
TAM 28 DİKİŞ ATILDI
Köpek, Özer’in sol bacağından ısırdı. Özer, kurtulmak için bir süre köpekle boğuştuktan sonra kurtulmayı başardı. İhbar üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Olay yerine gelen sağlık ekipleri, yaralı kişiyi ambulans ile Esenyurt Devlet Hastanesi’ne götürdü. Bacağına 28 dikiş atıldıktan sonra yürüyemeyen Cem Mert Özer, evde iyileşmeyi bekliyor.

“GIRTLAĞIMA SALDIRMAYA ÇALIŞTI”
Yaşadıklarını anlatan Cem Mert Özer, “Kızım bir şeyler istedi. Cüzdanımı aldım, Allah’tan kızımı annemlerin yanına bırakmıştım. Büfeye doğru yürümeye başladım. Uzaktan beyaz büyük bir köpek fark ettim. Zinciri de uzundu. Köpeğin etrafında bazı kişiler uyuşturucu madde alıyorlardı. Ben yaklaşınca köpeğin zincirini biraz daha saldılar. Ben yaklaştıkça köpek havlayama ve hırlamaya başladı, ağızlığı da yoktu. Ben geri geri gitmeye başlayınca bir anda fırladı ve arkamdan yakaladı. Yerdeki boğuşmadan sonra üstüme geldi. Gırtlağıma saldırmaya çalışınca can havliyle vurarak köpeği sersemlettim. Sonra sol bacağımı kaptı ve çenesiyle dönmeye başladı. Ben yine can havliyle sağ ayağımla vurarak uzaklaştırmaya çalıştım. Yine kurtuldum ama bu seferde sol baldır içinden yakaladı” dedi.

“KÖPEKLE 7-8 DAKİKA BOĞUŞTUM”
Etraftaki vatandaşların yardım etmek istediğini söyleyen Özer, “Saldırgan vahşi köpek olunca yardım edemediler. 7-8 dakikalık boğuşma sonucu bir şekilde kendimi kurtardım. Olay yerinde hemşire olduğunu söyleyen bir kişi vardı, ilk müdahalemi o yaptı. Köpeği bu büfenin sahibi bile isteye üzerime saldı. Çünkü büfenin kepengi yarımdı köpeği salar almaz kepengi kapattı. Yanımda çocuğum olsa çocuğumu parçalasaydı bunun hesabını kim verecekti” diye konuştu.

“BU BÜFENİN İLK VUKUATI DEĞİLMİŞ”
Özer, “Olay yerine devriye ekibi geldi. Ben yerde yatarken ‘köpeği kaçırıyorlar, müdahale edin’ dedik. Polis ekipleri olay yerine gitmedi. Sonra gittiler geri geldi polisler ‘oranın köpeği değilmiş’ dediler. Biz video kaydı alarak köpeğin orada olduğunu söyledik. Polisler şikayetçi olmam konusunda yardımcı olmadılar. Bu büfenin ilk vukuatı değilmiş.” ifadelerini kullandı.

“BEN PARÇALANAN 6’NCI KİŞİYMİŞİM”
Köpeğin daha önce de 5 kişiye saldırdığını söyleyen Cem Mert Özer, “Ben parçalanan 6’ncı kişiymişim, benden önce 5 kişiyi daha parçalamış. Buradan sayın İstanbul Valimizden ricam; hepimizin malı ve canı onun güvencesinde. Biz devletimizden bu uyuşturucu bağımlısı kişilerin esnaflık yapmasını istemiyoruz. Zevk için insanlara köpek saldırtmasını istemiyoruz. Bacağımda 27-28 dikiş var. Yara çok büyük olduğu için köpek yarasına doktorlar normalde dikiş atılmadığını söyledi. Yaralarım büyük olduğu için mikrop kapmaması için bu sıklıkta dikiş atıldı. Yaralarım normalde plastik cerrahi gerektiriyormuş” diye konuştu.
Ramazan orucunun vücuttaki toksinlerin temizlenmesine imkan sağladığını belirten Özer, sahurun önemli bir besin olduğuna dikkat çekti. Sahurdan sonra hemen uyumamak gerektiğine dikkat çeken Özer, iftardan sonra da çorba içtikten sonra bir kaç dakika bekleyip ana yemeğin verilen aranın ardından yenilmesi gerektiğini kaydetti.
“Ramazan insan vücudunu yeniliyor”
Ramazan ayında sağlıklı beslenmeye karşı herhangi bir engel bulunmadığını belirterek, “Aksine özellikle sağlıklı beslenme Ramazan’da mümkün olabilmektedir. Çünkü 11 ay boyunca yediğimiz gıdaların tamamının vücuttan atılması bir hayli zor. Ramazan orucu içerisinde yaşanan uzun süreli ‘açlık’ ile vücutta birikmiş toksinlerin temizlenmesine, insan vücudunun yenilenmesinin desteklenmesine destek olmaktadır. Orucun insanın beslenme alışkanlıklarından kaynaklanan mevcut sıhhi durumunun iyilik halini daha iyiye taşıyabilmesini sağlaması üzerine oluşturulmuş bir sistem şeklinde düşünülebilir” dedi.
“Vücudun su dengesi bakımından kahve ve çay tüketimine dikkat edilmeli”
Oruç tutarken uzak durulması gereken yiyeceklerle ilgili örnekler veren Özer, “Ramazan, aşırılıklardan ve abartıdan uzak kalma felsefesine sahiptir. Her anlamdaki aşırılık insana zarar verir. Gıdada da durum aynı şekilde, örneğin en sağlıklı olarak bilinen bir gıda abartılı bir biçimde fazla tüketilirse bu gıda kişiye zamanla zarar vermeye başlayacaktır. Ramazan’da, yani özellikle uzun süreli aç kalmış bir mideye, ilk besin maddesi olarak basit karbonhidratlar girerse burada sağlıklı beslenmeden kesinlikle bahsedemeyiz. Basit karbonhidratların özellikle Ramazan’da fazla tüketilmemesine özen gösterilmelidir. Basit karbonhidrat içeren besinler olarak; toz şekerler, mısır şekerleri, beyaz ekmek gibi unlu mamullerden bahsedebiliriz. Bunların dışında fazla tuzlu yiyecekler vücutta su tutacağı ve kişide su ihtiyacı uyandıracağı için özellikle Ramazan ayında bu tür beslenme şeklinden muhakkak kaçınılmalı. Vücudun su dengesi bakımından kahve ve çay tüketimine de dikkat edilmeli” diye konuştu.
“Özellikle kadınlar sahur yapmalıdır”
Kadınların sahur yapmaları noktasında tavsiyede bulunan Özer, “Sahur oruç tutarken önemli, fakat olmazsa olmaz değil. Ramazan ayının her yıl değişmesinin beraberinde getirdiği açlık süreçleri de değişmekte, bunun oluşturduğu 16 saat ve üzeri açlık durumlarında hormonal dengenin korunması bakımından özellikle kadınların sahur yapmalarını tavsiye ederim. Ramazan’da yapılan en büyük yanlışlardan biri ise, günlük su tüketimini iftardan sonraki süreçte tamamlayabilmek adına tek seferde büyük yudumlarla su tüketmek. Günlük tüketilmesi gereken su miktarının yudum yudum içilerek tamamlanması istenilen faydayı sağlayacaktır. Unutulmamalıdır ki hızlı içilen su vücuttan hızla atılırken yavaş yavaş/yudum yudum içilen su vücuttan daha yavaş atılır. Fazla susuzluk çekmemek ve gerekli mineral dengesinin sağlanabilmesi adına soda ve demirhindi şerbetinin (Osmanlı Saray Mutfağı’ndan) içilmesini öneririm. Eğer kişinin mide sorunu yoksa sodaya limon ve az miktarda tuz eklenip içilmesi faydalıyken, kişinin mide sorunu varsa kişi sodayı suyla karıştırarak içebileceği gibi yüksek mineralli su da tercih edebilir. Ramazan ayında yoğun baş ağrıları yaşanmaması adına su tüketimi oldukça önemlidir” şeklinde konuştu.
“Sahurun hemen ardından uyunmuşsa, organların yorulması söz konusu olacaktır”
Sahurda işlenmiş gıdalardan uzak durulması gerektiğini belirten Özer, “Sebzeden zengin, yumurta (haşlanmış, omlet vb), peynir ve az tuzlu zeytin tercih edilebilir. Meyve istenirse tüketilebilir; ancak içerisinde şeker bulunduğu için acıkmaya etki edeceği bilinmelidir. Salam, sucuk, sosis gibi işlenmiş gıdaları tüketmemeli ve fazla şekerli gıdalardan uzak durulmalıdır. Doğallıktan uzaklaşmış gıdaları tercih listemizin dışında tutmalıyız. Vücudun kendi sisteminde organlar sürekli çalışma halindedir. İnsan uyuyunca organları daha yavaş çalışarak dinlenebilme sağlanırken, sahurda yiyecek-içecek tüketiminde bulunulup hemen ardından uyunmuşsa, organların yorulması söz konusu olacaktır. Yemek yedikten en iyi ihtimalle minimum bir saat sonra uyunmalıdır” ifadelerini kullandı.
“İşlenmiş gıdalardan uzak durulmalıdır”
Gluten hassasiyeti olanların Ramazan’da çok şanslı olduklarını söyleyen Özer, “Sağlıklı beslenmede bilinen yanlışlardan biri unlu mamulleri (örneğin ekmek) yersek tok kalırız düşüncesidir. Glutensiz beslenenler zaten undan uzak bir beslenme biçimleri olduğu için halihazırdaki sağlıklı beslenme biçimlerini koruyarak Ramazan ayını rahat geçirebileceklerdir. Sağlıklı beslenme rutininde yer alan sebze yemekleri ile proteince zengin yiyeceklerle beslenilirse açlık hissini yoğun yaşamayacaklardır. Ramazan ayında ve Ramazan ayı dışında da dikkat edilmesi gereken en önemli husus işlenmiş gıdalardan uzak durulmasıdır. Bu, gıda alerjisi olmayan kişiler için de geçerlidir” dedi.
Kaza, geçen yıl 30 Haziran’da, saat 19.30 sıralarında, Kısık Mahallesi İzmir-Aydın kara yolunda meydana geldi. Gaziemir’den Ayrancılar yönüne giden Özcan Özer (57) yönetimindeki, içinde 11 kişinin bulunduğu 34 DEB 698 plakalı otomobile, Yusuf İslam Koçak’ın (19) kullandığı 35 ADF 564 plakalı hafif ticari araç yandan çarptı. Özer’in kontrolünü yitirdiği otomobil, refüjü aşarak, karşı yönden gelen İsmail Akdar’ın kullandığı 09 BU 404 plakalı yolcu minibüsüyle çarpıştı.
Kazada sürücü Özcan Özer, aracında bulunan Sibel Özer (54), Şengül Akbaş (64), sürücünün oğlu Ali Alperen Özer (18) ile minibüste yolcu olan Mustafa Kemal Karaca (86) yaşamını yitirdi. Özer yönetimindeki otomobilde bulunan Seren Öner, Hatice Beren Öner, Ayaz Efe Kazaker, Deniz Kazaker, Doğa Kazaker, Yiğit Özer ve Çiçek Akba, minibüsteki yolcular Mete Akba, Hatice Kama, Fatma Tüntanır, Belgin Harzadın, Hıdır Kama, Chen Tseng, Erdem Çeven, Azra Çeven, Esra Tarkan, Hüsniye Ayşe Maraş, Kuzey Kalabak, Cehn Chingi Ju ve Sacide Karaca ise yaralandı. Yaralılar tedavilerinin ardından taburcu edildi.

KAZA ANI ANBEAN GÖRÜNTÜLENDİ
Kaza anı ise bir otomobilin araç kamerasına yansıdı. Görüntüde, hafif ticari aracın Özcan Özer’in kullandığı otomobile hızla yandan çarptığı, çarpmanın şiddetiyle kontrolden çıkan otomobilin refüjü aşıp, karşı yöne geçerek minibüsle çarpıştığı anlar yer aldı.
Kazada otomobile çarptıktan sonra hızla uzaklaşan hafif ticari aracın sürücüsü Yusuf İslam Koçak, yakalanıp, gözaltına alındı. Koçak, sorgusunda, önündeki bir aracı sollarken direksiyon hakimiyetini kaybettiğini söyledi.
‘MAKAS ATARAK ARAÇ KULLANMADIM’
Jandarmadaki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Koçak tutuklandı. Koçak’ın ifadesinde, “Ticari aracımla sağ şeritte seyir halindeydim. Önümdeki servis aracını sollamak için sinyalimi yaktım. Sola geçtikten sonra önümdeki aracı ilk önce görmemiştim. Gördükten sonra panik yaptım. Hemen sağ seride geçtim. Bu sırada direksiyon hakimiyetini kaybettim, sağdaki bariyerlere çarptım. Çarpmanın etkisiyle araç tekrar sol seride doğru gitmeye başladı. Soldaki araca çarpmamak için direksiyonu tam sağa kırdım. Buna rağmen kullandığım araç, otomobile yandan çarptı. Sollamaya çıktığım sırada aracımın hızı hatırladığım kadarıyla 70-80 km civarındaydı. Olay yerinden korktuğum için hızlıca uzaklaştım. Daha sonra kazayı yakınlarıma haber verdim. Avukatım ile jandarma karakoluna müracaatta bulundum. Ben kesinlikle makas atarak araç kullanmadım. Böyle bir kazaya sebep olduğum için pişmanım” dedi.

KUSUR TİCARİ ARAÇ SÜRÜCÜNDE
Kazayla ilgili çıkan tespit tutanağında ise otomobil sürücüsü Özcan Özer ile minibüs şoförü İsmail Akdar’ın kusursuz olduklarının belirlendiği, tüm kusurun ticari araç sürücüsü Yusuf İslam Koçak’ta olduğu kaydedildi.
Tutanakta şu ifadelere yer verildi:
“Bu kazanın oluşumunda 35 ADF 564 plakalı araç sürücüsü Yusuf İslam Koçak’ın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda yer alan 46/2C maddesini içeren aksine bir işaret bulunmadıkça trafiği aksatacak veya tehlikeye düşürecek şekilde şerit değiştirmek maddesini ihlal ettiği, diğer araç sürücülerinin bu kazada herhangi bir kusurunun bulunmadığı kanaatine kaza yeri incelemesi, sürücü beyanı ve kamera kayıtları neticesinde varılmıştır.”
Ayrıca yapılan kontrolde, Koçak’ın alkolsüz olduğunun tespitine de tutanakta yer verildi.
İDDİANAME HAZIRLANDI
Ticari aracın sürücüsü Yusuf İslam Koçak için ‘bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma’ suçundan toplam 22,5 yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırlandı. Ağır Ceza mahkemesi, iddianameyi kabul etti. Özer ve Akbaş ailelerin avukatı Aykut Dikencik, “Bu gibi kazaların tekrarlanmaması için mahkemenin sanığa en ağır cezayı vermesi hususunda ciddi olarak mücadelemize devam edeceğiz” dedi.
İmamoğlu’na yakınlığıyla bilinen Özer de ifadeye çağrıldı. Fatih Keleş’e parayı çantalarla veren Özer’in ifadesinde ne diyeceği merak ediliyor.
FATİH KELEŞ: PARALARI BANA TURAN TAŞKIN ÖZER VERDİ
Ekrem İmamoğlu’nun Danışmanı Fathi Keleş ifade verdi. Keleş, parayı şu an milletvekili olan Turan Taşkın Özer’den aldığını söyledi. Keleş’in ifadesinde Özer şöyle geçiyor:
“Paraların bağış yoluyla mı başka bir yerden mi geldiğini bilmiyorum. Sayarak teslim almadım, nasıl olsa il yönetimi biliyordur diyerek gerek de duymadım. Ofise gittiğimde Özgür Nas ile Can Poyraz bekliyorlardı. O gün para en az 3-4 defa sayıldı. Farklı çantalardan Türk lirası, euro, dolar cinsinden paralar çıktı. İlden gelen arkadaşlar konuya hakimdir diye çok önemsemedim. Ofiste 1 saatten fazla kaldıktan sonra Özgür Bey ve binayı satan Ali Rıza Braka kendi aralarında parayı teslim edip teslim aldıklarına dair tutanak tanzim etmişler. Tutanağı görmedim bile. Sonra ofisten ayrıldım. Ben paraları kendim temin etmedim. Paraları o tarihte bana Turan Taşkın Özer çantalar içerisinde verdi. Olayda herhangi bir dahlim yoktur. Son olarak, paranın nereden geldiği ve nereye gittiğiyle alakalı kamuoyunda oluşturulmaya çalışılan algının yanlış olduğunu söylemek istiyorum. Buradan bir komplo çıkarılmaya çalışılmaktadır. Meşru bir amaçla yani partimize taşınmaz satın alınmasıyla alakalı orada bulundum.“
Fatih Keleş’in ifadelerinde bahsettiği Turan Taşkın Özer, “tanık” sıfatıyla ifadeye çağrıldı.

KİLİT İSİM ÖZER, AÇIKLAMA YAPACAK MI?
Ekrem İmamoğlu, 2015’te Turan Taşkın Özer’i CHP Beylikdüzü İlçe Başkanlığı görevine getirmişti. 2022’ye kadar 3 dönem Beylikdüzü İlçe Başkanlığı yapan Özer, son genel seçimde CHP’den İstanbul Milletvekili oldu.
Özer, İmamoğlu’nun İBB Başkan adayı olduğu dönemde de yakınında yer almış, Mart 2019-Haziran 2019 tarihleri arasında kampanya danışmanlığı yapmıştı.
Sabah gazetesinde yer alan habere göre İmamoğlu, İBB Başkanı olduktan sonra da ikilinin ilişkisi sürdü. Özer’in kardeşi Saymı Seçkin Özer, İBB’nin iştirak şirketlerinden Kültür A.Ş’nin Cumhuriyet Bayramı kutlamaları için açtığı 8 ihalenin en büyüğünü almıştı.
Tüm bu gelişmelerden sonra Özer’in ifadesinde hangi bilgileri vereceği merak ediliyor.

İMAMOĞLU İNŞAAT’IN GENEL MÜDÜRÜ DE SAVCILIĞA ÇAĞRILDI
Öte yandan, soruşturma kapsamında, CHP İstanbul Milletvekili Turan Taşkın Özer’in “tanık” sıfatıyla, para sayma görüntülerinde olduğu görülen İmamoğlu İnşaat Genel Müdürü Tuncay Yılmaz’ın ise “şüpheli” sıfatıyla savcılığa çağrıldığı öğrenildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, bazı sosyal medya hesaplarında, “Fatih Keleş’in CHP İstanbul İl Başkanlığı’nda para destelerini sayarken çekilen görüntüleri ortaya çıktı” notuyla paylaşılan görüntülere ilişkin maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, suç ve suç unsuru bulunup bulunmadığının tespit edilmesi amacıyla resen soruşturma başlatmıştı.
Soruşturma kapsamında eski CHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı Özgür Nas ve CHP İstanbul İl Başkanlığının eski basın danışmanı Can Poyraz dün ifade vermişti.
CHP-DEM PARTİ İTTİFAKI
CHP, İstanbul Esenyurt Belediye Başkanlığı için aday ilan ettiği Ali Gökmen‘i HDP/DEM Parti ile yaptığı pazarlık sonucu sağlık sorunlarını gerekçe göstererek geri çekti. Gökmen’in yerine daha önce HDP’den milletvekili adayı olan ve aynı zamanda CHP’li İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun başdanışmanı görevinde bulunan Ahmet Özer aday gösterildi.
Esenyurt’ta ‘kent uzlaşısı’ adı altında ittifak yapan CHP ile DEM Parti’nin yaptığı pazarlığın ayrıntıları belli oldu.
PANİKLEYEN CHP GERİ ADIM ATTI
Akşam gazetesinde yer alan habere göre; ilk olarak CHP Esenyurt İlçe Başkanı Hüseyin Ergin tarafından hazırlanan listeye HDP/DEM Parti tepki gösterdi. Tokatlı olan Ergin’in hemşerilerini listeye yazdığı iddia edildi. HDP/DEM bu listeye karşılık seçilecek yerlerden en az 8 kişi yazdırmak istedi. Bu teklif de CHP tarafından olumsuz karşılandı. Talepleri karşılanmayan DEM, zaten hazırda olan kendi listelerini ilçe seçim kuruluna verdi. HDP/DEM Partili Süleyman Avşar, Esenyurt adayı olarak ortaya çıktı, “Listemizi verdik. Esenyurt’ta seçime giriyoruz” açıklaması yaptı. Bu çıkışın ardından CHP panikledi ve geri adım attı.
CHP, 40 KİŞİLİK LİSTEDE DEM’E 17 SIRA AYIRDI
CHP Esenyurt İlçe Başkanı Hüseyin Ergin tarafından hazırlanan listeye son anda müdahale geldi. Listenin yüzde 42,5’ini DEM Parti’ye ayıran CHP, 40 kişilik meclis üyesi listesinin 17 sırasını ittifak ortağına tahsis etti.
DEM Parti için listenin 3, 7, 9, 13, 16, 19, 20, 22, 24, 25, 27, 29, 31, 34, 36, 38 ve 40’ıncı sıraları boş bırakıldı. HDP/DEM tarafından İlçe Seçim Kurulu’na verilen listede bulunan isimlerin boş bırakılan yerlere yazıldıktan sonra listenin son şeklini alacağı öğrenildi. 23 Şubat saat 17.00’ye kadar listenin son şeklini alması gerekiyor. Listeye göre HDP/DEM Parti’nin meclise en az 7 üye sokması bekleniyor.

STRATEJİSİ DEĞİŞTİ
Bir önceki yerel seçimle bu seçim arasında fark olduğunu kaydeden Özel, “HDP o zaman bir talebi olmaksızın AK Parti’ye kaybettirmek için her şeyi yapıyordu. Bu seçimde gücünü AK Parti’ye değil biraz da muhalefete göstermek talebinde” dedi. DEM’in AK Parti ile 1 Nisan sonrasına yönelik görüşmeler yapıldığını öne süren Özel, “DEM Parti’nin izlediği stratejide kendi sözcüleri, milletvekillerinden okuduğumuz yalanlanmayan bir şekilde, kayyum atama meselesi başta olmak üzere çeşitli görüşmeler yapılıyor. Bize kazandırmak değil, gerekirse kaybettirmek üzerine bir strateji var, bu çok ortada” diye konuştu.
“ŞARTLAR ALEYHİMİZE”
İYİ Parti ve diğer ittifak ortaklarıyla tekrar iş birliği yapmaya gayret ettiklerini aktaran Özel, “Ama bunlar çok sınırlı kalabildi. Ben beyaz çiçeği aldım gittim ama eski ortakları ittifak yapmaya razı edemedim. Elimden geleni yaptım. Şartlar çok lehimize değil gibi gözüküyor. Ancak diğer yandan seçmende ve reflekslerinde bir değişiklik yok” ifadelerini kullandı.
AHMET ÖZER’İN SİCİLİ KABARIK
CHP ile DEM Parti’nin İstanbul’un Esenyurt ilçesindeki ortak adayı Prof. Dr. Ahmet Özer’in sicilinin kabarık olduğu ortaya çıktı. Özer’in HDP/DEM Parti çizgisinde makalelerinin ve açıklamalarının olduğu belirlendi.

2015’TE HDP ADAYI
Aydınlık gazetesinde yer alan habere göre, CHP’nin Özer’den önce aday gösterdiği ve “Sağlık sıkıntıları nedeniyle çekildi” dediği Ali Gökmen’in sağlık gerekçesiyle değil, kendisiyle yapılan şartlı anlaşmadan dolayı Özer’in aday olabilmesi için çekildiği öğrenildi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İstanbul Planlama Ajansı’na danışmanlık hizmeti veren Özer’in CHP’ye de “Kürt meselesi” raporları hazırladığı aktarıldı. Özer’in köşe yazısı ve makalelerinde terör örgütü PKK’ya hiç kusur bulmaması, yeniden açılım önermesi ve CHP’ye DEM Parti konusunda cesur olma çağrıları yapması da göze çarpıyor.
“KÜRTÇE RESMİ DİL OLMALI”
CHP’nin DEM Parti’yle uzlaşarak Esenyurt’ta aday gösterdiği Prof. Dr. Ahmet Özer, Kürtçenin eğitim dili olarak kabul edildiği, ideolojik olarak “tarafsız” vurgulardan oluşan, Kürt kimliğine de atıf yapılan çok kimlikli bir vatandaşlık tanımı içeren hukukî düzenlemeleri savunuyor. Bu talepler de Anayasa’nın ilk dört maddesinin değiştirilmesi anlamına geliyor. Özer, 12 Ocak 2023’te Rudaw TV’ye verdiği röportajında Kürtçe tartışmalarına “Bir toplumu ileriye götürmek istiyorsanız en önemlisi ona dilini öğretmelisiniz. Kendi anadili ile öğrenmeli, bilim yapmalı. Gelişmiş toplumlar çok dilli toplumlardır” sözleriyle dahil oluyor. Özer, Kürtçenin seçmeli dil olarak müfredatlarda yer almasını yetersiz buluyor. Pek çok yazı ve demecinde Türkçe ve Kürtçe iki dilli eğitimin “gerekliliğinin” altını çiziyor.
“TÜRK KAVRAMI DAYATILIYOR”
Ahmet Özer, ilk dört madde ile 66. maddeyi ilgilendiren anayasal taleplerini CHP’nin düşünsel merkezlerinden Sosyal Demokrasi Vakfı’nın (SODEV) Dergisinde 14 Ocak 2015’te şöyle tarif ediyor: “Kürt sorunu bağlamında en acil çözmemiz gereken başlık, vatandaşlık meselesidir. 1982 darbe anayasası, vatandaş olan herkesi ‘Türk’ diye niteliyor. ‘Türk kelimesi aslında etnik değil, Kürdü de kapsayan bir üst kimliği ifade eder’ iddiası ise hem temelsiz hem de inandırıcı değil. Çünkü söylemlere, uygulamalara, mevzuata ve mahkeme kararlarına baktığımızda Türk kavramının açıkça bir ırkı tarif ettiğini ve diğer etnik gruplara dayatıldığını görüyoruz. Burada gereken, Mustafa Kemal Atatük’ün 1921 Anayasası’nda kullandığı ‘Türkiye halkı’ veya ‘Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı’dır… Bütün bunlar ortada dururken bir kimliği diğerlerinin arasından çekip hepsine hakim kılmaya çalışmak, ulus devletin bütün farklılıkları teke indirgeme dönemine aittir ki; bu dönem de artık geride kalmıştır/kalmalıdır.”
“ETNİK YAPILARIN MÜTABAKAT SENEDİ”
Özer, Anayasa ile ilgili fikirlerini SODEV Dergisinin 105/106 numaralı nüshasında “Yasalardaki ırkçı ve antidemokratik söylem, tanım ve belirlemelerin ayıklanması ve fiili uygulamaların buna uyması gerekir. Hiç kuşkusuz bütün değişikliklerin ilk adımı ve temeli anayasa değişikliğidir. Başta 66. madde -’Türkiye devletine vatandaşlık bağıyla bağlı herkes Türk’tür’ ibaresi- olmak üzere diğer etnisiteleri dışlayan milliyetçi ve ırkçı maddeler değiştirilmelidir… İnsanın şerefi olan kimliğini reddetmeyen, çokluk içinde birlik bu sayede ve bu temelde sağlanabilir” cümleleriyle sürdürüyor. Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) Dergisinin 17. sayısında bu anayasayı “Farklı etnik yapıların, mezheplerin milli mütâbakat senedi olan bir anayasa” diye tarif ediyor. 12 Şubat 2021’de Mersin Kent Haber Sitesinde “Yeni anayasanın felsefesi ne olmalı? Her şeyden önce ideolojik olarak tarafsız olmalı, etnik bakımdan kör olmalı, din ve inanç açısından tamamen tarafsız durmalıdır” tezini paylaşıyor.
ÖZERKLİK İSTEDİ
Ahmet Özer, “kent yönetiminde özerklik” adı altında eyalet sistemi talep ediyor. Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik şartına konulan çekincelerin kaldırılmasını teklif eden Özer, TOHAV Dergisinin 17. sayısında şu ifadeleri yazıyor:
“Yerel yönetimler kendi parlamentolarıyla idare edilmelidir. Kendi güvenliğini asayişini kendi sağlamalıdır. Kendini idare etmek kamçılayıcı olacaktır; öz savunmalarını yapma gibi sorumlulukları yerel yönetimler üstleneceğinden ulusal projelere yönelim hız kazanacaktır.”
Özer pek çok söylevinde terörle mücadele yasasını, milli savunmaya ayrılan bütçeleri ve koruculuk sistemini de eleştiriyor:
“Bütçesinin önemli bir kısmı her yıl savunma giderlerine ayırmakta; çatışmalar bölgenin iç dinamiklerini ve ulusal zenginlikleri, köylerini, kasabalarını, kentlerini, ormanlarını, topraklarını, hayvanlarını ve hatta insanlarını yok etmekte; devlet, çözemediği sorunun çözümünde, koruculardan medet ummakta, koruculuğu yaygınlaştırmakta, bunu yaparken hem sorunu besleyen çağdışı kurumları korumakta ve geliştirmekte hem de iç barışı sağlayacak toplumsal dengeyi dinamitlemektedir.” (24 Haziran 2021 Independent Türkçe)
“KÜRTLER’İN DEVLET KURMA HAKKI VARDIR”
CHP’nin İstanbul’un Esenyurt ilçesinde DEM Parti’yle uzlaşarak aday gösterdiği Prof. Dr. Ahmet Özer’in önceki gün 7 Ağustos 2014’te Rudaw TV’de söylediği “Irak bölünürse, bağımsızlık ilanı daha meşru hale gelebilir. Ancak, Irak bölünmese de Kürtler’in devlet kurma hakkı vardır. Nitekim Kürtler referanduma gidecek. Güney Kürtleri için tarihi adım olan bağımsızlık mukadder görünüyor” ifadeleri gündem olmuştu.
Özer’in yine aynı kanalda Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyini ABD desteğiyle işgal eden PKK uzantısı YPG’yi korumasını istediği de görüldü. Özer, “Kürtler Kasr-ı Şirin’de ikiye bölünmüştü. Lozan’da da dörde bölündüler. Uzun süre bölünmenin her türlü dezavantajını yaşadılar. Ama sanırım ilk defa Kobani’de birleştiler, bir oldular. Bunun getirisini, tadını, onurunu yaşayarak gördüler… (Türkiye) Şimdi de Suriye’de yanlış politikaya bir yenisini ekleyerek birçok bahaneyle, tarihsel ve akrabalık bağlarından ötürü koruyup kollaması gereken ve Suriye’de ancak bu yolla etkin olması olası Kürtleri karşısına alarak kazanımlarını sönümlendirmeye uğraşmaktadır” dedi.
________________
ÖZEL’DEN ‘KANDIRILDIK’ İTİRAFI
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “HDP önceki seçimde AK Parti’ye kaybettirmek için her şeyi yapıyordu. Bu seçim bize kaybettirmek üzerine stratejileri var” dedi.
Meclis’te gazetecilerle bir araya gelen CHP Genel Başkanı Özgür Özel, DEM Parti’ye yönelik çarpıcı ifadeler kullandı. Özgür Özel, kent uzlaşısı kapsamında DEM ile bir protokol yapmadıklarını ancak bir seçim bölgesinde DEM Parti‘nin kendi kriterlerine uyan aday olması durumunda onu destekleyebileceğini ifade ettiğini söyledi.
]]>Kararda, Koineks Teknoloji AŞ’nin 20 Eylül 2017’de 400 bin lira sermaye ile kurulduğu, şirketin kurucusu ve yöneticisinin ise sanık Faruk Fatih Özer olduğu belirtildi.
Thodex Platformu adıyla bilinen Koineks Teknoloji AŞ’nin bir kripto varlık hizmet sağlayıcısı olduğu aktarılan kararda, kripto varlık hizmet sağlayıcılarının temelde müşterilerine, kripto varlık ve Türk lirası ya da diğer itibari para birimleri arasında alım satım imkanı, kripto varlık transfer işlemi, müşterileri adına kripto varlık saklama hizmeti sağladığı bilgisi verildi.
Kararda, bu hizmet sağlayıcılarının, bünyelerinde yer alan ve “kripto borsa” olarak ifade edilen platformda, müşterilerin birbirleri arasında alım satım gerçekleştirmesine imkan tanıdığı kaydedildi.
Alım satıma konu olan varlığın arz ve talebine göre ortaya çıkan fiyatın, varlığın o andaki fiyatını oluşturduğu belirtilen kararda, “Kripto varlıkların sayısı günümüzde binlerle ifade edilmekle birlikte, her kripto varlık türünün tüm kripto borsalarda işlem görmediği, kripto borsalarda genellikle müşterilerin sıklıkla talep ettiği ve likiditesi yüksek olan kripto varlıkların işlem gördüğü anlaşılmaktadır.” ifadelerine yer verildi.
MAĞDURLAR İLAN VE REKLAMLARA ALDANDI
Gerekçeli kararda, Thodex’in reklam ve tanıtım faaliyetlerinde kamuoyu tarafından tanınan ünlü kişilerin kullanıldığına işaret edildi.
Thodex’in, çeşitli şekillerde diğer kripto borsalarına nazaran daha fazla kar imkanı sunacağına yönelik internet ilanı ve televizyon reklamlarına aldanan mağdurların, bu şekilde iradelerinin fesada uğratıldığı kaydedildi.
Kararda, Thodex’in müşterilerine gerçekte var olmayan varlıkları satması, müşterilere ait varlıkların platform tarafından soğuk cüzdana çıkartıldığının müşterilere bildirilmemesi hususlarının ise hileli hareketler olarak değerlendirildiği aktarıldı.
Thodex adı ve çatısı altında kurulan bu suç örgütünün, sistemin başladığı ilk süreçte müşterilere Thodex üzerinden gerçekleştirmek istedikleri online işlemlere anında veya en geç beklenen sürede yanıt vererek, müşterilerin şirkete olan güvenini artırdığı vurgulandı.
Kararda, örgütün kazandığı bu aldatıcı güven, promosyon vaatleri ve sistemdeki manipülasyonlar sayesinde mevcut müşterilerinin sayısını artırdığı bildirilen kararda, “Şirket nezdinde müşterilerden elde edilen gerçek varlıklar beklenen doyuma ulaştığında bir anda sonlandırılmış, çoktan soğuk cüzdana aktarılmış ve halihazırda ulaşılamaz hale getirilmiş olan müşteri/mağdur varlıkları sanıklar tarafından bu şekilde ele geçirilmiştir.” değerlendirmesinde bulunuldu.
“SOĞUK CÜZDAN FİZİKEN KÜÇÜK VE TAŞINABİLİR ANCAK ŞİFREYLE ULAŞILABİLİR BİZ CİHAZ”
Gerekçeli kararda, kripto varlıkların diğer malvarlığı değerlerine göre, izinin sürülememesinin veya takibini sınırlandıracak şekilde işlemlere tabi tutulmasının çok daha kolay olduğuna dikkat çekildi.
Soğuk ve sıcak cüzdan terimlerinin anlatıldığı kararda, şunlar kaydedildi:
“Thodex isimli kripto varlık borsanın ve diğer kripto varlık borsalarının işleyişini bankaya benzetmek gerekirse; bankanın belirli bir süre içerisinde müşterilerinin yatırdığı paraların gün içerisinde kabul ve başka müşteri tarafından talebi halinde hemen ödenebilmek üzere veznede tutulduğu, veznenin kripto varlık borsası açısından sıcak cüzdana benzetilebileceği değerlendirilmiştir. Veznede, yani sıcak cüzdanda biriken varlıkların siber saldırı gibi sebeplerle internet bağlantısından uzak olması nedeniyle aktarıldığı kriptolu mecra olan soğuk cüzdan ise bankanın kasasına benzetilebilir. Soğuk cüzdanın fiziken küçük ve taşınabilir ancak şifreyle ulaşılabilir biz cihaz olduğu anlaşılmaktadır. Thodex’de müşterilerin yatırdıkları paralar ilk etapta vezne olarak değerlendirilen sıcak cüzdana aktarılmaktadır.”
Kararda, kripto varlıkların Thodex’in veznesi olarak kabul edilebilecek sıcak cüzdandan, yine Thodex’in şifresi kırılamayan kasası olarak kabul edilen soğuk cüzdana aktarılması, bu varlıkların farklı şirketlere verilerek karşılığında altın satın alınması eylemlerinin “suçtan elde edilen malvarlığı değerlerini aklama” suçunu oluşturduğu bildirildi.
MÜŞTERİLERİNE GERÇEKTE VAR OLMAYAN VARLIKLARI SATMIŞLAR
Thodex’in müşterilerine gerçekte var olmayan varlıkları satması, müşterilere ait varlıkların platform tarafından soğuk cüzdana çıkartıldığının müşterilere bildirilmemesinin hileli hareketler olarak değerlendirildiği ifade edildi.
Kararda, sanıklardan Faruk Fatih, Güven ve Serap Özer’in, kuruluş aşamasından itibaren örgütü Thodex platformu üzerinden oluşturup yönetmek amacında oldukları belirtildi.
Bu sanıkların, örgüt dahilinde dolandırıcılık ve para aklama işlemlerini gerçekleştirmek için gerekli teknik bilgi ve eğitime sahip olmadıkları kaydedilen kararda, bu nedenle teknik işler ve yazılımlar için örgüt üyesi olan diğer sanıklar Ergün Acar, Mesut Can Arbaz, Cem Uzunoğlu ve Onur Can Gündüz’ü kullandıkları bilgisine yer verildi.
Kararda, örgüt üyesi sanıkların ise yöneticilerden aldıkları emir ve talimatlar doğrultusunda örgütün dolandırıcılık ve aklama suçlarını işleyebilmesi için gerekli olan sistemsel programlama, yazılım ve diğer teknik ihtiyaçları hayata geçirdikleri anlatıldı.
“SANIKLAR PİŞMANLIK GÖSTERMEDİKLERİ İÇİN CEZALARINDA İNDİRİM UYGULANMADI”
Sanıklara verilen cezalarla ilgili değerlendirmelere de yer verilen kararda, Faruk Fatih Özer ile kardeşleri Güven Özer ve Serap Özer’in suç işlemek amacıyla kurulan örgütün yöneticileri oldukları yönünde mahkemede kesin vicdani kanaat oluştuğu gerekçesiyle sanıkların bu suçtan cezalandırıldıkları belirtildi.
Gerekçeli kararda, “Sanıkların devam eden yargılama sürecinde suçtan gerçekten pişman olduklarına dair bir emare göstermedikleri gibi yine örgüt bilinci içerisinde savunma yaparak kendilerini ve kendilerinden de önce örgüt yöneticilerini aklamaya çalışır şekilde hareket ettikleri anlaşılmış olup, bu sebeple sanıkların cezalarında takdiri indirim uygulanmamıştır.” değerlendirmesi yapıldı.
SANIKLARA 26 MİLYAR LİRANIN ÜZERİNDE PARA CEZASI VERİLMİŞTİ
Anadolu 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 7’si tutuklu 21 sanığın yargılandığı kripto para borsası Thodex’teki “dolandırıcılık” davasına ilişkin kararını 7 Eylül 2023’te açıklamıştı.
Mahkeme, tutuklu sanıklar Faruk Fatih Özer, Güven Özer ve Serap Özer’e, “örgüt kurma, yönetme ve örgüte üye olmak”, “nitelikli dolandırıcılık”, “mal varlığı değerlerini aklama”, “bilişim sistemleri kullanmak suretiyle dolandırıcılık” suçlarından 11 bin 196 yıl 10 ay 15’er gün hapis cezası vermişti.
Diğer sanıklara ise çeşitli suçlardan değişen sürelerde hapis cezası veren heyet, 16 sanık hakkında delil yetersizliği gerekçesiyle “nitelikli dolandırıcılık” suçundan ise beraat hükmü kurmuştu.
Öte yandan mahkeme, sanıklar Faruk Fatih Özer, Güven Özer ve Serap Özer’e ayrı ayrı 8 milyar 871 milyon 675 bin lira olmak üzere toplamda 26 milyar 615 milyon 25 bin lira adli para cezası vermişti. Heyet, verilen para cezalarının bir kısmının ise 24 ay taksitle ödenmesine hükmetmişti.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, Özer ve Erzen aileleri arasında alacak meselesinden husumet bulunduğu ifade edilerek, bundan kaynaklı çıkan tartışma ve silahla ateş edilmesi sonucunda Yunus Emre Erzen ve Batuhan Bayındır’ın hayatını kaybettiği anlatıldı.
İddianamede, maktul Batuhan Bayındır’ın ailesinin maddi ve manevi tazminatlarını aldıkları gerekçesiyle şikayetinden vazgeçtiği, Yunus Emre Erzen’in ailesinin ise şikayetinin devam ettiği aktarıldı.
İddianamede savunmasına yer verilen sanıklardan Murat Özer, ağabeyi Tarık Özer’in, borcunu ödemeyen müşteki Cantürk Erzen’i icraya verdiğini anlatarak, bu sebeple olay günü Cantürk Erzen’in WhatsApp’tan hakaret içerikli durum paylaşımı yaptığını aktardı.
Kendilerinin de sulh yapmak için Cantürk Erzen’le konuşmak istediklerini belirten Özer, tekel bayisinde maktul Yunus Emre Erzen’in agresif şekilde davranması üzerine sakinleşmesi için elini omzuna koyduğunu savundu.
KAFASINA İÇKİ ŞİŞESİYLE VURDUM
Maktul Yunus Emre Erzen’in bunun üzerine elini iterek kasanın altındaki silaha yöneldiğini ifade eden Özer, bunun üzerine kendisini engellemek için Yunus Emre’yi ittiğini ve kafasına içki şişesiyle vurduğunu söyledi.
Maktulün kasanın altından silahı alarak kendisinin ayaklarına doğru 3-4 kez ateş ettiğini, 2 kurşunun ayağına isabet ettiğini belirten Özer, diğer sanıkların da kendisine yardım etmek ve Yunus Emre’yi engellemek için olaya müdahale ettiklerini öne sürdü.
Sanıklardan Tarık Özer de savunmasında, kardeşi Murat Özer’in vurulması ve oğlu Azat Özer’in kendisine “baba” diye bağırması üzerine oğlunun da vurulduğunu düşünerek panikle maktul Yunus Erzen’in ayaklarına doğru ateş ettiğini söyledi.
Kaç kez ateş ettiğini hatırlamadığını iddia eden Özer, arkasını döndüğünde maktuller Erzen ile Batuhan Bayındır’ın üst üstte yattıklarını gördüğünü ifade etti.
İSTENEN CEZALAR BELLİ OLDU
İddianamede, tutuklu sanıklar Tarık Özer, Murat Özer, Azat Özer ve Servet Özer’in, Yunus Emre Erzen’e yönelik “tasarlayarak kan gütme saikiyle kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, Batuhan Bayındır’a yönelik “kasten öldürme” suçundan müebbet, Yusuf Erzen’e yönelik “tasarlayarak kan gütme saikiyle kasten öldürmeye teşebbüs” suçundan 13 yıldan 20 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları istendi.
Sanıkların ayrıca, “kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etmek veya patlayıcı madde kullanmak” suçundan altışar aydan üçer yıla kadar, ruhsatsız silah bulundurmak suçundan da birer yıldan üçer yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.
İddianamede, tutuksuz sanıklar Adem Kılıç, Erdal Adıyaman, Ercan Topcu, Vedat Erkin, Nimetullah Özer, Hüsamettin Ahmetoğlu’nun da “suçluyu kayırma” suçundan altışar aydan beşer yıla kadar hapisle cezalandırılmaları gerektiği belirtildi.
Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianame kapsamında sanıkların ilerleyen günlerde hakim karşısına çıkması bekleniyor.