Vadeye göre incelendiğinde, 2023 yıl sonuna göre, uzun vadeli kredi borcunun 782 milyon ABD doları azalarak 153,9 milyar ABD doları; kısa vadeli kredi borcunun (ticari krediler hariç) ise 389 milyon ABD doları artarak 9,5 milyar ABD doları düzeyinde gerçekleştiği gözlendi.
Borçluya göre dağılıma bakıldığında, uzun vadeli kredi borcuna ilişkin olarak, bir önceki yıl sonuna göre bankaların kredi biçimindeki borçlanmalarının 126 milyon ABD doları arttığı, tahvil ihracı biçimindeki borçlanmalarının ise 1 milyar ABD doları artışla 15,8 milyar ABD doları seviyesinde gerçekleştiği gözlendi. Aynı dönemde, bankacılık dışı finansal kuruluşların kredi biçimindeki borçlanmaları 152 milyon ABD doları azalmış, tahvil stoku ise 27 milyon ABD doları azalarak 1,2 milyar ABD doları seviyesinde gerçekleşti. Söz konusu dönemde, finansal olmayan kuruluşların kredi biçimindeki borçlanmalarının 1,4 milyar ABD doları azaldığı, tahvil stokunun ise 18 milyon ABD doları azalarak 10,1 milyar ABD doları seviyesinde gerçekleştiği gözlendi. Kısa vadeli kredi borcuna ilişkin olarak ise, 2023 yıl sonuna göre bankaların kredi biçimindeki borçlanmaları 16 milyon ABD doları azalışla 4,5 milyar ABD doları; finansal olmayan kuruluşların kredi biçimindeki borçlanmaları ise 313 milyon ABD doları azalışla 1,3 milyar ABD doları düzeyinde gerçekleşti.
Alacaklıya göre dağılım incelendiğinde, uzun vadeli kredi borcuna ilişkin olarak, Şubat sonu itibarıyla tahvil hariç özel alacaklılara olan borç, bir önceki yıl sonuna göre 1,3 milyar ABD doları azalarak 106,1 milyar ABD doları olarak gerçekleşti. Kısa vadeli kredi borcuna ilişkin olarak ise, tahvil hariç özel alacaklılara olan borcun bir önceki yıl sonuna göre 354 milyon ABD doları azalarak 7,5 milyar ABD doları seviyesinde gerçekleştiği gözlendi.
Döviz kompozisyonuna bakıldığında, 153,9 milyar ABD doları tutarındaki uzun vadeli kredi borcunun yüzde 58,5’inin ABD doları, yüzde 35,4’ünün Euro, yüzde 2,2’sinin Türk lirası ve yüzde 3,9’unun ise diğer döviz cinslerinden oluştuğu ve 9,5 milyar ABD doları tutarındaki kısa vadeli kredi borcunun ise yüzde 45,3’ünün ABD doları, yüzde 28,0’ının Euro, yüzde 21,8’inin Türk lirası ve yüzde 4,9’unun diğer döviz cinslerinden oluştuğu görüldü.
Sektör dağılımı incelendiğinde, Şubat sonu itibarıyla, 153,9 milyar ABD doları tutarındaki uzun vadeli toplam kredi borcunun yüzde 37,8’ini finansal kuruluşların, yüzde 62,2’sini ise finansal olmayan kuruluşların borcu oluşturdu. Aynı dönemde, 9,5 milyar ABD doları tutarındaki kısa vadeli toplam kredi borcunun yüzde 73,1’ini finansal kuruluşların, yüzde 26,9’unu ise finansal olmayan kuruluşların borcu oluşturdu.
Özel sektörün yurt dışından sağladığı toplam kredi borcu, Şubat sonu itibarıyla kalan vadeye göre incelendiğinde, 1 yıl içinde gerçekleştirilecek olan anapara geri ödemelerinin toplam 49,7 milyar ABD doları tutarında olduğu gözlendi.
]]>Cari işlemler açığındaki azalışın devam ettiğini belirten Bolat, “Dış ticarette yaşanan olumlu gelişmeler neticesinde, Mayıs 2023’te 60,1 milyar dolar olarak gerçekleşen yıllıklandırılmış cari işlemler açığı sonraki aylarda toplam 28,3 milyar dolar azalarak Şubat 2024 itibarıyla 31,8 milyar dolara geriledi. Aynı dönemde yıllıklandırılmış dış ticaret açığı ise toplam 29,4 milyar dolar azalarak 92,9 milyar dolara geriledi. Şubat 2023’te 9 milyar dolar olan cari işlemler açığı, şubatta yüzde 63,9 azalışla 3,3 milyar dolara gerilemiş durumdadır.” ifadesini kullandı.
Bolat, şubatta ihracatın bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 13,6 artarak 21 milyar 82 milyon dolar, ithalatın da yüzde 9,2 azalarak 27 milyar 853 milyon dolar olduğunu anımsatarak, şubatta dış ticaret açığının bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 44,2 düşerek 6 milyar 771 milyon dolara gerilediğini, ihracatın ithalatı karşılama oranının ise bir önceki yılın aynı ayına göre 15,2 yüzde puan artarak yüzde 75,7 seviyesine yükseldiğini bildirdi.
Söz konusu ayda yıllıklandırılmış ihracatın yüzde 1,6 artarak 258,7 milyar dolar ile rekor kırdığını vurgulayan Bolat, yıllıklandırılmış ithalatın da yüzde 5,6 azalarak 351,5 milyar dolar olduğunu belirtti.
Bolat, yıllıklandırılmış dış ticaret açığının ise yüzde 21,1 azalarak 92,9 milyar olduğunu aktararak, ihracatın ithalatı karşılama oranının bu dönemde 5,2 yüzde puan artarak yüzde 73,6’ya yükseldiğine işaret etti.
Hizmetler gelirlerinin şubatta yıllıklandırılmış bazda 101,1 milyar dolar ile rekor yenilediğine, seyahat gelirlerinin de 48,2 milyar dolara yükseldiğine dikkati çeken Bolat, “Mal ve hizmet ihracatını artırmaya yönelik destekler ve ithalatı düşürmeye yönelik tedbirlerin uygulamadaki sonuçlarıyla cari işlemler açığında önemli gerileme kaydedilmiş durumdadır.” ifadesini kullandı.
Bolat, gerçekleştirdikleri çalışmalar neticesinde bu yılın ilk çeyreğinde ihracatın yüzde 3,6 artışla 63,7 milyar dolar, ithalatın ise yüzde 12,6 düşüşle 84,1 milyar dolar olduğunu anımsatarak, “Böylelikle dış ticaret açığı, yılın ilk çeyreğinde yüzde 41,2 azalarak 20,5 milyar dolara gerilemiştir. Bu verilere göre yıllıklandırılmış cari işlemler açığındaki düşüşün bu yılın ilk çeyreği itibarıyla devam etmesi öngörülüyor. İhracattaki artışlar ve ithalattaki düşüşler neticesinde yılın ilk çeyreğinde ekonomik büyümeye net ihracatın pozitif katkı sağlaması beklenmektedir.” değerlendirmesinde bulundu.
Dış ticaret dengesindeki olumlu gelişmelerin, ekonomik büyümeyi daha dengeli bir yapıya dönüştürdüğünü ve cari işlemler hesabında iyileşme sağlayarak makroekonomik istikrarı güçlendirdiğini belirten Bolat, şunları kaydetti:
“İhracatta artış ve ithalatta azalış trendinin 2024 yılının geneli itibarıyla devam etmesi beklenirken, dış ticaretin cari işlemler dengesine ve ekonomik büyümeye pozitif katkı vermesi öngörülmektedir. Dünya mal ve hizmet ihracatındaki payımızı artırmaya dönük üretici ve ihracatçılarımızla yakın işbirliğimizi kararlılıkla sürdürürken, daha müreffeh bir Türkiye hedefine ulaşmak için çalışmalarımıza ara vermeden devam ediyoruz.”
]]>Haber7
Bürokraside, emniyette, yargıda, sosyal hayatta yaşananları, başörtüsü sebebiyle zulme uğrayan insanları, gerçek örnekler vererek ‘Şubat Hikayeleri’ kitabında anlatan Yazar Mustafa Atılgan, okuyuculara adeta ‘nereden nereye’ dedirtiyor.

MÜCADELENİN TANIĞI YAZARIN BİZZAT KENDİSİ
Mücadelenin içinde olanların kendi hikâyelerini anlattıkları eserlerden farklı olarak, mücadelenin bizzat tanığı olan yazar, başkalarının hikâyelerini anlatmış. Kitap, bu yönüyle ilk olma özelliği de taşıyor.

‘Şubat Hikayeleri’ kitabının hemen başında, kronolojik olarak kısaca 28 Şubat sürecine değinilmiş. O dönemi yaşamamış olanlar için bilgilendirme, yaşamış olanlar için hatırlatmalar yapılmış.

28 Şubat sürecinde mağdur olanlar için, ‘Şubat Hikayeleri’ kitabında, kendi hikayelerinizden de esintiler bulma ihtimaliniz oldukça yüksek.
EŞLERİ BAŞÖRTÜLÜ ASKERLERİMİZİ PSİKİYATRİ HASTASI YAPTILAR
‘Şubat Hikayeleri’ kitabında anlatılan her olay, birbirinden yaşaması zor ve aynı zamanda bugün baktığımız zaman ders almamız gereken hikayeler. Kitapta geçen bir hikayede eşi başörtülü diye çekmediği kalmayan bir astsubayın yaşadıkları da şöyle anlatılıyor:
Eşleri başörtülü, kendileri namaz kılan, kendi hallerinde, işlerini iyi yapmaya çalışan, görüştüğümüz, kendilerine hukuki destek sağlamaya çalıştığımız birkaç astsubaydı. Ama şubat rüzgârlarının çok soğuk estiği döneme yakalanmışlardı.
Yüksek Askerî Şura kararlarıyla durumları kendileri gibi olan yüzlerce askerî personeli “disiplinsizlik” gerekçeleriyle ihraç ediliyorlardı. İhraçlarından hemen önceki dönemler kendilerine verilen başarı belgeleri bir önem taşımıyor, beraber ne badireler atlattıkları amirleri “Üstler böyle istiyor.” diyerek birer birer ilişik kesme belgelerini tebliğ ediyorlardı. Bu birkaç astsubay gidişata göre kendilerinin aynı akıbete ne zaman uğrayacaklarının, sabah itibarlı bir meslek sahibi olarak çıktıkları evlerine akşam işsiz olarak dönme ihtimalinin tedirginliğini yaşıyorlardı. Kadere imanları vardı, teslimiyetleri vardı ama insandılar, endişe taşımaları da insan olmalarının gereğiydi.
Nihayet bir gün ihraç yazıları geldi. Ama bir farklılık vardı; Yüksek Askerî Şura kararıyla değil, Milli Savunma Bakanlığı Personel Müdürlüğü kararıyla ihraç edilmişlerdi. Bu durum şöyle bir avantaj sağlıyordu, o zamanlar YAŞ Kararlarına karşı yargı yolu kapalıydı ama MSB İşlemlerine karşı yargı yolu açıktı. Nitekim öyle yaptık, ihraç işlemlerinin iptali için dava açtık. Davalar lehe sonuçlandı ve işlerine geri döndüler. Ama ne dönüş. Konya Hava Hastanesi’nde çalıştığını söyleyen birisi aradı, ismini vermeden psikiyatri servisinde bir astsubayın benimle mutlaka görüşmek istediğini söyledi. İlginçti, psikiyatri servisi, ne alaka diye düşündüm. Ama kesinlikle böyle bir şey olmaz diyebilme şansımızda yoktu.
Hastaneye gittim, Temel Astsubay gerçekten psikiyatri servisindeydi. Doktoru ile görüştüm, neden burada olduğunu sordum. Birliğinden getirildiğini, daha fazla bilgi veremeyeceğini söyledi. Kurum, askeriye; hastane askerî hastane olunca bilgi alabilmek için dahi hayli aşılması gereken engel çıkıyordu karşımıza. Gayri resmi edindiğimiz bilgilere göre, dava açarak geri dönme cüreti göstermesinin bedeli ödetiliyordu. Bu sefer psikiyatri raporu ile atılmasının gerekçeleri oluşturulmaya çalışılıyordu. Kurumu korumaya çalışan bazıları da, Temel Astsubayın kendisinin malulen emekli olabilmek ve yeniden atılmaktan kurtulmak amacıyla bu yola başvurmuş olabileceğini söylüyorlardı. Her iki ihtimal de dehşet vericiydi. Bu araştırmalarımız sürerken yine isimsiz bir telefon geldi. Temel Astsubayın çok kötü olduğunu ve hemen hastaneye gitmemin iyi olacağını söyleyip kapattı. Hemen hastaneye gittim.
Temel Astsubay kan ter içindeydi. “Mustafa Bey! Beni öldürecekler, üzerime salmak için servise köpek getirdiler. Zeynep Gazali’ye yaptıklarını yapacaklar, beni köpeklere parçalatacaklar…” diye konuşuyor, yerinde duramıyordu.
Servis sorumlusu doktorla konuşmak için koridora çıktığımda, kocaman bir köpekle karşılaştım. Servis içerisinde başıboş bir şekilde dolaşıyordu. Hemşireye, “Bu köpek ne arıyor burada?” diye sert bir üslupla sordum. “Komutanın avukat bey” dedi. Direkt komutanın (servis sorumlusu askerî doktor, binbaşı) odasına girdim. Tartışmaya başladık. “Köpek benim, uysaldır, kimseye zarar vermez.” gibi cümleler kurdu. “Burası köpekler için değil, insanlar için! Kimseye bir şey yapmaz dediğiniz köpeğiniz yüzünden müvekkilimin gözüne uyku girmiyor.” dedim. “Sizin müvekkiliniz hasta” dedi. “Tam da bu sebeple bu köpeği burada tutamazsınız. Sağlam insanı korkutan köpeği, hasta insanı iyice delirtsin diye mi getirip serviste bulunmasına izin veriyorsunuz?” diyerek zor bela köpeği servisten çıkarmayı sağlayabildik.
Sonra hastaneden çıktı Temel Astsubay. Ve bir gün kızı aradı, babasından şikâyetlerde bulundu. Biraz konuşup konuşamayacağımı sordu. Tamam konuşurum, dedim. Konuştuk Temel Astsubay ile. Neden öyle davrandığını, ailesini, yakınlarını neden üzdüğünü sordum. Gözleri yaşardı, “Haklılar abi.” dedi. “Ama ben normal değilim, zalimler hayatıma öyle bir girdiler ki, ben gerçekten hasta oldum. Tedavi olmaya çalışıyorum, olmuyor, geçmiyor; geçmesi için daha uzun süre lazım ama tedaviye devam edeceğim ve yapabildiğim kadar daha dikkatli olacağım.” dedi.
Hangi tazminat, hangi emekli maaşı, hangi iade edilecek itibar Temel Astsubayın psikolojisini düzeltir, akıl sağlığını geri getirir dersiniz? Kim ne yaparsa kendisi için yapar ve yaptığının karşılığını mutlaka görür.
Bakan Tekin’in açıklamalarından satır başları:
2024’ün 2023’ten çok daha iyi geçmesini temenni ediyorum. 2023 maalesef kötü bir olay ile başladı, malum 6 Şubat depremleri. Depremde kaybettiğimiz tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Deprem yaralarını sarmak üzere sürece başladık. Eğitim öğretim sürecinde ciddi bir sıkıntı yaşamadık. Büyük problemlerle karşılaşmadan 2023’ü tamamladık. Ukrayna-Rusya savaşından sonra başka bir savaş daha başladık. İsrail’in Gazze’deki zulmü inşallah 2024 yılında biter.
Aslında yılın muhasebesini yapacağız, AK Parti iktidarının 21 yıllık muhasebesini de görmüş olacağız. 2002 yılında PTT bir kampanya başlattı. Çok sayıda mektup var. O dönemin ruhunu yansıtan mektuplar seçtik.
7 Haziran 2002 tarihinde bir mektup yazılmış, 28 Şubat’ın dayattığı kat sayı meselesini anlatmış. Meslek liselerinin resmen çökertildi. Bir öğretmenimiz diyor ki “Farelerle ve soğukla savaşarak sınıfımızda ders işledik”.
Bu tür sorunları artık yaşamıyoruz, bu nedenle anlatıyorum.
DEPREM BÖLGESİNDE SON DURUM
Biz Kabine olarak göreve başladığımız ilk gün Sayın Cumhurbaşkanımız “İlk önceliğimiz deprem bölgesi” dedi. Biz de kendi görev alanlarımızla ilgili bölgeye gittik. Biz Milli Eğitim Bakanlığı olarak tüm tedbirleri almış, 6 Şubat depreminin yaralarının sarılması için üstümüze düşeni yapmaya çalıştık. “Depremin yaralarını sardık” dediğimiz gün 6 Şubat’tan önceki fiziki koşullara erişmiş olması gerekiyor. Önce Eylül ayının başında eğitim-öğretimin sağlıklı başlayabilmesi için ne yapılması gerektiğine baktık. Hasarlı okullarımızın onarımını yaptık. Sonra hasar durumu itibariyle devam edemeyeceğimiz okullarla ilgili başka kamu binaları varsa bu şekilde bir planlama yaptık.
Bir problem olmaksızın tüm öğrenciler eğitim alabildi.
2500 civarında derslik yetiştirildi. İkiye böldük iş yükümüzü, önümüzdeki karne tatilinden sonra hızlıca yapabileceğimiz çelik yapılar planladık.
Deprem bölgesindeki çocuklarımızın öğrenme kayıplarını yeniden aynı düzeye getirebilmek için kurslar açtık. Bölgedeki çocuklarımızı zorunlu kurslara tabii tuttuk.
BÜTÇE GÖRÜŞMELERİNDEKİ TARTIŞMA
DEM Parti Sözcüsü söz aldı ve Güneydoğu’da çocukların okullaşma oranlarından bahsetti. Ben de ona PKK’nın eğitimi aksatacak saldırılarından bahsettim. Okullarımızı kullanılamaz hale getirdiler. “Çocuklar okula gitmesin dağa gitsin” mantığıdır bu. İYİ Parti Sözcüsü de bunu görmezden geliyor, Türk milliyetçiliğiyle ilgili ders veriyor orda. Sonra CHP andımız ile ilgili eleştiri yapıyor. HDP ile ittifak yapıyorsunuz sonra andımızın kaldırılmasıyla ilgili eleştiri yapıyorsunuz. Bir kere hukuk devletinde yaşıyoruz, biz MEB olarak kiminle protokol yapabiliriz. Benim protokol yapabilmem için karşımda gerçek biri olmalı. Herhangi bir cemaatle protokol imzalamamız söz konusu değil.
ATAMALAR
Ben daha önce Şubat döneminde öğretmenlerin göreve başlamasını arzu ettiğimi söylemiştim. Fakat depremin oluşturduğu mali yük nedeniyle 2023 için böyle bir şeyi sunabilecekleri bir ortam oluşmadı. O oluşsaydı süreci başlatacaktık ve Şubat ayında öğretmen arkadaşlarımızı Şubat ayında göreve başlatmış olacaktık. Biz 2023 KPSS puanıyla öğretmen atamasını yapacağız ve tahmin ediyorum önümüzdeki günlerde Maliye Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığımızın bize vereceği kadro doğrultusunda takvimimizi oluşturacağız.
Ben Milli Eğitim Bakanlığı olarak kamu kurumları arasında en yüksek sayıyı alacak kurum olacağını düşünüyorum.
31 Mart 2024 Pazar günü yapılacak Mahalli İdareler Seçimleri’ne ilişkin seçim takvimine göre, yarın seçmen kütüklerinin güncelleştirilmesi amacıyla kullanılan MERNİS’ten veri alımı ve güncelleme durdurulacak.
Muhtarlık bölgesi askı listelerinin dökümüne 2 Ocak’ta başlanacak, seçime katılabilecek siyasi partiler de YSK tarafından 2 Ocak’ta ilan edilecek.
Siyasi partilerden hangi seçim çevrelerinde hangi usul ve esaslarla aday tespiti yapacaklarını YSK’ye bildirmeleri 3 Ocak’ta istenecek, 4 Ocak’ta muhtarlık bölgesi askı listeleri ve tutuklular ile taksirli suçlardan hükümlülere ilişkin askı listeleri güncellenmek üzere ilçe seçim kurullarınca askıya çıkarılacak.
Seyyar sandıklarda oy kullanabilmeleri için hastalığı ve engeli sebebiyle yatağa bağımlı seçmenler için başvurular da başlayacak.
Seçim takviminin diğer aşamaları şöyle:
– 10 Ocak
Partiler hangi seçim çevrelerinde, hangi usul ve esaslarla aday tespiti yapacaklarını mesai bitimine kadar bildirecek.
– 17 Ocak
Muhtarlık bölgesi askı listeleri ve tutuklular ile taksirli suçlardan hükümlülere ilişkin askı listeleri askıdan indirilecek. Buna ilişkin itirazlar sona erecek.
Bu tarih bina bazında seçmen kayıtları YSK ve e-Devlet Kapısı’ndan sorgulanmasının son günü.
Seyyar sandıklarda oy kullanabilmeleri için, hastalığı veya engeli sebebiyle yatağa bağımlı olan seçmenlerin bir yakını tarafından seyyar sandık kurulu talep formu ile ilçe seçim kurulu başkanlığına veya ilçe seçim kurulu başkanlığına gönderilmek üzere muhtarlığa başvurularının son günü.
– 27 Ocak
Siyasi partilerin birleşik oy pusulasındaki yerlerinin belirlenmesi için YSK tarafından kura çekilecek ve ilan edilecek.
– 31 Ocak
Siyasi partiler aday adayı listelerini ilgili seçim kurullarına bildirmesinin son günü.
– 7 Şubat
Seçmen kütükleri kesinleştirilecek, seçmenlerin oy vereceği yer ve sandıkların belirlenmesine başlanacak.
– 11 Şubat
Seçmenlerin oy vereceği yer ve sandıkların belirlenmesi tamamlanacak.
– 16 Şubat
İl seçim kurullarınca, birleşik oy pusulalarının basım işlemi ile ilgili olarak gerekli ön hazırlıklara başlanacak.
– 20 Şubat
Siyasi parti ilçe başkanlıkları belediye başkanlığı, belediye meclis üyeliği, il genel meclisi üyelikleri listelerini düzenleyerek 17.00’ye kadar teslim edecek.
Bağımsız aday olacaklar da adaylık için en geç saat 17.00’ye kadar başvuru yapacak.
– 22 Şubat
Siyasi partilerin aday listesindeki eksiklikleri tamamlamalarının son günü.
– 23 Şubat
Geçici aday listeleri ilan edilecek.
– 29 Şubat
Seçmen bilgi kağıtlarının dökümüne ve dağıtımına başlanacak.
– 3 Mart
Kesin aday listeleri ilan edilecek.
– 4 Mart
Sandık kurullarının oluşum işlemleri tamamlanacak.
– 21 Mart
Seçim propagandası ve yasakları başlayacak.
– 24 Mart
Seçmen bilgi kağıtlarının seçmenlere dağıtımı tamamlanacak.
– 30 Mart
Seçim propagandasının sonu.
– 31 Mart
Oy verme günü.