Vodafone’un yeni raporu, Vodafone Türkiye CEO’su Engin Aksoy ve Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Hasan Süel’in katılımıyla düzenlenen basın toplantısında tanıtıldı.
Vodafone Türkiye CEO’su Engin Aksoy şunları söyledi:
“Fiber altyapı meselesi, ülkemizin bir sorunu haline gelmiş durumda ve bu sorunun giderilmesi için yenilikçi ve çözüm odaklı yapısal değişikliklere ihtiyaç var. Bugün uluslararası tarafsız araştırmalar, yaklaşık 90 ülkenin değerlendirildiği fiber gelişmişlik endekslerinde Türkiye’nin ancak 50. sıralarda yer aldığını gösteriyor. Sabitte lisans uzatmanın da yapılacağı önümüzdeki birkaç yılın ülkemiz için kritik bir dönüm noktası teşkil ettiğini düşünüyoruz. Bu sürecin adil ve sektörel rekabeti destekleyecek şekilde yürütülmesi son derece mühim. Bizler bu süreci ülkemizin dijitalleşme misyonu açısından bir fırsat alanı olarak değerlendiriyoruz. Bu doğrultuda hazırladığımız ‘Dijitalleşme Yolunda Sabit Genişbant Politikaları’ konulu rapor, gelişen bir dijital ekosistemi etkinleştirmede fiber altyapının vazgeçilmez rolüne odaklanan 2030 vizyonumuzun hayata geçirilmesi için önemli bir referans noktası.”
Engin Aksoy şöyle devam etti:
“Dijital dünya şaşırtıcı bir hızla ilerliyor ve biz geride kalıyoruz. Türkiye’nin Güney Kore ile aynı yoğunluğa ulaşması için fiber hattını 2 milyon kilometreye çıkarması ve bunun için fiber hattını her yıl bir önceki yıla göre %17 artırması gerekiyor. Bu durumda ortaya çıkacak etkiler, her yıl Türkiye GSYH’sine %2,2’lik bir katkı sağlayabilir. Diğer bir deyişle, mevcut düzende devam edersek, her yıl 19 milyar dolarlık bir değerden mahrum kalacağız. Veriler, uluslararası örneklerin gerisinde kalan fiber kapsama, FTTS oranı ve ortalama sabit genişbant hızında endişe verici bir fark olduğunu ortaya koyuyor. Bu fark, sektördeki yapısal sorunlar, özellikle sabit altyapı tarafında dikey bütünleşik yapı ve altyapı paylaşım mevzuatı ile ilişkili. Bu sorunların, telekomünikasyon pazarının mevcut aksak yapısından kaynaklandığına, adil rekabeti engellediğine ve nihayetinde müşterilerimize sunduğumuz hizmet kalitesini etkilediğine inanıyoruz. Dolayısıyla, bizim için yapısal ayrışmanın gerçekleşmesi, ayrışmayla eş zamanlı olarak ortak altyapı şirketinin kurulmasına giden yolun açılması, lisans uzatma sürecinin yapısal reformlar için fırsat olarak değerlendirilerek hakkaniyetli bir şekilde uzatmanın yapılması öncelikli konular arasında yer alıyor.”
Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Hasan Süel ise şunları kaydetti:
“Biz altyapı sahibi ve işletmecisinin ayrışmasının hem rekabeti tesis edeceğine hem de verimliliği sağlayacağına inanıyoruz. Ayrışma, uluslararası alanda yaygın olarak kabul görmüş, fiber yatırımlarını ve rekabeti artırmada uygulanan bir model. Fiber altyapının yaygınlaşmasının, altyapı sahipliğinin yapısal ayrışmayla tamamen bağımsız bir şirket tarafından yönetilmesi ile mümkün olacağına inanıyoruz. Altyapı ve üstyapı hizmetlerinin ayrılması, telekom operatörlerinin iş modellerini sadeleştiriyor. Ayrışma ile sadeleşmiş yönetim stratejileri; kurum içi etkin uygulamalar, yönetim motivasyonu ve nihayetinde genel verimliliğin artmasını sağlayabiliyor. Tüm operatörlere açık ve eşit hizmet veren bir altyapı firmasının varlığı, altyapının en verimli şekilde kullanımını sağlayacak, perakende piyasada artan rekabet ile yatırımın aboneliğe dönüşmesi hızlanacaktır. Diğer ülkelerde işe yaradığı kanıtlanmış, fiber altyapının tüm potansiyelini açığa çıkaran ve vatandaşlar ve işletmeler için daha hızlı, daha uygun fiyatlı internet erişimi sağlayan bu modeli benimsememiz gerekiyor. Önerdiğimiz ayrışma modeli, aslında daha önce devlet kurumlarının da işaret ettiği ve elektrik sektöründe de uygulanan bir model. Yapısal ayrışmanın, sektördeki yapısal engelleri ortadan kaldırmanın ve ülkemizdeki fiber altyapının tüm potansiyelini açığa çıkarmanın en etkili yolu olduğuna inanıyoruz.”
Hasan Süel, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Lisans uzatmayla eş zamanlı olarak ayrışmanın yapılması ve altyapı politika kararlarının alınarak takvime bağlanması gerek. Kalkınma Planı’nda da yer alan genişbant stratejisinin ortaya koyulması ve hayata geçirilmesi önem arz ediyor. Sabit hizmet lisans uzatma süreçlerinde fiyatlandırmanın denge gözeterek hakkaniyetle belirlenmesi, hem ülke hazinesi için kazanç, hem de adil rekabetin tesisi için bir adım olacak. Hakkaniyetli bir lisans sürecinin uluslararası kabul gören metotlar çerçevesinde gerçekleşmesi gerektiğini düşünüyoruz. Örneğin, uzatma bedelinin belirlenmesinde EBITDA önemli bir rol oynuyor. Sabit altyapıda lisans uzatmanın nasıl yapılacağı önümüzdeki diğer lisans süreçleri için de bir örnek oluşturacak. Burada mobil ve sabitte farklılaşan değerleme yöntemleri ve bedelleri pazarda yapısal sorunlara sebep olabilir. Dolayısıyla sabitte seçilecek uzatma yöntemi 5G ve 2029 yılında yapılacak ihaleler için emsal oluşturacaktır. Burada hakkaniyet esasını savunuyoruz. Bu esas, sektörde rekabeti ve kamu menfaatini sağlayacak.”
Hasan Süel, şirketin politika önerilerini ise şöyle sıraladı:

İDDİANAMEDE AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET İSTENDİ
Hakkında hazırlanan iddianamede Küçüktekin’in yüzü, boyun bölgesi ve kollarında, cilt ve cilt altında ikinci derece yanık oluştuğuna ve bunun basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek, hayati tehlike meydana getirecek şekilde olduğuna yer verildi. Sabit Türk’ün, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanması istenilen iddianame, Konya 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

15 YIL HAPİS VERİLDİ
3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın karar duruşmasında savcı, sunduğu mütalaada, Türk’e ‘Kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan 13 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası verilmesini talep etti. Mahkeme heyeti ise Sabit Türk’ün, Merve Küçüktekin’e yönelik eyleminin ‘Nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs’ suçu olarak nitelendirildiğinden ve eylemin sabit görüldüğünden, kastının ağırlığı, failin amaç ve nedeni dikkate alınarak 15 yıl hapis cezasına karar verdi.

AVUKAT İTİRAZ ETTİ
Merve Küçüktekin’in avukatı aracılığıyla yaptığı itiraz başvurusu üzerine Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesi, yerel mahkemenin verdiği cezayı az bularak yeniden yargılamaya hükmetti. Kararda, “Katılanın alınan tıbbi raporlara göre, basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek, yaşamsal tehlike doğuracak, yüzünde sabit bir ize neden olacak bir biçimde yaralandığı olayda, sanık hakkında orantılılık ilkesi gözetilerek, 13 yıldan 20 yıla hapis cezasını öngören TCK’nın 35’inci maddesi uyarınca, yaralanmanın niteliği, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığına göre makul seviyede ceza belirlenmesi yerine 15 yıl hapis cezası belirlenmek suretiyle eksik ceza tayini olduğu anlaşıldığından hükmün bozulmasına” denildi. Ayrıca sanığın cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığının belirlenebilmesi için de İstanbul Adli Tıp Kurumu, Gözlem İhtisas Dairesi’ne sevk edilmesi kararını verdi.

‘BU KARARIN EMSAL OLABİLECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ’
Konya Bölge Adliye Mahkemesi’nin verdiği bozma kararının emsal olabileceğini belirten Küçüktekin’in avukatı Aycan Ceylan, “Konya Bölge Adliye Mahkemesi, 15 yıl cezanın yapılan eylemin sonuçları düşünüldüğünde çok az bir ceza olabileceğine hükmetti. Hükmü bozarak üst tura yaklaşılarak ceza verilmesi gerektiği görüşüyle mahkemeye, yargılamanın yeniden yapılması için dosyayı geri gönderdi. Bu karar elbette bizim için umut verici bir karar oldu. Zira ülkemizi düşündüğümüzde kadınlara yönelen şiddet ve cinayet olayları çok ciddi bir ivme kazanmaktaydı. Önceden de bu tür dosyalar netice sebebiyle ağırlaştırılmış yaralama olarak değerlendirilip çok cüzi cezalarla sonuçlandırılmaktaydı. Bu sebeple biz bu dosyanın en azından caydırıcı yaptırımlar açısından emsal olabileceği düşüncesindeyiz.” dedi.

‘HAYATA TUTUNMAYA ÇALIŞIYOR’
Merve Küçüktekin’in tedavilerinin devam ettiğini ve psikolojik durumunun da halen bozuk olduğunu söyleyen avukat Ceylan, “Müvekkilimin tedavisi devam etmekte. Tedavisi için gerekli tüm işlemleri yürütmekteyiz. Aldığımız raporlara göre, şu an ruhsal psikolojik rahatsızlık seviyesi yüzde 40 seviyelerinde bir bozulma yaşamakta. Hayata adapte olma süreci elbette çok zor oluyor onun için ama her kadın gibi o da çok güçlü bir şekilde hayata tutunmaya çalışıyor. Fiziksel yaraları için de halen tedavisi devam etmekte” diye konuştu.
UZAYA YOLCULUĞUN ERTELENMESİ SÜRECİ
Ekstra bir stres barındıran bir duygu içine girmedik. Son dakika ertelemesi işin doğası. Herhangi bir yolculuğa çıkarken dahi son dakika teknik ertelenmesi gibi bir durum, normalleştirilmesi gerekiyor. Planladığımız tüm adımların yerine getirilmiş olması nedeniyle son derece mutluyuz.
Moral, motivasyonumuz yüksek seviyedeydi. Son kolun içerisinden Dragon kapsülünün içine girerken farklı bir duygu ve heyecan içine girmedim. Minik kardeşlerimizle buluşacağımız, sorularını alacağımız anlar heyecan meselesi. Heyecan asıl şimdi başlıyor.
TUZ GÖLÜ’NDEKİ BİTKİ DE UZAYDAYDI
Uzay ekosistemi giderek büyüyor, 1,6 trilyon dolara ulaştı. Bilim dünyası uzay ortamına katkıda bulunacak bitkilerin arayışı içerisinde. Yer çekimsiz ortamın şartlarına uyum sağlayıp sağlamadığına bakıldı. Beklentilere cevap verdi, bilim adamları çalışmaya başladı.

UZAYDA NE YENİR NE İÇİLİR?
Suyu arındırılmış dana, tavuk, armut gibi pek çok yemek var. Tüketime hazır olan, emniyet şartlarında direkt yenebilir gıdalar var.
UZAYDA NASIL UYUNUR?
Bize tahsis edilen alanlar vardı. Uyku tulumunu 4 noktaya gererek kendimi sabitledim. Duvara sabit olanları tutulma noktalarına sabitleyerek, uyku tulumunun içerisine girerek bir konaklama gerçekleştirdim. Uyku tulumunun görevi hava çıkışlarından kaynaklı bir modülden öbür modüle geçmenizi engellemek, yani sabitlemek.
UZAY İÇİN NE EĞİTİMLER ALINDI?
Yer çekimsiz ortamın gereklerini barındıran eğitimlere tabi tutulduk.

UZAYDAN ÖNCE AİLELERİYLE SON GÖRÜŞME
Hazırlığımızı yaptığımızı söyledim, helalliklerini istedim. Fırlatmada eşlik eden insanları düşününce insanın gözleri yaşarıyor.
KALEMLE OYNAMA GÖRÜNTÜLERİ
2 dakika 52 saniyede 100 kilometre sınırını aştık. Uzay sınırı eşiğini geçince yer çekimsiz ortamı test etmek istedim. İstasyona yaklaşıldığında yoğun bir süreçle meşguldük.
UZAYDA GÜNLER NASIL GEÇTİ?
Her dakikası planlı, yoğun bir süreçti. Verdiğimiz her emeğin karşılığını orada almak üzere bulunduk. Her günü simüle ederek prova etmiştik. Farklı duygusal iniş çıkışlara yer yoktu. Yoğun olarak deneylerimizdi.
Fiziksel olarak herhangi bir salınımla karşılaşmadım. Uzay İstasyonu’na ulaştıktan sonra 1 saat içinde deneylere başladım. Boşa geçireceğimiz bir saat yoktu. Cumhuriyet’in 100. yılında bu görevi tüm adımlarıyla yerine getirdik.
DÜNYA’YA DÖNÜŞ NASILDI?
Dışarıyla göz temasında alev kütlesini gördüğümüz bir an oldu. İletişim kesilmedi, koltuğumuz sabitti vehayat destek sistemlerine bağlıydık. Bütün akışı çalışmış haldeydik. Tekrar Dünya’da olmak harika bir duygu.
DÜNYA’DA ILK YÜRÜYÜŞ NASILDI?
Kapsülden kendim inmek istedim, şaşırdılar. İyi olduğunuzu ifade etseniz de eşlik etme yükümlülükleri var.

GEZERAVCI DÜNYA’YI NASIL GÖRDÜ?
Rutinde alışık olduğumuz karelerden farklı, her açıdan fotoğrafladım. İnsanların meraklarını gidermeye yönelik fotoğraf almaya çalıştım.
“HAYALLERİMIZİ SINIRLAYAN BİR EŞİK AŞTIK”
Cumhurbaşkanı’na, emanetimizin sahibine iade ettik. Hayallerimizi sınırlayan bir eşik aştık. Bu bir başlangıçtı, gençlerimizin geleceği parlak olsun.
Bu sözler aslında, milyarlarca insanın içinden geçen şu soruya bir cevap:
“Nasıl oluyor da ellerinde hiçbir şey olmayan Filsitinliler, dünyanın en büyük ve zalim savaş makinası karşısında 75 yıldır direnebiliyor?”
Wael’in verdiği cevabın ardındaki sır ise Filistinlilerin pergelin ayağını doğru noktada sabitlemesinden geçiyor. O sabit nokta Filistin’in kendisidir. Bu yorumu çıkarmamda, 2023 yılında Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanlığı görevine atanan Prof. Dr. İbrahim Kalın’ın taze taze matbaadan çıkan kitabı Öze Yolculuk yardımcı oldu.
Entelektüel birikimini, devlet adamlığı tecrübesiyle harmanlayan İbrahim Kalın, kitabının bir bölümünde Batı sonrası bir küresel düzen arayışında Türkiye’nin yönünü nasıl belirlediğine değinirken kullandığı pergel metaforuyla yolu açıyor:
“Kural, pergelin iğnesini doğru yere sabitlemektir. Bizim için pergelin iğnesini sabitlememiz gereken yer, Anadolu irfanı geleneğidir…Pergelin iğnesini doğru sabitledikten ve kendi merkezimizin farkına vardıktan sonra yetmiş bin alemi istediğimiz gibi merakla, tecessüsle, heyecanla ve keyifle gezebiliriz.”

DAİMİ VE EBEDİ OLANI TUTUNMAK
O halde Filistin’in de bir direnme irfanı var ki, bunca şiddetli yele ve fırtınaya rağmen eğilmeden topraklarında durabiliyorlar. Vatanlarını evlerinin anahtarlarıyla yanlarında taşıyorlar. Filistinlilerin, işgalin onlarca yıla yayılan sistematik şiddetine ve dayatmalarına rağmen özlerini ve özne olma vasıflarını kaybetmemiş olması da bu direnişte öneme sahip. İbrahim Kalın, kitabında özünü korumak için en önemli hususiyetin, mutluluğu aramayı “geçici olanda değil” geçici olmayan, daimi ve ebedi olana tutunmak, olduğunu belirtiyor. Bu noktada aklıma, İslam’ın ilk kıblesi, Mescid-i Aksa geliyor. Filistin’in ulusal kimliğinin de bir parçası olan bu kutsal mabedin varlığı, işgalci sistem karşısında Filistinlilere ayrı bir ruh üflediği, özlerini korumasına yardım ettiği anlaşılıyor. O nedenle ki, işgalci güç her fırsatını bulduğunda Mescid-i Aksa’ya müdahale etme ve onu ele geçirme fırsatı kolluyor. Filistin’in aklının ve kalbinin Aksa’da var olduğunu biliyor.
İSLAM ÜLKELERİNİN YAPMASI GEREKEN
Elbette, Gazze’de yüz günü aşkındır yaşanan katliamlar karşısında elimizden bir şey gelmemesi, bizleri hem zihnen hem de ruhen oldukça zorluyor. Beşikteki bebeklerin bir tonluk bombalarla öldürülmesi karşısında susmasak da gürleyemiyoruz. Burada elbette İslam ülkelerinin, Batılı devletler karşısında dağınık görüntüsü de hepimiz tarafından sorgulanıyor. Kriz çözme kapasitesi ve mekanizmasını kurmamış olmanın önemli eksikliklerimiz arasında olduğu görülüyor. İşe, Dünya’nın “oluş ve bozuluş” alemi olduğunun bilincine varmakla başlamak gerektiğini belirten Kalın, “Bireyler, toplumlar, milletler, devletler ve medeniyetler bu geçreği kabul edip krizlere çözüm üretebildikleri oranda ve müddetçe ayakta kalırlar… Önemli olan risk yönetme ve çözüm üretme kabiliyetini canlı tutmak ve yeni sınamalar karşısında sürekli geliştirmektir” değerlendirmesiyle bize önemli bir pencere açıyor. Türkiye’nin geçen yirmi yılda bu kapasitesini önemli ölçüde geliştirdiğini ve bir rol model olarak çevre coğrafyasına uygulamalı örnek olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu birinci şartın dışında, İslam dünyasını tek bir parça olarak görme yerine, birçok farklı parçanın zenginliğine sahip bir yapı olarak görmenin önemine de vurgu yapılıyor. Yani, “Kesrette vahdet, çokluk içinde birlik, birlik içinde kuvvet ilkesiyle hareket etmek gerekiyor.”
ÖZÜNÜ KEŞFETME VE İNANMA
Türkiye’nin rolü bu noktada önemli. Son 20 yılda çevre bölgelerle ilişkimizin özünü yeniden keşfederken aslında karşılıklı alışveriş ve birlikteliğe giden yolun da inşa edildiğine şahit oluyoruz. Türkiye’nin tüm ekonomik ve siyasi baskılara rağmen başarılı olduğunu gören İslam ülkeleri ve emperyalizme karşı mücadele veren ülkeler de, kendi özlerini keşfetme ve inanma yoluna giriyor. 200 yıldır Dünyamızı cenderesine alan Batılı düzenin kolay kolay egemenliğini bırakmayacağı açık. Filistin topraklarında yaşananlar karşısında gösterdikleri refleks bunun en açık kanıtı. Kurdukları düzenin ancak kendi çıkarlarına hizmet etmesini amaçladıkları da aşikar. Kalın, Öze Yolculuk’ta bu çürümüş yapının yerini alması gereken insan merkezli yapıyı, şu şekilde tasvir ediyor: “Düzen, ancak insanın gerçek hedefine ulaşmasına imkan sağlayacak bir güvenlik ve özgürlük alanı inşa ettiği zaman düzendir.”
OKURKEN KALEMİN YÜRÜMESİ
Bir kitap eki için yazılan bu yazıda elbette İbrahim Kalın’ın okumaya ilişkin görüşlerine yer vermemek olmaz. Öze Yolculuk ilk elime geçtiğinde, ki bunun bende çok hoş bir anısı var, sayfaları karıştırırken karşıma ilk çıkan hususlardan birisi Kalın’ın okuma alışkanlığı olması bir tesadüf sayılamaz. Şöyle diyor Kalın, “Ben elimde kalem olmadan kitap okuyamam… Çünkü okurken kalemin yürümesi, insanın okuduğu şeye tam manasıyla odaklanması ve nüfuz etmesi demek.” Bu noktada aynı hissiyatı paylaştığımı görmek bana ayrı bir mutluluk verdi.