Fransa’nın Strasbourg kentinde toplanan AP Genel Kurulunda Macaristan’ın 1 Temmuz’dan bu yana yürüttüğü Dönem Başkanlığı faaliyetlerinin ele alındığı oturum düzenlendi. Macaristan Başbakanı Viktor Orban yaptığı konuşmada, AB’nin durumunun, Macaristan’ın ilk AB Dönem Başkanlığı’nı üstlendiği 2011’den bu yana çok daha ciddi olduğunu ifade etti. Ukrayna’daki savaş, Orta Doğu ve Afrika’da artan çatışmalar, göç, Schengen bölgesindeki riskler ve Avrupa’nın küresel rekabet gücünü kaybetmesi gibi konulara değinen Orban, “AB’nin değişmesi gerekiyor” dedi. Orban, Macaristan’ın AB Konseyi’nin dönüşümlü başkanlığını yürütürken, tamamlanması gereken 52 yasa tasarısı da dahil olmak üzere dürüst ve yapıcı bir arabulucu olacağını ve Parlamento ile kurumlararası müzakerelere başlamaya hazır olduğunu söyledi.
“AB’nin son 20 yıldaki ekonomik büyümesi Çin ve ABD’nin gerisinde kaldı”
Rekabetin önemli bir konu olduğunu vurgulayan Orban, AB’nin son 20 yıldaki ekonomik büyümesinin Çin ve ABD’den önemli ölçüde geri kaldığını ve AB’nin küresel ticaretteki payının da azaldığını belirtti. Enerji fiyatlarının başlıca engel olduğunu belirten Orban, “AB, Rus enerji kaynaklarından uzaklaşmanın bir sonucu olarak önemli gayrisafi yurt içi hasıla (GSYİH) büyümesini kaybetti” dedi. Orban, “Yeşil dönüşümün kendi başına soruna bir çözüm sunduğu yanılgısına düşmemeliyiz” diyerek karbondan arınmanın üretkenliğin yavaşlamasına ve iş kaybına yol açtığına dikkat çekti. Göç sorununa da değinen Orban, “Avrupa yıllardır, özellikle dış sınırlarında göç baskısı altında. AB bu sınırları savunmalı. Macaristan bu konuda 2015’ten beri siyasi mücadeleler verdi, sayısız girişim ve öneri gördük. Hepsi de tek bir temel unsurdan yoksun oldukları için başarısız oldu; dış sıcak noktalar. Bunlar olmadan Avrupalıları yasa dışı göçten koruyamayız” dedi. Orban, “AB iltica sistemi çalışmıyor. Yasa dışı göç, antisemitizme ve kadınlara yönelik şiddetin artmasına yol açtı. Bunlar gerçekler, beğenelim ya da beğenmeyelim” diye konuştu. Düzenli olarak “Schengen zirveleri” düzenlenmesini öneren Başbakan Orban, Bulgaristan ve Romanya’nın yıl sonuna kadar serbest dolaşım alanının tam üyesi olması gerektiğini ifade etti. Orban Batı Balkan ülkelerinin AB’ye katılımının hızlandırılması çağrısında bulunarak, “Sırbistan katılmadan Balkanlar’ı istikrara kavuşturamayız” dedi. AB savunma sanayinin, çiftçi dostu, rekabetçi tarım sektörünün ve AB uyum politikasının önemini vurgulayan Orban, “Uyum Fonu bir hayır kurumu ya da bağış değildir, AB’deki en büyük yatırım politikası biçimlerinden biridir ve tek pazarın dengelenmesi için bir ön şarttır” şeklinde konuştu. Orban, “Biz Macarlar, Avrupa Birliği’nin bir parçasıyız. Avrupa’nın olabileceği şey olmasına yardımcı olmak için en ufak bir şans gördüğümüz sürece bunun için savaşmaya devam edeceğiz. Başkanlığımızın başarısı, AB’nin başarısı olacak. Avrupa’yı tekrar harika yapalım” diyerek konuşmasını bitirdi.
Orban’a “Ciao Bella” ile tepki
Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın konuşmasının ardından genel kuruldaki sol eğilimli bazı milletvekilleri ayağa kalktı. Orban’ı protesto eden milletvekilleri, “Ciao Bella” şarkısını söyledi. AP Başkanı Roberta Metsola ise, “Burası Eurovision değil” diyerek milletvekillerine müdahale etti.
Leyen, Orban’ı hedef aldı
Orban’dan sonra söz alan Avrupa Komisyonu Başbakanı Von der Leyen, Macar lidere sert tepki gösterdi. Leyen, “Bugün Konsey Başkanlığı sırasında karşı karşıya olduğumuz en acil sorunlardan bazılarına odaklanmak istiyorum. Birincisi Ukrayna, ikincisi rekabet, üçüncüsü göç. Ukraynalı dostlarımız savaşta üçüncü kışa giriyor. Rusya bunu şimdiye kadarki en zor kış yapmaya çalışıyor. Geçtiğimiz ay Rusya, Ukrayna şehirlerine bin 300’den fazla insansız hava aracı gönderdi. Yaz boyunca Ukrayna’nın enerji altyapısına yüzlerce füze yağdı. Sayısız Ukraynalı öldürüldü veya yaralandı. Aileler ayrıldı. Şehirler yok edildi. Dünya, Rusya’nın savaşının vahşetine tanık oldu. Yine de bu savaşı işgalciye değil, işgal edilene yükleyenler var. Putin’in iktidar arzusuna değil, özgürlüğe susayan Ukraynalılara bağlayanlar var. Bu yüzden onlara şunu sormak istiyorum: 1956’daki Sovyet işgalinden Macarları sorumlu tutarlar mıydı? 1968’deki Sovyet baskısından Çekleri ve Slovakları sorumlu tutarlar mıydı? Biz Avrupalılar farklı tarihlere ve farklı dillere sahip olabiliriz, ancak barışın teslimiyetle eş anlamlı olduğu hiçbir Avrupa dili yoktur. Egemenliğin de işgalle eş anlamlı olduğu bir dil yoktur. Ukrayna halkı, tıpkı Orta ve Doğu Avrupa’yı Sovyet egemenliğinden kurtaran kahramanlar gibi özgürlük savaşçılarıdır. Ukrayna ve Avrupa için adil bir barışa ulaşmanın tek bir yolu var. Ukrayna’nın direnişini siyasi, mali ve askeri destekle güçlendirmeye devam etmeliyiz” ifadelerini kullandı.
“Bir hükümet, Avrupa şirketlerine diğerlerinden daha fazla vergi koyarak ayrımcılık yapıyorsa nasıl daha fazla Avrupa yatırımı çekebilir?”
Rekabet konusuna değinen von der Leyen, “Yenilikçi şirketlerimizin çoğu, genişlemelerini finanse etmek için ABD’ye veya Asya’ya bakmak zorunda kalırken, her yıl 300 milyar Euro’luk Avrupa hanehalkı tasarrufu yabancı pazarlara yatırılıyor, Ortak Pazarımız da hala çok fazla engel var ve şirketlerimizin sınırlar ötesinde ölçeklenmesini engelliyor. Bu yüzden bir Tasarruf ve Yatırım Birliği önerdik. Şirketlerin sınırlar ötesinde büyümeleri için engelleri azaltmamız gerekiyor. Ortak pazarımızı tamamlamak, finans ve dijital gibi sektörlerde raporlama yükünü azaltmak için yeni bir hamle önereceğiz. Rekabet gücümüzü güçlendirmek için gidilecek yön budur. Ancak aynı zamanda AB’deki bir hükümetin tam tersi yönde Ortak Pazar’dan uzaklaştığını da görüyoruz. Bugün çok dikkatli dinledim. Bir hükümet, aynı zamanda Avrupa şirketlerine diğerlerinden daha fazla vergi koyarak ayrımcılık yapıyorsa nasıl daha fazla Avrupa yatırımı çekebilir? Aynı zamanda bir gecede ihracat kısıtlamaları uygularsa daha fazla şirketi nasıl çekebilir? Keyfi denetimlerle onları hedef alırsa, izinlerini engellerse, kamu sözleşmeleri çoğunlukla küçük bir gruba giderse, bir hükümete Avrupa şirketleri nasıl güvenebilir? Bu durum belirsizliğe yol açıyor ve yatırımcıların güvenini zedeliyor. Tüm bunlar, Macaristan’ın kişi başına düşen GSYİH’sinin Orta Avrupa komşuları tarafından geride bırakıldığı bir zamanda gerçekleşiyor. Macaristan Avrupa’nın kalbindedir ve aynı zamanda ekonomimizin de kalbinde olmalıdır. Macar halkı ortak pazarımızın tüm avantajlarından yararlanmalıdır” şeklinde konuştu.
“Bir AB üyesi ülke, Rusya’dan fosil yakıt satın almanın alternatif yollarını aradı”
Leyen, “Hala kirli Rus fosil yakıtlarına bağlı kalmamız gerektiğini düşünenlere seslenmek istiyorum. Rus tanklarının Ukrayna’ya girmesinden sadece birkaç gün sonra Avrupa liderleri Versay’da toplandı, 27’si de mümkün olan en kısa sürede Rus fosil yakıtlarından uzaklaşmayı kabul etti. Peki, bin gün sonra bu taahhütte neredeyiz? Avrupa gerçekten de çeşitlendi. Güvenilir ortaklarla altyapılar ve yeni bağlar kurduk. Avrupa’da üretilen ucuz ve temiz enerjiye yatırım yaptık ve bunu başarıyla yaptık. Yılın ilk yarısında tüm elektrik üretimimizin yüzde 50’si, Avrupa’da iyi işler kuran ve Rusya’da olmayan kendi enerjimizden, yerli yenilenebilir kaynaklardan geldi. Ancak herkes Versay taahhütlerine göre hareket etmedi. Alternatif kaynaklar aramak yerine özellikle bir AB üyesi ülke, Rusya’dan fosil yakıt satın almanın alternatif yollarını aradı. Rusya, güvenilir bir tedarikçi olmadığını defalarca kanıtladı. Artık bahane yok. Avrupa enerji güvenliğini kim istiyorsa öncelikle buna katkıda bulunmalıdır. Uymamız gereken kural budur” dedi.
Göç konusuna da değinen Leyen, “Herkes göçün Avrupa’nın bir sınaması olduğunu ve Avrupa’nın bir cevap gerektirdiğini anlıyor. İşte bu yüzden Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi, Göç ve Sığınma Konusunda Yeni Paktı kabul etti. Şimdi bunu uygulamalıyız. Birliğimizin dış sınırlarındakiler de dahil olmak üzere üye ülkelere ortak sınırlarımızı yönetmelerine yardımcı olmak için bakıyoruz” dedi.
“Macaristan hükümeti ek güvenlik kontrolleri olmadan Rus vatandaşlarını AB’ye nasıl davet edebilir?”
Doğrudan Macaristan Lideri Orban’a seslenen Leyen, “Macaristan’ın sınırlarını koruduğunu ve suçluların Macaristan’da hapsedildiğini söylediniz. Sadece bu ifadenin, yetkililerinizin geçtiğimiz yıl hapis cezasına çarptırılmış kaçakçıları ve insan tacirlerini cezalarını çekmeden serbest bırakması gerçeğiyle nasıl uyuştuğunu merak ediyorum. Bu, Avrupa’da yasa dışı göçle mücadele etmek değil. Bu, AB’yi korumak değil. Bu sadece sorunları komşunuzun çitinin üzerinden atmaktır” ifadelerini kullandı. Macaristan’ın Rus vatandaşlarına vize kolaylığı sağlaması konusunu dile getiren Leyen, “Hepimiz dış sınırlarımızı daha iyi korumak istiyoruz. Ancak yalnızca organize suçlara karşı birlikte çalışırsak ve kendi aramızda dayanışma gösterirsek başarılı olabiliriz. Kimi içeri alacağımızdan bahsedeceksek, Macaristan hükümeti ek güvenlik kontrolleri olmadan Rus vatandaşlarını Birliğimize nasıl davet edebilir? Bu durum, yeni Macaristan vize düzenlemesini yalnızca Macaristan için değil, tüm AB üyeleri için bir güvenlik riski haline getiriyor. Macaristan hükümeti, Çin polisinin kendi topraklarında faaliyet göstermesine nasıl izin verebilir? Bu, Avrupa’nın egemenliğini savunmak değildir. Bu, yabancı müdahale için bir arka kapıdır” şeklinde konuştu. Leyen, “Evet, Frontex’i güçlendirmeliyiz. Evet, kaçakçılıkla mücadele mevzuatını kesinleştirmeli, Europol’ü güçlendirmeli ve Paktı tam olarak uygulamalıyız. Ancak bu, daha az değil, daha fazla iş birliğiyle başarılabilir ve tabii ki hukukun üstünlüğüne ve temel değerlerimize tam saygıyla” ifadelerini kullandı.
Leyen, “Macaristan, Konsey Başkanlığını ikinci kez üstleniyor. İlki 2011’deydi. O vesileyle Başbakan Orban şöyle demişti: ‘Biz 1956 devrimcilerinin ayak izlerini takip edeceğiz. Biz Avrupa Birliği davasına hizmet etmeyi amaçlıyoruz. Avrupa, kendi yerini korumak için birlik olmalı.’ Sanırım hepimiz aynı fikirdeyiz. Avrupa birlik olmalı. Bu o zamanlar doğruydu. Bugün de doğru. O yüzden Macar halkına hitap ederek bitirmeme izin verin. Biz tek bir aileyiz. Sizin hikayeniz bizim hikayemizdir. Sizin geleceğiniz bizim geleceğimizdir. 10 milyon Macar, geleceğimizi birlikte şekillendirmeye devam etmemiz için 10 milyon iyi nedendir. Yaşasın Avrupa” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
Orban’a tepkiler devam etti
Muhafazakar Avrupa Halk Partisi Lideri Manfred Weber da yaptığı konuşmada, Orban’ın Ukrayna’nın içinde bulunduğu kötü duruma “tek bir cümle” bile değinmemesinden şoke olduğunu belirterek AB bayrağı altında yürüttüğü diplomasiyi eleştirdi. Weber, “(Rusya ve Çin) Seyahatiniz asla bir barış misyonu değildi. Otokratlar için büyük bir propaganda gösterisiydi” dedi. Yeşiller Partisi Eş Başkanı Terry Reintke ise “Burada hoş karşılanmıyorsunuz, burası Avrupa demokrasisinin evi” ifadeleriyle Orban’a tepki gösterdi.
Orban, Temmuz ayında “barış misyonu” olarak tanımladığı ziyaret kapsamında Rusya ve Çin’e gitmişti. – STRASBOURG
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Deniz Yücel, Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay hakkındaki kararının görüşülmesi için olağanüstü toplanan TBMM Genel Kurulu’nda yaşanan kavgaya sosyal medya hesabından tepki gösterdi. Yücel, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
” Bekir Bozdağ’ın genel kurulu iç tüzüğe aykırı bir biçimde yönetmesi… Kürsü dokunulmazlığının hiçe sayılması… Can Atalay’ın Anayasa’dan doğan haklarının çiğnenmeye devam edilmesi… Bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde demokrasiyle ve Türk parlamento geleneğiyle hiç bağdaşmayan utanç verici bir tablo vardı. Yumruklar havada uçuştu, genel kurul salonuna kan bulaştı, muhalif vekillere yönelik bir linç girişimi yaşandı. İzmir’e ve TBMM’ye hiç yakışmayan iki AKP’li vekil, parlamento üyesi gibi değil, tetikçi, sokak çetesi üyesi gibi davrandı. Bu zorbalardan birinin kürsüde konuşan bir milletvekiline arkadan haince saldırıp, sonrasında korkakça kenara çekilmesini izledik. Planlanmış bir saldırının uygulayıcısı olan Alpay Özalan ile Eyyüp Kadir İnan, İzmir için de TBMM için de birer utanç kaynağı olduklarını bir kez daha gösterdiler. Sayın Okan Konuralp’e, Sayın Ahmet Şık’a, Sayın Gülistan Koçyiğit’e geçmiş olsun.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
‘AVRUPA BAŞKENTİ’ TİFLİS
Gürcistan’da temaslarda bulunan bazı AB üyesi ülkelerin Parlamento Dış İlişkileri Komisyonu Başkanları da Tiflis’teki gösteriye katılarak, konuşmalar yaptı.
Almanya Federal Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Michael Roth, buradaki konuşmasında, Tiflis’in bir “Avrupa başkenti” olduğunu ifade ederek, göstericilerin demokrasi ve özgürlük için sokağa çıktığını söyledi. Bazı göstericiler daha sonra Tiflis’teki Kahramanlar Meydanı’na geçerek, kentin en geniş kavşaklarından birini trafiğe kapattı.
Öte yandan, bugün gündüz saatlerinde polis ile göstericiler arasında çıkan arbede sırasında 13 kişinin gözaltına alındığı bildirildi.
Başkentteki gösteriler devam ediyor.
‘GÜRCİSTAN İÇİN ÖNEMLİ GÜN’
Gürcistan Başbakanı İrakli Kobakhidze ise basına yaptığı açıklamada, ülkesinin egemenliğinin daha da güçlendirilmesi için bugünün “önemli bir gün olduğunu” söyledi.
Kobakhidze, söz konusu yasa tasarısının Gürcistan’ın egemenliği ve istikrarı açısından büyük önem taşıdığına dikkati çekerek, “Gürcistan özgür, bağımsız, egemen ve onurlu bir devlettir. Gelecekte de devletimize ve halkımıza karşı en büyük sorumlulukla hareket edeceğiz ve Gürcistan’ın ulusal çıkarlarını korumak için her şeyi yapacağız.” dedi.

‘DIŞARDAN GELENLER İÇ POLİTİKAYA MÜDAHALE EDEMEZ’
Avrupalı milletvekillerinin Tiflis’teki gösterilere katılmalarına da tepki gösteren Kobakhidze, “Dışarıdan gelenlerin, Gürcistan’ın iç politikasına müdahale etmeye çalışması kesinlikle kabul edilemez bir olaydır.” şeklinde konuştu.
Gürcistan Başbakanlığından yapılan yazılı açıklamada, Başbakan Kobakhidze’nin bugün, ABD’nin Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı James O’Brien’i kabul ettiği bildirildi.
YASA TASARISI HAKKINDA BRİFİNG
ABD ile Gürcistan arasındaki ilişkilerin ele alındığı görüşmede, Kobakhidze’nin O’Brien’e “yabancı etkinin şeffaflığı” tasarısı hakkında da bilgi verdiği belirtildi.

‘TASARININ TAKİBİNDEYİZ’
“Eğer bu yasa (tasarı) hukuk normlarıyla bağdaşmayan şekilde gelişecekse, demokrasinin baltalandığını, barışçıl göstericilere şiddet uygulandığını görürsek o zaman ABD’den kısıtlamalar görürüz. Bunlar, bu eylemlerden sorumlu olan bireylere ve ailelerine yönelik mali ve seyahat kısıtlamalarını içerecektir.“
PARLEMENTONUN CEVABI
Gürcistan Parlamentosu, iktidardaki Gürcü Hayali Partisinin sunduğu “yabancı etkinin şeffaflığı” konulu yasa tasarısını bugün kabul etti.

83 OY’LA EZİCİ GALİBİYET
Parlamentoda ilk onayı 17 Nisan, ikinci onayını 1 Mayıs’ta alan ve yaklaşık bir aydır protesto edilen “yabancı etkinin şeffaflığı” konulu yasa tasarısına ilişkin üçüncü ve nihai oylama bugün yapıldı.
Ülkede haftalardır protestolara neden olan tasarının, bir sonraki aşamada yasalaşması için Parlamentoda üç kez oylanması gerekiyordu.
Bu arada, oylama sırasında hem Parlamento dışında gösteriler devam etti, hem de bazı milletvekilleri arasında kavga ve tartışmalar çıktı.

‘YABANCI GÜÇLERİ GÖZETİYOR’
Yasa tasarısında “yabancı bir gücün çıkarlarını gözeten organizasyon” tanımı kullanılıyor
Hükümetin bu yıl Parlamentoya tekrar sunduğu tasarı, fonlarının yüzde 20’sinden fazlasını yurt dışından alan Gürcistan’da kurulan kuruluşların “yabancı bir gücün çıkarlarını gözeten organizasyon” olarak kaydolmalarını veya para cezalarıyla karşı karşıya kalmalarını öngörüyor.
Tasarıya göre, “yabancı bir gücün çıkarlarını gözeten organizasyon” olarak kabul edilen STK ve medya gibi kurum ve kuruluşlarının, kamu siciline aynı isimle kayıtlı olması gerekiyor.

‘RUS YASASI’ İÇİN KARAR BEKLENİYOR
Göstericilerin “Rus yasası” olarak nitelendirerek tepki gösterdiği yasa tasarısı, imzalaması için Cumhurbaşkanı Salome Zurabişvili’ye gönderilecek. Zurabişvili, daha önce yaptığı açıklamalarda, yasa tasarısına karşı olduğunu ifade etmişti.
Göstericiler gibi, tasarıyı “Rus yasası” olarak nitelendiren Zurabişvili, tasarının Parlamentoda kabul edilmesi durumunda veto edeceğini belirtmişti.

VETO GELECEK Mİ?
Zurabişvili’nin veto etmesi durumunda yasanın tekrar parlamentoya gönderilmesi için iki haftalık süre gerekiyor. İktidar partisi, Parlamentoda Cumhurbaşkanı Zurabişvili’nin yasaya yönelik kullanacağı veto kararını aşacak çoğunluğa sahip bulunuyor.
Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru ile söz konusu girişimin yasal işleyişinin otomatik askıya alınacağını aktaran Bolanos, “Anayasa Mahkemesine yaptığımız başvuru hükümetin politikalarıyla tutarlıdır. Anayasayı, Katalonya’nın kurumlarını, diyaloğu ve anlaşmaları koruyan bir itiraz yapılmıştır.” dedi.
“Bölücü, toplumu parçalayan ve gerilim yaratan her türlü girişimi reddettiklerini” vurgulayan Bolanos, “Ne hükümet ne de Sosyalist İşçi Partisi (koalisyonun büyük ortağı) Katalonya’nın İspanya ve Avrupa Birliği’nden herhangi bir şekilde dışlanmasını istiyor. Tam tersine, Katalonya’nın İspanya’nın ve Avrupa’nın önemli ve temel bir parçası olmasını istiyoruz.” diye konuştu.

Adalet Bakanı, İspanya Anayasası ile belirlenen mevcut Katalonya özerk yönetim statüsünün, “Katalonya’da bir arada yaşamanın en iyi garantisi olduğunu” savundu.
Solidaritat Catalana por la Independencia (Bağımsızlık için Katalan Dayanışması) adlı sivil toplum kuruluşunun girişimiyle Katalonya özerk yönetim parlamentosuna sunulan, tek taraflı bağımsızlık ilanına ilişkin önerge, Katalonya Sosyalist Partisi’nin (PSC) karşı, Katalonya Cumhuriyetçi Solu’nun (ERC) çekimser oylarına rağmen Katalonya için Birlik (Junts) ve Halk Birliği Adaylığı (CUP) partilerinin desteğiyle yerel parlamento başkanlığınca 20 Şubat’ta kabul edilip, gündeme alınmıştı.
Katalonya’da 12 Mayıs’ta erken yerel parlamento seçimleri yapılacak olmasından dolayı bu bölgedeki ayrılıkçı girişimler de tekrar gündeme geliyor.
KATALONYA BAĞIMSIZLIK YANLISI GİRİŞİMLERİN SÜRECİ
Katalonya’da bağımsızlık yanlısı siyasi girişimler, 2012’de başlamış ve dönemin Katalonya Özerk Hükümet Başkanı Artur Mas’ın öncülüğünde 9 Kasım 2014’te yasa dışı ilk bağımsızlık yanlısı halk oylaması yapılmıştı.
Ardından Ocak 2016-Ekim 2017 döneminde Katalonya Özerk Hükümet Başkanı olarak görev yapan, halihazırda Avrupa Parlamentosu üyesi olan, İspanya’da hakkında yakalama ve tutuklama emri bulunan Carles Puigdemont’un liderliğinde 1 Ekim 2017’de Anayasa Mahkemesinin iptal kararına rağmen yasa dışı bağımsızlık referandumu düzenlenmişti.
Katalonya Özerk Yönetim Parlamentosu da 27 Ekim 2017’de “açıklanması ertelenen tek taraflı bağımsızlık deklarasyonunu” kabul etmiş ve aynı gün İspanya Senatosunda alınan ve Anayasa’nın 155. maddesinin uygulandığı kararla Katalonya’nın özerk hakları geçici olarak merkezi hükümete devredilmişti.
Bu gelişmelerin ardından İspanya mahkemelerinden kaçan Puigdemont ve 6 eski Katalan siyasetçi ülkeyi terk ederken diğer eski Katalan özerk yönetim hükümeti üyeleri ve iki sivil toplum örgütü temsilcisi, 2 Kasım 2017’de tedbiri kararla cezaevine gönderilmişti.
Yüksek Mahkemede tutuklu yargılanan eski Katalonya özerk yönetim hükümeti üyeleri ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden 9’u “devlete karşı ayaklanma”, “kamu parasını kötüye kullanma” ve “devletin kurumlarına itaatsizlik” suçlarından Ekim 2019’da açıklanan kararla 9 ila 13 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.
İspanya’da geçmiş dönemdeki sol koalisyon hükümeti, Katalonya sorununa çözüm amacıyla tutuklu 9 Katalan siyasetçi hakkında 22 Haziran 2021’de kısmi af çıkarmıştı.
Kasım 2023’te kurulan yeni sol koalisyon hükümeti de ayrılıkçı Katalan siyasetçilerden ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden 370’den fazla kişiyi kapsayan geniş kapsamlı affı öngören yasa tasarısını 14 Mart’ta Meclis’ten geçirip Senato’ya gönderdi.
Söz konusu af yasa tasarısının mayıs sonunda parlamento süreçlerini tamamlayıp yürürlüğe girmesi bekleniyor.