Şimdi – Fox Haber https://www.foxtvhaber.com.tr Thu, 18 Jul 2024 02:00:05 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Nuran Yıldız yazdı: Bu vatana aşkla bağlı olanlara selam olsun! https://www.foxtvhaber.com.tr/nuran-yildiz-yazdi-bu-vatana-askla-bagli-olanlara-selam-olsun/ https://www.foxtvhaber.com.tr/nuran-yildiz-yazdi-bu-vatana-askla-bagli-olanlara-selam-olsun/#respond Thu, 18 Jul 2024 02:00:05 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=15771 SüperHaber yazarı Nuran Yıldız köşe yazısında nisan 2007’den başlayarak 15 Temmuz’a uzanan hikayesinden kesitler sunarak tarihi günün önemini vurguladı. 

Yıldız’ın köşe yazısı şu şekilde: 

15 Temmuz’da, ülkemizin uçurumun kenarından çekip alınması bir kahramanlık hikayesidir. Ve fakat, ülkece uçuruma doğru sürüklenirken hepimizin kişisel hikâyeleri var, çoğumuzunki dram.

Size kendi yaşadıklarımın özetini anlatacağım. Uzun ama yine de eksik bir yazıya hazır mısınız?

Deneyimli bir gazeteci dostum bana, “Kassandra” lakabını taktı, birkaç köşe yazısında da nedenini anlattı. Kassandra, olacakları önceden bilen ama buna kimseyi inandıramamakla cezalandırılmış mitolojik karakterdi.

Halbuki üstün bir yeteneğim yok. İki şeyim var; birbirleriyle ilgisiz gibi görünen parçaları birleştirerek puzzle yapmak ve birleştirmek için akademik bilgiyi kullanmak.

Bu bir alışkanlık. Size ilgisiz gelen parça, bana bir şey anlatır.

Anlatmaya başlayayım.

Nisan 2007’de, Sabah gazetesinde çok okunan bir köşem vardı. Fatih Altaylı’nın iki sütun 10 cm olarak başlattığı yazılarım, gördüğü ilgiden neredeyse tam sayfaya yaklaşmıştı.

TMSF Sabah’a el koyunca, Fatih Altaylı yayın yönetmenliğinden istifa etti, yerine gelen ve şimdi kaçak olan Ergun Babahan’ın ilk işi, yazılarıma son vermek oldu.

Odamı topladığımı gören Yavuz Donat, “Olmaz öyle şey, sen çok okunuyorsun” isyanıyla Babahan’ı aradı. “Benim değil, TMSF’nin gazeteye atadığı yeni yönetim kurulunun kararı” cevabını aldı.

Suçu attığı yönetim kurulunun başkanı Mehmet Akif Yaşın o sırada beni aradı, “Böyle bir karar söz konusu değil, Babahan yalan söylüyor, lütfen gazetede yazmaya devam edin” dedi, Fatih Altaylı şahit.

Bana göre yayın yönetmenin istemediği yerde, köşe yazarı çalışamazdı, kendisine teşekkür ettim ve Sabah defterini kapattım.

Aynı günlerde Taraf gazetesi yayına başlamıştı. Olabilirdi, her yeni gazete, işsiz gazeteci sayısının azalması demekti.

Ve fakat Taraf’a, basın tarihinde hep tuhaf rolleri olan Çetin Altan’ın, romancı oğlu Ahmet Altan yayın yönetmeni olmuştu. Ne alâkaydı?

Türkiye’de gazeteci yokmuş gibi, yazı işleri müdürü olarak Yasemin Çongar ABD’den getirilmişti. Garipti. İşkillenmeye yeterdi.

Sanki ülkede benden başka işkillenen yokmuş gibi (ki yokmuş), Habertürk’te bu konuya dikkat çekmiş, adrese teslim, “Hain Kadınlar” başlığıyla şu yazıyı yazmıştım:

“Hep derim ya, ben kadınlardan korkarım. Hain erkekler ortada dururlarken öylece, hain kadınlar küçücük bedenlerinin içine gizleyebilirler hainliklerini. O küçücük cüsseden beklemezsiniz o büyüklükte kötülükleri.

Zaten en büyük avantajları da mini minnacık oluşlarıdır. O yüzden bakın tarihe, büyük toplumların, büyük adamların sonunu getiren hain kadınlardır çoğu zaman…

Küçücük hain kadınlar… Hırslı kadınlar… Ruhları çürük kadınlar… Korkmalı onlardan.

Sızıverirler incecik yapılarıyla içinize. Sizi satarlar, ülkelerini satarlar…

Bilmem anlatabildim mi sevgili okur?”

Yazının tarihi 16 Ekim 2008! Ülkem henüz FETÖ konusunda uykudayken. O yazıyla, medyada saldırılar başladı, “İlker Başbuğ’un danışmanı Nuran Yıldız, Yasemin Çongar’ı vatanı satmakla suçladı” haberleri yayıldı.

Başbuğ’u tanıyordum, arada sohbet ederdik ama danışmanı değildim. TSK danışmanlığımı istemiş, ancak nedense olmamıştı.

O yazımdan bir süre sonra, en çok okunan yazarlarından biri olduğum halde, Habertürk’teki yazılarıma son verildi.

O sıralar, Türk ordusunun iletişimini Pentagon’la kıyaslamalı analiz ettiğim, bu konudaki ilk akademik çalışma olan “Tanklar ve Sözcükler” kitabımla ilgili Vatan gazetesine röportaj vermiştim. Röportajı yapan bir arkadaşımdı, artık değil.

Arkadaşım da olsalar gazetecilere güvenmediğimden, röportajı baskıdan önce görmek istedim. Gördüm de.

Ertesi gün röportaj “TSK’nın danışmanı Nuran Yıldız” alt başlığıyla çıktı. Gece bana gönderilen halinde bu ifade yoktu.

Muhabir arkadaş “Bunu ben eklemedim” dedi. Yayın yönetmeni Tayfun Devecioğlu’nu aradım, “Hocam yazı Ankara’dan öyle geldi. İstanbul’da bunu ekleyecek kapasitede biri yok” dedi.

TSK düşmanlarına hedef gösterilmiştim. İtibarsızlaştırma saldırıları arttı.

Kim ekledi ya da ekletti, o kısım halâ karanlık.

Sene 2010. Entelektüel bir tartışma ortamı olarak ilgi gören Radikal gazetesinde, “yetmez ama evet”çi İsmet Berkan’ın yerine (şimdi kaçak, Londra’da) Eyüp Can’ın yayın yönetmeni olmasıyla tuhaf değişiklikler olmaya, köşe yazıları, haberler Türkiye karşıtlığı kokmaya başlamıştı.

Tüm vatanseverler gibi, benim hakkımda da yalan haberler yapıyorlar, Eyüp Can’ı arayıp söylesem bile değişen bir şey olmuyordu.

Aynı günlerde Oda Tv’de, ülkedeki tuhaflıkların altını çizen, dolayısıyla birilerini rahatsız eden yazılar yazıyordum.

Yine bu dönemde, ne hikmetse, Eyüp Can’ın eşi Elif Şafak durmadan “çok satanlar” listesine giriyordu.

Ne tesadüfse artık aynı günlerde ülkemde, Türk askerini beceriksiz gösteren “Kurtlar Vadisi” büyük ilgi görüyordu!

Bitmedi. “Tanklar ve Sözcükler” kitabımdaki cümleleri bağlamından kopararak, olmayan cümleleri varmış gibi göstererek Aktüel dergisinde kitabı ve beni karalayan analiz yazdılar. Yazanlar kaçak şimdi.

Önce tutuklanıp sonra serbest bırakılan Nazlı Ilıcak, o uyduruk analizlerin ekranlardaki sözcüsü oldu. “Bu kadın var ya bu kadın” diyerek bana iftiralar atıyordu.

Aradım, “O analiz doğru değil, siz kitabı okudunuz mu” dedim ama o, bildiğini yapmaya devam etti.

15 Temmuz’a giden süreçte büyük suç ve günahları olan Ilıcak, şimdi serbest.

Ergenekon, Balyoz kumpasları sürerken. Şimdilerde milyonluk takipçisi olan, o günlerde ise Gülen’in dizinin dibinden ayrılmayan eski bir İLEF’li televizyoncu, Radikal’de “İlker Başbuğ ve Nuran Yıldız” tutuklanacak yazdı.

Hatırlayacaksınız, tutuklanacak kişilerin ismi FETÖ’cü gazeteciler aracılığıyla önce medyaya servis ediliyor, ardından tutuklamalar geliyordu.

Doğan Şentürk gibi güya arkadaşım olan gazeteciler, yönettikleri televizyonlarda tutuklanacağımı, ana haberlere taşıdılar. Sonra hiç sıkılmadan “haberim olmadı” dedi FOX’u yöneten Şentürk, söylediği doğru değildi. (FETÖ’nün palazlanma sürecinde masum medya neredeyse yoktur.)

Haberi izleyen konu komşu hasta annemi aradı, “Nuran tutuklanmış öyle mi” dediler. Parkinson olan annemin hastalığı, bir haftada bir yıllık ilerledi.

Nereye gittiysem oradan, anneme telefonda sesleri dinlettim, kuşlar, trafik vs. tutuklanmadığımı kanıtlamak için uğraştım.

İçinde kitap, pijama, çarşaf, havlu, ağrı kesiciyle çantam hazır, her sabah saat 5’te, tutuklamaya gelecek polis araçları bekledik pencerede.

Evimde hep birileri kaldı, polisler bulacakları delilleri yanlarında getirdikleri için, o sırada yalnız olmamam lazımdı.

“Neden tutuklanacağımı hiç bilmiyorum, ben yanlış bir çizgi bile çizmem” dedim, avukatım Şahin Mengü’ye.

“Seninle ilgisi yok zaten” dedi, “Başbuğ’u tutuklayacaklar, yolu döşüyorlar.”

O zor süreçte, hiç ama hiç kimse arayıp sormadı. Ne tanıdığım siyasetçiler, ne dost bildiğim insanlar. Derim o zaman kalınlaştı.

Eyvallahsızlığım o günlerin mirası.

FETÖ’nün hedefindeki Org. Başbuğ, basın toplantısı düzenleyerek boş bir lav silahı gösterdi. Herkesle birlikte “ne gereği var” şaşkınlığıyla izlediğim basın toplantısını, benim organize ettiğimi yaydılar.

Çok sonra öğrendik ki o toplantının fikrini veren, şu an halâ birçok devlet kurumuna danışmanlık yapan eskimiş bir iletişim danışmanı idi.

Şimdilerde. Habertürk başta olmak üzere televizyonların vazgeçilmezi, adı lazım değil bir gazeteci bozuntusu, o günlerde FETÖ’nün sağlam neferiydi, hakkımda asılsız yazılar yazıyordu.

O yazılardan birine kızıp, dostum Erol Olçok’u aramıştım. Gece çalışıp gündüz geç kalktığı için, öğleye doğru uykulu bir sesle, “Tam 7 kez aramışsın. Bu senin tarzın değil, ne oldu, üçüncü dünya savaşı mı çıktı?” demişti.

Konuyu anlatınca “Boş versene, adam hasta” demişti. Adam hasta ama halâ ekranlarda yorum yapıyor!

O günlerde, FETÖ’nin kullanışlı neferi karı koca da (boşandılar mı ne) ekranlardan, vatansever herkese saldırıyorlardı. Şimdilerde sanki hiç suçları yokmuş gibi utanmadan, ekranlarda boy göstermeye devam ediyorlar.

Gerçekten de bu ülkede, ne yaparlarsa yapsınlar bazı tiplere hiçbir şey olmuyor.

Ülkenin uçurumun kıyısına doğru sürüklendiği o süreçte, durumun farkında olan, uyarıda bulunan herkes ağır faturalar ödedi, ödedik.

Ruhlarımız yaralandı, sevdiklerimizi kaybettik.

Sürecin günahı kolay kolay temizlenmez. Aldatıldığınızı söyleyerek uyarıda bulunanları düşmanlaştırmalarına, itibarsızlaştırmalarına göz yumulması günahı kat be kat katlıyor çünkü.

Ve. 15 Temmuz gecesi. Yazlıkta akşam yemeği yerken telefonum çaldı. Telefondaki iş adamı “Darbe oluyor” dedi, “dalga mı geçiyorsun” dedim. Sesindeki panik inanmama yeterdi, “sana Kassandra diyorlar, sence ne olur bu işin sonu” sorusuna verdiğim cevabı, çok sonra bana hatırlattı: “Bu devletin kendini koruma refleksine güvenmek zorundayız.”

Bir saat kadar sonra, işkence misali o telefon tekrar çaldı, açmasaydım iyiydi ama açtım, “Erol’u öldürdüler” dedi karşımdaki ses.

“Mümkün değil” dedim, “Erol Olçok ölmez.” O hayat dolu adam mümkün değildi, ölmezdi.

Ağladım. Ağladım. Dost kaybetmişler varsa, onlar beni anlayacaktır.

Geriye doğru bakınca, her şeyin Pentagon’un davetini reddetmemle başladığını görüyorum.

“Tanklar ve Sözcükler” basıldıktan sonra, 2007’de, beni Pentagon’a davet ettiklerinde, kitabımı İngilizceye çevirmeyi teklif ettiklerinde kabul etseydim, başıma bunların hiçbiri gelmeyecek, en çok okunan, en çok tanınan, paylaşılamayan kişi olacaktım.

O daveti reddetmek, o olanakları elimin tersiyle itmek, benim gibi bu vatana aşkla bağlı olanlar için bir onur meselesiydi.

15 Temmuz’u doğru anlamak gerek.

Bu vatana çıkarla değil, aşkla bağlı olanlara selam olsun.

Not: Yazıyı sonuna kadar okuduysanız ne mutlu bana. Ki daha çok eksik.

KAYNAK: SÜPERHABER
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/nuran-yildiz-yazdi-bu-vatana-askla-bagli-olanlara-selam-olsun/feed/ 0
Bakan Tekin’den Fransız okulları iddialarına cevap: Ahlaksızca bir yalan bu https://www.foxtvhaber.com.tr/bakan-tekinden-fransiz-okullari-iddialarina-cevap-ahlaksizca-bir-yalan-bu/ https://www.foxtvhaber.com.tr/bakan-tekinden-fransiz-okullari-iddialarina-cevap-ahlaksizca-bir-yalan-bu/#respond Sun, 14 Jul 2024 00:36:05 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=15372 AK Parti Erzurum İl Başkanlığı “Genişletilmiş İl Danışma Meclisi Toplantısı” Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun katılımı ile yapıldı.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, toplantıda yaptığı konuşmada, “Cumhurbaşkanımızın dediği gibi bizlere Erzurumlu dadaşların, yol arkadaşı ettiği için şükrediyoruz dedik. Gerçekten biz de sizlere müteşekkiriz, sağ olasınız, var olasınız. Erzurum bize her zaman güç vermiş.” diye konuştu.

BAKAN TEKİN’DEN SERT TEPKİ!

Daha sonra söz alan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin hem kamuoyunda yapılan eleştirilere cevap verdi hem de yen “Yeni Maarif Modeli” ile ilgili açıklamalarda bulundu.

FRANSIZ OKULLARI MESELESİ

“Bugünlerde kamuoyunda benimle ilgili şahsım üzerinde çok fazla tartışma var” diyen Bakan Tekin, “Ben sizden daha önce de istemiştim. Bizim yapacağımız şeyler muhalefetin birilerinin bazı çevrelerin hoşuna gitmeyecek. Ve beni çok eleştirecekler. Bana sahip çıkacak mısınız diye” diye sordu.

Bakan Tekin salondan gelen alkışlar üzerine hemşerilerine ve teşkilat mensuplarına teşekkür etti.

Bakan tekin açıklamasını şöyle sürdürdü; “Bunlardan bir tanesi özellikle bugün sabahtan medyada görmüşsünüzdür. Saçma sapan bir eleştiri var. Ve iki Fransız okuluyla ilgili, enteresan bir kitle var. Yalan yanlış şeyleri uyduruyorlar ve yazıyorlar. Mevzunun aslını burada onu bir açıklamam lazım. Çünkü benim açımdan önemli. Cumhuriyet’le beraber Lozan Anlaşması’nı imzaladık. Ve Lozan Anlaşması’nda cumhuriyetimizin kurucu kadrolarımızın altına imza attığı Türkiye’de yabancı okullarımız var. On iki tane yabancı okul var. Fransız okulları var. Alman okulları var. İtalyan okulu. Bunlara bir Lozan’da davet ettiğimiz, hiçbir problem çıkartmıyoruz. Onlarla ilgili hiçbir sıkıntımız da yok. Fakat enteresan bir biçimde Fransa bu mektuplarda da olmayan sadece müstemleke ülkelerine yakışan şekilde davranarak Türkiye’de iki tane daha okul açmışlar. Okul burada söylemeyeyim. İki tane okul açmışlar ve bu okula da açarken de biz buraya Fransızları alacağız sadece demiş olmalarına rağmen. Şu an öğrenci sayısı yüzde doksan oranında Türk vatandaşı. Hangi Türk vatandaşları olduğunu tahmin ediyoruz. Yani Fransız okulunda çocuğunu gönderen Türk vatandaşı. Biz çocuklar, bir bizim sistemimizde legal ve on iki yıllık zorunlu eğitim uygulamakla mükellefiz. Dolayısıyla o çok okula giden bir Türk vatandaşı eğer bende kaydı yoksa ben o çocuğu okullaştırmadığım için görevimi yapmıyorum demektir. Ben şimdi diyorum çocuklar nerede? Okulda. Hangi okulda? Bizim kaydımızda yok. Nereye gidiyorlar? O iki Fransız okuluna. Resmi olmadığı için bu çocuklar okullaşmamış gözüküyorlar. Şimdi diyorum ki Fransızlara büyükelçiye söyledim. Ya bu yaptığınız doğru değil. Ben müsteşarken yazmıştım yazıyı. Oyaladılar bizi. Ya evet haklısınız. İşte okula almıyorlar. Okula müfettiş gönderiyoruz. Öğrenci var mı diye bakalım diye almıyorlar. Şimdi siz bir denetleyemezsiniz diyorlar Sonra çocuklar mezun oluyorlar, oradan mezun çocuk. Diplomasının, denkliğini bize getiriyor. Yani vatandaşla beni karşı karşıya getiriyor. Yetmedi bu çocuklar ayrıcalıklı bir pozisyonda YÖS sınavlarına giriyorlar, yabancı öğrenciler için yaptığımız yüksek öğretim kurumu sınavlarına giriyorlar. Yani bir kerede adaletsizlik var orada. Şimdi diyoruz ki bunlara, gelin konuşalım. İşte geliriz, yarın geleceğiz, öbür gün geleceğiz. İşte şöyle oldu. Büyükelçiyi davet ettik. Geldi. İlk fırsatta çözeceğiz. Ne zaman konuştuk bunu Aralık ayında? İlk fırsatta çözeceğiz demesinin üzerinden yedi sekizinci ay geçti. Hala lütfedip bizi muhatap almıyorlar. Ben de diyorum ki ya kardeşim bak biz müşterideki sömürge sömürdüğünüz ülkeler gibi değiliz. Biz bağımsız ve milli bir devletiz dolayısıyla bizim literatürümüze göre burada eğitim vermek istiyorsanız bizim şartlarımıza göre hareket edeceksiniz. Gelin bu okulları meşru hale getirelim. Bunun karşılığında da sizden biz de Fransa’daki Türk vatandaşları için bazı taleplerimiz olacak. Sen benim oradaki vatandaşlarımızın taleplerini engelle kafana göre hareket et. Ondan sonra da biz resmi yazı gönderdik. Şimdi de büyük köşe yazarlarına yazılar yazdırıyorlar. Öyle saçma sapan bir yazı yazmış ki mesela çok büyük bir gazeteci diyor ki ‘Milli Eğitim Bakanı bu okullarda din kültürü dersi veremediği için okulları kapatıyor’. Ahlaksızlık yapmayın. Gerçekten ahlaksızca bir yalan bu. Şimdi şu vesileyle ben bağımsız Türkiye Cumhuriyeti devletinin ulusal ve uluslararası hukuku korumak adına sorumlu davranan bir Milli Eğitim Bakanı olarak bu okulların biz gerekli adımları attık. Bizim şartlarımıza gelirlerse hayatlarına devam ederler. Gelmezlerse de paşa gönülleri bilir. Biz de gerekli hukuki prosedürü takip ederiz. Bunu da bu vesileyle paylaşmış olayım” diye konuştu.

ATTIĞIMIZ HER ADIMI İSTİŞARE EDEREK ATIYORUZ

Özellikle siyaset mekanizması içerisinde uyum ve birlikte çalışmanın çok önemli olduğunu, daha önce bakan yardımcılığı, müsteşarlık gibi görevleri yaparken gördüğünü ifade eden Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, “İldeki siyaset milletvekilleri arasında, belediye başkanı, il başkanı arasında uyumlu olmadığı illerde iller gerçekten kayıplarla karşı karşıya kalıyorlar. İstedikleri şeyleri yapamıyorlar. Zaman kaybediyorlar İstenilen yatırımları, hizmetleri alamıyorlar. Böyle bir sıkıntıyla karşı karşıya kalıyordu. Ben aslında ilk bakanlığa başladığımda en büyük endişelerimden bir tanesi buydu. Fakat bakanlığa başladıktan sonra ilk toplantımızdan itibaren beni aralarında kabul ettiler. Aralarındaki uyumlu ne kadar güçlü olduğunu gördüm. Attığımız her adımı birlikte atıyoruz. Attığımız her adımı birlikte istişare ederek konuşarak atıyoruz. Nitekim buradaki toplantı başlamadan önce öğretmen evinde Erzurum’la alakalı bir konuda ortak karar almak, ortak bir karar üzerine yürümek üzerine istişaremizi yaptık. Ben bu uyumu sağlamamıza vesile olan başta il başkanımız olmak üzere Büyükşehir Belediye Başkanımıza, milletvekillerimize huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Erzurum’daki öğretmenevini bir kere farklı bir statüye kazandırmak lazım. Onu inşallah bir aksilik olmazsa büyükşehir belediye başkanımız da arsa üzerinde üreteceği formülle beraber Erzurum’a üç yüz yataklı yeni bir öğretmenin kazandırmak istiyorum” dedi.

İSTİŞARE KÜLTÜRÜ BİZİM İÇİN ÖNEMLİ

13 yaşından beri siyasetin içinde olduğunu söyleyen Bakan Tekin, “13 yaşında afiş asarak başlamıştım. Siyasi mücadeleye ondan sonraki her seçim döneminde değişik şekillerde siyasetin içerisinde olacağız. O tarihlerde bizim yürüttüğümüz siyasi mücadeleyi siyaset içinde yürüttüğümüz etik mücadeleyi ve liderimize bağlılık, ölümüne bağlı düzeni yürüttüğümüz siyaseti eleştirenler görenler bugün saygı göstermek durumunda kaldılar. Çünkü biz bu duygularla bu düşüncelerle ve bu heyecanla iktidara geldik. İktidarı korumamız da aynı ahlaki ilkelere, aynı heyecana ve aynı motivasyona sahip olmakla olabilir. Fakat önemli bir nokta daha var. Yaptığımız şey istişareyle uyumla, vicdani muhasebeyle beraber yaptıysak, yola çıktıysak, çıktığımız yoldan bizi asla kimse döndüremez. Yani kınayanların kınamasından korkmadan üzerinize gelenlerin eleştirilerine aldırmadan doğru bildiğiniz yolda devam edeceksiniz. Biz de AK kadro olarak bu ülkeye, bu millete hizmet etmek Cumhurbaşkanımızın çizdiği çerçevede yürümek için hiçbir kınayıcısının kınamasından korkmadan yola devam edecek büyük bir aileyiz. Ben bu ailenin bütün fertlerine huzurlarını bir kez daha teşekkür ediyorum. Allah hepsinden razı olsun” diye konuştu.

BUGÜN ELEŞTİRENLER O GÜN DE ELEŞTİRİYORDU

15 Temmuz sürecinin öncesinde Türkiye’de 12-13 yılı içerisinde kendisini eleştiren kişiler ile bugün yaptığı şeylerden dolayı eleştirenlerin aynı olduğunu, sürekli kendisini hedef aldığını belirterek, “Çünkü ben diyordum ki, ülkemizin üzerine çöreklenen yurt dışından beslenen fonlanan projesi ve yol haritası çizilen bir yapı var. Beklenen yurt dışından beslenen, yurt dışından sonlanan, yurt dışından projesi ve yol haritası çizilen bir hareket var. Bir yapı var. Bu yapı bu ülkenin bağımsızlığı, bu ülkenin milli devlet olma vasfıyla problemi var. Bizi birilerinin sömürgesi yapmak isteyen birilerinin arka bahçesi yapmak isteyen bir yapı var. Bu yapıyla mücadele etmemiz gerekir diyordum ben. Bugün beni eleştirenler o gün de eleştiriyorlardı. Daha bugün buraya gelmeden ben, hafta içerisinde baktım. 17-25 Aralık sürecinden önce dershane kavgasında, benim yaptıklarımı kimler eleştirmiş ve hangi dili kullanarak eleştirmiş diye baktım. Ne tuhaf değil mi? Şu an beni eleştirenler o günde beni eleştirmişler. O gün doğru yolda olduğumuzu sonradan fark ettiler. Bugün de doğru yolda olduğumuzu fark edecekler. Çünkü biz yaptığımız bütün işleri istişare ile yapıyoruz” dedi.

MİLLİ EĞİTİMDE ÇAĞ ATLADIK

Bakan Tekin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önderliğinde Türkiye’de her alanda devrim niteliğinde işler yapıldığını ifade ederek, “Şu an Türkiye’de ortaokul düzeyindeki, ortaokul üstü düzeydeki bütün okullarımızda siber optik olanlar var. Normal ağ bağlantısı olanlar var. Bütün okullarımızda internet bağlantısı var. Bütün okullarımızdaki internet bağlantısının faturasını bakanlık olarak biz ödüyoruz. Bakın bu bedava değil. Biz bunun faturasını ödüyoruz Yüz milyonlarca lira internet faturası ödüyoruz her ay. Yetmedi yaklaşık yedi yüz bine yakın dersliğimizde akılı tahtalar var. Peki bu akıllı tahtalarda ne yapıyor çocuklar? Akıllı tahtalarla ne yapıyorlar biliyor musunuz? Büyük Türkiye değişik bölgelerindeki öğretmenlerimizin uygulamalarını dünyanın değişik ülkelerindeki iyi uygulamaları bizim bakanlıktan oluşturduğumuz elektronik içerikleri EBA dediğimiz bir yatırım eğitim portalı var. O portal üzerinden öğretmenimiz istediği zaman çocuğa görsel film, müzik ya da uygulama biçiminde oradan gösteriyor. Eğitim öğretim dışı bahsettiğim rakamı dünyanın hiçbir ülkesinde yok arkadaşlar. Anlattığımız zaman başka ülkelerdeki muadillerimiz bize bu anlamda takdir ediyorlar” dedi.

YENİ MAARİF MODELİNE YAPILAN ELEŞTİRİLER

Yeni maarif modeli ile ilgili olarak yapılan eleştirilere de cevap veren Bakan Tekin, “Bunu ekranlarda çokça anlattım. Ne yapmaya çalıştık? Yapmaya çalıştığımız şey şu arkadaşlar. Dünya değişti. Biz çocuklarımıza bundan otuz sene, kırk sene önceki gibi mantıkla eğitim vermeye devam etmeli miyiz? Yoksa dünyanın şartlarına ayak uydurmak zorunda mıyız? Şimdi uluslararası raporlara bakıyorum. Bizim eğitim sistemimizi eleştiriyorlar. Neyle eleştiriyorlar? Diyorlar ki siz bu çocuklara çok aşırı derecede bilgi yüklüyorsunuz hatta sistemleri çok örnek gösterilen birçok batı ülkesiyle kıyaslandığında onların iki katı kadar bizim on iki yıllık eğitimde çocuklara bilgi yüklüyoruz. Şimdi bu pedagojik değil. Bu çocuklarımızın pozisyonlarına aldık Uygun değil. Ben diyorum ki biz bunu azaltalım. Bir bunu söylüyorum. İki, diyorum ki çocukların artık bilgi, çocuklara bilgi yüklemek değil. Dünyada eğitim çocuğa verdiğim bilgiyi çocuk gündelik hayatta kullanabiliyor mu? Kullanamıyor mu Buna bakmamız lazım. Dünya buna bakıyor. Ben diyorum ki biz de sistemimizi buna göre değiştirelim. Programda yaptığımız değişiklik özü bu. Buna ilave bir şey daha ekledik. Dedik ki bir de bu çocuklarımız dünyada yaygınlaşan bir sürü sapkın var. Dünyada çocuklar yoldan çıkıyor, aile hayatından tutun, vatanseverlik, ahlak, merhamet ve benzin bir sürü değerleri çocukları kaybediyorlar. Ben bu çocuklar bu ülkenin asgari müşterek milli ve manevi değerlerine sahip çıksın sahip çıkacak, içinde yetişsin istiyorum. O yüzden sisteme bir de vurmayın. Tek tek sana gelip diyorlar ki çocuklarımız işte şöyle yetişiyor. Tamam müfredata koyacağız, düzelteceğiz. Dolayısıyla bizim müfredat bir. Çağın gereklerine uygun bir, mantıkla, teknikle hazırlandı ve çağın gerektiğine uygun bir içerikle hazırlandı. İki yerli ve milli bir bakış açısıyla hazırlandı. Bu değerleri verecek şekilde hazırlanıyor. Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi mensupları benimle ilgili ve programla ilgili eleştiriler var. Diyorlar ki laiklik ilkesine aykırı. Ben de diyorum ki ben siyaset bilimciyim. Laiklik ilkesine falan aykırı değil. Ama CHP’nin bana dayatmaya çalıştığı laiklik tanımıyla bağdaşmıyor. Bu doğrudur. Ben söylemler üzerine konuşmuyorum. Ben uygulamalar üzerine konuşuyorum. CHP’nin laiklikten anladığı şey şu. Bin dokuz yüz kırklı yıllarda burada annesinden, babasından dinleyen vardır. Camileri yasaklayan, Kur’an kurslarını yasaklayan kimdir? CHP. Peki neyi yargıla yasakladı? Yasakladı. Şimdi CHP’li laiklik anlayışıyla benimkinin aynı olması mümkün mü? Dolayısıyla ben diyorum ki sizin laiklik anlayışınız. Başka benim laiklik anlayışım var Bu bir. İki. Yirmi sekiz Şubat’ta başörtülü üniversite öğrencilerinin ikna odalarını alıp başlarını açmak için ikna etmeye çalışanlar bunu ne için yapıyorlardı arkadaşlar laiklik ilkesi için. Peki onların laiklik ilkesiyle benim anladığım laiklik örtüşür mü? Hayır. Dolayısıyla ben anlaşamam onlarla.”

Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen danışma Meclisi toplantısına Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun yanı sıra Gıda, Tarım ve Hayvancılık Eski Bakanı AK Parti Artvin milletvekili Faruk Çelik, AK Parti Erzurum Milletvekilleri Selami Altınok, Fatma Öncü, Mehmet Emin Öz, Abdurrahim Fırat, Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, İl Başkanı İbrahim Küçükoğlu, İlçe Belediye Başkanları ve teşkilat mensupları katıldı.

]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/bakan-tekinden-fransiz-okullari-iddialarina-cevap-ahlaksizca-bir-yalan-bu/feed/ 0