Davada Eyüp Yıldızoğlu, Murtaza Caner Şirin ve Faruk Şahin eylemi haksız tahrik altında işledikleri gerekçesiyle 18’er yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sanık Osman Sonar ise delil yetersizliğinden beraat etti.
Adana Seyhan’a bağlı Tepebağ Mahallesi’ndeki bir bara arkadaşları ile 15 Aralık 2022’de eğlenmeye giden Osman Sonar (48) iddiaya göre, arka masada oturan İsmail Ceylan ile selamlaştı, taraflar birbirlerine ikramda bulundu.
Daha sonra Osman Sonar, İsmail Ceylan’ı masasına davet etti. Ancak Ceylan, teklifi kabul etmedi. Kısa süre sonra Osman Sonar’ın masasındaki Faruk Şahin (30), önünden geçen İsmail Ceylan’ı garson sanıp, “Garson, bakar mısın?” dedi.
Bu söz üzerine çıkan kavgada, Eyüp Yıldızoğlu (23) ve Murtaza Caner Şirin (21), tabancayla İsmail Ceylan’a ateş etti. Vücuduna 7 mermi isabet eden Ceylan, hastanede yaşamını yitirdi. Eyüp Yıldızoğlu, Murtaza Caner Şirin ve Faruk Şahin tutuklandı, Osman Sonar adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Cumhuriyet Savcısı, İsmail Ceylan’ın öldürülmesi ile ilgili soruşturmayı tamamlayarak sanıklar Yıldızoğlu, Şirin, Şahin ve Sonar hakkında ‘Kasten öldürme’ suçundan iddianame hazırladı.
SAVCIDAN 3 CEZA, 1 BERAAT TALEBİ
Adana 6’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan sanıklar Eyüp Yıldızoğlu ve Murtaza Caner Şirin karar duruşmasına bulundukları cezaevlerinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığı ile katıldı. Yargılama sırasında adli kontrol şartıyla tahliye edilen Faruk Şahin ile tutuksuz sanık Osman Sonar, duruşmaya gelmedi. Tarafların avukatlarının da hazır bulunduğu duruşmada savcı, esas hakkındaki mütalaasını verdi. Savcı, sanıklar Yıldızoğlu, Şirin ve Şahin’in ‘Fikir ve eylem birliği içinde kasten öldürme’ suçundan cezalandırılmalarını, sanık Sonar’ın delil yetersizliğinden beraatine karar verilmesini istedi.
“İKİMİZDEN BAŞKA OLAYDA SİLAH KULLANAN OLMADI”
Son savunmaları sorulan sanıklardan Eyüp Yıldızoğlu, “Dışarıda bir süre sigara içtikten sonra içeri girdiğimizde İsmail Ceylan, ‘Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?’ diyerek küfrediyordu. Faruk Şahin yakasından tutup, ‘Küfretmeni gerektirecek bir şey yok’ dedi. Bir anda silah sesi duydum. Arkadaşın belindeki silahı aldım; havaya doğru 2 el ateş edecektim. Sekip başkasına gelir diye korkup yere doğru 2 el ateş ettim. Murtaza ise yakın mesafeden maktule 4-5 kere ateş etti. İkimizden başka olayda silah kullanan olmadı” dedi.
“TANIMIYORDUM, KÜFREDİNCE ATEŞ ETTİM”
Sanık Murtaza Caner Şirin ise İsmail Ceylan’ın küfredip, elini beline götürdüğünü iddia ederek kendisini şöyle savundu:
“Ben de onu durdurmak için 1 el yere ateş ettim. Aramızda çekişme oldu, silahı elimden almaya çalıştı. Ben de hedef gözetmeden yere doğru ateş etmeye devam ettim. Kesinlikle öldürme kastım yoktu. Keşke bu olay yaşanmasaydı. Maktulü tanımıyordum, küfredince ateş ettim. Öldürmemi gerektirecek herhangi bir husumetim yoktu.”
“GARSON OLMADIĞINI ÖĞRENİNCE ÖZÜR DİLEDİM”
Sanık Faruk Şahin de daha önceki duruşmalarda yaptığı savunmasında, “Eğlenirken maktul önümden geçti. Giyimi nedeniyle garson olduğunu düşündüm. ‘Garson bakar mısın?’ dedim. O da ‘Sen kimsin lan, kaç kuruşluk adamsın, garsona benzer bir halim mi var?’dedi. Garson olmadığını öğrenince özür diledim. Bana küfretti, arkadaşlar maktulü sakinleştirip, masasına götürmeye çalıştı. Maktul aldığı alkolün etkisiyle yere düşer gibi sendeledi. Sonra 4-5 el silah sesi duydum” demişti. Sanık Osman Sonar ise daha önce vermiş olduğu savunmasında öldürme olayı ile ilgisinin olmadığını söylemişti.
“İYİ HAL” İNDİRİMİ UYGULANMADI
Mahkeme heyeti, sanıklar Eyüp Yıldızoğlu, Murtaza Caner Şirin ve Faruk Şahin’i ‘Fikir ve eylem birliği içinde kasten öldürme’ suçundan önce müebbet hapse mahkum etti. Daha sonra heyet, sanıkların cezasını, eylemlerini haksız tahrik altında gerçekleştirdikleri gerekçesiyle 18’er yıl hapis cezasına indirdi.
Sanıklara, suça meyilli kişilikleri, yargılama sürecindeki davranışları göz önünde bulundurularak ‘iyi hal’ indirimi uygulanmadı. Heyet ayrıca sanıklardan Yıldızoğlu ve Şirin’i ‘Ruhsatsız silah bulundurmak’ suçundan 1 yıl hapis ve 30 gün adli para cezasına mahkum etti. Tutuksuz sanık Osman Sonar ise delil yetersizliğinden beraat etti.
Sendikaların çağrısıyla, üzeri arandıktan sonra Saraçhane’deki alana girdiğini, kendisiyle birlikte tutuklanan sanıkların tahliye edildiğini belirten Yanar, “Tutuklu bulunmam nedeniyle KYK yurdundan ve işimden atıldım. Tahliyemi talep ediyorum.” dedi.
“FLAMALAR VE TEKMELERLE POLİSİ GEÇMEYE ÇALIŞTIK”
Tutuklu sanıklardan Ayşe Beliz İnce de flamalar ve tekmelerle polisi geçmeye çalıştıklarını söyleyerek, “Polis baskın geldi. Biz meydana varamadık. Bu defa olmasa da varacağız meydana. Görüntüdeki kişi benim.” ifadelerini kullandı.
Tutuksuz sanık Bekir Aslan ise CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in çağrısı ve Özel’in de burada bulunması üzerine söz konusu alana gittiğini belirterek, polise zarar vermek amacıyla orada olmadığını savundu.
25 SANIK İÇİN TAHLİYE KARARI
Kendilerine dağılmaları yönünde uyarı yapılmadığını öne süren Aslan, “Taksim yasağından haberim vardı ama belirttiğim gibi çağrı üzerine gittim. Üzerime plastik mermi sıkılması sonucu eylemimi gerçekleştirdim. Akabinde polis memurları tarafından darbedildiğime ilişkin rapor aldım. Üzerime atılı suçları kabul etmiyorum. Müştekilere ya da kamu malına zarar vermedim. Zarar varsa somutlaştırıldığı takdirde gidermek istiyorum.” diye konuştu.
Ara kararını açıklayan mahkeme, tutuklu 25 sanığın delil karartma ihtimalinin bulunmadığı gerekçesiyle yurt dışı çıkış yasağı tedbiriyle tahliyesine karar verdi.
Duruşmaya ara verildiği sırada izleyicilerden bazılarının salonda sanıkların fotoğrafını çektiğini ve sosyal medyada paylaştığını belirten mahkeme, fotoğrafı çeken kişilerin tespit edilerek haklarında suç duyurusunda bulunulmasına hükmetti. Duruşma ertelendi.
İDDİANAMEDEN
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, DİSK, KESK, DEM Parti, TMMOB, TDB, SOL Parti ve CHP İstanbul İl Örgütü gibi çeşitli parti, konfederasyon, sendika, STK, marjinal grup ve oluşumlar tarafından, sosyal medyadan 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nde Fatih Saraçhane Parkı’nda kanunsuz yürüyüş gerçekleştirileceğine dair çağrılarda bulunulduğu belirtiliyor.
Fatih Kaymakamlığınca alınan yasaklama kararına istinaden İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünce, belirtilen yer ve çevresinde olmak üzere kapama ve arama noktaları oluşturularak gerekli tedbirlerin alındığı bildirilen iddianamede, grupların birlikte ve bireysel olarak olay yerine geldikleri ifade ediliyor.
İddianamede, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ile emniyet tedbirlerinden sorumlu İl Emniyet Müdür Yardımcısı arasında saat 08.30’da yapılan müzakerede, yapılan eylemin kanunsuz olduğu, Taksim Meydanı’nda toplu yapılacak etkinliğe izin verilmediği, bu konuda yasaklama kararı bulunduğu, Taksim Meydanı’na yürüyüşe izin verilmeyeceği ve eyleme son verip dağılmaları gerektiğinin bildirildiği aktarılıyor.
İlerleyen saatlerde katılımcı sayısının 20 bine ulaştığı alanda, yeniden dağılma uyarısında bulunulduğu kaydedilen iddianamede, saat 11.35’te saldırgan grupların emniyet görevlilerine taş ve flamalarla saldırmaya başladıkları belirtiliyor.
İddianamede, flamaları bulunan ve aralarında maske takanların da olduğu gruplardan 150 kişinin, taş, su damacanası, flama sopası, el ve tekmelerle polis kalkanlarına, ara boşluklardan ise polislerin vücutlarına ve kafalarına vurmaya başladıkları bilgisine yer veriliyor.
Saldırgan grubun eylemlerine devam ettiği kaydedilen iddianamede, “Ayrıca itme, çekme ve vurma suretiyle 35 boy kalkanı, 77 görev kalkanı, 1 el telsizi, 22 kask, 23 gaz maskesi, 1 ZET tüfeğine zarar verdiklerinin tespit edildiği, benzer eylem ve polise yönelik saldırıların belirli aralıklarla saat 12.44’e kadar devam ettiği” belirtiliyor.
İddianamede şüphelilerin fikir ve eylem birliği içinde hareket ettikleri aktarılarak, “Şüphelilerin taş, kaldırım taşı gibi sert cisim atmak, flama sopası, su damacanası ile vurmak, tekmelemek, yumruk atmak, iteklemek suretiyle müşteki polis memurlarını yaraladıkları, olay yerinin çok kalabalık ve yaşanılan arbedenin büyük olması nedeniyle hangi şüphelin hangi müştekiyi yaraladığının tespitinin mümkün olmadığı” vurgulanıyor.
30 şüphelinin, “görevi yaptırmamak için direnme” “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet”, “kasten yaralama” ve “kamu malına zarar verme” suçlarından 3 yıl 9’ar aydan 17’şer yıla kadar hapisle cezasına çarptırılması isteniyor.
]]>
Tahir Elçi’nin ölümüne ilişkin firari PKK’lı terörist Uğur Yakışır, ‘Olası kastla ölüme sebebiyet verme‘ suçundan 3 kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle, olayın meydana geldiği gün görevli olan tutuksuz sanık polisler S.T., F.T. ve M.S.’nin ise ‘Bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermek‘ten 2’şer yıldan 6’şar yıla kadar hapisle yargılandığı davanın karar duruşması, 12 Haziran’da 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Firari terörist Uğur Yakışır’ın dosyası daha önce ayrılmıştı.

Duruşmaya tutuksuz yargılanan polis memurları S.T, F.T. ve M.S, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden katıldı, Tahir Elçi’nin eşi CHP İstanbul Milletvekili Türkan Elçi ve avukatlar ise duruşmada hazır bulundu. Ayrıca duruşmaya CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren, Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, bölge baro başkanları ve çok sayıda avukat katıldı. Cumhuriyet savcısı, esas hakkında hazırladığı mütalaasında sanıkların beraati yönünde karar verilmesini istedi. Elçi ailesinin avukatları, mütalaaya katılmadıklarını söyleyerek, sanıkların cezalandırılmasını talep etti. Sanık polisler S.T. F.T. ve M.S. de beraatlerini talep etti. Mahkeme kararını beklemeden salondan alkışlarla çıkan avukatlar ve Elçi’nin ailesi, adliye önünde basın açıklaması yaptıktan sonra, Tahir Elçi’nin öldürüldüğü Dört Ayaklı Minare’ye yürüdü. Mahkeme, ‘Bilinçli taksirle ölüme sebebiyet verme‘ suçundan yargılanan 3 polisin de beraatine karar verdi.

GEREKÇELİ KARAR AÇIKLANDI: MERMİ ÇEKİRDEKLERİNE ULAŞILMADIĞI…
Mahkeme kararının gerekçesi açıklandı. Gerekçeli kararda, Elçi’nin ölüm anına ilişkin herhangi bir görüntü tespit edilemediği, vücudunu delip çıkan mermi çekirdeğine ulaşılmadığı, ölümüne neden olan silahın kim tarafından ve hangi istikametten ateşlendiğinin tespit edilmesinin mümkün olmadığı, somut delil bulunmayışı göz önüne alınarak, atışı kimin yaptığı konusunda da tereddütlerin oluştuğu belirtilerek, şöyle denildi:
“Dosya kül halinde incelendiğinde; sanıkların tüm aşamalarda ısrarlı bir şekilde inkara dayalı savunmaları, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’nun 20/06/2016 tarihli raporunun içeriği dikkate alındığında maktulün vücuduna isabet eden ve ölümüne sebebiyet veren tek merminin vücudu terk ettiği olay sonrası yapılan inceleme ve keşiflerde mermi çekirdeğine ulaşılamadığı, dolayısıyla polis memuru olan sanıklar F.T., M.S. ve S.T.’nin adli emanette bulunan olay esnasında kullandıkları silahları ile balistik eşleştirme imkanının bulunmaması, gerek keşif sonrası tanzim olunan Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Adli Tıp ve Balistik İnceleme Uzmanlarına hazırlattırılan 19/03/2016 tarihli bilirkişi raporunda maktul Tahir Elçi’nin ölümüne neden olan atışın hangi silahtan, hangi açıyla, kişinin hangi vücut pozisyonu ile nasıl gerçekleştiğinin tıbben ve fiziken bilinemeyeceği, olay anında çekilmiş görüntülerde şahısların ateş ettikleri istikamet ve açılardan meydana gelebileceği gibi başka istikametler ve açılardan da meydana gelebileceği, bunlar arasında ayrım yapılamayacağı yönündeki tespitler ve gerek ölüme neden olan atışın yönünün tespitinin tıbben bilinmesinin mümkün olmadığı yönündeki Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’nun 20/06/2016 tarihli rapor içeriği ve maktulün vurulma anına ilişkin dosya kapsamında herhangi bir kamera görüntüsü, tanık beyanı vs. somut delilin bulunmayışı göz önüne alındığında maktulün ölümüne sebebiyet veren ölümcül atışın kim tarafından gerçekleştirildiği hususunda tereddüttün hasıl olduğu, polis memurlarının Tahir Elçi’ye yönelik açık ve engelsiz bir ateş hattı ile silahını ateşlediği, olay yerindeki polis memurlarından hangisinin kesin olarak Tahir Elçi’nin ölümünden sorumlu olduğunun tespiti mümkün olmamakla birlikte kuvvetli suç şüphesi altında olan polis memurlarının saptandığı yönündeki bilimsel mütalaaya hukuki önem atfında dahi yine sanıkların suç şüphesi altında olduğu iş bu vaziyetin tek başına sanıkların mahkumiyeti için yeterli olmadığı, nitekim taksirli suçlara iştirakin hukuken mümkün olmadığı hususunun yüksek yargı kararlarıyla artık kesin hüküm haline gelmiş bir husus olduğu anlaşılmakla sanıkların üzerine atılı bilinçli taksirle öldürme suçundan cezalandırılmaları istemi ile mahkememizde kamu davası açılmış ise de maktul Tahir Elçi’nin ölümüne sebebiyet veren atışın kimin silahından atıldığının tespit olunamadığı anlaşıldığından sanıkların üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak kanaat elde edilemediğinden sanıkların beraatlerine karar verilmiştir.”

Şen’in ailesi sanıktan şikayetçi olmazken, savcı mütalaasında Altunboğa hakkında ‘Olası kastla öldürme’ suçundan 25 yıla kadar hapis istedi.
Olay, 20 Kasım 2023’te Kartepe ilçesi Fatih Sultan Mehmet Mahallesi Ferah Sokak’taki bir pastanenin önünde meydana geldi. İddiaya göre, olaydan 2-3 ay kadar önce pastane sahibi İbrahim Altunboğa’nın yanına dayısı A.G. geldi. A.G., poşet içindeki tabancayı Altunboğa’ya göstererek saklamasını istedi. Dayısının tabancanın boş olduğunu söylemesi üzerine Altunboğa, iş yerinin üst katındaki evine giderek silahı sakladı.
BAŞINI KOLUNUN ALTINA ALARAK ATEŞ ETTİ
Geçen yıl 20 Kasım günü dükkana gelen A.G., yeğeninden tabancayı getirmesini istedi. Eve gidip tabancayı getiren İbrahim Altunboğa, dükkan önünde oturan dayısı A.G. ve çalışanlarının yanında tabancayı çıkardı. Bu sırada Altunboğa, çalışanı Hasan Şen’e silahı doğrulttu. Şen, uzaklaşmaya çalışırken Altunboğa ise Şen’in başını kolunun altına alarak tabancayı kurup tetiğe bastı. Silahın ateş alması sonucu başından vurulan Şen kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.
“ŞAKALAŞMA AMAÇLI HAREKET ETTTİM”
İş yeri sahibi İbrahim Altunboğa ve dayısı A.G. önce kamera kayıt cihazını, ardından da silahı alarak A.G.’nin aracına koydu. Olay yerine gelen polis ekipleri Altunboğa’yı gözaltına alırken, olay yerinden kaçan A.G. ise polis ekipleri tarafından yapılan çalışmalar sonucu yakalanıp gözaltına alındı. Suçu kabul eden ve şakalaşma amaçlı hareket ettiğini belirten Altunboğa ile silahı veren ve delilleri saklamaya çalışan dayısı A.G. mahkemeye sevk edildi. Altunboğa tutuklanırken, A.G. ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Olayın ardından Cumhuriyet Savcısı’nın hazırladığı iddianamede İbrahim Altunboğa’nın ‘Kasten öldürme’ suçundan, dayısı A.G.’nin ise ‘Suç delillerini yok etme veya gizleme’ suçundan cezalandırılması istendi. İddianame, Kocaeli 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
“KARDEŞİM GİBİYDİ”
Kocaeli 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmaya, tutuklu sanık İbrahim Altunboğa, dayısı tutuksuz sanık A.G., tanıklar ve taraf avukatları katıldı. Duruşmada Şen ailesinin avukatı, ailenin sanıklardan şikayetçi olmadığını bildirdi. Duruşmada ilk kez dinlenen sanık Altunboğa, Hasan Şen ile 3 yıla yakın süredir çalıştıklarını, maddi-manevi yanında olduğunu ifade etti. Şen’in yurt dışına gidip geri geldikten sonra tekrar yanında çalışmak istediğini söylediğini anlatan sanık Altunboğa, “Beni aradığında personele ihtiyacım yoktu ama ‘Tamam gel, kardeşim’ dedim. Aramızda husumet yoktu, kardeşim gibiydi” dedi.
‘ŞAKALAŞAYIM DİYE YANLARINA GİTTİM’
Dayısının tabancayı kendisine vermesiyle ilgili de dinlenen sanık İbrahim Altunboğa, “Olaydan 2-3 ay evvel bir akşam dayım geldi; ‘Yeğenim benim infazım var, bu silahı sana vereyim, sen de evde muhafaza et; ben isteyince getirirsin’ dedi. Dayım isteyince bir şey diyemedim. Sadece ‘Silah boş mu?’ diye sordum o da bana ‘Boş’ dedi. Silah poşetteydi; eve götürüp bazanın altına koydum” ifadelerini kullandı.
Olay günü dayısının silahı istediğini anlatan Altunboğa, “Ben silahtan kurtuluyorum, diye içimde bir ferahlama oldu. Silahı getirdiğimde şunlarla şakalaşayım, diye yanlarına gittim. Dayımla birlikte 5 kişilerdi. Şaka amaçlı doğrultuyordum, gülüşüyorduk. Tam silahı dayıma veriyordum, Hasan bana ‘Silahı verir misin, bir bakayım ağabey’ dedi. Ben yemin ederim, silahı boş biliyordum” dedi.
‘AİLESİNE YARDIMCI OLACAĞIM’
Dayısının silahı ve kamera kayıt cihazını istediğini söyleyen İbrahim Altunboğa, “Hayatımda elime silah almadım. O şokla çalışanlara ambulansı aramasını söyledim. Dayım, kamera kayıt cihazını ve silahı getirin götüreyim, polisler gelince ‘Bir silah sesi duyduk, rahmetli yerdeydi, ambulansı aradık dersiniz’ dedi. Kayıt cihazını sökmeye gittim, sökemedim. Dayım gelip kendisi söktü. Ben polislere olayı yaşandığı gibi anlattım. Rahmetlinin annesi, mezarını yaptırmak istemiş. Müsaadesi varsa ben yaptırmak istiyorum. Bir şeyler yapmam gerekiyor, onun ailesine hayatımın her anında maddi manevi yardımcı olacağım” diye konuştu.
‘SİLAH BOŞ DEDİM, DEĞİLDİ’
Duruşmada dinlenen tutuksuz sanık A.G. ise silahın kendisinin olduğunu ve ruhsatsız olduğunu belirterek, “Yeğenimden evde tutmasını istedim. O almak istemeyince ‘Silah boş’ dedim. Boş değildi; şarjörde 2 mermi vardı ancak namluda yoktu. ‘Poşetle bazanın altında kalsın’ dedim. Olay günü de tatlı almaya gittim. Silahı istedim; almak için yukarı çıktı. Çalışanlarla sohbet ediyorduk. Biz hepsiyle ağabey kardeş gibiydik. Silahı getirdi; her şey bir anda oldu. Ben diğerlerine doğrulttuğunu gördüm. Sonrasında şoktayken kayıt cihazını ve silahı aldım” ifadelerini kullandı.
Cumhuriyet Savcısının, “Silahın ağzına mermiyi veriyor, neden uyarmıyorsun?” sorusuna sanık, “Görmedim. Sürgüyü çekmese patlamaz” dedi.
SAVCI MÜTALAASINI AÇIKLADI
Duruşmada tanıklar da sanıkların anlatımlarını doğruladı. Savcının, verdiği mütalaada tutuklu sanık İbrahim Altunboğa hakkında ‘Olası kastla öldürme’ suçundan 25 yıla kadar hapis, ‘Ateşli silahlar ve bıçaklar ile diğer aletler hakkında kanuna muhalefet’ suçundan 3 yıla kadar hapis talep edildi.
Sanık A.G. hakkında savcı, ‘Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme’ suçu kapsamında 5 yıla kadar hapis, ‘Ateşli silahlar ve bıçaklar ile diğer aletler hakkında kanuna muhalefet’ suçundan 3 yıla kadar hapis cezası verilmesini talep etti. Sanıkların adli kontrol durumlarında değişiklik yapılmazken, duruşma, dosyadaki eksiklikler nedeniyle ertelendi.
İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada 8 tutuksuz sanık ve avukatları hazır bulundu. Duruşmaya 20 tutuklu sanık ise Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı.
BU İSİMLERİ KULLANMIŞLAR
Duruşmada esasa ilişkin mütalaasını açıklayan Cumhuriyet Savcısı, İsrail istihbarat servisinin internet tabanlı mobil uygulamalar üzerinden uzaktan, çevrim içi operasyon ekibi oluşturduğunu, bu ekip tarafından “Abdalla Qassem”, “Abu Halid Abdalla Qassem”, “Janet Foster”, “Ali Al Jafrı”, “Şhirin Alayan”, “Roman Romanov”, “Cemal”, “Igor” ve “Ilya” isimlerinin kullanıldığını aktardı.
ELDE EDİLEN BİLGİLER DEVLETİN GİZLİ BİLGİLERİYMİŞ
Açıklanan mütalaada, Canlı kuryelerle Mossad’ın sahadaki hedeflerine yönelik taktik bazlı işler yapılmasının amaçlandığı ve sanıkların elde ettikleri bilgilerin devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgilerden olduğu belirtildi.

12’şer yıla kadar hapis talebi
Mütalaada 57 sanığın ‘yasaklanan bilgilerin casusluk maksadıyla temini’ suçundan 8’er yıldan 12’şer yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi.
Duruşmada sanık avukatları, müvekkillerinin uzun süredir tutuklu kaldığını söyleyerek tahliyelerini talep ettiler.
ARA KARAR
Ara kararını açıklayan mahkeme, 18 sanığın tutuklu kaldıkları süreyi de dikkate alarak adli kontrol şartıyla tahliyesine karar verdi. 36 sanığın yurt dışına çıkış yasağı yönündeki adli kontrol tedbirini mevcut delil durumunu dikkate alarak kaldırılmasına hükmeden heyet, sanıklar ile avukatlarına açıklanan mütalaaya karşı savunma hazırlayabilmeleri için süre verilmesine karar vererek duruşmayı erteledi.
İddianameden
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, İsrail istihbarat servisinin, internet tabanlı mobil uygulamalar üzerinden uzaktan, çevrim içi operasyon ekibi oluşturduğu, bu ekip vasıtasıyla uzaktan kaynak temini, canlı kurye ile kaynaklarına para transferi ve sahadaki hedeflerine yönelik taktik bazlı işler yapılmasının amaçlandığı aktarıldı.
Hazırlanan iddianamede, ilk temasın, cep telefonlarına kodlanan Telegram ve WhatsApp uygulamaları, sosyal medya hesapları, Linkedin, e-posta üzerinden sağlandığı, irtibatın operasyonel Telegram ve WhatsApp uygulamaları üzerinden sürdürüldüğü, kesinlikle görüntülü veya sesli görüşme yapılmadığı, yapılan işler karşılığında ödemelerin uluslararası para transfer şirketleri, kripto paralar, havale ofisleri ve canlı kuryeler vasıtasıyla gerçekleştirildiği belirtildi.

İddianamede, profesyonelce yapılması istenilen işlerde dedektiflerden, taktik işlerde ise ağırlıklı olarak şüphe uyandırmayan şahıslardan yararlanıldığı, dedektiflere biyografik bilgi toplama, keşif tahkikat, fotoğraf/video dokümanter, canlı takip, takip cihazı yerleştirme, canlı kurye bulma ve siber faaliyet görevlerinin verildiği, İsrail istihbarat servisinin iş yaptırdığı şahısların, gelen taleplerin sebebini, amacını, oluşturacağı maddi/manevi zararı ve oluşturacağı milli güvenlik açığını fark ettikleri halde faaliyetlerini sürdürdükleri, aynı zamanda muhataplarının kimliklerini gizleme gayretini, yapılan ödemeler karşılığında fatura kesmemesini, yurt dışında bulundukları halde Türkiye’deki şahıslar (canlı kurye) vasıtasıyla ödeme yapılmasını şüpheli bulmakla birlikte maddi kazançlarını ön planda tuttuklarının belirtildiği kaydedildi.
Hazırlanan iddianamede, 57 şüphelinin ‘devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme’ suçundan 15’er yıldan 20’şer yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi.
22 sanıklı davanın dün yapılan ilk duruşmasında, 8 sanığın savunması alındı. Duruşmaya, sanık savunmalarının alınmasıyla devam edildi.
SAVUNMALAR YAPILDI
Duruşma, tetikçi Eray Özyağci’yi araçla İstanbul’dan Ankara’ya getirdiği belirtilen tutuklu polis memuru Murat Can Çolak’ın savunmasıyla başladı. Murat Can Çolak, savunmasında suçlamaları kabul etmedi.
Sanıklardan Aşkın Mert Gelenbey’in, “ağabeyinin sorunları olduğunu ve otoparktan alacağı bir araçla Ankara’ya gideceğini” söylediğini anlatan Çolak, bunun üzerine Ankara’da biraz eğlendikten sonra dönmek üzere yola çıktıklarını söyledi.
Ankara’ya, diğer sanıklar Gelenbey ve tetikçi sanık Eray Özyağci ile aynı araçta gittiklerini ifade eden Çolak, Özyağci’yi daha önce hiç görmediğini, Ankara’da bir süre bulunduktan sonra İstanbul’a döndüklerini anlattı.

“ÖZYAĞCI’YI TANIMIYORUM”
Cinayetin azmettiricisi olduğu belirtilen sanık Doğukan Çep’i tanımadığını ileri süren Çolak, bir soru üzerine, Özyağci’nin adını bile bilmediğini, yakalaması olduğundan haberdar olmadığını öne sürdü.
CEZAEVİNDE TANIŞMIŞLAR
Savunma yapan Ufuk Köktürk, sanık Çep ile 2013’te cezaevinde tanıştıklarını, Çep’in, Ateş cinayeti öncesi kendisini arayarak borç istediğini, bir arkadaşından aldığı parayı eşinin hesabından Çep’e gönderdiğini ifade etti.
Ateş cinayetinden haberdar olmadığını savunan Köktürk, haberdar olması halinde o tarihlerde hamile olan eşinin hesabından para göndermeyeceğini savundu.
Köktürk, emniyette kendisine MHP İstanbul İl Başkanlığı önünde çekilen fotoğrafının sorulduğunu, atılı suçla bir ilişkisinin bulunmadığını iddia etti.
Sanık tutuklu özel harekat polisi Murat Can Çolak da hakkındaki suçlamaları reddetti. Ateş cinayetinden bir gün sonra, avukat olan sanıklardan Serdar Öktem ile aralarındaki Facetime görüşmelerinin içeriğine ilişkin soru yöneltilen sanık Çolak, Öktem’in 2013’teki dava sürecince avukatlığını üstlendiğini, görüşmelerinin içeriğinin bu yönde olduğunu ileri sürdü.
“DOĞUKAN ÇEP’TEN ŞİKAYETÇİYİM”
Tetikçi Özyağci’yi Ankara’ya getiren aracı kiralayan sanık Mustafa Uzunlar da sanık Çep’in, Ankara’ya gidip gelmek için kendisinden araç kiralamak istediğini anlattı. Uzunlar, Çep’in, “Polis arkadaşlarla düğün tebriğine gideceğiz.” demesi üzerine ücrette 500 lira indirim yaparak aracını kiraladığını söyledi.

Olayın ardından iş yerinin kamera kayıtlarını polislere kendisinin teslim ettiğini aktaran Uzunlar, aracın kim tarafından geri getirildiğini de bilmediğini savundu. Mustafa Uzunlar, “Beni kandırarak böyle bir olayın içerisine çekmesinden dolayı Doğukan Çep’ten şikayetçiyim.” ifadelerini kullandı.
Çep’in telefon rehberinde neden “Sedat Güner” olarak kayıtlı olduğu sorulan Uzunlar, “Korktuğumdan dolayı.” cevabını verdi.
Uzunlar, araç kiraladığında normalde kiralama sözleşmesi düzenlediğini ancak Doğukan’ı daha önceden tanıdığı ve yanında polislerle yolculuk yapacağını söylediği için sözleşme yapmadığını öne sürdü. Müşteki avukatlarının sorusu üzerine Uzunlar, kiralanan araçta takip cihazının bulunmadığını kaydetti.
“SUÇUN İÇERİSİNDE OLSAM KENDİ AYAĞIMLA ORAYA GİTMEM”
Sanık Osman Bayraktar, sanık Uzunlar ile otopark işlettiklerini, işletmede resmi ortaklığının bulunmadığını belirtti.
Cinayetin ardından kendisini arayan bir arkadaşının Uzunlar’ın evinin önünde kalabalık bir grubun olduğunu söylediğini, bunun üzerine bu eve gittiğini anlatan Bayraktar, “Böyle bir suçun içinde olsam kendi ayağımla oraya gitmem.” savunmasını yaptı.
Sanıklardan Uzunlar’ı ortağı olduğu için tanıdığını aktaran Bayraktar, “Onun dışında bir bilgim yok.” iddiasında bulundu.
Sanık Levent Yüce, olay öncesi taksi durağı işlettiğini ve motosiklet alım satımı işleriyle uğraştığını dile getirdi.

Satışa çıkardığı motosikletlerden birine, tetikçi Özyağci’yi Ankara’da olay mahalline götüren sanık Vedat Balkaya’nın müşteri olduğunu anlatan Yüce, peşinat almasının ardından Balkaya’nın motosikleti alarak gittiğini, cinayetin ardından da tutuklandığını ifade etti.
Sanık Çağlar Zorlu da yaşanan olayla hiçbir bağının olmadığını ileri sürerek, tahliye ve beraat talebinde bulundu. Zorlu, sanık eski Ülkü Ocakları yöneticisi Tolgahan Demirbaş’la aralarında geçtiği belirtilen, “Bir program var, kişi bilgilerini girince adresini tespit ediyor.” şeklindeki konuşmayla ilgili “Böyle bir program olmadığı için uydurma iki tane adres verdim.” savunmasını yaptı.
Zorlu, Demirbaş’ın kendisine, “Haylaz bir arkadaşımız var, kulağını çekeceğiz.” diye bir ifade kullanmadığını da öne sürdü.
Sanık Aytaç Ataç, ticaretle uğraştığını, Tolgahan Demirbaş’ı müşterisi, Çağlar Zorlu’yu ise çocukluk arkadaşı olması nedeniyle tanıdığını söyledi.
Demirbaş ile Zorlu’nun, kişinin adresinin tespit edilmesi şeklindeki konuşmalarına şahit olduğunu, kafede otururken yanındaki kişinin bir telefon görüşmesi yaptığını, ardından Ateş’in öldürüldüğünü söylediğini aktaran Ataç, “Tolgahan’ı aradım, sordum. ‘Yok abi bilmiyorum, öğrenirsem dönerim.’ dedi.” ifadelerini kullandı.

TELEFON ŞİFRESİNİ HATIRLAMIYOR İDDİASI
Davanın tutuklu sanıklarından avukat Serdar Öktem, soruşturmanın usulsüz olduğunu ileri sürerek, “Bu soruşturma bir camiaya yöneltilmek istendi.” savunmasını yaptı.
Soruşturma aşamasında kendisine “MHP üyesi misin?” diye sorulduğunu aktaran Öktem, “Evet, bundan da şeref duyarım. Ama ‘bunun soruşturmayla ne alakası var’ diye bunu soran savcıya söylediğimde savcı, ‘Tamam o soruyu çıkartalım’ dedi.” ifadelerini kullandı.
Cinayetin ardından FETÖ firarisi bazı kişilerin “hakkında gözaltı kararı verildiği” yönündeki paylaşımları üzerine Ankara’ya doğru yola çıktığını anlatan Öktem, emniyete ifade vermeye geldiğini, hakkında gözaltı kararı olmadığının söylenmesi üzerine buradan ayrıldığını dile getirdi.
Soruşturma aşamasındaki sorgusunda, telefonunun şifresinin sorulması üzerine, “Kovid-19 geçirmesi nedeniyle şifreyi hatırlamadığını” beyan ettiğini anımsatan Öktem, şifreyi bir kağıda yazdığını, izin verilirse bu kağıda bakabileceğini emniyet görevlilerine söylediğini ancak bunun istenmediğini iddia etti. Öktem, mahkeme başkanının, “Şimdi hatırlıyor musun?” sorusuna “Hayır.” cevabını verdi.
Atılı suçla bir ilgisinin bulunmadığını savunan Öktem, “16 yıllık hukukçuyum, herhangi bir kaçma şüphem yok. Yargılama sonunda beraat edeceğime inancım tamdır. Tahliyemi ve beraatimi talep ediyorum.” dedi.
Sanık Çep’in, “Sinan Ateş’ten Yargıtay’daki dosyası için yardım istediği” yönündeki savunması hatırlatılan Öktem’e, bu dosyanın olay tarihinde ne aşamada olduğu soruldu. Çep’in müvekkili olduğunu belirten Öktem, Çep hakkındaki dosyanın temyiz incelemesi aşamasında olduğunu aktardı.

Ateş ile Ülkü Ocakları’nda aynı dönemde görev almadığını belirten Öktem, herhangi bir husumetlerinin de bulunmadığını iddia etti.
Müşteki avukatlarının, “Hatırlaman halinde telefonun şifresini verir miydin?” sorusu üzerine Öktem, Avukatlık Kanunu’nun “sır saklama” başlıklı 36. maddesi gereği vermeyeceğini söyledi.
DURUŞMA SALONUNDA GERGİNLİK
Müşteki avukatlarından birinin, Öktem’in 6 ayrı telefon numarası olduğuna dair sorusuna, sanık avukatları itirazda bulundu. Avukatlar arasındaki diyaloğun uzaması üzerine duruşma salonunda kısa süreli gerginlik yaşandı.
Mahkeme başkanı, avukatların tartışmayı sonlandırmasını istedi ancak sürmesi üzerine mahkeme başkanı ile müşteki avukatları arasında sözlü tartışma yaşandı.
MAHKEME BAŞKANI ‘YETER’ DİYEREK BAĞIRDI
Avukatın, “Telefonda yalnızca müvekkillerinizle mi görüşüyorsunuz?” diye sorunca sanık müdafileri itiraz etti. Gerginlik çıkması üzerine mahkeme başkanı ‘Yeter’ diye bağırdı. Başkan, Ateş ailesinin avukatına dönerek, “Zaten bu sorunuz hayatın olağan akışına aykırı, bu konuda yetki de takdir de mahkemenin” diye tepki gösterdi.
Daha sonra, başkanın talimatıyla bir avukat ile Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır salondan çıkarıldı.
Kısa süren gerginliğin ardından mahkeme başkanı, yargılamayı yürüttüğünü, duruşmanın düzeninin bozulmasının kimseye faydası olmayacağını söyledi. Başkan, “Sorduğunuz soruların bu davaya çok büyük katkısı olduğunu düşünebilirsiniz ama nihai kararı veren biziz. Şov yapmaya gerek yok. Müvekkillerinize bir şeyi ispat edeceksiniz diye savunma hakkını aşmanıza müsaade etmem. Sabrımız da bir yere kadar.” diye konuştu.
AVUKAT DIŞARI ÇIKARTILDI
Sanık avukatları ile Ateş ailesinin avukatları arasında gerginlik devam edince mahkeme başkanı, Ateş ailesinin avukatının dışarı çıkarılması talimatı verdi. Mahkeme başkanı, verdiği talimatı yerine geç getiren polisler hakkında işlem yapılacağını belirtti.
Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır, salondan çıkarıldıktan sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Duruşmayı iki gündür takip ettiğini belirten Çayır, duruşmada yaşanan tartışma sırasında müşteki avukatlarından birinin dışarı çıkarılmasına tepki gösterdiğini söyledi. Remzi Çayır, “Sözlü tartışma sırasında mahkeme başkanının sadece bir tarafa ‘siz çıkın’ demesi yakışık olmadı. Burada bulunmamın sebebi, milliyetçi, ülkücü bir kişiyim ve Milli Yol Partisi’nin genel başkanıyım ama sonuçta bir insanım. İnsanların kendini mutlu hissettiği bir Türkiye’de yaşamalarına katkı sağlamak istiyorum.” diye konuştu.
Mahkeme Başkanı, Erman Ekici’ye söz vermeden önce avukatının mazeret dilekçesi sunduğu, yasal anlamda kendisine Ankara Barosu tarafından avukat atandığı bilgisini verdi.
Bunun üzerine sanık Erman Ekici, “Baro avukatı ne yapabilir bilmiyorum. 9 yıldır süregelen bir duruşmayı 9 dakikada anlamasını bekliyoruz ve bu karar duruşması, avukatımı beklememiz mümkün değil mi?” dedi.
Mahkeme Başkanı, Ekici’ye, avukatının mahkemeye İstanbul’da olduğunu belirten mazeret dilekçesi yolladığını, talepte bulunması halinde Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlanarak davaya katılmasını sağlayabileceklerini fakat böyle bir talepte bulunmadığını ve davayı uzatmaya yönelik hareket ettiğini söyledi.
Ekici, bunu kabul ederek şu beyanda bulundu:
“O gün savcı bey benim Ebu Talha olduğum çıkarımını nasıl yapmış olabilir? Ebu Talha’nın Konstantiniyye’de İslam Tarihi dersleri verdiği söyleniyor fakat ben evimden tutuklandım. Biz kurban seçildik. Yakup Şahin’in ifadelerinden yola çıkılarak bir iddianame hazırlandı. Şahin’in ifadelerinde hiçbir yerde benim adım geçmiyor. Ama savcılık ne hikmetse 6-7 ay sonra beni ekliyor. ‘Erman Ekici, Ebu Talha’dır’ deniyor. Mehmet Fatih Alıcı ve Murat Dayan serbestken biz neden cezaevindeyiz? Ben kurban olduğumu bilmesem bu savunmaları yapmam. İlerde vicdanlı bir insan çıkar da bu çocukların beyanlarını okuyayım derse ancak öyle aklanırız. Ben artık tahliyemi talep ediyorum. Eğer uygun görmüyorsanız ev hapsi verin.”
Ankara Barosu tarafından Ekici’ye atanan avukat ise müvekkilinin beraatini talep etti.
Mahkeme Başkanı, Hacı Ali Durmaz’ın SEGBİS konferansından izinsiz ayrıldığını belirterek son sözünün alınmayacağını söyledi.
Diğer sanıklar da üzerlerine atılı suçları kabul etmeyerek mahkemeden beraat talebinde bulundu.
Sanıkların son sözlerinin alınmasının ardından kararını açıklayan mahkeme, hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar yönünden dosyayı ayırdı.
Heyet, sanıklar Yakub Şahin, Hakan Şahin, Hacı Ali Durmaz, Halil İbrahim Alçay, Resul Demir, Hüseyin Tunç, Talha Güneş, Abdülmuttalip Demir ve Metin Akaltın’ı, maktul Mustafa Budak’a karşı silahlı terör örgütü faaliyeti kapsamında kasten nitelikli adam öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı.
Mahkeme, sanık Erman Ekici’ye, “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet cezası verdi.
Ekici, 101 kişiye yönelik “silahlı terör örgütü faaliyetleri kapsamında kasten nitelikli öldürme” suçundan 101 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
“Silahlı terör örgütü faaliyetleri kapsamında öldürmeye teşebbüs” suçundan 379 kez 18 yıl hapis cezası alan Ekici “izinsiz patlayıcı madde bulundurma” suçundan 10 yıl, “ruhsatsız silah bulundurma” suçundan da 3 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Kararı oy birliğiyle alan heyet, sanıklara verilen cezalarda herhangi bir indirim uygulamadı.
Erman Ekici, suçun unsurları oluşmadığı gerekçesiyle “insanlığa karşı suç işleme” suçundan ise beraat etti.
DAVANIN GEÇMİŞİ
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının terör saldırısıyla ilgili hazırladığı iddianame, 13 Temmuz 2016’da Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilmiş ve ilk duruşma 7 Kasım 2016’da görülmüştü.
Yargılama sonucu mahkeme 3 Ağustos 2018’de davayı karara bağlamış ve 9 sanığı “anayasal düzeni ihlal” suçundan birer, “100 kişiyi kasten öldürme” suçundan da 100’er kez olmak üzere toplam 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırmış, davanın firari 16 sanığı hakkındaki dosyanın da ayrılmasına hükmetmişti.
“Silahlı terör örgütü yöneticisi olmak” suçundan 18 yıl hapisle cezalandırılan sanık Ekici’nin ayrıca “anayasal düzeni ihlal”, “100 kişiyi kasten öldürme” ve terör eyleminde yaralanan müştekileri için “öldürmeye teşebbüs” suçlarından da yargılanması için suç duyurusunda bulunulmuştu.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi dosyayı bazı sanıklar yönünden kısmen bozmuştu. Ekici hakkında “silahlı terör örgütü kurma ve yönetme” suçlamasıyla kurulan mahkumiyet kararını da bozan daire, Ekici’nin “kasten öldürme” ve “insanlığa karşı suç”tan yargılanması gerektiğini belirtmişti.
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi, yargılama sırasında Ekici hakkındaki dava, saldırıyla ilgili firari 16 sanıklı dava ile 9 kişi hakkında açılan davaları birleştirmiş, yargılamada sanık sayısı 26 olmuştu.
Terör örgütü DEAŞ’ın Ankara Garı önünde 10 Ekim 2015’te düzenlediği saldırıda 100 kişi hayatını kaybetmiş, bir kişinin de saldırıda aldığı yaralar sebebiyle sonradan vefat etmesi sonucu maktul sayısı 101’e yükselmişti.
MHP’NİN TALEBİNE RET
Cinayete ilişkin ilk duruşma Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’ndeki duruşma salonunda görülüyor.
Duruşmanın başında MHP avukatları davaya katılma talebinde bulundu.
Savcı, MHP’nin suçtan zarar görmediğini beyan ederek, katılma talebinin reddini istedi.
MAHKEME BAŞKANINDAN TARAFLARA UYARI
Özgür Özel, duruşma salonunda, Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş ve Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte oturdu. Duruşma öncesi, sanıklardan Doğukan Çep, müşteki sıralarında oturanlara yönelik sözleri nedeniyle kolluk personeli tarafından duruşma salonundan çıkarıldı.
Duruşmanın başında mahkeme başkanı, taraflara, “Herhangi bir sataşma, laf atma olmasın. Gerek sanıklar gerek müşteki tarafından. Bunlara gerek yok. Bırakın işimizi yapalım. Tahrik etmeye çalışanlar olabilir. Meseli şahsileştirmeyin. Aşağıda bir sanığımız varmış. salona gelmeden önce bazı sözleri olmuş, olabilir. Sabırlı olacaksınız, sakin olacaksınız, tahriklere kapılmayın.” uyarısında bulundu.

TETİKÇİ ERAY ÖZYAĞCİ’NİN İFADESİ
“ADI GEÇEN SİYASİLERİ BİLMİYORUM”
Duruşmada ilk savunması alınan tutuklu sanık tetikçi Eray Özyağci, dosyanın sanıklarından Doğukan Çep’in, kendisine, “Sinan Ateş bir dava dosyası için bana söz verdi. Benden para istedi, gönderdim ama sözünü tutmadı.” dediğini öne sürdü.
Çep’in, dolandırıldığı için öfkelendiğini söylediğini iddia eden Özyağci, “Ona, ‘Abi, sen beni biliyorsun. Sen ayarla ben ayaklarından vururum’ dedim. Daha sonra Suat Kurt’u aradım. Ona ‘Ankara’da bir hasmım var ayaklarından vuracağım yardım eder misin?’ dedim. O da kabul etti.” ifadesini kullandı.
TETİKÇİ: ‘REİSİ VURDUK’ DİYE BİR SES DUYDUM
Ankara’ya gitmesinin ardından cinayet anında motosikleti kullanan sanık Vedat Balkaya’yla buluştuğunu söyleyen Özyağci, olay gününü şu sözlerle anlattı:
“Vedat’a, Doğukan abinin alacak meselesi için biriyle görüşeceğimi, silah sesi duyması halinde korkmayıp beklemesini söyledim. Sonra kafeye oturup Doğukan abimden haber bekledim. Beni arayıp ‘Sinan Ateş’in yanında iki kişi var. Ayaklarından vur uzaklaş, diğerleriyle uğraşma’ dedi. Yukarıdan aşağıya üç kişinin geldiğini gördüm. Sinan Ateş’in ayaklarına sağlı, sollu ateş ettim ve sonra kaçmaya başladım. Bir kişi, hedef gözetmeksizin ateş etmeye başladı. Ben de onlara ateş ettim. Daha sonra ‘reisi vurduk, reisi vurduk’ diye bir ses duydum.”
Özyağci, kendisini bekleyen motosiklete binerek, Çep’in daha önce kendisine gönderdiği Gölbaşı’ndaki konuma gittiklerini kaydetti.
Araçta daha önceden tanıdığı “Mustafa Kemal” isimli kişinin olduğunu söyleyen Özyağci, araca binmesinin ardından Çep’i aradığını belirterek, “Ona, ‘Abi ben ayaklarına doğru sıktım ama ‘reisi vurduk’ diye bağırdılar. Bunda başka bir iş olmasın’ dedim. Bana, ‘Mustafa Kemal’le Gölbaşı’ndaki yere gidin, kafanıza göre iş yapmayın’ dedi. Kimin olduğunu bilmediğim bir eve gittik. Doğukan abi, 1 saat sonra yine aradı ve ‘Sinan Ateş ölmüş. Sana sadece ayaklarına sık demedim mi? dedi. Ben de adamı öldürmediğimi, ayaklarına sıktığımı söyledim. Bana kızıp telefonu kapattı. Akşam bir daha aradı ve ‘Vedat yakalandı İstanbul’a gitmeyin. Birkaç gün misafir kalın’ dedi. 4 güne yakın Gölbaşı’ndaki evde kaldık.” savunmasını yaptı.
BOTLA YUNANİSTAN’A KAÇTI
Sanık Eray Özyağci, cinayetten 4 gün sonra Mustafa Kemal ismindeki arkadaşının yardımıyla araç bagajında İzmir’e götürüldüğünü anlattı.
Bir villada yaklaşık 1 ay saklandığını anlatan Özyağci, şunları söyledi:
“Mustafa Kemal, ‘botu ayarladım, seni Edirne’den yurt dışına çıkaracağız’ dedi. Sonra beni bagaja soktular ve Edirne’ye bu şekilde gittim. Bagajdan indirdiklerinde ‘biz yoldayken deprem oldu, o yüzden yol boştu’ dedi. Beni bekleyen kişilerle botla nehre indim. Orada, bizim askerlerimiz ateş etti. Herkes panik oldu ben de direk suya atladım. Yüzerek Yunanistan’a çıktım. Birkaç saat yürümemin ardından Yunanistan askerleri yakaladı. Türk olduğumu, terörist olmadığımı söyledim. Beni kelepçeleyip dövmeye başladılar. Sonra beni botla sınır hattımıza attılar. Orada teslim oldum.”
Daha sonra Ankara Emniyetine teslim edildiğini, emniyet sorgusunun ardından savcılığa sevk edildiğini belirten Özyağci, şu iddialarda bulundu:
“Orada üç savcıya ifade verdim. Savcı Durmuş Ali Kaya, ‘Bize hikaye anlatma. Bu işin siyasi olduğunu düşünüyoruz. Devlet Bey’den talimat aldıysan bizi uğraştırma. MHP’den iki, üç yöneticinin ismini ver seni kurtaralım. Seni içeride de dışarıda da koruyacağız. Sana insan ve araç fotoğrafları göstereceğiz. Bunları onayla yeter’ dedi. Ben bunları duyunca şok oldum. ‘Böyle iftiralara alet olmam. Beni neden böyle bir şeye alet etmeye çalışıyorsunuz? dedim. Ondan sonra iyice öfkelendi. Yanıma geldi ve fotoğraflar göstermeye başladı. Tanımadığımı söyledim. Sonra araçlar gösterdi. ‘Bunlara binmedim’ dedim. Bana, ‘Öldürülmekten korkmuyor musun?’ dedi. Ben de ‘Ölüm kalım triplerim olsa bu işi yapmazdım’ dedim. ‘Ben bu dosyanın kalemşoruyum. Her türlü müdahaleyi yapacağım. Seçimden sonra herkes görecek’ dedi. Bana gösterilen fotoğraflar ve araçları sonradan medyadan gördüm.”
ÇAPRAZ SORGU
Sanık Eray Özyağci’nin savunmasının ardından çapraz sorgusuna geçildi.
Özyağci, İstanbul’dan ayrılmadan önce sanık Çep’in wi-fi cihazı verip vermediği sorusu üzerine, “Hatırlamıyorum.” dedi.
Olay gününden önce Ateş’in ofisinin olduğu bölgeye gittiği hatırlatılarak, adresi kimden aldığı sorulan Özyağci, “Abim bana ne diyorsa onu yaptım.” ifadesini kullandı. Sanık Özyağci, olayda kullanılan silahı nereden temin ettiğine ilişkin soruya, “Benim yıllardır tabancam var zaten, parasını verip temin etmiştim.” cevabını verdi.
MOTOSİKLETİ KULLANAN VEDAT BALKAYA’NIN İFADESİ
Özyağcı’nın ardından motosikleti kullanan Vedat Balkaya’nın savunmasına geçildi.
“Bana, ‘Silah sesi duyarsan korkma’ dedi”
Duruşmada savunma yapan ikinci sanık, cinayette kullanılan motosikleti süren kişi olan Vedat Balkaya oldu.
Olay tarihinden bir süre önce cezaevinden çıktığını, iş bulma konusunda zorluk çektiğini anlatan Balkaya, sanıklardan Doğukan Çep’in “uyuşturucudan uzak durması” şartıyla motor alabileceğini söylediğini, kendisine verdiği sözü tuttuğunu belirtti.
Çep’in kendisine bir miktar para ve 2-3 tane de motosiklet ilanı attığını ifade eden Balkaya, bir süre sonra motoru aldığını, motoru aldıktan bir gün sonra sanık Çep’in kendisini aradığını anlattı. Sanık Balkaya, “Ataşehir’de buluştuk. ‘Ankara’da birinden alacağım var, Eray’ı Ankara’ya götürecek araba var ama getirecek kişi yok.’ dedi. Bunun üzerine yardım amaçlı sabah 6 suları Ankara’ya vardım.” sözlerini sarf etti.
Sanık Vedat Balkaya, olay gününe ilişkin şunları anlattı:
“Ayın 30’unda öğlen 12.30 sularında Eray beni uyandırdı. ‘Alacağımız olan kişi gelmiş, almaya gidiyoruz acele et’ dedi. Eray arkama bindi, beni yönlendirdi, Muhsin Yazıcıoğlu Caddesi üzerinde indirdim. Bana, ‘Silah sesi duyarsan korkma.’ dedi. Bunun üzerine Doğukan’ı aradım, bir sıkıntı olup olmadığını sordum. Bir süre orada bekledim, sonra Eray bir hışımla geldi. Eray’ın yönlendirmesiyle yaklaşık yarım saat gittikten sonra bir petrol ofisine gittik. Eray iner inmez kaskı fırlattı. ‘Benimle İstanbul’a gelmeyecek misin?’ dedim. ‘Gelmeme gerek kalmadı, sen devam et, İstanbul’da görüşürüz.’ dedi. Kendisini bekleyen arabaya bindi ve gitti.”
‘BİRİNİN ÖLDÜRÜLECEĞİNİ BİLMİYORDUM’
Sanık Balkaya, olay tarihinden önce Ateş’i tanımadığını, öldürülmesinden de haberdar olmadığını ileri sürdü.
Balkaya, “Bana alacak verecek meselesi dediler. Vurulma olayı deselerdi cezaevinden yeni çıkmış biri olarak asla yardım etmezdim. Doğukan’ı aradım, Eray tedirgindi, bir şey olduysa bana söyleyin dedim. Ben bu olayın aslını Kocaeli Emniyet Müdürlüğünde öğrendim. Eray’ın birini vurduğunu orada öğrendim. Beni buraya kandırarak getirdiler. Ben Sinan Ateş’i tanımıyorum, sosyal statüsünü bilmiyorum. Burada birinin vurulacağını, öldürüleceğini bilmiyordum.” savunmasını yaptı.
Sanık Balkaya, suçsuz olduğunu iddia ederek, tahliye ve beraat talebinde bulundu.
AYŞE ATEŞ: AYRILAN DOSYADAKİ 17 ŞÜPHELİ DOSYAYA EKLENMELİ
Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş ise duruşma öncesinde gazetecilere açıklamalarda bulundu.
“Bizim buradan beklentimiz ve isteğimiz, ayrılan dosyadaki 17 kişi hakkında gerekli işlemlerin hızlı bir şekilde yapılması ve dosyamıza eklenmesidir.” diyen Ayşe Ateş, “İddianamedeki boşlukların tamamlanarak yeni ve doğru bir iddianamenin yazılması ve yargılamanın hızlı bir şekilde yapılmasıdır. Hedefimize sadece suçlular var, sadece suçluların adil bir şekilde yargılanmasından başka hiçbir talebimiz bulunmamaktadır.” ifadelerini kullandı.

Ateş, tehditler üzerine yaklaşık bir buçuk aydır koruma talebinde bulunduğunu ve yoğun güvenlik altında yaşadığını dile getirdi.
SİYASİLER DE TAKİP EDİYOR
Sanıklar ve müştekilerin hazır bulunduğu duruşmayı bazı siyasiler de takip ediyor.
Duruşma salonunda, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da izleyici olarak yer aldı. Duruşmayı, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan ve bazı il baro başkanları da izliyor.
NE OLMUŞTU?
Akademisyen ve Eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş, 30 Aralık 2022’de Ankara’da uğradığı silahlı saldırı sonrasında yaşamını yitirmişti.
Aralarında tetikçi ve azmettiricilerin de olduğu iddia edilen isimler hakkında soruşturma başlatılmış, dönemin Ankara Emniyeti Cinayet Büro Amiri de bu isimlerle birlikte tutuklanmıştı.
Mahkeme tarafından kabul edilen iddianamede, tetikçi Eray Özyağci’nın de aralarında bulunduğu 5 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.
Diğer Şüpheliler için istenen hapis cezası ise 15 yıldan 20 yıla kadar değişiyor.
]]>MHP’NİN TALEBİNE RET
Cinayete ilişkin ilk duruşma Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’ndeki duruşma salonunda görülüyor.
Duruşmanın başında MHP avukatları davaya katılma talebinde bulundu.
Savcı, MHP’nin suçtan zarar görmediğini beyan ederek, katılma talebinin reddini istedi.
MAHKEME BAŞKANINDAN TARAFLARA UYARI
Özgür Özel, duruşma salonunda, Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş ve Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte oturdu. Duruşma öncesi, sanıklardan Doğukan Çep, müşteki sıralarında oturanlara yönelik sözleri nedeniyle kolluk personeli tarafından duruşma salonundan çıkarıldı.
Duruşmanın başında mahkeme başkanı, taraflara, “Herhangi bir sataşma, laf atma olmasın. Gerek sanıklar gerek müşteki tarafından. Bunlara gerek yok. Bırakın işimizi yapalım. Tahrik etmeye çalışanlar olabilir. Meseli şahsileştirmeyin. Aşağıda bir sanığımız varmış. salona gelmeden önce bazı sözleri olmuş, olabilir. Sabırlı olacaksınız, sakin olacaksınız, tahriklere kapılmayın.” uyarısında bulundu.

TETİKÇİ ERAY ÖZYAĞCİ’NİN İFADESİ
“ADI GEÇEN SİYASİLERİ BİLMİYORUM”
Duruşmada ilk savunması alınan tutuklu sanık tetikçi Eray Özyağci, dosyanın sanıklarından Doğukan Çep’in, kendisine, “Sinan Ateş bir dava dosyası için bana söz verdi. Benden para istedi, gönderdim ama sözünü tutmadı.” dediğini öne sürdü.
Çep’in, dolandırıldığı için öfkelendiğini söylediğini iddia eden Özyağci, “Ona, ‘Abi, sen beni biliyorsun. Sen ayarla ben ayaklarından vururum’ dedim. Daha sonra Suat Kurt’u aradım. Ona ‘Ankara’da bir hasmım var ayaklarından vuracağım yardım eder misin?’ dedim. O da kabul etti.” ifadesini kullandı.
Ankara’ya gitmesinin ardından cinayet anında motosikleti kullanan sanık Vedat Balkaya’yla buluştuğunu söyleyen Özyağci, olay gününü şu sözlerle anlattı:
“Vedat’a, Doğukan abinin alacak meselesi için biriyle görüşeceğimi, silah sesi duyması halinde korkmayıp beklemesini söyledim. Sonra kafeye oturup Doğukan abimden haber bekledim. Beni arayıp ‘Sinan Ateş’in yanında iki kişi var. Ayaklarından vur uzaklaş, diğerleriyle uğraşma’ dedi. Yukarıdan aşağıya üç kişinin geldiğini gördüm. Sinan Ateş’in ayaklarına sağlı, sollu ateş ettim ve sonra kaçmaya başladım. Bir kişi, hedef gözetmeksizin ateş etmeye başladı. Ben de onlara ateş ettim. Daha sonra ‘reisi vurduk, reisi vurduk’ diye bir ses duydum.”
Özyağci, kendisini bekleyen motosiklete binerek, Çep’in daha önce kendisine gönderdiği Gölbaşı’ndaki konuma gittiklerini kaydetti.
Araçta daha önceden tanıdığı “Mustafa Kemal” isimli kişinin olduğunu söyleyen Özyağci, araca binmesinin ardından Çep’i aradığını belirterek, “Ona, ‘Abi ben ayaklarına doğru sıktım ama ‘reisi vurduk’ diye bağırdılar. Bunda başka bir iş olmasın’ dedim. Bana, ‘Mustafa Kemal’le Gölbaşı’ndaki yere gidin, kafanıza göre iş yapmayın’ dedi. Kimin olduğunu bilmediğim bir eve gittik. Doğukan abi, 1 saat sonra yine aradı ve ‘Sinan Ateş ölmüş. Sana sadece ayaklarına sık demedim mi? dedi. Ben de adamı öldürmediğimi, ayaklarına sıktığımı söyledim. Bana kızıp telefonu kapattı. Akşam bir daha aradı ve ‘Vedat yakalandı İstanbul’a gitmeyin. Birkaç gün misafir kalın’ dedi. 4 güne yakın Gölbaşı’ndaki evde kaldık.” savunmasını yaptı.
BOTLA YUNANİSTAN’A KAÇTI
Sanık Eray Özyağci, cinayetten 4 gün sonra Mustafa Kemal ismindeki arkadaşının yardımıyla araç bagajında İzmir’e götürüldüğünü anlattı.
Bir villada yaklaşık 1 ay saklandığını anlatan Özyağci, şunları söyledi:
“Mustafa Kemal, ‘botu ayarladım, seni Edirne’den yurt dışına çıkaracağız’ dedi. Sonra beni bagaja soktular ve Edirne’ye bu şekilde gittim. Bagajdan indirdiklerinde ‘biz yoldayken deprem oldu, o yüzden yol boştu’ dedi. Beni bekleyen kişilerle botla nehre indim. Orada, bizim askerlerimiz ateş etti. Herkes panik oldu ben de direk suya atladım. Yüzerek Yunanistan’a çıktım. Birkaç saat yürümemin ardından Yunanistan askerleri yakaladı. Türk olduğumu, terörist olmadığımı söyledim. Beni kelepçeleyip dövmeye başladılar. Sonra beni botla sınır hattımıza attılar. Orada teslim oldum.”
Daha sonra Ankara Emniyetine teslim edildiğini, emniyet sorgusunun ardından savcılığa sevk edildiğini belirten Özyağci, şu iddialarda bulundu:
“Orada üç savcıya ifade verdim. Savcı Durmuş Ali Kaya, ‘Bize hikaye anlatma. Bu işin siyasi olduğunu düşünüyoruz. Devlet Bey’den talimat aldıysan bizi uğraştırma. MHP’den iki, üç yöneticinin ismini ver seni kurtaralım. Seni içeride de dışarıda da koruyacağız. Sana insan ve araç fotoğrafları göstereceğiz. Bunları onayla yeter’ dedi. Ben bunları duyunca şok oldum. ‘Böyle iftiralara alet olmam. Beni neden böyle bir şeye alet etmeye çalışıyorsunuz? dedim. Ondan sonra iyice öfkelendi. Yanıma geldi ve fotoğraflar göstermeye başladı. Tanımadığımı söyledim. Sonra araçlar gösterdi. ‘Bunlara binmedim’ dedim. Bana, ‘Öldürülmekten korkmuyor musun?’ dedi. Ben de ‘Ölüm kalım triplerim olsa bu işi yapmazdım’ dedim. ‘Ben bu dosyanın kalemşoruyum. Her türlü müdahaleyi yapacağım. Seçimden sonra herkes görecek’ dedi. Bana gösterilen fotoğraflar ve araçları sonradan medyadan gördüm.”
ÇAPRAZ SORGU
Sanık Eray Özyağci’nin savunmasının ardından çapraz sorgusuna geçildi.
Özyağci, İstanbul’dan ayrılmadan önce sanık Çep’in wi-fi cihazı verip vermediği sorusu üzerine, “Hatırlamıyorum.” dedi.
Olay gününden önce Ateş’in ofisinin olduğu bölgeye gittiği hatırlatılarak, adresi kimden aldığı sorulan Özyağci, “Abim bana ne diyorsa onu yaptım.” ifadesini kullandı. Sanık Özyağci, olayda kullanılan silahı nereden temin ettiğine ilişkin soruya, “Benim yıllardır tabancam var zaten, parasını verip temin etmiştim.” cevabını verdi.
MOTOSİKLETİ KULLANAN VEDAT BALKAYA’NIN İFADESİ
Özyağcı’nın ardından motosikleti kullanan Vedat Balkaya’nın savunmasına geçildi.
“Bana, ‘Silah sesi duyarsan korkma’ dedi”
Duruşmada savunma yapan ikinci sanık, cinayette kullanılan motosikleti süren kişi olan Vedat Balkaya oldu.
Olay tarihinden bir süre önce cezaevinden çıktığını, iş bulma konusunda zorluk çektiğini anlatan Balkaya, sanıklardan Doğukan Çep’in “uyuşturucudan uzak durması” şartıyla motor alabileceğini söylediğini, kendisine verdiği sözü tuttuğunu belirtti.
Çep’in kendisine bir miktar para ve 2-3 tane de motosiklet ilanı attığını ifade eden Balkaya, bir süre sonra motoru aldığını, motoru aldıktan bir gün sonra sanık Çep’in kendisini aradığını anlattı. Sanık Balkaya, “Ataşehir’de buluştuk. ‘Ankara’da birinden alacağım var, Eray’ı Ankara’ya götürecek araba var ama getirecek kişi yok.’ dedi. Bunun üzerine yardım amaçlı sabah 6 suları Ankara’ya vardım.” sözlerini sarf etti.
Sanık Vedat Balkaya, olay gününe ilişkin şunları anlattı:
“Ayın 30’unda öğlen 12.30 sularında Eray beni uyandırdı. ‘Alacağımız olan kişi gelmiş, almaya gidiyoruz acele et’ dedi. Eray arkama bindi, beni yönlendirdi, Muhsin Yazıcıoğlu Caddesi üzerinde indirdim. Bana, ‘Silah sesi duyarsan korkma.’ dedi. Bunun üzerine Doğukan’ı aradım, bir sıkıntı olup olmadığını sordum. Bir süre orada bekledim, sonra Eray bir hışımla geldi. Eray’ın yönlendirmesiyle yaklaşık yarım saat gittikten sonra bir petrol ofisine gittik. Eray iner inmez kaskı fırlattı. ‘Benimle İstanbul’a gelmeyecek misin?’ dedim. ‘Gelmeme gerek kalmadı, sen devam et, İstanbul’da görüşürüz.’ dedi. Kendisini bekleyen arabaya bindi ve gitti.”
‘BİRİNİN ÖLDÜRÜLECEĞİNİ BİLMİYORDUM’
Sanık Balkaya, olay tarihinden önce Ateş’i tanımadığını, öldürülmesinden de haberdar olmadığını ileri sürdü.
Balkaya, “Bana alacak verecek meselesi dediler. Vurulma olayı deselerdi cezaevinden yeni çıkmış biri olarak asla yardım etmezdim. Doğukan’ı aradım, Eray tedirgindi, bir şey olduysa bana söyleyin dedim. Ben bu olayın aslını Kocaeli Emniyet Müdürlüğünde öğrendim. Eray’ın birini vurduğunu orada öğrendim. Beni buraya kandırarak getirdiler. Ben Sinan Ateş’i tanımıyorum, sosyal statüsünü bilmiyorum. Burada birinin vurulacağını, öldürüleceğini bilmiyordum.” savunmasını yaptı.
Sanık Balkaya, suçsuz olduğunu iddia ederek, tahliye ve beraat talebinde bulundu.
AYŞE ATEŞ: AYRILAN DOSYADAKİ 17 ŞÜPHELİ DOSYAYA EKLENMELİ
Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş ise duruşma öncesinde gazetecilere açıklamalarda bulundu.
“Bizim buradan beklentimiz ve isteğimiz, ayrılan dosyadaki 17 kişi hakkında gerekli işlemlerin hızlı bir şekilde yapılması ve dosyamıza eklenmesidir.” diyen Ayşe Ateş, “İddianamedeki boşlukların tamamlanarak yeni ve doğru bir iddianamenin yazılması ve yargılamanın hızlı bir şekilde yapılmasıdır. Hedefimize sadece suçlular var, sadece suçluların adil bir şekilde yargılanmasından başka hiçbir talebimiz bulunmamaktadır.” ifadelerini kullandı.

Ateş, tehditler üzerine yaklaşık bir buçuk aydır koruma talebinde bulunduğunu ve yoğun güvenlik altında yaşadığını dile getirdi.
SİYASİLER DE TAKİP EDİYOR
Sanıklar ve müştekilerin hazır bulunduğu duruşmayı bazı siyasiler de takip ediyor.
Duruşma salonunda, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da izleyici olarak yer aldı. Duruşmayı, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan ve bazı il baro başkanları da izliyor.
NE OLMUŞTU?
Akademisyen ve Eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş, 30 Aralık 2022’de Ankara’da uğradığı silahlı saldırı sonrasında yaşamını yitirmişti.
Aralarında tetikçi ve azmettiricilerin de olduğu iddia edilen isimler hakkında soruşturma başlatılmış, dönemin Ankara Emniyeti Cinayet Büro Amiri de bu isimlerle birlikte tutuklanmıştı.
Mahkeme tarafından kabul edilen iddianamede, tetikçi Eray Özyağci’nın de aralarında bulunduğu 5 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.
Diğer Şüpheliler için istenen hapis cezası ise 15 yıldan 20 yıla kadar değişiyor.
]]>MHP’NİN TALEBİNE RET
Cinayete ilişkin ilk duruşma Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’ndeki duruşma salonunda görülüyor.
Duruşmanın başında MHP avukatları davaya katılma talebinde bulundu.
Savcı, MHP’nin suçtan zarar görmediğini beyan ederek, katılma talebinin reddini istedi.
MAHKEME BAŞKANINDAN TARAFLARA UYARI
Özgür Özel, duruşma salonunda, Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş ve Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte oturdu. Duruşma öncesi, sanıklardan Doğukan Çep, müşteki sıralarında oturanlara yönelik sözleri nedeniyle kolluk personeli tarafından duruşma salonundan çıkarıldı.
Duruşmanın başında mahkeme başkanı, taraflara, “Herhangi bir sataşma, laf atma olmasın. Gerek sanıklar gerek müşteki tarafından. Bunlara gerek yok. Bırakın işimizi yapalım. Tahrik etmeye çalışanlar olabilir. Meseli şahsileştirmeyin. Aşağıda bir sanığımız varmış. salona gelmeden önce bazı sözleri olmuş, olabilir. Sabırlı olacaksınız, sakin olacaksınız, tahriklere kapılmayın.” uyarısında bulundu.
“ADI GEÇEN SİYASİLERİ BİLMİYORUM”
Ardından tetikçi Eray Özyağci’nın savunmasına geçildi.
Özyağcı savunmasına, iddianamede adı geçen siyasi isimleri bilmediğini söyledi.
“Beni Ankara Gölbaşı’ndan Mustafa Kemal diye bir arkadaşım, olaydan dört gün sonra İzmir’e sonra Edirne’ye götürdü.” diyen tetikçi Özyağcı, “Sınırdan geçerken Yunan askerleri beni dövdü, sonra Türkiye sınırına attı.” ifadelerini kullandı.
Özyağcı’nın ardından motosikleti kullanan Vefat Balkaya’nın savunmasına geçildi.
AYŞE ATEŞ: AYRILAN DOSYADAKİ 17 ŞÜPHELİ DOSYAYA EKLENMELİ
Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş ise duruşma öncesinde gazetecilere açıklamalarda bulundu.
“Bizim buradan beklentimiz ve isteğimiz, ayrılan dosyadaki 17 kişi hakkında gerekli işlemlerin hızlı bir şekilde yapılması ve dosyamıza eklenmesidir.” diyen Ayşe Ateş, “İddianamedeki boşlukların tamamlanarak yeni ve doğru bir iddianamenin yazılması ve yargılamanın hızlı bir şekilde yapılmasıdır. Hedefimize sadece suçlular var, sadece suçluların adil bir şekilde yargılanmasından başka hiçbir talebimiz bulunmamaktadır.” ifadelerini kullandı.

Ateş, tehditler üzerine yaklaşık bir buçuk aydır koruma talebinde bulunduğunu ve yoğun güvenlik altında yaşadığını dile getirdi.
SİYASİLER DE TAKİP EDİYOR
Sanıklar ve müştekilerin hazır bulunduğu duruşmayı bazı siyasiler de takip ediyor.
Duruşma salonunda, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da izleyici olarak yer aldı. Duruşmayı, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan ve bazı il baro başkanları da izliyor.
NE OLMUŞTU?
Akademisyen ve Eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş, 30 Aralık 2022’de Ankara’da uğradığı silahlı saldırı sonrasında yaşamını yitirmişti.
Aralarında tetikçi ve azmettiricilerin de olduğu iddia edilen isimler hakkında soruşturma başlatılmış, dönemin Ankara Emniyeti Cinayet Büro Amiri de bu isimlerle birlikte tutuklanmıştı.
Mahkeme tarafından kabul edilen iddianamede, tetikçi Eray Özyağci’nın de aralarında bulunduğu 5 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.
Diğer Şüpheliler için istenen hapis cezası ise 15 yıldan 20 yıla kadar değişiyor.
]]>
“Ben maktulü namaz kılarken bıçaklamadım’’
Duruşmada savunma yapan sanık Baykut, olay sırasında uyuşturucu madde etkisinde olduğunu ve Ramazan Pişkin’i Saboor Muradı adlı kişi zannettiğini belirterek, “Cinsel istismara uğramış bir insan psikolojisi altında gerçekleşti olay. Önceden Ramazan Pişkin’i tanımıyordum. İçeri girdiğim zaman kendisine taş attım. O da kendisini savunmaya kalkışınca korkudan ben de kendimi bıçakla savundum. Olay esnasında kaç bıçak darbesi vurduğumun farkında değildim. Olay sonrasında ise evime kaçtım. Psikolojik rahatsızlığıma ilişkin herhangi bir raporum yoktur. Ben maktulü daha önceden sadece sosyal medyada karşıma çıktığında görmüştüm. Ben maktulü namaz kılarken bıçaklamadım. Bıçak zaten 2 haftadır üzerimdeydi, kendimi korumak için bıçak taşırdım. Hiçbir tarikatla işim olmaz, dinimi geliştirmek için izlediğim bazı videolar oluyordu o kadar’’ dedi.

“Kardeşimi kesinlikle namaz üstünde, sırtından, planlanmış şekilde dükkana gelerek rükudayken öldürmüştür’’
Müşteki Mehmet Pişkin ise ifadesinde, “Benim kardeşimin kimseyle husumeti yoktu. Namaz kılarken rükuda 3-4 dakika dururdu. Kardeşimi kesinlikle namaz üstünde, sırtından, planlanmış şekilde dükkana gelerek rükudayken öldürmüştür. Ayağında ayakkabısı da yok, boğuşma izi de yok. Her şey 10-15 saniyede olmuştur. Şahıstan ve arkasındaki azmettirenlerden şikayetçiyim’’ şeklinde konuştu.
“Bir gürültü patırtı koptu. Ben de ‘Ne oluyor, hocayı mı dövüyorlar’ dedim’’
Duruşmada tanık olarak ifade veren İbrahim Baştürk, ölen Ramazan Pişkin ile dükkanlarının yan yana olduğunu belirterek, “Olay günü iş yerimde oturuyordum, bir gürültü patırtı koptu. Ben de ‘Ne oluyor, hocayı mı dövüyorlar’ dedim. Sonra zaten bir adım attım arkadaş hızla geçti, ben yandan gördüm. Dükkana daldım, Ramazan Hoca kanlar içerisinde yatıyordu. Kolları sıvalıydı, ayakkabıları yoktu, namaz kıldığı bir tahtası var, onun yanına düşmüştü. Ambulansı aradım, polise haber verin dedim’’ ifadelerini kullandı.

İş yerine gelerek keşif yaptığı aktarıldı
Duruşmada esasa ilişkin mütalaasını açıklayan cumhuriyet savcısı, sanık Baykut’un olay tarihinden önce maktule ait sosyal medyada yayınlanan videolarını izlediğini, olay tarihinden birkaç gün önce de maktulün iş yerine gelerek keşif yaptığını aktardı. Açıklanan mütalaada, sanığın tek vuruşta öldürme kabiliyetine sahip bıçakla maktulün iş yerine gittiği, maktulün tek başına bulunduğu sırada öldürmeye elverişli bıçak darbeleriyle kasten öldürme eylemini tasarlayarak gerçekleştirdiği kaydedildi.
Ağırlaştırılmış müebbet hapis talebi
Mütalaada sanık Baykut’un ‘tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması talep edildi.
Sanık avukatı mahkemede, açıklanan mütalaaya karşı savunma yapabilmek için süre talep etti. Ara kararını açıklayan mahkeme, sanığın tutukluluk halinin devamına ve sanık tarafına açıklanan mütalaaya karşı savunma hazırlayabilmeleri için süre verilmesine hükmederek duruşmayı erteledi.
İddianameden
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, bilgi sahibi olarak ifadesi alınan İbrahim B.’nin hemen yan tarafta bulunan eczanede bulunduğu sırada bir gürültü geldiğini, kontrol etmek amacıyla eczaneden çıktığı sırada çay ocağı içerisinden elinde bıçak olan bir erkek şahsın koşarak kaçtığını gördüğünü, devamında çay ocağını kontrol ettiğinde ise Ramazan Pişkin’in yaralanmış şekilde yerde yattığını görmesi üzerine sağlık ekiplerini haberdar ettiğini söylediği aktarıldı. Hazırlanan iddianamede, şüpheli Erkan Baykut’un ‘kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılması talep edildi.
Bakanlık adına dilekçe veren Avukat İlter Duman, sanık Sazak’ın çelişkili ifadeler verdiğini belirtip, tehdit mesajlarına dikkat çekerek, “Bu karar hem olacak benzer olaylardaki muhtemel sanıklara cesaret vermekte hem de kamu vicdanında derin yaralar açmaktadır” dedi.

Emek Mahallesi’nde sevgilisi Yılmaz Sazak ile oturan Zerin Kılınç, 2022 yılı haziran ayında binanın 2’nci katındaki evinin penceresinden düştü. Eskişehir Şehir Hastanesi’ne kaldırılan Kılınç, kurtarılamadı. İlk otopsi incelemesinde; Kılınç’ın yüksekten düşmeye bağlı olarak hayatını kaybettiği belirlendi. Evdeki incelemede, yerde ve kapıda kan lekeleri, cam kırıkları, kırılmış kül tablası olduğu tespit edildi. İfadesi alınıp, serbest bırakılan Yılmaz Sazak, olaydan 7 ay sonra yeniden gözaltına alınarak ‘kasten öldürme’ suçlamasıyla tutuklandı. Eskişehir 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Yılmaz Sazak hakkında savcı, sevgilisi Zerin Kılınç’ı pencereden iterek ölümüne yol açtığı suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis talep etti.
SAZAK İÇİN TAHLİYE KARARI
Davanın geçen yıl temmuz ayında görülen karar duruşmasında, Yılmaz Sazak hakkında somut delil olmadığı gerekçesi ve ‘şüpheden sanık yararlanır’ ilkesiyle beraat kararı verildi. Kararda, “Sanığın üzerine atılı suçu işlediği her türlü şüpheden uzak, kesin, somut ve inandırıcı delillerle sabit görülmediğinden, ‘şüpheden sanık yararlanır’ ilkesi gözetilerek beraatine karar verildi” denildi. Ayrıca Yılmaz Sazak hakkında ‘kadına karşı tehdit’ suçundan 7 ay 15 gün hapis cezası verildi. Bu cezanın ertelenmesi ile Sazak, tahliye edildi.

Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı avukatları ile Kılınç ailesinin avukat Ahmet Seyhan, mahkemenin kararına itiraz etti. Dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2’nci Ceza Dairesi, itirazı reddetti. Kararda, “Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, soruşturma sonuçlarına uygun şekilde oluşan takdire, gerekçe ve uygulamaya göre mahkemenin kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılık olmadığı anlaşılmakla istinaf başvurularının esastan reddine oy birliğiyle karar verilmiştir” denildi.
‘HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA AYKIRI’
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2’nci Ceza Dairesi’nin beraat kararını onamasının ardından Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı ve Kılınç ailesinin avukatı Ahmet Seyhan, davayı Yargıtay’a taşıdı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı da sanık Sazak’ın beraat kararına itiraz etti. Bakanlık adına dilekçe veren Avukat İlter Duman, yargılama aşamasında sanığın çelişkili ifadeler verdiğini belirtti. Dilekçede, şu ifadeler yer aldı:
“Sanık Yılmaz Sazak, yargılamanın çeşitli aşamalarında verdiği ifadelerde olayların gelişimine, mevcut delil durumuna göre esasa etki edecek konularda suçtan ve cezadan kurtulmaya yönelik çelişkili ifadeler vermiştir. Olay yerinde yırtılmış halde bulunan tişörtün sanığın anlatımdaki gibi kullanılması durumu hayatın olağan akışına aykırılığın da ötesindedir.”

‘AKILLA VE MANTIKLA İZAH EDİLECEK BİR DURUM DEĞİL’
Evde bulunan kan lekelerine de dikkat çekilen dilekçede, “Bir kişi camı kapatmak yerine veya camı kapatmak istememesi durumunda başka herhangi bir şeyi cam önüne koymak yerine üzerindeki tişörtü yırtıp camın önüne koyması akılla ve mantıkla izah edilecek bir durum değildir. Sanık yine burada tartışma esnasında maktulün tişörtünü yırttığını gizlemek için bu şekilde bir senaryo kurgulamıştır. Çok açık bir şekilde olaydan önce maktulle ciddi bir şekilde kavga etmiş ve bunun ortaya çıkmasını istememektedir. Olayın gerçekleştiği evde yerde kanlı bir ıslak mendil bulunmuş; yatakta, kapıda ve duvarda kan lekeleri tespit edilmiştir. Yerde bulunan kan lekelerinin damlacıklar şeklinde olduğunu, dolayısıyla camın ayağa batması sonucu oluşamayacağı gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Sanığın yine bu durumda da gerçekle alakası olmayan çelişkili ifadeleri mevcuttur” denildi.
‘KESİN KANIT OLAN DELİLLER TAMAMEN SANIK LEHİNE YORUMLANMIŞ’
Zerin Kılınç’ın intihar etmesini gerektirecek herhangi bir olay olmadığı da belirtilen dilekçede, şu ifadelere yer verildi:
“Maktulün düzenli bir hayatı ve bir de çocuğu bulunmaktadır. Dolayısıyla intihar etmesini gerektirecek bir durum da ortada yoktur. Sanığın ifadelerinden de yola çıkacak olursak olay günü veya öncesine ilişkin bir insanın kendi yaşamına son verecek derecede bir olay yaşanmadığı görülecektir. Bu sebeple Zerin Kılınç’ın intihar etme durumu da kesinlikle akla getirilmemelidir. Dosyaya sunulmuş olan bilimsel mütalaada olaya ışık tutan bazı durumlar mevcuttur. Ancak mahkeme bilimsel mütalaayı tamamen göz ardı ederek karar vermiştir. Yerel mahkeme, suçun işlendiğinin objektif olarak kanıtı olan tüm delilleri sanık lehine değerlendirmiştir. Olayın olduğu yer, orada bulunan kişiler ve olayın niteliği gereği mevcut delil durumu da dikkate alındığında daha etkin bir yargılama ve değerlendirme yapılması gerekirdi. Ancak mahkeme elde bulunan ve tarafımızca suçun işlendiğine kesin kanıt olan delilleri tamamen sanık lehine yorumlamış ve neticeten de beraat kararı vermiştir. Verilen bu karar hem olacak benzer olaylardaki muhtemel sanıklara cesaret vermekte hem de kamu vicdanında derin yaralar açmaktadır.”
]]>İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuksuz sanık Ogün Samast, Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı.
Eski emniyet müdürleri Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek’in aralarında yer aldığı bazı tutuklu sanıklar da bulundukları cezaevlerinden duruşmaya SEGBİS ile bağlandı. Sanıkların ve Dink ailesinin avukatları ise mahkeme salonunda hazır bulundu.
Duruşmada esasa ilişkin mütalaasını açıklayan cumhuriyet savcısı, Ogün Samast, Ahmet İskender, Erhan Tuncel, Ersin Yolcu, Tuncay Uzundal, Yasin Hayal ve Zeynel Abidin Yavuz hakkındaki dosyanın zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle üzerine atılı suçtan davanın düşürülmesine karar verilmesini talep etti.
Sanıklar Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek’in “anayasayı ihlal” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması istenen mütalaada, Adem Sağlam hakkında ise “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.
Mütalaada, Sağlam’ın üzerine atılı “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” ve “belli bir yükümlülüğün ihmaliyle kasten öldürmeye neden olmak” suçlarından yeterli delil bulunamadığı gerekçesiyle beraatine karar verilmesi istenirken, yakalamalı sanıklar Faruk Sarı ve Yahya Öztürk’ün ise dosyasının ayrılması talebinde bulunuldu.
Söz alan sanık Ogün Samast, “Mütalaaya katılıyorum, savunma için ek süre istemiyorum.” dedi.
Diğer sanıklar ise mütalaaya karşı savunma yapmak üzere süre talebinde bulundu.
Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, cezalandırılması talep edilen sanıklar ve avukatlarına mütalaaya karşı savunma yapmak üzere süre verilmesine hükmetti.
Duruşma 16 Ekim’e ertelendi.
– Davanın geçmişi
Hrant Dink cinayetine ilişkin 26 Mart 2021’de İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince açıklanan kararda, bazı sanıklara değişen oranlarda hapis cezası verilmiş, aralarında FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in de bulunduğu 13 sanığın dosyası ayrılırken, ölen Şeref Ateş hakkındaki dava düşmüştü.
Mahkeme heyeti, bazı sanıklar hakkında başka suçlardan da işlem yapılması için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasını kararlaştırmış, mahkemenin suç duyurusu üzerine savcılık da 15 sayfalık yeni bir iddianame hazırlamıştı.
İddianamede, sanıklar Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer, Faruk Sarı, Yahya Öztürk ve Adem Sağlam’ın, Hrant Dink’in, azmettiriciler Yasin Hayal ve grubunca tasarlanıp tetikçi Ogün Samast tarafından öldürüleceğinden haberdar oldukları, görev, yetki ve konumları gereği cinayeti önleme yükümlülükleri bulunmalarına rağmen cinayeti işleyecek örgüte operasyon yapmayıp Dink’e şahsi, fiziki ve mekansal koruma sağlamadıkları ve FETÖ’nün yıkıcı emelleri doğrultusunda hareket ettikleri belirtiliyor.
Sanıkların, cinayetin önlenmesi ve müdahale edilmesi noktasında yetki ve sorumlulukları bulunmasına rağmen olay tarihine kadar görevlerini yerine getirmekte kasıtlı olarak ihmalli davrandıkları ve cinayetin işlenmesini sağladıkları öne sürülüyor.
İddianamede, dönemin Trabzon Terörle Mücadele Şube Müdürü Yahya Öztürk ve komiser yardımcısı Adem Sağlam’ın “anayasayı ihlal”, “belli bir yükümlülüğün ihmaliyle kasten öldürmeye neden olmak” ve “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlarından ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet ve 22 yıl 6’şar aydan 35’er yıla kadar hapisleri isteniyor.
Sanıklar Ramazan Akyürek, Faruk Sarı ve Ali Fuat Yılmazer’in “anayasayı ihlal” suçundan ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapisleri öngörülen iddianamede, Yasin Hayal, Zeynel Abidin Yavuz, Tuncay Uzundal, Erhan Tuncel, Ersin Yolcu, Ahmet İskender’in “terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” suçundan 5’er yıldan 10’ar yıla kadar hapisleri talep ediliyor.
– Samast hakkındaki yeni dava 11 sanıklı dosyayla birleşti
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin suç duyurusu üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca cinayetin tetikçisi Ogün Samast hakkında hazırlanan iddianamede ise Samast’ın “FETÖ’ye üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” suçundan 5 yıldan 10 yıla kadar hapsi isteniyor.
Ogün Samast’ın “suça sürüklenen çocuk” olarak gösterildiği iddianamede, Arat, Delal, Hasrof ve Rahil Dink ile Sera Dink Nazarıan’a “müşteki” olarak yer alıyor.
Yasin Hayal’in “suç örgütü yöneticisi olmak”, Erhan Tuncel ve Ogün Samast’ın ise “suç örgütü üyesi olmak” suçundan ceza aldıkları anımsatılan iddianamede, Samast’ın FETÖ üyesi olduğuna ilişkin somut delil elde edilemediği anlatılıyor.
Ogün Samast’ın örgütün yönetici ve üyeleriyle irtibatını gösteren deliller ele geçirildiği belirtilen iddianamede, bir kısım delillerin bu irtibatla şüpheliler Tuncay Uzundal, Zeynel Abidin Yavuz, Erhan Tuncel, Yasin Hayal, Ersin Yolcu ve Ahmet İskender’le Samast’ın, Dink cinayetini işlerken ve sonrasında örgütün çıkar ve amaçları doğrultusunda hareket ettiğini ortaya koyduğu aktarılıyor.
Samast’ın, olay tarihinde yaşı 18’den küçük olduğu için bu suç üçte bir oranında düşürülürken, Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yapılan yarı oranındaki artırımla yine aynı cezaya çarptırılması öngörülüyor.
Samast hakkındaki bu iddianame, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesindeki “anayasayı ihlal”, “belli bir yükümlülüğün ihmaliyle kasten öldürmeye neden olmak”, “silahlı terör örgütüne üye olmak” ve “terör örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” suçlarına ilişkin 11 sanığın yargılandığı dava dosyasıyla birleştirilmişti.

Samast 15 Kasım’da tahliye edilmişti
Dink cinayetinin tetikçisi Ogün Samast, İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince 25 Temmuz 2011’de Hrant Dink’e yönelik eyleminden dolayı “tasarlayarak öldürmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırılmıştı. Olay tarihinde Samast’ın 16 yaşını bitirmiş, 17 yaşını tamamlamamış olduğunu belirten mahkeme, Samast’ın cezasını üçte bir oranında indirim uygulayarak 21 yıl 6 aya düşürmüştü.
Samast’ı “ruhsatsız silah taşımak” suçundan da 2 yıl hapis ve 900 lira adli para cezasına mahkum eden mahkeme, olay tarihindeki yaşını göz önüne alarak bu cezayı da 1 yıl 4 ay hapis ve 600 lira adli para cezasına çevirmişti.
Öte yandan Samast, cezaevindeyken hakkında Silivri 3. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından cezaevindeki gardiyanlara saldırdığı gerekçesiyle açılan dava kapsamında 5 yıl 1 ay 13 gün hapse çarptırılmıştı.
Samast, Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan koşullu salıverilme kapsamında 15 Kasım 2023’te tahliye edilmişti.
Olay, 15 Nisan 2022’de, Güzelbahçe ilçesindeki ‘Ayfer Abla’ isimli balık restoranında meydana geldi. Devrim Gürkan, babası Haşmet Gürkan’ı sahibi olduğu balık restoranında 28 yerinden bıçakladı. Daha sonra polis merkezine gidip teslim olan Devrim Gürkan, çocukluğundan beri babasının kendisine şiddet uyguladığını iddia ederek cinayeti anlattı.

Polisteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Devrim Gürkan, tutuklandı. Cinayetten sonra cesedin altından ikinci bir bıçak çıktı. Adli Tıp’a gönderilen ikinci bıçağın üzerindeki DNA örneklerinin de Haşmet Gürkan ile eşleştiği ve cinayette kullanıldığı belirlendi.
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürütülen soruşturmanın ardından sanık Gürkan hakkında ‘üst soydan akrabayı tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle İzmir 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.
Sanık Devrim Gürkan, davanın 22 Mart’taki duruşmasında verdiği ifadesinde, “Çocukluğumdan beri şiddet gördüm. Günde 16 saat çalıştırıldım. Eğitim hayatımla, çocukluğumla oynadılar. Başarılı bir öğrenciydim. Yüksek not almama rağmen okuldan alındım. Beni karaladılar. Böyle bir olay yaşandığı için pişmanım” dedi.

SAVCI MÜTALAASINI VERDİ
4 Mayıs’ta görülen 7’nci duruşmada, savcı esasla ilgili mütalaasını açıklayıp iddianamede de istenilen ‘ağırlaştırılmış hapis’ cezası talebini tekrarladı.
Bugün İzmir 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde, davanın karar duruşması görüldü. Duruşmaya tutuklu sanık Devrim Gürkan ile taraf avukatları ve yakınları katıldı. Duruşmada söz alan Haşmet Gürkan’ın kardeşi Selçuk Gürkan, “Masum bir insan, canice öldürüldü. Boynu kesildi. Annem böyle bir acıyla yaşamak zorunda kaldı. İndirim için pişman olduğunu söylüyor. Yalan. En ağır ceza verilmeli” diye konuştu.
Haşmet Gürkan’ın kız kardeşi Songül Gürkan da “Ailesi için çalıştığı iş yerinde öldürüldü. Olay günü cebinde babasının verdiği para vardı. Böyle şeytan kılığındaki insanlar dışarı çıkmamalı” ifadelerini kullandı.
Haşmet Gürkan’ın annesi Gülümser Gürkan ise “Ben o günden beri uyumadım. Defalarca bıçaklamış. Polisteki ifadesinde babasının başını kopartmaya çalıştığını söylüyor. Böyle bir insan olabilir mi?” dedi.
Haşmet Gürkan’ın ağabeyi Mustafa Gürkan da “Sanık olayı planlamıştır. Pişman değil. Sadece öldürmedi, eziyet de çektirdi. Bunun gibi canavarca hisse sahip kimsenin bir daha böyle bir suçu işlememesi için en ağır ceza verilmeli” diye konuştu.
Haşmet Gürkan’ın ailesinin avukatları son beyanlarında sanığın indirim alabilmek için yalan söylediğini, adli tıp raporuna göre akıl sağlığının yerinde olduğunun ortada olduğunu ve en ağır cezanın verilmesini talep etti. Duruşma savcısı, esas hakkında verdiği mütalaasını yineledi, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep etti.

“ÇOCUKLUĞUMDAN BERİ KÖTÜ DAVRANILDI”
Son savunmasını yapan Devrim Gürkan, “Çocukluğumdan beri kötü davranıldı. Aşağılandım. Başarılı olmama rağmen okula gönderilmedim. Bu olayların yaşanmamasını istedim. Çok pişmanım” dedi. Ardından karar için 10 dakika ara verildi.
Mahkeme heyeti, sanık Devrim Gürkan’ı ‘üst soydan akrabayı tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış ömür boyu hapse çarptırdı, cezada indirim uygulamadı.
Duruşmanın ardından konuşan Haşmet Gürkan’ın annesi Gülümser Gürkan, “24 aydan beri bugünü bekliyordum. Bu süreçte tabii ki ben çok yara aldım. Sevdiğim oğlumu kaybettim. Çok acı çektim, adalet yerini buldu. Mahkeme gereğini yerine getirdi. Çok teşekkür ediyorum” dedi.
]]>Burcu Cöddü, iddiaya göre eşi Uğur Cöddü ile geçimsizlik yaşadığı gerekçesiyle sık sık çocuklarını da alıp babasının evine gitti. Her seferinde aile büyüklerinin araya girmesi üzerine Burcu Cöddü, çocuklarıyla eşi Uğur’un yanına döndü. İddiaya göre, Uğur Cöddü’nün eşinin üzerine kredi çekmesi ve son olarak da mevlide göndermemesi üzerine araları yeniden bozuldu. Burcu Cöddü babası Metin Şimşek’i telefonla arayarak kendisini alıp evlerine götürmesini istedi. Baba Metin ve anne Medine Şimşek kızlarını ve 2 torunlarını alıp evlerine götürdü. Burcu Cöddü, eşinden boşanmak için karar vererek ailesinin yanına yerleşti. Burcu Cöddü, kardeşleri Süleyman, Harun ve yengeleri ile 15 Mayıs 2023’te çocuklarının kitapları ve okul kıyafetlerini almak için eşi Uğur Cöddü’nün kaldığı eve gitti. Sarıçam Mahallesi Yavuz Sultan Selim Mahallesi’nde meydana gelen olayda iddiaya göre, Uğur Cöddü, çocuklarının kıyafetlerini vermeyince tartışma çıktı. Tartışmanın kavgaya dönüşmesi üzerine Uğur Cöddü silahla eşi Burcu’yu öldürdü, kayınbiraderleri Harun ve Süleyman’ı da öldürmeye teşebbüs etti.

DAVA AÇILDI
Olaydan sonra yakalanıp tutuklanan Uğur Cöddü hakkındaki soruşturma tamamlandı. Cumhuriyet savcısı, Cöddü hakkında ‘Eşe ve kadına karşı kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs’ suçlarından, ölümlü olayda çıkan kavgaya karıştıkları iddia edilen sanık Uğur Cöddü’nün babası Osman Cöddü, kardeşi Ünal Cöddü ile öldürülen Burcu Cöddü’nün kardeşleri Harun ve Süleyman Şimşek, babası Metin ve annesi Medine hakkında da ‘Kasten yaralama, silahla basit yaralama’ suçlarından iddianame hazırladı. Savcı, Uğur Cöddü’nün ağırlaştırılmış müebbet ve ayrıca 30 yıla kadar, diğer sanıkların ise 6 yıla kadar hapis cezaları ile cezalandırılmalarını talep etti.

DURUŞMA GÜNÜ HASTANEYE KALDIRILDI
Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen ve yapılan inceleme sonucunda iddianame kabul edilirken davanın ilk duruşması da yapıldı. Duruşmaya, Adana Cezaevi’nde tutuklu bulunan Uğur Cöddü, rahatsızlığı nedeniyle Şehir Hastanesi’ne sevk edildiği için katılamadı. Duruşmada öldürülen Burcu Cöddü’nün sanık konumundaki babası Metin, annesi Medine, müşteki sanık kardeşleri Harun ve Süleyman ile avukatları katıldı. Baba Metin Şimşek ve anne Medine Şimşek, kızları ile damatlarının uzun süredir geçinemediğini kızının devamlı eve geldiğini, araya büyüklerin girmesiyle barıştıklarını söyledi.

Olay günü Burcu’nun kendilerini arayarak “Gelin beni alın” dediğini ifade eden baba Şimşek, “Kızımı ve 2 torunumu alıp evime getirdim. Daha sonra eşim ile Uğur’un babasının evine gittik. Uğur’u çağırıp konuştuk. Uğur’a ‘Kızımla seni boşatacağım, gerekirse mahkemeden uzaklaştırma çıkartacağım’ diye kızdım. Kendisine küfür etmedim” dedi.

‘TORUNLARIMIN KIYAFETLERİNİ VE KİTAPLARINI ALMAYA GİTTİLER’
Torunlarının “Büyükbaba yarın okul var tüm kıyafetlerimiz ve çantamız evde kaldı” demesi üzerine kızı ve oğulları ile gelinlerinin eve gittiğini belirten baba Metin Şimşek, “Ben ve eşim de tartışma yaşanmasın diye peşlerinden gittik. Tartışma yaşanıyordu. Gelinlerim ‘Burcu’yu dövüyor’ diye çığlık attı. Uğur’un kızıma vurduğunu gördüm. Kavga sırasında Ünal aracından silahı çıkartıp Uğur’a verdi. Uğur havaya iki el sıktı, sonra Burcu’ya sıktı. Araları 2-3 metreydi. Burcu ‘Yapma’ diyerek silahı bırakmasını istiyordu. Burcu vurulduktan sonra eşimin kucağına düştü. Uğur, daha sonra oğullarıma ateş etti” ifadelerini kullandı.

‘ABLAM ELİNDEN SİLAHI ALMAK İSTEDİ’
Süleyman Şimşek de savunmasında, eniştesi Uğur’un elinden silahı almaya çalışan ablası Burcu’ya ateş ettiğini söyledi. Harun Şimşek de ablasının eniştesi tarafından nasıl öldürüldüğünü şöyle anlattı:
‘SENİNLE GELİYORUM’
Tanık olarak dinlenen, öldürülen Burcu Cöddü’nün yengesi Melis Şeyma Şimşek tanık olarak ifade verdi. Burcu’nun öldürülme anını gören Şimşek, “Silah Uğur’un elindeydi. Burcu önüne geçerek ‘Dur yapma. Boşanmaktan vazgeçtim. Ben seninle geliyorum’ dedi. Uğur, Burcu ona doğru yönelince önce Burcu’ya sıktı, sonra eşime ve ardından kaynıma sıktı” dedi.
GÜVENLİK KAMERA GÖRÜNTÜLERİ İZLENDİ
Daha sonra duruşmada olayın güvenlik kamera görüntüleri ayrıntılarıyla izlenip tutanağa geçirildi.
Mahkeme heyeti, tutuklu sanık Uğur Cöddü’nün tutukluluk halinin devamına ve bir sonraki duruşmada hazır edilmesine karar verdi. Duruşma, olaya karıştıkları iddia edilen sanık Uğur Cöddü’nün davada müşteki sanık konumundaki tutuksuz babası Osman ve Ünal Cöddü ile müşteki Müzeyyen Çırak’ın dinlenmesi için ileri bir tarihe ertelendi.

Soruşturma sürerken, kız çocuğu G.S. ile annesi N.S.’nin ifadesine başvuruldu. G.S.’ye Ergün Arslan’ın fotoğrafı gösterilip, fotoğrafını çeken kişi olup olmadığı soruldu. G.S., fotoğrafı çeken kişinin başkası olduğunu söyledi. Yaralı halde gezdirilmesi görüntülere de yansıyan Ergün Arslan’ın otopsi raporunda, “Koltuk altında bıçak yarası, her iki kalçada derin bıçak yarası, darp sonucu ağzındaki dişlerin yerinde olmadığı, burunda, dudakta yoğun kanama, burunda aşırı morarma, sol diz altında yaralanmaya bağlı morarma ve kanama, vücutta aşırı yaygın kan bulaşması” ifadeleri yer aldı.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianameyle 3’ü tutuklu, 6 sanık hakkında dava açıldı. İddianamede, tutuksuz 3 şüphelinin kendiliğinden gelişen olayda daha sonra fikir ve eylem birliği içinde hareket ettikleri belirtildi. Sanık Süleyman D.’nin elindeki bıçakla Ergün Arslan’ı bıçakladığı, diğer sanıkların da tekme ve tokat darbeleriyle Arslan’ı dövüp, öldürülmesine neden oldukları için ‘Kasten öldürme’ suçundan ayrı ayrı cezalandırılmaları istendi. 5’i 18 yaşından küçük, 6 sanık için müebbet hapis cezası istendi. Diyarbakır 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşmasında Efe Hamza T. da tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi.

İYİ HAL VE CEZA İNDİRİMİ
30 Nisan’da görülen karar duruşmasına tutuklu sanıklar Süleyman D. ile Baran Eren ve tutuksuz sanık Efe Hamza T. katıldı, diğer sanıklar Halil İbrahim P., Mehmet M. ve Süleyman B. ise yer almadı. Mahkeme, 6 sanığın da cinayet suçunu işledikleri yönünde mahkemede tam bir vicdani kanaat olduğunu belirterek tutuklu sanıklardan Baran Eren ile Süleyman D.’yi müebbet hapisle cezalandırdı. Ardından Baran Eren’in cezasını iyi hal indirimini düzenleyen 62’nci madde uyarınca 25 yıla indirdi. Tutuklu Süleyman D.’nin cezası da suç tarihinde 18 yaşından küçük olduğu için 11 yıl 8 aya indirilerek 2’sinin de tutukluluk hallerinin devamına karar verdi. Mahkeme, tutuksuz diğer 4 sanığa da olay tarihinde 18 yaşından küçük oldukları için önce müebbet hapis verdi, ardından da cezalarını 10’ar yıl 5’er aya indirdi.

‘ORTADA BİR ÖLDÜRÜLME DEĞİL, VAHŞİCE KATLEDİLME OLAYI VAR’
Ergün Arslan’ın kardeşi Süleyman Arslan, adalete olan inançlarının tam olduğunu belirterek, “En başta Allah’ın adaleti daha sonra da mahkemelerimizin adaletine ve devlet büyüklerimizin vermiş olduğu kararlara sonuna kadar saygı duyarız. Bu konuda şüphemiz yoktur. Aldıkları ceza yetersiz, çünkü ortada bir öldürülme değil, vahşice katledilme olayı var. Bunların fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettikleri canice hissiyatla saldırdıkları ve vahşi bir şekilde katlettikleri alenen video ile ortaya çıkmıştı. Bunun için iyi hal indirimlerinin kaldırılacağını düşünerek bir üst mahkemeye, istinafa başvuracağız. Gerekli cezayı alacaklarını da düşünüyorum bu konuda. Rahatsız olduğumuz bir nokta da en başından beri bu durumla ilgili asılsız olarak ‘Kızın fotoğrafını çekti’ tarzında yapılan haberlerdir. Bu bizi üzüyor. Çünkü emniyette ve mahkemedeki duruşmalarda o bahsedilen kız ve annesi gelip ifade verdi. Böyle bir şeyin olmadığını ve ağabeyimi tanımadıklarını söylediler. Olayı yapan şahıslara da böyle bir beyanda bulunmadıklarını söyledi. Ortada bir taciz olayı da yok zaten. Kesin ve net bir şekilde kanıtlanmış durumda. Mahkemeyi aldatmaya yönelik yapılan eylemlerdi. Şükürler olsun ki, devletimiz bu konuyla ilgili titizlikle çalıştı. Bu konuda gerekli ağır cezayı üst mahkemelerin vereceğini düşünüyorum” diye konuştu.

‘ÜST MAHKEMELERİN AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET İLE YARGILAYACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM’
Arslan, konuyu başından sonuna kadar takip eden ve olayın taciz olmadığını ortaya çıkaran DHA’ya da teşekkür ederek, “Peşine düştünüz, bu olayın. Allah razı olsun. Olması gereken buydu. Haksız ve suçsuz yere bir insan ortada katledildi. Öldürülmeyi de bıraktım, katliamdır bu. Bunun ötesinde bir şey olamaz. Üst mahkemelerin bunların iyi hallerinin kaldırmasını ve ağırlaştırılmış müebbet ile yargılayacağını düşünüyorum. Çünkü her mahkemeye geldiğimizde ilk günkü acıyı yaşıyormuşuz gibi hissettik. Bizim başımıza geldi, inşallah bundan sonra başka insanların başına gelmez” ifadelerini kullandı.

Hakkında bulunan suçlamaları kabul etmeyen tutuklu sanık Mustafa Koç, operasyonların yapıldığı tarihte kendi rızasıyla teslim olduğunu ifade etti.
“BORA KAPLAN’I MEDYADAN TANIYORUM”
2018 yılında “Süvari Kahvesi” adlı mekanda bar sorumlusu olarak çalışmaya başladığını anlatan sanık Koç, “Fethi Koyuncu isimli kişi bizim mekanımızda vale eksiği olduğu zaman sadece vale gönderirdi, oradan tanıyorum. Ayrıca Bora Kaplan adlı kişiyi tanımıyorum, sadece medyadan biliyorum. Kaplan’la sadece nezarethane ve duruşma salonunda yan yana geldim. Herhangi bir örgüte üye olmak veya faaliyette bulunmak gibi bir girişimim olmamıştır. Gereğini size bırakıyorum” diye konuştu.
“BORA KAPLAN’DAN SUÇ TEŞKİL EDECEK EMİR ALMADIM”
Suç örgütüne üye olmadığını iddia eden tutuklu sanık Mümin Ali Beldek, “Suç örgütüne üye değilim. 15 yıldır gece alemin de çalışmaktayım. Bu sebepten dolayı mekana gelen müşterilerle illaki samimi olmuşumdur. Bora Kaplan ile de bu şekilde tanıştım. Filistin Caddesi’nde boş bir dükkan vardı. Bora Kaplan’la konuşup burayı “Makyaj” adında gece kulübü yapalım dedik, kendisi de olumlu yaklaştı. 8 senedir de İzmir Çeşme’de çalışıyorum. Bora Kaplan’dan suç teşkil edecek bir emir almadım” ifadelerine yer verdi.
“DİŞLERİ SÖKÜLMÜŞ BİR ŞAHISLA KONUŞSAM MUHAKKAK HATIRLARIM”
Çankaya İlçe Emniyet Müdürü tutuksuz sanık Necdet A.Ç., Organize Şube Ekipleri tarafından gözaltına alındığında konuyla ilgili hiçbir şey hatırlamadığını söyledi. Konunun anlatılması üzerine hatırladığını iddia eden Necdet A.Ç., “Olay günü, komiserlerden birisi gelip bana bir şahsın geldiğini, şahsın dayak yediğini ve hürriyetinden yoksun bırakıldığını ancak çelişkili ifadeler verdiğini söyledi. Bu konuyla ilgili Gasp Büroya ulaşamadıklarını söyledi. Gasp Büro amirini aradım, kendisine durumu söylediğimde, ‘Konuyu ben zaten biliyorum. Siz şahsı gönderin, bende iki güne Esat karakoluna gönderiyorum’ dedi. Şahsı Esat karakoluna gönderdik. Bir gün sonraysa konuyla ilgili ne olduğunu merak ettiğim için komiserlerden bir tanesiyle görüştüm. Komiser bana, ‘Şahıs susma hakkını kullanmak istedi’ dedi. Ben de nasıl böyle bir şey olabilir diye tekrar şahsa ulaşmaya çalışalım dedim. Şahısla konuştuğumu hatırlamıyorum. Çünkü karşımda böyle eziyet görmüş iki gün hürriyetinden yoksun bırakılmış vahşice dişleri sökülmüş bir şahısla konuşsam muhakkak hatırlarım” diyerek savunmasını noktaladı.
“BENİM ARABAMA BOMBA ATSANIZ DAHİ İŞLEMEZ”
Mahkeme başkanının, Bora Kaplan’a ‘Esenboğa Havalimanında yakalandığı beyaz renkli SUV aracın neden zıhlıydı?’ sorusuna sanık Kaplan, “Biz ticaret yapıyoruz, para taşıyoruz. Duyuyoruz haberlerde. Adamı çevirmişler onu gasp etmişler, öldürmüşler. Bizim çalışanlarımızın başına da böyle bir iş gelmesin diye bankadan para çekilirken de bu aracı kullanıyorduk. Zırhlı araç olduğu için dışarıdan saldırı olmaz. Ayrıca benim silaha ihtiyacım yoktur. Neden? Benim arabama bomba atsanız dahi işlemez. Suç işlemek amaçlı değil bu araç. Tamamen kendimi savunma amaçlı” dedi.
Sanık beyanlarının ardından ara kararını açıklayan mahkeme başkanı, tutuklu sanıkların mevcut hallerinin devamına, tutuksuz sanıkların adli kontrol tedbirlerimin devamına hükmetti. Duruşma, 22 Nisan Pazartesi gününe ertelendi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, Ahlam Albashır’ın de aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar hazır bulundu. Bazı sanıklar ise, duruşmaya Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı.Savcının sanık Ahlam Albashır dahil 20 sanığın da cezalandırılmasını talep ettiği mütalaasına karşı savunma yapan sanıklar, terör örgütüyle herhangibir bağlantılarının olmadığını öne sürerek beraatlarını talep etti. Sanık Ahlam Albashır savunması sorulduğunda ise söyleyecek birşeyinin olmadığını belirtti.

26 NİSAN’A ERTELENDİ
Mahkeme heyeti, tutuklu sanıklar Ahlam Albashır, Ahmad Alhaj Mwas, Ahmad Haj Hasan, Ahmed Carkes, Ammar Jarkas, Fatma Berkel, Ferhat Habeş, Hasan Ali, Hazni Gölge ve Hüseyin Güneş’in tutukluluk hallerinin devamına hükmetti. Heyet firari sanıklar Cemil Bayık, Bilal Elhacmos, Velid Halil, Fehman Hüseyin, Saliha Bişkin, Sabri Ok, Hülya Oran, Ferhat Abdi Şahin, Layika Gültekin ve Khalil Manja Hüseyin’in ise yakalama kararlarının infazının beklenmesine karar verdi. Duruşma 26 Nisan 2024 tarihine ertelendi.

İDDİANAME
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosunca hazırlanan iddianamede, 13 Kasım 2022 tarihinde Taksim İstiklal Caddesi üzerinde gerçekleşen bombalı saldırının PKK/KCK silahlı terör örgütünün Suriye uzantısı YPG/PYD/SDG tarafından planlanıp gerçekleştirildiği belirtiliyor. Saldırı sonucu olay yerinde bulunan çocuk yaştaki Ecrin Meydan, babası Yusuf Meydan, Adem Topkara ile eşi Mukaddes Elif Topkara, Arzu Özsoy ile kızı Yağmur Uçar’ın vefat ettikleri, 99 kişinin yaralandığı ve birçok işyerinin maddi hasara uğradığı anlatılıyor.
El yapımı bomba bulunan çantayı bırakan Suriye uyruklu Ahlam Albashır’ın 14 Kasım 2022 tarihinde yakalanıp gözaltına alındığı, YPG/PYD terör örgütünün özel istihbarat elemanı olduğu ileri sürülen sanıklar Ahlam Albashır ve Bilal Elhacmaos’un kamu düzenini bozmak, otoriteyi zayıflatmak, kaos ve kargaşa yaratmak ve böylece devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma amacına ulaşmak maksadı ile örgüt tarafından özel eğitime tabi tutularak talimatlandırılıp patlayıcı malzeme eşliğinde Türkiye’ye gönderildikleri belirtiliyor.

CEZA İSTEMLERİ
İddianamede, bombayı yerleştiren şüpheli Ahlam Albashır’ın 7 kez ağırlaştırılmış müebbet ve bin 949 yıl 6 aydan 3 bin 9 yıla kadar hapsi isteniyor. Firari sanık örgüt elebaşlarından Cemil Bayık’ın da aralarında bulunduğu diğer şüphelilerin ise 7’şer kez ağırlaştırılmış müebbet ve 3 bin 16 yıl 6 aya kadar hapisleri talep ediliyor. İddianamede eylemi gerçekleştiren 36 sanık hakkında “Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozma, Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme, Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Tasarlayarak, Bombalama Suretiyle Çocuğa Karşı Adam Öldürme, Tasarlayarak, Bombalama Suretiyle Adam Öldürme, Tasarlayarak, Bombalama Suretiyle Adam Öldürmeye Teşebbüs Etme, Tehlikeli Maddeleri İzinsiz Olarak Bulundurma veya El Değiştirme, Göçmen Kaçakçılığı” suçlarından cezalandırılmaları isteniyor. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde 12 Şubat’ta görülen duruşmada, esas hakkındaki mütalaasını açıklayan savcı Ahlam Albashır için iddianamedeki gibi cezalandırılmasını, 5 sanık için beraat ve 20 sanık için cezalandırılma talep etmişti.
İddianamede, olay günü polise kesici ve delici alet yaralaması olduğu yönünde ihbar yapılması üzerine “Diyarbakırlı Ramazan Hoca’nın Yeri” isimli iş yerine gidildiğinde, Pişkin’in bıçakla yaralandığı ve hastaneye kaldırıldığı bilgisi alındığı belirtildi.
Bu kapsamda soruşturma işlemlerine başlandığı aktarılan iddianamede, Pişkin’in kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiği kaydedildi.
İddianamede, konuya ilişkin “bilgi sahibi” sıfatıyla ifadesi alınan İbrahim Baştürk’ün beyanına yer verildi.
Baştürk, olay yerinin yan tarafında bulunan eczanede saat 13.40 saatlerinde Diyarbakırlı Ramazan Hoca isimli iş yerinden gürültü geldiğini, kendisinin sesleri kontrol etmek için buraya gittiği sırada çay ocağının içinden elinde bıçak olan erkek şahsın koşarak kaçtığını gördüğünü belirtti.
İddianamede, incelenen güvenlik kamerası görüntülerine göre olay yerinden kaçan sanık Erkan Baykut’un toplu taşıma aracı kullanarak Beyoğlu’ndaki ikametine gittiği, adrese giden polis ekiplerinin sanığı evinin banyosunda saklanırken yakaladığı kaydedildi.

PİŞKİN’İ AFGAN UYRUKLU KİŞİ SANDIĞINI İLERİ SÜRMÜŞTÜ
İddianamede, sanık Baykut’un polis merkezinde alınan ifadesinde, maktul Pişkin’i tanımadığını, Saboor Muradı ismiyle tanıdığı kişi zannettiğini, bu kişinin de uyuşturucu satan, cinsel istismarda bulunan biri olduğunu ileri sürdü.
Muradı’nın 2017’de babasının yanında herhangi bir resmiyet olmadan çalışan kişi olduğunu belirten sanık Baykut, bu süre zarfında Muradı’nın Zeytinburnu’nda bir adreste kardeşleri ve Afgan uyruklu başka şahıslarla birlikte yaşadığını kaydetti.
Sanık Baykut, kendisinin de babasının yanına çalışmaya gittiği için bu kişilerle tanıştığını, bu şahısların kendisini evlerinde ağırladıklarını ve uyuşturucu verdiklerini iddia etti.
Bu kişilerin bir akşam yine uyuşturucu verdiklerinde uyanıp kendine geldiğinde karşısında “Deccal” olarak tanımladıkları insan görünümünde bir varlık ile kendisini yüzleştirdiklerini ileri süren Baykut, bu sırada masada bir adet bıçak bulunduğunu, bıçağın ucunun kendisine baktığını, bundan dolayı bu kişilerin kendisine bilinci yerinde değilken kötülük yaptığını düşündüğünü savundu.
Sanık Baykut, bu kişilerin yanında uyuduğu zamanların sonrasında kendi bedeninde birtakım farklılıklar gördüğünü, şahısların kendisini uyutup cinsel saldırıda bulunduklarını anladığını iddia ederek, bu durumu anladıktan sonra bu kişilerden uzaklaştığını, ancak bu olayları ailesi ya da adli makamlarla paylaşmadığını söyledi.

PİŞKİN’İ İLK KEZ SOSYAL MEDYADA GÖRMÜŞ
Bu kişilerin rüyalarına girip kendisini yanlarına çekmeye çalıştıklarını savunan sanık Baykut, bu sürecin kendisini Kur’an-ı Kerim’e verip inancını güçlendirmesiyle son bulduğunu, bu şahıslarla yakınlığının ise 2017’den 2021’e kadar sürdüğünü anlattı.
Baykut, 2021’den itibaren Muradı isimli şahsı görmediğini ancak Ramazan Pişkin’i bu kişi olarak bildiğini, Pişkin’i de ilk kez 2021’de sosyal medyadan gördüğünü söyledi.
Olaydan iki ay önce Pişkin’i Ramazan Hocanın Yeri isimli iş yerinde gördüğünü ve yanına gidip konuştuğunda ilk başta iyi bir hoca olarak düşündüğünü aktaran Baykut, ancak sohbetin devamında bu şahsın aslında Saboor Muradı olduğunu anladığını savundu.
Baykut, bunun üzerine Muradı’nın kendisine geçmişte verdiği zararları hatırladığını kaydederek, olay günü Kasımpaşa’daki evinden çıkarak maktulün iş yerine gittiğini, niyetinin Pişkin’e taş atıp yaralamak olduğunu belirtti.
İş yerine geldiğinde tek başına sandalyede oturan Pişkin’in ayağa kalktığını belirten Baykut, Pişkin’in, Muradı olduğunu hissetmesiyle kendinden geçerek taş fırlattığını, maktulün üzerine gelmesiyle kendisine zarar verebileceğini düşünerek bıçakla yaraladığını ve olay yerinden kaçtığını anlattı.

PİŞKİN’İN KARDEŞİ ŞİKAYETÇİ OLDU
İddianamede, toplanan deliller ışığında sanık Baykut’un üzerine atılı suçu işlediği yönünde hakkında kamu davası açmaya yeterli şüphe bulunduğu belirtildi.
Maktulün kardeşi Mehmet Pişkin’in sanıktan şikayetçi olduğu aktarılan iddianamede, sanık Baykut’un “kasten öldürme” suçundan müebbet hapisle cezalandırılması talep edildi.
Hazırlanan iddianame, değerlendirilmek üzere gönderildiği İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi. Sanık ilerleyen günlerde hakim karşısına çıkacak.
]]>Olay, 15 Aralık’ta Toroslar ilçesinde meydana geldi. Hastaneden çıkan Hamdiye-Ramazan Polat çifti evlerine dönmek için belediye otobüsüne bindi. Engelli koltuğuna yönelen çift ile koltukta oturan okul müdürü İsmet Turan ve oğlu A.O.T. arasında tartışma çıktı. Tartışmanın büyümesi ile İsmet Turan ve oğlu, çifti darbetti. Olaydan sonra taraflar birbirinden şikayetçi oldu. İsmet Turan ile oğlu A.O.T., gözaltına alındı. Şüphelilerden İsmet Turan tutuklandı, oğlu ise adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı. Bir süre sonra A.O.T. de soruşturma kapsamında tutuklandı.
Sanıklar hakkında ‘kasten yaralama’, ‘tehdit’ ve ‘hakaret’ suçundan Mersin 19’uncu Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. İddianamede her iki tarafın da birbirini yaraladığı, ayrıca küfür ve hakaret suçu işlediğine yer verildi.
KARŞI TARAFI SUÇLADI
Sanıklar bugün ikinci kez hakim karşısına çıktı. Tutuklu sanıklar duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılırken, müşteki sanık çift ve taraf avukatları salonda hazır bulundu.
Duruşmada söz verilen sanık İsmet Turan, “Olay günü Mersin Şehir Hastanesi’nden çıkışımızda otobüsün ön tarafına doğru karşılıklı bulunan koltuğa oturmuştuk. Daha öncesinde tanımadığım Ramazan Polat ve Hamdiye Polat araca bindiler. Ramazan Polat, oğluma hakaret edip, vurdu. Oğlumu korumaya çalıştım. Ramazan’a yönelik hakaret ve tehdit içerikli söz söylediğimi hatırlamıyorum. Keşke yaşanmamış olsaydı. Kusura bakmasın lütfen. Babalık refleksiyle oldu. Üzgünüm” dedi.
Sanık A.O.T. de üzerine atılı suçlamaları reddetti.
‘KİMSEYİ DARBEDECEK DURUMDA DEĞİLİZ’
Müşteki sanık Hamdiye Polat ise “Olay günü eşim ile birlikte hastanede muayene olduktan sonra otobüse bindiğimizde engelli koltuğunda daha öncesinde tanımadığımız İsmet Turan ve oğlunu gördük. Eşim engelli olduğunu ve koltuğa oturmak istediğini söyledi. O sırada bir anda Turan bize ‘Hayır, biz de engelliyiz, biz oturmak istiyoruz’ dedi. Bunun üzerine tartışma yaşandı. Baba oğul eşimi darbetmeye başladılar. Şikayetçiyiz. Eşim engellidir, kimseyi darbedecek durumda değil. Ben de kimseyi darbetmedim, küfretmedim. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum, beraatimi istiyorum” diye konuştu.
Hakkındaki suçlamaları kabul etmeyen Ramazan Polat da sanıklar hakkında şikayetçi olduğunu söyledi.
SAVCI CEZA İSTEDİ
Tarafları ve avukatları dinleyen mahkeme savcısı, sanıklar hakkında mütalaasını verdi. Cumhuriyet savcısı, tutuklu sanık İsmet Turan’ın yaşlı çifte karşı ‘Nitelikli kasten yaralama’ suçundan cezalandırılmasını talep etti. Savcı ayrıca, sanıkların birbirlerine karşı işledikleri ‘tehdit’ ve ‘hakaret’ suçlarından da beraatlerini istedi.
Mahkeme, avukatların mütalaaya karşı ek süre talebi üzerine duruşmayı erteledi. Ayrıca, sanık İsmet Turan ve oğlu A.O.T’nin tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Nükleer füzyon projesi Prof. Dr. Engin Arık’ı yeniden gündeme getirdi! Türkiye’nin 150 yılı kurtulacaktı



















Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Boğaziçi Üniversitesinden Prof. Dr. Engin Arık ile 5 bilim insanının da arasında olduğu 57 kişinin ölümüyle sonuçlanan olay sonrası, Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 9 Mart 2021’de sanıklar; dönemin Atlasjet Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Tuncay Mustafa Doğaner ile uçuş işletme sorumlusu Mehmet Şerif Erbilgin yönünden karara bağladığı dava dosyasına ilişkin temyiz incelemesini tamamladı.
YARGITAY HÜKÜMLERİ ONADI
AA’da yer alan habere göre, yargılandıkları ana dava dosyasında beraatlerine karar verilmesi sonrası haklarındaki hüküm Yargıtay tarafından bozulan ve yeniden yargılandıkları davada “taksirle öldürme” suçundan 5 yıl 10’ar ay hapis cezasına çarptırılan Doğaner ile Erbilgin hakkındaki hükümler onandı.

DAVA DOSYASI KAPANDI
Kararla birlikte, 2007’de meydana gelen kazaya ilişkin dava dosyası, 17 yıl sonra kapandı.

KAZADA 57 KİŞİ CAN VERMİŞTİ
İstanbul’dan Isparta’ya gelen Atlasjet Havacılık AŞ yolcularını taşıyan Dünyaya Bakış (World Focus) Hava Taşımacılığı AŞ şirketine ait yolcu uçağı, 30 Kasım 2007’de Isparta’nın Keçiborlu ilçesi yakınlarındaki Türbetepe mevkisinde düşmüş, kazada 7’si mürettebat 57 kişi ölmüştü.
BİLİM İNSANLARI YAŞAMINI YİTİRMİŞTİ
Kazada hayatını kaybedenler arasında, “Türk Hızlandırıcı Merkezi” projesinin Isparta Süleyman Demirel Üniversitesinde düzenlenen 4. Çalıştayına katılmak üzere yola çıkan proje üyesi Boğaziçi Üniversitesinden Prof. Dr. Engin Arık, Doğuş Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Fen Bilimleri Bölümü Başkanı Prof. Dr. Şenel Boydağ, Doç. Dr. İskender Hikmet ile araştırma görevlileri Mustafa Fidan, Özgen Berkol Doğan ve yüksek lisans öğrencisi Engin Abat da bulunuyordu.
SANIK SAYISI 20’Yİ BULMUŞTU
Uçak kazasıyla ilgili kamu davası, 16 Haziran 2009’da açıldı. World Focus Hava Yollarında görev yapan bazı üst düzey ve teknik personelden oluşan 10 kişinin yargılanacağı davanın ilk duruşması, 28 Temmuz 2009’da Isparta Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Yargılamalar sırasında sanık sayısı önce 12’ye, ardından 20’ye yükseldi.

Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Ocak 2015’te hükmünü açıkladı. Mahkeme, sanıklardan 8’ine, 11 yıl 8 ay ile 1 yıl 8 ay arasında değişen süreli hapis cezası verdi, aralarında Doğaner ile Erbilgin’in de bulunduğu 12 sanığın beraatini kararlaştırdı.
Temyiz üzerine dosya Yargıtaya geldi. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, uçağın Atlasjet tarafından kiralandığı Dünyaya Bakış Hava Taşımacılık AŞ ortağı Yavuz Çizmeci, Genel Müdürü Aydın Kızıltan ve Teknik Müdürü İsmail Taşdelen’in 11 yıl sekizer ay, Bakım Müdürü Fikri Zafer Dinçer’in 5 yıl 10 aylık hapis cezasını onamış, dönemin Atlasjet Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Tuncay Mustafa Doğaner ile uçuş işletme sorumlusu Mehmet Şerif Erbilgin hakkındaki beraat kararını bozmuştu. Daire, diğer sanıklara verilen beraat kararlarını da onamıştı.
“TALİ KUSURLU” KABUL EDİLDİLER
Dairenin kararında, Doğaner ile Erbilgin’in kazada “tali kusurlu” oldukları belirtilmiş, bu yönden yeniden yargılanmaları gerektiği kaydedilmişti.
Yeniden yargılama yapan Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 2021’de sanıklara “taksirle öldürme” suçundan 5 yıl 10’ar ay hapis cezası verilmesini kararlaştırmıştı.
Nükleer füzyon projesi Prof. Dr. Engin Arık’ı yeniden gündeme getirdi! Türkiye’nin 150 yılı kurtulacaktı



















Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Boğaziçi Üniversitesinden Prof. Dr. Engin Arık ile 5 bilim insanının da arasında olduğu 57 kişinin ölümüyle sonuçlanan olay sonrası, Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 9 Mart 2021’de sanıklar; dönemin Atlasjet Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Tuncay Mustafa Doğaner ile uçuş işletme sorumlusu Mehmet Şerif Erbilgin yönünden karara bağladığı dava dosyasına ilişkin temyiz incelemesini tamamladı.
YARGITAY HÜKÜMLERİ ONADI
AA’da yer alan habere göre, yargılandıkları ana dava dosyasında beraatlerine karar verilmesi sonrası haklarındaki hüküm Yargıtay tarafından bozulan ve yeniden yargılandıkları davada “taksirle öldürme” suçundan 5 yıl 10’ar ay hapis cezasına çarptırılan Doğaner ile Erbilgin hakkındaki hükümler onandı.

DAVA DOSYASI KAPANDI
Kararla birlikte, 2007’de meydana gelen kazaya ilişkin dava dosyası, 17 yıl sonra kapandı.

KAZADA 57 KİŞİ CAN VERMİŞTİ
İstanbul’dan Isparta’ya gelen Atlasjet Havacılık AŞ yolcularını taşıyan Dünyaya Bakış (World Focus) Hava Taşımacılığı AŞ şirketine ait yolcu uçağı, 30 Kasım 2007’de Isparta’nın Keçiborlu ilçesi yakınlarındaki Türbetepe mevkisinde düşmüş, kazada 7’si mürettebat 57 kişi ölmüştü.
BİLİM İNSANLARI YAŞAMINI YİTİRMİŞTİ
Kazada hayatını kaybedenler arasında, “Türk Hızlandırıcı Merkezi” projesinin Isparta Süleyman Demirel Üniversitesinde düzenlenen 4. Çalıştayına katılmak üzere yola çıkan proje üyesi Boğaziçi Üniversitesinden Prof. Dr. Engin Arık, Doğuş Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Fen Bilimleri Bölümü Başkanı Prof. Dr. Şenel Boydağ, Doç. Dr. İskender Hikmet ile araştırma görevlileri Mustafa Fidan, Özgen Berkol Doğan ve yüksek lisans öğrencisi Engin Abat da bulunuyordu.
SANIK SAYISI 20’Yİ BULMUŞTU
Uçak kazasıyla ilgili kamu davası, 16 Haziran 2009’da açıldı. World Focus Hava Yollarında görev yapan bazı üst düzey ve teknik personelden oluşan 10 kişinin yargılanacağı davanın ilk duruşması, 28 Temmuz 2009’da Isparta Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Yargılamalar sırasında sanık sayısı önce 12’ye, ardından 20’ye yükseldi.

Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Ocak 2015’te hükmünü açıkladı. Mahkeme, sanıklardan 8’ine, 11 yıl 8 ay ile 1 yıl 8 ay arasında değişen süreli hapis cezası verdi, aralarında Doğaner ile Erbilgin’in de bulunduğu 12 sanığın beraatini kararlaştırdı.
Temyiz üzerine dosya Yargıtaya geldi. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, uçağın Atlasjet tarafından kiralandığı Dünyaya Bakış Hava Taşımacılık AŞ ortağı Yavuz Çizmeci, Genel Müdürü Aydın Kızıltan ve Teknik Müdürü İsmail Taşdelen’in 11 yıl sekizer ay, Bakım Müdürü Fikri Zafer Dinçer’in 5 yıl 10 aylık hapis cezasını onamış, dönemin Atlasjet Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Tuncay Mustafa Doğaner ile uçuş işletme sorumlusu Mehmet Şerif Erbilgin hakkındaki beraat kararını bozmuştu. Daire, diğer sanıklara verilen beraat kararlarını da onamıştı.
“TALİ KUSURLU” KABUL EDİLDİLER
Dairenin kararında, Doğaner ile Erbilgin’in kazada “tali kusurlu” oldukları belirtilmiş, bu yönden yeniden yargılanmaları gerektiği kaydedilmişti.
Yeniden yargılama yapan Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 2021’de sanıklara “taksirle öldürme” suçundan 5 yıl 10’ar ay hapis cezası verilmesini kararlaştırmıştı.
İDDİANAME KABUL EDİLDİ
Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, tutuklu sanıklar B.E, K.S.Y, F.P. ve B.G’nin, “tasarlayarak öldürme”, “cebir kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılmaya azmettirme”, “kamu hizmetine tahsis edilmiş eşyaya zarar vermeye azmettirme” ve “gece vakti konut dokunulmazlığını ihlal etmeye azmettirme” suçlarından cezalandırılmaları istendi. Tutuksuz sanıklar M.T. ve A.T. için de “tasarlayarak öldürmeye yardım etme”, “cebir kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılmaya yardım etme”, “kamu hizmetine tahsis edilmiş eşyaya zarar vermeye yardım etme” ve “gece vakti konut dokunulmazlığını ihlal etmeye yardım etme” suçlarından ceza istenen iddianame, Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.
MAKTÜLÜN EVİNİN YAKINLARINDA KEŞİF YAPMIŞLAR
Sanık, müşteki ve tanık beyanlarına yer verilen iddianamede, AK Parti Develi İlçe Başkan Yardımcısı Eyüp Aslantürk’ün ölümüne ilişkin detaylar yer aldı. Soyadını değiştiren iki kardeşten sanık B.E’nin, annesi sanık M.T. hakkında çirkin ithamlarda bulunduğu iddiasıyla, daha önce ikamet ettikleri Develi ilçesinden ailece tanıştıkları Arslantürk’ü kaçırmak için kardeşi K.S.Y, bacanağı F.P. ve arkadaşı B.G’yi azmettirdiği belirtilen iddianamede, sanıkların B.E’nin iş yerinde toplanıp plan, maktulün evinin yakınlarında ise keşif yaptıkları belirtildi. Önce maktulü camiye giderken araçla önünü keserek kaçırmayı düşünen, sonra bu plandan vazgeçen sanıklardan B.E’nin, maktulün evde yalnız kalmasını sağlamak için annesinden yardım istediği bilgisi de iddianamede yer aldı. İddianamede, sanık M.T’nin maktulün eşi ve kızını evinde misafir ettiği 12 Ekim 2023 akşamı, diğer sanıklar B.E, K.S.Y, F.P. ve B.G’nin eylemi gerçekleştirmek üzere harekete geçtiği kaydedildi.
AĞZINI BEZ VE KOLİ BANDIYLA, ELLERİNİ DE KELEPÇEYLE BAĞLAMIŞLAR
B.E’nin kar maskeleri, fenerler, plastik kelepçeler, bez ve koli bandını, F.P’nin ise maktulün evinin elektriğini kesmede kullandığı makası temin ettiği belirtilen iddianamede, şu bilgilere yer verildi; “4 sanığın B.E’nin kullandığı araçla, güvenlik kameralarına yakalanmamak için arka yollardan maktulün evinin bulunduğu yere gittiği, plan doğrultusunda sanıklardan K.S.Y’nin evin elektriğinin bağlı olduğu trafonun kablosunu kestiği tespit edilmiştir. 3 sanığı evin arka kapı tarafına bırakan B.E’nin aracıyla iş yerine geri döndüğü, evin kapısını açan maktulü darbeden kar maskeli 3 sanığın, maktulün ağzını bez ve koli bandıyla, ellerini de plastik kelepçeyle bağladığı belirlenmiştir. Daha sonra maktulü kendi aracına bindiren 3 sanığın, B.E’nin nişanlısının üzerine kayıtlı parselde bulunan bağ evine gitmek üzere yola çıktığı, yolda sanıklardan B.E’nin de aracıyla kendilerine katıldığı, sanıkların maktulü bağ evinin kömürlük olarak kullanılan deposuna götürdüğü tespit edilmiştir. Sanıkların sandalyeye oturttukları maktulü ağzı bağlı olarak darbettikleri, göğsünde kaburga kırıkları oluşacak şekilde darbedilen maktulün olay yerinde hayatını kaybettiği belirlenmiştir. Sanıkların, olaya trafik kazası süsü vermek amacıyla, maktulü öldürdükten sonra aracının şoför koltuğuna taşıdığı, F.P’nin maktulün kucağına, yan koltuğa da K.S.Y’nin oturduğu, B.E’nin aracıyla takip ettiği, F.P’nin vitesi boşa alarak araçtan indiği ve aracı iterek su kanalına doğru yönlendirdiği tespit edilmiştir. Aracın çok fazla ilerlemeden durduğu, sanıkların diğer araç ile olay yerinden ayrıldığı belirlenmiştir.”
“ANNEM HAKKINDA ÇİRKİN SÖZLER SARF ETTİ”
Sanık B.E. ise iddianamede yer alan ifadesinde, annesi hakkında asılsız ve çirkin sözler sarf ettiğini öne sürdüğü maktulü evinden alıp, korkutup bırakmayı amaçladığını iddia etti. B.E, “Maktul beni tanıdığı için aracımdan inmedim, yüzümü görmesini istemedim. B.G. veya F.P. maktulün nefes almadığını söyledi.” dedi. Maktulü aracıyla yolda bıraktıklarını belirten B.E, “Biz şehir merkezine döndük. Maktulün aracının hareket edip su kanalına girdiğini görmedim.” ifadesini kullandı. Sanıklardan M.T. ve kocası A.T. de olay hakkında bilgileri olmadığını iddia etti. Diğer sanıklar da maktulün ölümüne sebep olacak herhangi bir şey yapmadıklarını öne sürdü.
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, tutuksuzlar sanık Ogün Samast ve Ersin Yolcu, Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı. Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek’in de aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar da tutuklu bulundukları cezaevlerinden duruşmaya SEGBİS aracılığıyla katıldı.
Dink ailesinin avukatı ve sanık avukatlarının hazır bulunduğu duruşmada ayrılan dava kapsamındaki ilk savunmasını yapan sanık Samast, iddianameye konu eylemleri daha önceki yargılandığı davada anlattığını, olayın üzerinden yaklaşık 19 sene geçmesi nedeniyle cinayete ilişkin sanıklar Erhan Tuncel ve Yasin Hayal arasında geçen konuşmaları hatırlamadığını iddia etti.
“‘ARKAMIZ SAĞLAM’ KONUŞMALARINI DUYDUM”
Erhan Tuncel’in evine 2-3 kez gittiğini, burada Tuncel ve Yasin Hayal arasında “arkamız sağlam” konuşmalarını duyduğunu aktaran Samast, şu savunmayı yaptı:
“Ben bu olayı Erhan’ın bildiğini bilmiyordum. Biz Erhan’ın evine sohbet için gidiyorduk. Bir taraftan Yasin de beni tehdit ediyordu. ‘İşten vazgeçersen sen de bedel ödersin.’ diyordu. Bu olayı yapmamın en büyük sebebi Yasin’in beni tehdit etmesi. Yasin sıradan vatandaş değil. Bir sürü eylemi var. Hiç istemediğim olaya Yasin yüzünden dahil oldum.”
Mahkeme heyeti başkanının, “Yasin Hayal seni askerden, jandarmadan, polisten herhangi biriyle tanıştırdı mı, herhangi bir kuruma gittiniz mi?” sorusunu yanıtlayan Samast, “Hayır tanıştırmadı ve gitmedik.” dedi.
“KARMAN ÇORMAN BİR DAVA OLDU BU”
Erhan Tuncel’in evinde geçen konuşmaları net hatırlamadığını da öne süren Samast, “Olaydan sonra panik havası oldu. Ben de, ‘Trabzon’a gideyim ne olacaksa olsun.’ dedim. Karman çorman bir dava oldu bu. Biz örgütten de ceza aldık.” diye konuştu.
Sanık Samast, Ramazan Akyürek’in avukatının “Ramazan Akyürek’le daha önce tanıştınız mı ve Hrant Dink’i öldürmeniz için doğrudan talimat aldınız mı?” sorusuna karşılık da, tanışmadıkları ve talimat almadığı yanıtını verdi.
Duruşmada söz verilen diğer sanıklar ise bir diyeceklerinin olmadığını beyan etti.
Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, dosyanın, mütalaasını hazırlaması için savcılığa gönderilmesine ve sanık Samast hakkında uygulanan yurt dışı çıkış yasağı yönündeki adli kontrol tedbirinin devamına karar verdi.
Tanık Ali Fuat Akdağ hakkında zorla getirme emri düzenlenmesini kararlaştıran heyet, sanıklar Tuncel ve Hayal’in avukatlarının olay yerinde keşif yapma talebini ise reddetti.
Duruşma 29 Mayıs’a ertelendi.
DAVANIN GEÇMİŞİ
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, Dink cinayetine ilişkin kararını 26 Mart 2021’de açıklamıştı.
Bazı sanıklara değişen oranlarda hapis cezası veren heyet, aralarında FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in de bulunduğu 13 sanığın dosyasını ayırmış, ölen sanık Şeref Ateş hakkındaki davanın ise düşmesine karar vermişti.
Heyet, kararda bazı sanıklar hakkında başkaca suçlardan işlem yapılması için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına hükmetmişti.
Mahkemenin suç duyurusu üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, 15 sayfalık yeni bir iddianame hazırlanmıştı.
İddianamede, Hrant Dink’in, azmettiriciler Yasin Hayal ve grubunca tasarlanıp tetikçi Ogün Samast tarafından öldürüleceğinden sanıklar Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer, Faruk Sarı, Yahya Öztürk ve Adem Sağlam’ın önceden haberdar oldukları, görev, yetki ve konumları gereği cinayeti önleme yükümlülükleri bulundukları, cinayeti işleyecek örgüte operasyon yapmayıp Dink’e şahsi, fiziki ve mekânsal koruma sağlamayıp FETÖ’nün yıkıcı emelleri doğrultusunda hareket ettikleri belirtiliyor.
Sanıkların cinayetin önlenmesi ve müdahale edilmesi noktasında yetki ve sorumlulukları bulunmasına rağmen olay tarihine kadar görevlerini yerine getirmekte kasıtlı olarak ihmalli davrandıkları ve cinayetin işlenmesini sağladıkları anlatılıyor.
İddianamede, dönemin Trabzon Terörle Mücadele (TEM) Şube Müdürü sanık Yahya Öztürk ve komiser yardımcısı sanık Adem Sağlam’ın “anayasayı ihlal”, “belli bir yükümlülüğün ihmaliyle kasten öldürmeye neden olmak” ve “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlarından ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet ve 22 yıl 6’şar aydan 35’er yıla kadar hapisleri talep ediliyor.
Sanıklar Ramazan Akyürek, Faruk Sarı ve Ali Fuat Yılmazer’in “anayasayı ihlal” suçundan ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapisleri öngörülen iddianamede, sanıklar Yasin Hayal, Zeynel Abidin Yavuz, Tuncay Uzundal, Erhan Tuncel, Ersin Yolcu, Ahmet İskender’in “terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” suçundan 5’er yıldan 10’ar yıla kadar hapisleri isteniyor.
SAMAST HAKKINDAKİ YENİ DAVA 11 SANIKLI DOSYAYLA BİRLEŞTİ
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca cinayetin tetikçisi Ogün Samast hakkında hazırlanan iddianamede de Arat, Delal, Hasrof ve Rahil Dink ile Sera Dink Nazarıan “müşteki” olarak yer alırken, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin suç duyurusunda bulunduğu kaydediliyor.
Yasin Hayal’in “suç örgütü yöneticisi olmak”, Erhan Tuncel ve Ogün Samast’ın ise “suç örgütü üyesi olmak” suçundan ceza aldıkları ifade edilen iddianamede, Samast hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğuna ilişkin somut delil elde edilemediği anlatılıyor.
İddianamede, Samast hakkında ele geçirilen bir kısım delillerin örgütün yönetici ve üyeleriyle belli bir irtibatının olduğunu, bu irtibatla şüpheliler Tuncay Uzundal, Zeynel Abidin Yavuz, Erhan Tuncel, Yasin Hayal, Ersin Yolcu ve Ahmet İskender’le Samast’ın Dink cinayetini işlerken ve sonrasında örgütün çıkar ve amaçları doğrultusunda hareket ettiğini ortaya koyduğu aktarılıyor.
Ogün Samast’ın “suça sürüklenen çocuk” olarak yer aldığı iddianamede, Samast’ın FETÖ kapsamında “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” suçundan 5 yıldan 10 yıla kadar hapsi isteniyor. Samast’ın, olay tarihinde yaşı 18’den küçük olduğu için bu suç üçte bir oranında düşürülürken, Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yapılan yarı oranındaki artırımla yine aynı cezaya çarptırılması öngörülüyor.
Samast hakkındaki bu dava, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki “anayasayı ihlal”, “belli bir yükümlülüğün ihmaliyle kasten öldürmeye neden olmak”, “silahlı terör örgütüne üye olmak” ve “terör örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” suçlarına ilişkin 11 sanığın yargılandığı dava dosyasıyla birleştirilmişti.
SAMAST 15 KASIM’DA TAHLİYE EDİLMİŞTİ
Dink cinayetinin tetikçisi Ogün Samast, İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince 25 Temmuz 2011’de Hrant Dink’e yönelik eyleminden dolayı “tasarlayarak öldürmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırılmıştı. Olay tarihinde Samast’ın 16 yaşını bitirmiş, 17 yaşını tamamlamamış olduğunu belirten mahkeme, Samast’ın cezasını üçte bir oranında indirim uygulayarak 21 yıl 6 aya düşürmüştü.
Samast’ı “ruhsatsız silah taşımak” suçundan da 2 yıl hapis ve 900 lira adli para cezasına mahkum eden mahkeme, olay tarihindeki yaşını göz önüne alarak bu cezayı da 1 yıl 4 ay hapis ve 600 lira adli para cezasına çevirmişti.
Öte yandan Samast, cezaevindeyken hakkında Silivri 3. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından cezaevindeki gardiyanlara saldırdığı gerekçesiyle açılan dava kapsamında 5 yıl 1 ay 13 gün hapis cezasına çarptırılmıştı.
Samast, Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan koşullu salıverilme kapsamında 15 Kasım’da tahliye edilmişti.
Mesut Çolakoğlu, kızını canice katlettiklerini belirterek, “Yakından göğsünün üst kısmına ateş ediyor. Barbarca öldürüyor resmen. İndirim alamaz, her şey ortada” diyerek karara tepki gösterdi.

Erkek kuaförü Hasan Fakıoğlu, 17 Aralık 2022’de 4 ay önce ayrıldığı Ayşenur Çolakoğlu ile Tepebaşı ilçesi Şirintepe Mahallesi Yeşilkayalar Sokak’taki evine geldi. Hasan Fakıoğlu, burada çıkan tartışmada, kadın kuaförü olan Çolakoğlu’nu tabancayla başına ve göğsüne 4 el ateş ederek vurdu.
Yunus Emre Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Ayşenur Çolakoğlu, kurtarılamadı. Polis ekiplerince gözaltına alınan Hasan Fakıoğlu adliyeye sevki sırasında, “Beni aldattığını düşündüm, kazayla öldü” dedi.

Fakıoğlu, çıkarıldığı hakimlikçe tutuklandı. Evde bulunan arkadaşı Muhammet Ali F. (21) ise adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı. Eskişehir 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki karar duruşmasına sanık Hasan Fakıoğlu Kütahya T Tipi Cezaevi’nden SEGBİS yöntemiyle bağlanırken, tutuksuz sanık Muhammet Ali F. ise katılmadı. Duruşmada ayrıca Ayşenur Çolakoğlu’nun babası Mesut Çolakoğlu ile yakınları yer aldı.

AYŞENUR’UN AİLESİNDEN ÖZÜR DİLEDİ
Savcı, mütalaasında Hasan Fakıoğlu hakkında ‘tasarlayarak kadına karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis ile ‘ruhsatsız tabanca taşımak ve kullanmak’ suçundan 3 yıla kadar hapis cezası talep etti.
Muhammet Ali F. hakkında ise ‘suça yardım etme’ iddiasıyla 20 yıla kadar hapis cezası talep edip, tutuklanmasını istedi.
Savcılık mütalaasına karşı savunma yapan sanık Hasan Fakıoğlu, öldürme kastıyla hareket etmediğini ve olayın kazayla meydana geldiğini belirterek, “Ben kasten hareket etmedim, silah bana ait ve ruhsatı yok. Olay kazara meydana geldi. Bu olay sebebiyle ailesinden özür diliyorum” dedi.

Mahkeme heyeti, savunmaların ardından sanık Hasan Fakıoğlu’na ‘kadına karşı nitelikli kasten öldürme’ suçundan önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Daha sonra sanık hakkında iyi hal indirimi uygulayan heyet, cezayı müebbet hapis cezasına indirdi.
Ayrıca sanık Fakıoğlu, ruhsatsız tabanca nedeniyle 10 ay hapis ve 500 lira adli para cezasına hükmedildi. Hakkında cinayete yardım ettiği suçlamasıyla 20 yıla kadar hapis cezası istenen tutuksuz sanık Muhammet Ali F. ise suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle mahkemece beraat ettirildi.

“İTİRAZ EDECEĞİZ”
Çolakoğlu ailesinin Avukatı Sermin Ertem, sanık Hasan Fakıoğlu’nun iyi hal indirimiyle müebbet hapis cezasına çarptırıldığını belirterek, karara itiraz edeceklerini söyledi.
Ayşenur Çolakoğlu’nun başından ve göğsünden 4 kurşunla öldürüldüğünü belirten Av. Ertem, “Biz takdiri indirim maddelerinin uygulanmasını beklemiyorduk. Diğer sanık Muhammed’in ise yardım etme suçundan beraatına karar verildi. Biz verilen kararlar hakkında yasal yollara başvuracağız” dedi.

“ADALET YERİNİ BULSUN”
Mesut Çolakoğlu da karara şaşırdıklarını söyleyerek, “62’nci maddeden iyi hal indirimiyle müebbet aldı. Biz ağırlaştırılmış müebbet istiyorduk. Çünkü kızımı canice katlettiler. 4 kurşunun 4’ü de ölümcül. Yakından göğsünün üst kısmına ateş ediyor. Barbarca öldürüyor resmen. Biz Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşıyoruz. Çocuklarımız dışarı çıktığında kursa gidiyor. Benim kızım da kursa gitti ama öldürdüler. Cumhurbaşkanımıza sesleniyorum, bu işe son versinler. Rica ediyorum, lütfen adalet yerini bulsun. İndirim alamaz çünkü her şey ortada. Delillerin hepsi ortadayken neden böyle oldu bilmiyorum. Beklemiyorduk böyle bir şey. Benim kızım tamamen masum” ifadelerini kullandı.

Oktar’ın bir numaralı sanık olduğu 1017 sayfalık iddianamede, 72 kişi “şüpheli”, 21 kişi “mağdur”, 9 banka ise “suçtan zarar gören” sıfatıyla yer aldı.
Örgütün kuruluş amacı ve faaliyetleri anlatılan iddianamede, haklarında dava açılan sanıkların eylemleri detaylı olarak ele alındı.
İddianamede tutuklu sanık Ali Sadun Engin’in örgüt içinde “Sado” lakabını kullandığı, özellikle ABD ve İsrail ile örgüt arasında köprü vazifesi gördüğü, örgüt elebaşı Adnan Oktar’ın talimatıyla İsrail’de düzenlenen ve örgüt tarafından organize edilen konferanslarda konuşmacı olarak yer aldığı belirtildi.
Sanığın yurt dışından gelen bürokrat ve yabancı siyasetçilerin rehberliğini üstlendiği, ayrıca Oktar’ın A9 TV’deki yayınlarında konuşulacak konuları belirleyip, kanalın para transferini organize ettiği kaydedildi.
– ÖRGÜTÜN YEHUDA GLİCK İLE GÖRÜŞMESİNİ ANLATTI
İddianamede, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak isteyen Altuğ Revnak Eti’nin, sanık Engin’in İsrail’in eski Likud Partisi Milletvekili radikal haham Yehuda Glick ile bağlantılarını anlatması dikkati çekti.
Eti, ifadesinde, tutuklu sanık Ali Sadun Engin ile örgütsel konferans verdiklerini, bu konferansta “tapınakçılar”dan olan Timothy Hogan başkanlığındaki 9 kişilik ekiple tanıştıklarını söyledi.
Ekibin sanık Sinem Tezyapar tarafından Türkiye’ye getirtildiğini ve yol parası dahil tüm masraflarını örgütün karşıladığını anlatan Eti, “Ali Sadun Engin ve ben bu misafirlere İstanbul’da tarihi mekanları gezdirdik. Gelen Mason ekip, tapınakçıların kuruluş yeri olan Küçük Ayasofya’da bize tapınakçılık hikayesini anlattı.” ifadelerini kullandı.
Sanık Engin’in, Adnan Oktar ve mason ekiple birebir yaptığı görüşmelere katıldığını, İsrail ve dünyada dini anlamda en güçlü haham organizasyonu olan Sanhedrin Meclisi ile Oktar’ın talimatı üzerine “Bacılar Grubu” aracılığıyla bağlantıya geçtiklerini aktaran Eti, yine masrafları örgütçe karşılanan ve aralarında Ben Abrahamsın ile Yesheyahu Hollander’in de bulunduğu 8 kişilik ekibe İstanbul’da tarihi ve kendileri için kutsal olan yerleri gezdirdiklerini kaydetti.
– BM TOPLANTISINA KATILDILAR
Oktar’ın bu ekiple toplantılar yaptığı ve sonrasındaki süreçte sanık Engin’in davetli olarak örgütten birkaç kişiyle İsrail’e gittiği bilgisini veren Eti, ifadesine şöyle devam etti:
“Orada önce Sanhedrin ekibi aracılığıyla siyasette söz sahibi olan Likud Partisi Milletvekili Yehuda Glick ile tanıştırdılar. Yehuda Glick de siyasiler ile tanıştırdı. Sanhedrin ekibi ise dindar olan Shas Partisine yakındı. Likud Partisi İsrail’de o dönem ana muhalefet partisiydi. Shas Partisi ise her zaman yüzde 10 oy oranına sahip dindar bir partiydi.”
Eti, Sanhedrin ekibinin daha sonra örgüt elemanlarını ABD’deki Ortodoks Yahudiler ile bağlantıya geçirdiğini ve bu sayede kendisinin ve Engin’in New York’taki Birleşmiş Milletler Merkezi’nde toplantılara katılma imkanı bulduğunu belirtti.
Örgütün sözde Ankara sorumlusu olduğu bildirilen sanık Ayfer Gökmenli’nin bazı milletvekilleri, siyasiler ve yazarlarla Adnan Oktar’ın vekili olarak görüşmelere katılıp lobi faaliyetleri yürüttüğü bilgisi de iddianamede yer aldı.
İddianamede, sanığın ayrıca şahsi evini örgüt evi olarak kullandırdığı ve eşinin ölümünden sonra mal varlığını örgüte devrederek örgütü fonlamayı amaçladığı tespitinde bulunuldu.
– ÖRGÜTTEN AYRILAN KİŞİ “ŞÜPHELİ” OLDU
İddianamede, örgütten 2017’de ayrılan ancak soruşturmaya konu olaylarla ilgili dönemde örgütte yer aldığı gerekçesiyle soruşturulan Ceylan Özgül’e de “şüpheli” olarak yer verildi.
Aynı örgütten ayrılan Ümit Kurucu ile evli olan Özgül’ün, soruşturma safhasında pişmanlığını dile getirip kendi iradesiyle teslim olması, örgüt içindeki kişiler ve örgüt yapılanmasıyla ilgili bilgiler vermesi, verdiği bilgilerin örgütteki konum ve faaliyetlerine uygun nitelikte faydalı bilgiler olması nedeniyle, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalandırılması talep edildi.
İddianamede, firari sanıklardan Emre Çalıkoğlu’nun ailesiyle yaşadığı için evinde kasa bulundurduğu, örgüte ait paraların bir kısmını bu kasada tuttuğu, maddi durumunun iyi olmasından dolayı örgütte güven sağladığı anlatıldı.
Örgüt yöneticisi Adnan Oktar tarafından örgüte gelen paraları saklamakla görevlendirilen Çalıkoğlu’nun örgütte “İmam Kardeşler” olarak adlandırılan grupta yer aldığı kaydedilen iddianamede, sanığın, Oktar’ın talimatı doğrultusunda, askerlik yapmak istemeyen örgüt üyelerinin durumlarıyla alakalı çözüm bulunması konusuyla ilgilendiği aktarıldı.
– AİHM’DEN KAZANDIĞI TAZMİNATI ÖRGÜTE AKTARDI
İddianamede sanığın, Oktar’ın da aralarında bulunduğu bir grup örgüt üyesinin 1999’da gözaltına alındıklarında işkence gördükleri iddialarıyla ilgili dönemin emniyet görevlileri hakkında açılan dava kapsamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) şikayette bulunduğu ve kazandığı tazminatı “infak” adı altında örgüte aktardığı kaydedildi.
Tutuklu sanıklardan Erol Şimşek’in, kendisine yüklü miktarda miras kalan örgüt üyelerinin mal varlıklarının örgüte aktarılması noktasında faaliyet gösterdiği belirtilen iddianamede, sanığın özellikle Kazakistan’da olmak üzere yurt dışında örgüte finans sağlayan şirketler kurup, örgüt içi para transferini yönettiği ifade edildi.
İddianamede “Adliye İmamı” olarak anılan sanıklardan Fatih Kılıç’ın, örgütün hukuki işlerini takip eden ve ana dosyada yargılanan Gülcan Karakaş’a ait avukatlık bürosunda faaliyet gösterdiği, ayrıca örgütle ilgili dosyalarda görevli yargı ve emniyet mensuplarını araştırmakla görevli olduğu, sanığın verdiği bilgiler itibarıyla etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanması gerektiği bildirildi.
– ASKERE GİTMEK İSTEMEYENLER RUSYA VE CEZAYİR’DEKİ ŞİRKETLERE GÖNDERİLDİ
Firari sanıklardan Harun Özyaşar’ın örgüt adına Rusya’da faaliyet gösterdiği kaydedilen iddianamede, örgüt içerisinde vakti gelmesine rağmen askere gitmek istemeyen kişilerin Rusya’ya gönderildiğinde sanığın şirketinde çalıştıklarına işaret edildi.
Firari sanık Tufan Gürlek’in ise örgüt içerisinde “Yasin” olarak bilindiği ve “evrim” konferanslarında konuşmacı olarak bulunduğu iddianamede yer aldı.
İddianamede, sanığın örgüt adına Cezayir’de faaliyet gösterdiği, vakti gelen ancak askere gitmek istemeyen örgüt üyelerinin Cezayir’e gönderildiklerinde bu sanığın şirketinde çalıştıkları belirtildi.
Sanığın örgüte yönelik gerçekleştirilen operasyon tarihinden itibaren firari konumda olduğu ve Cezayir’de güncel faaliyetlerine devam ettiğinin değerlendirildiği kaydedildi.
İddianamede, firari sanık Hasan Basri Güner’in, örgüt üyelerine farklı basın yayın organlarında görev aldırarak, örgütten ayrılan ya da örgüte karşı olan kişilere karşı karalama faaliyetleri gerçekleştiren grup imamı olduğu bildirildi.
Örgütün 1990’da giriştiği yapılanmada ilk imamlarından biri olan sanığın, örgüt faaliyetinden tutuklu kişilerin itirafçı olmalarını engelleme, dışarıdaki örgüt sempatizanlarının motivasyonunu koruma ve örgütün çözülmesini önleme çalışmaları yaptığı kaydedilen iddianamede, sanığın bir adreste örgüt ideolojisini aktarmak amacıyla dersler verdiği anlatıldı.
İddianamede, Oktar ile özel diyalog kuran sanığın örgüte finans sağlaması için Oktar tarafından Çin’e gönderildiği, örgütsel talimat kapsamında kıyılan imam nikahlarını organize ettiği ve örgüte ait “Tedbir Evi”nin liderliğini yaptığı bilgisi verildi.
Firari sanıklardan Hüseyin Cenk Yavaş’ın, Oktar’a düzenlenen ilk operasyon sonrası gazeteciler, politikacılar, yazarlar, bürokratlar, vakıf ve derneklerle görüşen ve kamuoyu oluşturmaya çalışan ekipte yer aldığı ve örgüt adına Dubai’de faaliyet gösterdiği iddianamede yer aldı.
İddianamede, örgüt üyelerinden Oktar Babuna tarafından kanser hastalığı sebebiyle başlatılan ve sonraki dönemde amacı dışında kullanıldığı tespit edilen kan kampanyasında yurt dışına çıkarıldığı tespit edilen kanların sanığın refakatinde götürüldüğü belirtildi.
Firari sanık İbrahim Özçelik’in örgüt adına lobi faaliyetleri kapsamında tarikat ve cemaatlerle görüşmeler yaptığı bilgisine yer verilen iddianamede, sanığın örgütte “Çelikçi İbrahim” olarak anıldığı aktarıldı.
İddianamede, sanığın, devlet tarafından el konulmasına karar verilen Maye Grup Çelik Sanayi Şirketi’nin dolandırıcılık suçu kapsamında kalan eylemlerine katıldığı anlatıldı.
Sahte taşıma evrakıyla ülkeye sokulan çelik boruların gümrükten çıkarılarak sanığa ait depoya götürüldüğü ve buradan piyasaya sürülerek düşük bedelle satılıp elde edilen kaynağın örgüte aktarıldığına dikkat çekildi.
İddianamede, elebaşı Adnan Oktar’ın, A9 TV’nin RTÜK’e bağlı olmadan yayın yapılabilmesinin sağlanması amacıyla “Reji İsmail” olarak anılan firari sanık İsmail Gülsunar’a talimat verdiği, sanığın çözüm olarak Kosova’da kanal açma fikrini sunduğu, bunun için Kosova’ya gönderildiği fakat daha sonra kanal açma fikrinden vazgeçildiği belirtildi.
Firari sanık Muhammet Cihat Gündoğdu ile ilgili bölümde, bir kişinin sanık hakkında “Örgütün şu andaki sosyal medya üzerinden yürüttüğü karalama faaliyetlerinin başında firari yönetici İbrahim Seral Köprülü ve Cihat Gündoğdu bulunmaktadır. Bu kişilere Mehmet Akın yardım etmektedir.” şeklinde ifade verdiği kaydedildi.
İddianamede, Adnan Oktar’ın özellikle Suriye Mason Locasıyla yaptığı görüşmelere diğer örgüt üyeleriyle birlikte sanığın katılım sağladığı, Mason locasına mensup kişileri Türkiye’de ağırlama görevini üstlendiği ifade edildi.
Firari sanık Mustafa Üstün’ün örgüt yöneticisi ve üyelerinin tutuklanması sonrası özellikle duruşma günlerinde örgüt üyelerinin duruşmaya katılabilmeleri için araç temin ettiği, yiyecek, içecek, kıyafet gibi ihtiyaçların taşınmasında rol aldığı, sosyal medya üzerinden de örgütü övücü paylaşımlarda bulunduğu iddianamede yer aldı.
– MİRAS ÖRGÜTE AKTARILSIN DİYE SAHTE EVLİLİK
İddianamede, firari konumda bulunan Neşe Tuncer’e babasının ölümünden sonra yüklü miktarda miras kaldığı, bu mirasın örgüt içine aktarımını sağlamak amacıyla örgüt yöneticisi İbrahim Tuncer ile sahte evlilik yaptığı tespitinde bulunuldu.
Sanığın bu şekilde örgütü finanse ettiği, 30 yıla yakın süredir örgüt elebaşı Adnan Oktar’ın yanında bulunduğu ve günlük şahsi işlerini de yaptığı belirtildi.
İddianamede, firari sanık Oben Karatepe’nin örgüt içerisindeki para transferinde etkin rol aldığı ve her ay düzenli olarak, örgüt adına kurulan ve örgütün finans kaynağını oluşturan şirketler aracılığıyla örgüte para aktardığı, Adnan Oktar’ın emriyle İstanbul’da “yaratılış” konulu “Yaşamın ve Evrenin Gerçek Kökeni” isimli üç konferans düzenlediği bildirildi.
– YURT DIŞINDAKİ PARALARI, ŞİRKETLER ÜZERİNDEN TÜRKİYE’YE AKTARDI
İddianamede, sanık Orkun Şimşek’in kendisine yüklü miktarda miras kalan örgüt üyelerinin mal varlıklarının örgüte aktarılması noktasında faaliyet gösterdiği, özellikle Dubai’de olmak üzere yurt dışında örgüte finans sağlayan şirketler kurup örgüt içi para transferini yönettiği ve Kazakistan’daki şirketlerden elde edilen geliri Dubai’deki şirketi aracılığıyla Türkiye’ye aktardığı bilgisine yer verildi.
Sanık Şimşek’in “turnike” sistemine girecek kadınları tespit ettiği değerlendirmesine yer verilen iddianamede, kadınların kimlerle görüşeceklerine karar verdiği, özellikle örgüt yöneticisi Adnan Oktar ile tanıştırdığı, dönem dönem kadınların kaldığı evlerden sorumlu olduğu, örgüt içi deşifrenin önlenmesi amacıyla özellikle turnike sistemine giren kadınlara örgütsel yemin ettirdiği belirtildi.
İddianamede, firari sanık Tahsin Akkaş’ın “Aslan” kod adını kullandığı, kendisine ait silahları bulunduğu, örgüt içerisindeki diğer üyelerle arasında silah devri yaptığı kaydedildi.
Akkaş’ın yurt dışı işlerden sorumlu “imam” olduğu değerlendirilen iddianamede, ayrıca Oktar’ın kişisel ihtiyaçlarını karşıladığı, yurt dışından A9 TV’ye gelen mankenlerden sorumlu grupta yer aldığı, Kazakistan, Suudi Arabistan ve Rusya’da örgüte finans sağlamak amacıyla bulunduğu belirtildi.
İddianamede, sanığın her ne kadar firari olsa da avukatlar vasıtasıyla örgütten ve yargılama safahatından bilgi aldığı ve güncel olarak eylemlerine devam ettiği aktarıldı.
Sanık Tuğba Yılmaz’ın reklam ajansı görünümündeki şirket vasıtasıyla örgüte uygun olduğunu düşündüğü kadınlarla iletişim kurduğu ve belli bir dönem güvenlerini kazanınca örgüt üyesi erkeklerle buluşmalarını sağladığı anlatıldı.
Sanığın, örgütün siyasilerle olan görüşmelerinde ve siyasi lobi kapsamındaki faaliyetlerinde yer aldığına işaret edilen iddianamede, bulunduğu “Kız Kardeşler” grubunun finans sorumlusu olduğu, örgüt evlerinde örgüte üye kadınların kaldığı, örgüt tarafından ihtiyaçlarının karşılandığı ve örgüt içerisinde “Türkan” lakabını kullandığı ifade edildi.
İddianamede, sanık Yılmaz’ın örgütteki kadınlar dışarı çıkacağı zaman örgütsel teamül gereği “şahit” adı altında onlara eşlik ettiği ve örgütün ana çatı dosyasında ismi geçen şüphelilerle operasyon anına dek, olağan akışa uymayan çok sayıda görüşme trafiği olduğu belirtildi.
Firari durumdaki Uğur Örmen’le ilgili değerlendirmelere yer verilen iddianamede, sanığın “yabancı kızlar imamı” olarak görev yaptığı, örgüte ait evlerde kalan kadınlarla ilgilendiği ve bu evlerin ihtiyacını giderdiği bildirildi.
İddianamede Örmen’in örgütsel saikle ve Oktar’ın talimatıyla Aylin Örmen ile örgüt içi evlilik yaptığı, evli çiftlerin konutunda örgütsel toplantıların daha rahat yapıldığı, olası polis baskınında evdeki kişilerin misafir olarak lanse edildiği kaydedildi.
Sanığın konsolosluklarla lobi faaliyeti yürüttüğü belirtilen iddianamede, Oktar’ın kitabını konsolosluklara hediye ettiği ve bir dönem örgütün karargahı olarak kullanılan villanın kira sözleşmesinin üzerine yapıldığı, dolayısıyla şüphelinin örgüt içerisinde güven veren örgüt üyelerinden olduğu anlatıldı.
– CEZA İSTEMİ
İddianamede, Adnan Oktar, Ulviye Didem Ürer, Tarkan Yavaş ve Alev Babuna’nın aralarında bulunduğu 13 sanığın, diğer 59 sanığın eylemlerini örgüt kapsamında gerçekleştirmesi ve yöneticilerin bu suçlardan ayrı ayrı sorumlu olması gerektiğinden çok sayıda kişiye karşı birden fazla kez “nitelikli cinsel saldırı”, “çocuğun cinsel istismarı”, “cinsel taciz”, “basit cinsel saldırı”, “nitelikli dolandırıcılık” ve “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklamak”tan 1938 yıl 5’er aydan 2 bin 758 yıl 6’şar aya kadar hapisle cezalandırılması istendi.
59 sanığın “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak”tan 2,5 yıldan 6’şar yıla kadar hapisle cezalandırılması istenen iddianamede, ayrıca bu sanıklardan 27’sinin “nitelikli cinsel saldırı”, 8’inin ise “cinsel taciz” suçundan değişen oranlarda hapisle cezalandırılması talep edildi.
İddianamede, sanıklardan İbrahim Özçelik’in ayrıca “nitelikli dolandırıcılık” ile “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” suçlarından da 12 yıldan 34 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istendi.
Bazı sanıklar hakkında “kaçakçılık” ile “evrakta sahtecilik” suçlarından ayrı bir soruşturma başlatıldığı, bu soruşturmanın devam ettiği kaydedildi.
İddianamede, örgüte yönelik operasyonda ele geçirilen paraların, oluşturulan fon kapsamında ilgili yöneticiler tarafından örgüt amaçları ve ihtiyaçları doğrultusunda örgüt yöneticileri ve üyelerine paylaştırılmak üzere kullanıldığı ve şüphelilerin firari oldukları dönemde herhangi bir iş yapmadığı, gelir getirici herhangi bir faaliyetleri bulunmadığı belirtilerek, 261 bin 991 lira ile 310 avro ve 10 bin 465 doların müsadere altında tutulması istendi.
Firari sanıklar hakkında yakalama kararı çıkarıldığı, bu karardan itibaren kanun gereği infaz için 5 yıl beklendiği aktarılan iddianamede, sanıklar yakalanmadığından haklarında dava açıldığı belirtildi.
İddianame, gönderildiği İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi. Sanıklar ileriki günlerde hakim karşısına çıkacak.
İKİ KEZ YARGITAY’A GİTTİ
Bunun üzerine yeniden yargılama yapan İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Kasım 2019’da “Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçundan sanık Ahmet Altan 10 yıl 6 ay hapis cezasına, Nazlı Ilıcak ise 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırarak tahliyelerine karar vermişti. Mehmet Altan’ın tüm suçlardan beraatine karar veren mahkeme, sanıklar Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek’i “Silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan 11 yıl 3’er ay hapis cezasına, sanık Şükrü Tuğrul Özşengül’ü ise 12 yıl hapis cezasına çarptırmıştı. Kararın yeniden temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay Ceza Dairesi’ne gitmişti.
DAVA TEKRARDAN BOZULDU
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak hakkındaki hükmü Türk Ceza Kanunu’nun 220/7’nci maddesinde belirtilen indirimin uygulanmadığı gerekçesiyle bozmuştu. Sanıklar Fevzi Yazıcı ve Yakup Şimşek hakkındaki hüküm ise Yargıtay tarafından onanmıştı. Sanıkların “kanun yararına bozma” başvurusu üzerine dosya Yargıtay tarafından incelenmiş, bazı tanıklar dinlenmeden karar verildiği için bu sanıklar hakkındaki hüküm de bozulmuştu. Mehmet Altan’ın beraat kararı onanırken, sanık Şükrü Tuğrul Özşengül de cezaevinde geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etmişti.
İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya tutuksuz sanıklar Nazlı Ilıcak, Yakup Şimşek ve Fevzi Yazıcı katıldı. Taraf avukatları da duruşma salonunda hazır bulundu.
SON SAVUNMALAR YAPILDI
Sanık Fevzi Yazıcı savunmasında, “Bank Asya ile ilgili suçlamada başka bir bankadan para çekip Bank Asya’ya yatırdığım iddia ediliyor. O dönemde başka bir bankada kampanya vardı ve o zaman ihtiyacım olduğu için başvuruda bulundum. Ve hemen başvurum kabul edildi. Para hemen getirildi bana. O dönemin parasıyla 15 bin liraydı. O kadar parayı yanımda gezdiremezdim. Bende Bank Asya hesabıma bankamatik yoluyla yükledim. Daha sonrada o parayı kullandım. Kontrol edilebilir parayı kullandığım açıktır. Ben örgüt talimat vermiş diye bir şey duymadım, talimat almadım. Şüpheden sanık yararlanır ilkesi var burada şüphe varsa benim yararlanmam lazım. Beraatımı talep ediyorum” dedi.
“ZEKERİYA ÖZ GÜNDEMDE OLDUĞU İÇİN BİR GAZETECİ OLARAK RÖPORTAJ YAPTIM”
Sanık Nazlı Ilıcak ise savunmasında, “Bana yöneltilen suçlama FETÖ ile işbirliği yapmak. Ben mensubu olmadığım örgütün peşine neden düşeyim. Talimat aldığıma dair bir delil yok. 2011 yıllarında savcı Zekeriya Öz ile röportaj yaptığım için örgüt üyesi olarak nitelendiriliyorum. O dönem Öz, FETÖ’cü olarak bilinmiyordu ki. O dönem Zekeriya Öz gündemde olduğu için bir gazeteci olarak röportaj yaptım. O dönem adalet bakanına yazıda yazdım. HSK tarafından Zekeriya Öz hakkında açılan soruşturmanın neden önü açılmıyor diye. Üzerime atılı diğer suçlamaları da kabul etmiyorum. Beraatımı talep ederim” ifadelerini kullandı.
CEZALARI BELLİ OLDU
Mahkeme heyeti, sanıklardan Nazlı Ilıcak’a “Terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme” suçundan 5 yıl 3 ay hapis cezası verdi. Heyet, sanık Ahmet Hüsrev Altan’a ise aynı suçtan cezasında 6 yıl 3 ay hapis cezasına hükmetti. Mahkeme, sanık Fevzi Yazıcı’nın ise “Terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek suçundan 2 yıl 1 ay hapis cezasın karar verdi. Mahkeme, sanık Yakup Şimşek’in ise üzerine atılı suçlardan beraatına karar verdi.
Kararda, Koineks Teknoloji AŞ’nin 20 Eylül 2017’de 400 bin lira sermaye ile kurulduğu, şirketin kurucusu ve yöneticisinin ise sanık Faruk Fatih Özer olduğu belirtildi.
Thodex Platformu adıyla bilinen Koineks Teknoloji AŞ’nin bir kripto varlık hizmet sağlayıcısı olduğu aktarılan kararda, kripto varlık hizmet sağlayıcılarının temelde müşterilerine, kripto varlık ve Türk lirası ya da diğer itibari para birimleri arasında alım satım imkanı, kripto varlık transfer işlemi, müşterileri adına kripto varlık saklama hizmeti sağladığı bilgisi verildi.
Kararda, bu hizmet sağlayıcılarının, bünyelerinde yer alan ve “kripto borsa” olarak ifade edilen platformda, müşterilerin birbirleri arasında alım satım gerçekleştirmesine imkan tanıdığı kaydedildi.
Alım satıma konu olan varlığın arz ve talebine göre ortaya çıkan fiyatın, varlığın o andaki fiyatını oluşturduğu belirtilen kararda, “Kripto varlıkların sayısı günümüzde binlerle ifade edilmekle birlikte, her kripto varlık türünün tüm kripto borsalarda işlem görmediği, kripto borsalarda genellikle müşterilerin sıklıkla talep ettiği ve likiditesi yüksek olan kripto varlıkların işlem gördüğü anlaşılmaktadır.” ifadelerine yer verildi.
MAĞDURLAR İLAN VE REKLAMLARA ALDANDI
Gerekçeli kararda, Thodex’in reklam ve tanıtım faaliyetlerinde kamuoyu tarafından tanınan ünlü kişilerin kullanıldığına işaret edildi.
Thodex’in, çeşitli şekillerde diğer kripto borsalarına nazaran daha fazla kar imkanı sunacağına yönelik internet ilanı ve televizyon reklamlarına aldanan mağdurların, bu şekilde iradelerinin fesada uğratıldığı kaydedildi.
Kararda, Thodex’in müşterilerine gerçekte var olmayan varlıkları satması, müşterilere ait varlıkların platform tarafından soğuk cüzdana çıkartıldığının müşterilere bildirilmemesi hususlarının ise hileli hareketler olarak değerlendirildiği aktarıldı.
Thodex adı ve çatısı altında kurulan bu suç örgütünün, sistemin başladığı ilk süreçte müşterilere Thodex üzerinden gerçekleştirmek istedikleri online işlemlere anında veya en geç beklenen sürede yanıt vererek, müşterilerin şirkete olan güvenini artırdığı vurgulandı.
Kararda, örgütün kazandığı bu aldatıcı güven, promosyon vaatleri ve sistemdeki manipülasyonlar sayesinde mevcut müşterilerinin sayısını artırdığı bildirilen kararda, “Şirket nezdinde müşterilerden elde edilen gerçek varlıklar beklenen doyuma ulaştığında bir anda sonlandırılmış, çoktan soğuk cüzdana aktarılmış ve halihazırda ulaşılamaz hale getirilmiş olan müşteri/mağdur varlıkları sanıklar tarafından bu şekilde ele geçirilmiştir.” değerlendirmesinde bulunuldu.
“SOĞUK CÜZDAN FİZİKEN KÜÇÜK VE TAŞINABİLİR ANCAK ŞİFREYLE ULAŞILABİLİR BİZ CİHAZ”
Gerekçeli kararda, kripto varlıkların diğer malvarlığı değerlerine göre, izinin sürülememesinin veya takibini sınırlandıracak şekilde işlemlere tabi tutulmasının çok daha kolay olduğuna dikkat çekildi.
Soğuk ve sıcak cüzdan terimlerinin anlatıldığı kararda, şunlar kaydedildi:
“Thodex isimli kripto varlık borsanın ve diğer kripto varlık borsalarının işleyişini bankaya benzetmek gerekirse; bankanın belirli bir süre içerisinde müşterilerinin yatırdığı paraların gün içerisinde kabul ve başka müşteri tarafından talebi halinde hemen ödenebilmek üzere veznede tutulduğu, veznenin kripto varlık borsası açısından sıcak cüzdana benzetilebileceği değerlendirilmiştir. Veznede, yani sıcak cüzdanda biriken varlıkların siber saldırı gibi sebeplerle internet bağlantısından uzak olması nedeniyle aktarıldığı kriptolu mecra olan soğuk cüzdan ise bankanın kasasına benzetilebilir. Soğuk cüzdanın fiziken küçük ve taşınabilir ancak şifreyle ulaşılabilir biz cihaz olduğu anlaşılmaktadır. Thodex’de müşterilerin yatırdıkları paralar ilk etapta vezne olarak değerlendirilen sıcak cüzdana aktarılmaktadır.”
Kararda, kripto varlıkların Thodex’in veznesi olarak kabul edilebilecek sıcak cüzdandan, yine Thodex’in şifresi kırılamayan kasası olarak kabul edilen soğuk cüzdana aktarılması, bu varlıkların farklı şirketlere verilerek karşılığında altın satın alınması eylemlerinin “suçtan elde edilen malvarlığı değerlerini aklama” suçunu oluşturduğu bildirildi.
MÜŞTERİLERİNE GERÇEKTE VAR OLMAYAN VARLIKLARI SATMIŞLAR
Thodex’in müşterilerine gerçekte var olmayan varlıkları satması, müşterilere ait varlıkların platform tarafından soğuk cüzdana çıkartıldığının müşterilere bildirilmemesinin hileli hareketler olarak değerlendirildiği ifade edildi.
Kararda, sanıklardan Faruk Fatih, Güven ve Serap Özer’in, kuruluş aşamasından itibaren örgütü Thodex platformu üzerinden oluşturup yönetmek amacında oldukları belirtildi.
Bu sanıkların, örgüt dahilinde dolandırıcılık ve para aklama işlemlerini gerçekleştirmek için gerekli teknik bilgi ve eğitime sahip olmadıkları kaydedilen kararda, bu nedenle teknik işler ve yazılımlar için örgüt üyesi olan diğer sanıklar Ergün Acar, Mesut Can Arbaz, Cem Uzunoğlu ve Onur Can Gündüz’ü kullandıkları bilgisine yer verildi.
Kararda, örgüt üyesi sanıkların ise yöneticilerden aldıkları emir ve talimatlar doğrultusunda örgütün dolandırıcılık ve aklama suçlarını işleyebilmesi için gerekli olan sistemsel programlama, yazılım ve diğer teknik ihtiyaçları hayata geçirdikleri anlatıldı.
“SANIKLAR PİŞMANLIK GÖSTERMEDİKLERİ İÇİN CEZALARINDA İNDİRİM UYGULANMADI”
Sanıklara verilen cezalarla ilgili değerlendirmelere de yer verilen kararda, Faruk Fatih Özer ile kardeşleri Güven Özer ve Serap Özer’in suç işlemek amacıyla kurulan örgütün yöneticileri oldukları yönünde mahkemede kesin vicdani kanaat oluştuğu gerekçesiyle sanıkların bu suçtan cezalandırıldıkları belirtildi.
Gerekçeli kararda, “Sanıkların devam eden yargılama sürecinde suçtan gerçekten pişman olduklarına dair bir emare göstermedikleri gibi yine örgüt bilinci içerisinde savunma yaparak kendilerini ve kendilerinden de önce örgüt yöneticilerini aklamaya çalışır şekilde hareket ettikleri anlaşılmış olup, bu sebeple sanıkların cezalarında takdiri indirim uygulanmamıştır.” değerlendirmesi yapıldı.
SANIKLARA 26 MİLYAR LİRANIN ÜZERİNDE PARA CEZASI VERİLMİŞTİ
Anadolu 9. Ağır Ceza Mahkemesi, 7’si tutuklu 21 sanığın yargılandığı kripto para borsası Thodex’teki “dolandırıcılık” davasına ilişkin kararını 7 Eylül 2023’te açıklamıştı.
Mahkeme, tutuklu sanıklar Faruk Fatih Özer, Güven Özer ve Serap Özer’e, “örgüt kurma, yönetme ve örgüte üye olmak”, “nitelikli dolandırıcılık”, “mal varlığı değerlerini aklama”, “bilişim sistemleri kullanmak suretiyle dolandırıcılık” suçlarından 11 bin 196 yıl 10 ay 15’er gün hapis cezası vermişti.
Diğer sanıklara ise çeşitli suçlardan değişen sürelerde hapis cezası veren heyet, 16 sanık hakkında delil yetersizliği gerekçesiyle “nitelikli dolandırıcılık” suçundan ise beraat hükmü kurmuştu.
Öte yandan mahkeme, sanıklar Faruk Fatih Özer, Güven Özer ve Serap Özer’e ayrı ayrı 8 milyar 871 milyon 675 bin lira olmak üzere toplamda 26 milyar 615 milyon 25 bin lira adli para cezası vermişti. Heyet, verilen para cezalarının bir kısmının ise 24 ay taksitle ödenmesine hükmetmişti.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, Özer ve Erzen aileleri arasında alacak meselesinden husumet bulunduğu ifade edilerek, bundan kaynaklı çıkan tartışma ve silahla ateş edilmesi sonucunda Yunus Emre Erzen ve Batuhan Bayındır’ın hayatını kaybettiği anlatıldı.
İddianamede, maktul Batuhan Bayındır’ın ailesinin maddi ve manevi tazminatlarını aldıkları gerekçesiyle şikayetinden vazgeçtiği, Yunus Emre Erzen’in ailesinin ise şikayetinin devam ettiği aktarıldı.
İddianamede savunmasına yer verilen sanıklardan Murat Özer, ağabeyi Tarık Özer’in, borcunu ödemeyen müşteki Cantürk Erzen’i icraya verdiğini anlatarak, bu sebeple olay günü Cantürk Erzen’in WhatsApp’tan hakaret içerikli durum paylaşımı yaptığını aktardı.
Kendilerinin de sulh yapmak için Cantürk Erzen’le konuşmak istediklerini belirten Özer, tekel bayisinde maktul Yunus Emre Erzen’in agresif şekilde davranması üzerine sakinleşmesi için elini omzuna koyduğunu savundu.
KAFASINA İÇKİ ŞİŞESİYLE VURDUM
Maktul Yunus Emre Erzen’in bunun üzerine elini iterek kasanın altındaki silaha yöneldiğini ifade eden Özer, bunun üzerine kendisini engellemek için Yunus Emre’yi ittiğini ve kafasına içki şişesiyle vurduğunu söyledi.
Maktulün kasanın altından silahı alarak kendisinin ayaklarına doğru 3-4 kez ateş ettiğini, 2 kurşunun ayağına isabet ettiğini belirten Özer, diğer sanıkların da kendisine yardım etmek ve Yunus Emre’yi engellemek için olaya müdahale ettiklerini öne sürdü.
Sanıklardan Tarık Özer de savunmasında, kardeşi Murat Özer’in vurulması ve oğlu Azat Özer’in kendisine “baba” diye bağırması üzerine oğlunun da vurulduğunu düşünerek panikle maktul Yunus Erzen’in ayaklarına doğru ateş ettiğini söyledi.
Kaç kez ateş ettiğini hatırlamadığını iddia eden Özer, arkasını döndüğünde maktuller Erzen ile Batuhan Bayındır’ın üst üstte yattıklarını gördüğünü ifade etti.
İSTENEN CEZALAR BELLİ OLDU
İddianamede, tutuklu sanıklar Tarık Özer, Murat Özer, Azat Özer ve Servet Özer’in, Yunus Emre Erzen’e yönelik “tasarlayarak kan gütme saikiyle kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, Batuhan Bayındır’a yönelik “kasten öldürme” suçundan müebbet, Yusuf Erzen’e yönelik “tasarlayarak kan gütme saikiyle kasten öldürmeye teşebbüs” suçundan 13 yıldan 20 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları istendi.
Sanıkların ayrıca, “kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etmek veya patlayıcı madde kullanmak” suçundan altışar aydan üçer yıla kadar, ruhsatsız silah bulundurmak suçundan da birer yıldan üçer yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.
İddianamede, tutuksuz sanıklar Adem Kılıç, Erdal Adıyaman, Ercan Topcu, Vedat Erkin, Nimetullah Özer, Hüsamettin Ahmetoğlu’nun da “suçluyu kayırma” suçundan altışar aydan beşer yıla kadar hapisle cezalandırılmaları gerektiği belirtildi.
Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianame kapsamında sanıkların ilerleyen günlerde hakim karşısına çıkması bekleniyor.