İnterfaks’ın haberine göre Lihaçev, “İnşaatı şu anda Rostaom’un kendisinin finanse ettiğini, Türkiye’den finansmanın henüz başlamadığını” belirtti.
Lihaçev ayrıca, devlet kurumunun şu anda yurt dışında 22 güç ünitesi inşa ettiğini ve toplam 39 tesis için sözleşmesi olduğunu kaydetti. Rusya’da da yedi güç ünitesi inşa ediliyor.

Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar, Atomexpo 2024’te ülkesinin Sinop ve Trakya’da yeni nükleer santralleri kiminle kuracağı konusunda yakın zamanda anlaşmaya varacağını bildirdi. Ona göre Türkiye, Sinop’taki nükleer santral projesinin geliştirilmesi konusunda ciddi ilerleme kaydetti. Rosatom ve diğer ilgili taraflarla diyalog sürüyor.
RUSYA DEVLET DUMASI HEYETİNDEN AKKUYU NGS’YE ZİYARET
Öte yandan Sputnik’in haberine göre Rusya parlamentosunun alt kanadı Duma milletvekillerinden oluşan heyet, Mersin’de yapımı süren Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin (NGS) inşaat sahasını ziyaret etti.
Akkuyu Nükleer AŞ’nin açıklamasına göre, Gülnar ilçesindeki sahayı gezen heyete, Akkuyu Nükleer AŞ Genel Müdürü Anastasiya Zoteyeva, Rosatom Genel Müdür Danışmanı Nikolay Martyanov ve diğer proje yöneticileri eşlik etti.
Heyet, büyük boyutlu ekipmanların getirildiği Doğu Kargo Terminali ile birinci ünitenin reaktör binasını ziyaret etti, santralin işletime alınacak güç ünitelerinin ve altyapının görülebildiği seyir tepesine çıktı.

Ziyarette Rus milletvekilleri, güç ünitelerindeki inşaatın durumu ve Akkuyu NGS projesinin Türkiye ile Rusya’nın sosyoekonomik kalkınmasına katkısı konusunda bilgilendirildi.
Duma Enerji Komitesi Başkanı Pavel Zavalnıy ve Enerji Komitesi Birinci Başkan Yardımcısı Sergey Levchenko’nun da yer aldığı heyet, daha sonra proje kapsamında çalışanlar için Silifke ilçesinde inşa edilen yerleşim yerine gidip bilgi aldı.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Zoteyeva, projenin en eşsiz özelliğinin, Türkiye’nin teknolojik, ekonomik ve sosyal gelişimine yapacağı etki olduğunu anlattı.
Zoteyeva, şunları kaydetti:
“Türkiye, Akkuyu NGS ile kendi topraklarında nükleer santral inşa etmenin yanı sıra mühendislik alanında nitelikli personelin yetiştirilmesi, nükleer enerjinin geliştirilmesi için hazır bir yol haritası ve üretimin yerelleştirilmesi konularında da destekleniyor. Akkuyu Nükleer AŞ, Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom’un yurt dışındaki taahhütlerini istikrarlı şekilde yerine getirmektedir. NGS inşası, yüksek teknolojili ekipman üreticileri olan Rus sanayi kuruluşlarından uzun vadeli olarak faydalanılmasını da sağlamaktadır. Böylesine etkin işbirliğini takdir ediyor, Akkuyu NGS projesinin Rusya ve Türkiye arasındaki uluslararası işbirliğine fayda sağlaması için elimizden geleni yapıyoruz.”

Akkuyu Nükleer AŞ Genel Müdür Birinci Yardımcısı ve NGS Yapı İşleri Direktörü Sergey Butckikh de, ana hedeflerinin santrali yüksek kalitede ve zamanında inşa etmek olduğunu belirterek, “Çalışanları ve ailelerini desteklemeye büyük özen gösteriyor ve yerel sakinleri de unutmuyoruz. Bölgenin yaşamına aktif olarak katılıyor, yardım etkinlikleri, kültürel etkinlikler ve eğitim faaliyetleri yürütüyoruz” ifadelerini kullandı.
Duma Enerji Komitesi Başkanı Pavel Zavalnıy da Akkuyu NGS’nin, iki ülkenin işbirliği tarihindeki en büyük proje olduğunu kaydetti.
]]>Söz konusu alanlarda Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne veya sulama birliklerine ait tarımsal sulama amaçlı tesislerin elektrik ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı lisanssız elektrik üretim tesisi de kurulabiliyor.
Yüzer güneş enerjisi santralleri (GES), saha tipi güneş enerjisi santralleri kurulumunda yaşanan zorlukları avantaja çevirerek kullanıcılara kolaylık sağlıyor. Yüzer GES’lerin alt tarafında bulunan suyun bu santrallerin periyodik olarak soğumasına yardımcı olması panel verimliliğini artırıyor.
YÜZDE 10 DAHA VERİMLİ ÇALIŞIYOR
Karasal GES’lere göre yüzde 10 daha verimli çalışan yüzer GES’ler, atıl durumdaki rezervuar yüzey alanlarının değerlendirilmesini ve ekonomiye kazandırılmasını sağlıyor. Yüzer GES’ler içme suyu maksatlı barajlar haricinde tüm baraj rezervuarlarında kurulabiliyor.
Bu yüzey alanının yüzde 10’unda yüzer GES kurulumu yapılması durumunda, 53 bin megavat kurulu güçle yıllık 79 milyar 500 milyon kilovatsaat elektrik enerjisi üretimi yapılabileceği öngörülüyor. Bu da Türkiye’nin elektrik enerjisi ihtiyacının yaklaşık dörtte birine karşılık geliyor.

YILLIK 540 MİLYON METREKÜPLÜK SU TASARRUFU
Yüzer GES’ler sayesinde buharlaşması önlenerek tasarruf edilecek su miktarının ise yıllık 540 milyon metreküp düzeyinde olacağı tahmin ediliyor. Söz konusu tesisler sayesinde atmosfere salınacak karbondioksit miktarının da 51 milyon tondan fazla azaltılacağı hesaplanıyor.
Türkiye’de bulunan göl ve göletler de dahil edildiğinde yüzer GES potansiyelinin ifade edilen bu miktarların çok daha üstüne çıkacağı tahmin ediliyor.
“TÜRKİYE’DE YAKLAŞIK 80 GİGAVATLIK YÜZER GES POTANSİYELİ VAR”
Güneydoğu Enerji Araştırmaları Derneği (GEADER) Başkanı Ömer Çelebi, Türkiye’nin yüzer GES potansiyeli açısından iyi bir konumda bulunduğuna işaret ederek, “Yüzer GES’ler, Türkiye’nin yenilenebilir enerji politikalarında ve yeşil dönüşümünde yeni bir dönemi başlatacak, aynı zamanda Türkiye’nin milli enerji politikalarına önemli katkı sunacak.” dedi.
Yüzer GES’lerin son yıllarda küresel düzeyde yaygınlaştığına işaret eden Çelebi, Türkiye’de içme-kullanma suyu temin edilen rezervuarlar ve sulak alanlar ile kıyı kanunu kapsamında kalan kıyı ve sahil şeritleri hariç deniz, baraj ve göletlerde santral kurulabilecek yaklaşık 80 gigavatlık yüzer GES potansiyeli bulunduğunu bildirdi.

DOĞAL SOĞUTMA ENERJİ VERİMLİLİĞİNE KATKI SUNACAK
Karasal GES’lerde sıcaklık artışının enerji üretiminde kayıp oranını artırdığına dikkati çeken Çelebi, şunları kaydetti:
“Yüzer GES uygulamalarında su, fotovoltaik hücrelerde doğal soğutma yaparak enerji verimliliğine katkı sunacak. Ayrıca, yüzer GES’lerde toz ve kirlenme oranının çok düşük olması enerji üretiminde verimliliğe önemli fayda sağlayacak. Bu santraller, aynı zamanda hidroelektrik santrali üzerinde kurulduğu için hidrolik sisteme yardımcı kaynak olarak önemli katkı sunacak. Gün içerisinde elektriğin yoğun tüketildiği saatlerde, yüzer GES’lerden elektrik üretimi hidroelektrik enerjisinden tasarruf sağlayabilecek.”
Çelebi, yüzer panellerin hidroelektrik santraller için hibrit çözümler sunduğunu ve baraj suyu üzerindeki enerji üreten güneş panellerinin, suyun buharlaşma oranını da azaltacağını belirterek, “Bu hibrit sistemler, sadece enerji üretimini artırmakla kalmayacak, aynı zamanda su kaybını da azaltarak su yönetimine katkıda bulunacak.” diye konuştu.
Türkiye’de yüzer GES’lerin kurulması için en uygun bölgelerin ışınım oranı ve güneşlenme süresi en yüksek yerler olduğuna işaret eden Çelebi, “Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Türkiye genelinde ışınım ve güneşlenme süresi bakımından üst düzey seviyededir. Bu bölge ayrıca çok sayıda baraj ve göletin bulunması nedeniyle yatırım için ideal bir konumdadır. Bu şekilde, verimli arazilerin heba olması da engellenmiş olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
“BELEDİYELER DE GÖLLERDE LİSANSSIZ YATIRIM YAPABİLECEK”
Güneş Enerjisi Yatırımcıları Derneği (GÜNEŞDER) Başkanı Serdar Ekiz de 1 megavat pik kurulu gücündeki güneş enerjisi santralinin yaklaşık 9 bin metrekarelik yüzey alanına kurulacağı varsayıldığında, Türkiye’deki yüzer GES potansiyelinin çok büyük olduğunu ifade etti.
Ekiz, söz konusu kanunla belediyelerin göllerde lisanssız yatırım yapabileceğini vurgulayarak, “Belediyelerin bu haktan yararlanması çok önemli. Birçok belediyemizin sınırlarında sulama amaçlı göller mevcut. Denizli merkezinde sulama amaçlı büyük bir göl bulunmakta. Hem buharlaşmanın önüne geçilmesi hem de enerji iletimindeki kayıplar açısından büyük bir fırsat. Sektör olarak yeni bir alan olacağından şüphemiz yok.” ifadelerini kullandı.
Lisanssız elektrik üretiminde güneş enerjisinden üretimin payının yüzde 90’lara ulaştığını belirten Ekiz, Türkiye’deki yüzer GES’lerin de bu rakamı artıracağını söyledi.
Ekiz, yüzer GES’lerin sabitleneceği alanda rüzgar etkisinin iyi hesaplanması gerektiğine dikkati çekerek, “Özellikle şiddetli bir rüzgarda deforme olmadan bütünlüğünü kaybetmemelidir. Bu GES’ler, su yüzeyinde durabilme kabiliyeti olan ekipmanlarla kurulacağı için alt yapının çok dikkatli uygulanması gerekir.” değerlendirmesinde bulundu.
Söz konusu alanlarda Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğüne veya sulama birliklerine ait tarımsal sulama amaçlı tesislerin elektrik ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı lisanssız elektrik üretim tesisi de kurulabiliyor.
Yüzer güneş enerjisi santralleri (GES), saha tipi güneş enerjisi santralleri kurulumunda yaşanan zorlukları avantaja çevirerek kullanıcılara kolaylık sağlıyor. Yüzer GES’lerin alt tarafında bulunan suyun bu santrallerin periyodik olarak soğumasına yardımcı olması panel verimliliğini artırıyor.
YÜZDE 10 DAHA VERİMLİ ÇALIŞIYOR
Karasal GES’lere göre yüzde 10 daha verimli çalışan yüzer GES’ler, atıl durumdaki rezervuar yüzey alanlarının değerlendirilmesini ve ekonomiye kazandırılmasını sağlıyor. Yüzer GES’ler içme suyu maksatlı barajlar haricinde tüm baraj rezervuarlarında kurulabiliyor.
Türkiye’de içme suyu amacı taşımayan işletme halindeki 944 baraj, 5 bin 300 kilometrekare gibi çok geniş bir rezervuar yüzey alanına sahip bulunuyor.
Bu yüzey alanının yüzde 10’unda yüzer GES kurulumu yapılması durumunda, 53 bin megavat kurulu güçle yıllık 79 milyar 500 milyon kilovatsaat elektrik enerjisi üretimi yapılabileceği öngörülüyor. Bu da Türkiye’nin elektrik enerjisi ihtiyacının yaklaşık dörtte birine karşılık geliyor.

YILLIK 540 MİLYON METREKÜPLÜK SU TASARRUFU
Yüzer GES’ler sayesinde buharlaşması önlenerek tasarruf edilecek su miktarının ise yıllık 540 milyon metreküp düzeyinde olacağı tahmin ediliyor. Söz konusu tesisler sayesinde atmosfere salınacak karbondioksit miktarının da 51 milyon tondan fazla azaltılacağı hesaplanıyor.
Türkiye’de bulunan göl ve göletler de dahil edildiğinde yüzer GES potansiyelinin ifade edilen bu miktarların çok daha üstüne çıkacağı tahmin ediliyor.
“TÜRKİYE’DE YAKLAŞIK 80 GİGAVATLIK YÜZER GES POTANSİYELİ VAR”
Güneydoğu Enerji Araştırmaları Derneği (GEADER) Başkanı Ömer Çelebi, Türkiye’nin yüzer GES potansiyeli açısından iyi bir konumda bulunduğuna işaret ederek, “Yüzer GES’ler, Türkiye’nin yenilenebilir enerji politikalarında ve yeşil dönüşümünde yeni bir dönemi başlatacak, aynı zamanda Türkiye’nin milli enerji politikalarına önemli katkı sunacak.” dedi.
Yüzer GES’lerin son yıllarda küresel düzeyde yaygınlaştığına işaret eden Çelebi, Türkiye’de içme-kullanma suyu temin edilen rezervuarlar ve sulak alanlar ile kıyı kanunu kapsamında kalan kıyı ve sahil şeritleri hariç deniz, baraj ve göletlerde santral kurulabilecek yaklaşık 80 gigavatlık yüzer GES potansiyeli bulunduğunu bildirdi.

DOĞAL SOĞUTMA ENERJİ VERİMLİLİĞİNE KATKI SUNACAK
Karasal GES’lerde sıcaklık artışının enerji üretiminde kayıp oranını artırdığına dikkati çeken Çelebi, şunları kaydetti:
“Yüzer GES uygulamalarında su, fotovoltaik hücrelerde doğal soğutma yaparak enerji verimliliğine katkı sunacak. Ayrıca, yüzer GES’lerde toz ve kirlenme oranının çok düşük olması enerji üretiminde verimliliğe önemli fayda sağlayacak. Bu santraller, aynı zamanda hidroelektrik santrali üzerinde kurulduğu için hidrolik sisteme yardımcı kaynak olarak önemli katkı sunacak. Gün içerisinde elektriğin yoğun tüketildiği saatlerde, yüzer GES’lerden elektrik üretimi hidroelektrik enerjisinden tasarruf sağlayabilecek.”
Çelebi, yüzer panellerin hidroelektrik santraller için hibrit çözümler sunduğunu ve baraj suyu üzerindeki enerji üreten güneş panellerinin, suyun buharlaşma oranını da azaltacağını belirterek, “Bu hibrit sistemler, sadece enerji üretimini artırmakla kalmayacak, aynı zamanda su kaybını da azaltarak su yönetimine katkıda bulunacak.” diye konuştu.
Türkiye’de yüzer GES’lerin kurulması için en uygun bölgelerin ışınım oranı ve güneşlenme süresi en yüksek yerler olduğuna işaret eden Çelebi, “Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Türkiye genelinde ışınım ve güneşlenme süresi bakımından üst düzey seviyededir. Bu bölge ayrıca çok sayıda baraj ve göletin bulunması nedeniyle yatırım için ideal bir konumdadır. Bu şekilde, verimli arazilerin heba olması da engellenmiş olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
“BELEDİYELER DE GÖLLERDE LİSANSSIZ YATIRIM YAPABİLECEK”
Güneş Enerjisi Yatırımcıları Derneği (GÜNEŞDER) Başkanı Serdar Ekiz de 1 megavat pik kurulu gücündeki güneş enerjisi santralinin yaklaşık 9 bin metrekarelik yüzey alanına kurulacağı varsayıldığında, Türkiye’deki yüzer GES potansiyelinin çok büyük olduğunu ifade etti.
Ekiz, söz konusu kanunla belediyelerin göllerde lisanssız yatırım yapabileceğini vurgulayarak, “Belediyelerin bu haktan yararlanması çok önemli. Birçok belediyemizin sınırlarında sulama amaçlı göller mevcut. Denizli merkezinde sulama amaçlı büyük bir göl bulunmakta. Hem buharlaşmanın önüne geçilmesi hem de enerji iletimindeki kayıplar açısından büyük bir fırsat. Sektör olarak yeni bir alan olacağından şüphemiz yok.” ifadelerini kullandı.
Lisanssız elektrik üretiminde güneş enerjisinden üretimin payının yüzde 90’lara ulaştığını belirten Ekiz, Türkiye’deki yüzer GES’lerin de bu rakamı artıracağını söyledi.
Ekiz, yüzer GES’lerin sabitleneceği alanda rüzgar etkisinin iyi hesaplanması gerektiğine dikkati çekerek, “Özellikle şiddetli bir rüzgarda deforme olmadan bütünlüğünü kaybetmemelidir. Bu GES’ler, su yüzeyinde durabilme kabiliyeti olan ekipmanlarla kurulacağı için alt yapının çok dikkatli uygulanması gerekir.” değerlendirmesinde bulundu.
Nükleer Enerji Yüksek Mühendisi Korcan Kayrın, radyasyonun NGS’lerde güvenlik açısından büyük önem taşıdığını belirterek “NGSlerin çalışma prensibi termik santrallere çok benzemektedir. En önemli fark kullanılan radyoaktif kaynaktır. İşte tam bu sebeple güvenlik açısından radyasyon en önemli başlıktır. NGS’ler hem çalışanların hem de çevrenin radyasyona maruz kalmaktan korunmasını sağlamak için sıkı güvenlik önlemleri ve protokolleri ile donatılmıştır” diye konuştu.

KAYRIN: AKKUYU NGS, TÜRKİYE’NİN ENERJİ ARZ GÜVENLİĞİNİ ARTIRMAK İÇİN ÇOK ÖNEMLİ BİR YATIRIM
Kayrın, NGS’lerin yakıtın kendisinden başlayarak en dış katmana kadar derinlemesine güvenlik anlayışı ile tasarlandığını ve olası riskleri önlemek ve azaltmak için sağlam muhafaza yapıları, yedekli soğutma sistemleri, acil durum kapatma sistemleri, aktif ve pasif güvenlik mekanizmaları da dahil olmak üzere çok katmanlı güvenlik özelliklerine sahip olduğunu belirterek “NGS’ler sıkı bir düzenleyici gözetime de tabidir ve güvenlik standartlarına uygunluğu sağlamak için düzenli denetimler yapılır. Ayrıca, santral çevresindeki hava, su ve toprak sürekli olarak izlenir ve güvenliğin sağlanması için gerekli önlemler alınır. Sonuç olarak, NGS’ler güvenli ve güvenilir bir şekilde çalışmakta ve dünyanın artan enerji taleplerini karşılamak için gerekli olan düşük karbonlu enerjinin hayati bir kaynağını sağlamaktadır. Kapsamlı güvenlik önlemleri alınarak inşa edilen Akkuyu NGS, Türkiye’nin enerji arz güvenliğini artırmak ve enerji kaynaklarını çeşitlendirmek için çok önemli bir yatırımdır. Nükleer enerji, bir ülkenin enerji karmasında mutlaka yer alması gereken değerli bir teknolojidir” şeklinde konuştu.
“İDDİALAR MANTIKLI BİR TEMELE DAYANMAKTAN UZAK”
Nükleer santrallerin tehlikeli olduğuna dair iddiaların “mantıklı bir temele dayanmaktan uzak” olduğunu belirten Kayrın, Fransa örneğini vererek turistlerin yoğun olduğu bir bölgedeki nükleer santraldeki halkın çoğunun, santralden kaynaklanan bir sıkıntı yaşamadığını söyledi. Ayrıca radyasyonun, sağlık ve diğer alanlar için gerekli olduğunu da dile getiren Kayrın, “Nükleer enerji sadece enerji sağlamakla kalmayıp aynı zamanda değerli bir teknoloji de sunmaktadır. Nükleer enerji, tıp, tarım ve sanayi gibi alanlarda da büyük katkılar sağlar” dedi.

TÜRKMEN: SOĞUTMA SİSTEMLERİ NÜKLEER SANTRALLERDE KRİTİK ROL OYNAR
ABD Ohio Devlet Üniversitesi Araştırma Görevlisi Yüksek Nükleer Mühendisi Gülçin Sarıcı Türkmen de nükleer güç santrallerinde, radyasyonla ilişkili potansiyel riskleri azaltmak için kapsamlı önlemler alındığını belirtti. Türkmen, bu önlemlere ilişkin şunları söyledi:
“Reaktör kalbini çevreleyen yapılar, depremler veya dış etkiler gibi aşırı koşullara dayanacak şekilde, hatta ciddi bir kaza durumunda bile radyoaktif malzemelerin çevreye salınmasını önlemek için tasarlanmıştır. Reaktör kalbi içinde, enerji üretimini yönlendiren nükleer fisyon zincir reaksiyonları kontrol çubukları adı verilen ve genellikle bor veya kadmiyumdan yapılan malzemelerle kontrol edilir. Bu kontrol mekanizması, reaktörün istikrarlı ve yönetilebilir bir güç seviyesinde çalışmasını sağlar, kritik bir duruma ulaşmasını veya aşırı reaksiyonları yaşamasını önler. Ayrıca, soğutma sistemleri nükleer santrallerde kritik rol oynar. Bu sistemler nükleer reaksiyonlar sırasında oluşan fazla ısıyı uzaklaştırmak için kullanılır.”
“MAALESEF RADYASYONLA İLGİLİ YANLIŞ ANLAYIŞLAR GÜNÜMÜZDE OLDUKÇA YAYGIN VE BU DA İNSANLARI ENDİŞELERE YÖNLENDİREBİLİYOR”
Türkmen, nükleer santrallerin çeşitli senaryoları göz önünde bulunduran kapsamlı acil durum müdahale planlarına sahip olduğunu aktararak bu planların düzenli tatbikatlar, personel eğitimi, yerel acil servislerle koordinasyon ve halk için iletişim stratejilerini içerdiğini söyledi. Radyasyonun, modern yaşamımızın bir parçası olduğunu ve aslında nükleer santraller dışında güneşin de dahil olduğu pek çok farklı kaynaktan radyasyon geldiğini belirten Türkmen, “Maalesef radyasyonla ilgili yanlış anlayışlar günümüzde oldukça yaygın ve bu da insanları endişelere yönlendirebiliyor. Radyasyonla ilgili yanlış algıları ortadan kaldırmak, eğitim, iletişim ve sürekli araştırma gibi çok yönlü ve sürekli bir çaba gerektirir. Eğitim bu çabanın temelini oluşturur. Okullar, halka açık seminerler ve çevrim içi kaynaklar gibi çeşitli kanallar aracılığıyla halka radyasyon hakkında doğru ve erişilebilir bilgiler sunulmalıdır. Teknik jargondan kaçınmak ve benzetmeler veya gerçek hayattan örnekler kullanmak bu çabayı destekleyebilir. Şeffaflık ise özellikle radyasyonla ilişkili bir olay gerçekleştiğinde hayati önem taşır. Potansiyel riskler, alınan önlemler ve devam eden izleme çabaları hakkında zamanında ve doğru bilgi yaymak güven inşa etmeye ve korkuları azaltmaya yardımcı olur” diye konuştu.
“RADYASYON, MODERN TIPTA TEMEL BİR ARAÇTIR”
Radyasyon, modern tıpta temel bir araç olduğunu ve çeşitli hastalıkların hem tanısında hem de tedavisinde önemli rol oynadığını vurgulayan Türkmen, “Teşhiste çeşitli görüntüleme yöntemleri, vücudun iç yapılarının ve fonksiyonlarının ayrıntılı görüntülerini yakalamak için radyasyondan yararlanır. Öncü bir teşhis aracı olan röntgen, kemik kırıklarının, eklem anormalliklerinin, zatürre ve akciğer kanseri gibi göğüs rahatsızlıklarının tespitinde çok değerlidir. Bilgisayarlı Tomografi (BT) taramaları vücudun kesitsel görünümlerini sunarak felçlerin, travmatik yaralanmaların ve sayısız karın hastalıklarının teşhisine yardımcı olur. Ek olarak, Pozitron Emisyon Tomografisi (PET) taramaları ve kemik taramaları da dahil olmak üzere nükleer tıp görüntüleme teknikleri, metabolik süreçleri vurgulamak ve kanser, kalp hastalıkları ve nörolojik bozuklukların göstergesi olan anormallikleri belirlemek için radyofarmasötikler kullanır. Harici Işın Radyasyon Terapisi (EBRT), vücudun dışından hedef tümörlere yüksek enerjili radyasyon ışınları iletir ve kanser hücrelerini etkili bir şekilde yok ederken çevredeki sağlıklı dokulara verilen zararı en aza indirir” diye konuştu.
“TOSUNCUK VAKASINDAN DAHA BETER BİR DURUM”
Güneş enerjisi kurulacak santral arsası satın alarak dolandırıldığını iddia eden Ercan Kandemir, ”Kooperatif olarak bize söylendi biz de akrabalarımıza aldırdık. Bize düzenli kira geliri vereceklerini söylediler. Güneş enerjisi santrali kurarak bize helal bir gelir elde edeceğimiz söylendi. Bana 1-2 ay olarak kira gelirini yatırdılar. Biz baktık bize satılan arsalarda güneş enerjisi santrallerinin kurulmadığını fark ettik. Sadece Manisa ve Kütahya’da küçük bir miktar güneş enerjisi santrali kurmuşlar. Bizden aldıkları parayı başkalarına veriyorlar. Tosuncuk vakasından daha beter bir durum. Bu sadece Kainat Holding ile bitmiyor buna benzer İhya Enerji var bunlar hep aynı sistem gidiyor. Bu Türkiye’nin bir sorunudur. Ben 200 bin TL civarında para yatırmıştım aylık 20 bin TL civarında kira ödemesi yaptılar. 1-2 ay ondan sonra yok. Helal bir kira getirisi olacak diye inandırıcı geldi, paramızı faize koymaktansa bu yöntemi tercih ettik” dedi.
“100 BİN TL YATIRIM YAPAN KİŞİ AYLIK 8 İLA 10 BİN TL ARASI KİRA GELİRİ ELDE EDİYORDU”
Kainat Holding bünyesinde idari işler biriminde çalıştığını ifade eden Suat Aldemir, “Sistemde insanlara kooperatif bünyesinde dahil olmuş arazilerden hisse almaları karşılığında kira garantisi veriliyordu. Kira garantisi olduğu için insanlarda bu sisteme rağbet gösterdi. Yaklaşık kayıtlı olarak yatırım yapan bin 500 kişi olduğunu biliyorum, kaydı alınmayan 7 bin kişi üye olduğunu düşünüyorum. Vatandaşlar bu arsaları aldıktan sonra enerji tarlaları kurulacağı vaat edildi. Kurulmuş olan bir sistem üzerinden kar payı durumu yoktu. Siz buraya yatırım yapın biz de sizin kiracınız olalım deniyordu. Vaatler arasında en çok vatandaşları cezbeden 5 artı 5 yıllık toplam 10 yıllık kira garantisi vaat ediliyordu. 100 bin TL yatırım yapan kişi aylık 8 ila 10 bin TL arası kira geliri elde ediyordu. Nisan ayının 5. gününden itibaren kimseye kira ödemesi yapılmış değil. İnsanlar mağduriyetlerini belirttiler bana ulaştılar. Biz de çalışan personeller olarak ortak hareket ederek şirkette suç duyurusunda bulunduk. Bizim üstümüzdeki birimlere herhangi bir ulaşım gerçekleştiremiyoruz. En son Cuma günü bir yetkilinin yardımcısı ile görüştüm. Bana kendisinin toplantıda olduğunu müsait zamanda geri dönüş yapacaklarını belirttiler” diye konuştu.
“KİMSE BAŞINA GELMEDEN BEN DOLANDIRILMAM DEMESİN”
Güneş enerjisi santrali kurulacak arsayı alan ve dolandırıldığını ifade eden Engin Deveci, “Bizim elimizde kooperatife ait hisse kağıtları var. Bunların ne kadar resmi gerçekçiliği var bunu bilemiyoruz. Yapılan reklamlara ve gösterilen lisanslı belgelerlere inanıp yatırım yaptık. Bu ayın 5 inden itibaren kira gelirimizi alamadık. Miktarını söylemem uygun olmayabilir ama yüklü bir miktarda para yatırdım. Bana 5 ay boyunca kira geliri ödemesi yaptılar. İnternet üzerinden arkadaşlar ile toplanıp bugün Bakırköy Adalet Sarayına geldik savcılığa suç duyurusunda bulunuyoruz. Kimse başına gelmeden ben dolandırılmam demesin. Zaman geliyor insanlar bir işin içine giriyor dolandırılabiliyor. Kainat holding enerji tarlası ve buna benzer bir sürü iştirakleri var. Piyasada bu yöntemli bir çok kuruluş dolandırıcılık yapıyor” dedi.
Komarov, farklı ülkelerden çok sayıda basın mensubunun katıldığı soru cevap oturumunda nükleer enerji sektörünü siyasi anlamda değerlendirmenin profesyonellikten uzak olduğunu ifade etti ve “Nükleer sektör her zaman profesyonel, güvenli ve bütün insanlığa açık olması lazım” ifadelerini kullandı.

“RUS TEKNOLOJİSİNİ KULLANARAK BAŞKA BİR SANTRAL İNŞA ETMEK ÖNEMLİ”
Türkiye’deki öncelikli gündemlerinin Akkuyu olduğunu söyleyen Komarov, “Bugün gündemimizde Türkiye’deki amiral gemimiz Akkuyu Nükleer Santrali var. Bu proje bizim için çok önemli bir proje. Sorumluluk ve yatırım açısından da çok büyük bir proje. Türk medyasının temsilcileri olarak sizler, Türkiye’nin yap-sahip ol-işlet modeliyle nükleer santral inşaatını uygulayan ilk ülke olduğunu biliyorsunuz. Yani Rosatom aynı anda hem teknolojinin sahibi hem yatırımcı, hem santralin sahibi, hem de tesisi inşa eden yüklenici olarak hareket etmektedir. Bu nedenle nihai sonuçtan tamamen biz sorumluyuz. Türkiye’de yapmamız gereken ilk şey, santralin hükümetler arası anlaşmamızda belirtilen süre içerisinde inşa edilmesini sağlamaktır. Dört ünitenin de 2028 yılı sonuna kadar tamamlanması gerekmektedir. İlk ünitede şu anda çok yüksek tempoda hazırlık var. Devreye alma çalışmaları devam ediyor. Akkuyu projesiyle ilgilenmeye başladığımız 2011 yılından bu yana edindiğimiz deneyimleri sizinle paylaşacağım. Akkuyu projesi sayesinde çok sayıda Türk şirketi nükleer sanayi için çalışmayı öğrendi. Artık bu şirketler önemli deneyimler elde ettiler, ekipman da üretebiliyorlar. İnsanlar nükleer güç santrallerinin inşasında zor işleri de yerine getirebilirler. Bu deneyimleri kaybetmek üzücü olur. Bu benzersiz uzmanlık alanında binlerce insan benzersiz bir deneyim kazanıyor. Akkuyu sahasında çoğu Türk vatandaşı olmak üzere yaklaşık 30 bin kişi çalışıyor. Dolayısıyla, bu kadar çok deneyim ve bilgi birikimine sahip olan tüm bu insanların deneyim ve bilgilerini daha fazla kullanabilmelerini istiyoruz. Elbette bunun için en iyi yol, Rus teknolojisini kullanarak başka bir santral inşa etmek olacaktır” diye konuştu.

“TÜRK HÜKÜMETİYLE GÖRÜŞÜYORUZ”
Sinop’ta kurulması planlanan ikinci bir nükleer santralin inşası ile ilgili projeye yönelik de açıklamalarda bulunan Komarov, “Sinop Nükleer Güç Santrali’nde Rus teknolojisine dayalı bir projenin hayata geçirilmesi olasılığını Türk hükümetiyle görüşüyoruz. Bugün, henüz görüşmelerin ilk aşamasındayız, dolayısıyla tam olarak nasıl bir model olacağını, tarifenin ve zaman çerçevesinin ne olacağını söylemek için çok erken. Ancak kendi adımıza, biriktirdiğimiz tüm deneyimin ve en önemlisi Türk şirketlerinin ve ortaklarımızın bu projede edindikleri deneyimin bir sonraki NGS’nin inşasına yansıtılmasını sağlamak için her türlü çabayı göstereceğimizi belirtmek isterim. Bugün Akkuyu NGS projesi çerçevesinde Türk şirketleriyle 5 milyar doların üzerinde sözleşme imzalanmış durumdayız. 5 milyar dolar, sadece Türk şirketlerinin Akkuyu için halihazırda yaptığı iş içindir ve bununla bitmeyecektir. Şu anda ilk reaktörü tamamlama aşamasındayız, dolayısıyla bu rakamlarda da bir büyüme gerçekleşecektir. Biz bu projede kazanılan deneyimin bir sonraki nükleer santralin inşasına yansıtılmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Dünyada nükleer enerjiye olan talep ve ilginin arttığını ifade eden Komarov, Türkiye, Mısır, Bangladeş, İran ve Çin gibi farklı coğrafyalarda nükleer enerji alanında çalışmaların devam ettiğini de aktardı.
Türkiye’de jeotermal enerji sektörü, yenilikçi teknoloji uygulamaları ile dünyadaki örnekler arasında öne çıkarken, yabancı yatırımcıların alana ilgisi dikkati çekiyor. Jeotermal enerji üretimi için kullanılan sondaj teknikleri, jeotermal enerjinin elektrik üretimi yanında ısıtma ve soğutma gibi alanlarda kullanılmasını sağlayan entegre sistemler ve yenilikçi depolama teknolojileri sektörde öne çıkan yenilikçi teknolojiler arasında yer alıyor.

JESDER Başkanı Ufuk Şentürk, AA muhabirine, Türkiye’de JES yatırımlarında dünyanın en yeni ve modern teknolojilerinin kullanıldığını söyledi.
Türkiye’nin JES yatırımlarında son 15 yılda edinilen tecrübenin yatırımcılar için önemli örnek teşkil ettiğini vurgulayan Şentürk, yabancı yatırımcıların sektöre ilgisinin artması ve maliyetlerin düşmesiyle Türkiye’de jeotermal santral yatırımlarının 4 bin megavat elektrik (MWe) seviyesine ulaşacağını ifade etti.
Şentürk, “Jeotermal teknolojisinin gelecekte gelişip daha da ucuzlayacağı göz önüne alındığında, bu yatırım miktarı daha da artacak. Jeotermal enerji sektöründe yerli üretime ağırlık verilmesi ve yerli teknolojinin geliştirilmesi yatırımcılar için büyük bir maliyet kaleminin çözüme kavuşturulması anlamına geliyor.” dedi.
JES’lerin atıksız elektrik üretimi konusunda “en temiz” santraller olarak öne çıktığına dikkati çeken Şentürk, “Bu santrallerin sondaj süreçleri boyunca da çevreye zararlı ve alıcı ortama bırakılan hiçbir atığı bulunmamaktadır. Tüm sondajlarımız dünya standartlarında teknolojilerle ve çevre mevzuatına uygun olarak gerçekleştirilmektedir. Sondajlarımız 2 bin 500 ila 5 bin metre derinlik arasında açılmakta ve ortalama maliyetleri de 3 ila 6 milyon dolar arasında gerçekleşmektedir.” değerlendirmesinde bulundu.

“TÜRKİYE, LİTYUM REZERVLERİ AÇISINDAN 25’İNCİ SIRADA YER ALIYOR”
Şentürk, jeotermal kaynaklı enerji üretim tesislerinden elde edilen lityuma ilişkin, “Sahanın jeokimyasal yapısına bağlı olarak akışkandan lityum eldesi değişmektedir. Bu sebeple sağlıklı veri elde edilebilmesi için bölgesel bazda çalışmaların yürütülmesi, elde edilebilecek rezervin sahaya göre hesaplarının detaylı olarak yapılması gerekmektedir. Fakat bu oranlar değişse de hali hazırda keşfi yapılmış jeotermal santrallerimizden sağlanacak lityum eldesi ile bu değerli mineralin çıkarılmasında büyük katkımızın olacağı inancındayız.” diye konuştu.
Türkiye’nin lityum rezervleri açısından 25’inci sırada yer aldığına ve yüksek teknolojili ürünlerin kullanımıyla lityum talebinin de artacağına işaret eden Şentürk, şöyle devam etti:
“Bu durumun lityumun yerini alabilecek yeni malzemelerin daha ekonomik olarak elde edilebileceği zamana kadar devam etmesi kaçınılmaz. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bünyesinde kıymetli maden ve minerallerin araştırıldığı enstitü çalışmaları arasında değerli mineral eldesine yönelik çalışmalar mevcut. Bizler bu projeler akabinde potansiyeli belirleyip endüstriyel anlamda kullanılabilir hale getirebilirsek hem enerji depolama anlamında hem de ihraç edilebilir ürünler anlamında avantajlı konuma geçeceğiz. Elektrik üretiminden kıymetli maden ve mineral eldesine kadar onlarca sektörde kullanılabilen jeotermal kaynaklar, Ar-Ge ve finansal destekle Türkiye’nin geleceğinde önemli rol oynayacak.”

Şentürk, mevcut durumda 65 lisanslı JES’in 1691 megavat seviyesinde elektrik kurulu güçle hizmet verdiğini bildirdi.
Santrallerin inşası için bugüne kadar yapılan yatırım tutarının 7 milyar dolara ulaştığı bilgisini veren Şentürk, gelecek 5 yıl içinde planlanan yatırımlarla bu tutarın 15 milyar dolara ulaşmasının öngörüldüğünü söyledi.
Şentürk, mevcut sahaların MTA tarafından yapılan ihaleleri sonucunda, jeotermal kaynak işletme ruhsatlarının devri için yatırımcılar tarafından devlete ödenen tutarın yaklaşık 1 milyar dolar olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“Bu sahalarda kurulan santraller ise devlete katma değer vergisi, kurumlar vergisi, stopaj vergisi, sosyal güvenlik kurumu primleri, devlet payı ve TEİAŞ’a yapılan iletim bedeli ödemeleri de dahil olmak üzere yılda yaklaşık 600 milyon dolar tutarında bir ödeme yapıyor. Diğer taraftan santrallerimizin inşası aşamasında yüzde 70 yerli makine ve aksam kullanılıyor. Yerli üretime ağırlık verilmesi ve yerli teknolojinin geliştirilmesi biz yatırımcılar için büyük bir maliyet kaleminin çözüme kavuşturulması anlamına geliyor.”