşan Trabzon Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ahmet Metin Genç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde ilan edilen ‘Türkiye Yüzyılı 2024 Emekliler Yılı’ çağrısına karşılık verip, emeklilerin hayatına dokunmaya devam edeceklerini söyledi. Genç, “Türkiye Yüzyılı’nda Sayın Cumhurbaşkanı tarafından 2024 yılı emekliler yılı olarak ilan edildi. Biz de emeklilerimizin emeğine saygının gereği olarak onların bir taraftan bireysel hayatlarını idame ettirmek adına bir gayreti ortaya koyarken diğer taraftan hizmet ettikleri kamuda ya da özelde hem şehrimize hem ülkemize değer kattılar, değer ürettiler, ülkemizin gelişmesine değer kazandırdılar. Dolayısıyla bu emeğe saygının da gereği olarak Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu o iradenin şehirlerimizde paralel olarak bizler de neler yapılabilir diye arkadaşlarımızla konuştuk, derneklerimizle istişare ettik. Bakanlığımız, il müdürlüğümüz güzel bir istişare sonrasında, kıymetli emeklilerimize su konusunda yüzde 50 bir indirimi gerçekleştirdik. Meclis kararını oy birliğiyle aldık ve ilan ettik. Tabii ki bununla da bırakmayacağız” diye konuştu.
‘DAHA DA YENİLERİ İNŞALLAH GELECEK’
Memnuniyetle karşılanan kararlara yenilerin de ekleneceğini duyuran Genç, “Şehrimizin güzel merkezlerden bir tanesi olan belediyemize ait bu sosyal tesislerde de ayrıca bütün emeklilerimizi kapsayacak şekilde yüzde 20 indirime gittik. Bunun da adımını attık. Bunun da kıymetli emeklilerimizde büyük bir memnuniyet uyandırdığını görmek, bizi bu konuda mutlu ve motive ediyor. Bir taraftan devletimizin, hükümetimizin o kararlı adımları, Cumhurbaşkanımızın riyasetinde bizde şehrimizi paralellik arz edecek şekilde bu adımları atıyoruz. Daha da yenileri inşallah gelecek. Çünkü onlar için ne yaparsak onların hakkıdır. Hayırlı olsun diyorum” ifadelerini kullandı.
‘DOĞAL GAZ KONUSUNDA ÖĞRENCİLERİMİZE DESTEK VERECEĞİZ’
Üniversite öğrencilerine sezon başlamadan doğal gaz indirimine yönelik karar almayı planladıklarını da aktaran Genç, “Şehrimiz bir öğrenci şehri. Biz de öğrencilerimizin eğitim hayatına halel getirmeyecek şekilde pratik yaşamlarını nasıl kolaylaştırmamızı da gündemimize aldık. Onlara da aynı indirimleri uyguluyoruz. Evde kalan 3 öğrenci için hem su konusunda hem de henüz kararını almadığımız bizim sözümüz olan doğal gaz konusunda öğrencilerimize destek vereceğiz. Yine öğrencilerimizden gelen en önemli talep olan ulaşım konusunda da ekstra bir desteğimiz olacak. Sezon başlamadan önce doğal gaz kararını da alacağız. Onlar şehrimizde mutlu yaşasınlar; çünkü hepimiz, öğrencilik süreçlerini geçirdik. Fiziksel ihtiyaçları konusunda belediyemizin onların yanında olduğunu hissetmeleri bile çok kıymetli. Çünkü zor süreçlerden geçiyorlar; onlar bizim kıymetlilerimizdir” şeklinde konuştu.
Karşılaşmanın ardından değerlendirmelerde bulunan Çorum FK Teknik Direktörü Serkan Özbalta, Kocaelispor’da sezonda karşılaştıkları diğer iki karşılaşmayı da göz önüne alarak sıkı bir şekilde çalıştıklarını ve karşılaşmadan galip ayrıldıklarını söyledi.
Maça iyi hazırlandıklarını söyleyen Özbalta, “Yorucu bir sezonun arkasından play-off’un ilk maçı. Boluspor karşılaşmasının ardından hazırlanmak için zaman kısaydı. Ama uzun zaman beraber olduğumuz oyuncu topluluğumuz var. Canımızı sıkan, bizi rahatsız eden, son bir kaç hafta sahada yapamadığımız şeyler vardı. Özellikle son iki gün bunun üzerinde durduk. Kısa bir zamandı ama oyuncular hem teorik hem de pratik açısından bizi çok ciddi bir şekilde anladıklarını biraz önceki karşılaşmada, mücadele ve oynadıkları güzel oyunla gösterdiler. Kocaelispor ile iki kez daha karşılaşmıştık. O karşılaşmalarda onların güçlü yönleri ve zayıf yönleri ile alakalı ve bizim eksiklerimizle alakalı ilmik ilmik işleyerek çalıştık. İki gün boyunca oyucularla paylaştık. Oyuncular da sahada bunları harfiyen yerine getirdi. En önemlisi de bu oldu. Siz bir şeyleri gösterdikten sonra müsabakada olmasını istiyorsunuz ve bunun olduğunu gördüğünüzde de mutlu oluyorsunuz” diye konuştu.
“Bugün de bu galibiyeti onlara armağan ediyorum”
Taraftarlara teşekkür eden Özbalta, “Tabii ki taraftardan da bahsetmek istiyorum. Çok coşkulu bir taraftar vardı. Bugün oynanan maç sanırım taraftar rekoruydu. Çok coşkuluydu. Onlara kocaman teşekkür ediyorum. Sizler de bizi yakından tanıdınız, bize çok ciddi destek veriyor. Onların desteği ile bizim sorumluluğumuz her hafta kademe kademe artmıştı. Bugün de böyle bir rakibe karşı, oyuncu kalitesinin iyi olduğu bir takıma karşı galip gelmek istiyorduk. Bir de onlara seyir zevki de sunmak istiyorduk. Onu da sunduğumuzu düşünüyorum. Coşkulu bir oyunla, çalıştığımız her şeyi harfiyen yerine getiren ve taraftarla bütünleşen bir takım. Sadece onlar için şunu söyleyebilirim. Penaltı golünü yedikten sonra onlar da kazanma şansını beklediler. Ama orada taraftarların durmaması lazım. Orada oyuncularımız destek isteyince tekrar başladılar. Biz oyuncularla şunu paylaşıyoruz. İşler istediğimiz gibi giderken asla rehavete kapılmayın ama işler zorlaştığında da asla pes etmeyin. Taraftarlarımız da bugüne kadar hiç pes etmediler, bizi desteklediler. Bugün de bu galibiyeti onlara armağan ediyorum” diye konuştu.
“Taraftarlar, şehir ve camia şunu bilsin ki biz işin sonuna kadar gitmek istiyoruz”
Gelecek maçlarda hedeflerini sürdüreceklerini belirten Özbalta, “20-24 Mayıs’ta Bodrum müsabakaları var. Karşımızda oldukça komplike oynayan, mücadele gücü fazla olan bir takım olacak. Adam adama oynamayı tercih eden bir teknik ekip ve teknik direktöre sahipler. Sahanın içinde ciddi manada oynanmak isteyen oyunu bozmak isteyen bir takıma, saygı duyulacak bir takıma karşı oynayacağız. Geçen sene de final oynadılar, bu yıl da yarı finale kalma becerisini gösterdiler. Ama biz üzerimize düştüğümüzü yaptığımız da bütün dinamikler harekete geçiyor ve Çorum şehri bambaşka bir noktaya gidiyor diye düşünüyorum. Hep söylüyorum, beklentiyi çok yükseltmeye gerek yok ama asla da işi peşinen kabul etmek yok. Bunu da bugün gösterdik. Bu üç ihtimalli oyun. İnşallah finale kalırsak o da üç ihtimalli bir oyun olacak. Ama taraftarlar, şehir ve camia şunu bilsin ki biz işin sonuna kadar gitmek istiyoruz. Ama günün sonunda bir şeylerin olmadığı durumunda, sürekliliklerin, bu oluşumun devam etmesini diliyorum” şeklinde konuştu.
]]>Programın açılışında Hakkı Demir Anadolu İmam Lisesi musiki bölümü öğrencileri tarafından “Şehit Tahtında” ezgisi seslendirildi.
Programda Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şube Başkanı Mahmut Bıyıklı, Ender Çınar ve Irak’ın kuzeyinde teröristlerin saldırısı sonucu şehit olan Teğmen Duabey Onur Öztürkmen’in annesi Gülcan Türkmen, şehitlerimizin aziz hatıralarını yaşatma misyonunu vurguladılar.
Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şube Başkanı Mahmut Bıyıklı Tabuta Sığmayanlar programının şehitlerimizin aziz hatıralarını diri tutmak noktasında önemli bir misyonu yerine getirdiğini belirtti.

“Tabuta Sığmayanlar” programının aynı zamanda uyanış çağrısı olduğunu vurgulayan Bıyıklı, şehitlerimizin aziz ruhlarını ve kahramanlıklarını toplumumuzun her bir ferdine, özellikle de genç nesillere anlatmak ve aktarmak her türlü takdirin üstündedir diye konuştu.
Ender Çınar’ın yapım ve yönetmenliğini üstlendiği “Tabuta Sığmayanlar” belgeselinin millî birlik ve beraberliğe büyük katkıda bulunduğunu vurgulayan Bıyıklı, “ Bu toprak için toprağa düşen aslanlarımızın hakkını ne yapsak ödeyemeyiz. Onlar bizim için canlarını feda ettiler. Onları unutur veya unuturursak, kalplerimiz kurusun.
Yazarlarımız son kırk yılda Güneydoğu’da verilen mücadelenin destanını, şiirini veya romanını hakkıyla kaleme alamadı maalesef.. Unutulmamalıdır ki, edebiyata dökülmeyen hiçbir şey ebedileşmez. Bu kahramanlık hikayelerini ebedileştirmek için, onları edebiyatımıza taşımamız gerekiyor. Bu manada kamerasıyla şehitlerin şiirini yazan kıymetli Ender Çınar dostumuzu tebrik ediyor başarılarının devamını diliyorum.

Daha sonra söz alan Ender Çınar Tabuta Sığmayanlar programının hikayesini anlattı.
“Tabuta Sığmayanlar” belgeseli yapımcısı Çınar, programın amacını, “Şehitlerimizin hikâyelerini anlatarak onların bu topraklar için yaptıkları fedakarlıkları unutturmamak ve genç nesillere aktarmak” olarak ifade etti. Çınar, şöyle devam etti: “Bu programı hazırlarken amacımız, şehitlerimizin yaşamlarını, verdikleri mücadeleleri ve bu vatan için gösterdikleri kahramanlıkları belgesele dökerek onların hikayelerini yaşatmaktı. Şehitlerimizin ruhları, adanmışlıkları, bu topraklara olan bağlılıkları tabuta sığmayacak kadar büyük…”
Çınar, şehitlerin anılarına sahip çıkmanın önemini vurgulayarak, “Biz bu belgesellerle şehitlerimizin anılarını sadece kaydetmekle kalmıyor, aynı zamanda genç nesillere aktararak onların da bu kahramanlık öykülerinden ilham almasını sağlıyoruz. Şehitlerimiz, kendi hikayeleriyle bizlere cesaret, fedakârlık ve vatan sevgisinin ne anlama geldiğini öğretiyor.” dedi.
Şehit Annesi Gülcan Türkmen ise oğlunun şehadetini, “Rabb’ime şükürler olsun, şehit olmayı çok isteyen bir insandı ve bu şerefi oğluma Rabb’im bahşetti. Şehitlerimizle gurur duyuyoruz, onların sayesinde burada gururla oturabiliyorum.” sözleriyle anlattı. Türkmen, tüm şehit ailelerinin duygularını temsil edercesine konuştu ve şehitlerin hatıralarının her zaman yaşatılmasının önemini vurguladı. Gençlere önemli mesajlar verdi.

ENDER ÇINAR’A ŞÜKRAN BERATI
Programın sonunda, “Tabuta Sığmayanlar” belgeselinin yapımcısı Ender Çınar’a, Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi adına Yazar Şerif Aydemir tarafından şükran beratı takdim edildi.
Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi’nin düzenlediği bu program, şehitlerimizin aziz ruhları için okunan Kuran-ı Kerim ve yapılan duaların ardından sona erdi.

Törer örgütü PKK’ya yönelik geniş kapsamlı operasyona ilişkin Erdoğan, “PKK/PYD/YPG terör örgütü Irak’ın da istikrarına, kalkınmasına, huzuruna bir tehdittir. Bu tehdidin ortadan kaldırılması Irak’ın da çıkarınadır. Ben inanıyorum ki bu gerçeği görüyorlar ve artık bu pürüzün yok edilmesi için irade ortaya koyacaklardır. Irak’ın kalkınma vizyonunun, uluslararası yatırımların güvenliği için bu terör çukurlarının dümdüz edilmesi ve Irak için öngörülebilir yarınların inşa edilmesi şarttır. Biz terörü öyle ya da böyle yok edeceğiz. Biz bu konuda kararlıyız. Terörle ve terör örgütleriyle birlikte yol yürüyenlere, terör örgütlerini maşa olarak kullananlara meydanı asla bırakmayacağız.” açıklamasında bulundu.
Başkan Erdoğan, “Vefat haberini derin bir teessürle öğrendiğim, son devrin manevi liderlerinden Hasan Kılıç Hocaefendiye Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Merhum Hasan Efendi ile kısa bir süre önce yüz yüze görüşmüş, kendisinin hayır duasını almıştık. Rabbim, ruhunu şad, mekanını cennet eylesin diyorum. Kıymetli hocamızın ailesine, yakınlarına, talebelerine ve tüm İsmailağa camiasına başsağlığı diliyorum.” dedi.
“27 ANLAŞMA VE MUTABAKAT ZAPTLARIYLA İLİŞKİLERİMİZİ GÜÇLENDİRDİK”
Irak’taki tarihi ziyarete ilişkin Erdoğan şunları söyledi:
“Irak Başbakanı Sayın Muhammed Şiya es-Sudani’nin daveti üzerine Irak’a resmi bir ziyaret gerçekleştirdik. Irak Cumhurbaşkanı Sayın Abdullatif Reşit’le ve Irak Başbakanı Sudani ile yaptığımız görüşmelerde son dönemde ivme kazanan ilişkilerimizi ele aldık. Münasebetlerimizi daha da ilerletme yönündeki ortak irademizi teyit ettik. Başbakan Sayın Sudani riyasetindeki hükümetin Irak’ta istikrarın ve refahın idamesi için attığı adımlara verdiğimiz desteği bu vesileyle tekrar vurguladık. Özellikle terörle mücadele, ticaret, ulaştırma, enerji ve iklim değişikliğinin etkileri gibi başlıklarda atabileceğimiz adımları değerlendirdik. Biliyorsunuz Irak kısa süre önce terör örgütü PKK’yı yasaklı örgüt ilan etti. Ülkemizin bundan duyduğu memnuniyeti dile getirdik. PKK’nın resmen terör örgütü ilan edilerek Irak’taki mevcudiyetinin sonlandırılması yönündeki beklentimizi bir kez daha vurguladık. Önümüzdeki dönemde inşallah bunun somut çıktılarını daha net göreceğiz. Kalkınma Yolu Projesi de gündemimizin en üst sırasındaydı. İmzaladığımız dörtlü mutabakat muhtırasıyla bu konuda kritik bir eşiği daha aşmış bulunuyoruz. İnşallah bundan sonra daha da mesafe alacağız. Ayrıca akdedilen 27 anlaşma ve mutabakat zaptlarıyla ilişkilerimizin ahdi zeminini güçlendirdik. Stratejik çerçeveye ilişkin mutabakat muhtırası özellikle münasebetlerimizin gidişatına yön verecektir. Böylece ilişkilerimize kurumsal, yapıcı ve sonuç üreten bir hüviyet kazandırmaya yönelik de tarihi bir adım attık. Bu anlaşmaların etkin şekilde uygulanması noktasında hemfikiriz. Iraklı kardeşlerimiz de gerekli iradeye sahiptir. Bağdat’ta ayrıca Türkmen liderleri de kabul ettim. Türkmen kardeşlerimize ülke ve millet olarak her zaman yanlarında olduğumuzu ve olacağımızı ifade ettik.”
ERBİLDE TÜRK BAYRAKLARI
Erdoğan Irak’taki bir diğer önemli durağı Erbil’de de önemli temaslarda bulundu. Buradaki görüşmelere ilişkin Erdoğan, şunları söyledi:
“Değerli arkadaşlar, Bağdat’tan sonra Erbil’e geçtik. Seyahatimizin Erbil bölümünde Irak Kürt Bölgesel Yönetimi liderleri ile verimli görüşmeler gerçekleştirdik. Ziyaretimiz vesilesiyle Erbil’in dört bir tarafının ay yıldızlı al bayrağımızla donatılması, bizi gerçekten duygulandırdı. Türkiye ile Irak Kürt Bölgesi arasındaki samimi dostluğu böylece bir kez daha yakından görme fırsatı bulduk. Irak Kürt bölgesel yönetimiyle tesis ettiğimiz iş birliğimizi ilerletme yönündeki irademiz bakidir. Ziyaretimizde kendilerine bunu açıkça ifade ettim. PKK tehdidine karşı atabileceğimiz adımları ele aldık. Terörle mücadelede elde edeceğimiz kalıcı başarıların bölgemizin güvenliği için kritik önemde olduğunu teyit ettik. Enerji, ulaştırma, ticaret ve yatırımlar başta olmak üzere, ekonomik ilişkilerimizi kapsamlı bir şekilde değerlendirdik. Görüşmelerimizde Gazze başta olmak üzere Filistin’de yaşanan insanlık dramını da konuştuk. İsrail mezaliminin bölgemiz ve Irak üzerindeki menfi yansımalarına karşı Irak’ın güvenliğine ve istikrarına verdiğimiz önemi dile getirdik. Irak’la hem ikili hem bölgesel düzeyde artan iş birliğimizin tüm bölgenin huzuruna ve istikrarına katkı sağlayacağına inanıyorum. Görüşmelerimizin ve aldığımız kararların ülkelerimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Samimi misafirperverlikleri için tüm Iraklı kardeşlerimize teşekkür ediyorum. Şimdi sözü sizlere veriyorum.”
IRAK’IN KUZEYİNE OPERASYON NE ZAMAN?
SORU: Irak’la terörle mücadele konusunda ‘Bu yaz itibariyle Irak sınırında terörün çözüleceğini’ söylemiştiniz. Irak ile bir ortak operasyon mu söz konusu? Yoksa bu operasyonu Türkiye kendi başına mı yapacak? Bu konu Irak’taki temaslarınızda gündeme geldi mi? Süreç nasıl işleyecek?
Irak’ta da Suriye’de de özellikle terör bataklığı sadece bizim çalışmamızla değil, buradaki her iki ülke yönetiminin müşterek gayretleriyle kurutulacaktır. Bunun yanında biz bütün terör örgütleriyle ayrımsız bir şekilde aralıksız mücadelemizi sürdürüyoruz. Özellikle Irak ve Suriye’de yuvalanmış PKK/PYD/YPG ile ilgili mücadelemiz uzun yıllardır bildiğiniz gibi kapsamlı bir şekilde sürüyor. Bundan sonra da yine aynı kararlılıkla bu devam edecek. Gerek yurt içinde gerek sınırlarımızın hemen ötesinde, uluslararası hukukun içinde ve komşularımızın toprak bütünlüğü noktasındaki hukukuna da saygılı olarak bu mücadele devam edecektir. Gönül ister ki komşularımız topraklarından bize yönelen tehditler karşısında gereken tavrı kendileri koysun ve müşterek olarak bu mücadeleyi sürdürelim. PKK/PYD/YPG terör örgütü Irak’ın da istikrarına, kalkınmasına, huzuruna bir tehdittir. Bu tehdidin ortadan kaldırılması Irak’ın da çıkarınadır. Ben inanıyorum ki bu gerçeği görüyorlar ve artık bu pürüzün yok edilmesi için irade ortaya koyacaklardır. Irak’ın kalkınma vizyonunun, uluslararası yatırımların güvenliği için bu terör çukurlarının dümdüz edilmesi ve Irak için öngörülebilir yarınların inşa edilmesi şarttır. Biz terörü öyle ya da böyle yok edeceğiz. Biz bu konuda kararlıyız. Terörle ve terör örgütleriyle birlikte yol yürüyenlere, terör örgütlerini maşa olarak kullananlara meydanı asla bırakmayacağız.
“TÜRKİYE SU KONUSUNDA DUYGUSAL DEĞİL AKILCI UZLAŞMACI VE ÇÖZÜM ODAKLI”
SORU: Su meselesi iki ülke arasındaki önemli konulardan biri. Irak’ın Fırat ve Dicle Nehirlerinden akıtılan su miktarı konusunda önemli bir beklentisi vardı. Su konusunda iki tarafı bir araya getirecek iş birliği ya da anlaşma olabilir mi?
Burada kaynakların su konusunda akılcı kullanılması gereği söz konusu. Irak’ın su konusunda bizden talepleri bulunuyor. Bu noktada yapılması gereken dünyanın değişen iklim şartlarına uygun yeni planlar, programlar ortaya koymak ve suyun sürdürülebilir kullanımını temin etmektir. Akıldan çıkartmamak gerekir ki bizim de en az onlar kadar su konusunda sıkıntımız bulunuyor. Türkiye de su zengini değil ve su stresi yaşayan ülkeler kategorisinde. Yani, kısa süre içerisinde planlamalarımızı hayata geçiremezsek biz de su temini konusunda sorun yaşayabiliriz. Dolayısıyla temkinli adım atmamız gerekiyor. Bu doğrultuda yapılacak değerlendirmelerle bir ortak noktada buluşmak mümkün olabilir. Teknik meseleler ayrıntılı incelenmeden, geleceğe yönelik senaryolar oluşturmadan ‘yaptık oldu’ mantığıyla bunlar halledebilecek konular değildir. Türkiye bu konularda duygusal değil, akılcı, uzlaşmacı ve çözüm odaklı bir yaklaşım tarzını benimsemektedir ve buna devam edeceğiz. Yapacağımız iyi niyetle ve yapıcı bir yaklaşımla diyaloğu sürdürmek, ortak projeleri hayata geçirmek ve ortak sorunumuza müşterek çözümler üretmektir. Çünkü su, çatışma aracı değil müşterek çıkarlarımıza hizmet edecek bir iş birliği alanı.
SORU: Gazze’de İsrail tarafından yapılan bir soykırım var. Gazze’de kalıcı ateşkesin sağlanması için çalışmalar da bulunuyor. Türkiye olarak çok yoğun diplomasi trafiği yürütüyoruz. Son olarak Hamas lideriyle görüştünüz. Ayrıca birçok liderle de temaslarınız oldu. Kalıcı ateşkesin sağlanması için ümidiniz var mı? Irak’la görüşmeleri nasıl değerlendirirsiniz?
Gazze meselesine 7 Ekim öncesinin perspektifiyle bakarsak hata ederiz. Çok daha hassas olmamız gerekiyor. İsrail’in eşi benzeri görülmemiş katliamlara imza atması ve Gazze’yi yok etmek üzere harekete geçmesi, bu konudaki yaklaşım biçimlerini değiştirmesi lazım. Gazze’nin İsrail tarafından ele geçirilmesi, başka işgallerin de kapısını aralar. Gazze’nin, İsrailli hırsız teröristlerin yerleşimine açılması İsrail’i daha saldırgan, daha pervasız yapar. Buna da bizim müsaade etmemiz söz konusu olamaz. Dolayısıyla atmamız gereken adımlar var. İsrail’in bu şımarık, cani tavırları karşısında bizler de Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ni devreye sokma, onlarla müşterek bazı adımları atma gayreti içinde olacağız. İslam dünyası bu soykırımlara varan katliamlar zincirinin oluşturduğu titremeyle kendine gelmezse, reflekslerini tamamen kaybetme tehlikesiyle yüzleşir. Onun için de bizim burada sessiz kalmamız mümkün değildir. Bütün sinir uçları nerede ise onları harekete geçirmemiz şarttır. Gazze konusu şu anda İslam dünyasının en önemli meselesidir. İslam dünyasının odaklanması, çözüm için akıl yürütmesi, gerçekçi ve etkili politikalar üretmesi gereken yer Gazze’dir. Hem Hamaslı yetkilerle hem birçok ülkenin liderleri ile bu konuları görüşmeye devam edeceğiz. Birinci gündem başlığımız bu konudur ve çözüm için elimizden gelenin fazlasını yapmayı sürdüreceğiz. Herkes bu konuyu görmezden gelebilir, unutabilir ama bizim öyle bir yaklaşımımız olamaz.
“FİLİSTİNLİ KARDEŞLERİMİZLE ET-TIRNAK GİBİYİZ”
SORU: HAMAS Siyasi Büro Lideri İsmail Haniye Filistinlilerin sizin İsrail yönetimine karşı söylediğiniz “one minute” ve “işgalci İsrail” değerlendirmenize aşık olduğunu söyledi. Bu konudaki duygularınızı alabilir miyiz?
Sayın Haniye ile gerçekten çok samimi bir görüşme gerçekleştirdik. Sayın Haniye’yi İsrail’e karşı mücadelede kararlılık içerisinde gördüm. Bu samimi görüşmede gönülden gönüle uzanan bu bağın, Filistin’deki karşılığını hissettik. Filistinli kardeşlerimizle biz et-tırnak gibiyiz. Onların canı yanıyor ve kimse zannetmesin ki biz rahat uyuyoruz. Bizi Gazze’deki, Nablus’taki, Kudüs’teki, Beytüllahim’deki, Ramallah’taki ve diğer tüm Filistin şehirlerindeki kardeşlerimizle ayrı bir yere koymaya kalkanlar büyük bir hezeyan içindedir. Onlar bizi bilir, biz onları biliriz. Bunu bundan önce de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ve bunun dışında yaptığımız bütün açıklamalarımızda çok açık, net zaten ortaya koyduk. Bundan sonra da yine aynı şekilde biz bu tavrımızı sergilemeye devam edeceğiz. Biz hiçbir zaman Hamaslılar dahil Filistinli kardeşlerimizi kendi başlarına bırakmayız. Bunun için şu ana kadar Gazze’ye 45 bin ton civarında yardım gönderdik. Bu yardımlar hala devam ediyor ve edecek. Bunun yanında Ankara ve İstanbul’daki hastanelerimizde şu anda yaralıları tedavi ediyoruz. Sahra hastanesi noktasında attığımız adımlarla biz bu kardeşlerimizin yanında olmaya devam edeceğiz. Bizim öykümüz Filistin Davası’ndan ayrı yazılamaz. Ne mutlu ki, Filistin Davası’nın büyük öyküsünde de bizim bir yerimiz vardır. Bunu Filistinli kardeşlerimiz tarafından bize yönelik söylenen naif sözlerden, oradaki çileli anaların ve yavruların dualarından anlıyoruz. Onların sevgisine, onların yüce gönüllülüğüne layık olabilirsek ne mutlu bize. Şairin deyimiyle insanlık için vakit daralıyor. Daralan vakitlerde Filistin için daha çok koşturmalı, yaslı yürekleri ferahlatacak, bebeklerin acı dolu çığlıklarını dindirecek bir gelecek için çalışmalıyız.
HAMAS ÜYELERİ KATAR’DAN AYRILACAK MI?
SORU: Sayın Cumhurbaşkanım Katar’daki Hamas üyelerine yönelik ciddi baskılar olduğuna, Hamas yönetiminin oradan ayrılmasına yönelik iddialar var. Türkiye’ye gelmeleri mümkün olabilir mi? Sizden bir talepte bulunuldu mu?
Önemli olan Hamas liderlerinin nerede olduğu değil, Gazze’deki durumdur. Bu söylediğiniz konuyla ilgili olarak Katar’daki konumlarının ne olacağı hususunda doğrusu bana böyle bir bilgi gelmedi. Fakat Katar Emiri Sayın Şeyh Temim’in, bu kardeşlerimizle ilgili, onların Katar’daki pozisyonunu yok farz edecek bir adımı atacağına dair bir şey duymadım. Böyle bir adım atacağını da düşünmüyorum. Onlara karşı olan samimiyeti, onlara karşı olan tavrı, her zaman ailenin bir ferdi gibidir. Bundan sonraki süreçte de yine onlara karşı bu tavrın değişeceğine asla ihtimal vermiyorum.
SORU: İsrail, Gazze’de kadın, çoluk, çocuk demeden katliam yapmaya devam ediyor. Aynı zamanda gerçekleri dünyaya duyurmak için görevini ifa eden gazeteci meslektaşlarımız da bundan fazlasıyla etkileniyor. En son TRT Arabi ekibine bir saldırı olmuştu, 7 Ekim’den itibaren İsrail tarafından yaklaşık 140 gazeteci şehit edildi. Bununla ilgili düşüncelerinizi alabilir miyiz?
İsrail’in gerçeklerden rahatsızlığının somut kanıtı, özellikle yazılı, görsel medya mensuplarına yönelik bu saldırılarıdır. İsrail katliamlarının izlerini silmek, soykırım delillerini karartmak için bu saldırıları gerçekleştiriyor. Demokrasinden, insan haklarından, hürriyetlerden dem vuranlar bu tabloyu iyi analiz etmelidir. Yüzlerce basın mensubunun bu şekilde öldürülmesi dünyanın bu saldırılara karşı, bu zulme karşı sessiz kalması anlaşılır değildir. TRT mensubu kardeşimizin ağır yaralanmış olması da gerçekten bizler için ayrı bir üzüntüyü beraberinde getiriyor. Rabbim sağlık, sıhhat, afiyet lütfetsin inşallah. Onlar ne yaparlarsa yapsınlar Uluslararası Adalet Divanı önüne biz İsrail’in işlediği suçlara dair bütün belgeleri koyduk, koymaya devam edeceğiz. Biz gerçeği ortaya koymaya, İsrail’in cinayetlerini dillendirmeye devam edeceğiz. Şunu bilelim ki, zamanın Hitler’i Netanyahu ve suç ortakları hesap vermekten kaçamayacak. O ne kadar kaçarsa kaçsın, biz de o denli onu takip edeceğiz. Bir gün mutlaka adalet, masumların ve mazlumların hesabını onlardan soracak. Adalet sormazsa tarih soracak.
]]>İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamasından öne çıkan başlıklar…
ALANDA KAÇ KİŞİ VAR?
“Bugün alanda 70 bin kişi var. Bölgede İslama kapılarını ilk açan şehir Diyarbakır’la aynı geçmişe sahip olmaktan iftihar duyuyorum. Bu kardeşliği yıkmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.
Geçtiğimiz Mayıs ayında yapılan seçimlerde, arzu ettiğimiz oy oranlarına ulaşamadık. Ancak seçim sonucunun sizin de içinize sinmediğimizi biliyorum. Bu alan bunu söylüyor. CHP adayına yüzde 71 oy çıkmışsa bunu düşünmek lazım.
“BAVUL BAVUL PARALARIN NEREDEN GELDİĞİ BELLİ DEĞİL”
Bugün aynı oyunu İstanbul’da, Mersin’de yine oynuyorlar. Bir avuç siyaset baronu ne olup bittiğini biliyor. Bavul bavul dolarlar. Bu paralar nereden geliyor, nereye gidiyor. Bu yerde ilkeli ittifaktan söz edilebilir mi?
“DEM KÜRT KARDEŞLERİMİN İRADESİNİ İŞPORTAYA ÇIKARMIŞTIR”
Tek sermayesi sizlerin oyları olan DEM benim Kürt kardeşlerimin iradesini işporta pazarına çıkarmıştır. Dikkat ederseniz bu pazarlıkta siyasi kazanım hesabı yok. Eser ve hizmet derdi zaten yok. Seçmenin fikrini, zikrini ne düşündüğünü merak eden kimse de yok. Sadece birilerinin ihtirasları uğruna yapılan kirli pazarlıklar var. Öyle ki, bizim yaptığımız reformları bilip, ortalığı ayağa kaldıranlar CHP’li yöneticilerin buram buram faşizm kokan ayrımcılık ve ırkçılık kokan açıklamaları karşısında süt dökmüş kedi misali seslerini çıkarmıyorlar.
Bırakın ayrımcılığa itiraz etmeyi kendi seçmenlerinin çiğnenen haysiyetini savunacak iki cümleyi kuramıyorlar. Kürt kardeşlerim böyle bir istiskali, böyle bir aşağılanmayı, böyle bir hakareti bu şekilde yok sayılmayı asla hak etmiyor.
Lütfen şu soruma bütün Kürt kardeşlerim cevap versin. Diyarbakır, huzuru da, özgürlüğü de, yatırımı da AK Parti döneminde görmedi mi?
Onlar ülke ve millet düşmanı ne kadar marjinal varsa Diyarbakır’a getirirken, biz sadece sizlerin kalbini kazanmanın yollarını aramadık mı?
“31 MART’TA HİZMET SİYASETİYLE İSTİSMAR SİYASETİ YARIŞIYOR”
AK Parti ile ötekilerin farkı o kadar açık ki, izaha gerek bile duymuyoruz. Sevmesini bilen kalp yeterli. 31 mart seçimlerinde burada partiler yarışmıyor. Burada yarışan eser ve hizmet siyasetiyle, istismar siyaseti.
Kimin kuyruğuna bassak hemen soluğu PKK’nın yanında yer alıyor. Biz DEAŞ denilen emperyalist uşağına göz açtırmıyoruz.
Onlar her evden bir cenaze çıkartarak kan siyaseti yaparken, biz evlatlarımızı yaşatmak, eğitimiyle, sağlığıyla, istihdamıyla hayata bağlamak için çırpınmadık mı? Onlar esnafımızı, işçimizi, emeklimizi haraca bağlayıp dağa çıkarmak için çocuklarına el koyarken biz açtığımız üniversitelerle onlara daha iyi bir gelecek hazırlamak için çalışmadık mı? Onlar yolların altına mayın döşeyerek masum insanları öldürmek için tuzak kurarken biz açtığımız yollarla inşa ettiğimiz tesislerle şehirlerimizi kalkındıracak yatırımları hayata geçirmedik mi? Onlar ülke ve millet düşmanı ne kadar marjinal varsa hepsini Diyarbakır’a getirip propaganda peşinde koşarken Diyarbakır Anneleri’nin yavrularını bunlar dağa kaçırırken biz sadece sizlerin kalbinin kazanmanın yollarını aramadık mı? Onlar baskıyla, tehditle, şiddet kullanarak, can alarak, kan dökerek iradenizi haczederken biz hak ve özgürlükleri genişleten sessiz devrimlerle, eşi benzeri görülmemiş reformlarla demokrasiyi güçlendirmedik mi?
Son dakika gelişmelere anında ulaşmak için Haber7 uygulamasını akıllı cihazlarınıza (iOS, Android) kurabilir, Twitter’da @Haber7 hesabını takip edebilirsiniz.
App Store Google Play Takip Et
Darülaceze’nin ecdattan kalan en önemli kurumlardan biri olduğunu belirten Kurtulmuş, insanlara yaşlılıklarında hürmetin, onlara ikram göstermenin, toplumsal yapının en temel unsurlarından olduğunu söyledi.
Osmanlı döneminden bugüne kalan; sosyal dayanışmayı, yardımlaşmayı teşvik eden, kuvvetlendiren iki önemli kurumun bulunduğunu, bunlardan birisinin Darülaceze, diğerinin de yetim çocukları barındırmak için kurulan Darüleytam olduğunu anlatan Kurtulmuş, “Toplumsal dayanışmayı, yardımlaşmayı, paylaşmayı, toplumun daha zayıf olan kesimlerine karşı ilgi göstermeyi bu iki kurum üzerinden ecdadımız bize öğretmiştir.” diye konuştu.

Kurtulmuş, yetimlerin başını okşamanın, onlara yardım etmenin, sevgi ve şefkat göstermenin, aslında toplumun geleceğine yapılan bir yatırım gibi görülmesi gerektiğini vurguladı.
Aynı şekilde toplumun sevgi, merhamet bakımından ihtiyaç içerisinde olan en önemli kesimlerinin başında yaşlıların geldiğini hatırlatan Kurtulmuş, Darülaceze’nin, yaşlı, bakıma muhtaç kişilere karşı toplumun ödevini hatırlatmak bakımından örnek olsun diye kurulduğunu ifade etti.
Türkiye’de nüfusun giderek yaşlandığına ve bununla birlikte postmodern dünyada yaşlıların bu kalabalık hayatın içerisinde yalnız kaldığına dikkati çeken Kurtulmuş, “Yaşlıların tek başına kalmaktan kurtarılması, onlara bir şekilde destek, şefkat ve merhamet elinin uzatılması hayati bir önem arz ediyor. Bu anlamda bu tür kurumların giderek artması, giderek daha çok fonksiyon görmesini temenni ediyoruz.” ifadesini kullandı.

Kurtulmuş, Darülaceze’nin, yeni yeriyle de dört dörtlük bir hizmet müessesesi haline geleceğini, uzun yıllar, sadece Türkiye için değil, bütün dünyada Türkiye’nin örnek kurumlarından birisi haline geleceğini kaydetti.
“Bizim toplumsal dokumuzda gencin, yaşlının, annenin, babanın, dedelerin, büyüklerin, küçüklerin bir şekilde birbirinden ayrı ayrı noktalarda durması yoktur.” diyen Kurtulmuş, toplumun belli zamanlarda değerlerini hatırladığı, onlara merhametle ve şefkatle yaklaştığı bir geleneğin de sürdüğünü dile getirdi.
Hayatın akışı içerisinde daha çok bakımevlerine, daha çok yaşlılarla ilgili çalışmalar yapılmasına ihtiyaç olduğuna da işaret eden Kurtulmuş, “Ümit ederiz ki bu çalışmalar çok daha güzel bir şekilde ileriye doğru gider.” şeklinde konuştu.
“İSRAİL’İN SİYONİST REJİMİNİN DURDURULABİLMESİ İÇİN DE SOFRALARIMIZDA DUA EDİYORUZ”
Bu ramazanda, iftar sofralarında yiyecek bir lokma ekmeği, temiz suyu olmayan milyonlarca Müslüman’ın bulunduğunu anımsatan Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Zulüm içerisinde, baskı, yokluk, yoksulluk içerisinde milyonlarca Müslümanın ramazanın diriltici ruhundan istifade etmek için bir araya geldiklerini, hatta toplu sofralarda da olsa oruçlarını açmak için gayret sarf ettiklerini görüyoruz. Her şeyden evvel hemen yanı başımızda Filistin’de, Gazze’de bu akşam hemen hemen bizimle aynı saatlerde oruçlarını açan Gazzeli Müslümanların inanın ki büyük bir kısmının böylesine bir sofraya sahip olmadığını biliyoruz.
Yiyecek ekmeklerinin, içecek sularının olmadığı bir ortamda dünyadan kendilerine gelecek herhangi bir yardıma muhtaç hale gelmiş olan yaklaşık 1,5 milyon insandan bahsediyoruz. Her sofrada Gazzeli dostlarımızı, kardeşlerimizi hatırlıyor, onlar için dua ediyoruz. Onları insanlık tarihinin görmediği büyük bir vahşetle, büyük bir hırsla öldüren, onları öldürmekten zevk alan, bilerek isteyerek öldüren İsrail’in siyonist rejiminin durdurulabilmesi için de sofralarımızda dua ediyoruz.”
Milletin yardımlaşma duygularını da takdirle karşıladıklarını ifade eden Kurtulmuş, “Hemen hemen gittiğimiz her yerde insanlarımızın, dünyanın dört bir tarafındaki Müslümanlara da yardım ulaştırabilmek için önemli gayretler içerisinde olduğunu, özellikle Gazzeli kardeşlerimize bu ramazan gününde yardımın ulaştırılabilmesi için önemli bir şekilde gayret sarf edildiğini görüyoruz. Ümit ederiz ki, dua ederiz ki yeryüzünü kana bulayan bu çetenin, insanlık tarihinin görmüş olduğu en büyük soykırımı, en büyük katliamı gerçekleştiren bu yapının bir an evvel durdurulması ve bu yapının ortaya koymuş olduğu bu zararların da bir an evvel giderilmesi gerekir. Önce acilen ateşkes ve buna eş zamanlı olarak da insani yardımların Gazze’ye ulaştırılması sadece bizim değil, bütün insanlığın ortak sorumluluğudur.” değerlendirmesinde bulundu.

Kurtulmuş, Türkiye olarak İsrail’in saldırılarının bir an evvel durdurulması için gayret sarf ettiklerinin altını çizerek şunları kaydetti:
“Netanyahu ve çetesi arkasına aldıkları güçle, Birleşmiş Milletlerde her türlü desteği de sağladılar. Şimdi çok şükür son kararda çekimser kalarak Amerika, hiç olmazsa bu ekipten artık sıkıldığını, bu ekibin yükünü taşıyamayacağını, bu büyük vebalin altında ezildiğini dünyaya göstermiş oldu. Ama bir taraftan da bu kararı aldık ama bu kararın bağlayıcı bir tarafı yok diyerek de maalesef yine zulmün devamı yönünde işaret verdiklerini görüyoruz.
Bizim milletimizin temel özelliklerinden birisi, zalime zalim demeyi başarabilmesi, zalimi durdurabilecek güç ve kudreti ortaya koyabilmesi ve her şart altında, nasıl olursa olsun mazlumun yanında durabilmeyi başarmasıdır. Edilen her bir duanın, Rabbimiz katında kabul olmaya en yakın olduğu bu ramazan sofralarında, Gazzeli kardeşlerimizin kurtuluşu için de dua ediyoruz. Sadece Gazze’de değil, dünyanın dört bir tarafında mazlum, mağdur, çaresiz ve gerçekten yokluk ve yoksulluk içerisinde olan nice Müslüman kardeşlerimize de Cenab-ı Allah’tan yardım diliyoruz. İnşallah bu ramazan, Müslümanların ümmet olarak yaşadıkları bu sıkıntılarla karşılaştığı son ramazan olur. Bunun için de ayrıca dua etmemiz lazım. Çalışıyoruz, gayret ediyoruz.”
Konuşmaların ardından Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ile Darülaceze Başkanı Hamza Cebeci tarafından TBMM Başkanı Kurtulmuş’a hediye takdim edildi.
Kurtulmuş, daha sonra Darülaceze sakinleriyle sohbet etti.
İŞTE ADAYLAR:
Akyurt: Hilal Ayık
Altındağ: Veysel Tiryaki
Bala: Ahmet Buran
Beypazarı: Tuncer kaplan
Çankaya: Duhan Kalkan
Çamlıdere: Hazım Caner Can
Çubuk: Baki Demirbaş
Evren: Hüsamettin Ünsal
Haymana: Özdemir Turgut
Kahramankazan: Serhat Oğuz
Keçiören: Zafer Çoktan
Mamak: Asım Balcı
Nallıhan: İsmail Öntaş
Sincan: Murat Ercan
Güdül: Muzaffer Yalçın
Kızılcahamam: Süleyman Acar
Elmadağ: Eyüp Tekiner
Pursaklar: Ertuğrul Çetin
Şereflikoçhisar: Memiş Çelik
Yenimahalle: Abdülkadir Aydoğan
5 İLÇEDE MHP ADAYI DESTEKLENECEK
Buna göre AK Parti, Ankara’nın 25 ilçesinden 20’sinde aday çıkardı. Kalecik, Polatlı, Gölbaşı, Etimesgut ve Ayaş’ta ise MHP adayları desteklenecek.
ERDOĞAN’DAN ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:
Kıymetli hanımefendiler, gençler sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. Partimizi ve ittifakımızı temsil edecek il adaylarımızın ardından ilçe adaylarımızın tanıtımına devam ediyoruz. Yalova ve İstanbul ilçe adaylarını açıkladık. Bugün de Ankara ilçe adaylarını açıklıyoruz.
30 Ocak salı günü genel merkezimizin ek binasında seçim beyannamemizi milletimiz ile paylaşacağız.

Yarın İBB adayımız Murat Kurum proje tanıtımı ile kampanyasını resmen başlatıyor. İstanbul gözü başka mecralarda olan yönetim elinde geriledi, tıkandı. Fetret devrine girdi adeta. İstanbul’u yeniden hak ettiği vizyona kavuşturmak için gün sayıyoruz.
Murat kardeşimizin bilgi, deneyimi, depreme hazırlık olmak üzere şehrin sorunlarını çözecek aday olduğunu biz biliyoruz. İnşallah İstanbul da görecek. Altınok ve diğer adaylarımız da yakında aynı adımları atacak.
Altınok ile Ankara’nın altın çağına gireceğine inanıyorum. AK parti her seçimde milletimizin karşısına güçlü programlarla çıkmış bir partidir. Milletime sesleniyorum, bakınız AK Parti’nin yerel seçimlere girdiği her yerde gerek merkezi gerek yerel yönetim el ele vererek millete hizmette onların sağlayacağı başarıyı muhalefetin sağlaması mümkün değil. AK Parti ve Cumhur ittifakı dışında projelere önem veren siyasi yapılar yok. Çünkü onların şehirlerimize eser kazandırmak, millete hizmet etmek gibi derdi yok. İç çekişmelerinden, ülke düşmanları ile iş birliği çabalarından programa vakit bulamıyorlar. Devam eden çalışmaların üstünü kapatan, oyun planlarını yalan ve algı üzerine kuran iş bilmezler elinde şehirlerimiz perişan oldu. Yıllarca yönetimde kaldığı halde hiçbir şey yapmayanlardan bahsediyorum. Çözüm hariç her işi yaptılar. Bol bol şov yaptılar. Bol bol tatil yaptılar. İç ve dış karanlık odaklarla ittifaklar yaptılar. belediye birimlerini siyasi paylaşım mezesi yaptılar. Daha buram buram kibir kokan edaları ile sergiledikleri komiklikleri saymıyorum. Terör örgütü güdümündeki partiyi ortak etmelerini saymıyorum bile.
Şehirlerimizin ihmal edilmişliği izaha muhtaç olmayacak kadar açıktır. Bunları söylerken amacımız polemik yapmak değil. Biz sadece milletin hissiyatını dile getiriyoruz. Bu muhasebeyi sadece muhalefet adayları için yapmıyoruz.
Ülkemizin en büyük ilk 3 şehrinde temel atmama törenleri ile vakit geçiren, yüzü kızarması gerekirken şehri için hiçbir projesi olmaması ile övünen, sadece tabela değiştiren, insanların iradesine ipotek koyan, esersiz yıllardan söz ediyorum. Milletimiz bunun hesabını sandıkta soracaktır. AK Parti kurulduğu günden bu yana milletimizin gönlünde yer etmiştir. Onlar sadece emperyalistlerin ellerine tutuşturduğu senaryoları tekrarlar.
Asla onların bizim vaktimizi ve enerjimizi boşa harcamasına izin vermeyeceğiz. Bunun için gerçek belediyecilik diyoruz. Milletimizin huzuruna programlarımızla çıkıyoruz. Gece gündüz çalışıyoruz, çalışacağız diyoruz. İşimizi düzgün yaparsak, enerjimizi milletimizin emrine verirsek, yalanla değil gerçek hizmetle milletin huzuruna çıkarsak, doğru olursak eğri zaten belasını bulur.
Başkalarının hangi kirli pazarlıklarla gemilerini yürütmeye çalıştığının bizim için önemi yok. Varsın onlar algı ve kelime oyunlarıyla milletin aklını çeleceğini zannetsinler, biz işimize bakacağız. Vazifemizi en doğru şekilde yapmaya odaklanacağız.
‘ATEŞKES DİYEMEYEN ÜLKELER VAR’
Sözlerini sürdüren Bakan Özhaseki, “Bugün Filistin’de katliama göz yumanların kimler olduğunu biliyorsunuz değil mi? Çocuklar, kadınlar öldürülüyor, hastaneler bombalanıyor, ‘ateşkes’ diyemeyen ülkeler var. Başta ABD olmak üzere ateşkesi engelleyen ülkeler var. Bizdeki PKK’ya da FETÖ kahpesine de destek veren emin olun bunlar. Aynı adamlar. Hiç farkları yok. İstekleri tek belli. Bu ülke bölünsün istiyorlar. Bizim bu konudaki savaşımız onlarla devam ediyor. Sonuna kadar da Allah’ın izniyle devam edeceğiz. Sizler bize yetki verdiğiniz sürece biz bu kahpelerle savaşa devam edeceğiz. Hiç endişeniz olmasın. ‘Avrupa Birliği yerel yönetimler özerklik şartını tanıyacağız’ diyerek bunlara asla kapı açmayacağız. Bölücülüğe giden yoldan bu tür teşnelik yapanlara da asla yüz vermeyeceğiz. Hiç merak etmeyin” ifadelerini kullandı.
‘İŞİMİZİ SIFIR TÖLERANSLA GÖTÜRMEMİZ LAZIM’
Deprem konusuna değinen Bakan Özhaseki, “Bir başka zorluğumuz daha var. O da depremsellik. 1900’lü yılların başından itibaren aletli ölçümler başlar. Bu ülkenin denizlerinde ve karalarından 230’dan fazla yıkıcı deprem var. 6’nın üzerinde şiddette. Topraklarımızın yüzde 66’sı, nüfusumuzun da yüzde 70’den fazlası bu birinci ve ikinci derecede deprem bölgesinde yaşıyor. Kayseri’de üçte ve dörtte ayrı bir şey. Çok emin vaziyette değiliz. Türkiye’de 500’e yakın şu anda hareketli fay hattı var. Yani her an, her yerde 4, 5, 6 ve 7’ye kadar yükselen bir deprem olabilir. Bunu niye söylüyorum? Bizim bir an önce kaldığımız konutları depreme dirençli yapmamız lazım. Sağlıklı yapmamız lazım. Rastgele yapmamamız lazım. ‘Bir şey olmaz’ diyerek ‘bir kat daha at, zemin etüdüne de dikkat etme ne olur ki’ diyerek hareket edemeyiz. Her işimizi dikkatli ve sıfır toleransla götürmemiz lazım. Böyle olursa evimiz yüksekte de olsa sallansa bile Allah’ın izniyle yıkılmaz. Emniyetli ve güvenli bir şekilde oturabiliriz” dedi.
‘680 BİN EV YIKILDI’
6 Şubat’ta Kahramanmaraş’ta iki büyük depremin yaşandığını söyleyen Özhaseki, şöyle konuştu:
“En son aslın afeti olarak nitelendirilen iki tane Kahramanmaraş merkezli bir deprem yaşadık. Orada 18 ilimiz etkilendi. 680 bin ev yıkıldı. 175 bin kadar da dükkan ve iş yeri tahrip oldu. Neredeyse Kayseri gibi 4 veya 5 tane şehir yerle yeksan oldu. Hatay’ın merkezi Antakya’nın yüzde 90’ı yıkıldı. Kolay değil ama bunların altından kalkmak lazım. Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğinde bizler gece, gündüz demeden çalışıyoruz. Şimdi oralarda binlerce ev yapılıyor. En kısa süre içerisinde de zaten teslimlerine başlayacağız. Yaraları sarmak için büyük bir gayret içindeyiz. Bütçemizde sıkıntı vardı, yoktu. Enflasyonu tetikliyordu, tetiklemiyordu. Artık bunlara bakmadan o bölgelerdeki yaraları sarmaya gayret ediyoruz. Çünkü halen evinden dışarıda kalan 1 milyon 900 bin vatandaşımız var. Konteynırda kalıyor, kira yardımı alıyor. Onlar evine oturuncaya kadar biz rahat edemeyiz. İnşallah gece- gündüz çalışacağız.”
‘KENTİMİZİ DEPREME HAZIR HALE GETİRECEĞİZ’
Deprem bölgesi şehirlerin güvenli hale getirilmesi için çalışmaların yürütüldüğünü belirten Özhaseki, “Gerek İstanbul’umuzu, gerekse diğer şehirlerimizi daha güvenli hale getirebilmek için büyük bir çaba içindeyiz. Kentsel dönüşüm başkanlığını kurduk. Meclisten geçirdik. Yasalarını çıkardık. Çok hızlı vaziyette hareket edebileceğimiz bir ortam doğdu. İstanbul’da kötü niyetlilerin özellikle önümüzü kestiği ne kadar madde varsa tek tek ele alıp onları açtık. Şimdi hızlı bir vaziyette birçok kentimizi depreme hazır hale getireceğiz. Bundan başka çaremiz yok bizim zaten. Fakat iyi niyetli insanların dualarını büyük oranda aldığımız gibi ufak tefek de olsa aradaki temelinde örgüt olan fakat vatandaşları tahrik ederek sokağa dökmeye çalışan grupları da görüyoruz. Bunların da farkındayız” diye konuştu.
‘ŞEYTAN TAŞLAMAYA DEVAM EDECEĞİZ’
Sözlerine devam eden Özhaseki, şöyle konuştu:
“Çukur eylemleri sırasında benim ilk bakanlığımdı. Teröristlerin yaktığı, yıktığı evleri yapmak için ben ömrümde ilk defa Cizre’ye gittim. Sur, Nusaybin, İdil, Silopi ve Yüksekova’ya gittim. Orada evleri yaparken karşıma çıkanlar o PKK’lılardı. Onların siyasi uzantılarıydı, sivil uzantılarıydı. Orada bizim yaptığımız evlere karşı çıktılar. Evleri bitirdik, vatandaşa dağıttığımıza karşı çıktılar. Bunları hep yaşadım ben zamanında. Şimdi de çıkardığımız yasaya ara ara sağda solda böyle çatlak sesler çıkıyor. Onların da farkındayız. Onlar da sütünün hükmünü işliyorlar. Biz Allah’ın izniyle milletimize verdiğimiz sözü yerine getireceğiz. Çalışacağız, gayret edeceğiz. Gece gündüz demeden uğraşacağız. Onları evlerine oturtacağız. Ülkemizi dönüştürüp güvenli hale getireceğiz. Bir taraftan da eskiden hacdan gelen ağabeylerimize ‘hacda ne yaptın’ derdik. ‘Oğlum ne yapalım ibadet ettik. Biraz da şeytan taşladık, geldik’ derlerdi. Şeytan taşlamaya da devam edeceğiz. O şeytanların da başına inşallah dünyayı yıkacağız, dar edeceğiz. Burada yaşayamayacaklar.”