Haber7 – ÖZEL
Sosyal medyada bazı büyük şirketlerin vergi ödemediği veya düşük oranda vergi ödediğine dair iddialar gündemde geniş yankı uyandırdı. Şirketlerin vergi ödemediğine dair yer alan iddialarda özellikle son üç yıldır ödenmediğine ilişkin ibareler dikkat çekti.
Konuyla ilgili Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın X hesabından yapılan açıklamada, Vergi Denetim Kurulunun risk analiz sistemi üzerinden yaptığı tespitler neticesinde, 2 bin 815 büyük mükellefin halihazırda toplam yüzde 27’si nezdinde vergi incelemelerine devam edildiğini bildirdi.
Öte yandan vergi ve sosyal güvenlik alanına ilişkin düzenlemeler içeren kanun teklifi TBMM Genel Kurulunda kabul edildi.
Kayıt dışı para ile mücadelenin devam ettiğini her fırsatta ve atılan her adımda belli eden ekonomi yönetimi vergide adaleti arttırmaya yönelik çalışmalarına devam ettiklerinin altını çizdi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Kayıt dışılıkla mücadelemiz hız kesmiyor. Gelir beyan etmediği halde yüksek harcaması olan mükelleflere yönelik denetimleri yoğunlaştırıyoruz. Vergide adaleti artırmaya yönelik uygulamalarımız devam edecek.” ifadelerini kullandı.
Büyük firmaların olduğu birçok mükellefin vergi ödemediği iddialarına ilişkin konuyu Vergi Uzmanı İsmail Vefa Ak, Haber7’ye değerlendirdi. İddiaların yetersiz olduğunu ve vergi konusunun oldukça hassas olduğunu vurgulayan İsmail Vefa Ak, ekonomi yönetiminin bu konuda sıkı politika uyguladığının altını çizdi.
VERGİ TARTIŞMALARINDA ‘SİYASİ’ ALGI
Vergi hususunun toplumda önemli ve hassas bir noktaya temas ettiğini belirten Vergi Uzmanı İsmail Vefa Ak, sosyal medyada yer alan iddiaların ‘vergi’ üzerinden siyasi arenaya taşınmasının etik olmadığını dile getirdi. İsmail Vefa Ak, vergi tartışmalarının teknik boyuttan çıkarak siyasete malzeme olarak kullanıldığının altını çizdi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yaptığı bir açıklamada belediyelerin çok fazla sosyal güvenlik prim borcu olduğunu belirten Vefa Ak, 96 milyarlık prim borcunun büyük bir kısmının CHP’li belediyelere ait olduğunu vurguladı. Vergi konusunun teknik olmaktan ziyade siyasi mecralarda karşımıza çıktığını söyleyen İsmail Vefa Ak, vergi konusunun teknik açıdan incelenmesi gerektiğini belirtti.
O İDDİALARA UZMAN İSİMDEN AÇIKLAMA
Kamuoyuna yansıyan belgeler ile kesin hususa varmanın yetersiz olduğunu dile getiren Vergi Uzmanı İsmail Vefa Ak, bu şirketlerin vergi ödememesinin nedenini yatırımlardan, zarar etmelerinden ya da birtakım vergi teşviği istisnalarından kaynaklı olabileceğini belirtti. Vefa Ak, ancak bu nedenlerin vergi kaçırmak mı yoksa üç hususa bağlı olarak mı olup olmadığının anlaşılması ve kesin karara varılması için uzun soluklu, detaylı bir inceleme gerektiğini vurguladı. Konunun bu üç teorik üzerinden incelenmesi gerektiğini söyleyen Ak, “Bu şirketler gerçekten vergi kaçırıyor mu” sorusuna yanıt olarak, “Evet olabilir. Ancak Hazine ve Maliye Bakanlığı bu konu üzerinde sıkı çalışmalar yürütüyor.” dedi.
DİKKAT ÇEKEN ‘ÜÇ YIL’ VURGUSU!
Sosyal medyada yer alan belgelerde çoğu şirketin ‘son üç yıldır vergi ödemediği’ şeklindeki ibarelere değinen Vergi Uzmanı İsmail Vefa Ak, üç yıl önce pandemi ve deprem gibi ekonomik kriz oluşturabilecek atmosferlerde olabileceğini dile getirdi. Pandemi döneminde tüm dünyanın ekonomik açıdan sert politikalardan geçtiğini ifade eden Vefa Ak, Türkiye’de bu konuda ekonomik krizin derinleşmemesi adına vergi konusunda birtakım af yasaları çıkardığını ve bu konunun bir ucunun bu döneme değindiğini söyledi.

İsmail Vefa Ak, deprem döneminde ise 11 ilin yıkılması ile ekonomik koşulların zorlaştığının altını çizdi. Bu şartlarda birçok global ekonomi yönetiminin yaptığı şekilde denetimin sıkı olmadığını ifade eden Ak, bu şekilde zor durumda kalan vatandaşlara af yasaları ile kolaylık sağlandığını dile getirdi. Ancak gelinen noktada af yasalarının 2023 yılı itibarıyla bittiğini söyleyen Vefa Ak, zarar eden şirketlerin gerçekten vergi kaçırıp kaçırmadığı noktasında sıkı bir denetimden geçtiğini vurguladı.
BÜYÜK ŞİRKETLER GERÇEKTEN VERGİ KAÇIRIYOR MU?
Kamuoyunda kamu ihaleleri alan şirketler üzerinden yapılan tartışmalara yönelik açıklamalarda bulunan Vergi Uzmanı İsmail Vefa Ak, Avrasya Tüneli, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, otoyollar, demiryolları ve havalimanları gibi mega yatırımlara değindi. Bu yatırımların sadece inşaat kısmının 5-10 yıl arasında sürdüğünü söyleyen Vefa Ak, bu yatırımların ciddi bir finansman kaynağına ihtiyacı olduğunu dile getirdi. İsmail Vefa Ak, bu yatırımların kara geçmesi için oldukça uzun bir süre gerektiğini belirtti. Bu büyük yatırımların yaklaşık beş yıl içerisinde başa baş noktasına geleceğini ifade eden Vefa Ak, dolayısıyla bu şirketlerin beş yıl içerisinde daha çok vergi ödeyen konumunda görülebileceği yönünde tahminlerde bulundu.
GALERİYE GİT
Tunç, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, bir sosyal medya hesabından paylaşılan, Hz. Muhammed ile ilgili kullanılan hakaret içerikli, çirkin ve provokatif ifadeler nedeniyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme” suçundan 16 Haziran 2024’te resen soruşturma başlatıldığını belirtti.
CHP’DEN DESTEK GELDİ
Hakkında soruşturma başlatılan şahsa ilk destek CHP’den geldi.
CHP Ateşehir ve Kadıköy Gençlik Kolları, sosyal medya hesaplarından konuya ilişkin yaptıkları paylaşımda; açılan soruşturmayı endişeyle takip ettiklerini belirterek hakarete dönük sözlere “İfade özgürlüğünün doğal bir sonucudur” dedi.
Ataşehir Gençlik Kolları paylaşımında şu ifadeleri kullandı;
“SORUŞTURMAYI ENDİŞEYLE KARŞILIYORUZ”
Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk ilkeleriyle kurulmuş, insan haklarına saygılı, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. İfade özgürlüğü, demokrasimizin temel taşıdır ve herkesin düşüncelerini serbestçe ifade edebilmesini sağlar. Diamond Tema’ya yönelik açılan soruşturmayı derin bir endişeyle karşılıyoruz.
İfade özgürlüğü, farklı görüşlerin barış içinde tartışılmasını ve toplumsal ilerlemenin motoru olmasını sağlar. Hukuk devleti ilkesine göre, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı korunmalıdır; bu çerçevede yapılan soruşturmaların, adaletin üstünlüğünü korumak adına dikkatle yönetilmesi gerektiğine inanıyoruz.
Toplumsal barış ve huzur, farklılıkların kabul edildiği, adaletin sağlandığı bir ortamda mümkündür. Diamond Tema’nın eleştirileri, ifade özgürlüğünün doğal bir sonucudur ve demokratik bir toplumun gereğidir. Bu çerçevede yapılan her türlü soruşturmanın, toplumun farklı kesimlerinin haklarını koruma amacını taşıması elzemdir.
Cumhuriyet Halk Partisi Ataşehir Gençlik Kolları olarak, ifade özgürlüğüne yönelik bu tür soruşturmaların anasayamızla güvence altına alınmış ifade özgürlüğüne zarar verdiğine inanıyoruz ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ileriye yönelik adımlarında demokratik ilkelerin önemini vurgulamaya devam edeceğiz.
CHP Kadıköy Gençlik Kolları’nın paylaşımı ise şu şekilde;
T.C. Anayasası Madde 2: Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.
T.C. Anayasası Madde 5: Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.
T.C. Anayasası Madde 10: Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
“YAKALAMA KARARINI KABUL ETMİYORUZ”
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın hükümleri açıktır. 22 yıllık AKP iktidarında anayasa hükümlerinin içi boşaltılmış, yandaş için zorunlu muhalif için ihtiyarı sayılmıştır. Bu zihniyet o kadar kirlenmiştir ki AYM kararlarını uygulamamış ve hatta iktidar ortağı tarafından AYM’nin kapatılması istemi gündeme gelmiştir.
Diamond Tema, şeriatçı liberteryen Asrın Tok ile yaptığı yayında hiçbir hakaret etmemesine rağmen şeriatın olumsuz yanlarını dile getirdiği için siyasal islamcıların hedefi haline geldi. Siyasal islamcıların sesine kulak veren savcılar harekete geçti ve Diamond Tema hakkında yakalama kararı çıkartıldı.
CMK’ya uygun olmayan bu ‘yakalama’ kararını kabul etmiyoruz. Şeriatın olumsuzluklarını yüzünüze vurdu diye bir insanı hukuka aykırı bir şekilde alıkoymaya çalışan zihniyeti reddediyoruz. Türkiye Devleti, laik bir cumhuriyettir.
Cumhuriyetin yılmaz bekçisi olan Türk Gençliği olarak din istismarı yapan gericilere geçit vermeyeceğiz.
‘Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir.’ Gazi Mustafa Kemal Atatürk.
]]>ILO Genel Kuruluna hitabında ILO Genel Direktörü Gilbert Houngbo’nun “Yenilenmiş Bir Toplumsal Sözleşmeye Doğru Raporu” konusundaki görüşlerini paylaştığını belirten Işıkhan, şunları söyledi:
“Bu vesileyle dünya genelinde çalışma hayatında karşılaşılan zorlukların üstesinden gelebilmek için özellikle sosyal adalet, dayanışma ve eşitlik ilkelerine dayalı yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç duyulduğunu da aslında saptamış olduk. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde Türkiye Yüzyılı vizyonu çerçevesinde sosyal adalet ve dayanışma konusunda, ülkemizdeki faaliyet ve çalışmalar hakkında da genel kurula bilgi sunduk. Özellikle istihdamda herkes için eşit fırsatların tanınması ve insana yakışık işlerin teşvik edilmesi sürecinde gerçekleştirdiğimiz ve somut adımlar attığımız faaliyet ve projelerimizi paylaştık.”
“SOSYAL DİYALOG ADIMLARIMIZ TAKDİRLE KARŞILANDI”
Bakan Işıkhan, sosyal diyaloğun en çok önem verdikleri konuların başında geldiğini belirterek, “Çalışma hayatının sorunlarının, işçi, işveren ve diğer sendikalarımızın karşılaştığı sorunların çözümünde sosyal diyaloğa baştan beri çok önem veren bir hükümetiz. Bu çerçevede, Üçlü Danışma Kurulu, Kamu Personeli Danışma Kurulu, Çalışma Meclisi gibi geçen dönemlerde gerçekleştirdiğimiz faaliyetler hakkında bilgi sundum. Bunlar, katılımcı ülkeler tarafından takdirle karşılandı çünkü bunlar uzun süre sonra gerçekleştirdiğimiz toplantılardı.” diye konuştu.
Çocuk işçiliğiyle mücadele alanındaki deneyimlerin diğer ülkelerle paylaşılması amacıyla İttifak 8.7 kapsamında rehber ülke olduklarını anımsatan Işıkhan, ILO Genel Kurulunda Türkiye’nin bu alandaki deneyimini diğer ülkelerle de paylaşmaya hazır olduğunu dile getirdiklerini kaydetti.
“GENÇ İŞSİZLİK ORANIMIZ YÜZDE 15,1’E DÜŞTÜ”
Işıkhan, Türkiye’nin çalışma hayatı ve iş gücü rakamları konusunda da bilgi paylaştığını söyledi.
İstihdam sayısının 32,6 milyon olduğunu ifade ettiklerini belirten Işıkhan, şunları dile getirdi:
“İstihdam oranımızı yüzde 49,5’e çıkarttığımızı, iş gücüne katılım oranımızı yüzde 54,2’ye yükselttiğimizi, işsizlik oranımızı yüzde 8,6 ile son 10 yılın en düşük seviyesine getirdiğimizi dile getirdik. Kadın istihdam oranı bizim için çok önemli. Onu da yüzde 32,5’e yükselttik. Kadın istihdam sayımız ise 12,3 milyona ulaşmış durumda. Bu arada 2020 yılında yüzde 25,3 olan genç işsizlik oranımızın bugün yüzde 15,1’e düştüğünü gördük.”
“İNSANLIK TARİHİNİN EN VAHŞİ KATLİAMI YAŞANIYOR”
Bakan Işıkhan, Filistin Özel Oturumu’na da katıldığını dile getirerek, “Filistinli kardeşlerimizin haklı mücadelesinde Türkiye olarak her zaman yanlarında olduğumuzu ve bu haklı davayı tüm bu dünyaya duyurmanın bizim borcumuz olduğunu ifade ettim. Bunun yanında yine ILO Genel Direktörü’nün ‘Yenilenmiş Bir Toplumsal Sözleşmeye Doğru’ raporunu tartışırken Gazze’de Filistinli kardeşlerimize yönelik insanlık tarihinin en vahşi katliamının yaşandığını ifade ettim.” şeklinde konuştu.
“ILO, BELLİ STANDARTLAR GELİŞTİRİYOR”
Konferans kapsamında yabancı mevkidaşlarıyla ikili görüşmeler gerçekleştirdiğine işaret eden Işıkhan, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bu görüşmelerde özellikle iş sağlığı ve güvenliği konusunu ele aldık. Geleceğe yönelik mesleklerin ve iş gücünün yapısının nasıl şekilleneceğine yönelik, oturumlar gerçekleştirdik. Bunlar çok önemli çünkü ILO belli standartlar geliştiriyor. ILO, dünyada işin, çalışmanın geleceğini şekillendiren çok önemli bir teşkilat. Özellikle yapay zeka ve dijitalleşme süreçlerinde çalışma hayatının nasıl şekilleneceği çok önemli. 20 yıl sonra çok farklı bir iş dünyasından, çalışma hayatından söz edeceğiz. Bunlar konuşuldu.”
Göreve geldikleri andan itibaren en fazla önem verdikleri konuların başında dijital dönüşüm projelerinin yer aldığını dile getiren Işıkhan, “Türkiye Yüzyılı” vizyonuyla yaptıkları dijital dönüşümle hizmet kalitelerini en üst seviyeye çıkardıklarını anlattı.
Yaptıkları reformlar ile sosyal güvenlik sistemi yapısında çok farklı yere geldiklerini ve sistemin ülke nüfusunun yüzde 99’unu kapsadığını bildiren Işıkhan, “Kamu kurumları arasında Türkiye’nin en büyük veri merkezinin bulunduğu, 211 uygulamamızla e-Devlet sisteminde en çok uygulama ile hizmet veren ve en çok ziyaret edilen kurumuz. Anlık olarak 400 bin talebi gerçekleştiren ve aylık yaklaşık 10 milyar talebe cevap verebilen bir bilişim altyapısına sahibiz.” dedi.
Son dönemlerde dijital alanda gerçekleştirdikleri yeniliklerle katma değeri yüksek hizmetlerin dijitalleştirildiğini, belge sayılarının azaltıldığını, zaman ve paradan tasarruf sağlandığını belirten Işıkhan, kamu hizmetlerinin geliştirilmesi, ilgili hizmetlerin daha etkili, verimli, hızlı ve güçlü bir şekilde sunulabilmesi amacıyla iş ve işlemlere yapay zeka, büyük veri analizi ve makine öğrenmesi gibi teknolojilerle donatılmış SGK Co-Pilot uygulamasını kazandırdıklarını kaydetti.
Işıkhan, uygulama ile “kayıp-kaçak, suiistimal, anomali tespiti, veri ile karar alma, risk odaklı denetim, akıllı asistan, veri ile tahmin modelleme” uygulamalarının etkinleştirilmesini amaçladıklarını söyledi.
Yaptıkları dijital hizmetler ve sahip oldukları vizyon ile bugün bakanlığın dünya çapında “model alınabilir” bir seviyeye ulaştığını ifade eden Işıkhan, “İlerleyen yıllarda da yüksek standartlardaki hizmetleri aynı hızla sürdürecek, vatandaş odaklı hizmet anlayışıyla yolumuza devam edeceğiz.” diye konuştu.
“BELEDİYELERİN SGK BORÇLARINI 31 MART’TAN SONRA TAHSİL ETME SÜRECİNE BAŞLADIK”
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Işıkhan, belediyelerin SGK’ye olan borçlarına ilişkin soruya, “Belediyelerin Sosyal Güvenlik Kurumumuza olan borçlarını da 31 Mart’tan sonra tahsil etme sürecine başladık. Belediyelerimizin borçları seçim öncesinde de gündeme gelmişti. Bu konuda da tahsilat sürecini hızlandırdığımızı söyleyebilirim.” yanıtını verdi.
Uzaktan hasta değerlendirme konusuna ilişkin bir soruya da, “Uzaktan hasta değerlendirme sistemleri, sağlık hizmeti sunumunun düşük maliyetli, güvenilir bir yolu düşünülebilir. Tabii her hastalığı uzaktan değerlendirme ile yürütebilmek mümkün değil. Ancak bir çok hastalık ve tedavi, internet kullanımına uygun da olabiliyor.” dedi.
Işıkhan, uzaktan sağlık hizmeti sunumuna ilişkin olarak da buna yönelik devlet hastanelerince sunulan sağlık hizmetlerini geri ödeme kapsamına aldıklarını belirterek, şöyle konuştu:
“Devlet hastanelerince, uzaktan sağlık hizmetinin elverdiği ölçüde muayene, tetkik sonuçlarının, klinik bulguların değerlendirilmesi, izlenmesi, tedavi ve ilaç yönetimi yapılması, teşhis edilmiş olan kronik hastalık kontrolü, e-reçete ve e-rapor düzenlenmesi olarak verilen sesli ve görüntülü sağlık hizmetlerinin tutarlarını ödeme kapsamına aldık. Uzaktan muayene için Merkezi Hekim Randevu Sistemi’nden (MHRS) randevu alınacak. Randevu alınan hastane için uzaktan muayene günde bir adetle sınırlandırıldı.”
Emeklilerin ilaç yazdırma sürecinde de yeni bir adım attıklarını anımsatan Işıkhan, “Artık aile hekimlerine giderek kronik ilaçlar uzun süre hastaneye gitmeden aile hekimlerinden temin edilebilecek. MHRS üzerindeki yükü de azalttık.” bilgisini verdi.
Çalışma hayatında kamu tarafı olarak, çeyrek asra yaklaşan hizmet süreleri boyunca hem yapısal anlamda hem de reform niteliğinde sayısız adımlar attıklarına işaret eden Işıkhan, son olarak 29-30 Nisan’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla Çalışma Meclisi’ni yaptıklarını anımsattı.
Işıkhan, Meclisin sonuç bildirgesinin hazırlandığını ve çıktılarının detaylı şekilde yakında kamuoyuyla paylaşılacağını söyledi.
Türkiye’nin büyüme ve istihdam rakamlarına dikkati çeken Işıkhan, “Ülkemiz, son dönemde istihdam rakamlarında tarihinin en yüksek seviyesine ulaşmış durumdadır. Bu, ekonomimizin sağlamlığı ve büyüme potansiyelinin bir yansımasıdır.” dedi.
“İŞSİZLİK ORANI SON 10 YILIN EN DÜŞÜK SEVİYESİNDE YÜZDE 9,4 OLARAK GERÇEKLEŞTİ”
Göreve geldikten sonra Aktif İşgücü Programı’nda değişiklik yaptıklarını ve deprem bölgesine daha ayrıcalıklı bir düzenlemeyi hayata geçirdiklerini anlatan Işıkhan, şu bilgileri verdi:
“11 deprem ilinde depremden bu yana 150 bin vatandaşımızın işe yerleştirilmesine aracılık ettik. 2023 yılında İŞKUR olarak 1 milyon 237 bin 26 kişinin işe yerleştirilmesine aracılık ettik. Bu yıl da bu sayı an itibariyle 540 binin üzerine çıkmış durumda. 2024 yılı sonuna kadar da 1,5 milyon kişinin istihdamına aracılık etmeyi hedefliyoruz. Bakanlık olarak uyguladığımız politikalar ile birlikte 2023 yılında 31,6 milyon kişi ile cumhuriyet tarihinin en yüksek istihdam edilen kişi sayısına ulaştık. Bugün bu rakam 2024 yılı Mart ayı itibarıyla 32,5 milyona ulaşmıştır. İşsizlik oranı ise son 10 yılın en düşük seviyesinde yüzde 9,4 olarak gerçekleşti. 2024 yılı Mart ayı itibarıyla yüzde 8,6 seviyelerine kadar geriledi. İşgücüne katılma oranında yine tarihi bir rekor kırılmış olup 2023 yılında yüzde 53,3 oranında gerçekleşme sağlandı. Bugün ise yüzde 53,7 seviyesine yükseldi.”
Bakan Işıkhan, İş Pozitif Programı’na ilişkin de bilgi vererek, bu proje ile 9 Şubat’tan bu yana, 195 binin üzerinde kadının işe yerleştirilmesine aracılık ettiklerini vurguladı.
Ayrıca 36 bin kadını toplum yararına programlarından, 10 bin kadını ise aktif işgücü programlarından faydalandırdıklarını anlatan Işıkhan, şu değerlendirmede bulundu:
“Böylece 240 binin üzerinde kadını istihdamla buluşturmuş olduk. Bu yıl sonu itibarıyla daha yüksek istihdam ve işgücüne katılma oranını hedeflemekteyiz. Bu tür istihdam projeleri ve sosyal güvenlik sistemimizde devreye aldığımız yapay zeka sistemi ile kayıt dışılıkla mücadelede 2002 yılında yüzde 50’lerde olan oran şu anda yüzde 25,04 seviyesine geriledi. Ancak biz bunu da yeterli görmüyoruz, bu oranı yaptığımız uygulamalarla daha da aşağılara çekeceğiz.”
“EYT KAPSAMINDA YAKLAŞIK 2 MİLYONA YAKIN VATANDAŞIMIZ EMEKLİ OLDU”
İşçisiyle, işvereniyle, emekçisiyle, memur ve emeklisiyle 85 milyon vatandaşın refahının aynı zamanda Türkiye’nin refahı ve gücü demek olduğunu dile getiren Işıkhan, “Hiç kuşkusuz emeklilerimiz bu refahı en çok hak edenlerimiz arasında yer almaktadır. Malumunuz emeklilik insanın hayat yolculuğundaki en önemli noktalardan bir tanesidir. EYT kapsamında yaklaşık 2 milyona yakın vatandaşımız emekli oldu. Yaklaşık 2,5 milyon vatandaşımızın da 5 yılda sisteme girmesini bekliyoruz. Şu anda da EYT kapsamında emekli olup çalışmaya devam eden 1 milyon vatandaşımız var.” diye konuştu.
Işıkhan, 2002’den beri emekliler için devrim niteliğinde adımlar attıklarına işaret ederek, şu bilgileri verdi:
“Emeklilerimiz bizim için çok değerli, kıymetli. Yaklaşık 22 yıllık iktidarımızda emeklilere yönelik çalışmalara tanıklık ettiniz. Son dönemde gündemde tutulan tartışmalar dolayısıyla bu yaptıklarımız görülmeyebiliyor. Emeklileri sadece oy deposu olarak gören, seçimden seçime hatırlayan, oy devşirmek için emeklilerimiz hakkında her türlü yalana yanlışa başvuran muhalefetin aksine biz emeklilerimizi her anlamda eskisinden daha iyi hale getirdik. Bundan sonra da hizmetlerimizi sürekli geliştirmeye ve emeklilerimizi sadece ekonomik olarak değil sosyal olarak da güçlendirmeye devam edeceğiz.”
SGK’yi sosyal açıdan emeklilere hizmet verecek, sosyal yönü de olan bir kurum haline dönüştürdüklerine dikkati çeken Işıkhan, “Bu çerçevede emeklilerimizin ekonomik refahı, sosyal refahı, çalışma yaşamıyla ilgili kültürel miras ve kuşaklar arası aktarım ve bilimsel faaliyetler olmak üzere 4 ana başlık altında çalışmalarımızı yürüteceğiz. Öncelikle bayram ikramiyelerini 3 bine yükselttik, takvimlendirme çalışması devam ediyor, bayramdan önce vereceğiz. Bu konuda çalışmalarımızı sürdürüyoruz, yakın zamanda takvim açıklanacak.” ifadesini kullandı.
KÖK AYLIK
Bakan Işıkhan, “Kök aylığı 10 bin liranın altında olan 3 milyon 601 bin 551 emeklimiz var. Bunların dışında özellikle sosyal hayata dair, emeklerimizin yararlanabilecekleri hizmetler için dinamik ve kullanışlı bir altyapı oluşturacağız.” dedi.
Emekliler için hazırladıkları projeleri de hayata geçirdiklerine değinen Işıkhan, “Emeklilerimizin lehine olacak projelerde kamu kurumlarının yanı sıra bankalarla, özel şirketlerle de protokoller imzalayacağız. Program kapsamında emeklilerimize konaklamadan ulaşıma, gıdadan, giyime, sağlığa, sosyal ve eğitim faaliyetlerine kadar birçok hizmette ayrıcalık, öncelik, indirim gibi uygulamaların yapılmasını sağlayacağız.” ifadelerini kullandı.
Sunacakları bu sosyal imkanlarla vatandaşların emeklilik dönemlerini daha aktif, daha sağlıklı ve başarılı bir şekilde yaşlanarak sürdürmelerine katkı sağlayacaklarına değinen Işıkhan, “Emeklilerimizin yaşamlarını kolaylaştıracak teknolojik çözümleri devreye alacağız. Online hizmetlerimizi genişleterek, işlemlerini daha hızlı ve kolay yapabilmelerini sağlayacağız.” diye konuştu.
Emeklilere özel sosyal tesislerde konaklama, PTTcell gibi indirimleri anımsatan Işıkhan, şöyle devam etti:
“Ayrıca yine haberleşme, ulaşım, kültürel faaliyetlerden zincir marketlere, online pazar yerlerine kadar birçok anlaşmayı emeklilerimiz için hayata geçireceğiz. Bu yeni SGK hizmet modelimiz ile emeklilerimizin topluma aktif olarak katılabildiği, sosyal yaşamın içinde yer aldığı, hatta katma değer üretebildiği bir sistemi hedefliyoruz. Bakanlıklarımızla, kurumlarımızla görüşmelerimizi sürdürmeye devam ediyoruz. Önümüzdeki dönemde, bu ve benzeri daha pek çok yeniliği, emekli danışmanlarımızla yüz yüze, iletişim araçlarıyla ve kurduğumuz platformla, bizzat emeklilerimize ulaştırmayı planlıyoruz. Bu konuda hayata geçireceğimiz protokolleri ve gelişmeleri emekli.gov.tr’de paylaşacağız. Hep birlikte, daha sağlıklı, daha mutlu ve daha huzurlu bir emeklilik dönemi için çalışmaya devam edeceğiz. Temel hedefimiz hem Türk lirasının verimini arttırmak hem de satın alma gücünü yükseltmek çünkü paranızın değeri arttıkça enflasyon düştükçe refah düzeyi yükseliyor. Biz bu çerçevede kalıcı refahı hedefliyoruz.”
Bakan Işıkhan, bir süre önce açıklanan Kamuda Tasarruf Tedbirleri Paketiyle ilgili soruyu, “Tasarruf tedbirleri ile ilgili ne gerekiyorsa hep birlikte elimizi taşın altına koymak zorundayız.” şeklinde yanıtladı.

Zeynep Bodur Okyay: “Rahmetli babamdan bize kalan en büyük miras, insan ve memleket sevgisi …”
Kale Grubu Başkanı ve CEO’su Zeynep Bodur Okyay, merhum İbrahim Bodur’un girişimci ruhuyla, çalışma azmiyle, dostluklara verdiği değerle, hayırseverliğiyle herkese örnek olduğunu belirterek, “Rahmetli babamdan bize kalan en büyük miras, insan ve memleket sevgisi. O, yaptığı her işte, insanı önceliklendiren bir gönül insanıydı. Attığı her adımda memleket sevgisiyle hareket ederdi. Hiçbir zaman elini taşın altına koymaktan çekinmedi, büyük bir sorumluluk duygusuyla ve bunu bir ibadet sayarak halka hizmet etti. Sağlığı elverdiği sürece sivil toplum çalışmalarının içinde olmak istedi. Nihayetinde temas ettiği herkesin yaşamında anlamlı bir fark yarattı” dedi.
Kale Grubu, İbrahim Bodur’dan aldığı ilhamla sosyal girişimcileri destekliyor
Kale Grubu, kurucusu İbrahim Bodur’un adını yaşatmak amacıyla, daha güzel bir dünyada yaşamayı hayal eden ve bu hayali gerçekleştirmek için azim ve cesaretle harekete geçen sosyal girişimcileri desteklemeyi misyon edindi. Bu amaçla 8 yıl önce hayata geçirilen İbrahim Bodur Sosyal Girişimcilik Programı, içeride ve dışarıda çok önemli bir değişimin öncüsü haline geldi. Toplumun her kesiminde pozitif değişim yaratmayı hedefleyen programda, Erken Aşama, İleri Aşama, İş Birliği ve Gençlik kategorilerinde bu yıl ödül kazananlar, 4 Haziran’da düzenlenecek törende açıklanacak.
Dr. (h.c.) İbrahim Bodur kimdir?
Çanakkale’nin Nevruz köyünden çıkarak memleketin sanayileşme yoluyla kalkınmasına vesile olan, ‘önce insan’ diyerek 88 yıllık ömrünü doğduğu topraklara vakfeden İbrahim Bodur, henüz 21 yaşındayken çalışma hayatına atıldı. Doğduğu toprakların insanıyla birlikte doymak, kalkınmanın Anadolu’dan başlamasına öncülük etmek temel arzusuydu. 1957 yılında nüfusu 1.000 kişiyi geçmeyen Çan’da seramik karo fabrikasının temellerini atarken, yerel kalkınmanın da ilk kıvılcımlarını ateşledi. Hayallerine yöre halkını da ortak etti. Bir olmanın, birlikte başarmanın temelleri orada atıldı. Yalnızca Çan değil tüm Çanakkale halkı ‘halka açık şirket’ kavramıyla tanıştı. Çanakkale Seramik Fabrikası’nın başarısına ortak oldu ve birlikte büyüdü. Pek çok genç eğitim olanağına kavuştu ve edindiği nitelikle yerel kalkınmaya destek oldu.

İbrahim Bodur’un inanç azim ve gayreti, yalnızca Çanakkale’de değil, Anadolu’nun her bir köşesinde vücut buldu. Mardin’den İzmir’e, Erzurum’dan Yozgat’a, Isparta’dan İstanbul’a sanayiyi götürdüğü her şehirde bölge halkıyla omuz omuza mücadele etmeye ve gayretle yerel kalkınmaya katkı sağlamaya devam etti. Yalnızca seramik sektörünün geleceğine yön vermekle kalmadı. Türkiye’nin her alanda öncü olması için birbirinden farklı sektörlerde yatırım yaptı. Topraktan başladı, gökyüzüne uzandı.
Yapılan sayısız yatırımı, eğitime verilen sürekli desteği sürdürülebilir kılmak adına Dr. (h.c.) İbrahim Bodur Kaleseramik Eğitim, Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfını kurdu. Milli Eğitim Bakanlığı desteğiyle geliştirilen projeler, mesleki eğitim kursları ve yenilenen yüzlerce köy okulunun yanı sıra üniversite öğrencilerine verilen burslar sayesinde pek çok parlak genç başarıyla mezun oldu.
İbrahim Bodur, yarım yüzyıldan fazla süren sanayi yolculuğunda, attığı her adımda sosyal fayda sağlamayı ve ürettiği değerleri toplumla paylaşmayı önemsedi. Vefatının ardından hayata geçirilen İbrahim Bodur Sosyal Girişimcilik Ödül Programı da bu inanç doğrultusunda toplumsal sorunları çözmek için harekete geçen sosyal girişimcilere destek olmayı amaçlıyor.
İbrahim Bodur’un sanata duyduğu tutku sanayiciliğinin de öncesine dayanıyordu. Robert Koleji kütüphanesinde geçirdiği saatlerde yalnızca ders çalışmamış, edebiyatla da haşır neşir olmuştu. Şiire ve Türk Sanat Müziğine duyduğu hayranlık, daha o yaşta denemeler yazmasına ve Robert Koleji bünyesinde bir Türk Sanat Musikisi Cemiyeti kurarak konser verilmesini sağlamasına vesile olmuştu. İbrahim Bodur, büyük sanayi atılımı için harekete geçtiği ilk yıllardan itibaren sanat ile kurduğu gönül bağını korudu.
]]>Bakan Göktaş, Macaristan ve Türkiye açısından toplumun temeli olan ailenin, ‘alternatifi olmayan bir kurum’ olduğunun altını çizerek, “Aile, geçmişten bugüne kurulan önemli bir köprüdür. Zengin bir tarihi ve kültürel geçmişe sahip olan ülkelerimiz, geleneksel aile değerlerine ve nesiller arası bağlara büyük önem vermektedir.
Bu anlamda aile, yeni kuşaklara kültürel kimliğin ve değerlerin kazandırılmasında önemli bir misyonu yerine getirmektedir. Bu sebeple, her iki ülke de güçlü ve dirençli aileleri teşvik etme konusunda büyük bir kararlılığa sahiptir. Bugün hızla değişen dünyanın aileyi bir dizi tehlikelerle ve zorluklarla karşı karşıya bıraktığının farkındayız.
Aile demografisindeki değişim ve dijitalleşme, bunların başında gelmektedir. Evlenme, boşanma ve azalan doğum oranları, nüfusun giderek yaşlanması aile yapılarını yeniden şekillendirmekte, sosyal ve ekonomik politikaları etkilemektedir. Diğer taraftan dijitalleşmeyle beraber mahremiyet algısı giderek değişmektedir. Umuyorum, bugünkü toplantımız ülkelerimizin aile yapısına ilişkin güzel kararların ortaya çıkmasına vesile olur” ifadelerini kullandı.
Bakanlık olarak aile yapısını güçlendirecek sosyal politika ve hizmetleri sağlam temellere inşa etmek için çalıştıklarını vurgulayan Bakan Göktaş, ‘Güçlü Kadın’, ‘Güçlü Aile’, ‘Güçlü Türkiye’ anlayışıyla gerek yurt içinde gerekse yurt dışında faaliyet yürüttüklerini söyleyerek, “Bu kapsamda bizlere önemli bir rehber olacak 8’inci Aile Şurası’nın kararlarını bu hafta içinde milletimizle paylaşacağız. Şura kararlarını destekleyecek, ‘Ailenin Güçlenmesi Vizyon Belgesi ve Eylem Planını’ da 15 Mayıs’ta kamuoyuyla paylaşacağız” dedi.
‘1,8 MİLYON GENCİMİZE EĞİTİM VERDİK’
Aile yapısının sağlamlığının, toplum için denge ve güven unsuru olduğunu ifade eden Bakan Göktaş, 6 Şubat’taki deprem felaketinden etkilenen tüm aile bireyleri için psikososyal destek çalışmalarını titizlikle sürdürdüklerini belirterek, aileyi tehdit eden sorunlardan birinin de bağımlılık olduğunu vurgulayıp şöyle konuştu:
“Bu kapsamda bugüne kadar 1,4 milyon kişiye eğitim vererek bağımlılıkla mücadelede ailelere destek oluyoruz. Politikalarımızın güçlü bir uygulaması olan Aile Sosyal Destek Programı’yla ihtiyaçları sahada tespit ediyoruz. Bu kapsamda 7,4 milyon haneye ulaştık. Ayrıca aile içi iletişimi geliştirmek amacıyla Aile Eğitim Programı ile 4,2 milyon kişiye, Evlilik Öncesi Eğitim Programı sayesinde ise 1,8 milyon gencimize eğitim verdik. Geleceğin Türkiye’sini inşa edecek nesilleri yetiştirecek yegane kurumun aile olduğuna inanıyoruz.
Bu kapsamda gençlerimizin aile kurmalarını desteklemek ve onları her türlü sosyal riske karşı korumak için Aile ve Gençlik Fonu’nu kurduk. Bu fonla genç çiftlerimize faizsiz kredi desteği sağlıyoruz. Bu vesileyle mayıs ayı içerisinde başvuruları kabul edilen gençlerimizle ödemeleri yapacağımızın müjdesini de paylaşmak istiyorum. Ülkemizin doğal kaynaklarından elde edilen gelirleri ülkemiz gençlerinin geleceği için sunmaya devam edeceğiz.”
‘AİLEYİ KORUMAK EN ÖNEMLİ ÖNCELİK’
Bakan Göktaş ve Macaristan Kültür ve İnovasyon Bakanı Csak, panelin ardından Bakanlık’ta bir araya geldi. İkili görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan Bakan Göktaş, panelin 2 ülkenin politika yapıcıları ve uzmanlarına, aile kurumunun karşı karşıya kaldığı zorlukları istişare etme imkanı sağladığını ifade etti.
Göktaş, gerek Türkiye gerekse Macaristan olarak aile yapısını güçlendirmeye yönelik yürüttükleri yenilikçi programları incelediklerini ve ulaştıkları sonuçları değerlendirdiklerini dile getirdi.
Ülkelerin ailenin güçlendirilmesi hedefinin milletler için bir beka meselesi haline geldiği noktasında görüş birliğine ulaştığını aktaran Bakan Göktaş, “Bu hedefimiz, sosyal politikalarımızın merkezinde belirleyici bir rol oynamaya devam edecek. Bütün dünyada meydana gelen ekonomik ve sosyopolitik dalgalanmaların ailelerin gelecek planlarını önemli ölçüde etkilemiştir. Bu durum karşısında ülkelerin geleceği açısından aileyi her türlü tehlike ve tehdide karşı korumak en önemli öncelikleri haline gelmiştir” dedi.
‘AİLE VE BİREYİN DAYANIKLILIĞINI ARTIRMAYI HEDEFLİYORUZ’
2 ülke arasında 2023 Aralık ayında ‘Sosyal Hizmetler Alanında İş Birliği Mutabakatı’ imzaladıklarını söyleyen Göktaş, “Bu mutabakatla aileyi korumaya ve güçlendirmeye yönelik sosyal politika geliştirme kapasitemizi güçlendirmeyi hedefliyoruz. Bunun yanı sıra çocuk hakları, kadının sosyal ve ekonomik statüsünün geliştirilmesi, birlikte çalışacağımız önemli konular arasında yer alıyor. Önümüzdeki süreçte bu mutabakat çerçevesinde başarılı çalışmalara imza atacağımıza yürekten inanıyoruz.
Sosyal politika yapıcılar olarak 50 sene, 100 sene sonrayı konuşuyorsak sosyal dokunun nasıl şekilleneceğini öngörmek ve buna göre adımlarımızı belirlemek durumundayız. Bu anlamda kapsamlı ve etkili sosyal destek mekanizmaları ile ailenin ve bireyin dayanıklılığını artırmayı hedefliyoruz” diye konuştu.
‘ÖNCELİKLİ ORTAĞIMIZ TÜRKİYE’
Macaristan Kültür ve İnovasyon Bakanı Janos Csak ise aile hayatının temelinin medeniyet olduğunu söyledi. Bakan Göktaş ile yaptıkları ikili görüşmede, ailenin güçlendirilmesine yönelik önerilerde ve fikir alışverişinde bulunduklarını kaydeden Csak, Macaristan’da ailelerin daha güçlü olmasına ve demografik değişikliklerin oluşturduğu tehditlere karşı aile yapısını korumaya yönelik çalışmalar yürüttüklerini ifade etti.
Türkiye ile bu konudaki planlarının ikili iş birliğinin ötesine geçtiğine dikkati çeken Csak, “Biz Macarlar, aile politikasının sağlıklı bir şekilde ilerlemesi için sesimizi yükseltiyoruz. Geçmişine değer vermeyen, geleceğine de değer vermez. Macar hükümeti aileyi merkeze alan ülkelerle iş birliği yapıyor. Öncelikli ortağımız, Türkiye’dir. Bundan sonraki ortak çalışmalarımıza büyük ümitlerle bakıyorum” diye konuştu.
Bakan Göktaş, Tekirdağ’daki temasları kapsamında Süleymanpaşa Belediyesi Aydoğdu Mahallesi Kadın ve Gençlik Merkezi’ni de ziyaret etti.
Merkezde kurs gören Roman çocukların davullu mini gösterisiyle karşılanan Bakan Göktaş, merkezi gezerek çalışmalara ilişkin bilgi aldı.
Daha sonra Tekirdağ, Edirne ve Kırklareli Roman Dernekleri Federasyonu temsilcilerinin katılımıyla, “Roman Dernekleriyle İstişare Toplantısı”na başkanlık eden Göktaş, “ikinci memleketim” diye nitelendirdiği Tekirdağ’ın tüm renkleri, farklılıklarıyla ülkenin en kıymetli hazinelerinden biri olduğunu belirtti.

“ROMAN KARDEŞLERİM SANDIKLARI PATLATACAK
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Bakan Göktaş ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinin ardından toplantıya katılan Roman vatandaşlara hitap etti.
Sözlerinin başında Roman vatandaşları selamlayan Erdoğan, “Roman kardeşlerimizin ne kadar kararlı durduklarının haberlerini bu süreç içinde aldım. Pazar günü sandıklara gideceğiz, inanıyorum ki Roman kardeşlerim sandıkları patlatacak.” diye konuştu.
Salondakilerin “Evelallah” karşılığını vermesi üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Roman kardeşlerim kendilerini vatandaş yerine koymayanlara sandıklarda en güzel cevabı verecek. Gerek Edirne gerek Tekirdağ gerekse Kırklareli’nde böyle bir patlamanın olması o kibirli tiplere en güzel cevap olacaktır.” ifadelerini kullandı.

“Bu seçimde bunu yapmaya var mıyız?” diye soran Cumhurbaşkanı Erdoğan, salondaki Roman vatandaşlardan “Hiç şüpheniz olmasın” yanıtını almasının ardından “Öyleyse kararlıyız, hazırız.” karşılığını verdi.
“AYRIM YAPMAYA ÇALIŞTILAR”
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Göktaş da “Roman Dernekleriyle İstişare Toplantısı”ndaki konuşmasında, her fırsatta Roman vatandaşlarla bir araya geldiğini belirterek, “Bu ülkenin en güzel renkleri olan sizleri çok seviyoruz.” ifadesini kullandı.
Tüm vatandaşlara hiçbir ayrım gözetmeksizin hizmet etmeye devam ettiklerini vurgulayan Göktaş, “Biz biriz, beraberiz, birlikte güçlüyüz. Her vatandaşımız bizler için kıymetli. ‘O’ veya ‘bu’ ayrımı yok. ‘Ev hanımları-çalışan kadınlar’ diye ayrım yapmaya çalıştılar, ‘o gazi senin, bu gazi benim’ diye ayırmak istediler. Bu memleket hepimizin, bu çocuklar hepimizin çocukları. El birliğiyle kentlerimizi, ülkemizi daha iyi yerlere getireceğiz.” diye konuştu.

Roman vatandaşların yoğun olarak yaşadığı yerlerde Sosyal Dayanışma Merkezleri (SODAM) açtıklarını dile getiren Göktaş, şunları söyledi:
“Bu merkezlerimizde mesleki ve sanatsal gelişime yönelik hizmetler sunuyoruz. Sanatsal yeteneklere sahip gençlerimizin merkezlerimizde düzenlenen programlarla kendilerini geliştirip, güzel başarılar elde edeceklerine inanıyoruz. Sosyal Dayanışma Merkezlerimizdeki mesleki kurslarla kadınlara sosyal hayat tecrübesi sunmanın yanı sıra mesleki donanım kazandırmayı amaçlıyoruz. Ekonominin içinde daha aktif şekilde yer almaları için eğitim içerikli kurslarımızla önlerini açıyoruz. Kurslarla kazandıkları yeterlilik sayesinde üretime katıldıklarını görmek bizleri son derece mutlu ediyor. Türkiye’de 27 şehrimizde faaliyet gösteren 88 Sosyal Dayanışma Merkezimizle kadınların sosyal, kültürel, mesleki ve kişisel gelişimlerine destek sağlıyoruz.”
Bakan Göktaş’a ziyareti sırasında AK Parti Tekirdağ Milletvekilleri Gökhan Diktaş ve Çiğdem Koncagül’ün yanı sıra Cumhur İttifakı Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkan adayı Cüneyt Yüksel de eşlik etti.

EMEKLİLERE YÜZDE 25 İNDİRİM
Bursa’da sosyal belediyeciliğin en güzel örneklerine imza atan Büyükşehir Belediye Başkanı ve Cumhur İttifakı Bursa Büyükşehir Belediye Başkan adayı Alinur Aktaş, yeni dönem emekli vatandaşlara birçok ayrıcalıkların sağlanacağını açıkladı. Bursa’da 65 yaş üstü kişilerin ulaşımdan ücretsiz bir şekilde yararlandığını hatırlatan Başkan Aktaş, “Bizler bu hizmeti sosyal devlet olmanın, sosyal belediyecilik yapmanın gereği olarak görüyoruz. 65 yaş üstünü hiçbir sıkıntı yaşanmadan ücretsiz taşıyoruz. Özel sektörü sübvanse ediyoruz. Sosyal belediyecilikte geçtiğimiz dönem birbirinden özel projelere imza attık. Sahada sürekli olarak emeklilere yönelik neler yapacağımızı soruyorlar. Cumhurbaşkanımızın bu yılı ‘Emekli yılı’ ilan etti. Bizler de emeklilerimizin yaşam kalitelerini artırmak adına daha önce yaptığımız çalışmaların üzerine koyarak önümüzdeki dönemde de devam edeceğiz. Bu kapsamda yaş kısıtlaması olmadan tüm emeklilerimize ulaşımda yüzde 25 indirim sağlıyoruz. Ayrıca su faturalarında da emeklilerimize yüzde 25 yapıyoruz. Sosyal tesislerimizde de emeklilerimize yüzde 25 indirim sağlanacak” dedi.

EMEKLİLERE 1500 TL NAKDİ DESTEK
İndirimlere ilave olarak emeklileri Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı’nda da emeklilere destek olacaklarını açıklayan Başkan Aktaş, “İlki Ramazan Bayramı’nda ve ardından Kurban Bayramı’nda olmak üzere emeklilerimize yılda 2 kez 1.500 TL’lik nakdi destek sunacağız. Başvuru sürecini uzattık. Tüm emeklilerimizin bu destekten yararlanmasını istiyoruz” diye konuştu.

EMEKLİLERE KÜLTÜR GEZİLERİ
Emeklilere indirim ve nakdi desteğin yanında kültür gezileri de düzenleyeceklerini belirten Başkan Aktaş, “Emeklilerimiz yıllarca çalıştılar. Hayatın yoğun temposu içerisinde belki de fırsat bulamadıkları en önemli başlıklarından biri gezmek, görmek ve eğlenmekti. Şimdi emeklilerimize belki de her dönem erteledikleri turistik gezi fırsatını tur rehberlerimiz eşliğinde önümüzdeki dönemde sunacağız. Şehir içi veya şehir dışına yapılacak tur gezilerine tüm emeklilerimizin en az bir kez katılmasını arzuluyoruz” dedi.

BARAJLARDAKİ DOLULUK TASARRUFLA DEĞERLİ
Dünya’da küresel iklim değişikliğinin etkileri her geçen gün hissediliyor. Bursa’da ise barajlarda rekor seviyeye ulaşan doluluk oranları yüzleri güldürdü. Özellikle 2023’ün sonbahar aylarından itibaren yağışlarda gözlenen istikrarlı tablo, içme suyu barajı havzalarını besleyerek güzel bir sonucu da beraberinde getirdi. Bursa’nın içme suyu ihtiyacının yüzde 85 oranında karşılandığı Doğancı ve Nilüfer barajlarındaki doluluk oranları artmaya devam ediyor.
SU SEVİYELERİ YÜKSELDİ
Son yapılan günlük ölçümleme raporlarına göre Doğancı Barajı’ndaki doluluk oranı yüzde 89, Nilüfer Barajı’ndaki doluluk seviyesi ise yüzde 100 seviyesine ulaştı. Doğancı Barajı’ndaki son su seviyesi bilgilerine göre geçtiğimiz ay Şubat 2024 tarihinde yüzde 4 seviyelerinde seyrederken, Nilüfer Barajı’nda da yüzde 4 seviyesinde artış görüldü. Geçen yıla göre ise Doğancı Barajı’ndaki su seviyesi yaklaşık 4 (dört) kat artarken Nilüfer Barajı ise geçen yıl sıfır noktasında iken bu yıl yüzde 100 seviyesine ulaştı. Nilüfer Barajı’nın dolmasıyla birlikte taşan sudan Doğancı Barajı da nasibini aldı. Bu doğrultuda, barajın alt havzasında bulunan Doğancı Barajı’na su salınımı gerçekleşti.

“TASARRUFU ELDEN BIRAKMAYALIM”
Barajlardaki doluluk oranlarının rahatlatıcı seviyelerde olmasının, beraberinde rehaveti getirmemesi uyarısında bulunan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, tasarrufun elden bırakılmaması ve aynı titizlikte su kullanımına devam edilmesi çağrısında bulundu.
İçme suyu hatlarındaki iyileştirme ve yenileme çalışmalarının yıllar içerisinde hız kazanmasıyla, 1995’de yüzde 65’lerde olan sudaki kayıp kaçak oranının, 2023 sonunda merkezde yüzde 20’nin altına düşürüldüğüne dikkat çeken Başkan Aktaş, kayıp kaçakla yapılan etkin mücadele sayesinde, 29 yılda, 3 (üç) barajlık su tasarrufu sağlandığını ifade etti.
Bu durumun, hem mali kaynak israfının, hem de su israfının önlenmesine çarpıcı örnek oluşturduğuna işaret eden Başkan Aktaş, vatandaşların da su tasarrufu yoluyla, milli ekonomiye katkı sağlayabileceklerini sözlerine ekledi.
Vatandaşlarımızın sosyal yardım programlarından yararlanabilmesi için ihtiyaç halinin yanı sıra, hanelerinde çocuk veya engelli bulunması, 65 yaş üstü olma, kadınlar için eşlerinin vefat etmiş olması, muhtaç asker yakını olma veya kronik bir hastalığın bulunması gibi ilave dezavantajlılık durumu gerekmekteydi.
Yaptığımız çalışmalarla sosyal yardımların kapsayıcılığını artırarak ihtiyaç sahibi olmanın yanı sıra ilave bir dezavantajı olmaması nedeniyle düzenli sosyal yardım alamayan vatandaşlarımızı da yalnızca gelir kriteri üzerinden sosyal yardım sistemine dâhil ederek desteklemek amacıyla Türkiye Aile Destek Programını hayata geçirdik.” diye konuştu.
“DÜZENLİ SOSYAL YARDIMLARDAN FAYDALANANLARIN BÜYÜK BIR KISMI ÇALIŞAMAYACAK DURUMDA”
Sosyal yardım programlarını hak temelli, nesnel ve etkin bir şekilde geliştirdiklerini kaydeden Bakan Göktaş, “2002 yılında 4 farklı sosyal yardım programı yürütülürken, bu rakamı 50’nin üzerine çıkarttık. Sosyal yardım kalemlerinin çeşitlenmesiyle bu yardımlara ulaşan vatandaşlarımızın sayısı artmaktadır. Ayrıca sosyal yardımlardan faydalananların büyük bir kısmı çalışamayacak durumda olan çocuk, engelli ve yaşlı gibi kişilerden oluşmaktadır.” dedi.
Türkiye’nin dünyadaki en kuşatıcı sosyal destek sistemine sahip ülkelerden biri olduğunun altını çizen Göktaş, “ Kimseyi geride bırakmama anlayışımızı sosyal yardımlar konusunda da kararlı bir şekilde sürdürüyoruz. Hali hazırda ihtiyaç sahibi hanelerimize düzenli bir şekilde sosyal yardımlarımızı ulaştırırken sel, deprem, yangın gibi afetlerde mağdur olan vatandaşlarımıza durumlarına bakılmaksızın ilk andan itibaren desteğimizi sunuyoruz.
Bu kapsamda yaptığımız tek seferlik yardımlar dahil, sosyal yardımların farklı kalemlerinden 4,9 milyon hanemizi yararlandırdık. Sosyal yardımlara ulaşan hane rakamlarına afet dönemlerinde tek seferlik yardımdan yararlanan aileler de dahildir.” diye konuştu.
“KAPSAM DIŞI OLAN İHTİYAÇ SAHİBİ VATANDAŞLARIMIZA DA DESTEK VERME İMKÂNI SAĞLADIK”
Vatandaşların son yıllarda sosyal yardımlar hakkındaki farkındalık düzeyinin arttığına vurgu yapan Bakan Göktaş, şunları söyledi:
“Sosyal yardımlarla ilgili farkındalık düzeyi, erişim kanallarının çeşitlenmesi ve başvuru prosedürlerinin kolaylaşması ile birlikte arttı. Bunun yanı sıra sosyal güvencesi olup da ihtiyaç sahibi olan vatandaşlarımıza da sosyal yardım hakkı verdik.
Ayrıca hayata geçirdiğimiz sosyal yardım programlarımız ile daha öncesinde kapsam dışı olan ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza da destek verme imkânı sağladık. Sosyal yardımlara ulaşan vatandaşlarımızın sayısı böylelikle artmış oldu.
Tüm bu çalışmaları sosyal devlet olmanın gereği olarak görüyor, pek çok ülkeye model olacak uygulamalar geliştiriyoruz. Sosyal yardımlara ve sosyal hizmetlere ilişkin mevcut çalışmalarımızı geliştirmeye devam edeceğiz.”
“SOSYAL YARDIMLARIN HİZMET SUNUMU İYİLEŞTİRİLDİ, YARDIMA ULAŞMA SÜREÇLERİ KOLAYLAŞTIRILDI”
Başvurudan ödemeye kadar tüm sosyal yardım süreçlerinin elektronik ortamda şeffaf bir biçimde yürütüldüğü belirten Bakan Göktaş, “Bütünleşik Sosyal Yardım Bilgi Sistemi ile Türkiye’deki sosyal yardım uygulamaları büyük bir gelişim gösterdi. Sosyal yardımlardaki hedefleme performansı yükseltilerek sosyal yardımların hizmet sunumu iyileştirildi, yardıma ulaşma süreçleri kolaylaştırıldı ve böylelikle 30 gün süren başvuru süresi dakikalara indirildi.” ifadelerini kullandı.
Tüm bu çalışmaların daha fazla vatandaşa ulaşılmasına sebep olduğunu vurgulayan Bakan Göktaş, sosyal yardımlar ve sosyal hizmetler alanındaki vizyonu “geleceğe güvenle bakan bireylerden oluşan, müreffeh bir Türkiye” olarak belirlediklerini, kimseyi geride bırakmayan sosyal devlet anlayışıyla tüm bu hizmetleri kapsayıcı ve etkin bir şekilde ulaştırmaya devam edeceklerini belirtti.
SOSYAL YARDIM-İSTİHDAM BAĞLANTISI KURULUYOR
Sosyal yardım faydalanıcısı hanelerin sosyo-ekonomik hayatın içerisinde daha fazla yer alabilmesi için istihdam desteği de sağladıklarının altını çizen Bakan Göktaş, “Bakanlık olarak bu desteğimize özel önem veriyoruz. 2010 yılından itibaren çalışabilir durumda olan sosyal yardım faydalanıcılarını İŞKUR’a yönlendirerek, istihdama kazandırmaya çalışıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre Göktaş, deprem bölgesinde vatandaşların acılarına ortak olduklarını, yaraları sarmak için var güçleriyle çalışmaya devam edeceklerini vurguladı.
Depremler sonrasında devlet olarak ilk andan itibaren tüm imkanları seferber ettiklerini belirten Göktaş, “Bakanlık olarak biz de merkez ve taşra teşkilatımızla depremden etkilenen vatandaşlarımızın yardımına koştuk. Sosyal yardımlar ve psikososyal desteklerimizle vatandaşlarımızı yalnız bırakmadık. Devlet-millet el ele vererek yönettiğimiz bu süreçte güçlü ve büyük Türkiye’nin kimseyi geride bırakmadığını bir kez daha görmüş olduk.” ifadelerini kullandı.
Göktaş, Türkiye Afet Müdahale Planı (TAMP) kapsamında afet ve acil durumlarda psikososyal destek hizmetleri ve ayni bağış depo yönetiminde Bakanlığın ana çözüm ortağı olduğunu hatırlattı.
Yaşanan afetin ardından ivedi şekilde 1341 kişilik Afet Acil Sosyal Yardım ve 4 bin 466 Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı (SYDV) ekibini bölgeye yönlendirdiklerini kaydeden Göktaş, vatandaşların acil ihtiyaçları için de SYDV’ye 1,85 milyar lira aktardıklarını bildirdi.
Afet alanında ihtiyaç duyulan malzemelerin lojistik planlamasının yanı sıra teminini de sağladıklarını aktaran Göktaş, ulusal ve uluslararası toplam 88 ayni bağış deposu kurduklarını belirtti.
Göktaş, deprem bölgesinde 206, deprem bölgesi dışındaki illerde 94 olmak üzere toplam 300 sosyal market kurduklarına işaret ederek, “Bölgede 14 Mobil Sosyal Market Tırını faaliyete geçirdik. Kadınlar ve bebekler için 27 giyim ve bebek bakım ünitesi kurduk. Ayni bağışlar için hava araçlarıyla 487 sefer tertip ettik. 39 binden fazla yardım tırını ayni yardım depolarına yönlendirdik.” bilgisini paylaştı.
DEPREM BÖLGESİNDEKİ 4,1 MİLYON KİŞİYE PSİKOSOSYAL DESTEK
Göktaş, psikososyal destek ekiplerince hastanelerde, çadırlarda ve vatandaşların yaşadığı tüm alanlarda depremden etkilenenlerle birebir görüşmeler yaptıklarını ve ihtiyaçlarını tespit ettiklerini bildirdi.
Psikososyal Destek Hizmeti kapsamında 4,1 milyon kişiye ulaştıklarını aktaran Göktaş, yapılan çalışmalara ilişkin ise şunları kaydetti:
“Deprem bölgelerinde afetin olumsuz etkilerini azaltmak ve psikolojik sağlamlığı artırmak için bireysel görüşmeler, psikoeğitim ve grup çalışmaları gerçekleştirdik. Verdiğimiz psikoeğitimlerde toplu yaşam alanlarının getirebileceği riskleri dikkate alarak mahremiyet, hijyen, aile içi iletişim gibi konuları önceliklendirdik. Çocukların gelişim dönemlerine bağlı olarak farklı psikoeğitimler gerçekleştirmenin yanı sıra sosyal iyileştirme çalışmaları kapsamında etkinlikler düzenledik. Ayrıca Bakanlığımız koordinasyonunda olmak üzere çeşitli STK’ler de vatandaşların ihtiyaçlarını karşıladı.”
KADIN KOOPERATİFLERİ İŞ ATÖLYELERİ KURULDU
Göktaş, STK’lerle işbirliği içerisinde kadınlar ve çocuklar için çeşitli faaliyet ve etkinliklerin düzenlendiği merkezler açtıklarını, depremden etkilenen kadınların hayatlarını yeniden kurmaları bir yandan da rehabilitasyonlarına destek olmak amacıyla Kadın Kooperatifleri İş Atölyesi adı altında sosyal alanlar oluşturduklarını anlattı.
Çocukların güvenli ve huzurlu ortamda yetişmeleri için de Adıyaman ve Hatay’da yeni çocuk evleri sitelerinin temellerini attıklarını bildiren Göktaş, ayrıca deprem bölgesinde çocukların desteklenmesi için Kahramanmaraş, Hatay ve Adıyaman’da Çocuk Yaşam Merkezlerini hizmete açtıklarının bilgisini verdi.
6 MOLA EVİ HİZMETE AÇILDI
Yaşanan afet sonrasında engelli ve yaşlı vatandaşları yalnız bırakmadıklarını belirten Göktaş, profesyonel bakıma ihtiyacı olduğu tespit edilen 312 yaşlı ve 978 engelli olmak üzere 1290 kişiyi yatılı bakım kuruluşlarına yerleştirdiklerini ifade etti.
Göktaş, depremden etkilenen engelli bireylerin deprem sonrası günlük rutine dönüşlerini kolaylaştırmak için 6 Mola Evini hizmete açtıklarını da kaydetti.
Depremden etkilenen vatandaşların ihtiyaçlarının karşılanması için çeşitli kurum ve kuruluşlarla işbirliği içerisinde olduklarını vurgulayan Göktaş, şu ifadeleri kullandı.
“Vatandaşlarımıza psikososyal destek hizmeti, çocuk ve gençlere yönelik faaliyetler yürütülmesi, çocuk ve aile dostu merkezlerin kurulması amacıyla Bakanlığımız ile sivil toplum kuruluşları arasında iş birliği protokolleri imzaladık. Güçlü işbirlikleriyle bölgemizin yaralarını sarmaya devam ediyoruz. Depremden etkilenen kardeşlerimiz için canla başla sahada aktif şekilde çalışmalarımızı kesintisiz sürdüreceğiz.”
]]>Toplumun genel düzeyine göre belirli bir sınırın altında gelire sahip olan bireyler göreli anlamda yoksul sayılıyor.
Eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 50’si dikkate alınarak belirlenen yoksulluk sınırına göre, yoksulluk oranı 2023 yılında 0,5 puan azalarak yüzde 13,9 oldu.
Medyan gelirin yüzde 60’ı dikkate alınarak belirlenen yoksulluk sınırına göre hesaplanan yoksulluk oranı ise son yılda 0,1 puan artarak yüzde 21,7 olarak gerçekleşti.
Eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 40’ı dikkate alınarak belirlenen yoksulluk sınırına göre, yoksulluk oranı bir önceki yıla göre 0,2 puanlık azalış ile yüzde 7,4 olarak kayıtlara geçti.
Medyan gelirin yüzde 70’i dikkate alınarak belirlenen yoksulluk sınırına göre hesaplanan yoksulluk oranı ise bir önceki yıla göre 0,4 puanlık artış ile yüzde 29,7 oldu.
EN DÜŞÜK YOKSULLUK ORANI ÇEKIRDEK AİLE BULUNMAYAN BİRDEN FAZLA KİŞİDEN OLUŞANLAR HANELERDE
Hanehalkı tipine göre eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde50’si dikkate alınarak hesaplanan yoksulluk oranlarına bakıldığında; çekirdek aile bulunmayan birden fazla kişiden oluşan hanehalklarında yoksulluk oranı bir önceki yıla göre 3,7 puan azalarak yüzde 8, tek kişilik hanehalklarında ise 2 puan artarak yüzde 9,5 olmuştur. En az bir çekirdek aile ve diğer kişilerden oluşan hanehalklarının yoksulluk oranı 2,1 puan azalarak yüzde 17,5, tek çekirdek aileden oluşan hanehalklarının yoksulluk oranı ise 0,3 puan azalarak yüzde 13,6 oldu.
OKUR-YAZAR OLMAYANLARIN YÜZDE 27,8’i, YÜKSEKÖĞRETIM MEZUNLARININ İSE YÜZDE 3,2’Sİ YOKSUL
Eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 50’si dikkate alınarak hesaplanan yoksulluk oranına göre; okur-yazar olmayan fertlerin yüzde 27,8’i, bir okul bitirmeyenlerin yüzde 24,7’si, lise altı eğitimlilerin yüzde 14’ü, lise ve dengi okul mezunlarının ise yüzde 7,7’si yoksul olarak hesaplandı. Yükseköğretim mezunları ise yüzde 3,2 ile en düşük yoksulluk oranına sahip grup oldu.
MADDİ VE SOSYAL YOKSUNLUK ORANI YÜZDE 14,4 OLDU
Maddi ve sosyal yoksunluk oranı hesabında hane düzeyinde sorgulanan değişkenler; otomobil sahipliği, ekonomik olarak beklenmedik harcamaları yapabilme, evden uzakta bir haftalık tatil masrafını karşılayabilme, kira, konut kredisi ve faizli borçları ödeyebilme, iki günde bir et, tavuk, balık içeren yemek yiyebilme, evin ısınma ihtiyacını karşılayabilme ve mobilyaları eskidiğinde değiştirebilme durumudur.
Bu oran için fert düzeyinde toplanan değişkenler ise; eskimiş giysileri yerine yenisini alabilme, düzgün iki çift ayakkabıya sahip olabilme, ayda en az bir kez tanıdıkları ile toplanabilme, ücretli boş zaman faaliyetlerine katılabilme, kendini iyi hissetmek için bir miktar para harcayabilme ve kişisel amaçlı kullanım için internet sahipliği olarak belirlenmiştir.
Yukarıda belirtilen on üç maddenin en az yedisini karşılayamayanların oranı olarak tanımlanan maddi ve sosyal yoksunluk oranı; 2022 yılında yüzde 16,6 iken 2023 yılı anket sonuçlarında 2,2 puan azalarak yüzde 14,4 olarak tahmin edildi.
SÜREKLİ YOKSULLUK ORANI YÜZDE 12,3 OLDU
Dört yıllık panel veri kullanılarak hesaplanan sürekli yoksulluk oranı, eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 60’ına göre son yılda ve aynı zamanda önceki üç yıldan en az ikisinde de yoksul olan fertleri kapsamaktadır. Buna göre, 2023 yılı anket sonuçlarına göre sürekli yoksulluk oranı bir önceki yıla göre 1,7 puan azalarak yüzde 12,3 oldu.

GÖRELI YOKSULLUK ORANI EN DÜŞÜK TRC1 (GAZIANTEP, ADIYAMAN, KILIS) BÖLGESİNDE GERÇEKLEŞT
Ülkemizde yaşanan deprem nedeni ile 2023 yılında TR63 (Hatay, Kahramanmaraş, Osmaniye) bölgesinde alan çalışması yapılamadığı için İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması (İBBS) ayrımında verilen bölgesel sonuçlar 25 bölgeyi kapsamaktadır.
İBBS 2. Düzey bölgelerinin her biri için eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan gelirinin yüzde 50’sine göre hesaplanan yoksulluk sınırına göre, gelire dayalı göreli yoksulluk oranının en yüksek olduğu bölgeler; yüzde 16,1 ile TRA2 (Ağrı, Kars, Iğdır, Ardahan), yüzde 14 ile TR41 (Bursa, Eskişehir, Bilecik) ve yüzde 13,9 ile TR82 (Kastamonu, Çankırı, Sinop) oldu.
Göreli yoksulluk oranı en düşük olan İBBS 2. Düzey bölgeleri ise yüzde 4,8 ile TRC1 (Gaziantep, Adıyaman, Kilis), yüzde 7,1 ile TRC3 (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) ve yüzde 8 ile TRC2 (Şanlıurfa, Diyarbakır) oldu.
YOKSULLUK VEYA SOSYAL DIŞLANMA RISKI ALTINDA OLANLARIN ORANI YÜZDE 31,0 OLDU
Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olanlar; göreli yoksulluk, maddi ve sosyal yoksunluk ve düşük iş yoğunluğu göstergelerinin en az birinden yoksun olanları ifade etmektedir.
Son yıl sonuçlarına göre fertlerin yüzde 31’i yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında kaldı. Bu oran yaş gruplarına göre incelendiğinde; 0-17 yaş grubunda yüzde39,7, 18-64 yaş grubunda yüzde28,0, 65 ve üstü yaş grubunda ise yüzde26,6 olarak tahmin edildi.
TAKSIT ÖDEMELERİ VEYA BORÇLARI OLANLARIN ORANI YÜZDE 58 OLDU
Geçen yıla göre konut alımı ve konut masrafları dışında borç veya taksit ödemesi olanların oranı 1,4 puan azalarak yüzde 58 oldu. Nüfusun yüzde 5,7’sine bu ödemeler yük getirmezken yüzde 14,9’una çok yük getirdi. Konut masraflarının çok yük getirdiği hanelerin oranı 0,3 puan artarak yüzde 17,5 olurken, bu masrafların biraz yük getirdiği hanelerin oranı 8,8 puan artarak yüzde 66,5 oldu. Konut masrafların yük getirmediğini belirten hanelerin oranı geçen yıla göre 9,2 puan azalış ile yüzde 15,9 hesaplandı.
Hanelerin yüzde 58,8’i evden uzakta bir haftalık tatil masraflarını, yüzde 39,2’si iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren yemek masrafını, yüzde 31,8’i beklenmedik harcamaları, yüzde 19,5’i evin ısınma ihtiyacını, yüzde 64,2’si eskimiş mobilyaların yenilenmesini ekonomik olarak karşılayamadığını beyan etti.
TEKNOLOJİ BAĞIMLILIĞI BELİRTİLERİ VE ETKİLERİ
Teknoloji, hayatımızın her alanını etkilemekte ve bu etki, ruhsal sağlığımızı da etkileyebilmektedir. Özellikle, akıllı telefonlar, bilgisayarlar ve internetin yaygınlaşmasıyla birlikte teknoloji bağımlılığı giderek artmaktadır. Bu bağımlılık, kişinin ruhsal ve zihinsel sağlığını önemli ölçüde etkileyebilmektedir.
Teknoloji bağımlılığı, genellikle sürekli cihaz kullanımı, sosyal medya kontrolü, internet üzerinde vakit geçirme gibi davranışlarla kendini gösterir. Bu durum, uyku düzeni bozukluğu, sosyal izolasyon, dikkat eksikliği, stres ve kaygı gibi ruhsal sorunlara yol açabilir. Ayrıca, gerçek dünyadaki ilişkilerde problemlere ve duygusal zorluklara neden olabilir.

TEKNOLOJİ BAĞIMLILIĞI ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Teknoloji bağımlılığıyla mücadele etmek için birkaç strateji bulunmaktadır. Bunlar arasında, cihaz kullanımını sınırlama, dijital detoks yapma, teknolojiyle geçirilen zamanı azaltma, fiziksel aktiviteleri artırma ve sosyal bağlantıları güçlendirme gibi yöntemler bulunmaktadır. Bunlar, kişinin zihinsel sağlığını korumak ve dengeyi yeniden sağlamak için etkili olabilir.
Bağımlılığı önlemenin veya azaltmanın yolları bulunmaktadır. İşte bazı öneriler:
1. Sınırlar Belirleme: Teknoloji kullanımı için belirli zaman dilimleri ve sınırlar belirleyin. Özellikle akıllı telefonları belirli saatlerde sessize alarak veya uzaklaştırarak kullanım süresini kontrol altında tutun.
2. Dijital Detoks: Düzenli olarak dijital detoks yapın. Belirli bir süre boyunca teknolojiden uzaklaşarak, daha fazla gerçek dünya etkileşimine odaklanın. Bu, zihinsel dengeyi yeniden kazanmanıza yardımcı olabilir.
3. Fiziksel Aktiviteler: Daha fazla fiziksel aktiviteye yönelin. Egzersiz yapmak, spor veya açık hava etkinlikleri, teknoloji kullanımına alternatif sağlayarak zihinsel rahatlama ve denge sağlayabilir.

4. Sosyal Bağlantıları Güçlendirme: Gerçek dünyadaki sosyal bağlantıları güçlendirin. Yüz yüze etkileşimler, arkadaşlarla zaman geçirme, aile ile vakit geçirme gibi etkinlikler, sosyal bağlantıları güçlendirir ve dijital dünyadan uzaklaşmayı sağlayabilir.
5. Bilinçli Kullanım: Teknolojiyi bilinçli bir şekilde kullanın. Belirli amaçlar doğrultusunda kullanın ve gereksiz yere zaman harcamaktan kaçının. Teknolojiyi daha verimli bir şekilde kullanmak, bağımlılık riskini azaltabilir.
6. Meditasyon ve Zihinsel Refah: Stresi azaltmak ve zihinsel dengeyi korumak için meditasyon gibi zihinsel refah aktivitelerine yönelebilirsiniz. Bu tür uygulamalar, bağımlılığı azaltmaya yardımcı olabilir.
SAĞLIKLI VE BİLİNÇLİ İNTERNET KULLANIMI
Teknolojiyi bilinçli bir şekilde kullanmak, sağlıklı bir dijital dengeyi korumak için önemlidir. Örneğin, belirli zaman dilimlerinde cihazlardan uzaklaşma, sosyal medya kullanımını sınırlama, dijital araçları verimli kullanma ve gerçek dünyadaki etkileşimlere odaklanma gibi alışkanlıklar, ruhsal dengeyi korumak adına önemli adımlardır.
Teknoloji bağımlılığı, zihinsel ve duygusal sağlığımızı olumsuz yönde etkileyebilen önemli bir sorundur. Ancak, bilinçli kullanım ve dengeli alışkanlıklar edinme, bu bağımlılığın etkilerini azaltabilir ve ruhsal dengeyi koruyabilir.
Işıkhan, Türkiye Cumhuriyeti’nin, bu topraklarda hüküm sürdükçe gerek sınır içerisinde gerek de sınır dışında teröre, teröriste ve hıyanete geçit vermeyeceğini belirtti.
Işıkhan, terörle ve ona destek olan odaklarla mücadelelerinin köklerini kurutana kadar azim ve kararlılıkla devam edeceğini söyledi.
Türkiye’nin son yıllarda atlattığı badirelere rağmen her zaman büyüme ve kalkınma yolunda başarıyla ilerlediğini kaydeden Işıkhan, bu kalkınma sürecinin, çalışma hayatının tüm bileşenlerine de olumlu yansıdığını vurguladı.
Yeni asgari ücret miktarını geçen hafta karara bağladıklarını hatırlatan Işıkhan, enflasyon karşısında çalışanların yanında olma kararlılığını koruyarak asgari ücreti 11 bin 402 liradan 17 bin liraya yükselttiklerini kaydetti.
“Bu rakamla net asgari ücrete önceki döneme göre yüzde 49, önceki yıllara göre de kümülatif olarak yüzde 100 oranında artırmış olduk.” diyen Işıkhan, asgari ücretin 2002 yılına göre reel olarak 3,5 kat artış sağladığını vurguladı.
Aralık ayı enflasyon oranıyla memur ve memur emeklilerine de yüzde 49,25 artış yapılacağına işaret eden Işıkhan, “Bu süreçte bize liderlik eden Sayın Cumhurbaşkanı’mız olmak üzere sürece destek veren, katkı sağlayan tüm işçi ve işveren sendikalarımıza, kurumlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Bu vesileyle ortak akıl ve istişare anlayışımızı da pekiştirmiş olduk. Hükümet olarak, göreve geldiğimiz günden bu yana, konu ne olursa olsun her zaman ilgili taraflarla istişareden yana olduk, sosyal diyalog mekanizmalarını hassasiyetle işleten bir yönetim anlayışını benimsedik.” ifadelerini kullandı.
Vatandaşlara hizmet bilinciyle hareket ederken her alanda paydaşlarla hareket etmeyi, onların öneri ve eleştirilerini dikkate alarak yol almayı kendilerine düstur edindiklerini aktaran Işıkhan, “Bugün burada bir arada bulunmamız bu anlayışın açık bir tezahürüdür. Sendikacılık, sosyal dayanışmanın en büyük itici gücüdür. Memur sendikalarımız ise hiç kuşkusuz çalışma hayatımızın en önemli temsillerinden biridir. Kamu personel yönetimi alanında en önemli paydaşlarımız, önemli emekleri bulunan kamu görevlileri sendika ve konfederasyonlarıdır.” diye konuştu.
Bakanlık olarak her fırsatta sosyal paydaşlarla bir araya geldiklerini, istişare ve diyalog mekanizmalarını canlı tuttuklarını anlatan Işıkhan, şöyle devam etti:
“Bu anlayışla istişare mekanizmamızın olmazsa olmazı olarak gördüğümüz Üçlü Danışma Kurulunu uzun bir aradan sonra 20 Ekim’de yeniden topladık. Kamu Personeli Danışma Kurulumuzu yakın zamanda toplayarak kamu görevlilerimizle ilgili hususları görüştük. Ülkemizde kamu görevlileri sendikacılığı yakın bir geçmişe sahip olmasına rağmen bu konuda önemli adımlar atıldı. Bildiğiniz gibi kamu çalışanlarımıza sendika kurma hakkı 1995 yılında Anayasa değişikliği ile tanınmış, bu hakkın kullanımını düzenleyen yasa ise 2001 yılında yürürlüğe girmişti. Böylece memur sendikacılığı yasal bir zemine oturmuş oldu. O tarihten itibaren özellikle hükümetlerimiz döneminde kamu görevlileri sendikacılığında sendikalaşma oranı hep artan bir seyir izledi.”
2010 ANAYASA REFERANDUMU VURGUSU
Bakan Işıkhan, hükümet olarak elbette en büyük temennilerinin bu oranların çok daha yüksek seviyelere çıkması ve tüm kamu çalışanlarımızın sendikalaşması yönünde olduğunu söyledi.
“Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu yana özellikle kamu görevlileri sendikacılığında son derece önemli değişiklikleri hayata geçirildi.” diyen Işıkhan, bunlardan en önemlisinin şüphesiz kamu görevlilerinin mali ve sosyal hakları için toplu sözleşme imkanı sunan 2010 Anayasa referandumu olduğunu dile getirdi.
Kamu görevlilerine mali ve sosyal haklarının belirlenmesi sürecinde masaya oturarak taraf olma hakkı veren bu değişikliğin hem istişare kültürü hem de kamu sendikacılığı alanında oldukça önemli bir dönüm noktası olduğuna dikkati çeken Işıkhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“2012 yılında yürürlüğe giren yasa doğrultusunda toplam yedi toplu sözleşme gerçekleştirdik. Geçtiğimiz ağustosta ise bildiğiniz gibi 2024 ve 2025 yıllarını kapsayan kamu görevlilerimizin mali ve sosyal haklarını içeren 7. Dönem Sözleşme Görüşmeleri’ni gerçekleştirdik. Görüşmeler neticesinde alt hizmet kollarına yönelik ve Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararlarıyla kamu görevlilerinin geneline yönelik çok sayıda kazanım elde edildi. Bir kez daha tüm kamu camiamız adına hayırlı olmasını diliyorum. Cumhuriyet’imizin bir asrını geride bıraktığımız şu zaman diliminde geriye baktığımızda, tüm engellemelere rağmen ulaşılamaz olarak görülen hedeflerimize bir bir ulaştığımızı görüyoruz.
Özellikle hükümetlerimiz dönemini kapsayan son 21 yıl, hemen her alanda olduğu gibi kamu personel yönetiminde de özellikle geçmişin çözülemez denilen sorunlarını sosyal paydaşlarımızla birlikte çözüme kavuşturduğumuz bir dönem oldu.”
Hükümetin insan odaklı hizmet anlayışıyla Türkiye’de kamu dahil tüm hak ve özgürlüklerin teminatı, sorun odaklı değil, çözüm odaklı kamu politikalarının uygulayıcısı olduğunu belirten Işıkhan, kamu çalışanları için gelecekte yapacakları hizmetlerin en sağlam teminatının geçmişte yapmış oldukları reformlar olduğunu ifade etti.
Cumhuriyet’in ikinci asrının kamu personel rejimi başta olmak üzere ülkeyi ve milleti ilgilendiren her alanda yükseliş dönemi olacağına inandıklarını anlatan Işıkhan, “Bu süreci, Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından ortaya konulmuş olan Türkiye Yüzyılı vizyonuna yakışır şekilde Sayın Devlet Bahçeli’nin de çok büyük destekleriyle çalışmanın ve üretimin yüzyılı yapmak ortak hedefimizdir. Biz bugünlere işçisi, işvereni, memuru, yatırımcısı, üretimcisi ve girişimcisiyle, tıpkı bir cephede yardımlaşır gibi dayanışma, birlik ve beraberlik şuuru içerisinde hep birlikte geldik. İstikbalde de aynı ruhu korur, küresel arenada her bakımdan daha büyük ve daha güçlü Türkiye hedefi istikametindeki yürüyüşümüzü aynı kararlılıkla ve azimle sürdürürsek, Allah’ın izniyle dahili ve harici anlamda aşamayacağımıza hiçbir engelimiz olamaz.” diye konuştu.