Altun, Anadolu Ajansı (AA) ve Boğaziçi Üniversitesi işbirliğinde, Kültür ve Turizm Bakanlığının katkılarıyla Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs’te “Albert Long Hall”da düzenlenen “II. Haberin Telifi ve Medyada Yapay Zeka Sempozyumu’nda konuştu.
Dünyanın en köklü haber ajanslarından AA ile ülkenin en itibarlı yükseköğretim öğretim kurumlarından biri olan Boğaziçi Üniversitesi işbirliğinde, Kültür ve Turizm Bakanlığının katkılarıyla 2’ncisi düzenlenen Haberin Telifi ve Medyada Yapay Zeka Sempozyumu’nda olmaktan memnuniyet ve şeref duyduğunu belirtti.
Altun, her şeyden önce medyada üretilen bilgi, haber ve eserlerin, bunların arkasındaki fikir işçilerinin haklarını ve hukuklarını korumak amacıyla bir araya geldiklerini söyledi.
Amaçları ve hedeflerinin belli olduğunu ifade eden Altun, “Muhabirlerin, gazetecilerin, basın emekçilerinin büyük emek ve özveriyle hazırladıkları özgün içeriklerin, bedeli ödenmeden ticari amaçla kullanılmasının önüne geçmek. Yayıncıların ürettiği içeriklerin bedelsizce kullanımıyla oluşan haksız rekabeti ortadan kaldırmak. Bu doğrultuda bir an önce basın haber içeriklerinin telifinin koruması için gerekli mevzuat çalışmalarının yapılması için gerekli ortamın hazırlanmasına katkıda bulunmak.” diye konuştu.
Altun, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, “On Dokuzuncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi” isimli abidevi eserinde gazeteciliğin doğuşuna bir yer ayırarak, burada modernleşme tarihinin içinde “Gazetelerin sadece haber üreten, ileten araçlar olmadığını, aynı zamanda kültürel ve sanatsal değerler taşıyan içerikler ürettiğini” ortaya koyduğunu anlattı.
İletişim Başkanı Altun, şöyle devam etti:
“Nitekim geriye dönüp baktığımızda edebiyatımızın pek çok nadide eserinin ilk kez gazetelerde tefrika edildiğini, gazetelerin kültür, düşünce tarihimiz açısından muhteşem bir araştırma vasatı teşkil ettiğini görürüz. Yine tarihsel olarak gazetelerde üretilen içeriklerin, velev ki bunlar doğrudan edebi içerikler olsun, dergiler ve kitaplar gibi hukuk nazarında korunması gereken fikir ve sanat ürünleri olarak telakki edilmediklerini görürüz. Elbette bunun bir nedeni gazete içeriklerinin ‘güncel’, ‘aktüel’, bugüne dair konularla ilgili ‘hızlı üretilmiş, olgusal aktarımlarda bulunan içerikler’ olarak ele alınması. Bir diğer nedeni de gazetelerin, haber ajanslarının edebiyat eserlerine günden güne daha az yer ayırması olmuştur. Ne var ki durum böyle olsa da haber üretimi yalın bir olgusal veri paylaşımı etkinliği olarak ele alınmaz.”
“Haber metni telif hakkı kapsamına alınarak korunması gereken eserdir”
Haber üretiminin bir yandan muhabirin emeğine, araştırma, soyutlama ve analizine öte yandan yayın kuruluşunun editöryal tercih, çaba, cesaret, imkan ve kabiliyetlerine muhtaç olduğuna dikkati çeken Altun, gerçek haber üretiminin zahmetli, maliyetli, emek isteyen, çetrefilli bir iş olduğunu vurguladı.
Fahrettin Altun, “Örneğin, Anadolu Ajansının pandemi döneminde yaptığı gazetecilik, yine Rusya- Ukrayna Savaşı’nda sergilediği habercilik performansı, yahut 7 Ekim’den bu yana İsrail’in Gazze’de soykırım uyguladığı dönemden bu yana verdiği hakikat mücadelesi ‘yalın birer olgusal veri paylaşımı etkinliği’ olarak ele alınamaz. Çok açık ve net bir şekilde vurgulamak istiyorum. Haber metni, mutlak surette telif hakkı kapsamına alınarak korunması gereken bir eserdir. Bu analog medya dönemi için de dijital medya dönemi için de geçerli olan bir gerçekliktir. Hatta ve hatta içinde bulunduğumuz şu dijital medya-iletişim ekosistemi içinde haberin telif hakkıyla korunması meselesi, analog medya döneminden çok daha önemli ve acil bir hal almıştır. Zira bugün orijinal haber içeriklerinin izinsiz bir şekilde kolaylıkla ve hızla dolaşıma sokulabildiğini görüyoruz.” diye konuştu.
“Bu gidişe bir dur denmesi gerektiği açıktır”
Bu durumun orijinal içerik üreten medya kuruluşlarının gelirlerinin azalmasına neden olduğu, dolayısıyla da medyanın iş modellerine zarar verdiğini kaydeden Altun, şunları söyledi:
“Ne yazık ki Batılı dijital medya şirketleri, sosyal medya platformları, teknoloji devleri bu durumdan haksız kazanç elde etmekte, dahası açık ve net şekilde medya sektöründe haksız rekabet ortamı oluşturulmakta. Bu gidişe bir ‘dur’ denmesi gerektiği açıktır. Bizler her platformda dilimiz döndüğünce şu gerçeği dillendirmeye çalışıyoruz: Bugün insanlık, küresel düzlemde bir adalet sorunuyla pençeleşmekte ve bu adalet krizini derinleştiren başlıca dinamiklerinden biri de bütün dünyanın muhatap olduğu medya emperyalizmi ve dijital faşizmdir. Batılı medya şirketleri küresel adaletsizliği yaymakta, kurumsallaştırmaya çalışmaktadır. Tam da bu nedenle toplumlararası iletişim, asimetrik şekilde cereyan etmekte, eşitler arası bir ilişki olarak karşımıza çıkmamaktadır. Sözünü ettiğimiz Batılı medya şirketleri, sosyal medya platformları, orijinal haber içerikleri başta olmak üzere dünya üzerindeki bilgi kaynaklarını sömürmekte, bu içerikleri istedikleri formatlarda dağıtarak büyük gelirler elde etmekte.”
Türkiye’de haberciliği de içine alacak şekilde telif haklarının 1952 yılında yürürlüğe giren “5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu” kapsamında korunduğunu aktaran Altun, gerçek haberin korunması kadar, haberciliğin geleceği açısından da bu kanunun bir an önce güncellenmesi, modern bir “Dijital Telif Yasası”nın yürürlüğe girmesinin elzem olduğunu bildirdi.
Altun, dijitalleşen medya sektöründe faaliyet gösteren yayıncıların bu faaliyetleri karşılığında gelir elde etmesine imkan tanıyacak, Avrupa Birliği müktesebatına da uyumlu şekilde telif haklarını düzenleyecek bir yasa yapılmasının gündemde olduğunu söyledi.
“Batılı sosyal medya şirketleri tarafından sömürülmesi sona erecek”
Söz konusu düzenleme için teknik çalışmaların Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, AA, Rekabet Kurumu ve Basın İlan Kurumu gibi paydaşların katkılarıyla sürdürüldüğünün altını çizen Altun, “Umudum odur ki yüce Meclis’imizin gündemine bu çalışmalar çok hızlı şekilde girer ve Dijital Telif Yasası hayata geçer. Sözünü ettiğimiz bu süreçte emek hırsızlığının önüne geçilir. Haber içeriklerinin telifinin korunması için gereken adımların atılması, her şeyden önce gerçek haberciliğin gelişmesine, kökleşmesine, gazetecilik mesleğinin güçlenmesine hizmet edecek. Medya kuruluşlarımızın, haber ajanslarımızın, Batılı sosyal medya şirketleri tarafından sömürülmesi böylelikle sona erecek. Karşımızda bir sömürü var ve bu sömürüyü gerçekleştirenler Batılı sosyal medya platformları ve büyük teknoloji şirketleri. Sömürülense bizim haber ajanslarımızdır, bizim gerçek haber üreten medya kuruluşlarımızdır. Haberin telif hakları korunursa bu medyada etik davranış kodlarının daha da güçlenmesine hizmet edecektir. Dahası her bir vatandaşımızın, toplumumuzun, devletimizin, ülkemizin verdiği yalan haberle, dezenformasyonla mücadele sürecinde önemli bir kazanım elde edilmiş olacak.” ifadelerini kullandı.
Altun, toplumsal, siyasal, askeri ve teknolojik gelişmelerin yeni hukuki düzenlemeleri zorunlu kıldığını, içinde bulunulduğu çağın, baş döndürücü bir hızla ilerleyen teknolojik dönüşüm, medya ve iletişim dünyasını yeniden şekillendirdiğini söyledi.
Dijital çağın getirdiği yeniliklerin, iletişim dünyasında köklü değişimlere yol açtığını, medyanın yapısı ve işleyişinin radikal biçimde dönüştüğünü dile getiren Altun, bu dönüşümün en önemli bileşenlerinden birinin de şüphesiz yapay zeka olduğunu kaydetti.
“Karşımızda yeni imkanlar kadar yeni riskler de var”
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun, yapay zekanın medya üzerinde oynadığı etkin rolün, bilgiye erişimden, içerik üretimine kadar geniş bir yelpazeyi kapsadığına dikkati çekerek, şunları belirtti:
“Günümüzde yapay zeka, haberlerin otomatikleştirilmesi, içeriklerin kişiselleştirilmesi ve hatta hedef kitlelere yönelik reklamların belirlenmesi gibi birçok alanda kullanılıyor. Ancak bu teknolojinin etkileri, sadece iş süreçlerini kolaylaştırmakla kalmıyor. Karşımızda yeni imkanlar kadar yeni riskler, meydan okumalar, tehditler de var. Yapay zeka araçları bir yandan, verimlilik, zaman tasarrufu, maliyet, pazarlama ve yenilikçi reklam pazarları gibi imkan ve fırsatlar sunarken, diğer yandan mahremiyet, gözetim, deepfake ve dezenformasyon gibi risk ve meydan okumaları da beraberinde getiriyor. Biz, yapay zeka teknolojilerine ihtiyatlı bir iyimserlikle yaklaşıyor ve şunun altını çiziyoruz: Esas olan yapay zekanın hakikat namına kullanılmasıdır. Bizim gayretimiz bu yöndedir. Yapay zekayla evrime uğrayan yeni medya düzenindeki en önemli risk, tıklama odaklı haber metinlerinin birer referansa dönüşmesi ve özgün metinler yerine sansasyon yaratan ya da dezenformasyon içeren haberlerin kontrolsüzce dolaşıma sokulması, bir diğer deyişle sahtenin gerçeğin önüne geçmesidir.”
Buna karşılık, yapay zeka teknolojilerinin medya üzerindeki etkisinin sadece içerik üretimi ve yayılımıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Altun, bu teknolojilerin aynı zamanda kimin sesinin daha çok duyulduğunu ve hangi içeriklerin ön plana çıkarıldığını da belirlediğini kaydetti.
Altun, “Benzer şekilde, kişisel verilerin izinsiz şekilde kopyalanması ve dağıtılması, yine kişisel verilerde tahrifat yapılması, genel ahlaka aykırı içeriklerin yayılması ve veri madenciliği gibi hususlar da masamızdaki sorunlar yumağından öne çıkanlardır. Hepimizin bildiği gibi medya, toplumu bilgilendirme ve kamuoyu oluşturma işleviyle demokrasi adına vazgeçilmez bir unsurdur. İşte tam da bu nedenle yapay zeka teknolojilerinin medya alanında kullanılması toplumsal adalet ve şeffaflık ilkelerine uygun olmak zorunda. Altını özellikle çizmek isterim ki İletişim Başkanlığımızın tüm birimleri, yapay zekanın toplum üzerindeki etkilerini göz ardı etmenin büyük bir hata olacağı bilinciyle toplumsal faydayı gözeten insan odaklı bir perspektifi öncelemekte.” değerlendirmesini yaptı.
“Yapay zeka üretimi olan içerikleri ayırt etmek daha da güçleşecek”
Bu çerçevede, birçok uluslararası aktörün dijital dünyada hesap verilebilirliği sağlamaya çalıştığı günümüzde İletişim Başkanlığı olarak her bir çalışan ile birimin profesyonel ve kaliteli gazeteciliği sürdürmesi, toplumun nitelikli ve doğru bilgiye erişim sağlaması ve dijital medyada haksız rekabetin önlenmesi amacıyla yürütülen çabaları en güçlü şekilde desteklemeyi sürdüreceklerine işaret eden Altun, şu ifadeleri kullandı:
“Yapay zeka teknolojileriyle birlikte haber içeriklerinin telifi konusunun günden güne daha ciddi bir meydan okumaya dönüştüğü de izahtan varestedir. Mevcut yasalar eser sahiplerinin maddi haklarını korumaya gayret etse de yapay zekanın aynı yazarın metninden hareketle oluşturduğu ürünün telifinin kimde olacağı dahi henüz muammadır. Sorun maalesef müzikten, sinemaya, senaryodan, fotoğrafa kadar çok çeşitli alanları da kapsıyor. Korsan yayın, izinsiz paylaşım, kişilik hakları ve mahremiyet ihlali gibi riskler de günden güne büyüyor. Kesin olan şu ki yapay zeka araçları gelişmeye devam ettikçe insan ve yapay zeka üretimi olan içerikleri ayırt etmek de güçleşecek. Bu güçlüğü aşmanın yolu ise telif başlığı altındaki yeni sorulara karşı her an teyakkuzda olmaktır. Söz konusu teknolojilere yönelik kendi stratejilerimizi geliştirmemiz bu yüzden önemli.Bu sempozyum da bu bağlamda inanıyorum ki önemli içerikler üretecektir. “
İletişim Başkanı Altun, bunun hem haber ve eser sahiplerinin haklarını korumak hem de küresel hegemonyanın tek taraflı ve yanlı tutumlarla yeni teknolojileri araçsallaştırmasını engellemek için elzem olduğunu anlattı.
“Küresel meydan okumalar küresel çözüm üretmeyi gerektirir”
Dijitalleşmenin neden olduğu sorunlara karşı hukuki ve etik bilinç uyanmış olsa da bu kaygıların henüz tümüyle hukuki çerçeveye büründürülmediğini aktaran Altun, “Mevcut telif hakkı yasalarının güncellenmesi sürecinde uluslararası bir işbirliğine gereksinim duyulduğunu da somut şekilde müşahede ediyoruz. İletişim Başkanlığı olarak 22 farklı ülkeyle iletişim ve medya alanında yaptığımız anlaşmalar, bu sorunların çözümünde benimsediğimiz uluslararası işbirliği yaklaşımımızın somut bir tezahürüdür. Zira dijitalleşme, fırsatları ve sorunları itibarıyla küresel bir meydan okumadır. Küresel meydan okumalar küresel çözüm üretmeyi gerektirir. Haberin Telifi ve Medyada Yapay Zeka Sempozyumu’nun yeni medya teknolojileri ile temel iletişim ilkelerimiz arasında nasıl bir köprü kuracağımız konusunda yol gösterici olacağına tüm kalbimle inanıyorum.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Gaziantep Valisi Kemal Çeber, İstanbul Aile Vakfı Başkanı Ali Rıza Arslan ve Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Arif Özaydın’ın katılımıyla gerçekleşen sempozyumun kapanış oturumunda Sempozyum Düzenleme Kurulu adına Doç. Dr. Turgay Şirin, Sonuç Bildirgesini okudu.

“HER FERDİN VE AİLENİN İNŞASI, BU DÖNEMDE HER ZAMANKİNDEN DAHA ÇOK ÖNEM ARZ EDİYOR”
Sempozyum kapsamında ortaya çıkarılan Sonuç Bildirgesi’nde aile yapısının önemine dikkat çekilerek, toplumun ortak hassasiyetlerinin istismar edilmemesi için ferdin ve ailenin inşasının her zamankinden daha çok önem arz ettiği vurgulandı. Gelişen teknolojilerin dezavantajlarından biri olarak öne çıkan ekran bağımlılığına karşı toplumdaki her ferdin bilgilendirilmesi, danışmanlık ve rehberlik hizmetlerinin yaygınlaştırılmasının gerektiği belirtildi. Yıllar geçtikçe Türk aile yapısında ebeveynler arasındaki yaş farkının giderek arttığının not alındığı bildirgede, dijital çağda bu gibi durumların kuşak çatışmalarına yol açtığı kaydedildi. Bu nedenle aile konusunda uluslararası iş birlikleri ve politika önerileri geliştirmenin ve aile akademilerinin kurulmasının öneminin yüksek olduğu ifade edildi.
Türkiye ve dünya genelinden akademisyenlerin ve politika yapıcıların katılımıyla gerçekleşen sempozyumda aile yapısının korunması ve güçlendirilmesi yönünde atılacak adımlar konusunda büyük bir farkındalık oluşturdu.
ŞAHİN: SAĞLIKLI AİLE VE GÜÇLÜ Bİ TOPLUM İÇİN 2024 YILINI AİLE YILI İLAN ETTİK
Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, sempozyumun kapanış oturumunda yaptığı konuşmada 2024 yılının Gaziantep Aile Yılı olarak ilan edilmesiyle hızla dönüşen dünyada aile yapısının korunması, şuurlu birey, sağlıklı aile ve güçlü bir toplum modeli oluşturulması amacıyla bu yıl çeşitli etkinliklerin yapılacağını söyledi.
Konuşmasında Gaziantep Aile Akademisi’nden bahseden Başkan Fatma Şahin, şunları kaydetti:
“Kurulan hamamlar, hanlar ve külliyeler aslında nasıl bir medeniyetten geldiğimizi bizlere gösteriyor. İşte bu bakış açısıyla baktığımızda Bizim yaptığımız bu çalışmaların ne kadar önemli ve kıymetli olduğu ortaya çıkıyor. Her şey ailede başlıyor. Ailedeki ihya duygusunu gençlerimize hissettirmemiz, anlatmamız gerekiyor. Biz aile akademisini bu amaç doğrultusunda hayata geçirdik. Akademimiz, çok beğenildi. Şimdi İstanbul’da da aynı akademinin açılması kararı alındı.”
ÇEBER: “ESKİ AİLE YAPIMIZI SÜRDÜREBİLSEYDİK BUGÜN BU ŞEHİRDE SORUN DİYE KONUŞTUĞUMUZ ŞEYLERİ KONUŞMAZDIK”
Gaziantep Valisi Kemal Çeber ise aile yapısının korunarak ve her geçen gün daha güçlü hale getirilmesini sağlayarak ilerlemenin çok önemli olduğunu dile getirerek, “Biz eski aile yapımızı orijinal hali ile sürdürebilseydik bugün bu şehirde sorun diye konuştuğumuz şeyleri konuşmazdık. Değerlerimize bağlı olduğumuz sürece toplumda bugün yaşadığımız asayiş olsun, trafik olsun buna benzer birçok konu sorun olarak karşımızda durmazdı. Yani iyi bir aile terbiyesi almış kişiler, trafikte 100 araç kuyruktayken hepsinin önüne geçip arabasını bir başka sürücünün önüne kırmayacağına ben eminim. Bunlar herkesin karşılaştığı çok basit örnekler” ifadelerini kullandı.
Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Arif Özaydın da, programda emeği geçen herkese teşekkürlerini sundu.

Birleşmiş Milletler (BM) “Uluslararası Aile Haftası” etkinlikleri kapsamında, 2024 yılının “Aile Yılı” olarak ilan edildiği Gaziantep’te düzenlenen Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran’ın katıldığı sempozyumun açılış töreni ile başlayan, aile kavramının her açıdan ele alınacağı sempozyumda toplam 21 oturum düzenlenecek.

KIRAN: GAZİANTEP’TEN YENİ UFUK VE VİZYONLARIN ARANIYOR OLMASI ASLA TESADÜF DEĞİLDİR
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran açılış programda aile kavramının ele alındığı sempozyumdan duydukları mutluluğu aktararak şunları söyledi:
“Bugünün dünyasında tartıştığımız meselelerin farklı boyutlarıyla Gaziantep’te ele alınıyor, değişen dünya düzeni üzerindeki yaklaşımlara Gaziantep’ten yeni ufuk ve vizyonların aranıyor olması asla tesadüf değildir. Neden tesadüf olmadığını her şeyden önce Gaziantep’in ev sahipliği olmadığını görüyoruz. Buradaki vizyon gerçekten yeni bir heyecan kattı. Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanımızın öncülüğünde şehir sadece yerel kalkınma modelleriyle değil küresel kalkınma modellerini de yerelde uzanan zincirlerin her halkasını güçlendirme konusunda Türkiye’de önemli bir yer teşkil ediyor. Bu şehirde Fatma Şahin vizyonunun bütün Türkiye ve insanlık için ne kadar önemli hizmetlere vesile olduğunu da bizlere göstermiştir. Bu bakımdan ev sahipliği ve sempozyumu Gaziantep’e taşıdığı için bir kez daha teşekkür ediyorum.”

MEDENİYETİMİZİN TEMEL DİREKLERİNDEN BİRİSİ KUŞKUSUZ AİLE KURUMUDUR
Konuşmasının devamında akademisyenlere katılımlarından dolayı teşekkür eden Bakan Yardımcısı Kıran sözlerini şöyle tamamladı:
“Hem Türkiye’den hem de yurtdışından birçok saygın akademisyenin burada sunacağı fikirler, düşünceler bizlere önemli ufuklar açacaktır. Başkanımız Fatma Şahin’in bakanlığımıza bıraktığı fikri mirası korumanın en güzel yolu teorik tartışmaları takip eden değil, takip edilen ülke olmaktır. Biz büyük bir medeniyetin mirasçılarıyız. Medeniyetimizin temel direklerinden birisi kuşkusuz aile kurumudur. Anayasamızda devletimiz hukuki çerçeveyi ‘Aile toplumun temeli’ tanımıyla ortaya koymuştur. Aileyi korumak için atılan her adımı yerine getiriyoruz. Aile kurumu çok kapsamlı ve bu kapsam bakımından adımların atılması gereken bir kurum.”

ŞAHİN: AİLEYİ KORUYARAK GELECEĞE TAŞIMAK İSTİYORSAK ÖNCE KENDİMİZDEN BAŞLAMALIYIZ
Sempozyumun açılış programında konuşan Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, küreselleşen dünya ile beraber aile kurumu üzerinde büyük tehditlerin oluştuğuna vurgu yaparak şunları söyledi:
“Küreselleşme dediğimiz şey, sosyal adalet ve barışın sağlanmadığı, çevresel kalkınmanın hayata geçirilmediği, bir damla petrolün bir damla kandan çok daha değerli olduğu bir dünyaya dur demek için buradayız. Buna dur demenin en önemli kısmı aile. Aile bizim inancımızın, kültürümüzün en mukaddes hazinesi, nimeti, güvenli limanı. Bu yüzden İstanbul Aile Vakfı bu konuda önemli. Aile kurumuna karşı gelen tehditleri engellemede bu vakıf önemli bir duruş. Aileyi koruyarak geleceğe taşımak istiyorsak önce kendimizden başlamalıyız. Kalbimizdeki bütün kötü duyguları yok etmemiz gerekiyor. Onun yerine sevgiyi, vicdanı, rahmeti bu kalbin içine taşımak gerekiyor. Ailede kadın ve erkeğin birbirine iyi davranması, emanetçi olması gerekiyor. Peygamberimizin hayatı bizim için en büyük örnek. Nasıl bir baba, eş olduğuna bakmamız gerekiyor.”

BU ŞEHRİ GÜÇLÜ HUZURLU KILMANIN YOLU AİLE MERKEZLİ ÇALIŞMAKTIR
Konuşmasının devamında aile huzurunun sağlanması için gençlerin değerlerini bilip, sahip çıkarak eğitilmesi gerektiğine vurgu yapan Başkan Fatma Şahin, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:
“Şehrin imarı için sadece altyapı yeterli değil. Bugün aileler neden mutsuz denilince bize sevgi, rahmet şebekeleri gerekiyor. Bunları bizim medeniyet kodlarımıza göre kurmazsak bugün yaşadığımız sorunlarla kalıyoruz. Şehri imar ederken nesli ihmal etmemiz için Gaziantep Büyükşehir Belediyesi olarak doğan her çocuğun eğitimde değerler eğitimini güçlü bir şekilde almasını, Aile Akademisi’ni kurduğumuzda ergenliğe bu değerlerle gençlerimizi hazırlamamız gerekiyor. Bunların hepsini yaptığımızda ailenin korunmasını sağlarız. Bu şehri güçlü huzurlu kılmanın yolu aile merkezli çalışmaktır. Biz bu emanete sahip çıkıyoruz.”

ARSLAN: BURADA ATILACAK ADIMLARIN TEMELİNDE AİLE VE NESİLLERİ KORUMAK VARDIR
İstanbul Aile Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ali Rıza Arslan konuşmasında vakfın verdiği hizmetler hakkında bilgi vererek şunları söyledi:
“Vakıf olarak 2020 yılından itibaren ‘Medeniyetin Temeli Aile’ diyerek insani, milli, manevi değerli korumak amacıyla faaliyet yürütmekteyiz. Aile yapısını korumak ve güçlendirmek amacıyla bu yıl ikincisini düzenlediğimiz sempozyum için Türkiye ve dünyanın dört bir yanından akademisyenler, politika yapıcıların ve STK’ları bir araya getirdik. 3 günlük sempozyumda yapılacak konuşma ve tartışmaların aile kavramını güçlendirmek adına önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum. Dünyadaki gelişmeler toplumumuzdaki ve bütün dünyadaki aile yapılarını temelden tahrip etmektedir. Kadim aile değerlerinin erozyona uğraması toplumun yapısını zayıflatmakta, kimlik bunalımlarına yol açmaktadır. Bu tehditler artık uluslararası platformlarda da daha sık gündeme gelerek tartışılmaktadır. Burada atılacak adımların temelinde aile ve nesilleri korumak vardır.”

Gaziantep Üniversite Rektörü Arif Özaydın yaptığı konuşmasında ise ailenin önemine vurgu yaptı. Çalıştaya katılım sağlayan herkese teşekkür etti.
Açılış programı sonrası ilk oturum Doç. Dr. Turgay Şirin, Prof. Dr. Ruhi Ersoy, Dr. Sarah Amjad Hussain’ın katılımıyla yapıldı.
]]>Kocaeli Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen 4. Preoperatif Protein Kalori Kısıtlama Sempozyumu, 15 bilim insanının bir araya gelmesiyle gerçekleştirildi. Birbirinden önemli bilgilerin paylaşıldığı sempozyumda; Amerika Birleşik Devletleri’nden Harvard Üniversitesi, Clevland Klinik, California Üniversitesi ile Avrupa’dan Manchester Üniversitesi, Leiden Üniversitesi ve Zürih Üniversitesi’nden bilim insanının konuşmacı olarak yer aldığı sempozyumda, ameliyat öncesi protein kısıtlaması konusunda yapılan çalışmalar paylaşıldı.
FARKLI ÜLKELERDEN 15 KATILIMCI GELDİ
KOÜ Rektörü Prof. Dr. Nuh Zafer Cantürk, Amerika’dan, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden katılımın olduğunu belirterek bilim insanı konuşmacıların ameliyat öncesi protein kalori kısıtlaması ya da protein kalori kısıtlamasıyla yaşlanmanın nasıl önlenebileceğine dair çalışmalarını sempozyumda aktardığını belirtti.
Kocaeli Üniversitesi olarak sempozyuma ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyduğunu ifade eden Cantürk, “Daha önce Leiden’da ve Boston’da benzer toplantı yapmıştık. Arkadaşlarımızın burada olması bizim için gurur verici.” dedi. Cantürk, “Fakültemizden mezun olan Uzm. Dr. Furkan Burak Harvard Boston’da çalışıyor, kendisi bizim gururumuz. Uluslararası iş birliklerimiz devam edecek. Zaten Harvard ile süren programımız vardı. Asıl hedefimiz insanlarımızın öz güvenini artırmak, bizim de bir şeyler yapabildiğini, konuşabildiğini göstermek. Her zaman söylüyorum, nereden olduğunuz değil, nerede olduğunuz önemli. Nerede olduğunuzu gösterebilmek için de gayret, merak olmalı. Amacımız Kocaeli Üniversitesi’ni ve arkadaşlarımızı iyi bir noktaya getirmek. Yurt dışından 15 arkadaşımız Kocaeli’ye geldi” şeklinde konuştu.

ÇALIŞMALAR BİRLEŞTİRİLİYOR
Harvard Tıp Fakültesi’nde öğretim üyesi olan Uzm. Dr. Furkan Burak, “Dünyanın dört bir yanında bir araya gelen bilim insanları; kalori kısıtlamasının yaşlanmaya, insan ömrüne etkisine, cerrahi stres, kemoterapi, radyoterapi veya kanser tedavisi gibi konularda komplikasyonları, yan etkilerini azaltmak için çalışıyor.” ifadelerine yer verdi.
Sempozyum hakkında konuşan Uzm. Dr. Furkan Burak, “Çalışmalarımızı birleştirip temel bilim çalışmalarının testlerini insan üzerinde başlatıyoruz. Bu büyük işlere Türkiye’yi de dahil etmek bizim için gurur kaynağı.” dedi. Türkiye’de ciddi çalışmalar yapıldığına vurgu yapan doktor, “Bu çalışmaları dünyanın yaptığı işlerle birleştirip boyutlarını daha da artırmak en büyük amacımız. Biz sempozyumda da obeziteyi çalışıyoruz. Kaloriyi artırınca nasıl oluyor, iş obeziteye nasıl gidiyor, hastalıkla nasıl oluşuyor, obezite ile gelen sorunları nasıl tedavi edebiliriz diye çalışıyoruz” şeklinde konuştu.

ÇOCUKLARDA DİYABETİK KOMPLİKASYONLARA DİKKAT
Uzm. Dr. Furkan Burak, beynin kilo vermeyi sevmediğinin altını çizerek hastayı daha kapsamlı tedavi etmek gerektiğini belirtti. Türkiye’nin Avrupa’da obezite oranı en yüksek ülke olduğunu paylaşan doktor, “Obezite 5-10 yıl ömrümüzden alıyor. Hayat kalitemizi ciddi azaltıyor, 100’den fazla başka hastalığa yol açıyor. Topyekûn önce öğrenerek, anlayarak bilim insanları ve hekimlerimizi destekleyip toplumla beraber bu hastalığı tedavi etmemiz gerekiyor. Ameliyatın faydalı olduğu durumlar var ama öncelikli tedavi tıbbi tedavidir. Tıbbi tedavi önceden çok mümkün değildi ama son 3-4 yıldır geliştirilen tıbbi tedaviler var.” açıklamasında bulundu.
Çocukluk çağı obezitesinin yüzde 20’lere kadar yükseldiğinden bahseden Uzm Dr. Furkan Burak, “Ekstra önlemler almazsak bu durum daha da kötüye gidecek. Artık diyabeti, hipertansiyonu çocuklarda görmeye başladık. Bu çok korkunç bir şey. Çocuklarda diyabetin komplikasyonları daha hızlı ilerliyor. Okullardan başlayarak yeme alışkanlıklarını düzeltip, proses edilmiş yiyeceklerden uzak tutmamız gerekiyor. Davranışsal olarak da bir şekilde müdahale edip önüne geçmezsek büyük sorunlar devam edecek” ifadelerini kullandı.
Harvard’da görevli olan Dr. Keith Özaki de yiyecek ve içeceklerin cerrahi komplikasyonlara olan etkisinden ve cerrahi komplikasyonların nasıl diyetle azaltabileceğini çalıştığını belirtti. Cleveland Clinic’te çalışan Dr. Chris Hine ise kalori kısıtlamasının ve diyetin sağlıklı ömrü uzatması konusundaki çalışmaları hakkında bilgi verdi.
İsrail’in Gazze’ye uyguladığı katliamlar ve bölgede yaşananlar “İslam Barışından Siyonist İşgale: Filistin, Gazze ve Kudüs Uluslararası Sempozyumu”nda masaya yatırılacak.
Prof. Dr. Cengiz Tomar’ın akademik destekleriyle düzenlenecek sempozyumda, Filistin ve Kudüs konusu 6 farklı oturumda, alanında uzman 23 ismin katılımlarıyla gerçekleşecek.
Rami Kütüphanesi’nde düzenlenecek sempozyumda, “Semavi Dinlerde Filistin ve Kudüs”, “Orta Çağ İslam Tarihinde Filistin ve Kudüs”, “Osmanlı Tarihinde Filistin ve Kudüs”, “Siyonist İşgal Altında Filistin ve Kudüs”, “Edebiyat, Sanat ve Mimaride Filistin ve Kudüs”, “Nehirden Denize Özgür Filistin” başlıklarında oturumlar gerçekleşecek.
Esenler Belediye Başkanı M. Tevfik Göksu ise İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Dr. Coşkun Yılmaz’ın oturum başkanı olacağı “Nehirden Denize Özgür Filistin” oturumuna konuşmacı olarak katılacak.
Oturumda Marmara Üniversitesi Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Cengiz Tomar, Filistin şiirinin yaşayan en büyük temsilcilerinden İbrahim Nasrallah da konuşmacı olarak yer alacak.

ETKİNLİK TAKVİMİ ŞU ŞEKİLDE:
Günün Etkinliği: İslam Barışından Siyonist İşgale: Filistin, Gazze ve Kudüs Uluslararası Sempozyumu – Açılış
Etkinlik Tarihi: 23 Aralık 2023, Cumartesi
Etkinlik Mekanı: Rami Kütüphanesi
Etkinlik Saati: 09:30
Günün Etkinliği: İslam Barışından Siyonist İşgale: Filistin, Gazze ve Kudüs Uluslararası Sempozyumu – Semavi Dinlerde Filistin ve Kudüs
Etkinlik Tarihi: 23 Aralık 2023, Cumartesi
Etkinlik Mekanı: Rami Kütüphanesi
Etkinlik Saati: 10:00
Günün Etkinliği: İslam Barışından Siyonist İşgale: Filistin, Gazze ve Kudüs Uluslararası Sempozyumu – Orta Çağ İslam Tarihinde Filistin ve Kudüs
Etkinlik Tarihi: 23 Aralık 2023, Cumartesi
Etkinlik Mekanı: Rami Kütüphanesi
Etkinlik Saati: 11:45
Günün Etkinliği: İslam Barışından Siyonist İşgale: Filistin, Gazze ve Kudüs Uluslararası Sempozyumu – Osmanlı Tarihinde Filistin ve Kudüs
Etkinlik Tarihi: 23 Aralık 2023, Cumartesi
Etkinlik Mekanı: Rami Kütüphanesi
Etkinlik Saati: 14:45
Günün Etkinliği: İslam Barışından Siyonist İşgale: Filistin, Gazze ve Kudüs Uluslararası Sempozyumu – Siyonist İşgal Altında Filistin ve Kudüs
Etkinlik Tarihi: 23 Aralık 2023, Cumartesi
Etkinlik Mekanı: Rami Kütüphanesi
Etkinlik Saati: 14:45
Günün Etkinliği: İslam Barışından Siyonist İşgale: Filistin, Gazze ve Kudüs Uluslararası Sempozyumu – Edebiyat, Sanat ve Mimaride Filistin ve Kudüs
Etkinlik Tarihi: 23 Aralık 2023, Cumartesi
Etkinlik Mekanı: Rami Kütüphanesi
Etkinlik Saati: 16:00
Günün Etkinliği: İslam Barışından Siyonist İşgale: Filistin, Gazze ve Kudüs Uluslararası Sempozyumu – Nehirden Denize Özgür Filistin
Etkinlik Tarihi: 23 Aralık 2023, Cumartesi
Etkinlik Mekanı: Rami Kütüphanesi
Etkinlik Saati: 17:30