DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş, “Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacize Karşı Politika Belgesi”ni güncelledi. Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Özkan Atar, güncelleniş belgeyi sendikanın genel merkezinde düzenlenen törenle imzaladı. Törene, sendikanın Genel Sekreteri Ali Çeltek, Kadın Komisyonu üyeleri ve genel merkezde çalışan kadınlar katıldı.
Törende yaptığı konuşmada, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ile şiddet, taciz ve kadın cinayetlerinin önlenmesinin sendikanın başlıca hedefleri arasında olduğunu söyleyen Özkan Atar, “Kadınların toplumsal yaşamın her alanında, aile yaşamında ve çalışma yaşamı içerisinde eşitlik ve özgürlük temelinde hak ettikleri yeri alması, hak ettikleri yaşama kavuşması, hepimizin önünde duran en önemli görevlerden. Türkiye bu anlamda hiç kolay bir ülke değil. Eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesini her alanda kararlılıkla sürdürmemiz gerekiyor” dedi.
“Yol gösterecek, önümüzü açacak bir belge”
Kadın Komisyonu’ndan Naz Şakar ise belgeye ilişkin şunları söyledi:
“Şiddet ve taciz kadınları evde, sokakta, yolda, her yerde bulabiliyor. Maalesef iş yerlerinde de karşımıza çıkabiliyor. Şiddet ve tacize karşı kadınları koruyan yasalar etkin şekilde uygulanmıyor bu ülkede. ILO 190 gibi sözleşmeler onaylanmıyor, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılıyor. Bizim aslında şiddete ve tacize karşı güvencemiz, örgütlülüğümüz ve sendikamız. Bu sendika, kadınların şiddet ve tacize karşı güvencesi. Bu yüzden biliyoruz ki Çalışma Yaşamında Şiddet ve Tacize Karşı Politika Belgemiz, bize bu mücadelede yol gösterecek, önümüzü açacak bir belge. Bizler, çalışma yaşamının şiddetten, tacizden, mobbingden arındırılması için, ILO 190’ın onaylanması için sendikamızla beraber mücadele etmeye devam edeceğiz.”
“Sendikamızın bu politikayı hayata geçirerek fabrikalarda farkındalığı yaratıyor”
Kadın Komisyonu’ndan Gamze Fırat ise “Şiddet ve tacize karşı mücadelemizde hep yanımızda olan, önümüzü açan ve öncülük eden bir sendikamızın olması bizi güçlendiriyor. Örgütlüysek güçlüyüz. Sendikamızın bu politikayı hayata geçirerek fabrikalarda bu farkındalığı yaratıyor olması çok kıymetli. Teşekkür ediyoruz” ifadelerini kullandı. İmza töreni, politika belgesinin imzalanmasının ardından hep bir ağızdan atılan “Kadın, yaşam, özgürlük” sloganıyla son buldu.
PolitikaSendikaGüncelHukukKadın
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
“34 işçi işten çıkarıldı 120 kişilik bir liste daha var”
İşten çıkarılan 34 kişinin ardından 120 kişilik bir listenin daha olduğu bilgisi aldıklarını belirten Hizmet-İş Sendikası Şırnak İl Başkanı Nevzat Usal, “Bazı belediyelerde hala seçimden icraata geçilemedi. Halkın beklentisi, hayal kırıklığına dönüştü. Hizmetin konuşulması gereken bir zamanda, bazı CHP’li ve DEM’li belediyelerin işçilere yaptığı baskılar, tehditler ve kıyımlar konuşuluyor. Bunlarda biri de Cizre Belediyesidir. 31 Mart yerel seçimlerinde yönetime gelen belediye başkanları, maalesef Cizre halkını hayal kırıklığına uğratmıştır. Cizre Belediyesi’nde 1 Nisan’dan beri emekçiler sendikal baskıya uğruyor, iş akitleri haksız ve hukuksuz bir şekilde feshediliyor. Cizre Belediyesi’nde şuana kadar 34 arkadaşımız haksız ve hukuksuz bir şekilde işten çıkarılmıştır ve aldığımız duyumlara göre 120 kişilik bir listenin de hali hazırda beklediği şeklindedir. Cizre Belediyesi eş başkanları, Cizre halkına hizmet etme noktasında mücadele etmesi gerekirken, işçilerle mücadele yolunu seçtiler. Cizre Belediyesi eş başkanları emekten, hukuktan, demokrasiden her ne kadar bahsetmişlerse de bunların gereksinimlerini yerine getirmemiş bulunmaktadırlar. Oysa; emek deyince, emekçi deyince, ekmek deyince, hak, hukuk, adalet deyince, barış, özgürlük kardeşlik deyince en çok bunların sesi çıkıyordu. Mazbatayı alınca emekçiyi işinden, aşından, özgürlüğünden ettiler. Şimdi demezler mi size, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Lütfen söylemlerinizin arkasında durun. Emekten yana mısın, emek düşmanı mısınız? Barışçıl mısınız, savaşçı mısınız? Oy isterken işçiyi kardeş bil, kazanınca ötekileştir. Böyle politika olmaz. Bu adaletsizliğe, bu kıyıma, bu ha gaspına sessiz kalmayacağız” dedi.

“Eylem çadırı kuracağız”
İşten çıkarılan işçilerin işlerine geri iade edileceği zamana kadar Cizre Belediyesi önüne eylem çadırı kuracaklarını ifade eden Usal, “Haklılığımızı ortaya koymak için eylem çadırı kurma kararı aldık. Kuracağımız eylem çadırını hakkımızı alana dek kaldırmayacağız. Bu süre belki 1 hafta sürecek, belki 1 ay belki de 5 yıl. Ama usanmayacağız, yılmayacağız ve asla vazgeçmeyeceğiz. Belediye başkanları gelip geçicidir. Belediyelerin asıl sahibi işçilerdir, emekçilerdir. Her kim olursa olsun, kimsenin kimseyi ekmek teknesinden uzaklaştırmasına müsaade etmeyeceğiz. Emeğinden başka sermayesi olmayan, Cizre’ye gece gündüz, kar-kış, bayram, tatil demeden fedakarca hizmet eden işçileri, hiçbir gerekçe göstermeden işten çıkarmak ne demek? Şuana kadar 34 işçi ve hazırda bekleyen 120 kişilik bir liste, her işçinin en az 4 kişilikli bir ailesi olduğunu düşünün. Korkunç bir tablo, felaket. Bir babanın evine boynu bükük gitmesine sebep olmak hangi ideoloji de, hangi kitapta yazar? Bu iyi niyetle açıklanabilecek bir durum değildir. İşçi, memur tüm belediye çalışanları tedirgin, Cizre halkı şaşkınlık içerisindedir. Cizre halkının iradesi ile Belediye Başkanı seçilenlerin tavrına ve yönetimine itiraz ediyoruz. Diyoruz ki, gittiğiniz yol yol değildir. İnsanların rızkıyla oynayarak hiçbir menzile varamazsınız” diye konuştu.

“Tasarruf için işten çıkarılma olmaz”
Belediye eş başkanlarının tasarruf tedbirleri kapsamında işçilerin işten çıkarıldıklarını belirttiğini ifade eden Usal, tasarruf için işten çıkarılma olmaz dedi. Usal şöyle devam etti:
“Randevu taleplerimiz cevapsız kaldı”
31 Mart yerel seçimlerinin ardından göreve başlayan Cizre Belediye eş başkanlarından randevu talep ettiklerini ancak randevu taleplerinin cevapsız kaldığını belirten Usal, “Biz, yerel seçimlerin hemen sonrasında gerek yönetici arkadaşlarımızla, gerek telefon irtibatı üzerinden mevcut yönetimin özel kalemleri ile bir randevu talebimiz oldu. Randevu taleplerimiz de hem mevcut yönetime hayırlı olsun ziyaretinde bulunmak üzere, hem de bundan sonraki süreçte orada kendilerinin nasıl halkın iradesi ile, halkın oyları ile seçilerek belediye başkanı olduklarını, aynı şekilde bizim de sendika olarak orada çalışan işçilerimizin özgür, hür iradeleri ile bizi tercih etmiş olduklarını, bununla beraber bakanlık nezdinde yetkili sendika olduğumuzu ve bunun 3 yıl devam edeceğini söylemek üzere kendilerinden defalarca randevu taleplerimiz oldu. Randevu taleplerimize dönüş yapmadılar. Biz yine ona rağmen, Cizre Belediyesi’nin başkanlık makamına bizzat gittik. Kendileri hatta makama geldikleri saatlerde, bizleri salonda görerek bir tokalaşma gerçekleşti. Lakin, makama geçtikten sonra kendi özel kalemlerine kim olduğumuzu sormuşlar. Bizim de HAK-İş Konfederasyonuna bağlı Hizmet-İş Sendikasının yöneticileri olduğumuzu söyledikten sonra özel kalemleri aracılığı ile bize randevu taleplerinin olmayacağını, müsait olmadıklarını, işlerinin olduğunu söyleyerek randevumuz ile alakalı daha sonrasına da bir dönüş sağlanmamıştır. Yine bu bağlamda geçen hafta bir basın açıklaması yapmıştık Cizre’de. Memur-Sen Konfederasyonuz ile beraber yaptığımız basın açıklamamızı gerçekleştirmeden önce, kurum içerisinde bazı müdürler tarafından arandım. Basın açıklaması yapmayın, bizler aracı olalım, belediye başkanlarımız bilmiyorlar. Mevzuata hakim değiller. Biz kendileri ile görüştükten sonra biz size dönüş yapalım dediklerinde bizlerde tabi iyi niyetli olduğumuz için, müzakere masası istediğimiz için onları da bir hafta bekledik. Lakin sonrasında onlarda telefonlarımıza cevap vermeyince biz geçen hafta Memur-Sen Konfederasyonuz ile beraber Cizre Belediyesi’nin önünde bir basın açıklaması yaptık” dedi.
Yalçın, konfederasyon genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, toplu sözleşme ikramiyesini düzenleyen mevzuatın, sendikal örgütlenmenin güçlendirilmesi amacıyla getirildiğini ve toplu sözleşme ikramiyesinin aylık 538 lira olarak belirlendiğini anlattı.
CHP VE AYM’YE TEPKİ
Kamu görevlisi sayısının yüzde 2’sini üye kaydedemeyen sendikaların üyelerine ise ayda 190 lira toplu sözleşme desteği ödenmesinin kararlaştırıldığına işaret eden Yalçın, şöyle konuştu:
“Ancak CHP’nin basiretsizliğinin bir sonucu olarak, ilgili mevzuat hükmünün tamamının iptaline yönelik başvurusu, Anayasa Mahkemesinin de uluslararası hukuk normlarına aykırı ve önceki hükümleriyle tamamen çelişen kararı sonucunda, yıllarca mücadelesini verdiğimiz toplu sözleşme ikramiyesine ilişkin fıkra iptal edilerek toplu sözleşmede masada kararlaştırdığımız ilave ödemeyi tartışmaya açan, farklı yorumlar yapılmasına sebebiyet veren bir garabete neden olunmuştur.”

345 LİRA CEPLERDEN ÇEKİLDİ
Kararın yayınlandığı tarihten itibaren sendika üyesi bütün kamu görevlilerinin aylık sadece 190 lira toplu sözleşme desteği alacağı yönünde yorumlar bulunduğunu dile getiren Yalçın, bu yorumun, “2 milyon 150 binden fazla memurun kazanımlarının CHP eli ve Anayasa Mahkemesi kararı ile yok edilmesi, aylık 345 lira paranın ceplerinden çekilmesi” anlamına geldiğini kaydetti.
Yalçın, “Neye, nasıl iptal davası açacağını bile bilmeyen, ana muhalefet partisi sıfatıyla sahip olduğu yetkiyi etrafı kırıp dökerek zarar vermekte kullanan sorumsuz muhalefetin oluşturduğu hak kayıpları ve mağduriyetler artık tahammül sınırlarını aşmıştır. Ancak sorumsuzluğun bir diğer tarafı da dava açanlar kadar açılan davaya bakan Anayasa Mahkemesi üyeleridir.” dedi.
“MEMURUN CEBİNDEN PARA ÇEKİLMESİN”
Kararın “garabet” olduğunu öne süren Yalçın, şunları kaydetti:
“CHP’nin basiretsizliği, Anayasa Mahkemesinin mesnetsiz ve yanlış kararı nedeniyle memurların mağduriyetine sebep olacak hatalı yorumlara kapı aralanmasın, CHP’nin eli, Anayasa Mahkemesi kararıyla memurun cebinden para çekilmesin.
Başta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı olmak üzere hükümet yetkililerinden kamu görevlileri arasında anbean artan olumsuz tartışmalara, oluşan kaosa son verecek, halen yürürlükte olan toplu sözleşme hükümlerinin özerkliğine dayanarak uygulamaya devam edileceğine dair açıklama bekliyoruz. Bu mağduriyetin bir an önce önüne geçilsin.”

“MAĞDUR ETMEYE HAKKI YOK”
Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) toplu sözleşme ikramiyeleri kararına ilişkin açıklama yaptı.
Kahveci, açıklamasında, AYM’nin kamu çalışanlarının en büyük sendikal kazanımlarından biri olan toplu sözleşme ikramiyesini bütünüyle iptal ettiğini kaydetti.
“Mahkemenin verdiği bu karar, kamu çalışanları yönünden kabul edilemez.” ifadesini kullanan Kahveci, kararla Mayıs 2023’ten itibaren kamu görevlileri sendikalarına üye olan 2 milyon 18 bin 674 kamu çalışanının her ay aldığı 537,93 lira tutarındaki toplu sözleşme ikramiyesini alamayacağını belirtti.
Kahveci, “Anayasa Mahkemesinin toplu sözleşme yoluyla elde edilmiş bir hakkı, yetki sınırını aşarak keyfi olarak iptal edip, 2 milyonun üzerindeki kamu çalışanını mağdur etmeye hakkı yoktur.” değerlendirmesinde bulundu.
Kararın toplu sözleşme özerkliğine de darbe vurduğunu savunan Kahveci, şunları kaydetti:
“Bu garabetin baş sorumlusu milyonlarca memurun mağduriyetine sebep olan, iptal başvurusunu yapan CHP ve onların akıl hocaları olan sözde sendikalar olmuştur. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrası, artık sendika üyesi memurların tamamı 537,93 lira yerine aylık 190,21 lira alacaklardır. Buna göre memurların haklarını savunduklarını iddia eden sözde sendikalar, CHP ve Anayasa Mahkemesi el ele vererek 2 milyon 18 bin 674 memuru, aylık 347,72 lira zarara uğratmıştır.”
“EK PROTOKOL İMZALANABİLİR” ÖNERİSİ
Toplu sözleşme ikramiyesi düzenlemesindeki temel amacın güçlü sendikacılık oluşturmak olduğunu ifade eden Kahveci, açıklamasında şu değerlendirmelere yer verdi: “Ancak yol tükenmiş değildir. Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı, 4688 sayılı kanunun 42’nci maddesi uyarınca Hazine ve Maliye Bakanlığı ve Kamu Personeli Danışma Kurulu’na temsilci gönderen konfederasyon temsilcilerini toplantıya çağırarak kamu personelinin en önemli konusu olan ‘toplu sözleşme ikramiyesi’ sorununu çözmek üzere ek bir protokol hazırlayabilir. Aileleriyle 10 milyonu bulan kamu çalışanları, toplu sözleşme ikramiyesinin yeniden düzenlenmesini ve yaşadığı 347 liralık zararın telafi edilmesini beklemektedir. Yetkililerimiz yeni bir düzenleme ile malum çevrelerin kötü niyetlerini boşa çıkarmalı, 2 milyonun üzerindeki kamu görevlisini bu garabet anlayıştan kurtarmalıdır.”
]]>Işıkhan, Türkiye Cumhuriyeti’nin, bu topraklarda hüküm sürdükçe gerek sınır içerisinde gerek de sınır dışında teröre, teröriste ve hıyanete geçit vermeyeceğini belirtti.
Işıkhan, terörle ve ona destek olan odaklarla mücadelelerinin köklerini kurutana kadar azim ve kararlılıkla devam edeceğini söyledi.
Türkiye’nin son yıllarda atlattığı badirelere rağmen her zaman büyüme ve kalkınma yolunda başarıyla ilerlediğini kaydeden Işıkhan, bu kalkınma sürecinin, çalışma hayatının tüm bileşenlerine de olumlu yansıdığını vurguladı.
Yeni asgari ücret miktarını geçen hafta karara bağladıklarını hatırlatan Işıkhan, enflasyon karşısında çalışanların yanında olma kararlılığını koruyarak asgari ücreti 11 bin 402 liradan 17 bin liraya yükselttiklerini kaydetti.
“Bu rakamla net asgari ücrete önceki döneme göre yüzde 49, önceki yıllara göre de kümülatif olarak yüzde 100 oranında artırmış olduk.” diyen Işıkhan, asgari ücretin 2002 yılına göre reel olarak 3,5 kat artış sağladığını vurguladı.
Aralık ayı enflasyon oranıyla memur ve memur emeklilerine de yüzde 49,25 artış yapılacağına işaret eden Işıkhan, “Bu süreçte bize liderlik eden Sayın Cumhurbaşkanı’mız olmak üzere sürece destek veren, katkı sağlayan tüm işçi ve işveren sendikalarımıza, kurumlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Bu vesileyle ortak akıl ve istişare anlayışımızı da pekiştirmiş olduk. Hükümet olarak, göreve geldiğimiz günden bu yana, konu ne olursa olsun her zaman ilgili taraflarla istişareden yana olduk, sosyal diyalog mekanizmalarını hassasiyetle işleten bir yönetim anlayışını benimsedik.” ifadelerini kullandı.
Vatandaşlara hizmet bilinciyle hareket ederken her alanda paydaşlarla hareket etmeyi, onların öneri ve eleştirilerini dikkate alarak yol almayı kendilerine düstur edindiklerini aktaran Işıkhan, “Bugün burada bir arada bulunmamız bu anlayışın açık bir tezahürüdür. Sendikacılık, sosyal dayanışmanın en büyük itici gücüdür. Memur sendikalarımız ise hiç kuşkusuz çalışma hayatımızın en önemli temsillerinden biridir. Kamu personel yönetimi alanında en önemli paydaşlarımız, önemli emekleri bulunan kamu görevlileri sendika ve konfederasyonlarıdır.” diye konuştu.
Bakanlık olarak her fırsatta sosyal paydaşlarla bir araya geldiklerini, istişare ve diyalog mekanizmalarını canlı tuttuklarını anlatan Işıkhan, şöyle devam etti:
“Bu anlayışla istişare mekanizmamızın olmazsa olmazı olarak gördüğümüz Üçlü Danışma Kurulunu uzun bir aradan sonra 20 Ekim’de yeniden topladık. Kamu Personeli Danışma Kurulumuzu yakın zamanda toplayarak kamu görevlilerimizle ilgili hususları görüştük. Ülkemizde kamu görevlileri sendikacılığı yakın bir geçmişe sahip olmasına rağmen bu konuda önemli adımlar atıldı. Bildiğiniz gibi kamu çalışanlarımıza sendika kurma hakkı 1995 yılında Anayasa değişikliği ile tanınmış, bu hakkın kullanımını düzenleyen yasa ise 2001 yılında yürürlüğe girmişti. Böylece memur sendikacılığı yasal bir zemine oturmuş oldu. O tarihten itibaren özellikle hükümetlerimiz döneminde kamu görevlileri sendikacılığında sendikalaşma oranı hep artan bir seyir izledi.”
2010 ANAYASA REFERANDUMU VURGUSU
Bakan Işıkhan, hükümet olarak elbette en büyük temennilerinin bu oranların çok daha yüksek seviyelere çıkması ve tüm kamu çalışanlarımızın sendikalaşması yönünde olduğunu söyledi.
“Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana özellikle kamu görevlileri sendikacılığında son derece önemli değişiklikleri hayata geçirildi.” diyen Işıkhan, bunlardan en önemlisinin şüphesiz kamu görevlilerinin mali ve sosyal hakları için toplu sözleşme imkanı sunan 2010 Anayasa referandumu olduğunu dile getirdi.
Kamu görevlilerine mali ve sosyal haklarının belirlenmesi sürecinde masaya oturarak taraf olma hakkı veren bu değişikliğin hem istişare kültürü hem de kamu sendikacılığı alanında oldukça önemli bir dönüm noktası olduğuna dikkati çeken Işıkhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“2012 yılında yürürlüğe giren yasa doğrultusunda toplam yedi toplu sözleşme gerçekleştirdik. Geçtiğimiz ağustosta ise bildiğiniz gibi 2024 ve 2025 yıllarını kapsayan kamu görevlilerimizin mali ve sosyal haklarını içeren 7. Dönem Sözleşme Görüşmeleri’ni gerçekleştirdik. Görüşmeler neticesinde alt hizmet kollarına yönelik ve Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararlarıyla kamu görevlilerinin geneline yönelik çok sayıda kazanım elde edildi. Bir kez daha tüm kamu camiamız adına hayırlı olmasını diliyorum. Cumhuriyet’imizin bir asrını geride bıraktığımız şu zaman diliminde geriye baktığımızda, tüm engellemelere rağmen ulaşılamaz olarak görülen hedeflerimize bir bir ulaştığımızı görüyoruz.
Özellikle hükümetlerimiz dönemini kapsayan son 21 yıl, hemen her alanda olduğu gibi kamu personel yönetiminde de özellikle geçmişin çözülemez denilen sorunlarını sosyal paydaşlarımızla birlikte çözüme kavuşturduğumuz bir dönem oldu.”
Hükümetin insan odaklı hizmet anlayışıyla Türkiye’de kamu dahil tüm hak ve özgürlüklerin teminatı, sorun odaklı değil, çözüm odaklı kamu politikalarının uygulayıcısı olduğunu belirten Işıkhan, kamu çalışanları için gelecekte yapacakları hizmetlerin en sağlam teminatının geçmişte yapmış oldukları reformlar olduğunu ifade etti.
Cumhuriyet’in ikinci asrının kamu personel rejimi başta olmak üzere ülkeyi ve milleti ilgilendiren her alanda yükseliş dönemi olacağına inandıklarını anlatan Işıkhan, “Bu süreci, Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından ortaya konulmuş olan Türkiye Yüzyılı vizyonuna yakışır şekilde Sayın Devlet Bahçeli’nin de çok büyük destekleriyle çalışmanın ve üretimin yüzyılı yapmak ortak hedefimizdir. Biz bugünlere işçisi, işvereni, memuru, yatırımcısı, üretimcisi ve girişimcisiyle, tıpkı bir cephede yardımlaşır gibi dayanışma, birlik ve beraberlik şuuru içerisinde hep birlikte geldik. İstikbalde de aynı ruhu korur, küresel arenada her bakımdan daha büyük ve daha güçlü Türkiye hedefi istikametindeki yürüyüşümüzü aynı kararlılıkla ve azimle sürdürürsek, Allah’ın izniyle dahili ve harici anlamda aşamayacağımıza hiçbir engelimiz olamaz.” diye konuştu.
Türk-İş olarak sendikalı, sendikasız ayrımı yapmadan tüm çalışanların haklarını korumak ve ileriye taşımak için çalışmalarını sürdürdüklerini anlatan Alemdar, bu kapsamda 2023’te geçici işçilerin çalışma sürelerinin uzatılması, kamu işçilerinin toplu iş sözleşmesinin imzalanması ve asgari ücrete ara zam yapılmasının da aralarında olduğu önemli çalışmalar yürüttüklerini anımsattı.
“Kadro bekleyen işçiler için mücadelemiz sürüyor”
Çalışma hayatındaki birçok kazanımın altında Türk-İş’in imzasının bulunduğunu ifade eden Alemdar, şöyle konuştu:
“Kamudaki taşeron işçilik önemli bir sorundu. Bu sorunun çözümü için sendikalar olarak büyük mücadele yürüttük. Bu sayede kamuda 700 binden fazla taşeron işçi kadroya alındı. Kadroya geçen işçilere yönelik yoğun bir emeklilik baskısı söz konusuydu, girişimlerimizle zorunlu emeklilik uygulamasının kaldırılmasını sağladık. Bununla birlikte, büyük bölümü Milli Eğitim Bakanlığında olmak üzere kamuda bir yılda 10 ay çalıştırılıp 2 ay boşta kalan geçici statüde 50 bine yakın işçi vardı. Yoğun ve yorucu uğraşlarımız sonucu, bu işçilerimizin çalışma süresi 11 ay 29 güne çıkarıldı.”
“ADALETSİZ VERGİ DÜZENİ KAZANIMLARI ALIP GÖTÜRÜYOR”
Türk-İş Genel Başkan Yardımcısı Eyüp Alemdar, tüm çalışma ve kazanımlara rağmen çalışma hayatının çözüm bekleyen önemli sorunlarının olduğunu, kendilerini 2024’te yoğun bir gündemin beklediğini dile getirdi.
Yeni yılda çözüme kavuşturulması gereken öncelikli sorunun çalışanların maruz kaldığı yüksek gelir vergisi kesintileri olduğuna dikkati çeken Alemdar, şöyle devam etti:
“Milyonlarca çalışan büyük bir gelir vergisi adaletsizliğinin mağduru. Biz toplu iş sözleşmelerinde ne kadar yüksek oranda artış sağlarsak sağlayalım, adaletsiz vergi düzeni kazanımlarımızı alıp götürüyor. 2003’te vergi matrahı asgari ücretin 16,34 katıyken, bugün bu oran 4,95’e düşmüş durumda. Bu durum, çalışanların ağır bir vergi yükü altında ezilmesine neden oluyor. Türk-İş olarak, 2024 yılında birinci gündem maddemiz vergide adaletin sağlanması olacak. İşçiler, kıdem tazminatı konusunda bir bütün olarak nasıl kararlı duruş sergileyerek sonuç aldıysa, vergi adaleti konusunda da aynı kararlı duruşu sergilemeli ve mutlaka adil bir sonuca ulaşmalıdır.”
“EK PROTOKOL İÇİN GİRİŞİMLERİMİZ OLACAK”
Eyüp Alemdar, yeni yılda önemli diğer bir gündemlerinin kamuda kadro bekleyen taşeron işçiler olduğunu, 2018’de 700 bin kişinin kadroya alınmasına rağmen kamuda taşeron işçilik sorununun sürdüğünü aktardı.
Kamuda kadro düzenlemesinin dışında kalan farklı kurum ve kuruluşlarda 90 bine yakın taşeron işçi bulunduğuna işaret eden Alemdar, çalışanların da kadroya kavuşması için mücadelelerini sürdüreceklerini vurguladı.
Alemdar, 700 bin kamu işçisini kapsayan Kamu Toplu İş Sözleşmesi Çerçeve Anlaşma Protokolü gereği imzalanan ancak yürürlük tarihleri farklı olan toplu iş sözleşmelerindeki enflasyon farkından doğan ücret dengesizliklerinin giderilmesi için 2024’te ek protokol yapılması için girişimlerinin olacağını da bildirdi.
“AVM’LERDEKİ ÖRGÜTLENME ATILIMI DEVAM EDECEK”
Eyüp Alemdar, sendika olarak günün şartlarına uygun olarak değişim ve dönüşümü sağlayıp örgütlenme çalışmalarına hız verdiklerinin altını çizerek şunları kaydetti:
“İş kolunda birçok ilkin altında imzası olan Koop-İş Sendikamız, yeni dönemde de başarılarını sürdürecek. Sendikamızın geçtiğimiz yıllarda AVM’lerde başlattığı örgütlenme atılımı yeni yılda da devam edecek. IKEA, H&M, Metro Gross, Adidas, Nike, Puma gibi dünya devi şirketlerin yanı sıra Yalı Spor ve Expedia’da çalışanları sendika güvencesine kavuşturup başarılı sözleşmelere imza atan sendikamız, 2024’te yeni hedeflerle büyümesini sürdürecek.”
]]>