Haber7
Küresel piyasalarda, ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell’ın faiz indirimlerine başlamada geç kalmak istemediklerini belirtmesine karşın, ABD’de Donald Trump’ın başkanlığı kazanacağı ihtimalinin artması ile ticaret savaşları ve jeopolitik risklerin tekrar yükselebileceği ihtimali yön bulmayı zorlaştırıyor.
Altın fiyatları ABD Merkez Bankası’nın (FED) faiz kararı, jeopolitik riskler, açıklanan ekonomik veriler, merkez bankalarının altın talebi ve Çin’in yaptığı altın stokundan etkileniyor.
Küresel risklerin artmasıyla altın fiyatlarında rekorlar üst üste geliyor. Gram altın, 2 bin 615 TL seviyelerine ulaşarak rekor tazeledi.
Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi yeni bir rekor kırarak 11.186 puan seviyesine ulaştı.
Bu hafta piyasalarda öne çıkan bir diğer başlık ise Moody’s’in Türkiye’nin kredi notunu değerlendireceği karar olacak. Kredi derecelendirme kuruluşunun cuma günü Türkiye ile ilgili değerlendirmesini yayınlaması bekleniyor. Yabancı yatırımcıların ilgisinin arttığı bir dönemde kredi notu kararı büyük önem taşıyor. Moody’s’in ve diğer büyük kredi derecelendirme kuruluşlarının izleyeceği yol da merak konusu.
Ekonomist Cüneyt Paksoy, piyasalarda gündemi Haber7’ye değerlendirdi.
PİYASALARDA TRUMP ETKİSİ
Global piyasalarda makro veriler ve mikro gelişmeler ile önemli günlerin yaşandığını belirten Ekonomist Cüneyt Paksoy, ABD seçimlerinin riskli bölgeye taşındığını vurguladı. Trump’ın suikast sonrası başkanlığının güçlenmesini ‘büyük bir riskin ayak sesleri’ olarak nitelendiren Paksoy, ABD’de de yaşanan her gelişmenin tüm dünyayı etkileyebileceğinin altını çizdi.
İsrail’in Filistin’de yaptığı soykırıma değinen Cüneyt Paksoy, Ukrayna ve Rusya’nın da aynı zamanda farklı gelişmeler ile farklı boyutlar kazandığını da hatırlattı. Paksoy, Trump’ın seçilmesi durumunu ‘belirsiz’ olarak nitelendirdi.
Piyasanın Trump fiyatlamasını dengelemesinin bir kez daha Merkez Bankaları’nda olduğunu söyleyen Cüneyt Paksoy, Powell’ın açıklamalarında da bu detayların yer aldığını belirtti. Powell’ın faiz indirimini destekleyecek açıklamalarını değerlendiren Paksoy, piyasanın Fed’ten iki faiz indirimi beklediklerini söyledi.
31 Temmuz’daki Fed faiz toplantısının kritik olduğunu vurgulayan Ekonomist Paksoy, eylül ayı ile faiz indirimlerinin kuvvetlendiğini dile getirdi. 2008 krizinde ‘kötü veri – iyi piyasa’ modeline değinen Paksoy, bu modeli ‘kötü veri – riskli başlık – iyi piyasa’ olarak nitelendirdiğini ve sürdürülebilirlik açısından riskli olduğunun altını çizdi.
ALTINDA İVME YUKARI
Altını etkileyen birçok etmenin olduğunu söyleyen Ekonomist Cüneyt Paksoy, bu kadar risk etmeni içerisinde altının ‘güvenli liman’ olduğunu vurguladı. Altının destekleyici unsurların bir arada olması ile altında ivmenin yukarı yönlü olduğunu belirten Paksoy, ivmenin yukarı yönlü olduğunu dile getirdi.
Ons altında 2.500 seviyesinin önemli olduğunu ifade eden Paksoy, bu bölgenin geçmesi ile 3.000 seviyelerinin görülebileceğini vurguladı. Uzun orta vadede 3.000 seviyelerine yükselmesinin kuvvetli olduğunu açıklayan Cüneyt Paksoy, kısa vadede geri çekilmelerin alım fırsatı oluşturduğunun altını çizdi.
Gram altında da hareketliliklerin yaşandığını belirten Ekonomist Paksoy, teknik ve temel hikayenin değişmediği süreçte gram altının 3.000 seviyelerini geçeceği yönünde tahminlerde bulundu. Paksoy, altının portföylerde dengeleyici unsur olduğunu da vurguladı.
GÖZLER MOODY’S KARARINDA
Piyasanın yüzde 100’ünün Moody’s not artışı beklediğini dile getiren Ekonomist Cüneyt Paksoy, yüzde 40’ın iki kademeli, yüzde 60’ın ise tek kademeli bir artış beklediğini söyledi. Moody’s tarafından bir not artışı gelmemesinin fiyatlama içerisinde olmamasına dikkat çeken Paksoy, bir not artışı gelmediği senaryoda endeksin negatif etkileneceğini açıkladı.
Paksoy, Moody’s tarafından tek kademeli not artışı beklediğini belirtti. Moody’s tarafından iki kademeli not artışının da ‘sürpriz’ olarak karşılanmayacağını vurgulayan Paksoy, fiyatlama içerisinde tek kademeli not artışının yer aldığının altını çizdi.
Teknik seviyeleri değerlendiren Ekonomist Cüneyt Paksoy, 11.200 seviyelerine yaklaşıldığını ve bu seviyelerin önemine değindi. Paksoy, bu seviyelerden bir kar satışının gerçekleştiğini ve gelecek kar satışlarının 10.500 bandında olmasının endekste ivmeyi yukarı taşıyabileceği yönünde tahminlerde bulundu. Yeniden 10 bin puan seviyelerinin altına sarkmaların ‘zaman ve mal’ kaybı olduğunu söyleyen Paksoy, fiyatlanan sektörlerin bankacılık ve holdingler olduğunu dile getirdi.
JUICE JACKING NEDİR?
Mobil cihazınızı, İETT otobüsleri, restoranlar, havaalanları avm’ler gibi ortak kullanıma açık bir şarj istasyonuna taktığınızda, şarj istasyonu kutusundaki USB bağlantı noktası, cihazınıza veya cihazınızdan veri aktarmak için kullanılır. Bu da cihazınıza kötü amaçlı yazılım yüklemek veya cihazınızdan kişisel bilgileri çalmak için kullanılabileceği anlamına gelir.
Bu bilgilerin bazıları; dijital ortamlara giriş bilgileri, kimlik bilgileri, kişi listeleri, foto galeri ve diğer hassas verilerdir. USB üzerinden cihazınızdaki tüm dosyalar kolayca kopyalanabilir. Burada şu yanılgıdan da uzak durmamız gerekir:
Verilerimizi kaptırmak için telefon bir yere bağlanıp saatlerce veya dakikalarca kesintisiz veri aktarımı yapılması gerekmiyor. Telefonu bağladığımızda, saniyeler içinde zararlı bir yazılım telefonumuza yüklenmiş olabilir ve tüm verilerimiz bir başkasının erişimine açılmış olabilir.
JUICE JACKING SALDIRILARININ BURALARDA GERÇEKLEŞME IHTIMALI YÜKSEK:
ORTAK KULLANIMA AÇIK ŞARJ CİHAZLARININ RİSKLERİNDEN KORUNMANIN EN GARANTİ YOLU
YABANCI RİSKLİDİR
Juice Jacking saldırılarının dışında bir çok alanda teknoloji güvenliğinin ihlal edildiğini ve bunun çok ciddi kişisel güvenlik sorunlarına yol açabileceğini ifade eden Sanlav, telefonlarımızın içinde aslında hiçbirimizin kimlerin olduğunu bilmediğimizi ifade ederken, “bazen indirdiğimiz bir uygulama, bazen bağlandığımız wi-fi, bazen açık unuttuğumuz bluetooth veya NFC (Near Field Communication ve Türkçe ismiyle Yakın Alan İletişimi) bazen de ortak kullanıma açık şarj üniteleri bizler için büyük risk taşıyabilir. Temel prensip ne olduğunu bilmediğimiz her yabancı unsurun risk taşıdığını kabul etmek olmalı” dedi. Sanlav sözlerini şu şekilde sürdürdü:
“Durup dururken kapımızı çalıp “havalar çok sıcak sana içecek buz gibi bir şeyler getirdim” diyen YABANCI birini kapımızı açıp evimize almıyorsak, teknolojik cihazlarımıza da yabancı unsurlar kabul etmemeliyiz. Bu yabancı unsur bazen güvensiz bir uygulama, bazen bedava internet, bazen bedava şarj cihazı kılığında gelebilir.
Aslında şu ana kadar kullandığımız uygulamalar ve yukarıda bahsettiğim yabancı unsurlar vasıtasıyla şu an dahi teknolojik cihazlarımızdaki verilerin kimlerin kullanımında olduğunu da hiçbirimiz bilmiyoruz. O halde foto galerimize, rehberimize, not defterimize, video kamera ve mikrofonumuza, sms’lerimize, whatsapp ve diğer sosyal medya uygulamalarımıza kimlerin eriştiğini veya erişebileceğini bilmediğimiz gerçeğini göz ardı etmeden yaşamaya alışmak zorundayız.
Günümüzde çok sıcak örneklerini yaşadığımız şekilde, galerinizdeki bir mahrem görüntü, rehberinizde olmaması gereken isimler, not defterinizde sakladığınız şifreler ve finansal bilgiler, özel yazışmalar başınıza dert açabilir.
BİRİ BİZİ GÖZETLİYOR AMA NEDEN?
Peki bizim için tehlike arz eden sadece telefon ve bilgisayarlarımız mı?
İnternet bağlantısı ile uzaktan erişime açık akıllı süpürgeler internet bağlantısı olan televizyonlar ve bu televizyonların entegre kameraları ile mikrofonları, güvenlik kameraları, internet erişimi olan arabalar ile ne gibi risklere maruz kalabileceğimizi düşündünüz mü? Tabii bunun sonunda veri madenciliği, big data ve yapay zekâ öğrenmesi gibi konuları da açmak lazım.”
Fitch Ratings Bankalar Direktörü Ahmet Emre Kılınç, Türkiye ekonomisi ve bankacılık sektöründeki gelişmeleri değerlendirdi.
Fitch Ratings’in kısa süre önce Türkiye’nin kredi not görünümünü yükselttiğini ve bunu takiben Türkiye’deki birçok bankanın da notunun artırıldığını anımsatan Kılınç, “Özellikle Mayıs 2023’teki Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra, birçok Türk bankasının çok ciddi anlamda ve kısa sürede dış finansmana erişimi olduğunu gördük. Bu da dış finansman risklerinde azalma olduğunu gösterdi.” diye konuştu.
Kılınç, özellikle para politikasındaki değişimin bunda etkisi olduğunu ve Türkiye’nin risk primlerinin ciddi ölçüde gerilediğini vurguladı.
Bankaların dış finansmana erişiminde kısa sürede değişik enstrümanların görüldüğünü ve ilk olarak eurobond ihracına başladıklarını dile getiren Kılınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu noktada yatırımcıların geri döndüğünü gördük. Sadece büyük bankalar değil, piyasada daha küçük bankaları da gördük ve bu genel olarak bir iştahın göstergesi. Son bir yılda bankaların yaklaşık 4,6 milyar dolar (sermaye benzeri) ihracı oldu. Bundan sonraki dönemde, Türk bankalarının daha fırsatlara göre hareket edeceğini düşünüyoruz. Bankalar (ihraçlarda) fiyatlamaya bakacaklardır çünkü çok acil bir sermaye ya da yabancı para likidite ihtiyaçları olmadığını düşünüyoruz.”
“BANKACILIK SEKTÖRÜNÜN SERMAYE YAPISI YETERLİ”
Ahmet Emre Kılınç, kısa sürede yapılan önemli miktardaki ihraçların özellikle sermaye benzeri enstrümanlar tarafında arz fazlası oluşturduğunu belirterek, genel olarak şartların bu şekilde devam edebileceğini ancak bankaların fırsat kollayacağını düşündüklerini söyledi.
“Bu nedenle son dönemde kısa zamanda yaşadığımız kadar bir ihraç öngörmüyoruz.” diyen Kılınç, ancak bankaların fırsat kollayarak uygun ortamda ihraç yapmaya devam edeceğini bildirdi.
Kılınç, bankaların sermaye rasyolarının makul seviyede ve yeterli olduğunu kaydederek, “Yeni yapılan sermaye benzeri kredilerinin sermayeyi desteklediğini görüyoruz ve bu durum, kurda olası bir yükselişe karşı da hedge görevi görüyor. Karlılık azalabilir ama hala sermaye yapısını desteklemeye devam ediyor. Genel olarak baktığımızda, biz bankacılık sektörünün sermaye yapısının yeterli olduğunu düşünüyoruz.” diye konuştu.
Marttan beri bankaların Merkez Bankası ile yaptığı swapların da ciddi miktarda azaldığını ve 58 milyar dolar seviyesinden 18 milyar dolara kadar gerilediğini anlatan Kılınç, “Buna karşın yabancı bankalarla swaplar arttı. Bundan sonrasında Merkez Bankası bu swap limitlerini değiştirir mi bilemiyoruz ama bu konuda da bir gevşeme olabilir. Bu da swap mekanizmasının daha çok yabancı bankalara kaymasına neden olabilir.” ifadelerini kullandı.
“KKM BİR RİSK UNSURU”
Fitch Ratings Bankalar Direktörü Kılınç, Türk bankalarının dış borçlarına bakıldığında tüm yükümlülüklerinin yaklaşık yüzde 20’sinin dış finansmandan kaynaklandığını belirterek, kısa vadeli borç tutarının yüksek olmasının önemli bir risk unsuru olduğunu vurguladı.
Kılınç, yabancı para mevduatı azalmasına rağmen hala yüksek seviyede olmasını ve Kur Korumalı Mevduat’taki (KKM) seyri de yakından takip ettiklerini anlattı.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) KKM’yi sonlandırmak istediğine ve bu süreci çok dikkatli yönettiğine dikkati çeken Kılınç, şu açıklamalarda bulundu:
“Bankaların yeteri kadar yabancı para likiditesi var ama hala yüksek tutardaki yabancı para mevduatı ve KKM bir risk unsuru. KKM’den çıkışlar sürüyor ama çıkış sonrasında eğer TL yerine yabancı para talebi oluşuyorsa bir risk oluşturabilir çünkü oradaki ana hedef KKM’den çıkışların TL’ye gitmesi. Mevcut tutar şu anda 67 milyar dolar civarında. Bunun bir anda yabancı paraya gitmesindense, özellikle TCMB’nin dönüşüm oranlarıyla bir kısmının TL’ye gitmesi hedefleniyor.”
“BANKALAR KARLILIK ÜRETMEYE DEVAM EDECEK”
Ahmet Emre Kılınç, bankaların dış finansman ihtiyacı konusundaki risklerin azalmasına, yabancı para mevduatındaki ilerleyişe ve KKM’nin seyrine bakıldığında, politikalara hükümet müdahalesine ilişkin risklerin azaldığını söyledi.
Bu durumun sürdürülebilir olmasının önemli olduğunu dile getiren Kılınç, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Ülkenin notu ve müdahale risklerindeki azalma bizim için temel reyting duyarlılıkları. Bankaların not artışı konusunda da ilk baktığımız nokta ülke notu. Ülke notundaki potansiyel bir artış, bankalar için de potansiyel bir artışa işaret ediyor. Ayrıca, bankaların karlılıklarının iyi seviyelerde olduğunu görüyoruz. Karlılıkta biraz azalma bekliyoruz ama hala iyi seviyede olacağını düşünüyoruz. Artan faiz nedeniyle mevduat ve kredi arasında bir uyumsuzluk var. Mevduatların vadesi 2-3 ay civarındayken, kredilerin vadesi daha uzun. Bu durumda faizler arttığı zaman mevduatlar daha kısa zamanda fiyatlanırken, krediler daha geç fiyatlanıyor. Bu yüzden marjlarda bir daralma öngörüyoruz. Aktif kalitesi tarafında, ana unsurun tüketici kredileri ve kredi kartlarında, yani teminatsız kredilerde bir bozulma olabileceğini tahmin ediyoruz ama yine de bunların makul seviyede kalacağını düşünüyoruz. Faaliyet giderleri de enflasyonun da etkisiyle hala (bankaların) karını baskılayacaktır ama yine de bankaların makul seviyelerde karlılık üretmeye devam edeceğini düşünüyoruz.”
“RESESYON BEKLENTİMİZ YOK”
Kılınç, Türkiye’de kredi büyüme hızının azalmasına rağmen ekonomik büyümenin ilk çeyrekte yüksek seyrettiğini söyledi.
Türkiye ekonomisinde resesyon beklentilerinin olmadığını vurgulayan Kılınç, “Türkiye’de bu yıl yüzde 2,8 büyüme öngörüyoruz ama ilk çeyrekteki güçlü büyüme, yıl sonu büyüme beklentimizi yukarı çekebilir.” dedi.
]]>Antarktika Yarımadası’nın doğusundaki Thwaites Buzulu, erimesi durumunda oluşturabileceği tehdit nedeniyle “kıyamet buzulu” olarak adlandırılıyor.

192 bin kilometrekarelik yüzölçümü ile Antarktika’nın en büyük buzullarından biri olan ve küresel deniz seviyesi yükselişinin yüzde 4’ünden sorumlu tutulan Thwaites, iklim değişikliği etkilerinin hızlanmasıyla yılda yaklaşık 50 milyar ton buz kaybediyor.
Buzulla ilgili ABD, Kanada ve Finlandiya’dan bilim insanlarınca yapılan bir araştırmanın sonucu, Proceedings of the National Academy of Sciences adlı dergide yayımlandı.
El Nino’nun yaşandığı 2023 yılı Mart ve Haziran ayları arasında alınan radar verilerinin de kullanıldığı araştırmada bilim insanları, deniz suyunun gelgitlerle birlikte buzulun içine ve dışına aktığını, sıcak okyanus suyunun bir kısmının da buz oluşumunun derinliklerine doğru ilerlediğini ve doğal kanallardan geçerek boşluklarda toplandığını buldu.
Ilık deniz suyu girişlerinin ilkbahar gelgiti sırasında karadan 6 kilometre daha içeriye ulaştığını tespit eden araştırmacılar, buzulun altına doğru ilerleyen daha sıcak deniz suyunun, buz tabakasının kütlesindeki değişimleri açıklamaya yardımcı olabileceğini belirtti.
Çalışmada, basınçlı deniz suyunun yoğun bir erimeye neden olarak buzulun geleceğini daha da tehlikeye atabileceği, bu durumun buzulun alt kısmını her yıl 20 metre eritebileceği vurgulandı.

Thwaites Buzulu’nun 1979’dan 2017’ye kadar 634 groston kütle kaybı yaşadığı ve 1992’den 2011’e kadar merkezdeki toprak hattından yılda 1 kilometre hızla geri çekildiği hatırlatılan araştırmada, bunun Antarktika’daki en hızlı geri çekilmelerden biri olduğu bilgisine yer verildi.
– “YILDA 60 MİLYON OLİMPİK HAVUZA EŞ DEĞER BUZ KAYBI”
8 Haziran Dünya Okyanus Günü dolayısıyla, iklim değişikliği ile artan atmosfer ve okyanus suyu sıcaklıklarının Thwaites Buzulu’na etkileri hakkında AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Özsoy, buzulun ABD’nin Florida eyaleti büyüklüğünde, İngiltere, Galler ve Kuzey İrlanda’nın toplamından büyük ve devasa boyutta olduğunu söyledi.
Aynı zamanda İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Denizcilik Fakültesi Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve 8. Ulusal Antarktika Bilim Seferi Koordinatörü de olan Özsoy, Thwaites Buzulu’nun erimeye devam etmesinin, deniz seviyesinde önemli bir yükselmeye neden olabileceğini belirterek, “Tahminler, buzulun tamamen erimesinin küresel deniz seviyesinde 3,5 metreye kadar yükselmeye yol açabileceğini gösteriyor, ayrıca komşu buzulları tetikleme tehlikesi de var. Thwaites, Batı Antarktika Buz Levhası’nı destekleyen bir ‘kilit taş’ görevi görüyor. Buzul koptuğunda, bu durum buzul levhasının geri kalanının da parçalanmasına neden olabilir.” dedi.
Thwaites Buzulu’nun erimesinin nedenlerini iklim değişikliği, sıcak su girişi ve buzul tabanı erimesi olarak sıralayan Özsoy, şöyle devam etti:
“Küresel ısınma, atmosfer ve okyanusların ısınmasına neden olur. Isınan okyanus suları, buzulu aşındırır ve erimesini hızlandırır. Okyanus akıntıları, daha sıcak suyun buzulların altına girmesine neden olur. Bu sıcak su, buzulların erimesini hızlandırır ve buzulların zayıflamasına yol açar. Buzulların altındaki kayalık zemin de ısınır ve bu da buzulların altında erimeye neden olur. Bu durum, buzulların dengesiz hale gelmesine ve daha kolay parçalanmasına yol açar.
Son yıllarda Thwaites Buzulu’nun erime hızı endişe verici bir şekilde arttı. 2020 yılında yapılan bir araştırma, Thwaites Buzulu’nun 2000’li yılların başından beri yılda ortalama 6 metre eridiğini göstermiştir. 2022 yılında yapılan bir başka araştırma ise buzulun 2010’dan beri yılda ortalama 8 metre eridiğini göstermiştir. Buzulun, her yıl kaybettiği buz miktarı yaklaşık 60 milyon olimpik havuza eş değerdir.”
Buzulun bu hızla erimeye devam etmesi sonucu yakın gelecekte deniz seviyesinin önemli oranda yükselebileceği uyarısında bulunan Özsoy, bunun da deniz yaşamında değişikliklere, kıyı bölgelerdeki birçok bitki ve hayvan türünün yok olmasına ve biyoçeşitlilik kaybına yol açabileceğini dile getirdi.
Thwaites Buzulu’nun erime hızına bağlı olarak deniz seviyesinde beklenen yükselmenin farklı tahminlere göre değişiklik gösterdiğini kaydeden Özsoy, “Mevcut erime hızı devam ederse, 2100 yılına kadar deniz seviyesinde 65 santimetre yükselme bekleniyor. Bu bile ciddi sonuçlara yol açacak. Ancak bu tahminler kesin değildir ve birçok faktöre bağlıdır. İklim değişikliğinin hızı ve şiddeti, buzulların tepkisi ve insanların uyum çabaları gibi faktörler deniz seviyesinde ne kadarlık bir yükselme olacağını etkileyecek.” değerlendirmesinde bulundu.
– RİSK ALTINDAKİ ÜLKELER
Deniz seviyesindeki yükselmenin kıyı ve ada ülkelerinde, sel ve altyapı hasarına, su kaynakları sorununa, tarımsal üretimde azalmaya ve ekonomik kayıplara neden olacağını ifade eden Özsoy, en fazla risk altındaki ülkeleri şöyle sıraladı:
“Deniz seviyesinin yükselmesi tüm kıyı ve ada ülkelerini tehdit etse de bazı ülkeler bu tehdide karşı diğerlerinden daha fazla risk altındadır. Maldivler, Tuvalu, Marshall Adaları, Kiribati, Solomon Adaları gibi deniz seviyesine yakın ve alçak adalarda bulunan ülkeler sular altında kalma riski en yüksek olan ülkelerdir. Yoğun kıyı şeridi olan Bangladeş, Hollanda, Vietnam, Endonezya, Japonya gibi yoğun nüfuslu kıyı şeridine sahip ülkelerde deniz seviyesinin yükselmesi milyonlarca insanı etkileyecek ve büyük maddi hasara neden olacak. Deniz seviyesinin yükselmesine karşı en riskli 10 ülkeyi gösteren bir araştırma 2021 yılında Climate Central tarafından yapıldı. Bu araştırmaya göre, en riskli 10 ülke Hollanda, Bangladeş, Vietnam, Japonya, Endonezya, Birleşik Krallık, Filipinler, Mısır, Danimarka ve ABD’dir.”
Risk altındaki ülkelerin deniz altında kalma riskine karşı ne kadar sürelerinin olduğunun kesin olarak bilinmemekle birlikte bu riski azaltmak için acil adımlar atılması gerektiğinin altını çizen Özsoy, küresel ısınma sınırlanarak deniz seviyesinin yükselmesi yavaşlatılabilirse bu risklerin önemli ölçüde azaltılabileceğini kaydetti.
Bilim insanlarının deniz seviyesinin yükselmesine karşı uyum politikaları önerdiklerini aktaran Özsoy, bu öneriler arasında deniz duvarları inşa etmek, kıyı şeridini yükseltmek, su kaynaklarını korumak, tarımsal üretimde tuza dayanıklı ürünler yetiştirmek ve göç planları yapmak gibi önlemler bulunduğunu sözlerine ekledi.
Arsava, 10 Mayıs İnme Farkındalık Günü kapsamında AA muhabirine yaptığı açıklamada, beynin bir bölümüne kan akışının kesilmesi veya azalması sonucu ya da beyin damarlarının duvarında bir yırtılma sonucu oluşan acil tıbbi durumun “inme” olarak tanımlandığını söyledi.
İnmenin, kalıcı felç, konuşma bozukluğu, görme kaybı, denge bozukluğu ve hatta ölümle sonuçlanabildiğinin altını çizen Arsava, hastalığın genellikle ani olarak ortaya çıktığını vurguladı. Arsava, en sık gözlenen bulgularının yüz, kol veya bacakta his veya güç kaybı, denge ya da koordinasyon bozukluğu, konuşma veya anlama güçlüğü, görme kaybı ve çift görme ile kendini gösterdiğini dile getirdi.
Türkiye’de ve dünya genelinde inmenin, ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu ifade eden Arsava, ölüm oranlarına ilişkin şu bilgileri verdi:
“TÜİK tarafından açıklanan 2020 ve 2021 ölüm istatistikleri, akut inme sıklığını ve etkilerini göstermektedir. 2020’de Türkiye’de kaydedilen 507 bin 938 ölümün 183 bin 109’u kalp-damar sistemi hastalıklarından kaynaklanmıştır. İnme nedeniyle ölenlerin sayısı ise 35 bin 880’dir. Diğer bir deyişle, Türkiye’de her 15 dakikada bir kişi inme nedeniyle yaşamını yitirmektedir.
2021’de ise ölüm sayısı bir önceki yıla göre yüzde 11,4 artarak 565 bin 594’e ulaşmış, ölümlerin yüzde 33,4’ünden sorumlu olan kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları yine en yaygın ölüm nedenleri arasında yer almıştır.”
“RİSK FAKTÖRLERİ OLAN KİŞİLER, MUTLAKA HEKİM KONTROLÜNDE OLMALI”
Arsava, inmede erken müdahalenin sadece hayat kurtarıcı olmakla kalmayıp, inme sonrası gözlenebilecek sakatlık oranını da asgari düzeye indirdiğine dikkati çekti.
İnme belirtileri görüldüğünde hemen 112 ile temasa geçilmesinin hayati önem taşıdığını vurgulayan Arsava, inme riskinin azaltılmasına yönelik yapılacaklara ilişkin şunları kaydetti:
“İnme riskini azaltmak için sağlıklı yaşam tarzı benimsenmeli. Bunun için sigara ve alkol tüketiminden uzak durulmalı, düzenli egzersiz yapılmalı, sağlıklı beslenilmeli, stresten uzak kalmaya gayret gösterilmeli. Ayrıca yüksek tansiyon, diyabet, yüksek kolesterol gibi risk faktörleri olan kişiler, mutlaka hekim kontrolünde olmalı ve düzenli kontrollerini yaptırmalı. Hastalık tanısı bulunanlar ise mutlaka tedavi edilmeli.”
Prof. Dr. Arsava, inmenin önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğuna işaret ederek, herkesin bu tıbbi acil durumu tanımada, önlemede ve tedavi etmede önemli bir rol oynayabileceğini söyledi.
İnme risk faktörlerinin bilinmesi, belirtilerinin tanınmasının erken müdahale konusunda bilinçlenme üzerinde etkili olduğunu vurgulayan Arsava, İnme Farkındalık Günü’nün bu yılki temasının da “İnmeye dur de” olarak belirlendiğini kaydetti.
NEDEN HEDEFTE TÜRKİYE VAR?
Konuyla ilgili CNN Türk ekranlarına açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Ali Murat Kırık casusların neden Türkiye’yi hedef aldıklarını anlattı;
“Biliyorsunuz Orta Doğu açısından da değerlendirdiğimizde, Avrupa açısından da değerlendirdiğimizde kilit bir noktada yer alıyor. Dolayısıyla bunun karşılığı da ister istemez tabii ki bu tarz casusluk faaliyetlerinin merkezinde olması olacaktı.
Şu anda da sosyal medyada çok yoğun şekilde bu casusluk faaliyetlerinin yaşandığını, meydana geldiğini görüyoruz. Özellikle kendilerini polis olarak tanıtan, savcı olarak tanıtan ya da yurt dışında işte Amerikan askeri, İngiliz askeri olarak tanıtan kişilerin çok yoğun olduğunu görüyoruz.”
BU CASUSLUK AĞINA DÜŞMEMİZİN ASLINDA İKİ TEMEL SEBEBİ VAR
Bunlardan bir tanesi kendi elimize verdiğimiz veriler. Zaten açık kaynak istihbarat dediğimiz bir kavram vardır.
Açık kaynak istihbaratı sosyal medya mecraları, internet siteleri, uygulamalarda bıraktığımız dijital izler, kendi elimizde bıraktığımız bu uygulamalar ister istemez tabii ki casusluk amacıyla kullanılıyor.”

GÖZ BOYAYACAK BİLGİLERLE KARŞIMIZA ÇIKIYORLAR
İnternet ortamında dolaşırken karşımızdaki kişilerle sohbet sırasında nasıl davranmamıza değinen Murat Kırık;” Bir de internet ortamından bizimle ilgili belge almak isteyen, bilgi toplamak isteyen kişiler var. Şimdi diyebilirsiniz ki bir kişi bana yazsa ne olur?
Bu tarz profilli kişiler bir anda takibi almaya başlıyorlar, benimle sohbet etmeye başlıyorlar. Nasılsın, iyi misin? Ben Amerika’da çalışıyorum. Amerikan ordusunda çalışıyorum.
Türkiye’ye gelmek istiyorum. Türkiye’de çok güzel hayat şartları olduğunu gördüm. Bana bunlarla ilgili bilgi verir misin? Vesaire diyorlar.
Bu da aslında bir casusluk faaliyeti. Çünkü istihbarat demek hem açık kaynak hem kapalı kaynak istihbarat. Bazen bizim bıraktığımız bu noktadaki dijital izler çok ciddi sorunları beraberinde getiriyor.” dedi.
NE PAYLAŞTIĞIMIZA VE NE İNDİRDİĞİMİZE DİKKAT ETMELİYİZ
Ayrıca telefon veya bilgisayar kullanırken paylaştıklarımıza ve indirdiğimiz uygulamalara çok dikkat etmemiz gerektiğini belirten Kırık; Paylaşımlarımıza da artık bugün iki kere dikkat etmemiz lazım. Kullandığımız uygulamalar, hatta aldığımız cep telefonları bunlar bile aslında casusluk amacıyla kullanılabilir.
Bazen bir uygulama indiriyoruz. Bu uygulamaya diyoruz ki işte eğlenceli bir uygulama, bir oyun görünümü bir uygulama. Aslına bakarsanız bu bir casus uygulama olabiliyor. Biz hep dolandırıcılardan korkuyoruz.
“ÇOCUKLARA KENDİ YAŞTILARIYMIŞ GİBİ DAVRANIYORLAR”
Yani dolandırıcılar bu bilgileri almak istiyorlar, bizim hesaplarımızı boşaltmak istiyorlar. Yani benim telefonumdaki bütün dataya ulaşabiliyorlar mı?
Çünkü yaş grubu fark etmeksizin eğer ulaşıyorlarsa çok basit bilgileri ne yapacaklar ki? Çocuklara da aynı durumu gerçekleştiriyorlar. Çocuklarla da kendi yaşıtlarıymış gibi gösteriyorlar.
“İSRAİL’İN PEGASUS YAZILIMI ÖNEMLİ KİŞİLERİ DİNLEMİŞTİ”
Hatta bu geçmişte biliyorsunuz İsrail’in NSO firmasının Pegasus isimli bir casus yazılımı vardı. Bu casus yazılımı ülkelerin, devletlerin liderlerini dinledi. Bunları da yine CNN Türk ekranlarında bildiğiniz üzere uzun uzadıya konuşmuştuk. dedi.
BENİM KİŞİSEL VERİLERİMİN ÇALINMASINDAN NE OLACAK DEMEYİN
Konuyla ilgili açıklamalarına devam eden Profesör Dr. Ali Murat Kırık, ülkede 86 milyon kişinin olduğunu ve çoğunluğun bu şekilde düşünmesi durumunda elde edilen verilerin toplanıp yapay zekaya analiz ettirilme riskinin olduğunu vurguladı.
Bunun sonucunda oluşabilecek risklere değinen Murat Kırık, 2016 yılında gerçekleşen ABD seçimlerindeki manipülasyonu örnek gösterdi. Yani elde edilen verilerimiz ile aynı riskin yıllar sonra ülkemizde de ortaya çıkabileceğini, bu nedenle uygulamaları kullanırken “benim verilerimden ne olur” denilmemesi gerektiğini belirtti.
Ayrıca öğrenilmemesi gereken şeylerin casuslar tarafından öğrenilmesinin de gelecek yıllarda ülke dinamiğini olumsuz yönde etkileyerek vatandaşların dilediği gibi yönlendirilmesi riskinin de olduğu belirtildi. Bunun da haklının haksız, haksızın ise haklı olma durumunu ortaya çıkarabileceği aktarıldı.
“ARTIK DİJİTAL DÜNYA ÇOK CİDDİ BİR RİSK”
Dijital Dünyanın artık çok büyük bir risk olduğunu belirten Murat Kırık, bu konuda ciddi önlemler alınması gerektiğini şu sözlerle ifade etti:
Artık dijital dünya çok ciddi bir risk. Bu tarz risklere karşı karşıya kalmamak adına yerli milli uygulamalar, yazılımlar kullanılmasının son derece önemli oldu.

2016 YILINDA KULLANICI VERİLERİYLE SEÇİMLER MANİPÜLE EDİLDİ
Diyoruz ki bu uygulamaları indirmeyin. Sonra ne deniyor? Ya benim verimle ne olacak? Benim kişisel verimle ne olacak? Herkes bunu derse, burada Türkiye’de 86 milyon vatandaşımız var.
Bunların hepsi toplanırsa ve bundan sonraki süreçte bunlar yapay zeki algoritmaları aracılığıyla anlatılabilirse, 2016 yılında karşımıza çıkan Amerika’daki başkanlık seçimlerinin nasıl manipüle edildiğini gördünüz değil mi?.
İnsanların bilinçaltına siz bu sayede sosyal medya aracılığıyla insanların hassas noktaları tespit ederseniz, öğrenirseniz ne olur? İnsanların istemediği şeyleri öğrenirseniz ne olur? O zaman siz onların karşılığında bir propaganda yürütürsünüz. Ülkenin iş dinamiklerini bozmuş olursunuz. Benim korkum bu zaten.

“ÜLKENİN DİNAMİKLERİ BOZULUR”
Ülke dinamiklerinin bilinçsiz bir kullanımdan dolayı zarar görmesine değinen Murat Kırık bu durumun Türkiye’ye fayda sağlamayacağını aksine büyük zarar sağlayacağını şu sözlerle belirtti:
Bu durum Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne fayda sağlamaz. Türkiye’nin dış mihraklardaki düşmanlarına yarar sağlar. Aklımızı başımıza almamızın ben çok doğru olduğunu düşünüyorum.
Bu tarz sosyal medyada paylaşım yaparken, size bu tarz sorular sorarken, işte ben dostum, gel yurt dışında eğitim imkanı var, gel yurt dışında çok fazla maaş alacaksın, ekonomik sorunlar burada yok diyen insanlara, siz kişisel verilerinizi, bilgilerinizi sunarsanız, buradaki işin ortamlarını anlatırsanız ne olacak? Bunların hepsi toplanacak, yapay zekâ ile analiz edilecek. Antipropaganda oluşturulacak. Lütfen dikkat edelim efendim.”
Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:
İçişleri ve Tarım Bakanlıklarımızın yöneticileri, değerli kardeşlerim sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. Sizlerle beraber olmaktan memnuniyet duyuyorum. AFAD – DSİ iş birliği ile kritik bir adım daha atıyoruz. Devletimizin ilgili kurumlarının sel öncesi ve sonrası için teknik kapasitesini güçlendiriyoruz.
AFAD envanterinde bulunan iş makinesinin DSİ’ye devredilmesini sağlayan protokol kurumumuzun etkinliğini artıracaktır. Bugün 31 iş makinesinin devir teslimini gerçekleştiriyoruz. DSİ’deki ekskavatöre sayısı 816’ya ulaşacak. Ekskavatörlerimiz sel ve heyelan riski yüksek bölgelerde görev yapacak.
RİSK AZALTMA FAALİYETLERİNE BAŞLIYORUZ
Karadeniz’de 13 bölgede risk azaltma faaliyetlerine başlıyoruz. Derelerimizdeki temizlik ve ıslah çalışmalarına hız vererek, yoğun yağış dönemi başlamadan gerekli tedbirleri hayata geçireceğiz.
GÖREVİMİZ HER TÜRLÜ ÖNLEMİ ALMAK
Depremler, seller, heyelanlar, yangınlar gibi tabiat olaylarının önüne geçemeyiz ancak zararları en aza indirmek elimizdedir. Görevimiz her türlü önlemi almak ardından da Rabbimizin takdirine teslim olmaktır.
Bugünkü imza töreni ile yağış mevsimi çalmadan kapımızı riske karşı üzerimize düşeni yapıyoruz. 2024 yılını daha sorunsuz, can ve mal kaybı yaşamdan atlatacağımıza inanıyorum. AFAD ve DSİ’ye kolaylıklar diliyorum. Ülkemiz coğrafi olarak da kritik bir yerde, önlemlerimizi buna göre almalıyız. Türkiye aynı coğrafyayı paylaştığı ülkelerle iklim krizinin can alıcı sonuçlarını en fazla hisseden devletlerin başında geliyor. Son yıllarda depremden sel baskınlarına, salgından savaşa çok farklı sınamalarla karşılaştık.
“İSTANBUL’DA EDANUR’U TEDBİRSİZLİK ÖLDÜRDÜ”
İstanbul’un göbeğindeki bir parkta çok basit tedbirler alınmadığı için 5 yaşındaki evladımız hayatını kaybetti.
Gayrettepe’deki gece kulübü yangınında 29 emekçi kardeşimizi, Antalya’da teleferik faciasında bir vatandaşımızı ihmallere kurban verdik. İşçi hakları konusunda mangalda kül bırakmayanların bu olaylarda sesi soluğu çıkmadı.

6 Şubat depremlerinde aynı kesimlerin aldıkları tavırları gayet iyi hatırlıyoruz. Devletimizin kurumlarına karşı çok yoğun bir linç kampanyası yürüttüler. Yalan ve çarpıtma üzerinden resmi kurumlarımız, askerimiz, polisimiz fütursuzca eleştirildi. Bu kirli kampanyayı sırf oy tercihlerinden dolayı depremzedelerimizi hedef alacak kadar ileriye götürdüler.
6 ŞUBAT KIRILMA NOKTASI OLDU
Ekonomik zorluklarımız depremle daha da ağırlaştı. Bu zorlulukların üstesinden geliyoruz geleceğiz. Her ay 10-15 bin konut teslimatı yaparak bu rakamı yıl sonuna kadar 200 bine ulaştırmayı hedefliyoruz. 6 Şubat kırılma noktası oldu. Deprem öncesi afete hazırlık olarak her adımın faydasını gördük. Daha önce afet yönetimi farklı kurumlardaydı. Bu da ciddi koordinasyon sorunu olarak ortaya çıkıyordu. 2009’da AFAD’ı kurduk. Devletimizin ilgili tüm kurumlarını afet öncesi ve sonrası süreçlere dahil ederek iş birliğini güçlendirdik. Vatandaşlarımız en sıkıntılı günlerinde devletini yanında buluyor. DSİ de orman yangını ve taşkınlarda mücadelede vazgeçilmez roller üstleniyor.
GEREKEN TEDBİRLERİ ALMALIYIZ
Vatandaşımızın en zor günlerinde devletimiz seferber olmuştur. Zaman zaman ortaya çıkan sorunları da çözüme kavuşturuyoruz. 2013’ten bu yana TOKİ tarafından yapılan konut 1 milyon 351 bini aşıyor. TOKİ binalarımız 6 Şubat’tan alnının akıyla çıktı. Yıkılan binaların yüzde 90’dan fazlası 99 öncesi yapılanlardı. Dere yatağına inşa edilen binanın yüzde 100 güvenli olduğunu kimse söyleyemez. Bakımı zamanında yapılamayan dereler ciddi risk taşıyor demektir. Bedel ödemek kaçınılmaz hale geliyor. Her iki bakanımız karşı karşıya olduğumuz tehditleri ifade etti. Bugüne kadar DSİ’nin inşa ettiği tesisle 20 milyon dekar alanda taşkın kontrolü sağladık. Toplam 1500 adet sel, su baskını ve taşkın meydana geldi. Bu afetlerde 113 insanımızı kaybettik. Sadece taşkınlardan dolayı oluşan fatura 4 milyar doları bulmakta. Yuvalarımızda gönül rahatlığı ile oturmak istiyorsak hem tabiata saygılı olmak hem de gereken tedbirleri almalıyız.
BİZİM BÜTÜN DERDİMİZ İNSANIMIZI YAŞATMAKTIR
Deprem İstanbulumuz için beka meselesi haline gelmişken, deprem gerçeği kendini hatırlatırken hiçbirimizin dönüşüm projelerini geri plana itme lüksü yok. Ülke ve millet meselesinin siyasi parti meselesi olmaz. Bizim bütün derdimiz insanımızı yaşatmaktır. Bizim amacımız vatandaşımıza müreffeh bir gelecek sunmak, ihmalden, siyasi rekabetten, tembellikten dolayı daha fazla acı çekmek, yıkım ve gözyaşı görmek istemiyoruz. Hükümet olarak kentsel dönüşüm, sel ve taşkın riskini azaltmak gibi can ve mal emniyetini sağlayacak her türlü projeye gereken desteği vereceğiz.
Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:
İçişleri ve Tarım Bakanlıklarımızın yöneticileri, değerli kardeşlerim sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. Sizlerle beraber olmaktan memnuniyet duyuyorum. AFAD – DSİ iş birliği ile kritik bir adım daha atıyoruz. Devletimizin ilgili kurumlarının sel öncesi ve sonrası için teknik kapasitesini güçlendiriyoruz.
AFAD envanterinde bulunan iş makinesinin DSİ’ye devredilmesini sağlayan protokol kurumumuzun etkinliğini artıracaktır. Bugün 31 iş makinesinin devir teslimini gerçekleştiriyoruz. DSİ’deki ekskavatöre sayısı 816’ya ulaşacak. Ekskavatörlerimiz sel ve heyelan riski yüksek bölgelerde görev yapacak.
RİSK AZALTMA FAALİYETLERİNE BAŞLIYORUZ
Karadeniz’de 13 bölgede risk azaltma faaliyetlerine başlıyoruz. Derelerimizdeki temizlik ve ıslah çalışmalarına hız vererek, yoğun yağış dönemi başlamadan gerekli tedbirleri hayata geçireceğiz.
GÖREVİMİZ HER TÜRLÜ ÖNLEMİ ALMAK
Depremler, seller, heyelanlar, yangınlar gibi tabiat olaylarının önüne geçemeyiz ancak zararları en aza indirmek elimizdedir. Görevimiz her türlü önlemi almak ardından da Rabbimizin takdirine teslim olmaktır.
Bugünkü imza töreni ile yağış mevsimi çalmadan kapımızı riske karşı üzerimize düşeni yapıyoruz. 2024 yılını daha sorunsuz, can ve mal kaybı yaşamdan atlatacağımıza inanıyorum. AFAD ve DSİ’ye kolaylıklar diliyorum. Ülkemiz coğrafi olarak da kritik bir yerde, önlemlerimizi buna göre almalıyız. Türkiye aynı coğrafyayı paylaştığı ülkelerle iklim krizinin can alıcı sonuçlarını en fazla hisseden devletlerin başında geliyor. Son yıllarda depremden sel baskınlarına, salgından savaşa çok farklı sınamalarla karşılaştık.
“İSTANBUL’DA EDANUR’U TEDBİRSİZLİK ÖLDÜRDÜ”
İstanbul’un göbeğindeki bir parkta çok basit tedbirler alınmadığı için 5 yaşındaki evladımız hayatını kaybetti.
Gayrettepe’deki gece kulübü yangınında 29 emekçi kardeşimizi, Antalya’da teleferik faciasında bir vatandaşımızı ihmallere kurban verdik. İşçi hakları konusunda mangalda kül bırakmayanların bu olaylarda sesi soluğu çıkmadı.

6 Şubat depremlerinde aynı kesimlerin aldıkları tavırları gayet iyi hatırlıyoruz. Devletimizin kurumlarına karşı çok yoğun bir linç kampanyası yürüttüler. Yalan ve çarpıtma üzerinden resmi kurumlarımız, askerimiz, polisimiz fütursuzca eleştirildi. Bu kirli kampanyayı sırf oy tercihlerinden dolayı depremzedelerimizi hedef alacak kadar ileriye götürdüler.
6 ŞUBAT KIRILMA NOKTASI OLDU
Ekonomik zorluklarımız depremle daha da ağırlaştı. Bu zorlulukların üstesinden geliyoruz geleceğiz. Her ay 10-15 bin konut teslimatı yaparak bu rakamı yıl sonuna kadar 200 bine ulaştırmayı hedefliyoruz. 6 Şubat kırılma noktası oldu. Deprem öncesi afete hazırlık olarak her adımın faydasını gördük. Daha önce afet yönetimi farklı kurumlardaydı. Bu da ciddi koordinasyon sorunu olarak ortaya çıkıyordu. 2009’da AFAD’ı kurduk. Devletimizin ilgili tüm kurumlarını afet öncesi ve sonrası süreçlere dahil ederek iş birliğini güçlendirdik. Vatandaşlarımız en sıkıntılı günlerinde devletini yanında buluyor. DSİ de orman yangını ve taşkınlarda mücadelede vazgeçilmez roller üstleniyor.
GEREKEN TEDBİRLERİ ALMALIYIZ
Vatandaşımızın en zor günlerinde devletimiz seferber olmuştur. Zaman zaman ortaya çıkan sorunları da çözüme kavuşturuyoruz. 2013’ten bu yana TOKİ tarafından yapılan konut 1 milyon 351 bini aşıyor. TOKİ binalarımız 6 Şubat’tan alnının akıyla çıktı. Yıkılan binaların yüzde 90’dan fazlası 99 öncesi yapılanlardı. Dere yatağına inşa edilen binanın yüzde 100 güvenli olduğunu kimse söyleyemez. Bakımı zamanında yapılamayan dereler ciddi risk taşıyor demektir. Bedel ödemek kaçınılmaz hale geliyor. Her iki bakanımız karşı karşıya olduğumuz tehditleri ifade etti. Bugüne kadar DSİ’nin inşa ettiği tesisle 20 milyon dekar alanda taşkın kontrolü sağladık. Toplam 1500 adet sel, su baskını ve taşkın meydana geldi. Bu afetlerde 113 insanımızı kaybettik. Sadece taşkınlardan dolayı oluşan fatura 4 milyar doları bulmakta. Yuvalarımızda gönül rahatlığı ile oturmak istiyorsak hem tabiata saygılı olmak hem de gereken tedbirleri almalıyız.
BİZİM BÜTÜN DERDİMİZ İNSANIMIZI YAŞATMAKTIR
Deprem İstanbulumuz için beka meselesi haline gelmişken, deprem gerçeği kendini hatırlatırken hiçbirimizin dönüşüm projelerini geri plana itme lüksü yok. Ülke ve millet meselesinin siyasi parti meselesi olmaz. Bizim bütün derdimiz insanımızı yaşatmaktır. Bizim amacımız vatandaşımıza müreffeh bir gelecek sunmak, ihmalden, siyasi rekabetten, tembellikten dolayı daha fazla acı çekmek, yıkım ve gözyaşı görmek istemiyoruz. Hükümet olarak kentsel dönüşüm, sel ve taşkın riskini azaltmak gibi can ve mal emniyetini sağlayacak her türlü projeye gereken desteği vereceğiz.
Bakanlık verilerine göre, RADAR Sistemi, yapay zeka teknolojisine uygun yeni nesil risk senaryo ve veri modelleri kullanarak riskli mükelleflerin tespitine yönelik daha etkin ve hızlı aksiyon alınmasını amaçlıyor.
Sistemle, vergi kayıp ve kaçağına, Hazine destekleri ile uygulama ve denetim etkinliğine yönelik 693 bin 331 mükellef analiz edildi.
Bu kapsamda, mükellefiyet kaydı bulunmadan sürekli motorlu araç alım-satımı gerçekleştirerek haksız fiyat artışlarına sebep olan kişiler, piyasada spekülasyona sebep olan bayi ve galericiler özelinde analiz ve değerlendirme çalışmaları gerçekleştirildi.
Çalışmalarla 59 bin 324 mükellef analize tabi tutuldu, riskli olduğu değerlendirilen 1307 mükellef, hakkında gerekli işlemlerin yapılması amacıyla ilgili birimlere iletildi.
GAYRİMENKUL FIRSATÇILARIYLA MÜCADE EDİLİYOR
Gayrimenkul sektöründeki vergi kayıp-kaçağının önlenmesi ve sektördeki kayıt dışı faaliyetlerle mücadele kapsamında da mali ve finansal veriler ile tapu ve emlak ilan sitelerinin verileri incelendi.
İncelemeler neticesinde, haksız fiyat artışı yaparak piyasayı olumsuz etkileyen ve enflasyona sebep olan gerçek ve tüzel kişiler tespit edildi.
Gayrimenkul kira geliri elde eden ve gelirini beyan etmeyen veya eksik beyan eden kişilere ilişkin de analiz çalışması yürütüldü. Vergisel yükümlülüklerini yerine getirmemiş olabileceği değerlendirilen mükellefler, gereğinin yapılması için denetim birimleriyle paylaşıldı.
Gayrimenkul satışlarını gerçek değer üzerinden beyan etmeyerek düşük tutarda tapu harcı ödeyen, gayrimenkulün gerçek değerinin çok altında tutarda satış faturası düzenleyen, değer artış kazancını beyan etmeyen veya düşük beyan eden mükellefler de takip edildi. RADAR Sistemi’ne takılan mükellefler, denetim birimleriyle paylaşıldı. Bu kapsamda 131 bin 211 mükellef analiz tabi tutularak, 7 bin 117 mükellefe ilişkin değerlendirmeler ilgili birimlere gönderildi.
SOSYAL MEDYA GELİRLERİ DE İNCELENİYOR
Sistemle, vergi kayıp ve kaçağının önlenmesine ilişkin e-ticaret sektörüne yönelik de analiz ve değerlendirmeler yapıldı. Bu kapsamda 2 bin 749 mükellef analize tabi tutuldu ve riskli olduğu değerlendirilen 1199 mükellef ilgili birimlerle iletildi.
Çeşitli yöntemlerle sosyal medya geliri elde eden ve vergisel yükümlülüklerini yerine getirmeyenler özelinde de analiz çalışması yürütüldü. Bu çerçevede, 131 bin 813 mükellef incelendi ve 7 bin 493 mükellef denetim birimleriyle paylaşıldı.
FAHİŞ FİYAT ARTIŞI İNCELENDİ
Bakanlıkça, Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından fahiş fiyat artışı yapılan mal ve hizmet grupları da belirlendi.
İncelemeler sonucu, fahiş fiyat artışı yapmış olabilecek kişi ve kurumlar tespit edildi. Ayrıca depremlerden sonra gayrimenkul satışlarında fahiş fiyat artışı gerçekleştirmiş olanlar hakkında, iletilen şikayetler ve ilan siteleri üzerinden analiz çalışmaları yapıldı. Risk analiz ve değerlendirme çalışmaları sonucu, 16 bin 839 mükellef analize tabi tutuldu ve 227 mükellef gereği için ilgili birimlere bildirildi.
Haksız vergi iadesinden faydalanarak gelir kaybına sebep olan mükelleflere yönelik de analiz gerçekleştirildi. Bu kapsamda konut teslimleri ve inşaat taahhüt işleri konularında iade talep eden mükellefler, imalatçı ihracatçı mükellefler ve uluslararası taşımacılık istisnasından yararlanan mükellefler için risk analiz ve değerlendirme çalışmaları yürütüldü. Değerlendirmeler sonucunda, 825 mükellef incelendi ve 575 mükellef de ilgili birimlerle paylaşıldı.
Hazine tarafından sağlanan teşviklerine yönelik risk analizi ve değerlendirme çalışması sonucu da 56 bin 884 mükellef analiz edildi ve 4 bin 217 mükellef ilgili birimlere iletildi.
]]>Raporda, küresel ekonominin gelişmiş ve gelişmekte olan piyasalarda ekonomik faaliyetlerin istikrarlı şekilde normalleşmesiyle Kovid-19 sonrası dengeye geçiş yaptığı belirtilerek, etkili politika manevraları, iyileşen arz-talep dengeleri ve Avrupa’da kışların ılıman geçmesi gibi iyi etkenler nedeniyle birçok gelişmiş ekonomi için yumuşak bir inişin mümkün göründüğü ifade edildi.
Sağlam ABD ekonomisine ek olarak, birçok gelişmekte olan ülkede salgın sonrası sürdürülebilir ve beklenenden daha güçlü toparlanmaların, yapıcı büyüme tablosu oluşturduğuna işaret edilen raporda, ABD Merkez Bankası (Fed) ve Avrupa Merkez Bankasının (ECB) muhtemelen ikinci çeyrekte faiz indirimine başlayacağı kaydedildi.
Raporda, jeopolitik riskler ve enflasyonun, ekonomik görünüme yönelik potansiyel tehdit olmaya devam ettiği vurgulanarak, küresel üretim ve ticari ortamın jeopolitik değişimlerle uyum içinde gelişeceği aktarıldı.
G20 küresel büyümesinin 2022 ve 2023 seviyelerine göre düşmesinin muhtemel olduğu ifade edilen raporda, geçen yıl yüzde 2,9 olan G20 ekonomik büyümesinin 2024’te yüzde 2,4 ve 2025’te yüzde 2,6 olacağının öngörüldüğü bildirildi.
Raporda, gelişmiş G20 ekonomilerinin bu yıl yüzde 1,5, gelecek yıl yüzde 1,6, gelişmekte olan ekonomilerin de sırasıyla yüzde 3,8 ve 3,9 büyümesinin beklendiği, bu yıl daralması muhtemel tek G20 ekonomisinin ise Arjantin olduğu kaydedildi.
BÜYÜK MERKEZ BANKALARI FAİZLERİ DÜŞÜRME YOLUNDA
Fed, ECB ve Japonya Merkez Bankasının (BoJ) faiz oranlarını düşürme ve normalleştirme yolunda ilerlediğine değinilen raporda, enflasyonun aşağı yönlü çizgide kalması koşuluyla, büyük merkez bankalarının zamanı gelince para politikasını normalleştirmeye başlayacağı vurgulandı.
Raporda, Moody’s’in Fed’in 2024’te faiz oranını 100 baz puan düşürerek yüzde 4,25-4,50 aralığına çekeceği ve 2025’te daha da indirime gideceği yönündeki beklentisini koruduğu ve ECB’nin ikinci çeyrekte politika normalleşmesine başlamasının beklendiği ifade edildi.
Makroekonomik risklerin geçen yıla göre azaldığına dikkat çekilen raporda, jeopolitik risklerin ise ön plana çıktığı belirtildi.
Raporda, temel makroekonomik ve finansal riskler arasında enflasyon, faiz oranlarının nihai düzeyine ilişkin belirsizlik ve finans sektöründeki kırılganlıkların yer aldığı, jeopolitik gelişmelerin emtia piyasaları ve küresel ticaret üzerinde risk oluşturmaya devam ettiği aktarıldı.
Devam eden Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki çatışmalar ve Asya genelindeki gerginliklerin bölgesel ve küresel büyümeye ciddi belirsizlikler kattığı vurgulanan raporda, yurt içi ekonomi ve ticaret politikaları ile teknoloji transferlerinin de dış politika tarafından şekilleneceği anlatıldı.
TÜRKİYE’NİN BU YIL YÜZDE 2,5 BÜYÜYECEĞİ TAHMİN EDİLİYOR
Moody’s bu yıla dair büyüme tahminlerinde ABD, Hindistan ve Rusya ekonomisi ile G20 geneli için yukarı yönlü revizyona giderken, Avro Bölgesi, Almanya, Suudi Arabistan ve Arjantin için beklentilerini aşağı çekti.
Kredi derecelendirme kuruluşunun raporunda, Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 2,5, gelecek yıl yüzde 3 büyümesinin beklendiği kaydedildi.
Murat Kurum’un açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:
İstanbul’un artık sevgiye, kardeşliğe ihtiyacı var. Bugün tüm İstanbullular için bu kardeşliği daha da büyütmek için kıymetli dostlarımızla bir aradayız. Afetlere dirençli, risksiz İstanbul toplantımızın tanıtımı için bir aradayız. İstanbul’la bu heyecanı paylaştığınız için hepinize teşekkür ediyorum. Çare insanı merkeze alan hizmettir. Vaadimiz sizleri risksiz, çilesiz bir İstanbul’da yaşatmaktır.
‘SİZTEM İSTANBUL’
Tek dileğimiz İstanbullu hemşehrilerimizin mutluluğudur. Son yüz yıldır depremlerden çok çektik. Mevcut yönetim her alanda başarısız oldu. İstanbullular bu başarısız yılların ardından artık çaresiz değil. Kimle konuşsak İstanbul’daki sistem eksikliğini söylüyor. İstanbul’un sorunlarını çözerken merkeze insanı alan yeni anlayış sunuyoruz. İstanbul gündelik, keyfi kararlarla yönetilemez. Bu İstanbul’u çözümsüzlüğe mahkum eder. Amacımız sizleri stressiz İstanbul’da yaşatmak.
Tek dileğimiz İstanbul’un mutluluğudur. Bugün ülkemizin coğrafyasının yüzde 66’sı deprem riski altındadır. Büyüklüğü 6 ve üzeri 60’a yakın deprem yaşadık. 130 bine yakın kardeşimizi bu depremler nedeniyle toprağa verdik. Büyük Marmara depreminde 18 bin canımızı kaybettik. Asrın felaketinde 53 bin insanımızı kaybettik… Dünyada böyle bir yıkım görülmedi. Bu afetlerin ardından herkesin gündeminde İstanbul’un deprem gerçeği var. Olası İstanbul depremi bir milli güvenlik sorunu olacaktır.
İSTANBUL KİMLİĞİ
İstanbul kimliğini her mimari eserde yaşatacağız. Mevcut belediye ayıplarını hüner gibi göstermeye çalışıyor. Türkiye’nin her yerinde 2 milyon 200 bin konut dönüştürdük.
Artık istiyoruz ki finansın lokomotifi İstanbul daha güçlü olsun. Atatürk Kültür Merkezi’ni yeniledik. 1 Nisan’da görevi devralınca annelerimizin umutlarını yeniden hayata geçireceğiz. İstanbul’da tek bir riskli yapı kalmayana kadar durmayacağız, dinlenmeyeceğiz.
650 BİN YUVA İNŞA EDECEĞİZ
5 BİN 833 TL’DEN BAŞLAYAN TAKSİTLE KENTSEL DÖNÜŞÜM
Evini KİPTAŞ ile dönüştürenlere 700 bin lira hibe desteği, 700 bin lira kredi desteği sağlanacak. Ödemeler 5 bin 833 TL’den başlayan taksitlerle olacak.
BAŞVURULAR 15 NİSAN’DA BAŞLAYACAK, EVLER 18 AYDA TESLİM EDİLECEK
YERİNDE DÖNÜŞÜM İLE 250 BİN KONUT
KENTSEL DÖNÜŞÜME ÖZEL 100 BİN SOSYAL KONUT
İSTANBUL SANAYİSİ YENİLENECEK
EMİNÖNÜ-SİRKECİ SAHİL BANDI
Sirkeci Tren Garı kapsamlı bir çevre düzenlemesinden geçecek. Garın ray sistemi kaldırılmadan yapılacak tematik düzenleme ile İstanbul hazinesinin yaşayan bir parçası haline dönüştürülecek. İçindeki donatılarla her yaştan İstanbullunun keyifle dolaşacağı cıvıl cıvıl bir alan olacak.
KIBLE ÇEŞME CADDESİ HAYAT BULACAK
FATİH CAMİİ ÇEVRESİ YENİ BİR KİMLİK KAZANACAK
SULTANAHMET MEYDANI’NDA 1700 YIL ÖNCESİNE YOLCULUK
SÜLEYMANİYE CAMİİ’NİN ÇEVRESİ İHYA EDİLECEK
Ordu Caddesi’nde, cadde ve cephe düzenlemesi yapılacak.
ÜSKÜDAR’DAN MODA’YA KADAR UZANACAK