ALMANYA’nın Türk asıllı eski milli basketbolcusu M.D.’nin (46), memleketi Konya’daki evinden 8 altın madalya ile televizyon, dizüstü bilgisayar ve süpürge gibi çeşitli eşyalar çalındı. Polisin güvenlik kameralarından tespit edip yakaladığı 2 şüpheli tutuklandı.
Olay, 13 Aralık günü Meram ilçesi Yaka Mahallesi’nde bulunan müstakil bir evde meydana geldi. Almanya’da yaşayan daha önce Beşiktaş ve Galatasaray ile Alman milli takımında forma giyen M.D.’nin evini kontrol etmek için gelen yakını T.M., kapının kırık ve içerisinin de dağınık olduğunu fark etti. T.M., bunun üzerine polise ihbarda bulundu. İhbar üzerine adrese gelen polis, yaptığı incelemede M.D.’nin daha önce kazandığı 8 altın madalya ile evdeki 1 televizyon, 1 soba, 2 bakır kazan, 1 elektrikli süpürge, 1 dürbün, 1 dizüstü bilgisayar, 1 kol saati, 22 parça imitasyon takı, 72 parça çatal bıçak takımının çalındığını tespit etti. Çevredeki ev ve iş yerlerine ait görüntüleri inceleyen ekipler, basketbolcunun evine, 2 kişinin bahçe duvarından atladığını ve evin kapısını kırarak malzemeleri çalıp geldikleri 3 tekerli motosikletle kaçtığını belirledi.
30 KİLOMETRE BOYUNCA 48 GÜVENLİK KAMERASI İZLENDİ
Konya Emniyet MüdürlüğüAsayiş Şubesi Hırsızlık ve Yankesicilik Büro Amirliği tarafından kurulan özel ekip, şüphelilerin kaçış istikametindeki 30 kilometrelik bölgedeki 48 güvenlik kamerasından görüntü izledi. Ardından şüphelilerin saklandığı ev belirlenip, operasyon düzenlendi. Operasyonda şüpheliler Oğuzhan Turuş (24) ve Arif Dönmez (28) gözaltına alındı. Evde yapılan aramada ele geçirilen çalınan madalya ve eşyalar M.D.’nin yakını T.M.’ye teslim edildi. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Turuş ve Dönmez çıkarıldıkları mahkemede tutuklandı.
Haber-Kamera Salih BÜYÜKSAMANCI KONYA, DHA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Erenler Mahallesi Yakut Sokak’ta E.A. (28) ile arkadaşı E.Y. arasında henüz bilinmeyen nedenle tartışma çıktı.
Kavgaya dönüşen olayda E.Y. arkadaşını tabancayla iki bacağından yaraladı.
İhbar üzerine bölgeye polis ve sağlık ekipleri sevk edildi.
Yaralı, sağlık ekiplerince Kocaeli Şehir Hastanesi’ne kaldırıldı.
Polis şüpheliyi yakalamak için çalışma başlattı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KASTAMONU’nun İnebolu ilçesinde orman muhafaza memuru Serdar Atmaca (26), evinde tabanca ile vurulmuş halde ölü bulundu.
Olay, sabah saatlerinde Camikebir Mahallesi Mehmet Şevki Caddesi’nde meydana geldi. İnebolu Orman İşletme Müdürlüğü’nde görevli orman muhafaza memuru Serdar Atmaca’nın sabah işe gelmemesi ve telefonlarına cevap vermemesi sonrası şüphelenen iş arkadaşları yaşadığı eve gitti. Eve giren iş arkadaşları Atmaca’yı tabanca ile vurulmuş halde hareketsiz yatarken buldu. İhbarla adrese polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Kontrolde Atmaca’nın hayatını kaybettiği belirlendi. Atmaca’nın cenazesi, otopsi yapılmak üzere Adli Tıp Kurumu’na kaldırıldı. Gaziantep nüfusuna kayıtlı Serdar Atmaca’nın 1 ay önce evlendiği, eşinin Hatay’da hemşire olarak görev yaptığı belirtildi. Atmaca’nın, eşinin tayinini İnebolu’ya aldırmak için girişimlerde bulunduğu öğrenildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Olay, akşam saatlerinde İslahiye Devlet Hastanesi acil servisinde meydana geldi. İddiaya göre, emekli polis memuru M.K., rahatsızlığı nedeniyle geldiği acil serviste tedavi olduktan sonra bekleme salonuna geçti. Salonda bir süre yakınlarıyla telefon görüşmesi yaptığı öne sürülen şahıs, daha sonrasında ise üzerindeki beylik tabancası ile kafasına ateş etti. Olay sonrası acildeki doktorların müdahalesine rağmen şahıs hayatını kaybetti. Cenaze, polis ekiplerinin olay yerindeki incelemesinin ardından morga kaldırıldı.
Olayla ilgili soruşturma başlatıldı. – GAZİANTEP
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Olay, dün gece saatlerinde ilçeye bağlı Tepealtı mevkisinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Tuğrul Demir’in (26) kullandığı 06 H 5748 plakalı otomobil, dolmuştan indikten sonra yolun karşısına geçmek isteyen Ozan Gönül’e çarptı. İhbar üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Olay yerindeki ilk müdahalesinin ardından ambulans ile ağır yaralı olarak Ordu Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Gönül, yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Otomobil sürücüsü Tuğrul Demir ise polis ekipleri tarafından gözaltına alındı.
Hayatını kaybeden Ozan Gönül, bugün ikindi namazına müteakip AltınorduOrta Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Gülyalı ilçesinde toprağa verildi.
Kazayla ilgili inceleme sürüyor. – ORDU
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Balıkesir İl Jandarma Komutanlığı Kriminal Şube Müdürlüğü, Kasım ayı boyunca meydana gelen ve olay yeri inceleme timlerince müdahale edilen; 2 kasten öldürme, bir terör (FETÖ), 8 hırsızlık, 4 adet ateşli silahla yaralama, 2 mala zarar verme, 4 genel güvenliği tehlikeye sokmak, 2 narkotik ve psikotrop madde kaçakçılığı olmak üzere toplam 23 olayda olay yerinden elde edilen delillerle olayın faili 29 şüpheli şahıs tespit edilerek olaylar aydınlatıldı. – BALIKESİR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Federal polis tarafından yapılan açıklamada, Brüksel metrosunun 2 ve 6 numaralı hatlarının geçtiği Porte de Namur ve Louise istasyonları arasındaki tünelde bir ceset bulunması üzerine, seferlerin tüm hat boyunca durdurulduğu bildirildi.
Porte de Namur metro istasyonunun girişleri kapatıldı, olay yerine çok sayıda polis aracı sevk edildi.
Botanique istasyonunda yaşanan eş zamanlı bir teknik arızanın da eklenmesiyle kent trafiği ciddi ölçüde aksadı.
Seferlerin ne zaman başlatılacağına dair bir açıklama yapılmazken söz konusu cesetle ilgili soruşturma sürüyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekipleri yaptıkları çalışmalar sonucu market hırsızlığı ve birçok iş yerinden hırsızlık olaylarının faillerini tespit etti. Araç içerisinde olan K.Y., S.S.Ç., M.F.K. ve F.S., kovalamaca sonucu yakalandı. Şüpheliler, emniyetteki işlemlerinin ardından sevk edildikleri adli makamlarca tutuklandı. – BATMAN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>2 bin 500 litre etil alkol ele geçirildi
AYDIN – Aydın’ın Efeler ilçesinde emniyet ekiplerince 2 işyerine yapılan baskında 2 bin 520 litre etil alkol ele geçirildi, 3 şüpheli yakalandı.
Aydın İl Emniyet Müdürlüğü koordinesinde yürütülen çalışmalar aralıksız sürerken, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince alkollü içki sahteciliği faaliyetlerinin önlenmesine yönelik koordineli çalışma gerçekleştirildi. Edinilen bilgiye göre ekipler, Efeler ilçesindeki 2 adreste sahte alkol üretildiği bilgisine ulaştı. Operasyon için düğmeye basan ekipler, belirlenen adreslere baskın düzenledi. İş yeri ve eklentilerinde yapılan aramalarda 2 bin 520 litre etil alkol, 174 adet alkol aroma likidi, 1 adet hassas terazi, 1 adet vakumlama makinası ve bin 600 adet plastik bidon ele geçirildi. Olayla ilgili 3 şüpheli şahıs yakalanarak gözaltına alınırken, haklarında gerekli adli işlemler başlatıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BATMAN’da kapısını kırıp, girdikleri kuruyemişçiden para, bilgisayar ve çok sayıda ürün çalan 4 şüpheli, polis tarafından 13 kameradan 96 saatlik görüntü izlenerek yakalandı. Şüphelilerin yakalanma anları kameralara yansıdı.
Olay, 22 Kasım’da 04.30 sıralarında Sağlık Mahallesi Hamidiler Caddesi’nde meydana geldi. 4 şüpheli araçla kuruyemiş dükkanının önüne geldi. Yüzleri maskeli 3 şüpheli, iş yerinin kapısını kırarak içeri girerken, diğeri ise araçta bekledi. Şüpheliler 40 bin lira, 2 dizüstü bilgisayar, sigara ve çok sayıda market ürününü yanlarında getirdiği torbalara doldurup, geldikleri araçla kaçtı. Sabah dükkana gelen iş yeri sahibi, durumu polis ekiplerine bildirdi. Hırsızlık anları iş yerinin güvenlik kamerasına yansırken, şüphelilerin yakalanması için çalışma başlatıldı.
KOVALAMA SONRASI YAKALANDILAR
İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekipleri, çevredeki 13 güvenlik ve Kent Güvenlik Yönetim Sistemi (KGYS) kameralarından izlenen 96 saatlik görüntü ile şüphelilerin K.Y., S.S.Ç, M.F.K ve F.S. olduğunu tespit etti. Operasyon düzenleyen ekipleri gören şüpheliler, bulundukları araçla kaçmaya başladı. Yaşanan kovalama sonrası şüpheliler yakalandı. İşlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüpheliler, çıkarıldıkları mahkemede tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Kasım ayı indirimlerini fırsat bilen dolandırıcılar, bilişim teknolojileri uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık’ı da sahte linkle dolandırmaya kalkıştı.

Uyarılarda bulunan Prof. Dr. Kırık, “‘Siparişiniz iade edilecektir, adresinizi güncelleyin’ gibi mesajlar, sahte ya da kopyalanmış e-ticaret sitelerine yönlendirme yapıyor” dedi.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

‘Kasım fırsatları’, ‘Muhteşem kasım’ ve ‘Efsane kasım’ adı altında uygulanan indirim kampanyalarını fırsat bilen dolandırıcılar, kişileri ağına düşürmeye çalışıyor.

Kullandıkları sistemlerle kişileri tuzağa çekmek için her türlü yönteme başvuran dolandırıcılar, bu kez de bilişim teknolojileri uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık’ı hedef seçti. Sahte ‘Sipariş iadesi için adres güncellemesi’ linki gönderen dolandırıcıların oyununu ortaya çıkaran Prof. Dr. Kırık, uyarılarda bulundu.

“GALERİNİZE VE VİDEOLARINIZA ULAŞABİLİRLER”
Kasım indirimleri döneminde dolandırıcılık olaylarının arttığını belirten Prof. Dr. Kırık, “Siparişinizle ilgili bilgi eksikliğinin olduğunu söylüyorlar. Bu sayede sahte sitelere yönlendirme işlemi gerçekleştiriyorlar. Vatandaşların tuzağa düşmesi ve oltaya gelmesine sebep oluyor. ‘Siparişiniz iade edilecektir, adresinizi güncelleyin ya da formu doldurun’ gibi mesajlarla, tamamen sahte ya da kopyalanmış kargo, e-ticaret sitelerine yönlendirme yapıyor. Bu sayede dolandırıcılar sizin banka hesaplarınızı boşaltabiliyor. Hatta adınıza her türlü işlemi gerçekleştirebiliyor. Uygulamalar aracılığıyla sizin kimlik bilgilerinize ulaşıyor. Galerinize ve videolarınıza da ulaşabilme durumu söz konusu oluyor” dedi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BURSA’da hafif ticari aracıyla seyir halindeyken Kenan C.’yi (30) tabancayla başından vurup yaralayan Selami S. (27) ile yanındaki M.M.Ç. (22), M.E.Ç. (21) ve A.T. (22) yakalandı. Olay öncesi tarafların bir kafede buluşup borç meselesi nedeniyle tartıştıkları belirtildi.
Olay, 15 Kasım’da saat 21.00 sıralarında Yıldırım ilçesi Çınarönü Mahallesi Çınarönü Caddesi’nde meydana geldi. Çınarönü Mahallesi yönünde ilerleyen Kenan C. idaresindeki 16 BEE 013 plakalı hafif ticari araca yanına yaklaşan başka bir araçtan tabancayla ateş açıldı. Saldırıda başına mermi isabet eden Kenan C., ağır yaralandı. Yaralı, yapılan ilk müdahalenin ardından ambulansla Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Tedaviye alınan Kenan C.’nin hayati tehlikesi sürerken, polis ekipleri 4 şüpheliyi gözaltına aldı.
Şüphelilerden Selami S. ve M.M.Ç. ile Kenan C.’nin arasında borç meselesi nedeniyle husumet olduğu, olaydan kısa süre önce de bir pastanede bir araya gelerek, tartıştıkları iddia edildi. Tartışmanın ardından pastaneden ayrılan ve aracına binerek uzaklaşan Kenan C.’yi, otomobille takip eden Selami S.’nin, tabancayla ateş açarak başından vurduğu, M.M.Ç.’nin de o sırada otomobilde olduğu tespit edildi. Kiralık olan otomobilin, şüphelilerden M.E.Ç.’nin üzerine kayıtlı olduğu, diğer şüpheli A.T.’nin ise olaydan bir süre sonra, Selami S. ve M.M.Ç.’yi olay yerine getirerek, video çektirdiği öğrenildi.
4 şüpheli, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KOCAELİ’nin İzmit ilçesinde geçen yıl 9 Ocak’ta sağlık teknisyeni kuzeni Hürrem Doğan’ı (31) tabancayla vurarak öldüren sağlık personeli İrfan Özbay (52), yargılandığı Kocaeli 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında ‘Tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet, ‘Ruhsatsız silah bulundurma’ suçundan ise 1 yıl hapis ve 30 gün adli para cezasına çarptırıldı.
Olay, 9 Ocak 2023’te İzmit’in Ayazma Mahallesi 17 Ağustos Bulvarı’ndaki bir sitenin bahçesinde meydana geldi. Kocaeli Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Radyoloji Bölümü’nde görevli sağlık teknisyeni Hürrem Doğan, oturduğu binadan çıkıp, otomobiline yaklaştığı sırada silahlı saldırıya uğradı. Tabancadan çıkan mermilerden 10’u, Doğan’ın vücuduna isabet etti. Çağrılan ambulansla hastaneye kaldırılan Doğan, hayatını kaybetti. Saldırganın yakalanması için çalışma başlatan polis, Hürrem Doğan’ın kuzeni sağlık personeli İrfan Özbay olduğunu tespit etti. Gözaltına alınan Özbay, çıkarıldığı mahkemece ‘Tasarlayarak kasten ateşli silahla öldürme’ suçundan tutuklanarak cezaevine gönderildi. Öte yandan Özbay’ın evinde yapılan aramada Hürrem Doğan’ın ev adresinin yazılı olduğu kağıt da bulunduğu öğrenildi.
İLK DURUŞMADA HUSUMETİN SEBEBİNİ ANLATMIŞTI
Kocaeli 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşmasında tutuklu sanık İrfan Özbay, dini nikahla birlikte yaşadığı kadının, kendisini Hürrem Doğan’ın babasıyla aldattığını ve bu yüzden aralarında husumet olduğunu iddia etmişti. Bir önceki duruşmada ise cumhuriyet savcısı mütalaasında, sanığın ‘Tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasını, ‘Ruhsatsız silah bulundurma’ suçundan ise 2 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını talep etmişti.
MAHKEME, KARARINI VERDİ
Davanın karar duruşması bugün görüldü. Duruşmada Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla dinlenen tutuklu sanık Özbay, olayı tasarlayarak gerçekleştirmediğini söyleyerek tahliyesini istedi. Mağdur ailenin avukatı ise sanığın cezalandırılmasını talep etti.
Mahkeme, Özbay’ın ‘Tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet, ‘Ruhsatsız silah bulundurma’ suçundan ise 1 yıl hapis ve 30 gün adli para cezasına çarptırılmasına hükmetti.
Haber: Nazım Özgün ERBULAN/İZMİT(Kocaeli),
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BATMAN’da sürücüsünün ‘dur’ ihtarına uymadığı hafif ticari araçta 30 kilo 550 gram skunk ele geçirildi, 4 şüpheli tutuklandı.
İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, şüphe üzerine hafif ticari aracı durdurmak istedi. Sürücü, polis ekiplerinin ‘dur’ ihtarına uymadı ve girdiği arazide aracıyla kaza yapınca yakalandı. Araçtaki H.Y., M.F.Y., A.Ç. ve Y.Ç. gözaltına alınırken, aramada 30 kilo 550 gram skunk ele geçirildi. Şüpheliler, emniyetteki işlemlerinin ardından sevk edildikleri adliyede çıkarıldıkları mahkemede tutuklandı.
Haber-Kamera: Bayram AYHAN/BATMAN,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İSTANBUL – Esenyurt’ta lüks otomobillere dadanan oto fareleri gece saatlerinde 3 otomobilin camını kırarak hayalet ekranları çaldı. Ardından, iddiaya göre hızını alamayan aynı hırsızlar Esenyurt’ta bulunan bir oto galeriyi soyma girişiminde bulundu. O anlar güvenlik kamerasıyla görüntülendi.
Olay, dün gece saatlerinde Esenyurt ilçesinde meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, lüks araç kullandıkları görülen oto fareleri Esenyurt’ta farklı adreslerdeki 3 tane lüks marka otomobilin camını kırarak hayalet ekranlarını çaldı. Ardından, iddiaya göre hızını alamayan oto fareleri, sabah saatlerinde de Esenyurt’ta bulunan bir oto galeriyi soyma girişiminde bulundu. Yaşanan o anlar güvenlik kamerası tarafından görüntülendi. Görüntülerde, lüks marka arabaların yanına gelen hırsızların camı kırarak panelleri götürdüğü anlar yer aldı.
Hızını alamayan oto farelerinden oto galeriye soygun girişimi
İddiaya göre, aynı hırsızlar dün sabah saatlerinde de Esenyurt Yeşilkent Mahallesi Nazım Hikmet Bulvarı’nda bir galeriye gelerek hırsızlık girişiminde bulundu. Siyah bir arabayla galerinin önüne gelen hırsızlar içeriye girmek için ellerindeki levye ile camı söktü. O esnada işletmenin alarmı çalınca panik olan hırsızlar camı söküp kaçtı. Bir süre sonra galeriye tekrar gelen hırsızlar bu defa içeriye girip üst katta bulunan ofise girmek istediler ancak ofisin cam kapısı açamayan hırsızlar, levye ile cama vurup kırdı. Hırsızlar, cam kırılınca yakalanma korkusuyla galeriden kaçtı. Yaşanan o anlar da güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde, lüks marka bir arabayla galerinin önüne gelen 3 kişinin levye ile arabadan inerek galerinin önüne gelip bir süre camı sökmeye çalıştıkları anlar ve alarm çalınca paniğe kapılan hırsızların galeriden kaçıp bir süre sonra tekrar geri gelerek galeriye girdikleri ve üst katta bulunan ofisin de camlarını kırıp kaçtıkları anlar yer aldı. Hırsızlar galerinin önünden ayrıldıktan dakikalar sonra alarmı fark eden bir trafik polisi galerinin önüne geldi. Hırsızlığı fark eden polis memuru durumu ekiplere bildirdi. Olay yeri incelemesinin ardından polisin hırsızları yakalamak için geniş kapsamlı çalışma başlattığı öğrenildi.
“Sabah aracın başına geldiğimde patlatmışlardı”
Arabasının bir sene önce de oto fareleri tarafından soyulduğunu ifade eden Timur Kürücü, yaşanan hırsızlıklarla ilgili olarak, “Sabah aracın başına geldiğimde zaten patlatmışlardı. Dün gece 8 – 10 tane lüks marka otomobil. Geçen yıl da aynısı oldu. Tekrar yaptırdık bu otopark fareleri tekrar çıktılar ortaya. Günah bizler de emek veriyoruz para veriyoruz. Bir cip geliyor ve rahat rahat geliyor benim o kadar kameram var ona rağmen kırıyorlar alıyorlar götürüyorlar. Bunu hiç bir vatandaşta mı duymuyor? 10 kişinin evinin önünden alıp götürüyorlar ama hiçbir şey yapamıyoruz” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KONYA’da öğretmen Abdullah Küçüktaşdemir (47), ayrı yaşadığı öğretmen eşi Ebru Küçüktaşdemir’i (45) bıçaklayarak öldürdü.
Olay, saat 18.30 sıralarında merkez Meram ilçesi Havzan Mahallesi, Yeni Santral Caddesindeki bir sitede bulunan apartmanın önünde meydana geldi. Abdullah Küçüktaşdemir, ayrı yaşadığı eşi Ebru Küçüktaşdemir ile apartman önünde bilinmeyen nedenle tartışmaya başladı. Abdullah Küçüktaşdemir tartışmanın büyümesi üzerine eşini bıçaklarken, çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine polis ve sağlık ekibi sevk edildi. Kanlar içinde yatan Ebru Küçüktaşdemir, sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Ebru Küçüktaşdemir, doktorların tüm müdahalesine rağmen yaşamını yitirdi.
Abdullah Küçüktaşdemir polis ekiplerince olay yerinde gözaltına alınırken, cinayetle ilgili başlatılan soruşturma sürdürülüyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube ekipleri, kaçakçılık faaliyetlerinin önlenmesine yönelik çalışma başlattı.
Çalışma kapsamında ekipler, İ.K’nin (49) kent merkezindeki ikametinde, 706 cinsel içerikli ürün buldu.
Gözaltına alınan şüpheli İ.K’nin emniyetteki işlemleri sürüyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İÇİŞLERİ Bakanlığı, Türkiye’den yola çıkan ‘RAS’ gemisinin, Güney Amerika ülkelerinden hayalet gemilerle Gine ya da Moritanya açıklarına getirilen 4 ton kokaini, Avrupa ülkelerine sevk etmek üzere seyrederken yakalandığını açıkladı.
Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, 4 Ekim 2024 günü İspanya ve Fransa güvenlik güçlerince Atlas OkyanusuKanarya Adaları yakınlarında Tanzanya bayraklı ‘RAS’ isimli gemiye düzenlenen operasyonda yaklaşık 4 ton kokainin ele geçirildiği belirtilerek, operasyonda 7’si Türk, 2’si Azerbaycan ve 1’i Hollanda uyruklu olmak üzere toplam 10 kişinin yakalandığı aktarıldı.
Emniyet Genel MüdürlüğüNarkotik Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nın, İspanyol narkotik polisi ile iletişime geçerek görüşmeler sonucu geminin hareketlerinin incelendiği kaydedildi. Geminin, 28 Temmuz 2024’te İstanbulZeytinburnu açıklarındaki demirleme alanından ayrıldığı belirtilerek, “9-10 Ağustos 2024 tarihlerinde Fas’ın Kazablanka kentinde kısa bir mola vererek Sierra Leone’ye transit geçiş yaptığı, 21 Ağustos’ta Freetown, Sierra Leone açıklarında demirlediği ve 11 Eylül’e kadar 20 gün boyunca orada kaldığı, 11 Eylül’de kuzeye doğru hareket ettiği ve 13-20 Eylül tarihleri arasında Gine ile Gine-Bissau ülkeleri karasularında limana giriş izni için beklediği ve akabinde 21 Eylül tarihinde 21 saat boyunca Bissau limanında demirlediği, 22 Eylül tarihinde Bissau limanından ayrıldıktan sonra, bir sonraki uğrak limanı olarak İskenderiyeMısır’ı gösterdiği ve tahmini varış zamanını 15 Ekim 2024 olarak belirlediği, 23-24 Eylül 2024 tarihleri arasında Gine-Bissau açıklarında düşük hızda manevralar gerçekleştirdiği, 26 Eylül 2024 tarihinde Moritanya açıklarında seyrettiği, 28-29 Eylül 2024 tarihleri arasında Moritanya açıklarında hızını önemli ölçüde düşürdüğü, akabinde gemi İskenderiye Limanı’na seyir halindeyken Kanarya Adaları’nın kuzeydoğusundaki sularda 4 Ekim 2024 tarihinde İspanya ve Fransa güvenlik birimlerince operasyon yapılarak limana çekildiği ve 4 ton kokain maddesi ele geçirildiği bilgileri edinilmiştir” ifadelerine yer verildi.
‘RAS’ isimli geminin güzergah, liman ve hız bilgileri analiz sonuçlarına ilişkin, “Ele geçirilen uyuşturucu maddelerin Güney Amerika ülkelerinden hayalet (AIS sinyal bilgileri bulunmayan) tabir edilen gemilerle getirilerek Atlas Okyanusu üzerinde Gine ya da Moritanya açıklarında bahse konu gemiye aktırıldığı, akabinde Avrupa ülkelerine sevk edileceği değerlendirilmektedir” denildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KAYSERİ’de çeşitli suçlardan hakkında kesinleşmiş 13 yıl 5 ay hapis cezası bulunan H.B. (33), yakalandı.
İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, ‘Uyuşturucu ticareti yapmak’, ‘6136 sayılı kanuna muhalefet’, ‘Mala zarar verme’ ve ‘Yağma’ suçlarından hakkında kesinleşmiş 13 yıl 5 ay hapis cezası bulunan H.B.’nin yakalanmasına yönelik çalışma başlattı. Bu kapsamda firari hükümlü, adresine düzenlenen operasyonla yakalandı. Gözaltına alınan H.B., emniyetteki işlemlerinin ardından cezaevine konuldu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KAYSERİ’de 5 kişinin yaralandığı kavgaya ilişkin görülen davada tutuklu sanık Mustafa Işık’a 42,5 yıl ve babası şarkıcı Metin Işık’a 4 yıl hapis ile annesi Gülbahar Işık’a verilen beraat kararı Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi tarafından eksik araştırma yapıldığı gerekçesiyle bozuldu.
Olay, 15 Ağustos 2022 akşamı Melikgazi ilçesi Yıldırım Beyazıt Mahallesi’nde meydana geldi. Şarkıcı Metin Işık ile oğlu Mustafa Işık, husumetli oldukları grupla tartıştı. Bu sırada Metin Işık ile oğlunun bulunduğu noktadan, gruba pompalı tüfekle ateş açıldı. Tüfekten çıkan saçmaların isabet ettiği Naile D., Yusuf Memduh S., Sema A., Kader S. ve Emine A. yaralandı. Şarkıcı Metin Işık, eşi Gülbahar Işık ve oğlu Mustafa Işık, gözaltına alındı. Metin Işık ile oğlu tutuklandı, Gülbahar Işık ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Metin Işık, Eylül 2022’de tahliye edildi. Olaya ilişkin Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma hazırlandı.
İDDİANAME HAZIRLANDI
Kayseri 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen iddianamede; tutuklu Mustafa Işık hakkında ‘Kasten öldürmeye teşebbüs etme’ suçundan müebbet, ‘Silahla yaralama’ suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar ve ‘Mala zarar verme’ suçundan 4 aydan 3 yıla kadar hapis cezası istendi. Metin Işık hakkında ise ‘Kasten öldürmeye azmettirme’ suçundan müebbet, ‘Silahla kasten yaralamaya azmettirme’ suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar ve ‘Silahla tehdit’ suçundan da 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Gülbahar Işık için de ‘Kasten öldürmeye azmettirme’ suçundan müebbet istendi.
ATEŞ ETTİKTEN SONRA KANEPEYE SAKLAMIŞ
Öte yandan olaya ilişkin güvenlik kamera görüntüleri ortaya çıktı. DHA’nın ulaştığı görüntülerde, şarkıcı Metin Işık’ın sokakta oturduğu sırada komşuları Yusuf Memduh S.’nin yoldan geçtiği, av tüfeğiyle kapıda bekleyen oğlu Mustafa Işık’ın komşularına doğru ateş açtığı, komşulardan birinin sırtından yaralanıp koştuğu, diğerinin vücuduna isabet eden saçmalarla yere düştüğü görüldü. Mustafa Işık’ın, tüfeği sokağın diğer tarafına çevirip, kendisine müdahale etmek isteyen başka komşusuna doğrultarak ateş ettiği, ardından evin avlusuna girdiği, 2 farklı tüfeği kanepenin altında sakladığı, daha sonra da 2 tüfeği alarak hızla evinin merdivenlerinin çıktığı anlar yer aldı.
TÜFEĞİ KONTROL EDİP, OĞLUNA VERMİŞ
Yine görüntülere göre; olaydan önce Mustafa Işık’ın evlerinin avlusuna girerek kapı arkasındaki döner bıçağını kılıfından yarıya kadar çıkarıp bir süre bakıp tekrar bıraktığı, bir süre gezindikten sonra av tüfeğini çıkartarak eline aldığı, kontrol edip bahçe tuvaletine bıraktıktan sonra babası Metin Işık’ın yanına çıktığı görüldü. Metin Işık’ın elindeki tüfeği sağa sola çevirerek baktıktan sonra oğluna verdiği, Mustafa Işık’ın ise aldığı tüfeği koltuk altına bırakıp, yukarı çıktığı anlar ortaya çıktı.
KARAR VERİLDİ
Kayseri 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde geçen 3 Nisan’da görülen davada, mahkeme heyeti, tutuklu sanık Mustafa Işık’ı, ‘Kasten öldürmeye teşebbüs etme’ suçundan 12 yıl, 1 kişiye karşı ‘Nitelikli organ kaybına neden olacak şekilde yaralama’ suçundan 9 yıl, 1 kişiye yönelik aynı suçtan 6 yıl, 2 kişiye yönelik aynı suçtan 5’er yıldan 10 yıl, 3 kişiye yönelik ise ‘Yaralama’ suçundan 1,5’ar yıldan 4,5 yıl, 1 kişiye yönelik eyleminden dolayı da 1 yıl hapis olmak üzere toplam 42,5 yıl hapis cezasına çarptırdı. Heyet, sanığın daha önce mükerrer cezaları olmaları nedeniyle cezasını ertelemedi. Tutuksuz sanıklar Metin ve Gülbahar Işık’ın ise ‘Öldürmeye azmettirme’ suçundan beraatlerine karar verdi. Heyet, şarkıcı Işık’ı ‘Silahla tehdit’ suçundan 4 yıl hapis cezasına çarptırdı.
DOSYA İSTİNAFA TAŞINDI
Mağdur taraf avukatları Umut Taşdemir ve Ramazan Taş karara itiraz ederek, dosyayı Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi’ne taşıdı. Dosyanın geldiği Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesi, yapılan inceleme sonrası eksik araştırma yapıldığı gerekçesiyle bozma kararı verdi. Ceza Dairesi, sanık şarkıcı Metin Işık hakkında güvenlik kamerası görüntülerinde görülen bir kadının kimliğinin tespit edilip, tanık olarak dinlenmesine, taraflar arasındaki daha önceki kavga olaylarının hukuki durumları araştırılıp hüküm kurulması gerekirken eksik araştırma sonucu hüküm kurulduğu, olay yerinde keşif yapılarak bilirkişi raporu alınmadan hüküm verilmesi nedeniyle kararın hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle dosyayı yeniden yerel mahkemeye gönderdi. İstinaf, yerel mahkeme tarafından olay yerinde keşif yapılmasını ve kamera görüntülerinde şarkıcı Işık’ın tüfeği uzattığında namlunun mağdurlar tarafından görülüp görülmediğinin de tespit edilmesini de istedi. Bozma kararının ardından şarkıcı Metin Işık ile eşi ve oğlu önümüzdeki günlerde hakim karşısına çıkacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>JANDARMAYI ARADIĞI LAR ORTAYA ÇIKTI
Balıkesir’in Marmara ilçesinde makamında öldürülen İlçe Tarım ve Orman Müdür Vekili Murat Yakupoğlu’nun cinayet şüphelisi olarak aranan 2 çocuk babası S.A., olaydan 24 saat sonra Çınarlı Mahallesi’nde caddede yürüdüğü sırada jandarma ekiplerini görünce ailesinin işlettiği kafeye giderek telefonla jandarmayı aradı. Jandarma ekiplerine teslim olmak istediğini söyleyen S.A.’nın telefonla görüştüğü anların fotoğrafları ortaya çıktı.
MARMARA(Balıkesir),
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Merkez Bağlar ilçesine bağlı kırsal Tavşantepe mahallesinde 21 Ağustos günü kaybolmasının ardından cansız bedeni 19 gün süren arama çalışmaları sonucunda 8 Eylül günü dere kenarında bulunan 8 yaşındaki Narin Güran cinayetine ilişkin inceleme ve soruşturma sürüyor.
Aralarında annesi, ağabeyi, amcaları ve yakınlarının da bulunduğu 12 kişinin tutuklu olduğu Narin’in cinayetine ilişkin yapılan haberler ve sosyal medyadaki paylaşımlara ilişkin Güran ailesi tarafından yazılı açıklama yapıldı.
6 Ekim 2024 tarihinde bazı yayın organlarında ve sosyal medya ortamında “Narin Güran’ın baba evinde öldürüldüğü kesinleşti” haberlerinin yayımlanması üzerine kamuoyunun bilgilendirilmesi amacıyla açıklama yaptıklarını bildiren Güran ailesi, “Öldürülen Narin’in katil veya katillerinin bulunarak en yüksek ceza ile cezalandırılması ve adaletin tecellisinin öncelikli amaçları olduğu” vurgulandı.
Açıklamada, kızları Narin’i menfur bir hadise sonucu kaybetmenin derin üzüntüsü ve yası içerisindeyken sosyal medya ve basın aracılığıyla hiçbir temele dayanmayan, tamamen gerçek dışı yayınların yapıldığı, başta kadınlar olmak üzere ailenin onuruna yönelik saldırıların yapıldığı ifadelerinin yer aldığı açıklamada, “Ailemizin yaşadığı derin ve tarif edilmez acı görmezden gelinerek bazı sosyal medya fenomenlerinin takipçi ve izlenme sayısını arttırma, bir gazetecinin ise bu acı olay üzerinden popüler olma hevesi ile insafsızca gerçek dışı haberler üretmeye ve yaymaya devam ettiği tespit edilmiş olup bu kişiler hakkında gerekli suç duyurularında bulunulmuştur” denildi.
‘saldırılar telafisi mümkün olmayan mağduriyet oluşturmuştur’
Yazılı, görsel basın ve sosyal medya aracılığıyla kişilerin şeref ve haysiyetine yönelik yapılan saldırıların telafisi mümkün olmayan mağduriyet oluşturduğu ifadelerinin yer aldığı açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Ailemiz dahil toplum vicdanının tatmini ve adaletin tecellisi için “Narin kızımızın kim veya kimler tarafından öldürüldüğü, neden öldürüldüğü” sorularının şüpheye yer bırakılmayacak şekilde somut delillerle açıklığa kavuşturulması ve olayın fail veya faillerin en ağır şekilde cezalandırılması gerektiği kuşkusuzdur. Narin kızımızın katledilmesi nedeniyle ailemizin yaşadığı acıya ortak olan, Narin’ i tıpkı kendi kızları gibi benimseyip, acısını yüreğinde yaşayan ve soruşturmayı takip eden iyi niyetle olayın aydınlatılması için fikir beyan eden, herkese şükranlarımızı sunarız. Somut delile dayanmayan ön yargılarla birilerini peşinen suçlu ilan etme ve hakaret içerikli ölçüsüz ifadelerin sürekli kullanıldığını, sosyal medya ve basın aracılığıyla soruşturma dosyasının yönlendirilmeye çalışıldığı, delilsiz soyut senaryoların üretildiği gözlemlenmiştir. Çocuğunu kaybeden bir ailenin acısına ilaveten acımasız bir şekilde kirli bilgilerle yazılı görsel basın ve sosyal medya aracılığıyla kişilerin şeref ve haysiyetine yönelik yapılan saldırılar telafisi mümkün olmayan mağduriyet oluşturmuş.”
‘Masumiyet karinesi’ gereğince suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz ilkesinin hatırlatıldığı açıklamada, “Bağımsız yargının kuracağı kesin hükme kadar kişilerin lekelenmeme hakkına saygı duyulması, ön yargılarla suçlu ilan edilmemesi, şeref ve haysiyetine yönelik saldırılardan kaçınılması gerekmektedir. 6 Ekim 2024 tarihli “Narin Güran’ın baba evinde öldürüldüğü kesinleşti. DNA incelemesi ve daraltılmış HTS kayıtlarına ilişkin raporun soruşturma dosyasına geldiği” şeklindeki haberlerin gerçek dışı olduğu, Cumhuriyet Başsavcılığı ile avukatlarımız arasında gerçekleşen görüşmede yetkililer tarafından ifade edilmiştir. Dezenformasyonun önlenmesi için Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına avukatlarımız aracılığıyla yaptığımız başvuruda kamuoyunun yetkili makamlar tarafından bilgilendirilmesi hususunda ki talebimize olumlu yanıt verilmesi beklentimiz ile doğrudan yetkili makamlar tarafından yapılmamış dayanaksız haber ve paylaşımlara itibar edilmemesini, kamuoyuna saygıyla duyurulur” denildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İSTANBUL – Sultangazi’de lahmacun salonuna giren 2 hırsız, dakikalar içinde motosiklet çalarak kayıplara karıştı. Hırsızların motosikleti çaldığı anlar saniye saniye güvenlik kamerasına yansıdı.
Olay, geçtiğimiz Cuma günü saat 02.30 sıralarında Uğur Mumcu Mahallesi’nde bulunan lahmacun salonunda meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, 2 hırsız lahmacun salonunu gözüne kestirerek harekete geçti. Hırsızlardan maskeli olan gözcülük yaparken, şapkalı ise kısa sürede lahmacun salonunun kapısını açtı. İçeriye giren hırsızlardan biri, çekmecede bulunan motosiklet anahtarını aldı. Hırsızlar 10 dakika içinde çaldıkları motosikletle olay yerinden uzaklaşarak kayıplara karıştı. Rahat tavırları ile motosiklet çalan hırsızların o anları işyerinin güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde hırsızlardan birisinin gözcülük yaparken, diğerinin ise işyerinin kapısını zorlayarak açtığı ardından çaldıkları motosiklet ile olay yerinden uzaklaştıkları görülüyor.
“Elimizi kolumuzu bağladılar”
Hırsızlık hakkında konuşan işyeri sahibi Fahrettin Tenil, “Sabah geldik dükkanı açacaktık. Bismillah dedik ve baktık bizim kapı zorlanmış açık halde bulduk. Baktık masa, sandalyeler dağınık. Kamera kayıtlarına baktık. Ondan sonra bir baktık bizim motor da yok. Sağı solu karıştırmışlar, dağıtmışlar. Ondan sonra buralara baktık, motorun anahtarını da arayıp bulmuşlar. Gece saat 02.30’da gelmişler, iki kişi, biri şapkalı, biri de maskeli. Kapıyı zorlamışlar, içeri girmişler. ve rahat bir şekilde motoru almışlar çıkarmışlar. Hiç korkmadan, hiç tereddüt etmeden sanki kendi evlerine girer gibi. Yani bu uygun bir şey değil, bu doğru bir şey değil. Biz böyle bir şey gençlerimizden beklemiyoruz. Biz böyle bir nesil beklemiyoruz şimdiki gençlerden. Maalesef çok kötü şey bu hareket. Emniyet güçlerimize haber verdik, parmak izleri alındı, gerekeni yaptırdık. İnşallah en kısa sürede emniyet bulunmasını temenni ediyoruz. Yani bir motorumuz vardı. Başka da bir şeyimiz yoktu. O da elimiz ayağımız idi aldılar, götürdüler. Şimdi sipariş alamıyoruz, veremiyoruz. Elinizi kolumuzu bağladılar. İnşallah pişman olup getirirler ya da bir yere bırakırlar. Yani yaptığı hareketler doğru değil. Toplumdan böyle bir hareket yapmalarını beklemiyoruz” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kırıkkale’nin Çelebi ilçesine bağlı Karaağıl köyünde 25 Eylül’den beri kayıp olan 47 yaşındaki Sevgi Gülden Yalçıner’i arama çalışmaları devam ediyor. Kayıp kadının bulunması için jandarma, AFAD ve dalgıç ekipleri yoğun bir çalışma yürüttü.
Öte yandan, Yalçıner’in kaybolmasının ardından yürütülen soruşturma kapsamında cinayet şüphesiyle gözaltına alınan sekiz zanlıdan ikisi tutuklanmıştı. Olayla ilgili incelemeler ve soruşturma devam ettiği öğrenildi. – KIRIKKALE
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KANADA üç günde üç kişiyi öldüren kadın seri katil vakasıyla sarsıldı.
Kanada’da 1-3 Ekim tarihlerinde Toronto, Niagara Şelalesi ve Hamilton’da ikisi erkek üç kişi öldürüldü. Kimliği tespit edilen 30 yaşındaki Sabrina Kauldhar, gerçekleştirdiği cinayetlerin ardından üç gün boyunca kaçmayı başardı.
Polis, cinayetleri çözmesi için 100’den fazla müfettiş görevlendirdi. Sabrina Kauldhar, Kanada’nın Ontario eyaletinin Burlington şehrinde tutuklandı. Kauldhar’ın daha önce de poliste kaydı olduğu anlaşıldı.

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Mahkeme ara kararında, Bahar Candan ile birlikte 6 sanığın tahliyesine hükmetti
Nihal Candan: “Yaz meyvesi tadında dondurma gibisin Bahar diyeceğim”
İSTANBUL – Dolandırıcılık ve suç örgütüne üye olmak suçlarından Alisya Bahar Candan’ın 44 yıla kadar, Nihal Candan adıyla bilinen Gülnihal Çiçek’in ise 24 yıla kadar hapsi istenen 21 sanıklı davada ara karar açıklandı. Mahkeme ara kararında tutuklu sanık Bahar Candan’ın tahliyesine hükmetti. Öte yandan geçtiğimiz aylarda tahliye edilen tutuksuz sanık Nihal Candan konuya ilişkin açıklama yaptı. “Kardeşinize ilk ne söylemek istersiniz diye sorulması üzerine Nihal Candan “Yaz meyvesi tadında dondurma gibisin Bahar diyeceğim” dedi. Candan “Özgürlüğü ve adaleti savunan baronun bana savunma hakkı vermeden stajımı iptal etmesi mesleğe karşı hayal kırıklığına uğrattı. Onun dışında çok mutluyum. Kardeşime sarılmak istiyorum” dedi.
Dolandırıcılık ve suç örgütüne üye olmak suçlarından Alisya Bahar Candan’ın 14 yıldan 44 yıla kadar, Nihal Candan adıyla bilinen Gülnihal Çiçek’in ise 8 yıldan 24 yıla kadar hapsi istenen davanın görülmesine devam edildi.
Küçükçekmece 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada tutuklu sanık Bahar Candan ile bir kısım diğer tutuklu sanıklar hazır bulundu. Duruşmaya tutuksuz sanık Nihal Candan da katıldı.
Duruşmada savunma yapan Nihal Candan “Bu kadar zaman sonra masum olduğumuz anlaşılmıştır diye düşünüyorum. En gerçekçisinden ‘Pardon’ filmini çektik. Ben beraatımı talep etmekle beraber kız kardeşimin tahliyesini talep ediyorum. Telefonumun da iadesini istiyorum. Teşekkür ederim” dedi.
Sanık savunmalarının ardından mahkeme heyeti değerlendirme yapmak için duruşmaya yaklaşık bir saatlik ara verdi. Ardından ara kararını açıklayan mahkeme, tutuklu sanık Bahar Candan’ın da arasında bulunduğu 6 sanığın mevcut delil durumu, savunmaların alınmış olması, tutuklulukta geçirdikleri süre göz önünde bulundurularak yurt dışına çıkmama yasağı şeklindeki adli kontrol şartı ile tahliyesine hükmetti.
Tahliye kararını duyan Nihal Candan yakınlarını arayarak mutluluğunu dile getirdi. Kardeşinin tahliye olmasına ilişkin konuşan Nihal Candan “İlahi adalete çok güveniyorum” dedi. Nihal Candan “Özgürlüğü ve adaleti savunan baronun bana savunma hakkı vermeden stajımı iptal etmesi mesleğe karşı hayal kırıklığına uğrattı. Onun dışında çok mutluyum” dedi. “Kardeşinize ilk ne söylemek istersiniz?” diye sorulması üzerine Nihal Candan “Yaz meyvesi tadında dondurma gibisin Bahar diyeceğim” şeklinde cevap verdi. Candan ardından “Konu yargıda. Ben kardeşime sarılmak istiyorum” dedi. Bahar’a en büyük nasihatiniz ne olacak diye sorulması üzerine ise Nihal Candan “Ya göründüğümüz gibi olalım ya da olduğumuz gibi görünelim artık” cevabını verdi.
Nihal Candan ardından babasına sarıldı. Candan kardeşlerin babası Hakan Candan ise “Zor acı bir süreçti. Böyle bir şey yaşansın istemezdik ama oldu. Bundan sonra bu yaşananlardan dersler çıkararak hep doğru şeyler yapmanın peşinde olacağız. İnşallah adalet yerini bulacaktır. Biz buna inanıyoruz” dedi.
İddianameden
Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede 38 müşteki, 1 müşteki şüpheli ve Nihal ile Bahar Candan’ın aralarında bulunduğu 21 sanık yer almıştı. İddianamede tutuklu Gülnihal Çiçek’in tutuklulukta geçirdiği süre dikkate alınarak adli kontrol şartıyla tahliye edildiği de aktarılmıştı. İddianamede Onur Apaydın ve İlker Oflu’nun liderliğindeki şebekenin ucuza araç sattıklarını söyleyerek vatandaşları sazan sarmalı yöntemiyle dolandırdığı belirtilmişti. Bahar ve Nihal Candan’ın suç örgütünün hiyerarşik ve organik yapısı içerisinde yer aldığı iddianamede kaydedilmişti. İddianamenin devamında “Şüphelilerin önceki tarihlerde çeşitli televizyon programlarına uzun süre katıldığı, ünlü olduktan sonra magazin programlarında da yer aldığı, sosyal medya platformunda çok sayıda takipçiye ulaşması sebebiyle günümüzde sosyal medya fenomeni ve ekran yüzü olarak tabir edilen bir sıfatının bulunduğu, dolayısıyla toplumun geniş kesimleri tarafından tanınan bir sima olduğu, bu özelliği sebebiyle de suç örgütü tarafından dolandırıcılık eylemlerine yönelik düzenlenen özel toplantılarda mağdurların kandırılmasında etkin rol oynadığı” ifade edilmişti. İddianamede örgüt lideri Onur Apaydın’ın örgüt içerisinde ‘gizli muhasebeci ve kasa’ konumunda olan Alisya Bahar Candan üzerinden bankacılık faaliyetlerini gerçekleştirdiği ve elde edilen suç gelirinin aklandığı belirtilmişti. Öte yandan mağdur temin etme görevlisi olan şüpheli Hacı İsrafil Sağlam iddianamede yer verilen ifadesinde örgüt toplantılarına katıldığını söyleyerek “Toplantılara üst kademeden herkes katılıyordu. Saha elemanları ve alt kademe asla katılamazdı. Örgütün üst yönetimindeki herkes iştirak ediyordu. Toplantıların ikisinde Nihal Candan’ı gördüm. Nihal Candan örgüt lideri Onur Apaydın’ın sevgilisiydi. Diğer şahıslar Nihal Candan’a saygı gösteriyor ve mesafeli davranıyordu. Nihal Candan’ın yanında örgütün iç işleyişine ilişkin konular araba alım satım işler konuşuldu” şeklinde beyanda bulunduğu da iddianamede ifade edilmişti. İddianamede Bahar Candan’ın ‘suç örgütüne üye olmak’ suçundan 2 yıldan 4 yıla kadar ‘kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık’ suçundan ise 2 kez 12 yıldan 40 yıla kadar olmak üzere toplamda 14 yıldan 44 yıla kadar hapisle, Nihal Candan’ın ise aynı suçlardan 8 yıldan 24 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi. Öte yandan diğer 20 şüpheli hakkında ise değişen oranlarda hapis cezası istenmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Bahar Candan:
“Bizi soruşturmaya rock grubu gibi dahil ettiler kameralara gülümseyelim diye”
Bahar Candan:
“Ablam ve benim bu dosyada olmamız dikkat dağıtıyor ve gerçeğin ortaya çıkmasına engel oluyor”
İSTANBUL – Dolandırıcılık ve suç örgütüne üye olmak suçlarından Alisya Bahar Candan’ın 44 yıla kadar, Nihal Candan adıyla bilinen Gülnihal Çiçek’in ise 24 yıla kadar hapsi istenen 21 sanıklı davanın görülmesine devam edildi. Duruşmada cumhuriyet savcısı sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verilmesini talep etti. Öte yandan savunma yapan Bahar Candan “Bizi soruşturmaya rock grubu gibi dahil ettiler kameralara gülümseyelim diye. Ablam ve benim bu dosyada olmamız dikkat dağıtıyor ve gerçeğin ortaya çıkmasına engel oluyor” dedi.
Dolandırıcılık ve suç örgütüne üye olmak suçlarından Alisya Bahar Candan’ın 14 yıldan 44 yıla kadar, Nihal Candan adıyla bilinen Gülnihal Çiçek’in ise 8 yıldan 24 yıla kadar hapsi istenen davanın görülmesine devam edildi.
Küçükçekmece 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada tutuklu sanık Bahar Candan ile bir kısım diğer tutuklu sanıklar hazır bulundu. Duruşmaya tutuksuz sanık Nihal Candan ile babaları da katıldı.
Duruşmada bir müşteki beyanda bulunduğu sırada Nihal Candan kardeşi Bahar Candan’a “Seni çok seviyorum. Kıyafetlerini yerleştirdim” dedi.
Beyanların ardından görüşü sorulan cumhuriyet savcısı, müştekilerin zararlarının giderilmesi için süre verilmesine, hakkında adli kontrol kararı olan sanıkların bu halinin devamına ve tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verilmesini talep etti.
Ardından savunma yapan Bahar Candan “Ben hesabıma 13 milyon gelmiş gibi bir paylaşımda bulundum. Halbuki hesabımda 1 milyon TL para var. Gerçek değil bu. Yok böyle bir para. Bizi soruşturmaya rock grubu gibi dahil ettiler kameralara gülümseyelim diye. Ablam ve benim bu dosyada olmamız dikkat dağıtıyor ve gerçeğin ortaya çıkmasına engel oluyor. Ben yine suçluların en ağır cezayı alması için medyada en ağır yükü omuzlarıma alırım ama bu durum maddi gerçeğin ortaya çıkmasına engel oluyor” dedi.
Bahar Candan savunma yaptıktan sonra ablası Nihal Candan “Harikaydın” dedi.
Duruşma sanık avukatlarının savunmaları ile sürüyor.
İddianameden
Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede 38 müşteki, 1 müşteki şüpheli ve Nihal ile Bahar Candan’ın aralarında bulunduğu 21 sanık yer almıştı. İddianamede tutuklu Gülnihal Çiçek’in tutuklulukta geçirdiği süre dikkate alınarak adli kontrol şartıyla tahliye edildiği de aktarılmıştı. İddianamede Onur Apaydın ve İlker Oflu’nun liderliğindeki şebekenin ucuza araç sattıklarını söyleyerek vatandaşları sazan sarmalı yöntemiyle dolandırdığı belirtilmişti. Bahar ve Nihal Candan’ın suç örgütünün hiyerarşik ve organik yapısı içerisinde yer aldığı iddianamede kaydedilmişti. İddianamenin devamında “Şüphelilerin önceki tarihlerde çeşitli televizyon programlarına uzun süre katıldığı, ünlü olduktan sonra magazin programlarında da yer aldığı, sosyal medya platformunda çok sayıda takipçiye ulaşması sebebiyle günümüzde sosyal medya fenomeni ve ekran yüzü olarak tabir edilen bir sıfatının bulunduğu, dolayısıyla toplumun geniş kesimleri tarafından tanınan bir sima olduğu, bu özelliği sebebiyle de suç örgütü tarafından dolandırıcılık eylemlerine yönelik düzenlenen özel toplantılarda mağdurların kandırılmasında etkin rol oynadığı” ifade edilmişti. İddianamede örgüt lideri Onur Apaydın’ın örgüt içerisinde ‘gizli muhasebeci ve kasa’ konumunda olan Alisya Bahar Candan üzerinden bankacılık faaliyetlerini gerçekleştirdiği ve elde edilen suç gelirinin aklandığı belirtilmişti. Öte yandan mağdur temin etme görevlisi olan şüpheli Hacı İsrafil Sağlam iddianamede yer verilen ifadesinde örgüt toplantılarına katıldığını söyleyerek “Toplantılara üst kademeden herkes katılıyordu. Saha elemanları ve alt kademe asla katılamazdı. Örgütün üst yönetimindeki herkes iştirak ediyordu. Toplantıların ikisinde Nihal Candan’ı gördüm. Nihal Candan örgüt lideri Onur Apaydın’ın sevgilisiydi. Diğer şahıslar Nihal Candan’a saygı gösteriyor ve mesafeli davranıyordu. Nihal Candan’ın yanında örgütün iç işleyişine ilişkin konular araba alım satım işler konuşuldu” şeklinde beyanda bulunduğu da iddianamede ifade edilmişti. İddianamede Bahar Candan’ın ‘suç örgütüne üye olmak’ suçundan 2 yıldan 4 yıla kadar ‘kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık’ suçundan ise 2 kez 12 yıldan 40 yıla kadar olmak üzere toplamda 14 yıldan 44 yıla kadar hapisle, Nihal Candan’ın ise aynı suçlardan 8 yıldan 24 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi. Öte yandan diğer 20 şüpheli hakkında ise değişen oranlarda hapis cezası istenmişti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Raporda, ‘cinsel saldırıya maruz kalıp kalmadığı hususunda tıbben değerlendirme yapılamadığı’ ve bacağın kopmasına neden olan travmanın, ölüm sonrası hayvanlar tarafından oluşturulmuş nitelikte olduğu belirtildi
DİYARBAKIR – Diyarbakır’da 21 Ağustos’ta kaybolan, 8 Eylül’de cansız bedeni bulunan 8 yaşındaki Narin Güran’ın ‘ağız burun kapanması ve boyuna bası sonucu oksijensiz bırakılması’na bağlı olarak öldüğü tespit edildi.
Bağlar ilçesi Tavşantepe Mahallesi’nde 21 Ağustos’ta kaybolan, 8 Eylül’de cansız bedeni bulunan 8 yaşındaki Narin Güran cinayetine ilişkin Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma sürüyor. Narin’in otopsi işleminde 91 örnek alınıp, bunların bir kısmı İstanbul Adli Tıp Kurumuna gönderilmişti. Adli Tıp 1. İhtisas Kurulu, Eğertutmaz Deresi’nde cansız bedeni bulunan Narin Güran’a ilişkin adli belgeler ile otopsi raporu değerlendirilerek hazırladığı raporu Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi.
Raporda, ‘mevcut verilerle Narin Güran’ın cinsel saldırıya maruz kalıp kalmadığı hususunda tıbben değerlendirme yapılamadığı’, çocuğun ölümünün kaybolduğu tarih olan 21 Ağustos’ta meydana geldiği yer aldı. Sol diz altından bacağın kopmasına neden olan travmanın, ölüm sonrası hayvanlar tarafından oluşturulmuş nitelikte olduğu aktarılan raporda, “Çocuğun ölümünün ağız burun kapanması ve boyuna bası sonucu oksijensiz bırakılmasına bağlı meydana gelmiş olduğu, oy birliği ile mütalaa edilmiştir” ifadesine yer verildi.
Narin Güran’ın ağabeyi Enes Güran’ın kolundaki diş izleriyle ilgili inceleme yapan Adli Tıp 2. İhtisas Kurulunun mütalaasının çıkması bekleniyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Emniyet MüdürlüğüKaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü, İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Başkale KOM Büro Amirliği görevlilerince kaçakçılığın önlenmesi amacıyla gerçekleştirilen operasyonda tespit edilen bir araçta arama yapıldı. Başkale’de durdurulan araçta yapılan aramada, piyasa değeri yaklaşık 2 milyon 500 bin TL olan gümrük kaçağı 202 adet cep telefonu ele geçirildi.
Ele geçirilen suç unsurlarıyla ilgili 1 şüpheli şahıs hakkında gerekli yasal işlem başlatıldı. – VAN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Çarşı Mahallesi’nde esnaf K.E. (45) kuyumcu dükkanında bir yakını ile oturduğu sırada tabancayla başına ateş etti.
K.E. ile seken kurşunun yüzünü sıyırdığı yakını yaralandı.
Silah sesini duyan çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine 112 Acil Sağlık ve polis ekipleri sevk edildi.
Yaralanan 2 kişi ambulansla Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı.
K.E’nin sağlık durumunun ciddiyetini koruduğu öğrenildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Edinilen bilgiye göre, Samsun Emniyet Müdürlüğü ekipleri, uyuşturucuyla mücadele kapsamında yaptıkları takip ve çalışma doğrultusunda İlkadım ilçesinde Ş.T. (56) adlı şahsın uyuşturucu ticareti faaliyetlerine karıştığı bilgisine ulaştı. Polis, şüphelinin aracında ve ikamet adresinde arama yaptı. Yapılan aramada, 15 bin 148 adet sentetik ecza hap ile uyuşturucu ticaretinden elde edildiği değerlendirilen 19 bin 385 TL nakit para ele geçirildi. Olayla ilgili Ş.T. polis tarafından gözaltına alındı. – SAMSUN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İÇİŞLERİ Bakanı Ali Yerlikaya, silah kaçakçılığı ve ruhsatsız silah taşıma suçuna yönelik yurt genelinde gerçekleştirilen ‘Mercek-25’ operasyonlarında, 2 bin 738 ruhsatsız silah ele geçirildiğini, 2 bin 459 şüpheli hakkında işlem yapıldığını açıkladı.
Bakan Yerlikaya, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, İl Jandarma Komutanlıkları ve İl Emniyet Müdürlükleri tarafından 81 ilde ‘Mercek-25’ operasyonları düzenlendiğini belirtti. Buna göre; evlerde, iş yerlerinde, halka açık alanlarda ve yol aramalarında yapılan çalışmada, 1596 tabanca, 442 kurusıkıdan çevrilmiş tabanca, 45 uzun namlulu tüfek, 655 tüfek olmak üzere toplam, 2 bin 738 ruhsatsız silah ele geçirildi. Ayrıca, 2 bin 459 şüpheli hakkında işlem yapıldı.
Operasyonlarda emeği bulunan kamu görevlilerini tebrik eden Yerlikaya, “Aziz milletimizin bilmesini isterim ki ruhsatsız silah temin edenleri bir bir yakalayıp adalete teslim etmeye devam edeceğiz. Sizlerin dua ve desteğiyle kendi karanlık düzenlerinin hakim olmasını isteyen suç odaklarıyla mücadelemiz aralıksız sürecek” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Manisa İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ve Akhisar KOM Büro Amirliği ekipleri tarafından 5607 SKM (Kaçakçılıkla Mücadele Kanununa Muhalefet) suçunun önlenmesine yönelik Turgutlu ve Akhisar ilçelerinde operasyon düzenlendi.
M.Ç. (35), E.S. (38), İ.S. (60) isimli şüphelilerin ev ve iş yerlerinde yapılan aramalarda; 38 bin 600 adet içi kıyılmış tütün doldurmuş makaron (sigara), 92 bin 600 dal boş makaron, 556 paket gümrük kaçağı sigara, 782 adet kesilmiş TAPDK bandrolü, 118 kilogram kıyılmış tütün, 32 paket pipo tütünü, 20 adet elektronik sigara, 5 adet elektronik sigara likiti, 2 adet kompresör, 2 adet elektrikli sigara sarma makinesi, 1 adet 7.65 mm ruhsatsız tabanca ele geçirildi.
Şüpheli 3 kişi hakkında 5607 SKM suçundan adli tahkikata başlandığı bildirildi. – MANİSA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İZMİR’in Karabağlar ilçesinde birlikte yaşadığı eski eşi Fulya Öztürk’ü (35) çalıştığı pastanede tabancayla öldüren ve verilen müebbet hapis cezası, istinaf mahkemesi tarafından ‘akıl sağlığı’ raporu alınmadığı gerekçesiyle bozulan Hasan Ozan Baştosun (35) için istenen raporda, akıl sağlığının yerinde ve cezai ehliyetinin tam olduğu belirtildi.
Olay, 9 Aralık 2020’de Fulya Öztürk’ün çalıştığı pastanede meydana geldi. İlki ilk eşinden 2 çocuk annesi Fulya Öztürk’ün yanına, bir süre önce boşandığı ancak birlikte yaşadığı Hasan Ozan Baştosun geldi. Öztürk ve Baştosun arasında tartışma çıktı. Tartışmanın kavgaya dönüşmesi üzerine Baştosun, tabancasını doğrultup Öztürk’e ateş etti. Öztürk, vücuduna isabet eden mermilerle yere yığıldı. Baştosun, Öztürk’ün aracını alıp, kaçtı. İş yeri çalışanları, durumu sağlık ekiplerine bildirdi. İhbarla gelen sağlık ekibi, Fulya Öztürk’ün yaşamını yitirdiğini belirledi. Adli Tıp Kurumu morgundaki otopsinin ardından Öztürk’ün cenazesi, memleketi Muğla’nın Fethiye ilçesindeki Taşkaya Mahallesi Mezarlığı’nda toprağa verildi.
‘KISKANÇLIK YÜZÜNDEN ÖLDÜRDÜM’
Polise teslim olan ve ifadesinde Fulya Öztürk’ü kıskançlık nedeniyle öldürdüğünü söyleyen Hasan Ozan Baştosun ise sevk edildiği adliyede çıkarıldığı hakimlik tarafından tutuklandı. Soruşturmanın ardından Baştosun hakkında, ‘tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle İzmir 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Davanın 25 Nisan 2022’deki duruşmasında savcı, esas hakkında mütalaasını açıkladı. Toplanan deliller ve alınan ifadeler ışığında, sanık Baştosun’un ‘kasten öldürme’ suçundan müebbet hapse çarptırılması talep edildi. Geçen yıl mayıs ayındaki karar duruşmasında tutuklu sanık Baştosun, ‘kasten öldürme’ suçundan müebbet hapse çarptırılırken, cezasında indirim de uygulanmadı.
DOSYA YENİDEN YEREL MAHKEMEDE
Avukatların itirazı üzerine dosya, istinaf mahkemesine taşındı. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4’üncü Ceza Dairesi, sanık Baştosun’un 2021 yılının mayıs ayında görülen davada, olaydan önce Fulya Öztürk ile telefonda görüştükleri sırada tartıştıklarını, tartışmadan sonra epilepsi hastası olduğu için nöbet geçirdiğini belirtti. Daire, Bastosun’un işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılayamadığı veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalmış olup olmadığı konusunda raporunun aldırılması gerektiğini vurguladı. Daire, sanığı hukuki durumunun buna göre değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmediğine de kanaat getirdi.
‘HERHANGİ BİR AKIL HASTALIĞI VE ZEKA GERİLİĞİ SAPTANMADI’
Öte yandan, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4’üncü Ceza dairesi, yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulduğuna da kanaat getirdi ve yerel mahkemenin verdiği kararın bozulmasına hükmederek dosyanın yeniden yerel mahkemeye gönderilmesine oy birliğiyle karar verdi. Davanın yeni duruşması beklenirken, İstanbul Adli Tıp Kurumu’ndan sanıkla ilgili istenen akıl sağlığı raporu geldi. Raporda, “Baştosun’un Kurulumuzca 21/02/2024 tarihinde yapılan muayenesi sonucunda elde edilen bilgi ve bulguların yorumlanmasından; cezai sorumluluğunu müessir ve kişide şuur ve harekat serbestisini ortadan kaldıracak veya azaltacak mahiyet ve derecede herhangi bir akıl hastalığı ve zeka geriliği saptanmadığı, adli dosya tetkikinde sanığın mezkur suçu işlediği sırada fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını idrak etme ve bu fil ile ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğini ortadan kaldıracak veya azaltacak boyutta bir akli arizanın içinde olduğuna delalet edecek herhangi bir tıbbi bulgu ve belgeye de rastlanmadı” ifadelerine yer verildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kilis Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde Emniyet MüdürlüğüKaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince kaçakçılıkla mücadele kapsamında 1-31 Ağustos tarihleri arasında çalışma yapıldı.
Bu kapsamda, 4 tabanca, 234 fişek, 1 av tüfeği, 2 kuru sıkı tabanca, 14 elektronik sigara, 3 cep telefonu, 3 bin 240 paket sigara, 150 puro, 33 litre sahte içki, 2 sahte para, 15 kilogram çay, 14 bin 764 tıbbi ilaç, 139 bin 220 makaron ele geçirildi, 17 şüpheli hakkında adli işlem yapıldı.
Öte yandan yakalama emri bulunan 5 şüpheliden 1’i çıkarıldığı hakimlikçe tutuklandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>(İZMİR) – Bir sokak röportajında Instagram’a erişim engeli getirilmesine ilişkin kullandığı ifadeler nedeniyle yargılanan Dilruba Kayserilioğlu, duruşma sonrasında yaptığı açıklamada, “Hiçbir zaman suçlu olduğumu düşünmedim. Suçsuzluğuma inanıyorum” dedi.
Bir sokak röportajında Instagram’a erişim engeli getirilmesine ilişkin kullandığı ifadeler nedeniyle gözaltına alınan ve çıkarıldığı mahkemede tutuklanarak cezaevine gönderilen ve ardından serbest bırakılan Dilruba Kayserilioğlu, bugün hakim karşısına çıktı.
Kullandığı ifadeler nedeniyle Dilruba Kayserilioğlu hakkında hazırlanan iddianamede, TCK 216/1 ve TCK 216/2 maddeleri kapsamında 4,5 yıla kadar hapis cezası istenmişti.
Duruşmada ise Dilruba hakkında, “TCK’nın 216/2 Maddesi gereğince 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığın bu eylemini basın yayın organıyla işlemiş olması nedeniyle verilen ceza TCK 218. maddesi gereğinde 1/2 oranında artırılarak sanığın 9 ay cezalandırılmasına, sanığın duruşmadaki olumlu tavırları gözetilerek cezanın 7 ay 15 güne düşürülmesine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına” karar verildi.
Duruşma sonrasında Dilruba Kayserilioğlu ve Dilruba’nın avukatlarından Avukat Hüseyin Yıldız, açıklama yaptı.
Yıldız: “Bir üst mahkemeye gerekli itirazlar yapılacaktır”
Avukat Hüseyin Yıldız, kararı bir üst mahkemeye taşıyacaklarını belirterek şunları söyledi:
“Bugün görülen davada, müvekkilimiz Dilruba hakkında Türk Ceza Kanunu 216/1’den beraat kararı verilmiştir. Ama Türk Ceza Kanunu 216/2’den yani ‘halkı aşağılama’ suçundan 7 ay 15 gün hapis cezası verilip hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Gerekçeli karar hazırlandıktan sonra bizler tarafından bir üst mahkemeye gerekli itirazlar yapılacaktır. Hukuk mücadelemiz devam edecektir. Bu karar beraate dönene kadar AİHM’ye kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Biz de müvekkilimizin suçsuz olduğuna, ifade özgürlüğü kapsamında anayasal hakları kapsamında fikrini açıklamasının cezalandırılamayacağını düşünüyoruz. O sebeple bu mücadeleyi önce iç hukuk yollarını tüketeceğiz. Akabinde de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar götüreceğiz. Devam eden bir soruşturma daha var. O soruşturmanın akıbeti hakkında da size ilerleyen günlerde detaylı bilgilendirme yapacağız.”
Kayserilioğlu: “Gerekeni hukuk önünde aramaya devam edeceğiz”
Hakkında 7 ay 15 gün hapis cezası verilen Dilruba Kayserilioğlu ise duruşma sonrasında şöyle konuştu:
“İfade özgürlüğü kapsamında düşüncelerimi belirttim. Hiçbir zaman suçlu olduğumu düşünmedim. Suçsuzluğuma inanıyorum. Avukatlarıma da bu konuda sonuna kadar güveniyorum. Gerekeni hukuk önünde aramaya devam edeceğiz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İlçeye bağlı Ayrancılar Mahallesi’nde, bir süre önce beraber cezaevinde kaldığı Arif Karabacak’ın kullandığı taksiye binen Bülent Şengün (37), Yazıbaşı Mahallesi’nde gitti. Yanında tabanca bulunan Bülent Şengün, üç çocuk babası taksici Karabacak’ı bir tarlada gasbettikten sonra tabancayla ensesinden vurdu. Şengün daha sonra takside bulunan paraları alarak kaçtı. Yola çıkan Bülent Şengün, bu sefer sürücüsü öğrenilemeyen bir hafif ticari aracı gasbederek bu araçla Fevzi Çakmak Mahallesi’ne gitti bir markete girdi. Marketi de soymaya çalışan Şengün, kendisine direnen market çalışanı 16 yaşındaki İlayda Algar’ı tabancayla vurarak kayıplara karıştı.

BİR CİNAYET DE KARABAĞLAR’DA İŞLEDİ, UYUŞTURUCULARLA YAKALANDI
Marketteki olayın ardından gasbettiği hafif ticari araçla Karabağlar ilçesine giden Şengün, Paşaköprü Mezarlığı yakınında bir ATM’den para çeken Engin K.’yı da gasbederek kendisini tabancayla vurdu. Daha sonra Gümüldür istikametine doğru araçla kaçtığı öğrenilen Bülent Şengün, Menderes İlçe Emniyet Müdürlüğü Suç Önleme ve Soruşturma Büro Amirliği ekipleri tarafından yakalanarak gözaltına alındı. Bülent Şengün’ün üzerinde arama yapılan aramada, ‘ecstasy’ olarak bilinen 13 uyuşturucu hap ele geçirildi. Şüphelinin olayları gerçekleştirdiği sırada uyuşturucu madde kullandığı belirlendi.

2 KİŞİYİ DAHA YARALAYIP GASBETMİŞ
Bülent Şengün’ün 27 Ağustos günü Torbalı da bir akaryakıt istasyonunda pompacının 10 bin TL’sini darp ederek gasp ettiği, ardından bir sonraki eylemlerini 31 Ağustos tarihinde gerçekleştirdiği öğrenildi. Şengün, Torbalı’da taksici ve market çalışanını vurduktan sonra dün gece saatlerinde Karabağlar Aydın Mahallesi’nde ATM’den para çeken Ali S.’yi takibe alarak aracına binmesini bekledi ve ardından yolcu kapısını açıp yanına oturdu. Tabancasıyla Ali S.’yi tehdit edip, kenti dehşete düşüren katilin kendisi olduğunu söyledi. Dehşete kapılan Ali S. kornaya basıp yardım çığlıkları atınca araçtan inen Bülent Şengün kaçtı. Buradan Paşaköprü Mezarlığına gelen Şengün, Engin K.’yı da gasbedip tabancayla vurdu. Şengün, Engin K.’nin cebinden araba anahtarını alıp Gaziemir’de bulunan Optimum Alışveriş Merkezi’ne gitti. Burada da bir vatandaşın darp ederek parasını gasp etti.
Gözaltına alınan Bülent Şengün, Asayiş Şube Müdürlüğü’ndeki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Zanlının cezaevindeyken uyuşturucuya bulaştığı, para bulmak için çalıştığı işlerde başarılı olamamasının ardından uyuşturucu parası için gasp ve cinayet suçlarını işlediğini söylediği öne sürüldü.
CİNAYETTEN MÜEBBET YEMİŞ
Ayrıca Bülent Şengün’ün 2004 yılında cinayet işlediği, zanlının arkadaşı İ.D. ile birlikte Torbalı’nın tanınmış simalarından Salih Şahin’i parası için öldürdüğü ve bu suçtan ömür boyu hapse mahkum edildiği ortaya çıktı.
Öte yandan, Bülent Şengün’ün gasbettiği Arif Karabacak ile ATM’den para çeken Engin K.’nın yaşamını yitirdiği, market çalışanı İlayda Algar’ın ise durumunun ağır olduğu öğrenildi. Olayla ilgili başlatılan geniş çaplı soruşturma sürüyor.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Edinilen bilgilere göre, Bağcılar Caddesi üzerinde bir kişinin darp edildiği ve zorla araca bindirildiği ihbarı üzerine polis ekipleri harekete geçti.
Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekiplerinin titiz çalışmaları sonucu olaya karışan ve içerisinde T.Ç (25), B.D (15) ve M.Ç (13) adlı şahısların bulunduğu şüpheli araç Küçük Sanayi Sitesi 13 Cadde üzerinde durduruldu.
Polis ekipleri tarafından yapılan detaylı aramada teyp kısmında gizli bölme olduğu tespit edilen araçtan 2 adet ruhsatsız tabanca ve bu tabancalara ait 11 adet fişek ele geçirildi. – ÇORUM
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Malatya Jandarma İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Darende İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından yürütülen istihbari çalışmalar sonucunda, Darende ilçesi Hisarkale Mahallesi’nde ruhsatsız silah ticareti yapıldığı tespit edildi. Ekiplerin 29 Ağustos tarihinde düzenlediği operasyonda çok sayıda silah ve mühimmat ele geçirildi.
Operasyonda ele geçirilen malzemeler arasında, 3 adet 9 mm çapında tabanca, 1 adet 7.65 mm çapında tabanca, 4 adet kurusıkı tabanca, 5 adet av tüfeği, 248 adet 9 mm çapında tabanca fişeği ve 11 adet 7.65 mm çapında tabanca fişeği yer aldı.
Operasyon sonucunda 6 şüpheli gözaltına alınarak haklarında adli işlemlere başlandığı bildirildi. Güvenlik güçlerinin bölgede ruhsatsız silah ticaretine yönelik operasyonlarının devam edeceği öğrenildi. – MALATYA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Manisa’nın Şehzadeler ilçesinde yaşayan Nurgül Kocakaya (39), 16 Ağustos’ta çocukları Halil Umut Kocakaya ve Onur Kocakaya’yı (4), Karaağaçlı Mahallesi’ndeki havuza götürdü. Saat 14.00 sıralarında Nurgül Kocakaya hesabı ödemeye gittiği sırada oğlu Halil Umut Kocakaya, girdiği yetişkin havuzundaki köprünün altında gözden kayboldu. Havuza geri dönen ve oğlu Onur’u gören anne Kocakaya, göremediği diğer oğlu Halil’i aramaya başladı. Nurgül Kocakaya oğlunu ararken, Halil Kocakaya köprünün altında 2 dakika yaşam mücadelesi verdi. Bir süre sonra çocuğun hareketsiz bedeni, su yüzeyine çıktı.
3 DAKİKA BOYUNCA SU ÜSTÜNDE HAREKETSİZ KALDI
Halil’in su üzerindeki hareketsiz bedeni akıntı ile çocuk havuzuna sürüklenirken; olup bitenden habersiz Onur, ağabeyi ile oynamaya çalıştı. Yaklaşık 3 dakika boyunca su üstünde hareketsiz duran Halil’i ne yüzenler ne de havuzdaki görevliler, fark etti. Havuzdaki birinin seslenmesi sonrası cankurtaran yönelerek, çocuğun hareketsiz bedenini sudan çıkardı. O anlar, havuzun kameralarına yansıdı. Havuzda yapılan ilk müdahalenin ardından Manisa Şehir Hastanesi’ne kaldırılan Halil, kurtarılamadı.
SORUMLU MÜDÜR TUTUKLANDI, İŞLETMECİ ARANIYOR
Olay sonrası gözaltına alınan işletmeden sorumlu müdür Selçuk Kuş ile işletme sahibi S.Ö., adli kontrol şartıyla serbest kaldı. Savcılığın itirazı sonrası 23 Ağustos’ta tekrar gözaltına alınan işletme müdürü Selçuk Kuş tutuklandı. Hakkında gözaltı kararı bulunan S.Ö.’yü yakalama çalışmaları sürerken, ruhsatsız olduğu belirlenen havuz mühürlendi.
İLK OLAYDA MÜHÜRLENMEDİ
Öte yandan 7 Temmuz 2021’de Yusuf Asaf Tiktaş’ın (8) da boğularak hayatını kaybettiği havuzun, o tarihte mühürlenmediği öğrenildi. Tiktaş’ın hayatını kaybetmesi ile ilgili adli sürecin istinaf mahkemesinde devam ettiği belirtildi. Oğlunu kaybeden anne Nurgül Kocakaya’nın acısı tazeliğini korurken, ailenin avukatı Haşim Çelik olaya ilişkin açıklamada bulundu. Avukat Çelik, “Manisa’nın Şehzadeler ilçesi Karaağaçlı Mahallesi’nde, 16 Ağustos’ta meydana gelen trajik bir ölüm var. Nurgül hanımın oğlu Halil, bu işletmenin havuzunda yüzerken öldü. Yaptığımız araştırmada baştan sona ihmaller zinciriyle, bu ölümün meydana geldiğini tespit ettik” dedi.
‘İŞLETMENİN RUHSATI YOK’
Avukat Çelik, yaşanan olayda ihmaller olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Olayın meydana geldiği ticari amaçlı açık yüzme havuz işletmesinin ruhsatının olmadığı görülmüştür. İş yerinde görevli olduğu beyan edilen cankurtarana ait, cankurtaran eğitim sertifikasının olmadığı, sigortasız çalıştığı belirlenmiştir. İş yerinde ilk yardımcı sertifikasına sahip çalışanların olmadığı tespit edilmiştir. Yetişkin havuzunda, çocukların olası düşmelerine veya bilinçli yahut bilinçsiz girmelerine yönelik herhangi bir ilave fiziki önlem olmadığı belirlenmiştir. Sorumlu müdür olduğunu beyan eden kişinin, kimya veya sağlık eğitimi almış olduğu ve en az lise mezunu olduğu kanıtlanamamıştır. Yetişkin yüzme havuzunda ip, yüzer duba, simit gibi can kurtarmaya mahsus malzemelerin olmadığı ve havuz yakınlarında ilkyardım malzemelerinin olmadığı da ayrıca tespit edilmiştir. İşveren, ilkyardımcı personel bulundurma zorunluluğunu ihmal etmiş, dolayısıyla boğulan çocuk, vaka esnasında doğru ilkyardım uygulaması mahrum bırakılmıştır. Çocuğa boğulmadan 7 dakika sonra ancak müdahale yapılmıştır. Şüphelilerin bilmemelerine karşın ilk yardım yapmaya çalıştıkları dolayısıyla çocuğun vefat etmesinde ağır kusurlu oldukları, ölüme sebebiyet verdikleri aşikardır. Şüpheliler tarafından anılan eksiklere karşın, çocuğa kalp masajı yapılmaya çalışıldığı esnada, işletme çalışanları tarafından anneyi suçlayıcı şekilde beyanlarda bulunulmuş olup, müteveffanın ailesine bu aşamada psikolojik baskı yapılmaya çalışılmıştır.”
‘KAPATSALARDI, ÖLÜM YAŞANMAYACAKTI’
Belediyenin de ağır hizmet kusuru olduğunu, görevlerini eksiksiz yapmaları halinde böyle bir olayın yaşanmayacağını ifade eden Çelik, “7 Temmuz 2021 tarihinde 8 yaşındaki Yusuf Asaf Tiktaş da yine şüphelilerin işlettiği havuzda suda boğulup, hayatını kaybetmiştir. Tarafımızca yapılan araştırmada 2021 yılında işletmenin daha önce de benzer bir kaza ile yine küçük bir çocuğun ölümüne neden olduğu, o dönemde de işletmenin ruhsatsız olarak çalıştırıldığı tespit edilmiştir. 2021 yılından bugüne dek nasıl olur da bu işletmenin ruhsatsız olarak çalıştırılmasının sağlandığı düşünüldüğünde, bir çocuğun daha ölümüne neden olanın başında ağır hizmet kusuru olan belediye yetkililerinin de olduğu görülmektedir. Çünkü idari hizmeti düzgün yapmış olsaydı, işletme kapalı olacaktı. Böylelikle bu kazalar meydana gelmeyecekti. Olaya buradan bakıyoruz. Sonrasında da eğer zaten kanunumuz çerçevesinde yapılması gereken ruhsatlı bir yer olmuş olsaydı, burası ruhsata tabii olduğundan yapılması gereken her şey nizami olmuş olacak ve bu ölüm hadisesi meydana gelmeyecekti. Sanıkların taksirle ölüme sebebiyet verme değil, kanunda tanımlanmış bu tarz işletmeleri değerlendirilen olası kastla cezalandırılması istiyoruz. Böylelikle alacakları, cezaların bir sonraki mağdurların mağduriyetini sona erdirmek adına en üst sınırdan cezalandırılmasını gibi bir talebimiz olacak” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele ile Asayiş Şubesi ekipleri, Atakum ilçesinde şüphe üzerine bir kişiyi durdurdu.
Şüphelinin üzerinde ve yanında bulunan alet çantasında arama yapan ekipler, sağlıksız ortamda muhafaza edilerek yetkisiz kullanıldığı anlaşılan çok sayıda ilaç ve tıbbi malzeme ele geçirdi.
Gözaltına alınan şüpheli hakkında, “İspençiyari ve Tıbbi Müstahzarlar Kanununa muhalefet” suçundan adli işlem başlatıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Olay günü sabah saatlerinde, Melotte sosyal medya hesaplarından tehdit içerikli mesajlar paylaşmaya başladı. “Bugün o gün” ve “Tanrı’nın emrini yerine getireceğim” gibi ifadeler kullanan gencin bu paylaşımları, maalesef yaklaşan tehlikenin habercisiydi.
Saat 10:00 civarında, Melotte elinde gizlediği kırık cam parçalarıyla okula girdi. Güvenlik kamerası görüntüleri, gencin sakin bir şekilde resepsiyona yaklaştığını, ardından aniden “Sizi öldüreceğim!” diye bağırarak saldırıya geçtiğini gösteriyor. İlk hedefi, maalesef 12 yaşındaki bir öğrenci oldu.
Bu kritik anda, okulun iki kahraman çalışanı devreye girdi. Gençlik ve entegrasyon koordinatörü Molly Bulmer ile resepsiyonist Alicia Richards, kendi canlarını hiçe sayarak Melotte’u etkisiz hale getirmeye çalıştılar. Bu cesur müdahale sayesinde, daha büyük bir facianın önüne geçildi.
Olayın ardından okul hemen kapatıldı ve polis ekipleri kısa sürede olay yerine ulaştı. Melotte gözaltına alındı ve ardından başlayan hukuki süreç, geçtiğimiz günlerde sonuçlandı.
Sheffield Crown Court’ta görülen davada, Melotte üç kez ağır yaralama teşebbüsünden suçlu bulundu. Hâkim Jeremy Richardson KC, gencin ruh sağlığı sorunları olduğunu kabul etmekle birlikte, toplum güvenliğinin ön planda tutulması gerektiğini vurguladı. Sonuç olarak Melotte, 5 yılı genç suçlu kurumunda ve 5 yılı şartlı tahliye olmak üzere toplam 10 yıllık bir cezaya çarptırıldı.




Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BABA İÇİN DE İDDİANAME HAZIRLANDI
Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmayı tamamlayıp, cinayetle ilgili ilk iddianamesini E.Ö. için hazırladı. E.Ö. hakkında ‘canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme’ suçundan 18 yıldan 24 yıla kadar, ‘ruhsatsız silah taşıma’ suçundan da 6 aydan 1 yıla kadar hapis cezası istendi. Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı, baba Orhan Ö. için de iddianame hazırladı. Orhan Ö. için ‘canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürmeye azmettirme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi.
BABADAN ‘ÖLDÜR’ TALİMATI İDDİASI
İddianamede; Orhan Ö.’nün dini nikahla yaşadığı Sultan Durmaz ile ayrıldıktan sonra Durmaz’ı sürekli rahatsız ettiği, işlediği başka suçtan hükümlü olarak bulunduğu İzmir Buca Açık Ceza İnfaz Kurumu’ndan 2 Mayıs’ta izinli çıktığı belirtildi. Orhan Ö.’nün çıktıktan sonra Durmaz’ın yaşadığı evin önüne gelip, birilerinin başına bir iş geleceği yönünde tehdit ettiği de iddianamede yer aldı. Ayrıca E.Ö.’nün olaydan önce aradığı Durmaz’a babası Orhan Ö.’nün talimatıyla kendisini öldüreceğini söylediği belirtildi.
TANIK İFADELERİ DOĞRULADI
İddianamede; E.Ö.’nün, Orhan Ö.’nün ceza infaz kurumunda bulunduğu sürede Sultan Durmaz’a yönelik herhangi bir eyleminin bulunmamasına karşılık, Orhan Ö.’nün cezaevinden çıktığı dönemde, oğlunun Durmaz’ın evinin önüne gidip Ataman’ı öldürmesinin Orhan Ö.’nün ‘azmettirici’ olduğunu gösterdiği; olayla ilgili alınan tanık ifadelerin de bunu doğruladığına yer verildi. Bu iddianame de Balıkesir Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. İddianameleri kabul eden Balıkesir Ağır Ceza Mahkemesi, açılan davaların birleştirilmesine karar verdi.
HASTANE KAYITLARINDA YOK
Balıkesir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tensip zaptı düzenledi. Tensip zaptında mahkeme tarafından E.Ö.’nün, nüfus ve hastane kayıtlarına göre 24 Nisan 2007’de doğduğu belirtilerek, nüfusa ise 14 Ağustos 2009’da kaydının gerçekleşmesi hususu yer aldı. Orhan Ö.’nün düşük ve ölüm de dahil başka bir çocuğu olup olmadığının araştırılması istendi. Ayrıca Balıkesir İl Halk Sağlığı Müdürlüğü’ne müzekkere yazılarak 24 Nisan’da 2007’de topuk kanı alınıp alınmadığı soruldu. Yine E.Ö.’nün tüm hastane kayıtları hakkında mahkemeye bilgi verilmesi, 24 Nisan 2007 tarihi öncesinde herhangi bir kayıt bulunup bulunmadığı bilgisi istendi. Balıkesir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından mahkemeye E.Ö.’nün topuk numunesinin bulunmadığı ve anneye ait 2007 doğumlu bir bebeğin kayıtlarda olmadığı bildirildi.
CİNAYET SANIĞINA 24 YIL, BABAYA BERAAT
Davanın karar duruşması 12 Temmuz’da görüldü. Mahkeme heyeti, kararını açıklayıp, Balıkesir’de bir zincir restoranda motokurye olarak çalışan Ata Emre Akman’ı bıçaklayıp öldüren tutuklu sanıklardan E.Ö., 24 yıl hapis cezasına çarptırılırken, onu azmettirmekle suçlanan babası Orhan Ö.’nün (39) ise beraatine karar verdi.
‘FÜTURSUZCA, SADİST DUYGULARLA SEBEPSİZ OLARAK ÖLDÜRÜLDÜ’
Balıkesir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından gerekçeli karar da açıklandı. 35 sayfalık gerekçeli kararda, E.Ö. ile Ata Emre Akman arasında olay öncesine dayanan herhangi bir husumet bulunmadığı belirtildi. E.Ö.’nün ilk defa karşılaştığı Akman’la çok kısa bir süre konuşmasının ardından elindeki bıçağı acımasızca ve hunharca savurduğu kaydedildi. E.Ö.’nün öldürücü bölgeleri hedef alarak 25 bıçak darbesiyle Akman’ı öldürmesiyle ilgili “Failin eylemini her türlü insani duygu, düşünce ve değerden arınmış şekilde, pervasız ve fütursuzca, içindeki sadist duyguların tezahürü sonrası maktulü sebepsiz olarak sırf öldürmek için öldürdüğü ve suça konu eylemin yasa metnindeki canavarca hisse vücut verdiği kabul edilmiştir” ifadelerine yer verildi.
‘SOMUT BİR DELİL OLMADIĞI İÇİN BEERATİNE KARAR VERİLDİ’
Azmettirici suçundan yargılanan Orhan Ö. ile ilgili verilen kararla ilgili olarak da Yargıtay kararları da dikkate alınarak azmettirme suçuna ilişkin somut bir delil olmaması nedeniyle beraatine kararı verildiği kaydedildi.
‘CEZASIZLIK ALGISI TOPLUM REFAHINI, HUZUR VE SÜKUNUNU HEDEF ALMAKTADIR’
Gerekçeli kararda İnfaz Kanunu’nun yetersiz olduğuna da vurgu yapılarak, “En azından hayata karşı işlenen suçlar yönünden ceza infaz yasası ile TCK’da yeniden bir değerlendirme yapılmasında fayda olduğu değerlendirilmektedir. Suçluların kendi dünyasındaki cezasızlık algısı çok ciddi şekilde toplum refahını, huzur ve sükununu hedef almaktadır” denildi.
KARAR MECLİS’E GÖNDERİLDİ
Hakimlerin kanun doğrultusunda karar verdiği, adaletin verilen kararlar ve infazla birlikte tesis edildiği, eğer adalete olan inancın tam olarak sağlanması durumunda kimsenin ‘sosyal medyada adalet noktasında medet ummayacağı’ da gerekçeli kararda ifade edildi. Adalet duygusunun tatmin edilmesi için cezanın infazında ortaya çıkacak aksaklıkların düzenlenmesi için kararın TBMM Adalet Komisyonu’na gönderilmesine karar verildiği belirtildi.
EŞİNİN ÖLÜMÜYLE İLGİSİ OLMADIĞINI SÖYLEDİ
AA’da yer alan habere göre eşinin öldürülmesiyle bir ilgisinin bulunmadığını savunan A.P. tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmış, “nitelikli kasten öldürme” suçundan açılan davada 10. Ağır Ceza Mahkemesince yargılanmıştı.
“MAHKUMİYETE YETERLİ DELİL BULUNAMADI”
Mahkeme, yargılama sonrası yaptığı değerlendirmede sanık aleyhine görülen delillerin aydınlatılmış olduğu, sanığın suçu işlediğine ilişkin şüpheden öte mahkumiyete yeterli ve inandırıcı delil bulunamadığını bildirmiş, kararında şu ifadeleri kullanmıştı:
“BERAATİNE KARAR VERİLMİŞTİR”
“Olay öncesi maktulle sanığın birbirlerine sevgi içerikli mesajlar göndermeleri, maktulle sanık arasında öldürmeyi gerektirir bir neden bulunmaması, olayın öncesindeki gece maktulle sanığın birlikte eğlenceye gitmiş olmaları, olay sabahı sanığın hastalanan maktulü hastaneye götürdükten sonra maktulle sanığın birbiriyle samimi şekilde eve dönmüş olmaları, ölüm olayının sanığın evden ayrıldığı saatten önce gerçekleştiğinin tespit edilememiş olması hususları dikkate alınarak sanığın müsnet suçtan beraatine karar verilmiştir.”
AİLESİ KARARI YARGITAY’A TAŞIDI
Maktulün ailesi ise olayı istinafa taşımış, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi kararı hukuku uygun bulmuştu. Ancak savcı ile aile, bu kararı Yargıtay’a taşımıştı. Öte yandan, Polat’ın annesinin de 28 yıl önce bıçaklanarak öldürüldüğü öğrenilmişti.
YARGITAY TEMYİZ BAŞVURUSUNU KABUL ETTİ
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2016 yılında Rüya Polat’ın evinde bıçaklanarak öldürülmüş halde bulunmasına ilişkin yargılanan sanık koca A.P. hakkında İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinin delil yetersizliği nedeniyle verdiği beraat kararına ilişkin temyiz başvurusunu kabul etti.
İKİ ÜYE KARŞI GÖRÜŞ BİLDİRDİ
Kararda evdeki televizyonda takılı hard diskte maktulün eski erkek arkadaşına ait samimi fotoğrafların bulunduğuna işaret edilerek sanığın bu kişiyi daha önce tehdit ettiğine yer verildi. Maktulün kimseyle bir husumetinin tespit edilmediğine de değinilen kararda, şunlar kaydedildi:
“Sanığın olay günü televizyona takılı olan hard diskte maktulün eski sevgilisine ait fotoğrafları görüp kıskançlık krizine girmesi veya varlıklı olan maktulün mirasını alabilmek için önce maktulün yüzüne yastıkla bastırarak boğduğu ve daha sonra 28 yerinden bıçakladığı, olaya hırsızlık süsü vermek için evin her tarafını karıştırdığı ve suçta kullandığı bıçağı bir poşete koyarak televizyon ve lambaları açık bırakarak panikle evden çıktığı, evden çıkmadan önce olayın heyecanıyla büyük tuvaletini altına kaçırdığı, iç çamaşırını bir poşete koyarak pencereden aşağı attığı, feribottayken suçta kullandığı suç aletini denize attığı, ailesinin yanında bir süre vakit geçirdikten sonra delil oluşturmak için eşine mesaj attığı ve yine tanık yaratmak için eve çilingir çağırdığı sabit olmakla, sanığın üzerine atılı nitelikli kasten öldürme suçundan mahkumiyeti yerine, yasal ve yerinde olmayan gerekçeyle beraatine karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.”
BERAAT KARARI BOZULDU
Daire, iki üyenin karşı görüşüne rağmen üç üyenin kararıyla sanığın nitelikli kasten öldürme suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği yönünde hükümde bulunarak kararı bozdu.
İddianamede şirketlerin en yüksek rakamı internetteki katı sabun satışından kazandığı; toplam 131 milyon 181 bin 454 TL satış yaptığı belirtildi. Balıkesir’deki bir kişinin ise 2 ayda 1866 sipariş kaydıyla toplamda 16 bin 560 adet sabundan aldığı, karşılığında da 1 milyon 194 bin 946 lira ödediği ifade edildi.
Dilan ve Engin Polat iddiasından yeni ayrıntılar gelmeye devam ediyor.
Çift hakkında hazırlanan 77 sayfalık iddianamede; Balıkesir’de yaşayan E.Ö. adlı kişinin 2 ayda 1866 sipariş kaydıyla toplamda 16 bin 560 adet sabundan aldığı, karşılığında da 1 milyon 194 bin 946 lira ödediği ifade ediliyor.
İddianameye göre, suç örgütü üyeliği ve delil karartma suçlarından hakkında soruşturma yürütülen E.Ö.’nün ticaret meslek bilgisi, “Radyo, TV, Posta Yoluyla veya İnternet Üzerinden Yapılan Perakende Ticaret.”
İddianamede, Rise And Shine Kozmetik İthalat İhracat Sanayi Ticaret ve Anonim Şirketi’nin de arasında olduğu 5 şirkete satışları karşılığında bir alışveriş sitesi üzerinden 473,4 milyon TL ödeme yapıldığı da anlatıldı.
Şirketin farklı bir site üzerinden de toplam 131 milyon 181 bin 454,69 TL sabun sattığı belirtildi.
Polat çiftinin mali müşaviri Ahmet Gün ifadesinde Rise And Shine şirketine Engin Polat’ın bilgisi dahilinde sahte faturalar düzenlediğini söyledi. Rise and Shine ürünleri hala satışta.
İşte iddianamedeki o bölüm:
‘’Şirketlerin Trendyol üzerinde en yüksek tutarda satış gerçekleştirdiği ürünün “Katı Sabun” olduğu ve toplam 131.181.454,69 TL tutarında “Katı Sabun” satışı yaptığı, şirketlerin Trendyol üzerinde toplam en yüksek tutarda satış yaptığı kişinin Balıkesir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Suç Delillerini Yok Etme, Gizleme veya Değiştirme suçundan 2005/637 ve 2010/345 Esas No’lu kovuşturma kayıtlan ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nda Takipsizlik kararı verilen Suç İşlemek Amacıyla Kurulan Örgüte Üye Olma suçundan 2008/215020 Dosya No’lu soruşturma kaydı olduğu anlaşılan Erdinç ÖZEL adlı şahıs olduğu, meslek bilgisi “Radyo, TV, Posta Yoluyla veya İnternet Üzerinden Yapılan Perakende Ticaret” olan şahsın ilgili platform üzerinde söz konusu şirketlerden yaklaşık iki ay içerisinde 1.866 seferde toplam 16.560 adet 1.194.946,64 TL tutarında ürün aldığı tespit edildi’ ifadelerine yer verildi.
Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı İstanbul Sektörel 3 Denetim Daire Başkanlığınca hazırlanan rapora da yer verilen iddianamede, şirketlerin sahte fatura tutarının 489 milyon 309 bin 777 lira olduğu, bu tutarın 86 milyon 988 bin 913 lirasının Katma Değer Vergisi (KDV) tutarına denk geldiği, yine şirketlerin kendi aralarında da sahte faturalar düzenlediği, bunların tutarının 117 milyon 443 bin 863 lira olduğu ve 21 milyon 28 bin 562 liralık kısmının KDV tutarına denk geldiği anlatıldı.
Ayrıca iddianamede, şirketlerin sahte belge temin etmek amacıyla özellikle Ahmet Gün tarafından organize edilen soruşturma dışı, sadece sahte fatura düzenlemek amacıyla kurulmuş şirketlere 46 milyon 103 bin 895 lira ödeme yaptığının görüldüğü belirtildi.
Soruşturmaya konu şirketlerin usulsüzlüklerine yer verilen iddianamede, suç örgütünün dışarıdan temin ettiği sahte faturaları kullanarak aslında gerçek bir ticareti yansıtmayan işlemleri sanki varmış gibi gösterip mal ve hizmet satın aldığından bahisle şirketlerine sahte fatura kabul ettiği, yine şirketler arasında da gerçekte olmayan mal ve hizmet satışlarına ilişkin sahte faturalar düzenlendiği anlatıldı.
İddianamede, yasa dışı bahisten gelen paranın perdelenmeye çalışıldığı, zenginleşmenin gerçek bir ticaretten kaynaklandığı imajının oluşturulması için birden çok şirketin kurulduğu, bu şirketlerin faaliyetleri sırasında gerçekte olmayan iş ve işlemlere ilişkin sahte faturaların düzenlenip kullanıldığı ve kanunen tutulması gereken defterler dışında harici gizli kayıtların tutulduğu aktarıldı.
Sanıkların kastının vergi suçu işleme saikinin ötesine geçtiği, yasa dışı bahisten gelen parayla oluşan zenginliğin perdelenmesi için bir kısım gerçek ticaretin de yapıldığı, kamuoyunda ve toplumda karşılığı olan güzellik merkezi ve kozmetik sektörü tercih edilerek, ulaşılan şöhretin bu kapsamda bir aparat olarak kullanıldığı kaydedilen iddianamede, ödenmesi gereken vergilerin dahi ödenmeyerek uhdede tutulması suretiyle haksız kazanç devşirildiği, haksız şekilde uhdede tutulan tutarların vergi suçları dışında kara para olarak nazara alınması gerektiğine vurgu yapıldı.
ENGİN POLAT’TAN AÇIKLAMA
Bu arada yaklaşık 9 aydır cezaevinde tutuklu yargılanan Engin Polat, sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yaptı.
İftiraya uğradıklarını ve haklarındaki suçlamaların delilsiz olduğunu savunan Polat, “Eşim Dilan Polat’ın bu hukuksuzluğa gücü kalmadı. Bütün vebal üzerinize olacaktır” ifadesini kullandı.
Haklarında 746 şikayet var
Neslihan ve İnanç Güngen’in yönetmeliklere aykırı ürettikleri cihazlarla ülke genelinde 44 ayrı ‘taksirle yaralama’ suçuna sebep oldukları ve benzer içerikli 746 şikayetin yer aldığı öğrenilmişti. Güngenlerin dolandırıcılık suçundan elde edilen suç gelirini diğer bayilerle yapılan anlaşmalar esnasında aklamaya yönelik eylemlerde bulundukları yönünde bulguların elde edildiği ve bu nedenle operasyonel çalışma planlandığı bilgisine de ulaşılmıştı.
Franchaise şubeleri de Güngen’lerden şikayetçi olmuş
Şüphelilerin sahte ustalık ve kalfalık belgelerini 2 bin TL’ye Ankara’daki sahte belge düzenleyen kişiye hazırlatıp, franchaiselarına 20 bin liraya sattıkları, MEB, Halk Eğitim Merkezi gibi kurumlarla yapılan yazışmada franchaiseların çoğunun sisteme kayıtlı belgesinin mevcut olmadığı, ürün takip sistemi konusunda Sağlık Bakanlığı ile yapılan yazışmada veri tabanına kayıtlı herhangi bir ürünlerinin bulunmadığı da belirlenmişti. Neslim Güngen’in franchaiselarından hizmet alan ve sağlığı olumsuz etkilenen müşterilerin şikayeti üzerine taksirle yaralamadan işlem yapılan franchaiseların kendilerine yasadışı makina satışı yapan Güngen aleyhine dolandırıcılık müştekisi oldukları da öğrenilmişti.
Sıradan ipleri ‘gençleştirme ipi’ adı altında satmışlar
Öte yandan herhangi bir özelliği olmayan yumak ipler ile marketten alınan sıradan nemlendirici kremlere Neslim Güngen etiketi basılarak kolajen ip tedavisi, gençleştirme ipi gibi adlar altında pazarlama yapıldığı ve müşterilerin bu şekilde mağdur edildiği bilgisine de ulaşılmıştı. Şüphelilerin franchaise anlaşması yapmak isteyen kişilerden isim hakkı adı altında yüksek meblağda para talebinde bulunduğu ve ödemelerin banka kanalıyla değil taşınır veya taşınmaz malların bedelsiz devri ile gerçekleştirildiği belirlenmişti.
Hesap hareketleri hacmi 1 buçuk milyar TL
Neslihan ve İnanç Güngen tarafından yönetilen şirketler arasında gerçeğe aykırı sözde ticari faaliyetlere konu sahte fatura kesildiği, şirketler arasında hesap hareketlerinin toplam hacminin 1,5 milyar TL olduğu ve hayatın olağan akışına aykırı hareketliliğin suçtan elde edilen gelirin aklanmasına yönelik olduğu öğrenilmişti. Şüphelileri yakalamaya yönelik 25 ilde 134 adrese eş zamanlı düzenlenen operasyonla aralarında Neslihan ve İnanç Güngen’in de yer aldığı toplam 65 şüpheli yakalanarak gözaltına alınmıştı.
Vergi müfettişi Neslihan Güngen ile kayıt dışı görüşmek istemiş
Öte yandan soruşturma kapsamında vergi tekniği raporu hazırlanması için görevlendirilen bir vergi müfettişinin hazırlanacak raporla ilgili şüpheli Neslim Güngen ile kayıt dışı olacak ve tutanaklara geçmeyecek şekilde görüşmek istediği de tespit edilmişti. Müfettiş hakkında gözaltı kararı verilirken, soruşturma kapsamında tüm mal varlıklarına el konulmuştu.
Gözaltına alınan fenomen Neslihan ve İnanç Güngen çiftinin de aralarında bulunduğu 43 kişi bugün öğle saatlerinde adliyeye sevk edilmişti. Aralarında Neslihan ve İnanç Güngen’in de bulunduğu 17 şüpheli tutuklama talebiyle, 21 kişi ise savcılık tarafından adli kontrol şartıyla serbest bırakılması talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edilmişti.
Öte yandan 5 kişinin ise adli kontrol şartı olmaksızın serbest bırakıldığı öğrenilmişti.
Sulh Ceza Hakimliği’nce aralarında Neslihan ve İnanç Güngen’in de bulunduğu 17 şüpheli tutuklanarak cezaevine gönderildi. 21 kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Dilan ve Engin Polat çiftiyle ilgili yeni gelişme! İddianame hazırlandı: ’31 şirketin mal varlığına talep…



















Dilan Polat ve Engin Polat’ın da aralarında bulunduğu 28 şüpheliye ilişkin hazırlanan iddianamenin girişinde kara para aklamanın ne olduğu açıklanarak, sanık Engin Polat liderliğinde kurulmuş ve işletilmiş bir suç örgütünün, fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek kara para aklama sürecini işlettiğinin tespit edildiği belirtildi.
Sanık Engin Polat’ın birçoğu yakın aile üyesi olan akrabalarıyla şirketler kurduğu, bu şirketlerde eşi sanık Dilan Polat ile ortaklığı ve yöneticiliği bulunduğu, şirketlerin daha çok güzellik, kozmetik ve medikal alanlarda faaliyet göstermek amacıyla kurulmuş olduğu kaydedilen iddianamede, şirketlerin çoğunluğunun mali müşavirinin ise dikkati çekici şekilde şüpheli Ahmet Gün olduğu vurgulandı.

MAL ALIŞI YAPILAN ŞİRKETLER SAHTE ÇIKTI!
İddianamede, Polatlar grubunun tek elden yönetildikleri değerlendirilen şirketlerinin mal alışlarının büyük bir kısmının, Engin Polat’ın ailesinin ortağı veya yöneticisi olduğu şirketler ile yine hedef kişilerle bir şekilde bağlantılı olan tedarikçilerden gerçekleştirildiği, ancak bu tedarikçilerin aslında gerçek bir mal alışı olmayan, beyanname vermeyen, çalışanı olmayan, bankacılık hareketi bulunmayan, hakkında sahte belge düzenleme kaydı olan şirketler olduğu ve sahte olduğuna dair kuvvetli şüphe barındıran mal alışların toplamının milyonlarca lirayı bulduğu belirtildi.
Engin Polat’ın Milda Gayrimenkul Otomotiv Şirketi eliyle çok sayıda lüks taşıt ve gayrimenkul alımı yaptığı, Polat ve bu şirketin hesaplarında nakit yatırmayla biriken tutarların taşınmaz ve araç alımına yönlendirildiğinin tespit edildiği aktarılan iddianamede, şu değerlendirmelere yer verildi:
İddianamede, yasa dışı yollardan edinilen paraların “soğuk cüzdan yöntemi” ile sisteme sokulmadan transfer edilerek aklamaya tabi tutulduğu aktarılarak, örgütün söz konusu faaliyetler sırasında, kısa sürede ulaştıkları şöhret ve tanınırlık sayesinde bir kısım gerçek ticari faaliyetlerde de bulunduğu, bu sayede aklama suçlarının en belirgin yönü olan takip ve kontrolün zorlaştırılmasını sağlamaya çalıştıkları değerlendirildi.

GİZLİ TANIK ANLATTI!
Engin Polat’ın, liderliğini Derkan Başer’in yaptığı yasa dışı bahis organizasyonu ve örgütüyle olan irtibatının tanık beyanları ve delillerle de ortaya çıktığı vurgulanan iddianamede, gizli tanık Mert’in ifadesine yer verildi.
Gizli tanık Mert, 2014-2017 yıllarında Veysel Şahin’in sanal bahis oynattığı iki sitenin müdürlüğünü yaptığını ifade ederek, şunları kaydetti:

İddianamede, büyük bahis organizasyonunun perdelenmesi için onlarca şirketin kurulduğu, bu şirketlerin soruşturmaya dahil edilen diğer şüphelilerin de yönetiminde ve ortaklığında olduğu, şüphelilerden Ahmet Gün’ ün, Engin Polat suç örgütünün şirketlerinin hemen hepsinde mali muhasebeci kisvesi altında mali konulardaki organizasyonu yürütüp perdelemeleri sağladığı nazara alındığında, örgüt içerisinde yer alan tüm şüphelilerin fikir ve eylem birliği içerisinde “Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a muhalefet” suçunu işledikleri vurgulandı.
İddianamede soruşturmaya konu dolandırıcılık eylemiyle ilgili olarak da sanık Engin Polat’ın kurduğu organizasyon dahilinde yasa dışı bahis oynatılmasını sağlamak amacıyla bazı kişilere ulaştığı, bu kapsamda teminat bedeli altında önden para alarak başka bir gelir kapısı daha oluşturduğu, üçüncü şahısları hesaplarını yurt dışından gelen paraların çekilmesi için kullanmak amacıyla ikna etmeye çalıştığı ve bu şekilde insanlara vaatlerde bulunduğu anlatıldı.
Sanık Engin Polat’ın hem bahis hem de hesap kullanım işlerinden para kazanmayı amaçladığı kaydedilen iddianamede, sanığın bu işleri yaparken üçüncü kişileri mağdur etmekten de geri durmadığının anlaşıldığı, müşteki Tufan Yılmaz’ın anlatımlarından çıkarılacağı üzere Polat’ın yurt dışından yabancı para akışını üçüncü kişilerin hesaplarını kullanarak sürekli canlı tutmayı hedeflediği, kaynağı yasa dışı bahis oyunları olan, yurt dışı menşeli döviz cinsi paranın, aklama sürecine dahil edilmek üzere ülke finansal sistemine sokulmaya çalışıldığı belirtildi.

SAHTE FATURALARIN TUTARLARI!
Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı İstanbul Sektörel 3 Denetim Daire Başkanlığınca hazırlanan rapora da yer verilen iddianamede, şirketlerin sahte fatura tutarının 489 milyon 309 bin 777 lira olduğu, bu tutarın 86 milyon 988 bin 913 lirasının Katma Değer Vergisi (KDV) tutarına denk geldiği, yine şirketlerin kendi aralarında da sahte faturalar düzenlediği, bunların tutarının 117 milyon 443 bin 863 lira olduğu ve 21 milyon 28 bin 562 liralık kısmının KDV tutarına denk geldiği anlatıldı.
Şirketlerin kanunen tutulması gereken defterlerin tutulmayıp vergi matrahını azaltma sonucunu doğuracak şekilde başkaca defter tutulması sebebiyle 214 milyon 786 bin 65 lira toplam tutara ulaştığı vurgulanan iddianamede bu tutarın 35 milyon 607 bin 842 liralık kısmının KDV tutarına denk geldiği kaydedildi.
Ayrıca iddianamede, şirketlerin sahte belge temin etmek amacıyla özellikle Ahmet Gün tarafından organize edilen soruşturma dışı, sadece sahte fatura düzenlemek amacıyla kurulmuş şirketlere 46 milyon 103 bin 895 lira ödeme yaptığının görüldüğü belirtildi.
Soruşturmaya konu şirketlerin usulsüzlüklerine yer verilen iddianamede, suç örgütünün dışarıdan temin ettiği sahte faturaları kullanarak aslında gerçek bir ticareti yansıtmayan işlemleri sanki varmış gibi gösterip mal ve hizmet satın aldığından bahisle şirketlerine sahte fatura kabul ettiği, yine şirketler arasında da gerçekte olmayan mal ve hizmet satışlarına ilişkin sahte faturalar düzenlendiği anlatıldı.
İddianamede, yasa dışı bahisten gelen paranın perdelenmeye çalışıldığı, zenginleşmenin gerçek bir ticaretten kaynaklandığı imajının oluşturulması için birden çok şirketin kurulduğu, bu şirketlerin faaliyetleri sırasında gerçekte olmayan iş ve işlemlere ilişkin sahte faturaların düzenlenip kullanıldığı ve kanunen tutulması gereken defterler dışında harici gizli kayıtların tutulduğu aktarıldı.
Sanıkların kastının vergi suçu işleme saikinin ötesine geçtiği, yasa dışı bahisten gelen parayla oluşan zenginliğin perdelenmesi için bir kısım gerçek ticaretin de yapıldığı, kamuoyunda ve toplumda karşılığı olan güzellik merkezi ve kozmetik sektörü tercih edilerek, ulaşılan şöhretin bu kapsamda bir aparat olarak kullanıldığı kaydedilen iddianamede, ödenmesi gereken vergilerin dahi ödenmeyerek uhdede tutulması suretiyle haksız kazanç devşirildiği, haksız şekilde uhdede tutulan tutarların vergi suçları dışında kara para olarak nazara alınması gerektiğine vurgu yapıldı.
Suç örgütünün yapısının da anlatıldığı iddianamede örgütün liderinin Engin Polat, yöneticilerinin ise Alper Kürşat Polat, Sezgin Polat, Ahmet Gün, Dilan Polat, Mustafa Özalp ve Sinem Sıla Doğu olduğu ifade edildi.

POLAT ÇİFTİNİN AYRI AYRI 40’AR YILA KADAR HAPİSLE CEZALANDIRILMALARI İSTENDİ
Hazırlanan iddianamede cumhuriyet savcısı, son olarak tüm dosya kapsamında yaptığı değerlendirmede şu ifadelere yer verdi:
İddianamede, Dilan ve Engin Polat’ın “suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme”, “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” ve ”Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a muhalefet” suçu olmak üzere toplamda 3 ayrı suçtan ayrı ayrı 20’şer yıldan 40’ar yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi.
Diğer şüphelilerin ise farklı suçlardan değişen oranlarda cezalandırılmaları talep edildi.

EVİNDE ÇOK İLGİNÇ MADDELER BULUNDU
Operasyonda, çok sayıda fişek, narkotik madde, yasadışı ilaç, kozmetik ürün, nakit para, sahte uygunluk belge düzenlendiği tespit edilen epilasyon, bölgesel zayıflama, selülit cihazı, buhar makinası, sıkılaştırma cihazı, cilt bakım makinası, yağ parçalama vb. medikal cihazlara el konuldu öğrenildi.
Sosyal medya fenomeni olarak bilinen ve ülke genelinde kendilerinin ve franchaiselarının toplam 50 güzellik salonu olan Neslim Güngen ve İnanç Güngen’nin sahte ustalık/kalfalık belgeleri düzenleyerek vasıfları uygun olmayan kişilerin iş yeri açmalarına aracılık ettikleri öğrenildi. Aynı zamanda sahte CE belgeleri düzenleyerek herhangi bir UTS kaydı olmayan, yönetmeliklere aykırı ürettikleri cihazlarla ülke genelinde toplam 44 ayrı Taksirle Yaralama suçuna sebep oldukları, açık kaynaklarda benzer içerikli 746 şikayetin yer aldığı, dolandırıcılık suçundan elde edilen suç gelirini diğer bayilerle yapılan anlaşmalar esnasında muvazaalı taşınır ve taşınmaz devirleri üzerinden aklamaya yönelik eylemlerde bulundukları” belirlendi.
Sahte ustalık kalfalık belgelerini 2 bin TL’ye Ankara’daki sahte belge düzenleyen kişiye hazırlatıp franchaiselarına 20 bin liraya sattıkları, MEB, Halk Eğitim kurumlarla yapılan yazışmada franchaise’ların çoğunun sisteme kayıtlı belgesinin mevcut olmadığı, Ürün takip sistemi Sağlık Bakanlığı ile yapılan yazışmada UTS veri tabanına kayıtlı herhangi bir ürünlerinin bulunmadığı, Sahte üretilen CE belgelerinin teknik dosya ve test süreçlerine haiz olmadığı tespit edildi.
KOLAJEN İP TEDAVİSİ DOLANDIRICILIĞI
Neslim Güngen, franchaiselarından hizmet aldığı esnada sağlığı olumsuz etkilenen müşterilerin şikayeti üzerine, taksirle yaralamadan işlem gören franchaiseların, kendilerine yasadışı makine satışı yapan Gürgen’in aleyhine dolandırıcılık müştekisi oldukları öğrenildi. Herhangi bir özelliği olmayan yumak ipler ile marketten alınan sıradan nemlendirici kremlere N.G. etiketi basılarak kolajen ip tedavisi, gençleştirme ipi vb. adlar altında pazarlama yapıldığı ve müşterilerin bu şekilde dolandırıcılık mağduru edildiği belirlendi. Ayrıca, Franchaise anlaşması yapmak isteyen kişilerden isim hakkı adı altında yüksek meblağda para talebinde bulunulduğu ve ödemelerin banka kanalıyla değil taşınır veya taşınmaz malların bedelsiz devri şeklinde gerçekleştirildiği, İsim hakkı ödemesi olarak bedelsiz devralınan taşınır ve taşınmaz malların suçta işbirliği içerisinde olunan galerici ve emlakçılar üzerinden vergisel suçlara ve suç gelirlerinin aklanmasına ilişkin kriminal faaliyetlere konu edildiği saplandı.

1,5 MİLYAR LİRALIK HESAP HAREKETİ TESPİT EDİLDİ
Neslim Güngen ve İnanç Güngen, tarafından yönetilen şirketler arasında gerçeğe aykırı sözde ticari faaliyetlere konu sahte fatura kesildiği, şirketler arasında hesap hareketlerinin toplam hacminin 1.5 Milyar TL olduğu, bu olağan akışa aykırı hareketliliğin suçtan elde edilen gelirin aklanmasına yönelik olduğu anlaşıldı.

MASAK’IN GÖREVLENDİRDİĞİ VERGİ MÜFETTİŞİ DE GÖZALTINA ALINDI
Öte yandan operasyona dair yeni bir gelişme yaşandı. MASAK tarafından fenomen çifti araştırmak üzere görevlendirilen vergi müfettişinin, 30’dan fazla kez Neslim Güngen’i cep telefonundan arayarak kayıt dışı görüşme talep ettiği saptandı. Bu telefon görüşmelerinin teknik takibe takılması üzerine vergi müfettişi de operasyona dahil edildi. Vergi müfettişi tatil yaptığı otelde gözaltına alınarak İstanbul’a getirildi.
AA’da yer alan habere göre Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca eski Ankara İl Emniyet Müdür Yardımcısı Murat Çelik, eski Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Kerem Gökay Öner, eski Şube Müdür Yardımcısı Şevket Demircan, eski Şube Komiserleri Ufuk Gültekin, Gökhan Karaca ve Metehan İlkyaz ile Nurullah Özgür Kopuk, Ramazan Kubat, Adem Kaçan, Mustafa Çotuk ve Erdoğan Sertçelik hakkında iddianame düzenlenerek Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmişti.
Mahkeme, 11 sanık hakkındaki iddianamenin kabulüne karar vererek ilk duruşma tarihini 18 Temmuz olarak belirledi.
İDDİANAMEDEN
İddianamede, Ayhan Bora Kaplan suç örgütü davasının gizli tanığı Serdar Sertçelik’in sosyal medya hesabından paylaştığı ses kayıtlarında Öner, Çelik, Demircan ve Gültekin hakkında çeşitli iddialarda bulunduğu, bunun üzerine resen soruşturma başlatıldığı ifade edildi.
Çelik, Öner, Demircan, İlkyaz, Karaca ve Gültekin’in, Ayhan Bora Kaplan suç örgütüne yönelik soruşturmada adli kolluk olarak görev aldıkları aktarılan iddianamede, dosya şüphelilerinden Sedar Sertçelik’i bu nedenle tanıdıkları belirtildi.
İddianamede, bu sanıkların, “Ayhan Bora Kaplan suç örgütü soruşturması aşamasında hakkında gizli tanıklık kararı dahi alınmadan önce tüm soruşturma süreci boyunca görev ve yetkileri olmadığı halde koruyucu tavır takındıkları” kaydedildi.
Sertçelik’in, soruşturma kapsamında 24 Kasım 2023’te ikinci kez gözaltına alınması kararı üzerine tutuklanacağını düşünmesi sebebiyle “hakkındaki soruşturmayı ve yargılamayı sonuçsuz bırakmak” amacıyla yurt dışına çıkma planı yaptığı anlatılan iddianamede, emniyet mensubu sanıkların, “Gözaltı kararının uygulanmasını önlemek amacıyla 20 Kasım 2023’te ateşli silahla yaralanan Serdar Sertçelik’in bu yaralanması sebebiyle gözaltına alınamayacağına dair ilgili hekimi yönlendirdikleri ve usule uygun olmayan bir doktor raporu temin ettikleri belirlenmiştir.” denildi.
Rapor sayesinde Sertçelik’in gözaltına alınması kararının yerine getirilmediği anlatılan iddianamede, 27 Kasım 2023’te bu kez gözaltına alınmaksızın mevcutlu olarak hazır edilmesi talimatı sonrasında hakkındaki “konutu terk etmeme adli kontrol kararı” olmasına rağmen bunu ihlal ederek kaçtığı bildirildi.
“Sertçelik’in, yurt dışına gideceğini doğrudan şüpheliler Ufuk Gültekin ile Gökhan Karaca’ya beyan ettiği” aktarılan iddianamede, “Dolayısıyla bu durumdan sıralı amirler olan şüpheliler Şevket Demircan, Kerem Gökay Öner ve Murat Çelik ile aynı büroda görevli olup Serdar Sertçelik’in Ayhan Bora Kaplan suç örgütü soruşturması kapsamında konutunda bulunup bulunmadığı hususunda kontrolünden sorumlu olan komiser rütbesindeki şüpheli Metehan İlkyaz’ın da haberdar olduğu” kaydedildi.
Sanıklar Öner ile Demircan’ın 29 Kasım 2023’teki tespit edilen yazışmalarına göre Sertçelik’in Ankara’dan ayrılarak İstanbul’a gittiği yönünde mesajlaştıkları belirtilen iddianamede, şu ifadeler yer aldı:
“Serdar Sertçelik’in bulunamadığına dair tutanak tutularak adli makamları yanıltma ve Serdar Sertçelik’i koruyup kayırma amacıyla bu yönde birlikte karar aldıkları, Sertçelik’in kolluk tespitlerine göre 4 Aralık 2023’te yasa dışı yollardan yurt dışına çıkmasının akabinde şüpheliler Murat Çelik, Kerem Gökay Öner, Şevket Demircan, Metehan İlkyaz, Gökhan Karaca ve Ufuk Gültekin’in, görev ve yetkileri olmadığı halde usulsüz şekilde Serdar Sertçelik ile irtibat kurmaya devam ettikleri, birden fazla kez telefonla görüşüp kayda aldıkları anlaşılmıştır.”
“NASIL İFADE VERECEĞİ YÖNÜNDE YÖNLENDİRDİLER”
İddianamede, sanıkların, Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye devam eden Ayhan Bora Kaplan suç örgütü davasında Sertçelik’i nasıl ifade vermesi gerektiği yönünde yönlendirdikleri bildirildi.
İddianamede, “Serdar Sertçelik’in de kendisine yapılan bu yönlendirmeleri kabul ettiğine dair görüşme içerikleri çözümlerine göre beyanlarının mevcut olduğu, bu hususta aynı birimde ve aynı soruşturma kapsamında adli kolluk olarak görev alan şüpheliler Murat Çelik, Kerem Gökay Öner, Şevket Demircan, Metehan İlkyaz, Gökhan Karaca ve Ufuk Gültekin ile şüpheli Nurullah Özgür Kopuk’un iştirak halinde hareket ettikleri anlaşılmıştır.” tespiti yer aldı.
“GİZLİ TUTULMASI GEREKEN SORUŞTURMA BİLGİLERİNİ VERDİLER”
İddianamede, sanıkların, soruşturma kapsamında gizli tutulması gereken adli talimat ve kararlar hakkında bilgi vererek, soruşturmanın selametini tehlikeye düşürdükleri ifade edildi.
Şevket Demircan’ın talimatı üzerine Kerem Gökay Öner ile Murat Çelik’in bilgisi dahilinde teknik araçlarla izleme adına “koruma tedbir kararı” olmamasına rağmen Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü teknik bürosundaki bir ses kayıt cihazının da hukuka aykırı şekilde dışarı çıkararak kullanıldığı anlatılan iddianamede, “Görevleri gereği vakıf oldukları başka adli olaylarla ilgili olarak verilen bir takım talimat ve kararları açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen bir kişiyle de paylaştıklarının belirlenmiştir.” tespitine yer verildi.
İddianamede, bu sanıkların, “adli görevi kötüye kullanma”, “göreve ilişkin sırrın açıklanması”, “tanığı etkilemeye teşebbüs” ve “suçluyu kayırma” suçlarını işlediği belirtildi.
Sanıklar Adem Kaçan, Mustafa Çotuk, Ramazan Kubat ve Erdoğan Sertçelik’in ise Serdar Sertçelik hakkında konutu terk etmeme adli kontrol kararı bulunduğunu bilmelerine rağmen iştirak halinde kaçmasına yardım ettikleri kaydedildi.
İSTENEN CEZALAR
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, Öner hakkında, “görevi kötüye kullanma”, “göreve ilişkin sırrın açıklanması” ve “suçluyu kayırma” suçlarından 2 yıldan 11 yıla, emniyet mensubu diğer sanıklar Çelik, Demircan, Gültekin, İlkyaz ve Karaca’ya ise aynı suçların yanı sıra “tanığı etkilemeye teşebbüs” suçundan 4’er yıldan 15’er yıla kadar hapis cezası verilmesi talep ediliyor.
Diğer sanıklardan Kopuk’a, “tanığı etkilemeye teşebbüs” suçundan 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası istenen iddianamede; Kaçan, Çotuk, Kubat ve Serdar Sertçelik’in babası Erdoğan Sertçelik’in ise “suçluyu kayırma” suçundan 6’şar aydan 5’er yıla kadar hapse mahkum edilmesi talep ediliyor.
Başsavcılıkça, Türk Ceza Kanunu’nun “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar” başlığı altındaki 316. maddesinde düzenlenen “suç için anlaşma” suçundan yürütülen soruşturmanın ise daha önce ayrılarak başka bir soruşturma numarası altında yürütülmesi kararlaştırılmıştı.
Ayhan Bora Kaplan suç örgütü davasının sanığı olan ve kırmızı bültenle aranırken Macaristan’da yakalanan Serdar Sertçelik hakkındaki soruşturma da savunmasının alınamaması nedeniyle ayrılmıştı.
İKİ OPERASYON ÖRNEK VAKA OLARAK GÖSTERİLDİ
AA muhabirinin İçişleri Bakanlığı kaynaklarından edindiği bilgiye göre, “gri liste” konusunda FATF heyeti ile Türkiye arasındaki toplantılarda organize suç örgütlerine yönelik düzenlenen operasyonlardan ikisi örnek vaka oldu.
Türk yetkililerle FATF heyeti arasında 1 Eylül 2023’te Arnavutluk’un başkenti Tiran’da düzenlenen Gözden Geçirme Toplantısı’nda “Leijdekkers Operasyonu” Türkiye’nin örnek vakası olarak sunuldu.
Operasyon, FATF heyeti tarafından “proaktif, komplike ve ender görülen bir aklama soruşturması” olarak değerlendirildi.
FATF heyeti ile 3 Mayıs 2024’te Ankara’da gerçekleştirilen ikinci toplantıda ise “Comanchero Operasyonu” örnek vaka olarak gösterildi.
FATF temsilcileri, bu operasyonun, “ender görülen büyüklükte bir soruşturma dosyası” olduğunu belirterek, “heyecan verici ve takdire şayan” olarak nitelendirdi.
“Comanchero Operasyonu”nun çok boyutlu bir aklama soruşturması olduğunu vurgulayan temsilciler, operasyon için başta Avustralya olmak üzere uluslararası paydaşlarla ve Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) ile üst düzey polisiye işbirliği yapılmasını memnuniyetle karşıladı.
Toplantıların ardından hazırlanan “FATF Değerlendirme Raporu”nda, kara paranın aklanmasıyla ilgili Türkiye’nin gayretleri yeterli bulundu.
BAKAN YERLİKAYA: MÜCADELEMİZ DEVAME DECEK
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya da Türkiye’nin “gri liste”den çıkmasında emeği olan herkese teşekkür ederek, “Başta terör ve o hainlerin finansmanına yönelik olmak üzere, organize suç örgütleriyle, zehir tacirleriyle, göçmen kaçakçılığı organizatörleriyle, kara para aklayan suç odaklarıyla mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.” vurgusunu yapmıştı.
– Leijdekkers operasyonu
Haziran 2023’te İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü ekiplerince, Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığı koordinesi ve MASAK’la işbirliği içerisinde yürütülen operasyonlarda, Hollanda, Fransa ve Belçika tarafından kırmızı bültenle aranan Hollanda uyruklu “Bello Jos” lakaplı Joseph Johannes Leijdekkers’in de aralarında olduğu 34 kişi gözaltına alınmıştı.

Operasyonlarda, şüphelilere ait yaklaşık 1,1 milyar liralık mal varlığına da el konulmuştu.
Ayrıca, Leijdekkers’in Avrupa’daki para işlerini yürüttüğü ve parasını akladığı tespit edilen ve kırmızı bültenle aranan organize suç örgütü elebaşı Eric Schroeder, 27 Aralık 2023’te İstanbul’da düzenlenen “Kafes-25” operasyonuyla yakalanmıştı.
– Comanchero operasyonu
Avusturya merkezli uluslararası silahlı organize suç örgütü “Comanchero”, 2 Kasım 2023’te düzenlenen Kafes Operasyonu’nda çökertilmişti.

Elebaşı Mick Hawi’nin 2018’de öldürülmesinin ardından Mark Douglas Buddle’ın elebaşılığında faaliyetine devam eden silahlı organize suç örgütünün, uluslararası boyutta uyuşturucu ticareti, adam öldürme, silahlı yağma, kundaklama, adam kaçırma, suçtan elde edilen mal varlığı değerlerini aklama suçlarını işlemeye devam ettiği belirlenmişti.
Örgüt elebaşı Buddle, 2022’de KKTC’de yakalanarak Avustralya makamlarına teslim edilirken, elebaşılarından Hakan Ayık ve Duax Hohepa Ngakuru’nun, örgütün yönetimini devralıp suç faaliyetlerine devam ettiği saptanmıştı.
FATF nedir?
FATF, 1989 yılında ABD, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Kanada’dan oluşan G-7 ülkelerinin Paris’teki toplantısında hükümetler arası bir organizasyon olarak kuruldu. Bu yapının görev süresi kuruluşundan itibaren periyodik olarak uzatılırken Nisan 2019’da alınan kararla süresiz hale getirildi. Kuruluşun karar merci olan Genel Kurul yılda 3 kez toplanıyor. FATF Başkanı, Genel Kurul tarafından FATF üyeleri arasından 2 yıl için atanıyor.
Kuruluşa hangi ülkeler üye?
FATF’ın 37 ülke ve 2 bölgesel kuruluş olmak üzere 39 üyesi bulunuyor. Kuruluşun üyeleri arasında ABD, Almanya, Avusturya, Avustralya, Arjantin, Belçika, Birleşik Krallık, Brezilya, Çin, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Güney Afrika, Hindistan, Hollanda, Hong Kong, İtalya, İrlanda, İsrail, İspanya, İsveç, İsviçre, İzlanda, Kanada, Güney Kore, Lüksemburg, Malezya, Meksika, Norveç, Yunanistan, Japonya, Türkiye, Yeni Zelanda, Portekiz, Rusya, Singapur, Suudi Arabistan, Avrupa Komisyonu ve Körfez İşbirliği Konseyi yer alıyor.
FATF’ın faaliyet alanları neler?
FATF, çalışma konularında “politika belirleyici” bir rol üstleniyor. Kuruluş, kara paranın aklanması, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı ile mücadelede uluslararası standartları belirleyici bir kuruluş olarak faaliyet gösteriyor.
FATF’ta denetim sistemi nasıl işliyor?
FATF’ın bu alanda 40 tavsiyesi bulunuyor. Bunlar, ülkelerle karşılıklı değerlendirme yoluyla incelenerek takip süreçleri işletiliyor. Teknik uyum ve etkililik yönlerinden yapılan değerlendirmelerle ülkede terörizmin finansmanı suçunun unsurlarının FATF standartlarıyla uyumu kontrol ediliyor. Bu suçlarla mücadelede etkin soruşturma/kovuşturma yapılıp yapılmadığı, suç gelirlerinin takip edilip edilmediği, yabancı ülkelerle etkin bir adli işbirliği yürütülüp yürütülmediği gibi hususlar inceleniyor. FATF, denetimleri kapsamında sadece terörizmin finansmanı suçunu değil, aklama suçu ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı konularında da getirdiği standartlarla ülkelerin uyumunu değerlendiriyor. Kuruluşun 40 tavsiyesi arasında uluslararası işbirliğinden yetkili makamların yetki ve sorumluluklarına, önleyici tedbirlerden kara para aklama ve müsadereye kadar geniş çaplı başlıklar yer alıyor.
Gri liste nedir?
Gri liste, FATF tarafından kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadelede yetersiz kalan ülkeleri belirlemek amacıyla oluşturulan bir liste niteliği taşıyor. Kuruluş, ülkelerle bu alandaki eksikliklerin giderilmesi için çalışmalar yapıyor.
Türkiye için gri liste süreci nasıl işledi?
FATF’a 24 Eylül 1991’de üye olan Türkiye, bugüne kadar başlangıç tarihleri 1994, 1998 ve 2006 yılları olan 3 FATF değerlendirmesinden geçti. Dördüncü değerlendirme 2018’de başladı ve 2019’da tamamlandı. Söz konusu karşılıklı değerlendirme raporu ve sonrasında hazırlanan izleme dönemi sonrası raporla birlikte Türkiye, Ekim 2021’de “artırılmış izlemeye tabi ülkeler”in yer aldığı “gri liste”ye dahil edildi.
Türkiye, listeden çıkmak için neler yaptı?
Karşılıklı değerlendirme sürecinden bu yana Hazine ve Maliye, Adalet ve İçişleri bakanlıkları, Türkiye’nin, FATF “gri listesinden” çıkarılmasına yönelik çok yoğun bir çalışma sergiledi.
40 tavsiyedeki hususlar birer birer yerine getirildi. Türk Ceza Kanunu’ndan Terörle Mücadele Kanunu’na Ceza Muhakemesi Kanunu’ndan Türk Ticaret Kanunu’na, Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun’dan Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’a kadar mevzuatta düzenlemeler yapıldı. FATF, Ekim 2021’de yayımladığı duyurunun Türkiye ile ilgili bölümünde 7 hususa vurgu yaparken Haziran 2023 Genel Kurulu sonrasında bu hususların sayısı 2’ye düştü. Söz konusu eksiklikle ilgili çalışmalar için kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadelede görevli ihtisas mahkemelerinin ve savcılıklarının belirlenmesinin ardından özel soruşturma büroları kuruldu. MASAK yeniden yapılandırılırken tüzel kişiler için risk analizi çalışması tamamlanarak, suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanında etkinliğin artırılmasına ilişkin Ulusal Strateji Belgesi yürürlüğe konuldu. Son olarak kripto varlıklarla ilgili düzenleme de Singapur’daki toplantı öncesi TBMM’de kabul edildi ve bu varlıklar konusunda Sermaye Piyasası Kuruluna çeşitli yetkiler verildi. Böylece Türkiye, 40 tavsiyenin tamamını yerine getirmiş oldu.
Hangi ülkeler gri listede yer alıyor?
FATF’ın Singapur’daki Genel Kurulu’nda yapılan değerlendirmeler sonucu Monako ve Venezuela kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadele konusunda “eksiklikleri olduğu” gerekçesiyle gri listeye alındı. Bu iki ülkenin yanı sıra Bulgaristan, Burkina Faso, Kamerun, Hırvatistan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Haiti, Mali, Mozambik, Nijerya, Filipinler, Senegal, Güney Afrika, Güney Sudan, Tanzanya ve Vietnam FATF’in artırılmış izleme sürecinde kalmaya devam etti.
Gri listeden çıkmanın faydaları neler?
Türkiye’nin gri listeden çıkmasının finansal sistemine olan güveni daha da güçlendirmesi, bankacılıktan reel sektöre kadar pek çok alanda olumlu yansımalarının görülmesi bekleniyor. Bu sayede bankaların uluslararası finansal ilişkilerinin güçlenmesi ve kredi notlarının artması öngörülüyor. Böylece bankaların daha düşük maliyetle fonlama sağlayabileceği ve uluslararası piyasalardan daha fazla kaynak bulabileceği değerlendiriliyor. Enerjiden inşaat ve altyapıya, turizmden sanayi ve imalata, gayrimenkulden diğer sektörlere kadar kararın uluslararası alanda olumlu etkilerinin hissedilmesi bekleniyor.
Bundan sonra neler olacak?
Türkiye’nin gri listeden çıkışının özellikle uluslararası ekonomik ilişkilerde olumlu yansımalarının olması bekleniyor. Ülkenin finansal sistemine güvenin artmasına paralel olarak uygulanan ekonomik program hedeflerine ulaşılmasının kolaylaşması öngörülüyor.
Hazine ve Maliye Bakanlığı, “Türkiye, terörizmin finansmanı ve kara paranın aklanmasıyla mücadelesini bundan sonra da uluslararası standartlarla tam uyum içinde kararlılıkla yürütecektir” mesajı verirken MASAK ve diğer kurumların idari ve teknik kapasitesinin daha da güçlendirileceğini, gerektiğinde yasal ve idari düzenlemelerin hayata geçirileceğini vurgulamıştı. Ayrıca, kararın Türkiye’ye uluslararası kaynak girişini hızlandırıcı etkide bulunması ve borçlanma maliyetleri üzerinde de pozitif etki yaratacağı tahmin ediliyor. Türk lirası varlıklara ilginin artması da beklentiler arasında yer alıyor.
]]>6 İLDE OPERASYON
Bakan Yerlikaya’nın açıklaması şu şekilde;
“Emniyetimiz ve Jandarmamız tarafından yapılan çalışmalarda 6 ayrı Organize Suç Örgütü Çökertildi.
Mersin’de Yüsri Altın’ın (Firari),
İstanbul’da Taha Kutay Karasoy’un (Yurt Dışı Firar)
Antalya’da Sami Cerit’in (Firari)
Aydın’da Çetin Gül’ün,
Kahramanmaraş’ta Mehmet Aşçı’nın,
İzmir’de Ercan Çelik’in elebaşılığını yaptığı Organize Suç Örgütlerine yönelik “KUYU-6” operasyonları düzenlendi.
3 ELEBAŞI YAKALANDI
Operasyonlarda 3 elebaşının da içerisinde olduğu 75 şüpheli yakalandı.
Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Başkanlığı koordinesinde; Mersin İl Emniyet Müdürlüğü Tarsus KOM Büro Amirliğince; İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yapılan operasyonlarda;
Örgüt Kurmak, Tefecilik, Tehdit ve Kasten Yaralama suçlarını işledikleri tespit edilen elebaşılığını Yüsri ALTIN’ın (Firari) yaptığı organize suç örgütü üyesi 10 şüpheli yakalandı. 5’i tutuklandı. 5’i hakkında adli kontrol kararı verildi.
İstanbul elebaşılığını Taha Kutay Karasoy’un (Yurt Dışı Firar) yaptığı organize suç örgütü üyesi 8 şüpheli yakalandı. Organize Suç Örgütü Üyesi şüphelilerin;
Tehdit, Mala Zarar Verme, Genel Güvenliğin Tehlikeye Sokulması suçlarını işledikleri tespit edildi.
Jandarma Genel Komutanlığı KOM Daire Başkanlığı koordinesinde; Antalya, Aydın, Kahramanmaraş ve İzmir merkezli Manisa, Kayseri, İstanbul ve Tunceli’de düzenlenen operasyonlarda;
ANTALYA:
Serik Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde Antalya İl Jandarma Komutanlığınca yapılan çalışmalar sonucu; “Tefecilik, Silahla Tehdit ve Kasten Yaralama” suçlarını örgütlü olarak işleyen Elebaşılığını Sami Cerit’in yaptığı organize suç örgütü üyesi 10 şüpheli yakalandı. Organize suç örgütü üyesi şüphelilerin;
Suçtan elde ettikleri gelirleri “Oto Galeri, Restoran, Emlak” vb. sektörler aracılığıyla aklamaya çalıştıkları,
Yüksek faiz karşılığında borç para verdikleri,
Tehdit, cebir ve şiddet kullanarak yüksek meblağlarda para tahsil ettikleri,
Zorla imzalattıkları boş senetleri doldurarak, mağdurlara ait gayrimenkul ve menkul değerlere el koydukları,
Turizm bölgesindeki esnaflarla yaptıkları ticaret karşılığında karşılıksız çek vererek, çok sayıda esnafı mağdur ettikleri tespit edildi.
AYDIN:
Nazilli Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde; Aydın İl Jandarma Komutanlığınca yapılan çalışmalar sonucu; Aydın Merkezli, İzmir, İstanbul ve Tunceli’de düzenlenen operasyonlarda elebaşılığını Çetin Gül’ün yaptığı organize suç örgütü üyesi 17 şüpheli yakalandı. Şüphelilerin;
Gerçeğe aykırı sağlık kurul raporları düzenleyip bu raporları kullanarak, “Engelli araç alımı, haksız emekliliğe yardım, haksız engelli aylığı yardımı ve haksız istihdam gibi tanımlanmış hak ve hizmetlerden usulsüz yararlanarak “Nitelikli Dolandırıcılık” suçunu işledikleri tespit edildi.
KAHRAMANMARAŞ:
Göksun Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde; Kahramanmaraş İl Jandarma Komutanlığınca yapılan çalışmalar sonucu; Kahramanmaraş ve Kayseri’de düzenlenen operasyonlarda “Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmal ve Ticareti” suçunu örgütlü olarak işlediği tespit edilen Elebaşılığını Mehmet Aşçı’nın yaptığı Organize suç örgütü üyesi 20 şüpheli yakalandı. 19’u tutuklandı, 1’i hakkında adli kontrol kararı verildi.
İZMİR:
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde; İzmir İl Jandarma Komutanlığınca yapılan çalışmalar sonucu İzmir ve Manisa’da 13 ayrı adrese düzenlenen operasyonlarda organize suç örgütü üyesi şüphelilerin;
Nitelikli Yağma, Tehdit,
Kasten Yaralama,
Suç Delillerini Yok Etme Gizleme veya Değiştirme,
Genel Güvenliğin Tehlikeye Sokulması,
Uyuşturucu Madde İmal ve Ticareti, Uyuşturucu ve Uyarıcı Madde Kullanmak, Kabul Etmek veya Bulundurmak,
Suça Azmettirme, Hırsızlık ve
Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma suçlarını örgütlü olarak işledikleri tespit edilen içlerinde elebaşı Ercan Çelik’in de bulunduğu 10 şüpheli yakalandı.
Cumhuriyet Başsavcılıklarımız ile Kahraman Jandarmamızı ve Kahraman Polisimizi tebrik ediyorum.”
Yedioth Ahronoth gazetesinin haberine göre, Netanyahu, dün akşam UCM Başsavcısı Kerim Han’ın 20 Mayıs’ta kendisi ve Gallant hakkında “yakalama kararı” başvurusunda bulunmasının ele alındığı toplantıda konuştu.
Toplantıya Adalet Bakanı Yariv Levin, Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer ve Başsavcı Gali Baharav-Miara gibi isimler katıldı.
Mahkemenin, Han’ın talebi üzerine harekete geçerek kendisi ve Gallant hakkında tutuklama emrini “yakında” çıkaracağını savunan Netanyahu, kararın 24 Temmuz’da ABD Kongresi’nde yapacağı konuşmadan önce çıkarılmasının güçlü olasılık olduğunu iddia etti.
Mahkemeden söz konusu kararın çıkmasına dair henüz net bir gösterge bulunmasa da İsrailli yöneticiler bu kararla yüzleşeceklerinden endişe duyuyor. Teamüller, bu konuda kararın en geç ocak ayına kadar çıkacağına işaret ediyor.
Yargılamaya olası müdahaleyi önlemek için kararı gizlice verme ihtimali de bulunan Mahkemenin, Han’ın talebi kamuya açık olarak sunduğu göz önüne alındığında, yakalama kararını kamuoyuna açıklaması güçlü ihtimal.
YAKALAMA KARARI BAŞVURUSU
UCM Başsavcısı Kerim Han, 20 Mayıs’ta, Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında “yakalama kararı” başvurusunda bulunduğunu bildirmişti.
Han, Netanyahu ve Gallant’ın 8 Ekim 2023’ten itibaren Gazze Şeridi’nde “savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan cezai sorumluluk taşıdığına inanmak için makul gerekçeler bulunduğunu” bildirmişti.
Roma Statüsü’nün ilgili maddelerinin ihlal edildiğine dikkati çeken Han, İsrailli yetkililere yöneltilen suçlar arasında “savaş suçu olarak sivillerin aç bırakılması”, “kasten büyük acılara veya vücutta ya da sağlıkta ciddi yaralanmalara neden olmak” ve “savaş suçu olarak zalimce muamelenin” yer aldığını kaydetmişti.
Han, Netanyahu ve Gallant’a yöneltilen diğer suçlar arasında ise “kasten öldürme”, “savaş suçu olarak cinayet”, “savaş suçu olarak sivil nüfusa karşı kasıtlı saldırılar düzenlemek”, “açlıktan kaynaklanan ölümler dahil olmak üzere, insanlığa karşı suç olarak imha ve/veya cinayet”, “insanlığa karşı suç olarak zulüm” ve “insanlığa karşı suç olarak diğer insanlık dışı eylemler” olduğunu belirtmişti.
Başsavcı, işaret edilen insanlığa karşı suçların, “devlet politikası uyarınca Filistinli sivil nüfusa yönelik yaygın ve sistematik saldırının parçası olarak işlendiğini” ve bu suçların devam ettiğini vurgulamıştı.
Gazze’de açlığın “savaş silahı” olarak kullanıldığına işaret eden Han, 8 Ekim 2023’ten itibaren üç sınır kapısının “uzun süre tamamen kapatılması ve yeniden açıldıktan sonra temel malzemelerin geçişinin keyfi olarak kısıtlanması suretiyle uygulanan tam kuşatmanın” Gazze’de halkın temel insani ihtiyaçlardan mahrum bırakılmasına yol açtığını bildirmişti.
Gıda kuyruğunda bekleyen siviller ve insani yardım kuruluşu çalışanlarına yönelik saldırılara da dikkati çeken Han, saldırıların ölümlere ve kuruluşların Gazze’deki faaliyetlerini durdurma veya sınırlandırmalarına neden olduğunu aktarmıştı.
Han, Gazze’de kıtlığa neden olan bu eylemlerin İsrail’e, tehdit olarak algıladıkları Gazze’nin sivil halkını toplu cezalandırmak amacıyla “Gazzeli sivil halka karşı açlığı savaş yöntemi olarak kullanmak ve diğer şiddet eylemlerini gerçekleştirmek için ortak planın parçası olarak işlendiğini” ifade etmişti.
İsrail’e “uluslararası insancıl hukuka uyma yükümlülüğünü” hatırlatan Han, “Sahip olabilecekleri askeri hedefler ne olursa olsun, İsrail’in Gazze’de bu hedeflere ulaşmak için seçtiği araçlar, yani kasıtlı olarak sivil halkın ölümüne, aç kalmasına, büyük acılar çekmesine, vücutlarında ciddi yaralanmalara neden olmak, suç teşkil etmektedir.” değerlendirmesinde bulunmuştu.
Uluslararası suç örgütü MS-13’ün, ABD’deki suç faaliyetlerini yönetmekle suçlanan Cesar Humberto Lopez Larios, yargılanacağı New York’a sevk edildi. Larios’un New York’ta yargılanacağı Long Island’daki federal mahkemede, suçlu bulunması halinde ömür boyu hapis cezasıyla karşı karşıya kalabileceği belirtildi.
NARKO-TERÖRİZM İLE SUÇLANIYOR
Suç örgütü MS-13’ün ABD lideri olduğu iddia edilen Larios, uluslararası ve ulusal teröristlere maddi destek sağlamak, terör örgütü üyelerini saklamak, uluslararası terör eylemleri gerçekleştirmek için komplo kurmak, terörizmi finanse etmek ve narko terörizm komplosu ile suçlanıyor.
Larios, 2020 yılında New York’ta mahkemenin diğer suç ortaklarıyla birlikte hakkında hazırladığı iddianame sonrasında, FBI tarafından aranan en tehlikeli suçlular listesinde yer alıyordu. Larios’un, önümüzdeki günlerde New York’ta hakim karşına çıkartılacağı belirtildi. Larios’un, uluslararası MS-13 suç örgütünün üst düzey lider kadrosu olan Ranfla’nın da üyesi olduğu kaydedildi.
New York Doğu Bölgesi Başsavcılığı, Larios’un yakalanmasının ardından yaptığı açıklamada, son 20 yılda El Salvador, Meksika ve başka yerlerde aranan ayrıca hakkında yakalama kararı sonrasında üç yılı aşkın bir süredir ABD’de kaçak olan Larios’un, geçtiğimiz hafta Houston’daki George Bush Havaalanı’na vardığında FBI ve İç Güvenlik Bakanlığı ajanları tarafından yakalandığı kaydedildi.
“ÇOK ÖNEMLİ BİR ADIM ATILDI”
New York Doğu Bölgesi (EDNY) Başsavcısı Breon Peace, MS-13’ün dünyadaki üst düzey liderlerinden biri olan Larios’un tutuklanmasının önemli bir başarı olduğunu belirterek, “Uluslararası suç örgütünün çökertilmesi için çok önemli adım atıldı. Larios, yakında Long Island’daki federal bir mahkemede yargıç karşısına çıkacak. Burada, MS-13, onun emirleri doğrultusunda hareket ederek çok fazla kan döktü.” dedi.
Başsavcı Peace, Larios’u ele geçirmekle ABD kolluk güçlerinin çok önemli bir başarı elde ettiğini kaydetti.
FBI yetkilileri, suç örgütünün üst düzey liderlerinden biri olan Larios’un artık parmaklıklar ardında olduğunu, FBI’ın bu korkunç uluslararası suç örgütünün geri kalan kaçaklarını bulmak için diğer güvenlik güçleriyle iş birliği yapmaya devam edeceğini kaydetti.
Larios ve suç ortakları aleyhine 2020 yılında hazırlanan iddianamede, yakalanan Larios’un, MS-13 suç örgütünün farklı komuta ve kontrol yapısının tamamının bir üyesi olduğu kaydedildi. Larios’un, MS-13 örgütünün El Salvador, Meksika, ABD ve dünya çapındaki operasyonlarında önemli liderlik rolleri oynadığı öne sürüldü.
Larios’un 2002 yılından itibaren diğer MS-13 liderleriyle birlikte hapishanedeyken aldıkları kararlarını hayata geçirmek ve uygulamak için oldukça organize, hiyerarşik bir komuta ve kontrol yapısı kurdukları kaydedildi.
Bugüne kadar çok sayıda MS-13 örgütü üyesi yakalandı. Larios’un da içinde olduğu hapishanedeki lider kadrosunun, El Salvador’da, ABD’de ve başka ülkelerdeki şiddet ve cinayet eylemlerini yönettikleri, MS-13 örgüt üyelerini eğitmek için askeri eğitim kampları kurdukları belirtildi.
İddianameye göre, 2012 yılından itibaren Larios ve diğer lider kadrosu üyelerinin, El Salvador hükümetinden fayda ve imtiyazlar sağlamak için yetkililerle pazarlık yaptıkları iddia edildi. Larios’un da içinde olduğu MS-13 liderlerinin, El Salvador’daki sivil nüfusu tehdit ettiği, kolluk kuvvetlerini ve askeri yetkilileri hedef aldığı ve ülkedeki seçim sürecini manipüle etmek için kamunun gözleri önünde şiddet gösterilerine giriştiği belirtildi.
70’TEN FAZLA CİNAYET İDDİASI
İddianamede, Larios’un diğer üst düzey liderlerle birlikte ABD için almış olduğu kararlar çerçevesinde belirlenen operasyonları organize etmek için ülkeye geldiği öne sürüldü.
Larios’un, ülkeye silah ve uyuşturucu sokmak için bağlantılar kurmak üzere ABD’ye gönderildiği iddia edildi. Larios’un, ABD ve Meksika’nın da dahil olduğu MS-13 faaliyetlerinin dünya çapında genişletilmesini yönettiği, diğer uyuşturucu karteller ve insan ticareti yapan kaçakçılarla iş birliği yaptığı ifade edildi. Larios’un da içinde olduğu MS-13’ün liderlik yapısının, ABD’deki örgüt hedeflerine ulaşmak için şiddet eylemleri gerçekleştirdiği belirtildi.
Larios’un, MS-13 örgüt üyelerini ülkenin bazı bölgelerinde cinayetler, cinayete teşebbüsler, saldırılar, adam kaçırmalar, uyuşturucu kaçakçılığı, bireylere ve işletmelere gasp ve adaleti engelleme suçları işlediği ve haraç toplama emirleri verdiği iddia edildi.
ABD’den El Salvador’daki MS-13 liderlerine banka havalesi yoluyla suç faaliyetlerinden elde edilen gelirler gönderildiği belirtildi. İddianamede, New York’un Long Island bölgesinde şimdiye kadar MS-13 suç örgütü ve liderleri aleyhine yüzlerce ceza davası açıldığı, 2009’dan günümüze kadar bölgede 70’ten fazla cinayetin işlenmesinden MS-13’ün sorumlu tutulduğu kaydedildi.
BIÇAKLI SALDIRI ANI KAMERADA
E.Ö. ve saklanmasına yardımcı olduğu ileri sürülen babası Orhan Ö. (39) gözaltına alındı. ‘Kasten yaralama’ ve ‘Tehdit’ nedeniyle 6 ayrı suç kaydı bulunan E.Ö. ile babası, polisteki işlemlerinin ardından aynı gün adliyeye sevk edildi. E.Ö. çıkarıldığı mahkemede tutuklanırken, serbest bırakılan babası tekrar gözaltına alındı ve tutuklandı. Bıçaklı saldırı anı ise yakındaki bir okulun güvenlik kameralarına yansıdı. Görüntülerde, Akman’ın vücuduna aldığı çok sayıda bıçak darbesiyle motosikletinin üzerine düştüğü yer aldı. Ayrıca olaydan bir hafta önce Akman’ın ailesiyle gittiği tatilde ve kız arkadaşıyla olan görüntüleri de ortaya çıktı. Akman’ın, görüntülerde kameraya el sallaması, kız arkadaşıyla gitar çalıp, birlikte şarkı söylediği anlar yer aldı.
BABA İÇİN MÜEBBET HAPİS İSTENİYOR
Soruşturmanın ardından E.Ö. ve babası Orhan Ö. için ayrı ayrı iddianame hazırlandı. E.Ö. hakkındaki iddianamede ‘Fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurmuş olup da 18 yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde 14 yıldan 20 yıla, müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde 9 yıldan 12 yıla kadar hapis cezasına hükmolunur’ maddesi de yer aldı. E.Ö. hakkında ‘Canavarca hisle veya eziyet çektirerek adam öldürme’ suçundan 18 yıldan 24 yıla kadar hapis cezası istendi. Babası Orhan Ö. için de ‘Tasarlayarak canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürmeye azmettirme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesi talep edildi. Balıkesir Ağır Ceza Mahkemesi tarafından iki dosyanın birleştirilmesine karar verildi.
‘HANGİ GÜNDEYİZ, BİLMİYORUZ’
Kurban Bayramı’na hüzünlü giren anne Zuhal Akman, “Bayramı düşünmüyoruz. Gün kavramını yitirdik. Hangi gündeyiz, bilmiyoruz. Her gün oğlumun öldüğünü haber aldığımız sabahı yaşıyoruz. Her sabah uyanınca, biri bizi Balıkesir Şehir Hastanesi’nden arayacakmış gibi geliyor. Her gün aynı günü yaşıyoruz. Bayramların artık bizim için bir anlamı yok. Bayram sabahları ağırdır. Artık bayramları kutlamayacağız” diye konuştu.
HOLLANDALI VERA’YA ANLATMAK ZOR OLDU
Oğlunun çevresinde sevilen ve mütevazı bir çocuk olduğunu söyleyen Zuhal Akman, “Oğlumun birçok hobisi vardı. Müzisyendi, satranç oynardı. Arkadaşları ne kadar iyi olduğunu söylese de o arkadaşlarını ön plana çıkartır, destek olurdu. Geçmişten tanıdığım, Ata’yı torunu gibi gören 74 yaşında Hollandalı Vera vardı. Oğlum, Hollanda’ya gider onunla bisiklete binip, gezerdi. Vera ve arkadaşları, Ata’yı çok severdi. Bu yaz da Hollanda’ya tekrar gidecekti ama nasip olmadı. En zor olanı ise Vera’ya oğlumun ölüm nedenini açıklamak oldu. Anlam veremedi, inanamadı” dedi. Sanıklarla ilgili de konuşan Zuhal Akman, 1’i 18 yaşından küçük 2 sanığın ömür boyu hapis cezası almasını istediklerini belirterek, “Yaş fark etmeksizin ömür boyu cezanın verilmesini istiyoruz. Eğitimciyim. 11 yaşından itibaren bir çocuk ‘adam öldürme’ yahut ‘hırsızlığın’ suç olup olmadığını bilir. Bu olayı bizi tanıyan, tanımayan tüm ülkeden tepki var. Sanıklara en ağır ceza verilmeli” diye konuştu.
On binlerce mağdurun olduğu öğrenilen olayla ilgili, İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şube Müdürlüğü ekipleri, Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde 2 yıl boyunca gizli soruşturma yürüttü.
Polis elde ettiği deliller neticesinde “Çıkar Amaçlı Suç Örgütü Kurma, Nitelikli Dolandırıcılık, Rüşvet, Vergi Usul Kanuna Muhalefet” suçlarını işleyen örgütü çökertmek için harekete geçti.
YAKINLARINA PARAVAN ŞİRKETLERİ KURDURDU
Mağdurların hukuki yoldan kendilerine sıkıntı oluşturmaması için 21 farklı şirket kurduran suç örgütü lideri Orhan Karaderili, operasyonda İstanbul Suadiye’deki ultra lüks villasında yakalandı. Karaderili’nin paravan şirketleri ise yakın arkadaşları, abisi, eniştesi, kayınçosu gibi kişilere kurdurduğu öğrenildi. Bu paravan şirketlerle Yalova’nın Termal, Kütahya’nın Emet, Aydın’ın- Kuşadası ve Muğla’nın Bodrum ilçelerinde hisseli tapuları usulsüz bir şekilde bölerek tatil yapma vaadiyle vatandaşları dolandırdıkları tespit edildi.
BİR HİSSEYİ DEFALARCA BÖLÜP SATTILAR
Firma bir devre mülkü önce 100 hisseye böldüğü, bu böldüğü yüz hisseden birini kendine sakladığı öğrenildi. Kendine sakladığı hisseyi de 100 bölen firma yine aynı şekilde 99 hisseyi sattığı ve yüzde 1 hisseyi kendine bıraktığı öğrenildi. Firmanı bu şekilde defalarca usulsüz şekilde on binlerce kişiye satış yaptığı öğrenildi.
ÜNLÜ OYUNCU PAZARLAMA DİREKTÖRÜ ÇIKTI
Mağdurları internet, telefon, SMS gibi yollarla “bedava tatil kazandınız” diyerek Termal ilçesindeki Terma City Otel’de ağırlayan suç örgütünün pazarlama direktörünün ise ünlü oyuncu Yusuf Atala olduğu ve “line manager” olarak adlandırıldığı öğrenildi. Orhan Kardereli’nin eniştesi olduğu öğrenilen Atala’nın örgütte kilit isimler arasında yer aldığı bildirildi.
HAFTADA 4,5 MİLYON DOLANDIRIYORLARDI
8-10 milyar lira civarında usulsüz mal varlığı edindikleri değerlendirilen suç örgütünün vatandaşları haftada ortalama 4,5 milyon lira dolandırdığı tahmin ediliyor. Zanlıların satışların yapıldığı salonlara sahte alıcı ailelerin yerleştirdiği ve mağdurlara da psikolojik baskı yaptığı öğrenildi. Satış masalarında ise mağdurların yaşam, görüş ve giyim tarzlarına uygun personeller belirlenerek ikna edildiği ileri sürüldü. Şüphelilerin ailelere “ap”, tanıtım uzmanlarına rap ve sözleşme hazırlayanlara da “admin” kodları kullandıkları öğrenildi.
ŞİKAYET SİTELERİNE PARA VERİP ŞİKAYETLERİ SİLDİRMİŞLER
Öte yandan şikayet sitelerinde çok sayıda haklarında olumsuz şikayetler yapılan firmanın bunları ilgili sitelerin sahiplerine ulaşılarak sildirdiği öğrenildi. Şikayetleri silen sitelere de para ödemeleri yapıldığı bildirildi.
11 ZANLI TUTUKLANDI
Operasyonda aralarında firmaların üst düzey yöneticilerinin de olduğu toplam 29 kişi gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerin tamamlanan zanlılar adliye sevk edildi. 29 zanlında 11’i tutuklanarak cezaevine gönderildi. 16 zanlı adli kontrolle serbest bırakılırken 2 şüpheli ise ifadelerinin ardından serbest kaldı.
Hakim karşısına çıkan zanlılardan suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçlarından Orhan Karadereli, Yusuf Atala’nın yanı sıra Ç.K, D.K, K.K, K.O, M.C. ile suç örgütüne üye olma suçundan da M.G.K., M.Ç, N.T.B. ve A.S tutuklandı. Tutuklulara Kocaeli Kandıra Cezaevi’ne gönderildi.
Oğuz Murat Aci’nin öldüğü kazada kayınbiraderi konuştu: Belki yaşayacaktı…

















Eyüpsultan’da 1 Mart’ta seyir halindeki 3 ATV aracından biri arızalanmış, yol kenarına çekilen arızalı araç tamir edilmeye çalışılırken aynı yönde ilerleyen iki araçtan birisi buradaki 3 ATV’ye çarpmış, yaralanan 5 kişiden Oğuz Murat Acı hayatını kaybetmişti.
Kazanın ardından kazaya sebep olan aracın sürücüsünün yazar Eylem Tok’un oğlu Timur Cihantimur olduğu ve ehliyeti olmadığı anlaşıldı. 17 yaşındaki sürücü Cihantimur’un olay yerine gelen annesi Tok’un aracıyla buradan uzaklaşıp annesiyle önce Mısır’a, ardından da ABD’ye gittikleri tespit edilmişti.
İkilinin iadesi için ABD’li yetkililerle temasa geçilmişti. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç sosyal medya hesabından, ABD’de yakalanan Eylem Tok ve oğlunun tutuklandığını duyurdu.
KÜBA’YA KAÇMA HAZIRLIĞI YAPIYORLAMIŞ
Tutuklanma süreçlerine ilişkin ise çarpıcı bir iddia ortaya atıldı.
Reuters’ın mahkeme belgelerine dayandırdığı haberinde “Türk yetkililerin Tok ve Cihantimur’un sahte pasaport ile Küba’ya kaçabileceğini değerlendirdiği” ifade edildi. Mahkemenin tutuklama gerekçelerinden birinin de bu kapsamda katil ve annesinin Küba’ya kaçma ihtimalleri olduğu bildirildi.

Sürecin Tok ve oğlunun kaçma hazırlığı içerisinde olduğu düşünüldüğü için hızlandığı öğrenildi.
ANNE TOK CEZA ALACAK MI?
1 kişinin ölümüne sebep olup kaçan oğlu Timur Cihantimur ve anne yazar Eylem Tok’un Türkiye’ye iadelerinin nasıl gerçekleşeceği de merak konusu olmaya başladı. Öyle ki; Timur Cihantimur’un aynı zamanda ABD vatandaşı olmasının iadeyi zorlaştıracağı değerlendiriliyordu.
Yakalanma haberinin ardından açıklama yapan Aci ailesinin avukatı “Çocuk ABD vatandaşı olduğu için sadece anne Eylem Tok’u da iade edebilirler. Bu tamamen ülke kararına kalmış. Bu ihtimal doğrultusunda anne Türk vatandaşı olduğu için onun yargılama süreci burada olacak. Buradaki suçlar orada da suç. Oğlu iade edilmemesi durumunda ise orada yargılanacak. Ama bu bir ihtimal iade edilmesini bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
Peki anne Eylem Tok’un Türkiye’ye iadesi halinde ceza alması bekleniyor mu?
Eylem Tok, suç işleyen oğlunu yurt dışına kaçırmasıyla ilgili Türk Ceza Kanunu’nun madde 283’de düzenlenen ‘Suçluyu Kayırma’ suçundan ötürü yargılanacak.

Tok için Suç işleyen kişinin kaçmasını sağlaması hasebiyle T.C.K. madde 283 uyarınca soruşturma yürütülecek.
MADDEDEKİ ‘ÜSTSOY İBARESİ’
TCK maddesinin 283/3 uyarınca bu suçun altsoy, üstsoy, eş, kardeş tarafından işlenmesi halinde cezaya hükmolunmaz ibaresi yer alıyor.
Bu düzenleme uyarınca işlenen fiil ve suç dolayısıyla haksızlık oluşturma özelliği muhafaza edilmekte, fakat kişinin kanundaki akrabalık ilişkisinden dolayı ceza hukuku açısından sorumluluğuna gidilmemektedir.

TCK’nın “Suçluyu kayırma” başlıklı 283. maddesi
(1) Suç işleyen bir kişiye araştırma, yakalanma, tutuklanma veya hükmün infazından kurtulması için imkan sağlayan kimse, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bu suçun kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(3) Bu suçun üstsoy, altsoy, eş, kardeş veya diğer suç ortağı tarafından işlenmesi halinde, cezaya hükmolunmaz.” şeklinde düzenlenmiştir.

TÜRKİYE VE MISIR’DAKİ MAĞDUR VE TANIKLARLA GÖRÜŞÜLDÜ
BM’den yapılan açıklamada, raporun, Türkiye ve Mısır’daki savaş mağdurları ve tanıklarıyla yapılan görüşmeler ışığında hazırlandığı ifade edildi.
İsrail tüm dünyayı kandırmış! 7 Ekim’de müzik festivalinden kaçanların helikopter ileri vurulma anları
İSRAİL’DEN KANIT ERİŞİMİNE ENGEL
Açıklamada, “BM’nin 7 Ekim 2023 tarihinde ve sonrasında meydana gelen olaylara ilişkin ilk derinlemesine araştırması olan Komisyon raporu, Türkiye ve Mısır’a düzenlenen bir misyon sırasında ve mağdurlar ve tanıklarla yapılan görüşmelere, gelişmiş adli tıp analizleriyle doğrulanan binlerce açık kaynak belgesine, yüzlerce başvuruya, uydu görüntülerine ve adli tıp raporlarına dayanmaktadır. İsrail, Komisyon’un soruşturmalarını engellemiş ve Komisyon’un İsrail ve İşgal Altındaki Filistin Topraklarına erişimini engellemiştir” denildi.

‘İSRAİL SALDIRILARI, HAMAS DA ROKET ATMAYI DURDURMALI’
Komisyon Başkanı Navi Pillay, yaptığı açıklamada, şu ifadelere yer verdi:
“Suç işleyen herkesin sorumlu tutulması zorunludur. Her iki tarafın saldırganlığı ve intikamı da dâhil olmak üzere tekrar eden şiddet döngülerini durdurmanın tek yolu uluslararası hukuka sıkı sıkıya bağlı kalınmasını sağlamaktır. İsrail, yüzlerce sivilin hayatına mal olan ve yine yüz binlerce insanı temel hizmetlerden ve insani yardımdan mahrum bırakarak güvenli olmayan yerlere sürgün eden Refah saldırısı da dâhil olmak üzere Gazze’deki askeri operasyonlarını ve saldırılarını derhal durdurmalıdır. Hamas ve Filistinli silahlı gruplar roket saldırılarını derhal durdurmalı ve tüm rehineleri serbest bırakmalıdır. Rehinelerin alınması bir savaş suçu teşkil etmektedir.”

‘ÇOK SAYIDA İNSANLIK SUÇU’
Komisyon raporunda, İsrail’in çok sayıda insanlık suçu işlediği vurgulanarak, “Komisyon, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonları ve saldırılarıyla ilgili olarak, İsrailli yetkililerin bir savaş yöntemi olarak aç bırakma, cinayet veya kasten öldürme, kasıtlı olarak sivillere ve sivil nesnelere yönelik saldırılar düzenleme, zorla nakletme, cinsel şiddet, işkence ve insanlık dışı veya zalimce muamele, keyfi gözaltı ve kişisel onura hakaret gibi savaş suçlarından sorumlu olduğunu tespit etmiştir.

İsrail, Gazze’nin kuzeyindeki ve diğer yerlerdeki insanlara yüzlerce tahliye emri yayınlamış olsa da Komisyon, bunların zaman zaman yetersiz, belirsiz ve çelişkili olduğunu ve güvenli tahliyeler için yeterli zaman sağlamadığını tespit etmiştir. Ayrıca, tahliye yolları ve güvenli olarak belirlenen alanlar İsrail güçleri tarafından sürekli olarak saldırıya uğramıştır. Komisyon tüm bunların zorla nakil anlamına geldiğini tespit etmiştir” ifadeleri kullanıldı.

‘HAMAS DA SUÇ İŞLEDİ’
Rapor, 7 Ekim’de düzenlenen saldırılarda Hamas’ın da savaş ve insanlık suçu işlediğini belirterek, “Rapor, 7 Ekim’de İsrail’de meydana gelen saldırıyla ilgili olarak, Hamas’ın askeri kanadının ve diğer 6 Filistinli silahlı grubun, sivillere karşı kasten saldırı düzenlemek, cinayet veya kasten öldürme, işkence, insanlık dışı veya zalimce muamele, hasmın mülkünü tahrip etmek veya ele geçirmek, kişisel onura saldırmak ve çocuklar da dahil olmak üzere rehin almak gibi savaş suçlarından sorumlu olduğunu tespit etmiştir. İsrail kasaba ve şehirlerine ayrım gözetmeksizin binlerce mermi atılması ve bunun sonucunda sivillerin ölmesi ve yaralanması da uluslararası insancıl hukuk ve insan hakları hukukunun ihlalidir” denildi.



TÜRKİYE VE MISIR’DAKİ MAĞDUR VE TANIKLARLA GÖRÜŞÜLDÜ
BM’den yapılan açıklamada, raporun, Türkiye ve Mısır’daki savaş mağdurları ve tanıklarıyla yapılan görüşmeler ışığında hazırlandığı ifade edildi.

İSRAİL’DEN KANIT ERİŞİMİNE ENGEL
Açıklamada, “BM’nin 7 Ekim 2023 tarihinde ve sonrasında meydana gelen olaylara ilişkin ilk derinlemesine araştırması olan Komisyon raporu, Türkiye ve Mısır’a düzenlenen bir misyon sırasında ve mağdurlar ve tanıklarla yapılan görüşmelere, gelişmiş adli tıp analizleriyle doğrulanan binlerce açık kaynak belgesine, yüzlerce başvuruya, uydu görüntülerine ve adli tıp raporlarına dayanmaktadır. İsrail, Komisyon’un soruşturmalarını engellemiş ve Komisyon’un İsrail ve İşgal Altındaki Filistin Topraklarına erişimini engellemiştir” denildi.

‘İSRAİL SALDIRILARI, HAMAS DA ROKET ATMAYI DURDURMALI’
Komisyon Başkanı Navi Pillay, yaptığı açıklamada, şu ifadelere yer verdi:
“Suç işleyen herkesin sorumlu tutulması zorunludur. Her iki tarafın saldırganlığı ve intikamı da dâhil olmak üzere tekrar eden şiddet döngülerini durdurmanın tek yolu uluslararası hukuka sıkı sıkıya bağlı kalınmasını sağlamaktır. İsrail, yüzlerce sivilin hayatına mal olan ve yine yüz binlerce insanı temel hizmetlerden ve insani yardımdan mahrum bırakarak güvenli olmayan yerlere sürgün eden Refah saldırısı da dâhil olmak üzere Gazze’deki askeri operasyonlarını ve saldırılarını derhal durdurmalıdır. Hamas ve Filistinli silahlı gruplar roket saldırılarını derhal durdurmalı ve tüm rehineleri serbest bırakmalıdır. Rehinelerin alınması bir savaş suçu teşkil etmektedir.”

‘ÇOK SAYIDA İNSANLIK SUÇU’
Komisyon raporunda, İsrail’in çok sayıda insanlık suçu işlediği vurgulanarak, “Komisyon, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonları ve saldırılarıyla ilgili olarak, İsrailli yetkililerin bir savaş yöntemi olarak aç bırakma, cinayet veya kasten öldürme, kasıtlı olarak sivillere ve sivil nesnelere yönelik saldırılar düzenleme, zorla nakletme, cinsel şiddet, işkence ve insanlık dışı veya zalimce muamele, keyfi gözaltı ve kişisel onura hakaret gibi savaş suçlarından sorumlu olduğunu tespit etmiştir.

İsrail, Gazze’nin kuzeyindeki ve diğer yerlerdeki insanlara yüzlerce tahliye emri yayınlamış olsa da Komisyon, bunların zaman zaman yetersiz, belirsiz ve çelişkili olduğunu ve güvenli tahliyeler için yeterli zaman sağlamadığını tespit etmiştir. Ayrıca, tahliye yolları ve güvenli olarak belirlenen alanlar İsrail güçleri tarafından sürekli olarak saldırıya uğramıştır. Komisyon tüm bunların zorla nakil anlamına geldiğini tespit etmiştir” ifadeleri kullanıldı.

‘HAMAS’DA SUÇ İŞLEDİ’
Rapor, 7 Ekim’de düzenlenen saldırılarda Hamas’ın da savaş ve insanlık suçu işlediğini belirterek, “Rapor, 7 Ekim’de İsrail’de meydana gelen saldırıyla ilgili olarak, Hamas’ın askeri kanadının ve diğer 6 Filistinli silahlı grubun, sivillere karşı kasten saldırı düzenlemek, cinayet veya kasten öldürme, işkence, insanlık dışı veya zalimce muamele, hasmın mülkünü tahrip etmek veya ele geçirmek, kişisel onura saldırmak ve çocuklar da dahil olmak üzere rehin almak gibi savaş suçlarından sorumlu olduğunu tespit etmiştir. İsrail kasaba ve şehirlerine ayrım gözetmeksizin binlerce mermi atılması ve bunun sonucunda sivillerin ölmesi ve yaralanması da uluslararası insancıl hukuk ve insan hakları hukukunun ihlalidir” denildi.
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuksuz sanık Ogün Samast, Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı.
Eski emniyet müdürleri Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek’in aralarında yer aldığı bazı tutuklu sanıklar da bulundukları cezaevlerinden duruşmaya SEGBİS ile bağlandı. Sanıkların ve Dink ailesinin avukatları ise mahkeme salonunda hazır bulundu.
Duruşmada esasa ilişkin mütalaasını açıklayan cumhuriyet savcısı, Ogün Samast, Ahmet İskender, Erhan Tuncel, Ersin Yolcu, Tuncay Uzundal, Yasin Hayal ve Zeynel Abidin Yavuz hakkındaki dosyanın zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle üzerine atılı suçtan davanın düşürülmesine karar verilmesini talep etti.
Sanıklar Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek’in “anayasayı ihlal” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması istenen mütalaada, Adem Sağlam hakkında ise “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 7 yıl 6 aydan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.
Mütalaada, Sağlam’ın üzerine atılı “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” ve “belli bir yükümlülüğün ihmaliyle kasten öldürmeye neden olmak” suçlarından yeterli delil bulunamadığı gerekçesiyle beraatine karar verilmesi istenirken, yakalamalı sanıklar Faruk Sarı ve Yahya Öztürk’ün ise dosyasının ayrılması talebinde bulunuldu.
Söz alan sanık Ogün Samast, “Mütalaaya katılıyorum, savunma için ek süre istemiyorum.” dedi.
Diğer sanıklar ise mütalaaya karşı savunma yapmak üzere süre talebinde bulundu.
Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, cezalandırılması talep edilen sanıklar ve avukatlarına mütalaaya karşı savunma yapmak üzere süre verilmesine hükmetti.
Duruşma 16 Ekim’e ertelendi.
– Davanın geçmişi
Hrant Dink cinayetine ilişkin 26 Mart 2021’de İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince açıklanan kararda, bazı sanıklara değişen oranlarda hapis cezası verilmiş, aralarında FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in de bulunduğu 13 sanığın dosyası ayrılırken, ölen Şeref Ateş hakkındaki dava düşmüştü.
Mahkeme heyeti, bazı sanıklar hakkında başka suçlardan da işlem yapılması için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasını kararlaştırmış, mahkemenin suç duyurusu üzerine savcılık da 15 sayfalık yeni bir iddianame hazırlamıştı.
İddianamede, sanıklar Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer, Faruk Sarı, Yahya Öztürk ve Adem Sağlam’ın, Hrant Dink’in, azmettiriciler Yasin Hayal ve grubunca tasarlanıp tetikçi Ogün Samast tarafından öldürüleceğinden haberdar oldukları, görev, yetki ve konumları gereği cinayeti önleme yükümlülükleri bulunmalarına rağmen cinayeti işleyecek örgüte operasyon yapmayıp Dink’e şahsi, fiziki ve mekansal koruma sağlamadıkları ve FETÖ’nün yıkıcı emelleri doğrultusunda hareket ettikleri belirtiliyor.
Sanıkların, cinayetin önlenmesi ve müdahale edilmesi noktasında yetki ve sorumlulukları bulunmasına rağmen olay tarihine kadar görevlerini yerine getirmekte kasıtlı olarak ihmalli davrandıkları ve cinayetin işlenmesini sağladıkları öne sürülüyor.
İddianamede, dönemin Trabzon Terörle Mücadele Şube Müdürü Yahya Öztürk ve komiser yardımcısı Adem Sağlam’ın “anayasayı ihlal”, “belli bir yükümlülüğün ihmaliyle kasten öldürmeye neden olmak” ve “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlarından ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet ve 22 yıl 6’şar aydan 35’er yıla kadar hapisleri isteniyor.
Sanıklar Ramazan Akyürek, Faruk Sarı ve Ali Fuat Yılmazer’in “anayasayı ihlal” suçundan ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapisleri öngörülen iddianamede, Yasin Hayal, Zeynel Abidin Yavuz, Tuncay Uzundal, Erhan Tuncel, Ersin Yolcu, Ahmet İskender’in “terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” suçundan 5’er yıldan 10’ar yıla kadar hapisleri talep ediliyor.
– Samast hakkındaki yeni dava 11 sanıklı dosyayla birleşti
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin suç duyurusu üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca cinayetin tetikçisi Ogün Samast hakkında hazırlanan iddianamede ise Samast’ın “FETÖ’ye üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” suçundan 5 yıldan 10 yıla kadar hapsi isteniyor.
Ogün Samast’ın “suça sürüklenen çocuk” olarak gösterildiği iddianamede, Arat, Delal, Hasrof ve Rahil Dink ile Sera Dink Nazarıan’a “müşteki” olarak yer alıyor.
Yasin Hayal’in “suç örgütü yöneticisi olmak”, Erhan Tuncel ve Ogün Samast’ın ise “suç örgütü üyesi olmak” suçundan ceza aldıkları anımsatılan iddianamede, Samast’ın FETÖ üyesi olduğuna ilişkin somut delil elde edilemediği anlatılıyor.
Ogün Samast’ın örgütün yönetici ve üyeleriyle irtibatını gösteren deliller ele geçirildiği belirtilen iddianamede, bir kısım delillerin bu irtibatla şüpheliler Tuncay Uzundal, Zeynel Abidin Yavuz, Erhan Tuncel, Yasin Hayal, Ersin Yolcu ve Ahmet İskender’le Samast’ın, Dink cinayetini işlerken ve sonrasında örgütün çıkar ve amaçları doğrultusunda hareket ettiğini ortaya koyduğu aktarılıyor.
Samast’ın, olay tarihinde yaşı 18’den küçük olduğu için bu suç üçte bir oranında düşürülürken, Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yapılan yarı oranındaki artırımla yine aynı cezaya çarptırılması öngörülüyor.
Samast hakkındaki bu iddianame, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesindeki “anayasayı ihlal”, “belli bir yükümlülüğün ihmaliyle kasten öldürmeye neden olmak”, “silahlı terör örgütüne üye olmak” ve “terör örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” suçlarına ilişkin 11 sanığın yargılandığı dava dosyasıyla birleştirilmişti.

Samast 15 Kasım’da tahliye edilmişti
Dink cinayetinin tetikçisi Ogün Samast, İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince 25 Temmuz 2011’de Hrant Dink’e yönelik eyleminden dolayı “tasarlayarak öldürmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırılmıştı. Olay tarihinde Samast’ın 16 yaşını bitirmiş, 17 yaşını tamamlamamış olduğunu belirten mahkeme, Samast’ın cezasını üçte bir oranında indirim uygulayarak 21 yıl 6 aya düşürmüştü.
Samast’ı “ruhsatsız silah taşımak” suçundan da 2 yıl hapis ve 900 lira adli para cezasına mahkum eden mahkeme, olay tarihindeki yaşını göz önüne alarak bu cezayı da 1 yıl 4 ay hapis ve 600 lira adli para cezasına çevirmişti.
Öte yandan Samast, cezaevindeyken hakkında Silivri 3. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından cezaevindeki gardiyanlara saldırdığı gerekçesiyle açılan dava kapsamında 5 yıl 1 ay 13 gün hapse çarptırılmıştı.
Samast, Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan koşullu salıverilme kapsamında 15 Kasım 2023’te tahliye edilmişti.

Nilüfer ilçesi Görükle Sakarya Mahallesi’ndeki apartmanda dairesi olan Aydın S., evini 1 Temmuz 2020’de Kamuran Pınar A.’ya kiraya verdi. Kiracı, ev sahibine kira ödemedi. Aydın S., avukatı Batuhan Arısoy aracılığıyla mahkemeye başvurdu. Bursa 4’üncü İcra Hukuk Mahkemesi’nde görülen davalara katılmayan Kamuran Pınar A. için mahkeme hakimi, borcunu ödemesi için tebligat gönderdi. Kamuran Pınar A., borçlarını tebligata rağmen ödemeyince mahkeme, evin tahliyesini kararlaştırdı. 2022 Temmuz’da mahkeme kararıyla eve giden icra ekibi, dairenin kapısını çilingire açtırdı. Ekipler, çöp evle karşılaştı. Bunun üzerine dairenin kapı kilidi değiştirildi. Polisler, mahkeme kararına uymayıp, çilingirle eve gelip giden Kamuran Pınar A.’yı gözaltına aldı. Kamuran Pınar A., polis merkezindeki ifadesinin ardından savcılık talimatıyla serbest bırakıldı.
ÇOCUK BAYGIN HALDE BULUNDU
Çöp evin temizlenmesi için Nilüfer Belediyesi ekiplerine haber verildi. Eve gelen ekipler, temizlik çalışmasına başladıkları sırada bir odanın kapısının kilitli olduğunu belirledi. Kapıyı kırıp içeri giren görevliler, çöple dolu odada baygın halde yatan çocukla karşılaştı. Çocuğun kilitlendiğinin ve tuvaletini dahi odaya yaptığının görülmesiyle, polis ve sağlık ekiplerine haber verildi. Çöp evde tutulan çocuk, sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından Bursa Uludağ Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırıldı. Yaklaşık 1 yıldır odada tutulduğu değerlendirilen çocuğun saçlarıyla tırnaklarının uzadığı, çok zayıfladığı ve vücudunda yaralar olduğu görüldü.

TEYZE TUTUKLANDI, YEĞENİ KORUMA ALTINA ALINDI
Olayla ilgili soruşturma başlatan polis, Kamuran Pınar A.’ya ulaşamadı. Cem Muhammet A. adlı çocuğun Kamuran Pınar A.’nın kız kardeşi Yasemin A.’nın oğlu olduğu belirlendi. Kamuran Pınar A.’nın uzun zamandır kardeşiyle görüşmediği ve baktığı yeğenini, kilitli odada tuttuğu tespit edildi. Yeniden gözaltına alınan Kamuran Pınar A., emniyetteki işlemlerinin ardından ‘Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması’ suçlamasıyla sevk edildiği adliyede, nöbetçi hakimlik tarafında tutuklandı. Cem Muhammet A. ise tedavisinin ardından teslim edildiği annesi ile birlikte Antalya’ya gönderildi. Burada, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ekipleri tarafından korumaya alınıp Akdeniz Üniversitesi’ne kaldırılan Cem Muhammet A., tedavisi sonrası Antalya Çocuk Evleri Sitesi’ne yerleştirildi. Fiziki ve psikolojik tedavisinin ardından çocuk, annesi Yasemin A.’ya teslim edildi.

‘BULUNMASAYDI, HAYATINI KAYBEDEBİLİRDİ’
Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturması 5 ayda tamamlandı. Görevlendirilen 2 savcının hazırladığı 7 sayfalık iddianamede, suçlamaları reddeden Kamuran Pınar A. hakkında, ‘İhmali davranışla öldürmeye teşebbüs’, ‘Çocuğa eziyet’ ve ‘Çocuğu kaçırma’ ve ‘Kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma’ suçlarından toplam 27 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. İddianamede, Kamuran Pınar A.’nın akıl sağlığıyla ilgili rapor da yer aldı. Suç tarihinde sanığın, akıl hastalığının bulunmadığı ve zayıflığının saptanmadığı belirtildi. İddianamede, aynı zamanda savcılığın talebi üzerine, Antalya Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından tanzim edilen rapora da yer verildi. Raporda, çocuğun beslenme ihmali nedeniyle organlarında ve vücudunda kalıcı hasar kalabileceği, ‘Eğer bulunmasaydı hayatını kaybedebileceği’ belirtildi. Cem Muhammet’in dosyaya giren fotoğraflarına göre de 1 yıl boyunca kilit altında tutulduğu belirtildi. İddianamede ayrıca Kamuran Pınar A.’nın, devlet korumasına alınan kızı Esra Zeynep A. hakkında 18 yaşından küçük olması nedeniyle soruşturmanın ayrı yürütüleceği kaydedildi.

6’NCI DURUŞMADA ADLİ KONTROLLE SERBEST KALDI
Kamuran Pınar A., Bursa 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki, ‘gizlilik kararı’ bulunan yargılamasının 2 Şubat’ta görülen 6’ncı duruşmasında tahliye edildi. Mahkeme heyeti, ‘İhmali davranışla kasten öldürmeye teşebbüs’ suçuyla yargılanan Kamuran Pınar A.’nın, üzerine atılı suçun vasfının değişme ihtimalini göz önünde bulundurarak, adli kontrol şartıyla tahliyesine hükmetti.

BAKANLIK AVUKATLARININ İTİRAZI REDDEDİLDİ
Tahliye kararının ardından, Antalya’da annesi Yasemin A. ile birlikte yaşayan Cem Muhammet, tedbir adamcıyla yeniden devlet korumasına alındı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın da taraf olduğu davada, tahliye kararına itiraz edildi. Bakanlık avukatları, ‘ihmali davranışla kasten öldürmeye teşebbüs’ suçlamasıyla yargılanan Kamuran Pınar A.’nın adli kontrol şartına rağmen yurt dışına kaçma ihtimali olduğu, Cem Muhammet’in can güvenliği olmadığı ve kaçırılma riski olduğu gerekçesiyle savcılığa itirazda bulunarak Kamuran Pınar A.’nın yeniden tutuklanmasını istedi. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı avukatlar ile anne Yasemin A.’nın savunmasını üstlenen avukatların itirazı, bir üst mahkeme olan 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nce değerlendirildi. Mahkeme, verilen tahliye kararının yerinde olduğuna hükmedip itirazı reddederken, Kamuran Pınar A.’nın adli kontrol şartıyla tutuksuz olarak yargılanmasına hükmetti.

SAVCI, KIZI İÇİN DE CEZA İSTEDİ
Savcı, tahliye kararının ardından görülen ilk duruşmada verdiği mütalaada, sanık teyzenin ‘ihmali davranışla kasten öldürmeye teşebbüs’ ve ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçlarından cezalandırılması ve yine dosyada suça sürüklenen çocuk olarak yargılanan sanığın kızı Esra Zeynep A.’ya da ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçundan ceza verilmesini istedi.

DURUŞMAYA BAŞÖRTÜSÜ, GÖZLÜK VE MASKEYLE KATILDI
Davanın karar duruşması bugün görüldü. Oğlu Cem Muhammet ile birlikte Antalya’da yaşayan anne Yasemin A., duruşma için Bursa’ya gelirken, tutuksuz sanık Kamuran Pınar A., tanınmamak için adliyeye başörtüsü, gözlük ve maske takarak geldi. Sanığın duruşma sırasında ağladığı öğrenildi.
1 saat süren duruşma sonrası kararını açıklayan mahkeme heyeti, Kamuran Pınar A.’nın, ‘İhmali davranışla kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan beraatine, ‘eziyet’ suçundan 7 yıl, ‘cebir, tehdit ve hile kullanmak suretiyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçundan 8 yıl hapisle cezalandırılmasına karar verdi. Kamuran Pınar A.’nın kızı Esra Zeynep A.’nın ise ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçundan 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezasına hükmedildi.
Kamuran Pınar A., duruşma sonrası basın mensupları tarafından görüntü alınmaması için avukatları ile birlikte adliyenin arka kapısından çıkarıldı.
İddiaya göre, geçen yıl 20 Eylül’de saat 23.00 sıralarında ikili arasında tartışma çıktı. Apartmanda oturanların da duyduğu tartışmadan birkaç saat sonra Mohammad Nizar Arnabeh, alt kat komşusuna giderek Anastasia Emelianova’nın yaralandığını söyleyip yardım istedi. 112 Acil Çağrı Merkezi’ne yapılan ihbar üzerine apartmana polis ve sağlık ekibi sevk edildi.
Ekipler, Anastasia Emelianova’ın kan kaybından öldüğünü belirledi. Kadının cenazesi Erzurum Adli Tıp Kurumu’na kaldırılırken, Mohammad Nizar Arnabeh ise İl Emniyet Müdürlüğü Cinayet ve Gasp Büro Amirliği ekipleri tarafından gözaltına alındı ve çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Erzurum 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘Kadına karşı kasten öldürme’ iddiasıyla açılan davada tutuklu yargılanan Mohammad Nizar Arnabeh, suçlamaları kabul etmedi.

Anastasia Emelianova ile internette bir arkadaş bulma uygulamasıyla tanıştıklarını söyleyen Arnabeh, olayla ilgili şu ifadeyi verdi:
“Olay gecesi, saat 01.15’te işten çıktım 01.35 gibi eve geldim. Bunlar güvenlik kamerası görüntülerinde de mevcut. Mutfaktaki ocakta tencere içinde yanmış çorba vardı ve ocağın altı da yanıyordu. Anastasia’yı oturma odasında yüz üstü yatmış vaziyette gördüm. Yüzü soluk, göz altlarında karartılar olduğunu tespit ettim. Nabzını kontrol ettim. Ölmüş olabileceğini düşündüm. Kalp masajı yaptım. Sonra yardım çağırdım polisler gelip beni gözaltına aldı.”
KARAR DURUŞMASI
Ağırlaştırılmış müebbet hapis talebiyle yargılanan Mohammad Nizar Arnabeh, karar duruşmasında bir kez daha hakim karşısına çıktı. Hakkındaki suçlamaları kabul etmeyen Arnabeh, “Önceki ifadelerimi tekrar ederim. Ben böyle bir olaya karışmadım. Böyle bir suç işlemedim” dedi.
Duruşmaya bir süre ara veren mahkeme heyeti, Arnabeh’in delil yetersizliğinden beraati ve tahliyesine karar verdi. Arnabeh’in duruşmasını takip eden yakınları kararı büyük bir sevinçle karşıladı.
Mahkeme heyeti, bu arada bir önceki duruşmada mahkeme salonunun fotoğrafını çekerek sosyal medyada paylaştıkları belirlenen kişiler hakkında suç duyurusunda bulundu.

GEREKÇESİNE KATILMIYORUZ
Mohammad Nizar Arnabeh’in avukatları Yılmaz Çelik ve Osman Öztaş, mahkemenin adil bir karar verdiğini söyledi. Duruşma sonrası açıklama yapan Yılmaz Çelik, “Bir senedir süren bir davaydı. Bu davada başta yalan yanlış haberler çok kez yapıldı ve yayıldı. Müvekkilin suçsuz olduğuna en baştan beri inandık. Bu şekilde dosyaya dahil olduk. Mahkeme geç de olsa adil bir karar verdi ama gerekçesine biz katılmıyoruz. Suçun sabit olmadığı kanaatindeyiz. Bu sebeple istinaf etmeyi düşünüyoruz. Çünkü delil yetersizliğinden beraat aldı. Bizim kanaatimiz suçun sabit olmadığı. Adalet geç de tecelli etti, gecikmiş adalet, adalet değildir” diye konuştu.
HİÇ BEKLEMEDİĞİMİZ BİR SONUÇ
Rusya vatandaşı Anastasia Emelianova’ın avukatı Önce Kadınlar ve Çocuklar Derneği gönüllü avukatlarından Begüm Osma ise açıklamasında şunları söyledi:
“Bugün dosyamız karara çıktı ancak hiç beklemediğimiz bir sonuçla karşı karşıyayız aslında. Eril yargının bir tezahürü ile karşı karşıya olduğumuz söylemek çok doğru ve yerinde olacaktır. Çünkü aslında sanık başından beri yalnızca bir ifadesinde değil, üç farklı ifadesinde de farklı beyanlarda bulunmuştu. Her defasında suçtan kurtulmaya yönelik beyanlarda bulunmuştu. Akabinde yargılamanın geçen celsesinde üçüncü celsesinde dosyanın en başından bu yana hiç olmayan bir uçak bileti bakma hadisesi dosyaya girdi. Buna ilişkin geçen celse sanık tarafınca ilk kez bu hususta bazı açıklamalar yapıldı. Yapılan açıklamalar çok çelişkiliydi. Çünkü sanığın bakmış olduğu bilet Erzurum’dan İstanbul’a olacak şekilde olmasına rağmen sanık tarafı tam aksine sanki İstanbul’dan Erzurum’a bakılmış gibi bir ifade verdi. Bunun üzerine mahkeme başkanına da izah etti. Tüm şüpheli hadiseler, evet, bizler biliyoruz ki şüpheden sanık yararlanır. Ancak bu kadar lehimize şüphe varken başka hiçbir fail yokken adeta sanığın mükafatlandırıldığı bir yargılamaya şahit olduk. Bu verilen kararın henüz gerekçesini bilmiyoruz biz şerh var mı, bunu bilmiyoruz. 15 gün içinde yasal süresi var. Buna ilişkin gerekçeli kararı göreceğiz. İstinaf hakkımızı kullanacağız tabii ki. Bu ülkede haklar verilmiyor. Bizler direne direne bu hakları alıyoruz. Üzgünüz, ancak umutluyuz ve güçlüyüz. Mücadelemiz hep birlikte güçlü. Şüpheden sanık yararlanır, ilkesinin bu kadar geniş yorumlandığı kararlardan biri olabilir. Davanın takipçisi olacağız. Hiç beklemediğimiz bir beraat kararı ile karşı karşıyayız. Bu bir son değil. Verilen karar kesin değil. İstinaf hakkımızı kullanacağız. Bu net bir sonuç değil. Maddi gerçeğin ortaya çıkması için elimizden geleni yapacağız.”

Açıklamada, gözaltına alınanlara terör amaçlı suç örgütü kurmak, cinayet amaçlı silahlı çete kurmak, yaralama, yasa dışı silah ve patlayıcı bulundurmak, silah kaçakçılığı, uyuşturucu kaçakçılığı, cinayet ve yasa dışı göçe yardımcı olmak suçlarından operasyon düzenlendiği bilgisi yer aldı.

ROMA YAKINLARINDA GÖZALTINA ALINDI
İtalyan basınında çıkan haberlerde, operasyon çerçevesinde gözaltına alınanlar arasında organize suç örgütü elebaşı Barış Boyun’un da bulunduğu belirtildi. Boyun’un sabah saatlerinde başkent Roma’ya 90 kilometre mesafedeki Viterbo’da gözaltına alındığı ifade edildi.

TÜRK MAKAMLARINA İADE TALEBİNDE BULUNMUŞTU
Haberlerde, 40 yaşındaki Boyun’un Türkiye’de en çok arananlar listesinin başındaki isimlerden olduğu ve 2022 yılında gözaltına alındığında Türk makamlarının iade talebinde bulunduğu ancak İtalyan yargısının buna yeşil ışık yakmadığı hatırlatıldı.

ÖRGÜTÜN TETİKÇİSİ İZMİR’DE YAKALANMIŞTI
Nisan ayında İzmir’de düzenlenen “Mahzen-24” operasyonunda, Boyun’un organize ettiği örgütün üyesi olan 8 şüpheli yakalanmıştı. Tetikçinin de gözaltına alındığı operasyonda 4 ruhsatsız tabanca, 2 tüfek, muhtelif miktarda uyuşturucu madde ve suçta kullanıldığı tespit edilen motosiklete el konulmuştu.
BAKAN YERLİKAYA’DAN AÇIKLAMA
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, X hesabından yaptığı paylaşımla Barış Boyun’un yakalandığını duyurdu.

Bakan Yerlikaya, paylaşımında şunları söyledi:
İtalya’da ülkemiz adli makamlarınca Kırmızı Bültenle aranan, elebaşılığını Barış Boyun’un yaptığı organize suç örgütüne yönelik;
KOM Başkanlığımız, Interpol-Europol Daire Başkanlığımız ve İtalyan Güvenlik Makamlarınca ortaklaşa yapılan çalışmalar sonucu İtalyan polisi tarafından Roma ve Milano’da operasyon düzenlendi.
Operasyonda elebaşı Barış Boyun’un da aralarında bulunduğu organize suç örgütü üyesi 17’si Türk ve 2’si İtalyan olmak üzere toplam 19 şüpheli yakalandı!
Aziz Milletimizin Bilmesini İsterim ki
Hangi büyüklükte olursa olsun, Hangi Ülkeye kaçmış olursa olsun organize suç örgütlerini çökertip, adalete teslim etmeye kararlıyız. Onların nefeslerini keseceğiz.
Ülkemiz adli makamlarınca Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurmak, Kasten Öldürme dahil 23 ayrı suçtan aranan, toplam 56 ayrı suç kaydı bulunan ve 3’ü cinayet olmak üzere; Kasten Yaralama, 6136 Sayılı Kanuna Muhalefet, Yağma vb. suçlarından KIRMIZI BÜLTEN ile aranan, elebaşılığını Barış BOYUN’un yaptığı organize suç örgütüne yönelik;
İtalya Polisi ile KOM Başkanlığı, İnterpol Europol Daire Başkanlığı, İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Tekirdağ Emniyet Müdürlüğü, Sakarya Emniyet Müdürlüklerince ortaklaşa yürütülen çalışmalar kapsamında; İtalyan polisi tarafından Roma ve Milano’da operasyon düzenlendi.
Operasyonda elebaşı Barış Boyun’un da aralarında olduğu organize suç örgütü üyesi 19 şüpheli yakalandı
Firari Barış Boyun Organize Suç Örgütüne yönelik bu güne kadar İstanbul, İzmir, Tekirdağ, Sakarya, ve Kütahya’ da gerçekleştirilen 26 ayrı operasyonda 317 şahıs yakalandı. Bunlardan;
175’i tutuklandı ve 100’ü hakkında adli kontrol kararı verildi.
KOM Başkanlığımızı, Interpol-Europol Daire Başkanlığımızı ve İtalyan Güvenlik Makamlarını tebrik ediyorum.
Dünyanın neresinde olursa olsun Aziz Milletimizin huzurunu kaçıranları, suç işleyenleri yakalayıp, nefeslerini kesmeye devam edeceğiz! Organize suç örgütlerine yönelik mücadelemiz azim ve kararlılıkla devam edecek
İddianamede, Bora Kaplan için çalışan kişilerin isimlerini tek tek veren gizli tanık ‘Ü5W1G8K6L3’ün, “Şüpheli Bora Kaplan’ın silahlı suç örgütünün kurucusu ve yöneticisi olduğunu, Bora Kaplan’ın suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenen bazı suçları bizzat azmettirdiğini, suç örgütü yöneticileri ve üyelerine emir verdiğini, silahlı suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlardan bazılarına ise doğrudan katıldığını beyan ettiği” ifadelerine yer verilmişti.
‘BİLDİKLERİM BANA AĞIR GELMEYE BAŞLADI’
Duruşmada ilk olarak, şikayetçi Erkan Doğan dinlendi. Sanıklardan Barış Kurt’un şoförlüğünü yaptığını, 8 yıl boyunca her işine koşturduğunu, her türlü telefon konuşmasına ve görüşmesine şahit olduğunu anlatan Doğan, “Zamanla bildiklerim bana ağır gelmeye başladı. İhalelerde yaptığı uygunsuzluklar, hak yediğini ve yasal olmayan işlere karıştığını bildiğim için rahatsız oldum. Olayların bana da sıçramasından korktuğum için ayrılmak istedim. Sigorta yapmadığından yanından ayrılırken hakkım olan tazminatı almak istedim, o tarihte paramı vermedi, alacağım olduğunu her görüşmede söylüyordum, harçlık gibi ödemeler yapıyordu. Bir büfe işletmesi aldım o dönem; 15 bin lira gibi bir yardım yaptı. Yanından ayrıldıktan sonra bana hiçbir şekilde tazminat vermeye yanaşmadı, 15 Temmuz olaylarından sonra ona mesaj attım, ‘yeter artık hesaplaşalım’ diye. Artık canıma tak etmişti, ‘beni oyalıyorsun’ dedim, ‘birtakım bağlantılarını açık ederim’ diye mesaj attım. Sonra beni yanına çağırdı” dedi.
‘O OLAYDAN SONRA YAŞAMADIM’
Olay günü sanık Barış Kurt’un yanında Kaplan’ın da olduğunu söyleyen Doğan, “Araca bindim, Ayhan’ın sahibi olduğu mekana gittik. Barış Kurt’la daha önce fiziksel kavga yaşamadığımdan bana zarar vereceğini düşünmedim. Ayhan, Barış’a çok değer verdiğini, onu rahatsız etmememi söyledi. ‘Tamam’ dedim. Önce Ayhan vurdu, sonra orada kim varsa üzerime çıktı. Herkes beni darbetti, 15-20 dakika sürdü, kaçamadım” diye konuştu.
22 Temmuz 2016’da ise Bora Kaplan tarafından darbedilip dişlerinin söküldüğünü iddia eden Doğan, bu durumun hayatını etkileyen bir olay olduğunu ve kendisinde iz bıraktığını belirterek, “Ayhan Bora geldi, sandalyede oturuyordum, Muhammet Kaplan kerpeten mi pense mi ne olduğunu bilmiyorum sert bir şeydi getirdi. Ayhan, ağzımı açar açmaz dişlerimi çekti. Sadece su ve bazen tuvalet izni veriliyordu. Tuvalete gitmek istediğimde gidemediğim oldu. Canları sıkıldıkça hakaret edip, darbediyorlardı. Toplamda 2 gün alıkonuldum, o olaydan sonra yaşamadım desem yeridir. Beni aşağı atabileceklerini düşündüm. Ayhan’a yalvardım, ‘beni öldür ama bana eziyet etme’ dedim” ifadelerini kullandı.
‘ANKARA’YI TERK ETTİM’
Ardından şüphelilerin uyuşturucu kullanıp uykuya daldığını ve bu sırada ellerini çözüp dışarıdan yardım istediğini söyleyen Doğan, “İple alt kata indim. Polisi aramışlar. Polis geldi, kapıyı kırdılar, memurlar suratımın halini gördü. Polislere uzun uzun derdimi anlatamadım ama o binada eziyet gördüğümü anlatabildim. Hastaneye götürüldüm, hemşireler şok oldu. Apar topar beni ifade için aldılar. Tedavim bitmeden Çankaya İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde Umut Ö. ve Necdet Ç. olduğunu teşhis ettim. Umut Ö., ‘Ben Ayhan’ı tanırım, senin gibiler para koparmak için bu yollara başvurur, böyle bir şey varsa sana Ankara’yı dar ederim’ dedi. Sonra kır saçlı bir vatandaş geldi, Necdet ile selamlaştılar, ‘Ağabey aşağıda bekliyor’ dedi. Beni kurtaracak kimse yok diye düşündüm. Karakolun karşısında kalabalık bir grup bekliyordu, bunlardan birkaçı barda beni darbedenlerdi. ‘Şikayetini geri çek yoksa ölünü bile kimse bulamaz’ dediler. Savcıya dişlerimi bile gösterdim, o dönem beni dinledi ama yazılı olarak ifademi almadı, adliyeden de sonuç alamadığım için Ankara’yı terk ettim. Hem bu dünyada hem öbür dünyada bunlardan şikayetçiyim” dedi.
SALONDAN ÇIKARILDI
Beyanların dinlendiği sırada tanık Erkan Doğan’ın ifadelerine sinirlenen Bora Kaplan duruşma düzenini bozduğu gerekçesiyle salondan çıkarıldı. Duruşma devam ediyor.
İDDİANAME
İddianamede, Ayhan Bora Kaplan ve diğer örgüt yöneticisi sanıklar Fethi Koyuncu, Mutlu Ayaş, Yusuf İzzet Savaş, Kanber Keskin ve Serdar Sertçelik hakkında ‘Suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurmak ve yönetmek’, ‘Kasten öldürme’, ‘Nitelikli kasten öldürme’, ‘Kasten yaralama’, ‘Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’, ‘Nitelikli yağma’, ‘Eziyet’, ‘Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme’, ‘Suç üstlenme’ ve ‘Suçluyu kayırma’ suçlarından 1’i ağırlaştırılmış 2’şer kez müebbet ve 169 yıl 6’şar aya kadar hapis cezası istendi. Diğer 55 sanık için de çeşitli sürelerde hapis cezası talep edildi.
İLK KARAR AÇIKLANDI
Mahkeme, Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk‘e silahlı terör örgütü üyeliğinden 10 yıl hapis cezası verdi.
İşte alınan diğer kararlar;
Alp Altınörs, devletin birliği ve bütünlüğünü bozma suçuna yardımdan 18 yıl, suç işlemeye tahrik suçundan ise 4 yıl 6 ay hapse mahkum edildi
Ali Ürküt’e devletin birliğini bozma suçuna yardım suçundan 13 yıl 4 ay, suç işlemeye tahrik suçundan da 3 yıl 9 ay hapis cezası verildi.
Altan Tan‘ın devletin birliği ve bütünlüğünü bozma ile terör örgütü kurma suçundan beraatine karar verildi. Tan, hakkındaki diğer suçlamalardan da beraat etti.
Ayhan Bilgen hakkında devletin birliği ve bütünlüğünü bozma ile terör örgütü üyeliğinden ayrı ayrı beraatına karar verildi.
Ayla Akat hakkında devletin birliği ve bütünlüğünü bozma suçundan beraat, terör örgütü üyeliğinden ise9 yıl 9 ay hapiscezası verildi. Akat’ın tutuklulukta geçirdiği süre göz önüne alınarak tahliyesine karar verildi.
Aynur Aşan hakkında örgüt üyeliğinden 9 yıl 9 ay hapis cezasına karar verildi. Yurt dışına kaçarken yakalanmış olması nedeniyle tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Aysel Tuğluk hakkında devletin birliği ve bütünlüğünü bozma suçundan beraatına karar verildi.
Ayşe Yağcı hakkında devletin birliği ve bütünlüğünü bozma suçundan beraat, örgüt üyeliğinden 9 yıl hapis cezasına karar verildi. Yağcı’nın, tutuklulukta geçirdiği süre göz önüne alınarak tahliyesine hükmedildi.
Berfin Özge Köse‘nin tüm suçlardan beraatına karar verildi.
Bircan Yorulmaz‘ın devletin birliği ve bütünlüğünü bozma suçundan beraatına karar verildi.
Bülent Parmaksız hakkında devletin birliği ve bütünlüğünü bozma suçuna yardımdan 16 yıl hapis, suç işlemeye tahrik suçundan ise 4 yıl 6 ay hapis cezası verilmesine hükmedildi. Parmaksız’ın tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Can Memiş hakkında devletin birliği ve bütünlüğünü bozma suçundan beraatına karar verildi.
Cihan Erdal hakkında devletin birliği ve bütünlüğünü bozma suçundan 16 yıl, suç işlemeye tahrik suçundan ise 4 yıl 6 ay hapis cezası kararı verildi.
Dilek Yağlı hakkında devletin birliği ve bütünlüğünü bozma suçundan 16 yıl, suç işlemeye tahrik suçundan 4 yıl 6 ay hapsine ve tutukluluk halinin devamına karar verildi.
DAVANIN GEÇMİŞİ
İddianameye göre, Suriye’deki iç savaş nedeniyle terör örgütü DAEŞ’in Kobani’ye (Ayn el-Arap) saldırması üzerine Ekim 2014’te HDP yönetimi ile terör örgütü PKK elebaşları sokağa çıkma çağrısında bulundu.
Bunun üzerine aralarında İstanbul, Ankara, Bursa ve Diyarbakır’ın da olduğu 35 il ve 96 ilçede yasa dışı gösteriler başlatıldı, kolluk güçlerinin yanı sıra siviller de hedef alındı.
37 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRDİ, 761 KİŞİ YARALANDI
Olaylarda 37 kişi hayatını kaybetti, 761 kişi yaralandı, 197 okul yakıldı, 269 kamu binası tahrip edildi, 1731 ev ve iş yeri yağmalandı, 1230 araç kullanılamaz hale getirildi.
Olayların “azmettiricisi” olmakla suçlanan eski HDP eş genel başkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile terör örgütü PKK’nın sözde üst düzey yöneticilerinin de aralarında olduğu 108 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis ve süreli hapis cezaları istendi.
DEMİRTAŞ VE YÜKSEKDAĞ’A 7’ŞER KEZ AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET HAPİS TALEBİ
İddianamenin kabulünden sonra davanın ilk duruşması, Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 26 Nisan 2021’de Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’ndeki salonda görüldü.
]]>Kardeşinin tedavisi için Konya’ya gideceğini ve 50 bin liralık alacağı olduğunu söyleyen Zehra Bayır ile işletme sahipleri arasında 24 Temmuz 2022 akşamı tartışma çıktı. Başına sert cisimle vurulan ve mekanın havuzuna atılan Zehra Bayır, hayatını kaybetti. Cinayetin ardından işletmenin ortakları İlimder İlter ve Ömer İlter, garson Ünal Karakülah, Hatice K. (20), Taner K. (28) ve Milas Adliyesi’nde görevli katip Ahmet G. (42), gözaltına alındı. Şüphelilerden İlter kardeşler ile Karakülah tutuklandı, diğerleri tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

ZEHRA’YI TANIMADIKLARINI SÖYLEMİŞLER
Şüpheliler hakkında 65 sayfalık iddianame hazırlandı. İddianamede, Zehra’nın sağ kulağında darp izi, sol göz dış kısımda açılma, omuzda kesici olan yaralanma izleri, sol kol dirsek çevresinde çok sayıda darp izi, sol el orta parmakta kesi olduğu belirtildi. Olay yerinde yapılan incelemede, Ünal Karakülah ile İlimder İlter’in kolluk görevlileri ve Cumhuriyet savcısı tarafından bilgilerine başvurulduğu, ortak beyanlarında ölen Zehra Bayır’ın bir süre önce mekana eğlenmeye geldiği için sima olarak tanıdıklarını söyledikleri ifade edildi. İlimder İlter ve Ünal Karakülah’ın, Hatice K.’nin kendilerine gelerek arkadaşı Zehra’yı bulamadığını, kendilerinden aramalarını istediğini, mekanın etrafında ararken suyun içerisinde yatar vaziyette gördüklerini ve birlikte sudan çıkardıklarını anlattıklarına yer verildi.
Zehra’ya ait olan cep telefonunun yapılan incelemesinde ise genç kızın en son İlimder İlter, Ünal Karakülah ve Ömer İlter ile yazışmalarının bulunduğu belirtildi. Zehra Bayır’ın, İlimder İlter’e saat 03.34-03.36’da ‘Sen odana onu aldın, ben gördüm, Allah senin belanı versin’ şeklinde mesajlar gönderdiği, İlter’in de ‘Senin gibi kimseyi yukarı çıkarmam, Allah senin belanı versin’ diyerek cevap verdiği iddianameye girdi.

‘ZEHRA’NIN ODASININ BOŞALTILARAK TEMİZLENMESİ İSTENDİ, SÖYLENENLERİ YAPTIK’
Sanıklardan Hatice K.’nın savcılıkta alınan ifadesi de iddianamede yer aldı. Hatice K., ifadesinde Zehra Bayır’la beraber çalıştıklarını belirterek, “Olayın olduğu günün gecesi sabaha kadar iş yerinde çalışmaya devam ettik. Zehra’yı da çalışırken gördüm. Akşama doğru uyandığımda Zehra’yı gölün içerisinde ölmüş vaziyette gördüm. Durumu orada bulunan çalışanlara bildirdim. Ömer İlter, bana ve oradakilere nasıl ifade vereceğimizi tembihledi. Zehra’nın odasının boşaltılarak temizlenmesi istendi, söylenenleri yaptık” dedi.
CESEDİN ÜZERİNE SERİLEN BATTANİYEDE İLİMDER İLTER’E AİT DNA ÖRNEĞİ ÇIKTI
İddianamede, Zehra’nın kaldığı odanın içerisinde çarşafsız bir yatak ile baza bulunduğu, odanın kullanılmadığı izleniminin yaratıldığı, Ankara Jandarma Kriminal Laboratuvarı Amirliği’nin raporunda saat, perde ve çamaşırlarda Zehra Bayır’a ait DNA profilinin elde edildiği, cesedin üstüne örtüldüğü belirtilen kırmızı battaniye üzerinde de İlimder İlter’e ait DNA örneği elde edildiği kaydedildi.
İlimder İlter’in saat 03.43’te Zehra Bayır’ın odasına gittiği, burada tartışmanın devam ettiği, bu sırada mekanda bulundukları sabit olan Ömer İlter ve Ünal Karakülah’ın da olay yerine geldikleri, tartışma ve arbedeye dahil oldukları belirtildi. Ayrıca Zehra Bayır’ın 3 kişi tarafından şiddetli şekilde darbedilerek öldürüldüğü anlatıldı.
CESEDİ BİR MÜDDET BEKLETİP, SONRA GÖLETE BIRAKMIŞLAR
İddianameye giren Muğla Adli Tıp Kurumu’nun otopsi raporunda; Zehra’nın ölümünün genel beden travmasına bağlı kafatası, sternum ve çok sayıda kot kırıkları ile beyin, beyincik, beyin sapı ve omurilik kanaması ve beyin doku harabiyeti sonucu meydana geldiği ortaya koyuldu. Sanıklar tarafından cesedinin bir müddet dışarıda bekletildikten sonra da göletin içine bırakıldığı anlatıldı.
‘UYGUN OLUR’ ŞEKLİNDE ONAY VERMİŞ
Hatice K.’nin ifadesinde, Ömer İlter’in kurmuş olduğu senaryoyu ve nasıl ifade verecekleri hususunu adliyede çalıştığını bildiği Ahmet G.’ye danıştığı ve ‘uygun olur’ şeklinde onay aldığı belirtildi. Ahmet G.’in bu eyleminin de ‘suç delillerini gizleme veya değiştirme suçuna yardım etme’ suçunu oluşturduğuna yer verildi.
İddianamede, tutuklu İlimder İlter, ağabeyi Ömer İlter, ‘kasten öldürme, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme’ suçlarından müebbet hapis cezası, ‘suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme’ suçundan Ünal Karakülah’a 10 yıla kadar hapis; tutuksuz sanıklar Ahmet G.’ye 15 yıla kadar hapis, Hatice K. ve Taner K.’ye ise 5 yıla kadar hapis cezası istendi.
7’NCİ DURUŞMADA KARAR ÇIKTI
Bodrum Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 7’nci duruşmada karar çıktı. Duruşmaya tutuklu sanıklar İlimder İlter, ağabeyi Ömer İlter, Ünal Karakülah ile sanık ve müşteki avukatları katıldı. Duruşma, avukatların savunması ve sanıkların dinlenmesiyle başladı.
Mahkeme başkanı, kararı açıklamak için 10 dakika ara verdi. 2,5 saat süren duruşmanın ardından İlimder İlter, ‘kadına karşı kasten öldürme’ suçundan indirim uygulanmaksızın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı ve tutukluluk halinin devamına karar verildi. Ömer İlter ve Ünal Karakülah, ‘kadına karşı kasten öldürme’ suçundan delil yetersizliği nedeniyle beraat etti.
2 SANIK TAHLİYE OLDU
Ömer İlter ve Ünal Karakülah ayrıca ‘suç delillerini gizleme’ suçundan 4,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ancak İlter ile Karakülah, ceza miktarları ve tutuklu kaldıkları süre göz önüne alınarak yurt dışı yasağı uygulanmak suretiyle tahliye edildi.
Ahmet G. ise delil yetersizliğinden beraat etti. Hatice K. ‘suç delillerini yok etme, gizleme ve değiştirme’ suçundan 1 yıl 8 ay, Taner K. aynı suçtan 10 ay, suça sürüklenen çocuk T. İ. de aynı suçtan 5 ay hapis cezasına çarptırıldı. Bu cezalarla ilgili hükmün açıklamasının geri bırakılmasına karar verildi.
‘HUKUKA VE HAKKANİYETE AYKIRI OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUZ’
Ünal Karakülah’ın avukatı Ferdi Çelebi, “Yapılan uzun yargılama neticesinde suçun işlendiği yer ve zamanının tespit edilememesine rağmen sadece varsayıma dayalı olarak İlimder İlter hakkında cezalandırılma yoluna gidilmişse de bu kararın hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu düşünüyoruz. Mütalaada dahi maktulün kesin ölüm zamanının tespit edilemediği, suçun işlendiği yerin tespit edilemediği ve suç mahallinin nasıl ve ne şekilde temizlendiği konusunda bir açıklama getirmeksizin verilen cezaların kanun yolunda bozulacağı kanaatindeyiz” dedi.
Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, 38 müşteki, 1 müşteki şüpheli, Gülnihal Çiçek ve Alisya Bahar Candan’ın da aralarında bulunduğu 21 şüpheli yer aldı.
“SAZAN SARMALI” DOLANDIRICILIK YÖNTEMİNİ UYGULADILAR
İddianamede, Onur Apaydın ve İlker Oflu’nun şebekenin elebaşları olduğu, dolandırıcılık ve tefecilik suçlarından gelir elde etmek üzere teşekkül eden organize suç örgütünün üyesi olan şüphelilerin, örgüt yapısı ve iş bölümünün sağladığı kolaylıktan faydalanarak suç dünyasında “Sazan Sarmalı” olarak tabir edilen dolandırıcılık yöntemini uyguladıkları belirtildi.
Şüphelilerin, mağdurlara tanıdıkları vasıtasıyla ulaşıp güven kazandıktan sonra icra, vergi dairesi, TMSF gibi resmi kurum ve kuruluşlarla yakın ilişki içerisinde olduklarını, kurum-birim amirleri vasıtasıyla ihale yoluyla aldıkları araçları piyasa fiyatının altında bedelle sattıklarını anlattıkları aktarılan iddianamede, şüphelilerin araç ve fiyat bilgilerini içeren listeyi mağdurlara göstererek teklifte bulundukları kaydedildi.

VADETTİKLERİ ARAÇLARI TESLİM ETMEDEN KAYIPLARA KARIŞTILAR
İddianamede, şüphelilerin, listeden beğendikleri araçları almak isteyen mağdurlarla anlaşma yaptıkları, araç bedeli ile aracılık komisyon bedelinin bu iş için özel kurulmuş paravan firmanın hesabına gönderilmesini sağladıkları belirtilerek, şüphelilerin mağdurlardan araç ücretlerini ve komisyon bedellerini peşin aldıktan sonra çeşitli bahaneler öne sürüp vadettikleri araçları teslim etmeden kayıplara karıştıkları aktarıldı.
Hakkını aramak isteyen mağdurların tehdit edildiklerinin belirlendiği kaydedilen iddianamede, suç örgütü terminolojisinde “proje” olarak adlandırılan dolandırıcılık eyleminin gerçekleştirilmesi öncesinde örgütün saha elemanlarının ön çalışma yaptıkları, kurdukları sosyal bağlantılar ile ekonomik durumu iyi olan mağdur adaylarını ve onların kişisel zaaflarını tespit ettikleri, örgüt bütçesinden tahsis edilen maddi kaynakla zaafları bilinen mağdur adayıyla kişisel ilişki kurdukları anlatıldı.

MAĞDURLARIN KANDIRILMASINDA ETKİN ROL OYNADILAR
Alisya Bahar Candan ve Gülnihal Çiçek’in örgüt içindeki konumuna da yer verilen iddianamede, şüpheli Candan kardeşlerin önceki tarihlerde televizyon programlarına katıldıkları, ünlü olduktan sonra da magazin programlarında yer aldıkları, ”sosyal medya fenomeni” olarak tabir edildikleri, toplumun geniş kesimleri tarafından tanındıkları için suç örgütü tarafından dolandırıcılık eylemlerine yönelik düzenlenen özel toplantılarda mağdurların kandırılmasında etkin rol oynadıkları ve örgüt elebaşlarından Onur Apaydın ile yakın ilişki içerisinde oldukları belirtildi.
ÖRGÜTÜN GİZLİ MUHASEBECİSİ VE KASASI
İddianamede, hakkında yakalama kararı olan örgüt elebaşı Onur Apaydın’ın bankacılık sistemlerini aktif olarak kullanamadığı için suç gelirinden elde ettiği parayı, suç örgütü içerisinde “gizli muhasebeci ve kasa” konumunda olan şüpheli Alisya Bahar Candan üzerinden bankacılık sistemine sokarak, suç gelirini akladığı anlatıldı.
İddianamede ifadesine yer verilen şüpheli Hacı İsrafil Sağlam, örgüt toplantılarında yer aldığını aktararak, üst kademeden herkesin iştirak ettiği toplantılara saha elemanları ve alt kademenin asla katılmadığını kaydetti.
“NİHAL CANDAN ÖRGÜT LİDERİ ONUR APAYDIN’IN SEVGİLİSİYDİ”
Sağlam, “Toplantıların ikisinde Nihal Candan’ı gördüm. Nihal Candan örgüt lideri Onur Apaydın’ın sevgilisiydi. Diğer şahıslar Nihal Candan’a saygı gösteriyor ve mesafeli davranıyordu. Nihal Candan’ın yanında da örgütün iç işleyişine ilişkin konular, araba alım-satım işleri konuşuldu. Sazan sarmalı proje yöntemine ilişkin işlemler tartışılırdı.” ifadelerini kullandı.
İddianamede, Alisya Bahar Candan’ın ablası Gülnihal Çiçek’e göre suç örgütü içinde daha etkin rol oynadığı, şüpheli Gülnihal Çiçek’in tutuklulukta geçirdiği süre dikkate alınarak adli kontrol şartıyla tahliye edildiği aktarıldı.
BAHAR CANDAN HAKKINDA 44 YILA KADAR HAPİS İSTEMİ
İddianamede Alisya Bahar Candan hakkında “suç örgütüne üye olmak” ve “kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık” suçlarından 14 yıldan 44 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.
NİHAL CANDAN HAKKINDA İSE 24 YILA KADAR HAPİS İSTEMİ
Gülnihal Çiçek’in ise aynı suçlardan 8 yıldan 24 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.
Diğer 20 şüpheli hakkında ise farklı suçlardan farklı oranlarda hapis cezası öngörüldü.
Hazırlanan iddianame, ağır ceza mahkemesine gönderildi.
Ülkemizde de sıkça tartışılan sosyal medya platformuyla ilgili şikayetler bitmek bilmiyor. Kara paradan, olumsuz davranışlara tutunda sabahlara kadar süren yayınlar artık başka bir boyut kazandı. Fenomenler de dahil bu tarz yayın yapanların sadece yayınları değil çevresine verdiği rahatsızlıkta tehlikeli boyuta ulaştı. Erken saatlerde işe gidenler, bebeği olanlar, hastası olanlar ve gürültüden rahatsız olan komşular için bu durum artık çekilmez hale geldi.
TIKTOK FENOMENİ KOMŞULARINI CANINDAN BEZDİRDİ
Son olarak İstanbul Beylikdüzü’nde yaşanan bir olay bu konuyu tekrar gündeme getirdi. TikTok Fenomeni Hülya Mizgin hakkında apartman ve mahalle sakinleri Emniyet ve Cimer’e şikayette bulundu. Yaşadığı evde daha 6 ayını dolduran Mizgin’in şikayetleri gözardı etmesi ve yayınlarına çevresini rahatsız edecek şekilde devam etmesi komşularını ve mahalle sakinlerini isyan ettirdi. Bina sakinleri imza toplayıp savcılığa şikayette bulundu. Birçok kez evine polis ekiplerinin geldiği Mizgin’e hiçbir yaptırım uygulanmadığı iddia edildi. Daha büyük kavgaların çıkmasından endişe eden komşular biran önce çözüm bulunmasını istiyor.
Öte yandan Mizgin, önceki dönemlerde kara para soruşturması nedeniyle tutuklanan Dilan Polat’la da bir araya gelip etrafa dolarlar saçarak yayın yapmıştı.
GÜRÜLTÜLÜ VE RAHATSIZ EDİCİ YAYINLARDAN RAHATSIZ OLAN KOMŞULAR NE YAPACAK?
Avukat Mehmet İlker Birgan konuyla ilgili haberglobal.com.tr’den Şifa Kaymak’a yaptığı değerlendirmelerde “Sosyal medya kullanıcılarının yaptıkları davranışların hukuki bir yaptırımın olmayacağı düşüncesi ile hareket ederek hukuka aykırı eylem ve işlemlere neden olmaları son dönemde sıklıkla karşı karşıya kaldığımız durumlardır. Hukuk devleti ve kanunlarımız hukuka aykırı durumlara karşı zarar görenin haklarının korunması için gerekli düzenlemeleri yapmıştır. Özellikle internet ve sosyal medya üzerinden işlenen suçlarda kişilik haklarının ihlal edilmesi durumunda, bir takım hukuki, cezai ve idari yaptırımlar ortaya çıkmaktadır. Özellikle son dönemde sosyal medya üzerinden işlenen suçlar; Tehdit, Hakaret, Şantaj, Cinsel Taciz, Kişilerin huzur ve sükununu bozma, nefret ve ayrımcılık, haberleşmenin gizliliğini ihlal, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi ve yayılması, hayasızca hareketler ve müstehcenlik olarak karşımıza çıkmaktadır. Sosyal medya üzerinden bir suçun mağduru veya suçtan zarar gören kişiler uğradıkları hak ihlallerine karşı; idari, cezai ve hukuki yollara başvurma imkanları bulunmaktadır.” dedi.
HANGİ YOLLAR İZLENMELİ?
Avukat Birgan sözlerine şöyle devam etti:
Özellikle; Kişilik Haklarının İhlali Nedeniyle İçeriğin Yayından Çıkarılması ve Erişimin Engellenmesi için 5651 Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun Kapsamında, kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına (Facebook,twitter,tiktok vb) başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hakimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini de isteyebilir.
Sosyal medya yer sağlayıcısı kurumların ((Facebook,twitter,tiktok vb) bu tarz başvurulara karşı hak ihlalinin tespiti ve şikayet birimleri bulunmaktadır. Sosyal medya kullanıcıları uğradıkları hak ihlallerinin ortadan kaldırılması için doğrudan içeriği üreten içerik sağlayıcısına başvurabilecekleri gibi, içerik sağlayıcı ve ya direkt olarak yerleşim yerlerinin bulunduğu sulh ceza hakimliğine başvuru yapma seçimlik hakkına sahiptir. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan özellikle; çocukların cinsel istismarı, fuhuş, kumar oynaması için yer ve imkan sağlama, uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, intihara yönlendirme gibi suçlarda sulh ceza hakimliği veya mahkemece erişimin engellenmesi kararı verilebilmektedir.
Kişilik hakları saldırıya uğrayan yada suçun mağduru olan kişiler, suçu gerçekleştiren kişilerin tespiti ve cezalandırılmaları için, yerleşim yerlerinin bulunduğu Cumhuriyet Savcılıkları, Emniyet birimlerine(Siber Suçlarla Mücadele) başvuru yapabilirler. Kişilik hakları ihlal edilen bireyler uğradıkları maddi ve manevi zararların tespit ve tazminini hukuk mahkemelerinde dava açarak talep edebilirler.
Sosyal medya üzerinden paylaşılan ve suç unsuru ihtiva eden içeriklerin kaybolmadan tespit edilmesi ve delil niteliği halini alması için Türkiye Noterler Birliğinin internet sitesinde yer alan e tespit hizmetinden faydalanılması hak mağduriyetlerinin önüne geçecektir.

TIKTOK TÜRKİYE’DE YASAKLANACAK MI?
TBMM Dijital Mecralar Komisyonu Başkanı AK Partili Hüseyin Yayman, TikTok’un Türkiye’de yasaklanmasına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Yayman, komisyonun Aralık ayında TikTok temsilcilerini dinlediğini ve platformdan gelen cevapların yetersiz olduğunu söyledi. Özellikle içerik paylaşımları konusunda ciddi eleştiriler olduğunu vurgulayan Yayman, “Mızrağın çuvala sığmadığı bir durumla karşı karşıyayız. Kimse dokunulmaz değil. Bu işin sonu burada da yasaklamaya gidiyor.” ifadelerini kullandı.
ABD’de kasım ayında yapılacak seçimlerle başkanlık koltuğuna ikinci kez oturmayı hedefleyen Cumhuriyetçi Donald Trump, hakkında açılan davalara ve mali sorunlara karşın çoğu ankette Demokrat rakibi Joe Biden’ın önünde görünüyor. Amerikan Time dergisi, eski Başkan’a seçimleri kazanırsa yeni dönemde nasıl hareket edeceğini sordu.
Gazze savaşı
Biden yönetimi 7 Ekim’de başlayan Gazze savaşının ardından İsrail’e yüklü silah yardımı ile açık destek verirken, Trump da İsrail’i koruyacağını söyledi. İran ile İsrail’in savaşması halinde ABD’nin dahil olup olmayacağıyla ilgili soruya “İsrail’e çok sadık oldum, diğer başkanlardan daha sadıktım. İsrail için diğer başkanlardan daha fazlasını yaptım. Evet, İsrail’i koruyacağım.” Eski Başkan ayrıca, “İsrail’in bir şeyi çok kötü yaptığını düşünüyorum: Halkla ilişkiler” sözleriyle Netanyahu hükümetinin tutumunu eleştirdi: “Her gece bombalanan binaların ve ölen insanların fotoğraflarının paylaşılması gerekmiyordu. Ama (İsrail yönetiminin) yaptığı bu.”
İki devletli çözüm
Trump, Biden yönetiminin aksine Filistin meselesinde “iki devletli çözüme” olan inancını kaybettiğini belirtti:
“İki devletin işe yarayabileceğini düşündüğüm zamanlar oldu. Şimdi iki devletin çok ama çok zor olacağını düşünüyorum. İsrail ilerleme kaydediyorsa iki devlet istemiyor, her şeyi istiyor. İlerleme kaydetmiyorsa, o zaman iki devletli çözümden bahsediyor.”
NATO
Trump, Avrupa ülkelerini NATO’ya yetersiz katkı vermekle suçladı: “Faturalarını (ulusal bütçeden NATO’ya ayrılan pay) ödemelerini istiyorum. Çok basit. Bakın, eğer bir sorunumuz olsaydı, biz saldırıya uğrasaydık NATO’nun yardıma geleceğini düşünmüyorum.”
Ukrayna savaşı
Avrupa’nın başına kötü bir şey gelmesini istemiyorum, Avrupa’yı seviyorum. Ama hem NATO’da hem de Ukrayna’da bizden faydalandılar. (Bizim Ukrayna’yla) Aramızda bir okyanus var. Ukrayna’ya yardım etmeye çalışacağım ama Avrupa’nın da işini yapması, paylarına düşeni ödemesi gerekiyor.
Rusya ile ilişkiler
Rusya ile ilişkiler ve Rusya’da casusluk suçlamasıyla tutuklu gazeteci Evan Gershkovich ile ilgili de, “Biden’ın (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin ile ilişkisinin çok kötü olduğunu düşünüyorum. Putin’in asla Ukrayna’ya gitmemesi gerekiyordu. Ben olduğum dönemde gitmedi. Putin ile çok iyi baş ediyorum, ancak gazetecinin serbest bırakılması gerekiyor. Biden döneminde serbest kalacak mı bilmiyorum” dedi.
Kasım seçimleri
Kasım ayındaki başkanlık seçimlerinde olası bir gerginlik bekleyip beklemediğine dair soruya, “Siyasi şiddet olacağı görüşünde değilim. Büyük bir zafer kazanacağımızı düşünüyorum. Şiddet olmayacağını düşünüyorum” yanıtını verdi.
3 haftada 29 bin Çinli geldi
“Yerel kolluk kuvvetlerini kullanacağız. Ve kesinlikle içeri giren suçlularla başlayacağız. Daha önce hiç görmediğimiz sayılarda geliyorlar. Yeni bir suç kategorimiz var: buna göçmen suçu deniyor.” Ulusal Muhafızların ABD sınırlarını korumak için içeride ve sınırda kullanılabileceğini söyleyen Trump, “Eğer onlar bunu başaramazlarsa orduya başvuracağını” söyledi. ABD yasalarına göre ordunun sivillere karşı konuşlandıramayacağını hatırlatılınca ise “Bunlar sivil değil. Bunlar ülkemizde yasal olarak bulunmayan insanlar. Bu ülkemizi işgaldir” dedi.
“Ülkemizde büyük bir güç oluşuyor, son üç haftada Çin’den 29 bin kişi geldi, bunların çoğu askerlik çağındaki erkekler. Bu suçu durdurmak için ne gerekiyorsa yapmanız gerekiyor” diye konuştu.
]]>Sosyal medya fenomeni Banu Parlak’ın güzellik merkezine geçen yıl 1 Ekim’de aynı gün içerisinde 2 kez silahlı saldırı düzenlenmişti. Olay sonrası yürütülen soruşturma tamamlanmış Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianame hazırlanmıştı. İddianamede Dilan, Engin ve Sezgin Polat için ‘Birden fazla kişiyle birlikte silahla tehdit’, ‘Mala zarar verme’ suçlarından toplamda ayrı ayrı 2 yıl 4 aydan 8 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edilmişti. Diğer sanıkların da çeşitli suçlardan değişen oranlarda cezalandırılmaları istenmişti. Banu Parlak davaya katılmak için avukatlarıyla Küçükçekmece Adliyesi’ne geldi.Olaya ilişkin 11 sanıklı dava bugün Küçükçekmece 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başladı.
DİLAN POLAT GÖZYAŞLARINA BOĞULDU
Sosyal medya fenomeni Banu Parlak’ın güzellik merkezine geçen yıl 1 Ekim’de aynı gün içerisinde iki kez silahlı saldırı gerçekleştirilmesine ilişkin davanın ilk duruşması görülmeye başlandı. Duruşmaya tutuklu sanıklar Sezgin, Engin ve Dilan Polat, bulunduğu cezaevinden getirildi. Diğer sanıklar SEGBİS ile duruşmaya katıldı. Dilan ve Engin Polat’ın kızı Nilda Polat, Engin Polat’ın kız kardeşi Kübra Uzun duruşmaya izleyici olarak katıldı. Taraf avukatları salonda hazır bulundu.Kimlik tespitinde Engin Polat, mesleğinin sorulması üzerine ‘Serbest meslek’ şeklinde cevap verdi. Mahkeme hakiminin nasıl bir serbest meslek demesi üzerine Polat, ‘Kozmetik şirketlerim var’ yanıtını verdi. Aylık gelirinin sorulması üzerine ise Engin Polat aylık 200 bin lira geliri olduğunu söyledi.
Dilan Polat, Engin Polat’ın kimlik tespiti yapıldıktan sonra duruşma salonuna getirildi. Duruşmaya katılan Dilan Polat’ın beyaz tişört üstüne siyah bir takım giydiği görüldü. Dilan Polat salona girer girmez Engin Polat’la gözgöze geldiği an gözyaşlarına boğuldu. Yan yana geldikleri an çift el ele tutuştu. Dilan Polat, Engin Polat’ın elini öptü birkaç dakika sonra ise Dilan Polat sandalyeye oturtuldu. Dilan Polat kızı Nilda’ya dokunmak istedi, ‘Kızım seni çok seviyorum’ dedi. Hakim temas etmenin yasak olduğunu söyledi.Dilan Polat aylık gelirinin sorulması üzerine ‘200 bin lira’ yanıtını verdi.
Olay sonrası yürütülen soruşturma tamamlanmış Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianame hazırlanmıştı. Küçükçekmece 3. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen davada Dilan, Engin ve Sezgin Polat için ayrı ayrı 8 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları istenmişti. Daltonlar çetesi liderleri olarak bilinen firari sanıklar Barış Boyun, Beratcan ve Batin Can Gökdemir’in de ayrı ayrı 23 yıla kadar hapisleri talep edilmişti.
İDDİANAMEDEN
Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı iddianamede Dilan Polat ile müşteki Banu Parlak arasında husumet bulunduğu belirtildi. Dilan Polat’ın sosyal medya hesabından yayınladığı bir videoda “Tedbir kararının anasını göreceksin, iftiranın danasını göreceksin. Bitti bitti.Sana bu prim fazla bile.Sana daha ne mesajlarım var sıra sıra” şeklinde yaptığı açıklamayla Parlak’a tehdit mesajı gönderdiğine yer verildi. Bu mesajdan kısa bir süre sonra Sezgin, Engin ve Dilan Polat’ın ortak kararıyla, Engin Polat, Banu Parlak’ın işyerine tehdit amaçlı silahlı saldırı düzenlenmesi için Gürcistan ülkesindeki bağlantılarıyla kamuoyunda “Daltonlar çetesi” olarak bilinen suç örgütünün firari yöneticilerinden olan Beratcan ve kardeşi Batın Can Gökdemir ile irtibat kurduğu kaydedildi. İddianamede şüpheliler Barış Boyun, Beratcan Gökdemir ve Batin Can Gökdemir’in hakkında yakalama kararı çıkartıldığı, belirtildi. Barış Boyun, Beratcan ve Batin Can Gökdemir’in ‘Silahlı suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘Birden fazla kişiyle birlikte silahla tehdit’, ‘Mala zarar verme’ ve ‘Ruhsatsız silah taşıma’ suçlarından ayrı ayrı toplamda 8 yıl 4 aydan 23 yıla kadar hapsi istendi. Dilan, Engin ve Sezgin Polat için ise ‘Birden fazla kişiyle birlikte silahla tehdit’, ‘Mala zarar verme’ suçlarından toplamda ayrı ayrı 2 yıl 4 aydan 8 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi. Ayrıca belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmaları istendi. Diğer 5 sanığın da çeşitli suçlardan değişen oranlarda cezalandırılmaları talep edildi.
Trump’ın hazır bulunduğu duruşmada, jüri üyeleri savcılığın ilk tanığı olan National Enquirer yayıncısı David Pecker’ı dinledi. Pecker’in Trump’ın başkanlık yarışına zarar verebilecek olumsuz hikayeleri bastırmak için medya gücünü kullandığı öne sürülüyor.
Savcılar, Trump’ın Daniels’e söz konusu ödemeyi yaparak karşı karşıya olduğu diğer suçlamalar da düşünülünce seçmenleri kandırmaya yönelik suç teşkil eden bir çaba olarak nitelendirerek, Trump’ı 2016 seçimlerine hile karıştırmakla suçladı.

“Bu saf ve basit bir seçim sahtekarlığıydı”
Savcı Matthew Colangelo, “Bu, 2016 seçimlerini etkilemek, Donald Trump’ın davranışları hakkında kötü şeyler söyleyen insanları susturmak için yasadışı harcamalar yaparak seçilmesine yardımcı olmak için planlanmış, koordine edilmiş, uzun süredir devam eden bir komploydu. Bu saf ve basit bir seçim sahtekarlığıydı” dedi.
“Buna demokrasi denir”
Trump’ın avukatı Todd Blanche ise, jüriye Trump’ın herhangi bir suç işlemediğini ve Manhattan Bölge Savcısı Alvin Bragg’in söz konusu davayı açmaması gerektiğini belirtti. Blanche, “Seçimleri etkilemeye çalışmak yanlış bir şey değil. Buna demokrasi denir. Bu fikre sanki bir suçmuş gibi uğursuz bir anlam yüklüyorlar” dedi.
“Bu, beni seçim kampanyasından uzak tutmak için Biden’ın yürüttüğü bir cadı avıdır”
Duruşmanın ardından gazetecilere açıklamalarda bulunan Trump, duruşmanın “çok iyi” geçtiğine inandığını belirterek, Manhattan Bölge Savcısı Alvin Bragg’in başlangıçta bir iddianame hazırlamak istemediğini aktardı.
Trump, davanın içeriğinin “uzun yıllar öncesine dayandığını” ifade ederek, “Bu, beni seçim kampanyasından uzak tutmak için Biden’ın yürüttüğü bir cadı avıdır” dedi.
Hakkındaki sivil dolandırıcılık davasının yargıcı Arthur Engoron’u hedef alan Trump, “ne olup bittiği hakkında hiçbir fikri olmadığını” belirterek, basit finansal kavramları anlayamadığını ancak yine de “dünyayı sarsan” bir karar verdiğini öne sürdü.
“Sus payı” davası
Yetişkin film oyuncusu Daniels, Trump ile yaşadıkları ilişki konusunda sessiz kalması için 2016 yılında 130 bin dolar karşılığında bir anlaşmaya imza attığını ifade etmişti. Daniels, anlaşmanın Trump tarafından imzalanmadığı gerekçesiyle geçersiz olduğunu savunmuştu. Trump ise Daniels’ın iddialarını yalanlamıştı. Ancak Trump’a 2016’daki seçim kampanyasından önce avukatlık yapan Michael Cohen, Daniels’a Trump adına kendi hesabından 130 bin dolar ödeme yaptığını doğrulamıştı. Cohen, daha sonra kendisine Trump’ın şirketleri tarafından ikramiyelerle birlikte yaklaşık 420 bin dolar geri ödeme yapıldığını iddia etmişti.
Cohen, Trump’ın seçim kampanyasına yönelik yürütülen soruşturmada “vergi kaçırma” ve “Kongre’ye yalan söyleme” suçlamalarıyla gözaltına alınmış, çıkarıldığı mahkemede kampanya finansmanı ihlalleri de dahil olmak üzere 9 federal suçlamayı kabul etmiş, Aralık 2018’de 3 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.
Trump, geçtiğimiz sene 4 Nisan’da söz konusu ödemeyi örtbas etmek için mali kayıtlarda tahrifat yapmakla suçlandığı dava kapsamında hakim karşısına çıkmış ve duruşmada kendisine yöneltilen suçlamaları dinledikten sonra 34 suçlamanın tümünü reddetmişti. Dava, 15 Nisan’da jüri seçimiyle başlamıştı.
Hakkında bulunan suçlamaları kabul etmeyen tutuklu sanık Mustafa Koç, operasyonların yapıldığı tarihte kendi rızasıyla teslim olduğunu ifade etti.
“BORA KAPLAN’I MEDYADAN TANIYORUM”
2018 yılında “Süvari Kahvesi” adlı mekanda bar sorumlusu olarak çalışmaya başladığını anlatan sanık Koç, “Fethi Koyuncu isimli kişi bizim mekanımızda vale eksiği olduğu zaman sadece vale gönderirdi, oradan tanıyorum. Ayrıca Bora Kaplan adlı kişiyi tanımıyorum, sadece medyadan biliyorum. Kaplan’la sadece nezarethane ve duruşma salonunda yan yana geldim. Herhangi bir örgüte üye olmak veya faaliyette bulunmak gibi bir girişimim olmamıştır. Gereğini size bırakıyorum” diye konuştu.
“BORA KAPLAN’DAN SUÇ TEŞKİL EDECEK EMİR ALMADIM”
Suç örgütüne üye olmadığını iddia eden tutuklu sanık Mümin Ali Beldek, “Suç örgütüne üye değilim. 15 yıldır gece alemin de çalışmaktayım. Bu sebepten dolayı mekana gelen müşterilerle illaki samimi olmuşumdur. Bora Kaplan ile de bu şekilde tanıştım. Filistin Caddesi’nde boş bir dükkan vardı. Bora Kaplan’la konuşup burayı “Makyaj” adında gece kulübü yapalım dedik, kendisi de olumlu yaklaştı. 8 senedir de İzmir Çeşme’de çalışıyorum. Bora Kaplan’dan suç teşkil edecek bir emir almadım” ifadelerine yer verdi.
“DİŞLERİ SÖKÜLMÜŞ BİR ŞAHISLA KONUŞSAM MUHAKKAK HATIRLARIM”
Çankaya İlçe Emniyet Müdürü tutuksuz sanık Necdet A.Ç., Organize Şube Ekipleri tarafından gözaltına alındığında konuyla ilgili hiçbir şey hatırlamadığını söyledi. Konunun anlatılması üzerine hatırladığını iddia eden Necdet A.Ç., “Olay günü, komiserlerden birisi gelip bana bir şahsın geldiğini, şahsın dayak yediğini ve hürriyetinden yoksun bırakıldığını ancak çelişkili ifadeler verdiğini söyledi. Bu konuyla ilgili Gasp Büroya ulaşamadıklarını söyledi. Gasp Büro amirini aradım, kendisine durumu söylediğimde, ‘Konuyu ben zaten biliyorum. Siz şahsı gönderin, bende iki güne Esat karakoluna gönderiyorum’ dedi. Şahsı Esat karakoluna gönderdik. Bir gün sonraysa konuyla ilgili ne olduğunu merak ettiğim için komiserlerden bir tanesiyle görüştüm. Komiser bana, ‘Şahıs susma hakkını kullanmak istedi’ dedi. Ben de nasıl böyle bir şey olabilir diye tekrar şahsa ulaşmaya çalışalım dedim. Şahısla konuştuğumu hatırlamıyorum. Çünkü karşımda böyle eziyet görmüş iki gün hürriyetinden yoksun bırakılmış vahşice dişleri sökülmüş bir şahısla konuşsam muhakkak hatırlarım” diyerek savunmasını noktaladı.
“BENİM ARABAMA BOMBA ATSANIZ DAHİ İŞLEMEZ”
Mahkeme başkanının, Bora Kaplan’a ‘Esenboğa Havalimanında yakalandığı beyaz renkli SUV aracın neden zıhlıydı?’ sorusuna sanık Kaplan, “Biz ticaret yapıyoruz, para taşıyoruz. Duyuyoruz haberlerde. Adamı çevirmişler onu gasp etmişler, öldürmüşler. Bizim çalışanlarımızın başına da böyle bir iş gelmesin diye bankadan para çekilirken de bu aracı kullanıyorduk. Zırhlı araç olduğu için dışarıdan saldırı olmaz. Ayrıca benim silaha ihtiyacım yoktur. Neden? Benim arabama bomba atsanız dahi işlemez. Suç işlemek amaçlı değil bu araç. Tamamen kendimi savunma amaçlı” dedi.
Sanık beyanlarının ardından ara kararını açıklayan mahkeme başkanı, tutuklu sanıkların mevcut hallerinin devamına, tutuksuz sanıkların adli kontrol tedbirlerimin devamına hükmetti. Duruşma, 22 Nisan Pazartesi gününe ertelendi.
Uluslararası Adalet Divanı’nda görüşülmeye başlanan davada Nikaragua Berlin’in İsrail’e siyasi, mali ve askeri destek sağladığını iddia etti. Ayrıca Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın (UNRWA) fonlarını keserek “İsrail’in soykırım işlemesini kolaylaştırdığı ve her halükarda soykırımı önlemek için mümkün olan her şeyi yapma yükümlülüğünü yerine getirmediği” suçlamasında bulundu.

Nikaragua, Almanya’nın İsrail’e verdiği destekle 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi (Soykırım Sözleşmesi), 1949 Cenevre Sözleşmeleri ve Ek Protokolleri, uluslararası insancıl hukukun ihlal edilemez ilkeleri ve diğer genel uluslararası hukuk normlarına aykırı hareket ettiğini savunuyor.
Almanya ise Nikaragua’nın suçlamalarını reddediyor.
Almanya Dışişleri Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürü Tania von Uslar-Gleichen, Divan’da yaptığı savunmada, Nikaragua’nın Almanya’ya yönelik suçlamalarını “tek taraflı, gerçeklere, hukuka aykırı” olarak değerlendirdi ve suçlamaları reddetti.
Öte yandan “Almanya’nın İsrail ile sürdürdüğü savunma iş birliğinin, uluslararası hukuka uygun, sağlam bir yasal çerçeveye dayandığı” iddia edildi.
Berlin ayrıca, 7 Ekim’den bu yana İsrail’e yapılan askeri ihracatın neredeyse tamamının “savunma amaçlı” olduğunu öne sürdü.
Ancak dava, Almanya’nın tarihi geçmişi açısından oldukça hassas ve ciddi bir suçlama.
“SOYKIRIMA DESTEK VERME” SUÇU NEDİR?
Uluslararası sözleşmeler soykırım suçunu tanımakla yetinmiyor. Bir de soykırıma destek verme suçunu da açıkça betimliyor. Buna göre, soykırım işleyen devlet, topluluk ya da bir gruba destek vermek, teşvik etmek ya da azmettirmek soykırıma yardım suçu kapsamına giriyor.
Gazze’de işlenen soykırım suçu üzerinden gidecek olursak, İsrail’e silah ve mühimmat desteği veren, uluslararası kamuoyunda savunan, suçları örtmeye çalışanlara soykırıma destek veren ülke olarak bakılıyor.
Halihazırda İsrail’e destek veren ülkelerin de tanıdığı, kabul ettiği Uluslararası Ceza Kanunu’nun ilgili maddeleri bu suçu ve cezaları açıkça tanımlıyor.
İşte, geçmişinde soykırım suçu bulunan Almanya aleyhinde Nikaragua’nın açtığı dava da bu kapsamda dikkat çekiyor.

“NİKARAGUA ALMAN DESTEĞİNİ KESMEK İSTİYOR”
Davayı ve detayları Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Levent Ersin Orallı ile konuştuk.
Almanya’nın tarihin en büyük soykırım suçlamalarından birinden hüküm giydiğini dile getiren Orallı, İsrail Devleti ve Yahudilerin en çok gözetilen ulus olarak görüldüğünü belirtiyor.
Bilindiği üzere Berlin, Gazze saldırıları sırasında da her alanda Tel Aviv’e açıktan en büyük desteği veren ülkelerin başında geliyor. Ancak bununla da yetinmiyor.
Almanya, İsrail’in talebiyle UNRWA’ya yaptığı yardımları da durdurdu.
Orallı da Almanya’nın İsrail’e her türlü silah ve mühimmat desteği sunarak ve Filistin’e olan parasal desteği keserek soykırım suçunun işlenmesi konusunda destek verdiğine dikkat çekiyor.
Orallı, kararın alınması halinde ise, Almanya’nın İsrail’e sunmuş olduğu silah kaynaklarının bu süreçte en azından durdurulacağını ve diğer devletler açısından da önemli bir örnek teşkil edeceğini belirtiyor.
“Nikaragua’nın temel tezi; Almanya soykırım suçunu işlemektedir noktasından ziyade soykırım suçunu işleyen İsrail’e açık bir şekilde destek vermektedir. Nikaragua bu haklı tezi ortaya koyarak Almanya’nın İsrail’e olan silah sevkiyatında ve mühimmat ihracatında ihtiyati bir tedbir kararının alınmasını arzu ediyor.
Şüphesiz bu karar alınırsa Almanya’nın İsrail’e sunmuş olduğu silah kaynakları bu soykırım sürecince en azından durdurulacak ve diğer devletler açısından da önemli bir örnek teşkil edecektir.”
“BU DAVA GÜNEY AFRİKA’NIN AÇTIĞI DAVADAN ERKEN SONUÇLANABİLİR”
Peki, bu davanın Güney Afrika’nın İsrail’e açtığı ve doğrudan soykırım yapmakla suçladığı davayla ilişkisi nedir?
Bu soru da uluslararası çevrelerde çokça tartışılan bir konu olarak öne çıkıyor. Yani soykırıma yardım etme suçlaması, soykırım işleme suçlamasının neticelenmesinden sonra mı karara bağlanır?
Orallı’ya göre bu dava İsrail’e karşı Güney Afrika’nın açmış olduğu davadan önce sonuçlanabilir.
İsrail ve destekçileri kabul etmese de Uluslararası Adalet Divanı Güney Afrika’nın açtığı davada ihtiyati tedbir kararı verdi ve Tel Aviv’den savunma istedi.
Orallı da bu konuya dikkat çekerek, İsrail’in eylemlerinin meşru müdafaa tezini aştığı, öngörülebilir bir noktadan uzaklaştığı ve ağırlıklı olarak orantılılık ilkelerini ihlal ettiğine dair genel kabul olduğunu belirtiyor ve ihtiyati tedbir kararı gelebileceğine işaret ediyor:
“Lahey’de Uluslararası Adalet Divanı ölçü sınırının aşıldığı ve orantılılığa yer almadığı kararını vererek İsrail’le bir ay içerisinde rapor hazırlaması gerektiğine ilişkin bir nihai karar ortaya koymuştu. Bu durumda Güney Afrika’nın İsrail’e açtığı dava neticelenmeden de Nikaragua’nın Almanya’ya karşı açtığı dava tamamlanabilir. En azından ihtiyati tedbir kararı alınarak Almanya’nın İsrail’in soykırım suçu ortaklığının önüne geçilebilir. Silah ve mühimmat ihracatı durdurulabilir.”
NİKARAGUA’NIN AÇTIĞI DAVA EMSAL TEŞKİL EDER Mİ?
Hem Almanya hem de İsrail’in her alanda en büyük destekçisi ABD, uluslararası örgütlerin ve kurulların öncü ülkelerinden. Üstelik soykırım suçunun uluslararası literatüre kazandırılması da İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’nın işlediği soykırımdan sonra gerçekleşti. ABD ve Almanya 1948’de tanımlanan bu suça taraf olarak imza atan ülkelerden.
Orallı, sözleşmeye taraf olan devletlerin birbirleri aleyhinde suç duyurusunda bulunabileceğini, yargılama yapılabileceğini ve ardından da yargılamanın sonucunda alınacak kararlara uyacaklarına dair taahhütte bulunduğunu belirtiyor.
Şüphesiz şu ana kadar başta ABD, İngiltere ve Fransa olmak üzere Almanya’nın da yer aldığı çok sayıda devletin İsrail’in soykırım suçuna destek verdiği değerlendirildiğinde bu karardan önce ihtiyati tedbirin de diğer devletler açısından örnek teşkil etmesi gerekir.
Öte yandan Orallı Uluslararası Adalet Divanı’ndan çıkacak kararların emsal teşkil edeceğini söylüyor ve şöyle açıklıyor:
“Bu noktada gerek Güney Afrika’nın açtığı davanın güçlü bir emsal niteliğinde olacağına gerekse de Nikaragua’nın Almanya’nın silah tedariğine ilişkin ve soykırım suçunun ortaklığına ilişkin açtığı davanın diğer devlet açısından da önemli bir emsal niteliğinde olduğu kanaatindeyim. Şüphesiz şu ana kadar başta ABD, İngiltere ve Fransa olmak üzere Almanya’nın da yer aldığı çok sayıda devletin İsrail’in soykırım suçuna destek verdiği değerlendirildiğinde bu karardan önce ihtiyati tedbirin de diğer devletler açısından örnek teşkil etmesi gerekir.”
KAYNAK: TRT HABER
]]>PKK propagandası yapma suçundan da hakkında dosyalar bulunan Bartın, başta CHP’li İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) olmak üzere, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Akın, İstanbul Çekmeköy Belediye Başkan Adayı Orhan Çerkes, Didim Belediye Başkan Adayı Hatice Gençay ve Balıkesir Burhaniye Belediye Başkan Adayı Ali Kemal Deveciler’e çalışmış. Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Akın adına Übeyit Bartın’a, CHP’li Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi’nin ödeme yaptığı belirlendi.
İBB’DEN 1,5 MİLYONLUK KIYAK
Yasa dışı bahisçi ve terör örgütü PKK propagandacısı Übeyit Bartın’ın şirketi olan Bartın Medya Danışmanlık San. ve Tic. Ltd. Şti.’ne CHP’li İBB’den 2023 yılında yaklaşık 1,5 milyon TL ödeme yapıldığı öğrenildi. Söz konusu ödemenin “muhtelif organizasyonlar kapsamında kamera ve fotoğraf çekimi hizmet alım işi” adı altında İBB iştiraki olan İstanbul Kültür Sanat A.Ş. tarafından gerçekleştirildiği belgelendi.
TROL AĞININ ALGI OPERASYONLARI
Ayrıca söz konusu belediyelere “Bartın trol ağı” tarafından sosyal medyada para karşılığı PR çalışması gerçekleştirildiği görülüyor. Dijital platformlar incelendiğinde İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, ABB Başkanı Mansur Yavaş, Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Akın, İstanbul Çekmeköy Belediye Başkan Adayı Orhan Çerkes, Didim Belediye Başkan Adayı Hatice Gençay ve Balıkesir Burhaniye Belediye Başkan Adayı Ali Kemal Deveciler’e trol ağı içindeki hesaplar tarafından destek verildiği anlaşılıyor. Söz konusu hesaplar tarafından rakip adaylara karşı da algı operasyonları yürütülüyor.
KİRLİ İTTİFAK
Bu çalışmaları Bartın’ın 12 milyonu aşkın takipçisi olan 53 hesabı dışında, kamuoyunca yakından bilinen @solcugazete, @pusholder, @beehaber, @anlikhaberiniz, @ajans_muhbir, @whisperhaber, @darkwebhaber, @aykiricomtr ve @ajans_hakikat adlı hesaplarla da yürüttüğü tespit edildi. Trol ağı bu şekilde 40 milyon erişime ulaşıyor. Söz konusu hesapların yöneticileriyle Übeyit Bartın’ın arasındaki para trafiği güvenlik güçlerinin radarına takıldı. Söz konusu hesaplardan bazılarının Zafer Partisi’ne de çalışması dikkat çekti.
BARTIN TROL AĞI
Ana ağın yöneticisi olduğu belirlenen yasa dışı bahisçi Übeyit Bartın’ın, terör örgütü PKK’nın propagandasını yapma suçlarından davaları var. Hakkari Yüksekova nüfusuna kayıtlı olan Bartın’ın ağdaki hesapları ailesiyle birlikte yönettiği ve “Bartın” soyadlı çok sayıda akrabasına sahte hesaplar açtığı belirlendi.

İŞTE O HESAPLAR
Übeyit Bartın’ın trol ağındaki yüksek takipçili sosyal medya hesapları şöyle: ZAM Haber, Bee Haber, Seçime Doğru, Mevzu Ekrem, Çocuk terörü, Mevzu Kürtlere, kürt birisi, Musicart, tweetgram, Ne Zorsun, Günlük Cringe Dozu, alfa video kuşağı, gerildik, Miras Kalacak, alternatif mizah, Z kuşağı Terörü, mizah sarmalı, Mimari Facialar, Atan Alır Beyler, ayaktaalkisla, Yerinde Küfür, 10/10 EV, tc medya efsaneleri, 1 IQ İNSANLAR, BARBİOLOG, hikayene yanıt verdi, Siyasi tweetler, bir öncekinden daha kötü, KYB Media, Bilim Camiasından Enstantaneler, Dank Memes, bn, Hoş geldin Yeni Fobi, Bilim Camiası Memes, Bomonti Sokağı, Feminist Haber, Allahım Nasip Etme, Kesin Yaşanmıştır Bu, AzBilinenEfsane Duyarlar, HerGunBirDozz, Efsane Spor Yorumları.

TURGUT ALTINOK: SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAĞIZ
Cumhur İttifakı’nın Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Turgut Altınok, konuyla ilgili sosyal medyadan yaptığı paylaşımda, “Rakiplerimizin terör örgütü propagandasını yapan ve yasa dışı bahis suçundan hakkında yakalama kararı çıkarılan bir çete liderinden medet ummaları, finans dahil her türlü imkanlarını seferber etmeleri ne denli çirkefleştiklerini gözler önüne sermektedir.” dedi.
Altınok, trol ağı ile kendisi hakkında karalama kampanyası yapanlar hakkında da suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı.
“ONLARI YAKALAYIP NEFESLERİNİ KESİP, DİZ ÇÖKTÜRÜP ADALETE TESLİM ETMEKTE KARARLIYIZ”
Programda konuşan Bakan Yerlikaya, göreve geldiği günden itibaren yaptığı operasyonlarla ilgili bilgi vererek, “1 Haziran-12 Mart yani göreve geldiğimizden beri kırsalda yapılan operasyonlar, şehir operasyonları toplam 22 bin 234 operasyonda 817 terörist etkisiz hale getirildi. Tüm detaylar var. İstanbul’da 283 şehir operasyonda 87 terörist etkisiz hale getirmiş. Yurt dışına da kaçsa yerin dibine de girse, gökyüzüne ayada gitse bu milletin desteği ve duası ile bizim üzerimizde olduğu müddetçe onları yakalayıp nefeslerini kesip, diz çöktürüp adalete teslim etmekte kararlıyı” dedi.
“GRİ LİSTEDEN İLK BİZ ÇIKACAĞIMIZI ÜMİT EDİYORUZ ÇÜNKÜ YAPMAMIZ GEREKEN TÜM HER ŞEYİ YAPTIK”
Türkiye’nin gri listeden çıkacağını söyleyen Bakan Yerlikaya, “Gri listenin alt parametre olarak kırk maddesi var, biz geldiğimizde dördü kalmıştı, 3’ü İçişleri, 1’i Adalet Bakanlığında. Bunların tamamını bitirdik biz. Tabii bu yaptığımız, birazdan yapacağımız organize suç örgütleriyle ilgili, diğer bu finansmanla ilgili yapılanların her biri sadece bunları siz görmüyorsunuz ki tüm dünya bunu izliyor, onlar da görüyor, söylüyorlar. Bunlarla ilgili yurtdışı basınında çok enteresan kalemler yazı yazıyor ve bütün bunlar öyle olumlu bir tesir yapıyor ki Nisan ayında, Mayıs’ın ilk haftalarında bu komisyon gelecek yerinde son değerlendirmesini yapacak ve Haziran’ın ilk haftasında da gri listeden ilk biz çıkacağımızı ümit ediyoruz. Çünkü yapmamız gereken tüm her şeyi yaptık. Eğer Mehmet Şimşek Bakanımızın da ifade ettiği gibi ‘halen’ diye bir karar alıyorlarsa bu da bizimle ilgili siyasi bir duruşla ilgilidir ki biz öyle bir şey yapacaklarına da ihtimal vermiyoruz, vermek istemiyoruz” şeklinde konuştu.
“GRİ LİSTENİN OLUMLU HALE GELMESİNİN EN ÖNEMLİ SEBEPLERİNDEN BİRİSİ FİNANSMANLA İLGİLİ UYGULAMAMIZ”
Terörün finansman kaynağı olan uyuşturucuya yapılan operasyonların detaylarını paylaşan Bakan Yerlikaya, “Yurtdışında suç işlemiş, 10 ay içerisinde şimdilik 377 şahıs yakalandı. Bunlarda burada suç işlediği netse önce diyoruz ki bu millet senden hakkını alacak. Kim istedi seni diyoruz? İstediği ülkeye teslim ediyoruz. Gri listenin olumlu hale gelmesinin en önemli sebeplerinden birisi finansmanla ilgili uygulamamız. Zehir tacirlerinde baronundan en büyüğüne kadar sokakta daha dün iş başlamış, fişekçi, torbacı biz buna ar cephesi diyoruz. Ar cephesi ile uğraşmak benim işim, bizim işimiz. Esrardan sentetik kenevire varana kadar toplam 114 tondur. Adet olarak sayılanlar bilançomuzda 38 milyon adet, kök olarak da 155 milyon kök. Mal varlığına karşı olan suç yüzde 20 düştü. Her 10 olaydan biz kişilere karşı işlenen suçlarda aydınlatma oranımızı bu kadar düşürebildik. Cinayette aydınlatma oranımız yüzde 99’un üstünde, yüzde 99 buçuk” ifadelerini kullandı.
“2 BUÇUK YIL SONRA VATAN’DAKİ VE EN AZ 20’YE YAKIN BİNANIN HEPSİ BURAYA GELECEK”
2 buçuk yıl sonra İstanbul Emniyeti’nin yeni yerine taşınacağını söyleyen Bakan Yerlikaya, “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımızla oturduk, protokol yaptık. İhale süreci devam ediyor. 2 buçuk yıl sonra Vatan’daki ve en az 20’ye yakın binanın hepsi Hasdal’da yapılan yeni emniyet binasına gelecek. Biz Türkiye Yüzyılı’nda, huzurun yüzyılında Türkiye’nin huzuru İstanbul’dan başlar sözümüzle bu mekanı sizlerin de şahitliğinde açmak bizlere nasip olsun. Bizim ülkemizdeki düzenli göçmen sayısı 4 milyon 505 bin, Suriyeli ikamet izinli, uluslararası koruma, bu da İstanbul 1 milyon 91 bin” diye konuştu.

Yazılım, giyinmiş kadın bedenlerini tanıma, soyma, fotoğraftaki kişinin anatomisini tespit etme ve çıplak bir beden oluşturma yeteneklerini öğrenme yetisine odaklanıyor. Yapay Zeka Akademi Başkanı Önder Eker, toplumun bu tür tehditlere karşı etkili bir şekilde nasıl mücadele edeceği konusunda çözüm önerilerini değerlendirdi.
Avukat Tayfun Üzülmez ise mağdurlara seslenerek, kişisel veri ihlalleri, şantaj ve özel hayatın gizliliği gibi suçlarla mücadelede bireylerin haklarına sahip çıkarak, savcılığa başvurmalarının önemine vurgu yaptı.

“OLUMSUZ VE GAYRİMEŞRU KULLANIMLARI BERABERİNDE GETİRİYOR”
Yapay zekanın getirdiği faydalı yönlerin yanında olumsuz ve gayrimeşru kullanımlarını da açıklayan Yapay Zeka Akademi Başkanı Önder Eker, “Artık karşımızda makineler mi var, insanlar mı, yoksa yapay zeka mı; ayırt edemeyeceğimiz bir hal aldı. Bu durum tabii ki son derece faydalı; ticareti önemli ölçüde geliştiren bir şey. Sosyal etkileşimde etkileşimi çok geliştiren bir özellik taşıyor. Bir bankayı düşünün, arayıp da bir türlü alamadığınız bir bilgiyi sormak yerine hemen yapay zekadan cevabını hızlı bir şekilde alabildiğiniz bir hale dönüştü. Bu hızlanarak devam edecek gibi görünüyor. Tabii ki, her yeni teknoloji gibi, yapay zeka da iyi kullanımlarıyla birlikte olumsuz ve gayrimeşru kullanımları da beraberinde getiriyor. İnternet devrimiyle birlikte siber güvenlik kavramı ortaya çıktı. Şimdi ise karşımızda kötü niyetli hackerlar dediğimiz, adeta bilgisayar hırsızları olarak nitelendirebileceğimiz kişiler var. Bu duruma karşı beyaz şapkalı hackerlar çıkıyor. İyi niyetli bir yazılım çıktığında, kötüye kullananlar da ortaya çıkıyor ve buna karşı nasıl mücadele ederiz sorusuna cevap arayan bir yapı gelişiyor. Bu durumu yapay zeka alanında da göreceğiz” şeklinde konuştu.

“DEVLETLERİN BU KONUDA HAREKETE GEÇMELERİ GEREKİYOR”
Yapay zeka ile oluşturulan müstehcen videoların şantaj aracı olarak kullanılmasına da değinen Eker, “Elbette çok olumsuz örneklerle karşılaşıyoruz. Örneğin, yurt dışında yaşanan gerçek bir olayda, “Kızınızı kaçırdık” diyerek babasıyla telefonda konuşturuyorlar ve fidye istiyorlar. Baba, çaresiz bir şekilde parayı gönderiyor. Bu tür durumlarla mücadele etmenin yolu, devletlerin regülasyonları ve düzenlemeleri bir takım yerlere getirmeleriyle mümkün. Yeni bir şeyle karşılaştıklarında devletlerin bu konuda harekete geçmeleri gerekiyor. Ancak gerçek ile ayırt etmek oldukça zor. İşte zorlu olan taraf da burada” dedi.
“KAMU BU KONUDA CİDDİ ÇALIŞMALAR YAPMALIDIR”
Yapay zekanın siber güvenlik açısından da birçok zorluğu beraberinde getirdiğine dikkat çeken Eker, “Hayatın akışına aykırı bir durumla karşılaştığınızda, bu durumun gerçekliğini kontrol etmek önemlidir. Kamu, bu konuda ciddi çalışmalar yapmalıdır. Ancak düz vatandaş için söyleyeceğimiz şey; konunun uzmanı olmayan birisi olağan dışı bir durumla karşılaştığında, şüphelenip gerçekliğini kontrol etmesi önemlidir” diye konuştu.

“BEYAZ ŞAPKALI HACKERLAR YETİŞTİRİYORUZ”
Bu tür sorunlarla mücadelede uzman yetiştirmenin ve siber güvenlik konusunda regülasyonların önemini vurgulayan Eker, “Networkte birçok yapay zeka uygulaması bulunmaktadır. Bu uygulamaları akıllıca kullanabilen ve yazılım bilgisine sahip kişiler, bunları bir araya getirip bir takım kötü niyetli şeyler üretebilirler. Ancak bunun için uzmanlaşmak gerekmektedir. Uzmanlar için ise bu durum bir çocuk oyuncağıdır. Dolayısıyla, bu duruma karşı mücadelede siber güvenlikte söylediğim gibi, kötü niyetli hackerların karşısında beyaz şapkalı hackerlar yetiştiriyoruz. Bu alanda bol miktarda yapay zeka uzmanı yetiştiriyoruz. Bu uzmanlar, bu tür uygulamalarda iyi niyetli davranan yazılımlar üretebilir veya kötü niyetli yazılımları anlayıp buna karşı koyacak algoritmaları ortaya koyabilirler. Bunun tamamen uzman yetiştirmekle, insanların uzmanlaşmasıyla ve bu alandaki sayısının artmasıyla olabileceğini söyleyebilirim” dedi.

“ÜLKEMİZDE BİRÇOK MAĞDUR VAR”
Yapay zekanın etik sorunlarından biri de, kişisel verilerin kötü niyetli kişiler tarafından ele geçirilerek şantaj amaçlı kullanılması. Avukat Tayfun Üzülmez, bu konuda önemli uyarılarda bulunarak, “Maalesef ülkemizde şu aşamada birçok mağdur bulunmaktadır. Kişilerin fotoğrafları veya sosyal medyada yer alan bilgileri bir şekilde ele geçirilmekte ve şu anki yapay zeka teknolojisi kullanılarak sahte videolar oluşturulmaktadır. Bu videolarda kişinin sadece fotoğrafı kullanılarak, bedeni ona ait olmayan bir içerik oluşturulmakta. Ardından kişi bulunuyor ve aranıyor; ‘Eğer bana belirli bir miktar ödeme yapmazsanız’ şeklinde şantaj yapılıyor ve ‘Parayı ödemezseniz bu içerik aile bireylerinize gönderilecek’ deniliyor. Bizim insanlarımız da, mağdurlar genellikle yaş olarak 18 yaş altı çocuklar olduğu için korkuya kapılıp para gönderenler olabiliyor. Psikolojik olarak buhrana girenler veya sonucunda intihara sürüklenenler de maalesef bulunmaktadır” ifadelerini kullandı.
“ŞANTAJ SUÇU, ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ İHLALİ, KİŞİSEL VERİLER”
Avukat Üzülmez, bu tür durumlarla karşılaşan ailelere önemli uyarılarda bulunarak, “Bu tarz durumlarla karşılaşan aileler veya aile bireyleri, öncelikle korkmamalıdır. Burada, kişisel verilerin hukuka aykırı bir şekilde yayılması suçu, şantaj suçu ve özel hayatın gizliliğini ihlal suçu gündeme gelebilir. Bu nedenle, bir an önce savcılığa gidip suç duyurusunda bulunmaları önemlidir” dedi.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın da katıldığı toplantıda Fatih Belediye Başkanı Ergün Turan konuşma yaptı.
Turan, Fatih’te 5 yılda 940 metruk binanın yıkıldığını, 72 noktada 442 adet kamera kurulduğunu, 397 noktada aydınlatma çalışması yapıldığını ve 3 mahalleye karakol ve polis merkezleri kazandırıldığını belirtti.
“Tam güvenli Fatih için çok çalıştık” diyen Turan, “2019 yılında Fatih’te toplam yabancı sayısı 103 bin 660 iken şu anda 39 bin 799 oldu. 15 Ocak 2021 itibarı ile tüm mahallelerimiz yabancı ikametine kapatıldı. 2019’dan günümüze olay sayısı yüzde 24 azaldı” ifadelerini kullandı.

Turan, Fatih’te yapılan çalışmaları şöyle anlattı:
KARA SURLARI (SURDİPLERİ) MİLLET BAHÇESİ PROJESİ
Yüzyıllardır suç alanı olarak anılan surdiplerini, vizyon projemizle cazibe merkezine dönüştürdük.
Proje alanında bulunan yapılar uzlaşı yöntemiyle kamulaştırıldı ve “Karasurları Millet Bahçesi Projesi” hayata geçirildi.

UNESCO Dünya Miras alanında bulunan “Karasurları Millet Bahçesi Projesi” 5 etaptan oluşmakta, toplam 230 bin m2 alanı kapsamaktadır.
Hizmete açılan birinci etabımız 27 bin m2, ikinci etabımız ise 48 bin metrekaredir.
Projemiz, Uluslararası Platformlarda “İyi Uygulama Örneği” olarak paylaşılmaktadır.
Suç yuvası olarak anılan ve şehrin kronik güvenlik sorunlarıyla boğuşan surdipleri; kentsel rehabilitasyon uygulamasıyla yeni bir görünüme kavuşmuştur.
METRUK BİNA YIKIMLARI
Çevrenin ve bölge halkının güvenliğini sağlamak; can ve mal tehdidini ortadan kaldırmak, yangın ve kontrolsüz yıkım risklerini en aza indirmek amacıyla ilçemizin farklı noktalarında toplam 811 metruk binanın yıkımını gerçekleştirdik.

GÜVENLİ PARK PROJESİ
Park ve bahçelerde kullanılan radiolink teknolojisiyle, aynı anda tek merkezde “alan gözlemi” imkânını hayata geçirdik ve 72 noktada 442 adet kamera kurulumu gerçekleştirdik.

AYDINLATMA PROJELERİ
Tarihi meydanlarımıza estetik bir görüntü kazandırmaya ve ilçe sakinlerinin huzur ve güvenliğini artırmaya yönelik olarak sokak ve meydanlarımızı aydınlatma çalışmaları yürütüyoruz.
Bu zamana kadar 397 noktada aydınlatma çalışması yapıldı.

SİRKECİ-KAZLIÇEŞME RAYLI SİSTEM PROJESİ
Sirkeci’den Kazlıçeşme’ye kadar uzanan bölgede tarihi hat yeniden hayata geçirildi ve Sirkeci-Kazlıçeşme Raylı Sistem Hattı vatandaşların hizmetine sunuldu.
Tam donanımlı, güvenlikli ve konforlu yolculuğun yanı sıra bölgeyi yeşil alanla donatarak bir yaşam alanı inşa edildi.

SAMATYA ALTGEÇİDİ PROJESİ
Yenikapı sahil yolu istikametindeki Samatya ve Cerrahpaşa hastanelerini bağlayan Samatya Alt Geçidi ve Bağlantı Kavşağı’nı modernize ederek yaya ulaşımına uygun hale getirdik.

KARAKOL BİNALARI
Balat Mahallesi’ne ve Karagümrük Mahallesi’ne yeni birer polis merkezi yaptık.
Bunun yanı sıra 2 bin m2’lik alana inşa ettiğimiz Silivrikapı Karakolu’nu da hizmete hazır hâle getirdik ve Devriye Ekipleri Amirliği’ne kazandırdık.

SUÇ ORANLARI
2018 yılında Fatih’te gerçekleşen 23 bin 254 bin olay “Daha Güvenli Fatih” projeleri ve Emniyet Müdürlüğümüzün desteği neticesinde 2023 yılı itibariyle yüzde 30 oranında düşüş göstererek 17 binlere geriledi.
İlçemiz suç istatistiklerinde; kasten yaralamada 4. sıradan 13. sıraya; evden hırsızlıkta 3. sıradan 11. sıraya; otodan hırsızlıkta 7. sıradan 25. sıraya; dolandırıcılıkta 2. sıradan 22. sıraya seyretti.
Emniyet Müdürlüğü tarafından başlatılan; ikameti burada olmayan kaçak göçmenlerin Fatih ten çıkarılması ile ilgili çalışma kapsamında toplam 33.500 Düzensiz Göçmen yakalanarak; ilçeden deport edildi.

NEREDEN NEREYE GELDİK?
Yaşam kalitesi ölçümlerini yapan ve gelişmeleri takip eden 2 önemli kuruluş var. Biri İNGEV (İnsani Gelişme Vakfı), diğeri ARGÜDEN Yönetişim Akademisi, bağımsız kurum ve kuruluşlar tarafından yayınlanan raporlar; Fatih’e değer katmak adına atılan adımların doğru yönde olduğunu kanıtlıyor.

İNGEV tarafından yayınlanan “İnsani Gelişme Endeksleri” sıralamasında,2020 yılında İstanbul’un 39 ilçesi içinde 13. sırada iken; 2021 yılında 8. sıraya, Yönetişim ve Saydamlık Endeksinde, 2020 yılında 34. Sırada iken 2021 yılında 6. sıraya, Sosyal Kapsama Endeksinde, 2020 yılında 31. Sırada iken 2021 yılında 25. sıraya yükseldik.
Bir diğer bağımsız kuruluş; ARGÜDEN Yönetişim Akademisi tarafından 11 Ocak’ta açıklanan “Belediye Yönetişim Karnesi 2023” sonuçlarına göre, Fatih Belediyesi’nin; ölçme ve öğrenme puanı, 2018 yılında 250 iken 2023 yılında 750’ye yükseldi.
Tutarlılık ilkesi puanı; 2018 yılında 620 iken, 2023 yılında 875’e yükseldi.
BAKAN YERLİKAYA’NIN AÇIKLAMALARI
Toplantıda konuşma yapan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, İçişleri Bakanlığının suçla mücadelesine ilişkin verileri paylaştı.
9 aylık görev süresi boyunca suç örgütlerine göz açtırmadıklarını dile getiren Yerlikaya, “İstanbul’da 1 Haziran 2023 – 29 Şubat 2024 tarihleri arasında genelinde PKK terör örgütüne yönelik 278 operasyon yapıldı. Bu operasyonlarda 79 terörist sağ olarak yakalanırken, 496 kişi gözaltına alındı. Bunlardan da 118’i tutuklandı, 142’si adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.” ifadelerini kullandı.

Fetullahçı Terör Örgütü’ne (FETÖ) yönelik 151 operasyon yapıldığını aktaran Yerlikaya, operasyonlarda 350 şüphelinin gözaltına alındığını, bunlardan 55’inin tutuklandığını ve 90’ı hakkında ise adli kontrol uygulandığını kaydetti.
DEAŞ terör örgütüne yapılan 101 operasyonda 475 gözaltı, 117 tutuklama, 56 adli kontrol kararı verildiğini bildiren Yelikaya, sol terör örgütlerine yönelik ise 84 operasyonda 248 gözaltı, 81 tutuklama ve 86 adli kontrol kararı alındığını belirtti.
Yerlikaya, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“İstanbul’da terörizmin finansmanına ilişkin 18 operasyonda 154 gözaltı, 27 tutuklama kararı verilirken, 5 milyon 477 bin 324 lira ele geçirildi. Bunlardan 5,4 milyonu DEAŞ, 30 bin lirası sol örgütlere yönelik operasyonlarda elde edildi. Aynı tarihlerde İstanbul’da 1’i bombalı eylem olmak üzere 8, Türkiye genelinde 125 terör eylemi engellendi.”
Bakan Yerlikaya, 28 Ocak’taki Santa Maria Kilisesi saldırısını gerçekleştiren iki teröristin 10 saatte yakalandığını, 6 Şubat’ta İstanbul Adliyesi’ne yönelik saldırı girişiminde iki teröristin etkisiz hale getirilerek engellendiğini hatırlattı.

ORGANİZE SUÇ ÖRGÜTLERİYLE MÜCADELE
Yerlikaya, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “şehir eşkıyaları” dediği ve tek amaçları para olan organize suç örgütlerine yönelik İstanbul’da yapılan çalışmaları da aktardı.
Yerlikaya, şu bilgileri verdi:
“İstanbul’da 1 Haziran 2023 – 4 Mart 2024 tarihlerinde suç örgütlerine mega kentte 112 operasyon yapıldı. Bu operasyonlarda 1253 kişi gözaltına alınırken, bunlardan 735’i tutuklandı, 367’si hakkında adli kontrol uygulandı. İstanbul’da 90, Türkiye genelinde ise 384 organize suç örgütü çökertildi. İstanbul’da çökertilen suç örgütlerinin 27 milyar 181 milyon lira, Türkiye genelinde ise 90 milyar lira değerindeki mal varlıklarına el konuldu.”
Bakan Yerlikaya, suç örgütlerinden ele geçirilen 23 aracın mahkeme kararıyla emniyetin hizmetine tahsis edildiğini de hatırlattı.
TEFECİLİK, KAÇAKÇILIK, UYUŞTURUCU, SİBER SUÇLAR
Yerlikaya’nın verdiği bilgilere göre, İstanbul’da 1 Haziran 2023 – 29 Şubat 2024 tarihleri arasında tefecilik suçlarına yönelik ise 38 operasyonda 66 kişi gözaltına alındı. Bunlardan 7’si tutuklanırken, 17’si hakkında adli kontrol uygulandı.
Kaçakçılık suçlarına ilişkin de aynı tarihte kentte 828 operasyon yapıldı. Bu operasyonlarda, 1494 şüpheli gözaltına alındı, 49 kişi tutuklandı, 83 kişi de adli kontrol ile serbest bırakıldı. Bu operasyonlarla 624 milyon lira değerinde vergi kaçakçılığına engel olundu.
İstanbul’da aynı tarihlerde uyuşturucu operasyonlarında 49 bin 488 kişi gözaltına alındı. Bunlardan 4 bin 413’ü tutuklandı, 2 bin 243’ü hakkında adli kontrol uygulandı.
Siber suçlarda ise 18 bin 32 sosyal medya hesabı üzerinde çalışma yapıldı. Terörle iltisaklı 980 hesap ve kişiye yönelik 86 operasyon yapıldı. Bilişim-ödeme ve yasa dışı bahisle ilgili 280 operasyonda 2 bin 693, çevrim içi çocuk istismarına ilişkin 46 operasyonda 3 bin 128 kişi gözaltına alındı.
İstanbul’da asayiş olaylarında her 10 olaydan 9’u aydınlatılarak adalete teslim edildi.

DÜZENSİZ GÖÇLE MÜCADELE
Toplam yabancı sayısı 1 milyon 92 bin 697 olan İstanbul’da bunlardan 530 bin 532’si geçici koruma altındaki Suriyelilerden oluşuyor. Toplam yabancı sayısının 558 bin 768’ini ikamet izni olan, 3 bin 397’sini ise uluslararası koruma altında olan yabancılar oluşturuyor.
1 Haziran 2023 – 29 Şubat 2024 tarihleri arasında kentte göçmen kaçakçılığı organizatörlerine yönelik 499 operasyon yapıldı. Bu operasyonlarda 806 kişi gözaltına alınırken, 202 şüpheli tutuklandı, 105 şüpheli hakkında adli kontrol uygulandı.
29 Şubat itibariyle kentte 103 Mobil Göç Noktası Aracı bulunuyor. Bu araçlarla 197 bin 555 kişi sorgulanırken, 57 bin 745 düzensiz göçmen tespit edildi.
İstanbul’da 1 Haziran 2023 – 29 Şubat 2024 tarihlerinde toplam 76 bin 396 düzensiz göçmen yakalandı. 26 bin 519 Suriyeli, gönüllü olarak geri dönüş yaparken, vizesi veya ikamet süresi biten 255 bin 92 yabancı da kendiliğinden İstanbul’u terk etti.
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, tutuksuzlar sanık Ogün Samast ve Ersin Yolcu, Trabzon 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla bağlandı. Ali Fuat Yılmazer ve Ramazan Akyürek’in de aralarında bulunduğu bazı tutuklu sanıklar da tutuklu bulundukları cezaevlerinden duruşmaya SEGBİS aracılığıyla katıldı.
Dink ailesinin avukatı ve sanık avukatlarının hazır bulunduğu duruşmada ayrılan dava kapsamındaki ilk savunmasını yapan sanık Samast, iddianameye konu eylemleri daha önceki yargılandığı davada anlattığını, olayın üzerinden yaklaşık 19 sene geçmesi nedeniyle cinayete ilişkin sanıklar Erhan Tuncel ve Yasin Hayal arasında geçen konuşmaları hatırlamadığını iddia etti.
“‘ARKAMIZ SAĞLAM’ KONUŞMALARINI DUYDUM”
Erhan Tuncel’in evine 2-3 kez gittiğini, burada Tuncel ve Yasin Hayal arasında “arkamız sağlam” konuşmalarını duyduğunu aktaran Samast, şu savunmayı yaptı:
“Ben bu olayı Erhan’ın bildiğini bilmiyordum. Biz Erhan’ın evine sohbet için gidiyorduk. Bir taraftan Yasin de beni tehdit ediyordu. ‘İşten vazgeçersen sen de bedel ödersin.’ diyordu. Bu olayı yapmamın en büyük sebebi Yasin’in beni tehdit etmesi. Yasin sıradan vatandaş değil. Bir sürü eylemi var. Hiç istemediğim olaya Yasin yüzünden dahil oldum.”
Mahkeme heyeti başkanının, “Yasin Hayal seni askerden, jandarmadan, polisten herhangi biriyle tanıştırdı mı, herhangi bir kuruma gittiniz mi?” sorusunu yanıtlayan Samast, “Hayır tanıştırmadı ve gitmedik.” dedi.
“KARMAN ÇORMAN BİR DAVA OLDU BU”
Erhan Tuncel’in evinde geçen konuşmaları net hatırlamadığını da öne süren Samast, “Olaydan sonra panik havası oldu. Ben de, ‘Trabzon’a gideyim ne olacaksa olsun.’ dedim. Karman çorman bir dava oldu bu. Biz örgütten de ceza aldık.” diye konuştu.
Sanık Samast, Ramazan Akyürek’in avukatının “Ramazan Akyürek’le daha önce tanıştınız mı ve Hrant Dink’i öldürmeniz için doğrudan talimat aldınız mı?” sorusuna karşılık da, tanışmadıkları ve talimat almadığı yanıtını verdi.
Duruşmada söz verilen diğer sanıklar ise bir diyeceklerinin olmadığını beyan etti.
Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, dosyanın, mütalaasını hazırlaması için savcılığa gönderilmesine ve sanık Samast hakkında uygulanan yurt dışı çıkış yasağı yönündeki adli kontrol tedbirinin devamına karar verdi.
Tanık Ali Fuat Akdağ hakkında zorla getirme emri düzenlenmesini kararlaştıran heyet, sanıklar Tuncel ve Hayal’in avukatlarının olay yerinde keşif yapma talebini ise reddetti.
Duruşma 29 Mayıs’a ertelendi.
DAVANIN GEÇMİŞİ
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti, Dink cinayetine ilişkin kararını 26 Mart 2021’de açıklamıştı.
Bazı sanıklara değişen oranlarda hapis cezası veren heyet, aralarında FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in de bulunduğu 13 sanığın dosyasını ayırmış, ölen sanık Şeref Ateş hakkındaki davanın ise düşmesine karar vermişti.
Heyet, kararda bazı sanıklar hakkında başkaca suçlardan işlem yapılması için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına hükmetmişti.
Mahkemenin suç duyurusu üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, 15 sayfalık yeni bir iddianame hazırlanmıştı.
İddianamede, Hrant Dink’in, azmettiriciler Yasin Hayal ve grubunca tasarlanıp tetikçi Ogün Samast tarafından öldürüleceğinden sanıklar Ramazan Akyürek, Ali Fuat Yılmazer, Faruk Sarı, Yahya Öztürk ve Adem Sağlam’ın önceden haberdar oldukları, görev, yetki ve konumları gereği cinayeti önleme yükümlülükleri bulundukları, cinayeti işleyecek örgüte operasyon yapmayıp Dink’e şahsi, fiziki ve mekânsal koruma sağlamayıp FETÖ’nün yıkıcı emelleri doğrultusunda hareket ettikleri belirtiliyor.
Sanıkların cinayetin önlenmesi ve müdahale edilmesi noktasında yetki ve sorumlulukları bulunmasına rağmen olay tarihine kadar görevlerini yerine getirmekte kasıtlı olarak ihmalli davrandıkları ve cinayetin işlenmesini sağladıkları anlatılıyor.
İddianamede, dönemin Trabzon Terörle Mücadele (TEM) Şube Müdürü sanık Yahya Öztürk ve komiser yardımcısı sanık Adem Sağlam’ın “anayasayı ihlal”, “belli bir yükümlülüğün ihmaliyle kasten öldürmeye neden olmak” ve “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlarından ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet ve 22 yıl 6’şar aydan 35’er yıla kadar hapisleri talep ediliyor.
Sanıklar Ramazan Akyürek, Faruk Sarı ve Ali Fuat Yılmazer’in “anayasayı ihlal” suçundan ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapisleri öngörülen iddianamede, sanıklar Yasin Hayal, Zeynel Abidin Yavuz, Tuncay Uzundal, Erhan Tuncel, Ersin Yolcu, Ahmet İskender’in “terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” suçundan 5’er yıldan 10’ar yıla kadar hapisleri isteniyor.
SAMAST HAKKINDAKİ YENİ DAVA 11 SANIKLI DOSYAYLA BİRLEŞTİ
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca cinayetin tetikçisi Ogün Samast hakkında hazırlanan iddianamede de Arat, Delal, Hasrof ve Rahil Dink ile Sera Dink Nazarıan “müşteki” olarak yer alırken, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin suç duyurusunda bulunduğu kaydediliyor.
Yasin Hayal’in “suç örgütü yöneticisi olmak”, Erhan Tuncel ve Ogün Samast’ın ise “suç örgütü üyesi olmak” suçundan ceza aldıkları ifade edilen iddianamede, Samast hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğuna ilişkin somut delil elde edilemediği anlatılıyor.
İddianamede, Samast hakkında ele geçirilen bir kısım delillerin örgütün yönetici ve üyeleriyle belli bir irtibatının olduğunu, bu irtibatla şüpheliler Tuncay Uzundal, Zeynel Abidin Yavuz, Erhan Tuncel, Yasin Hayal, Ersin Yolcu ve Ahmet İskender’le Samast’ın Dink cinayetini işlerken ve sonrasında örgütün çıkar ve amaçları doğrultusunda hareket ettiğini ortaya koyduğu aktarılıyor.
Ogün Samast’ın “suça sürüklenen çocuk” olarak yer aldığı iddianamede, Samast’ın FETÖ kapsamında “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” suçundan 5 yıldan 10 yıla kadar hapsi isteniyor. Samast’ın, olay tarihinde yaşı 18’den küçük olduğu için bu suç üçte bir oranında düşürülürken, Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yapılan yarı oranındaki artırımla yine aynı cezaya çarptırılması öngörülüyor.
Samast hakkındaki bu dava, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki “anayasayı ihlal”, “belli bir yükümlülüğün ihmaliyle kasten öldürmeye neden olmak”, “silahlı terör örgütüne üye olmak” ve “terör örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” suçlarına ilişkin 11 sanığın yargılandığı dava dosyasıyla birleştirilmişti.
SAMAST 15 KASIM’DA TAHLİYE EDİLMİŞTİ
Dink cinayetinin tetikçisi Ogün Samast, İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince 25 Temmuz 2011’de Hrant Dink’e yönelik eyleminden dolayı “tasarlayarak öldürmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırılmıştı. Olay tarihinde Samast’ın 16 yaşını bitirmiş, 17 yaşını tamamlamamış olduğunu belirten mahkeme, Samast’ın cezasını üçte bir oranında indirim uygulayarak 21 yıl 6 aya düşürmüştü.
Samast’ı “ruhsatsız silah taşımak” suçundan da 2 yıl hapis ve 900 lira adli para cezasına mahkum eden mahkeme, olay tarihindeki yaşını göz önüne alarak bu cezayı da 1 yıl 4 ay hapis ve 600 lira adli para cezasına çevirmişti.
Öte yandan Samast, cezaevindeyken hakkında Silivri 3. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından cezaevindeki gardiyanlara saldırdığı gerekçesiyle açılan dava kapsamında 5 yıl 1 ay 13 gün hapis cezasına çarptırılmıştı.
Samast, Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan koşullu salıverilme kapsamında 15 Kasım’da tahliye edilmişti.
Bakanlığının, şans oyunları sektöründeki vergi kayıp ve kaçağının önlenmesi, suç niteliğindeki lisanssız faaliyetlerin engellenmesi amacıyla yasa dışı şans oyunu, bahis ve sanal kumar sitelerine yönelik mücadelesini kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Şimşek, ilgili kurumların verdiği yetki veya izne dayalı olmadan her türlü eşya piyangosu, şans oyunu ve müşterek bahis veya benzeri oyunları oynatmanın ya da oynanmasına imkan sağlamanın suç olduğunu söyledi.
Şimşek, yurt dışında oynatılan oyunlara erişim sağlayarak Türkiye’den oynanmasına imkan sağlamanın, bu amaçla para nakline aracılık etmenin de suç kapsamında olduğuna dikkati çekti.
KAPATILAN SİTELER YENİ İSİMLE YENİDEN AKTİF HALE GELİYOR
Milli Piyango İdaresi’nin, sanal ortamda yürütülen lisanssız faaliyetleri izlediğini, bunlara yönelik gerekli idari tedbirleri aldığını ve yetkili mercilere bildirimde bulunduğunu belirten Şimşek, “Bu kapsamda 2016-2023 döneminde izinsiz faaliyet gösteren ve sanal ortamda yasa dışı şans oyunu, bahis veya kumar oynattığı tespit edilen 227 bin 630 site için erişimin engellenmesi tedbirinin uygulanması sağlandı. Ancak büyük çoğunluğu yurt dışından yayın yapan bu internet sitelerini işleten kişi ve organize suç örgütlerinin, hakkında tedbir uygulanan sitelerin alan adının başına, sonuna veya mevcut adresinin herhangi bir bölümüne harf, sayı, rakam, işaret ekleyerek yeniden aktif hale getirdikleri ve çok kısa bir süre sonra yeni isim ve URL adresleriyle suç konusu faaliyetlerine devam ettikleri görüldü.” diye konuştu.
Şimşek, bu siteleri kuran, işleten, para transferine aracılık yapan ve diğer suç konusu eylem ve işlemleri gerçekleştiren kişi ve örgütlerin çoğu kez tespit edilememesi nedeniyle erişimi engellenen sitelerin her defasında yeni bir adresle yasa dışı faaliyetlerine devam ettiği bilgisini vererek, bu konuda CİMER ve ihbar hattı üzerinden çok sayıda ihbar ve şikayet geldiğini dile getirdi.
VERGİ KAÇAĞINA NEDEN OLUYOR
Ülkede lisansız faaliyet gösteren, kanunları ihlal eden, vergi kayıp ve kaçağına neden olarak kamu maliyesine çok yönlü zarar veren yasa dışı bahis ve kumar sitelerini kurup, işleten kişi ve örgütlerin tespit edilerek cezalandırılması ve bu faaliyetlerin önlenmesi için gerekli her türlü tedbiri almaya kararlı olduklarını vurgulayan Şimşek, şu bilgiyi verdi:
“Bu doğrultuda 2016-2023 döneminde sanal ortamda kumar ve bahis oynattığı tespit edilerek Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna ihbar edilip erişimin engellenmesi sağlandığı halde farklı isimlerle faaliyet göstermeye devam eden 1212 internet sitesiyle ilgili olarak Milli Piyango İdaresi tarafından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur.”
Şimşek, suç duyurusuna konu internet sitelerinin yayın yaptıkları ülkeler incelendiğinde, 3’ü hariç tamamının yurt dışı kaynaklı olduğunun saptandığını belirterek, “Bunların 486’sının ABD, 403’ünün Ermenistan, 156’sının Hollanda, 50’sinin Almanya, 34’ünün Tayvan, diğerlerinin ise 22 farklı ülke üzerinden yayın yaptığı anlaşılmıştır.” ifadesini kullandı.
“YARGI ÖNÜNE ÇIKACAKLARINA İNANIYORUZ”
Suç duyurusunun, suçun önlenmesi ve faillerinin cezalandırılması için Milli Piyango İdaresince UYAP sistemi üzerinden yapıldığını bildiren Şimşek, şunları kaydetti:
“Suç duyurusunda sanal ortamda yasa dışı şans oyunu, bahis ve kumar oynatmak suretiyle Türk Ceza Kanunu, vergi kanunları ve diğer hukuk normlarını ihlal eden, ülkemize, topluma, Hazine’ye ve gençlere çok yönlü zararlar veren 1212 internet sitesinin kurucuları ve yetkilileri ile bu siteler için para transferine aracılık yapan ve suça iştirak eden şüphelilerin cezalandırılması için haklarında kamu davası açılmasını talep ettik. Böylece 2016 yılından beri suç konusu faaliyetlerini farklı internet adresleri üzerinden sürdürmeye çalışan şüphelilerin tespit edilmesi ve bu faaliyetlerinin önlenmesini amaçladık. Bakanlığımız, açılacak adli soruşturmayı hassasiyetle izleyecek ve Milli Piyango İdaremiz davaya müdahil olacak. Adli mercilerin, soruşturma sürecinde kolluk kuvvetleri marifetiyle ve teknolojik imkanları da kullanarak şüpheli kişi ve örgütleri tespit edip yargı önüne çıkaracağına inanıyoruz.”
Açılan 2 dava çerçevesinde Oktar’ın hakim karşısına çıkacağı tarihler belli oldu. Oktar’ın 72 sanıklı örgüt davasında yargılanmasına 21 Mayıs tarihinde, 20 sanıklı ‘güncel yapılanma’ davasında ise yargılanmasına 22, 23 ve 24 Mayıs tarihlerinde İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlanacak.
CEZAEVİNDEN GÜNCEL YAPILANMAYI İDARE EDİYOR İDDİASI
Silahlı suç örgütü yönetici olan Adnan Oktar’ın, cezaevinden örgütsel faaliyetlerine devam ederek özellikle avukatlar aracılığıyla örgütü diri tutmaya çalıştığı, ayrıca deşifre olan örgüt üyelerinin yerine yenilerini kazandırmayı amaçladığı iddiasıyla ‘güncel yapılanması’na yönelik hazırlanan iddianamede, şüpheli Adnan Oktar’ın mahkeme kararlarıyla silahlı suç örgütünün yöneticisi olarak kabul edildiği ve cezaevinde bulunduğu fakat cezaevinde bulunduğu süreç içerisinde örgütsel faaliyetlerine devam ettiği aktarıldı.

İddianamede, şüpheli Oktar’ın özellikle avukatları ve diğer örgüt yöneticileri Meltem Daban ve Ferhunde Eda Babuna aracılığıyla örgütü diri tutmaya çalıştığı, talimatlarını cezaevi dışında yayılmasını sağladığı, bunu yaparken de özellikle diğer örgüt yöneticileri vasıtasıyla yargılamanın kumpas olduğuna ilişkin kamuoyu oluşturma ve siyasi lobi desteğini alma faaliyetlerine giriştiği kaydedildi.
AVUKATLAR ARACILIĞIYLA…
Bu çerçevede şüpheli Oktar’ın ana çatı dosyada ceza alan ve cezaevinde bulunan örgüt üyeleriyle mektup ve avukatlar aracılığıyla iletişim kurduğunun aktarıldığı iddianamede, şüphelinin etkin pişman olmak isteyen örgüt üyelerini engellemeye çalıştığı, özellikle içeride ve dışarıda bulunan örgüt üyeleri üzerindeki etkinliğini devam ettirmeye çalıştığı, ayrıca dışarıda olan, işlem gören veya görmeyen örgüt üyelerinin bir arada kalması yönünde talimat verdiği belirtildi. Ayrıca, hazırlanan iddianamede, şüpheli Oktar’ın cezaevinde kaldığı dönemde özellikle 15 gün gibi kısa sürede yaklaşık 200 avukat ile görüşerek olağan akışa uygun olmayacak şekilde hukuki yardım adı altında görüşmeler gerçekleştirdiği, bu görüşmelerinde örgüte üye kazandırmayı amaçladığı, cezaevine giriş çıkışı kanuni sınırlar çerçevesinde serbest olan avukatlık mesleğinden faydalanmak üzere cezaevi dışındaki örgütsel tavır ve davranışları yönlendirmeye çalıştığı, bu tespit sonucundaysa şüpheli hakkında avukat görüşlerinin kısıtlanması yoluna gidildiği kaydedildi.

İSTENEN CEZALAR
Güncel yapılanmaya ilişkin hazırlanan iddianamede şüpheliler Adnan Oktar, Meltem Daban ve Ferhunde Eda Babuna’nın ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurma’ suçundan 5’er yıldan 12’şer yıla kadar hapis cezasına çarptırılması, ayrıca, Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddesi uyarınca, örgüt üyelerinin örgütün faaliyeti çerçevesinde işlediği bütün suçlarından dolayı fail olarak cezalandırılması istendi. Şüphelilerin bu çerçevede ise ‘örgütün veya amacının propagandasını yapma’ suçundan 10,5’ar yıldan 31,5’ar yıla kadar hapis cezası olmak üzere toplamda 15,5’ar yıldan 43,5’ar yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi. İddianamede, diğer 17 şüphelinin ise ‘suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma’, ‘örgüte yardım’ ve ‘örgütün veya amacının propagandasını yapma’ gibi suçlardan değişen oranlarda hapisle cezalandırılması talep edildi.
İKİNCİ İDDİANAME
Bu iddianamede ise haklarında dava açılan sanıkların eylemleri ile örgütün kuruluş amacı ve faaliyetleri anlatıldı.
Hazırlanan iddianamede, şüpheli Ali Sadun Engin’in örgüt içinde “Sado” lakabını kullandığı, özellikle ABD ve İsrail ile örgüt arasında köprü vazifesi gördüğü, örgüt elebaşı Adnan Oktar’ın talimatıyla İsrail’de düzenlenen ve örgüt tarafından organize edilen konferanslarda konuşmacı olarak yer aldığı kaydedildi.

Hazırlanan iddianamede, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak isteyen Altuğ Revnak Eti’nin, sanık Engin’in İsrail’in eski Likud Partisi Milletvekili radikal haham Yehuda Glick ile bağlantılarını anlattığı, Adnan Oktar tarafından örgüte gelen paraları saklamakla görevlendirilen Çalıkoğlu’nun örgütte “İmam Kardeşler” olarak adlandırılan grupta yer aldığı, Oktar’ın da aralarında bulunduğu bir grup örgüt üyesinin 1999’da gözaltına alındıklarında işkence gördükleri iddialarıyla ilgili dönemin emniyet görevlileri hakkında açılan dava kapsamında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) şikayette bulunduğu ve kazandığı tazminatı “infak” adı altında örgüte aktardığı kaydedildi.
2 BİN 758 YIL HAPİS CEZASI
Hazırlanan iddianamede Adnan Oktar, Ulviye Didem Ürer, Tarkan Yavaş ve Alev Babuna’nın aralarında bulunduğu 13 şüphelinin diğer 59 kişinin eylemlerini örgüt kapsamında gerçekleştirmesi ve yöneticilerin bu suçlardan ayrı ayrı sorumlu olması gerektiğinden çok sayıda kişiye karşı birden fazla kez “nitelikli cinsel saldırı”, “çocuğun cinsel istismarı”, “cinsel taciz”, “basit cinsel saldırı”, “nitelikli dolandırıcılık” ve “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklamak”tan 1938 yıl 5’er aydan 2 bin 758 yıl 6’şar aya kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi. Diğer 59 şüphelinin de değişen oranlarda hapis cezasına çarptırılması talep edildi.
Nöbetçi sulh ceza hakimliğinin karar yazısında, şüphelilerin kullandıkları örgütsel şifreli haberleşme programlarına yer verildi.
Karara göre, şüpheli Çetinkaya, kendisi hakkında “oyun oynandığını” ancak kimin yaptığını bilmediğini iddia etti.

Daha önce FETÖ’nün kendisini söz konusu duruma düşürdüğünü öne süren Çetinkaya, “Bana diyorlar, kripto telefonla bilmem ne olmuş. Bana ‘Japon’ diyorlar. Benim öyle bir kod adım yoktur. Japon’a benzeyecek bir tipim de yoktur. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum.” ifadelerini kullandı.
Şüpheli Yaman Namlı ise savcılıkta kendisine sorulan soru üzerine “Anom” cihazını Ali Korman Erbacıoğlu’nun verdiğini söylediğini ancak bu kişinin kendisine telefon verdiğini aktardı.
Tanımadığı kişilerle ve söz konusu olayla ilişkisi olmadığını öne süren Namlı, üzerine atılı suçlamaları reddetti.

Şüphelilerden Rüstem Çetinkaya, emniyetteki ifadesinin 20 saat sürdüğünü, hakkında delil elde edilemediğini iddia etti.
Babası Ürfi Çetinkaya’yla resmi ya da gayriresmi işlem yapmadığını savunan Çetinkaya, soyadı nedeniyle kara para akladığı iddiasının tarafına atfedildiğini belirterek suçlamaları kabul etmedi.
Kararda, sanıklar hakkında elde edilen delillerde, “Anom Enterprise”, “Sky-ECC” ve “Encrochat” isimli şifreli haberleşme programlarının deşifre edilmesi sonucu şüphelilere ait görüşme kayıtları ile MASAK raporuna göre aralarında örgütsel birliktelik tespit edildiği kaydedildi.

Hakimlik kararında 23 şüphelinin tutuklanmasına, 20 şüphelinin de adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmasına hükmedildiği bildirildi.
OĞLU MADENCİLİK YAPTIĞINI SÖYLEDİ
Aralarında Ürfi Çetinkaya’nın oğlu Rüstem Çetinkaya, Hayattin Çetinkaya, Murat Hakan Doğan, Ferdi Olgunsoy, Haci Mehmet Aslancan, Mehmet Battalgazi Özer, Alişir Orhan, Ender Göksu, Muhammet Kadri Özyeşil, Talip Doğan ve Arda Erel’in bulunduğu şüpheliler, ‘Malvarlığı değerlerinin gayri meşru kaynağını gizlemek’ ve ‘Suç işlemek için kurulan örgüte üye olma’ suçlarından İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliğine çıkarıldı.

Şüpheli Rüstem Çetinkaya kimlik sorgusunda madenci olduğunu ve aylık gelirinin 80 bin dolar olduğunu belirtti. Çetinkaya, suçlamalarla ilgili kendisine bir delil sunulamadığını belirterek “Taşıdığım soy ismi nedeniyle kara para aklama iddiası tarafıma atfedilmiştir. 25 sene içerisinde babamla resmi ya da gayri resmi bir işlemim olmadı. Karar verilirken Ürfi Çetinkaya’nın oğlu olarak değil, dosyadaki delillere göre karar verilmesini istiyorum. Suçlamaları kabul etmiyorum” dedi ve serbest bırakılmayı istedi.
Şüpheli Hayattin Çetinkaya ise inşaat işi yaptığını ve 100 bin dolar aylık geliri olduğunu belirtti. Hayattin Çetinkaya 60 yaşında olduğunu, İspanya’da 3-4 sene yaşadığını, gayri resmi herhangi bir işi olmadığını belirterek suçlamaları reddetti. Sanayici olduğunu ve aylık 100 bin lira geliri olduğunu belirten şüpheli Murat Hakan Doğan ise 1 ay Ürfi Çetinkaya ile cezaevinde kaldığını, tahliye olduktan sonra ailecek görüştüklerini, Çetinkaya’nın yeniden cezaevine girmesinin ardından yurt dışına gittiğini, babasından kalma paraları ve Merter’deki bir dükkanı karşılığında fabrika aldığını, çalışmaya devam ettiğini belirterek serbest bırakılmayı talep etti.

“RÜSTEM BEY NE DEDİYSE ONU YAPTIM”
Şüpheli Arda Erel, Rüstem Çetinkaya’nın madencilik şirketinde yöneticilik yaptığını belirterek uyuşturucu suçlamasıyla alakası olmadığını, mal varlığı olmadığını, Çetinkayalarla ilişkisi olmadığını, Linkedin sitesinden iş ilanı üzerine başvuru yaptığını söyledi.
Hakan Çetinkaya’yı işten dolayı tanıdığını belirten Erel, “Madencilik sektöründe bazı işlemler şahsi hesaptan yapılır. Rüstem Bey ruhsat alamadığı için şirket benim üzerimedir. Herhangi bir çıkarım yoktur. Rüstem Bey ne dediyse onu yaptım” diyerek serbest bırakılmayı talep etti.
Erel’in avukatı, Hakan Çetinkaya’nın adli kontrol ile serbest bırakılırken bir çalışanın tutuklamaya sevk edilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu savundu.

“HEDİYE ÇETİNKAYA SERBEST BIRAKILDI, BEN TUTUKLAMAYA SEVK EDİLDİM”
Emlakçılık yapan şüpheli Ender Göksu, arsa ile ilgili konuştuğu Ürfi Çetinkaya’nın eşi Hediye Sekman Çetinkaya’nın adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığını, kendisinin ise tutuklamaya sevk edildiğini belirterek mağdur olduğunu ifade etti.
Şüpheli Rüstem Çetinkaya’nın şirketinde muhasebecilik yapan Ferdi Olgunsoy ise yapılan işlemlerin resmi olduğunu belirterek serbest bırakılmayı talep etti. Mahkeme, 11 şüphelinin Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığının 31 Temmuz 2023 tarihli raporu ve ek raporu, görüşme kayıtları dikkate alarak tutuklanmalarına karar verdi.

ÜRFİ ÇETİNKAYA SEGBİS’LE SAVUNMA YAPTI
Menemen R Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu şüpheli Ürfi Çetinkaya ile Bodrum S Tipi Cezaevinde tutuklu olan şüpheliler Atilla Argüz, İbrahim Çelik ve Ali Korman Erbacıoğlu SEGBİS ile diğer şüpheliler Ahmet Aslan, Canber Tarhan, Kamil Kunduracı, Rojdi Tekin, Sinan Köroğlu, Şahin sekman, Tolga Özdemir ve Yaman Namlı ise ‘Uyuşturucu ve uyarıcı madde ithal etme’, ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘Örgüte üye olma’ suçlarından İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliğine çıkarıldılar.

“BENİ DAHA ÖNCE FETÖ BU DURUMA DÜŞÜRDÜ”
Şüpheli Ürfi Çetinkaya çalışmadığını ve aylık geliri olmadığını söyledi. Çetinkaya, “Burada bir oyun oynanıyor. Beni daha önce FETÖ bu duruma düşürdü. Şimdi bu oyunu kim oynuyor bilmiyorum. Savunacak bir şeyim yoktur. Bana diyorlar ki kripto telefonla bilmem ne olmuş, bana Japon diyorlar. Benim Japon kod adım yoktur. Japon’a benzeyecek bir tipim de yoktur” diyerek suçlamaları reddetti.
Çetinkaya’nın avukatları ise müvekkillerinin herhangi bir uygulama ve kripto haberleşme ağını kullanmasının mümkün olmadığını, benzer olaylardan ötürü yargılandığını beraat ettiğini, tek suça tek yargılama ilkesi gereğince bu dosyada tutuksuz yargılanmasını talep ettiler.
NAMLI’NIN AVUKATLARI ANOM’UN TEK BAŞINA DELİL OLMADIĞINI SAVUNDULAR
Şüpheli Yaman Namlı serbest meslek sahibi olduğunu, 400 bin lira aylık geliri olduğunu söyledi. Namlı suçlamayı kabul etmeyerek “Bana ANOM cihazını Ali Korman Erbacıoğlu’nun vermiş olduğunu söylemişsem de bana telefon verdi, sanırım Apple markasıdır. Tanımadığım kişilerle hiçbir ilişkim olmamıştır” dedi.
Namlı’nın avukatı ANOM cihazını burada duyduklarını, ne amaçla kullanıldığının bilinmediğini, iletişimin tespiti için mahkeme kararı verilmesi gerektiğini, uygulamanın elde ediliş şeklinin hukuka aykırı olduğunu ve dinlemenin tek başına delil sayılmayacağını savundu.
Ürfi Çetinkaya’nın kayınbiraderi olan şüpheli Şahin Sekman ise döviz ticareti yaptığını ve 70 bin liralık aylık geliri olduğunu ifade etti. Sekman, asla kripto bir şey kullanmadığını, 1985’ten bu yana Kapalıçarşı’da esnaflık yaptığını söyleyerek suçlamaları reddetti.

YÜKSEK GELİRLİ İŞ İNSANLARI DA SUÇLAMALARI REDDETTİLER
Şüpheli Rojdi Tekin, iş insanı olduğunu ve 1 milyon lira aylık geliri olduğunu belirtti. Suçlamaları kabul etmeyen Tekin ise 2021 yılından beri Belçika’ya 20 kez gittiğini söyleyerek “Madem bir suç işledim. Neden orada almadılar. Bana sorulan şahısları tanımıyorum” dedi.
Tekin’in avukatları da Sky ECC platformu verilerinin nereden, ne şelilde, hangi mahkeme kararıyla ele geçirildiğinin meçhul olduğunu, bu verilerin hukuka uygun olmadığına ilişkin Avrupa ülkelerinde yargı kararları olduğunu öne sürdüler. Şüpheli Kamil Kunduracı ticaret yaptığını ve 1 milyon liralık aylık geliri olduğunu söyledi. Birden fazla şirketi olan Kunduracı, iş güç sahibi olduğunu belirterek suçlamaları reddetti.
KRİPTO HABERLEŞMELERİNDEKİ KAYITLAR DA TUTUKLAMA GEREKÇESİNDE YER ALDI
Denizci olduğunu ve emekli maaşı aldığını söyleyen Şüpheli Ali Korman Erbacıoğlu da suçlamaların hiçbirini kabul etmediğini, 20 aydır cezaevinde tutuklu bulunduğunu ve Bodrum Ağır Ceza Mahkemesinde de yargılandığını belirtti.
Erbacıoğlu’nun avukatları, ANOM başlıklı ne kadar evrak varsa kendilerine verilmesini, bu aşamada hukuka uygun olduğunu gördükleri delil varsa susma hakkından vazgeçeceklerini belirtti. Mahkeme, MASAK raporları, “Anom Enterprise”, “Sky-ECC” ve “Encrochat” isimli haberleşme platformunun çözümlenmesi neticesinde şüphelilere ait görüşme kayıtları, diğer delillerle birlikte suçu işlediklerine ilişkin kuvvetli suç şüphesi olduğu gerekçesiyle tutuklanmalarına karar verdi.
OPERASYON HAKKINDA
“Türk Escobar’ı” olarak bilinen Ürfi Çetinkaya’nın elebaşı olduğu organize suç örgütüne yönelik 20 Şubat’ta İstanbul, İzmir, Afyonkarahisar, Malatya, Antalya, Çanakkale, Bilecik, Muğla ve Balıkesir’de düzenlenen “Kafes-44” operasyonunda 43 şüpheli gözaltına alınmıştı.
Almanya, Bulgaristan, İspanya, Moritanya, Portekiz ve Yunanistan’da 13 ton, Türkiye’de ele geçirilen 24 ton olmak üzere toplam 37 ton uyuşturucudan sorumlu oldukları tespit edilen zanlıların tanıdıklarıyla kendilerine ait gemi, ticari konteyner ve balıkçı tekneleriyle uluslararası uyuşturucu sevkiyatı yaptıkları belirlenmişti.
Soruşturma kapsamında, suç örgütüne ait toplam değeri yaklaşık 20 milyar olan 147 arsa, 56 konut, 8 apartman, 74 iş yeri, 53 lüks araç, tekne, 53 şirketteki ortaklık payları, 64 banka hesabı, 7 kiralık kasa ile çok sayıda ziynet eşyası, nakit para ve soğuk cüzdana tedbir konulmuştu.
“Teşekkül halinde uyuşturucu madde imal etmek ve nakletmek” suçlarından kesinleşmiş 24 yıl hapis cezası bulunan ve kırmızı bültenle aranırken İstanbul’da yakalanan Ürfi Çetinkaya ise 12 Nisan 2023’te tutuklanmıştı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturması kapsamında, Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığının koordinesi ve İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin çalışmasıyla İstanbul merkezli 9 ildeki operasyonda yakalanan 43 şüpheliden 23’ü tutuklanmış 20’si ise adli kontrol tedbirleri uygulanarak serbest bırakılmıştı.
Olayın peşini bırakmayan Hülya Avşar, olayı aydınlatmak için kolları sıvadı. Söz konusu olan tebligat PTT’ye bağlı taşeron bir firma ile kurye İbrahim K. tarafından Avşar’ın kızı Zehra Çilingiroğlu’na isim ve imzası alınması karşılığında teslim edildi olarak gösterilmiş, ancak ne Avşar ne de kızı Zehra ellerine böyle bir evrak ulaşmadığı beyan ettiler.

Hülya Avşar hakkında açılan icra dosyasının tebligatı, yapılan araştırmalar ve kayıtlar doğrultusunda kuryenin Zehra Çilingiroğlu’nun isim ve imzasını taklit ederek “teslim aldı” olarak gösterdiği ortaya çıktı.
Evrakın eline ulaşmadığını belirten Hülya Avşar, yaşadığı mağduriyet ve maddi zorluklar yüzünden kurye hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu. Savcılık tarafında kurye hakkında “Resmi belgede sahtecilik” suçundan 2 yıldan 5 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

HÜLYA AVŞAR VE KURYE HAKİM KARŞISINA ÇIKTI
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede müşteki taraf Hülya Avşar ve Zehra Çilingiroğlu, sanık ise PTT‘ye bağlı taşeron firmada kurye olarak çalışan İbrahim K. olarak yer aldı. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya kurye İbrahim K. katılırken, Hülya Avşar ve kızı Zehra Çilingiroğlu‘nu avukatları temsil etti.
PTT‘ye bağlı taşeron firmada kurye olarak çalışan İbrahim K. savunmasında “Tebligat dağıtımı konusunda bize herhangi bir bilgi verilmedi. Ben işe girerken sadece kargo dağıtacağımı düşünmüştüm. Ancak işe başlayınca bunun böyle olmadığını gördüm. Hülya Avşar’a daha önce de tebligat yapmıştım. Hatta bir keresinde almadığı için tebligatı muhtara bırakmıştım” diyerek kendini ifade etti.

“TEBLİGATI KIZI ZEHRA ÇİLİNGİROĞLU’NA VERDİM AMA ACELESİ OLDUĞU İÇİN İMZA ALAMADIM”
Olay gününden bahseden İbrahim K. tebligatı Hülya Avşar’a teslim etmek için evlerinin olduğu siteye geldiğini ve güvenlik görevlisi ile konuştuğundan bahsetti. Avşar’ın evde olmadığını ancak kızı Zehra Çilingiroğlu’nun evde olduğunu öğrendiğinde ona da teslimat yapabileceğini bildiği için evine kadar gittiğini söyleyen İbrahim K, “Hülya hanımın olmadığını, kızı Zehra Çilingiroğlu’nun evde olduğunu söylediler. Bunun üzerine icra tebligatı olduğu için tebligatı kızına yapabileceğimi bildiğimden evine doğru gittim. Yanlış hatırlamıyorsam asansör inişinde Zehra Çilingiroğlu ile karşılaştım. Acelesi olduğundan bahsediyordu. Ben tebligatı ona verdim. Bunu çok net hatırlıyorum. Telaştan imzasını almadım. Daha doğrusu almayı unuttum” diyerek savunmasını yaptı.

YAPTIĞIM YANLIŞ AMA TEBLİGATI BİZZAT KIZINA VERDİM
Hakim karşısında savunmasına devam eden sanık İbrahim K. “PTT’de imzasız tebligat parçasını sisteme giriş yapılamadığı için ve tebligatı bizzat Zehra Çilingiroğlu’na verdiğimden bir şey olmaz düşüncesiyle imzayı ben attım. Suç işleme kastım bulunmamaktadır. Suç olduğunu bilsem yapmazdım. Kötü niyetim yoktu” diye yaptığının suç olduğunu bilmediğini belirterek beraatını talep etti.
AVŞAR’IN AVUKATI SANIĞI AFFETMEDİ!
Sanığın yaptığı açıklamalardan sonra Hülya Avşar ve kızı Zehra Çilingiroğlu’nun avukatı ise şikayeti geri çekmeyeceklerini belirterek, “Sanığın eyleminden dolayı müvekkillerim 600 bin TL’lik teminat senedi vermişlerdir. Mallarına haciz gelmiş maddi ve manevi olarak zor günler geçirmişlerdir“ diyerek cezalandırılmasını talep etti.
Avşar’ın avukatı Zehra Çilingiroğlu’nun adına atılan isim ve imzaya ait belgenin bilir kişi raporunu da dosyaya ekleyerek hakime sundu. Rapor üzerinde isim ve imzanın Zehra Çilingiroğlu’na ait olmadığı, kurye İbrahim K. Tarafından bizzat atıldığı tespit edildi. Savcı tarafından sanık üzerine atılı olan suçun işlenmesi gerekçesiyle cezalandırılması talep edildi.

RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK SUÇUNDAN 2 YIL HAPİS VERİLDİ
Her iki tarafı da dinleyen mahkeme heyetini, sanık kurye İbrahim K. Hakkında “Resmi belgede sahtecilik” suçundan 2 yıl hapis cezası verdiğini ancak sanığın duruşma esnasındaki hal ve hareketlerini dikkate alarak bu süreyi 1 yıl 8 ay hapis cezasına düşürdü.
Sanığın iyi hali ve temiz sicilini de değerlendiren mahkeme heyeti, herhangi bir mahkûmiyet kararı bulunmaması sebebiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, sanığın 5 yıl içerisinde herhangi kasıtlı bir suç işlememesi halinde davanın düşürüleceğine karar verdiğini açıkladı.
]]>Kamuoyunun bilinçlenmesinin, bu suçların önlenmesindeki kritik rolünü dikkate alarak farkındalık artırıcı çalışmalara önem verdiklerini vurgulayan Şimşek, özellikle üniversite öğrencilerinin “hesap kullandırma” faaliyetlerinde bulunabildiğini söyledi.
“GELECEKLERİNİ KARARTMASINLAR”
Şimşek, MASAK’ın üniversite öğrencilerine bu konudaki gerekli bilgilendirmeyi yapmak üzere Yükseköğretim Kurulu (YÖK), Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ile Gençlik ve Spor Bakanlığı ile işbirliği yaptığını belirterek, “Üniversite öğrencileri, gelir elde etmek amacıyla banka hesaplarını kara para aklayan ya da terörü finanse eden kişilere kullandırmasınlar. Gençler, bilerek ya da bilmeyerek geleceklerini karartmasınlar. Bu durum, kara para aklayan ya da terörü finanse eden kişilerin paranın izini kaybettirmek için yüksek miktarda para transferi gerçekleştirerek nihai amaçlarına ulaşmalarına sebep oluyor.” dedi.
HAPİS CEZASI UYARISI
Bu kapsamda mesleki eğitimdeki öğrencilerin staj ücreti için açtığı hesaplara işaret eden Şimşek, “Hesaplarını kullandıranlar, ilerleyen süreçte hapis cezalarıyla karşılaşabilirler. Gençler, bu işlere bilmeden bulaşsalar dahi, sabıkalı duruma düşeceklerini ve geleceklerini karartma riskinin olduğunu bilmeli.” diye konuştu.
Şimşek, MASAK’ın bu durumu engellemek için öncelikle RTÜK ile işbirliği yaptığı bilgisini vererek, TRT tarafından hazırlanan kamu spotunun televizyon kanallarında yayınlanmasına başlandığını bildirdi.
“ORTAÖĞRETİM ÇAĞINDAKİ GENÇLER DE BİLGİLENDİRİLECEK”
Ayrıca üniversite öğrencilerini bilinçlendirmek için MASAK tarafından hazırlanan afişlerin, üniversitelere gönderilmesi amacıyla YÖK’e iletildiğini anlatan Şimşek, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu afişlerde öğrencilere ‘Gelecek hesaplarınızı yakmayın. Kara para aklama, terör örgütlerinin finansmanı ve dolandırıcılık gibi suçların para transferlerinde banka hesaplarınızın kullanılması durumunda ağır hapis cezasıyla karşılaşabilirsiniz. Banka hesaplarınızı başkalarına kullandırmayın.’ uyarısı yapıldı. Benzer işbirliği Gençlik ve Spor Bakanlığı ile de gerçekleştirildi. MASAK tarafından hazırlanan afişler, gerek Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğüne ait ve gerekse özel yurtlarda asılması amacıyla Bakanlığına gönderildi. YÖK’ün ardından ortaöğretim çağındaki gençlerin bilgilendirilmesine yönelik Milli Eğitim Bakanlığı ile de ortak çalışma başlatıyoruz.”
Şimşek, suç gelirlerinin aklanması ve terörün finansmanının önlenmesi amacıyla yasal mevzuat ve MASAK’ın kurumsal yapısının güçlendirilmesiyle kamuoyunun bu konularda güçlü biçimde bilgilendirilmesi faaliyetlerine devam edeceklerini dile getirerek, “Kara parayla mücadele, vergi kayıp ve kaçağının önlenmesi açısından da önem taşıyor. Devleti gelir kaybına uğratacak her türlü kayıt dışı işlemin yakından takipçisi olacağız.” ifadelerini kullandı.
“ADLİ MERCİLERLE İŞBİRLİĞİ DEVAM EDİYOR”
MASAK’ın, suç gelirlerinin aklanması ve terörün finansmanının önlenmesi konusunda çalışmalarına, kolluk kuvvetleri ve adli mercilerle de işbirliği içinde aralıksız sürdüğünü vurgulayan Şimşek, şunları kaydetti:
“MASAK, uyuşturucu kaçakçılığı, örgütlü suçlar, yasa dışı bahis ve dolandırıcılık başta olmak üzere kara parayla ilgili pek çok konuda gerek kolluk birimlerine ve gerekse adli birimlere çok önemli katkılar sağlıyor. MASAK bir yandan mali sektörden şüpheli işlem bildirimleri vesair bilgileri temin ediyor bir yandan da adli merciler ve kolluk kuvvetlerinin yürüttüğü soruşturmalardaki bilgi ve belgeleri ediniyor. Toplanan verilerle soruşturma dosyalarında yer alan bilgi ve belgeler teknolojik araçlar ve uzmanlık bilgisiyle harmanlanarak yüksek hassasiyetle analize tabi tutuluyor. Bu analizler sonucu adli mercilerle kolluk kuvvetlerine suç ve suçluya dair yeni açılımlar sağlanıyor, suç şüpheleri kesinleştiriliyor, yeni suç ağları deşifre ediliyor, suçtan elde edilen kara paraya el konulması sağlanıyor.”
MASAK tarafından hazırlanan ve Yükseköğretim Kurulu tarafından üniversitelere gönderilen afişlerde öğrencilere “Gelecek hesaplarınızı yakmayın. Kara para aklama, terör örgütlerinin finansmanı ve dolandırıcılık gibi suçların para transferlerinde banka hesaplarınızın kullanılması durumunda ağır hapis cezası ile karşılaşabilirsiniz. Banka hesaplarınızı başkalarına kullandırmayın.” uyarısı yapılıyor.

YÜKSEKÖĞRETİM KURULUNDAN VİDEOLU UYARI
Öte yandan Yükseköğretim Kurulu öğrencileri bilgilendirmek amacıyla Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Birimi ve ODTÜ Enformatik Enstitüsü Siber Güvenlik Anabilim Dalı uzmanlarından görüş alarak, video hazırladı.
Yükseköğretim Kurulunun sosyal medya hesaplarından paylaşmak üzere hazırladığı videoda, ODTÜ Enformatik Enstitüsü Siber Güvenlik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cihangir Tezcan, öğrencilerin hesaplarının kötü niyetli kişilerce farklı yöntemlerle kullanılabileceğine işaret etti.

ODTÜ Enformatik Enstitüsü Siber Güvenlik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cihangir Tezcan
Siber saldırı yoluyla öğrencilerin banka hesaplarına erişilebileceğini, para karşılığında öğrencilerin hesaplarını kısa süreliğine kullanmanın teklif edebileceğini veya dolandırıcıların e-mail, SMS yoluyla link gönderip hesap bilgilerini ele geçirilebileceğini anlatan Doç. Dr. Tezcan, öğrencilere şunları önerdi:
“Özellikle vurguladığımız şey, gelen e-mailin hakikaten beklediğiniz yerden geldiğine eminseniz bile oraya basmak yerine bu bağlantıyı kendi tarayıcınıza da yazabilirsiniz. Öğrencilerin banka hesaplarını hiçbir zaman tanımadığı insanların kullanmasına izin vermemesi gerekiyor ayrıca düzenli olarak da kontrol etmesi gerekiyor. Aslında çift faktörlü uygulamayı açarlarsa başkalarının hesaplarına erişimlerini büyük ölçüde engellemiş olurlar.”

ERDEN ŞAHİN: ÖĞRENCİLER KENDİ KULLANIMLARINDA OLAN HİÇBİR ŞEYİ VERMESİNLER
Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı Soruşturma Şube Müdürü Erden Şahin de bilinçli internet kullanmadıkları için öğrencilerin hedef haline gelebildiğini belirtti.
Erden Şahin, öğrencilerin kredi kartı bilgilerini paylaşmaları, “oltalama” tabir edilen linklere girmeleri nedeniyle veya arkadaş kurbanı oldukları için hesaplarının kullanıldığı kaydetti.

Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı Soruşturma Şube Müdürü Erden Şahin
Öğrencilerin dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Şahin, şu önerilerde ve uyarılarda bulundu:
“Hesaplarını kesinlikle ve kesinlikle kendi kullanımları haricinde yakın dahi olsa arkadaşlarına vermemesi lazım ki dolandırıcılığın veya başka bir suçun para transferine aracılık etmesin. Kendisinden IBAN isteyen, hesap açmasını isteyen birileri varsa mutlaka bunu emniyete, savcılığa bildirsin. Hesabını kullandırmasın. Kim hesabını kullandırırsa ne yazık ki bunun sonucunda adli işlem görür. Biz kolluk olarak şunu söylüyoruz; hesabını verirsen, hesabı verirsin! Hesaplarını kimseye vermesinler, sadece kendi kullanımlarında olsun. Bu akrabası da olsa üçüncü bir şahıs da olsa kendi kullanımlarında olan hiçbir şeyi kimseye vermesinler.”
]]>Türkiye’de kumar oynamak ve oynatmak yanında yetkili kamu otoritesince lisans verilmeden sanal ortamda herhangi bir şans oyunu oynatmanın yasak olduğunu anımsatan Şimşek, bu kapsama giren fiillerin suç niteliği taşıdığını vurguladı. Şimşek, yetkili kamu kurum ve kuruluşları, kolluk kuvvetleri ile adli mercilerin konuyla ilgili her türlü idari, hukuki ve adli tedbirleri aldıklarını, suç ve suçluyla mücadele ettiklerini söyledi.
Buna karşın çeşitli kişi veya örgütlerce organize olarak kurulan ve işletilen internet siteleri ve çeşitli platformlardan yasa dışı şans oyunu, bahis ve sanal kumar oynatıldığını bildiren Şimşek, bu sitelerin tamamına yakınının yurt dışından yayın yaptığını ve bu faaliyetleri yürüten kişi veya örgütlerin Türkiye’de yasa dışı yollarla kazandıkları milyarlarca Türk lirası tutarındaki kaynağı yurt dışına transfer ettiğini anlattı.
“BU KAZANÇLAR VERGİLENDİRİLMİYOR”
Şimşek, birçoğu organize suç örgütlerince yönetildiği tahmin edilen yasa dışı şans oyunu, bahis ve sanal kumar sitelerinin bütünüyle kayıt dışı faaliyet gösterdiğini dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu nedenle, suç gelirlerinden elde edilen kazanç hiçbir şekilde vergilendirilmiyor, dolayısıyla bu alanda faaliyet gösteren gerçek veya tüzel kişiler elde ettikleri gelir üzerinden gelir ve kurumlar vergisi vermiyor. Aynı şekilde bu platformlar, lisanslı oyun platformlarından farklı olarak, iştirakçilerden tahsil ettikleri oyun satış hasılatı üzerinden katma değer vergisi, şans oyunları vergisi ve kamu payı ödemiyor. Bu durum, ülkemiz ve kamu maliyesi açısından yüksek bir gelir kaybına neden olduğu gibi lisanslı faaliyet gösteren ve tüm vergisel yükümlülüklerini yerine getiren firmalar açısından da haksız rekabete neden oluyor. Ayrıca organize suç örgütleri bu yolla haksız kazanç sağlıyor, elde edilen gelirler yine bu örgütlerin faaliyetleri veya diğer suçların işlenmesi ve finanse edilmesinde (uyuşturucu, insan kaçakçılığı, terör gibi) kullanılıyor ya da suç gelirleri çeşitli yollarla aklanarak farklı alanlara kanalize ediliyor. Yasa dışı bahis ve sanal kumar siteleri üzerinden oyun oynayan vatandaşlarımız farkında olmadan organize suç örgütlerinin faaliyetlerine kaynak sağlıyor.”
Diğer yandan bu sitelere üye olup oyun oynayan vatandaşların, çoğu zaman kazandıkları ikramiyeleri tam olarak tahsil edemediklerine ve karşılaştıkları sorunların çözümü için muhatap bulamadıklarına dikkati çeken Şimşek, “Suç ve suçluyla mücadele edilmesi, kişi veya organize suç örgütlerince haksız kazanç sağlanmasının önlenmesi, devletin vergi kaybının önüne geçilmesi, vatandaşların bilinçsiz olarak bu sitelere üye olarak mağdur olmasının engellenmesi bakımından yasa dışı şans oyunu, bahis ve sanal kumar siteleriyle kararlı bir şekilde mücadeleye devam ediliyor.” diye konuştu.
Şimşek, Bakanlığına bağlı Milli Piyango İdaresinin (MPİ), yasa dışı şans oyunları, bahis ve sanal kumar oynatan internet sitelerini sürekli izlediğini ve suç oluşturduğu konusunda yeterli şüphe sebebi bulunan yayınlarla ilgili gerekli yasal süreci yürüttüğünü belirtti.
“KUMAR SİTELERİ 99 FARKLI ÜLKEDEN YAYIN YAPIYOR”
İdare tarafından tespit edilen sitelerin Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna (BTK) bildirildiğini ve erişimin engellenmesi veya içeriğin çıkarılmasının sağlandığına dikkati çekerek Şimşek, şu ifadeleri kullandı:
“Bu kapsamda MPİ tarafından geçen yıl ülkemizde lisans almadığı halde sanal ortamda yasa dışı yollarla şans oyunu, bahis ve sanal kumar oynattığı tespit edilen 168 bin 30 internet sitesi BTK’ye bildirildi ve bunlardan 159 bin 515’ine erişim engellendi. BTK’ye ihbar edilen site sayısı 2022’de 24 bin 815, erişimi engellenen site sayısı ise 24 bin 716 olmuştu. Göreve geldiğimiz günden itibaren terör örgütlerinin en önemli finansman kaynakları arasında yer alan yasa dışı sanal kumar ve bahsin önlenmesi amacıyla yürütülen kararlı çalışmalarla erişimi engellenen site sayısı bir önceki yıla göre 6 katına çıktı. Bakanlığımızca lisanssız faaliyetlerin engellenmesi ve vergi kaybının önlenmesi amacıyla yasa dışı bahis ve sanal kumar siteleriyle kararlı şekilde mücadele edilmesine devam edilecek.”
Şimşek, 2019-2023 döneminde ise BTK’ye ihbar edilen site sayısının 233 bin 800’ü bulduğunu ve bunlardan 224 bin 566’sına erişimin engellendiğini bildirdi.
Yasa dışı şans oyunu ve sanal kumar sitelerinin tamamının 99 farklı ülkeden yayın yaptıklarına ve yurt dışı kaynaklı olduklarına işaret eden Şimşek, söz konusu 168 bin 30 sitenin 73 bin 175’inin ABD, 41 bin 607’sinin Ermenistan ve 19 bin 757’sinin Hollanda menşeli olduğunu söyledi. Şimşek ayrıca Filipinler, Şeysel Adaları, Tayvan, Belize ve Singapur gibi ülkelerden de yayın yapıldığını sözlerine ekledi.
]]>Türkiye’de kumar oynamak ve oynatmak yanında yetkili kamu otoritesince lisans verilmeden sanal ortamda herhangi bir şans oyunu oynatmanın yasak olduğunu anımsatan Şimşek, bu kapsama giren fiillerin suç niteliği taşıdığını vurguladı. Şimşek, yetkili kamu kurum ve kuruluşları, kolluk kuvvetleri ile adli mercilerin konuyla ilgili her türlü idari, hukuki ve adli tedbirleri aldıklarını, suç ve suçluyla mücadele ettiklerini söyledi.
Buna karşın çeşitli kişi veya örgütlerce organize olarak kurulan ve işletilen internet siteleri ve çeşitli platformlardan yasa dışı şans oyunu, bahis ve sanal kumar oynatıldığını bildiren Şimşek, bu sitelerin tamamına yakınının yurt dışından yayın yaptığını ve bu faaliyetleri yürüten kişi veya örgütlerin Türkiye’de yasa dışı yollarla kazandıkları milyarlarca Türk lirası tutarındaki kaynağı yurt dışına transfer ettiğini anlattı.
“BU KAZANÇLAR VERGİLENDİRİLMİYOR”
Şimşek, birçoğu organize suç örgütlerince yönetildiği tahmin edilen yasa dışı şans oyunu, bahis ve sanal kumar sitelerinin bütünüyle kayıt dışı faaliyet gösterdiğini dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu nedenle, suç gelirlerinden elde edilen kazanç hiçbir şekilde vergilendirilmiyor, dolayısıyla bu alanda faaliyet gösteren gerçek veya tüzel kişiler elde ettikleri gelir üzerinden gelir ve kurumlar vergisi vermiyor. Aynı şekilde bu platformlar, lisanslı oyun platformlarından farklı olarak, iştirakçilerden tahsil ettikleri oyun satış hasılatı üzerinden katma değer vergisi, şans oyunları vergisi ve kamu payı ödemiyor. Bu durum, ülkemiz ve kamu maliyesi açısından yüksek bir gelir kaybına neden olduğu gibi lisanslı faaliyet gösteren ve tüm vergisel yükümlülüklerini yerine getiren firmalar açısından da haksız rekabete neden oluyor. Ayrıca organize suç örgütleri bu yolla haksız kazanç sağlıyor, elde edilen gelirler yine bu örgütlerin faaliyetleri veya diğer suçların işlenmesi ve finanse edilmesinde (uyuşturucu, insan kaçakçılığı, terör gibi) kullanılıyor ya da suç gelirleri çeşitli yollarla aklanarak farklı alanlara kanalize ediliyor. Yasa dışı bahis ve sanal kumar siteleri üzerinden oyun oynayan vatandaşlarımız farkında olmadan organize suç örgütlerinin faaliyetlerine kaynak sağlıyor.”
Diğer yandan bu sitelere üye olup oyun oynayan vatandaşların, çoğu zaman kazandıkları ikramiyeleri tam olarak tahsil edemediklerine ve karşılaştıkları sorunların çözümü için muhatap bulamadıklarına dikkati çeken Şimşek, “Suç ve suçluyla mücadele edilmesi, kişi veya organize suç örgütlerince haksız kazanç sağlanmasının önlenmesi, devletin vergi kaybının önüne geçilmesi, vatandaşların bilinçsiz olarak bu sitelere üye olarak mağdur olmasının engellenmesi bakımından yasa dışı şans oyunu, bahis ve sanal kumar siteleriyle kararlı bir şekilde mücadeleye devam ediliyor.” diye konuştu.
Şimşek, Bakanlığına bağlı Milli Piyango İdaresinin (MPİ), yasa dışı şans oyunları, bahis ve sanal kumar oynatan internet sitelerini sürekli izlediğini ve suç oluşturduğu konusunda yeterli şüphe sebebi bulunan yayınlarla ilgili gerekli yasal süreci yürüttüğünü belirtti.
“KUMAR SİTELERİ 99 FARKLI ÜLKEDEN YAYIN YAPIYOR”
İdare tarafından tespit edilen sitelerin Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna (BTK) bildirildiğini ve erişimin engellenmesi veya içeriğin çıkarılmasının sağlandığına dikkati çekerek Şimşek, şu ifadeleri kullandı:
“Bu kapsamda MPİ tarafından geçen yıl ülkemizde lisans almadığı halde sanal ortamda yasa dışı yollarla şans oyunu, bahis ve sanal kumar oynattığı tespit edilen 168 bin 30 internet sitesi BTK’ye bildirildi ve bunlardan 159 bin 515’ine erişim engellendi. BTK’ye ihbar edilen site sayısı 2022’de 24 bin 815, erişimi engellenen site sayısı ise 24 bin 716 olmuştu. Göreve geldiğimiz günden itibaren terör örgütlerinin en önemli finansman kaynakları arasında yer alan yasa dışı sanal kumar ve bahsin önlenmesi amacıyla yürütülen kararlı çalışmalarla erişimi engellenen site sayısı bir önceki yıla göre 6 katına çıktı. Bakanlığımızca lisanssız faaliyetlerin engellenmesi ve vergi kaybının önlenmesi amacıyla yasa dışı bahis ve sanal kumar siteleriyle kararlı şekilde mücadele edilmesine devam edilecek.”
Şimşek, 2019-2023 döneminde ise BTK’ye ihbar edilen site sayısının 233 bin 800’ü bulduğunu ve bunlardan 224 bin 566’sına erişimin engellendiğini bildirdi.
Yasa dışı şans oyunu ve sanal kumar sitelerinin tamamının 99 farklı ülkeden yayın yaptıklarına ve yurt dışı kaynaklı olduklarına işaret eden Şimşek, söz konusu 168 bin 30 sitenin 73 bin 175’inin ABD, 41 bin 607’sinin Ermenistan ve 19 bin 757’sinin Hollanda menşeli olduğunu söyledi. Şimşek ayrıca Filipinler, Şeysel Adaları, Tayvan, Belize ve Singapur gibi ülkelerden de yayın yapıldığını sözlerine ekledi.
]]>Ekvador’un en büyük uyuşturucu çetelerinden Los Choneros’un elebaşı “Fito” Jose Adolfo Macias Villamar üç gün önce hapishaneden kaçtı.
Birkaç gün içinde hapishanelerde şiddet olayları başladı.
Canlı yayınlar basıldı, memurlara yönelik saldırılar gerçekleştirildi.
Gelişmeler üzerine Ekvador Devlet Başkanı Daniel Noboa, sosyal medya hesabından, ülkenin en büyük çetesinin elebaşının kaldığı hücreden kaçmasına ilişkin açıklamalarda bulundu.
Noboa, 60 gün sürecek OHAL ve sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini açıkladı.
Polis gücünün ortaya çıkan anarşiyi bastırmak için yetersiz olduğu kararı alındı.
Ordu birliklerinden sokağa inerek çetelere karşı harekete geçmesi istendi.
“COĞRAFYA KADER” VE CIA PARMAĞI SÖYLENTİLERİ
Ekvador, coğrafi olarak dünyanın en geniş çaplı yasadışı madde üretilen toprakları Kolombiya ve Peru’nun arasında bulunuyor.
BM’nin son raporlarına göre illegal madde üretimi her yıl daha fazla yükseliyor.
Kolombiya’daki isyancı grup FARC’ın silah bırakmasıyla birlikte, bölgedeki yasadışı ticaretin, güç kazanan Meksika’daki kartellerden Ekvador’daki ortaklarına yöneldiği ifade ediliyor.
Los Choneros’un 2005’te kurulmasından bu yana kuzeyde terör estiren Sinaloa Karteli ile işbirliği yaptığı biliniyor.
Meksika’da hapishanede olan Miguel Felix Gallardo’nun ülkedeki suç örgütlerini birleştirme hamlesinin başarısız olmasının ardından, Sinaloa Karteli kendi bölgesini ele geçirmiş; Ve yurtdışında bağlantılarını güçlendirerek suç ağını genişletmişti.
Bazı analistler ülkede yaşanan olaylarda ABD Gizli Servisi CIA’in de parmağı olabileceğini ifade ediyor.
2009 yılında dönemin devlet başkanı Rafael Correa, ABD Ekvador Büyükelçiliği yetkilisi Mark Sullivan’ın sınır dışı etmiş; Sullivan’ın CIA adına yasadışı ticaret trafiğinde oldukça geniş çaplı bir role sahip olduğuna değinmişti.
O dönemde Ekvador’un, ABD karşıtlığıyla bilinen eski Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez hükümetiyle sıkı ilişkileri bulunuyordu.
Bu durumun da Ekvador’u siyasal olarak kontrol altında tutmak için amaçlandığı ifade ediliyordu.
Ülkede mevcut iktidarda ise Ulusal Demokratik Eylem Partisi bulunuyor.
Halkın manevi değerlerinin savunulduğu muhafazakar politikaların izlenmesi ve ekonomide gençlere iş olanağı sağlanması parti programının önceliklerinden.
Bundan da öte Noboa yönetimi daha güçlü bir Ekvador için suç örgütleriyle mücadele etmeyi ana misyonu olarak belirlemiş durumda.
Suç örgütlerinin çökertilmesi hedefleniyor.
Noboa, bu anlamda kaçakçılığın yoğun olduğu limanlar ve hava alanlarında güvenliği artırma sözünü yerine getirdi.
Bölgeye takviye kuvvetler gönderilmesine karar verdi.
Yasadışı ticaretin mümkün oldukça engellenmesi için çalışmalar ortaya koydu.
Dolayısıyla bu ticaretten büyük miktarda para kazanan çeteler durumdan rahatsızlık duyuyor.
Analistler, çetelere destek sağladığını öne sürdükleri CIA’in de Ekvador’u “hizaya sokmak” için hem ekonomik hem de siyasi “gerekçeleri” olduğu ifade ediliyor.
Nitekim AP, Noboa’nın seçimi kazandıktan sonra girişeceği narkotik savaşında şansının fazla olmadığı değerlendirmesinde bulunmuştu.
GEÇEN SENE BAŞKAN ADAYI ÖLDÜRÜLMÜŞTÜ
Hükümet, ülke genelinde şiddet içeren ölümlerin 2023’te bir önceki seneye göre yaklaşık iki katına yükseldiğini açıkladı.
Bu durum Ekvador’da organize suç sebebiyle hayatını kaybedenlerin sayısının 4 bin 500’den, 8 bin 8’e çıktığı anlamına geliyor.
Yetkililer buna ek olarak kayıt altına alınamayan birçok cinayetin de olabileceğini ifade ediyor.
Ekvador’daki çeteler, ülkenin milli güvenliğine geniş çapta tehdit oluşturuyor.
Öyle ki siyasi anlamda en üst düzeyde bulunan kişiler hedef alınabiliyor.
Fernando Villavicencio 9 Ağustos 2023’te ülkenin başkanı olmak için seçim çalışmaları gerçekleştiriyordu.
“Burada, demokrasinin bedelini yaşamlarımızla ödüyoruz” dedi.
Seçim sloganı olarak “Şimdi cesur olma zamanı” ifadesini kullandı.
Başkent Quito’daki seçim mitinginde mikrofona bağırarak söylediği bu sözler, son sözleri oldu.
Çok sayıda kurşun Villavicencio’yu miting çıkışında hedef aldı ve kartellerle mücadele sözü veren başkan adayı hayata daha fazla tutunamadı.
“Fito” bu suikastten de sorumlu tutuldu.
GÜVENLİK GÜÇLERİNİN DENEYİMSİZLİĞİ YENİ SORUNLARA GEBE OLABİLİR
İyi bir altyapıya sahip olan ülkede, Büyük Okyanus’a açılan büyük limanları bulunuyor.
Bu durum çeteler açısından coğrafi açıdan tercih edilebilirliği artırıyor.
Aynı zamanda ülkede yayılan suç dalgasına karşı Ekvador’un güçlü bir hazırlığı bulunmadığı ifade ediliyor.
Zira Kolombiya, Peru ve Meksika’nın aksine gerçekleştirilen anti-narkotik operasyonlar henüz yeni.
Çetelerin kurduğu ittifaklar Ekvador hapishanelerinde filizlendi.
Kısa bir süre sonra kentlere yayılan şiddet ve acımasızlık bugün tüm sokakları yangın yerine çeviriyor.
Ülke geneline yayılan çatışmaların nasıl son bulacağı konusunda ise öngörüler kesin bir çözüme işaret edemiyor.
]]>Bugüne kadar FATF’nin belirlediği 40 kriterden 39’unu yerine Türkiye’nin kripto varlıklarla ilgili kanuni düzenlemeyi yapmasından sonra gri listeden çıkmasının önünde bir engeli kalmayacak. FAFT’nin 27 Ekim’deki toplantısında Türkiye’nin gri listeden çıkması için gerekli eylem planındaki maddelerden yalnızca kripto varlıklarla ilgili düzenlemenin kaldığı belirtilmişti.
KRİPTO VARLIK TANIMI YAPILACAK
Hazine ve Maliye Bakanlığının son rötuşlarını yaptığı kripto varlıklarla ilgili taslakta kripto varlıklar, ‘Değer veya hak ifade edebilen gayrimaddi varlıklar’ şeklinde tanımlanıyor. Ayrıca kripto varlık hizmet sağlayıcısı, kripto varlık saklama hizmeti tanımları da taslakta yer alıyor. Platformların işleyişi, faaliyet izinleri, kripto varlıklara yatırım yapan bireylerin korunması, kripto varlık endüstrisinin kara para aklama ve terörizmin finansmanı gibi kötüye kullanımlarına karşı da tedbirler bulunuyor.
İZİN VE YASAK YETKİSİ SPK’DA
Taslağa göre, kripto varlık alım-satımı yapan platformlara faaliyet izni SPK tarafından verilecek. Bu platformlar, elde ettikleri gelirlerden SPK’ya pay aktaracak. Mali yapısı zayıflayan kuruluşların, tıpkı bankalar gibi faaliyetleri durdurulacak. Müşterilerinin kaynaklarını, tehlikeye düşürecek şekilde hareket edenler, müşterilerinin zarara uğramasına yol açanlara zimmet suçundan ceza verilecek. Bu kapsamda 20 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları mümkün olacak.
EL KOYMA KOLAYLAŞTIRILACAK
Taslakta, özellikle kara para aklama ve başta terör örgütleri olmak üzere suç örgütlerinin finansmanın hareketlerinin kısıtlanmasının yanı sıra, suça karışmış kişilerin mal varlıklarına el konulmasının kolaylaştırılmasına yönelik bazı hükümler de yer alıyor.
Öte yandan, son dönemde yapılan mafya ve organize suç örgütlerine yönelik operasyonlara Maliye Bakanlığı, MASAK aracılığıyla büyük destek sağladı. Operasyonların büyük bölümü, MASAK’tan gelen rapor, bilgi ve belgelere dayanılarak yapıldı.
Sadece bu yıl içinde, 4 bin 624 dosya kapsamında 14 bin 525 kişi hakkında rapor ve bilgi hazırlanarak ilgili kamu idareleri, adli makamlar, kolluk ve istihbarat birimleriyle paylaşıldı. Bu gelişmeler Türkiye’nin önümüzdeki süreçte kara para ve suç gelirlerine yönelik daha aktif bir şekilde mücadele edeceğinin göstergesi olarak değerlendiriliyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de Türkiye’nin bu ilerlemesinin eninde sonunda takdir edileceğini belirterek “Önümüzdeki yıl inşallah Türkiye FATF’in gri listesinden çıkmış olacak. Şubatta bir toplantı yapılacak, bu hususlar değerlendirilecek, ben inanıyorum ki Türkiye’nin katettiği gelişmeler ciddi şekilde dikkate alınacak” demişti.
MERKEZ BANKASINA KRİPTO UZMANI ÜYE
Bu arada, geçtiğimiz günlerde uzun zamandır boş bulunan Merkez Bankası Para Politikası Kurulu üyeliğine de Prof. Dr. Fatma Özkul getirilmişti. Özkul’un kripto varlıklar ve blockchain teknolojisi üzerine çalışmalar yaptığı belirtilmişti.
