Kudüs Rum Ortodoks Patrikhanesi Sebastia Başpiskoposu Hanna, AA’ya, İsrail’in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü savaşa ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Başpiskopos Hanna, İsrail’in Gazze Şeridi’nde sıradan bir savaş yürütmediğine dikkati çekerek, “Gerçekten şu anda Gazze’de yaşananları sıradan bir savaş olarak görmek mümkün değil. Bu bir etnik temizliktir, katliamdır, Filistin halkını ve davasını hedef alan yeni bir komplodur.” dedi.
Gazze’deki halkın büyük çoğunluğunun 1948’de zorunlu göçe maruz kalmış mülteciler olduğunu belirten Hanna, “İşte bugün bir kez daha büyük bir zorunlu göçe maruz kalıyor, yeni bir Nekbe’yle (Filistinlilerin 1948’de zorunlu göçe tabi tutulması, büyük Felaket) karşı karşıya kalmış, vatanları büyük bir komploya duçar olmuştur.” ifadelerini kullandı.
Hanna, Gazze Şeridi’nin yaklaşık 20 yıldan bu yana abluka altında olduğunun da unutulmaması gerektiğine işaret ederek, bu savaşın, Gazze’nin maruz kaldığı 6’ncı büyük savaş olduğunu ve bunun en korkunç ve en şiddetli savaş olduğunu belirtti.
“ÖYLE BİR TRAJEDİ Kİ KELİMELERLE ANLATILMAZ”
Gazze Şeridi’nin büyük bir trajedi yaşadığına dikkati çeken Hanna, “Şehitler, dökülen kanlar, yetim kalan çocukların yanı sıra, ibadethaneleriyle, evleriyle, Gazze Şeridi’ni yerle bir eden bu savaş, büyük bir trajediye yol açmıştır. Öyle bir trajedi ki kelimelerle anlatılamaz.” dedi.
Hanna, hem kilise olarak hem de Hristiyanlar olarak Filistinli olduklarına dikkati çekerek, Filistinli Hristiyanlar olarak bu halkın bir parçası olduklarını vurguladı.
Gazze’de yapım tarihi Miladi 4’üncü yüzyıla uzanan tarihi bir kiliselerinin mevcut olduğuna işaret eden Hanna, şunları söyledi:
“Bizim bu mukaddes topraklarda çok köklü bir tarihimiz var. Dolayısıyla Filistin halkının yaşadığı acılar, bizim acılarımızdır, Filistin halkının derdi bizim derdimizdir. Müslümanlar ve Hristiyanlar olarak hepimiz bu işgalin acılarını yaşıyoruz. Onun için Allah’a Gazze’deki halkımızın yardımcısı olması için dua ediyoruz.”
– “Hangi hal üzere döndün ey bayram”
Hanna, Kurban Bayramının geldiğini ve Gazze halkının korkunç bir trajediden geçtiğine dikkati çekerek, “Mübarek Kurban Bayramı geldi ve Gazze halkı korkunç bir trajediden geçiyor. Dolayısıyla, ‘hangi hal üzere döndün ey bayram’ diyoruz. Biz acı çekiyoruz, hüzünlüyüz ancak umudumuzu yitirmedik. Acı çekeriz ama umudu kaybetmeyiz. Çünkü biz haklı bir davanın sahibiyiz, çünkü biz bu kutsal mekanların sahibiyiz, çünkü biz bu mukaddes toprakların sahibiyiz.” ifadelerini kullandı.
Asıl temennilerinin savaşın bir an önce durması, akan kanın, yıkımın durması olduğuna dikkati çeken Hanna, bu savaşı durdurmak için gösterilen tüm çabaların kıymetli olduğunu ve takdir ettiğini vurguladı.
Hanna, “bu vahşi saldırılar sona erene kadar bu çabaların devam edeceğini umduğunu” kaydetti.
– “Gazze’de halkımızı vuran silahlar, halkımızı vuran füzeler Amerika’da ve başka yerlerde üretiliyor”
Başpiskopos Hanna, İsrail’in Gazze Şeridi’nde yürüttüğü soykırım savaşına bazı Batılı liderlerin ortak olduğunu belirterek, bu liderlere savaştan çekilme ve durdurma çağrısı yaptı.
Batılı bazı liderlerin Filistin halkına karşı yürütülen bu savaşa ortak olduğuna dikkati çeken Hanna şunları söyledi:
“Batı’dan bahsettiğimizde Batı’da bazı yöneticiler var ve ne yazık ki bu saldırıya ortak oluyorlar. Gazze’de halkımızı vuran silahlar, halkımızı vuran füzeler Amerika’da ve başka yerlerde üretiliyor. Batı’da, bu katliama bulaşan, komplo kuran ve bu savaşın parçası olan yöneticiler var. Bu yöneticilere çekilme ve savaşı durdurma çağrısı yapıyorum.”
Hanna, Batılı ülkelerde özgür halkların da olduğuna işaret ederek, Amerika’da, Avustralya’da, Avrupa’da birçok yerde, üniversite öğrencileri, akademisyenler, aydınlar, her dinden, Hristiyan, Müslüman ve hatta Siyonist düşünceyi benimsemeyen Yahudilerin de olduğunu belirtti.
Gazze’de akan kanın boşa gitmeyeceğine ve bunun neticesinin öncelikle Filistin halkının özgürlüğe kavuşması olacağına inandığını ifade eden Hanna, dünya halklarının savaşla birlikte, Gazze’de, Batı Şeria’da ve Kudüs’te, Filistinlilerin maruz kaldığı acıları, trajediyi ve adaletsizliği görmeye başladığını belirtti.
Hanna, “Farkındalığın arttığına inanıyorum ve dünyadaki bu farkındalığın bu ülkelerin politikalarına da etki etmesini, kararlarının daha adil ve hakkaniyetli olmasını ve sadece savaşla ilgili değil işe yaramasını umuyorum.” dedi.
– “Biz Filistin sorununun çözülmesini istiyoruz”
Savaşın bir süre sonra duracağına inandığını belirten Hanna, “Biz Filistin sorununun çözülmesini istiyoruz. Filistin halkı özgürlüğüne kavuşmalı, bağımsızlığını elde etmelidir.” ifadelerini kullandı.
Hanna, Müslümanların Kurban Bayramı’nı tebrik edip, Kudüs ve Filistin’e karşı sorumluluklarını hatırlatarak, şunları söyledi:
“Batılı ülkelere mesajımdan önce, Kurban Bayramı’nı tebrik ederek Müslüman kardeşlerime Kudüs’e ve Filistin’e karşı görevlerini hatırlatayım. Filistin meselesi her ne kadar öncelikli olarak Filistinlilerin meselesi olsa da, yalnızca Filistinlilerin meselesi değildir. Bu, Müslümanların meselesidir, Hristiyanların meselesidir ve hatta Siyonist düşünceye inanmayan, barış isteyen, işgalin sona ermesini ve Filistin halkının uzun yıllardır bekledikleri özgürlüğe kavuşmalarını isteyen Yahudilerin meselesidir.”
Hanna, Filistin davasının savunulmasının bir insanlık meselesi olduğuna dikkati çekerek, “Tüm dünyaya, tüm dinlere, Hristiyanlara, Müslümanlara, Yahudilere şunu söylemek isterim ki, Filistin’i savunduğunuzda insanlığınızı savunuyorsunuz, dininizi savunuyorsunuz, değerlerinizi savunuyorsunuz.” dedi.
– Hristiyan dünyasına Filistin çağrısı
Hristiyanlığın Filistin topraklarından doğduğuna işaret eden Hanna, “Dünyadaki tüm Hristiyanlara şunu söylüyorum; Filistin’i savunduğunuzda, Hristiyanlığın doğduğu toprakları da savunuyorsunuz. Hristiyanlık buradan doğdu ve bize dünyanın başka bir yerinden gelmedi.” ifadelerini kullandı.
Hanna, Filistin’in Hristiyanlığın beşiği olduğuna dikkati çekerek, “Dolayısıyla Hristiyanlığın beşiğini savunduğunuzda, tarihinizin, köklerinizi asaletini, hepimizin meselesi olan bu davanın adaletini savunmuş olursunuz.” dedi.
Öncelikli taleplerinin bu savaşın bir an önce bitmesi yönünde olduğunu belirten Hanna, savaşın sona ermesi için seslerin her yerde yükselmesini umduğunu, Gazze halkının bu şiddetli saldırıları hak etmediğini vurguladı.
Hanna, “Gazze halkı medeni bir halktır, kültürlü bir halktır, eğitimli bir halktır. Gazze’de şahsen pek çok arkadaşım var. Gazze halkı bu trajik koşullarda yaşamayı hak etmiyor. Savaşın durmasını talep ediyoruz.” şeklinde konuştu.
HABER7
Gazze Şeridi’nde İsrail terörüne direniş 32’nci haftasına girerken, ciddi zorluk ve imkansızlıklar içerisinde mukavemet eden Kassam Tugayları, savunduğu Filistin halkıyla aynı kaderi paylaşıyor.
Siyonist saldırılara karşı yüreğini mermilere siper edip şehadete koşan Kassam mücahidleri, gıda ve tıbbi yardımların İsrail tarafından engellendiği Gazze Şeridi’nde beslenme açısından da ciddi risklerle beraber savaşı sürdürüyor. Yer altı tünellerinde varlığını sürdüren mücahidler 7 aydır İsrail terörüne havadan, karadan ve denizden karşı koyuyor.
Kıtlık riskinin bulunduğu Gazze Şeridi’nde mücahidler de Filistinli sivillerle birlikte açlık ve yoklukla imtihan oluyor. Kassam savaşçılarının günde yalnızca 7 hurma tüketerek beslenme ihtiyacını karşıladığı biliniyor.
Gazze’deki Filistin direnişinin öncüsü Kassam Tugayları’nda zorlu şartların yansıması Ebu Ubeyde üzerinden görüntülere yansıyor.
BEDENİ ZAYIF İMAN GÜÇLÜ
Kassam Tugayları Sözcüsü Ebu Ubeyde, savaşın seyrine ilişkin Ekim 2023’ten bu yana gerçekleştirdiği askerî bildirilerle kamera karşısına geçiyor. Sözleri bütün dünyada yankılanan ve Aksa Tufanı savaşının sembolleri arasında yer alan Ebu Ubeyde’nin 7 ayda ciddi kilo kaybı yaşadığı görüntülere yansıyor.
Savaşın 200’üncü günü dolayısıyla gerçekleştirdiği konuşmasında bedenindeki değişim net olarak görülen Ebu Ubeyde, 24 gün sonra yeniden kamera karşısına geçti. Savaşın 32’inci haftası dolayısıyla “224’üncü gün” konuşması yapan Ebu Ubeyde’deki kilo kaybının arttığı gözlemlendi.
Cesur konuşması ve güçlü hitabetini sürdüren Ebu Ubeyde’nin sözleri ise Kassam mücahidlerinin keskin mermileriyle aynı tesiri oluşturmayı sürdürdü.
Ebu Ubeyde’nin Ekim 2023, Nisan 2024 ve Mayıs 2024 tarihlerinde gerçekleştirdiği 3 farklı konuşmasındaki görüntüsü şöyle:

GAZZE’DE ALLAH’IN VAADİ MÜŞAHHASLAŞIYOR
Ebu Ubeyde, “Uzun bir yıpratma mücadelesine hazırız” ifadesini kullandığı askerî bildirisinde, Kassam Mücahidlerinin son 10 günde tanklar, tankerler ve buldozerler dahil olmak üzere 100 farklı İsrail askerî aracını hedef aldıklarını doğruladı.
Ebu Ubeyde, “Bir süper güce dayatılsaydı aylar önce çökecek olan açlık, yıkım, cinayet ve suç savaşına rağmen mücahitlerimiz ve direnişimiz ve onun arkasında büyük ve cömert bir halk var. Allah’ın gücü ve desteğiyle her yerden düşmanın karşısına çıkıp askerlerine ölümcül darbeler vuruyor, her atışında ve darbesinde Yüce Allah’ın sözlerini somutlaştırıyoruz.” dedi.
TEK BULDUKLARI HAYAL KIRIKLIĞI
Kassam Sözcüsü Ebu Ubeyde, mücahidlerin; titreyen, bocalayan, suç teşkil eden bir güçle karşı karşıya olduklarını ve onları parçalanmış olarak geri verdiklerini belirtti. İsrail ordusunun hayal kırıklığından başka bir şey bulamadığını ve daha fazla ölüm, yaralanma ve saflarındaki fizikî psikolojik engellilerden başka bir şey elde etmediklerini vurguladı. Kıyaslanamaz güç farkına ve Amerikan yönetiminin aralıksız silah sevkiyatına rağmen İsrail’in fazla askeri karışıklıktan başka bir sonuca varamadığını dillendirdi.
SÜPER GÜÇ OLDUĞUMUZDAN DEĞİL, BURANIN SAHİBİ OLDUĞUMUZDAN
Konuşmasında Ebu Ubeyde, şunu vurguladı:
İşte Ebu Ubeyde’nin, Aksa Tufanı savaşının 32. haftası dolayısıyla gerçekleştirdiği askeri bildirinin tamamı:
Ebu Ubeyde’nin daha önce gerçekleştirdiği konuşmalardan bazıları ise şöyle:
İmam hatip okullarının mimarlarından biri olan Celaleddin Ökten ile Yahya Kutluoğlu’nun kurduğu bu camianın faaliyetlerinin bugün belli bir noktaya geldiğini dile getiren Kurtulmuş, İlim Yayma Cemiyeti’nin, İlim Yayma Vakfı’nın ise işin en başından itibaren bir motor gücü oluşturduğunu söyledi.

İmam hatipliler camiasının bu noktaya gelmesinde emeği geçenlere şükranlarını dile getiren Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Onların çabaları, gayretleri olmasaydı; maddi imkanlar yokluğu ve her bakımdan zorlukların yaşandığı dönemlerde mücadele azimleri olmasaydı, bugüne gelmemiz belki de mümkün olmazdı. Hepsinin emeği var olsun. Bugün de gayretle bu mücadeleyi sürdüren arkadaşlarımızdan da Cenab-ı Allah razı olsun.

Türkiye’de imam hatip davasının ne kadar başarılı olduğunu uzun uzun anlatmaya gerek yok. Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, bir imam hatip mensubudur, bir imam hatip mezunudur ve imam hatip davasına gönül vermiş bir öncüdür. Bu bile tek başına bu projenin ne kadar başarılı olduğunu göstermek bakımından yeterlidir. Ayrıca Türkiye’nin her yerinde millete hizmet için gayret sarf eden, ömrünü vakfeden, yüzlerce, binlerce imam hatip mensubu ve mezun olduğunu biliyoruz.”

“DÜNYADA ARTIK İSRAİL’İN ZULÜMLERİNE SEYİRCİ KALMAYAN MİLYONLARCA İNSAN VAR”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, bir ramazan günü iftarların buruk bir şekilde idrak edildiğini belirterek, İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü soykırım boyutlarını çoktan aşan katliamın bütün insanlık için yüz karası olmaya devam etiğini vurguladı.
Aldığı birtakım siyasi ve daha ötesindeki desteklerle bu zulme devam eden Netanyahu ve çetesinin, yaptıklarının yanına kar kalacağını zannettiğini ifade eden Kurtulmuş, “Ancak şunu açıklıkla ifade etmek isteriz ki dünyada artık İsrail’in yapmış olduğu bu zulümlere seyirci kalmayan milyonlarca insan var. Dinleri bizim gibi olmayan, dilleri bize benzemeyen, renkleri bizim gibi olmayan bu milyonlarca insan, dünyanın birçok yerinde adalet ve hakkaniyet adına sokağa çıkıyorlar ve bu zulmün durdurulmasını talep ediyorlar.” şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak ilk andan itibaren milletin hemen hemen tamamının ortak duygusunun tercümanı olarak Gazze’de acil ateşkesin sağlanması, İsrail’in zulmünün durdurulması ve oradaki mazlumlara yardım elinin ulaştırılması için bütün uluslararası platformları sonuna kadar zorladıklarını anlatan Kurtulmuş, Türkiye’nin bu konudaki duyarlılığı ve ortaya koyduğu kararlılığının ne kadar haklı olduğunun her gün biraz daha teyit edildiğini söyledi.
RUSYA’NIN BAŞKENTİ MOSKOVA’DAKİ TERÖR SALDIRISI
TBMM Başkanı Kurtulmuş, dün Rusya’nın başkenti Moskova’daki “Crocus City Hall” adlı konser salonunda gerçekleşen terör saldırısına da değinerek şunları kaydetti:
“Dün Rusya’da yaşadığımız olayla, Gazze’de yaşanan olaylar arasında bir bağlantı kurarak değil ama iki olayın bizim önümüze koyduğu vahim durumu hatırlatmak için söylüyorum. Türkiye olarak biz, nasıl Gazze’de ilk andan itibaren acil bir ateşkes sağlanması, Gazze’de İsrail’in bu saldırganlığının çevre ülkelere yayılmaması için hayati bir iş olduğunu savunuyorsak aynı şekilde Ukrayna-Rusya savaşı süresince de Sayın Cumhurbaşkanımız defaatle devreye girerek Rusya-Ukrayna arasındaki savaşın adil, kalıcı ve her iki tarafında razı olabileceği bir şekilde sonlandırılması için gayret sarf etti. Türkiye bu gayreti ortaya koydu.
Ukrayna ve Rusya, Dolmabahçe’deki toplantıda neredeyse masada anlaşma noktasına gelmişti. Ancak birileri bu savaşın devam etmesini istedi. Şimdi Netanyahu ve çetesi ne olursa olsun ben Refah’a gireceğim diyor ya… Savaşı devam ettirmek istiyor. Çünkü bu savaşın devam etmesi bölgede ve dünyada yeni istikrarsızlıklar demektir. Bunu biliyor. Diğer tarafta da Rusya-Ukrayna Savaşı’nın bitmesini istemeyen güçler, Rusya-Ukrayna savaşını sadece iki ülke arasında bir savaş olarak değil, Rusya’yla topyekun Batı arasında bir savaşa döndürmek arzusundalar. Korkarak ifade ediyorum, üçüncü dünya savaşının fitilini ateşliyorlar.”
Terör örgütlerinin dünyada bir dış politika kartı olarak kullanılarak dünyanın dizayn edilmeye çalışıldığını belirten Kurtulmuş, “Allah aşkına, kendi ülkesinin başkentini bile doğru dürüst bilmeyen insanlar nasıl oluyor da dünyanın en büyük başkentlerinden birisi Moskova’da en modern silahlarla böyle bir terör eylemini ortaya koyuyorlar? Bunun bir tane açıklaması vardır. Demek ki Rus istihbaratının da üstünde büyük bir istihbarat aklıyla bu olaylar ortaya çıkıyor.” dedi.
Türkiye’deki Reiana saldırıları unutmadıklarını da aktaran Kurtulmuş, terör örgütlerinin arkasındaki büyük güçlerin, desteklerinden vazgeçmesi halinde bir ayda dünyada terör kalmayacağını vurguladı.

Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şu sorunun cevabı verilsin. Bunlara bu silahları kim veriyor? Bu lojistiği kim sağlıyor? Bu istihbaratı kim veriyor? Kimin lehine çalışıyorlar? Yaptıkları eylemler kime yarıyor? Böyle baktığınız zaman bir şeytani akıl, dünyaya hakim olmak adına dünyayı hızla bir üçüncü dünya savaşına doğru sürüklüyor. Buna ‘Dur’ demek lazım. Türkiye, ‘Ukrayna-Rusya savaşı bir an evvel bitsin’ derken, bunun için gayret ederken, çırpınırken en önemli motivasyon noktalarımızdan birisi burasıydı. Biz Filistinli kardeşlerimizin çektiği bu zulüm bitsin, İsrail’deki zulüm mekanizması sonlandırılsın, durdurulsun derken aynı duyguyla hareket ediyoruz.
Şunu üzülerek ifade ediyorum ki son dönemde terör örgütlerini, kendi vekilleri olarak kullananlar, yani terör örgütleri üzerinden vekalet savaşlarını sürdüren güçler artık bir safha daha yukarıya çıktılar. Şimdi vekil devletler üzerinden savaşlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Bu çıkar yol değildir. Burada bu iftar sofrasında bütün insanlığı hayırlı ve yararını düşünen bir milletin mensupları olarak ve bütün insanlık için iftar sofralarımızda esenlik, barış ve adalet duaları eden bir inancın mensupları olarak diyoruz ki bu gittikleri yol doğru yol değildir. Terörün her türlüsünün lanetli olduğunu, her bir terör örgütünün motivasyonu ne olursa olsun şeytani bir yapı olduğu ama o terör örgütlerine destek verenlerin de en az bu terör örgütü mensupları kadar çok daha fazla hatta şeytani bir zihin içerisinde olduğunu ifade etmek istiyorum.”
Bu coğrafyada sözü güçlü, gücü tesirli bir Türkiye’ye ihtiyaç olduğunun altını çizen Kurtulmuş, Türkiye Yüzyılı’nın da ancak böyle bir Türkiye’yle kurulabileceğini belirtti.
Kurtulmuş, “Türkiye’nin öncülüğünde dünyada barış ve adalet ortaya konulabilir. Sözümüzün doğru, hakkaniyetli, adil, güçlü olması ne kadar önemliyse o sözün arkasına güç koymamız gerektiği de en az onun kadar önemlidir.” diye konuştu.
“GENÇLİK YILLARIMIZDA NEYİ TASARLADIYSAK HEPSİ GERÇEKLEŞMİŞTİR”
Türkiye’de milli mefkureye sahip olan, milli siyaset anlayışını benimsemiş olan insanların verdiği mücadelenin, on yıllar süren büyük bir mücadele olduğunu ifade eden Kurtulmuş, şunları kaydetti.
“Hemen hemen bizim gençlik yıllarımızda neyi tasarladıysak, ‘Şu şöyle olsun’ dediysek, neyi hedef olarak ortaya koyduysak hepsi gerçekleşmiştir. Ama bir şey eksik kalmıştır. İnşallah onu da önümüzdeki dönemde gerçekleştirmek sizin temsil ettiğiniz kitleye nasip olacaktır. O da yeni, hakkaniyetli bir dünya sisteminin kuruluşunu temin etmek, buna öncülük etmektir. Sayın Cumhurbaşkanımızın Ayasofya’nın açılışını ilan ettiği konuşmasındaki bir cümle, bu söylediğimin şifresidir… Orada şunu ifade etmiştir. ‘Nasıl Ayasofya’yı yıllar süren temenniler, dualar, dilekler sonucu açtıysak inşallah Ayasofya’nın açılışı, Ayasofya’nın özgürleşmesi, Mescid-i Aksa’nın özgürleşmesinin öncüsüdür, Mescid-i Aksa’nın özgürleşmesinin habercisidir.’ Allah yardımcımız olsun, sözümüz kuvvetli olsun, gücümüz tesirli olsun, yolumuz açık olsun.”

Konuşmaların ardından TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, Önder Genel Başkanı Abdullah Ceylan ve Bağcılar Belediye Başkanı Abdullah Özdemir katılımcılarla fotoğraf çektirdi.
KURTULMUŞ, SİVASLILAR İFTAR PROGRAMINA KATILDI
Öte yandan TBMM Başkanı Kurtulmuş, Bağcılar’daki Kadir Topbaş Halk Sarayı’nın bir diğer bölümünde gerçekleşen Sivaslılar İftar Buluşması’na da katıldı.
TBMM 26. Başkanı İsmet Yılmaz ve iftar programına öncülük eden Sivaslılar, TBMM Başkanı Kurtulmuş’a hediye takdim etti.
Bu foruma katılmaktan duyduğu memnuniyetini dile getiren Fidan, forumun Güney Kafkasya’dan küresel meselelere bölgesel perspektifler sunarak Bakü’nün diplomasinin merkezi haline gelmesine katkı sunduğunu söyledi.
Fidan, küresel sistemin büyük değişimin eşiğinde olduğu, krizlerin ve savaşların eşi görülmemiş seviyelere çıktığı bu dönemde, kurala dayalı uluslararası düzenin adil ve etkili çözümler üretmesinin beklenmesine karşın sistemin ve büyük güçlerin sorunlara çözüm sunmayıp kendi gündemlerini takip ettiğine işaret etti.
Mevcut jeostratejik zorlukları kimsenin bağımsız olarak ele alamayacağını ve bölgesel sahiplenmeye dayalı çözümlerin ileriye dönük en uygun yol olarak öne çıktığını vurgulayan Fidan, “Azerbaycan, Minsk Grubu’nun Karabağ’daki Ermeni işgalini sona erdirmesi için onlarca yıl beklemek zorunda kaldı. Minsk Grubu, işgali sona erdirmek yerine uzatma stratejisini seçti. İkinci Karabağ Savaşı ve terörle mücadele operasyonunun ardından Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyinin aldığı birçok karara rağmen adalet nihayet yerini buldu.” değerlendirmesinde bulundu.
Bakan Fidan, 2020’deki İkinci Karabağ Savaşı’nın ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in gerçek barış ve istikrarın yolunu yabancıların değil, bölgedeki ülkelerin açabileceği önermesi üzerine Türkiye, Azerbaycan, Ermenistan, Rusya, İran ve Gürcistan’ın oluşturduğu 3+3 formatındaki “Güney Kafkasya’da Kalıcı Barış ve İstikrarın Tesisine Yönelik Bölgesel İşbirliği Platformu’nun” inşa edildiğine dikkati çekerek üçüncü zirveyi bu yıl Türkiye’de yapacaklarını dile getirdi.
Söz konusu platformun bölgesel aktörleri aynı masaya getirmiş olması bakımından dikkati çekici olduğunu, Türkiye’nin de bölgesel işbirliği açısından son derece verimli olan bu süreçlere öncülük etmekten gurur duyduğunu aktaran Fidan, “Biz barış için çabalarken hala eski alışkanlıklarına bağlı kalanlar var. Öncelikle iç siyasi hesaplar için tek taraflı adımlar atan bazı Batılı ülkelerden bahsediyorum. Ayrıca Avrupa Konseyinde Azerbaycan’a karşı alınan kararlar gibi önyargılı adımlar var. Güney Kafkasya’da barış için tarihi bir fırsat penceresi var. Tüm ülkelere çağrımız, barışçıl bir çözüm için müzakerelerin bozulmamasını teşvik etmeleridir.” diye konuştu.

“TÜRKİYE, SAVAŞIN BAŞINDAN BU YANA PRENSİPLİ DURUŞ SERGİLEDİ”
Ukrayna’daki savaşta müzakere edilerek çözüme ulaşılmasının gerekli olduğuna işaret eden Fidan, “Türkiye, savaşın başından bu yana prensipli duruş sergiledi. Kırım dahil, siyasi ve pratik anlamda Ukrayna’nın egemenliğini, bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü destekliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Hakan Fidan, bunun yanı sıra diplomasiye şans verdiklerini ve savaşın etkilerini hafifletmek için çaba sarf ettiklerini belirterek bölgesel grupların bu hedef doğrultusunda rehberlik ettiğini söyledi.
Karadeniz Tahıl Girişimi’nin küreselleşen bölgesel çıkmazlara bölgesel çözümler geliştirme konusunda önemli bir örnek teşkil ettiğini aktaran Fidan, Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu’nun da yakın zamandaki diğer bölgesel girişim olduğunu ifade etti.
Fidan, Türkiye, Bulgaristan ve Romanya’nın NATO müttefikleri olarak Karadeniz’deki deniz ve enerji güvenliğine katkı sağlayacağını belirterek “Karadeniz’de ticari seyrüseferin güvenliğini sağlamak için yeni bir düzenlemeye ihtiyaç olduğu da açık.” dedi.
Böyle bir mekanizmanın sahadaki yeni gerçekliklere dayalı olması gerektiğine dikkati çeken Fidan, Ukrayna ve Rusya’nın da desteğinin olması gerektiğini söyledi.
Fidan, Rusya ve Ukrayna’nın yeni bir güvenlik çerçevesinin olasılığını değerlendirdiğini aktararak “bir anlaşmaya varılabileceğini söyleyebileceğini” ifade etti.
Bakan Fidan, bu yeni mekanizmanın Karadeniz’deki gerilimin yanı sıra küresel gıda güvenliğine de katkı sağlayacağını vurguladı.

RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI
Ukrayna’daki savaşın 3. yılına girdiğini ancak bunun yakın zamanda biteceğini düşünmediklerini kaydeden Fidan, çatışmanın her iki tarafta da yol açtığı büyük can kaybı ve fiziksel hasarın çıkmaza neden olduğunu söyledi.
Fidan, savaşın artan yıpratıcı etkisi göz önüne alındığında, “ne iki tarafın ne de dünyanın, sonsuza kadar sürecek bir savaşı göze almasının mümkün olduğunu” dile getirdi.
Diplomasi için alan yaratmaya açık bir ihtiyaç olduğunu vurgulayan Fidan, müzakere çağrısının Ukrayna’dan boyun eğmesini ya da teslim olmasını istemek anlamına gelmediğini kaydetti.
Fidan, bunun yalnızca “kaçınılmaz olanı hızlandırmak için yapılan çağrı”, “masa etrafında çözüm bulmak” olduğunu belirterek “Savaşın uzaması bölgemizde ve ötesinde istikrarı daha da yıpratacaktır.” dedi.
Bakan Fidan, “Ukrayna’nın meşru çıkarlarının korunmasına dayalı müzakere yoluyla bir çözüme varılması öncelik teşkil ediyor. Ancak bu, işgalin tanınması anlamına gelmiyor. 21. yüzyılda Avrupa kıtasında yaşanan bu savaşı durdurmak için egemenlik konusunu ateşkesten ayırmanın zamanı gelmiştir.” değerlendirmesini yaptı.
“GAZZE, YERLE BİR EDİLMİŞ DURUMDA VE BÜYÜK ORANDA YAŞAMAYA ELVERİŞSİZ DURUMDA”
Ekim ayında İslam İşbirliği Teşkilatındaki (İİT) meslektaşlarına, başkalarının kendi sorunlarını çözmesini beklemek yerine, üye devletlerin bu kez konuyu kendilerinin ele almalarını gerektiğini söylediğini kaydeden Fidan, “Aksi takdirde İsrail, bu zulmü unutturmak için daha da vahşi zulüm gerçekleştirerek bize bu zulmü unutturacaktır.” diye konuştu.
Fidan, İİT ve Arap Birliği’nin olağanüstü zirvesiyle kurulan Temas Grubunun, bölgesel sahiplenme tavrı sergilediğini belirterek 7 ülke olarak Müslüman dünyası adına hareket etmek ve Filistin’de devam eden trajediye müdahale etmekle görevlendirildiklerini hatırlattı.
Grubun gücü sayesinde, uluslararası toplumun ezici çoğunluğunun artık “derhal ateşkes, engelsiz insani yardım ve iki devletli çözümden” yana olduğunu aktaran Fidan, yoğun diplomatik çabaların İsrail’in Gazze’deki savaş suçlarını durdurmadığını, bugün itibarıyla Gazze’de “çoğu kadın, çocuk ve yaşlı olmak üzere 31 binden fazla şehidin” olduğunu ifade etti.
Bakan Fidan, “Gazze artık yerle bir edilmiş durumda ve büyük oranda yaşamaya elverişsiz durumda.” dedi.
Refah sınır kapısındaki insani yardımların abluka altına alınmasının İsrail’in ve destekçilerinin çıkarlarına hizmet ettiğini vurgulayan Fidan, Filistinlilerin katlanmak zorunda kaldığı fedakarlıkları ve anlatılamaz acıları onurlandırmanın kendileri için görev olduğunu dile getirdi.
Fidan, 1967 öncesi sınırlara dayanan ve tam teşekküllü Filistin devletiyle iki devletli çözümü hayata geçirene kadar bu sorunun çözülemeyeceğini belirterek geçmişte İsrail’in iki devletli vizyona bağlı kalmaması nedeniyle nihai çözüme ulaşmanın mümkün olmadığını, bu nedenle bu kez garantörlük mekanizması teklifini gündeme getirdiklerini hatırlattı.
BÖLGESEL SAHİPLENME VE LİBYA
Bölgesel sahiplenmeyi temel alan böyle mekanizmayla, nihai anlaşmanın parçası olarak bölgedeki büyük ülkelerin ve uluslararası aktörlerin, tarafların yükümlülüklerini izleme, doğrulama ve gerektiğinde uygulama sorumluluğunu üstlenmesinin önemine işaret eden Fidan, bu doğrultudaki önerilerinin bölgesel ve uluslararası muhatapları tarafından olumlu karşılandığını, Türkiye’nin bu konuda bu sorumluluğu almaya hazır olacağını söyledi.
Hakan Fidan, Türkiye’nin bölgesel sahiplenmeye bakış açısının bu 3 büyük uluslararası çatışmayla sınırlı olmadığını ifade ederek Türkiye’nin Suriye krizinde sahadaki sükunetin sağlanmasını ve Astana platformunun garantör ülkeleri arasında yer aldığını hatırlattı.
Bakan Fidan, “Türkiye, Libya’da istikrar, toprak bütünlüğü ve birliğe dayalı sürdürülebilir bir siyasi çözüme ulaşmak için en üst düzeyde temaslar yoluyla bölgesel sahiplenmeyi geliştirmeyi hedefliyor. Özgür, adil ve güvenilir seçimlere yönelik sürecin rızaya dayalı temelde ilerletilmesi bu anlamda stratejik bir zorunluluktur.” dedi.
Balkanlar’ın küresel gelişmelerin daha da şiddetlendirdiği değişken bölgesel dinamiklerin yaşandığı bir dönemden geçtiğini kaydeden Fidan, Türkiye’nin Güneydoğu Avrupa Ülkeleri İşbirliği Süreci gibi bölgesel girişimlere öncülük ettiğini ve üçlü mekanizmaların daha da önem kazandığını dile getirdi.
“TÜRKİYE’Yİ VE BÖLGEMİZİ DIŞLAYAN HER TÜRLÜ BAĞLANTI PLANI BAŞARISIZLIĞA MAHKUM”
Hakan Fidan, Asya’nın yeniden jeopolitik merkez olma yolunda ilerlerken “tarihi anavatanla bağları kurumsallaştırdıklarını” belirterek Türk Devletleri Teşkilatının bugün tam teşekküllü uluslararası bir kuruluş olarak ayakta olduğunu, çeşitli alanlarda entegrasyon ve işbirliğini sürekli olarak genişlettiğini söyledi.
Türkiye’nin bölgesel mülkiyet politikalarının enerji ve bağlantı projelerini de kapsadığını kaydeden Fidan; TANAP, TAP, Trans Hazar, Doğu Batı Orta Koridoru ve Irak Kalkınma Yolu Projesi gibi girişimleri desteklediklerini anımsattı.
Bakan Fidan, “Son uluslararası gelişmeler, Türkiye’yi ve bölgemizi dışlayan her türlü bağlantı planının başarısızlığa mahkum olduğunu bir kez daha tescilledi.” dedi.
Fidan, küresel hegemonik güçlerin dayattığı önceliklerden ziyade bölgenin stratejik önceliklerini takip ettiklerini vurguladı.
Bakanın konuşmasının ardından soru cevap bölümüne geçildi.