Radyasyon – Fox Haber https://www.foxtvhaber.com.tr Mon, 15 Jul 2024 08:12:03 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 5 Milyar dolar tehlikede! NASA şimdiye kadarki en büyük projeye hazırlanıyor… https://www.foxtvhaber.com.tr/5-milyar-dolar-tehlikede-nasa-simdiye-kadarki-en-buyuk-projeye-hazirlaniyor/ https://www.foxtvhaber.com.tr/5-milyar-dolar-tehlikede-nasa-simdiye-kadarki-en-buyuk-projeye-hazirlaniyor/#respond Mon, 15 Jul 2024 08:12:03 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=15507 NASA’nın Europa Clipper görevi , Jüpiter’e Europa’nın yaşanabilirliğini keşfetmek için fırlatılmaya hazırlanırken transistör radyasyon sorunlarını çözmeye odaklanıyor .

Görevin, Jüpiter’in yoğun radyasyonuna karşı daha az dayanıklı olduğu keşfedilen radyasyona dayanıklı transistörlerle ilgili zorluklarla karşı karşıya olduğu belirtildi. 

NASA’nın Europa Clipper görevinin fırlatılışına yönelik hazırlıklar ilerliyor. Uzay aracı bu yılın mayıs ayında Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’ne teslim edildi ve ekip yüksek kazançlı anteni başarıyla yerleştirdi .

RADYASYONA DAYANACAK ŞEKİLDE TASARLANMIŞTIR ANCAK…

NASA’nın Europa Clipper görevindeki mühendisler, uzay aracında elektrik akışını kontrol etmeye yardımcı olan transistörlerin kapsamlı testlerini yürütmeye devam ediyor. Europa Clipper tarafından kullanılan özel versiyonlar radyasyona karşı sertleştirilmiştir ve 100 ila 300 kilorad veya krad’a (bir “rad”, iyonlaştırıcı radyasyonun emilen dozu için bir ölçü birimidir) dayanacak şekilde tasarlanmıştır.

Ancak, görevi yöneten Güney Kaliforniya’daki NASA Jet Propulsion Laboratory’deki ( JPL ) görev ekibi, bazı transistörlerin bazı koşullarda önemli ölçüde daha düşük radyasyon seviyelerinden etkilenebileceğini gösteren test verilerini değerlendiriyor.

Bu parçaların bazılarının, güneş sistemindeki en yoğun radyasyon ortamı olan Jüpiter sisteminin radyasyonuna dayanamayabileceğinden endişe ediyorlar.

RADYASYON ZORLUKLARI VE DEVAM EDEN ANALİZ

Ayrıca, Maryland, Laurel’deki Johns Hopkins Uygulamalı Fizik Laboratuvarı’nda (APL) ve Maryland, Greenbelt’teki NASA Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nde de testler yürütülüyor. APL, ana uzay aracının gövdesini JPL ve NASA Goddard ile işbirliği yaparak tasarladı.

Transistörlerle ilgili sorun, görev ekibine benzer parçaların beklenenden daha düşük radyasyon dozlarında arızalandığı bildirildiğinde Mayıs ayında ortaya çıktı. Haziran 2024’te, kullanıcıları bu sorun hakkında bilgilendirmek için bir endüstri uyarısı gönderildi.

Üretici, Europa Clipper uzay aracında bu parçaları kullanmanın riskini daha iyi anlamak için devam eden radyasyon testi ve analiz çabalarını desteklemek amacıyla görev ekibiyle birlikte çalışıyor.

ELEKTRONİK DAYANIKLILIK VE ÇÖZÜMLER

Şimdiye kadar elde edilen test verileri, parçaların beklendiği kadar radyasyona dayanıklı olmaması nedeniyle Jüpiter ve uydusu Europa yakınlarındaki yüksek radyasyon ortamında bazı transistörlerin arızalanma olasılığının yüksek olduğunu gösteriyor.

Ekip, kaç transistörün hassas olabileceğini ve uçuş sırasında nasıl performans göstereceklerini belirlemek için çalışıyor.

NASA, transistörlerin Jüpiter sistemindeki uzun ömürlülüğünü en üst düzeye çıkarmak için seçenekleri değerlendiriyor. Ön analizin Temmuz ayı sonlarında tamamlanması bekleniyor.

DÜNYANIN MANYETİK ALANINDAN 20 BİN KAT DAHA GÜÇLÜ

Radyasyona dayanıklı elektronikler, uzay araçlarını uzayda meydana gelebilecek radyasyon hasarından korumak için endüstri genelinde kullanılır. Jüpiter sistemi, uzay araçları için özellikle zararlıdır çünkü muazzam manyetik alanı (Dünya’nın manyetik alanından 20.000 kat daha güçlüdür) yüklü parçacıkları hapseder ve onları çok yüksek enerjilere hızlandırır, Europa ve diğer iç uyduları bombalayan yoğun radyasyon oluşturur.

Europa Clipper’daki transistörleri etkileyen sorunun endüstrinin farkında olmadığı bir olgu olduğu ve transistör yonga partilerinin endüstri standardı radyasyon kalifikasyonunda yeni tanımlanmış bir boşluğu temsil ettiği anlaşılıyor.

MİSYON HEDEFLERİ VE GELECEK BEKLENTİLERİ

Europa Clipper’ın fırlatılış süreci 10 Ekim’de başlayacak ve 2030 yılında Jüpiter’e vararak, Ay’ın yanından defalarca geçerken Europa’nın potansiyel yaşama elverişliliğini anlamak için bilimsel araştırmalar yapacak.

5 MİLYAR DOLARLIK DEV PROJE

Europa Clipper görevinin toplam maliyetinin yaklaşık 5 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor ve bu da onu en pahalı gezegen bilimi görevlerinden biri yapıyor.

Bu bütçe, uzay aracının planlanan görev süresi boyunca geliştirilmesini, fırlatılmasını ve operasyonlarını kapsıyor.

EUROPA’A  GENEL BAKIŞ

Jüpiter’in en büyük uydularından biri olan Europa, özellikle yaşam barındırma potansiyeliyle dikkat çekmektedir. Kalın bir buz kabuğuyla kaplı olan Europa’nın buzlu dış yüzeyinin altında, Jüpiter’in çekim gücünden kaynaklanan gelgitsel ısınmayla sıcak tutulan, tuzlu sudan oluşan geniş bir yeraltı okyanusu içerdiğine inanılmaktadır.

Bu iç ısınma buzun kaymasına ve çatlamasına neden olarak sırtlar, bantlar ve büyük çarpma kraterlerinden yoksun, nispeten genç ve pürüzsüz bir arazi ile işaretlenmiş bir yüzeye yol açar.

Bu gizli okyanusun mikrobiyal yaşamı destekleyebileceği gibi ilgi çekici bir olasılık ve esas olarak oksijenden oluşan ince bir atmosferin varlığı, Europa’yı gelecekteki astrobiyolojik görevler için birincil hedef haline getirir.

Bu görevler, okyanusunun potansiyel yaşanabilirliğini ve bu buzlu dünyanın daha geniş gizemlerini keşfetmeyi amaçlamaktadır.

KAYNAK: HABER7
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/5-milyar-dolar-tehlikede-nasa-simdiye-kadarki-en-buyuk-projeye-hazirlaniyor/feed/ 0
Akkuyu NGS ile ilgili büyük yanılgı! ‘Mantıklı bir temelden uzak’ https://www.foxtvhaber.com.tr/akkuyu-ngs-ile-ilgili-buyuk-yanilgi-mantikli-bir-temelden-uzak/ https://www.foxtvhaber.com.tr/akkuyu-ngs-ile-ilgili-buyuk-yanilgi-mantikli-bir-temelden-uzak/#respond Wed, 08 May 2024 21:12:38 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=10275 Nükleer Enerji Yüksek Mühendisi Korcan Kayrın, Türkiye’nin ilk nükleer güç santrali Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin (NGS) inşaatı hızla devam ederken toplumun bazı kesimlerinde nükleer güç santrallerinin potansiyel radyasyon risklerine ilişkin yaygın bir yanılgının hâkim olduğunu belirtti Akkuyu NGS’nin güvenliğin öncelikli olduğu bir tasarımla hayata geçirildiğini belirten Kayrın, “Bu santralde kullanılacak basınçlı su tipi reaktörler, 1200 MW kapasiteli 3+ Nesil reaktörlere ait gelişmiş güvenlik sistemlerine sahip. VVER tipi reaktörler uzun yıllardır güvenli bir şekilde işletilirken, VVER-1200 reaktörleri sadece VVER serisinin en son teknolojisi olmakla kalmıyor, aynı zamanda test edilmiş bir teknoloji olarak da öne çıkıyor” dedi.

Nükleer Enerji Yüksek Mühendisi Korcan Kayrın, radyasyonun NGS’lerde güvenlik açısından büyük önem taşıdığını belirterek “NGSlerin çalışma prensibi termik santrallere çok benzemektedir. En önemli fark kullanılan radyoaktif kaynaktır. İşte tam bu sebeple güvenlik açısından radyasyon en önemli başlıktır. NGS’ler hem çalışanların hem de çevrenin radyasyona maruz kalmaktan korunmasını sağlamak için sıkı güvenlik önlemleri ve protokolleri ile donatılmıştır” diye konuştu.

KAYRIN: AKKUYU NGS, TÜRKİYE’NİN ENERJİ ARZ GÜVENLİĞİNİ ARTIRMAK İÇİN ÇOK ÖNEMLİ BİR YATIRIM

Kayrın, NGS’lerin yakıtın kendisinden başlayarak en dış katmana kadar derinlemesine güvenlik anlayışı ile tasarlandığını ve olası riskleri önlemek ve azaltmak için sağlam muhafaza yapıları, yedekli soğutma sistemleri, acil durum kapatma sistemleri, aktif ve pasif güvenlik mekanizmaları da dahil olmak üzere çok katmanlı güvenlik özelliklerine sahip olduğunu belirterek “NGS’ler sıkı bir düzenleyici gözetime de tabidir ve güvenlik standartlarına uygunluğu sağlamak için düzenli denetimler yapılır. Ayrıca, santral çevresindeki hava, su ve toprak sürekli olarak izlenir ve güvenliğin sağlanması için gerekli önlemler alınır. Sonuç olarak, NGS’ler güvenli ve güvenilir bir şekilde çalışmakta ve dünyanın artan enerji taleplerini karşılamak için gerekli olan düşük karbonlu enerjinin hayati bir kaynağını sağlamaktadır. Kapsamlı güvenlik önlemleri alınarak inşa edilen Akkuyu NGS, Türkiye’nin enerji arz güvenliğini artırmak ve enerji kaynaklarını çeşitlendirmek için çok önemli bir yatırımdır. Nükleer enerji, bir ülkenin enerji karmasında mutlaka yer alması gereken değerli bir teknolojidir” şeklinde konuştu.

“İDDİALAR MANTIKLI BİR TEMELE DAYANMAKTAN UZAK”

Nükleer santrallerin tehlikeli olduğuna dair iddiaların “mantıklı bir temele dayanmaktan uzak” olduğunu belirten Kayrın, Fransa örneğini vererek turistlerin yoğun olduğu bir bölgedeki nükleer santraldeki halkın çoğunun, santralden kaynaklanan bir sıkıntı yaşamadığını söyledi. Ayrıca radyasyonun, sağlık ve diğer alanlar için gerekli olduğunu da dile getiren Kayrın, “Nükleer enerji sadece enerji sağlamakla kalmayıp aynı zamanda değerli bir teknoloji de sunmaktadır. Nükleer enerji, tıp, tarım ve sanayi gibi alanlarda da büyük katkılar sağlar” dedi.

TÜRKMEN: SOĞUTMA SİSTEMLERİ NÜKLEER SANTRALLERDE KRİTİK ROL OYNAR

ABD Ohio Devlet Üniversitesi Araştırma Görevlisi Yüksek Nükleer Mühendisi Gülçin Sarıcı Türkmen de nükleer güç santrallerinde, radyasyonla ilişkili potansiyel riskleri azaltmak için kapsamlı önlemler alındığını belirtti. Türkmen, bu önlemlere ilişkin şunları söyledi:

“Reaktör kalbini çevreleyen yapılar, depremler veya dış etkiler gibi aşırı koşullara dayanacak şekilde, hatta ciddi bir kaza durumunda bile radyoaktif malzemelerin çevreye salınmasını önlemek için tasarlanmıştır. Reaktör kalbi içinde, enerji üretimini yönlendiren nükleer fisyon zincir reaksiyonları kontrol çubukları adı verilen ve genellikle bor veya kadmiyumdan yapılan malzemelerle kontrol edilir. Bu kontrol mekanizması, reaktörün istikrarlı ve yönetilebilir bir güç seviyesinde çalışmasını sağlar, kritik bir duruma ulaşmasını veya aşırı reaksiyonları yaşamasını önler. Ayrıca, soğutma sistemleri nükleer santrallerde kritik rol oynar. Bu sistemler nükleer reaksiyonlar sırasında oluşan fazla ısıyı uzaklaştırmak için kullanılır.”

“MAALESEF RADYASYONLA İLGİLİ YANLIŞ ANLAYIŞLAR GÜNÜMÜZDE OLDUKÇA YAYGIN VE BU DA İNSANLARI ENDİŞELERE YÖNLENDİREBİLİYOR”

Türkmen, nükleer santrallerin çeşitli senaryoları göz önünde bulunduran kapsamlı acil durum müdahale planlarına sahip olduğunu aktararak bu planların düzenli tatbikatlar, personel eğitimi, yerel acil servislerle koordinasyon ve halk için iletişim stratejilerini içerdiğini söyledi. Radyasyonun, modern yaşamımızın bir parçası olduğunu ve aslında nükleer santraller dışında güneşin de dahil olduğu pek çok farklı kaynaktan radyasyon geldiğini belirten Türkmen, “Maalesef radyasyonla ilgili yanlış anlayışlar günümüzde oldukça yaygın ve bu da insanları endişelere yönlendirebiliyor. Radyasyonla ilgili yanlış algıları ortadan kaldırmak, eğitim, iletişim ve sürekli araştırma gibi çok yönlü ve sürekli bir çaba gerektirir. Eğitim bu çabanın temelini oluşturur. Okullar, halka açık seminerler ve çevrim içi kaynaklar gibi çeşitli kanallar aracılığıyla halka radyasyon hakkında doğru ve erişilebilir bilgiler sunulmalıdır. Teknik jargondan kaçınmak ve benzetmeler veya gerçek hayattan örnekler kullanmak bu çabayı destekleyebilir. Şeffaflık ise özellikle radyasyonla ilişkili bir olay gerçekleştiğinde hayati önem taşır. Potansiyel riskler, alınan önlemler ve devam eden izleme çabaları hakkında zamanında ve doğru bilgi yaymak güven inşa etmeye ve korkuları azaltmaya yardımcı olur” diye konuştu.

“RADYASYON, MODERN TIPTA TEMEL BİR ARAÇTIR”

Radyasyon, modern tıpta temel bir araç olduğunu ve çeşitli hastalıkların hem tanısında hem de tedavisinde önemli rol oynadığını vurgulayan Türkmen, “Teşhiste çeşitli görüntüleme yöntemleri, vücudun iç yapılarının ve fonksiyonlarının ayrıntılı görüntülerini yakalamak için radyasyondan yararlanır. Öncü bir teşhis aracı olan röntgen, kemik kırıklarının, eklem anormalliklerinin, zatürre ve akciğer kanseri gibi göğüs rahatsızlıklarının tespitinde çok değerlidir. Bilgisayarlı Tomografi (BT) taramaları vücudun kesitsel görünümlerini sunarak felçlerin, travmatik yaralanmaların ve sayısız karın hastalıklarının teşhisine yardımcı olur. Ek olarak, Pozitron Emisyon Tomografisi (PET) taramaları ve kemik taramaları da dahil olmak üzere nükleer tıp görüntüleme teknikleri, metabolik süreçleri vurgulamak ve kanser, kalp hastalıkları ve nörolojik bozuklukların göstergesi olan anormallikleri belirlemek için radyofarmasötikler kullanır. Harici Işın Radyasyon Terapisi (EBRT), vücudun dışından hedef tümörlere yüksek enerjili radyasyon ışınları iletir ve kanser hücrelerini etkili bir şekilde yok ederken çevredeki sağlıklı dokulara verilen zararı en aza indirir” diye konuştu.

KAYNAK: DHA
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/akkuyu-ngs-ile-ilgili-buyuk-yanilgi-mantikli-bir-temelden-uzak/feed/ 0
Astronotları akrep derisinden üretilen krem koruyacak! https://www.foxtvhaber.com.tr/astronotlari-akrep-derisinden-uretilen-krem-koruyacak/ https://www.foxtvhaber.com.tr/astronotlari-akrep-derisinden-uretilen-krem-koruyacak/#respond Wed, 24 Apr 2024 00:12:33 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=9343 İlk Türk astronot Alper Gezeravcı’nın 19 Ocak’ta uzaya gönderilmesi sonrasında, ülkedeki bilim insanları da uzun süreli uzay görevlerinde astronotların sağlığının korunmasına ilişkin çalışmalarını yoğunlaştırdı.

Bu kapsamda, hava ve uzay eczacılığı alanında çalışmalar yürüten Prof. Dr. İsmail Tuncer Değim de öğrencileriyle birlikte, astronotların uzayda yüksek oranda bulunan radyasyondan korunmaları amacıyla harekete geçti.

Prof. Dr. Değim ve öğrencileri çalışmaları sonucunda, radyasyonu ve ultraviyole ışığı geçirmediği bilinen akrep derisinden krem üretti. Bu kremle göreve giden astronotların uzay yürüyüşünde özellikle yüz ve ellerinin radyasyonun etkilerinden korunması hedefleniyor.

UZAYDA DAHA FAZLA RADYASYON VAR

Prof. Dr. İsmail Tuncer Değim, yaptığı açıklamada, dünyada güneş kremi önemliyken, uzayda ise radyasyon tutucu kremin daha önemli olduğunu söyledi.

Uzaya giden insanların daha fazla radyasyona maruz kaldığını vurgulayan Değim, “Radyasyona en dayanıklı, radyasyondan ölmeyen, zarar görmeyen canlılar akrepler ve kitin tabakası olan diğer böcekler. Akrebin kabuğundan bir merhem geliştirdik, kabuğu toz ederek. Akrepler, o derilerin içindeki hiyalin tabakası nedeniyle radyasyonu kendi bünyelerine almıyorlar. Biz de, uzay görevine çıkan astronotların bu kremi kullanarak daha az radyasyona maruz kalmalarını hedefledik.” ifadelerini kullandı.

Değim, akrep derisinin ultraviyole ışığı ve radyasyonu yansıttığını belirterek, “Akrep derisinden hazırladığımız merhemin kullanıldığı bölgede radyasyon ya da ultraviyole ışığı yansımış olacağı için kişi, ultraviyole ışığından ve radyasyondan korunmuş olacak.” dedi.

Yapılan çalışmaların, astronotların dünyadakilere göre 10 ila 50 kat daha fazla radyasyona maruz kaldığını gösterdiğini aktaran Değim, bunu azaltmak için kremi geliştirdiklerini dile getirdi.

Değim, bu kremle ilgili patent başvurusu sürecinin de devam ettiğini söyledi.

UZAYA GİDENLERİN KULLANMASI GEREKEN İLAÇLAR İÇİN ÇALIŞMALAR YÜRÜTÜLÜYOR

Prof. Dr. İsmail Tuncer Değim, 2018-2019 yıllarında üniversitede Hava ve Uzay Eczacılığı alanında ders vermeye başladıklarını anlattı.

Bu kapsamda uzaya giden insanların vücudunda ne gibi değişiklikler olduğu, bu kişilerin uzayda hangi ilaca ihtiyacının bulunduğuna ilişkin çalışmalar yaptıklarını aktaran Değim, bu konuda bilgi birikimi oluşmaya başladığını söyledi.

Prof. Dr. Değim, standart dışı olan konuların öğrencileri daha çok meraklandırdığını kaydederek, Alper Gezeravcı’nın uzaya gitmesiyle bu dersin daha da dikkat çektiğini, farklı fakültelerin de bu konuyla rağbet göstermeye başladığını ve konuşma yapmak için davetler aldığını belirtti. Değim, Hava ve Uzay Eczacılığı konusunda ders veren ilk akademisyen olduğunu da dile getirdi.

Bu derste “Uzaya giden insanın hangi ilaç formülasyonlarına ihtiyacı olur?”, “Uzayda ilaçların stabilitesi nasıl değişir?” konularının üzerinde durduklarını ifade eden Değim, şöyle devam etti:

“Çünkü uzay aracında ilaçların daha fazla radyasyona, titreşime maruz kalması, basınç değişikliğine uğraması söz konusu. Dolayısıyla, biz eczacılar olarak bunu önceden öngörerek, ‘Stabilitelerinde, formülasyonlarında neleri dikkate almalıyız?’ bunu veya ‘Hangi ilaç formülasyonlarının, hangi ilaç etken maddesine ihtiyacı olur?’ onu inceliyoruz. Çünkü uzay aracının içinde inanılmaz bir jiroskopik etki oluyor. O da astronotların, orada bulunan insanların başlarının dönmesine, fizyolojisinin değişmesine neden oluyor.”

ASTRONOTLARIN SAÇLARINI YIKAMASI İÇİN BONELİ KURU ŞAMPUAN GELİŞTİRİLDİ

İnsanların saç yıkama, banyo yapma, diş fırçalama gibi bazı kozmetik ihtiyaçları olduğunu belirten Değim, dünyadakiler gibi uzaya gidenlerin de bunları yapmaya ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Değim, bu kapsamda geliştirdikleri formülasyondan birinin kuru şampuan olduğu kaydederek, “Çünkü uzay aracının içinde de astronotların banyoya, saçlarını yıkamaya ihtiyacı var. Ama dünyadaki kadar bol su kaynağı yok. Dolayısıyla kuru şampuan formülasyonumuz var. Zaten, normalde Eczacılık Mevzuatımızda var bu. Fakat bu uzay görevleri veya gelişen teknolojiyle daha ön plana çıktı. Kuru şampuan toz şeklinde, su kullanmadan kullandığımız bir şampuan.” diye konuştu.

Su kaynaklarına ulaşımın zor olması sebebiyle kuru şampuanın afet durumlarında da kullanılabileceğine dikkati çeken Değim, öğrencisi tarafından geliştirilen formül kapsamında hazırlanan ve içinde kuru şampuan bulunan bonenin başa takılarak saçların temizlenebileceğini anlattı.

KAYNAK: AA
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/astronotlari-akrep-derisinden-uretilen-krem-koruyacak/feed/ 0
Türk bilim insanları ”radyasyon kalkanı” için harekete geçti! https://www.foxtvhaber.com.tr/turk-bilim-insanlari-radyasyon-kalkani-icin-harekete-gecti/ https://www.foxtvhaber.com.tr/turk-bilim-insanlari-radyasyon-kalkani-icin-harekete-gecti/#respond Wed, 06 Mar 2024 22:36:08 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=5735 Kimya Mühendisliği Bölümü Doktor Öğretim Üyesi Yeliz Toptaş ile Makine Mühendisliği Bölümü Araştırma Görevlisi Murat Toptaş, Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’nın uzaya gönderilmesinin ardından radyasyon ışınlarına karşı koruyucu kalkan üretmek için çalışmalara başladı.

Kentte tatlı sulardaki ölü yengeçleri toplayarak kabuklarından ürün geliştirmeyi başaran çift, alfa, beta, gama ve x ışın radyasyonlarını önemli ölçüde durdurarak koruma sağlayacak malzeme geliştirdi.

PATENT BAŞVURUSU YAPILDI

Akademisyen çift, elastik yapılı ve hafif olması nedeniyle de tercih edilebilecek “radyasyon kalkanı”nın patentini almak için Türk Patent ve Marka Kurumuna başvurdu.

Kimya Mühendisliği Bölümü Doktor Öğretim Üyesi Yeliz Toptaş, AA muhabirine, Türkiye’nin uzay faaliyetlerinin ardından radyasyon kalkanı konusundaki çalışmalarını hızlandırdıklarını söyledi.

Radyasyona maruz kalanlar için koruyucu bir kalkan geliştirmek istediklerini anlatan Toptaş, “Uzayda radyasyon miktarı bir insanın tolere edemeyeceği miktarda. Önümüzdeki dönemde uzaya gönderilecek astronotlarımızın kıyafetleri için ve yörüngede görev yapan uydularımızın ekipmanlarını radyasyona karşı korumak amacıyla koruyucu bir kalkan geliştirmek istedik.” dedi.

Toptaş, geliştirdikleri kalkanın radyasyonun önemli bir kısmını tuttuğunu vurgulayarak, “Giyilebilir teknolojide uzay kıyafetlerinde daha çok astronot kıyafetlerinde, uzayda kullanılan uyduların radyasyona karşı korunmasında önemli bir malzeme oldu. Mevcut astronot kıyafetleri ağır ve hareketi kısıtlayan bir yapıda. Bu malzemenin elastik özelliğinden dolayı astronotlarımızın giydiği kıyafetlerde oldukça esnek bir malzeme olarak giyilebilir teknolojide kullanılabilecek. Nükleer santrallerde çalışanlarımız için koruyucu kıyafetlerde, hastanelerde kullanılan radyasyon cihazlarına karşı koruyucu kıyafetlerde kullanılabilecek.” diye konuştu.

GÖMLEK VE ÖNLÜK TARZINDA ÜRETİLEBİLECEK

Radyasyon koruyucu kıyafetlerin kurşun ve ağır malzemelerden yapıldığı için hareketi kısıtladığını ve vücudu tam kaplamadığını belirten Toptaş, ürettikleri malzemenin esnek özelliğe sahip koruyucu kalkan, gömlek ve önlük tarzında üretilebileceğini ifade etti.

Çalışmayı yaparken canlılara zarar vermediklerini ve ölmüş yengeç kabuklarını kullandıklarını dile getiren Toptaş, şunları söyledi:

“Bu çalışmayı yaparken hiçbir canlıya zarar vermedik. Ölmüş yengeç kabukları doğada atıl durumda, hiçbir maliyeti yok. İleride seri üretime geçildiğinde yöntem değişecektir. Maliyet açısından oldukça düşük diyebiliriz. Malzeme ve üretim maliyetini de göz önüne alırsak oldukça ekonomik.”

Makine Mühendisliği Bölümü Araştırma Görevlisi Murat Toptaş da geliştirdikleri malzemenin kurşundan 6,5 kat hafif olduğunu ve rahatlıkla uzaya gönderilebilir olduğunu belirtti.

Malzemenin diğer ürünlere göre daha az maliyetli olduğunu aktaran Toptaş, şu ifadeleri kullandı:

“Uzayda istasyonu, uyduları olan ülkeler, ekipmanları ve personelleri radyasyona karşı koruyacak bazı ekipmanlar geliştiriyorlar. Ülkemizde buna dair yapılmış çalışma yoktu. Üretmiş olduğumuz malzeme tatlı su yengeçleri kabuklarından yapıldı. Kurşundan 6,5 kat daha hafif aynı zamanda 1,71 gram santimetreküp yoğunluğu var. Bu yoğunlukta malzeme rahatlıkla hava araçlarında veya uydularda kullanılabilir, uzaya gönderilebilir. Çünkü oldukça hafif bu da onun uzaya gönderme maliyetlerini düşürüyor. Bugün uzaya gönderdiğimiz her bir malzeme kilogram olarak binlerce dolar fiyatla gönderiliyor. Ama yapmış olduğumuz koruyucu kalkan, oldukça hafif bir malzeme olduğu için uzaya oldukça ucuz maliyetlerle de gönderilebilir. Bu sebeple uzayda kullanılabilir.”

KAYNAK: AA
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/turk-bilim-insanlari-radyasyon-kalkani-icin-harekete-gecti/feed/ 0
Türkiye’den yakın uzayın keşfi için hamle: Yeni projeler geliyor! https://www.foxtvhaber.com.tr/turkiyeden-yakin-uzayin-kesfi-icin-hamle-yeni-projeler-geliyor/ https://www.foxtvhaber.com.tr/turkiyeden-yakin-uzayin-kesfi-icin-hamle-yeni-projeler-geliyor/#respond Sat, 02 Mar 2024 23:36:33 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=5361 TÜBİTAK’ın “KUTUP-1001” isimli çağrısı kapsamında desteklemeye karar verdiği projeler arasında “Çok Düşük Frekans (VLF) Yakın Uzay Gözlemleri” çalışması da yer alıyor.

Bilim insanı Prof. Dr. Umran Savaş İnan, Koç Üniversitesi bünyesinde yürüttükleri projeye ilişkin detayları anlattı.

Uzay fiziğinde “yakın uzay” kavramının büyük önem taşıdığını belirten İnan, bu bölgenin atmosferin devamındaki “İyonosfer” ve “Manyetosfer” katmanlarını kapsadığını söyledi.

İnan, Dünya civarındaki uyduların yakın uzayın içinde yer aldığına işaret ederek, burada yaşanan fiziksel olaylara dikkati çekti.

Son dönemde yakın uzayın öneminin çok arttığını vurgulayan İnan, “Son yıllarda Elon Musk, yaklaşık 4 bin uydudan oluşan STARLINK sistemini kurdu. Toplamda dünya çevresindeki yakın uzayda ülkelerin teknolojik ve savunma sistemlerinin altyapısını oluşturan binlerce uydu mevcut. Bu uydulardaki elektronik cihazlar devamlı olarak radyasyona maruz kalıyor ve kullanım ömürleri kısalıyor.” dedi.

ANTARKTİKA’DA YAKIN UZAY KEŞFİ

İnan, Kuzey Amerika’nın Atlantik kıyılarında özellikle yıldırım ve şimşeklerin çok yoğun gerçekleştiğine dikkati çekerek, şöyle konuştu:

“Dünya’da her saniye düşen yıldırım ve şimşek sayısı 40-50’dir. Bunlardan çıkan enerji yani elektromanyetik alan, Dünya’nın manyetik alanlarını takip ederek binlerce kilometre uzağa gidip geri dönerek Antarktika’ya ulaşıyor ve burada kaydedilebiliyor. Dolayısıyla elektromanyetik alanın oluşturduğu sinyal, içinden geçtiği yerlerin özelliklerini taşıyor. Siz Antarktika’da otururken bir elektromanyetik anten kurup doğru tasarımlanmış bir alıcıyla bu sinyali ve özelliklerini izleyebilirsiniz.

Ben Stanford Üniversitesinde iken ABD’nin Antarktika yarımadasındaki Palmer İstasyonu’nda 30 yıldır topladığımız veriler var. Lakin, tek yerden veri elde ettiğimiz için elektromanyetik olayların zamansal değişkenliğini ölçebilsek de uzamsal dağılımını tespit edemiyoruz. Lakin aynı şimşekten oluşmuş olan sinyalleri Palmer İstasyonu’na yaklaşık 370 kilometre uzaklıkta olan Türkiye’nin Antarktika Araştırma Kampında (TARC) da ölçebilirsek bu oluşumların yakın uzaydaki uzamsal dağılımını izleyebilecek duruma geliriz.”

“GELECEK YIL İÇİN DETAYLI PLANLAMALAR YAPTIK”

İnan, tüm bu çalışmaların masraflı ve uzun sürelerde tasarlandığını ifade ederek, jeneratörsüz, güneş enerjili pille çalışan sistemler de düşündüklerini bildirdi.

Türkiye’nin Antarktika kampına, Georgia Üniversitesi’nde profesör olan eski doktora öğrencisiyle birlikte çalışarak bir gözlem cihazı ve bunu kullanacak bir de akademisyen gönderilmesini sağladıkları bilgisini veren İnan, ilk gözlemlerin oldukça başarılı olduğunu dile getirdi.

İnan, gelecek yıl için de detaylı planlar yaptıklarını belirterek, şunları kaydetti:

“Bu gözlemlerin amacı, Kuzey Yarım Küre’de çakan şimşeklerden oluşan, uzaya giden, uzayı gezdikten sonra dünyaya tekrar gelen ve burada ölçüldüğünde gezindiği yerlerin özelliklerini taşıyan sinyallerin özelliklerini anlamak. Bu elektromanyetik alanlar ve radyasyon kuşakları, uyduların kullanım ömürlerini belirliyor. Bu ömrü belirleyen şey radyasyonun yoğunluğu. Güneş patlamaları olunca radyasyon seviyeleri artıyor.

Ancak biz uydunun uzayda kaldığı süreyi uzatmaya yardımcı olabiliriz. Örneğin uydular daha az radyasyon geçen yerlerde konumlandırabilir veya uyduya radyasyon koruyucu eklenebilir. Böylece uyduların ömrü uzar. Uydu çalışmaları zaten oldukça pahalı. Çalışmalarımızla yakın uzaydaki fiziksel etkileşimleri daha iyi anlayıp dünya etrafındaki uyduların daha verimli tasarlanmasına ve sektörün ülke ekonomileri üzerindeki baskısının azaltılmasına katkı sağlayabiliriz.”

Türkiye’nin Antarktika kampının 30 gün sürdüğünü aktaran İnan, “Devletimizin önümüzdeki yıllarda, Antarktika kampını 365 gün çalışılabilecek bir istasyon haline döndürme planları var. Antarktika Anlaşması’na göre buradaki devletlerin varlığı sadece bilimsel çalışma nedeniyle oluyor. Bilimsel çıktıların en üst seviyede olması dolayısıyla çok önemli. Stanford’daki çalışmalarımın ve benim mezun ettiğim ve şimdi akademisyen olan eski öğrencilerimin çalışmalarıyla Türkiye’nin Antarktika gözlemleri ile çıkabilecek yayınlar, en iyi dergilerde yayımlanabilecek ve Türkiye’nin Antarktika kampının görünürlüğünü ve bilimsel çıktı seviyesini artıracaktır.”

KAYNAK: AA
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/turkiyeden-yakin-uzayin-kesfi-icin-hamle-yeni-projeler-geliyor/feed/ 0