Yumaklı, Denizli’nin Acıpayam ilçesindeki Tarım Kredi Süt Ürünleri AŞ’yi ziyaretinin ardından açıklama yaptı.
Türkiye’nin 21,5 milyon ton süt üretimi olduğunu, bunun yüzde 50’sinin sanayiye gittiğini ifade eden Yumaklı, sanayi tesislerinin bu sütten daha fazla pay alarak, daha fazla süt ve süt ürünlerinin üretilmesiyle birlikte hem içerideki ihtiyacı karşılamasını hem de ihracatla ilgili hedeflere ulaşmayı istediklerini dile getirdi.
GERİYE DÖNÜK FATURALARDA OYNAMA
Son dönemde Türkiye’de süt konusunda birtakım gelişmeler olduğunu, bunları çok yakından takip ettiklerini belirten Yumaklı, şöyle konuştu:
“Hem sanayiyle hem de üreticiyle çok yoğun bir temas içindeyiz. Maalesef ki son dönemde, özellikle son 2-3 haftalık dönemde bazı sanayi tesislerinin özellikle geriye dönük faturaları düzenleyerek üreticinin gelirini azaltma yönünde ya da fiyatları düşürme yönünde birtakım faaliyetlerde olduğunu tespit ettik. Ticaret Bakanlığı’mız ile bunları çok yakından takip ediyoruz. Bizim üreticinin sütünü değerinde alarak bunu tüketiciye en uygun şartlarda ulaşmasını sağlayan sanayi kuruluşlarıyla ilgili hiçbir olumsuz görüşümüz yok. Ancak fırsattan istifade ederek, ortamı sadece kendi ulaşmak istedikleri menfaatlerine doğru evirmek isteyenlere karşı çok yoğun bir şekilde inceleme süreci başlatmış bulunuyoruz. Özellikle rekabet koşullarına da uygun olmayan şekilde bir araya gelerek üreticinin elinden değerinin altında ürün almakla ilgili bazı oluşumların da olduğunu tespit ettik, hem biz hem de Ticaret Bakanlığı’mız. Ticaret Bakanlığı’mız da bu yönüyle bunları araştırmaya ve incelemeye başlamış durumda.”
“1000 TON SÜT PİYASADAN ÇEKİLECEK”
Bakanlık olarak, bu dönemde hem sıcaklıkların artması hem de üretimin çok olması sebebiyle oluşan süt fazlasını üreticiyi de korumak adına bir regülasyonla çözme yolunda geçen haftadan itibaren bir adım attıklarını dile getiren Yumaklı, “Yaklaşık 1000 tonluk günlük sütü biz piyasadan çekeceğiz. Eğer gerekiyorsa bu rakamı da fazlalaştıracağız. Sene sonuna kadar da bu regülasyona devam edeceğiz” dedi.
Yumaklı, bu adımın regülasyon amaçlı olduğunu vurgulayarak, “Üreticinin elinde ürünün kalmamasını sağlamak için yapıyoruz. Bunu kötüye kullanmak isteyen kuruluşları da buradan ikaz ediyorum tekraren; bu regülasyon amaçlı bizim yapmış olduğumuz süt tozuna çevirme işlemini, üreticinin elinden daha da ucuza almak için farklı bir yönüyle kullanmak isteyenlerin kesinlikle bu yola tevessül etmemelerini özellikle ikaz etmek istiyorum” ifadesini kullandı.
“GEREKEN NE İSE HER İKİ BAKANLIK OLARAK DA YAPTIRIMLARI YAPACAĞIZ”
Türkiye’de süt üretiminin her geçen gün arttığını belirten Yumaklı, şunları kaydetti:
“Bizim istediğimiz şu, üretici kendi maliyetlerinin üzerine makul bir karla sürdürülebilir, verimli, kaliteli bir üretim yapmak adına bu üretimine devam edecek. Sanayimiz de bu ürünleri kullanacak, yurt içindeki ihtiyacı karşıladıktan sonra yurt dışındaki rekabete kendisini açmış olacak. Bu yolda da hem üreticilerimizin hem de sanayicilerimizin yanında olduğumuzu belirtmek istiyorum. Üreticinin üretmiş olduğu ürünlerle alakalı fiyat düşümlerini görüyoruz. Bunun bir de tersi yönü var işin daha da ilginç tarafı. Maalesef üreticinin elinde alınan bu ürünlerin ödeme vadelerinin aslında perakende kanununa göre 30 gün içinde yapılması gerekirken bunun 4-5 aylara çıktığını da görüyoruz. Bütün bunların hepsi hem bizim hem de Ticaret Bakanlığı’mızın incelemesi altında. Gereken ne ise her iki bakanlık olarak da yaptırımları yapacağız. Amacımız, sanayi tarafını, üretim tarafını mağdur etmeden belli bir stabilizasyonda gitmesini sağlamak. Üretimin istediğimiz ölçüde hem yurt içi ihtiyaçları karşılayacak hem de yurt dışı rekabete açılacak hale gelmesinin tek yolu hem üreticinin hem de bunu işleyen sanayicinin kar etmesidir, hem de tüketicinin uygun fiyatta ürüne kavuşmasıdır.”
]]>İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bireylerin eğitim seviyelerinin yükseldikçe nitelikli iş gücü ihtiyacının karşılandığını ve verimliliğin arttığını belirtti.
Daha iyi eğitim almış ve becerilerini geliştirmiş insan kaynağının ekonomik kalkınmanın önemli bir faktörü olduğunu dile getiren Bahçıvan, “Sanayide nitelikli eleman eksikliğinin üretimde kapasite artışını engellediğini ve ülkemizin uluslararası rekabet gücünü olumsuz etkilediğini söyleyebiliriz. Bu nedenle, sürdürülebilir büyüme için insan kaynağının niteliğinin geliştirilmesi son derece önemlidir.” dedi.
Bahçıvan, sanayinin katma değerli üretime geçiş yapabilmesi ve yüksek teknoloji alanlarına yönelebilmesi için nitelikli iş gücüne büyük ihtiyaç duyduklarının altını çizdi.
Bahçıvan, bu konudaki çalışmaları “ara eleman değil aranan eleman” vurgusunun yanı sıra “gelecek mesleki eğitimde” mottosuyla yönlendirdiklerini belirterek, “Bu kapsamda, Milli Eğitim Bakanlığımız (MEB) ile 2019’dan itibaren yürüttüğümüz İSO MEİP Mesleki Eğitim İşbirliği Projesi ile İstanbul’daki 44 meslek lisesinde 150’den fazla sanayicimizle kapsamlı, yenilikçi, katılımcı ve sonuç odaklı bir model oluşturduk.” ifadelerini kullandı.
Sanayi-okul iş birliklerinin, okullardaki istihdam odağını artırdığını ve istihdam oranlarının yaklaşık 4 kat artmasına katkı sağladığını gördüklerini belirten Bahçıvan, şunları kaydetti:
“Türkiye genelinde birçok alanda meslek lisesi mezunlarının alanında istihdam oranları yüzde 10’un altındayken, İSO MEİP okullarında bu oran geçtiğimiz yıl yüzde 40’ı aştı. Bu da mesleki eğitim yolculuğumuzda doğru yolda ilerlediğimizi gösteriyor. İSO olarak, bu modelin Türkiye geneline yaygınlaştırılması ve sanayimizin nitelikli iş gücü ihtiyacının büyük ölçüde karşılanmasına katkıda bulunması için çalışmalarımızı titizlikle sürdürüyoruz.”
“DESTEKLER SAĞLANMALI”
Erdal Bahçıvan, Türkiye İş Kurumu İşgücü Piyasası Araştırması’na (İPA) göre, işverenlerin nitelikli eleman bulmakta en çok zorlandığı sektörlerin başında imalat sanayisinin geldiğini bildirdi.
İstanbul’da, eleman temininde güçlük çekilen sektörlerin yüzde 43,2’sini imalat sanayisinin oluşturduğunu aktaran Bahçıvan, bu durumun sanayinin tüm alanlarında nitelikli iş gücü ihtiyacının olduğunu gösterdiğini söyledi.
Toplumu, aileleri ve öğrencileri mesleki eğitime daha yakınlaştırmak ve talebi artırmak amacıyla maddi teşviklerin önemli olduğunu düşündüklerini belirten Bahçıvan, şu ifadeleri kullandı:
“Bu kapsamda çocuklarını mesleki eğitime yönlendiren ailelere eğitim süresince sosyal yardım sağlanması, meslek lisesindeki öğrencinin ilk yılından itibaren sosyal güvencesinin başlatılıp devlet tarafından ödenmesi, eğitim süresince burs verilmesi, mezun olduktan sonra kendi alanında çalışmak şartıyla belirli bir süre için vergi muafiyeti tanınması ve erkek öğrenciler için askerlik avantajı getirilmesi gibi teşvikleri MEB ile yaptığımız görüşmelerde dile getiriyoruz. Sanayinin kapılarını öğrencilere açmak, onların son teknolojik gelişmelere tanıklık etmelerini sağlamak ve fabrikalarda uygulamalı eğitim vermek, mesleki eğitimi güçlendiren adımlar arasındadır.”
“SPESİFİK ALANLARDA İHTİYAÇ VAR”
Yenibiriş Yönetici Ortağı Uğur Karaboğa ise, emek yoğun işlerde nitelikli çalışanların üretimin önemli bir gücü olduğunu belirterek, “Endüstri meslek liseleri ve ön lisans mezunu olan bu teknik elemanları sadece ara eleman olarak nitelendirmek artık tam anlamıyla kavramın karşılığını vermiyor. Özellikle pandemi süreci ve sonrasında global çapta önemli bir tedarik zinciri krizi yaşandığı biliniyor. Mavi yaka ya da beyaz yaka gibi kavramların yanına eklenen ‘gri yaka’ kavramı da bu nedenle çok daha tanımlayıcı bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Gri yakayı, bilgiyi üreten ve aynı zamanda icraata geçiren profesyonel emekçilere verilen yeni bir isim olarak tanımlayabiliriz.” diye konuştu.
Söz konusu çalışanların sanayi, enerji, lojistik ve tarım gibi sektörlerde oluşturdukları değerin her geçen gün arttığına işaret eden Karaboğa, “Özellikle teknik eleman ve deneyimli usta, hizmet sektörü çalışanı konusu önemli. Burada az evvel bahsettiğimiz gri yaka çalışanlarda açıklar var. Örneğin inşaat sektöründe sıva ustası açığı olduğunu biliyoruz. Öte yandan ağır vasıta sürücüleri, vinç operatörleri gibi spesifik alanlarda ihtiyaç olduğunu da biliyoruz. Teknik eleman olarak bakım onarım teknisyenleri yine talep gören alanlar arasında yer alıyor.” ifadelerini kullandı.
“BÖLGEYE VE İHTİYAÇLARA UYGUN MESLEK OKULLARI DESTEKLENMELİ”
Uğur Karaboğa, tüm bunların yanı sıra iş dünyasındaki gözlemlere dayanarak bakım onarımda kadın istihdamının önemli bir başlık olduğunu söyledi. Kadın çalışanların bu çalışma alanında çok başarılı olabileceğinin bilindiğini ancak bu anlamda ciddi bir kaynak eksikliği bulunduğunu belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Enerji ve hizmet sektörlerinde de benzer durumlarla karşılaşıyoruz. Hizmet kalitesinin artması için sertifika ve deneyim sahibi servis, mutfak ve müşteri karşılama gibi alanlarda çalışanlara ihtiyaç var. Tüm bu başlıklar için eğitim sistematiğinin düzenlenmesinin ve teşvik edilmesinin yanı sıra özel sektör iş birliklerinin öneminin altını çizmek isteriz.”
Karaboğa, bölgeye ve ihtiyaçlara uygun meslek okullarının desteklenmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.
500 Büyük şirketlerine nazaran daha küçük ve orta ölçekli kuruluşları (KOBİ) kapsayan araştırma sonuçları, üretimden satışların 2023’te bir önceki yıla göre yüzde 42,2 artarak 695 milyar liraya yükseldiğine işaret etti. 2023’te yüzde 67,7 olan yıllık enflasyondan arındırıldığında üretimden satışların reel olarak yüzde 13,7 gerilemesi dikkati çekerken, yılın ortalama enflasyonundan (53,86) arındırıldığında ise reel gerileme yüzde 7,6 oldu.
KOBİ’lerin üretimden satışlarının, 500 büyük sanayi kuruluşuna paralel olması dikkati çekti. Üretimden satışlar baz alınarak yapılan 2023 yılı İSO İkinci 500 sıralamasına göre Biska Tekstil 2 milyar 958 milyon TL ile ilk sırayı aldı. Onu 2 milyar 949 milyon TL ile Karel Elektronik ve 2 milyar 945 milyon TL ile Küçükçalık Tekstil takip etti.
KOBİ’lerin ihracatlarındaki düşüş dikkati çekti
2023 yılında zayıflayan küresel büyüme dinamiklerine rağmen Türkiye’nin ihracatı sınırlı da olsa (binde 5) 255,4 milyar dolara yükselirken, aynı dönemde sanayi ihracatı binde 2 düşüşle 245,6 milyar dolara gerilemişti.
İSO İkinci 500’ün ihracatı ise 2023’te yüzde 6,5 gerileyerek 15 milyar dolar olarak gerçekleşti. Yaklaşık bir ay önce açıklanan en büyük 500 sanayi kuruluşunun ihracatı ise 2023’te yüzde 2,9 gerileyerek 95,1 milyar dolar olmuştu.
İSO’nun araştırma sonuçlarına göre bu durum, nispeten daha küçük ve orta ölçekli kuruluşların dış pazarlara açılma ve rekabet gücünü koruma anlamında önemli ölçüde zorlandığını ortaya koydu.
Özellikle ihracattaki düşüşün etkisiyle İSO İkinci 500’ün Türkiye’nin toplam sanayi ihracatından aldığı pay 2023’te bir önceki yıla göre 0,4 puan azalarak yüzde 6,1’e geriledi.
KOBİ’lerin finansman gideri bir yılda iki katına çıktı
İSO İkinci 500’ün dönem kârı 2023’te bir önceki yıla göre yüzde 26,8 ile sınırlı oranda artarak 94 milyar 741 milyon liraya yükselirken, dönem kârının net satışlara oranı ise yüzde 9,4’ten yüzde 8,2’ye geriledi.
KOBİ’lerin finansman gideri ise aynı dönemde yüzde 103 artarak 65 milyar 598 milyon liraya yükseldi.
Böylece finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı 12,9 puan artarak yüzde 45,1 oldu.
Kârlılıktaki zayıf performans, kar ve zarar eden kuruluşlar sayısında da kendini gösterdi.
2022’de 43 olan zarar eden şirket sayısı, 2023’te 72’ye yükselerek 2018’den beri en yüksek seviyeye çıktı.
Net kambiyo zararı bir yılda 5 katına çıktı
KOBİ’lerin net kambiyo zararı, döviz kurlarındaki sert yükselişlerin etkisiyle 2022’deki 856 milyon liradan 2023’te 4 milyar 101 milyon liraya yükseldi.
Araştırma sonuçlarına göre net kambiyo zararındaki bu yüksek artışa karşın kambiyo işlemleri haricindeki diğer gelirlerden elde edilen net kar 18,5 milyar liraya çıkarak kur zararını fazlasıyla telafi etti. Üretim faaliyeti dışı gelirler içerisinde faiz, temettü, iştirak, menkul kıymet, duran varlık satışı, komisyon vb. gibi pek çok kalem yer alıyor.
Aktif toplamı, enflasyon düzeltmesinin etkisiyle 1,4 trilyon liraya ulaştı
2023 yılında enflasyon düzeltmesi sonrası veriler ile İSO İkinci 500’ün aktif toplamı yüzde 110,4 artarak 1,4 trilyon liraya ulaştı.
Bu artışın 343 milyar liralık kısmı enflasyon düzeltmesinden kaynaklandı.
Özkaynaklar 2023’te enflasyon düzeltmesi sonrası verilerle yüzde 152,1 oranında artarak 740 milyar liraya yaklaştı. Bu kalemde enflasyon düzeltmesinin etkisi 339 milyar lira oldu.
Devreden KDV alacakları yüzde 58 arttı
İSO’nun açıklamasına göre sanayicilerin son yıllarda makul bir çözüm bulunmasını beklediği konulardan biri olan devreden KDV alacakları, gerek İSO 500 gerekse İSO İkinci 500 şirketleri için ciddi bir sorun olmaya devam ediyor.
İSO 500 için 2023 yılında enflasyon düzeltmesi sonrası veriler ile yüzde 36,5 artışla 66,8 milyar TL’ye yaklaşan KDV alacakları, İSO İkinci 500’de enflasyon düzeltmesi sonrası veriler ile bir önceki yıla göre yüzde 58,3 artarak 14,1 milyar TL’ye yükseldi.
Dünyanın en önemli savunma sanayisi fuarları arasına adını yazdırmayı başaran SAHA EXPO, bu yıl gücünü ve kapasitesini artırarak kapılarını açacak. SAHA EXPO, 1200’ün üzerinde firmanın katılımıyla düzenlenecek.
Uluslararası ilginin yüksek olduğu SAHA EXPO, çok önemli global anlaşmalara zemin hazırlayacak; yerli üreticileri, teknolojileri dünyanın ihtiyacı olan alıcılarla buluşturacak. Fuarda ihracat ağırlıklı 1 milyar doları aşkın iş hacmi hedefleniyor.

ZİYARETÇİ SAYISI İKİYE KATLANACAK
Türk savunma, havacılık ve uzay sanayisinin tanıtımına ve ihracat potansiyelinin artırılmasına azami katkı sağlayacak şekilde gerçekleştirilen SAHA EXPO, bölgenin en büyük sektör buluşması olacak ve geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da önemli işbirlikleri için etkin bir platform oluşturacak.
Geleceği şekillendiren teknolojilerin yer alacağı fuarda yerli ve yabancı çok sayıda firma, kurum ve kuruluş en son ve yeni ürünlerini sergileme fırsatı bulacak. Önceki fuarda 78 binin üzerinde profesyonel ziyaretçiyi ağırlayan SAHA EXPO, bu yıl İstanbul Fuar Merkezi’nin 8 sergi salonu, fuaye ve dış alanlarını kapsayan toplam 90 bin metrekarelik alanda gerçekleştirilecek. SAHA EXPO’da 150 binden fazla profesyonel ziyaretçinin ağırlanması hedefleniyor.
“ÜSTÜNE YENİ BİR FUAR KOYARAK BÜYÜYOR”
SAHA İstanbul Genel Sekreteri Levent Kerim Uça, fuar hakkında AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu. SAHA EXPO’nun çok kısa sürede dünyada örneği olmayan bir başarı yakaladığını vurgulayan Uça, “2018 yılında küçük bir alanda başlayan fuarımızı 2021’de 40 bin metrekarelik bir alanda gerçekleştirdik. Fuar 2022’de 60 bin metrekareye çıktı, bu sene 90 bin metrekareye çıkıyor. Sektörel bir fuarın bu kadar kısa sürede, her sene yüzde 50 oranında, yani neredeyse her dönem üstüne yeni bir fuar daha koyarak büyümesi gibi bir örnek dünyada yok.” dedi.

SAHA EXPO 2022 Fuarı’na, 109 ülkeden 390’ı yabancı ve 567’si yerli olmak üzere toplam 957 firma, 289 resmi delegasyon, 103 ticari delegasyon, 40 bini sektör profesyoneli olmak üzere 78 bin 643 ziyaretçi katıldığına işaret eden Uça, bu rakamları daha da yukarılara taşıyacaklarını bildirdi. Uça, “Yerli ve yabancı 1200’den fazla katılımcı firma, 500’den fazla resmi ve ticari delegasyon, 150 bin ziyaretçi, 25 bin B2B görüşme ve fuar esnasında gerçekleştirilecek imza törenleri ile ihracat ağırlıklı 1 milyar doların üzerinde ekonomik değer rakamlarına ulaşmayı öngörüyoruz. Diğer bir ifade ile savunma ve havacılık sanayiimizin her anlamda rekorlara koştuğu bir ortamda biz de SAHA EXPO olarak yeni rekorlara imza atmayı hedefliyoruz.” diye konuştu.
40 ÜLKEDEN KATILIM, 150 TİCARİ ALIM HEYETİ
Fuardaki yabancı katılımına dikkati çeken Uça, şu değerlendirmelerde bulundu:
“SAHA EXPO’ya bu sene dünyanın 5 kıtasından, yaklaşık 40 ülkeden 200 yabancı stantlı katılımcı bekliyoruz. Aralarında dünyanın en önde gelen firmaları da olmak üzere Amerika’dan Avustralya’ya, Güney Pasifik’ten Avrupa ve Afrika’ya kadar çok farklı coğrafyalardan savunma, havacılık ve uzay sanayisinde faaliyet gösteren firmaları fuarda yerli firmalarımızla ve ziyaretçiler ile buluşacak, işbirliği için bir araya gelecek. Katılımcı firmalara resmi delegasyonları, ticari alım heyetlerini ve ziyaretçileri de eklediğimizde dünyanın her noktasından bu fuara bir kişi veya bir firmanın temas edeceğini söyleyebiliriz.”

SAHA EXPO’da katılımcıları, resmi heyetlerin yanı sıra uluslararası ticari alım heyetleriyle de buluşturduklarını vurgulayan Uça, “Belki Türkiye’de bir ilk olarak savunma sanayisine yönelik sektörel bir fuarda bu kadar geniş kapsamlı ticari alım heyetleri bulunacak. Fuara katılan firmalarımızın özelliklerine göre yani onlara alıcı olabilecek, bizim KOBİ’lerimizin de ürün satabilecekleri veya işbirliği yapabilecekleri firmaları özel çalışmalarla belirleyip bu heyetleri fuarımıza getiriyoruz. Bu yılki fuarda 150 civarında ticari alım heyeti planlıyoruz.” dedi.
ÜST DÜZEY KONUKLAR, RESMİ HEYETLER
SAHA İstanbul Genel Sekreteri Levent Kerim Uça, SAHA EXPO’da gerçekleştirilecek çok sayıda uluslararası panelde yurt içi ve dışından profesyonellerin bir araya gelip sektörü ilgilendiren konuları detaylı şekilde değerlendireceğini söyledi.

Fuarda bu sene dünyanın farklı ülkelerinden ve NATO gibi önemli uluslararası organizasyonlarından 400 civarında resmi heyet mensubunun ağırlanmasının öngörüldüğünü ifade eden Uça, şunları kaydetti:
“Dünyanın her yerinden, başbakan, bakan düzeyinden, genelkurmay başkanlarına ve daha alt düzeydeki yetkililere kadar sektör profesyonellerini fuarımızda katılımcı firmalar ile bir araya getireceğiz. 2022 yılında İngiltere Savunma Bakanı SAHA EXPO’yu ziyaret etmişti. Bu sene de benzer nitelikteki yabancı üst düzey ziyaretçileri fuarımıza bekliyoruz. Resmi heyetleri ilgilendikleri alanlardaki özellikle KOBİ ölçeğindeki yerli firmalarımızla buluşturmayı amaçlıyoruz.”
FUARA BİR GÜN EKLENDİ, HALK GÜNÜ 2’YE ÇIKTI
SAHA EXPO, geçen yıllarda 4 gün olarak düzenlenirken bu yıl fuara bir gün daha eklendi.
Savunma, havacılık ve uzay endüstrisi alanındaki son teknolojik gelişmeleri yerinde deneyimlemek, teknolojiye hükmedenlerin, geleceği şekillendireceği yeni dünyanın kapısını aralamak isteyenler için fuarın halka açık gün sayısı 2’ye çıkarıldı. Buna göre, 25 Ekim Cuma ve 26 Ekim Cumartesi günleri 18 yaş sınırı çerçevesinde halk günleri olarak planlandı.
]]>Bu kararın ardından farklı markalardan da yatırım haberi gelebileceğini belirten Eroldu, Togg da dahil olmak üzere yerli üreticilerin Çinli markalarla gireceği rekabetle ilgili, ”Rekabet bütün oyuncuları dinç tutacak. Bugün otomotivde rekabetçilik endeksine baktığımız zaman Hindistan, Çin, Türkiye, Fas sıralamasını görüyoruz.
Dolayısıyla biz Türk otomotiv sanayi olarak Çinlilerin Türkiye’de yapacakları üretimle rekabet ederiz. Sadece hammadde konusunda onların bir sıkıntısı yok ancak biz ve Avrupalılar birçok hammaddeyi ithal ediyoruz. Adil şartlardaki bir rekabette bizim Çin ile bir derdimiz olmaz” diye konuştu.

TEŞVİKLER TOGG’U ETKİLER Mİ
BYD yatırımı için verilen ilave gümrük vergisi muafiyeti ve Plug-In Hybrid (şarj edilebilir hibrit) araçlara ÖTV avantajı teklifiyle ilgili soruları da yanıtlayan Eroldu, “Bu belirli bir avantaj sağlayacaktır ancak orada da yüz binlerce araçtan söz etmiyoruz belirli bir limiti var. Yüzde 30 ÖTV ise aslında çok sınırlı bir alanı temsil ediyor. Şu anda yüzde 5’ten daha küçük bir alan. Togg gibi veya diğer elektrikli araçlarda yüzde 10’luk ÖTV var, içten yanmalılarda yüzde 80’lik ÖTV var. Bu bir avantaj sağlayacaktır ama sonuçta oradaki teşvik de sonsuza giden bir rakam değil. O yüzden çok rahatsız etmez diye düşünüyorum” görüşünü paylaştı.
Eroldu ayrıca, BYD’nin otomotiv sektörüne sağlayacağı toplam cirosal değerin tahminen 3.8 milyar Euro seviyesinde olacağını da belirtti. Sektörde Oyak Renault, TOFAŞ ve Ford Otosan gibi markaların yakında devreye alacağı yeni yatırımlarının olacağını da hatırlatan Eroldu, BYD ile birlikte otomotiv sanayi kapasitesinin 2.4 milyon ulaşabileceğini söyledi.
SON SEKİZ YILIN EN DÜŞÜK YERLİLİK ORANI
Otomotiv satışlarında yerli oranının gerilediğine dikkat çeken Eroldu, ”Toplam taşıt araçlarında bu sene yüzde 32’ye geriledik. En son 2016 yılında yüzde 33 ile kapatmışız. En büyük kayıp şu anda hafif ticari araçta. Ama bunun da biz geçici olduğunu düşünüyoruz. Dış ticaret dengesinde, geçen seneyi 1.4 milyar dolar eksiyle kapatmıştık. Bu senenin ilk 5 ayında 109 milyon dolar gibi sıfır noktasına yakın bir yerdeyiz. Otomobilde ise ilk 5 ayda 2 milyar dolarlık bir dış ticaret açığı var. Bu da tabi ülke ekonomisini açısından iyi bir sinyal değil” ifadelerini kullandı.
RAKAMLARLA YERLİ SANAYİNİN 50. YILI
OSD’nin 50. yılı kapsamında düzenlenen gala gecesinden hemen önce otomotiv gazetecilerinin sorularını yanıtlayan Eroldu, 1974 yılından bu yana Türk otomotiv sanayinin gelişimini rakamlarla anlattı. Sanayinin toplam kapasitesinin 2 milyon adedin üzerine çıktığını belirten Eroldu, şu rakamları verdi:
– 32 milyon toplam otomotiv üretimi.
– 19 milyon binek otomobil üretimi.
– 248 milyar dolar son 10 yılda yapılan ihracat.
– 19 milyon toplam otomotiv ihracatı.
]]>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘kenevir üssü’ olarak nitelendirdiği Samsun’da geçen yıllarda düşen kenevir üretimi, fabrikaların kurulması ve sanayide kullanılması ile tekrar artışa geçti. Samsun, Türkiye’de kenevir üretiminde tekrar ilk sıraya yükselirken Samsun Tarım ve Orman İl Müdürü İbrahim Sağlam, il genelinde 253 üreticinin izinli olarak kenevir ürettiğini ifade etti.
“KENEVİRİN SON KALESİ SAMSUN”
Samsun’un kenevir için önemli bir konum olduğunu ifade eden İbrahim Sağlam, “Kenevir, son derece stratejik bir ürün. Kimyadan sağlığa, sağlıktan sanayiye, sanayiden tekstil ve uçak sanayine kadar birçok alanda kullanılabiliyor. Kenevirin son kalesi ilimiz Samsun’dur, 2013 yılında 7 dekara kadar azalan kenevir üretimi 2020 yılında 2 bin 633 dekar alanda tohum 14 dekar alan da lif üretimine sahiptir. 2021 yılında ise 113 dekara kadar gerileyen tohumluk üretimi üreticinin aslında kendir (kenevir) tarımından vazgeçmeyeceğine işaret etmektedir. Bakanlığımızın tarımsal desteklemeler deki münavebe kuralları da dikkate alındığında kenevirin yazlık tarla bitkileri için iyi bir münavebe bitkisi olduğu bilinmekte bu durumda 2022 yılında başlayan yatırımlarla birlikte yine Samsun için öncelikli ürünler arasında olan kenevirde 2024 yılı için 1 Ocak – 1 Nisan’da üretim izini müracaatı alınmış ve 240 üretici bin 650,5 dekar alanda tohum 2 bin 973,1 da lif olmak üzere toplam 4 bin 623,751 dekar alanda üretim gerçekleştirilecek. Havza’da da 13 üretici 255 bin 764 da lif üretecek. Böylece toplam 3 bin 228,9 dekar alanda lif üretilmiş olacak. Toplam üretim alanı da 4 bin 879,5 dekar alana yükselecek. Toplam üretici sayısı 253 kişi olacak bicimde üretim devam etmektedir” dedi.
“YEŞİL ALTININ ÜRETİMİ SAMSUN’DA ARTARAK DEVAM EDECEK”
Kenevirin bazı bitkiler gibi yetiştirilmesinin zor olmadığına değinen Müdür Sağlam, “Bugüne kadar üretime ilgili kurak etkisi dışında belirgin bir sorunla karşılaşılmamıştır. Endüstri ve sanayi bitkisi olan kenevirin Samsun’daki önemi kültürünün bilinmesi, girdi maliyetlerinin ( ilaç, gübre) diğer yazlık ürünlere göre düşük olması, kışlık ürünlerden sonra yetiştiriciliğinin ekolojik olarak uygun olması önemini artırmaktadır. Mamul değil hammadde olan kenevirin sanayisi ile birlikte kıtığı (lif alındıktan sonra kalan çubuk) lifi ve tohumu ile yeşil altın olarak ilimizde tarımı artarak devam edecektir. Ürünün sadece CBD ve THC olarak değerlendirilmesi kenevire haksızlık olacaktır. Kadim zamandan beri tarımı bilinen ürün Samsun için önemli bir katma değerdir. Sözleşmeli tarım modeli ve sanayide değerlendirilmesi ile birlikte (ip, kedi kumu) kenevir iyi bir münavebe bitkisi olarak ilimize ve ülkemize yüksek katma değer sağlayacaktır. İlimizde resmi ya da gayri resmi sözleşmeli tarımda üretim yapılan bitkinin değerlendirme alanlarının çok geniş olması bir katma değerdir ancak özellikle il dışından gelen ya da yurtdışından gelen girişimcilerin diğer ürünleri bırakıp sadece bitkideki metabolitler üzerine yoğunlaşması ve sanki dünyanın her yerinde metabolitlerin (THC – CBD) ilgili çok rahat üretim kullanım ve çalışmalar yapılıyormuş gibi yaklaşımda bulunması ve sosyal medyadaki bilgi kirliliği girişimcileri yanlış yönlendirmektedir. Konuyla ilgili bakanlığın ve sahada denetim yapan yönetmelik kapsamında ki kurumların güncel bilgilerle donatılması önemlidir” diye konuştu.
“70 ÜLKE TARAFINDAN ÜRETİMİ, İTHALATI VE İHRACATI KONTROL ALTINA ALINDI”
Halk arasında kendir olarak bilinen kenevirin dünyadaki birçok ülke tarafından üretim, ithalat ve ihracatının kontrol altına alındığına da değinen Sağlam, şunları söyledi:
“TEK sözleşmesiyle üretimi ithalat ve ihracatı bizimle birlikte 70 ülke tarafından kontrol altına alınan bitkilerden bir tanesi olan kenevir, sanki diğer ülkelerde çok rahat üretiliyor, kullanılıyor, satılıyor, ithalat ve ihracat yapılıyor gibi bir yaklaşımla gelmeleri oldukça yanlıştır. 12 Haziran 2024 tarihinde ilimizde düzenlenen ve sahada çalışan daha önce kenevir yetiştiriciliği hakkında eğitim almayan personele yönelik düzenlenen çalışmada bazı sonuçlar çıkmıştır. Buna göre yetiştiricilik kontrol denetim ve üretici yönlendirme konusunda tecrübe sahibi olan personel mutlaka güncel bilgilerle donatılmalıdır. Bölgede yetiştiriciliği tavsiye ettiğimiz sertifikalı Narlı ve Vezir dışında Vezirköprü popülasyonu mevcut olup bunun dışında farklı çeşitlerin bölgeye girişi kesinlikle engellenmelidir. Dış dölek bitki olan elimizdeki çeşitlerin sertifikalı çeşitler dahil genetik ve morfolojik özellikleri değişebilir. Bu da ileriye dönük sıkıntı oluşturacaktır. Yerel yönetimlerden de destek alınarak tarlaların endüstriyel kenevir olduğu ve uyuşturucu özelliği olmadığı yönünde uyarıcı tabelalarla farklı müdahalelerin önlenmesi sağlanacaktır.”
Zaman geçtikçe gerçeklerle yüzleşiyoruz. İSO 500’ün bu yılki sonuçları iç ve dış ekonomik konjonktüre bağlı olarak biraz karamsar olabilir. Ama Türk sanayisinin en zor şartlarda dahi kendi ana faaliyetinde erişmiş olduğu birikim ve dayanıklılık gücüyle üretimini başarıyla sürdürdüğünü göstermesi açısından da çok değerlidir.” dedi.
İSO 500’ün teknoloji yoğunluğuna göre katma değer performansı hakkında da açıklamalar yapan Erdal Bahçıvan, “Orta-yüksek ve yüksek teknolojili sanayilerin brüt katma değerdeki toplam payının 2022’ye göre 4 puanlık artışla yüzde 37,4’e çıkarak şimdiye kadarki en yüksek düzeyine ulaşması, sanayi sektörümüz için uzun süredir arzu ettiğimiz teknolojik dönüşüm konusunda bizlere umut ışığı oldu. İSO 500’deki AR-GE harcaması yapan kuruluşların sayısında 2018’e kadar kademeli bir şekilde yaşanan artış daha sonra durağanlaştı. 2023’te söz konusu sayı geçen yıla göre 5 adet artarak 265’e yükseldi. Ancak bu durum sanayimizin teknoloji ve yenilik üretebilen bir yapıya kavuşabilmesi için Ar-Ge’yi daha çok odağına alması gerektiği gerçeğini değiştirmiyor.” dedi.
İstanbul Sanayi Odası (İSO) Meclisi’nin 2024 yılı Haziran ayı olağan toplantısı ‘İSO 500 Büyük 2023 Verileri Işığında Sanayimizin ve Ekonomimizin Risk ve Fırsatlarıyla Birlikte Bugününü, Geleceğini Değerlendirmek’ ana gündemi ile Odakule Fazıl Zobu Meclis Salonu’nda düzenlendi. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ın açılış konuşmasını yaptığı toplantıda, Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Kara, Topkapı Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu ve Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp’in katılımıyla bir de panel düzenlendi. Araştırmanın sonuçlarını değerlendirirken risk ve fırsatların birlikte görülmesi gerektiğine dikkat çeken Erdal Bahçıvan, “Öyle ki bugün teknoloji odaklı, sürdürülebilir yeşil ekonominin, üretkenliğin ve katma değerli ürünlerin öne çıktığı yeni üretim tarzı sürecinde biz sanayicileri yeni fırsatlar kadar riskler de bekliyor. Yeni çağın üretim sürecine yönelik hazırlıklarımızı ve değişimlerimizi böyle bir anlayışla yönetmemiz çok faydalı olacaktır.” dedi.
YAVAŞLAYAN KÜRESEL TALEP ETKİLİ OLDU
İSO 500’de üretimden satışların 2023 yılında yüzde 42,1 artarak 4 trilyon 485 milyar liradan 6 trilyon 375 milyar liraya çıktığını ifade eden Erdal Bahçıvan, “Bir önceki yıl yüzde 119 olan artış oranının, 2023’te yüzde 42,1’e gerilemesinin nedenlerine baktığımızda, yavaşlayan küresel talep, 6 Şubat depremleri ve seçimler sonrasında ekonomi politikalarında yaşanan değişimin belirleyici olduğunu söyleyebiliriz. Üretimden satışlardaki asıl çarpıcı tablo reel değişimlerde oldu. Satış performansının bu zayıf seyrinde ihracat faktörü etkili gözüküyor. İSO 500’ün satışların yanı sıra karlılık anlamında da güçlü bir yıl geçirmediğini görüyoruz. İSO 500’ün 2023’te faaliyet karı yüzde 39,7 oranında artarak 671 milyar liradan 937 milyar liraya çıktı.
Buna karşılık faaliyet karlılığı oranı 0,3 puan düşüşle yüzde 12,8’den yüzde 12,5’e geriledi. 2023’te faiz, amortisman ve vergi öncesi kar büyüklüğü de yüzde 45,5 artışla 808 milyar liradan 1 trilyon 175 milyar liraya yükseldi. Böylece FAVÖK büyüklüğünün net satışlardan daha yüksek bir artış göstermesi sonucu FAVÖK karlılığı 0,3 puan artarak yüzde 15,4’ten yüzde 15,7’ye çıktı. Son olarak, İSO 500’ün vergi öncesi kar ve zarar toplamının yüzde 32,9 artarak 485 milyar liradan 645 milyar liraya yükseldiğini görüyoruz. Ancak satış karlılığı oranının önceki yıla göre 0,7 puan düşüşle yüzde 9,3’ten yüzde 8,6’ya inmesi dikkat çekiyor. Görüldüğü üzere 2023’te tüm kar büyüklüklerindeki artışlar enflasyonun altında kaldı ve bu da reel olarak gerilemeye işaret ediyor.” diye konuştu.
ELDE EDİLEN KARIN YARISI FİNANSMAN GİDERLERİNE AYRILIYOR
İSO 500’ün finansman giderlerinin 2023’te yüzde 92,5 artışla 277 milyar liradan 533 milyar liraya yükseldiğini kaydeden Erdal Bahçıvan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Böylece finansman giderlerinin faaliyet karına oranı 2022’ye göre 15,6 puanlık artışla yüzde 41,3’ten yüzde 56,9’e yükseldi. Son 12 yıllık ortalaması yüzde 57 olan bu oran, yıllardan beri sanayicinin elde ettiği karın yarıdan fazlasını finansman giderlerine ayırmak zorunda kaldığı gerçeğini ortaya koyuyor.” Mali borçların 2022’ye göre yüzde 54 artışla 1,3 trilyon liradan 2 trilyon liraya çıktığını belirten Erdal Bahçıvan, diğer borçların da yüzde 66’ya yakın bir artışla 1,2 trilyon liradan 2 trilyon liraya yükseldiğini kaydetti. 2022’ye benzer şekilde 2023’te de diğer borçların mali borçların üzerinde bir büyüme sergilediğini söyleyen Bahçıvan, “Borçların vadelerine göre gelişimine baktığımızda, bir yıl öncesine göre kısa vadeli mali borçlarda yüzde 53, uzun vadeli mali borçlarda ise yüzde 56 oranında artış söz konusu. Böylece mali borçlarda kısa vade ağırlığının çok hafif bir azalmaya rağmen yüzde 51,7 ile sürdüğünü görüyoruz.” ifadelerini kullandı.
SANAYİMİZ AR-GE’YE DAHA FAZLA ODAKLANMALI
İSO 500’ün teknoloji yoğunluğuna göre katma değer performansını ortaya koyan göstergelerini her yıl büyük bir hassasiyetle takip ettiklerine dikkat çeken Erdal Bahçıvan, “2023 yılında bizleri en çok sevindiren gelişmelerden biri de bu alanda yaşandı. üretilen katma değer içerisinde en yüksek payı yüzde 33,9 ile halen orta-düşük teknoloji yoğunluklu sektörler alsa da bu payın önceki yıla göre 3,8 puanlık belirgin bir düşüş kaydettiğini görüyoruz. Benzer şekilde düşük teknoloji yoğunluklu sanayilerin payı da 0,2 puanlık azalışla yüzde 28,7’ye gerilemiş.
Buna karşılık orta-yüksek teknolojili sanayiler grubunun payı 3,1 puan artışla yüzde 30,3’e yükselirken, yüksek teknoloji yoğunluklu sanayiler grubunun payı ise 0,9 puan artışla yüzde 7,1 çıkarak belirli bir ivmelenmeye işaret etti. Sonuç olarak orta-yüksek ve yüksek teknolojili sanayilerin brüt katma değerdeki toplam payının 2022’ye göre 4 puanlık artışla yüzde 37,4’e çıkarak şimdiye kadarki en yüksek düzeyine ulaşması, sanayi sektörümüz için uzun süredir arzu ettiğimiz teknolojik dönüşüm konusunda bizlere umut ışığı oldu. Nitekim İSO 500’deki AR-GE harcaması yapan kuruluşların sayısına bu çerçeveden baktığımızda
2018’e kadar kademeli bir şekilde yaşanan artışın daha sonra durağanlaştığını görüyoruz. 2023’te söz konusu sayı geçen yıla göre 5 adet artarak 265’e yükselmiş olmasına rağmen, bu
durum sanayimizin teknoloji ve yenilik üretebilen bir yapıya kavuşabilmesi için Ar-Ge’yi daha çok odağına alması gerektiği gerçeğini değiştirmiyor.” dedi.
İSO 500 MİKRO BİR LABORATUVAR OLARAK GÖRÜLMELİ
Geçen yıl İSO 500 araştırmasını, yaşanılan büyük deprem felaketinin yol açtığı ‘mücbir sebep hali’ nedeniyle eylül ayında açıkladıklarını hatırlatan Bahçıvan, “Dolayısıyla 2023 yılının büyük kısmının geride kaldığı, yılın ekonomik resminin de yavaş yavaş netleşmeye başladığı bir döneme denk gelmişti toplantımız. O gün bazı parametrelerde görece iyi çıkan 2022 sonuçlarını, 2023 yılından beklememek gerektiğini ifade etmiştim. İSO 500’ün tüm finansal göstergeleri; bir öngörüden çıkıp sanayinin 2023 yılındaki gerçekliğine dönüştüğünün resmi olarak görülmeli.
2022 yılında ekonomide rasyonaliteden kopuş ve ekonomik uygulamalardaki ‘gel-git’lerin ekonomimizde oluşturduğu tahribatı çok konuştuk. Bu konuya fazla değinmek istemiyorum. Fakat İSO 500’ün 2023 sonuçlarını bir anlamda ‘finansal istikrardan uzaklaşmanın ilk etkisinin yüksek enflasyon olacağı, enflasyonist bir büyüme yapısının da nitelikli ve sürdürülebilir olamayacağı’ gerçeğini gösteren mikro bir laboratuvar olarak görmeliyiz.
Artık hepimiz biliyoruz ki yüksek enflasyon şirket bilançolarında geçici bir illüzyon oluşturuyor.. Zaman geçtikçe gerçeklerle yüzleşiyoruz. İSO 500’ün temel göstergelerinin bize söylediği de bu. Bizim reel sektör olarak yaşadıklarımız bir yana; yüksek enflasyonun kamu maliyesi, mali dünya ve hepsinden de önemlisi toplumda ortaya çıkarmış olduğu olduğu hasar büyük. Çünkü enflasyon sadece ekonomik bir hasar değil, sosyolojik, psikolojik ve en önemlisi ahlaki, etik bir etki de meydana çıkarıyor.
İSO 500’ün bu yılki sonuçları iç ve dış ekonomik konjonktüre bağlı olarak biraz karamsar olabilir. Ama Türk sanayisinin en zor şartlarda dahi kendi ana faaliyetinde erişmiş olduğu birikim ve dayanıklılık gücüyle üretimini başarıyla sürdürdüğünü göstermesi açısından da çok değerlidir. Finansal istikrarın yeniden kazanılarak, yüksek enflasyonun yenilmesi halinde sanayimizin ülke ekonomisine katkılarının artarak devam edeceğinden hiçbir kuşku duymuyorum. Paylaştığımız tablo, her fırsatta dile getirdiğimiz sürdürülebilir, istikrarlı ve kaliteli büyüme için finansal istikrarın ne kadar önemli olduğunun bir göstergesi olarak görülmelidir.” diye konuştu.
Bakan Kacır, güçlü, rekabetçi ve sürdürülebilir sanayi ve üretim altyapısına sahip, AR-GE ve inovasyon ekosistemiyle özgün, yenilikçi ve rekabetçi üretim yapan ülkelerin kalkınma yarışında bir adım önde yer alacağını söyledi.
Bakanlık olarak gerçekleştirdikleri program ve projelerle araştırma ve inovasyon ekosistemi, planlı sanayi alanları, girişimcilik kültürü ve nitelikli insan kaynağıyla güçlü ve müreffeh bir Türkiye inşasına katkı sunduklarını vurgulayan Kacır, “260,1 milyar dolarla 100 yıllık Cumhuriyet tarihimizin en yüksek ihracat rakamına ulaştık. İstihdamımız 32,6 milyonu aşarken işsizlik oranımız yüzde 8,5 ile son 10 yılın en düşük seviyesine geriledi. Son 15 çeyrektir kesintisiz ve istikrarlı ekonomik büyüme sergileyen Türkiye, jeostratejik konumu, genç ve nitelikli insan kaynağı, güçlü lojistik altyapısıyla küresel ekonominin kuvvetli ve güvenilir bir aktörü olmayı sürdürüyor.” diye konuştu.
Kacır, Türkiye için değer üreten sanayicileri, ihracatçıları, emekçileri yatırım, üretim, istihdam, icat ve ihracat odaklı kalkınma yolculuklarına katkılarından dolayı tebrik ederek, üreticileri her daim yüreklendirmeye, onları büyük ve güçlü Türkiye hedefine giden yolda var güçleriyle desteklemeye devam edeceklerini bildirdi.
Bu anlayışla, yatırımcılara çevre dostu, maliyet etkin ve planlı sanayi alanları sunduklarını dile getiren Kacır, Türk sanayisinin verimli, sürdürülebilir ve rekabetçi büyümesinde öncü rol üstlenen OSB’leri 22 yılda ülke sathına yaydıklarını anlattı.
“OSB projelerini 77 milyar lira kaynakla destekledik”
Kacır, OSB’leri yüksek teknolojiye dayalı, yenilikçi üretim yöntemlerinin benimsendiği, katma değeri yüksek ürünlerin üretildiği merkezler haline getirdiklerine dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“Son 22 yılda, OSB’lerimizin sayısını 191’den 361’e, toplam alanını 51 bin hektardan 118 bin hektara çıkardık. Üretimde olan sanayi alanı sayısını 11 binden 58 bine, istihdam edilen emekçilerimizin sayısını da 415 binden 2,6 milyona yükselttik. Tamamlanan veya devam eden OSB projelerini 77 milyar lira kaynakla destekledik. Sanayimizin nitelikli eleman ihtiyacını karşılamak ve gençlerimizi imalat sanayimizin ihtiyaç duyduğu becerilerle donatmak için Milli Eğitim Bakanlığı ile ‘Mesleki ve Teknik Eğitim İşbirliği’ni hayata geçirdik. OSB’lerimizde yer alan 86 meslek lisesi ve 23 meslek yüksek okulu, nitelikli iş gücü ihtiyacını karşılamakta önemli rol üstleniyor. OSB’lerimizin tamamı en az bir mesleki ve teknik anadolu lisesi ya da mesleki eğitim merkeziyle eşleşmiş durumda. Söz konusu mesleki eğitim merkezlerinde kayıtlı öğrenci sayısı 190 bine ulaştı.”
OSB’leri yeşil ve sürdürülebilir üretim alanlarına dönüştürmek üzere “Yeşil OSB Sertifikasyon Sistemi”ni devreye aldıklarını hatırlatan Kacır, bu bölgelerin temel ve yeşil altyapı yatırımlarını desteklemek için Dünya Bankası ile 300 milyon dolar bütçeli “Türkiye Organize Sanayi Bölgeleri Projesi”ni başlattıklarını dile getirdi.
Kacır, bugüne kadar 38 OSB’ye toplam 48 yeşil yatırım projesi için 3 yılı geri ödemesiz, 13 yıl vadeli finansman sağladıkları bilgisini vererek, bölgelerden ve sanayicilerden gelen talepler doğrultusunda OSB mevzuatını ihtiyaçlara göre revize ettiklerini ve günün koşullarına uygun hale getirdiklerini ifade etti.
“Şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkelerini daha güçlü uygulayacağız”
Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nda yapılan değişikliklerle uyumlu olarak OSB Uygulama Yönetmeliği’nde değişikliğe gideceklerini vurgulayan Kacır, bu mevzuat düzenlemesiyle OSB sayısını artırmak ve genişletmek adına sanayi alanlarının OSB alanı olarak kesinleştirilmesini hızlandırdıklarını vurguladı.
OSB’lerin finansal olarak daha güçlü ve kapsayıcı olmasını sağlamak amacıyla ilgili dernek, birlik ve kooperatiflerin karma OSB’lerin de kuruluşuna katılabilmesinin önünü açtıklarını belirten Kacır, şunları kaydetti:
“Parsel tahsisleri için konulan fiyat üst limitini kaldırarak fiyatların ve tahsis koşullarının belirlenmesine ilişkin usullerin şeffaflık ilkeleri doğrultusunda müteşebbis heyetin yetkisiyle tespit edilebilmesini sağlıyoruz. OSB’lerde ön tahsis yapılması uygulamasını getirerek, buralara kamulaştırma ve altyapı giderleri için tahsis öncesi kaynak geliştirme imkanı sağlıyoruz. Şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkelerini daha güçlü uygulayacağız. Yeşil OSB tanımını mevzuatımıza kazandırarak OSB’lerimizin yeşil ekonomiye entegre olmasını teşvik etmeye devam edeceğiz. Türk sanayisinin rekabet gücünü yükseltmek ve üretimde verimliliği artırmak, yeşil ve dijital dönüşümü hızlandırmak, planlı sanayi alanlarını genişletmek adına birlikte çalışacağız. Hayata geçireceğimiz bu yeni güncellemelerle tüm imkanlarımızla sanayicilerimizin, üreticilerimizin yanında olmaya, sizleri her daim desteklemeye devam edeceğiz.”
“Sanayimizin mükemmeliyet standardını artıracağız”
Cumhuriyet’in ikinci asrında, “Türkiye Yüzyılı”nda büyük ve güçlü Türkiye hedefi doğrultusunda ortak paydada buluştuklarını vurgulayan Kacır, “OSBÜK inanıyorum ki ‘Milli Teknoloji, Güçlü Sanayi’ vizyonumuzla uyumlu olarak Türk sanayisinin rekabet gücünü daha ileriye yükseltmede bayrak taşıyıcı olmayı sürdürecek.” dedi.
Türkiye’de sanayi alanlarının büyüklüğünün Türkiye’nin yüz ölçümünün yaklaşık yüzde 0,4’üne karşılık geldiğini aktaran Bakan Kacır, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Önümüzdeki 5 yılda bu rakamı 2 katına, 10 yılda ise toplam yüz ölçümümüzün yüzde 1’ine çıkarmayı hedefliyoruz. Finansman, yer seçimi, kamulaştırma ve altyapı çalışmalarında yenilikçi yaklaşımları da devreye alarak ülkemizin son 22 yılda gerçekleştirdiği tüm kara yolu, liman, raylı sistem yatırımlarını dikkate alan ve sektörel kümelenme odaklı sanayi alanlarını hayata geçireceğiz. Bu çalışmayı Ulusal Sanayi Alanları Master Planları ile ete kemiğe büründüreceğiz. Bu vizyonla, sanayimizin her alanda mükemmeliyet standardını artıracağız. Türk sanayisini dünyada daha güçlü, daha etkin bir konuma birlikte taşıyacağız.”
Türkiye’nin en büyük 500 şirketleri arasında sayıları artan halka açık kuruluşlar, 2022’de 73’e, 2023’te ise 85’e çıkarak en yüksek seviyeyi gördü.
İSO 500 içerisinde yer alan halka açık şirketlerin performanslarına bakıldığında, üretimden satışlar 2 trilyon 67,3 milyar lira ile toplamdan yüzde 32,4’lük pay alırken, dönem kar ve zarar toplamındaki payı yüzde 33,6’dan 35,5’e yükseldi.
Türkiye’nin en büyük 500 sanayi şirketinin faiz, amortisman ve vergi öncesi karı 2022’ye kıyasla yüzde 45,5 artışla 1 trilyon 175 milyar liraya çıkarken, halka açık 85 şirketin faiz, amortisman ve vergi öncesi karı 379 milyar 968 milyon lirayla toplam içindeki payı yüzde 32,3 oldu.
Buna karşılık halka açık şirketlerin ihracat payı 2022’de yüzde 34,1 seviyesinden 2023’te yüzde 32,7’ye gerilerken, aktif toplamları 2 trilyon 916 milyar lira ile toplam içindeki payı yüzde 33’e ulaştı.
Halka açık 85 sanayi şirketinin toplam borcu 1,3 trilyon lira
Bilanço göstergelerinde yer alan toplam borçlara bakıldığında, Türkiye’nin en büyük 500 sanayi şirketinin borcu 2023 yılında yüzde 60 artarak 2,5 trilyon liradan 4 trilyon 13 milyar liraya çıktı.
Halka açık şirketlerin toplam borcu ise 1 trilyon 373,5 milyar lira ile toplam içindeki payı yüzde 34,2 olurken, kısa vadeli borçlar 1 trilyon 49,3 milyar ile yüzde 36,8 ve uzun vadeli borçlar 324 milyar 203 milyon ile yüzde 27,9’lük pay aldı.
Halka açık şirketlerin öz kaynaklarının toplam içindeki oranı 2022’de yüzde 28,7 seviyesindeyken, 2023’te 1 trilyon 543,2 milyar lira ile yüzde 32’ye yükseldi.
“Sanayicinin yatırım ve üretim devamlılığı için finansmana erişim önem arz ediyor”
Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Aydın, yaptığı değerlendirmede, Türkiye ekonomisinin Orta Vadeli Program’da bu yıl yüzde 4 ve gelecek yıl yüzde 4,5 büyüme hedefleri dikkate alındığında, sanayicinin yatırım ve üretim devamlılığını sürdürebilmesi için finansman erişimin büyük önem arz ettiğini bildirdi.
Halka arzların şirketlere sunduğu katkıya değinen Aydın, şunları kaydetti:
“Halka açılma, sanayi şirketlerine kısa vadede yatırımlarını finanse etmek için sermaye toplamasına, şirketlerin borçlanma ihtiyacının azaltılmasına ve finansal yapılarını güçlendirmesine katkı sunarken, uzun vadede finansal istikrar ve büyüme potansiyeli sunarak bu süreçte kritik bir rol oynar. Bu nedenle İstanbul Sanayi Odası’nın açıkladığı 500 büyük sanayi şirketi içerisinde halka açık kuruluşların sayısının artması, sanayinin güçlenmesine ve sürdürülebilir bir büyüme yakalamasına önemli katkılar sağlayacaktır. Ayrıca şirketlerinin halka açılma ile elde ettikleri kurumsallaşma, şeffaflık ve itibar, finansmana erişimin kolaylaşmasına yol açabilir.”
Güçlü finansal yapıya sahip, büyüme potansiyeli yüksek ve yatırımcı güvenini kazanmış şirketlerin halka açılmaya devam edebileceğini ifade eden Aydın, halka arz ivmesinin piyasa ve ekonomik koşulların yanı sıra şirketlerin özel durumlarıyla stratejik kararlarına bağlı olduğunu vurguladı.
Aydın, sanayi şirketlerinin sermaye piyasası araçlarını kullanmasına ilişkin şunları söyledi:
“Bu durum hem şirketlerin finansal yapısını güçlendirir hem de ekonomik büyüme ve kalkınmaya katkıda bulunur. Ayrıca şirketlerin sürdürülebilir büyüme hedeflerine ulaşmalarına, rekabet güçlerini artırmalarına ve piyasa koşullarına daha hızlı adapte olmalarına yardımcı olur. Sanayi şirketlerinin sermaye piyasalarından daha fazla yararlanması, uzun vadeli stratejik bir avantaj olarak değerlendirilebilir. Ayrıca, Sermaye Piyasası Kurulu, Borsa İstanbul yönetimi ve hükümetin halka arzları teşvik eden politikaları da bu süreci olumlu yönde etkileyebilir. Bu büyük şirketlerin borsaya dahil olmasıyla sermayenin daha fazla tabana yayılması ve derinleşmesi gelecekte ekonominin sağlıklı büyümesi için hayati öneme sahip. Zira ülke ekonomilerin gelişmişlik düzeylerinin genelde sermaye piyasalarının, özelde ise borsalarının derinlikleriyle doğru orantılı olduğunu görmekteyiz.”
İstanbul Sanayi Odası (İSO), üretim süreçlerinin her alanında sürdürülebilirliği odağına alan sanayi firmalarının örnek ürün ve uygulamalarını ödüllendirdi. 1995 yılından bugüne markalaşan ‘İSO Yeşil Dönüşüm Ödülleri’ne bu sene ‘Sürdürülebilirlik Alanında İşbirliği’ kategorisi de eklendi. İSO Yeşil Dönüşüm Ödülleri; Çevre Kategorisi altında ‘Çevre Dostu Uygulama’ ve ‘Çevre Dostu Ürün’, Enerji Verimliliği Kategorisi altında ‘Enerji Verimliliği Projesi’ ve ‘Enerji Verimli Ürün’, Sürdürülebilirlik Kategorisi altında da ‘Sürdürülebilirlik Alanında İşbirliği’ ve ‘Sürdürülebilirlik Yönetimi’ olmak üzere toplam 6 kategoride düzenlendi. İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan’ın ev sahipliğinde gerçekleşen ödül törenine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Koyuncu, İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve çok sayıda sanayici katıldı.
6 KATEGORİNİN BİRİNCİLERİ
Akademi dünyasından ve sanayicilerden yetkin isimlerin oluşturduğu İSO Yeşil Dönüşüm Ödülleri jürisinin titiz değerlendirmeleri sonucu jüri özel ödülleri de dahil olmak üzere 6 kategoride 26 sanayi kuruluşu ödüle layık görüldü. Altı kategorinin birincileri ise şu sanayi kuruluşları oldu: Çevre Dostu Uygulama kategorisinde Kaleseramik Çanakkale Kalebodur Seramik Sanayi A.Ş., Çevre Dostu Ürün kategorisinde WAT Motor Sanayi ve Ticaret A.Ş., Enerji Verimliliği Projesi kategorisinde Brisa Bridgestone Sabancı Lastik Sanayi ve Ticaret A.Ş.-Aksaray Fabrikası, Enerji Verimli Ürün kategorisinde Arçelik A.Ş.-Bulaşık Makinesi İşletme Şubesi, Sürdürülebilirlik İşbirliği kategorisinde ABS Alçı ve Blok Sanayi A.Ş. ve Sürdürülebilirlik Yönetimi kategorisinde Vestel Elektronik Sanayi ve Ticaret A.Ş. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından düzenlenen Yeşil Dönüşüm Ödül Töreni’nde günümüze damgasını vuran en büyük olgunun değişim olduğunu ifade ederek, sınırda Karbon Düzenlemesi, Emisyon Ticaret Sistemi ve Yeşil Dönüşüm gibi kavramlardan bahsetti ve firmalara dönüşüme ayak uydurmaları çağrısında bulundu.
Bakan Mehmet Özhaseki, ihracatın yüzde 25’den fazlasının İstanbul’dan yapıldığını belirterek, “Sanayide Yeşil Dönüşüm için Bakanlık uzmanlarımızla sanayicilerimizi buluşturacağız.” dedi. Özhaseki konuşmasında şu konulara değindi:
“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayelerinde başlatılan ve bir dünya markası haline gelen Sıfır Atık ile 438 milyon ağacı kesilmekten kurtardık. Sınırda Karbon Düzenlemesi kapsamında yurt dışında mal satabilmek için 2030’a kadar üretimde emisyonları düşürmemiz gerekiyor.
Bizler bu anlamda sanayicilerimize eşit rekabet ve yeşil finansman imkânı sağlayacak olan Sanayide Yeşil Dönüşüm Belgesi düzenleyeceğiz. Bir an önce, İSO’nun Bakanlık uzmanlarımızla, kendi üyelerini buluşturacağız. Küresel ısınma bir gerçeklik. Bu bilinci artırmak adına ÇEVREFEST’i düzenledik. Binlerce gencimiz katıldı. Çevre bilincinin, farkındalığının oluşması açısından ÇEVREFEST bizim için çok önemli. Bizler, üreteceğiz ama çevreyi kirletmeyeceğiz. Emisyonlarımızı 2030 yılında, artıştan yüzde 41 oranında azaltacağımızı taahhüt ettik. Korunan alanlarımızı çoğaltıyoruz. Orman varlığını artıran dünyadaki ender ülkelerden biriyiz.”
Firmaların, yeşil dönüşümünün süratle gerçekleşebilmesi için iyi uygulama örneklerinin büyük önem taşıdığına dikkat çeken Erdal Bahçıvan, “Gerçekleştirdiğimiz ödül törenimiz de bu konuya ev sahipliği yapıyor. Hepimizin hayatını doğrudan etkileyen ürünleri, daha çevreci ve enerji verimli hale getiren, üretimlerinde ham madde tasarrufu sağlayan, döngüsel ekonomiye örnek teşkil eden öncü ve yenilikçi firmalarımıza, çalışmalarının odağına çevreyi, enerji verimliliğini ve sürdürülebilirliği alan tüm firma temsilcilerimize hem çalışmaları için hem de sektörlerimize örnek oldukları için teşekkür ediyorum.” dedi.
İklim değişikliği ve ekolojik tahribatın küresel bir sorun ve bu sorunlarla başa çıkabilmek için ‘yeşil dönüşümün’ küresel bir zorunluluk olarak karşımıza çıktığını ifade eden Erdal Bahçıvan, “Yeşil dönüşüm soyut bir kavram değil. Yeşil dönüşüm; eylem gerektiren, her ülkenin koşullarına göre şekillenmesi gereken önlemler içeriyor. Yeşil dönüşümü başarabilmek için ekonomilerimizi dönüştürüyor olmak hiç şüphesiz zorluklarla birlikte fırsatları da beraberinde getiriyor. Elbette işin sadece ekonomik boyutu olmadığı sosyal boyutunun da olduğunu unutmamalıyız. Herkes için adil bir geçişin sağlanması elzem. Dünyanın iklim değişikliği ile mücadelesinde ‘sürdürülebilir yatırımların’ aciliyetini daha güçlü hissediyoruz. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin eşik olarak belirlediği sıcaklık artışını 1,5 derece ile sınırlandırmak artık çok daha zorlayıcı. Bu nedenle hızlı hareket edilmesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
2021’de Paris Anlaşması’na taraf olmuş ve 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi koymuş olan Türkiye’de de, İklim Değişikliği Başkanlığı’nın Türkiye için bir ilk özelliği taşıyan ‘İklim Kanunu’nu çalıştığını ve meclisten geçmesi ile yürürlüğe girmesini beklediklerini dile getiren Bahçıvan, “Ulusal Emisyon Ticaret Sistemimizin çerçevesi de bu kanun ile belirleniyor. Ulusal Emisyon Ticaret Sistemimizin iki yıllık pilot döneminin ardından Ekim 2026’da hayata geçmesi hedefleniyor. Bu süreçte sanayimizin rekabet gücünü kaybetmemesi adına taşların; çevresel ve ekonomik dengeler gözetilerek yerleştirilmesi elbette çok önemli. Bununla birlikte emisyon ticaret sistemi hayata geçtiğinde Avrupa Birliği’nde olduğu gibi önemli bir gelir de söz konusu olacak. Eğer biz özel sektörü Avrupa Birliği’nde olduğu gibi desteklersek, söz konusu yatırımlarla sağlanacak yeşil dönüşümün, enerji ithalatı, fosil yakıt kaynaklı hava kirliliği, tarımda hasat kaybındaki azalışlar kanalıyla milli gelirin yıllık ortalama yüzde 7,8’ine kadar ulaşabilecek ekonomik ve çevresel faydasından yararlanabiliriz.” dedi.
Kacır, burada yaptığı konuşmada, bütün dünyada son dönemde en kuvvetli rüzgarlardan birinin kritik teknoloji alanlarında üretim kabiliyetlerinin bütün ülkeler tarafından yeniden kazanılabilmesi olduğunu belirterek, ülkelerin kritik teknoloji alanlarında öz yeterlilik düzeylerini artırabilmeleri istikametinde ilerlediğini ifade etti.

“TÜRKİYE BU YARIŞA HAZIRLIKLI YAKALANDI”
Salgınla bütün dünyanın, sadece birkaç ülkenin ürettiği teknolojiye bağımlılığın insanlık için büyük riskler oluşturduğunu gördüğünü aktaran Kacır, “Daha önce ucuz iş gücünü uzak Asya ülkelerine, Çin gibi ülkelere bırakmaya yönelik bir trend varken, şimdi artık ABD, Avrupa ülkeleri Japonya, Kore, İngiltere gibi ülkeler bütün kritik teknolojileri kendi topraklarında üretme yarışı içindeler. Türkiye bu yarışa hazırlıklı yakalandı. Çünkü, biz zaten 20 yıla yakın bir zamandır ‘Milli Teknoloji Hamlesi’ yolculuğundayız.” dedi.
Bakan Mehmet Fatih Kacır, Milli Teknoloji Hamlesi’nin Türkiye’nin kritik teknolojileri yerli ve milli olarak geliştirmesi, üretmesi ve rekabetçi şekilde dünyaya ihraç edebilmesi yolculuğu olduğuna işaret ederek, bu hamlenin gerçekleşebilmesi için bir büyük ekosistemi inşa ettiklerini, Türkiye’de bugün 102 teknoparkta 10 binden fazla firmanın araştırma, geliştirme, inovasyon yaptığını aktardı.
“100’E YAKIN KULUÇKA MERKEZİ VE HIZLANDIRMA PROGRAMI VAR”
Türkiye’de bugün 1600’den fazla AR-GE ve tasarım merkezi olduğunu dile getiren Kacır, AR-GE insan kaynağının 300 bine yaklaştığını, 20 yıl önceyle mukayese edildiğinde 29 binden 272 bine yükselmiş bir AR-GE insan kaynağından bahsedildiğini söyledi.
Türkiye’nin AR-GE, teknoloji geliştirme yarışında dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olabilmesini hedeflediklerini kaydeden Kacır, “Bunun için kapasiteyi artırmaya, altyapıyı inşa etmeye her daim öncelik veriyoruz. Bugün, Türkiye’de 200’den fazla üniversitemiz var. Türkiye’nin teknoloji girişimcilerine hizmet veren 100’e yakın kuluçka merkezi ve hızlandırma programı var.” şeklinde konuştu.
“MİLLİ GELİRİMİZDE SANAYİNİN PAYI BELİRGİN ŞEKİLDE YÜKSELİYOR”
Bakan Kacır, Türkiye’nin yüksek teknoloji ihracatının yaklaşık 7,5 milyar dolar düzeyinde olduğuna dikkati çekerek, AR-GE’ye milli gelirden ayırılan payın yüzde 0,5 düzeyinden yüzde 1,3 düzeyine yükseldiğini belirtti.
Türkiye’de 20 yıl önce yıllık patent başvurusu sayısının 414 olduğunu anımsatan Kacır, “Şimdi bu kapasite 8 bin 600’lere erişti. Türkiye’nin fikri mülkiyet kapasitesi de muazzam bir yükseliş gösterdi. Bu yükselişi tasarım başvurularında, marka tescillerinde, fikri mülkiyetin tüm alanlarında görüyor olmak mümkün. Bugün Türkiye dünyanın önemli üretim güçlerinden biri. Türk sanayi bütün dünyaya ihracat yapıyor. Milli gelirimizde sanayinin payı belirgin şekilde yükseliyor.” diye konuştu.
Kacır, Türkiye’nin bugün teknolojiyi rekabetçi şekilde üretebilen ve başta Avrupa olmak üzere dünya pazarlarına rekabetçi şekilde ihraç edebilen bir ülke olma düzeyine geçtiğinin altını çizdi.
Cumhuriyetin ikinci asrını Türkiye Yüzyılı yaparken, yatırım, istihdam, üretim, icat ve ihracat rotasında yola devam etmeyi amaçladıklarını aktaran Kacır, “Bu yolculuğun hepimiz için en önemli başlıklarından biri nitelikli istihdamı güçlendirmek. Türkiye’de beşeri sermayeyi daha ileri düzeylere çıkarabilmek.” dedi.
“TÜRKİYE KÜRESEL TEKNOLOJİ YARIŞINDA BİR ADIM ÖNE ÇIKIYOR”
Kacır, bugün savunma sanayinde yürütülen projelerin sayısının 850’ye eriştiğine işaret ederek, “20 yıl önce bu sayı sadece 62 idi. Türkiye’nin savunma sanayi ihracatı sadece 250 milyon dolar düzeyindeydi. Şimdi Türkiye’nin savunma sanayi ihracatı 5,5 milyar doları aştı.” ifadelerini kullandı.
Milli Teknoloji Hamlesi yolculuğunun savunma sanayiden ibaret olmadığını dile getiren Bakan Mehmet Fatih Kacır, “Sanayinin ve teknolojinin tüm alanlarında kritik teknolojileri yerli ve milli olarak geliştirmek gibi bir hedefimiz var. Türkiye lider milli teknoloji girişimleri ortaya çıkararak küresel teknoloji yarışında bir adım öne çıkıyor. Bunun somut örneklerinden biri Türkiye’nin otomobilidir.” diye konuştu.
İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür de 21. yüzyıl bilgi dünyasında artık bilginin nakledilmesinin bir anlamının olmadığını ifade etti.
Bilgiden yeni bilgiyi üretebilen, inovatif düşünebilen, teknolojileri okuyabilen ve öğrencisine bu ekosistemle ilham veren bir ortama ulaşmayı amaçladıklarını anlatan Yentür, bütün gayretlerinin bu yönde çocukları yarına hazırlamak olduğunu dile getirdi.
İTÜ Rektörü Prof. Dr. İsmail Koyuncu da teknolojik imkanların öğrenme materyallerine ve kaynaklarına erişimi kolaylaştırdığını, aynı zamanda teorik eğitimi görsel bir deneyime dönüştürerek öğrencilere simülasyon ortamında eğitim olanağı sunduğunu belirtti.
Bakan Mehmet Fatih Kacır’ın görevindeki 1 yılı geride bıraktığı bu süreçte birçok büyük sanayi yatırımının ilk imzaları atıldı.

KREDİ VE TEŞVİKLERLE YENİ YATIRIMLARA KAPI AÇILDI
Bir yıllık dönemin öne çıkan adımlarından biri, yatırım taahhütlü avans kredisi (YTAK) oldu. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Merkez Bankası işbirliğinde uygulamaya alınan kredilerle teknolojik ve stratejik yatırımlara odaklanıldı. 3 yılda 300 milyar lira limit tahsis edilen YTAK ile bugüne kadar toplam yatırım büyüklüğü 1 trilyon 221 milyar liraya ulaşan 219 yatırım için ön başvuru gerçekleştirildi.
Son 1 yılda, öngörülen toplam sabit yatırım tutarı 1,3 trilyon lira olan 13 bin 369 yatırım projesi için ise yatırım teşvik belgesi düzenlendi ve 293 bin kişilik istihdam öngörüldü.
1 Haziran 2023’ten bugüne kadar olanlar da dahil teşvik belgesi düzenlenen 3 bin 101 yatırım tamamlanırken gerçekleşen toplam sabit yatırım tutarı 75 milyar lira, istihdam ise 163 bin kişi oldu.
11 AYDA 7,6 MİLYAR DOLARLIK ULUSLARARASI DOĞRUDAN YATIRIM
Bu süreçte doğrudan yatırımların boyutu da dikkati çekti. Haziran 2023-Nisan 2024 döneminde toplam 7 milyar 596 milyon dolar doğrudan uluslararası yatırım girişi gerçekleşti.
Sanayi üretim endeksi martta, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 4,3 artarken imalat sanayi üretim endeksindeki artış yüzde 4’ü buldu. Özellikle orta-düşük teknolojili ürünlerde yüzde 4,9, orta-yüksek teknolojili ürünlerde yüzde 1,9, yüksek teknolojili ürünlerde yüzde 34,4’lük yükseliş öne çıktı.

MİLLİ HAMLELERLE DIŞA BAĞIMLILIK ORTADAN KALDIRILDI
Yerli ve milli üretim konusunda da bir yıllık dönemde tarihi projeler envantere kazandırıldı. Türkiye’nin milli muharip uçağı KAAN, ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi. BOZDOĞAN, GÖKDOĞAN, KUZGUN ve SİPER füzeleri de test atışlarında hedeflerini başarıyla vururken Türk savunma sanayisinin geldiği nokta uluslararası arenada öne çıkan gündem maddelerinden biri haline geldi. Bu tecrübeleriyle Türkiye, aviyonik sistemler alanında kendi donanım ve yazılım sistemlerini bağımsız geliştirebilen ülkeden birine dönüştü.
Türkiye’nin ilk ve tek yerli metro sinyalizasyon sistemi de İstanbul’da hayata geçirildi. Dünyada sadece sayılı firmanın sağlayabildiği uluslararası en üst düzey (SIL4) emniyet sertifikasyonuna sahip bu sistemle demir yolu sinyalizasyonunda dışa bağımlılık ortadan kaldırıldı.
UZAY YOLUNDA TARİHİ ADIMLAR
Dijital Avrupa Programı kapsamında süper bilgisayarlara, yapay zeka test ve deney tesislerine ve açık veri alanlarına KOBİ ve araştırmacılar için erişim imkanı sağlanması da bu dönemde planlandı.
Türkiye’nin Milli Uzay Programı kapsamında ülkenin ilk astronotu Alper Gezeravcı 19 Ocak-9 Şubat döneminde “Türk Astronot ve Bilim Misyonu”nu gerçekleştirdi. İkinci astronot Tuva Cihangir Atasever de bu misyonun parçası olarak dün yörünge altı uçuşunu gerçekleştirdi. İnsanlı uzay yolculukları, bu alanda yeni projelere de kapı açmış oldu.
TÜBİTAK-UZAY’ın öncülüğünde üretilen ve Türkiye’yi kendi haberleşme uydularını üretebilen 11 ülke arasına dahil edecek ilk milli haberleşme uydusu Türksat 6A da 7-14 Temmuz haftasında fırlatılacak.

YOLLARDA TOGG DAMGASI
Son bir yıl Türkiye’nin en önemli projelerinden Togg için de atılım dönemi oldu. Mart 2023’te satışa sunulan Togg’un (T10X) üretim sayısı 30 bine ulaştı.
“Elektrikli Araçlar İçin Hızlı Şarj Altyapısı Destek Programı” kapsamında 81 ilde 1053 hızlı şarj ünitesinin kurulumuna destek verildi. Mayıs itibarıyla 81 ilde hizmet veren hızlı şarj istasyonu ünitesi sayısı 3 bin 400’e, AC şarj üniteleri sayısı 12 bin 300’e yükseldi.
SAĞLANAN DESTEKLERLE YENİ PROJELER UYGULAMAYA ALINIYOR
Bakanlık, Dünya Bankası işbirliğiyle Türkiye Yeşil Sanayi Projesi’ni de hayata geçirdi. Bu kapsamda, 450 milyon dolar finansman, sanayinin yeşil dönüşümü ve yeşil teknolojilerin geliştirilmesi için hizmete sunuldu.
KOSGEB ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası işbirliğiyle 300 milyon avroluk finansman da KOBİ Dijital Dönüşüm Destek Programı ile kapsamdaki işletmelere verildi.
Teknoloji ve İnovasyon Fonu ile 6 girişim şirketine 2,6 milyon dolarlık doğrudan yatırım yapılırken “fonların fonu” aracılığıyla 66 girişime 112,3 milyon avro yatırım sağlandı.
Rekabetçi Sektörler Programı kapsamında son bir yılda toplam bütçesi yaklaşık 43,7 milyon avro olan 9 proje tamamlanarak hizmete açıldı.
Bakanlık; TÜBİTAK, KOSGEB ve kalkınma ajansları aracılığıyla başta KOBİ’ler olmak üzere özel sektörün 95 bin 329 projesine 32,8 milyar lira destek verdi.
TERSİNE BEYİN GÖÇÜNE TEŞVİK
Öte yandan TÜBİTAK eliyle 181 üniversitenin 5 bin 496 projesine 5,24 milyar lira, 83 bin 991 bilim insanına ise 2,84 milyar lira destek sağlandı.
Tech-InvesTR Programı çerçevesinde kurulan 5 fon, 92 girişime toplam 1,95 milyar lira yatırım yaptı.
TÜBİTAK eliyle akademi ve üniversitelere yönelik 170 projeye 200,9 milyon lira destek verildi. Sağlanan teşvikler neticesinde 201 lider araştırmacı tersine beyin göçüyle Türkiye’ye döndü.

DEPREM BÖLGESİ DESTEKLERİ SANAYİ İÇİN CAN SUYU OLDU
6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen sanayi işletmeleri de bu süreçte sağlanan desteklerle ayağa kaldırıldı.
Depremin hemen ardından hasar tespiti ve bunların giderilmesi amacıyla 5 milyar lira ödenek tahsis edildi. Kalkınma ajansları ve bölge kalkınma idareleri eliyle 206 projeye 1,9 milyar lira kaynak aktarıldı.
Bölgede 71 milyar liralık yatırım ve 27 bin 500 istihdam sağlayacak 521 yatırım teşvik belgesi düzenlendi. Cazibe Merkezi Programı dönüşümü yapılan 124 yatırım teşvik belgesi için 124,2 milyon lira faiz desteği ödendi.
Sanayinin yeniden canlanması için 7 bin 118 hektar büyüklüğünde 25 sanayi alanı ilan edildi, sanayi alanı sayısı 32’ye çıktı. Sanayi alanı ilan edilen yerlerden Kahramanmaraş, Gaziantep ve Malatya’daki sanayi siteleri için 2,1 milyar lira harcandı.
KOSGEB, Dünya Bankası ve Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı işbirliğiyle bölgedeki KOBİ’lerin iş sürekliliğinin sağlanması amacıyla 450 milyon dolara ek 20 milyar Japon yeni, işletmelere verildi. Bugüne kadar 52 bin 864 işletmeye 17 milyar lira destek sağlandı.
TÜBİTAK koordinasyonunda 22 üniversite, AFAD, MTA ve Türkiye Belediyeler Birliğinin yer aldığı proje kapsamında diri fayların özelliğini belirlemek amacıyla 114 milyon liralık bütçeyle çalışma başlatıldı.

AR-GE, TASARIM VE TEKNOLOJİ MERKEZLERİ SAYISI ARTIYOR
Son 1 yıllık dönemde AR-GE, tasarım ve teknoloji merkezlerine özel önem verildi. Bu kapsamda, Türkiye’de 1274 olan AR-GE merkezi sayısı 1311’e ulaştı. İstihdam edilen personel sayısı 79 bin 163’ten 84 bin 558’e, tamamlanan ve devam eden proje sayısı da 73 binden 80 bin 115’e yükseldi.
Aynı dönemde tasarım merkezi sayısı 307’den 333’e, merkezlerde çalışan personel sayısı 7 bin 861’den 8 bin 151’e, tamamlanan proje sayısı 11 bin 372’den 12 bin 888’e çıktı. Halen 2 bin 341 proje devam ediyor.
Toplam teknoloji merkezi sayısının 27’ye çıktığı bu dönemde buralardaki istihdam da 1386’ya ulaştı.
Kurulan 102 teknoloji geliştirme bölgesinden (TGB) 89’u faaliyetini sürdürüyor. TGB’lerde yer alan firma sayısı 9 bin 293’ten 10 bin 547’ye, kuluçka firma sayısı 2 bin 447’den 2 bin 935’e, toplam personel sayısı 96 bin 871’den 111 bin 638’e, tamamlanan proje sayısı 51 bin 674’ten 57 bin 997’ye, devam eden proje sayısı 14 bin 323’ten 15 bin 921’e ve patent tescil sayısı 1704’ten 1857’ye yükseldi. Firmaların toplam satışı 252,5 milyar liradan 476 milyar liraya, toplam ihracatı ise 8,7 milyar dolardan 10,6 milyar dolara çıktı.

OSB’LER “YEŞİLE” DÖNDÜ
Sanayide yeşil dönüşüm projeleri de odaklanılan konular arasında yer aldı. Yeşil OSB projelerinin Bakanlıkça kredilendirilmesi ve öncelikli değerlendirilmesine imkan tanındı.
Son bir yılda 2’si ihtisas OSB olmak üzere toplam 1279 hektar alana sahip 10 OSB’nin kuruluş tescil işlemleri tamamlanarak, Türkiye’deki toplam OSB sayısı 361’e yükseltildi.
OSB’lerin yeşil dönüşümünü hızlandırmak üzere başlatılan projeyle Dünya Bankasından 300 milyon dolarlık kredi temin edildi. Proje kapsamında 38 OSB’ye 52 alt proje için kredi desteği sunuldu.
Temmuz 2023 itibarıyla başlatılan Yeşil OSB Belgelendirme Programı kapsamında 28 başvuru alındı. 9 OSB farklı seviyelerde Yeşil OSB belgesi almaya hak kazandı.
Ayrıca, toplam 3 bin 61 hektar alanda 8 endüstri bölgesi ilan edilirken bu bölgelerin sayısı 43’e çıktı.
Fikri ve sınai mülkiyet hakları konusundaysa yerli patent başvuru sayısının 8 bin 406, yerli patent tescil sayısının 2 bin 850, yerli faydalı model başvuru sayısının 2 bin 983, yerli faydalı model tescil sayısının 2 bin 530, yerli marka başvuru sayısının 168 bin 574’e ulaştığı kayıtlara geçti.
Aynı dönemde yerli marka tescil sayısı 131 bin 510’a, yerli tasarım başvuru sayısı 46 bin 126’ya, yerli tasarım tescil sayısı 32 bin 376’ya, coğrafi işaret başvuru sayısı 352’ye ve coğrafi işaret tescil sayısı 216’ya ulaştı.
PİYASA DENETİMLERİ KESİNTİSİZ SÜRDÜRÜLDÜ
Bakanlık, Yasal Metroloji ile Piyasa Gözetimi ve Denetimi (PGD) faaliyetleri kapsamında da çeşitli çalışmalar gerçekleştirdi. Son bir yılda, 47 bin 285 denetim icra edildi. İncelenen ürün ve teçhizattan 5 bin 394’ü uygunsuz bulunurken 728’i teste gönderildi.
Toplamda 598 ürüne düzeltme süresi verildi, 94 ürüne ilişkin işbirliği süreci yürütülürken 97 ürün hakkında toplatma kararı alındı. Toplamda 120 milyon lira idari para cezası uygulandı.
Yasal metroloji faaliyetleri kapsamında ise Bakanlıkça 374 bin 235 ani ve şikayetli ölçü aleti muayenesi yapıldı, yetkilendirilen kuruluşlarca 1 milyon 789 bin 647 ilk ve periyodik ölçü aleti muayenesi gerçekleştirildi.
Ayrıca, yetkili servislere yönelik 2 bin 237 ani denetim yapıldı ve 47 bin 978 aykırı ölçü aleti tespit edildi. Bu faaliyetler sonucu yaklaşık 70 milyon lira idari para cezası kesildi.
Bakanlık, son bir yılda toplam 2 milyon 213 bin 404 yasal metroloji denetim ve periyodik muayenesiyle toplamda 200 milyon liralık idari para cezası uyguladı.
ULUSLARARASI İŞBİRLİKLERİ KUTUPLARA UZANDI
Geride kalan bir yıllık dönemde ikili ve çoklu işbirliklerine de özel önem verildi. Bu kapsamda, 45 ülke ile ikili görüşme, yurt dışı ziyareti, yurt içi temaslar gerçekleştirildi. 13 ülke ile toplam 22 diplomatik metin imzalanırken 15 ülkenin muadil bakanlarıyla 25 görüşme yapıldı. Avrupa Birliği kurumlarıyla programlar devam etti. 2021-2027 yıllarını kapsayan Ufuk Avrupa Programı kapsamında 1162 yürütücünün dahil olduğu 527 proje ile 258,1 milyon avro hibe Türkiye’ye kazandırıldı.
Bu yıl 8’inci Ulusal Antarktika Bilim Seferi düzenlendi. Uluslararası işbirliklerinin de yer aldığı sefer kapsamında beyaz kıtada 24 bilimsel projenin saha çalışmaları gerçekleştirildi. Söz konusu seferi, bu yıl 3’üncüsü yapılan Ulusal Arktik Bilim Seferi izledi. Yabancı araştırmacılar dahil 12 bilim insanı Arktik Okyanusu sularında çevre, meteoroloji ve oşinografi konularında 14 proje için çalışmalarını tamamladı.
‘DÜNYADA SÖZ SAHİBİ KONUMA ULAŞACAĞIZ’
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlı tutumu ile sanayici ve yatırımcıların ülkeye güveniyle elde edilen başarıyı sivil alanlara taşıdıklarını söyleyen Bakan Kacır, “60 yıllık hayalimiz Togg’u yollara çıkardık. Dünyanın da büyük bir ilgi ve gıptayla izlediği bir başarı hikâyesini yazdık. Yeni nesil sanayi politikalarımızın bir ürünü olan Togg örneğinden sonra, Türkiye’nin güçlü potansiyelinin olduğu kritik ve yenilikçi teknoloji alanlarında üretim ve teknoloji geliştirme kabiliyetimizi adım adım güçlendireceğiz. Katma değerli ve nitelikli üretimin anahtarı haline gelen endüstriyel robot alanında lider teknoloji girişimleri çıkaracağız. Bu alanda teknoloji girişimleriyle, üretim altyapısıyla dünyada söz sahibi konuma ulaşacağız. Artık ileri robotik teknolojilerine yatırım yapan ülkeler, işgücü maliyetlerini azaltarak ve verimliliği artırarak daha yüksek ve katma değer odaklı ekonomik büyümeyi başarıyor. Yapay zeka, makine öğrenimi ve sensör teknolojileri gibi çeşitli alanlarda inovasyonu robotik yatırımları da, araştırma ve geliştirme kültürünü teşvik ederek, birçok endüstriye fayda sağlayabilecek atılımların önünü açıyor. Aynı zamanda bu yatırımlar, ülkelerin savunma sanayi başta olmak üzere birçok kritik teknolojide dışa bağımlılığını azaltmak için anahtar rol üstleniyor” diye konuştu.
‘ÜLKEMİZİN ROBOTİK TEKNOLOJİLER ALANINDAKİ YETKİNLİKLERİNE GÜÇ KATIYORUZ’
Endüstriyel robot teknolojilerinde yetkinlikleri daha ileriye taşımanın kritik öneme sahip olduğunu söyleyen Bakan Kacır, “Bu bilinçle, son 22 yılda yatırım teşvik sistemimizle endüstriyel robot imalatı alanında 5,5 milyar lira tutarında 72 yatırımın önünü açtık. Yüksek teknoloji alanlarında Ar-Ge den seri üretime uçtan uca destek sunan Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programıyla, robot teknolojileri ve otomasyon sistemleri alanlarında toplam 44 milyon dolar dolarlık 9 yatırımı destekliyoruz. TÜBİTAK burs ve destek programları kapsamında endüstriyel robot alanında 962 proje ve bin 613 bilim insanı ve gencimize 3,3 Milyar lira destek verdik. Robot teknolojilerinde 5 Ar-Ge merkezi ve teknoparklardaki 29 teknoloji girişimine 1,2 milyar liranın üzerinde destek sağladık. Türkiye’de ilk defa üretimi gerçekleştirilecek 8 eksenli tornalama merkezinden yeni nesil CNC modellerine kadar geniş bir yelpazede ülkemizin robotik teknolojiler alanındaki yetkinliklerine güç katıyoruz” ifadelerini kullandı. Konuşmanın ardından fabrikanın açılışı yapıldı.
Türkiye genelinde 700’ün üzerinde sanayi firması ile yapılan ve her yıl tekrarlanacak olan araştırmaya göre, sanayi firmalarının sürdürülebilirliğin kurumsal stratejiye entegre edilmesi noktasında henüz başlangıç aşamasında olduğu kaydedildi. Firmaların sürdürülebilirlik gündemine ilişkin bilgi seviyesinin ise düşük kaldığı belirtildi. Türkiye’deki sanayi kuruluşlarından yüzde 13’ünün karbon ayak izini hesapladığı, sürdürülebilirlik konusunda kamuya açık rapor yayımlayan firmaların toplam oranının ise yüzde 6 olduğu vurgulandı. Araştırmaya göre sürdürülebilirlik hedef ve aksiyonlarını etkileyen en önemli etken olarak ‘Kanun ve Yönetmelikler’ öne çıkarken, sanayi firmaları, sürdürülebilirlik uygulamaları için en çok ‘Teşvik/ Finansman Desteği’ne ihtiyaç duyduğunu açıkladı.
İSO’nun Ipsos iş birliği ile gerçekleştirdiği ‘İSO Sanayide Sürdürülebilirlik Eğilimi Araştırması’nın sonuçları açıklandı. Türkiye’deki sanayi kurumlarının sürdürülebilirlik konusundaki mevcut durum ve yaklaşımlarını anlamak üzere Türkiye’de ilk kez sadece sanayinin geneline yönelik gerçekleştirilen çalışmaya 717 sanayi firması katıldı. Araştırma sonunda elde edilen bulgular, İSO’nun üyesi sanayi firmalarını sürdürülebilirlik alanında desteklemek üzere gerçekleştireceği gelecek dönem çalışmalarına yön verecek.
Araştırma sonucunda elde edilen bulgular çerçevesinde Türkiye’de ilk kez, sanayinin geneli için ‘İSO Sanayide Sürdürülebilirlik Eğilimi Skorları’nı da hesaplanarak ‘Farkındalık’, ‘Yaklaşım’ ve ‘Uygulama’ başlıklarında üç farklı performans skoru oluşturuldu. Her bir skor grubunda farklı sorular ele alınarak oluşturulan sonuçlara göre Türkiye genelinde sanayi firmalarının en yüksek skora ulaştığı alan 48,97 ile ‘Farkındalık’ olurken ‘Yaklaşım’ alanındaki skorları 34,27 olan sanayi firmalarının ‘Uygulama’ skoru ise 18,19 ölçüldü.
EN ÇOK TEŞVİKE İHTİYAÇ DUYULUYOR
Firmaların, sürdürülebilirliğin kurumsal stratejiye entegre edilmesi noktasında henüz başlangıç aşamasında olduğu belirtilen araştırma sonuçlarında, firmaların sürdürülebilirlik gündemine ilişkin bilgi seviyesinin düşük, sınırlı sayıdaki sürdürülebilirlik hedefi belirleyenler arasında da ekonomik sürdürülebilirlik ile ilgili hedeflerin merkezde yer aldığı kaydedildi.
Araştırma bulguları Türkiye’deki sanayi kuruluşlarından yüzde 13’ünün karbon ayak izini hesapladığını, sanayi firmalarının, sürdürülebilirlik uygulamaları için en çok ‘Teşvik/ Finansman Desteği’ne ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Araştırmaya göre sürdürülebilirlik hedef ve aksiyonlarını etkileyen en önemli etken ‘Kanun ve Yönetmelikler’ olurken, sürdürülebilirlik konusunda kamuya açık rapor yayımladığını beyan eden firmaların toplam oranının yüzde 6 olduğu belirtildi.
Araştırma kapsamında Türkiye’deki her 4 sanayi firmasının 3’ü sürdürülebilirlik konusunun firma vizyonunun çok önemli bir parçası olduğunu belirtse de yaklaşık her 10 firmadan 3’ünün sürdürülebilirliği günlük iş rutinlerine düzenli bir şekilde entegre ettikleri ve bu konuda ölçümlenebilir hedefler koyup aksiyonlar aldıkları dikkate alındığında Türkiye’deki sanayi firmalarının çoğunun sürdürülebilirliğin kurumsal stratejiye entegre edilmesi noktasında henüz başlangıç aşamasında olduğu kaydedildi.
BİLGİ SEVİYESİ DÜŞÜK KALDI
Araştırma kapsamında Türkiye genelinde sürdürülebilirlikle ilgili gündem başlıklarına ilişkin beyana dayalı bilgi seviyesinin çoğunlukla düşük olduğu görüldü. Araştırmaya katılanlar arasında, Paris İklim Anlaşması ve Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefi dışındaki konularda ‘Hiç bilgili değilim’ ve ‘Pek bilgili değilim’ diyenlerin oranı, ‘Biraz bilgi sahibiyim’ ve ‘Çok bilgiliyim’ diyenlerin oranından daha fazla çıktı.
Katılımcıların yüzde 58’i Paris İklim Anlaşması hakkında bilgi sahibi olduğunu beyan ederken, yüzde 50’si ise Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon hedefi hakkında hiç ya da pek bilgisi olmadığını ifade etti. En az kişinin bilgi sahibi olduğunu belirttiği konu ise yüzde 42 ile BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları oldu. Araştırmaya katılanların yüzde 32’si de Avrupa Yeşil Mutabakatı hakkında hiç bilgisi olmadığını beyan etti.
10’DA 2’Sİ FİNANS HİZMETLERİNİ KULLANDI
Araştırma kapsamındaki her 10 firmadan 9’u karbon ayak izini hesaplamazken, gelecek 12 ay dikkate alındığında çevresel sürdürülebilirliğe yönelik öncelikler arasında ‘düşük karbonlu enerji tüketimi’ gibi karbon ayak izinin azaltılmasında doğrudan etkili olacak adımlar görece daha az sayıda firma tarafından yüksek öncelikli olarak tanımlandı. Araştırma kapsamındaki firmalar en çok ‘Teşvik/ Finansman Desteği’ne ihtiyaç duyduklarını belirtse de Türkiye genelinde sürdürülebilirlik projelerinin finansmanı için sürdürülebilir finans ürün ve hizmetlerini kullanan firmaların oranı 10’da 2 ile sınırlı kaldı.
İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ın ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıda konuşan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, “Üretim yapan çiftçilerimize kullandıkları tarımsal kredilerde yüzde 15 ilave faiz indirimi sağlıyoruz. Böylece gerekli diğer koşulları da sağlayan üreticilerimiz kredilerinde yüzde 100 faiz indirimine erişebiliyor. Çiftçilerimizi üretime teşvik etmek için, bugünün değerleriyle verilen destek miktarı 1,6 trilyon. Tarım dışına çıkan arazi miktarı da yine bu süreçte önemli ölçüde azalmış durumda. 93 milyon dekarlık, 442 büyük ovanın koruma altına alındığını söylemek istiyorum. Yine organik tarım ve iyi tarım uygulamaları da bu süreç içerisinde desteklendi. Tarım ve sanayi entegrasyonunu güçlendirmek için, kırsal kalkınma yatırımları da devam etti ve 93 bin projeye yaklaşık 95 milyar liralık bugünün rakamlarıyla kaynak ayrıldı. Önümüzdeki dönemde yatırımları cesaretlendirmek adına ekonomik yatırımlarda, proje limitini yüzde yüz arttırdık ve 7 milyondan 14 milyon liraya çıkardık. Tarımsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu, Avrupa Birliği ile Türkiye Cumhuriyeti’nin eş finansmanıdır. 81 ilimize yaygınlaştırdık. Üçüncü dönem çağrısındaki bütçe rakamı 785 milyon Euro. 7 yıllık bu süreçte ülkemizdeki tarım girişimcilerinin kendi faaliyetlerini yerine getirebilmeleri adına onlara ayrılmış durumda” diye konuştu.

“BUNDAN SONRAKİ STRATEJİMİZİ 5 TEMEL UNSUR ÜZERİNE KURDUK”
Bakan Yumaklı, “Beş temel unsur üzerine kurduk, bundan sonraki stratejimizi. Sürdürülebilir bir üretim yapacağız. Yapmış olduğumuz bu üretim verimlilik esasına göre işleyecek. Ürettiğimiz ürün, verimli ürettiğimiz ürün kaliteli olacak ve mutlaka kayıtlılık söz konusu olacak. Elbette sektöre yatırım bunun olmazsa olmazı. Bu düzenlemelerle suya göre tarımın yapılması, planlı tarımsal üretime geçilmesi istenmeyen arazilerin döküme kazandırılması, tarımsal üretim alanlarında yapılan bütün üretimin kayıt altına alınması ve sözleşmeli üretimin yaygınlaştırılmasıdır. Politikalarımızın tamamı devletimizin ana politikalarına entegredir” şeklinde konuştu.
“ÇİFTÇİLERE TARIM KREDİSİNDE YÜZDE 15 İLAVE FAİZ İNDİRİMİ”
Çiftçileri teşvik etmek adına faiz indirimi uygulanmasına değinen Yumaklı, “Sözleşmeli üretimle alakalı çiftçilerimize, üreticilerimize onları cesaretlendirme adına üretim yapan çiftçilerimize kullandıkları tarımsal kredilerde yüzde 15 ilave bir faiz indirimi yapıyoruz. Böylece diğer koşulları da sağlayan üreticilerin çok ciddi oranda bir faiz indiriminden yararlanması söz konusu. O yüzden ben siz değerli sanayicilerimizden sözleşmeli üretimin yaygınlaştırılmasıyla ilgili desteklerinizi istirham ediyorum” ifadelerini kullandı.
“NÜFUS ARTIŞIYLA ÜRETİM İHTİYACIMIZ ARTACAK”
Her alanda daha fazla üretim ihtiyacı doğacağını belirten Yumaklı, “Biz, Akdeniz çanağındaki ülkeyiz. İklimden en çok etkilenen ve etkilenecek olan ülkelerin başında geliyoruz. Ve en çok etkilenecek, hayatımız için önemli materyal madde de su. Nüfus artışıyla birlikte yine her alanda üretim ihtiyacımız da artacak dolayısıyla. Bu gerçeği en çok idrak eden bir grubu temsil ediyorsunuz ki, hakikaten ben teşekkür ediyorum İstanbul Sanayi Odası yönetimine. Bu kadar değerli bir çalışmayı Türkiye kamuoyunun gündemine sokacakları için. 2023 yılında ülkemizin mevcut su kaynaklarından 57 milyar metreküp kullanıldı. Bunun oransal olarak hangi sektörlerde kullanıldığını zaten konuşmacılar söyledi. Sanayide suya en fazla bağımlılığı olan sektörleri de söyledi hocam ama ben yine de söyleyeyim. Yüzde 22 ile gıda, yüzde 18 ile tekstil sektörü. Su kaynaklarımızın önemini söylüyoruz. Bir daha tekrar edelim. Ülkeler su ile ilgili pozisyonlarını sahip oldukları potansiyelle ölçerler. Eğer kişi başına bin 700 metreküpün üzerinde bir kullanılabilir su potansiyeline sahipseniz, siz su zengini bir ülkesiniz. Bin 700 metreküple, bin metreküp arasında iseniz su stresi içerisinde bir ülkesiniz. Bin metreküpün altına düştüğünüzde de su fakiri bir ülkesiniz. Kabaca böyle tanımlayalım. Türkiye, bin 313 metreküp bizim kayıtlarımıza göre su miktarına sahip” dedi.
“10 BİN PROJEYE 2,4 TRİLYON LİRALIK BİR KAYNAK AKTARILDI”
Önlem alınmazsa 6 seneye su fakiri olabileceğimize dikkat çeken Yumaklı, “Bin 313 metreküple yani binle, bin 700 arasında, bine daha yakınız. Su stresi altında bir ülkeyiz. Eğer hiçbir önlem almazsak, ne olabilir ki? Deyip alışkanlıklarımızı değiştirmezsek çok değil sadece 6 sene sonra su fakiri olan ülkeler kategorisine gireceğiz. Dolayısıyla burada, devlet aklı olarak karar vericileri olarak, bu tehlikeyi çok uzun senelerdir gören, karar vericilerin ülkemizin yarınlarında ihtiyacı olacak suyu depolama adına çok ciddi yatırımları, dolayısıyla su ve sulama alanında yaklaşık 10 bin projeye 2,4 trilyon liralık bir kaynak aktarmış bu ülke insanı” ifadelerini kullandı.
]]>Organize Tarım Bölgeleriyle hem teknoloji hem de inovasyonu kullanarak verimli tarımsal üretim sahaları oluşturduklarını ifade eden Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı da, “41 ilde 60 organize tarım bölgesi projemizin hayata geçmesi için büyük çaba harcıyoruz. Su ve sulama alanında 2,4 trilyon lira kaynak aktararak 10 binden fazla projeye imza attık. İnşallah yeni üretim sezonuyla birlikte planlı üretime geçmiş olacağız.” dedi. Sözleşmeli tarımsal üretim noktasında da sanayicilerden destek beklediklerini kaydeden Bakan Yumaklı, “Bu noktada sanayicilerden en önemli beklentimiz sözleşmeli üretimin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması. Sözleşmeli tarımsal üretimin, hem üretici açısından hem de sanayici açısından birçok faydası var.” dedi.
Bakışla Tarım ile Sanayi Arasındaki Entegrasyonu Artırarak; Tarımsal Sanayinin, Ekonomimize Daha Etkili ve Verimli Katkı Yapmasını Değerlendirmek’ ana gündemi ile düzenlendi. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ın açılış konuşmasını yaptığı toplantıya, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı da katılarak görüşlerini paylaştı. Toplantıda İSO tarafından hazırlanan ‘İSO İklim Değişikliği ve Su Yönetimi: Sanayi Sektörü Raporu’nun da lansmanı yapıldı.
TARIMSAL KAYNAKLARIMIZI DOĞRU KULLANMIYORUZ
Tarım ve sanayi sektörlerinin birbirlerini tamamladığını, iki sektör arasında daha fazla entegrasyon sağlamanın, milletin refahını artırmak açısından çok önemli olduğunu kaydeden Erdal Bahçıvan, “Son birkaç yıldır hayatımıza yeniden giren yüksek enflasyonla büyük bir mücadele içindeyiz. Ne yazık ki toplum, enflasyonun yol açtığı hayat pahalılığının en önemli nedeni olarak; tarımsal ürünlerdeki fiyat artışını görüyor. Tarım herkesin hayatına dokunuyor. Bu da gösteriyor ki hiçbir toplumun tarımı dışarıda bırakarak veya tarımı az önemseyerek bir hayat sürmesi mümkün değil. Bu çerçeveden baktığımızda kaynakları bu kadar güçlü ve çeşitli olan ülkemizin yıllardan beri tarımsal ürün ve gıda enflasyonunu çözememesi hakikaten kabul edilemez. Bu, toplum olarak yaşamamız gereken bir kader değil. Yani ülke olarak, dünyada birçok konuda dudak uçuklatan başarılara imza atmışken bunu çözemiyor olmamızı, kaderimiz olarak göremeyiz ve de görmemeliyiz. Biz, bu alanda yaşadığımız sorunların çözümü noktasında, maalesef tarımın bilimsel yaklaşımlarla buluşmasında yeteri kadar etkili hareket edemiyoruz. Ülkemizin en önemli kaynağı olarak görmemiz gereken tarımsal kaynaklarımızı yeteri kadar doğru kullanmıyoruz.” dedi.
DENİZ VE DEMİR YOLLARINI GÜNDEME ALMALIYIZ
Türkiye’nin, artık tarımla ilgili; hayvan varlığından ekilen araziye ve çıkan ürüne kadar tüm noktalarında çok daha güven veren bir veri setini oluşturması gerektiğinin altını çizen Erdal Bahçıvan, “Çünkü verimlilik yolundaki ilk ve en önemli adım budur. Güçlü bir veri kaynağını, sağlıklı ölçülebilir bir veri setini oluşturamamaktan dolayı ne yazık ki sorunlara teşhis koymak da, sağlıklı çözüm bulmak da ve dahası gelecek planı oluşturmak da çok kolay olmuyor. Bu süreci ancak ölçerek bilimle, teknolojiyle buluşturmalıyız. Çünkü bugün ekimle hasat arasında geçen sürede; buğdayından fındığına, ayçiçeğinden çayına ve meyve-sebzesine kadar ciddi verim kayıplarının yaşandığını biliyoruz. Bunu ancak doğru ilaçlama, doğru gübreleme, doğru sulama gibi ürünün ekilmesinden sonraki dönemi çok çok iyi değerlendirerek ve teknolojiyi kullanarak giderebiliriz. Üretilen ürünleri tüketicilere hızlı, sağlıklı ve en verimli şekilde ulaştırmaya gelince de, kaynaklarımızı doğru kullandığımızı söyleyemeyiz. Karasal ulaşımın alt yapısında son yıllarda çok büyük iyileştirmeler yapılmış olsa da üç tarafımızı çeviren denizlerimizi ve demiryollarımızı bu iş için neredeyse hiç kullanmadığımızı görüyoruz. Oysa tarım ürünlerinin daha sağlıklı, daha hijyenik, daha az fireli, daha ucuz, daha verimli taşınması için deniz ve demiryolu lojistiğinin de mutlaka Türkiye’nin gündemine girmesini çok önemli görüyoruz.” ifadelerini kullandı.
EN ÖNEMLİ ALT YAPI ÇALIŞMALARI SU ALANINDA OLMALI
İSO için İstanbul Teknik Üniversitesi akademisyenleri tarafından hazırlanan ‘İklim Değişikliği ve Su Yönetimi: Sanayi Sektörü Raporu’, hakkında da değerlendirmelerde bulunan Erdal Bahçıvan, “Rapor, içerdiği akademik bilginin yanı sıra ilgili tüm paydaşlarımızdan gelen bilgi ve görüşleri de içerecek şekilde bütüncül bir yaklaşımla hayata geçirildi. Bu raporu sadece sanayinin belli sektörlerini etkilemesiyle bağlantılı hazırlanmış bir rapor olarak değerlendirmemek gerekiyor. Bu kıymetli araştırma, toplumsal hayatımızda gelecek yıllarda oluşabilecek olan riskleri ve tehditleri nasıl çözebileceğimize dönük olarak hazırlanan bir rapor olarak değerlendirilmelidir. Şu bir gerçek ki Türkiye’nin su kaynakları önümüzdeki dönemlerde tarımsal üretimdeki gücümüzü en doğru, en isabetli şekilde kullanabilmek adına bizim için büyük bir değer arz ediyor. Verimliliği artırabilmek için Türkiye’de suyun bol olduğu yerlerden suyu az olan yerlere, ‘su otoyolları’ diyebileceğimiz kanallar oluşturabilmeliyiz. Karayollarıydı, barajlardı, havalimanlarıydı… Önemli ölçüde tamamlamakla övündüğümüz bu altyapı yatırımlarından sonra Türkiye’nin önümüzdeki dönem belki de yapması gereken en önemli altyapı çalışmaları bu yönde olmalıdır. Suyun bol olduğu yerlerden suya ihtiyaç duyulan yerlere tarımsal üretim için gelecek adına yapacağımız en kıymetli yatırımlar bunlar olmalı.”
2,4 TRİLYON TL KAYNAK AKTARDIK
İSO’da yaptığı konuşmada tarım ve hayvancılık alanında yapılan çalışmalar hakkında bilgi veren Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, “Organize Tarım Bölgeleriyle hem teknoloji hem de inovasyonu kullanarak verimli tarımsal üretim sahaları oluşturuyoruz. 41 ilde 60 organize tarım bölgesi projemizin hayata geçmesi için büyük çaba harcıyoruz. Su ve sulama alanında 2,4 trilyon lira kaynak aktararak 10 binden fazla projeye imza attık. İnşallah yeni üretim sezonuyla birlikte planlı üretime geçmiş olacağız. Bu süreci sağlam bir şekilde sahaya aktarmak için sektörün her bir parçasının bu konuya destek vermesi büyük önem taşıyor. Bu noktada sanayicilerden en önemli beklentimiz sözleşmeli üretimin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması. Sözleşmeli tarımsal üretimin, hem üretici açısından hem de sanayici açısından birçok faydası var. Sanayi sektörünün ihtiyaç duyduğu kaliteli ham maddenin, fiyat dalgalanmalarından korunarak temin edilmesini sağlıyor. Diğer taraftan da çiftçimiz gelir garantili üretim yapıyor. Bu sayede tarımsal üretim yapılırken, optimum girdi ile maksimum verim sağlamış oluyoruz. Sözleşmeli üretimin ülke geneline yayılması için sanayicilerin vereceği destek çok kıymetli. Sözleşmeli üretimi yaygınlaştırmak için, bu kapsamda üretim yapan çiftçilerimize kullandıkları tarımsal kredilerde yüzde 15 ilave faiz indirimi sağlıyoruz. Böylece gerekli diğer koşulları da sağlayan üreticilerimiz kredilerinde yüzde 100 faiz indirimine erişebiliyor.” dedi.
HAZIRLANAN RAPOR ÖNEMLİ BİR ADIM
Bütün paydaşları su için ortak kaygıda ve katkıda buluşmaya davet ettikleri Su Verimliliği Seferberliği çalışmalarının da sürdüğünü dile getiren Bakan Yumaklı, “Bu kapsamda, kentsel, tarımsal, endüstriyel ve bireysel su verimliliği için hedeflerimiz doğrultusunda öncelikli eylemleri geliştirdik. Sizlerle iş birliği içerisinde su verimliliği tedbirlerinin uygulanmasıyla, sanayide yüzde 50’ye varan oranlarda su kazanımı sağlanmasını hedefliyoruz. İstanbul Sanayi Odası tarafından hazırlanan, iklime duyarlı su ve atıksu yönetimimi ele alan, endüstriyel atık suların geri kazanımına özel vurgu yapılan Su Raporunun bu süreçte önemli bir adım olduğuna inanıyorum. Sanayi kaynaklı su stresinin önemli ölçüde hafifletecek olan önerilerin kurumlarımızın ortak katkısı ve iş birliğiyle önümüzdeki dönemde bir takvim dâhilinde hayata geçirilmesi için bu toplantının bir başlangıç olmasını temenni ediyorum.” diye konuştu.
ATIK SULAR ARITILIP YENİDEN KULLANILMALI
Hazırlanan ‘İklim Değişikliği ve Su Yönetimi: Sanayi Sektörü Raporu’na göre Türkiye’de su kullanımının sektörel dağılımı şu şekilde gerçekleşti: Yüzde 77’si tarımsal sulama, yüzde 12’si içme ve kullanma suyu, yüzde 11’i sanayi ihtiyaçları. Oluşan su talebinin azaltılması için de önerilerin yer aldığı raporda, ortalama kişi başına kentsel atıksu üretiminin ~200 L/kişi/gün olduğu Türkiye’de, endüstriyel su ihtiyacı için kentsel atıksu kullanımının yüksek bir potansiyeli bulunduğu ifade edildi.
Hazırlanan raporda, sanayi üretim süreçlerinde su tasarrufu yöntemlerinin etkinleştirilmesi için de öneriler sunuldu:
• Enerji tesislerinde ve istasyonlarında daha etkili soğutma sistemlerinin kullanılması.
• Yaz aylarındaki kuraklıklara karşı önlem olarak enerji santrallerinin soğutma sistemleri
için acil su bağlantılarının kurulması.
• Aşırı yağışlara karşı koruma ve yağmur suyunun daha iyi uzaklaştırılmasını sağlamak amacıyla, üretim tesislerinde yağmursuyu sistemlerinin geliştirilmesi.
• Tesis içi su yönetimi, atık suyun arıtılarak yeniden kullanılması, kullanılabilir durumda olan çözünmüş elementlerin ayrıştırılması.
• Tesislerin aşırı yağış ve taşkınlara karşı korunmasının sağlanması.
• Farklı iklim değişikliği senaryolarının su kaynaklarına ve hava soğutmalı sistemlere bağlı enerji üretim tesisleri üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi.
• Suyu biriktiren ve atıksu oluşturmayan proseslerin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması. Bu sayede suya daha az bağımlı olan kimya, kâğıt ve tekstil endüstrilerinin geliştirilmesi
]]>“DİJİTALLEŞMEYİ ÖNEMSİYOR VE BU KAPSAMDA GEREKLİ ADIMLARI ATIYORUZ”
Zirvenin açılış konuşmasını gerçekleştiren ve Denizli OSB’de dijitalleşmeye yönelik hayata geçirilen çalışmaları ve projeleri sunum eşliğinde katılımcılarla paylaşan OSBÜK Yönetim Kurulu Üyesi Denizli OSB Yönetim Kurulu Başkan Vekili Necip Filiz, “Denizli OSB Yönetim Kurulumuzla birlikte bölgemizde dijitalleşme ile ilgili önemli çalışmalara imza attık. Bu kapsamda Bölge Müdürlüğü olarak, değişen teknoloji ve siber güvenliğin artırılması amacıyla 2023 yılında tüm network yapımızı revize ettik. Coğrafik Bilgi Sistemi (CBS), Otomatik Sayaç Okuma Sistemi (OSOS), Faturalandırma Yazılımı (ARİL), Muhasebe Yazılımı (NETSİS Enterprise), Elektronik Belge Yönetim Sistemi (EBYS), ISO IEC 27001 Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi gibi sistemleri Müdürlüğümüzce kullanmaktayız. Dijitalleşmeyi önemsiyor ve bu kapsamda gerekli adımları atıyoruz” dedi.
“AMACIMIZ DİJİTAL DÖNÜŞÜM FİRMALARI İLE SANAYİCİLERİ BULUŞTURMAK”
Etkinlik hakkında bilgiler veren HYF Fuarcılık Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Yüksel, “Bu organizasyonun 2019 yılında İstanbul’da fuarını yaptık. 7 konuda dijital dönüşümü işlemiştik. O zaman fark ettik ki; sanayicileri İstanbul’a götürmeye çalışmaktansa sanayinin yoğun olduğu bölgelere biz gitmeliydik. Pandemi nedeniyle 2023 yılında startını verebildik. 9’uncusunu Denizli’de gerçekleştirdiğimiz Dijital OSB Buluşmaları etkinliğimizde amacımız; dijital dönüşüm firmaları ile sanayicileri buluşturmak. Enerji verimliliği ve akıllı fabrikalar, sürdürülebilir üretim, yalın üretim gibi konuları sanayinin yoğun olduğu bölgelerde işlemek. Güzel ev sahipliğinden dolayı Denizli Organize Sanayi Bölge Müdürlüğümüze, değerli yönetim kuruluna ve katılım gösteren sanayicilerimize çok teşekkür ederiz” diye konuştu.
“VERİMLİ, DAHA REKABETÇİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİR DENİZLİ SANAYİSİ İNŞA ETMEMİZ MÜMKÜN”
İşletmelerde dijital dönüşümü oluşturmak zorunda olduklarını ifade eden Denizli Sanayi Odası Genel Sekreteri Dr. Sezgi Akbaş, “Bu etkinliğin içeriği sanayimizin gelecekteki başarısı için çok önemli. Akıllı fabrikalar enerji verimliliği gibi ilkeleri beraber uygulayıp verimli, daha rekabetçi ve sürdürülebilir Denizli sanayisi inşa etmemiz mümkün. Bizde Denizli sanayi odası olarak adını andığımız konuları merkeze alan stratejik ile hareket ediyoruz. Bizde 11 Haziranda Pamukkale Üniversitesi endüstri mühendisliği ile verimlilik çalışması gerçekleştireceğiz. Aynı zamanda yine OSB’mizin sınırları içerisinde yıl bitmeden tüm paydaşlarımızın desteği ile bir model fabrika kazandırmış olacağız” şeklinde konuştu.
Açılış konuşmalarının ardından sunumlara geçildi. Yoğun katılımla gerçekleşen zirvede ABB Pazar Geliştirme Müdürü Mehmet Balbay, ABB Endüstriler İş Kolu Satış Mühendisi İrem Eğilmez, Honeywell Türkiye ve Orta Asya Kanal Pazarlama Müdürü Harun Özerkan, GSL Mühendislik Proje ve Satış Mühendisi Batur Urgan, MSC Otomasyon İş Geliştirme Yöneticisi Türker Şahin konuşmacı olarak yer alırken, yaptıkları sunumlarla dijitalleşme, enerji ve endüstriyel verimlilik, yapay zeka, dijitalleşmede haberleşme, karbon ayak izi, robotik otomasyon, akıllı üretim teknolojileri ve geleceğin fabrikaları gibi çeşitli başlıklarda katılımcıları bilgilendirdiler. Katılımcılar sunumların ardından merak ettiklerini sorma fırsatı yakalarken, sanayiciler ve dijitalleşme alanında hizmet veren firmalarla birebir görüşüp bilgi alma şansı buldu.
Konya’nın savunma sanayindeki kabiliyetlerinin konuşulduğu ve TUSAŞ’ın tedarik yönteminde tedarikçilerinden neler beklediğinin anlatıldığı ‘TUSAŞ Yan Sanayi Çalıştayı’na Konya Sanayi Odası Başkanı Mustafa Büyükeğen, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı M. Zahid Çatlı, Yönetim Kurulu Üyesi Kemal Özarpa, TUSAŞ Sanayileşme Direktörü Mehmet Şahan ve ekibi ile Konyalı sanayiciler katıldı.
METALE DAYALI SANAYİDE ÖNCÜ ŞEHİR KONYA
InnoPark Konya Teknoloji Geliştirme Bölgesi’nde gerçekleştirilen toplantının açılışında konuşan KSO Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Büyükeğen, Konya’nın makine, otomotiv, döküm, savunma sanayi, araç üstü ekipman gibi metale dayalı pek çok sektörde Türkiye’nin öncü şehirleri arasında yer aldığını söyledi. Konyalı sanayicilerin savunma sanayi sektöründe de önemli başarılara imza attığını kaydeden Başkan Büyükeğen, “Savunma ve havacılık sanayinde, İstanbul, Ankara ve Eskişehir’in ardından ülkemizin 4. büyük ihracatçısıyız. Hem Konya’mızın, hem de ülkemizin savunma sanayinde gösterdiği milli başarılarla gurur duyuyoruz. Hepimizin yüreğini kabartan bu başarılarda, dünyanın 100 büyük savunma sanayi şirketi arasında yer alan TUSAŞ’ın projelerinin payı çok büyük. TUSAŞ’ın geliştirdiği taarruz helikopteri, insansız hava araçları, Milli Muharip Uçağımız KAAN bunlardan sadece birkaçı. Konyalı sanayiciler olarak biz, TUSAŞ’ın bu projelerine ve diğer tüm projelerine her türlü desteği vermeye, TUSAŞ ile yeni iş birlikleri geliştirmeye hazırız” dedi.
Başkan Büyükeğen, Oda olarak sektöre yönelik düzenledikleri iş gezileri, ikili iş görüşmeleri, tedarikçi geliştirme programları ve iki yılda bir yapılan Konya Savunma Sanayi Tedarikçi Buluşmaları gibi çalışmalara da devam edeceklerini sözlerine ekledi.
“KONYA’DA BİR KÜMELENME OLUŞTURMAK VE KONYA İLE ÇALIŞMAK İSTİYORUZ”
Başkan Büyükeğen’in konuşmasının ardından söz alan TUSAŞ Sanayileşme Direktörü Mehmet Şahan da, TUSAŞ’ın çalışma alanları hakkında bilgiler verdi. Savunma ve havacılık sanayinin ileri teknoloji üretim isteyen stratejik bir alan olduğuna vurgu yapan Şahan, Konya ile de bu alanda çalışmak istediklerini ve burada bir kümelenme oluşturmak istediklerini ifade etti. Şahan, “TUSAŞ olarak büyümeyi özgün ürünlerimiz ve tedarikçilerimiz ile perçinlemek istiyoruz. Bu savunma ve havacılık sanayi için çok kıymetli. Bunu sürdürülebilir kılmak istiyoruz. Havacılık ve savunma ileri teknoloji üretim isteyen bir alan. Yüksek kalite isteyen işler ve sertifikasyon zorunluluğu var. Biz ülkenin topyekun bu seviyede yer almasını istiyoruz. Bu hem stratejik ürünlerin üretimi hem de istihdam için çok önemli. Bunun için de çeşitli illerde kümelenmeler meydana getiriyoruz. Konya’da da bir kümelenme meydana getirip, çalışmak istiyoruz. Sonunda netice alacağımız bir çalışma meydana gelir diye ümit ediyorum. Sanayicilerimiz ne kadar arzulu olursa, burada ciddi bir kümelenme meydana getiririz” şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından TUSAŞ uzmanları tarafından tedarik süreçlerine yönelik bilgilendirmeler gerçekleştirildi ve Konyalı sanayiciler ile ikili görüşmeler yapıldı.

Zeynep Bodur Okyay: “Rahmetli babamdan bize kalan en büyük miras, insan ve memleket sevgisi …”
Kale Grubu Başkanı ve CEO’su Zeynep Bodur Okyay, merhum İbrahim Bodur’un girişimci ruhuyla, çalışma azmiyle, dostluklara verdiği değerle, hayırseverliğiyle herkese örnek olduğunu belirterek, “Rahmetli babamdan bize kalan en büyük miras, insan ve memleket sevgisi. O, yaptığı her işte, insanı önceliklendiren bir gönül insanıydı. Attığı her adımda memleket sevgisiyle hareket ederdi. Hiçbir zaman elini taşın altına koymaktan çekinmedi, büyük bir sorumluluk duygusuyla ve bunu bir ibadet sayarak halka hizmet etti. Sağlığı elverdiği sürece sivil toplum çalışmalarının içinde olmak istedi. Nihayetinde temas ettiği herkesin yaşamında anlamlı bir fark yarattı” dedi.
Kale Grubu, İbrahim Bodur’dan aldığı ilhamla sosyal girişimcileri destekliyor
Kale Grubu, kurucusu İbrahim Bodur’un adını yaşatmak amacıyla, daha güzel bir dünyada yaşamayı hayal eden ve bu hayali gerçekleştirmek için azim ve cesaretle harekete geçen sosyal girişimcileri desteklemeyi misyon edindi. Bu amaçla 8 yıl önce hayata geçirilen İbrahim Bodur Sosyal Girişimcilik Programı, içeride ve dışarıda çok önemli bir değişimin öncüsü haline geldi. Toplumun her kesiminde pozitif değişim yaratmayı hedefleyen programda, Erken Aşama, İleri Aşama, İş Birliği ve Gençlik kategorilerinde bu yıl ödül kazananlar, 4 Haziran’da düzenlenecek törende açıklanacak.
Dr. (h.c.) İbrahim Bodur kimdir?
Çanakkale’nin Nevruz köyünden çıkarak memleketin sanayileşme yoluyla kalkınmasına vesile olan, ‘önce insan’ diyerek 88 yıllık ömrünü doğduğu topraklara vakfeden İbrahim Bodur, henüz 21 yaşındayken çalışma hayatına atıldı. Doğduğu toprakların insanıyla birlikte doymak, kalkınmanın Anadolu’dan başlamasına öncülük etmek temel arzusuydu. 1957 yılında nüfusu 1.000 kişiyi geçmeyen Çan’da seramik karo fabrikasının temellerini atarken, yerel kalkınmanın da ilk kıvılcımlarını ateşledi. Hayallerine yöre halkını da ortak etti. Bir olmanın, birlikte başarmanın temelleri orada atıldı. Yalnızca Çan değil tüm Çanakkale halkı ‘halka açık şirket’ kavramıyla tanıştı. Çanakkale Seramik Fabrikası’nın başarısına ortak oldu ve birlikte büyüdü. Pek çok genç eğitim olanağına kavuştu ve edindiği nitelikle yerel kalkınmaya destek oldu.

İbrahim Bodur’un inanç azim ve gayreti, yalnızca Çanakkale’de değil, Anadolu’nun her bir köşesinde vücut buldu. Mardin’den İzmir’e, Erzurum’dan Yozgat’a, Isparta’dan İstanbul’a sanayiyi götürdüğü her şehirde bölge halkıyla omuz omuza mücadele etmeye ve gayretle yerel kalkınmaya katkı sağlamaya devam etti. Yalnızca seramik sektörünün geleceğine yön vermekle kalmadı. Türkiye’nin her alanda öncü olması için birbirinden farklı sektörlerde yatırım yaptı. Topraktan başladı, gökyüzüne uzandı.
Yapılan sayısız yatırımı, eğitime verilen sürekli desteği sürdürülebilir kılmak adına Dr. (h.c.) İbrahim Bodur Kaleseramik Eğitim, Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfını kurdu. Milli Eğitim Bakanlığı desteğiyle geliştirilen projeler, mesleki eğitim kursları ve yenilenen yüzlerce köy okulunun yanı sıra üniversite öğrencilerine verilen burslar sayesinde pek çok parlak genç başarıyla mezun oldu.
İbrahim Bodur, yarım yüzyıldan fazla süren sanayi yolculuğunda, attığı her adımda sosyal fayda sağlamayı ve ürettiği değerleri toplumla paylaşmayı önemsedi. Vefatının ardından hayata geçirilen İbrahim Bodur Sosyal Girişimcilik Ödül Programı da bu inanç doğrultusunda toplumsal sorunları çözmek için harekete geçen sosyal girişimcilere destek olmayı amaçlıyor.
İbrahim Bodur’un sanata duyduğu tutku sanayiciliğinin de öncesine dayanıyordu. Robert Koleji kütüphanesinde geçirdiği saatlerde yalnızca ders çalışmamış, edebiyatla da haşır neşir olmuştu. Şiire ve Türk Sanat Müziğine duyduğu hayranlık, daha o yaşta denemeler yazmasına ve Robert Koleji bünyesinde bir Türk Sanat Musikisi Cemiyeti kurarak konser verilmesini sağlamasına vesile olmuştu. İbrahim Bodur, büyük sanayi atılımı için harekete geçtiği ilk yıllardan itibaren sanat ile kurduğu gönül bağını korudu.
]]>Bu yıl 5’incisi düzenlenen Türk İş Sağlığı Güvenliği Fuarı ile aynı zamanda organizasyonu İstanbul Sanayi Odası tarafından yapılan İş Sağlığı ve Güvenliği Sempozyumu da gerçekleştirildi.
Açılış konuşmalarını; Messe Düsseldorf Yönetici Müdürü Petra Cullman, İSO Meclis Başkan Yardımcısı Sadık Ayhan Saruhan ve İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü Genel Müdürü Yardımcısı Eylül Aydın Kutlu yaptı. İstanbul Kongre Merkezi’nde yapılan sempozyumda 54 konuşmacı yer alırken, iş sağlığı ve güvenliği ile sanayide afet yönetimi konuları ele alındı.
İSO OLARAK KATKI SAĞLAMAYA DEVAM EDECEĞİZ
Çağdaş ve güvenli üretim ortamlarını iş gücüne kazandırmanın İstanbul Sanayi Odası olarak önemle üzerinde durdukları konulardan biri olduğunu kaydeden Sadık Ayhan Saruhan, bir işletmenin sadece kapı, duvar, pencere ve çatıdan, içerdeki makinelerden, ham maddeden oluşmadığını dile getirdi. Sadık Ayhan Saruhan, “O işletmenin en temel direği çalışanlarıdır. Bugün Türkiye’nin hatırı sayılır bir sanayi ülkesi olmasından söz edebiliyorsak… Ülkemiz uzun yıllara dayanan önemli tecrübe ve birikimleriyle yaklaşık 255 milyar dolar sanayi ihracatına ulaşabildiyse bunda o işletmelerin en temel direği olan çalışanlarımızın emeği ve yarattıkları değer çok büyüktür.
Çalışandan kaynaklanan bu üretim gücünün değerini çok iyi bilmeliyiz. Bu nedenledir ki hiçbirimizin, iş sağlığı ve güvenliği konusunu hiç ama hiç hafife alma lüksü yok. Bu nedenle üretim süreçleri başta olmak üzere tüm iş süreçlerinin olmazsa olmaz bileşeni olan çalışanlarımızın sağlığını korumak, onlar için sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamı oluşturmak hepimizin sorumluluğudur. İSO olarak bu konudaki sorumluluğumuzun farkındayız ve bu alanda tüm gücümüzle var olmaya kararlıyız. Bu konuda farkındalık yaratacak projeler ve etkinliklerle ülkemiz iş sağlığı ve güvenliği süreçlerinin iyileştirilmesine katkı sağlamaya devam edeceğiz.” diye konuştu.
ÖNCELİĞİMİZ İNSANA YARAŞIR ÇALIŞMA ORTAMI SAĞLAMAK
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın iş yerlerinde daha sağlıklı ve güvenli çalışma koşullarının tesis edilmesine yönelik ihtiyaç duyulan mevzuatsal düzenlemeler ve sahada yürütülen rehberlik faaliyetleriyle, iş sağlığı ve güvenliği bilincinin oluşturulmasına yönelik toplumun tüm katmanlarına fayda sağlayan projeler yürüttüğünü ifade eden Eylül Aydın Kutlu, “İş sağlığı ve güvenliği kültürünün ülke çapında geliştirilmesine yönelik çalışmalarımızı her yıl yeni hedeflerle artırarak en uygun seviyeye çıkarma noktasında kararlıyız. Önceliğimiz insana yaraşır iş ve çalışma ortamlarını sağlamak. Bu amaçla atılan en büyük adım şüphesiz ki 2012 yılında Cumhurbaşkanımızın desteğiyle müstakil bir kanun olarak yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’dur.
Beraberinde alt düzenlemelerle Türkiye’nin iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı, uluslararası normlarla uyumlu hale getirilmiştir. Bununla birlikte İş Sağlığı ve Güvenliği bakımından toplumsal bir kültür dönüşümünü gerekli kılan tüm adımları birebir atmaya devam ettiğimizi de belirtmek isterim. Bu temennilere ulaşma yolunda gösterilen gayretleri desteklemek, bunların önünü açmak, bu paylaşım platformlarının daha çok kitlelere ulaşmasını sağlamak bizlerin görevidir.” ifadelerini kullandı.
İşyerlerinin çalışanlarıyla güvenli bir şekilde üretime hizmet ederken, çalışma hayatının sadece istihdam, işgücü ve sosyal güvenlik gibi temel faktörlerden ibaret olmadığını belirten Eylül Aydın Kutlu, bu temelin asıl vazgeçilmezinin güvenli ve sağlıklı çalışma ortamlarında iş yaşamına katılan mutlu bireyler olduğunu söyledi.
Eylül Aydın Kutlu, iş sağlığı ve güvenliği alanındaki çabaların ulusal ve uluslararası düzeyde iş birlikleriyle desteklenmesinin daha sağlıklı çalışanlara, daha güvenli işletmelere ulaşılmasını beraberinde getireceğini kaydetti.
Türkiye’nin tekstil ürünlerinde ihracat ve üretim altyapısına güç katacak tesislerin hayırlı olmasını temenni eden Kacır, “Dünya, ticaret kurallarının yeniden yazıldığı çalkantılı bir dönemden geçiyor. Bu süreçte küresel güç mücadelesi, teknolojik gelişim, dijital dönüşüm ve planlı sanayileşme gibi parametreler üzerinden yaşanıyor. Güçlü Ar-Ge, inovasyon ve üretim ekosistemi inşa eden ülkelerin, gelecekte söz sahibi olacağına hiç şüphe yok. Türkiye olarak bizler de kritik teknolojilerde bağımsızlık, katma değerli üretim ve yüksek teknoloji ihracatını artırma, nitelikli istihdamı sağlama ve topyekun kalkınma hedefleriyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” diye konuştu.
Kacır, gerçekleştirilen büyük ölçekli yatırımlarla, uygulanan uzun vadeli politikalarla sanayi ve teknolojide ülkeye çağ atlatacak adımlar attıklarını vurguladı.

“ASKERİ İNSANSIZ HAVA ARACI ÜRETİMİNDE, DÜNYA LİDERİYİZ”
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Kacır, Türkiye’nin her geçen yıl büyümeye devam ettiğini belirtti.
Türkiye’nin dünyayla entegre olup rekabet gücünü artıran, kritik teknolojilere adapte becerisi yüksek bir ülke haline geldiğini anlatan Kacır, şunları kaydetti:
“Sanayi sektöründeki istikrarını ve başarısını sürdürülebilirlik, inovasyon ve nitelikli insan kaynağı ile her geçen gün daha da perçinleyen bir Türkiye var. İnşa ettiğimiz güçlü üretim altyapısı ile ticari araç üretiminde Avrupa lideriyiz. Askeri insansız hava aracı üretiminde, dünya lideriyiz. Beyaz eşya üretiminde Avrupa’da lideriz, dünyada ikinciyiz. Güneş paneli üretiminde Avrupa’da lideriz, dünyada dördüncüyüz. Çimento ve demir-çelik üretiminde Avrupa birincisiyiz.”
Türk sanayisinin ülke ekonomisi ve kalkınmada ana aktör hale geldiğini anlatan Bakan Kacır, “Türkiye Yüzyılı’nda yatırım, istihdam, üretim, icat ve ihracat odaklı ekonomi modelimizden taviz vermeden ülkemizi müreffeh yarınlara ulaştırmak amacıyla aşkla, şevkle çalışıyoruz. Yurdumuzun dört bir yanında planlı sanayileşme hamlelerimizi gerçekleştiriyor, katma değer içeren bir üretim anlayışı sergiliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Kacır, sanayideki üretim anlayışının lokomotif sektörlerinden birinin de tekstil sektörü olduğunu belirtti.
Türkiye’nin tekstil sektöründe, Avrupa ve dünyada kendini kanıtlamış bir ülke olduğunu anlatan Kacır, geçen yıl 14,6 milyar dolar ihracat gerçekleştirdikleri sektörde 199 ülke ve serbest bölgeye ürün ihraç ettiklerini vurguladı.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak Ar-Ge ve yatırım teşvikleriyle sektörü güçlendirdiklerini anlatan Kacır, şöyle devam etti:
“Son 22 yılda 15 bin 679 tekstil yatırımı için yatırım teşvik belgesi düzenledik, 1,1 trilyon liralık sabit yatırımı teşvik ederek 1 milyondan fazla yeni istihdamın önünü açtık. Bugün teknoparklarımızda, tekstilde Ar-Ge ve yenilik kapasitesinin gelişiminde 45 firmamız kilit rol üstleniyor. 78 Ar-Ge ve 54 tasarım merkezimiz tekstilde üretim altyapımızın gücünü pekiştiriyor.”

Bakan Kacır, Pelsan-Telasis Tekstil Fabrikalarının toplam yatırım büyüklüğünün 90 milyon dolar olduğunu kaydetti.
Fabrikanın çevreye duyarlı üretim altyapısıyla organik ve sürdürülebilir üretimi hedeflediğini aktaran Bakan Kacır, tesislerin tam kapasiteyle üretime geçtiğinde 900 kişiye iş imkanı sağlayacağını belirtti.
Bakanlık olarak yatırım teşvikleriyle, açtıkları tesislerin üretim yolculuğunda gerekli desteği verdiklerini aktaran Kacır, “Ülkemizin tüm şehirlerinde topyekun kalkınmayı sağlamak ve refahın toplumun tüm kesimlerine yayılmasını temin etmek adına yurdun dört bir yanında yatırımların önünü açmaya, üretenin yanında olmaya devam edeceğiz.” dedi.
Tekirdağ’ın Avrupa sınır kapılarına yakınlığı, Marmara Denizi ile birlikte Ege’ye ve Karadeniz’e ulaşım kolaylığı, İstanbul’a komşuluğu, cazip yatırım ortamı ve sanayi altyapısı ile son 22 yılda önemli bir üretim üssüne dönüştüğünü söyledi.
Mehmet Fatih Kacır, son 22 yılda Tekirdağ’da 407 milyar lira tutarında sabit yatırımın ve 104 binden fazla nitelikli istihdamın önünü açtıklarını, sanayinin çarklarının daha hızlı dönmesi adına 10 yeni organize sanayi bölgesi ve 2 endüstri bölgesi kurduklarını anlattı.
Ergene Havzası Koruma Eylem Planı doğrultusunda sanayinin Trakya’da çevreye etkilerini en aza indirmek üzere, ıslah OSB’lerin kurulması, müşterek ileri atık su arıtma tesislerinin ve Marmara Derin Deşarj Sisteminin yapılması çalışmalarına devam etiklerini aktaran Kacır, şunları kaydetti:
“Toplam 16 milyar lira finansman desteği sağladığımız proje kapsamında Organize Sanayi Bölgeleri Müşterek Atıksu Arıtma Tesislerinden 5’ini devreye aldık. Bölgede arıtılarak temiz hale gelen suların, denize deşarj edilmesi için yürütülen Derin Deşarj Projesi’ni de tamamladık. Bu yıl da Ergene havzasında bulunan 2 OSB’nin atık su arıtma tesisi inşaatı ve Bölgede yer alan 4 OSB’nin atık sularının müşterek arıtma tesisine iletilmesi amacıyla yürütülen kolektör hattı inşaatını tamamlamayı hedefliyoruz. Trakya bölgemizde çevreye duyarlı sanayileşmenin öncüsü ve destekçisi olmaya devam edeceğiz. Yatırımlarımızı ve desteklerimizi Tekirdağ’ın sürdürülebilir büyüme yolunda sunmaya devam edeceğiz. Ben bu vesileyle, Tekirdağ’ın potansiyeline inanmış ve güvenmiş sanayicilerimize de bir çağrıda bulunmak istiyorum.Küresel rekabet yarışında yer almak istiyorsanız, teknolojideki hızlı dönüşüme adapte olmanız, Ar-Ge ekosisteminde daha çok yer almanız gerekiyor. Bu süreçte, attığınız her adımda size destek olmak için biz de yanınızda olacağız.”

Tekirdağ Valisi Recep Soytürk, Çerkezköy OSB Yönetim Kurulu Başkanı Eyüp Sözdinler ve Pelsan-Telasis Tekstil Fabrika Yönetim Kurulu Başkanı Ali Şişman da programda konuşma yaptı.
Açılışa AK Parti Tekirdağ Milletvekilleri Mestan Özcan, Çiğdem Koncagül, Gökhan Diktaş ve AK Parti Tekirdağ İl Başkanı Ali Gümüş ve sanayiciler de katıldı.
Konuşmaların ardından protokol üyeleri açılışı yapılan fabrikayı gezdi.
YEVMİYE 3.500 TL
Deprem felaketinin ardından inşaat sektöründe de büyük bir istihdam açığı gözlenirken, bu durum rakamlara da yansıdı. Sektördeki istihdam sayısı 6 yıl önceki seviyenin altına inerek 1.5 milyona kadar düşerken, kepçe ve vinç operatörlerinin maaşları da 120 bin liralara çıkarak, mühendisleri geçti. İnşaat sektöründe günlük yevmiyeler, özellikle deprem bölgesindeki büyük talebin etkisiyle 3.500 liraya kadar yükseldi. Türkiye’deki mavi yaka maaşları birçok sektörde beyaz yakayı geçerken özellikle nitelikli alanlarda rekabet globale de taşınmış durumda ve global işçi rekabeti artık tamamen dolarla ölçülüyor.
DOLAR BAZINDA ZİRVE
Sanayici tarihin en yüksek dolar bazlı fiyatlamanın yaşandığını söylüyor. Fabrikada ortalama mavi yaka maaşları 60 ile 90 bin liraya kadar çıktı. Elektrik şefi, kaynak ustası, kalıpçının aylık kazancı 100-150 bin liraya çıkmış durumda. Vinç operatörü en az 150 bin TL istiyor. İnşaat işçilerinin maaşları ustalarda 60 bin liraya kadar çıkıyor. Maaşlar mesailer ile birlikte aylık 70-80 bin liraları buluyor. Armatür Derneği Başkanı Gökhan Turhan, “Dolar bazında tarihteki en yüksek maaşı verir duruma geldik” dedi.
AYSAD Başkanı Sait Salıcı da, “Burada da ev bulma sıkıntısı var. Mesela Türk Cumhuriyetleri’den 7-8 kişi getiriyor ama bu kadar kişiye kimse ev kiralamadığı için çalışanları için ev satın alan sanayici bile var” dedi.
Bu yıl rekor kırması beklenen turizm sektöründe de istihdam krizine karşı büyük bir yarış var.

ELEMAN BULAMIYORUZ
ED Fuarcılık tarafından düzenlenen İzmir Boat Show Tekne, Tekne Ekipmanları ve Deniz Aksesuarları Fuarı nda konuşan ve Türkiye’de üretilen her iki yattan birinin ihraç edildiğini belirten Yat ve Tekne Endüstrisi Derneği (YATED) Başkan Yardımcısı, Gemi Yat ve Hizmetleri İhracatçılar Birliği (GYHİB) Yönetim Kurulu Üyesi Cem Hüroğlu, “Gemi, yat ve tekne üretimi tarafında kalifiye eleman bulma problemi de yaşanıyor. Şu anda başlangıç pozisyonu için bir mühendisin aldığı maaş 50 bin TL’den başlıyor. Usta maaşları 60-70 bin TL’den başlarken, iyi bir kaynakçının maaşı ise 100 bin TL’yi geçiyor” diye konuştu.
ED Fuarcılık Kurucu Ortağı Emel Yılmaz da Türkiye’nin şu anda üretimde dünyada ilk 3 ülke arasında yer aldığının altını çizdi.
USTA OLACAKLAR KURYE VEYA GÜVENLİK OLUYOR
Eleman bulmakta zorlandıklarını ifade eden Otomotiv Satış Sonrası Ürün ve Hizmetleri Derneği – OSS Başkanı Ali Özçete, “Ustalar şu anda otomotiv servislerinde asgari ücretin bir buçuk iki katına kadar maaş alıyor. Eleman bulmakta da zorlanıyoruz. Meslek lisesinden mezun olan elemanlar ya kurye oluyorlar ya da AVM’de güvenlik olarak işe başlıyorlar. Hatta muhasebede çalışan bir eleman mesaisi ve yan haklarıyla mavi yakalıdan az maaş almaya başladı” dedi
TORNA USTASININ MAAŞI 70 BİN TL
Gençlerin sanayiden uzak durduklarına dikkat çeken İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçılar Birliği (İDDMİB) Başkanı Çetin Tecdelioğlu” ise şunları söyledi:
VASIFLI CNC operatörü, kaynakçı, tornacı kalfalar asgari ücretin iki katı, ustalar ise 3-4 katı maaş alıyor. Yani ustanın maaşı 60-70 bin TL’yi buluyor. Ancak o parayı versek de çalıştıracak eleman bulamıyoruz. Alttan eleman gelmiyor. Yeni nesil istemiyor. Aşağıdan gelen yeni nesil özellikle 1995 sonrası doğanlar, sanayide olmak istemiyor.
HER FABRİKA EKSİK ÇALIŞIYOR
ENDÜSTRIYEL Mutfak, Çamaşırhane, Servis ve İkram Ekipmanları Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TUSİD) Başkanı Bekir Topuz her fabrikanın en az 100 işçi eksiği ile çalıştığını belirterek, “Fabrikalarımızda makinenin başında durması için çalışana 40 bin TL teklif ediyoruz ancak çalışmıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Kacır, KOBİ’lerin küresel ve ulusal ölçekte rekabet gücünü ileriye taşıyacak programın açılışında yaptığı konuşmada, yapay zeka, nesnelerin interneti, büyük veri, robotik gibi yenilikçi teknolojilerin, bu yeni dönemde günlük yaşam pratiklerine ve karar alma mekanizmalarına yön verdiğini anlattı.
Bu teknolojileri iş modellerine adapte ederek dijital dönüşümü başarıyla gerçekleştirmenin, işletmelerin müşterilerine etkin, verimli ve hızlı hizmet sunabilmesinin anahtarı haline geldiğini aktaran Kacır, Bakanlık olarak sanayicilerin ve işletmelerin dijital dönüşüm yolculuklarında yanlarında olduklarını söyledi.
Kacır, imalat sanayisinin ihtiyaç duyduğu teknolojinin yerli imkanlarla geliştirilmesini sağlayan, ihtiyaç duydukları insan kaynağı ve bilimsel altyapıyı güçlendiren bir vizyonla hareket ettiklerini belirterek, “TÜBİTAK ile dijital dönüşüm alanında son 22 yılda 9 bin 500 projeye yaklaşık 47 milyar lira destek sağladık. Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı’mız kapsamında firmalarımızın ihtiyaç duyduğu dijital dönüşüm çözümlerinin geliştirilmesini ve imalatını AR-GE aşamasından seri üretime kadar destekliyoruz. Program kapsamında yürüttüğümüz Dijital Dönüşüm Çağrısı ile yatırım büyüklüğü 448 milyon dolara ulaşan aralarında otomasyon sistemlerinin, büyük veri platformunun, akıllı sensörlerin üretimlerinin bulunduğu 42 projenin önünü açtık.” diye konuştu.
İşletmeleri dijital dönüşüme hazırlamak ve mevcut iş gücünü 4. Sanayi Devrimi ile ihtiyaç duyulan yetkinliklerle buluşturmak için ülkenin dört bir yanında model fabrikalar kurduklarını vurgulayan Kacır, işletmelere ve çalışanlara çeşitli hizmetler sunarak verimliliklerini artırdıklarını ifade etti.
“Avrupa Dijital İnovasyon Merkezlerini Türkiye’de kuruyoruz”
Kacır, dijital dönüşüm alanında uluslararası işbirliklerini güçlendirerek firmaların inovasyon ve teknoloji geliştirme altyapısı için kaldıraç görevi görecek altyapılara erişimini sağladıklarının altını çizdi.
Firmaların dijital dönüşümüne yönelik desteklerini güçlendirmek amacıyla 8,2 milyar avro bütçeli Dijital Avrupa Programı’na katıldıklarına dikkati çeken Kacır, “Başta KOBİ’lerimiz olmak üzere işletmelerimize yatırım öncesi test, yatırımcı bulma hizmeti sağlayacak Avrupa Dijital İnovasyon Merkezlerini Türkiye’de kuruyoruz. Sanayicilerimizin, girişimcilerimizin ihtiyaç duymaları halinden Avrupa’daki benzer altyapılar bünyesindeki yetkinliklerden yararlanmalarına imkan tanıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Kacır, dijital dönüşümün rekabetçi iş dünyasında sürdürülebilir ve başarılı iş modeli oluşturmak için tercihten öte bir mecburiyet haline geldiğini vurgulayarak, KOBİ’lerin bu yolculuktaki başarılarını güçlendirmek için Türkiye’ye has faktörleri dikkate alan, KOBİ’ler için özel olarak tasarlanmış değerlendirme aracı kullanılarak yetkinliklerinin analiz edilmesinin önemine işaret etti.
Doğru altyapı, nitelikli insan kaynağı, ihtiyaç ve hedeflerle uyumlu dijital dönüşüm projeleri ve finansman planlamasının başarılı bir dijital dönüşümün olmazsa olmazları olduğunu belirten Kacır, bu nedenle Dijital Dönüşüm Olgunluk Değerlendirme Modeli DDX’i geliştirdiklerini anlattı.
Kacır, modelin tüm ülke genelinde uygulanmasını sağlayacak insan kaynağını yetiştirdiklerine dikkati çekerek, KOSGEB destek programlarını da yeniden kurgulayarak KOBİ’lerin dijital dönüşüm yolculuğunda önlerindeki finansman engelini kaldırdıklarını söyledi.
“20 milyon liralık yeni finansman”
Bugüne kadar KOSGEB eliyle KOBİ’lerin dijital dönüşümü için 10 milyar lira destek sağladıklarını vurgulayan Kacır, şöyle devam etti:
“Uluslararası finans kuruluşlarıyla da işbirliğimizi artırarak yeni finansman mekanizmalarını KOBİ’lerimizin hizmetine sunuyoruz. KOBİ Dijital Dönüşüm Destek Programı kapsamında imalat sanayinde faaliyet gösteren KOBİ’lerin rekabetçiliklerini ve verimliliklerini artırmaya yönelik dijital dönüşümlerini sağlamak için EBRD ile işbirliği yaptık. 300 milyon avroluk bir finansmanı Dijital Dönüşüm ve Olgunluk Değerlendirme Analizi gerçekleştirerek dijital dönüşüm ihtiyaçlarını tespit eden ve yol haritasını oluşturan KOBİ’lerimizin hizmetine sunuyoruz. Dijital dönüşüm projelerini uygulayacak KOBİ’lerimize, 20 milyon lira üst limitli olmak üzere 36 ay vadeli uygun maliyetli finansmana erişim imkanı sağlıyoruz. Uygulamamızdaki ilk finansal kuruluş olarak TEB’i bu işbirliğinin tarafı olduğu için tebrik ediyorum. Önümüzdeki dönemde diğer finans kuruluşlarını da programa dahil ederek programın kapsamını genişleteceğiz.”
Geçen yıl imalat sanayi ihracatının 241 milyar dolar ile en yüksek değere ulaştığını ve toplam ihracattan yüzde 94,2 pay aldığını vurgulayan Kacır, şunları kaydetti:
“Büyümede aslan payı sanayimizindir. Ekonomik ve sosyal kalkınmamızda kritik bir yere sahip olan KOBİ’lerimiz, sanayi çarklarının en önemli dişlisidir. Yatırım, istihdam, üretim, icat ve ihracat rotasında attığımız adımlarda imalat sanayi işletmelerimizin yüzde 99’unu oluşturan KOBİ’lerimiz olmazsa olmazımızdır. Bu sebeple tüm imkanlarımızla ülkemizin potansiyeline inanan, büyük ve güçlü Türkiye idealine gönül veren vizyoner, çalışkan iş insanlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz. Ülkemizi küresel düzeyde ileri teknoloji üretim merkezi haline getirecek, bilgi temelli dijital ekonomiyi büyütecek, yenilikçi ve girişimci insan kaynağımızı güçlendirecek adımları atarken imalat sanayimizin ikiz dönüşümünü de kararlı bir şekilde sürdüreceğiz. Bu doğrultuda, EBRD ve diğer uluslararası finans kuruluşlarıyla işbirliğini güçlendirmeye devam edeceğiz.”
İSO Başkanı Erdal Bahçıvan’ın açılış konuşmasıyla başlayan etkinlikte konuk konuşmacı olarak Avrupa Komisyonu Vergilendirme ve Gümrük Birliği Genel Müdürü Gerassimos Thomas da yer aldı.
Ayrıca AB yetkililerinin katılımcılarla iklim değişikliği odaklı uluslararası ticaret ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın ilgili sektörler için uygulama detayları hakkında değerlendirmelerde bulunduğu etkinlikte, demir-çelik, alüminyum, gübre ve çimento sektörlerine yönelik teknik sunumlar gerçekleştirildi.

SANAYİNİN YEŞİL DÖNÜŞÜMÜNÜ TAMAMLAMASI KRİTİK
Son yıllarda, küresel ticaretin karşılaştığı pek çok riskin iklim değişikliğinin artan etkisi ile ilişkili olduğunu söyleyen Erdal Bahçıvan, aşırı hava olayları, kuraklık ve sıcaklık artışı gibi faktörlerin, çevresel ve sosyal olduğu kadar önemli ekonomik sonuçlar da doğurduğuna dikkat çekti.
Bilimsel araştırma dergisi Nature’da yayımlanan iklim değişikliğinin ekonomik etkileri hakkındaki makaleye göre küresel ekonominin, iklim değişikliği sebebiyle gelecek 26 yıl içinde yüzde 19’luk bir gelir kaybı yaşanacağına vurgu yapan Erdal Bahçıvan, bu yıllık ortalamanın 38 trilyon dolarlık zarar anlamına geldiğini söyledi.
Araştırmaya göre, bu zararın küresel ortalama sıcaklık artışını iki derece ile sınırlandırmak için gereken azaltım maliyetlerinden çok daha fazla olduğunu kaydeden Erdal Bahçıvan, “Bu durum, iklim krizi ile mücadele için acil ve kapsamlı bir şekilde harekete geçilmesi gerekliliğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu mücadelede başarılı olmak için sanayinin, yeşil dönüşümünü tamamlaması ise oldukça kritik.” dedi.

AB’NİN İHRACATIMIZDAKİ PAYI YÜZDE 40
Dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Avrupa Birliği’nin (AB) bu konuda uluslararası düzeyde liderlik rolünü üstlenmiş olmasının yeşil dönüşümün başarıya ulaşabilmesi için önem arz ettiğinin altını çizen Erdal Bahçıvan, AB’nin, sanayiden ulaştırmaya, enerjiden tarıma kadar birçok boyutta stratejik düzenlemeyi içeren Avrupa Yeşil Mutabakatı (AYM) ile yeşil dönüşümü bütüncül bir bakış açısı ile ele aldığını belirtti. Bu kapsamda gündeme gelen Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (SKDM) ise AB ile ticaret ilişkisi olan ülkelerdeki üreticiler üzerinde doğrudan ve dolaylı etkileri olacağını anlatan Erdal Bahçıvan, “1 Ekim 2023 itibarıyla başlayan SKDM geçiş döneminde demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik ve hidrojen sektörlerinde Uygulama Tüzüğü’nde belirtilen ürünlerde raporlama yükümlülüğü getirildi. AB’nin ihracatımızdaki payının yaklaşık yüzde 40 olduğunu dikkate aldığımızda SKDM’nin ülkemiz açısından kritik bir süreç olduğu çok açık. Bu nedenle geçiş dönemine hazırlık için gerekli adımların atılması ve 2025 sonuna kadar devam edecek geçiş dönemindeki her gelişmenin yakından izlenmesi önemlidir. Öte yandan, SKDM geçiş dönemindeki düzenlemelere Türkiye’deki üretici firmaların uyumunu kolaylaştırmak üzere AB tarafından sağlanacak her türlü destek ve teşvik küresel tedarik zincirlerinin güvenli bir şekilde devamlılığı açısından da büyük önem taşımaktadır.” diye konuştu.

DÜZENLEMELERİN AKTARILMASINDA KÖPRÜ GÖREVİ ÜSTLENİYORUZ
Türkiye’de gerekli politikaların oluşturulmasında mevzuat ve tüzüklerin hazırlanması ile ilgili olarak ilgili bakanlıklar tarafından yoğun bir çalışma yürütüldüğünü söyleyen Erdal Bahçıvan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu kapsamda özellikle Sanayi ve Teknoloji – Ticaret – Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlıklarımız ile çok yakın çalışıyor, mevzuat ve tüzüklerin hazırlanmasında sanayi kesiminin görüşünün yansıtılması ve düzenlemelerin sanayicilerimize aktarılmasında köprü görevi üstleniyoruz. Bu kapsamda, Ticaret Bakanlığımız iş birliği ile Alüminyum ve Demir-Çelik sektörlerinde SKDM’nin getirdiği raporlama yükümlülükleri ve bu süreçte karşılaşılan uygulama zorluklarına çözüm bulmayı amaçlayan ‘Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması Uygulama Rehberleri’ni hayata geçirdik. Rehberlerimiz, SKDM gerekliliklerinin yerine getirilebilmesi ve AB Komisyonu tarafından yayımlanan hesaplama aracının alüminyum ve demir-çelik sektörlerinde pratik bir şekilde kullanılabilmesine yönelik hazırlandı. Ticaret Bakanlığımız koordinasyonunda gerçekleşen ‘AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) Özel Sektör Bilgilendirme Seminerleri’nde de rehberlerimizi Türkiye genelindeki sanayi firmalarımıza aktarma fırsatı da yakalıyoruz.”
450 MİLYON DOLARLIK FİNANSMANI ÇOK KIYMETLİ BULUYORUZ
Yeşil dönüşüm için ihtiyaç duyulan finansmana erişimin önemli bir unsur olarak ön plana çıktığını belirten Erdal Bahçıvan, “Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın Dünya Bankası ile hayata geçirdiği ‘Türkiye Yeşil Sanayi Projesi’ ile 450 milyon dolarlık finansmanın sanayicilerimize sunulmasını çok kıymetli buluyoruz. Ülkemiz ekonomisinin de itici gücü olan KOBİ’lerimiz İstanbul Sanayi Odası üyelerinin de büyük çoğunluğunu oluşturuyor. Bu kapsamda KOBİ’lerimizin sürdürülebilir ve verimli yeşil dönüşümünü için de destekler içeren bu gibi projelerin karbonsuzlaşma çabalarının yoğunlaştırılması, teknik kapasitenin geliştirilmesi ve ihracattaki rekabet gücünün artırılmasına önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz. Bu doğrultuda İSO olarak bizler de sanayicilerimize sürdürülebilir finans alanında bilgi sağlamak amacıyla ‘İSO Sürdürülebilir Finans Raporu’nu yayımladık. İklim değişikliğinin yarattığı koşullar göz önüne alındığında sürdürülebilir üretim ve bu bağlamda yaşanacak dönüşüm ülkemiz açısından önemli bir gereklilik halini aldı. 21. yüzyılda üretim ve sanayi alanındaki tüm bu gelişmelerin ışığında geleceğe bırakacağımız mirasın sorumluluğunu taşıyarak üretmeliyiz. İstanbul Sanayi Odası olarak sorumluluklarımızın farkındayız ve bu konuda öncü olmak için çalışmalar gerçekleştiriyoruz.” ifadelerini kullandı.
‘STANDARTLAR UYGULANMAZSA İHRACAT YAPAMAZSINIZ’ DEMİYORUZ
Avrupa Komisyonu Vergilendirme ve Gümrük Birliği Genel Müdürü Gerassimos Thomas yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “Türkiye, AB’nin ithalatında en önemli partnerlerden biri ve çok kilit bir role sahip. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’yla birlikte özellikle iklim ve enerji geçiş planları için çalışmalar yapıyoruz. Kimyasallar üzerinde de SKDM kapsamında çalışmalarımız devam ediyor. Çelik sektöründe karbon ayak izi aslında düşük. Alüminyumda da Türkiye’de karbon ayak izinin yine iyi seviyelerde olduğunu görüyoruz. Bu tablo sadece iyi bir noktadan başladığınızı göstermiyor. Aynı zamanda bu iki sektörde daha da iyi olacağınızın bir göstergesi. Yeni yatırım fırsatları mutlaka yaratılacaktır. Programlarımızın da desteğiyle herkes için kazan kazan durumu ortaya çıkacaktır diye düşünüyorum. Hedefimiz sera gazı emisyonlarını azaltmak ve uyguladığımız tedbirlerle bir değişim yaratmaya çalışıyoruz. Yeşil geçiş sürecinde başarıyı yakalamak için özel sektörle birlikte çalışmamız gerekiyor. Şirketler arasında bir teşvik mekanizması sayesinde sağlıklı bir rekabet yaratmaya çalışıyoruz. Bu aslında bir standart değil. ‘Bu standartları uygulamazsanız Avrupa’ya ihracat yapamazsınız’ demiyoruz. Hiçbir şey sınırda takılı kalmıyor. Burada sadece bir teşvik sağlamaya çalışıyoruz. Daha yeşil olan şirketlerde tabii ki daha farklı teşvikler olabiliyor” değerlendirmesini yaptı.
]]>]]>
Sanayi yatırımlarının büyümeye katkısının 2022’de yüzde 0,3 iken 2023’te 2,2 puana çıktığını dile getiren Avdagiç, yatırım iştahındaki bu artışın Türk sanayisi için umut verici olduğunu söyledi.
Avdagiç, geçen yıl yatırım harcamalarında 2022’ye göre reel olarak yüzde 10,7 artış yaşandığını anımsatarak, “Sanayi üretim endeksine baktığımızda da şubatta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 11,5 yükseliş kaydettik. Böylece endekste yıllık bazda artış son 2 yılın en yüksek seviyesine ulaştı.” ifadelerini kullandı.
İstanbul’da sanayi arsası konusunda bir çalışma yaptıklarını kaydeden Avdagiç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şöyle bir hedefimiz var: İstanbul’da sanayi arsası satın almak artık çok kolay değil. Var olan çok pahalı. Biz bütün Trakya’yı, Çanakkale, Bursa, Sakarya ve bütün çevredeki Organize Sanayi Bölgeleri’ni canlı izleyen, OSB radarı gibi çalışacak bir sistem kurguluyoruz. OSB’lerle ilgili sanayi arsaları sorunu İstanbul’da çok büyük sorun. Bir çalışma yürütüyoruz. Bu çalışmada İstanbul’un etrafındaki OSB’lerin yer aldığı bir proje hazırlayacağız. Nerede hangi OSB var, bunların fiyatları ne kadar… Bize gelip, ‘arsa bulamıyorum’ diyen üyelere yardımcı olacağız. Hangi OSB’de boş yer bulunduğunu, fiyatının ne kadar olduğunu, OSB’leri taradığımız bu çalışmayla ortaya koyacağız.”
“İLK ÇALIŞMAMIZI YAPTIK”
Şekib Avdagiç, İTO olarak oda üyelerinin organize sanayi bölgesi ihtiyacına yönelik projelerinin ilk çalışmasını yaptıklarını belirterek, “İstanbullu sanayiciye, ‘Sevgili kardeşim, senin için İstanbul’un etrafında 20 tane OSB var. Bunların bazıları özel amaçlı OSB, bazıları genel OSB’ diyeceğiz. Fiyatlarla ilgili bilgi vereceğiz. ‘Buralarda satın alabilirsiniz’ diye genel bir hinterlant bilgisi vererek bu işi biraz rahatlatmaya çalışacağız.” şeklinde konuştu.
TÜRKİYE HANNOVER SANAYİ FUARI’NDA ÜÇÜNCÜ BÜYÜK ÜLKE OLDU
İTO Başkanı Avdagiç, Türkiye’nin sanayide elde ettiği başarının uluslararası fuarlara da yansıdığına işaret ederek, Almanya’da bugün başlayan ve İTO’nun 32 yıldır Türkiye mili katılımını yaptığı 75. Hannover Sanayi Fuarına Türkiye’den 153 şirketin katıldığını söyledi.
Türk şirketlerin, Hannover Sanayi Fuarı’nda ev sahibi Almanya ve Çin’den sonra üçüncü sırada yer aldığını dile getiren Avdagiç, “Bu gurur verici. Hannover Messe 2024 Türkiye milli katılım organizasyonu 5 ayrı salonda yaklaşık 2 bin metrekarelik alanda toplam 80 katılımcı firma ile gerçekleştiriliyor. Fuara 73 Türk firması ise bireysel stantlarıyla katılıyor.” diye konuştu.
Avdagiç, “Tıpkı Hannover Fuarı’nın 2024 temasındaki gibi, Türkiye sürdürülebilir sanayiye enerjisini veriyor. Hannover Messe endüstriyel dönüşüm fırsatlarının çekim noktası. Burada Türkiye’nin sıra dışı ve inovasyona dayalı ürünleriyle yer alması önem taşıyor. Burada atılan tohumlar, ne mutlu ki sektörün küresel bağlantılarını daha da kuvvetlendiriyor.” değerlendirmesinde bulundu.
“ENDÜSTRİDE BİR SONRAKİ NORMALE EN HIZLI ŞEKİLDE ADAPTE OLMALIYIZ”
Şekib Avdagiç, teknolojik gelişmeler, iklim değişikliği ve jeopolitik gerilimlerin küresel üretim ortamını değiştirdiğinden bahsederek, Türk girişimcisinin endüstride bir sonraki normale en hızlı şekilde adapte olması gerektiğini vurguladı.
Avdagiç, “İmalat firmalarımız geleceğe hazırlık için entegre teknoloji ve inovasyon stratejilerini daha yaygın şekilde benimsiyor. İmalatın geleceğini, her şeyin özünde insan ve otomasyon etkileşiminin yattığını unutmadan şekillendireceğiz.” diye konuştu.
Hannover Messe 2024’ün bu yılki ana temasının “Sürdürülebilir endüstriye enerji veriyor” olarak belirlendiğini anımsatan Avdagiç, “Fuarda öne çıkan endüstri trendleri arasında yapay zeka, karbon nötr üretim, iklim koruma, sürdürülebilirlik, endüstri 4.0, hidrojen ve yakıt hücreleri öne çıkıyor.” ifadelerini kullandı.
Avdagiç, Türk sanayi şirketlerinin fuarın “otomasyon-hareket ve sürücüler”, “enerji çözümleri”, “mühendislik parçaları ve çözümleri”, “dijital ekosistemler” ile “Future Hub” olmak üzere 5 salonunda yer aldığını kaydederek, İTO’nun iştirakleri arasında yer alan Bilgiyi Ticarileştirme Merkezinden 3 girişimcinin, Teknopark İstanbul’dan da 4 girişimcinin Future Hub bölümünde bulunduğunu sözlerine ekledi.
]]>OSSA Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Yarsan, etkinliğin açılışında, son dönemde hayata geçirilen projelerle Türk savunma sanayisinin, Cumhuriyet’in 100. yılında önemli bir başarı hikayesi yazdığını söyledi.
Etkinlik kapsamında 50’den fazla ülkeden katılımcılarla KOBİ’leri ve ana sanayi firmaları arasında yeni işbirlikleri kurulmasını amaçladıklarını vurgulayan Yarsan, söz konusu işbirliklerinin sektörün gelişimi açısından önemli olduğuna işaret etti.

“İHRACAT KİLOGRAM DEĞERİMİZ GEÇTİĞİMİZ YIL YÜZDE 14 ARTTI”
Prof. Dr. Haluk Görgün ise savunma sanayinin ihtiyaçlarını karşılamak adına çalışmalara hızla devam ettiklerini belirterek, “Ana ve alt yüklenici firmalarımızdan KOBİ’lere, üniversitelerden AR-GE merkezlerimize kadar büyük bir ekosistem, savunma sanayimizin büyümesi ve gelişmesinde en önemli aktörlerdir.” dedi.
Görgün, Türkiye’nin savunma sanayinde ihracatın her sene artarak devam ettiğini aktararak, son on yılda kara, deniz ve hava savunma ürünlerinden uzaya kadar her alanda geliştirilen ürünlerin hem yurt içi hem de dost ülke ordularının ihtiyaçlarına cevap verdiğini söyledi.
Türkiye’nin, uluslararası alanda rekabetçi ve teknolojik ürünlerle adından övgüyle söz ettiren ülke konumuna geldiğine dikkati çeken Görgün, şunları kaydetti:
“Kilogram başına ihracat değeri her geçen yıl artmaya devam ediyor. İhracat kilogram değerimiz geçtiğimiz yıl, bir önceki yıla göre yüzde 14 artışla 65 dolar seviyesine ulaştı. Biz sektörümüzün sürdürülebilir büyüme sağlamasını önemsiyoruz. Sektörümüzün büyüdüğünü, ana problemimizin de bu büyümeyi yönetmek olduğunu farkındayız. Bunun için başkanlık olarak, ulusal ve uluslararası sanayileşme etkinliklerine, iş platformlarının oluşturulmasına, etkileşiminin artırılmasına ayrıca özen gösteriyoruz.”
Görgün, bu tür etkinliklerin ülkede bulunan iş ve yatırım fırsatlarının ön plana çıkarılması açısından önemli olduğuna vurgu yaparak, atılan adımların sonuçlarını gördüklerini ve görmeye devam edeceklerini söyledi.
10,2 MİLYAR DOLARLIK YENİ ANLAŞMA
Söz konusu gelişmelerin rakamlara da yansıdığını belirten Görgün, “Geçtiğimiz yılı 5,5 milyar dolarlık ihracat teslimatıyla kapattık ancak 10,2 milyar dolarlık da yeni sözleşme imzaladık. Bu sene de geçen seneden daha büyük rakamlarla şirketlerimizin gayretleriyle dost ülkelerin ihtiyaçlarını karşılayacağız. Sürdürülebilir bir savunma sanayi işbirliği oluşturma hedefleriyle güven veren işbirliği yaklaşımımızla bunların artacağını şimdiden öngörüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Görgün, etkinliğe 50’den fazla ülkeden yoğun katılım olmasından dolayı memnuniyetini dile getirdi.
ANKARA SAVUNMA SANAYİİNDE ÜLKENİN LOKOMOTİFİ
OSTİM Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Aydın da Ankara’da bir savunma sanayi ekosistemi oluştuğunu ve bu ekosistemi daha ileriye taşımak için kümelenmenin kurulduğunu vurguladı. Bu yapıya ev sahipliği yapmaktan büyük gurur duyduklarını belirten Aydın, “Türkiye’nin üretim gücü, kaliteli ürün yapma kabiliyetinin oluştuğunu görüyoruz. Bu gücünü tedarik sisteminde daha da artırmak için her türlü çabayı gösterip elimizden geleni yapacağız.” ifadelerini kullandı.
Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran ise Türk savunma sanayisinin altın çağını yaşadığını vurgulayarak, bu başarıda KOBİ’lerin önemli bir katkısı bulunduğunu söyledi. OSSA’nın KOBİ’lerin sektöre katkısını artırmak için bir dizi çalışma yaptığına işaret eden Baran, etkinliğin yeni iş fırsatlarına kapı aralayacağına inandığını kaydetti.
Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç da savunma ve havacılık sanayisinde son 20 yıldaki en kıymetli işlerden birine imza atıldığını, yüzde 80’lere varan yerlilik oranına ulaşıldığını aktardı.
Savunma sanayi olmadan ekonomik ve siyasi bağımsızlıktan bahsetmenin mümkün olmadığını belirten Ardıç, Ankara’nın savunma ve havacılık sanayisi açısından ülkenin lokomotifi konumunda olduğunun altını çizdi.
OSSA Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Yarsan, etkinliğin açılışında, son dönemde hayata geçirilen projelerle Türk savunma sanayisinin, Cumhuriyet’in 100. yılında önemli bir başarı hikayesi yazdığını söyledi.
Etkinlik kapsamında 50’den fazla ülkeden katılımcılarla KOBİ’leri ve ana sanayi firmaları arasında yeni işbirlikleri kurulmasını amaçladıklarını vurgulayan Yarsan, söz konusu işbirliklerinin sektörün gelişimi açısından önemli olduğuna işaret etti.

“İHRACAT KİLOGRAM DEĞERİMİZ GEÇTİĞİMİZ YIL YÜZDE 14 ARTTI”
Prof. Dr. Haluk Görgün ise savunma sanayinin ihtiyaçlarını karşılamak adına çalışmalara hızla devam ettiklerini belirterek, “Ana ve alt yüklenici firmalarımızdan KOBİ’lere, üniversitelerden AR-GE merkezlerimize kadar büyük bir ekosistem, savunma sanayimizin büyümesi ve gelişmesinde en önemli aktörlerdir.” dedi.
Görgün, Türkiye’nin savunma sanayinde ihracatın her sene artarak devam ettiğini aktararak, son on yılda kara, deniz ve hava savunma ürünlerinden uzaya kadar her alanda geliştirilen ürünlerin hem yurt içi hem de dost ülke ordularının ihtiyaçlarına cevap verdiğini söyledi.
Türkiye’nin, uluslararası alanda rekabetçi ve teknolojik ürünlerle adından övgüyle söz ettiren ülke konumuna geldiğine dikkati çeken Görgün, şunları kaydetti:
“Kilogram başına ihracat değeri her geçen yıl artmaya devam ediyor. İhracat kilogram değerimiz geçtiğimiz yıl, bir önceki yıla göre yüzde 14 artışla 65 dolar seviyesine ulaştı. Biz sektörümüzün sürdürülebilir büyüme sağlamasını önemsiyoruz. Sektörümüzün büyüdüğünü, ana problemimizin de bu büyümeyi yönetmek olduğunu farkındayız. Bunun için başkanlık olarak, ulusal ve uluslararası sanayileşme etkinliklerine, iş platformlarının oluşturulmasına, etkileşiminin artırılmasına ayrıca özen gösteriyoruz.”
Görgün, bu tür etkinliklerin ülkede bulunan iş ve yatırım fırsatlarının ön plana çıkarılması açısından önemli olduğuna vurgu yaparak, atılan adımların sonuçlarını gördüklerini ve görmeye devam edeceklerini söyledi.
Söz konusu gelişmelerin rakamlara da yansıdığını belirten Görgün, “Geçtiğimiz yılı 5,5 milyar dolarlık ihracat teslimatıyla kapattık ancak 10,2 milyar dolarlık da yeni sözleşme imzaladık. Bu sene de geçen seneden daha büyük rakamlarla şirketlerimizin gayretleriyle dost ülkelerin ihtiyaçlarını karşılayacağız. Sürdürülebilir bir savunma sanayi işbirliği oluşturma hedefleriyle güven veren işbirliği yaklaşımımızla bunların artacağını şimdiden öngörüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Görgün, etkinliğe 50’den fazla ülkeden yoğun katılım olmasından dolayı memnuniyetini dile getirdi.
ANKARA SAVUNMA SANAYİİNDE ÜLKENİN LOKOMOTİFİ
OSTİM Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Aydın da Ankara’da bir savunma sanayi ekosistemi oluştuğunu ve bu ekosistemi daha ileriye taşımak için kümelenmenin kurulduğunu vurguladı. Bu yapıya ev sahipliği yapmaktan büyük gurur duyduklarını belirten Aydın, “Türkiye’nin üretim gücü, kaliteli ürün yapma kabiliyetinin oluştuğunu görüyoruz. Bu gücünü tedarik sisteminde daha da artırmak için her türlü çabayı gösterip elimizden geleni yapacağız.” ifadelerini kullandı.
Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran ise Türk savunma sanayisinin altın çağını yaşadığını vurgulayarak, bu başarıda KOBİ’lerin önemli bir katkısı bulunduğunu söyledi. OSSA’nın KOBİ’lerin sektöre katkısını artırmak için bir dizi çalışma yaptığına işaret eden Baran, etkinliğin yeni iş fırsatlarına kapı aralayacağına inandığını kaydetti.
Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç da savunma ve havacılık sanayisinde son 20 yıldaki en kıymetli işlerden birine imza atıldığını, yüzde 80’lere varan yerlilik oranına ulaşıldığını aktardı.
Savunma sanayi olmadan ekonomik ve siyasi bağımsızlıktan bahsetmenin mümkün olmadığını belirten Ardıç, Ankara’nın savunma ve havacılık sanayisi açısından ülkenin lokomotifi konumunda olduğunun altını çizdi.
3.8 MİLYAR DOLAR YATIRIM
2023 itibarıyla Koreli şirketlerin Türkiye’deki kümülatif yatırımı yaklaşık 3.8 milyar dolar. Güney Koreli şirketler, Türkiye’de özellikle otomotiv, enerji, inşaat, telekomünikasyon ve teknoloji gibi sektörlerde yatırım yapıyor. Ayrıca savunma sanayi, enerji, inşaat, otomotiv, telekomünikasyon ve bilgi teknolojileri gibi sektörlerde işbirliği projeleri yürütülüyor. Sabah’ın haberine göre, Güney Kore Dışişleri Bakanı Park Jin, Türkiye’de 160’a yakın Koreli şirketin faaliyet gösterdiğini belirterek, “Türkiye, Güney Kore için Avrupa’daki en önemli ekonomik ortaklardan biri. Altyapı alanında iki ülke arasında Avrasya Tüneli ve 1915 Çanakkale Köprüsü gibi başarılı işbirliği örnekleri ortaya konuluyor” dedi. Ülkesinden Türkiye’yi 8 yıl sonra ziyaret eden bakan olduğuna işaret eden Park, “kan kardeşi ülke” olarak gördükleri Türkiye’ye ziyaretin anlamlı olduğunu, gelecek dönemde iki ülkenin stratejik ortaklığının çeşitli alanlarda daha da gelişeceğini söyledi. Park, Türkiye’nin Kore Savaşı’na en çok asker gönderen 4. ülke olduğunu anımsatarak, “Halkımız, Türkiye’nin fedakarlığını ve özverisini unutmayarak her zaman minnet duymaktadır, her iki ülke halkları da birbirini ‘kardeş ülke’ olarak tanır. Size bir örnek vermek gerekirse; depremden sonra Korelilerin, Türkiye’nin Seul Büyükelçiliğine yaptığı taziye ziyaretleri nisanın sonuna kadar devam etti” ifadesini kullandı.
AVRUPA’DAKİ EN ÖNEMLİ ORTAK
Park, Türkiye’nin, Güney Kore için Avrupa’daki en önemli ekonomik ortaklardan biri olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti: “Altyapı alanında iki ülke arasında Avrasya Tüneli ve 1915 Çanakkale Köprüsü gibi başarılı işbirliği örnekleri ortaya konuluyor. Karşılıklı güven olmadan işbirliğinin mümkün olmadığı savunma sanayinde, Kore’den temin edilen güç grubu donanımlı Altay tankının teslim töreni, bu yılın nisan ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın huzurunda gerçekleştirildi.”
ALTAY TANKININ MOTORU GÜNEY KORE’DEN
Türkiye ve Güney Kore, savunma sanayisinde işbirliğini güçlendirmeyi hedefliyor. İki ülke, gelecek dönemde askeri anlaşma imzalama konusunda mutabakata vardı. Kısa süre önce Güney Kore’den tedarik edilen motorun ve transmisyonun entegre edildiği 2 adet ALTAY Tankı, testler için Türk Silahlı Kuvvetleri’ne teslim edildi. Testlerin tamamlanmasının ardından ALTAY, Güney Kore üretimi güç grubuyla seri üretime geçecek. Öte yandan T-155 FIRTINA Obüsü gibi bazı Türk savunma sanayii ürünlerinde de Güney Kore’den alınan teknoloji transferinin etkisi büyük.
Çok kısa bir süre sonra 1928 yılında bu fabrika kapatıldı. Bugün burada aslında Kayseri’nin içerisinde bir uhde kaldı. Bu havacılık serüveni hep konuşuldu, yazıldı. Ama burada çok değerli Kayserili işadamlarımız ve TUSAŞ’ın çok değerli yöneticileri bir araya gelerek kaldığımız yerden tekrar başlama kararı aldık.

Gururla şunu söylemek istiyorum; Türkiye’nin 100 yıllık hayalini gerçekleştirdi ekibimiz. KAAN’ı, Hürjet’i başarılı bir şekilde üretmiş bir ekibin başı olmaktan da mutluluk duyuyorum. TOMTAŞ ne iş yapacak? Bunu herkes merak ediyor. İlk başlangıç noktamız uçak parçaları üreterek serüvenimize başlamış bulunuyoruz. Bu çok önemli bir başlangıç.
Çünkü ilk uçakla ilgili çalışmalar üretimle başlıyor. Yani Türkiye Yüzyılında TOMTAŞ’ta uçak parçaları üretilerek çalışmalar başladı. Önümüzdeki süreçte inşallah montaj faaliyetlerimiz tesislerimizde yapılacak. Bu ülkemiz için çok önemli bir başlangıç.
Türkiye’nin geleceği Ar-geden, teknolojiden geçiyor. Bu istikamette Kayseri sanayicilerimizin özverili katkılarından dolayı teşekkür ediyorum. Bu faaliyetin sadece Hürjet’le sınırlı kalmayacağını düşünüyorum. İnşallah gelecekte birçok platformun burada montajı yapılacak. Umut ediyorum ki bazı platformlar burada uçarak semalarımızda yer alacak” dedi.

HÜRJET YIL SONUNDAN İTİBAREN KAYSERİ’DE ÜRETİLECEK
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ise, TOMTAŞ’ın Kayseri’de vücut bulduğunu kaydederek Hürjet’in bu yıl sonundan itibaren Kayseri’de üretileceğini ifade etti. Bakan Kacır, “Kayseri gerçekten sıradan bir şehir değil. Kayseri sanayileşme kültüründe Anadolu’ya öncülük eden bir şehir. Kayseri’nin elde ettiği her başarı Anadolu’ya örnek oluyor. Bu açıdan son 22 yılda elde ettiğimiz kazanımları çok önemli görüyorum.
Organize sanayi bölgelerimizi büyüttük. Sadece son pandemi döneminde bile 40 bin ilave istihdam oluşturduk. Yeni organize sanayi bölgeleri kuracağız, yeni endüstri merkezleri oluşturacağız ve Kayseri’yi hep birlikte Türkiye Yüzyılı’na daha güçlü şekilde hazırlayacağız.
Kayseri, kanaatkar insanların şehri, inançlı, çalışkan insanların şehri. Biz sizin önünüzü açmaya, varsa önünüzde engelleri kaldırmaya gayret edeceğiz. İnşallah önümüzdeki dönemde sanayicilerimizin öncülüğünde Kayseri’nin yatırım ve istihdamla, icatla ve ihracatla büyümesine katkı sunuyor olacağız. İşte 100 yılın ardından TOMTAŞ Kayseri’de vücut buluyor.

İşte Türkiye’nin iftihar vesilelerinden Hürjet inşallah bu yıl sonundan itibaren Kayseri’de üretiliyor. Kayseri’de 10 sanayici bir araya geliyor KİM’i kuruyor, yüksek katma değer üretiyor. Kayseri’nin heyecanını, inancını bizler asla yalnız bırakmayacağız.
Allah’ın izniyle bu inanç, bu coşku Türk gençliğinde olduğu müddetçe bu milleti hiç kimse tutamaz. Tarihin en şerefli milleti olan Türk Milleti’nin yeryüzünde adaleti hakim kılacağı günler Allah’ın izniyle yakındır” diye konuştu.
İş dünyası, Ev ve Mutfak Eşyaları Sanayicileri ve İhracatçıları Derneği’nin (EVSİD) sahur programında ‘verimlilik’ mesajı verdi. EVSİD Yönetim Kurulu Başkanı Talha Özger, EVSİD Başkan Vekili Oğuzhan Durmuş ve EVSİD Kurucu Başkanı Burak Önder’in ev sahipliğinde bu yıl üçüncü kez yapılan programın teması ‘Üretim ve İhracatta Verimlilik’ oldu.
Moderatörlüğünü EKONOMİ Gazetesi Yayın Kurulu Başkanı Şeref Oğuz’un yaptığı programa; Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe, İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan, İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Tecdelioğlu, İstanbul Kimyevi Maddeler ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İKMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Adil Pelister, önceki dönem TİM Başkanı İsmail Gülle, Bozdağ Film Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Bozdağ, Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) Başkanı Recep Erçin konuşmacı olarak katıldı.
Çalışanın ortalama ücreti 1200 dolar
Verimliliğin ölçülmediği takdirde yönetilemeyeceğini belirten TİM Başkanı Mustafa Gültepe, “Verimlilikte en büyük faktör insan. Mavi ve beyaz yakanın maliyetinin ortalama 1200 dolar olduğu bir ülkede ürün satmak kolay değil. Eskiden işçilik paylarımız yüzde 20-25 arasındayken, şimdi yüzde 40’a dayandı. Mehmet Şimşek Bakanımız, ‘kurla rekabetçilik olmaz’ dedi. Bizim asla öyle bir beklentimiz yok. Girdi maliyetlerimiz ne kadar artarsa kurun da o kadar artması lazım. Sonuç itibariyle bu da bir verimliliktir” dedi.
Avrupa, beyaz yakamıza hücum ediyor
Hem nitelik hem nicelik anlamında insan kaynağı için orta ve uzun vadeli planlar yapılması gerektiğine dikkat çeken İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, “Bizim de işin ortağı olacağı bir modelle kamu ile bu işi beraber yapmalıyız. Avrupa’nın insan ihtiyacını giderme noktası biz olmaya doğru dönüyoruz. Bu çok tehlikeli bir gidişat. Eskiden mavi yakamıza hücum eden Avrupa şimdi de beyaz yakamıza hücum ediyor. Yaşanan enflasyon ve hayat pahalılığı maalesef beyaz yakanın batı toplumlarını tercih etmesini ihtiyaç haline getirdi. İnovasyon ilk olarak insan kaynakları departmanında olmalı” diye konuştu.
Sanayi ve kamu arasındaki verimliliği de esas almak gerektiğine değinen İTO Başkanı Şekib Avdagiç de, “Birçok veriyi defalarca kamu ile paylaşmak zorunda kalıyoruz. Buna bağlı olarak çok sayıda gereksiz ve verimsiz bürokrasiyle uğraşıyoruz. Burada otoritenin kesişmelerinin dayağını yiyoruz. Yani aynı konuya ilgili iki veya üç bakanlıkla muhatabız. Çalışanın telekomünikasyon şirketine olan borcunu bile tahsil noktasında bizi tahsilat memuru gibi kullanıyorlar. Bizim ödediğimiz KDV’yi altımızdaki kişiler ödemediği zaman bizi sorumlu tutuyorlar. Dolayısıyla hem icra memuru hem de vergi memurluğu yapıyoruz. Bu da bizim enerjimizi emiyor” ifadelerini kullandı.
“Sektörlerin kümelenme sanayisine geçmesi lazım”
Türkiye’deki KOBİ’lerin sayısının 3,4 milyon olduğunu kaydeden İDDMİB Başkanı Çetin Tecdelioğlu, “Bu KOBİ’ler 110 milyar dolar ihracat, 11,5 milyon kişilik istihdam sağlıyor. Artık otomotivde olduğu gibi tüm sektörlerimizde kümelenme sanayisine geçmemiz lazım” dedi.
Sanayicilerin ihtiyacı olan personeli istediği şekilde bulamadığına dikkat çeken İKMİB Başkanı Adil Pelister, verimliliğin sağlanması için yeşil dönüşümün öğelerini de iyi anlamak gerektiğinin altını çizdi.
Böyle bir dönemi daha önce görmediğini vurgulayan önceki dönem TİM Başkanı İsmail Gülle, “2021’de kimse verimliliği konuşmuyordu. O dönem iyi para kazandık. Tek sorun daha fazla üretim ve kapasiteyi artırmaktı. Şimdi kur avantajını ve rekabetçiliği kaybettik. Bu maliyet yapısında herkesin ince hesap yapması gerekiyor” şeklinde konuştu.
“Yapısal sorunların çözümü için çalışmalıyız”
Türk sanayicisinin ve ihracatçısının son dönemlerde çok farklı problemlerle mücadele ettiğini kaydeden EVSİD Başkanı Talha Özger, “Eğer problemlerimizi aşabilirsek ihracatta çok daha ön plana çıkabiliriz. Dünyada çok fazla gidilecek, görülecek nokta var. Tüm üreticilerimiz, sanayicilerimiz, ihracatçılarımız bu mantıkta olursa, hep birlikte koşmaya devam edersek başaramayacağımız hiçbir şey yok” diye konuştu.
Verimliliği gündeme almadan ekonomide ve işletmelerde sürdürülebilirlik ve katma değerin sağlanamayacağına dikkat çeken EVSİD Kurucu Başkanı Burak Önder, “Sanayicimiz ve ihracatımız sadece kur, faiz, enflasyon sarmalını konuşmamalı, yapısal sorunların çözümü için de çalışmalı. Büyümeden gelişmeye giden yolu düşünebilirsek, mücadele edersek sanayimizin ve ihracatımızın önü açık” ifadelerini kullandı.
Üretimde yeni bir döneme geçildiğini belirten EVSİD Başkan Vekili Oğuzhan Durmuş, “Artık her şeyin değiştiği, üretimin yeniden yazıldığı bir dönemdeyiz. Şu anda daha az alanda, daha az enerji harcayarak, daha az insan gücü harcayarak, daha fazla üretmek için çalışmalar yapılıyor” şeklinde konuştu.
Verimliliğin gerek iş dünyasında gerek iktisat camiasında yeterince içselleştirilmediğine vurgu yapan EGD Başkanı Recep Erçin de, “Verimliliğin esasen üretkenlik olarak kavranması gerekiyor. Türkiye, zaman içinde bir üretim ekonomisi olsa da üretken bir ekonomi olmaktan çok uzak kaldı” dedi.
“Türk dizileri 3 milyar insana ulaşıyor Türk ürünlerini de birlikte ihraç etmeliyiz”
Diriliş Ertuğrul ve Kuruluş Osman’ı 115 ülkeye ihraç ettiklerini kaydeden Bozdağ Film Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Bozdağ, “3 milyar insanın evine konuk oluyoruz. ABD’den sonra ikinciyiz ama ABD bizim gibi bir kitleye ulaşamadı. Pakistan’da diziler internette 8,5 milyar izlendi. Oyuncularımızı reklamlarda kullanıyorlar. Dizileri izleyip Müslüman olanlar bile var. Dizilerle Türk ürünlerinin ihracatını yapmakta hiç iyi değiliz. Elimizdeki bu gücü iyi kullanmalıyız” açıklamasını yaptı.
]]>Bakan Kacır, açılış ve incelemelerde bulunmak üzere geldiği Edirne’de önce Vali Yunus Sezer’i makamında ziyaret etti. Edirne Ticaret ve Sanayi Odası’nda (ETSO) Trakya Kalkınma Ajansı’nın desteğiyle yürütülen ‘Gastro Akademi ile Gelecek Mutfakta’ projesinin de aralarında bulunduğu 17 projenin açılışına katılan Kacır, Trakya’nın gözbebeği, dört bir yanı tarih kokan kültür mirası Edirne’nin kalplerinde özel bir yere sahip olduğunu söyledi.
Kacır, “Anadolu’yu Avrupa’ya bağlayan, kadim tarihiyle nice medeniyetlere ev sahipliği yapmış, bir asra yakın ecdadımızın baş şehri olmuş, pehlivanlar yurdu Edirne’ye bugün de yeni eserler kazandırmanın mutluluğu içindeyiz. Edirne’mizin nitelikli ve çok yönlü kalkınmasını destekleyecek 17 projenin; şehrimize, ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, onun tasavvur ettiği büyük ve güçlü Türkiye’yi inşa etme yolunda emin adımlarla ilerledik. Büyüme ve kalkınma yolundaki mücadelemizde önümüze çıkartılan nice engellere, kurulan nice tuzaklara, oynanan nice oyunlara rağmen ülkemize asırlık demokratik haklar ve kalkınma atılımları kazandırdık. 81 vilayetimizin, 85 milyon vatandaşımızın hiçbirini diğerinden ayırmadan, ötekileştirmeden, dışlamadan şehirlerimize eserler kazandırdık ve hizmetler ürettik. Ülkemizi, muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine taşıyacak yatırımlara imza attık” dedi.
“DENEYAP TEKNOLOJİ ATÖLYELERİ’MİZE BAŞVURULAR DEVAM EDİYOR”
Cumhuriyetin ikinci asrında ‘Türkiye Yüzyılı’nda daha gelişmiş, refah seviyesi artan marka şehirler için durmadan, duraksamadan çalışmaya devam ettiklerini belirten Kacır, “Bu vizyon doğrultusunda Edirne’mizin de sanayisini, üretimini, istihdamını, kalkınmasını desteklemeye devam ediyoruz. Edirne’de gerçekleşecek toplam yatırım tutarı 24 milyar liraya yaklaşan 346 yeni ya da ilave yatırımlar için teşvik belgesi düzenledik. 8 bin 700’den fazla nitelikli istihdamın önünü açtık. 22 yıl önce Edirne’de sadece bir organize sanayi bölgesi (OSB) varken; bu sayıyı 237 milyon lira bakanlık desteğiyle 4’e çıkardık. Organize sanayi bölgelerimizde 1400’ten fazla vatandaşımızın istihdamını sağladık. Çevre duyarlılığını önceliklendirdiğimiz organize sanayi bölgelerimizdeki tüm parsellerin üretime geçmesi ile bu rakamı 9 bine çıkararak Edirne’mize sanayi kenti kimliği de kazandıracağız. Şehirlerimizde kalkınmanın başat aktörü, ekonominin sac ayağı KOBİ’lerimize can suyu olmaya devam ediyoruz. Şehrimizde son 22 yılda 6 bin 400’den fazla KOBİ’mize 644 milyon liranın üzerinde KOSGEB destek ödemesi gerçekleştirdik. Teknoloji girişimciliğini desteklemek üzere Edirne’de bir teknopark kurduk. Teknoparkta faaliyet gösteren firmalara 1,1 milyar liradan fazla Ar-Ge teşviki sağladık. TÜBİTAK burs ve destek programları kapsamında 142 projeye ve 280 bilim insanına 323 milyon lira destek verdik. Bilime ve teknolojiye meraklı gençlerimizi, çocuklarımızı keşfetmek, onların potansiyellerini ortaya çıkarmak, şehrimize kazandırmak için Edirne’ye Deneyap Teknoloji Atölyesi’ni kurduk. Ortaokul ve lise öğrencilerimize; tasarımdan robotik kodlamaya, yapay zekadan havacılık ve uzay teknolojilerine 11 farklı yenilikçi teknoloji başlığında 36 ay ücretsiz eğitim imkanı sunduk ve sunmaya da devam ediyoruz. Bu vesileyle bir çağrıda bulunmak istiyorum. Geleceğin Teknoloji Yıldızları Programı kapsamında 81 ilimizdeki Deneyap Teknoloji Atölyeleri’mize başvurular devam ediyor. 25 Mart’a kadar tüm illerimizdeki 4., 5., 8., 9. sınıflar ile lise hazırlık sınıfında okuyan öğrencilerimizin başvurularını bekliyoruz” dedi.
“17 ESERİ EDİRNE’MİZE KAZANDIRIYORUZ”
Edirne’nin eşsiz tatları ve lezzetlerini unutmadıklarını söyleyen Kacır, “Badem ezmesinden tava ciğerine, Meriç yer fıstığından İpsala pirincine Edirne’mizin 11 meşhur yöresel lezzetini coğrafi işaretle tescilledik. Hem üreticilerimizi hem tüketicilerimizi hem de kültürümüzü koruma altına aldık. Trakya Kalkınma Ajansı’mız eliyle kamu kurumlarımızın, mahalli idarelerimizin, üniversitelerimizin, özel sektörümüzün ve sivil toplum kuruluşlarımızın 341 kalkınma projesine 533 milyon lira destek verdik. Bugün de Trakya Kalkınma Ajansımız eliyle Edirne’mizde, gençlerimize, kadınlarımıza, çocuklarımıza, çiftçilerimize, sanayicimize ve dezavantajlı vatandaşlarımıza yönelik projelerin açılışını gerçekleştiriyoruz. Tarımdan turizme, sanayiden sosyal içermeye kadar yerel kalkınmayı destekleyecek, şehrimizin ekonomisine katkı sağlayacak 17 eseri Edirne’mize kazandırıyoruz” dedi.
“EDİRNE’Yİ PROJELERLE İHYA ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Projeleri anlatan Kacır, şunları söyledi:
“Kadının Emeği Evinin Ekmeği projesiyle kadınlarımızın ürettiği el emeği, göz nuru ürünlerin markalaşması, pazarlanması ve satışını destekliyoruz. Bu projemizle kadın istihdamını da artırıyoruz. Keşan Belediyemizle gerçekleştirdiğimiz ‘Yıl Boyu Üretim ve İstihdam ile Okula Giden Mutlu Çocuklar’ projesiyle sezonluk tarım işçisi ailelerimize 12 ay iş olanakları sunuyoruz. ‘Gastro-Akademi ile Gelecek Mutfakta’ projesiyle hizmet sektörümüzün ihtiyaç duyduğu nitelikli eleman ihtiyacını karşılamak için istihdam garantili eğitimler veriyoruz. ‘Engelsiz Yaşam Merkezi’ projemizle engelli bireylerin atölyeler ve eğitimler aracılığı ile sosyal hayata ve üretime katılmalarını destekliyoruz. ‘Türkiye Yüzyılı’nda Edirne’mizi gerçekleştirdiğimiz projelerle ihya etmeye devam edeceğiz. Edirne için Edirneliler için yeni hedefler koymaya, projeler üretmeye devam edeceğiz. Serhat şehri olmak demek, öncü olmak demektir. Edirne’yi kültürde, turizmde, sanayide ve eğitimde öncü şehirlerimiz arasına katacağız. Edirne görüyoruz ki maalesef gerçek belediyeciliğe, gönül belediyeciliğine hasret. Diyoruz ki; gelin 31 Mart’ta Edirne’de bu hasrete son verelim. Edirne gerçek belediyecilikle tanışsın, ‘Türkiye Yüzyılı’nda yoluna güçlü devam etsin. Bu kadim şehir Edirne’yi bir başka seviyoruz. Bu şehrin yiğitliğini, cesaretini seviyoruz. Bu kadim şehrin söz konusu millet ve memleket olunca hep en ön safta olan vatanperver insanlarını seviyoruz. İnanıyoruz ki inşallah Edirne, 31 Mart’ta tercihini sadece vatan ve millete hizmet aşkıyla çalışanlardan yana kullanacaktır. Ecdadın iftihar şehri Edirne’de inşallah emanet, ehil olana teslim edilecektir. Tarih boyunca şanlı akıncılar çıkaran, bileği bükülmez pehlivanlar yetiştiren Edirne için biz de var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Sözlerime son verirken bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz projeleri tüm Edirne’ye, Edirnelilere hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum.”
Kacır, daha sonra merkezdeki Eski Cami’de cuma namazını kıldı, ardından esnaf ziyaretinde bulundu.
]]>
“İHRACATIN, İSTİHDAMIN ARTMASI ŞEHİR ADINA DA ÖNEMLİ”
Türkiye’nin ihracatının yüzde 50’sinin İhracatçılar Meclisi çatısı altında yapıldığını söyleyerek konuşmasına başlayan Kurum, “Hem şehrimizin hem de ülkemizin istihdamına yapmış olduğunuz katkılardan dolayı teşekkür ediyorum. Çok kıymetli bir iş yapıyorsunuz. Ülkemiz bugün Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hayal ettiği muasır medeniyetler seviyesine çıkacaksa bu çalışmalar sayesinde çıkacak. Ülkemiz bugün her alanda kendine yeten bir ülke olacaksa ihracatla olacak, üretimle olacak. Yine gençlerimiz, bu ülkede geleceğe güvenle bakacaksa eğer, bunun altyapısını yapacak olan buradaki dostlarımızdır. Şubat ayında Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin 21 milyar dolarla rekor kırdığını gördük. Bu da bizi gerçekten ziyadesiyle mutlu etti. Ülkenin ihracatının artması, ülkenin istihdamının artması, şehir adına da önemli” dedi.

“İSTANBUL GİBİ METROPOLDE İSTANBUL’UN SORUNLARIYLA İLGİLENECEK BİR BELEDİYE ANLAYIŞI BEKLENİYOR”
İstanbul’un ilçelerinde 70 gündür esnafla bir araya geldiğini söyleyen Kurum, “İstanbul’u dinliyoruz. İstanbul’un geriye dönüp baktığınız 5 yıllık süreçte üzüldüğünü, kırıldığını gördük ve vatandaşımızın beklentisiyle karşı karşıyayız. Yani artık İstanbul gibi bir metropolde İstanbul’un sorunlarıyla ilgilenecek bir belediye anlayışı bekleniyor. İlçe belediyeleriyle uyum içerisinde çalışacak, İstanbul’a bir vizyon ortaya koyabilecek, bir anlayış ve hizmeti vatandaşımız bekliyor ve bunu da her ortamda dile getiriyor.” diye konuştu.
“İSTANBUL BENİM ŞAHSİ MESELEM DEĞİL, ÜLKEMİZİN MESELESİ”
İstanbul’un sorunlarını, beklentilerini, bakan ve milletvekili olduğu dönemden iyi bildiğini vurgulayan Kurum, konuşmasına şöyle devam etti: “Ben de İstanbul milletvekili olarak hem yapmış olduğum görevlerde, İstanbul’un birçok alanında hizmet etme fırsatına eriştim. O dönemde buradaki birçok dostumuzla birlikte çalıştık. Bakanlık yaptığımız süre boyunca bir ayağımız İstanbul’da oldu. Ve İstanbul’un da sorunlarını, problemlerini bilen, bu manada hem sanayici tarafıyla hem vatandaşımız hem üretim tarafında birçok alanda şehrin sorunlarına hakim bir kardeşinizim. İstiyorum ki 31 Mart seçimlerinde de İstanbul’un geleceği adına çok önemli bir karar alalım. Yani bu mesele, benim şahsi meselem değil, ülkemizin meselesi. İstanbul’un meselesi.”

“ÜRETİM YAPTIĞIMIZ BİNALAR NE KADAR SAĞLAM, TARTIŞILIR”
İstanbul’da sadece meskenlerin değil, ticaret ve sanayi tesislerinin de deprem riski altında bulunduğunu hatırlatan Murat Kurum, “İstanbul’da yaşamak artık birçok insanı düşündürüyor. ‘Acaba burada yaşamasam mı’, ‘acaba buradan bir an önce başka bir alana gitsem mi’ gibi endişe içerisinde. Bir taraftan deprem riskiyle karşı karşıyayız. Şehir olası depremlere ne kadar hazır, şehrin üretimi ne kadar hazır, ticareti ne kadar hazır? Bugün baktığınızda 7,5 milyon bağımsız bölüm var. Bunların 6 milyonu konut ama bir buçuk milyonu da ticari ve sınai ünite. Bugün ülke ihracatının yüzde 50’sinin İstanbul’da yapıldığını ve Şubat ayında rekor kırdığımızı söylüyoruz ama bir taraftan da bu üretimi ne kadar sağlam yapılar içerisinde yapıyoruz, bu da tartışılır” dedi.
“HEM SANAYİMİZİ HEM KONUTLARIMIZI HEM ALTYAPIMIZI DİRENÇLİ HALE GETİRMEMİZ LAZIM”
İstanbul’da beklenen depremin, Türkiye’nin milli güvenliğine, hatta bağımsızlığına yönelik bir tehdide dönüşebileceğine dikkati çeken Kurum, “Böylesi bir riske karşı da hep birlikte topyekün mücadele etmemiz lazım. O yüzden burada Murat Kurum değil mesele. Hep birlikte bu mücadeleyi yapıp hem sanayimizi hem konutumuzu hem şehrimizin altyapısını dirençli hale getirmemiz lazım. Sanayiyle ilgili de yapmamız lazım.” diye konuştu.

“KREDİ SÜBVANSİYONU, ARAZİ DESTEĞİ”
Kurum, sanayi tesislerinin dönüşümüyle ilgili vizyonu şöyle aktardı: “Bu masada oturacağız. Sanayici ‘ben fabrikamı yenilemek istiyorum’ diyecek. Buna ilişkin gideceğiz, Maliye Bakanımıza diyeceğiz ki, veya Cumhurbaşkanımıza; ‘Efendim, biz sanayi sektörümüzle bir araya geldik. Mevcut alanını yenilemek kaydıyla, riskli olduğunu tespit ettiğimiz binalarda işte kredide şöyle bir sübvansiyon yapalım veya arazide şöyle bir destek yapalım, yenilensin’. Bunu istemek bence çok güzel. Bunu yaptık mı bugüne kadar? Yapmadınız. Ben Çevre ve Şehircilik Bakanıyken bana böyle bir talep gelmedi. Çok net söylüyorum. 5 sene gelmedi. Milli Emlak’tan sorumluyken de bana böyle bir taleple gelinmedi. Yeni sanayi alanı ihtiyacıyla ilgili gelindi. Yeni bilmem neyle ilgili gelindi ama, ‘binamızı dönüştüreceğiz, dolayısıyla devletten de böyle bir destek bekliyorum’ ile gelinmedi. Şimdi bizim bunları bir masada işte oturup konuşup beraber çözmemiz lazım. Gerçekten artık şu süreçte buna engel olmazsak, bu gidişata engel olmazsak, ileride öyle bir neticeyle karşılaşmayız. Çok daha vahim sonuçlar bizi bekliyor olabilir.”

“İSTANBUL’UN, İSTANBUL’U KENDİ GELECEĞİ İÇİN BASAMAK OLARAK GÖREN BAŞKAN’A İHTİYACI YOK”
Bakanlığı döneminde Anadolu’da yaptığı çalışmalardan bahseden Kurum, yerel yönetimin sanayiciyle el ele olmasının önemini, “Her ilde sanayi tesisi inşası olan bir kardeşinizim. 31 Mart’ta bu anlayışla geleceğiz. İstiyorum ki bu masa beraber kazansın, beraber konuşalım. Geçmişte böyle bir toplantı yapmış olduğunuzu zannetmiyorum. Yapsanız da netice aldığınızı zannetmiyorum. Yani burada İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak Mustafa Başkanım ve buradaki üreticilerle karar alalım. İstanbul’un sanayisine ilişkin, üretimine ilişkin bu kararları da hayata geçirelim istiyorum. Buna İstanbul’un ihtiyacı var, bu istişareye ihtiyacı var, mütevazı duruşa ihtiyacı var. İstanbul’un kibre ihtiyacı yok, İstanbul’un ilgisiz bir belediye başkanına ihtiyacı yok. Çok net söylüyorum bakın. İstanbul’u, İstanbul’un üretimini, sanayisini kendi şahsı için, kendi geleceği için basamak olarak görecek bir belediye başkanına da ihtiyacı yok” sözleriyle vurguladı.

“BİZ KURAL KOYACAĞIZ, TAKSİCİ O KURALA UYACAK”
TİM’deki toplantıda ihracatçılar, İstanbul’un trafik, toplu ulaşım ve otopark sorunlarıyla ilgili beklentilerini dile getirdi. Organize sanayi bölgelerine metroyla ulaşım, sanayi bölgelerindeki başıboş sokak hayvanları sorunu öne çıkan konular oldu. Murat Kurum, taksi sorununa ayrı bir başlık açarak şöyle konuştu: “İstanbul taksisi marka olmalı. İstanbul’da taksiye binen biri hem yapısal anlamda hem de şoförü anlamında ayrıcalığı görmeli. Önüne gelen taksicilik yapmamalı, yapmayacak. Taksiciler eğitim alacak. Ehliyeti olabilir ama İstanbul taksisini kullanabilmesi için belli bir eğitimden geçecek. Yeri gelecek yabancı dil bilecek. Burada biz bir denetim, puanlama, ödül-ceza sistemi getireceğiz. Taksiye bindiğinizde aldığınız hizmetin izlenip takip edileceği dijital bir yapıyla taksi sistemini yöneteceğiz. Tabii taksicilerin de kendi beklentileri var. Ama biz bir kural koyacağız, o bu kurala uyacak. İstanbul’da taksi marka olacak. Bunun olması için de biz gereken her şeyi yapacağız.”

Murat Kurum, mevcut İBB yönetiminin sadece taksi konusuna değil, başka birçok meseleye de ilgisiz kaldığını söyledi, eleştirilerini, “İstanbul’un turizm planlaması yok, kültür planlaması yok, turizm master planı yok. Bunları belediyenin yapması lazım, yok” diye ifade etti.
“FUARCILIK ARTIK GERİDE KALDI”
Murat Kurum, toplantıda bazı sanayicilerin “fuar merkezi” talebine ilişkin bir değerlendirme de yaptı. “Avrupa’daki fuar alanları boşalıyor” diyen Kurum, Çin örneğini vererek, “Fuar alanı ihtiyacı mı var yoksa dijital bir pazarlama ağına mı ihtiyaç var? Bence Çin bunu gördü. Bana sorarsanız Çin, dijital pazarlamayı dünyada eline geçirmeye çalışıyor. Fuarcılık belki de artık geride kaldı. Dijital fuarlar olacak.” diye devam etti.
“2 AYDA İSTANBUL’UN 964 MAHALLESİNE LOKANTA AÇARIM”
Murat Kurum, CHP’li İBB Başkanı’nın ‘mega proje’ dediği ‘Kent Lokantaları’ ile ilgili de konuştu. “11 tane lokantayı açmayı hizmet gören bir anlayış var. İddia ediyorum, ben 2 ayda İstanbul’un 964 mahallesinde açarım. Lokanta nedir?” diyen Kurum, asıl önemli olanın, sürdürülebilir kalıcı destekler ve mesleki olduğunu anlatarak, “Sizin bir operatör ihtiyacınız var diyelim. Bugün bulamıyor kimse. 150 bin TL maaş. Operatör yetiştirmek çok mu zor? Değil. Bugün ‘150 bin TL maaş ile birine iş vereceğim’ desen herhalde buradan Beylikdüzü’ne kadar kuyruk olur. Bunu yapabilmek zor bir şey değil. Mesela gaz altı kaynağı elemanı eksik. Biz yetiştirelim” dedi.
İstanbul’u küresel ticaretin merkezi haline getireceklerini söyleyen Murat Kurum, “İstanbul’un ticaretine; kamu, belediye, özel sektör hep birlikte bütüncül bir anlayışla yaklaşacağız. Güçlü ev ekonomisi ve güçlü esnaf diyerek emekçimizin, emeklimizin, üreticimizin, kadın ve gençlerimizin yanında olacağız” dedi.
Kurum, İstanbul’un en önemli gündeminin deprem ve ulaşım olduğuna dikkat çekti. İstanbul’da yaşayan kadınlara kendi işlerinin patronları olabilmeleri için 100 bin TL destek vereceklerini belirten Kurum, ayrıca İSMEK’i de özüne döndüreceklerini sözlerine ekledi.
İstanbul’un ve İstanbulluların ekonomisini merkeze alacaklarını belirten Murat Kurum, “Tabii bunu yaparken de sanayicilerimizin yanında işçi kardeşlerimizin düşük fiyatlarla konut edinmelerini sağlayacak yatırımları ve sanayi dönüşümünü gerçekleştireceğiz” dedi.
Kurum, konuşmasının sonunda İstanbul’a yeni sanayi sitelerini inşa edeceklerini sözlerine ekledi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, TÜMSİAD’ı ziyaret etti.
“TÜMSİAD ÜLKEMİZİN EKONOMİK POLİTİKALAR ÜRETMESİNE MÜSTESNA KATKILAR SAĞLAMAKTADIR”
TÜMSİAD’ın, İstanbul’un ve Türkiye’nin üretim ekonomisine önemli katkıları olduğunu vurgulayan Murat Kurum, “Uluslararası arenada ilkeli ticaret anlayışını düstur edinen TÜMSİAD ile 1 Nisan sonrası İstanbul için gerçekleştireceğimiz hedefler ile neler yapabileceğimizi konuştuk. TÜMSİAD’ımız ülkemizin ekonomik politikalar üretmesine çok müstesna katkılar sağlamaktadır. TÜMSİAD, kadim medeniyetimizin mirası ticaret ahlakının, iş dünyamızda yeniden hâkim olabilmesi için gayret göstermektedir.” dedi.
“İSTANBUL’U KÜRESEL TİCARETİN MERKEZİ HALİNE GETİRECEİZ”
İstanbul’a hizmet etmek için aylardır yollarda olduklarını söyleyen Murat Kurum, “Yolculuğumuzun ilk gününde İstanbul’umuza, esnafımıza, ticaret erbabı kardeşlerimize, sanayicimize, tüm üreten kesimlerimize bir söz verdik. ‘İstanbul’umuzu küresel ticaretin merkezi haline getireceğiz’ dedik. Kuzey Marmara Otoyolu güzergahı üzerinde lojistik köylerimizi kuracağımız ve esnafımızın da bu lojistik köylerden tarihi İpek Yolu üzeri ile lojistiğini ve transferini hızlı bir şekilde gerçekleştirebileceği adımları atmak istiyoruz. İstanbul’un ticaretine; kamu, belediye, özel sektör hep birlikte bütüncül bir anlayışla yaklaşacağız.” diye konuştu.
İstanbul’un her iki yakasına kuracakları lojistik merkezler sayesinde, ağır vasıta trafiğini şehrin çeperlerine taşıyacaklarını söyleyen Kurum, şöyle devam etti:
“Güçlü ev ekonomisi ve güçlü esnaf diyerek emekçimizin, emeklimizin, üreticimizin, kadın ve gençlerimizin yanında olacağız. İstanbul’un üretimi için önemli olan yatırımlarımızın başında; İstanbul’un iki yakasında kuracağımız 6 yeni lojistik merkezimiz geliyor. Lojistik merkezlerimizde; üreten İstanbul’un üreten insanları için gereken tüm temel hizmet birimleri yer alacak. Serbest bölge, antrepo, tır parkları, teknoloji geliştirme bölgesi, organize sanayi alanları ve demiryolu entegrasyon alanlarımızı bu lojistik merkezlerimizde kuracağız. Bu yatırımlarımızla, kent içi ulaşımını oldukça etkileyen yaklaşık 1 milyon ağır vasıta trafiğini şehrin çeperlerine taşıyacağız. Biz, kişi başına düşen gelirin arttığı, herkesin ürettiği, hane ekonomisinin güçlendiği bir İstanbul idealiyle çalışıyoruz ve bu hedefimize emin adımlarla yürüyoruz.”
“ARA TEKNİK ELEMAN YETİŞTİRECEĞİZ”
Murat Kurum, İstanbul’da yaşayan kadınların üretime katılarak kendi patronları olabilmeleri için mali destek sağlayacaklarını hatırlattı. “Ara teknik eleman konusunda sıkıntılar var, biliyoruz.” diyen Kurum, “İBB olarak ara teknik eleman yetiştirilmesi konusunda sanayicilerimizle birlikte yerinde yetiştirdiğimiz ve sertifikalandırdığımız ara elemanlar ile üretime istihdama katkı saylayacağız. Hangi sektörde olursa olsun kadınlarımızın yanında olacağız. Ve ilk işini kuran 100 bin girişimci kadına 100’er bin TL hibe desteği vereceğiz.
İstanbul ile özdeşleşen, kadınlarımızın, gençlerimizin meslek edinmesinde önemli bir yeri olan İSMEK’i özüne döndüreceğiz. Müfredatımızı dünya standartlarına çıkaracağız. Böylelikle İstanbul’da meslek sahibi olmak isteyip de kolunda altın bileziği olmayan kimse kalmayacak.” sözleriyle, mesleki eğitime verdikleri önemi bir kez daha vurguladı. 100 bin genç girişimciye donanımlı paylaşımlı ofis vaadini de yineledi.
“İSTANBUL’UN EN ÖNEMLİ GÜNDEMİ DEPREM VE ULAŞIM”
İstanbulluların İBB’den öncelikli beklentilerini her fırsatta dile getirdiklerini söyleyen Kurum, “İstanbul’un en önemli gündemlerinin başında ilk olarak deprem, ikincisi de ulaşım geliyor. Deprem gerçeği algıyla yönetilebilecek bir gerçek değil. Baktığınızda bir irade ortaya koymanız gerekiyor. Bu iradeyi koyup gerçek anlamda İstanbul’un sanayisine, İstanbul’daki binaların dönüşümü adına o mücadeleyi ortaya koymak çok önemli. İstanbul’da 1,5 milyon riskli binanın bulunduğu ve bunların 600 binin acilen dönüştürülmesi gerekiyor. Yine ticari ve sınai niteliğindeki riskli kısımların bir an önce yenilenmesi ve deprem dönüşümü ile birlikte yeni huzurlu konutlara kavuşmamız gerektiğini de konuşuyoruz. Buna ilişkin de hem sanayi de hem üretim de hem de konut anlamında bizi dönüşümün her alanında göreceksiniz. Riskli gördüğümüz fabrikalarımızın, iş yerlerimizin yenilenmesi adına o iradeyi ortaya koyacağız.” dedi.
“İŞÇİ KARDEŞLERİMİZİN DÜŞÜK FİYATLARLA KONUT EDİNMELERİNİ SAĞLAYACAĞIZ”
Konuşmasında, yüksek teknolojiye dayalı, pahada ağır yükte hafif ürünler üreten bir İstanbul vizyonunu ortaya koyan Murat Kurum, “Hızlı bir şekilde büyük bir planlama çerçevesinde İstanbul’u çeperleriyle birlikte Marmara ile öbür tarafta Trakya ile birlikte değerlendirip, Edirne’den giren bir tırın İstanbul’dan Anadolu’ya nasıl yayılması gerektiğini buradaki merkezin gelecek 50 yılında dünyanın ihtiyaçları doğrultusunda sanayinin yönlendirildiği bir anlayışı sergiliyor olacağız.” diye konuştu.
Kurum, sözlerini, “İşçi kardeşlerimizin düşük fiyatlarla konut edinmelerini sağlayacak yatırımları ve sanayi dönüşümünü gerçekleştireceğiz” diyerek noktaladı.
Murat Kurum’u ziyaretinde, TÜMSİAD Genel Başkanı Yaşar Doğan ve beraberindeki heyet karşıladı.
İMAMOĞLU’NA NET CEVAP
Bakanların İstanbul’a gelmesine tepki gösteren İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu eleştiren Kacır, “Türkiye’nin her yerinde, bakan arkadaşlarımız, bizler elbette sahadayız. Sadece İstanbul’da değil, Türkiye’nin her yerinde, sadece seçim döneminde değil, her daim gayretlerimizi sürdürüyoruz. Ben geçtiğimiz günlerde Zonguldak’taydım, Batman’daydım, Giresun’daydım.
Bütün bakanlarımız da Türkiye’nin dört bir yanında her daim, özellikle kendi alanlarında, Türkiye’nin ekonomik kalkınma yolculuğuna katkı sunmaya dönük gayretlerini, çalışmalarını tabii olarak sürdürüyorlar. Tabii biz nihayetinde Türkiye’nin tüm şehirlerinden mesulüz ve sorumluyuz. Sorumluluğumuzu yerine getirmek için gayret ediyoruz.
Ama ben Cumhuriyet Halk Partisi’nin İstanbul adayına sormak gerektiğini düşünüyorum. Kendisi geçtiğimiz yıl 14 Mayıs’ta cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinde kendisini, hayali cumhurbaşkanı yardımcısı ilan ederek, İstanbul’dan 700 kilometre ötede mitingler yapıyordu. Acaba o mitingleri yaparken, İstanbul’un ulaşım sorununu mu çözüyordu. Şehrini değil şöhretini, kentini değil kendini düşünerek, İstanbul’dan bin kilometre ötede hayali cumhurbaşkanı yardımcısı olarak miting yaparken, İstanbul’un deprem sorununa yönelik bir çalışma mı yürütüyordu? Aslında kendisine bunları sormak gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
Bakan Mehmet Fatih Kacır, Yalova Belediyesi’nin ziyaretinin ardından esnaf ziyareti de yaparak hem esnafla hem de vatandaşlarla sohbet etti.
‘TEKNOLOJİ ÜRETEN TÜRKİYE’Yİ İNŞA ETTİK’
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Yalova Meyve Suyu Üretim Tesisi’nin açılışını gerçekleştirdi. Törende konuşan Bakan Kacır, “Yurdun dört bir yanını ulaştırmadan sağlığa, turizmden ticarete, teknolojiden savunma sanayine, güvenlikten tarıma kadar her alanda eserlerle, hizmetlerle adeta ilmek ilmek dokuduk. Adeta sıfırdan inşa ettiğimiz araştırma, geliştirme ve inovasyon ekosistemizle, altyapısı güçlü planlı sanayi alanlarımızla ve girişimcilik kültürü ve nitelikli insan kaynağıyla Türkiye’yi küresel üretim üssü haline getirdik. Türkiye’nin küresel rekabet gücünü artıracak, ekonomik ve teknolojik bağımsızlığımızı tahkim edecek hamleleri bir bir hayata geçirerek milli, yerli ve özgün, teknoloji geliştiren, teknoloji üreten Türkiye’yi inşa ettik. Artık ürettiği askeri İnsansız Hava Araçları (İHA) ile terörü vatan toprağından silen, 60 yıl öncesinin Devrim otomobili hayalini, devrin otomobilini üreterek gerçeğe dönüştüren bir Türkiye var. Makus talihini yenmiş, yeniden dirilişini gerçekleştirmiş, kadim tarihinden aldığı ilhamla geleceğe umutla bakan güçlü, büyük Türkiye. ‘Türkiye Yüzyılı’ adını verdiğimiz cumhuriyetimizin ikinci asrı da inşallah ülkemizin muasır medeniyetler seviyesinin üzerine yükselişinin, milletimizin layık olduğu noktaya taşımanın asrı olacaktır” dedi.
‘133,3 MİLYAR LİRA YATIRIMIN ÖNÜNÜ AÇTIK’
Yalova’ya 22 yılda yapılan hizmetleri anlatan Kacır, şunları söyledi:
“Tam bağımsız ve müreffeh Türkiye’yi inşa ederken, yatırım teşvikleriyle, sanayi sektörümüze, KOBİ’lerimize sağladığımız imkanlarla ve bölgesel kalkınma projelerimizle, son 22 yılda Yalova’mızı da ihya ettik. Yalova’ya yaptığımız yatırımlarla, eser ve hizmetlerimizle şehrin çehresini değiştirdik. Düzenlediğimiz 628 yatırım teşvik belgesiyle şehrimizde 133,3 milyar lira yatırımın ve 48 bin 500’den fazla nitelikli istihdamın önünü açtık. Yalova’mızın kalkınmasının baş aktörü olarak gördüğümüz KOBİ’lerimize can suyu olduk. 22 yıl öncesine kadar parmakla sayılabilecek kadar az KOBİ, KOSGEB desteklerinden faydalanırken; bu sayıyı 452 milyon liranın üzerinde destekle 5 bin 100’ün üzerine çıkardık. 22 yıl önce Yalova’mızda Organize Sanayi Bölgesi (OSB) yoktu. Şehrimize 4 OSB kazandırdık. Organize sanayi bölgelerimizde 5 bin yeni istihdam oluşturduk. Şehrimizi bilimde ve teknolojide daha ileriye taşımak için; TÜBİTAK akademi, bilim insanı ve özel sektör Ar-Ge destek programları kapsamında 73 projeye ve 133 bilim insanına 342 milyon lira destek sağladık. Türkiye’nin teknoloji üssü olma yolundaki yürüyüşünde, Yalovalı gençlerimizin de yer alması adına Yalova’da Deneyap Teknoloji Atölyesi kurduk. Yalova’mızın yerel tatlarını, lezzetlerini koruduk, dünyaya tanıttık. Yalova aronyası, Çınarcık işi ve Yalova kivisini coğrafi işaretle tescilledik. Kalkınma Ajansı mali ve teknik destek programları ve merkezi programlar vasıtasıyla kadın ve genç istihdamını destekliyoruz. Şehrimizin tarımda, katma değerli üretim potansiyelini harekete geçiriyoruz. Yalova’yı her alanda kalkındırma yolculuğunda hızlandırıyoruz. Bugüne kadar kamu kurumlarımızın, mahalli idarelerimizin, üniversitelerimizin, özel sektörümüzün ve sivil toplum kuruluşlarımızın 171 kalkınma projesine 291 milyon lira destek olduk.”
‘4,4 MİLYON LİRA DESTEK VERDİ’
Söz konusu tesisin kadın ve genç istihdamına katkı sağlayacağını anlatan Kacır, “Kadınlarımız ve gençlerimizin iş hayatına aktif katılımlarını sağlayacak, şehrimizin tarımsal kalkınmasını destekleyecek ‘Üzümsü Meyvelerle Yalova’da Kır Kent Elele’ projesinin açılışını gerçekleştiriyoruz. Doğu Marmara Kalkınma Ajansımız MARKA’nın 4,4 milyon lira destek verdiği bu proje ile şehrimizin coğrafi işaretli ürünleri Yalova aronyası ve Yalova kivisi başta olmak üzere, üretilen meyvelerin işlenmesi için bir meyve suyu üretim hattı ama aynı zamanda bir kuluçka merkezi kurduk. Yerel meyve üretiminin sürdürülebilirliğini destekleyecek, bölgesel kalkınmayı hızlandıracak bu tesisi, meyve üreticilerimizin, kooperatiflerimizin hizmetine sunduk. Aynı zamanda şehrimizin meyve üretiminde verimliliği, kaliteyi ve sürdürülebilirliği artırmak için 20 vatandaşımıza eğitim vererek, eğitim faaliyetlerine başladık” diye konuştu.
‘BİZİM AJANDAMIZDA FARKLI HEDEFLER YOK’
31 Mart’ta yapılacak yerel seçimler için destek de isteyen Kacır, şöyle konuştu:
“Yalova, 1999 depreminde en fazla yara alan illerimiz birisidir. Allah, aynı acıları bir daha yaşatmasın. Şehrimizin küllerinden yeniden doğmasına, güçlenmesine, yenilenmesine hükümet olarak muazzam katı sunduk. Yalova, son 22 yılda hızla toparlanarak ülkemizin en cazip, en gözde şehirlerinden biri haline geldi. Afetlere dayanıklı, güvenli, güçlendirilmiş şehirler ancak gerçek belediyecilik anlayışı ile kurulur, imar edilir. Şimdiye kadar her yerde gerçek belediyecilik yaptık, gönül belediyeciliği yaptık, bundan sonra da Türkiye’nin dört bir yanında bu anlayışla yolumuza devam edeceğiz. Çünkü bizim ajandamızda farklı siyasi ikballer, farklı hedefler yok. Bizim ajandamızda sadece millete kesintisiz hizmet etmek, şehirlerimizi daha da ileriye taşımak, büyük ve güçlü Türkiye hedefini gerçekleştirmek var. Yalova’mız, bu anlamda inanıyorum ki 31 Mart’ta emaneti ehline teslim edecek ve şehirlerimize yatırım yapmaya, potansiyellerini harekete geçirerek kalkınma hareketini yerelden genele taşımaya devam edeceğiz. İnanıyoruz ve biliyoruz ki milletimiz artık ağır bedeller ödeyerek, zorluklara göğüs gererek elde ettiği kazanımlarından ödün vermeyecek. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde müreffeh, daha itibarlı, daha güçlü Türkiye için yürüyüşümüz devam edecek.”
‘ÜLKENİN KALKINMASINA KATKI SUNAN HERKES BAŞ TACIMIZ’
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Yalova Makine İhtisas Organize Sanayi Bölgesi Toplu Açılış ve Temel Atma Töreni’ne katıldı. İl Müftüsü İlyas Yılmaztürk’ün dua etmesi ve butona basılması ile başlayan programa Vali Hülya Kaya, AK Parti Yalova milletvekilleri Ahmet Büyükgümüş, Meliha Akyol, CHP Yalova Milletvekili Tahsin Becan, Yalova Belediye Başkanı Mustafa Tutuk, Yalova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Bahçekapılı, Yalova OSB Başkanı Direnç Özdemir ile kurum müdürleri katıldı.
Törende konuşan Bakan Kacır, “İnanıyorum ki bundan sonra da bu ülkenin potansiyeline, beşeri sermayesine, insan kaynağına güvenen yatırımcılarımız, şehrimizin örnek sanayi altyapısını, yatırım teşviklerimizi iyi şekilde değerlendirerek harekete geçirecekler. Şehrimizi üretim ve istihdamın dinamosu yeni fabrikalarla buluşturacaklar. Bizler de Türk ekonomisine güvenen, bu ülkenin kalkınmasına katkı sunan herkesi baş tacımız etmeye devam edeceğiz. Ülkemizin güçlü üretim ve teknoloji geliştirme altyapısını, ekonomik ve siyasi bağımsızlığımızın sigortası, kalkınmamızın teminatı olarak görüyoruz. Bu anlayışla siyasi istikrarsızlık, terör ve yanlış sanayi politikaları neticesinde akamete uğramış hikayeler tarihine dönüşmüş, sanayileşme tarihimizin seyrini, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde son 22 yılda değiştirdik. Hayal olarak ifade edilen nice eserleri ve projeleri adım adım gerçeğe dönüştürdük. Ve şimdi yine Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde gerçekleştirdiğimiz Milli Teknoloji Hamlesi’yle özgün, yenilikçi ve rekabetçi üretim altyapımızı güçlendiriyoruz” dedi.
‘491 MİLYAR LİRALIK SABİT YATIRIMI TEŞVİK ETTİK’
Makine sektörünün ihracatının 22 yılda 12 kat arttığına dikkat çeken Kacır, şunları söyledi:
“Sanayileşme hamlemizden en üst düzeyde yararlanan sektörlerden biri de kuşkusuz ihracatını 22 yılda 12 kat artırarak 25 milyar dolara çıkaran makine sektörümüz. Tüm dünyada sanayileşmenin ve inovasyonun itici unsuru olan makine sektöründe, ülkemizin üretim yetkinliklerini artırmayı, kritik teknolojileri milli olarak geliştirebilmeyi, yüksek teknoloji alanlarında rekabetçi ürün ve hizmetler sunabilmek için bir tercihten öte zorunluluk olarak değerlendiriyoruz. Sektörümüzü katma değeri yüksek üretime yönlendirecek ve uluslararası rekabetçiliğini güçlendirecek destek programlarını, bütüncül bir bakış açısıyla uyguluyoruz. Bugüne dek makine ve makine aksam imalatı için yatırımları için 9 bin 400’den fazla yatırım teşvik belgesi düzenledik. 491 milyar lira tutarında sabit yatırımı teşvik ederek 182 binden fazla nitelikli istihdamın önünü açtık. Sektörümüzün Ar-Ge ve yenilik kapasitesinin gelişimi için teknoparklarımızda halihazırda faaliyet gösteren, 486 teknoloji girişimimize, 170 Ar-Ge ve 36 tasarım merkezimize bugüne dek 20 milyar 500 milyon lira destek sağladık. Katma değerli üretimi artıracak, cari açığı azaltacak projeleri, Ar-Ge aşamasından yatırım aşamasına kadar desteklediğimiz Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı kapsamında makine sektöründe 18 projeyi destekliyoruz. Önümüzdeki dönemde girişimcilerimizle el ele Ar-Ge kapasitemizi güçlendirmeye, ikiz dönüşümü başarıyla uygulayarak sektörümüzün küresel rekabetçiliğini daha üst seviyelere çıkarmaya devam edeceğiz.”
‘OSB’LERİMİZİN SAYISINI 192’DEN 361’E ÇIKARDIK’
Tüm sektörlerde en önemli konunun yatırım yeri ihtiyacı olduğunu söyleyen Kacır, “Son 22 yılda bu anlamda büyük bir atılım gerçekleştirdik. Planlı sanayileşme hamlesi ile OSB’lerimizin sayısını, 192’den 361’e çıkardık. OSB’si olmayan il bırakmadık. Yalova’mız, Bursa, Kocaeli, İstanbul gibi Türk sanayisinin merkezlerine komşu olmasına rağmen, maalesef OSB’si olmayan illerimiz arasında yer alıyordu. Son 22 yılda Yalova’mıza, 4 yeni OSB kazandırarak şehrimizi sanayi yatırımları için önemli bir merkez haline dönüştürdük. Bugün 4 Organize Sanayi Bölgemiz, 5 bin vatandaşımıza istihdam sağlıyor. 4 OSB’mizde tüm parsellerde üretime geçilmesiyle inşallah bu rakam kat be kat artacak. 5Y olarak adlandırdığımız yenilikçi, yeşil, yüksek teknoloji, yalın ve yerli yaklaşımıyla hareket eden Organize Sanayi Bölgemiz tüm Türkiye’de organize sanayi bölgelerimize örnek teşkil edecek bir model oluşturmayı başardı. Yeşil ve sürdürülebilir üretim altyapısı sunan Organize Sanayi Bölgemiz, sanayicilerimizin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağını karşılamak üzere elini taşın altına koydu. OSB’mizin bu doğrultuda yürüttüğü çalışmaların yanında yer alıyoruz. Ekim 2022’de bu kampüs bünyesinde temelini attığımız ve MARKA Doğu Marmara Kalkınma Ajansımızın destekleriyle hayata geçireceğimiz, Nitelikli İstihdam Merkezi ile çalışanlarımızı ihtiyaç duyduğumuz yetkinliklerle donatıyoruz. Aynı zamanda merkezimiz bünyesinde verdiğimiz danışmanlık hizmetleriyle, firmalarımızın yalın ve dijital dönüşüm yolculuklarında yanlarında yer alacağız. Temelini attığımız bir diğer proje TSE Test ve Kalibrasyon Merkezimizle de makine, otomotiv, tersane, deniz ve demiryolu ulaşımı başta olmak üzere imalat sanayimizin farklı kollarında ihtiyaç duyduğu sertifikasyon, muayene-gözetim ve test hizmetleri kapasitesini büyüteceğiz. Sanayicilerimiz için zaman ve maliyet tasarrufu sağlayacağız. Sanayicilerimizin ihtiyaçlarına cevap verecek bu tesisleri en kısa sürede tamamlayacağız” diye konuştu.
‘BAKANLIĞIMIZI SANAYİCİLERİMİZİN AYAĞINA GETİRDİK’
Kacır, şöyle devam etti:
“Yalova Makine İhtisas OSB bünyesinde toplam 847 milyon lira yatırım ile hayata geçirilen 5 üretim tesisinin ve 3 sosyal donatı projesinin açılışını gerçekleştiriyoruz. Toplam yatırım tutarı, 6 milyar lirayı aşan 20 fabrikanın ve 3 OSB sosyal donatı projesinin temelini atıyoruz. Temelini attığımız Yalova Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’yle şehrimizde kamu, üniversite ve sanayi iş birliğini kuvvetlendirecek önemli bir hamleyi gerçekleştiriyoruz. Mühendislik fakültemizde eğitim gören öğrencilerimiz artık üniversitede öğrendikleri teorik bilgileri bizzat sanayide uygulayarak pekiştirme imkanına sahip olacak. Yine bugün temelini attığımız Kamu Kampüsü’yle de Yalova’da bakanlığımız ve bağlı kuruluşlarımızı tek çatı altında topluyoruz. Bir anlamda bakanlığımızı, sanayicilerimizin ayağına getirerek bürokratik süreçlerle zaman kaybetmemelerini sağlamış olacağız. Zamanı altın değerinde kıymetli girişicilerimizin ihtiyaç duydukları bilgiye ve desteğe en hızlı şekilde ulaşmalarını temin edeceğiz.”
]]>Buna göre söz konusu dönemde Türkiye’nin, sanayinin yüksek teknoloji alanlarındaki kapasitesinin güçlendirilmesi hedefiyle “teknoloji odaklı sanayi hamlesi” kapsamında açılan çağrılarla ithal ürünleri ikame edebilecek ürünlerin geliştirilmesine destek verildi.
2022’de 129 ürünün yerlileştirilmesi desteklenirken bu sayı geçen yıl 50 oldu. Bu yıl desteklenmesi öngörülen ürün yerlileştirme sayısı 60, 2025’te 70 ve 2026’da 80 olarak belirlendi.
Strateji kapsamında dijital dönüşümlerin sağlanması amacıyla yol haritaları da oluşturuldu. “5G ve Ötesi Teknolojiler ile Bağlantılı Yaşam”, “Sanayinin Dijital Dönüşümü”, “Finans ve Ticarette Dijital Dönüşüm” yol haritaları hazırlanırken “Akıllı Yaşam ve Sağlık Ürün ve Teknolojileri”, “Mobilite Araç ve Teknolojileri” yol haritaları ile “Ulusal Yapay Zeka Stratejisi” ilan edildi.
1572 HIZLI ŞARJ İSTASYONU İÇİN DESTEK VERİLDİ
5 yıllık dönemde imalat sanayisinin gayrisafi yurt içi hasıla (GSYİH) içindeki payı yüzde 18,3’ten yüzde 22,1’e yükseldi. Bu alandaki ihracat da geçen yıl 241 milyar dolara ulaşarak, 210 milyar dolarlık 2030 hedefinin üzerine çıkıldı.
“Turcorn” olarak da adlandırılan Türkiye’nin unicorn (değerlemesi 1 milyar doları geçen teknoloji girişimi) sayısı bu süreçte 7’ye yükselirken teknoloji tabanlı işlere yapılan yıllık yatırım 2022’de 1,5 milyar dolara ulaştı.
5 ana bileşenden oluşan strateji çerçevesinde, yüksek teknolojiden dijital dönüşüme, beşeri sermayeden altyapıya kadar çeşitli projeler gerçekleştirildi.
“Yüksek Teknoloji ve İnovasyon” başlığında en önemli konular arasında yer alan TOGG’un ilk teslimatı geçen yıl yapılmıştı. Mobilitede elektrifikasyon altyapısını güçlendirmek amacıyla 20 firmaya 1572 hızlı şarj istasyonu için destek verildi. Bu yolla Türkiye, Avrupa’da şarj altyapısında lider konuma yükseldi.
Ayrıca, “Milli Uzay Programı” kapsamında Türkiye’nin insanlı ilk uzay misyonu başarıyla gerçekleştirilirken “Nadir Toprak Elementleri Araştırma Enstitüsü” kurularak “İleri Malzeme Teknoloji Yol Haritası” yayımlandı.
MODEL FABRİKA SAYISI 8’E ÇIKTI
“Dijital Dönüşüm ve Sanayi Hamlesi” başlığında “Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı” ile toplam 5 çağrı açılırken yüksek katma değerli 182 proje destek kapsamına alındı.
“Yatırım Projelerinin Stratejik Öncelik ve Teknik Değerlendirmesi” uygulamasına 176 başvuru geldi.
Türkiye Dijital Dönüşüm Değerlendirme Aracı da söz konusu 5 yıllık dönemde uygulamaya konulurken KOSGEB Dijital Dönüşüm Desteği geçen yıl verilmeye başlandı.
Yetkinlik ve dijital dönüşüm merkezleri (model fabrika) sayısı 8’e yükseldi.
Sürdürülebilir sanayi için kritik nitelik taşıyan “Yeşil OSB” projesi 2021’de ve “Türkiye Yeşil Sanayi Projesi” 2023’te Dünya Bankası finansmanıyla başlatıldı.
BEŞERİ SERMAYE VE GİRİŞİMCİLİK EKOSİSTEMİ GÜÇLENİYOR
“Beşeri Sermaye” başlığında ise gençleri bilim ve teknolojiye teşvik etme çalışmaları neticesinde TEKNOFEST 2018’de 20 bin olan yarışmacı başvurusu, 2023’te 1 milyonun üzerine çıktı. 81 ilde 100 Deneyap atölyesinde 18 bin öğrenci yer aldı.
“Uluslararası Yetenek Transferi Programı” da devreye alınarak, nitelikli yabancı iş gücüne 112 meslek kodunda istisnalar tanındı. 2022’de 2 binin üzerinde doktoralı yabancıya çalışma izni verildi.
Türkiye Açık Kaynak Platformunun kurulması ise kamu kurum ve kuruluşlarında yaygın şekilde açık kaynak yazılım projeleri başlatılmasına olanak tanıdı. İstanbul ve Kocaeli’de açılan “42 Yazılım Okulları”nda 2023’te ana eğitim öğrenci sayısı bine yaklaştı.
TEKNOLOJİ VE İNOVASYON FONU İŞ BAŞINDA
“Girişimcilik” başlığında ise bu alandaki ekosistemi güçlendirmek adına 2020’de 475 milyon liralık “Teknoloji ve İnovasyon Fonu” kuruldu. Bu yolla 3 fon ve 6 girişime yatırım yapıldı.
Söz konusu alanda “TURCORN 100 Programı” başlatıldı ve “Ulusal Teknoloji Girişimciliği Stratejisi 2022-2025” yayımlandı. Take Off Uluslararası Girişim Zirvesi’ne başvuran start-up sayısı ise 5 katına çıktı.
LOJİSTİK MERKEZLERİN SAYISI 13’E YÜKSELDİ
“Altyapı” başlığında TÜBİTAK BİLGEM Yapay Zeka Enstitüsünün kurulması, Ulusal Yapay Zeka Stratejisi belgesinin yayımlanması ve Savunma Sanayii Yapay Zeka Platformunun oluşturulması, Türkiye’nin yapay zeka alanında öne çıkan adımları arasında yer aldı.
“Enerji Verimliliği 2030 Stratejisi ve 2. Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı” ile de enerji sektöründe sürdürülebilirlik adına projelere odaklanıldı. 2019-2023 döneminde lojistik merkezlerin sayısı 13’e yükseldi.
Atılan adımlar milli sanayi ve teknoloji hamlelerinde yeni projelerin de kapısını açtı. “Türkiye Yüzyılı” olarak adlandırılan yeni dönemde bu alanlardaki projelere ağırlık verilerek orta yüksek ve yüksek teknolojili üretim ve ihracatın artırılması hedefleniyor.
]]>Bulancak 2. OSB’deki Teknoparkta düzenlenen törende konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, “Giresun’umuza, sanayimizin katma değerli üretim gücünü arttıracak, şehrimizin bilimsel ve teknoloji tabanlı kalkınmasını daha da ivmelendirecek yeni tesisler, yeni eserler kazandırmanın gururunu yaşıyoruz. Dünya, savaşlar, salgınlar, ekonomik ve jeopolitik krizlerin küresel dengeleri kökten değiştirdiği, ticaret kurallarının yeniden yazıldığı çalkantılı ve zorlu bir dönemden geçiyor.
Bu fırtınalı denizde birçok ülke rotasını kaybetmişken, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde son 22 yılda oluşturduğumuz siyasi istikrar iklimi, rekabetçi, sürdürülebilir sanayi ve üretim altyapısı, güçlü AR-GE ve inovasyon ekosistemiyle sayısız vizyon projeye imza attık. Başkalarının hayal bile edemeyeceği asırlık projeleri çeyrek asra sığdırarak ülkemizin tarihine ve talihine yeni bir istikamet kazandırdık.
Askerî insansız hava aracı üretiminde dünyada lider, ticari araç, güneş paneli, beyaz eşya, çimento üretiminde Avrupa’da birinci olan Türk sanayisini inşa ettik. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’mızca kurulan sayısını 22 yılda 2’den 101’e yükselttiğimiz teknoloji geliştirme bölgeleri ve desteklediğimiz bin 298 Ar-Ge ve 327 tasarım merkezi ile ülkemizde teknoloji seviyesi yüksek üretim kapasitesi inşa ettik” dedi.

“KİŞİ BAŞINA DÜŞEN MİLLİ GELİR DE ARTTI”
Yatırım, üretim, istihdam ve ihracat ekseninde büyümeyi kesintisiz sürdürerek kişi başına düşen millî gelirin 13 bin 110 dolara, millî geliri ise 1 trilyon 118 milyar dolara çıkardıklarını da belirten Bakan Kacır, “Küresel tedarik zincirlerinde ve enerji arzında yaşanan kırılmalara, yaşadığımız deprem felaketlerine rağmen 255,8 milyar dolarla ihracatımızda tarihi bir rekora imza attık. Girişimcilik ekosistemimiz milyar dolar değerlemeyi aşan 7 Türk teknoloji girişimi çıkardı ve bunların 6’sı Ar-Ge teşviklerimizle başarıya ulaştı.
Savunma sanayinde ülkemizi liderliğe taşıyan yeni nesil endüstri politikasını sivil alana taşıyarak yeni nesil elektrikli ve akıllı millî otomobilimiz Togg’u başarıyla yollara çıkardık. 60 yıl öncesinin devrim otomobili hayalini devrin otomobilini üreterek gerçeğe dönüştürdük.
Astronotumuz Alper Gezeravcı’nın uzay yolculuğuna 85 milyon vatandaşımızla birlikte tanıklık ettik.
Türkiye Yüzyılı’nda da yeşil ve dijital dönüşümü hızlandıracak, ülkemizi küresel düzeyde ileri teknoloji üretim merkezi hâline getirecek, bilgi temelli dijital ekonomiyi büyütecek, yenilikçi ve girişimci insan kaynağımızı güçlendirecek adımları atmaya devam edeceğiz.
Millî Teknoloji Hamlesi vizyonumuz doğrultusunda ülkemizi teknolojiyi üreten ve geliştiren ülke hâline dönüştürmek, küresel pazarda ülkemizin etkinliğini artırmak ve dünya çapında bir üretim merkezi olarak konumumuzu pekiştirmek amacıyla, altyapısı güçlü ve çevre dostu planlı sanayi alanları sunuyoruz. Yatırım, üretim, istihdam ve ihracat ekseninde büyümeyi kesintisiz sürdürerek kişi başına düşen millî geliri 13 bin 110 dolara, millî gelirimizi ise 1 trilyon 118 milyar dolara çıkardık” dedi.

“OSB’LER KALKINMANIN KALBİNDE YER ALIYOR”
Son 22 yılda Organize Sanayi Bölgelerinin sayısını 192’den 361’e, OSB’lerimizde istihdamı 415 binden 2,6 milyona çıkardıklarını da açıklayan Bakan Kacır, ”OSB’si olmayan il bırakmadık. Giresun’umuz da bu planlı sanayileşme hamlemizden payını ziyadesiyle aldı. 22 yıl önce sadece bir organize sanayi bölgesi bulunan şehrimize 3 yeni OSB kazandırarak Giresun’umuzu sanayi yatırımları için cazibe merkezine dönüştürdük.
Giresun 2. Organize Sanayi Bölgemizle de yaklaşık 49 hektarlık alanda sanayicilerimize altyapısı güçlü ve çevre dostu modern planlı sanayi alanları sunuyoruz. Bugün de Giresun 2. OSB bünyesinde orman ürünlerinden savunma sanayine, mobilyadan gıda sanayine farklı sektörlerde faaliyet gösteren 6 üretim tesisinin açılışını gerçekleştiriyoruz. 4 adet üretim tesisimizin temelini atıyoruz. 790 istihdam oluşturacak bu 10 fabrika ile OSB’miz inşallah 3 binden fazla vatandaşımız için ekmek kapısı olacak.
Tabi şehrimize yeni üretim alanları kazandırmak kadar önem verdiğimiz bir diğer husus Giresun ekonomisinin teknoloji odaklı dönüşümünü sağlamak. Bu doğrultuda bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz Giresun Teknokent’i şehrimize kazandırdık. Teknokentimizi üniversite ve sanayi iş birliğini kuvvetlendiği, bilgi ve üretimin buluştuğu, yenilikçi fikirlerin ürüne dönüştüğü öncü merkez olarak konumlandırdık.
Bin 275 metrekare kiralanabilir alana sahip Giresun Teknoloji Geliştirme Bölgemizle, şehrimizin katma değerli ve teknoloji odaklı kalkınmasına yeni bir ivme kazandıracağız. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak 45,6 milyon lira destek sağladığımız bu altyapıyla Giresun’umuzun yıldızı daha da parlayacak. İnanıyorum ki teknoparkımız alanında öncü, lider teknoloji girişimlerine ev sahipliği yapacak. Önümüzdeki dönemde Giresun’un kalkınmasına ivme kazandıracak yatırımların önünü daha da açacağız. Mevcut üretimi, ihracatı, istihdamı çok daha ileri noktalara çıkaracağız” dedi.
Yapılan konuşmanın ardından törenle Giresun’da 2. Organize Sanayi Bölgesinde yeni fabrikalar açılış, temel atma ve Giresun Teknopark açılışını gerçekleştirdi.
‘AVRUPA’DA BİRİNCİ TÜRKİYE’Yİ İNŞA ETTİK’
Türkiye’nin geçmişte ekonomik gelişmeler ve sanayi devrimlerini ıskaladığını ifade eden Bakan Kacır, “Son 22 yılda işte bu tabloyu değiştirerek sanayiden enerjiye, ulaştırmadan eğitime, sağlıktan çevre ve şehirciliğe kadar her alanda Türkiye’yi yatırımlarla ilmek ilmek dokuduk. Askeri insansız hava aracı üretiminde dünyada lider, ticari araç, güneş paneli, beyaz eşya, çimento ve demir çelik üretiminde Avrupa’da birinci Türkiye’yi inşa ettik. Savunma sanayide ülkemizi liderliğe taşıyan yeni nesil endüstri politikasını sivil alana taşıyarak yeni nesil elektrikli ve akıllı milli otomobilimiz Togg’u başarıyla yollara çıkardık. Şimdi Türkiye Yüzyılı’nda, Millî Teknoloji Hamlesi’ni gerçekleştirerek ekonomik ve siyasi bağımsızlığımızı tahkim etmek üzere her alanda yeni atılımlar gerçekleştiriyoruz” diye konuştu.
YATIRIMCILARA ÇAĞRI
Türkiye’nin büyük bir insan kaynağı potansiyeline sahip olduğunu söyleyen Bakan Kacır, “Asya’dan Avrupa’ya, Orta Doğu’dan Afrika’ya kıtalar arası köprü vazifesi gören Türkiye; bölgesinin parlayan yıldızı olarak küresel bir üretim üssüne dönüşüyor. Ben de buradan bir kez daha yatırımcılarımıza seslenmek istiyorum. Türkiye’nin kapısı sizlere açık. Yatırım teşviklerimizle, planlı sanayi uygulamalarımızla, girişimci ve yenilikçi bir yaklaşımla, yatırımcılarımızın yanındayız. Ülkemiz kendisine inananlara, güvenenlere hep kazandırdı ve kazandırmaya da devam edecek” dedi.
BAKAN TUNÇ: KARA PROPAGANDALARA MİLLETİMİZ İNANMIYOR
Bakan Tunç ise Türkiye’nin hukuk devleti olmasa yabancı sermaye tarafından tercih edilmeyeceğini belirterek, “Temel hak ve özgürlük alanını daha da genişlettik. Hak arama hürriyetini, hak arama yollarını, yaptığımız mevzuat ve anayasa değişiklikleriyle alabildiğine genişlettik. Demokratik hukuk devleti ilkesini güçlendirdik. Birileri ‘Türkiye’de hukuki güvenlik yok. Öngörülebilirlik yok’ diye bir kara propaganda yapsa da bu kara propagandanın hiçbir aslı ve astarı yoktur. Birkaç böyle siyasallaştırdıkları davaları öne çıkararak Türkiye’de hukuki güvenliğinin Türkiye’de hukuki öngörülebilirliğinin yatırım ortamının olmadığı yönündeki kara propagandalara milletimiz de inanmıyor. Türkiye’ye gelmek isteyen yabancı sermaye de buna inanmıyor. Rakamlar ortada. Türkiye’ye gelen yabancı sermaye miktarı, doğrudan yabancı sermaye miktarı 2002’de sadece 15 milyar dolardı. Bugün bu rakam 262 milyar doları geçti. Eğer Türkiye’de yabancı yatırımcı hukuka güvenmese öngörülebilirlik olmasa 15 milyardan 262 milyar liraya yabancı doğrudan sermaye çıkabilir miydi? Türkiye’de 2002’de yabancı şirket sayısı, doğrudan yabancı sermaye getiren şirket sayısı 5 bin 600’ydü. Bugün bu sayı 80 bin 500’ü aştı. Eğer Türkiye’ye güven olmasa, Türkiye’de hukuk olmasa öngörülebilirlik olmasa yabancı şirketler Türkiye’ye yatırım yapabilir miydi? İşte bu kara propagandayı yapanlar maalesef ‘Türkiye’ye yabancı yatırımcı gelmesin, sanayi gelişmesin, kalkınma hızı azalsın ve siyaseten de zor durumda kalsın, iktidar ve sıra da bize gelsin’ diye düşünseler de milletimiz gerçekleri gördüğü için de 22 yıldan bu yana bu güvene destek verdi. Gelişmeye destek verdi, kalkınmaya destek verdi. Bölgemiz yatırım bakımından gelecek vadeden bir bölge” ifadelerini kullandı.
‘TÜRKİYE’Yİ KÜRESEL BİR AR-GE VE ÜRETİM ÜSSÜNE DÖNÜŞTÜRÜYORUZ’
Sanayi ve Ticaret Bakanı Mehmet Fatih Kacır ile Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Zonguldak’ın Çaydeğirmeni beldesinde 30 bin metrekare kapalı alana yapılacak orman ürünleri ve kereste fabrikasının temel atma törenine katıldı. Burada konuşan Kacır, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde taş üstüne taş koyan, alın teri döken, akıl teri döken herkesin yanındayız ve arkasındayız. Türkiye yatırımla, istihdamla, üretimle, ihracatla büyüme yolculuğuna devam ediyor ve devam edecek. Allah’ın izniyle Cumhuriyetimizin ikinci asrını ‘Türkiye Yüzyılı’ yaparken Türkiye’yi küresel bir Ar-Ge ve üretim üssüne dönüştürüyoruz. İnşallah bu yolculukta Zonguldak da sahip olduğu tüm imkanlarla, lojistik imkanlarla, nitelikli insan kaynağıyla ve sanayi kültürüyle öncü şehirlerimizden, ‘Türkiye Yüzyılı’nın parlayan yıldızlarından biri olacak. Biz de Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak bu yolculukta inşallah sizlerle olacağız” dedi.
‘HEP İNSANI GÜÇLENDİRMEK İÇİN ÇALIŞTIK’
Bakan Tunç ise şunları kaydetti:
“Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde 22 yıldan bu yana hep önce insan demeye devam ediyoruz. İnsanımızın refahını artırmak için, ekonomiden sosyal politikalara, eğitimden sağlığa varıncaya kadar hep insanı güçlendirmek için çalıştık. Çalışmaya da devam ediyoruz. İstikrarlı kalkınma hamleleriyle ülkemizin 81 vilayetini eserlerle donattık, donatmaya devam ediyoruz. Fabrikalarla doldurduk, organize sanayi bölgelerimizi, o dolan organize sanayi bölgelerimize ilave yeni sanayi bölgeleri kattık, katmaya devam ediyoruz. Ülkemizi teknolojide, sanayinde, enerjide, bağımsız; ekonomide, IMF’ye muhtaç olmayan bir ülke olması yolunda, ‘Türkiye Yüzyılı’nın inşası yolunda milletimizle beraber devam ediyoruz” diye konuştu.
Konuşmalar ve dua sonrası fabrikanın temel atma töreni gerçekleştirildi. 2 bakan daha sonra Gökçebey ilçesine geçerek AK Parti seçim irtibat bürosunun açılışını yaptı.
]]>Altınok, ABB Başkanı Mansur Yavaş’a projesi yoksa neden aday olduğunu da sordu. Altınok, Yavaş’a eleştirilerini, “Bazılarını Ankara’dan çok Londra’da görüyorlar. Yani Ankara sokaklarında o kadar gören yok. Londra sokaklarında daha çok gören var.” şeklinde sürdürdü.
Cumhur İttifakı Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Turgut Altınok, Başkent Organize Sanayi Bölgesi Yönetimini ziyaret etti. Ziyarette Akyurt Fuar Alanı’nın tamamlanacağını ve Ankara’ya 10 yeni organize sanayi bölgesi kuracaklarını söyleyen Altınok, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Fuar alanı Ankara’ya, sanayimize, ülkemize çok şey kazandıracak. Öyle ülkeler var ki bunları gidip görüyorsunuz. 7 milyon, 8 milyon, 13 milyon, 20 milyon kişinin ziyaret ettiği şehirler var. Artık dünyada ülkeler değil şehirler yarışıyor. Şehirlerde de belediye başkanının misyonu, şehirdir. Şehrin misyonu, belediye başkanıdır. Şehir belediye başkanının, belediye başkanı şehrin aynasıdır. İrili ufaklı 13 organize sanayi bölgemiz var. Onların altyapısını, üstyapısını, sosyal tesislerini yapacağız. İşçilerimiz nefes alacak. Ankara’da 10 tane daha organize sanayi bölgesi olsa işsizlik problemi kalmaz. Yan sektörlerle birlikte 500 bin kişiye iş imkanı sağlanır.”

“PROJESİZ BİR BELEDİYE BAŞKANI”
Ankara’nın yatırımcılar için önemli lojistik avantaja sahip olduğunun altını çizen Altınok şunları kaydetti:
“Avrupalı, Türkiye’de yatırım yapmak istiyor. Çinli, Türkiye’de yatırım yapmak istiyor. Allah korusun, İstanbul’da yaşanabilecek olası bir deprem nedeniyle fay hatlarına yakın olan birçok şirket veya holding İstanbul’dan fabrikalarını taşıma kararı aldı. Nereye taşıyorlar peki? Ankara’ya. Niye Ankara? Havalimanı var. Demiryolu ağlarımız var. Karayolu ağımız lojistik açıdan avantajlı. Tüm bu parametreler Ankara’yı ön planda tutuyor. Bu anlamda sanayicilerimizin, iş insanlarımızın önünü açmak için ne gerekiyorsa yapacağız “Benden proje beklemeyin” diyen bir belediye başkanı var. Ankara Büyükşehir Belediyesi başkan adayısın. Kasaba adayı değilsin. Cumhuriyetimizin başkentine adaysın. “Benim projem yok” diyorsun. O zaman neden aday oluyorsun? Takdir Ankaralıların.”

ANKARA SOKAKLARI DEĞİL LONDRA SOKAKLARI
Altınok, Ankara’yı her alanında geliştireceklerini, bunu da esnaf, iş insanı ve tüm Ankaralılarla birlikte yapacaklarını söyledi. Sadece seçimden seçime iş insanlarının kapısını çalmayacağını her zaman onların yanında olacağını dile getirerek, “Sanayide, ekonomide, sanatta, kültürde, sporda her alanda Ankara’yı hızlı bir şekilde geliştireceğiz. Bazılarını Ankara’dan çok Londra’da görüyorlar. Yani Ankara sokaklarında o kadar gören yok. Londra sokaklarında daha çok gören var. Bizim aşkımız, heyecanımız, sevdamız, aklımız, fikrimiz; Ankara. Bir de seçimden seçime sizleri ziyaret eden verdiği sözleri sosyal medyasından silen biri olmayacağız” diye konuştu.

“ALTINOK FABRİKA İŞÇİLERİ İLE BULUŞTU”
Turgut Altınok daha sonra Kalyon Grup fabrika işçileri ile buluştu. Altınok, sanayi işçilerinin ülke ekonomisine katma değer katan önemli bir misyona sahip olduklarını belirtti. Ankara’yı bir dünya başkenti yapmayı hedeflediklerini söyleyen Altınok, işçilerle yemekte buluştuğu programda, “Yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır. Bizim Ankara’ya eserlerimiz var, projelerimiz var. Ankara’ya sevdamız var, aşkımız var. Ankara ışıkları sönen, karanlık, büyük bir kasabaya doğru giden bir başkent durumuna geldi. Ulaşım ve trafik problem. Kenti geliştirilecek yatırımlar yapılmadı. ‘Benim Ankara’ya mega projem yok, benden proje beklemeyin, yol yapsam trafik artar.’ diyen bir Büyükşehir Belediye Başkanı ve adayı var. Kadim cumhuriyetimizin, devletimizin, Milli Mücadele’mizin başkenti Ankara’mızı çocuklarımız için, torunlarımız için güzel bir kent, güzel bir başkent olarak bırakmak vebalimizdir, sorumluluğumuzdur.” sözlerini kullandı.
“VERGİYİ BAŞTAN TASARLAMALIYIZ”
Hisarcıklıoğlu, sektör meclisleri başkanlarının en çok talep edilen konuları topladıklarını ve çözüm önerileri hazırladıklarını belirterek, “Reel sektör firmalarımız krediye erişimde büyük bir zorluk yaşıyor. Büyümenin bereketi, her kesime yansısın istiyorsak, KOBİ’lerimize destek vermeli, uygun finansman imkânlarına ulaşmalarını sağlamalıyız.
İkincisi, her geçen sene daha da karmaşık hale gelen, yatırım ve üretim yapmayı zorlaştıran vergi sistemini yeni baştan tasarlamalıyız. Üçüncüsü, OECD endeksinde, İskandinav ülkeleri dâhil en katı işgücü piyasası bizde. Bundan da herkes mustarip. İşverenlerimiz daha fazla istihdam sağlayabilecek, mevzuatımız adeta bunu caydırır bir halde. İstihdamı cezalandıran değil, ödüllendiren bir yaklaşımla çalışma hayatına bakılmalı.
Dördüncü olarak, yatırım izin süreçleri çok karmaşık. Üstelik yatırım sürecinde başına ne gelecek, hangi mevzuat değişiklikleriyle, hangi farklı bürokratik yaklaşımlarla karşılaşacak, yatırımcılarımız bunları bilmiyor, öngöremiyor. Bu da yatımların istediğimiz hızda artmasını engelliyor. Bu nedenle, yatırım izinleri ve devlet teşviklerinin tek noktadan takibi ve koordinasyonunu sağlanmalı” dedi.
“YENİ BİR SANAYİ HAVZASI PLANLANMALI”
Sanayi yatırımlarının ülkenin yüzölçümü içindeki paylarına dikkati çeken Hisarcıklıoğlu, “Beşincisi de, yatırımların önünü açabilmek üzere, yatırım yeri sorununu çözmeliyiz. Sanayi yatırımlarının ülke yüzölçümü içindeki payı nedir diye baktığımızda, Almanya’da yüzde 4, İtalya’da yüzde 2,8, OECD ortalaması bile yüzde 2,4. Bizde ise sadece binde 3. Sanayi arazilerinin artırılmasına ilişkin bir master plan hazırlanmalı ve arsa alımıyla bina inşaatına ilişkin finansman çözümleri geliştirilmeli.
Böylece sanayicimiz kısıtlı sermayesini daha verimli alanlarda yatırım yaparak değerlendirmeli. Yine bu kapsamda İç Anadolu-Doğu Akdeniz kuşağında yeni bir sanayi havzası planlanmalı” dedi. Hisarcıklıoğlu, 6 Şubat 2023’te yaşanan depremleri hatırlatarak, “Yeni sanayi havzasıyla, bir taraftan Marmara’daki riski azaltabilir, aynı zamanda da yüksek teknolojili ve daha büyük katma değerli yatırımlar için Marmara’da alan açabiliriz.
İşte tüm bu konularda adım atmak ve çözüm sağlamak için bakanlarımızın icracı ve reformcu iş yapma tarzına güveniyoruz. İş dünyası olarak her şeyden önce öngörülebilirlik istiyor, geleceğe dair yol haritası bekliyoruz. İş planları yapmak ve güven içinde ilerlemek üzere, Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz’ın liderliğinde hazırlanan Orta Vadeli Programın da gayet önemli olduğunu düşünüyoruz.
Biz, koşmaya, çalışmaya, üretmeye hazırız” şeklinde konuştu. Şura’da konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ise, 2024 – 2026 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) ve 2024-2028 dönemini kapsayan 12. Kalkınma Planı başta olmak üzere ekonomiye ilişkin haritalarını iş dünyası ile fikir birliği içinde hazırlayarak hayata geçirdiklerini belirtti. Yılmaz, “TOBB çatısı altında Oda-Borsalar aracılığı ile iş dünyamızın bizden talep ettiği pek çok konuyu hayata geçirdik” dedi.
İhracatçıların en önemli ihtiyaçlarından biri olan finansman imkânlarının geliştirilmesine büyük önem verdiklerini söyleyen Yılmaz, ihracatçıların finansman sorununa çözüm olması amacıyla Temmuz 2023’te 6,8 milyar lira, 2023 Ocak ayında ise 3,3 milyar lira sermaye aktarımı sağladıklarını söyledi.
İhracatçılarımızın kefalet sorununa çözüm getiren İGE A.Ş. ile finansman imkânları sunmaya devam ettiklerini belirten Yılmaz, “Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi (YTAK) uygulama çerçevesi yeniden yapılandırıldı ve yeni YTAK programına yıllık 100 milyar Türk lirası limit tahsis edildiğini ve bu kapsamda 3 yıl boyunca toplam 300 milyar Türk lirası limit tahsis edilmesinin planlandığını kamuoyuyla paylaştık” diye konuştu.
İŞ DÜNYASINI TASARRUFA ÇAĞIRDI
Karşılaştıkları hiçbir sorunu yadsımadıklarını söyleyen Yılmaz, iş dünyasına yerel üretimin korunması ve israfın önlenmesi çağrısı yaptı. Yılmaz, “Türkiye’de üretilen mallar ve hizmetler ülke ekonomisine ciddi katkı sağlarken, istihdamımızı arttırıyor ve en önemlisi dışa bağımlılığı azaltıyor.
Yurt içinde üretilen ürünleri tercih ettiğini belirten tüketicilerin oranı, geçtiğimiz yıl yaklaşık 7 puan artarak yüzde 69,2’ye yükseldi. 12. Kalkınma Planı döneminde yeşil ve dijital dönüşümü odağına alan ve yerel kaynakları azami seviyede kullanan, bir üretim yapısıyla ülkemizin en önemli üretim merkezlerinden birisi olmasını hedefliyoruz.
Önümüzdeki 3 yıl içinde ihracatımızı 300 milyar dolara, turizm gelirlerimizi 70 milyar doların üstüne, ekonomik büyüklüğümüzü 1,3 trilyon dolara, fert başına milli geliri yaklaşık 15 bin dolara çıkartmayı istiyorsak tüm sektörler hep birlikte daha çok çalışacak, daha çok tasarruf edecek ve özellikle de israfı en alt seviyelere seviyeye indireceğiz” dedi.
YOİKK EYLEM PLANI BUGÜN AÇIKLANIYOR
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, başkanlığını yürüttüğü Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu (YOİKK) çalışmaları kapsamında özel sektörden gelen ihtiyaç ve taleplere yönelik YOİKK Eylem Planı hazırladıklarını söyledi. Yılmaz, “Yatırım ortamıyla ilgili mevzuatın, idari ve yargısal süreçlerinin kolaylaştırılması ve sadeleştirilmesi, sanayi için öncelikli olmak üzere yatırım yeri imkânlarının geliştirilmesi, hedef odaklı ve seçici yatırım finansmanı sağlanması, sanayide dijital ve yeşil dönüşümün hızlandırılması, mesleki eğitim ve iş gücü piyasalarındaki ihtiyaçların giderilmesi gibi alanlarda iyileştirme hedefleyen 57 maddelik YOİKK Eylem Planında tüm paydaşlar ile mutabık kaldık. Birçok önemli alanda yapısal dönüşüm içeren 2024 ve 2025 yılını kapsayan YOİKK Eylem Planı’nı yarın (bugün) kamuoyuna açıklayacağız” dedi.
“2024’TE YAPISAL DÖNÜŞÜMÜ TAMAMLAYACAĞIZ”
Eylem planındaki yapısal reformların bazı başlıklarının uygulamaya konulmaya başlandığını söyleyen Cevdet Yılmaz, “Bir kısmı ise TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlandı. 2024’te en hızlı biçimde eylem planındaki alanlarda yapısal dönüşümü tamamlayıcı adımlar atacağız. Eylemlerin yapısal reform perspektifiyle en hızlı ve etkin bir şekilde hayata geçirilmesi için düzenli aralıklarla işleyişi takip edeceğiz. TOBB çatısı altında gerçekleşen tüm istişarelerde, konuştuğumuz her konuda notlarımızı alıyoruz; titizlikle masaya yatırıp sonuçlandırıyoruz” dedi.
]]>Haier Europa’un vizyoner projeleri ve yeni yatırımlarıyla Türkiye’nin küresel pazarlarda beyaz eşya ve elektrikli ev aletleri endüstrisinde söz sahibi olmasında önemli yere sahip olduğunu belirten Kacır, kurulduğu günden bu yana Türkiye’de gerçekleştirdiği yatırımları 200 milyon avroyu bulan ve üretiminin yüzde 95’ini ihraç eden firmanın bugün de bu güzel topraklara duyduğu güvenle yatırımlarına bir yenisini daha eklediğini kaydetti.
Kacır, Haier Europe’un sanayileşme kültürü, kaliteli sanayi altyapısı, ulaşım ağlarının ortasında yer alan konumu ve nitelikli iş gücü ile yatırımlar için biçilmiş kaftan olan Eskişehir’e pişirici ürünler fabrikası kazandırdığını dile getirerek, “23 Ekim 2021’de Sayın Cumhurbaşkanı’mız tarafından açılışı gerçekleştirilen yatırımlarına yenisini ekleyen Haier’in bu tesisi aslında Türkiye’ye yatırımcılarımızın duyduğu inancının da göstergesidir. Türkiye Yüzyılı’nı inşa ederken ülkemizin potansiyeline ve parlak geleceğine inanan Haier’in 70 milyon dolarlık bu yatırımının ülkemize, milletimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.” ifadelerini kullandı.
“AVRUPA’DA LIDER, DÜNYADA IKINCI BÜYÜK ÜRETICI KONUMUNA YÜKSELDIK”
Bakan Kacır, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde 22 yılda oluşturulan siyasi istikrar iklimi, araştırma ve inovasyon ekosistemi, planlı sanayi alanları, girişimcilik kültürü ve nitelikli insan kaynağıyla Türkiye’yi katma değerli ve nitelikli üretimin küresel merkezi haline getirdiklerini vurguladı.
Organize sanayi bölgesi sayısını 22 yıl içinde 192’den 361’e çıkardıklarını aktaran Kacır, şöyle devam etti:
“Çelik ihracatını 4 kat artırarak 15 milyar dolara yükselttik. Makine ihracatını 12 kat artırarak 25,2 milyar dolara, kimya ihracatını 10 kat artırarak 30 milyar dolara, otomotiv ihracatını 15 kat artırarak 35,7 milyar dolara, Türkiye’nin toplam ihracatını, 36 milyar dolarlık ihracatını 255,8 milyar dolarlık rekor seviyeye hep birlikte yükselttik.
Dünya ile rekabet edebilir konuma taşıdığımız Türk sanayisi bugün yatırım, istihdam, üretim ve ihracat rotasında ülkemizin büyümesine öncülük ediyor. Katma değer ve üretim odaklı kalkınma yolculuğumuzda beyaz eşya ve elektrikli ev aletleri sektörü de öncü sektörlerimiz arasında.
Temelleri 1950’lerin sonlarında atılan ve uzun bir süre montaj sanayi olarak serüvenine devam eden Türk beyaz eşya sanayisi, son 22 yılda ihtisas edilen yatırım iklimini, AR-GE teşviklerimizi, nitelikli insan kaynağımızı ve güçlü lojistik bağlantılarımızı fırsata dönüştürdü. Rekabetçiliği günbegün yükselterek Avrupa’da lider, dünyada ikinci büyük üretici konumuna yükseldik. Sektörümüz, bugün ülkemizde en fazla yerli patent geliştiren sektörler arasında başı çekiyor.”
Kacır, 5,5 milyar dolar ihracatla net ihracatçı konumunda olan beyaz eşya sektörünün doğrudan 60 bin, dolaylı 600 bin istihdamla ekonomiye güç kattığına işaret ederek, “Türkiye’de üretilen beyaz eşya ürünleri, ülkemiz sanayisinin yenilikçi ruhunu, AR-GE ve kalite odaklı üretim yaklaşımını dünyanın dört bir yanındaki evlere taşıyor. Türkiye’nin adını tüm dünyada gururla temsil ediyor.” değerlendirmesinde bulundu.
“Güçlü sanayi, güçlü Türkiye” anlayışıyla sektördeki yeni yatırımları desteklediklerini vurgulayan Kacır, “Beyaz eşya sanayimizin sürdürülebilirliğini ve rekabetçiliğini odağımıza alıyoruz. Bu düşünceden hareketle beyaz eşya sanayimizi, katma değerli üretime yönlendirecek ve uluslararası rekabetçiliğini güçlendirecek destek programlarını hayata geçirdik. Bugüne kadar sektörde 464 yatırım teşvik belgesi düzenledik ve 76 milyar liralık sabit yatırımı teşvik ederek 16 bin 200 nitelikli istihdamın önünü açtık.” dedi.
AKILLI EV ALETLERİNDE SİBER GÜVENLİK STANDARTLARI BELİRLENECEK
Kacır, ev aletleri ve ev gereçlerinde AR-GE ve yenilik kapasitesinin gelişiminde kilit rol üstlenen 41 teknopark firmasına ve biri de Haier Europe’a ait olmak üzere 20 AR-GE merkezine 15 milyar liralık vergi avantajı sağladıklarını belirtti.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak sektörün geleceğine yön veren iki önemli gündem maddesine, ikiz dönüşüm ve nesnelerin internetine odaklandıklarını ifade eden Kacır, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ev aletlerimizin veri toplama, analiz etme kabiliyetleri ve bu veriler ışığında kararlar alması, artık ev aletlerimizin gündelik hayatımızdaki rolünün yeniden tanımlanmasına neden oluyor. Bugün evlerimizde kullandığımız beyaz eşyaları sadece günlük işlerimizi kolaylaştıran araçlar olmanın ötesinde akıllı cihazlar olarak ifade etmemiz mümkün.
Önümüzdeki dönemde, sektörümüzle işbirliği içerisinde akıllı ev aletlerinde siber güvenlik standartlarının belirlenmesi ve uygulanması için birlikte çalışacağız. Diğer yandan yeşil dönüşüm odaklı çalışmalarımızla sektörümüzün karbon ayak izini azaltıyor, beyaz eşya sanayimizin Avrupa Yeşil Mutabakatı ve sınırda karbon düzenlemesinden en az düzeyde etkilenmesini sağlıyoruz.
Avrupa İmar ve Kalkınma Bankasının da desteğiyle hazırladığımız karbonsuzlaşma yol haritalarıyla, sektörümüzün önemli girdileri arasında yer alan çelik ve alüminyum sektörlerinde net sıfır emisyon hedefimiz doğrultusunda ihtiyaç duyulan alternatif teknolojileri, gerçekleşecek emisyon azaltımlarını, gerekli yatırım ihtiyaçlarını belirledik.”
“TÜRKIYE, ÇINLI YATIRIMCILARIN ADRESI OLMAYA DEVAM EDECEK”
Bakan Kacır, “Türkiye Yeşil Sanayi Projesi” ile Türk sanayisini yeşil dönüşümde örnek ve öncü hale getirmeyi hedeflediklerini dile getirdi.
Avrupa’nın sınırda karbon düzenlemesiyle uyumlu ulusal emisyon ticaret sistemi kurmak üzere paydaş bakanlıklarla çalışmalarının sürdüğüne değinen Kacır, “Önümüzdeki dönemde de beyaz eşya sektörümüzün gücüne güç katacak politikaları hayata geçirmeye devam edeceğiz. Türkiye, rekabetçi iş ortamı, cazip teşvik paketleri, istikrarlı finansal altyapısı ve makroekonomik dengesi ile yatırımcılar için karlı ve güvenilir bir adresidir. Yatırım yaparak Türkiye’nin parlak geleceğine inanan her girişimci, her işletme bu kararının meyvelerini toplamaya devam edecektir. Bizler her zaman bu ülkeye yatırım yapanın, bu ülkenin potansiyeline, insan kaynağına güvenenin yanında olmaya devam edeceğiz.” değerlendirmesini yaptı.
Çin’in Ankara Büyükelçisi Liu Shaobin’e Türkiye’deki yatırım fırsatlarını dile getirdiği için teşekkür eden Kacır, “Önümüzdeki dönemde ülkemiz nitelikli ve genç insan kaynağı, üretim ve AR-GE ekosistemi, Gümrük Birliği ve 30’a yakın ülkeyle imzaladığımız serbest ticaret anlaşmalarıyla 1 milyardan fazla nüfusa doğrudan erişim fırsatlarıyla Çinli yatırımcıların adresi olmaya devam edecek. Biz de dünyanın tüm ülkelerinden gelen ve Türkiye’ye değer katan yatırımcıların yanında olmaya, onları desteklemeye, teşvik etmeye devam ediyor olacağız.” diye konuştu.
Kacır, Eskişehir’in potansiyelinin daha fazla olduğuna dikkati çekerek, “Eskişehir’i Milli Teknoloji Hamlesi’nin merkez üssü yapabiliriz. Eskişehir buna hazır. Şimdi Eskişehir’i yönetmeye talip olan, Büyükşehir Belediye Başkan adayımız ki kendisi de bir sanayici, sanayinin, yatırımın, üretimin, istihdamın, ihracatın ne olduğunu, nasıl yapıldığını ve bütün bu süreçlerin Eskişehir’e ne kadar değer katacağını en iyi bilen insanlardan biri. İnşallah biz kendisiyle el ele vermek, omuz omuza Eskişehir’e hep birlikte hizmet etmek istiyoruz.” dedi.
Eskişehir Valisi Hüseyin Aksoy da fabrikayı Eskişehir’e kazandıran yatırımcılara teşekkür ederek, tekstilden gıdaya, otomotivden havacılık sektörüne kadar birçok alandaki ürünlerin Eskişehir’den dünyaya ihraç edildiğini anlattı.
AK Parti Eskişehir Milletvekili Fatih Dönmez, sanayide yenilenebilir enerji kaynaklarının önemine işaret ederek, “Eskişehir’de yaklaşık 1000 fabrika ile yaklaşık 100 bin çalışanımız var. Bu tür yatırımların Eskişehir’e gelmesinde lojistik imkanların gelişmiş olması, enerjiye erişim ve insan kaynağı önemli rol oynuyor.” ifadelerini kullandı.
Programda, Büyükelçi Liu, Eskişehir Organize Sanayi Bölgesi Başkanı Nadir Küpeli ve Haier Europe Üst Yöneticisi Yannick Fierling de katılımcılara hitap etti.
Konuşmaların ardından Bakan Kacır, kurdeleyi işçilerle kestikten sonra pişirici ürünleri fabrikasını gezdi.
Açılışa, AK Parti Eskişehir Milletvekili Ayşen Gürcan, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Başkanı Hasan Mandal, Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş, AK Parti İl Başkanı Gürhan Albayrak, AK Parti Büyükşehir Belediye Başkan adayı Nebi Hatipoğlu ile diğer davetliler katıldı.
TOMTAŞ Havacılık İcra Kurulu Üyesi Ali Ekşi, TOMTAŞ’ın genç Cumhuriyet’in kuruluşunda Türkiye için en önemli projelerden biri olduğunu söyleyerek, “TOMTAŞ, 1926 yılında Kayseri’de kurulan ilk uçak fabrikası. TOMTAŞ’ın Türkiye için ehemmiyeti var ama Kayseri için çok daha fazla şey demek. TOMTAŞ, Kayseri için elektriğin gelme sebebi, ilk demir yolunun gelme sebebi demek.
O dönem itibarıyla alınan stratejik kararla Cumhuriyet’in ilk uçak fabrikası Türkiye’de 1926 yılında kuruluyor. 1950 yılında Marshall yardımları sebebiyle Amerika’nın yeni dünya düzenindeki plan ve projesi çerçevesinde uçak üretimi tamamlanıyor, 2. Hava İkmal Bakım Merkezi’ne dönüşüyor.
Ancak Kayseri için TOMTAŞ anlam içermeye devam ediyor. Bu süreç içerisinde bakım merkeziyle beraber oradaki atölyeler ve devam eden faaliyetler aslında Kayseri’nin mevcuttaki sanayisinin temel taşını oluşturuyor. Şu anda Organize Sanayi Bölgemizde, Orta Sanayi ve Eski Sanayi’deki birçok işletmemiz, oradaki ustalarımız hep TOMTAŞ ve hava ikmalden yetişen ustalarımız.
İnşallah 21. yüzyılda da TOMTAŞ, geleceğin Kayseri’sinin, geleceğin Türkiye’sinin önemli temel taşlarından bir tanesi olacak. 21. yüzyılda TOMTAŞ, gelişen Kayseri sanayisinin öncü kuruluşu olacak. Nasıl ki 100 sene önce Kayseri’de başlayan bu faaliyet Kayseri’de birçok ilke ve yeniliğe imza attı, bundan sonraki süreçte de havacılık ve savunma sanayiinde TOMTAŞ ve TOMTAŞ bünyesindeki başarı hikayesinde ortaya çıkacak yeni kuruluşlar ve bu tecrübe şehrimizi 21. yüzyıla taşıyacak” ifadelerini kullandı.
“Yakın dönemde havaalanının hemen yanındaki ana yerleşkemizde altyapı çalışmalarımıza başlıyoruz” diyen Ekşi, “Çok büyük bir yerleşkede, havaalanının hemen yanı başında, havaalanı pistine erişim merkezi olan bir tesiste hava bakım, onarım ve revizyon faaliyetleri gerçekleştireceğiz. Şu anki A400M’lerin retrofil işlemlerinin yapıldığı gibi A400M’lerde ve C130 gibi birçok uluslararası platformlarda kendi milli ürünlerimizin bakımlarını da gerçekleştireceğiz. TOMTAŞ önümüzdeki 10 yıl içerisinde ortağı olan TUSAŞ’ın bundan önceki birikimlerinden de istifade ederek, TUSAŞ ile beraber geliştireceği özgün Hürkuş gibi hafif taarruz ve eğitim uçağı benzeri bir platformu inşallah tasarlayıp, geliştirip ve üretip 10 yıl içerisinde göklere çıkaracak” şeklinde konuştu.
“İDDİALI OLMADIĞIMIZ VE HAYAL KURAMADIĞIMIZ MÜDDETÇE BAŞARILI OLMA ŞANSIMIZ YOK”
TOMTAŞ’ın şu anki ortaklarının dünyada havacılık sanayiinde ve savunma sanayiinde ilk 100’de olan firmalar olduğunun altını çizen Ali Ekşi, “Biz de aynı ortaklarımız gibi inşallah önümüzdeki 10 yıl içerisinde başlangıçta ilk 100 olmasa dahi ilk 200’e, daha sonrasında da ilk 100’e girmek istiyoruz. Ana hedefimiz ise bu Anka kuşunun yeniden göklere yükselmesiyle beraber şehrimize, bölgemize ve ülkemize hem istihdam hem de sanayi noktasında destek sağlarken, yarının Türkiye’sinde güvenli bir şekilde kendi evlatlarımızın, çocuklarımızın yaşayabilmesi için özellikle havacılıkta gerçekleşen gelişime bir nebze de olsa katkı sağlamak istiyoruz. Kayseri milliyetçi ve muhafazakar bir şehir. Yerli ve milli hamle olmasa, devlet ve millet bütünleşmesi gerçekleşmese biz bunlara cesaret edemeyiz. Çünkü havacılık yeni bir sektör, yeni bir alan. Ankara’nın 300 kilometre uzağında havacılığın fazla bulunmadığı bir şehirde bunları gerçekleştirebilmek kolay olaylar değil. Şu anda kuruluş faaliyetlerimiz devam ediyor” diye konuştu.
]]>

‘İHTİYACIMIZI KARŞILAMAMIZ LAZIM’
Askeri anlamda güçlü olunması gerektiğini söyleyen Akar, “Eğer, biz burada Silahlı Kuvvetlerimizi savaşmak için değil, caydırmak için güçlendireceğiz. Onun için her zamankinden daha güçlü, daha kuvvetli orduya ihtiyacımız var. Ordunun da kahramanlığı fedakarlığı malum. Silah, araç, gereç, malzeme, mühimmat. Savunma sanayi meselesi bu. Yani savunma sanayi meselesi sadece bir sanayicinin işte yatırım yapıp kar etmesi, serüveni değil. Beka meselesi. Gazze’ye bakın. Nerede Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği? Nerede o bağımsızlık, insan hakları, kadın hakları, demokrasi nerede? Ülkemizde tehdit veya tehlike meydana geldiğinde oturup yardım beklemek yok. Elimizde avucumuzda ne varsa kullanacağız. Onun için, yürüyerek değil koşarak çalışmamız lazım. İhtiyacımızı karşılamamız lazım. Yani bu bizim milli ve manevi görevimiz. Sadece ticaret sadece sanayi meselesi değil. Bütün Avrupa, bütün Amerika Ukrayna’yı desteklediği halde askeri malzemeleri bitiyor. Sıkıntı yaşıyorlar” dedi.

‘YUNANİSTAN’DA GÜNDEM KAAN’
Yerli savaş uçağı KAAN’ın dünyada geniş yankı uyandırdığını belirten Hulusi Akar, “Milli Muharip Uçak bizim elimizdeki temel savaş aracımız olacak. Bütün dünyayı ayağa kaldırdı. Yunanistan’da gündem KAAN. Bizim amacımız caydırıcılık. Herhangi bir ülkeyi işgal etmeyi falan planlamıyoruz. Biz haklarımızı çiğnetmeyelim. Kıbrıs, Ege, Doğu Akdeniz. Bugüne kadar ne haklarımızı ne kendimizi ne Kıbrıs’ı çiğnetmedik çiğnetmeyeceğiz. Diğer taraftan da Azerbaycan, Libya, Suriye, Kuzey Irak, terörle mücadelede ihtiyacı ne varsa, onun hak davasını desteklemeye devam ediyoruz. Bunların hepsinin temelinde ekonomi ve orduyu destekleyen ekonomi var. Birinci Dünya Savaşında Polonyalıların, mızrakla, atla süvarilerin tanklara saldırdığı gibi savaş şekli yok. Elektrik lazım, elektronik lazım uçak lazım, gemi lazım füzeler lazım roketler lazım. Dolayısıyla bu teknoloji meselesi, çalışma meselesi. Bu birikim meselesi” ifadelerini kullandı.

‘CİN ŞİŞEDEN ÇIKTI’
Türkiye’de artık 2024’e kadar yapılan çalışmalarda çok ciddi bir entelektüel birikim ve sermaye olduğunu söyleyen Akar şöyle, “Mücadelemizi açık ve net bir şekilde savunma sanayinde ortaya koymamız lazım. Yurtdışına askeri malzemeleri artık biz ihraç ediyoruz. Dolayısıyla cin şişeden çıktı. Söz dinleyen değil, sözü dinlenen Türkiye’de yaşıyoruz. Bunun dışında ne yapmamız gerekiyorsa beraber yapacağız.”


“DEVLETİMİZİN TÜM İMKÂNLARINI EN ÜST DÜZEYDE SEFERBER ETTİK”
Yaşanan afetin ardından devlet olarak tüm imkanları seferber ettiklerini ifade eden, bakanlık olarak yaptıkları çalışmalardan ve hayata geçirdikleri Cazibe Merkezleri Programı’nı anlatan Bakan Kacır, “Asrın felaketi olarak nitelendirilen ve 11 ilimizde ağır hasara neden olan bu deprem silsilesinin ardından devletimizin tüm imkânlarını en üst düzeyde seferber ettik. Bu bağlamda, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak, şehirlerimizin yeniden ayağa kalkması, ekonomik ve sosyal hayatın en kısa sürede eski günlerine dönmesi için çok boyutlu çalışma yürüttük.
Son 15 yılda sağladığımız teşviklerle bir cazibe merkezine dönüşen deprem bölgemizin, kalkınma yolculuğuna güçlü bir şekilde devam etmesi için tarihimizin en kapsamlı yatırım teşvik paketini hayata geçirdik. Aralarında Gaziantep’in Araban, İslahiye ve Nurdağı ilçelerinin de olduğu, depremden yoğun olarak etkilenen 65 ilçemizde yatırım ortamını iyileştirmek ve istihdam sağlamak üzere ‘Cazibe Merkezleri Programı’nı hayata geçirdik. Yatırımlara kurumlar vergisi indirimi, SGK primi işveren ve işçi payı desteği, KDV istisnası ve gümrük vergisi muafiyeti, faiz veya kâr payı desteği sağladık” dedi.

“GAZİANTEP’TE 6,7 MİLYAR LİRAYI AŞAN 12 YATIRIM PROJESİ İÇİN TEŞVİK BELGESİ DÜZENLEDİK”
Cazibe Merkezleri Programı kapsamında Gaziantep’e yönelik yatırımlar hakkında da bilgi veren Bakan Kacır, “Program kapsamında Gaziantep’te bin 105 vatandaşımıza istihdam sağlayacak ve sabit yatırım tutarı 6,7 milyar lirayı aşan 12 yatırım projesi için teşvik belgesi düzenledik. Deprem nedeniyle yatırım süreci aksayan yatırımcılarımızı mağdur etmemek adına, Gaziantep’te düzenlenen bin 352 yatırım teşvik belgesinin süresini talep almaksızın 3 yıl uzattık.
Projelerine devam edemeyecek yatırımcılarımız için de düzenlenen 213 yatırım teşvik belgesini, kendilerine herhangi bir yük getirmeden kapanmış saydık. Deprem sonrası KOBİ’lerimizin hızlı toparlanmaları adına devreye aldığımız destek programlarıyla işletme sahibi afetzedelerimizin yanında olduk.
Zarar gören işletmelerin 2023 yılı, yaşamını yitiren veya iş göremez hale gelen işletmecilerin ise tüm borçlarını sildik. Depremde zarar görmüş işyerleri için ilk 12 ayı geri ödemesiz 36 ay vadeli Acil Destek Programını uygulamaya koyduk. Gaziantep’te 481 işletmemize destek sağlarken 216 milyon liralık kredi hacmi oluşturduk” ifadelerini kullandı.
“590 MİLYON DOLARLIK FİNANSMANI KOBİ’LERİMİZİN HİZMETİNE SUNDUK”
Asrın felaketinin ardından başlatılan Türkiye Deprem Sonrası Ekonomik Canlanma Projesi hakkında bilgi veren Bakan Kacır, “Uluslararası finansman kaynaklarını da harekete geçirerek işletmelerimize can suyu niteliğinde olan Türkiye Deprem Sonrası Ekonomik Canlanma Projesini başlattık. Dünya Bankası ve Japon Kalkınma Ajansı iş birliğiyle oluşturduğumuz 590 milyon dolarlık finansmanı KOBİ’lerimizin hizmetine sunduk.
Nurdağı ve İslahiye ilçelerimizde 750 bin lira, şehrimizin diğer ilçelerinde ise 650 bin lira üst limitli olmak üzere KOBİ’lerimize 36 ay vadeli faizsiz finansman imkânı sağladık. İşletmelerimizin onarım, tamirat ve ekipman alımları için ihtiyaç duydukları finansmana erişimini tesis ederek bölgemizin ekonomik toparlanmasına destek olduk.
Destek programımız kapsamında bugüne kadar Gaziantep’te 2 bin 657 işletmemize 1,2 milyar lirayı aşan ödeme gerçekleştirdik. Başvurusu onaylanan KOBİ’lerimize destek ödemelerini kısa bir süre içerisinde yeniden devreye alacağız. Önümüzdeki dönemde uluslararası finans kuruluşlarını sürece dahil ederek yeni finansman kaynaklarıyla KOBİ’lerimizin toparlanma sürecini hızlandıracağız” ifadelerine yer verdi.

“CUMHURBAŞKANIMIZIN TENSİPLERİYLE GAZİANTEP’E 11 YENİ SANAYİ ALANI KAZANDIRDIK”
Depremden ciddi derecede etkilenen sanayi kenti Gaziantep’in inşası ve ihyası için gayret göstermeye devam ettiklerini de aktaran Sanayi ve Teknoloji Bakanı Kacır, “Gaziantep’in inşası ve ihyasında her daim vatandaşlarımızın yanında olduk, olmaya da devam edeceğiz. Güçlü sanayisiyle üretimde dünya markası şehrimize, “yeni sanayi tesisleri inşa etme ve depremden etkilenen sanayi işletmelerimize kalıcı çözümler sunma” sözümüzü de yerine getiriyoruz. Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle bugüne kadar şehrimize 11 yeni sanayi alanı kazandırdık. Gaziantep İslâhiye Sanayi Alanı’nda depremden zarar görmüş işletmelerimize tahsis edilmek üzere 80 işyerinin yapımına başladık.
Önümüzdeki dönemde bu sayıyı 160’a tamamlayacağız. Ben inanıyorum ki bu 11 sanayi alanımızın 11’ini de kısa sürede dolduracağız. Yatırım, istihdam, üretim ve ihracat rotasında şehrimizin 22 yılda kat ettiği mesafe bu hedefe ulaşmanın ne kadar da mümkün olduğunun canlı temsilidir. Yirmi iki yıl öncesine dönüp baktığımızda, şehrimizde sadece iki organize sanayi bölgesi yükseliyor ve planlı sanayi altyapımız 53 bin vatandaşımıza ekmek kapısı oluyordu.
Sanayicilerimizin talepleri doğrultusunda OSB’lerimizin sayısını altıya yükselttik. Ve sanayicilerimiz, verdikleri sözlerin hakkını vererek 250 bin vatandaşımızı daha istihdam etti. Önümüzdeki dönemde ülkemizdeki siyasi istikrar ve öngörülebilirlik ortamının beslediği yatırım iştahıyla, Gaziantepli kardeşlerimizin girişimci ruhuyla, şehrimizin sanayileşme yolculuğunda emin adımlarla yürüyeceğinden, asırlık kazanımlar elde edeceğinden şüphe duymuyorum. Gaziantep, Türkiye Yüzyılı’nın parlak sayfalarına mührünü vuracak” şeklinde konuştu.
“ACİL EYLEM PROGRAMI KAPSAMINDA 6 PROJEYE 262 MİLYON LİRAYI AŞAN DESTEK VERDİK”
Açılışı yapılan Nurdağı İpekyolu Çarşısı ile Nurdağı Sosyal Girişimcilik Merkezi ile ilgili de değerlendirmelerde bulunan Bakan Kacır, “Deprem felaketi sonrasında gerek İpekyolu Kalkınma Ajansımız gerek GAP Bölge Kalkınma İdaremiz eliyle yürüttüğümüz projelerle de şehrimizin yeniden ekonomik ve sosyal toparlanmasına öncülük ediyoruz. Bölgesel Kalkınma Odaklı Toparlanma Acil Eylem Programı kapsamında 6 projeye 262 milyon lirayı aşan destek verdik. GAP Bölge Kalkınma İdaremizle de şehrimizin toprağına yeniden hayat verecek, tarımın yeşerip gelişmesine vesile olacak iki projeye 56 milyon lira kaynak sağladık.
Bugün de Bölgesel Kalkınma Odaklı Toparlanma Acil Eylem Programı kapsamında, Nurdağı ilçemizde ticaretin çarklarının güçlü bir şekilde dönmesini sağlayacak ve vatandaşlarımıza istidam kapısı olacak 2 çarşı projemizin açılışını gerçekleştiriyoruz. 12 bin metrekare toplam kapalı alana sahip 136 milyon lira tutarındaki bu proje, altyapısı, esnafa ve vatandaşlarımıza sunduğum imkanlarla şimdiden Nurdağı’nda ticaretin canlı kalbi haline geldi. Vatandaşımıza, esnafımıza hayırlı, uğurlu olsun. Nurdağı’na kazandırdığımız bir diğer proje ise Sosyal Girişimcilik Merkezi.
Sosyal Girişimcilik, Güçlendirme ve Uyum Projesi (SEECO) kapsamında 6,7 milyon lira bütçeyle hayata geçirdiğimiz bu merkez, sunduğu altyapılarla depremden etkilenen vatandaşlarımızın sosyal ve ekonomik hayata yeniden katılımı için önemli bir boşluğu şimdiden doldurdu. Gençlerimizin çevre bilincini ve toplumsal duyarlılıklarını da güçlendirmeye devam ediyor. Geçtiğimiz yıl Mayıs ayında faaliyete aldığımız merkezimizden bugüne kadar 23 bin 870 kişi yararlandı. Her zamanda vurguluyoruz, deprem bölgesindeki vatandaşlarımızı asla yalnız bırakmadık ve önümüzdeki süreçte de bırakmayacağız.
Her türlü desteği sağlayarak, vatandaşlarımızın umutlarını yeniden yeşertmeye devam edeceğiz. Birlik ve beraberlik içinde, bu zorlu süreci geride bırakacak ve deprem bölgesini yeniden canlandıracağız. İnşallah bugün açılışını gerçekleştireceğimiz projeler ile birlikte Gaziantep’imiz geleceğe umutla bakacak ve çok daha iyi bir konumda yer alacak. Sözlerime son verirken projelerin ilçemize, ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum” diye konuştu.
Yapılan konuşmaların ardından Nurdağı İpekyolu Çarşısı ile Nurdağı Sosyal Girişimcilik Merkezi’nin açılışı gerçekleştirildi.
TUSAŞ’ın Kahramanmaraş’a yapacağı yatırımların ilk etabı olarak Türkoğlu Organize Sanayi Bölgesi’nde 3 yıllığına kiralanan binada, altyapı, makina ve ekipman kurulumunda son aşamaya gelindi.
Uçak ve helikopter parçası üretimi yapılacak tesiste ilk aşamada TUSAŞ tarafından eğitimden geçirilen 100 kişi istihdam edilecek.
AÇILIŞ 22 ŞUBAT’TA
Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mustafa Buluntu, AA muhabirine, Savunma Sanayii Başkanlığınca şehirde yatırım yapılması kararı alınmasının ardından TUSAŞ’a yer tahsis edildiğini söyledi.
Depremlerin ardından savunma sanayisi şirketlerinin bölgede yatırım yaptığını belirten Buluntu, “Kahramanmaraş’taki adımlar kapsamında TUSAŞ bu yatırımı üstlendi. Geçtiğimiz nisan ayı gibi Türkoğlu OSB’deki bir binada işe koyuldular ve şu anda deneme üretimleri başladı. 22 Şubat’ta da bu tesisin açılışını yapacağız.” dedi.
Buluntu, Kahramanmaraş’ın, Türkiye’nin pamuk ipliğinin yüzde 55’ini, dokuma, örme ve denim kumaşlarda yaklaşık yüzde 20’sini ürettiğini, çelik mutfak eşya sektöründe de ülke üretiminin yüzde 70’ini yaptığını dile getirerek, yeni dönemde katma değeri yüksek ürünlerle ihracatta lig değiştireceklerine inandığını ifade etti.
Kahramanmaraş’ın ihracatının yüzde 80’inin tekstil ve çelik mutfak eşyalarından oluştuğunu belirten Buluntu, şöyle konuştu:
“İki alanda kümelenme söz konusuydu. Biz istiyorduk ki Kahramanmaraş biraz daha değişik sektörlerde yatırım yapsın, ekonomik bakımdan çeşitlilik sahibi olsun. TUSAŞ yatırımıyla beraber biz savunma sanayisinde de iddialı hale geleceğiz. Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan, TUSAŞ Başkanı ve Savunma Sanayii Başkanı’mız, Kahramanmaraş’a pozitif ayrımcılık yaptı. Bizim de gayretli ve istekli olduğumuz görülünce işin daha ileri taşınacağını düşünüyoruz. 22 Şubat’ta önemli isimlerle beraber bu tesisin açılışını yapacağız. Kahramanmaraş, 100 yılın felaketini yaşadı ama tekrar küllerinden doğacak ve 100 yılın yatırımını da alacağız.”
İLK ÜRETİMİ BOEİNG’E YAPMAK İSTİYORLAR
Tesisin TUSAŞ’ın ortaklığında Kahramanmaraş iş dünyasının girişimleriyle faaliyet göstereceğini ve Kahramanmaraş Uzay ve Havacılık Sanayi AŞ adlı şirket üzerinden çalışmalarını yürüteceğini anlatan Buluntu, “Bu şirket, ilk etapta üretimlerini TUSAŞ’a yapacak. Türkiye, Boeing firmasından uçak almıştı. Bunun yüzde 20’sinin Türkiye’de üretilme şartı var. İnşallah biz bu tesisi hızlı bir şekilde faaliyete geçirebilirsek belki ilk üretimlerimizi Boeing’e yaparız. Bu anlamda çok istekliyiz.” dedi.
Savunma sanayisi yatırımıyla kentin büyük bir sıçrama yaşayacağını vurgulayan Buluntu, şunları kaydetti:
“Savunma sanayisiyle beraber yüzlerce yeni iş kolları, yeni sektörler oluşacak. Özellikle nitelikli iş gücü dediğimiz alanda gelişmeler olacak. Gençlerimizin de bu alana çok ilgi duyduğunu gözlemliyoruz. Savunma sanayisiyle Kahramanmaraş ihracat çıtasını yükseltecek ve devler liginde olacak.”
Kahramanmaraş Ticaret Borsası Başkanı Mustafa Narlı da kentin böyle bir yatırıma kavuşmasının önemine işaret ederek, “Yeni bir müjde var; TUSAŞ… İnşallah Sayın Cumhurbaşkanı’mız bize müjdeyi verecek. Bir TUSAŞ şirketi kuruyoruz Kahramanmaraş’ta halkla beraber, sanayiciyle beraber. Devletimiz bizim yanımızda oldu. Biz de inşallah onun altından kalkacağız. Bir de borcumuzu ödemiş olacağız devletimize.” dedi.
]]>Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın önceki gün Kahramanmaraş’ta savunma sanayi yatırımlarını deprem bölgesindeki şehirlerde yoğunlaştıracak bir iskân ve istihdam projesi başlattıkları müjdesini vermesi gözleri depremden ağır hasar alan 11 ile çevirdi.
Asrın Felaketi’nin üstünden geçen bir yılda ASELSAN, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ), ROKETSAN ve HAVELSAN gibi savunma sanayinin öncü firmaları bölgede ardı ardına dev tesisler kurmaya başladı. İlk tesis açılışı ise 22 Şubat’ta depremin merkez üssü Kahramanmaraş’ta yapılacak.
2 BİN 500 KİŞİ İSTİHDAM EDİLECEK
TUSAŞ tarafından hayata geçirilen ve havacılık sektörüne yönelik yapı kimyasalları üretecek fabrikada üretim başlayacak. Sanayi üretimini artırmanın yanı sıra istihdama da büyük katkı sunacak söz konusu tesislerle, deprem bölgelerine toplamda 8 milyar liralık katkı sağlanacak ve en az 2 bin 500 kişiye iş imkânı oluşturulacak. Depremden etkilenen illerin iş dünyası temsilcileri, bu yatırımların bölge ekonomisinin itici gücü olacağını söyledi.
YEREL SANAYİCİ DE ORTAK OLACAK
Depremden etkilenen 11 ili ayağa kaldırmak için ilk andan itibaren büyük bir çalışma başlatan hükümet, Asrın Felaketi’nin merkez üssü konumundaki Kahramanmaraş’ta savunma sanayi alanında faaliyet gösterecek tesiste üretime başlamak için gün sayıyor. TUSAŞ tarafından hayata geçirilen söz konusu fabrikada üretim 22 Şubat’ta düzenlenecek törenle başlayacak. Fabrikada Türkiye’nin savunma sanayindeki gururu insansız hava aracı ANKA’nın da aralarında olduğu pek çok hava aracı için parça üretilecek.
Yapılan yatırımlarla şehrin büyük bir kabuk değişimi içinde olduğunu söyleyen Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mustafa Buluntu, “Şehrimize yapılan yatırım sadece bununla sınırlı kalmayacak. Açılışın olduğu gün yüzde 70’i şehrin önde gelen sanayicilerine, yüzde 30’u ise TUSAŞ’a ait bir 200 milyon dolar sermayeli bir şirket kurmak için imza atacağız. Bu fabrikada da aralarında Boeing ve Airbus gibi firmanın da bulunduğu sivil havacılık sektörüne yönelik üretim yapacağız” dedi. Şimdiden 100’e yakın firmanın tedarikçi olmak için müraacatta bulunduğunu anlatan Buluntu, “Şehrimiz sanayi kümelenmesinde önemli bir adres olacak” diye konuştu.
ÜRETİMİN LOKOMOTİFİ
İlk günden itibaren sahada olan ve depremzedelere desteğini sürdüren ASELSAN, depremin ağır hasar verdiği illerden biri olan Malatya’da dev bir yatırım için kolları sıvadı. ASELSAN’ın üretim, tasarım ve lojistik üssü olması planlanan “ASELSAN Malatya” adı verilecek tesisin depremlerden etkilenen kentte, üretimin lokomotifi olması bekleniyor. Tesisin hayata geçirilmesi için Malatya Organize Sanayi Bölgesi’nde arazi tahsisi sağlandı.
Sabah’ın haberine göre, ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol “ASELSAN’ı bölgede üretimin önemli bir parçası yapmayı, tasarım ve lojistik üssü dahil birçok fonksiyonu içerisinde barındıran bir duruma getirmeyi uzun dönemde planladık” ifadelerini kullandı. Kısa sürede faaliyete başlamayı hedeflediklerini ifade eden Akyol, Malatya’da da sürdürülebilir, geliştirilebilir ve uzun dönemli bir yatırım için fizibilite çalışmaları yaptıklarını anlattı. Yatırımın şehrin ekonomisine büyük katkı sunacağını anlatan Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu ise “Biz buna sadece bir fabrika yatırımı olarak bakmıyoruz. Bu fabrika için ara malı üretimi yapacak KOBİ’ler de yatırım yapacak. Dolayısıyla bu diğer yatırımlar için de sürükleyici olacak. Hatta uluslararası yatırımların şehrimize ilgisini de artıracağını düşünüyorum. Nitelikli işgücünün yetişmesine de büyük katkı sunacak” diye konuştu.
ÇARPAN ETKİSİ YAPACAK
Depremden özellikle Nurdağı ve İslahiye ilçeleri ağır hasar gören Gaziantep’te de TUSAŞ vasıtasıyla karbon fiber tesisini hayata geçiriliyor. Söz konusu yatırımların Anadolu sanayisinin önde gelen şehirlerinden Gaziantep’e birkaç basamak birden atlatacağını söyleyen Gaziantep Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Adnan Ünverdi, “Biz bu yatırıma salt bir karbon elyaf üretimi olarak bakmıyoruz. 160 alanda üretim yapan köklü bir sanayi geçmişine sahip şehrimizde yapılacak savunma sanayi yatırımları çarpan etkisi yapacaktır. Öte yandan nitelikli işgücünün şehre gelmesi de çok önemli. Bu alanda yetişecek kalifiye elemanlar şehrin insan kaynağı kalitesini de artıracaktır” diye konuştu.
ŞEHİRDE EKOSİSTEM OLUŞTURUR
2020’de yaşadığı büyük depremin ardından, 6 Şubat depreminde bir kez daha sarsılan Elazığ da savunma sanayi yatırımlarının adresi olacak. TÜYAR’ın ileri teknoloji çip paketleme ve STM’nin Duvar Arkası Radar üretim tesislerine ev sahipliği yapmaktan dolayı mutlu olduklarını söyleyen Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İdris Alan, “Savunma sanayi yatırımlarını ilimiz ekonomisi için son derece önemli buluyoruz. Bu yatırımlar için Organize Sanayi Bölgesi’nde yer tahsisi yapıldı. Bundan sonraki sürecin de yakın takipçisi olacağız. Biz buna sadece bir yatırım olarak bakmıyoruz. Oluşturacağı ekosistemi önemli buluyoruz. Çünkü bu alanda bir üretim kültürü oluşacak, bu da beraberinde şehrimize yeni yatırımları getirecektir” değerlendirmesinde bulundu.
KIRIKHAN’A SANAYİ ALANI
Depremden ağır yara alan Hatay Kırıkhan’da ROKETSAN için bir sanayi alanı kuruluyor. Hatay’ın yüzde 92’sinin yıkıldığına vurgu yapan Antakya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ahmet Bünyamin Yavuz, “Bu yatırım şehre ayrı bir dinamizm katacaktır” dedi. Şehrin ekonomisinin yeniden ayağa kalkması için büyük bir gayret içinde olduklarını anlatan Yavuz, “Hatay’da büyük bir yıkım var. Yaralarımızın elbirliği ile sarılmasını önemli buluyoruz” dedi.
KİM NEREDE, NE YAPACAK?
Gaziantep’in Nurdağı-İslahiye ilçelerinde TİSAŞ ile ROKETSAN koordinatörlüğünde karbon elyaf üretim tesisi kurulacak.
Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde ROKETSAN tarafından silah ve roket sistemleri üretim tesisi kurulacak.
Pavotek tarafından Kırıkhan’da bilişim ürünleri üretim tesisi yatırımları hayata geçirilecek.
Adıyaman’a ise TUSAŞ ile ASELSAN koordinatörlüğünde yeni bir tesis kazandırılacak. Tesiste kablo ve konektör üretimi yapılacak.
Malatya’da ASELSAN koordinatörlüğünde çok katmanlı baskı devre kartı üretim tesisi kurulacak.
Elazığ, TÜYAR’ın ileri teknoloji çip paketleme ve STM’nin Duvar Arkası Radar üretim tesislerine ev sahipliği yapacak.
Türkiye’nin önde gelen yazılım şirketi HAVELSAN ise Şanlıurfa, Adıyaman, Kahramanmaraş, Elazığ ve Malatya’da yazılım kampüsleri oluşturacak.
Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın önceki gün Kahramanmaraş’ta savunma sanayi yatırımlarını deprem bölgesindeki şehirlerde yoğunlaştıracak bir iskân ve istihdam projesi başlattıkları müjdesini vermesi gözleri depremden ağır hasar alan 11 ile çevirdi. Asrın Felaketi’nin üstünden geçen bir yılda ASELSAN, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ), ROKETSAN ve HAVELSAN gibi savunma sanayinin öncü firmaları bölgede ardı ardına dev tesisler kurmaya başladı. İlk tesis açılışı ise 22 Şubat’ta depremin merkez üssü Kahramanmaraş’ta yapılacak. TUSAŞ tarafından hayata geçirilen ve havacılık sektörüne yönelik yapı kimyasalları üretecek fabrikada üretim başlayacak. Sanayi üretimini artırmanın yanı sıra istihdama da büyük katkı sunacak söz konusu tesislerle, deprem bölgelerine toplamda 8 milyar liralık katkı sağlanacak ve en az 2 bin 500 kişiye iş imkânı oluşturulacak. Depremden etkilenen illerin iş dünyası temsilcileri, bu yatırımların bölge ekonomisinin itici gücü olacağını söyledi.
YEREL SANAYİCİ DE ORTAK OLACAK
Depremden etkilenen 11 ili ayağa kaldırmak için ilk andan itibaren büyük bir çalışma başlatan hükümet, Asrın Felaketi’nin merkez üssü konumundaki Kahramanmaraş’ta savunma sanayi alanında faaliyet gösterecek tesiste üretime başlamak için gün sayıyor. TUSAŞ tarafından hayata geçirilen söz konusu fabrikada üretim 22 Şubat’ta düzenlenecek törenle başlayacak. Fabrikada Türkiye’nin savunma sanayindeki gururu insansız hava aracı ANKA’nın da aralarında olduğu pek çok hava aracı için parça üretilecek. Yapılan yatırımlarla şehrin büyük bir kabuk değişimi içinde olduğunu söyleyen Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mustafa Buluntu, “Şehrimize yapılan yatırım sadece bununla sınırlı kalmayacak. Açılışın olduğu gün yüzde 70’i şehrin önde gelen sanayicilerine, yüzde 30’u ise TUSAŞ’a ait bir 200 milyon dolar sermayeli bir şirket kurmak için imza atacağız. Bu fabrikada da aralarında Boeing ve Airbus gibi firmanın da bulunduğu sivil havacılık sektörüne yönelik üretim yapacağız” dedi. Şimdiden 100’e yakın firmanın tedarikçi olmak için müraacatta bulunduğunu anlatan Buluntu, “Şehrimiz sanayi kümelenmesinde önemli bir adres olacak” diye konuştu.
ÜRETİMİN LOKOMOTİFİ
İlk günden itibaren sahada olan ve depremzedelere desteğini sürdüren ASELSAN, depremin ağır hasar verdiği illerden biri olan Malatya’da dev bir yatırım için kolları sıvadı. ASELSAN’ın üretim, tasarım ve lojistik üssü olması planlanan “ASELSAN Malatya” adı verilecek tesisin depremlerden etkilenen kentte, üretimin lokomotifi olması bekleniyor. Tesisin hayata geçirilmesi için Malatya Organize Sanayi Bölgesi’nde arazi tahsisi sağlandı. Sabah’ın haberine göre, ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol “ASELSAN’ı bölgede üretimin önemli bir parçası yapmayı, tasarım ve lojistik üssü dahil birçok fonksiyonu içerisinde barındıran bir duruma getirmeyi uzun dönemde planladık” ifadelerini kullandı. Kısa sürede faaliyete başlamayı hedeflediklerini ifade eden Akyol, Malatya’da da sürdürülebilir, geliştirilebilir ve uzun dönemli bir yatırım için fizibilite çalışmaları yaptıklarını anlattı. Yatırımın şehrin ekonomisine büyük katkı sunacağını anlatan Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu ise “Biz buna sadece bir fabrika yatırımı olarak bakmıyoruz. Bu fabrika için ara malı üretimi yapacak KOBİ’ler de yatırım yapacak. Dolayısıyla bu diğer yatırımlar için de sürükleyici olacak. Hatta uluslararası yatırımların şehrimize ilgisini de artıracağını düşünüyorum. Nitelikli işgücünün yetişmesine de büyük katkı sunacak” diye konuştu.
ÇARPAN ETKİSİ YAPACAK
Depremden özellikle Nurdağı ve İslahiye ilçeleri ağır hasar gören Gaziantep’te de TUSAŞ vasıtasıyla karbon fiber tesisini hayata geçiriliyor. Söz konusu yatırımların Anadolu sanayisinin önde gelen şehirlerinden Gaziantep’e birkaç basamak birden atlatacağını söyleyen Gaziantep Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Adnan Ünverdi, “Biz bu yatırıma salt bir karbon elyaf üretimi olarak bakmıyoruz. 160 alanda üretim yapan köklü bir sanayi geçmişine sahip şehrimizde yapılacak savunma sanayi yatırımları çarpan etkisi yapacaktır. Öte yandan nitelikli işgücünün şehre gelmesi de çok önemli. Bu alanda yetişecek kalifiye elemanlar şehrin insan kaynağı kalitesini de artıracaktır” diye konuştu.
ŞEHİRDE EKOSİSTEM OLUŞTURUR
2020’de yaşadığı büyük depremin ardından, 6 Şubat depreminde bir kez daha sarsılan Elazığ da savunma sanayi yatırımlarının adresi olacak. TÜYAR’ın ileri teknoloji çip paketleme ve STM’nin Duvar Arkası Radar üretim tesislerine ev sahipliği yapmaktan dolayı mutlu olduklarını söyleyen Elazığ Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İdris Alan, “Savunma sanayi yatırımlarını ilimiz ekonomisi için son derece önemli buluyoruz. Bu yatırımlar için Organize Sanayi Bölgesi’nde yer tahsisi yapıldı. Bundan sonraki sürecin de yakın takipçisi olacağız. Biz buna sadece bir yatırım olarak bakmıyoruz. Oluşturacağı ekosistemi önemli buluyoruz. Çünkü bu alanda bir üretim kültürü oluşacak, bu da beraberinde şehrimize yeni yatırımları getirecektir” değerlendirmesinde bulundu.
KIRIKHAN’A SANAYİ ALANI
DEPREMDEN ağır yara alan Hatay Kırıkhan’da ROKETSAN için bir sanayi alanı kuruluyor. Hatay’ın yüzde 92’sinin yıkıldığına vurgu yapan Antakya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ahmet Bünyamin Yavuz, “Bu yatırım şehre ayrı bir dinamizm katacaktır” dedi. Şehrin ekonomisinin yeniden ayağa kalkması için büyük bir gayret içinde olduklarını anlatan Yavuz, “Hatay’da büyük bir yıkım var. Yaralarımızın elbirliği ile sarılmasını önemli buluyoruz” dedi.
KİM NEREDE, NE YAPACAK?
Gaziantep’in Nurdağı-İslahiye ilçelerinde TİSAŞ ile ROKETSAN koordinatörlüğünde karbon elyaf üretim tesisi kurulacak.
Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde ROKETSAN tarafından silah ve roket sistemleri üretim tesisi kurulacak.
Pavotek tarafından Kırıkhan’da bilişim ürünleri üretim tesisi yatırımları hayata geçirilecek.
Adıyaman’a ise TUSAŞ ile ASELSAN koordinatörlüğünde yeni bir tesis kazandırılacak. Tesiste kablo ve konektör üretimi yapılacak.
Malatya’da ASELSAN koordinatörlüğünde çok katmanlı baskı devre kartı üretim tesisi kurulacak.
Elazığ, TÜYAR’ın ileri teknoloji çip paketleme ve STM’nin Duvar Arkası Radar üretim tesislerine ev sahipliği yapacak.
Türkiye’nin önde gelen yazılım şirketi HAVELSAN ise Şanlıurfa, Adıyaman, Kahramanmaraş, Elazığ ve Malatya’da yazılım kampüsleri oluşturacak.
Organize Sanayi Bölgelerinde onarım çalışmalarının devam ettiğini, üretimde ivme kazanmak için çalışmaları hızlandırdıklarını belirten Buluntu, üretim kapasitesinin yüzde 40-50 civarında olduğunu söyledi.
“KAHRAMANMARAŞ BÜYÜK BİR SANAYİ KENTİ”
Kahramanmaraş’ın Türkiye’nin en büyük sanayi kentlerinden biri olduğuna dikkat çeken Buluntu, Kahramanmaraş’ta 6 tane Organize Sanayi Bölgesi olduğunu, bir OSB’nin ise firma sayısı ve üretim kapasitesi bakımından Türkiye’nin 12. büyük OSB’si olduğunu belirtti.
Deprem felaketinde en büyük hasarın Erkenez Organize Sanayi Bölgesi’nde meydana geldiğini hatırlatan Buluntu, işletmelerde ve fabrikalarda onarım çalışmalarının devam ettiğini ve üretimde hızlı bir ivme yakalamak için gece gündüz çalıştıklarını ifade etti.
Organize Sanayi Bölgelerinde üretim kapasitesinin yüzde 40-50 civarına yükseldiğine işaret eden Buluntu, özellikle çelik mutfak eşyası üretimi yapan işletmelerin hızlı bir şekilde toparlandığının altını çizdi.
istihdam sorununu tam anlamıyla çözemediklerini belirten Buluntu, “Depremden önce istihdam kapasitemiz 200 bindi, şuan bu rakamın yüzde 30 altındayız” dedi. Tersine göçün başladığını, kalıcı konutların da ilk etabının tamamlandığına işaret eden Buluntu, vatandaşların şehre geri dönmesiyle istihdam sorununun çözüleceğini vurguladı.
KAHRAMANMARAŞ’A DEV YATIRIM
Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası’na kayıtlı 12 bine yakın şirket sahibi, 30 bine yakın da esnaf üyeleri olduğunu belirten Buluntu, KOSGEB’in küçük esnafa ve mikro ölçekli firmalara 450 milyon dolar kaynak ayırdığını söyledi.
Kahramanmaraş’ın cazibe bölgesi ilan edilmesini talep ettiklerini söyleyen Buluntu, özel kredilerle şirketlerin desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Buluntu, “Büyük sanayi şirketleri için açıklanan KGF’ler dışında finansman noktasında pozitif ayrımcılık istiyoruz” dedi.
“Türkiye’nin ilk 500 sanayi kuruluşu listesinde Kahramanmaraş’tan 30 şirket, ilk binde ise 60 şirketimiz var” diyen Buluntu, geniş çaplı bir kaynak aktarılması gerektiğini ifade etti.
Depremin ilk gününden itibaren kamu bankalarının ciddi bir kaynak aktardığını ancak özel bankaların da elini taşın altına koyması gerektiğinin altını çizen Buluntu, depremden en büyük hasarı alan şehirlerin başında Kahramanmaraş’ın geldiğini belirtti. SGK ödemelerinin Mayıs’a ertelendiğini hatırlatan Buluntu, bu konu ile ilgili çağrıda bulundu. “İnsanlarımızın teminat ve ipotek ödemesi yapacak maddi durumları yok, SGK ödemeleri Mayıs’tan daha ileri bir tarihe ertelenmeli” diye Konuştu.
Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Buluntu, müjdeli bir haber de verdi. Buluntu, 22 Şubat 2024’te Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katılımıyla savunma sanayi şirketinin açılışını yapacaklarını belirtti. “Kahraman Kazan’dan sonra Kahramanmaraş Savunma Sanayi şirketi olarak da anılacak” dedi.

Türk Havacılık ve Uzay Sanayii tarafından yapılan açıklamada da “Nesil5” olarak bilinen yerli savaş uçağı KAAN’ın ve göklerin ateş kanadı olarak bilinen ATAK 2 ağır taaruz helikopterlerinin aviyonik parçalarının üretimine başlanılacağı kaydedildi.
“HÜKÜMETİMİZ İLE BİRLİKTE YARALARIMIZI SARIYOR”
Kahramanmaraş Ticaret Borsası Başkanı Mustafa Narlı da bölgedeki son durumu Haber7’ye anlattı.
“Kurtuluş Savaşı’nda nasıl bir mücadele verdiysek şuanda da aynı ruhla şehrimizi ayağa kaldırmak için var gücümüzle çalışıyoruz” diyen Narlı, Göç eden vatandaşların yüzde 80’inin döndüğünü belirten Narlı, üretim kapasitelerini yüzde 100’e çıkarmak için çalıştıklarını ifade etti.
Kahramanmaraş’ın yüzde 60’ının çalıştığını ve üretim kapasitesinin ise yüzde 40 civarında olduğuna işaret eden Narlı, Şubat ayında konteyner kentlerdeki vatandaşların bir bölümüne evlerinin teslim edileceğini vurguladı.
Kahramanmaraş’ta yeni bir Organize Sanayi Bölgesi kurulacağını duyuran Narlı, Kahramanmaraş Tekstil İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde alt yapı çalışmalarının yüzde 70’inin tamamlanacağını belirtti. “Yeni açacağımız bu OSB’de 80 tesis üretim yapacak, ciddi bir istihdam sağlayacak” dedi.
Organize Sanayi Bölgelerinde onarım çalışmalarının devam ettiğini, üretimde ivme kazanmak için çalışmaları hızlandırdıklarını belirten Buluntu, üretim kapasitesinin yüzde 40-50 civarında olduğunu söyledi.
“KAHRAMANMARAŞ BÜYÜK BİR SANAYİ KENTİ”
Kahramanmaraş’ın Türkiye’nin en büyük sanayi kentlerinden biri olduğuna dikkat çeken Buluntu, Kahramanmaraş’ta 6 tane Organize Sanayi Bölgesi olduğunu, bir OSB’nin ise firma sayısı ve üretim kapasitesi bakımından Türkiye’nin 12. büyük OSB’si olduğunu belirtti.
Deprem felaketinde en büyük hasarın Erkenez Organize Sanayi Bölgesi’nde meydana geldiğini hatırlatan Buluntu, işletmelerde ve fabrikalarda onarım çalışmalarının devam ettiğini ve üretimde hızlı bir ivme yakalamak için gece gündüz çalıştıklarını ifade etti.
Organize Sanayi Bölgelerinde üretim kapasitesinin yüzde 40-50 civarına yükseldiğine işaret eden Buluntu, özellikle çelik mutfak eşyası üretimi yapan işletmelerin hızlı bir şekilde toparlandığının altını çizdi.
istihdam sorununu tam anlamıyla çözemediklerini belirten Buluntu, “Depremden önce istihdam kapasitemiz 200 bindi, şuan bu rakamın yüzde 30 altındayız” dedi. Tersine göçün başladığını, kalıcı konutların da ilk etabının tamamlandığına işaret eden Buluntu, vatandaşların şehre geri dönmesiyle istihdam sorununun çözüleceğini vurguladı.
KAHRAMANMARAŞ’A DEV YATIRIM
Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası’na kayıtlı 12 bine yakın şirket sahibi, 30 bine yakın da esnaf üyeleri olduğunu belirten Buluntu, KOSGEB’in küçük esnafa ve mikro ölçekli firmalara 450 milyon dolar kaynak ayırdığını söyledi.
Kahramanmaraş’ın cazibe bölgesi ilan edilmesini talep ettiklerini söyleyen Buluntu, özel kredilerle şirketlerin desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Buluntu, “Büyük sanayi şirketleri için açıklanan KGF’ler dışında finansman noktasında pozitif ayrımcılık istiyoruz” dedi.
“Türkiye’nin ilk 500 sanayi kuruluşu listesinde Kahramanmaraş’tan 30 şirket, ilk binde ise 60 şirketimiz var” diyen Buluntu, geniş çaplı bir kaynak aktarılması gerektiğini ifade etti.
Depremin ilk gününden itibaren kamu bankalarının ciddi bir kaynak aktardığını ancak özel bankaların da elini taşın altına koyması gerektiğinin altını çizen Buluntu, depremden en büyük hasarı alan şehirlerin başında Kahramanmaraş’ın geldiğini belirtti. SGK ödemelerinin Mayıs’a ertelendiğini hatırlatan Buluntu, bu konu ile ilgili çağrıda bulundu. “İnsanlarımızın teminat ve ipotek ödemesi yapacak maddi durumları yok, SGK ödemeleri Mayıs’tan daha ileri bir tarihe ertelenmeli” diye Konuştu.
Kahramanmaraş Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Buluntu, müjdeli bir haber de verdi. Buluntu, 22 Şubat 2024’te Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katılımıyla savunma sanayi şirketinin açılışını yapacaklarını belirtti. “Kahraman Kazan’dan sonra Kahramanmaraş Savunma Sanayi şirketi olarak da anılacak” dedi.
Türk Havacılık ve Uzay Sanayii tarafından yapılan açıklamada da “Nesil5” olarak bilinen yerli savaş uçağı KAAN’ın ve göklerin ateş kanadı olarak bilinen ATAK 2 ağır taaruz helikopterlerinin aviyonik parçalarının üretimine başlanılacağı kaydedildi.
“HÜKÜMETİMİZ İLE BİRLİKTE YARALARIMIZI SARIYOR”
Kahramanmaraş Ticaret Borsası Başkanı Mustafa Narlı da bölgedeki son durumu Haber7’ye anlattı.
“Kurtuluş Savaşı’nda nasıl bir mücadele verdiysek şuanda da aynı ruhla şehrimizi ayağa kaldırmak için var gücümüzle çalışıyoruz” diyen Narlı, Göç eden vatandaşların yüzde 80’inin döndüğünü belirten Narlı, üretim kapasitelerini yüzde 100’e çıkarmak için çalıştıklarını ifade etti.
Kahramanmaraş’ın yüzde 60’ının çalıştığını ve üretim kapasitesinin ise yüzde 40 civarında olduğuna işaret eden Narlı, Şubat ayında konteyner kentlerdeki vatandaşların bir bölümüne evlerinin teslim edileceğini vurguladı.
Kahramanmaraş’ta yeni bir Organize Sanayi Bölgesi kurulacağını duyuran Narlı, Kahramanmaraş Tekstil İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde alt yapı çalışmalarının yüzde 70’inin tamamlanacağını belirtti. “Yeni açacağımız bu OSB’de 80 tesis üretim yapacak, ciddi bir istihdam sağlayacak” dedi.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, fiyat istikrarı vurgusu yaptığı konuşmasında, adil gelir dağılımı açısından da fiyat istikrarının olmazsa olmaz olduğunu belirterek, “Tekerleği yeniden keşfetmeyeceğiz; daha önce açıkladığımız gibi bundan sonra uluslararası normlara uygun, kurala dayalı ve şeffaf olacağız. İzlediğimiz programın temelinde fiyat istikrarı yer alıyor. Fiyat istikrarının olmadığı yerde öngörülebilirlikten bahsedemezsiniz. Bunu sağlayamazsak arzuladığınız tarzda nitelikli sürdürülebilir bir sanayi asla olmaz; sadece illüzyon olur. Geçici, dönemsel kazanımlar olur. Sürdürülebilir, yüksek büyümenin bir ön koşulu var; o da fiyat istikrarı, enflasyonun kalıcı şekilde düşük tek haneye indirilmesi.” değerlendirmesini yaptı.
İZLEDİĞİMİZ PROGRAM GEÇİCİ BİR HEVES DEĞİLDİR
“Fed, Avrupa Merkez Bankası, Meksika, Brezilya enflasyonu nasıl indiriyorsa biz de öyle yapıyoruz” diyen Mehmet Şimşek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Büyümeyle enflasyon arasındaki gerilimden bahsediliyor, bahsedildiği gibi bir gerilim yok. Bu gerilim kısa vadeli. Sürdürülebilir yüksek büyüme için enflasyonun düşük olması lazım. Esas istikrarsız büyüme enflasyonun yüksek olduğu dönemlerdedir. Dolayısıyla bir gerilim yoktur. Miktarsal sıkılaşmaya da gittik, önümüzdeki dönemde çok daha destekleyici maliye politikası devrede olacak. Türkiye’de enflasyonun yerçekimine karşı mücadele edeceğine inanmıyorum, düşecektir. Tek koşul bu programın uygulanmasıdır. Bu program, Cumhurbaşkanımız liderliğinde hazırlanmış, uygulamaya konmuş ve sonuç aldığımız bir programdır. Bu program geçici bir heves değildir.”
FİNANSAL İSTİKRAR GÜVENİ İFADE EDİYOR
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, İstanbul Sanayi Odası’nı ziyaret etmesinin ve sanayicilerle birlikte olmasının çok önemli ve anlamlı olduğunu kaydeden Erdal Bahçıvan, Bakan Şimşek’in sanayicilerle birlikte olmasının kendilerine güç ve moral verdiğine dikkat çekti. Türkiye ve dünyada yaşanan gelişmeler hakkında değerlendirmelerde bulunan Erdal Bahçıvan, “Küresel ekonomide zorlu rekabet koşulları sanayicileri zora sokuyor. Ülkemizde ise ekonomide yeni dengelenme çabaları, enflasyonla mücadele, dış pazarlarımızdaki daralma, kur-ihracat ilişkisi ve ihracatımızın kompozisyonuyla ilgili konular öne çıkıyor. İşte bu noktada önemle vurgulamak isterim ki, bizim için her zaman, her yerde savunduğumuz gibi en öncelikli husus finansal istikrardır. Finansal istikrar adeta bir binanın temeli gibi sağlamlığı ve güveni ifade ediyor. Finansal istikrar her şeyin başı olduğuna göre başta ekonomi yönetimi olmak üzere tüm paydaşların bu hususta azami özen, dikkat ve gayreti göstermesinin ülkemiz için çok önemli olduğunu değerlendiriyoruz.” dedi.
ASIL SINAV YILIN İKİNCİ YARISINDA
Türkiye ekonomisine bakıldığında düşük küresel büyüme, zayıf dış talep koşulları ve para politikasında yaşanan sıkılaşmaya bağlı olarak Türkiye’de ivme kaybının gözle görünür hale geldiğini dile getiren Erdal Bahçıvan, “2023’ün son ayı itibarıyla İSO Türkiye İmalat PMI 6 aydır kesintisiz daralma bölgesinde seyrediyor. Toplam yeni siparişler ve yeni ihracat siparişleri gibi alt kalemler talepte zayıflığa işaret ediyor ve önümüzdeki aylar için güçlü bir iyimserlik de sunmuyor. Her ne kadar iç talepteki yavaşlama henüz enflasyon hedefleri bakımından istenilen ölçülerde olmasa da bu yıl büyümenin yüzde 4’lük OVP hedefinin altında kalacağına dönük yaygın bir beklenti hakim. Diğer taraftan 2023’ü yüzde 65 ile zirve seviyedeki bir enflasyonla kapatmış durumdayız. 2024 yılının ilk aylarında, asgari ücret zammı ve vergi ayarlamalarının etkisiyle aylık enflasyonun seyrinde yeniden bir bozulma göreceğiz ve muhtemelen yıllık enflasyon yıl ortalarına doğru yüzde 70’ler düzeyinde yeni bir zirve yapacak. Yani asıl sınavın yılın ikinci yarısında başlayacağı açık.” diye konuştu.
YABANCI YATIRIMCININ AYAK SESLERİ YENİDEN YÜKSELİYOR
Dış finansman tarafında ekonomi politikalarındaki değişimin ilk meyvelerinin görülmeye başladığını söyleyen Erdal Bahçıvan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Özellikle bankalarımızın uluslararası piyasalarda yeniden borçlanmaya başlaması güven ortamında iyileşme sinyali vermesi açısından olumlu. Tahvil piyasamızda da yabancı yatırımcının ayak sesleri yeniden yükseliyor. Seçim belirsizliğinin ortadan kalkması, kırılganlıklarımızın azalması, CDS’lerde düşüşün sürmesi ve kredi notlarımıza yönelik olası artışlarla, ülkemizin uluslararası piyasalardan hak ettiği yatırımı çeker hale geleceğine inanıyorum. Her ne kadar 2023’ü OVP’de
öngörülenden düşük bir bütçe açığı ile kapatmış olsak da Aralık bütçe rakamları önümüzdeki süreç için önemli bir uyarı niteliği taşıyor. Deprem kaynaklı harcamalardan kısmak elbette ki söz konusu olamaz. Ancak diğer harcama kalemlerinden tasarruf yapmak, harcamaları etkin, verimli alanlara yönlendirmek bu süreçte önemli bir ihtiyaç olarak kendisini dayatıyor. Bu anlamda, Bakanımızın son dönemde yaptığı uyarıları ziyadesiyle değerli bulduğumuzu söylemeliyiz. Bu çerçevede bugün toplum vicdanını rahatlatacak bir kamu tasarruf politikası ve bütçe disiplinine ihtiyacımız olduğunu özellikle ifade etmek istiyorum. Öyle ki etkili ve sonuç odaklı bir yaklaşımla; tasarruf ve harcamaların niteliğini artırmak, hem kamu mali dengelerimizin sağlığını korumak hem de enflasyonla mücadele açısından kritik önem taşıyor.”
REKABET GÜCÜNÜ VE İHRACAT POTANSİYELİNİ ZAYIFLATIYOR
Ekonomiyi yeniden rasyonel bir çizgiye taşıma yönündeki çabaların sonuç vermesinin zaman alacağına vurgu yapan Erdal Bahçıvan, yeni ekonomi anlayışının başlamasından bu yana bu konudaki güven ve sabır vurgularını her platformda dile getirdiklerini ve bugün de sürdürdüklerini ifade etti. Bahçıvan, “Hepimiz aslında bir anlamda sabır ve stres testinden geçiyoruz. Kimilerinin sadece rakamlara bakarak sanayinin büyüme performansı üzerinden yaptıkları yorumlar için burada şunu ifade etmek istiyorum: Evet samimi konuşmak gerekirse aslında sanayi, pandemi sonrasındaki süreci olumsuz geçirmedi. Birikmiş ve yüksek talep, özellikle ihracat pazarları kanalıyla sanayiye olumlu yansıdı. Büyüme rakamlarında sanayinin aldığı payda da bu görüldü. Ancak enflasyonun kalıcı olarak devam etmesinin üretim hayatına asla huzur getirmeyeceğini de hep birlikte gördük. Enflasyonist ortamlarda rakamların yarattığı illüzyon bir süre sonra ortadan kalkıyor ve olumsuzlukları görmeye başlıyorsunuz. Sanayiciler olarak illüzyonun sonuna geldiğimizi burada açıkça ifade etmek istiyorum. Uzun zamandır bir ihtiyaç olarak kendisini dayatan enflasyon muhasebesine geçişin ardından bu çok daha net bir şekilde görülecektir. Sözünü ettiğim illüzyonun bir tarafında artan cirolar varsa, diğer tarafında da sanayicinin ham maddeden iş gücüne kadar artan maliyetlerinin bulunduğunu unutmayalım. Bugün maliyetleri artıran bu faktörlerin, dünya pazarlarında birçok sektörümüzün rekabet gücünü, ihracat potansiyelini zayıflattığını görüyoruz. Nitekim öncü ihracatçı sektörlerimizden ana metal, tekstil ürünleri ve giyim eşyalarında belirgin düşüşler dikkat çekiyor.” diye konuştu.
Büyükşehir Belediyesi Taş Bina Kültür Sanat’ta düzenlenen toplantıda konuşan Başkan Altay, Konya’ya hizmet etmek için önce Konya’yı anlamanın, taşıdığı kadim ruhu derinden hissetmenin ve Konya’ya gönülden bağlı olmanın gerektiğini söyledi.

“TÜM KONYALI KARDEŞLERİMİZİ GÖNLÜMÜZÜN EN DERİN KÖŞESİNDE TAŞIYORUZ”
Hazreti Mevlana’nın “Aşk davadır, cefa da şahidi” sözünden alıntı yapan Başkan Altay, “Sevdalı olduğumuz Konya’mız için azimle ve gayretle çalışıyoruz. Her daim böyle bir şehre hizmet etmenin bahtiyarlığını yaşıyor, ‘Konya için daha ne yapabiliriz’ derdiyle, gayretlerimizi sürdürüyoruz. ‘Her yerde olmak gibi bir duan varsa, gönüllere gir. Çünkü sevenler, sevdiklerini gönüllerinde taşırlar’ buyuran Mevlana gibi, bizler de her bir hemşehrimizin gönüllerine girmek için gayret ediyor, tüm Konyalı kardeşlerimizi gönlümüzün en derin köşesinde taşıyoruz” diye konuştu.

“2024 YILINDA DA TÜM KAZANIMLARIMIZIN ÜZERİNE YENİLERİNİ EKLEYEREK EN GÜZEL YARINLARA YÜRÜMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Her yıl olduğu gibi 2023 yılında da her gününü, her saatini, her dakikasını Konya’yı daha yüksek ufuklara taşımak için vakfettiklerini vurgulayan Başkan Altay, “Cumhuriyetimizin 100’üncü yılını kutladığımız bu dönemde Konya’mızı ülkemizin en önemli itici gücü haline getirmek için büyük çaba sarf ediyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ifade ettiği gibi ‘Konya; varlığımızın, birliğimizin, dirliğimizin sembolü olduğu gibi Türkiye Yüzyılı’nın da teminatı olmaya devam ediyor’ 2024 yılında da hemşehrilerimizle birlikte tüm kazanımlarımızın üzerine yenilerini ekleyerek en güzel yarınlara yürümeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

“2023 NİSAN VE MAYIS’TA 5 MİLYAR 326 MİLYON LİRALIK YATIRIMI ŞEHRİMİZE KAZANDIRDIK”
Geçtiğimiz yılın sadece Nisan ve Mayıs ayı arasında, aralarında KONYARAY Banliyö Hattı’nın da yer aldığı Konya’ya kazandırdıkları projelerin maliyetinin 3 Milyar 862 Milyon Lira olduğunu kaydeden Başkan Altay, şöyle devam etti:
“Sayın Cumhurbaşkanımız 2 Mayıs’taki Konya Mitinginde; Konya’da Karapınar Güneş Enerji Santrali, Bozkır Barajı ve Abdülhamid Han Caddesi ile birlikte toplam yatırım bedeli 6 milyar lirayı bulan 74 kalem eser, hizmet ve projenin resmi açılışını gerçekleştirdi. Ayrıca miting sırasında Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından Büyükşehir Belediyemize ait 1 Milyar 464 Milyon Lira tutarındaki yatırım ve hizmetin daha açılışı yapıldı. Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından açılışı yapılan, Büyükşehir Belediyemize ait yatırımları da eklediğimizde; Konya Büyükşehir Belediyesi olarak bir ay içerisinde toplamda 5 Milyar 326 Milyon Liralık yatırımı şehrimize kazandırmış olduk.”
Geçtiğimiz yıl 6 Şubat’ta yaşanan ve 11 ili etkileyen Kahramanmaraş merkezli depremlerde Büyükşehir Belediyesi olarak Hatay’da yaptıkları çalışmaları detaylı şekilde anlatan Başkan Altay, devamında 31 ilçede tamamlanan ve devam eden yatırımları ve hizmetleri paylaştı.
“TÜM GAYRETİMİZİN ARKASINDA ŞEHRİMİZE DUYDUĞUMUZ DERİN SEVDA VAR”
Konuşmasının son bölümünde Sultan Veled’in “Konya! Sen Anadolu’nun başkentisin. Her büyük şehir bir emir gibidir. Sen ise bütün şehirlerin başında padişah gibisin. Her kale parlayan bir yıldız gibidir. Sen ise bütün bu yıldızların başındaki ay gibisin” sözünden alıntı yapan Başkan Altay, “İşte bizler de şehrimizi böyle görüyoruz. Tüm azmimizin ve gayretimizin arkasında şehrimize duyduğumuz derin bir sevda var. İnşallah Konya’mız geçmişte olduğu gibi bugün ve daima ay gibi parlayama devam edecektir” ifadelerine yer verdi.

BAŞKAN ALTAY CUMHURBAŞKANI ERDOAĞAN’A TEŞEKKÜR ETTİ
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptıkları tüm çalışmalarda en büyük destekçileri olduğunu belirterek kendisine teşekkür eden Başkan Altay konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Her zaman yanımızda olan bakanlarımıza, milletvekillerimize, belediye başkanlarımıza, AK Parti, Milliyetçi Hareket Partisi, Büyük Birlik Partisi teşkilatlarına ve tüm aziz hemşehrilerime yürekten teşekkür ediyorum. Konya Büyükşehir Belediyesi olarak şehrimizin küresel potansiyelini en iyi şekilde kullanarak çok daha güzel ve yaşanılabilir bir dünya için çalışmaya devam edeceğiz. İnşallah 2024 yılında da başta Gazze olmak üzere tüm dünyada akan kanın durmasını ve ülkemizin kanayan yarası olan terör belasının son bulmasını diliyorum.”
Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay’ın toplantıda bahsettiği 4 önemli kentsel dönüşüm çalışması dikkat çekti.

DARÜ’L-MÜLK İHYA PROJESİ
Konya Büyükşehir Belediyesi, Darü’l Mülk Projesi kapsamında şehir merkezinde 20 farklı noktada çok önemli dönüşüm ve restorasyon çalışmaları gerçekleştiriyor.
Bu kapsamda şehrin en hareketli merkezlerinden olan Mevlana Çarşısı ve Altın Çarşı yenileyerek; her yönüyle Selçuklu izlerini taşıyan ve bedesten kültürünün hâkim olduğu bir alan oluşturduklarını kaydeden Başkan Altay, yine tarihi Taş Bina’yı restore ederek “dijital tanıtım merkezi” olarak hizmete sunduklarını; Alaaddin Caddesi’ndeki binaların dış cephelerini yenilediklerini; eski Tekel binası olan Depo No:4’ü restore ederek sanat galerisi haline getirdiklerini; Darü’l Mülk Sergi Sarayı’nı açtıklarını; Büyük Larende Dönüşümü ve Meydan Evleri projelerine devam ettiklerini ifade etti.
ESKİ SANAYİ VE KARATAY SANAYİ KENTSEL DÖNÜŞÜMÜ
Konya’da yıllardır konuşulan Eski Sanayi ve Karatay Sanayi’nin taşınması projesi kapsamında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, TOKİ ve Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından Türkiye’nin İlk Sıfır Atık Sanayi Sitesi inşa ediliyor.
2.690 dükkândan ve 134 ticari alandan oluşan Yeni Sanayi Sitesi’ni tamamlayarak 2024 yılı sonunda Eski Sanayi ve Karatay Sanayi’yi bu yeni dükkanlara taşıyacaklarını kaydeden Başkan Altay, “Arsası Büyükşehir Belediyemiz tarafından verilen Yeni Sanayi Sitesi’nin olduğu bölgede sanayi için uzmanlaşmış bir itfaiye merkezi de inşa ettik. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız ile TOKİ’ye tüm Konyalılar adına bir kez daha teşekkür ediyorum” dedi.

CEPHANELİK KENTSEL DÖNÜŞÜMÜ
Milli Savunma Bakanlığı ile yaptıkları protokoller kapsamında iki büyük kentsel dönüşüm çalışması yürüttüklerini vurgulayan Başkan Altay, “Ülkemizdeki en önemli kentsel dönüşüm projelerinden biri olan; Sille Cephaneliğini, Çumra’da 8,5 milyon metrekarelik alan üzerine yapacağımız yeni cephaneliğe taşıma projemizi tamamlamak üzereyiz. Yaklaşık 2 milyar lira ile büyük bir bütçeye sahip olan bu yatırımımız, inşallah en kısa zamanda Türk Silahlı Kuvvetlerimize hizmet vermeye başlayacak. Cephanelik taşındıktan sonra Sille’deki mevcut alanda yatay mimariye uygun örnek bir şehircilik çalışması yapacağız” diye konuştu.

AĞIR BAKIM KENTSEL DÖNÜŞÜMÜ
Yine şehir merkezi içerisinde kalan Ağır Bakım olarak bilinen 640.000 metrekarelik alanı, yeni bir bölgeye taşıyacaklarını belirten Başkan Altay, “2,5 milyarlık bedelle Konya belediyecilik tarihinin tek seferde ihale edilen en yüksek bütçeli yatırımı olan Ağır Bakım Kentsel Dönüşümü ve 56. Bakım Fabrika Müdürlüğü’nün temelini geçtiğimiz Pazartesi günü Milli Savunma Bakanımız Sayın Yaşar Güler ve Kara Kuvvetleri Komutanımız Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu’nun katılımıyla attık.
Yapımına başladığımız 56. Bakım Fabrika Müdürlüğü, 140 bin metrekarelik kapalı alanıyla Türkiye’nin en modern tesislerinden biri olacak. Mevcut Ağır Bakım alanında ise 400 bin metrekarelik bir yeşil alanı şehrimize kazandıracağız. Bununla birlikte; sağlık ve eğitim tesis alanları ile kentsel dönüşümde kullanmak için konut alanları da bulunacak. Böylece Milli Savunma Bakanlığımız ile yapmış olduğumuz bu iki protokol kapsamında yaklaşık 4,5 milyarlık bedelle askerimize, bakanlığımıza yeni tesisler kazandırmış oluyoruz. Şimdiden hayırlara vesile olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.
]]>Depremler, bölgesel savaşlar ve çatışmaların olumsuz etkilerine karşın Türkiye’de sektörler geçen yıl da ihracat rekoru kırmayı sürdürdü.
Yaşanan deprem felaketinin yılın ilk aylarında ihracata negatif yansımasına karşın afet bölgesindeki illerde üretimin normalleşmeye başlamasıyla Türkiye’nin ihracat performansı artarak devam ediyor.
Firmaların ihracatta dünya markası haline gelmek için gösterdiği çabalar Türkiye’nin dış satımında yeni rekorlar getirirken, ana pazarların yanı sıra Uzak Ülkeler Stratejisi kapsamında sunulan destekler de Türk ihracatçısının başarısında önemli bir rol oynuyor.
İhracatçıların alternatif pazarlara yönelmesi ve düzenlenen alım heyetleriyle Türk şirketlerinin ürünlerine yönelik talep artarak devam ediyor.
“SANAYİNİN TOPLAM İHRACATTAKİ PAYI YÜZDE 81,5 OLDU”
AA muhabirinin Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerinden derlediği bilgilere göre, Türkiye’nin ihracatı geçen yıl 2022’ye göre yüzde 0,6 artarak 255 milyar 808 milyon 922 bin dolara yükseldi.
Türkiye’nin sanayi ihracatı ise yüzde 2,6 azalarak 180 milyar 818 milyon 623 bin dolara geriledi.
Sanayi ihracatında, küresel ve ulusal ölçekli gelişmeler dolayısıyla yaşanan düşüşe karşın bazı alt sektörlerde ihracat rekoru kırıldığı görüldü.
Geçen yıl sanayi sektörünün Türkiye’nin toplam ihracatındaki payı yüzde 81,5 oldu.
OTOMOTİV SEKTÖRÜNÜN İHRACATI 35 MİLYAR DOLARI AŞTI
Geçen yıl otomotiv endüstrisi, 35 milyar 4 milyon 230 bin dolarla sanayinin alt kolları arasında en çok ihracat yapan sektör olarak rekorunu kırdı.
Gemi, yat ve hizmetleri sektörü 1 milyar 941 milyon dolar, elektrik ve elektronik 16 milyar 227 milyon dolar, makine ve aksamları 11 milyar 338 milyon dolar, mücevher sektörü 7 milyar 641 milyon dolar, savunma ve havacılık sanayisi 5 milyar 546 milyon dolar, iklimlendirme sanayisi de 7 milyar 170 milyon dolarla en yüksek yıllık ihracat rakamına imza attı.
2023’te önceki yıla göre göre ihracat artışı otomotiv endüstrisinde yüzde 13, gemi, yat ve hizmetlerinde yüzde 33,6, elektrik ve elektronikte yüzde 7, makine ve aksamlarında yüzde 9,4, mücevherde yüzde 30,5, savunma ve havacılık sanayisinde yüzde 27,1, iklimlendirme sanayisinde yüzde 7,4 olarak gerçekleşti.
REKOR KIRAN SEKTÖRLERDE AVRUPA ÜLKELERİ ÖNE ÇIKTI
Sanayi grubunda rekor kıran sektörlerin ihracat yaptığı pazarlara bakıldığında Avrupa ülkeleri öne çıktı.
Geçen yıl Almanya’ya, otomotiv endüstrisi 4 milyar 854 milyon dolar, iklimlendirme sanayisi 770 milyon dolar; Birleşik Krallık’a elektrik ve elektronik sektörü 1 milyar 659 milyon dolar; Norveç’e gemi yat ve hizmetleri 527 milyon dolarlık dış satım gerçekleştirdi.
Makine ve aksamlarında Rusya Federasyonu’na 1 milyar 397 milyon dolarlık, mücevher sektöründe Birleşik Arap Emirlikleri’ne 3 milyar 205 milyon dolarlık ihracat yapıldı.
Sektörlerin en yüksek ihracat gerçekleştirdiği illere bakıldığında ise otomotiv endüstrisinde Kocaeli; iklimlendirme sanayisi, elektrik ve elektronik, makine ve aksamları ile mücevher sektöründe İstanbul; gemi, yat ve hizmetlerinde Yalova öne çıktı.