Prof. Dr. – Fox Haber https://www.foxtvhaber.com.tr Mon, 22 Jul 2024 23:00:04 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Ölümle sonuçlanan tehlikeye dikkat: ‘Her yerde karşınıza çıkabilir’ https://www.foxtvhaber.com.tr/olumle-sonuclanan-tehlikeye-dikkat-her-yerde-karsiniza-cikabilir/ https://www.foxtvhaber.com.tr/olumle-sonuclanan-tehlikeye-dikkat-her-yerde-karsiniza-cikabilir/#respond Mon, 22 Jul 2024 23:00:04 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=16220 Son yıllarda alerji vakalarında artış olduğunu ifade eden Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hikmet Tekin Nacaroğlu, nedenlerini anlattı, önerilerini sıraladı. Prof. Dr. Tekinoğlu, yaz aylarında açık alanlardan ürün alırken, restoranlarda yemek yerken kişilerin alerjileri bulunan ürünlere karşı dikkat etmesi gerektiğini belirtti. Kişinin bağışıklık sisteminin alerjen maddeye aşırı şiddetli bir şekilde tepki göstermesi durumu olarak belirtilen anafilaktik şok durumun çok ciddi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Nacaroğlu, adrenalin otoenjektörünün hayat kurtarıcı olduğunu aktardı.

“Alerjik şok son 10 yılda 7 kat arttı”

Alerjik şoka karşı kişilerin dikkat etmesi gerekenler hakkında bilgiler veren Prof. Dr. Hikmet Tekin Nacaroğlu, “Anafilaksi; alerjik şok en ciddi reaksiyonumuz. Özellikle vücudumuzun ilaç, besin, arı gibi venomlara karşı anormal, abartılı bir bağışıklık sistemi yanıtı. Alerjik şok durumunda dudaklarda kızarıklık, ciltte kabarıklık, nefes almada güçlük, öksürük, hırıltı, kalbin hızlı çarpması, tansiyon düşmesi, kalp durması gibi ölümle sonuçlanabilecek çok ciddi reaksiyonlar karşımıza çıkabilir. Bu durumlarda dışarıda, herhangi bir dış ortamda ya da yanlışlıkla karşılaşma sonrasında alerjik şok durumu tekrarladığında mutlaka yanlarında adrenalin otoenjektörü, kalemi taşımalarını istiyoruz. Adrenalin kalemi hayat kurtarıcı çünkü bir besin alerjimiz var, diyelim ki besinle karşılaştık, 30 dakika içerisinde kalp durmasına bağlı ölüm olabiliyor ya da bu ilaç alerjisinde 5 dakikada gerçekleşebiliyor. Arı sokması sonrası 15 dakika içerisinde gerçekleşebiliyor, bu kadar kısa sürede sağlık kuruluşuna başvurmak çok olmayabiliyor. Şok düzeyinde bir alerjimiz varsa 2 adet otoenjektör yazıyoruz. Bacağımızın kanlanmasının en iyi olduğu bölgeye hızlıca uyguladıktan sonra 10 saniye boyunca beklememiz gerekiyor. Özellikle besin alerjisine bağlı da çocuklarda çok sık görmeye başladığımız anafilaksi, arı alerjilerinde de karşımıza çıkıyor. Yazla birlikte tatil bölgelerinde, restoranlarda, teknelerde, herhangi bir yerde, açık alanda, piknik alanında arı sokması sonrası maalesef alerjik şok durumu karşımıza çıkabiliyor. O yüzden mutlaka, mutlaka arı alerjimiz varsa adrenalin otoenjektörü yanımızda taşımamız gerekiyor. Aşılama yapıyoruz, duyarsızlaştırmaya çalışıyoruz. Özellikle arı sokması sonrası şok durumunuz varsa aşı tedavisi için mutlaka bir alerji uzmanına başvurmanız gerekiyor” dedi.

“Son 10 yılın alerji salgını, besin alerjileri”

“Son yıllarda besin alerjisi giderek artıyor” diyen Prof. Dr. Nacaroğlu, “Açık alanlardaki beslenme, açık büfe kullanımları besin alerjilerinde kazara karşılaşma riskini artıyor. Açık alanlarda satılan yiyecekler, içecekler içerisine arı venomları girebiliyor. Mutlaka bu konuda ebeveynlerimizin dikkat etmesi gerekiyor. Dışarıda yemek yediğimizde restoranlara bilgi vermemiz gerekiyor. Ne zaman, nerede, nasıl karşılaşacakları belli olmayabiliyor. O yüzden adrenalin otoenjektörü hayat kurtarıcı. Son 10 yılın alerji salgını olarak besin alerjilerini adlandırıyoruz. En önemli risk faktörlerinden bir tanesi; işlenmiş, genetiği değiştirilmiş besinlerin kullanımı, besinler içinde tatlandırıcı, koruyucu maddelerin kullanımı, sezaryen doğum, antibiyotik kullanımına bağlı bağırsaktaki iyi bakteri çeşitliliğimizin azalmasının besin alerjisini giderek arttırdığını gösterilmiş. Diğer önemli bir husus yeni yapılan bir çalışma sonucu ortaya çıkan özellikle bu sanayi tipi, dışarıda restoranlarda, endüstrinin kullandığı bulaşık makinelerinde yüksek konsantrasyonda deterjan kullanılıyor ve çok kısa sürede bulaşıklar yıkanıyor. Buna bağlı olarak da tabaklar, bardakların üzerinde yüksek miktarda bu deterjanlar kalıntılar olarak kalıyor. O tabakları, bardakları kullandığımızda maalesef deterjanları bir miktar almış oluyoruz. Bu deterjanları ağız yoluyla aldığımızda hem yemek borumuzda hem bağırsaklarımızda bariyerler bozularak besin alerjisi giderek daha sık görülmeye başlanıyor. Evde de deterjan kullanımında yıkama sonrası su ile tekrar bir durulama yapmak bu gibi zararlı etkenlerden uzak durmak açısından bize yol gösterici olabilir” ifadelerini kullandı.

“Alerjik şok, maalesef ölümle sonuçlanabiliyor”

Alerji durumlarına karşı toplumun bilinçli olması gerektiğini aktaran Prof. Dr. Nacaroğlu sözlerine şöyle devam etti:

KAYNAK: İHA
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/olumle-sonuclanan-tehlikeye-dikkat-her-yerde-karsiniza-cikabilir/feed/ 0
Mide kanserinde en riskli kan grubu! Prof. Dr. Serdar Yol uyardı https://www.foxtvhaber.com.tr/mide-kanserinde-en-riskli-kan-grubu-prof-dr-serdar-yol-uyardi/ https://www.foxtvhaber.com.tr/mide-kanserinde-en-riskli-kan-grubu-prof-dr-serdar-yol-uyardi/#respond Wed, 17 Jul 2024 00:12:03 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=15636 Türkiye’de erkeklerde görülen kanserlerin yüzde 7,4’ünü, kadınlarda ise yüzde 6’lık bir oranı oluşturan mide kanserinin sinsi ilerlediğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Yol, “Erkeklerde, A kan grubundaki kişilerde, sigara içenlerde ve şişmanlarda mide kanseri görülme riski daha fazladır” dedi.

Liv Hospital Samsun Genel Cerrahi ve Medikal Onkoloji Kliniği’nden Prof. Dr. Serdar Yol, mide kanserinde son yıllarda artış görüldüğüne dikkat çekerek, hastalığın hiçbir belirti vermeden ilerleyebileceğini belirtti. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Yol, mide kanserinden korunmak için aşırı tuzlu, salamuralı yiyecekleri her gün yemekten kaçınmak gerektiğini söyledi.

“DÜNYADA EN SIK GÖRÜLEN İKİNCİ KANSER TÜRÜ”

Mide kanserinin dünya genelinde akciğer kanserinden sonra en sık görülen ikinci kanser türü olduğunu belirten Prof. Dr. Yol, “Ülkemizde erkeklerde görülen kanserlerin yüzde 7,4’ünü, kadınlarda ise yüzde 6’lık bir oranı oluşturan mide kanseri, son yıllarda giderek artış göstermektedir. Erkeklerde, A kan grubundaki kişilerde, sigara içenlerde ve şişmanlarda mide kanseri görülme riski daha fazlayken; hastalık farklı nedenlerle de gelişebilmektedir. Bu sebeplerden bazıları şöyle sıralanabilir; midede hazımsızlık, şişkinlik ve ülsere neden olan “Helicobacter pylori” adı verilen bakteri türü tedavisinin ihmal edilmesi, geçmişte mide sinirleri kesildiği için uzun yıllar midede asit salgılanmamış olması, tütsülenmiş yiyecekler (mide kanserinin japonya’daki görülme sıklığı fazladır), genetik yatkınlık, kişide gastrit ve b12 vitamini eksikliği olması ve mide polipleridir” şeklinde konuştu.

“KARNIN ÜST KISMINDA ŞİŞKİNLİK, ÇABUK DOYMA VE BULANTIYA DİKKAT”

Mide kanserinin bazen hiçbir belirti vermeden ilerleyebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Serdar Yol, dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıraladı:

“Mide kanseri bazen hiçbir belirti vermeden, sinsice ilerleyebilir. Belirtiler geç dönemlerde görüldüğünde, hasta cerrahi müdahale şansını kaybetmiş olabilir. Öte yandan, karnın üst kısmında şişkinlik, ağrı, çabuk doyma, iştahsızlık, bulantı, kusma, beraberinde hızlı kilo kaybı, kansızlık (anemi), dışkıda gizli kan testinin pozitif çıkması hastalığın başlıca belirtileri arasındadır. Ancak tüm bu bulguların günlük yaşantıda sık rastlanan, sıradan şikâyetler olması, doktora başvurma konusunda gecikmelere yol açabilir. Hastalığın erken tanısı cerrahi girişimler bakımından avantaj sağlar. Kanser ileri dönemlerde teşhis edildiğinde, çevre organlara yayılmış olma riski hastalığın kesin tedavi şansını azaltmaktadır. Böyle durumlarda, ameliyat öncesinde kemoterapi uygulanır ve kanserdeki gerileme izlenir. Burada amaç, tekrar ameliyat şansını kazanmaktır. Eğer cerrahi olarak kansere müdahale şansı yok ise; ‘palyatif’ denilen, hastaya konfor sağlayacak ameliyat yöntemleri uygulanır. Bu işlemde hastanın kanser açısından tedavisi gerçekleşmez ancak hastanın yeme içme düzenine devam etmesi sağlanır.”

“AMELİYAT SONRASI TEDBİRİ ELDEN BIRAKMAYIN”

Hastanın tedavisi için cerrahi yöntemler kullanıldığında, midenin büyük bir kısmı veya tamamının alındığını ifade eden Prof. Dr. Serdar Yol, “Böyle bir operasyon sonrası hastanın sık aralıklarla, küçük porsiyonlarla beslenmesi ve besinleri çok iyi çiğneyerek yutması önerilmektedir. Mide kanseri ameliyatı ve tedavisi sonrası hasta, ‘Ameliyat oldum kurtuldum’ düşüncesine kapılmamalı, düzenli kontrollerine devam etmelidir” ifadelerini kullandı.

“TEDAVİDE GECİKME BAŞARI ŞANSINI DÜŞÜRÜYOR”

Mide kanserinde tedavinin başarısının kanserin yakalanma süresine, yakalanma evresine, hastanın yaşına, beraberinde görülen hastalıklara, lenf bezleri ile çevre ve uzak organların tutulumuna bağlı olduğunun altını çizen Prof. Dr. Yol, “Erken evrede teşhis ve tedavi ile 5 yıllık yaşam şansı yüzde 90-100 iken, ileri evre tümörlerde bu oran yüzde 15-25’e kadar düşmektedir. Aşırı tuzlu, salamuralı yiyecekleri her gün yemekten kaçınmak, közde pişirilen gıdalardan uzak durmak, bol taze sebze yemek, sporu ihmal etmeden, ideal kiloyu korumak hastalığın tedavi başarısını yükselten önemli faktörlerdir” diyerek sözlerine son verdi.

KAYNAK: İHA
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/mide-kanserinde-en-riskli-kan-grubu-prof-dr-serdar-yol-uyardi/feed/ 0
Maarif Platformu çalıştayı 29-30 Haziran’da başlıyor https://www.foxtvhaber.com.tr/maarif-platformu-calistayi-29-30-haziranda-basliyor/ https://www.foxtvhaber.com.tr/maarif-platformu-calistayi-29-30-haziranda-basliyor/#respond Sat, 29 Jun 2024 04:12:04 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=13839 29-30 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilecek program öncesi açıklamalarda bulunan Çalıştay Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Bayram Özer, ‘Baştan beri Maarif Platformunun destek verdiği Maarif Düşüncemizin Kuramsal Temelleri Projesi, maarif sisteminin milli ve insani değerler merkezinde inşasının temellerini oluşturacak bir dizi bilimsel çalışma serisinden meydana geliyor. Projenin temel amacı; ruhumuzu, zihnimizi, dimağımızı besleyen ve bizi biz yapan düşünürlerin maarif, insan, bilgi, ahlak, erdem, toplum, öğretmen ve öğrenci niteliklerine dair fikirlerinin 21. yüzyıla aktarılmasını sağlamaktır” açıklamasında bulundu.

İnsanlık tarihinin ortaya koyduğu birikimi ortaya çıkarılmaya yönelik bir proje olduğunu ifade eden Özer, ”Bize ait bir pedagoji anlayışı oluşturmak için elimizde yeterli muhtevanın olması gerekir. Bunun için gerekli olan bilgi ve birikim ana kaynaklarımızda mevcuttur. Yapılması gereken bu muhtevayı organize etmek ve kullanmaya hazır hale getirmektir. İşte bu proje ile insanlık tarihinin ortaya koyduğu birikim ortaya çıkarılmaktadır. Bu çalışmalarla kendi kültürümüzün ve tarihsel birikimimizin merkezde olduğu eğitim bilim anlayışı ve düşüncesinin temellerini atmaya çalıştığımıza inanıyoruz” dedi.

Özer açıklamalarına şöyle devam etti;

ÇALIŞTAYIN İLKİ OCAK 2023’TE GERÇEKLEŞMİŞTİ

“Maarif Düşüncemizin Kuramsal Temelleri-I” çalıştayını Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Eğitim Fakültesinin bir organizasyonu olarak 21–22 Ocak 2023 tarihlerinde OMÜ Konukevi’nde düzenlemiştik. Birinci çalıştay, yaklaşık bir yıllık süreç sonunda 4 farklı ülke ve 25 farklı üniversiteden 42 akademisyenin her birinin bir düşünürü çalıştığı kitap çalışmasının bir hazırlığı olarak gerçekleştirilmişti. Bu çalıştayda ise 2. cilt çalışmalarına esas olacak araştırma sonuçları müzakere edilecektir. Klasik dönem Müslüman düşünürlerin eğitimle ilgili eser ve fikirleri tartışılırken, günümüz eğitim uygulamaları ve pratiklerine; eğitimin kronik sorunlarına yönelik öneriler de sunulmaktadır.

“MAARİF DÜŞÜNCEMİZİN KURAMSAL TEMELLERİ” ÇALIŞMALARI MÜRACAAT VE REFERANS KAYNAĞI OLACAKTIR’

Projenin ilk mahsulü olan “Maarif Düşüncemizin Kuramsal Temelleri–I” kitabının yayınlanmasının akisleri olarak, “milli bir maarif sistemi” kurmada bu tür çalışmalara ne denli ihtiyaç olduğu görülmüştür. Bu durum, bizi kitabın 2. cildini kaleme almaya ve diğer ciltleri de planlamaya sevk etmiştir. 2. Çalıştayın ana teması, milli maarife giden yola malzeme döşeme mahiyetindeki kitap serisi projesi olan Maarif Düşüncemizin Kuramsal Temelleri-II kitabının vücut bulmasıdır.

“Maarif Düşüncemizin Kuramsal Temelleri” çalışmaları, eğitim sahasında yapılacak çalışmalar için dikkate alınması gereken bir müracaat ve referans kaynağı olacaktır. Geçmişte Nizamü’l-Mülk, bizim iyi-güzel-doğru tasavvurlarımıza göre bir eğitim sistemi geliştirmişti. Bu sistem, hem Selçuklu’yu hem de Osmanlı’yı kuran muazzam ve köklü bir eğitim sistemiydi. Neden benzerini kendi eğitim sistemimiz için düşünmeyelim! Nizamiye medreselerinin kurucu fikir babası Nizam-ül Mülk şöyle demişti: “Kitaplar bize ‘biz’i anlatmalıdır. Mektep ise ‘biz’i yaşatmalıdır. Muallimler de ‘biz’den biri olmalıdır.” Hâlbuki, kitaplar bizi anlatmadı, mekteplerde bizim modellerimiz uygulanmadı. Muallimler bizden birisi olmaktan çıkarıldı. Maarif davamızın özünü biz olmak ve kimlik kazanmak meselesi olarak özetliyor; kaybettiğimiz geçmişimizi bulma ve çağın gerekleriyle uyumlu bir öze dönme meselesi olarak değerlendiriyoruz.

“TÜRKİYE YÜZYILI MAARİF MODELİ” İLE TEVAFUK OLDU

“Maarif Düşüncelerimizin Kuramsal Temelleri” adı ile başlattığımız bu projemizin Milli Eğitim Bakanlığının “Milli Maarif Modeli”nin özellikle müfredat çalışmalarına bakış açısı sunacak ve içerik sağlayacak bir çalışma olarak görüyoruz. Klasik dönem Müslüman düşünürlerin eğitimle ilgili eser ve fikirleri tartışılırken, günümüz eğitim uygulamaları ve pratiklerine; eğitimin kronik sorunlarına yönelik öneriler sunulmaktadır. Bu öneriler, sunumlarda üzerinde durulacak esas noktayı ve hazırlanacak raporda odak noktayı teşkil etmektedir.

Çalışmalarımız Millî Eğitim Bakanlığının, milli maarif yolunda atmış olduğu çok kıymetli “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” ile tevafuk etmektedir. Bu durum mutluluk vericidir.

Çalıştayımız, açılış paneli (çağrılı konuşmacılar), müzakereli sözlü sunumlar, sonuç raporunun müzakeresi ve kapanış bölümlerinden meydana gelmektedir.

Çalıştayın detayları şu şekilde;

29.06.2024 Cumartesi (1. Gün)

09.00-9.30 Kayıt

09.30-10.45 Açılış & Selamlama Konuşmaları

11.00-13.00 1. PANEL: Prof. Dr. Yücel Oğurlu

Tahsin Görgün (Prof. Dr. 29 Mayıs Üniversitesi)

Maarif Sistemi Nedir? Cevaplanması Gereken Temel Soru ve Sorunlar

Burhan Akpınar (Prof. Dr., Fırat Üniversitesi)

Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinde Maarif Düşüncemizin Kuramsal Temelleri Projesinin Yeri

Ömer Özyılmaz (Prof. Dr., İstanbul Aydın Üniversitesi)

Eğitim Sistemini Oluştururken ya da Dönüştürürken Nasıl Bir Metot İzlenmelidir?

Kemal Tekden (Dr., TÜZDEV)

Tarihten İlhamla Zamanın Ruhunu Okumak

13.00-14.00 Öğle Arası

14.00-16.00 2. PANEL: Prof. Dr. Ahmet Cevat Acar

Ahmet Kavlak (Doç. Dr., Iğdır Üniversitesi)

Felsefenin İslam Dünyasındaki Serüveni ve İslam’da Bilim Meselesi

Osman Çakmak (Prof. Dr., İ. Rumeli Üniversitesi)

Ortaçağda Müslümanları İlim ve Maarifte/Medeniyette Zirve Yapan Sırrın Araştırılması. Seküler Bilim ve İlim (Bilim – Din Ayrıklığı) Meselesi

Adem Ölmez (Prof. Dr., İ. Medeniyet Üniversitesi)

Osmanlıdan Cumhuriyete Eğitim Tarihi Yazıcılığı Üzerine Bir Değerlendirme

16.00-16.30 Çalıştay Arası

16.30-18.30 3. PANEL: Prof. Dr. Ömer Özyılmaz

Ahmet Kasım Sezgin (Dr. Öğr. Üyesi, Dicle Üniversitesi)

Maarifte ve Ahlâkta Kurucu Bir Önder ve Öncü: İbni Miskeveyh

Abdullah Eker (Dr. Öğr. Üyesi, Balıkesir Üniversitesi)

Davud-u Kayseri’nin Eğitim Anlayışı

Yusuf Sözer (Dr. Öğr. üyesi, Batman Üniversitesi)

Ferîdüddîn Attâr ve Ahlaki Eğitimde Temsil Metodu (senaryolaştırma)

18.00- 18.30 Çalıştay Arası

18.30-20.30 4. PANEL: Dr. İsrafil Kuralay

Burhan Akpınar (Prof. Dr., Fırat Üniversitesi)

Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinde Yer Alan Ruh ve Kalp Kavramları Bağlamında İbn Arabi’ nin Yeniden Okunması

Bünyamin Han (Doç., Dr., Kütahya Dumlupınar üniversitesi)

Öğretmenlikten Muallimliğe Yolculuk. İbni Sahnun Örnekleminde Bir Değerlendirme

Zakir Elçiçek (Doç. Dr., Dicle Üniversitesi)

Şeyh İşrakin (Şehabettin Sühreverdi) Öğrenme Metodolojisinde Disiplin: Özfarkındalık ve Özyönetim

30.06.2024 Pazar (2. Gün)

9.00-11.00 5. PANEL: Prof. Dr. Adnan Yüksel

Şaban Berk (Doç. Dr., Marmara Üniversitesi)

Yusuf Has Hacib’ten Türkiye Yüzyılı Maarif Modeline Notlar

Fatih Mehmet Coşkun (Doç. Dr., Medeniyet Üniversitesi)

Şehabettin Sühreverdi ve Mühendislik Eğitimi

Dursun Ali Tokel (Prof. Dr., Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi)

Taşköprülüzâde’nin İnsan Yetiştirme Anlayışı ve Günümüze Yansımaları

11:00 – 11:30 Çalıştay Arası

11.30-13.30 6. PANEL: Doç. Dr. Şaban Berk

Bayram Özer (Prof. Dr., Ondokuz Mayıs Üniversitesi)

Farklı Disiplinlerin Eğitimde Kullanımında Öncü Bir İsim İbni Sina

Burhan Akpınar (Prof. Dr., Fırat Üniversitesi),

Yönetici Eğitimi ve Eğitimin Kurumsallaşmasında Öncü Bir İsim: Nizam-ül Mülk

Musa Mert (Dr., Öğretmen, Yazar)

Eğitimde Fıkıh ve Bir Fakih Muallim Ebu Hanife

13:30 – 14:00 Çalıştay Arası

14.00-16.30 7. PANEL: DEĞERLENDİRME VE SONUÇ OTURUMU

Ömer Özyılmaz, Bayram Özer, Burhan Akpınar, Halim Ulaş, Dursun Ali Tokel, Mehmet Ali Gündoğdu, Ömer Hatunoğlu

Sonuçların müzakeresi ve değerlendirme,

Raporun teşkili için tekliflerin müzakeresi. (Tüm müzakereciler)

18.00-22.00 KAPANIŞ PROGRAMI (Said Yüce, Osman Çakmak, Bayram Özer, Burhan Akpınar, Tahsin Gülhan, Halim Ulaş, Kasım Takım, Abdullah Eker, Ahmet Kavlak…)

Yer: İstanbul Rüstem Paşa Medresesi (İİKV)

Sururi Mah. Medrese Sok. No:2 PK:34120 Eminönü/Fatih

 

]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/maarif-platformu-calistayi-29-30-haziranda-basliyor/feed/ 0
Türk doktor Türe önderliğindeki beyin cerrahisi bölümü dünyanın en iyileri arasına girdi https://www.foxtvhaber.com.tr/turk-doktor-ture-onderligindeki-beyin-cerrahisi-bolumu-dunyanin-en-iyileri-arasina-girdi/ https://www.foxtvhaber.com.tr/turk-doktor-ture-onderligindeki-beyin-cerrahisi-bolumu-dunyanin-en-iyileri-arasina-girdi/#respond Fri, 07 Jun 2024 08:00:34 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=11973 Dünyanın prestijli dergilerinden Newsweek, bu sıralamayı bilim alanında 10 sayfalık ayrıntılı bir raporla yapıyor. Sıralamada bölümün bilimsel ve teknolojik gelişmişlik düzeyi, yaptığı ameliyatların başarısı, dünyaya kattığı değer, bilimsel alanda dünyadaki söz sahipliği, öncü olduğu yenilikler gibi çok sayıda kriter göz önüne alınıyor. Kalabalık bir jüri tarafından bu faktörlere dayanılarak puanlar veriliyor ve sonuçlar belirleniyor.

Türkiye’den sadece Yeditepe Üniversitesi Hastanelerinin yer aldığı liste hakkında konuşan Prof. Dr. Uğur Türe, “Açıkça söylemek gerekirse, benim için de sürpriz oldu. 20-30 profesörün ve 20-30 asistanın olduğu bölümlerle kıyaslanmamız beni de şaşırttı. Dünya çapında büyük işler yaptığımız bir kez daha kabul gördü. Olanakları zorlayarak kaliteyi arttırmak her zaman mümkün. Birçok bölüm artık böyle bir sıralamaya girilebileceğini gördü. Üniversitemiz adına da çok mutluyum. Kurucu Başkanımız Sayın Bedrettin Dalan’ın, sayın Rektörümüz Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl’ün bu başarıda çok büyük emeği var. Şimdi bunu onlarla birlikte kutlamak çok güzel bir duygu” ifadelerini kullandı.

Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi’ndeki kutlama törenine, Yeditepe Üniversitesi Kurucu ve Onursal Başkanı Bedrettin Dalan, Yeditepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl, Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. A. Burak Dalan, Tıbbi Koordinatör Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur, Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Faruk Yencilek, Anesteziyoloji & Reanimasyon Koordinatörü Prof. Dr. Hatice Türe ile birçok hekim, hemşire ve çalışan katıldı.

“HER ZAMAN DAHA İYİ ŞEYLER YAPMAK ZORUNDAYIZ”

Törende konuşan Bedrettin Dalan, “Uğur hoca, beyin cerrahisinde gerçekleştirdiği çalışmalarla dünyanın en önemli tıp dergilerine birçok kez kapak oldu. Beyin cerrahisi bölümümüz, Prof. Dr. Uğur Türe başkanlığında en üst noktaya ulaştı. İnsanlarımız, hasta olduklarında ‘ABD’de, Avrupa’da derman bulur muyum’ diye gidiyor. Artık milletçe bu kompleksi çöpe atmalıyız. Türkiye’de çok güzel hastanelerimiz, doktorlarımız var. Beyin cerrahisi denilince de akla gelen ilk isim Uğur Hocamız. Tüm hemşire, doktor, sağlık personeli ve ekibe bu başarı için şükranlarımı sunuyorum. Hep beraber Atatürk’ün evlatlarıyız, o nedenle her zaman daha iyi, daha güzel şeyler yapmak zorundayız. Biz ne kadar gurur duyuyorsak, Türk milleti de o kadar gurur duymalı” dedi.

“GENÇLER HİÇBİR ZAMAN UMUDUNU KAYBETMESİN”

Başarının arkasında çok büyük emek olduğunu ifade eden Rektör Prof. Dr. Canan Aykut Bingöl ise “Çok gururluyuz. Bu başarıyı Uğur hocamız sayesinde elde etmemiz üniversitemiz adına da büyük bir mutluluk. Kolay değil, dünyada birçok sıralama var. Klinik sıralamalar da karşımıza yeni çıktı ve biz de hemen yerimizi aldık. Bu başarının arkasında çok büyük emek, sabır ve adanmışlık var. Bu başarı, ülkemizde sağlık hizmetlerinin nerede olabileceğini de gösteren çok önemli bir örnek oldu. Diğer başarıları da peşinde getirecek. Uğur hocam çok önemli beyin cerrahları yetiştiriyor. Öğrencilerimiz bizim için çok kıymetli. Bütün birikimlerimizi onlara aktarıyoruz. Gençler hiçbir zaman umutlarını kaybetmesin. Ülkemizde her geçen gün bir başka yeni başarıya imza atabilirler” dedi.

KAYNAK: DHA
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/turk-doktor-ture-onderligindeki-beyin-cerrahisi-bolumu-dunyanin-en-iyileri-arasina-girdi/feed/ 0
Boğaziçi Üniversitesi Rektörü İnci: Brüksel’de Temsil Edilen Tek Üniversiteyiz https://www.foxtvhaber.com.tr/bogazici-universitesi-rektoru-inci-brukselde-temsil-edilen-tek-universiteyiz/ https://www.foxtvhaber.com.tr/bogazici-universitesi-rektoru-inci-brukselde-temsil-edilen-tek-universiteyiz/#respond Sun, 28 Apr 2024 00:24:33 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=9626 Boğaziçi Üniversitesi Yaşam Bilimleri ve Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi olan “Boğaziçi LifeSci” tanıtımında konuşan Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Naci İnci, “Üniversitemiz, Türkiye’nin inovasyon ekosisteminin Brüksel’deki ‘de facto’ temsilcisi rolünü üstleniyor.  Çalışmalarını daha da ileriye götürmeye kararlı üniversitemizin Boğaziçi LifeSci öncülüğünde başlayan yapay zekadan sürdürülebilir finansa değin kapsayıcı bir stratejisi var” dedi. İnci, Boğaziçi LifeSci merkezinin Türkiye’ye evrensel ölçekte yeni bilimsel kazanımlar sağlamanın yanında, ulusal sağlık endüstrisine de önemli katkılar sunduğunu ifade etti.

Boğaziçi Üniversitesi Yaşam Bilimleri ve Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (Boğaziçi LifeSci) “Yaşam Bilimleri KOBİ’leri İçin Küresel Rekabetçiliğe Doğru AR-GE Destek Laboratuvarlarına Destek Projesi” Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın da katılımıyla tanıtıldı. Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Naci İnci, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’nun Yenilik, Araştırma, Kültür, Eğitim ve Gençlikten Sorumlu Üyesi Iliana Ivanova ile proje koordinatörü Prof. Dr. Cengizhan Öztürk ile merkez müdürü Prof. Dr. Rana Sanyal’ın katıldığı toplantıyla Boğaziçi Üniversitesi Yaşam Bilimleri ve Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (Boğaziçi LifeSci)’ın çalışmaları hakkında bilgi verildi.

“BOĞAZİÇİ LIFESCI 20’DEN FAZLA ULUSLARARASI PATENTE SAHİP”

Konuyla ilgili düzenlenen tanıtımda konuşan Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Naci İnci; Boğaziçi LifeSci merkezinin Türkiye’ye evrensel ölçekte yeni bilimsel kazanımlar sağlamanın yanında, ulusal sağlık endüstrisine de önemli katkılar sunduğunu ifade etti. Bu merkezin ulusal ve uluslararası uzun soluklu desteklerle sürdürülebilirliğinin sağlanmasının çok önemli olduğunu hatırlatan Rektör Prof. Dr. Naci İnci şunları söyledi:

“Dünya çapında bilimsel araştırmalar üreten, pek çok açıdan örnek ve öncü bir merkeze dönüşen Boğaziçi LifeSci, üniversitemizin 13 bölümünden sayısı 50’yi aşan akademisyen üye, yaklaşık 380 lisansüstü öğrenci ve 30 teknik personelden oluşuyor. Merkezin çalışma alanları arasında mikro ve nano aygıtlar, moleküler düzeyde görüntüleme yöntemleri ve analizleri, robotik cihazlar, biyoalgılama platformları için malzemeler, akıllı ilaç taşıma sistemleri, aşı teknolojileri, yosundan gıda takviyeleri gibi çok farklı başlıklar bir arada yer alıyor. Bu çalışmalar, ülkemize evrensel ölçekte yeni ve özgün bilimsel kazanımlar ve sağlık endüstrimize de önemli katkılar sağlıyor. Bahsi geçen projelerden TEAMING olarak adlandırılan Horizon-Widera-2023-Access-01-01-two-stage kapsamında başvurulan CHIRON-T3’ projesidir. CHIRON-T3 projesi, Türkiye’nin ARGE kapasitesini kendi odak alanında önemli ölçüde güçlendirmeyi amaçlıyor. Bu proje Boğaziçi Üniversitesi Yaşam Bilimleri Merkezi bünyesinden doğan ve 6550 sayılı kanun kapsamında kurulması planlanan Boğaziçi Üniversitesi Hedefli Tedavi Teknolojileri Merkezi’nin tamamlayıcısı ve hızlandırıcısı olarak kurgulanmıştır.”

“BRÜKSEL’DE TEMSİL EDİLEN TEK ÜNIVERSİTEYİZ”

Brüksel’deki Avrupa Birliği kurumları nezdinde temsil edilen Türkiye’den tek yükseköğretim kurumunun Boğaziçi Üniversitesi olduğunun bilgisini paylaşan Rektör Prof. Dr. İnci “Türkiye’nin ilk inovasyon diplomasisi birimini açarak bu alanda faaliyet yürüten, üniversitelerin Avrupa Birliği daimi temsilcilerini bir araya getiren UniLion’da yer alan tek Türk üniversitesiyiz. Bilimsel ve teknolojik temelleri güçlendirmek ve rekabet edebilirliği artırmak, teşvik mekanizmalarını yakından takip etmek, bilimsel diyaloğu ve iş birliklerini artırmak amacıyla Brüksel’deki Avrupa Birliği kurumları nezdinde temsil edilen tek üniversite Boğaziçi Üniversitesi. Tüm bu adımlar sayesinde üniversitemiz, Türkiye’nin inovasyon ekosisteminin Brüksel’deki ‘de facto’ temsilcisi rolünü üstleniyor. Bu çalışmalarını daha da ileriye götürmeye kararlı üniversitemizin Boğaziçi LifeSci öncülüğünde başlayan yapay zekadan sürdürülebilir finansa değin kapsayıcı bir stratejisi ve bu stratejiye destek veren Teknoloji Transfer Ofisimiz bünyesinde kurulmuş bir ekibi bulunuyor” diye konuştu.

 “BOĞAZİÇİ LIFESCI’DEN SAĞLIK ALANINDA TURCORN ÇIKACAĞINA INANIYORUM”

Projenin tanıtım toplantısında konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır “Ülkemizin sağlık girişimcilik ekosisteminin gelişmesine katkı sağlayacak teknolojiler geliştirerek, bünyesinde desteklediği akademik girişimcilik faaliyetlerinin gelişimiyle örnek başarı hikayeleri doğurdu. Prof. Dr. Rana Sanyal ve ekibi tüm geliştirme faaliyetleri Türkiye’de yapılan, fikri hakları tamamen Türkiye’ye ait, klinik araştırmalar için Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’ndan onay alan ülkemizin ilk ilaç adayını geliştirdi. Kendi kaynaklarımızla bir molekülün laboratuvardan hastalara ulaştırılmasının ilk defa başarılması ve bunun yapılabilirliğinin kanıtlanmış olması çok değerli. Prof. Sanyal hocamızı ve ekibini bu başarı için huzurlarınızda bir kez daha tebrik ediyorum.” dedi.

Bakan Kacır, Türkiye’nin sağlık alanında henüz bir “unicorn” a sahip olmadığını da belirterek ”Ülkemiz teknoloji ekosistemi bugüne dek milyar dolar değeri aşan 7 teknoloji girişimi, 7 ‘unicorn’, bizim ifademizle de 7 ‘Turcorn’ çıkardı. Ama henüz sağlık alanında bir Turcorn çıkaramadık. İnanıyorum ki hocamız ve ekibinin geliştirdiği ilaç faz-2 ve faz-3 çalışmalarını da başarıyla tamamlar ve kendisinin de kurucuları arasında yer aldığı girişim ve onları izleyen pek çok girişim Türkiye adına küresel ölçekte başarı hikâyelerine dönüşür. Bu doğrultuda ülkemizin küresel ölçekte hızlı büyüme potansiyeli taşıyan teknoloji girişimlerinin hızlı ölçeklenmesine ve küresel pazarlara açılmasına destek olmak üzere oluşturduğumuz ‘Turcorn 100’ programına Rana hocamız ve ekibinin çalışmalarını da dahil ettik” şeklinde konuştu.

AB Komisyonu üyesi tebriğini sundu

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’nun Yenilik, Araştırma, Kültür, Eğitim ve Gençlikten Sorumlu Üyesi Iliana Ivanova da bu yıl Avrupa Birliği Avrupa Yenilik Konseyi (EIC) tarafından verilen “Avrupa Kadın Yenilikçiler Ödülü”ne layık görülen Prof. Dr. Rana Sanyal’ı tebrik etti. Boğaziçi LifeSci’nin Türkiye ve AB’nin ortak bir başarısı olduğu ifade eden Ivanova, AB’nin yeni ufuk programlarıyla sağlık alanında öne çıkan projeleri desteklemeyi sürdüreceğini söyledi.

]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/bogazici-universitesi-rektoru-inci-brukselde-temsil-edilen-tek-universiteyiz/feed/ 0
4. Uluslararası Medya ve İslamofobi Forumu sona erdi https://www.foxtvhaber.com.tr/4-uluslararasi-medya-ve-islamofobi-forumu-sona-erdi/ https://www.foxtvhaber.com.tr/4-uluslararasi-medya-ve-islamofobi-forumu-sona-erdi/#respond Fri, 15 Mar 2024 03:36:32 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=6527 ATO Congresium’da düzenlenen forumda, açılış konuşmalarının ardından İsmamofobi’nin küresel ve yerel boyutları ele alındı.

Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Büyükelçi Doç. Dr. Hasan Doğan, moderatörlüğünü Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanı Prof. Dr. Uğur Ünal’ın üstlendiği “Yerel Boyutlarıyla İslamofobi” temalı oturumda, 15 Mart’ın İslamofobi’yle Mücadele Günü olarak tescillenmesinin bir farkındalık oluşturduğunu belirtti.

Avrupa’da son yıllarda İslam düşmanlığının artmasına dikkati çeken Doğan, “Almanya’da 2023 yılında 686 İslam karşıtı suç işlendiği ve İngiltere’de camilere yönelik yüzde 35 oranında saldırı düzenlendiği dikkate alındığında koca bir kitleye yönelmiş ciddi bir nefretin olduğu görülmektedir.” dedi.

Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansının, İslamofobi’yi İslam dinine mensup bireylerin maruz kaldıkları ayrımcılık olarak tespit etmesinin önemli bir kazanım olduğunu söyleyen Doğan, “İslamofobi bir dönüşüm içindedir. Bu dönüşüm kavramsal olduğu gibi kurumsal da olmaktadır. İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesinde kurulan İslamofobi Gözlemevi bu kurumsal dönüşümün önemli bir örneğidir. Bu nedenle kavramsal dönüşüm noktasında elde edilen mesafenin küçümsenmeyeceği kanaatindeyim.” diye konuştu.

Bütün bunlar meydana gelirken Avrupa’da İslam karşıtı söylemleriyle öne çıkan aşırı partilerin büyük güç edindiklerini de dile getiren Doğan, Müslümanların inançlarını ve kimliklerini muhafaza ederek toplumlarıyla entegre olmaları gerektiğini vurguladı.

İslamofobi’nin hukuk sistemlerinde istenilen şekliyle açık ve net olarak tanımlanan bir suç olmadığını ifade eden Doğan, “Farkındalığın artırılması noktasında İslamofobi ve benzer bazı kavramların bizim yasalarımızda daha net, daha açık zikredilmesi anlamlı olabilir.” dedi.

Doğan, bağırtıyla, gürültüyle, uğultuyla İslam’ın ve hakikatin sesinin bastırılamayacağını vurgulayarak, “İslam dini, Müslüman kimliği dünyayı aydınlatan bir güneş olmuştur ve olmaya devam edecektir.” ifadesini kullandı.

SETA Vakfı Dış Politika Kıdemli Araştırmacısı Prof. Dr. Muhittin Ataman, “fobi” kelimesinin yanına getirildiği tek dinin İslam olduğunu, İslamofobi’nin ise ırkçı bir kavram olduğunu söyledi.

Gazze olaylarında ciddi bir İslam karşıtlığının tezahür ettiğini belirten Ataman, 7 Ekim’den bu yana Filistinlilere ve Hamas’a yönelik büyük dezenformasyonun tedavüle sokulduğunu ifade etti.

Panelde, Uluslararası Balkan Ünivesitesi’nden Prof. Dr. Shener Bilalli de Bosna Hersek özelinde İslam düşmanlığıyla mücadele stratejilerini anlattı.

“İslamofobinin temelinde duygusal ve psikolojik bir zemin vardır”

Filistin’in Ankara Büyükelçisi Faed Halid Abd Mustafa, moderatörlüğünü RTÜK Başkan Yardımcısı Deniz Güler’in yaptığı “Küresel Boyutlarıyla İslamofobi” başlıklı oturumda, Gazze’deki katliama ve bu esnada küresel medyada ele alınan konulara dikkati çekti.

Dünyanın Filistin ile ilgili çifte standartlı tutumunu eleştiren Mustafa, “Gözler önünde gerçekleşen katliamlar, Gazze’deki her şeyi yok etmiştir. Buradaki en önemli soruların başında medyanın nerede olduğu sorunsalı gelmektedir. Batı medyası olanları hiç olmamış gibi ya da olanları İslam’ın suçu olarak göstermektedir.” değerlendirmesinde bulundu.

Tulane Üniversitesinden Prof. Dr. Raymond Taras da “İslamofobiyi incelerken korku, güvensizlik, ön yargı ve kaygı terimlerinin medyanın toplum üzerindeki tutum belirleyici tavrı ile toplam bir yaklaşımla ele alınması gerekmektedir.” ifadesini kullandı.

Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi Prof. Dr. İhsan Çapcıoğlu ise “İslamofobi medya alanında temel bir sorun alanı olarak belirlenmelidir. Daha sonra bu soruna yönelik çözüm önerileri sunulmalıdır. Bir taraftan da yeni platformlar var biliyorsunuz. Yani internet tabanlı geleneksel medyanın yerine konumlanan dijital platformlar. Buralarda yayınlanan dizilerle, filmlerle, belgesellerle, birtakım içeriklerle yine toplumun gündeminde algı düzenlemeye çalışılıyor.” diye konuştu.

 

KAYNAK: AA
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/4-uluslararasi-medya-ve-islamofobi-forumu-sona-erdi/feed/ 0
4,6’lık deprem faylara etki etti mi? ‘Her zaman her yerde’ diyerek gerçeği açıkladı https://www.foxtvhaber.com.tr/46lik-deprem-faylara-etki-etti-mi-her-zaman-her-yerde-diyerek-gercegi-acikladi/ https://www.foxtvhaber.com.tr/46lik-deprem-faylara-etki-etti-mi-her-zaman-her-yerde-diyerek-gercegi-acikladi/#respond Wed, 28 Feb 2024 21:00:28 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=5102 Çanakkale’nin Biga ilçesinde dün saat 16.09’da Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı Deprem Dairesi’nin (AFAD) verilerine göre, 4.6 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi (DAUM) Müdürü Prof. Dr. Tolga Bekler ve ÇOMÜ Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süha Özden yaşanan deprem hakkında değerlendirmelerde bulundu.

‘HERHANGİ BİR FAY YA DA FAYLARA ETKİ ETMESİ SÖZ KONUSU DEĞİL’

Depremin Biga Yarımadası’nın sismotektoniği oldukça yoğun bir bölgesinde gerçekleştiğini söyleyen ÇOMÜ DAUM Müdürü Prof. Dr. Tolga Bekler, “Daha önce tarihsel dönemde büyük bir depremin oluşmadığı, mikro depremlerin kümelendiği bir yerde oldu. Yaklaşık 4 Şubat gününden, 4.6 büyüklüğündeki depreme kadar büyüklüğü 0.8 ile 3.1 arasında değişen çok sayıda depremleri biz gözlemliyorduk. Bu alanda ciddi bir gerilmenin olduğu şüphesi bizde vardı. Bu da yeni bir fayın üretebileceği ya da yeni bir faylanmanın başladığıyla alakalı çalışmalara ışık tutacak nitelikte. 4.6 büyüklüğü özellikle de biz yer bilimciler için orta büyüklükte bir deprem hatta daha da küçük bir deprem. Dolayısıyla yapısal hasar verecek niteliklere sahip değil. Bunun dışında bu deprem ana şokuyla beraber şu anda ciddi anlamda orada bir kırılmayı oluşturdu. Dolayısıyla ne kendi alanında ne de çevresindeki herhangi bir fay ya da faylara etki etmesi söz konusu değil. Dolayısıyla oldukça küçük dar bir alanda meydana gelen deprem kümelenmesinin sonucu olarak deformasyona uğramış bir alanı kapsayan bir depremle karşı karşıyayız” dedi.

‘MÜNFERİT DEPREM OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM’

Bu bölgede yaklaşık bir aylık sürede 150’i aşan büyüklükleri 2.0 ile 3.0 arasında değişen büyüklükte depremlerin yaşandığını söyleyen ÇOMÜ Jeoloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süha Özden, “Çok dağınık bir alanda bu deprem dağılımları. Dünkü olan deprem de bu dağınıklığın hemen hemen ortasında bir noktaya denk geliyor. Şimdi bu bölgede Türkiye’nin fay haritasından da hepimizin bildiği üzere bir aktif fay yoktur. Hemen güneyinde Çan, Biga fay hattı, kuzeyinde ise Karabiga fay hattı var. Bu bölgede haritalarda yer alan bir fay hattı yoktur. Özellikle şunu belirtmek isterim ki, ülkemiz coğrafyası içerisinde deprem kuşağı içerisinde yaşıyoruz. 5 büyüklüğüne kadar hemen her yerde deprem olabilir. Dolayısıyla bunu geçmişte de hep birlikte yaşadık. Konya’da yaşadık, başka alanlarda yaşadık. Yani aktif tektonik ile ilişkili olmayan alanlarda da bu büyüklüğe yakın depremlerin olduğunu biliyoruz. Bugünden bakınca geçmiş bir aylık süre içerisinde öncü depremlerin olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla dünkü deprem bir ana şok niteliğindeydi ve devamında da 3.8 ve 3.6 büyüklüğünde artçı depremleri yaşadık. Onun dışında da çok yoğun bir ‘after şok’ dağılımı yoktur. Ben de bu depremin bir münferit deprem olduğunu düşünüyorum, devamının olacağını tahmin etmiyorum ama kesin bir ifade kullanmamak kaydıyla izlemekte fayda var. Bilimsel olarak depremi izleyeceğiz. Önümüzdeki birkaç zaman içerisinde bu bölgedeki aktivitenin nasıl devam ettiğini izleyeceğiz. Başta da söylediğim gibi bir münferit deprem olarak görünüyor” diye konuştu.

‘BU TÜR SARSINTILAR HER ZAMAN HER YERDE OLABİLİR’

Deprem hepimizi etkilediğini söyleyen Prof. Dr. Özden, “Dün, ben de yaşadım aynı depremi 15 saniye sürdü. Uzun sürdü. Bir sarsıntı olduğu zaman hepimiz bu anlamda korkuyoruz ama söylediğim gibi bir yaşadığımız coğrafya bu anlamda kolay bir coğrafya değil, aktif faylar var. Dolayısıyla bu aktif fayların arasında kalan bir alan. Bu tür sarsıntılar her zaman her yerde olabilir. Bu anlamda tabi sakin kalmayı başarmak lazım. Bu depremler eninde sonunda sona erecektir” dedi.

KAYNAK: DHA
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/46lik-deprem-faylara-etki-etti-mi-her-zaman-her-yerde-diyerek-gercegi-acikladi/feed/ 0
Deprem uzmanları 6 Şubat 2023 günü yaşadıklarını Haber7’ye anlattı! https://www.foxtvhaber.com.tr/deprem-uzmanlari-6-subat-2023-gunu-yasadiklarini-haber7ye-anlatti/ https://www.foxtvhaber.com.tr/deprem-uzmanlari-6-subat-2023-gunu-yasadiklarini-haber7ye-anlatti/#respond Tue, 06 Feb 2024 21:48:06 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=3258
  • HABER7 / ÖZEL 

  • Türkiye 6 Şubat 2023 tarihinde acı bir depremle güne uyandı. Merkez üssü Kahramanmaraş-Pazarcık olan 7,7 büyüklüğündeki depremin üstünden tam bir sene geçti. Sabah saat 04:17’de meydana gelen depremin acısı henüz geçmemişken tam on saat sonra saat 13.24’te 7,6 büyüklüğünde Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde bir deprem daha meydana geldi. Meydana gelen iki büyük deprem başta Kahramanmaraş olmak üzere Hatay, Adıyaman, Osmaniye, Gaziantep, Şanlıurfa, Malatya, Diyarbakır, Adana, Kilis ve Elazığ’da yıkıma neden oldu. Milyonların tek yürek olduğu deprem sonrasında binlerce can kaybı yaşanırken yurt içinden ve yurt dışından ekipler arama kurtarma çalışmaları için akın etti. Deprem bölgesinde 41 bini aşkın binanın enkazı kaldırıldı.

    Ülkemizde on binlerce kişinin hayatını kaybettiği ve yaralandığı asrın en büyük felaketlerinden biri olan 6 Şubat depremlerinin yıl dönümünde Deprem Uzmanı Prof. Dr. Naci Görür, İstanbul Teknik Üniversitesi Rektör Yardımcısı Mustafa Kumral, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi Müdürü Prof. Dr. Doğan Kalafat, Deprem Bilim Uzmanı Sismolog Dr. Süleyman Basa ve Türkiye Ulusal Risk Kalkanı Kurul Üyesi Prof. Dr. Kasım Yenigün Haber7’ye özel açıklamalarda bulundu.

    “OTURDUM SAATLERCE AĞLADIM”

    Haber7’ye konuşan Prof. Dr. Naci Görür şu anda riskli bölge olarak ‘Erzincan, Karlıova ve Bingöl’ arasını değerlendirdiklerini ifade etti. 6 Şubat depremlerinin Bitlis-Zagros Bindirme kuşağına enerji transfer ettiğini ve zamanı gelmeden önce oradaki fayların deprem üretmesine neden olabileceğini açıkladı.

     

    Deprem olduktan sonra sabaha karşı telefonunun çaldığını söyleyen Prof. Dr. Naci Görür:

     “O saatte telefonum çalınca endişelendim aklıma çocuklarım geldi. Telefonu açtım karşımda bir hanımefendi karanlık anlayamadım ne olduğunu ancak sonra ‘hocam bizi kurtarın’ diye feryat duydum. Yanında bir kız çocuğu vardı. Ne olduğunu anlayamadım zaten sonra telefonda kapandı. Televizyonu açtım, baktım ki deprem olmuş. O an gördüğüm görüntü ve feryat beni derinden etkiledi. Oturdum saatlerce ağladım. Binlerce canımızı kaybettik.” 

     

    “YARALARI SARMAYI GÖREV BİLDİK”

    6 Şubat’ta bölgeye ilk giden bilim ekiplerinden biri olan İstanbul Teknik Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Kumral, acı haberi alır almaz Kahramanmaraş’a jeoloji mühendisi, inşaat mühendisi ve jeofizik mühendisi gibi uzmanlarla yola çıktıklarını ifade etti.

     

     

    AFAD’ın yönlendirdiği yerlerde ekiplerle koordineli şekilde çalışmalar yaptıklarını anlatan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Kumral: 

    “Bu ülkenin yetiştirdiği bilim adamları olarak bölgedeki yaraları sarmayı görev bildik. İnşaat mühendisi arkadaşlarımız şehir bölge planlamadaki hocalarımızla beraber konteyner kentlerin kurulacağı yerlerin belirlenmesinde, kalıcı deprem konutlarının yapılmasıyla alakalı yerlerde incelemelerde bulundular. Ticari hayatın tekrar aktif hale getirilmesi gerekiyordu. Çünkü insanlarımızın her şeyden önce daha fazla çalışmaya, normal haline dönmeye ihtiyaçları vardı. Bu bağlamda da benim de içinde bulunduğum bir ekiple beraber birkaç defa bölgedeki organize sanayi alanlarını gezdik. Buralarda yeniden üretim nasıl başlayabilir, istihdam nasıl devam edebilir gibi konular üzerinden çalışmalarımıza devam ettik. Bölgedeki üniversitelerimizle sürekli irtibat halindeyiz. Kendilerine destek veriyoruz. Gerek öğrencilerinin üniversitemizde geçici olarak misafir edilmesi, gerekse direkt oraya destek verilmesi yönünde de çalışmalarımız devam ediyor.” 

     

    “41 YILDIR BU İŞİ YAPIYORUM İLK KEZ BÖYLE BİR FELAKET GÖRDÜM”

    Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi Müdürü Prof. Dr. Doğan Kalafat, deprem anında ve sonrasında Kandilli Rasathanesi’nde yaşananları Haber7’ye anlattı.

     

    Prof. Dr. Doğan Kalafat o anları şöyle anlattı:

     “Kandilli Rasathanesi’nin operasyon binası dediğimiz bir binası var ve bu bina 24 saat canlı takiplerin yapıldığı bir merkez. Dolayısıyla deprem olur olmaz arkadaşlar hemen arayıp bilgi verdiler. Haberi alır almaz toparlanıp çıktım. Tedirgindik çünkü gördüğümüz manzara bizi endişelendirdi. Büyüklük olarak afetin büyüklüğünü biliyoruz ama boyutunu o an bilmiyoruz. 7,7 büyüklüğü olarak hesapladık. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görülen en büyük afetlerden birini yaşadık. 41 yıldır bu işin içinde görev alıyorum ve meslek hayatımda ikinci yaşadığım büyük deprem oldu. Özellikle ikinci yaşanan depremle yıkımın etkisi daha büyük oldu. 17 Ağustos depreminde de benzerini yaşamıştık ve 6,6’ya kadar artçıların olması bekleniyordu doğal karşılanıyordu. Ancak benim için en büyük sürpriz dokuz saat sonra olan ikinci depremdi. Doğu Anadolu Fay Zonu kuzeydoğu ve güneybatı gidişli bu kapsamda hesaplarımıza göre bizim beklediğimiz yoğun olarak güneybatı ucu veya kuzeydoğu ucu olabilir şeklindeydi. Ancak ikinci kırılma doğu batı doğrultulu fayda oldu. Bu gerçekten benim meslek hayatımda çok nadir gördüğüm ve sismoloji biliminde de çok az rastlanılan bir olaydı. İkinci depremin dokuz saat sonra olması can kaybının ve hasarın artmasında çok büyük etkisi oldu.”

     

    “FAY HATLARI PAY HATLARINDAN DAHA ÖNEMLİ”

    Deprem Bilim Uzmanı Sismolog Dr. Süleyman Basa, 6 Şubat depremini ‘Türkiye’nin son yüzyılda gördüğü en büyük deprem’ olarak değerlendirdi. Deprem Uzmanı Dr. Basa, Türkiye’de her an her yerde deprem olabileceğini hatırlatarak ‘Deprem kader değil’ ifadelerini kullandı. Yakın zamanda Japonya’da meydana gelen deprem üzerinde örnek veren Dr. Süleyman Basa, depremin değil binanın öldürdüğünü ifade etti.

     

    Marmara depremine ilişkin konuşan Deprem Bilim Uzmanı Sismolog Dr. Süleyman Basa: 

    “Olası Marmara depreminde İstanbul, Kocaeli, Bursa, Balıkesir, Biga riskli yerler. Altını çizerek söylüyorum fay hatları, pay hatlarından önemlidir. İstiyoruz ki büyük geniş evlerimiz olsun ancak güvenli mi değil mi bakmıyoruz. Salonu küçük olsun ama depreme dayanıklı olsun. İnsanlarımıza mutlaka yaşadıkları binaların risklerini belirtmeliyiz, bilmeliler ki insanlarımızın da bunları sorması, öğrenmesi gerekir. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bu anlamda çok kapsamlı çalışmalar yürütüyor. Zemin deprem için en önemli unsurlardan biri. Zeminle beraber binaları oturtmamız lazım. Marmara’da olacak bırakın 7,5 büyüklüğündeki depremleri 6,5 büyüklüğünde bir depremde bile en az on beş bin kişi hayatını kaybeder. Kırılma kuzey ucunda değil de güney ucunda olursa Bursa var orada ve sanayi orada demek bu. O senaryoları düşünmek bile istemiyorum.” 

     

    “ALTYAPI UNSURLARINI DEPREME HAZIRLAMILIYIZ”

    Asrın felaketi olarak tarihe geçen 6 Şubat depremlerinde yaşanan sorunları anlatan Türkiye Ulusal Risk Kalkanı Kurul Üyesi Prof. Dr. Kasım Yenigün ‘ulaşım ve altyapı’ sorununa değinerek “Ulaşım altyapısının depremde ne kadar önemli olduğunu gördük ve tekrar hatırlıyoruz.” ifadelerini kullandı.

     

    Depremde yaşanan her türlü ulaşım sıkıntısı ile ilgili açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Kasım Yenigün: 

    “Ulaşım sıkıntıları ile bir kez daha anladık ki; karşımıza çıkacak herhangi bir afetten sonra ya da afet anında sadece konutlarımıza bağlı değiliz. Örneğin bizim için elektrik, su ve benzeri unsurların tedarikini sağlayan barajlarımızın güvenliği ne aşamada, ya da bize ulaşım imkanı sağlayan kara yolları, demir yolları, havaalanlarının durumları ne durumda? Stratejik alanlarla ilgili bilgiye ihtiyacımız var. Bunu 6 Şubat depreminde baraj yıkıldı gibi bir dezenformasyon örneği ile yaşadık. Buna ilişkin Baraj Güvenliği Teknik Komitesi kuruldu. Ben o komitenin alt yapı kurulu üyesiyim. Yapılar da insanlar gibi belli ömürlere sahipler ve yaşlanıyorlar ve yetersiz kalabiliyorlar. Ama düzenli olarak takip etmek ve önlemleri almak konusunda çalışmalar yapılabiliyor. Bu anlamda altyapı unsurlarını depreme hazırlamalıyız.” 

     

    KAYNAK: HABER7
    ]]>
    https://www.foxtvhaber.com.tr/deprem-uzmanlari-6-subat-2023-gunu-yasadiklarini-haber7ye-anlatti/feed/ 0
    İstanbul’da yoğun bakımlar dolmak üzere! Maske uyarısı geldi https://www.foxtvhaber.com.tr/istanbulda-yogun-bakimlar-dolmak-uzere-maske-uyarisi-geldi/ https://www.foxtvhaber.com.tr/istanbulda-yogun-bakimlar-dolmak-uzere-maske-uyarisi-geldi/#respond Sun, 28 Jan 2024 21:24:09 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=2887 Kış mevsimi ile birlikte pek çok virüsün dolaşıma girmesiyle artan viral salgınlar, hem acillerde hem de yoğun bakımlarda hasta artışına neden olsa da bu durumun beklenen mevsimsel bir artış olduğunu söyleyen İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, “Geçen senelerden farklı bir sayı var mı derseniz, çok anlamlı bir farklılığımız yok. Klinik süreçler belki biraz farklı olabilir. Biraz daha uzun sürüyor olabilir hastalığın belirtileri.

    Kovid ile kıyaslayanlar var; bunun kıyaslanması mümkün değil. Çünkü bu, mevsimsel bir artış, beklediğimiz bir durum. Kovid mevsimsel bir salgın değildi. 2019-2020-2021 senelerinde aralıksız bir salgın şeklinde sürdü” dedi. İstanbul’daki yoğun bakım doluluk oranlarının yüzde 70 ila 80’ler civarında seyrettiğini söyleyen Prof. Dr. Memişoğlu, damar tıkanıklığı, kalp hastalığı ya da inme gibi dolaşım sistemi bozukluğu olan hasta sayısının, üst solunum yolu enfeksiyonu hastalarından daha fazla olduğunu kaydetti.

    “HER YIL YAŞADIĞIMIZ MEVSİMSEL YOĞUNLUK”

    Aslında her yıl Kasım, Aralık, Ocak ve Şubat aylarının üst solunum yolu enfeksiyonu mevsimi olarak geçtiğine dikkat çeken Prof. Dr. Memişoğlu, “Kapalı ortamlarda daha çok bulunmaya bağlı olarak ağırlıkla influenza dediğimiz grip virüsüne bağlı enfeksiyonlarda mevsimsel artışların olduğu, rutin olarak yaşadığımız bir dönem. Yüzyıllardır da böyle bu aslında. Yoğun bakımlarımızı yatak sayısı ve nüfusa oranladığımız zaman Avrupa ve OECD’nin çok üstünde bir kapasiteye sahibiz. Burada yatan hastalar sadece üst solunum yolu enfeksiyonları değil; inme hastaları, ameliyat sonrası hastalar, düşkün hastalar, ağır şeker hastaları ya da koma halindeki her hastaya burada bakıyoruz. Diğer hastalıklar da var tabii. Onun için de yoğun bakım yataklarımızda ortalama yüzde 70 ila 80 arası doluluk oluyor bu mevsimlerde. Yaz dönemlerinde daha düşük oluyor bu oranlar” diye konuştu.

    “DOLAŞIM HASTALIKLARI GRİPTEN DAHA TEHLİKELİ”

    Dolaşım hastalıklarının üst solunum yolu enfeksiyonu ya da bulaşıcı hastalıklardan çok daha fazla ölüme sebebiyet verdiğini belirten Prof. Dr. Memişoğlu, şunları söyledi: “Damar hastalığı der bazıları, bazıları dolaşım hastalığı der; bugün inmeye, kalp krizine baktığımızda, bu hastalıklardaki ölüm oranları, viral enfeksiyonlara bağlı üst solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı ölüm oranlarından çok daha yüksektir. Şu anda yoğun bakımlarımızda solunum yolu hastalıklarından daha fazla, bu tür hastaların takip edildiğini, bunların sayısının daha yüksek olduğunu görüyoruz. İnsanlar tabii ki kendilerini bulaşıcı hastalıklardan korumalı. Ama gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerdeki en büyük sorun, dolaşım hastalıkları, inme, kalp krizi, diyabet gibi hastalıklar ve bunlar bir de genç iş gücü sahibi insanlarda çok daha riskli bir haline geliyor.”

    “ACİLE DEĞİL, AİLE HEKİMLERİNİZE GİDİN”

    “Maske kulllanın”

    “İnsanlarımızın hasta olmaması için de önlemler alması lazım” diyen Prof. Dr. Memişoğlu, sözlerini şu uyarılarda bulunarak bitirdi: “Kendini kötü hissettiği zaman maske kullanmasını tavsiye ediyoruz. Kapalı ortamlara girdiklerinde daha dikkatli olmasını, kırgınlık varsa ya da yaşlı, kronik hastalıkları, ek hastalıkları varsa; kapalı, kalabalık ortamlara girmemesini, girmek zorunda kalırsa da maske kullanmasını özellikle istiyoruz. Kırgınlığı, hafif ateşi olan, solunum yolu enfeksiyonu belirtileri yaşayan hastalarımızda erken aşamada tedavi verdiğimizde etkili olabiliyoruz. Bu nedenle bu vatandaşlarımız, kendilerine en yakın olan aile hekimlerine gitmeli bu tip durumlarda. Özellikle yaşlı ya da yandaş hastalığı olanların, aile hekimlerine gitmesi çok daha önemli. Çünkü erken dönemde çok daha rahat tedavi alabilirler ve hastalığı daha hafif geçirebilirler. Kalabalık olan acillere gitmektense kendi aile hekimlerine gitmeleri çok daha etkili. Ayrıca acillerde her zaman, kalp krizi, trafik kazası ya da travma hastalarına her zaman öncelik verilmek zorunda. Ondan sonra grip vb. hastalara bakılır. O kalabalık ortamda bir süre beklemek zorunda kalırsınız. Mevsimsel yoğunluğumuz bizim bahsettiğimiz Kasım, Aralık, Ocak Şubat aylarında olduğu için önümüzdeki haftalarda yavaş yavaş düşme eğilimine gireceğini düşünüyoruz. Mart’a kadar devam edip, bu mevsimden sonra da artık yoğunluk, alerjik hastalıklara yönelik olacak.”

    KAYNAK: DHA
    ]]>
    https://www.foxtvhaber.com.tr/istanbulda-yogun-bakimlar-dolmak-uzere-maske-uyarisi-geldi/feed/ 0