Söz konusu bıçaklı saldırının gerçekleştirdiği yerin yakınlarında bulunan caminin çevresinde Merseyside polisi yoğun güvenlik önlemi aldı.
“Spekülasyonların kimseye faydası yok”
Olaya ilişkin açıklama yapan Merseyside polisi, aşırı sağcı İngiliz Savunma Ligi (EDL) destekçisi olduğu düşünülen grubun camiye saldırdığını ifade etti.
Yerel saatle 19.45’te (TSİ 21.45) cami önünde toplanan gruba müdahale eden polise şişe ve çöp kovaları atıldığı belirtilen açıklamada, bir polisin burnunun kırıldığı, bir polis minibüsünün ise ateşe verildiği aktarıldı.
Açıklamada değerlendirmelerine yer verilen Merseyside Emniyet Müdür Yardımcısı Alex Gloss, “Üç çocuğun trajik şekilde hayatını kaybetmesiyle sarsılan bir toplumda bunun yaşandığını görmek iğrenç” ifadesini kullandı.
Gloss, polis ve acil servis çalışanlarının, hayatlarının en kötü manzarasıyla karşı karşıya kalmışken şimdi saldırıya uğradığını belirterek, “Bu akşam Southport’taki olaya, Merseyside bölgesinde yaşamayan, Merseyside insanını umursamayanlar katıldı” değerlendirmesini yaptı.
Bıçaklı saldırının 17 yaşındaki şüphelisinin kimliğine ilişkin spekülasyonların şiddet olayları için kullanıldığına işaret eden Gloss, “Şahsın zaten gözaltında bulunduğunu ve Birleşik Krallık doğumlu olduğunu açıkladık. Şu aşamada spekülasyonların kimseye faydası yok. Polis memurlarımızın bunlarla karşı karşıya kalmaması lazımdı ancak bu akşam yeterince acı çeken yerel halkın güvenliğini sağlayacak ve suça karışanları gözaltına alacaklar” ifadelerini kullandı.
Aşırı sağcı hesaplar doğruluğu şüpheli bilgiler paylaştı
İngiliz medyasında yer alan habere göre, bazı sosyal medya hesaplarında gözaltındaki kişinin kimliğine ilişkin doğruluğu şüpheli bilgiler paylaşıldı.
İçişleri Bakanı Yvette Cooper, konuya ilişkin parlamentoda yaptığı değerlendirmede, “Sosyal medya şirketlerinin sorumluluk alması gerek.” ifadesini kullandı ve halka spekülasyonlara inanmama çağrısı yaptı.
The Guardian gazetesi ise şüphelinin kimliğine ilişkin detayların, İngiltere ve ABD’den bilgiler aktaran haber platformu izlenimi veren siteden yayıldığını öne sürdü.
Bu sitede, saldırı şüphelisinin geçen yıl ülkeye kaçak giren “Ali” isimli sığınmacı olduğu iddia edildi.
The Guardian’ın haberinde, sosyal medya platformu TikTok’ta ise aşırı sağcı Reform UK Partisi destekçisi bir kişinin paylaştığı iddiaların 800 bin izlenmeye ulaştığı bilgisine yer verildi.
Southport’taki bıçaklı saldırı
İngiltere’nin Liverpool kentine yaklaşık 35, Manchester kentine yaklaşık 70 kilometre uzaklıktaki Southport’ta 29 Temmuz öğle saatlerinde bir saldırganın, aralarında çocukların da bulunduğu çok sayıda kişiyi bıçakladığı açıklanmıştı.
Hart Caddesi’ndeki binada yaşanan olayın ardından bölgeye giden polis, şüpheliyi saldırıda kullandığı belirtilen bıçakla gözaltına almıştı. Görgü tanıkları, yaralılar arasında çok sayıda çocuğun bulunduğunu, olayın Amerikalı şarkıcı Taylor Swift temalı etkinlikte yaşandığını anlatmıştı.
Merseyside Emniyet Müdürü Serena Kennedy de saldırıya ilişkin düzenlenen ortak basın toplantısında, yerel saatle 11.47’de (TSİ 13.47) polise “dans okulunda bıçaklı saldırı olduğu” ihbarının geldiğini kaydetmişti.
Aldıkları bıçak darbeleri nedeniyle 2 çocuğun yaşamını yitirdiğini, 6’sı ağır 9 çocuğun yaralandığını açıklayan Kennedy, 2 yetişkinin de ağır yaralı olduğunu, bu kişilerin çocukları korumaya çalışırken yaralandıklarını söylemişti.
Kennedy, olayla ilgili 17 yaşındaki erkek zanlının cinayet şüphesiyle gözaltında olduğunu ve sorgusunun sürdüğünü kaydederek, şüphelinin Lancashire bölgesindeki Banks’ten geldiği ancak aslen Galler’in başkenti Cardiff’ten olduğu bilgisini paylaşmıştı.
Olaydan bir gün sonra, yaralı bir çocuğun daha hayatını kaybettiği açıklanmıştı.
Saldırının ardından hükümetten tepki açıklamaları gelmişti. İngiltere Başbakanı Keir Starmer, X hesabından yaptığı açıklamada, Southport’tan gelen haberlerin korkunç ve şok edici olduğunu belirtmişti.
Starmer, olay yerine hemen ulaşan polis ve sağlık ekiplerine teşekkür ederek, kendisinin sık sık gelişmeler konusunda bilgilendirildiğini kaydetmişti.
İçişleri Bakanı Yvette Cooper, X’ten yaptığı paylaşımda, bölgedeki güvenlik güçleriyle temasta olduğunu ve çalışmalara tam destek verdiğini ifade etmişti.
BİLİRKİŞİ RAPORU AÇIKLANDI
Konak ilçesinde 12 Temmuz’da sağanak sırasında su birikintisine basan Özge Ceren Deniz ile İnanç Öktemay’ın elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetmesiyle ilgili İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma devam ediyor. İZSU, Gdz Elektrik ve altyapı işlemlerini yürüten firmalardan çalışanların bulunduğu 35 şüpheliden 14’ünün tutuklandığı olayda, bilirkişi heyeti raporu da açıklandı.
Bilirkişi incelemesine ilişkin teknik detayların yer aldığı raporda, olay yerini kapsayan Gdz Elektrik’e ait alçak gerilim devrelerinin yalıtım dirençlerinin ölçüldüğü, F ve M besleme devrelerinin birer faz kablosundaki kaçakların yaşanılan olayın açık nedeni olabileceği belirtildi.
Kazı çalışması sonucu M besleme devresine ait tek damarlı kablolardan birisinin yağmur tahliye mazgal kapağı altında sıkışmış ve yalıtımının zedelenmiş durumda olduğunun görüldüğü, F besleme devresine ait arızalı faz iletkenine ise olay yerinde rastlanmadığı kaydedildi.
Elektrik kablolarının yönetmeliğe göre yüzeyden 60-80 santimetre derinlikte olması gerekirken olay yeri çevresinde 36-45 santimetre aralığına gömülü olduğu, temasın olduğu noktada ise derinliğin mazgal kapağı seviyesine geldiğinin aktarıldığı raporda, şu görüşlere yer verildi:
“Mazgal kapağı bitişiğinden geçirilen beyaz renkli drenaj borusunun kabloları kapağa doğru yükseltmesi ve bu arada kablo koruyucu borunun bu bölümde iptal edilmiş olması, İZSU uygulamalarının sonucudur. Bu durumun, kazanın asli nedenlerinden biri olduğu kanaatindeyiz. Kabloların 36-45 santimetre aralığındaki derinliğe gömülmüş olması, kazanın yaşanmış olmasının asli nedenlerinden bir diğeri olarak Gediz A.Ş’nin uygulamaları sonucu olduğu kanaatindeyiz. Sonuç olarak her iki kurumun ihmalleri olduğu kanaatine varılmaktadır.”
Raporda, ölüm olayının yaşandığı bölgede İZSU’nun çalışması öncesi de sorunlar yaşandığına ilişkin tanık ve şüpheli ifadelerinin bulunduğuna işaret edilerek, “Olaylar zincirinin 4 Ocak 2024’teki İZSU çalışmasından önce başlamış olması 2015 yılında devreye alınan bu kabloların sorunlarının yalnızca İZSU çalışması ile ilgili olmadığına işaret etmektedir. 5-6 yıl önce yaya kaldırımı altındaki onarımı yapılan yanık kablo arızaları da dikkate alındığında bölgenin denize olan yakınlığı, su taşkınlarına müsaitliği gibi yerel koşulların yeterince dikkate alınmadığı, arızaların kök nedenlerinin analiz edilmeyip bir an önce arızayı gidererek işi sonlandırma alışkanlığı gibi olumsuz uygulamaların olayda etken olabileceği değerlendirilmiştir.” ifadeleri yer aldı.
Raporun sonuç bölümünde ölümlere neden olan faz-toprak arızasının yaşanmasında etkili olan unsurlar ise şöyle sıralandı:
“Gdz Elektrik tarafından, 2015 senesinde yapılan altyapı çalışmaları esnasında kabloların, asgari 60-80 santimetre derinliğe gömülmüş olmaması; İZSU ekiplerinin, yağmur suyu tahliye mazgalı ve drenaj borusu ile ilgili işler sırasında elektrik kablolarını yüzeye daha da yakınlaştırmaları, İZSU ekipleri ile Gdz Elektrik arasında altyapı çalışmalarında yeterli koordinasyonun olmaması, birbirlerini denetleyemedikleri gibi hatalı durumları düzeltme konusunda işbirliği yapamamaları olayın yaşanmasında etkili olmuştur.”
Raporda, ayrıca elektrik tesisatı boyunca meydana gelebilecek yalıtım hataları sonucu can kayıplarının önlenmesi için en önemli koruma önlemi olan RCD (Artık Akım Koruma Cihazı) ve RCM (Artık Akım İzleme Cihazı) sistemlerinin dağıtım şebekelerinde kullanımı için TEDAŞ’ın uygulama yönetmeliğinde düzenleme yapılması gerektiği de belirtildi.
OLAY VE SORUŞTURMA
Konak ilçesinde 12 Temmuz’da sağanak sırasında su birikintisine basan Deniz ve Öktemay, elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetmiş, soruşturma kapsamında gözaltı talimatı verilen 35 şüpheliden 33’ü yakalanmış, 6’sı ifadelerinin ardından serbest bırakılmıştı. Gözaltındaki 27 şüpheli ise emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilmiş, 14’ü tutuklanmıştı.
Dosya kapsamında bilirkişi raporuna göre 5 şüphelinin daha olayda ihmalinin olduğu belirlenerek gözaltı talimatı verilmiş, bunlardan 3’ü yakalanırken 1 kişinin kanser tedavisi gördüğü, 1 kişinin ise yurt dışında olduğu belirtilmişti. Yakalanan 3 kişi daha sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
Şüpheliler ifadelerinde “elektrik kablosunun yüzeye yakın olduğunu”, “koruyucu borusunun kesildiğini”, “elde malzeme olmadığı için borunun değiştirilemediğini” söylemiş, “mazgallarda yapılan işlemler sırasında İZSU gözlemcisinin izinli olduğu” da kayıtlarda yer almıştı.
]]>BİLİRKİŞİ RAPORU AÇIKLANDI
Konak ilçesinde 12 Temmuz’da sağanak sırasında su birikintisine basan Özge Ceren Deniz ile İnanç Öktemay’ın elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetmesiyle ilgili İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma devam ediyor. İZSU, Gdz Elektrik ve altyapı işlemlerini yürüten firmalardan çalışanların bulunduğu 35 şüpheliden 14’ünün tutuklandığı olayda, bilirkişi heyeti raporu da açıklandı.
Bilirkişi incelemesine ilişkin teknik detayların yer aldığı raporda, olay yerini kapsayan Gdz Elektrik’e ait alçak gerilim devrelerinin yalıtım dirençlerinin ölçüldüğü, F ve M besleme devrelerinin birer faz kablosundaki kaçakların yaşanılan olayın açık nedeni olabileceği belirtildi.
Kazı çalışması sonucu M besleme devresine ait tek damarlı kablolardan birisinin yağmur tahliye mazgal kapağı altında sıkışmış ve yalıtımının zedelenmiş durumda olduğunun görüldüğü, F besleme devresine ait arızalı faz iletkenine ise olay yerinde rastlanmadığı kaydedildi.
Elektrik kablolarının yönetmeliğe göre yüzeyden 60-80 santimetre derinlikte olması gerekirken olay yeri çevresinde 36-45 santimetre aralığına gömülü olduğu, temasın olduğu noktada ise derinliğin mazgal kapağı seviyesine geldiğinin aktarıldığı raporda, şu görüşlere yer verildi:
“Mazgal kapağı bitişiğinden geçirilen beyaz renkli drenaj borusunun kabloları kapağa doğru yükseltmesi ve bu arada kablo koruyucu borunun bu bölümde iptal edilmiş olması, İZSU uygulamalarının sonucudur. Bu durumun, kazanın asli nedenlerinden biri olduğu kanaatindeyiz. Kabloların 36-45 santimetre aralığındaki derinliğe gömülmüş olması, kazanın yaşanmış olmasının asli nedenlerinden bir diğeri olarak Gediz A.Ş’nin uygulamaları sonucu olduğu kanaatindeyiz. Sonuç olarak her iki kurumun ihmalleri olduğu kanaatine varılmaktadır.”
Raporda, ölüm olayının yaşandığı bölgede İZSU’nun çalışması öncesi de sorunlar yaşandığına ilişkin tanık ve şüpheli ifadelerinin bulunduğuna işaret edilerek, “Olaylar zincirinin 4 Ocak 2024’teki İZSU çalışmasından önce başlamış olması 2015 yılında devreye alınan bu kabloların sorunlarının yalnızca İZSU çalışması ile ilgili olmadığına işaret etmektedir. 5-6 yıl önce yaya kaldırımı altındaki onarımı yapılan yanık kablo arızaları da dikkate alındığında bölgenin denize olan yakınlığı, su taşkınlarına müsaitliği gibi yerel koşulların yeterince dikkate alınmadığı, arızaların kök nedenlerinin analiz edilmeyip bir an önce arızayı gidererek işi sonlandırma alışkanlığı gibi olumsuz uygulamaların olayda etken olabileceği değerlendirilmiştir.” ifadeleri yer aldı.
Raporun sonuç bölümünde ölümlere neden olan faz-toprak arızasının yaşanmasında etkili olan unsurlar ise şöyle sıralandı:
“Gdz Elektrik tarafından, 2015 senesinde yapılan altyapı çalışmaları esnasında kabloların, asgari 60-80 santimetre derinliğe gömülmüş olmaması; İZSU ekiplerinin, yağmur suyu tahliye mazgalı ve drenaj borusu ile ilgili işler sırasında elektrik kablolarını yüzeye daha da yakınlaştırmaları, İZSU ekipleri ile Gdz Elektrik arasında altyapı çalışmalarında yeterli koordinasyonun olmaması, birbirlerini denetleyemedikleri gibi hatalı durumları düzeltme konusunda işbirliği yapamamaları olayın yaşanmasında etkili olmuştur.”
Raporda, ayrıca elektrik tesisatı boyunca meydana gelebilecek yalıtım hataları sonucu can kayıplarının önlenmesi için en önemli koruma önlemi olan RCD (Artık Akım Koruma Cihazı) ve RCM (Artık Akım İzleme Cihazı) sistemlerinin dağıtım şebekelerinde kullanımı için TEDAŞ’ın uygulama yönetmeliğinde düzenleme yapılması gerektiği de belirtildi.
OLAY VE SORUŞTURMA
Konak ilçesinde 12 Temmuz’da sağanak sırasında su birikintisine basan Deniz ve Öktemay, elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetmiş, soruşturma kapsamında gözaltı talimatı verilen 35 şüpheliden 33’ü yakalanmış, 6’sı ifadelerinin ardından serbest bırakılmıştı. Gözaltındaki 27 şüpheli ise emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilmiş, 14’ü tutuklanmıştı.
Dosya kapsamında bilirkişi raporuna göre 5 şüphelinin daha olayda ihmalinin olduğu belirlenerek gözaltı talimatı verilmiş, bunlardan 3’ü yakalanırken 1 kişinin kanser tedavisi gördüğü, 1 kişinin ise yurt dışında olduğu belirtilmişti. Yakalanan 3 kişi daha sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
Şüpheliler ifadelerinde “elektrik kablosunun yüzeye yakın olduğunu”, “koruyucu borusunun kesildiğini”, “elde malzeme olmadığı için borunun değiştirilemediğini” söylemiş, “mazgallarda yapılan işlemler sırasında İZSU gözlemcisinin izinli olduğu” da kayıtlarda yer almıştı.
]]>Haklarında 746 şikayet var
Neslihan ve İnanç Güngen’in yönetmeliklere aykırı ürettikleri cihazlarla ülke genelinde 44 ayrı ‘taksirle yaralama’ suçuna sebep oldukları ve benzer içerikli 746 şikayetin yer aldığı öğrenilmişti. Güngenlerin dolandırıcılık suçundan elde edilen suç gelirini diğer bayilerle yapılan anlaşmalar esnasında aklamaya yönelik eylemlerde bulundukları yönünde bulguların elde edildiği ve bu nedenle operasyonel çalışma planlandığı bilgisine de ulaşılmıştı.
Franchaise şubeleri de Güngen’lerden şikayetçi olmuş
Şüphelilerin sahte ustalık ve kalfalık belgelerini 2 bin TL’ye Ankara’daki sahte belge düzenleyen kişiye hazırlatıp, franchaiselarına 20 bin liraya sattıkları, MEB, Halk Eğitim Merkezi gibi kurumlarla yapılan yazışmada franchaiseların çoğunun sisteme kayıtlı belgesinin mevcut olmadığı, ürün takip sistemi konusunda Sağlık Bakanlığı ile yapılan yazışmada veri tabanına kayıtlı herhangi bir ürünlerinin bulunmadığı da belirlenmişti. Neslim Güngen’in franchaiselarından hizmet alan ve sağlığı olumsuz etkilenen müşterilerin şikayeti üzerine taksirle yaralamadan işlem yapılan franchaiseların kendilerine yasadışı makina satışı yapan Güngen aleyhine dolandırıcılık müştekisi oldukları da öğrenilmişti.
Sıradan ipleri ‘gençleştirme ipi’ adı altında satmışlar
Öte yandan herhangi bir özelliği olmayan yumak ipler ile marketten alınan sıradan nemlendirici kremlere Neslim Güngen etiketi basılarak kolajen ip tedavisi, gençleştirme ipi gibi adlar altında pazarlama yapıldığı ve müşterilerin bu şekilde mağdur edildiği bilgisine de ulaşılmıştı. Şüphelilerin franchaise anlaşması yapmak isteyen kişilerden isim hakkı adı altında yüksek meblağda para talebinde bulunduğu ve ödemelerin banka kanalıyla değil taşınır veya taşınmaz malların bedelsiz devri ile gerçekleştirildiği belirlenmişti.
Hesap hareketleri hacmi 1 buçuk milyar TL
Neslihan ve İnanç Güngen tarafından yönetilen şirketler arasında gerçeğe aykırı sözde ticari faaliyetlere konu sahte fatura kesildiği, şirketler arasında hesap hareketlerinin toplam hacminin 1,5 milyar TL olduğu ve hayatın olağan akışına aykırı hareketliliğin suçtan elde edilen gelirin aklanmasına yönelik olduğu öğrenilmişti. Şüphelileri yakalamaya yönelik 25 ilde 134 adrese eş zamanlı düzenlenen operasyonla aralarında Neslihan ve İnanç Güngen’in de yer aldığı toplam 65 şüpheli yakalanarak gözaltına alınmıştı.
Vergi müfettişi Neslihan Güngen ile kayıt dışı görüşmek istemiş
Öte yandan soruşturma kapsamında vergi tekniği raporu hazırlanması için görevlendirilen bir vergi müfettişinin hazırlanacak raporla ilgili şüpheli Neslim Güngen ile kayıt dışı olacak ve tutanaklara geçmeyecek şekilde görüşmek istediği de tespit edilmişti. Müfettiş hakkında gözaltı kararı verilirken, soruşturma kapsamında tüm mal varlıklarına el konulmuştu.
Gözaltına alınan fenomen Neslihan ve İnanç Güngen çiftinin de aralarında bulunduğu 43 kişi bugün öğle saatlerinde adliyeye sevk edilmişti. Aralarında Neslihan ve İnanç Güngen’in de bulunduğu 17 şüpheli tutuklama talebiyle, 21 kişi ise savcılık tarafından adli kontrol şartıyla serbest bırakılması talebiyle Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edilmişti.
Öte yandan 5 kişinin ise adli kontrol şartı olmaksızın serbest bırakıldığı öğrenilmişti.
Sulh Ceza Hakimliği’nce aralarında Neslihan ve İnanç Güngen’in de bulunduğu 17 şüpheli tutuklanarak cezaevine gönderildi. 21 kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Londra’nın kuzeyindeki Bushey kasabasında yaşanan cinayete kurban gidenlerin BBC’nin at yarışı yorumcusu John Hunt’ın eşi ve iki kızı olduğu ortaya çıktı.
Polis, kapsamlı bir operasyonla cinayetin şüphelisi 26 yaşındaki genç adamı gözaltına aldı.
Yaralı bir şekilde bulunduğu belirtilen Kyle Clifford tedavi için hastaneye götürüldü.
Cinayetle ilgili tüm detaylar henüz ortaya çıkmadı ve Clifford’ın cinayeti neden işlediği bilinmiyor.
Polis ise, şüphelinin kurbanları tanıdığı ve hedef göstererek saldırıyı gerçekleştirdiği ihtimalini değerlendiriyor.

OLAY HAKKINDA NE BİLİNİYOR?
Salı günü yerel saatle 19:00 sularında Londra’nın kuzeyinde yer alan Hertfordshire bölgesindeki Bushey kasabasında yaşayanlar, çığlıklar duyduklarını söyleyerek polisi aradı.
Ashlyn Close sokağına gelen polis, üç kadını ağır yaralı halde bulundu.
Kurbanlar sağlık ekiplerinin müdahalesine rağmen kurtarılamadı.
Tatar yayı olarak da bilinen arbaletle saldırıya uğradıkları anlaşılan üç kadın olay yerinde öldü.
Londra’nın kuzeyindeki Enfield’da yaşadığı tespit edilen şüpheli Kyle Clifford’ın bulunması için kapsamlı bir insan avı başlatıldı.
Polis, arbaletin hâlâ elinde olabileceğini söyleyerek insanlara karşılaşırlarsa şüpheliye yaklaşmamaları uyarısında bulundu.
Silahlı polis görevlileri ve arama ekipleri, Enfield ve Londra’nın kuzeyindeki farklı ilçelerin yanı sıra, cinayetin işlendiği Bushey’de konuşlandırıldı.
Çarşamba öğle saatlerinde, polis ve ambulans görevlileri, içinde arama yapılan Enfield’daki bir evin yakınlarında bir mezarlıkta görüldü.
Mezarlık güvenlik kordonuyla çevrilerek kapatıldı ve bir helikopter ambulans bölgeye yaklaştı.
Herfordshire polisinin yaptığı açıklamaya göre Clifford, polis tarafından “ateş açılmadan” burada yakalandı.
Yaralı halde bulunan Clifford’ın hastanede tedavi gördüğü belirtildi.

KURBANLAR KİM?
Cinayete kurban gidenlerin; BBC’nin at yarışı yorumcusu John Hunt’ın 61 yaşındaki eşi Carol Hunt ile, çiftin üç kızından ikisi olan 25 yaşındaki Louise ve 28 yaşındaki Hannah oldukları belirlendi.
ŞÜPHELİ HAKKINDA NE BİLİNİYOR?
Cinayet şüphelisi Kyle Clifford hakkında bilinenler sınırlı.
Ancak şüphelinin 2022’de kısa süreliğine İngiliz Ordusu’nda hizmet verdiği ve sonra ordudan ayrıldığı düşünülüyor.
Polis, “hedefli” bir saldırı olduğunu söylediği cinayetin arkasındaki Clifford’ın kurbanları tanıdığını düşünüyor.
Polis yetkililerinden yapılan açıklamaya göre, cinayetle ilgili soruşturma hızla ilerliyor.
Şüpheli gözaltına alınırken, şu aşamada polis soruşturmasında aranan başka biri olmadığı belirtildi.

‘İNANILMAZ BİR TRAJEDİ’
John Hunt, BBC 5 Live radyosunun at yarışı yorumcularından biri.
Hunt’ın eşi ve iki kızının öldürüldüğü saldırı kamuoyunda da şok etkisi yarattı.
BBC’nin bir sözcüsü, “John Hunt’ın ailesiyle ilgili haberler kahredici. John’a her türlü desteği vereceğiz” diye konuştu.
İngiltere’deki at yarışı yorumcuları da baş sağlığı dileklerini paylaştı.
Sky Sports’tan Alex Hammond, X hesabından yaptığı açıklamada olayı “inanılmaz bir trajedi” diye niteledi.
İngiltere İçişleri Bakanı Yvette Cooper, cinayetin “gerçek anlamda şok edici” olduğunu söyleyerek polis soruşturmasını yakından takip ettiğini ifade etti.
Londra’nın kuzeyindeki Bushey kasabasında yaşanan cinayete kurban gidenlerin BBC’nin at yarışı yorumcusu John Hunt’ın eşi ve iki kızı olduğu ortaya çıktı.
Polis, kapsamlı bir operasyonla cinayetin şüphelisi 26 yaşındaki genç adamı gözaltına aldı.
Yaralı bir şekilde bulunduğu belirtilen Kyle Clifford tedavi için hastaneye götürüldü.
Cinayetle ilgili tüm detaylar henüz ortaya çıkmadı ve Clifford’ın cinayeti neden işlediği bilinmiyor.
Polis ise, şüphelinin kurbanları tanıdığı ve hedef göstererek saldırıyı gerçekleştirdiği ihtimalini değerlendiriyor.

OLAY HAKKINDA NE BİLİNİYOR?
Salı günü yerel saatle 19:00 sularında Londra’nın kuzeyinde yer alan Hertfordshire bölgesindeki Bushey kasabasında yaşayanlar, çığlıklar duyduklarını söyleyerek polisi aradı.
Ashlyn Close sokağına gelen polis, üç kadını ağır yaralı halde bulundu.
Kurbanlar sağlık ekiplerinin müdahalesine rağmen kurtarılamadı.
Tatar yayı olarak da bilinen arbaletle saldırıya uğradıkları anlaşılan üç kadın olay yerinde öldü.
Londra’nın kuzeyindeki Enfield’da yaşadığı tespit edilen şüpheli Kyle Clifford’ın bulunması için kapsamlı bir insan avı başlatıldı.
Polis, arbaletin hâlâ elinde olabileceğini söyleyerek insanlara karşılaşırlarsa şüpheliye yaklaşmamaları uyarısında bulundu.
Silahlı polis görevlileri ve arama ekipleri, Enfield ve Londra’nın kuzeyindeki farklı ilçelerin yanı sıra, cinayetin işlendiği Bushey’de konuşlandırıldı.
Çarşamba öğle saatlerinde, polis ve ambulans görevlileri, içinde arama yapılan Enfield’daki bir evin yakınlarında bir mezarlıkta görüldü.
Mezarlık güvenlik kordonuyla çevrilerek kapatıldı ve bir helikopter ambulans bölgeye yaklaştı.
Herfordshire polisinin yaptığı açıklamaya göre Clifford, polis tarafından “ateş açılmadan” burada yakalandı.
Yaralı halde bulunan Clifford’ın hastanede tedavi gördüğü belirtildi.

KURBANLAR KİM?
Cinayete kurban gidenlerin; BBC’nin at yarışı yorumcusu John Hunt’ın 61 yaşındaki eşi Carol Hunt ile, çiftin üç kızından ikisi olan 25 yaşındaki Louise ve 28 yaşındaki Hannah oldukları belirlendi.
ŞÜPHELİ HAKKINDA NE BİLİNİYOR?
Cinayet şüphelisi Kyle Clifford hakkında bilinenler sınırlı.
Ancak şüphelinin 2022’de kısa süreliğine İngiliz Ordusu’nda hizmet verdiği ve sonra ordudan ayrıldığı düşünülüyor.
Polis, “hedefli” bir saldırı olduğunu söylediği cinayetin arkasındaki Clifford’ın kurbanları tanıdığını düşünüyor.
Polis yetkililerinden yapılan açıklamaya göre, cinayetle ilgili soruşturma hızla ilerliyor.
Şüpheli gözaltına alınırken, şu aşamada polis soruşturmasında aranan başka biri olmadığı belirtildi.

‘İNANILMAZ BİR TRAJEDİ’
John Hunt, BBC 5 Live radyosunun at yarışı yorumcularından biri.
Hunt’ın eşi ve iki kızının öldürüldüğü saldırı kamuoyunda da şok etkisi yarattı.
BBC’nin bir sözcüsü, “John Hunt’ın ailesiyle ilgili haberler kahredici. John’a her türlü desteği vereceğiz” diye konuştu.
İngiltere’deki at yarışı yorumcuları da baş sağlığı dileklerini paylaştı.
Sky Sports’tan Alex Hammond, X hesabından yaptığı açıklamada olayı “inanılmaz bir trajedi” diye niteledi.
İngiltere İçişleri Bakanı Yvette Cooper, cinayetin “gerçek anlamda şok edici” olduğunu söyleyerek polis soruşturmasını yakından takip ettiğini ifade etti.
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca, Dilan Polat, eşi Engin Polat, kardeşleri Can ve Sıla Doğu’nun da aralarında bulunduğu 16 şüpheli hakkında yürütülen soruşturma sonucu hazırlanan iddianameyi değerlendiren Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesinin, davanın ağır ceza mahkemesine açılması gerektiğini bildirerek dosyayı iade etmesine Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı itiraz etti.
Başsavcılığın itiraz kararında, görevli mahkemenin temel cezaya göre belirlenebilir olduğu, artırım maddesinin mahkemenin görevini belirlemede esas olmadığı vurgulandı.
– Ne olmuştu?
İstanbul merkezli 6 ilde 1 Kasım 2023’te ve devamında düzenlenen operasyonlarda, Dilan Polat ve eşi Engin Polat’ın da aralarında bulunduğu 24 şüpheli gözaltına alınmıştı.
Soruşturma kapsamında daha önce şirketlerinde yapılan aramalarda dijital materyal ve defterlere el konulan Polat çiftinin de yer aldığı şüphelilerle ilgili Mali Suçları Araştırma Kurulunca (MASAK) ön inceleme raporu hazırlanmış, raporda tasfiye halindeki 3 firmadan aile bireylerine ait şirketlere sözde ticaret karşılığında sahte fatura kesilmesi yöntemiyle 200 milyon lira para girişi olduğu belirlenmişti.
Paranın yine aile bireylerine ait şirketler arasında transfer edildiği, son aşamada ise Engin Polat’ın sahibi olduğu Milda Gayrimenkul isimli firmada toplanarak gayrimenkul ve çok sayıda araç alındığının tespitinin ardından İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, şüphelilerin kimliklerini belirlemiş, İstanbul merkezli Ankara, Yalova, Ordu, Kırklareli ve Manisa’da 43 adrese eş zamanlı operasyon düzenlemişti.
Soruşturma kapsamında çalışmalarını sürdüren ekipler, Dilan ve Engin Polat’a ait bir medikal şirketin Ankara’da başka bir firmaya isim hakkını verdiğini, bu firmanın hesabındaki 1 milyon 800 bin liranın da ortakların kişisel hesaplarına aktarılmaya çalışıldığını tespit etmişti.
Dilan Polat, Engin Polat ve Sıla Doğu’nun da aralarında bulunduğu şüphelilerden 16’sı tutuklanmıştı. Hakimlik, 27 şirkete kayyum atanmasına hükmetmişti.
Sulh Ceza Hakimliği, 14 Haziran’daki aylık tutukluluk incelemesinde, Dilan Polat’ın kardeşleri Can ve Sinem Sıla Doğu ile Can Polat, Gökay Bekar, Halit Polat, Harun Abak, Metin Yılmaz, Mustafa Özalp, Nilgün Yılmaz, Uğurcan Ayyıldız ve Zekai Tepe’nin adli kontrol hükümleri uygulanarak tahliye edilmesine hükmetmiş, diğer 5 şüphelinin tutukluluk halinin devamına karar vermişti.
Cumhuriyet savcılığının soruşturmayı tamamlamasının ardından hazırlanan iddianamede şüphelilerin “suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama”, “yasa dışı bahis”, “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak” ve “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak” suçlarından cezalandırılmaları istenmişti.
İddianamede, soruşturma kapsamına alınan 31 şirketin ve bu şirketlerin sahip olduğu taşınmaz, araç ve benzeri tüm malvarlığının müsadere edilip mülkiyetin kamuya geçirilmesi de talep edilmişti.
Başsavcılık tarafından onaylanan iddianame, Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmişti.
İddianameyi inceleyen Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesi, şüpheliler hakkında istenen cezalardaki artırım maddeleri dikkate alındığında, yargılamayı yapma konusunda yetkili mahkemenin Ağır Ceza Mahkemesi olduğunu belirterek dosyayı savcılığa iade etmişti.
Baykut savunmasında, suçunu kabul ederek, “Olay gününden 3-4 ay önce Ramazan Pişkin’in sosyal medyada videosunu gördüm. Sonrasında 3-4 gün öncesinde de dükkanın önünden geçerken görmüştüm. Maktul dükkanın içindeydi. Ben sosyal medyada kendisini görünce cinayeti kafamda kurguladım. Cinayeti 4 ay önce kurguladım” dedi.
Mahkeme Sanık Baykut’un tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı erteledi.
İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya tutuklu sanık Erkan Baykut getirildi. Ramazan Pişkin’in kardeşi Mehmet Pişkin ve taraf avukatları duruşma salonunda hazır bulundu.
“SOSYAL MEDYADA GÖRÜNCE CİNAYETİ KAFAMDA KURGULADIM”
Duruşmada savunma yapan sanık Erkan Baykut, “Mütalaayı kabul etmiyorum. Akıl hastalığım vardır. Olay gününden 3-4 ay önce Ramazan Pişkin’in sosyal medyada videosunu gördüm. Sonrasında, 3-4 gün öncesinde de dükkanın önünden geçerken görmüştüm. Maktul dükkanın içindeydi. Babamın dükkanına yakın olduğunu biliyordum. Ben sosyal medyada kendisini görünce cinayeti kafamda kurguladım. Cinayeti 4 ay önce kurguladım. Olaydan 4-5 gün önce babamın iş yerine yakın bir mesafede kendisini gördüm. Şüphelenmelerim o şekilde başladı. Bana zulüm yapan insanların yerine kendisini koydum. Kendisi onlara benziyordu. Uyuşturucu madde etkisi altındaydım. Bıçağı olaydan 2 ay önce almıştım. Bıçağı maktulü öldürmek için almıştım” dedi.
SAVUNMA YAPMASI İÇİN SÜRE VERİLDİ
Mahkeme heyeti sanık Erkan Baykut’un tutukluluk halinin devamına karar verdi. Heyet, sanık avukatının ek savunma hazırlaması için süre talebini kabul ederek duruşmayı erteledi.
İDDİANAME
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, ‘Diyarbakırlı Ramazan Hoca’nın Yeri isimli iş yeri sahibi Ramazan Pişkin’in bıçakla yaralandığı ve hastaneye kaldırıldığı bilgisi edinilmesiyle soruşturmaya başlanıldığı anlatıldı. İddianamede, Ramazan Pişkin’in hastanede hayatını kaybettiği, olaya ilişkin görgü ifadesi sorulan İbrahim Baştürk elinde bıçak olan bir erkeği gördüğü, çay ocağını kontrol ettiğinde Ramazan Pişkin’in yaralanmış şekilde yerde gördüğüne dair ifadelerine yer verildi. Olaya ilişkin yapılan kamera araştırmasında, şüphelinin belediye otobüsüne bindiği, Beyoğlu Bahariye Caddesinde bulunan İplikçi otobüs durağında indiği, İstiklal Mahallesi, Hacı Hüsrev Caddesi’ ne doğru hareket ettiğinin tespit edildiği kaydedildi. İstiklal Mahallesi, Sebilci Sokak 16 numarada tespit edilen şüpheli Erkan Baykut’un evin banyosunda saklanırken yakalandığı bilgilerine yer veridi. İddianamede, şüpheli Baykut’un ifadesinde, maktul Ramazan Pişkin’i tanımadığını, Saboor Muradı ismiyle tanıdığı kişi zannettiğini, bu kişinin de uyuşturucu satan, cinsel istismarda bulunan biri olduğunu, kendisine uyuşturucu verdiklerini ve 2021 yılından beri kendisine büyü yapıldığını düşündüğünü iddia etti. Olaydan 2 ay kadar önce babasının iş yerine 5 dakika mesafede Ramazan Hoca’ nın Yeri isimli iş yerinde Ramazan Pişkin’i gördüğünü söyleyen şüpheli Baykut, yanına gidip kendisiyle konuştuğunda kendisini ilk başta iyi bir hoca olarak gördüğünü, ancak sohbetin devamında bu şahsın aslında Saboor Muradı olduğunu anladığını, bunun üzerine Saboor Muradı’nın kendisine geçmişte verdiği zararları hatırladığını, olay günü önce taş fırlattığını, Pişkin’in üstüne gelmesiyle kendisine zarar verebileceği düşüncesiyle bıçak çekerek yaraladığını ve kaçtığını söylediği belirtildi. Şüphelinin daha önce olay yerinde görülmediği belirlendi. Şüphelinin kullandığı tespit edilen birden fazla telefon numaralarının incelemesinde, HTS kayıtlarında olaya ilişkin şüpheli bir tespit yapılmadığı da iddianamede yer aldı. Ramazan Pişkin’in kardeşlerinin şikayetçi olarak yer aldığı iddianamede, şüpheli Erkan Baykut’un “Kasten öldürme” suçundan müebbet hapisle cezalandırılması talep ediliyor.
]]>
Konuya ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma tamamlandı. Hazırlanan iddianamede 8 kişi ‘müşteki’ sıfatıyla; Oğuzhan Uğur, Kaan Kayacan ve Ercan Özdemir ise ‘şüpheli’ sıfatıyla yer aldı.
ARAMA KURTARMA FAALİYETLERİNİN AKSADIĞI PAYLAŞIMLAR YAPILDI
Hazırlanan iddianamede, 6 Şubat 2023’de meydana gelen 2 büyük deprem sonrasında ‘BaBaLa TV’ adlı sosyal medya hesabından 7 Şubat günü ‘Acil – Kahramanmaraş Türkoğlu Nurdağı’nda Kumçatı köyünde baraj patlamış ve su basıyormuş, sadece yetkililer için iletişim’ ve ‘Hatay Antakya Yarseli barajı çatlamış Allah aşkına buraya ekip yollansın çok yağmur yağıyor’ şeklinde paylaşımların yapıldığı, paylaşımlar sonrası konuyla ilgili medyada böyle bir durumun yaşanmadığına ilişkin haberlerin yapıldığı ve söz konusu iddialar nedeniyle deprem bölgesinde arama kurtarma faaliyetlerinin aksadığına ve halk arasında korku ile paniğe yol açtığına ilişkin paylaşımların yapıldığı anlatıldı.

İFADESİ ORTAYA ÇIKTI
Şüpheli Oğuzhan Uğur’un ifadesine yer verilen iddianamede, şüpheli Uğur’un söz konusu hesaptan paylaşımları kendi ekibinin yaptığını belirttiği ve ‘’Deprem sonrası BaBaLa TV’de çalışan ekibimizin yanına gönüllü kişiler geldiler. Gönüllü kişilere çalışmaları için yer sağladık. Tweet atma bölümünün koordinasyonunda belirli bir kişi yoktu. Biz ekiple çalışmadan önce teyidi alınmayan hiçbir paylaşımı Twitter’dan paylaşmamaları konusunda uyardık. Telefon görüşmesi yapma yetkisine sahip 30-35 kişilik ekip, almış oldukları haberleri tweet atmakla yetkili olan yaklaşık 15 kişilik ekibimize aktarıyorlardı. Paylaşımların ardından böyle bir infial bilgisi bize geldikten sonra yaptığımız kontrollerden sonra yapılan paylaşımların ses kaydı ve teyidine ulaşıldı. Bu şahıs, telefon konuşma ekibinde bulunan şüpheli Ercan Özdemir’dir. Özdemir, Kültür Bakanlığı’nda çalıştığını söyleyen bir kadınla görüşüyor, kadının Bakanlıkta çalıştığına ilişkin bilgiler edinilmiş, bu teyitten sonra Yarseli Barajı’na ilişkin tweet atılmış. Hatırladığım kadarıyla tweeti atan şüpheli Özdemir’dir. Nurdağı’na ilişkin tweeti kim attı bilmiyorum. Atılan tweetler 7 Şubat tarihinde olmasına rağmen halkın galeyana getirilmesi ve kaçış görüntülerinin 11 Şubat tarihine ait olması bizim bir infiale sebep olma amacına sahip olmadığımızın göstergesidir. Hesaptan yapılan 3 paylaşımı ben yapmadım. Günlerce uykusuz kalan ve yardım etme amacı taşıyan ekip var. Bölge için milyonlarca lira para toplanmasına destek olduk. Tek amacımız depremde mağdur olan bölge halkına yardım etmek’’ dediği kaydedildi.
‘BENİM TWEET ATMA YETKİM YOK’
Şüphelilerden Ercan Özdemir’in ifadesinde ise, ‘’Ben bayanla telefonda görüştükten sonra bana ilettiği bilgileri teyit ekibine ilettim. Bundan sonraki aşamada teyit ekibi ve tweet atan ekibin ne yaptığını bilmiyorum ancak ben kesinlikle tweet atmadım. Oğuzhan Uğur ifadesinde benim tweet attığımı söylemiş ise de bu doğru değildir çünkü benim tweet atma yetkim yoktur. Suçlamaları kabul etmiyorum’’ ifadelerine yer verildi.
KAMU BARIŞINI BOZMAYA ELVERİŞLİ PAYLAŞIMLAR YAPILDIĞI BELİRTİLDİ
Hazırlanan iddianamede, BaBaLa TV adlı sosyal medya hesabından kamu barışını bozmaya elverişli şekilde, gerçeğe aykırı olarak paylaşımların yapıldığı, sosyal medya hesabının kullanıcısının Oğuzhan Uğur olduğu, şüpheli Uğur’un ifadesinden bir süre sonra avukatı aracılığıyla sunduğu dilekçesinde tweetlerin şüpheli Kaan Kayacan tarafından paylaşıldığını belirttiği, şüpheli Kayacan’ın ise bu hususu hatırlamadığını söylediği kaydedildi.
HAPİS TALEBİ
İddianamede şüpheliler Oğuzhan Uğur, Kaan Kayacan ve Ercan Özdemir’in ayrı ayrı ‘basın ve yayın yoluyla halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçundan 1 yıl 6 aydan 4 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi. Şüphelilerin yargılanmasına önümüzdeki günlerde İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi’nde başlanacak.
]]>
YÜKLÜ MİKTARDA PARA, ALTIN VE GÜMÜŞE EL KONULDU
Bahçelievler’de 7, Bakırköy’de 4, Başakşehir’de 3, Çatalca’da 2, Fatih’te 5, Zeytinburnu’nda 5 ve Şişli’de 1 olmak üzere toplam 27 ev ve iş yerine gerçekleştirilen operasyonda, Türk vatandaşlığı elde eden Suriye uyruklu döviz şirketi sahibi Abdel R.A., Abdel R.A.’nın kardeşi ve ortağı Muhammad A.A., Haşim A.H., Talib A., Mostapha S., Abdulaziz A.A., döviz bürosu sahibi, Ararat M., dış ticaret ve nakliyat firması sahipleri Muhammad N.A., Muhammad A.H. ile bu iş adamlarının kuruluşlarında çalışan örgüt yanlısı 2 kişi ile beraber 11 şüpheli yakalandı. Şüphelilerin ikamet ve şirketlerinde yapılan aramalarda ise, çok sayıda dijital materyal ve doküman, 4 tabanca, silahlara ait çok sayıda şarjör ve mermi, 13 kripto para soğuk cüzdanı, 100 gram altın, 130 kilo gümüş, 89 bin 830 lira, 13 bin euro, 17 bin 907 dolar, 7 bin 805 Suudi riyali, 770 BAE dirhemi ve 2 milyon 380 bin Özbekistan somu ele geçirildi. Aynı zamanda merkezindeki bahse konu şirketler incelemeye alındı. Vergi müfettişleri tarafından yapılan incelemeler sonucunda vergi usul kanununa istinaden 3 şirkete 760 bin lira para cezası kesildi. Yakalanan 11 şüpheli sorgulanmak üzere İstanbul TEM Şube’ye götürülürken, örgüt üyelerinden ele geçen yüklü miktarda para, altın ve gümüş gibi değerli madenlere de el konuldu.
ŞİRKETLERİN MAL VARLIKLARI DONDURULDU
Savcılıkça şüpheliler hakkında yürütülen soruşturmanın detaylarına İhlas Haber Ajansı ulaştı. Örgütün Türkiye’deki finans ayağını deşifre eden polis, şirketler arasında toplanan paranın yurt dışına ‘Hawala’ yöntemiyle transfer edildiğini, dağıtım işleminin ise bu şirketlerin belirlediği kişiler üzerinden sağlandığını ortaya koydu. Tespiti yapılan şüphelilerce sahibi veya ortakları oldukları şirketler aracılığıyla DEAŞ üyelerine ‘Hawala’ sistemi ile transfer edilen paranın miktarının ise çok büyük çapta olduğu ifade edildi. Savcılık kararıyla ‘terörün finansmanı’ kapsamında onca şirketin tüm faaliyetleri mercek altına alınırken, soruşturma doğrultusunda “E Nakliyat Ltd. Şti.” ve “G.. İthalat ve İhracat A.Ş.” adlı 2 şirketin tüm mal varlıklarının ise dondurulduğu belirtildi.
DÖVİZ BÜROLARI, İTHALAT/İHRACAT ŞİRKETLERİ VE ULUSLARARASI NAKLİYAT FİRMALARI İŞİN İÇİNDE
Örgüt üyelerinin dikkati çekmeyecek bölgelerde faaliyet gösteren söz konusu şirketlerin yöneticisi ve sahiplerinin doğrudan ya da dolaylı olarak örgütün yöneticileriyle de temas kurduğu belirlendi. Ticari faaliyet adı altında döviz bürosu, ithalat/ihracat şirketi, nakliyat şirketlerinde toplanan paranın, Suriyedeki DEAŞ kamplarına aktarıldığı anlaşıldı. Örgütsel faaliyet gösteren şüphelilerin, kendi aralarındaki kişilerle şifreli mesajlarla yazıştıkları tespit edildi. Öte yandan, operasyon kapsamında gözaltına alınan 11 şüphelinin emniyetteki işlemlerinin devam ettiği öğrenildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, sosyal medyadaki videoda bir işletmede askeri üniforma giyen bir şahsın mekanda bulunan masalara askeri üniforma ile servis yapıldığının görüldüğü üzerine soruşturma işlemlerine başlandığı ve söz konusu işletme mesul müdürünün Abdulkadir Güler, işletme sahibinin Adnan Kalkmaz, video içerisinde askeri üniforma giyerek servis yapan kişinin ise Suriye uyruklu Yousuf Jaafer olduğunun tespit edildiği anlatıldı.

Hazırlanan iddianamede, şüphelilerin yayınlamış oldukları videonun devletin askeri teşkilatının şeref ve saygınlığını zedeleyici niteliğinin bulunduğu, video içeriğinin düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmesinin mümkün olmadığı, toplumun gelişmesine katkıda bulunmadığı gibi devletin askeri teşkilatını alenen aşağılamaya yönelik olduğu aktarıldı.
Söz konusu videonun kışkırtıcı tutum ve davranışlar sergilemeye yönelik hareketler içerdiğinin belirtildiği iddianamede, hareketlerin halkın bir kesiminin diğer kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa, ayrımcılığı gerektirecek nefrete yönlendirici nitelikte olduğu, hareketlerin bulunduğu videonun sosyal medya ve basın yayın organlarında yayınlanmasının ardından birçok hesap ile grup tarafından yorumlarla birçok defa paylaşılarak medyada gündem oluşturduğu, ilaveten tahrik edilenler nazarında endişe yaratacak şekilde bir etki oluşturarak kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıktığı kaydedildi.
“TÜRK ASKERİ ÜNİFORMASI OLDUĞUNU BİLMİYORDUM”
Şüpheli Yousuf Jaafer’in iddianamede de yer alan ifadesinde şunları söylediği öğrenildi:
“’Ben 2017 yılının yaz aylarında yasal yollar vasıtasıyla Suriye’den Türkiye’ye giriş yaptım. Türkiye’ye geldikten sonra ilk olarak İstanbul ili Bakırköy ilçesi sonrasında Beylikdüzü ilçesinde restoranlarda çalışmaya başladım. Daha sonra 2022 yılı yaz aylarında sosyal medya vasıtasıyla video çekmeye ve gelir elde etmeye başladım. Söz konusu restorana gittiğimde burada müşteri olarak bulunan, Dubai’den geldiklerini söyleyen yabancı uyruklu 2 kişi, Eminönü’nden almış oldukları askeri üniformayı bana getirerek video çekme teklifinde bulundular.
“VİDEOYU ÇEKME AMACIM KESİNLİKLE TÜRK ASKERİ TEŞKİLATINI AŞAĞILAMAK DEĞİLDİR”
Ben de askeri üniformalı videonun daha fazla izleneceğini düşünerek bu teklifi kabul ettim. Video içerisinde et servisi yaptığım masada bulunan iki kişi bana askeri üniformayı getirerek video teklifinde bulunan tanımadığım 2 kişidir. Giymiş olduğum üniformanın üzerinde herhangi bir bayrak ya da yazı yoktu, Türk askeri üniforması olduğunu bilmiyordum. Çok pişmanım. Videoyu çekme amacım kesinlikle Türk askeri teşkilatını aşağılamak değildir.”
Şüpheli Jaafer’in askerlik mesleğine özgü elbiseleri başkalarını yanıltacak biçimde giyerek çektiği ve hesabından yayınlamış olduğu videoyu daha sonra sildiğinin de belirtildiği iddianamede, işletme mesul müdürü şüpheli Abdulkadir Güler ve işletme sahibi şüpheli Adnan Kalkmaz’ın, işletme üzerindeki yetkileri ve konumları gözetilerek videonun bilgileri dışında çekilerek yayında kaldığına yönelik savunmalarına itibar edilmeyeceği de belirtildi.
7’ŞER YIL 6’ŞAR AYA KADAR HAPİS TALEBİ
Hazırlanan iddianamede şüpheliler Abdulkadir Güler, Adnan Kalkmaz ve Yousuf Jaafer’in “devletin askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılama”, “özel işaret ve kıyafetleri usulsüz kullanma” ve “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik veya aşağılama” suçlarından toplamda ayrı ayrı 2 yıl 3 aydan 7 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılmaları talep edildi. Şüphelilerin yargılanmasına önümüzdeki günlerde İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi’nde başlanacak.
]]>Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, 38 müşteki, 1 müşteki şüpheli, Gülnihal Çiçek ve Alisya Bahar Candan’ın da aralarında bulunduğu 21 şüpheli yer aldı.
“SAZAN SARMALI” DOLANDIRICILIK YÖNTEMİNİ UYGULADILAR
İddianamede, Onur Apaydın ve İlker Oflu’nun şebekenin elebaşları olduğu, dolandırıcılık ve tefecilik suçlarından gelir elde etmek üzere teşekkül eden organize suç örgütünün üyesi olan şüphelilerin, örgüt yapısı ve iş bölümünün sağladığı kolaylıktan faydalanarak suç dünyasında “Sazan Sarmalı” olarak tabir edilen dolandırıcılık yöntemini uyguladıkları belirtildi.
Şüphelilerin, mağdurlara tanıdıkları vasıtasıyla ulaşıp güven kazandıktan sonra icra, vergi dairesi, TMSF gibi resmi kurum ve kuruluşlarla yakın ilişki içerisinde olduklarını, kurum-birim amirleri vasıtasıyla ihale yoluyla aldıkları araçları piyasa fiyatının altında bedelle sattıklarını anlattıkları aktarılan iddianamede, şüphelilerin araç ve fiyat bilgilerini içeren listeyi mağdurlara göstererek teklifte bulundukları kaydedildi.

VADETTİKLERİ ARAÇLARI TESLİM ETMEDEN KAYIPLARA KARIŞTILAR
İddianamede, şüphelilerin, listeden beğendikleri araçları almak isteyen mağdurlarla anlaşma yaptıkları, araç bedeli ile aracılık komisyon bedelinin bu iş için özel kurulmuş paravan firmanın hesabına gönderilmesini sağladıkları belirtilerek, şüphelilerin mağdurlardan araç ücretlerini ve komisyon bedellerini peşin aldıktan sonra çeşitli bahaneler öne sürüp vadettikleri araçları teslim etmeden kayıplara karıştıkları aktarıldı.
Hakkını aramak isteyen mağdurların tehdit edildiklerinin belirlendiği kaydedilen iddianamede, suç örgütü terminolojisinde “proje” olarak adlandırılan dolandırıcılık eyleminin gerçekleştirilmesi öncesinde örgütün saha elemanlarının ön çalışma yaptıkları, kurdukları sosyal bağlantılar ile ekonomik durumu iyi olan mağdur adaylarını ve onların kişisel zaaflarını tespit ettikleri, örgüt bütçesinden tahsis edilen maddi kaynakla zaafları bilinen mağdur adayıyla kişisel ilişki kurdukları anlatıldı.

MAĞDURLARIN KANDIRILMASINDA ETKİN ROL OYNADILAR
Alisya Bahar Candan ve Gülnihal Çiçek’in örgüt içindeki konumuna da yer verilen iddianamede, şüpheli Candan kardeşlerin önceki tarihlerde televizyon programlarına katıldıkları, ünlü olduktan sonra da magazin programlarında yer aldıkları, ”sosyal medya fenomeni” olarak tabir edildikleri, toplumun geniş kesimleri tarafından tanındıkları için suç örgütü tarafından dolandırıcılık eylemlerine yönelik düzenlenen özel toplantılarda mağdurların kandırılmasında etkin rol oynadıkları ve örgüt elebaşlarından Onur Apaydın ile yakın ilişki içerisinde oldukları belirtildi.
ÖRGÜTÜN GİZLİ MUHASEBECİSİ VE KASASI
İddianamede, hakkında yakalama kararı olan örgüt elebaşı Onur Apaydın’ın bankacılık sistemlerini aktif olarak kullanamadığı için suç gelirinden elde ettiği parayı, suç örgütü içerisinde “gizli muhasebeci ve kasa” konumunda olan şüpheli Alisya Bahar Candan üzerinden bankacılık sistemine sokarak, suç gelirini akladığı anlatıldı.
İddianamede ifadesine yer verilen şüpheli Hacı İsrafil Sağlam, örgüt toplantılarında yer aldığını aktararak, üst kademeden herkesin iştirak ettiği toplantılara saha elemanları ve alt kademenin asla katılmadığını kaydetti.
“NİHAL CANDAN ÖRGÜT LİDERİ ONUR APAYDIN’IN SEVGİLİSİYDİ”
Sağlam, “Toplantıların ikisinde Nihal Candan’ı gördüm. Nihal Candan örgüt lideri Onur Apaydın’ın sevgilisiydi. Diğer şahıslar Nihal Candan’a saygı gösteriyor ve mesafeli davranıyordu. Nihal Candan’ın yanında da örgütün iç işleyişine ilişkin konular, araba alım-satım işleri konuşuldu. Sazan sarmalı proje yöntemine ilişkin işlemler tartışılırdı.” ifadelerini kullandı.
İddianamede, Alisya Bahar Candan’ın ablası Gülnihal Çiçek’e göre suç örgütü içinde daha etkin rol oynadığı, şüpheli Gülnihal Çiçek’in tutuklulukta geçirdiği süre dikkate alınarak adli kontrol şartıyla tahliye edildiği aktarıldı.
BAHAR CANDAN HAKKINDA 44 YILA KADAR HAPİS İSTEMİ
İddianamede Alisya Bahar Candan hakkında “suç örgütüne üye olmak” ve “kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık” suçlarından 14 yıldan 44 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.
NİHAL CANDAN HAKKINDA İSE 24 YILA KADAR HAPİS İSTEMİ
Gülnihal Çiçek’in ise aynı suçlardan 8 yıldan 24 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.
Diğer 20 şüpheli hakkında ise farklı suçlardan farklı oranlarda hapis cezası öngörüldü.
Hazırlanan iddianame, ağır ceza mahkemesine gönderildi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, Doç. Dr. Sinan Ateş’in, 30 Aralık 2022’de silahlı saldırı sonucu öldürülmesine ilişkin 22 şüpheli hakkında hazırlanan iddianame Ankara 32’nci Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi. 145 sayfalık iddianamede tetikçi Eray Özyağci ile Vedat Balkaya ve Suat Kurt’un ortak hareket ederek eylemi gerçekleştirdikleri, Doğukan Çep ve Tolgahan Demirbaş’ın ise azmettirici oldukları belirtildi. Diğer şüpheliler Zekeriya Asarkaya, Hakan Saraç, Ufuk Köktürk, Mehmet Yüce, Mustafa Uzunlar, Aşkın Mert Gelenbey, Murat Can Çolak, Osman Bayraktar, Caner Güney, Umut Ersoy, Çağlar Zorlu, Aytaç Ataç, Emre Yüksel, Serdar Öktem, Erdem Karadeniz, Alper Atay, Mustafa Ensar Aykal’ın ise iştirak halinde işlenen suça yardım ettikleri belirtildi. Şüphelilerin tamamının Sinan Ateş’e yönelik eylemde ‘tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan sorumlu oldukları belirtildi.
Olay sırasında Sinan Ateş’in yanında bulunan ve yaralı kurtulan müşteki Selman Bozkurt’a yönelik olarak ise Eray Özyağci, Vedat Balkaya ve Suat Kurt’un ‘tasarlayarak kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan sorumlu oldukları belirtildi. Şüpheli Eray Özyağci’nin olayda kullandığı tabancanın ele geçirilemediği; ancak olay yerinde tabancaya ait boş mermi kovanlarının bulunduğu belirtildi. Şüphelinin savunmasında, üzerine atılı eylemi ruhsatsız tabanca ile gerçekleştirdiğini kabul ettiği ve böylece ‘ruhsatsız tabanca bulundurmak ve taşımak’ suçunu da işlediği belirtildi.
Şüpheli Tolgahan Demirbaş’ın olaydan önce maktule ait adres, telefon, konum gibi kişisel bilgileri hukuka aykırı olarak ele geçirmesi nedeniyle ‘kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme’ suçundan da ayrıca cezalandırılması gerektiği belirtildi. Olay tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğünde komiser olarak görev yapan şüpheli Mustafa Ensar Aykal’ın görevinin gereklerine aykırı hareket ederek, kamu görevinin verdiği yetkiyi kötüye kullanarak maktule ait kişisel bilgileri hukuka aykırı olarak temin ederek, şüpheli Tolgahan Demirbaş’a verdiği, bu yüzden ‘kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme ve yayma’ suçunu işlediği belirtildi.
İddianamede; şüpheliler Eray Özyağci, Vedat Balkaya, Suat Kurt için ‘tasarlayarak kasten öldürme’ ve ‘tasarlayarak öldürmeye teşebbüs’ suçlarından 2’şer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis talep edildi. Şüpheliler Doğukan Çep ve Tolgahan Demirbaş’ın da suça azmettiren olarak ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları istendi. Şüpheliler Zekeriya Asarkaya, Hakan Saraç, Ufuk Köktürk, Mehmet Yüce, Mustafa Uzunlar, Aşkın Mert Gelenbey, Murat Can Çolak, Osman Bayraktar, Caner Güney, Umut Ersoy, Çağlar Zorlu, Aytaç Ataç, Emre Yüksel, Serdar Öktem, Erdem Karadeniz, Alper Atay, Mustafa Ensar Aykal’ın da ‘suça yardım eden’ olarak ‘tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan cezalandırılmaları talep edildi.
CAMİ ÇIKIŞINDA SALDIRMIŞ
İddianamede; olayda yaralanan Selman Bozkurt’un ifadesi de yer aldı. Bozkurt, silahlı saldırının cuma namazının ardından cami çıkışında Sinan Ateş’in ofisine giderken gerçekleştiğini belirterek, “Sinan Ateş benim yaklaşık 2 metre önümde, ben de arkada yürüyorduk. Tam olay yerine geldiğimiz esnada saat 13.30 sıralarında sağda bulunan park halinde aracın önünden bir şahıs Sinan Ateş’in önüne geçerek elinde bulunan siyah renkli tabanca ile art arta ateş etmeye başladı. Sinan Ateş vurularak yere düştü. Ben Sinan’ın yanına gelip müdahale edecekken bana da 2 el ateş etmesiyle ben de yaralanarak hemen kendimi solda bulunan bir aracın arkasına atarak sipere geçtim. Bu esnada bize ateş eden şahıs tekrar ateş ederek yaya vaziyette kaçmaya başladı. Ben de belimde Sinan Ateş’in vermiş olduğu tabanca ile kaçan şahsın arkasından havaya doğru 4-5 el ateş etti. Bize ateş eden şahıs kısa bir müddet sonra yaya olarak kaçıp gözden kayboldu. Bu şahıs Sinan Ateş’e 7- 8 el ateş ettikten sonra silahın namlusunu bana çevirerek 2-3 elde bana ateş etti. Ben sırtımdan yaralandım. Bu şahıs bana hedef göstererek ateş etmiştir, beni de öldürebilirdi” dedi.
Bir televizyon yarışmasıyla ünlenen Adanalı sosyal medya fenomeni Yağmur Taktaş (28), 3 Nisan’da ABD’de fenalaşması sonrası kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Taktaş’ın cansız bedeni, 20 Nisan’da hava yoluyla getirildiği Adana’daki Kabasakal Mezarlığı’nda toprağa verildi. Taktaş’ın ailesi, daha önce darbedilen ve dalağını kaybeden kızlarının ölümüne sebep olduğunu iddia ederek avukatları aracılığıyla Türk asıllı ABD vatandaşı ressam sevgilisi A.C.F.’den şikayetçi oldu.
YENİDEN OTOPSİ YAPILACAK
Ailenin şikayeti üzerine yeniden otopsi yapılması için gerekli işlemler de başlatıldı. Taktaş’ın mezarının Pazartesi günü açılıp yeniden otopsi yapılacağı öğrenildi.
“Her 2 ülkede de soruşturma sürüyor”
Taktaş ailesinin avukatı Fethi Öksüz, konuyla ilgili gazetecilere açıklamalarda bulundu. Öksüz, “Yağmur’un hayatını kaybetmesinin ardından ailesi tarafından Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunuldu. Bu suç duyurusunun akabinde soruşturma açıldı ve soruşturma şu anda devam ediyor. Ayrıca Amerika’da da soruşturma devam etmekte. Her 2 ülkede de ayrı soruşturmalar sürse de Yağmur’un Türk vatandaşı olması nedeniyle buradaki soruşturma da ilerleyecek. Burada bir takım deliller toplanacak Pazartesi günü fethi kabir yapılacak, ardından da otopsi süreci ve işlemleri başlayacak” ifadelerini kullandı.

“Yağmur öldüğünde şüpheli şahıs yanında olabilir”
Yağmur Taktaş’ın ölümündeki sır perdesinin aralanması için gerekli çabayı gösterdiklerini aktaran Av. Öksüz, şunları söyledi:
“Oradaki otopsi raporunun tamamlanması 3-4 aylık bir süreç. Ayrıca kanında yabancı madde olup olmadığıyla alakalı, onun orada aç bırakılıp bırakılmadığı, eziyet edilip edilmediği gibi sonuçların raporda çıkmasını bekliyoruz. Otopsi sürecinin hızlı ilerlemesi gerekiyor. Türkiye’de yapılacak otopside de bu hususları elde etmeyi amaçlıyoruz. Somut delillere ulaşmayı hedefliyoruz. Ayrıca duruşmayla ilgili ailenin iletmiş olduğu bilgi, belge ve yazışmalar var. Yağmur’un öldüğü zaman şüpheli şahsın yanında bulunduğuna ilişkin elimizde bir delil var. Bunu soruşturmaya bugün itibarıyla eklettik. Bununla alakalı adli makamlarımız da gerekli araştırmaları yapacaktır. Bununla beraber de otopsi raporunun çıkması akabinde soruşturma sürecinin hızlı bir şekilde ilerleyeceğine ilişkin bizim bir şüphemiz yok.”
“Kamu davası açılıp yargılama sürmeli”
Yağmur Taktaş’ın ölümüne ilişkin azmettirme ihtimalleri olduğu iddiasıyla şüphelinin ailesinden de şikayetçi olduklarını kaydeden Öksüz, “Soruşturmaya onlar da en kısa sürede dahil edilecektir. Yeni bilgi, belge ve yazışmalarla beraber otopsi raporunun çıkmasının akabinde soruşturma süreci hızlı bir şekilde ilerleyecek. Şüphelerinin olmadığı ve savcılığın takdirine bağlı olmakla beraber kamu davası açılıp yargılama sürmeli” dedi.
“Yağmur Amerika’da vefat etmeden önce parasına, pasaportuna el konulmuş”
Yağmur Taktaş’a karşı şiddet, tehdit ve hakaret eylemleri gerçekleştirdiği iddiasıyla şüpheli hakkında soruşturmalar ve kovuşturmaların devam ettiğini bildiren Öksüz, “Yağmur’un zaten şikayeti akabinde gerekli adli prosedürler başlatılmış. Zaten baktığımız zaman Yağmur’un daha önceden bir organını kaybetmesine neden olacak kadar ciddi bir şiddet eylemi gerçekleştirilmiş. Yağmur’un bu şiddet eylemi neticesinde dalağını kaybetmiş ve boynundan aşağıya kadar uzun bir kesikle bir operasyon gerçekleştirilmiş. Bununla beraber sosyal medyadaki fotoğraflardan dosyaya sunulan bilgilerden, belgelerden göreceğiniz üzere Yağmur’un kaşlarının tıraşlanması, saçlarının ön kısımlarının tıraşlanması gibi durumlar da söz konusu. Burada bir eziyet, bir işkence durumu söz konusu. Açık konuşmak gerekirse bu konuda bizim bir şüphemiz yok. Bununla beraber elimizdeki bilgi ve belgelerden zaten Yağmur’un Amerika’dayken vefat etmeden önce parasına, pasaportuna el konulmuş olduğu ve şüpheli şahıs tarafından Türkiye’ye dönmemesi için zorla tutulmuş olduğu anlaşılıyor. Yağmur’un mesajlaşmalarında, belgelerinde bunu da anlayabiliyoruz. Zaten bu zorla tutulma akabinde, ‘hürriyeti tahdit’ neticesinde Yağmur hanım maalesef şu anda aramızda değil, maalesef kaybettik. Bununla alakalı zaten bilgi ve belgeleri de savcılığımıza sunduk” diye konuştu.
Öte yandan Av. Fethi Öksüz, sosyal medyada gerçek dışı bilgilerin paylaşıldığını belirterek, bunların devam etmesi halinde hukuki süreci başlatacaklarını söyledi.
FACİA YERİNDEKİ KEŞİFTE İHMALLER SIRALANDI
Gayrettepe’de bulunan “Masquerade” isimli gece kulübünde 2 Nisan 2024 günü, saat 12.35 sıralarında çıkan yangınla ilgili soruşturma kapsamında gözaltına alınan 11 şüpheli bugün Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’na sevk edildi. Şüphelilerden 2’si savcılıktan serbest bırakılırken; 9’u “Taksirle ölüme neden olma” suçundan tutuklanmaları talebiyle mahkemeye sevk edildi.

SORUMLULAR SIRALANDI
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın tutuklamaya sevk yazısında, yangın sonrasında olay yeri inceleme ekipleri, İstanbul İtfaiyesinin uzman ekipleri, üç kişilik iş güvenliği ve yangın uzmanı bilirkişi heyetince ve 2 Cumhuriyet Savcısı nezaretinde inceleme ve keşif yapıldığı kaydedildi. Olay yerinde gerekli örneklerin alınarak usulüne uygun olup olmadıklarının tespiti için ilgili kurumlara gönderildiği anlatılan yazıda, bilirkişi ön raporuna göre gerekli tedbirleri almayarak ihmal gösterdikleri ve kusurlu oldukları belirtilen şüpheliler sıralandı.
Şüpheli Mehmet Menduh C. ve Fatma D’nin gece kulübünün sahibi olan şirketin yüzde 50 ortağı oldukları, İsmet Ş’nin şirkette mesul müdür olduğu ve birçok anlaşma ve evrakta adı geçtiği, Şehzade Ş’nin 2018’de şirketin iflas etmesi sonucu yeni kurduğu ve gece kulübünün sahibi olan şirketin ortakları olarak Mehmet Menduh C. ile Fatma D’yi şirkete ortak olarak atadığı ve şirketin tüm mali işleriyle organizasyon, tamirat, tadilat işlerini yürüttüğü, Çağatay A’nın gece kulübünde yapılan tadilatta çalışan ve ölen mobilya işçilerinin patronu olduğu, Kahraman E’nin gece kulübünde yapılan tadilatta çalışan ve ölen demir işçilerinin patronu olduğu, Kahraman E’nin Çağatay A. ile ortak olarak bu tadilat işine girdikleri, İbrahim B’nin kulübün tadilat ve tamirat işlerinden sorumlu olduğu ve yapılan bu tadilata ilişkin anlaşmalarda isminin olduğu ve organize ettiği, Dursun Ç. ve Sibel Ç’nin yüzde 50 hisseli gece kulübünde bulunan asansörlü ve hidrolik destekli sahneyi kuran şirketin sahipleri olduğu, Sibel Ç’nin sahibi olduğu Çeliker Teknik Servis Hizmetleri Ltd Şirketi bünyesinde çalışan 3 kişinin öldüğünün anlaşıldığı vurgulandı.

“YÜKÜMLÜLÜKLERİ YERİNE GETİRMEYEREK ÖLÜMLERE SEBEP OLDULAR”
Yazıda, şüphelilerin kusurlu oldukları, iş yerinin fenni ve teknik açıdan çalışmaya elverişli şekilde tutulması amacıyla üzerlerine düşen yasanın yüklediği yükümlülükleri yerine getirmedikleri ve bu sebeple birden fazla kişinin ölümüne sebep oldukları belirtildi.
Ön bilirkişi raporuna, olay yeri inceleme ekiplerinin yapmış oldukları incelemelere göre kusurlu olduklarının tespit edildiği vurgulanarak kamera görüntülerinden yanıcı malzemelerin iş yerinde depo edildiği, açık kaynak yapıldığı ve kaynak çapaklarının etrafa sıçradığı, yangın çıkış kapılarının kapalı olduğu, yangın söndürme sisteminin çalışmadığı, ayrıca ifadelere göre yangın söndürme tüplerinin bir kısmının çalışmadığına dikkat çekildi.
TUTUKLANMA NEDENİNDE “TOPLUMDA İNFİAL YARATMA” AYRINTISI
Savcılığın sevk yazısında, şüphelilerin kusurlarının bulunması, olayda 29 kişinin ölmüş olması, bu durumun toplumda infial yaratması ve şüphelilerin serbest kaldığı takdirde telafisi zor zararların meydana gelebileceği, delillerin tamamen toplanmamış olması, asıl bilirkişi raporunun daha sonra düzenlenecek olması ve şüpheliler Mehmet Memduh C. , Şehzade Ş., Çağatay A., Sibel Ç., Dursun Ç., İsmet Ş., Kahraman E., Fatma D. ve İbrahim B’nin delilleri karartma ihtimalleri dikkate alınarak tutuklanmaları talep edildi.

BELEDİYE GÖREVLİLERİNE DE SORUŞTURMA
Öte yandan işyerinin ruhsatlandırılması, çalışma izni ve esasları ile süreç içindeki denetimlerine dair tüm bilgi ve belgeler toplanmakta olup, ilgili kamu görevlileri, belediye görevlileri hakkında ise 4483 sayılı yasa hükümlerine göre soruşturma başlatılacağı öğrenildi.
Nöbetçi sulh ceza hakimliğinin karar yazısında, şüphelilerin kullandıkları örgütsel şifreli haberleşme programlarına yer verildi.
Karara göre, şüpheli Çetinkaya, kendisi hakkında “oyun oynandığını” ancak kimin yaptığını bilmediğini iddia etti.

Daha önce FETÖ’nün kendisini söz konusu duruma düşürdüğünü öne süren Çetinkaya, “Bana diyorlar, kripto telefonla bilmem ne olmuş. Bana ‘Japon’ diyorlar. Benim öyle bir kod adım yoktur. Japon’a benzeyecek bir tipim de yoktur. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum.” ifadelerini kullandı.
Şüpheli Yaman Namlı ise savcılıkta kendisine sorulan soru üzerine “Anom” cihazını Ali Korman Erbacıoğlu’nun verdiğini söylediğini ancak bu kişinin kendisine telefon verdiğini aktardı.
Tanımadığı kişilerle ve söz konusu olayla ilişkisi olmadığını öne süren Namlı, üzerine atılı suçlamaları reddetti.

Şüphelilerden Rüstem Çetinkaya, emniyetteki ifadesinin 20 saat sürdüğünü, hakkında delil elde edilemediğini iddia etti.
Babası Ürfi Çetinkaya’yla resmi ya da gayriresmi işlem yapmadığını savunan Çetinkaya, soyadı nedeniyle kara para akladığı iddiasının tarafına atfedildiğini belirterek suçlamaları kabul etmedi.
Kararda, sanıklar hakkında elde edilen delillerde, “Anom Enterprise”, “Sky-ECC” ve “Encrochat” isimli şifreli haberleşme programlarının deşifre edilmesi sonucu şüphelilere ait görüşme kayıtları ile MASAK raporuna göre aralarında örgütsel birliktelik tespit edildiği kaydedildi.

Hakimlik kararında 23 şüphelinin tutuklanmasına, 20 şüphelinin de adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmasına hükmedildiği bildirildi.
OĞLU MADENCİLİK YAPTIĞINI SÖYLEDİ
Aralarında Ürfi Çetinkaya’nın oğlu Rüstem Çetinkaya, Hayattin Çetinkaya, Murat Hakan Doğan, Ferdi Olgunsoy, Haci Mehmet Aslancan, Mehmet Battalgazi Özer, Alişir Orhan, Ender Göksu, Muhammet Kadri Özyeşil, Talip Doğan ve Arda Erel’in bulunduğu şüpheliler, ‘Malvarlığı değerlerinin gayri meşru kaynağını gizlemek’ ve ‘Suç işlemek için kurulan örgüte üye olma’ suçlarından İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliğine çıkarıldı.

Şüpheli Rüstem Çetinkaya kimlik sorgusunda madenci olduğunu ve aylık gelirinin 80 bin dolar olduğunu belirtti. Çetinkaya, suçlamalarla ilgili kendisine bir delil sunulamadığını belirterek “Taşıdığım soy ismi nedeniyle kara para aklama iddiası tarafıma atfedilmiştir. 25 sene içerisinde babamla resmi ya da gayri resmi bir işlemim olmadı. Karar verilirken Ürfi Çetinkaya’nın oğlu olarak değil, dosyadaki delillere göre karar verilmesini istiyorum. Suçlamaları kabul etmiyorum” dedi ve serbest bırakılmayı istedi.
Şüpheli Hayattin Çetinkaya ise inşaat işi yaptığını ve 100 bin dolar aylık geliri olduğunu belirtti. Hayattin Çetinkaya 60 yaşında olduğunu, İspanya’da 3-4 sene yaşadığını, gayri resmi herhangi bir işi olmadığını belirterek suçlamaları reddetti. Sanayici olduğunu ve aylık 100 bin lira geliri olduğunu belirten şüpheli Murat Hakan Doğan ise 1 ay Ürfi Çetinkaya ile cezaevinde kaldığını, tahliye olduktan sonra ailecek görüştüklerini, Çetinkaya’nın yeniden cezaevine girmesinin ardından yurt dışına gittiğini, babasından kalma paraları ve Merter’deki bir dükkanı karşılığında fabrika aldığını, çalışmaya devam ettiğini belirterek serbest bırakılmayı talep etti.

“RÜSTEM BEY NE DEDİYSE ONU YAPTIM”
Şüpheli Arda Erel, Rüstem Çetinkaya’nın madencilik şirketinde yöneticilik yaptığını belirterek uyuşturucu suçlamasıyla alakası olmadığını, mal varlığı olmadığını, Çetinkayalarla ilişkisi olmadığını, Linkedin sitesinden iş ilanı üzerine başvuru yaptığını söyledi.
Hakan Çetinkaya’yı işten dolayı tanıdığını belirten Erel, “Madencilik sektöründe bazı işlemler şahsi hesaptan yapılır. Rüstem Bey ruhsat alamadığı için şirket benim üzerimedir. Herhangi bir çıkarım yoktur. Rüstem Bey ne dediyse onu yaptım” diyerek serbest bırakılmayı talep etti.
Erel’in avukatı, Hakan Çetinkaya’nın adli kontrol ile serbest bırakılırken bir çalışanın tutuklamaya sevk edilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu savundu.

“HEDİYE ÇETİNKAYA SERBEST BIRAKILDI, BEN TUTUKLAMAYA SEVK EDİLDİM”
Emlakçılık yapan şüpheli Ender Göksu, arsa ile ilgili konuştuğu Ürfi Çetinkaya’nın eşi Hediye Sekman Çetinkaya’nın adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığını, kendisinin ise tutuklamaya sevk edildiğini belirterek mağdur olduğunu ifade etti.
Şüpheli Rüstem Çetinkaya’nın şirketinde muhasebecilik yapan Ferdi Olgunsoy ise yapılan işlemlerin resmi olduğunu belirterek serbest bırakılmayı talep etti. Mahkeme, 11 şüphelinin Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığının 31 Temmuz 2023 tarihli raporu ve ek raporu, görüşme kayıtları dikkate alarak tutuklanmalarına karar verdi.

ÜRFİ ÇETİNKAYA SEGBİS’LE SAVUNMA YAPTI
Menemen R Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu şüpheli Ürfi Çetinkaya ile Bodrum S Tipi Cezaevinde tutuklu olan şüpheliler Atilla Argüz, İbrahim Çelik ve Ali Korman Erbacıoğlu SEGBİS ile diğer şüpheliler Ahmet Aslan, Canber Tarhan, Kamil Kunduracı, Rojdi Tekin, Sinan Köroğlu, Şahin sekman, Tolga Özdemir ve Yaman Namlı ise ‘Uyuşturucu ve uyarıcı madde ithal etme’, ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘Örgüte üye olma’ suçlarından İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliğine çıkarıldılar.

“BENİ DAHA ÖNCE FETÖ BU DURUMA DÜŞÜRDÜ”
Şüpheli Ürfi Çetinkaya çalışmadığını ve aylık geliri olmadığını söyledi. Çetinkaya, “Burada bir oyun oynanıyor. Beni daha önce FETÖ bu duruma düşürdü. Şimdi bu oyunu kim oynuyor bilmiyorum. Savunacak bir şeyim yoktur. Bana diyorlar ki kripto telefonla bilmem ne olmuş, bana Japon diyorlar. Benim Japon kod adım yoktur. Japon’a benzeyecek bir tipim de yoktur” diyerek suçlamaları reddetti.
Çetinkaya’nın avukatları ise müvekkillerinin herhangi bir uygulama ve kripto haberleşme ağını kullanmasının mümkün olmadığını, benzer olaylardan ötürü yargılandığını beraat ettiğini, tek suça tek yargılama ilkesi gereğince bu dosyada tutuksuz yargılanmasını talep ettiler.
NAMLI’NIN AVUKATLARI ANOM’UN TEK BAŞINA DELİL OLMADIĞINI SAVUNDULAR
Şüpheli Yaman Namlı serbest meslek sahibi olduğunu, 400 bin lira aylık geliri olduğunu söyledi. Namlı suçlamayı kabul etmeyerek “Bana ANOM cihazını Ali Korman Erbacıoğlu’nun vermiş olduğunu söylemişsem de bana telefon verdi, sanırım Apple markasıdır. Tanımadığım kişilerle hiçbir ilişkim olmamıştır” dedi.
Namlı’nın avukatı ANOM cihazını burada duyduklarını, ne amaçla kullanıldığının bilinmediğini, iletişimin tespiti için mahkeme kararı verilmesi gerektiğini, uygulamanın elde ediliş şeklinin hukuka aykırı olduğunu ve dinlemenin tek başına delil sayılmayacağını savundu.
Ürfi Çetinkaya’nın kayınbiraderi olan şüpheli Şahin Sekman ise döviz ticareti yaptığını ve 70 bin liralık aylık geliri olduğunu ifade etti. Sekman, asla kripto bir şey kullanmadığını, 1985’ten bu yana Kapalıçarşı’da esnaflık yaptığını söyleyerek suçlamaları reddetti.

YÜKSEK GELİRLİ İŞ İNSANLARI DA SUÇLAMALARI REDDETTİLER
Şüpheli Rojdi Tekin, iş insanı olduğunu ve 1 milyon lira aylık geliri olduğunu belirtti. Suçlamaları kabul etmeyen Tekin ise 2021 yılından beri Belçika’ya 20 kez gittiğini söyleyerek “Madem bir suç işledim. Neden orada almadılar. Bana sorulan şahısları tanımıyorum” dedi.
Tekin’in avukatları da Sky ECC platformu verilerinin nereden, ne şelilde, hangi mahkeme kararıyla ele geçirildiğinin meçhul olduğunu, bu verilerin hukuka uygun olmadığına ilişkin Avrupa ülkelerinde yargı kararları olduğunu öne sürdüler. Şüpheli Kamil Kunduracı ticaret yaptığını ve 1 milyon liralık aylık geliri olduğunu söyledi. Birden fazla şirketi olan Kunduracı, iş güç sahibi olduğunu belirterek suçlamaları reddetti.
KRİPTO HABERLEŞMELERİNDEKİ KAYITLAR DA TUTUKLAMA GEREKÇESİNDE YER ALDI
Denizci olduğunu ve emekli maaşı aldığını söyleyen Şüpheli Ali Korman Erbacıoğlu da suçlamaların hiçbirini kabul etmediğini, 20 aydır cezaevinde tutuklu bulunduğunu ve Bodrum Ağır Ceza Mahkemesinde de yargılandığını belirtti.
Erbacıoğlu’nun avukatları, ANOM başlıklı ne kadar evrak varsa kendilerine verilmesini, bu aşamada hukuka uygun olduğunu gördükleri delil varsa susma hakkından vazgeçeceklerini belirtti. Mahkeme, MASAK raporları, “Anom Enterprise”, “Sky-ECC” ve “Encrochat” isimli haberleşme platformunun çözümlenmesi neticesinde şüphelilere ait görüşme kayıtları, diğer delillerle birlikte suçu işlediklerine ilişkin kuvvetli suç şüphesi olduğu gerekçesiyle tutuklanmalarına karar verdi.
OPERASYON HAKKINDA
“Türk Escobar’ı” olarak bilinen Ürfi Çetinkaya’nın elebaşı olduğu organize suç örgütüne yönelik 20 Şubat’ta İstanbul, İzmir, Afyonkarahisar, Malatya, Antalya, Çanakkale, Bilecik, Muğla ve Balıkesir’de düzenlenen “Kafes-44” operasyonunda 43 şüpheli gözaltına alınmıştı.
Almanya, Bulgaristan, İspanya, Moritanya, Portekiz ve Yunanistan’da 13 ton, Türkiye’de ele geçirilen 24 ton olmak üzere toplam 37 ton uyuşturucudan sorumlu oldukları tespit edilen zanlıların tanıdıklarıyla kendilerine ait gemi, ticari konteyner ve balıkçı tekneleriyle uluslararası uyuşturucu sevkiyatı yaptıkları belirlenmişti.
Soruşturma kapsamında, suç örgütüne ait toplam değeri yaklaşık 20 milyar olan 147 arsa, 56 konut, 8 apartman, 74 iş yeri, 53 lüks araç, tekne, 53 şirketteki ortaklık payları, 64 banka hesabı, 7 kiralık kasa ile çok sayıda ziynet eşyası, nakit para ve soğuk cüzdana tedbir konulmuştu.
“Teşekkül halinde uyuşturucu madde imal etmek ve nakletmek” suçlarından kesinleşmiş 24 yıl hapis cezası bulunan ve kırmızı bültenle aranırken İstanbul’da yakalanan Ürfi Çetinkaya ise 12 Nisan 2023’te tutuklanmıştı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturması kapsamında, Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığının koordinesi ve İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin çalışmasıyla İstanbul merkezli 9 ildeki operasyonda yakalanan 43 şüpheliden 23’ü tutuklanmış 20’si ise adli kontrol tedbirleri uygulanarak serbest bırakılmıştı.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Aydın, Kastamonu ve Balıkesir merkezli 12 ilde eş zamanlı düzenlenen “Kafes-45” operasyonlarında 3 organize suç örgütünün çökertildiğini, elebaşlarının da bulunduğu 63 şüphelinin yakalandığını bildirdi.
Yerlikaya, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Aydın’da Teoman Avcı ve Ferdi Kayhanlı’nın, Kastamonu’da Ömer Çınar’ın, Balıkesir’de ise Salih Babayiğit’in elebaşılığını yaptığı 3 organize suç örgütünün çökertildiğini, buna yönelik operasyonlarda örgüt elebaşlarının da bulunduğu 63 şüphelinin yakalandığını belirtti.
Nazilli Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde Aydın Jandarma Komutanlığınca yapılan 5 aylık takip neticesinde, Aydın merkezli Ankara, İzmir ve Muğla’da düzenlenen operasyonlarda araç satış işlemlerinde hileli yöntemlerle “nitelikli dolandırıcılık” suçunu örgütlü olarak işledikleri tespit edilen örgüt elebaşları Teoman Avcı ve Ferdi Kayhanlı’nın da içerisinde bulunduğu 35 şüphelinin yakalandığını aktaran Bakan Yerlikaya, MASAK ile koordineli olarak yapılan analizler sonucunda şüphelilere ait banka hesaplarında 46 milyon lira para hareketliliğinin olduğunun tespit edildiği bilgisini verdi.
KASTAMONU MERKEZLİ OPERASYONLAR
Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Kastamonu Jandarma Komutanlığınca yürütülen operasyonda 4 aylık takip neticesinde Kastamonu merkezli İstanbul, Ankara, İzmir, Gaziantep, Diyarbakır, Şanlıurfa, Samsun, Karabük ve Zonguldak’ta operasyonlar düzenlendiğini kaydeden Yerlikaya, organize suç örgütü üyelerinin, sözde kuyumculuk adı altında faaliyet gösterdikleri, kredi kartı borcunu ödeyemeyen ve nakit para talebi olan mağdurlardan belirli bir komisyon karşılığı, farklı şirketlere ait pos cihazlarını da kullanarak halk arasında “kredi kartına takla attırmak” tabiri ile bilinen yöntemle ödemelerini sağladıkları, paravan şirketler kurarak bankalardan pos cihazları temin ettikleri ve suç örgütü elebaşı ile örgüt üyeleri arasında, suçta kullanılan pos cihazlarını karşılıklı kargo ile gönderdiklerinin tespit edildiğini ifade etti.
Örgüt elebaşı Ömer Çınar’ın da içerisinde olduğu 21 şüpheli yakalandığını ifade eden Yerlikaya, MASAK ve Gelir İdaresi Başkanlığı ile yapılan ortak analizler sonucu 14 paravan şirkete ait banka hesaplarında 980 milyon liralık işlem hacmi ve 105 milyon liralık haksız kazanç elde edildiğinin tespit edildiğini duyurdu.
BALIKESİR MERKEZLİ OPERASYONLAR
Bakan Yerlikaya, Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Balıkesir Jandarma Komutanlığınca Gömeç, Burhaniye ve Ayvalık ilçelerinde de operasyonlar düzenlendiğini bildirdi.
Yerlikaya, yapılan 4 aylık takipli KOM faaliyeti kapsamında MASAK ile yürütülen operasyonlar neticesinde örgüt üyelerinin, maddi açıdan zor durumdaki kişilere boş senet imzalatarak yüksek faizle borç para verdikleri, vadesi geldiği halde borçlarını ödemek isteyen kişilerin faizlerini arttırarak borçlarının bitirilmesini engelleyerek sistematik şekilde daha fazla borçlandırdıkları, borcunu ödeyemeyenleri tehdit ve şiddet yoluyla baskı altına aldıkları, mağdurların, borçlarını ödemek amacıyla traktör ve arsalarını düşük fiyata satışa çıkardıkları ve satışa çıkarılan mal varlıklarını şüphelilerin yakınları tarafından satın alınmasını sağladıklarının belirlendiğini açıkladı.
Örgüt elebaşı Salih Babayiğit’in de içinde bulunduğu 7 şüphelinin yakalandığını bildiren Yerlikaya, örgüt tarafından, Çanakkale ve Balıkesir’de ikamet eden yaklaşık 37 vatandaşın mağdur edilerek 45 milyon liralık haksız kazanç elde edildiğinin tespit edildiğini duyurdu.
Yerlikaya, operasyonlar sonucunda, 132 kredi kartı, 12 pos cihazı, 121 araç satış sözleşmesi, 2 milyon 685 bin lira tutarlı düzenlenmiş çek, senet ve dekont, tabanca, av tüfekleri, 14 açık çek, çok miktarda para ile çok sayıda dijital materyal ve dokümana ele konulduğu bilgisini verdi.
Yerlikaya, şöyle devam etti:
“Aziz milletimizin bilmesini isterim ki, suçta kibirlenenlere, halkımızın huzurunu kaçıranlara, organize suç örgütlerine ve çetelere göz açtırmayacağız. Hangi büyüklükte olursa olsun organize suç örgütlerini çökertip, adalete teslim edeceğiz. Cumhuriyet başsavcılıklarımızı, operasyonları gerçekleştiren kahraman jandarmamız ile MASAK’ı ve Gelir İdaresi Başkanlığımızı t

YAZILIMLA İKNA ETMİŞ
Sedat Ocakcı’nın ilk olarak, borsada değerlendirdiğini söyleyerek para toplamaya başladığı, ardından kripto paraya girdiği, sonrasında yazılım firması kurduğu öğrenildi. Kripto için para topladığı sırada vatandaşları, ‘Bir yazılım sistemi geliştirdim. Bu sayede borsa ve kripto para işinde piyasanın iniş veya çıkış dönemleri yaşansa bile hiç kaybetmiyorum’ diyerek ikna ettiği belirtildi. Sedat Ocakcı’nın en az yüzde 17 kar vadettiği de kaydedildi. Sedat Ocakcı’nın yakın dönemde bütün varlığı kripto borsasına aktardığı, soğuk cüzdana yüklediği, bu varlığı şoförüyle İstanbul’daki kuzeni Salih Han’a gönderdiği öğrenildi. Salih Han’ın bu soğuk cüzdan ile Dubai’ye kaçması üzerine Ocakcı’nın 31 Ocak’a kadar yatırımcıya ödeme yapmaması üzerine mağdurların Emniyet Müdürlüğü’ne şikayetçi oldukları kaydedildi.

OPERASYON 7 ŞUBAT’TA BAŞLADI
Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı, dolandırıcılık iddiaları üzerine soruşturma başlattı. Savcılığın talimatıyla 7 Şubat sabahı harekete geçen İzmir Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve nitelikli dolandırıcılık’ suçlarından haklarında gözaltı kararı çıkarılan, aralarında, Ocakcı Holding sahibi Sedat Ocakcı, eşi Seçilay Ocakcı (30) ve holdinge bağlı bir şirketin genel müdür yardımcısı emekli Tuğgeneral Mehmet Rıfat Alkan’ın da bulunduğu 30 kişiye yönelik eş zamanlı operasyon düzenledi. Ocakcı Holding ve bağlı işletmelerinde arama yapıldı.

OCAKCI ÇİFTİ ADANA’DA YAKALANDI
Ocakcı çifti, İzmir Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Adana Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerinin desteğiyle Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından, Adana’da saklandıkları kiralık evde yakalandı. Ocakcı çiftinin operasyon öncesi Türkiye’yi terk etmeye çalıştıkları ortaya çıktı. 1 Ocak 2023’te Ocakcı Holding’i kurduğu belirtilen Sedat Ocakcı hakkında ilk olarak geçen 1 Şubat’ta İzmir Emniyet Müdürlüğü’ne şikayette bulunulduğu bildirildi. Şikayetin ardından emniyetin talebiyle mahkeme tarafından hakkında yurt dışı çıkış yasağı getirildiği kaydedilen Ocakcı’nın 5 Şubat’ta Ankara Esenboğa Havalimanı’ndan eşiyle yurt dışına gitmeye çalıştığı, ancak hakkındaki yurt dışı çıkış yasağını öğrenince Adana’ya geçip, eşyalı kiralık ev tuttuğu belirtildi. Sedat Ocakcı’nın Adana’ya gitmesindeki amacının, buradan da yasa dışı yollardan Kıbrıs’a gitmek olduğu öğrenildi.

DRON FABRİKASI İÇİN TAHSİS EDİLEN ALANA HİÇBİRŞEY YAPILMADI
Operasyonda haklarında gözaltı kararı verilen şüphelilerden 29’u yakalandı. Ayrıca 1 kişi yardım ve yataklıktan, Ankara’da 2 şüpheli de Sedat Ocakcı ile iş birliği yaptığı tespitiyle gözaltına alındı. Böylelikle İzmir merkezli Antalya, Ankara ve Aksaray’da gerçekleştirilen operasyonlarda toplam 32 kişi gözaltına alındı. 1 şüpheli ise halen aranıyor. Şüpheliler arasındaki emekli Tuğgeneral Mehmet Rıfat Alkan’ın, üsteğmen olarak görev yaptığı Türk Silahlı Kuvvetleri’nden FETÖ soruşturmasında 2019 yılında ihraç edilen holding sahibi Sedat Ocakcı’nın geçmişte komutanı olduğu ortaya çıktı. Alkan’ın Yüksek Askeri Şura Toplantısı’nda alınan kararla tuğgeneral olarak görev yaptığı Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan 30 Ağustos 2022’de emekli edildiği belirtildi. Alkan’ın, emekli olduktan sonra holdinge bağlı şirketlerden Metayıldız’ın genel müdür yardımcılığı görevini yürüttüğü kaydedildi. Şirkete, 15 Temmuz 2023’te, Yozgat Bozok Organize Sanayi Bölgesi Yatırım Alanı’nda yer tesis edildiği öğrenildi. Dron imalatı üzerine fabrika kuracağını beyan eden şirket yetkililerinin, bu alanda 3-4 ay kadar hafriyat alım çalışması yaptığı ancak ‘Bozok Organize Sanayi Meta Yıldız Dron Fabrikası Meta Yıldız Bilişim Teknolojileri Dış Ticaret Sanayi Anonim Şirketi’ ibarelerinin yazılı tabelanın dışında, alanda başka hiçbir icraat gerçekleştirmediklerinin ortaya çıktığı belirtildi.

LÜKS HAYATLARI KAMERADA
Öte yandan Sedat Ocakcı’nın yaşadığı lüks hayat paylaştığı videoda görüldü. Holdingin bahçesinde eşiyle yürüyen Ocakcı’nın, iki büyük hediye paketinin kurdelesini eşine açtırdığı, eşinin ‘İnanmıyorum’ diyerek şaşkınlık yaşadığı, açılan paketlerden lüks spor araçların çıktığı görüldü. Biri siyah, diğeri kırmızı renkteki iki otomobili gören eşinin, Sedat Ocakcı’ya sarıldığı da görüntülerde yer aldı.

17 YAŞINDAN BERİ BORSAYLA İLGİLENİYORMUŞ
Polisteki işlemleri tamamlanan şüpheliler, 9 Şubat’ta adliyeye sevk edildi. Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği, şüphelilerden holding sahibi Sedat Ocakcı, eşi Seçilay Ocakcı ile holdingdeki bir şirketin genel müdür yardımcısı emekli Tuğgeneral Mehmet Rıfat Alkan’ın da aralarında olduğu 27 şüpheliyi tutukladı. Diğer 5 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. 13 Şubat’ta aranan 1 şüphelinin daha yakalanıp tutuklanması üzerine, operasyondaki tutuklu sayısı 28’e yükseldi. Ayrıca Dubai’ye kaçan Salih Han hakkında da yakalama kararı çıkarıldı. Sedat Ocakcı’nın hakimlikteki ifadesi ortaya çıktı. 17 yaşından beri borsayla uğraştığını, askeriyeden ihraç edilince borsa eğitimi aldığını belirten Ocakcı, borsa robotları kullandığını ve bu nedenle zarar etmediğini söyledi.

‘PARASI ÇALINAN VE MAĞDUR BENİM’
Mağdurlara paralarını vermek ve borsadan çıkmayı istediğini söyleyen Ocakcı, soğuk cüzdanı kaçıran Salih Han’ın arkasında kimin olduğunu bilmediğini, şirketinde FETÖ’den atılan 3 kişinin bulunduğunu belirterek, “Bunlar bana karşı gelen FETÖ’cüler de olabilir. Salih’e cüzdanı nakde çevirsin diye verdim. Çalındığını, mesaj attığı zaman anladım. Dubai’ye kaçtığını öğrenince, polis merkezine giderek şikayetçi oldum. Salih hakkında yakalama kararı var. Asıl parası çalınan ve mağdur olan benim” dedi.

EŞİ SOSYALLEŞSİN DİYE ODA VERMİŞ
Eşinin şirket faaliyetleriyle ilgisinin bulunmadığını söyleyen Ocakcı, “Evde durmasın, sosyal olsun diye ona şirkette bir oda yaptım. Odasında ‘Yönetim Başkan Yardımcısı’ yazmasına rağmen imza yetkisi yoktur. Soysal medyadaki paylaşımlar, ona sürprizlerimdir” dedi.

Olayların sosyal medyada yayılmasından sonra güven kaybettiğini, mafya tipli kişilerin hedefi olup tehdit aldığını belirten ve kaçarken yakalanan Ocakcı, Kıbrıs’a gitme amacının eşini ve kayınvalidesini bırakıp geri dönmek olduğunu ifade etti. Ocakcı’nın ifadesinde “Ödemeleri yapacaktım. Suçlamaları kabul etmiyorum. Suçsuzum” dediği öğrenildi.


Sevk yazısında, terör örgütü DHKP/C’nin yapısı, örgüt şeması, Grup Yorum ve İdil Kültür Merkezi ile Halkın Hukuk Bürosu’nun yapılanması anlatıldı.

Yazıda, örgüt yöneticilerinin örgüt üyeleri arasında iş bölümü yapma, örgütün hedef ve amaçları doğrultusunda yapılacak eylem, gösteri yürüyüşü ve propaganda faaliyetlerine ilişkin talimat verdiği ve hiyerarşiyi belirledikleri aktarıldı.
Sevk yazısında, saldırganlar Emrah Yayla ve Pınar Birkoç’un 6 Şubat günü saat 11.32 sıralarında İstanbul Adliyesi’nin karşısında bulunan E-5 yan yol üzerindeki İETT durağında otobüsten indikleri ve metrobüs üst geçidini kullanarak adliye yönüne geçtikleri belirtildi.

Adliyenin D Blok kapısına yaklaştıklarında Birkoç’un polislerin yanına giderek, yüzlerine 2-3 saniye boyunca biber gazı sıktığı anlatılan yazıda, diğer saldırgan Yayla’nın da polisin göğsünü hedef alarak silahını ateşlemeye çalıştığı ancak ilk etapta silahın ateş almadığı kaydedildi.
Yazıda, saldırganın yeniden silahını ateşlemesi sonucu polis memurunun ayağından yaralandığı, polislerden biri adliye binası, diğeri adliyenin C kapısı istikametine doğru giderken iki saldırganın da polisleri hedef alarak ateş ettiği bildirildi.
Bu sırada adliyenin önündeki yaya yolunda yürüyen sivil vatandaşların C kapısı yönüne doğru koşmaya başladığı belirtilen yazıda, maktul Dilfiraz Karataş’ın saldırganlar tarafından açılan ateş sonucu sırt kısmından giren iki mermiyle yaralandığı ve hastanede hayatını kaybettiği kaydedildi.

Yazıda, adliyenin C kapısı önündeki nöbet kulübesine doğru gelen polis memurunu silahla ateş ederek kovalayan Yayla’nın, kulübedeki polislerin karşılık vermesi üzerine etkisiz hale getirildiği, ardından ateş eden Birkoç’u da görevli polislerin etkisiz hale getirdiği belirtildi.
Saldırıda 1 sivil vatandaşın hayatını kaybettiği, 3 sivil ile 3 polis memurunun yaralandığı aktarılan yazıda, saldırganların üzerinden ele geçirilen örgütsel dokümanlara da yer verildi.
Yazıda, saldırının ardından yapılan aramada teröristlerin yanında, saldırıda kullandıkları 2 adet silah, turist hattı takılı 2 adet cep telefonu, çok sayıda plastik kelepçe, sahte bomba düzeneği, mermi, yedek şarjörler, falçata ve biber gazı bulunduğunun tespit edildiği bildirildi.
Yayla’nın üzerinden çıkan kağıt parçasında bazı gazeteci ve milletvekillerinin isim, soy isim ve telefon numaralarını içeren not kağıtları bulunduğu aktarılan yazıda, diğer saldırgan Birkoç’un çantasından örgüte ait olduğu tespit edilen manifestonun çıktığı, içeriğinde ise ”DHKP/C terör örgütüne üye olmak” suçundan yargılanan ve hükümlü bulunan örgüt mensuplarının serbest bırakılmasına dair taleplerin yer aldığının belirlendiği kaydedildi.

Sevk yazısında, saldırganlardan Birkoç’un kardeşi Necmiye Birkoç’un saldırının gerçekleştiği gün saat 11.00’de İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan yargılandığı davanın duruşması olduğu, Necmiye Birkoç’un özellikle mahkeme huzurunda hazır bulunup savunma yapmak istediğine dair dilekçe verdiğinin tespit edildiği belirtildi.
Duruşma salonunda, örgüte yardım ettikleri belirlenen şüphelilerin de izleyici olarak dağınık düzende oturduklarının belirlendiği aktarılan yazıda, saldırının ardından terör örgütü DHKP/C’nin örgüte eleman devşirme ve eylem planlama merkezi olarak kullandığı İdil Kültür Merkezi, Halkın Hukuk Bürosu yapılanması, Halkın Mühendis ve Mimarlar yapılanması, TAYAD ve Grup Yorum yapılanmasına yönelik operasyonlar düzenlendiği kaydedildi.
– Saldırganların amacının kamu görevlilerini rehin almak olduğu değerlendirildi
Yazıda, saldırganlar Yayla ve Birkoç’un amacının, silahla adliyeye girerek yanlarındaki malzemelerle birlikte, örgüt yöneticileri tarafından verilen talimat doğrultusunda, duruşma bahanesiyle içeri giren ve eylem için hazır bekleyen şüpheliler Elif Ersoy, Diyar Ersoy, Necla Birkoç ve Ercan Güneş’in yardımlarıyla kamu görevlilerini rehin almak olduğu anlatıldı.
Saldırganların yakalanmamak için yanlarında taşıdıkları sahte bomba görünümlü düzenek ile hukuksuz talepler içeren manifestolarını okuyacaklarının tespit edildiği kaydedilen yazıda, terör örgütü DHKP/C’den ceza alan teröristler Ali Osman Köse ve Ercan Kartal’ın serbest bırakılmasını istemeyi amaçladıkları aktarıldı.
9 KİŞİLİK MÜZAKERE LİSTESİ
Yazıda, saldırganlar Yayla ve Birkoç’un üzerlerinden ele geçirilen listede yer alan gazeteci ve milletvekillerinden oluşan 9 kişilik sözde müzakere heyeti aracılığıyla taleplerini kamuoyuyla paylaşarak kabul ettirmeyi amaçladıkları, bu taleplerinin kabul görmemesi halinde ise 31 Mart 2015’te savcı Mehmet Selim Kiraz’ı şehit ettikleri gibi rehin aldıkları kişilere de sözde cezalandırma eylemi yapmayı hedefledikleri anlatıldı.

Eylemin, örgüt yöneticilerinin talimatıyla tasarlanarak gerçekleştirildiğine vurgu yapılan yazıda, 48 şüphelinin tutuklanması talep edildi.
– ŞÜPHELİLER EMNIYETTE ÖRGÜTÜN TALİMATLARIYLA HAREKET ETTİ
Yazıda, gizli tanık ifadesi ve etkin pişmanlık beyanında bulunan Kerim Kaya ve Cem Ömür’ün ifadelerine göre şüphelilerin örgütün hiyerarşik yapılanması içerisinde yer aldıkları, örgütün hedef ve amaçları doğrultusunda gerçekleştirilecek eylemlere katıldıkları kaydedildi.
Şüphelilerin emniyet sorgusunda hiçbir evraka imza atmadıkları, açlık grevine gittikleri, parmak izi vermedikleri ve saldırganlar Yayla ile Birkoç lehine sık sık slogan attıkları belirtilen yazıda, örgütün yayın organlarında bu durum yayınlanarak şüphelilerin sahiplenildiğine yönelik paylaşımlar yapıldığı aktarıldı.

Yazıda, şüphelilerin söz konusu eyleminin örgütün “Gözaltına Alındığınızda Ne Yapmalısınız?” kitabında yer alan talimatlara uygun olduğu ve buna göre hareket ettiklerinin değerlendirildiği anlatıldı.
İzmir’de, ‘yüksek kar’ vaadiyle, ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve nitelikli dolandırıcılık’ suçlarından adliyeye sevk edilen holding sahibi Sedat Ocakcı (34), eşi Seçilay Ocakcı (30) ile holding bünyesindeki bir şirketin genel müdür yardımcısı emekli Tuğgeneral Mehmet Rıfat Alkan’ın da aralarında bulunduğu 27 şüpheli tutuklandı. Diğer 5 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Dünyanın ilk şehir tokeni olan İzmir Token’i halka arz eden Barış Turgut’la yaptığı protokol sonucu, 15 milyonluk yatırım yaparak gündeme gelen Ocakcı Holding’de, holdingin sahibi Sedat Ocakcı’nın yeğeni siber güvenlik uzmanı Salih Han, 1 Ocak’ta kuruma ait 2,5 milyar liralık soğuk cüzdanla Dubai’ye kaçtı. Yüksek kar vaadiyle paralarını verenler, dolandırıldıkları iddiasıyla polise şikayetçi oldu. Şüphelilerin, satışını yaptıkları token ile kripto piyasalarında para kazandıracaklarını vaat ettiği, ayrıca dron fabrikası kurarak da yine kar sözü verdikleri öğrenildi. Şüphelilerin 3 bin 100 kişiden yaklaşık 5 milyar 123 milyon TL para topladıkları öne sürüldü.

YAZILIMLA İKNA ETMİŞ
Sedat Ocakcı’nın ilk olarak parayı borsada değerlendirdiğini söyleyerek para toplamaya başladığı, ardından kripto paraya girdiği, sonrasında yazılım firması kurduğu öğrenildi. Kripto için para topladığı sırada vatandaşları ‘Bir yazılım sistemi geliştirdim. Bu sayede borsa ve kripto para işinde piyasanın iniş veya çıkış dönemleri yaşansa bile hiç kaybetmiyorum’ diyerek ikna ettiği belirtildi. Sedat Ocakcı’nın en az yüzde 17 kar vadettiği de kaydedildi. Sedat Ocakcı’nın yakın bir dönemde bütün varlığı kripto borsasına aktardığı, soğuk cüzdana yüklediği, bu varlığı şoförü ile İstanbul’daki kuzeni Salih Han’a gönderdiği öğrenildi. Salih Han’ın bu soğuk cüzdan ile Dubai’ye kaçması üzerine Ocakcı’nın 31 Ocak tarihine kadar yatırımcıya ödeme yapmaması üzerine mağdurların emniyete müdürlüğüne şikayetçi oldukları kaydedildi.
OPERASYON 7 ŞUBAT’TA BAŞLADI
Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı, dolandırıcılık iddiaları üzerine soruşturma başlattı. Savcılığın talimatıyla 7 Şubat sabahı harekete geçen İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve nitelikli dolandırıcılık’ suçlarından haklarında gözaltı kararı çıkartılan aralarında Ocakcı Holding sahibi Sedat Ocakcı, eşi Seçilay Ocakcı ve holdinge bağlı bir şirketin genel müdür yardımcısı emekli Tuğgeneral Mehmet Rıfat Alkan’ın da aralarında bulunduğu 30 kişiye yönelik eş zamanlı operasyon düzenledi. Ocakcı Holding ve bağlı işletmelerinde arama yapıldı.

OCAKCI ÇİFTİ ADANA’DA YAKALANDI
Ocakcı çifti, İzmir Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Adana Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerinin desteği ile Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince, Adana’da saklandıkları kiralık evde yakalandı. Ocakcı çiftinin operasyon öncesi Türkiye’yi terk etmeye çalıştıkları ortaya çıktı. 1 Ocak 2023’te Ocakcı Holding’i kurduğu belirtilen Sedat Ocakcı hakkında ilk olarak geçen 1 Şubat’ta e İzmir İl Emniyet Müdürlüğü’ne şikayette bulunulduğu bildirildi. Şikayetin ardından emniyetin talebi üzerine mahkemece Ocakcı hakkında yurt dışı çıkış yasağı getirildiği kaydedildi. Ocakcı’nın 5 Şubat’ta Ankara Esenboğa Havalimanı’ndan eşiyle yurt dışına gitmeye çalıştığı ancak hakkında yurt dışı çıkış yasağını öğrenince Adana’ya geçip, eşyalı kiralık ev tuttuğu belirtildi. Sedat Ocakcı’nın Adana’ya gitmesindeki amacının, buradan da yasa dışı yollardan Kıbrıs’a gitmek olduğu öğrenildi.
TAHSİS EDİLEN ALANA HİÇBİR ŞEY YAPILMADI
Operasyon kapsamında haklarında gözaltı kararı verilen şüphelilerden 29’u yakalandı. Ayrıca 1 kişi yardım ve yataklıktan, Ankara’da 2 şüpheli de Sedat Ocakcı ile iş birliği yaptığı tespiti ile gözaltına alındı. Böylelikle İzmir merkezli Antalya, Ankara ve Aksaray’da gerçekleştirilen operasyonlarda toplam 32 kişi gözaltına alındı. 1 şüpheli ise aranıyor. Şüpheliler arasındaki emekli Tuğgeneral Mehmet Rıfat Alkan’ın, üsteğmen olarak görev yaptığı Türk Silahlı Kuvvetleri’nden FETÖ soruşturması kapsamında 2019 yılında ihraç edilen holding sahibi Sedat Ocakcı’nın geçmişte komutanı olduğu ortaya çıktı. Alkan’ın Yüksek Askeri Şura Toplantısı’nda alınan kararla tuğgeneral olarak görev yaptığı Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan 30 Ağustos 2022’te emekli edildiği belirtildi. Alkan’ın, emekli olduktan sonra holdinge bağlı şirketlerden Metayıldız’ın genel müdür yardımcılığı görevini yürüttüğü kaydedildi. Şirkete, 15 Temmuz 2023’te, Yozgat Bozok Organize Sanayi Bölgesi Yatırım Alanı’nda yer tesis edildiği öğrenildi. Dron imalatı üzerine fabrika kuracağını beyan eden şirket yetkililerinin, bu alanda 3-4 ay kadar hafriyat alım çalışması yaptığı ancak ‘Bozok Organize Sanayi Meta Yıldız Dron Fabrikası Meta Yıldız Bilişim Teknolojileri Dış Ticaret Sanayi Anonim Şirketi ibarelerinin’ yazılı tabelanın dışında alanda başka hiçbir icraat gerçekleştirmediklerinin otaya çıktığı belirtildi.

LÜKS HAYATLARI KAMERADA
Öte yandan Sedat Ocakcı’nın yaşadığı lüks hayat paylaştığı videoda görüldü. Holdingin bahçesinde eşi ile yürüyen Ocakcı’nın, iki büyük hediye paketinin kurdelesini eşine açtırdığı, eşinin ‘İnanmıyorum’ diyerek şaşkınlık yaşadığı, açılan paketlerden lüks spor araçların çıktığı görüldü. Biri siyah, diğeri kırmızı renkteki iki otomobili gören eşinin, Sedat Ocakcı’ya sarıldığı da video görüntülerinde yer aldı.
“HERKES PARASINI ALACAK”
Polisteki işlemleri tamamlanan şüpheliler, dün adliyeye sevk edildi. Sedat Ocakcı’nın polisteki ifadesinde yaptığı işin yasal olduğunu, pişman olmadığını belirtip, “Hiçbir zaman kaybetmem, hep kazanırım” dediği, eşinin ise şirket faaliyetleri ile hiçbir alakası olmadığını, yatırımlarla kocasını ilgilendiğini söylediği öğrenildi. Adliyeye sevkleri sırasında bir gazetecinin “Paralar nerede?” diye sorusuna Sedat Ocakcı, “Herkes parasını alacak” yanıtını verdi. Dün geç saatlere kadar nöbetçi sulh ceza hakimliğinde işlemleri süren şüphelilerden holding sahibi Sedat Ocakcı, eşi Seçilay Ocakcı ile holdingdeki bir şirketin genel müdür yardımcısı emekli Tuğgeneral Mehmet Rıfat Alkan’ın da aralarında bulunduğu 27 şüpheli tutuklandı. Diğer 5 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
]]>AA’da yer alan habere göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma kapsamında, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve Emniyet Genel Müdürlüğünün (EGM) ortak operasyonuyla gözaltına alınan 9 şüpheliden 7’si tutuklandı.
Başsavcılığın, şüphelilerin tutuklanmasına yönelik talebiyle mahkemeye gönderdiği sevk yazısında, soruşturma ve zanlılarla ilgili detaylar yer aldı.
İÇOM’DAN GELEN “YABANCI ŞAHIS VE ŞİRKET ARAŞTIRMASI” TALEBİ
Sevk yazısında, “özel dedektiflik” adı altında İsrail İstihbarat Servisi Çevrimiçi Operasyon Merkezi (İÇOM) ile 2019’dan itibaren bağlantıda olan şüpheli G.K’nin, irtibatını devam ettirdiği, İÇOM ekibinde yer aldığı belirlenen Yuriy Kovalchuk tarafından verilen, yabancı şahıs ve şirketlere yönelik araştırma, keşif ve takip faaliyeti talimatlarını yerine getirdiği belirtildi.
Bu yolla maddi menfaat elde eden G.K’nin 6 kişi hakkında bilgi toplama eylemlerini, aralarında eşi ve üvey oğlunun da bulunduğu S.A.Y, F.S.K, S.Y ve Y.A.D. ile birlikte gerçekleştirdiği bilgisi verilen yazıda, şüphelinin ayrıca, devletin veri tabanındaki bilgileri kamu kurum ve kuruluşlardaki irtibatları aracılığıyla elde ettiği ve bunları “casusluk” suçundan tutuklu olan diğer şüpheli M.K. ile maddi gelir karşılığında paylaştığı bildirildi.
4 ŞÜPHELİ BAĞLANTILI OLDUKLARINI KABUL ETTİ
M.K’nin de bu bilgiler karşılığında, 2019-2022 tarihlerinde G.K’nin hesabına 64, eşinin hesabına ise 35 kez ödeme yaptığı aktarılan yazıda, dijital materyallerin incelenmesi kapsamında MOSSAD görevlileriyle iletişimde olduğuna dair kayıtlara ulaşılan G.K’nin, bu durumu kabul ettiği kaydedildi. Bu kişinin ayrıca, aile görüntüsü vermek adına takip esnasında eşiyle birlikte hareket ettiğinin tespit edildiği de yazıda vurgulandı.
G.K’nin şüphelilerden biri olan eşi F.S.K. hakkındaki değerlendirmelere yer verilen yazıda, F.S.K’ye ait banka hesaplarında çok sayıda ve olağan dışı miktarda para hareketlerinin belirlendiği, takip ve bilgi toplama faaliyetlerinde yer alması sebebiyle para trafiğinden haberdar olan F.S.K’nin, beyanlarında ayrıca söz konusu durumları kısmen kabul ettiği ifade edildi.
Şüpheli B.Y’nin de yine zanlılardan biri olan eşi S.Y. ile aile görüntüsü vererek takip işlemlerinde yer aldıkları, hedeflerindeki kişilerin araçlarına GPS cihazı yerleştirip fotoğraflarını çektiklerini ifadelerinde kabul ettiklerine işaret edilen yazıda, çiftin birlikte hareket ederek “casusluk” faaliyeti gerçekleştirdiği öne sürüldü.
M.K., “ASKERİ VE SİYASİ CASUSLUK” DAVASI KAPSAMINDA TUTUKLU
Sevk yazısında, şüpheli M.K’nin İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinde “askeri ve siyasal casusluk” suçundan yargılandığı dava dosyası kapsamında tutuklu olduğu bilgisine de yer verildi.
M.K’nin hukuk bürosu çalışanı olarak görünmesine rağmen yabancı uyruklu şahısların kişisel bilgilerini yasa dışı yollardan elde ettiği, söz konusu bilgileri şüpheliler S.A.Y, G.K. ve aynı mahkemede “casusluk” suçundan yargılandığı tutuklu sanık S.K. ile paylaştığı, birlikte bilgileri MOSSAD’a ilettikleri ve bu nedenle M.K’nın bilgi ağı içerisinde kritik bir isim olduğu bilgisi verildi.
Bu yolla menfaat elde eden M.K’nin, banka hesabında olağan dışı miktarda para olduğu ve diğer şüphelilerle çok sayıda HTS kaydının bulunduğu da anlatıldı.
Şüphelilere ait dijital materyallere ilişkin incelemelerin tamamlanamaması nedeniyle delillerin tam olarak elde edilmediğine dikkat çekilen yazıda, dosyanın geldiği aşamada kaçma şüphelerinin olması gerekçesiyle şüphelilerin tutuklanmalarına karar verilmesi talep edildi.
M.K. HAKİMLİK SORGUSUNDA SUÇLAMALARI KABUL ETMEDİ
İstanbul Sulh Ceza Hakimliğinin tutuklama kararında M.K’nin beyanları yer aldı. Bu kişi, “casusluk yapmasının imkansız olduğu, yurt dışına çıkmadığı, kimseden para almadığı, avukatın yanında çalıştığı, kimseyi tanımadığı ve suçlamaları kabul etmediği” yönünde savunma yaptı.
Hakimlik kararında, şüpheli F.S.K’nin, şüpheli eşi G.K. ile beraber Türkiye’ye gelen yabancı bir kişiyi takip ettiği, kendisine ait banka hesaplarında çok sayıda ve olağan dışı miktarda para hareketlerinin olduğuna ilişkin MASAK raporundan bahsedildi.
Şüpheli S.A.Y. ile ilgili değerlendirmelere de yer verilen kararda, bu kişinin, G.K’nin yönlendirmesiyle MOSSAD’a çalıştığı belirlenen “İgor” isimli şahıstan gelen bilgilerle yabancı uyruklu şahısların takibini yapıp haklarında bilgi topladığı, HTS incelemesine göre diğer şüphelilerle çok sayıda iletişim kurduğunun tespit edildiği aktarıldı.
Hakimlik, 7 şüphelinin “kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak”, “devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etmek” ve “hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek” suçlarından tutuklanmaları yönünde hüküm kurdu.
NE OLMUŞTU?
MOSSAD’ın Türkiye’deki hedeflerini özel dedektifler aracılığıyla takip ettiğini belirleyen MİT, yaptığı çalışma kapsamında, İsrail istihbarat servisinin, irtibatlı olduğu özel dedektifler aracılığıyla hedeflerine yönelik biyografik bilgi toplama, keşif, tahkikat, fotoğraf-video toplama, canlı takip, takip cihazı yerleştirme gibi faaliyetler yürüttüğünü belirlemişti.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma çerçevesinde 9 şüphelinin edindikleri bilgileri, özel dedektifler aracılığıyla MOSSAD’a sattığı tespit edilmişti.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi ile Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince İstanbul ve İzmir’de eş zamanlı düzenlenen operasyonda 9 şüpheliden 7’si yakalanmıştı. Şüphelilerden 2’sinin ise aynı suçlarla ilgili soruşturma kapsamında daha önce tutuklandığı öğrenilmişti.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ve İstihbarat Şubesi ekiplerinin, 28 Ocak’ta Büyükdere Mahallesi’ndeki Santa Maria Kilisesi’ne gerçekleşen silahlı saldırının ardından düzenlediği operasyonlarla gözaltına alınan şüphelilerin emniyetteki işlemleri tamamlandı.
İstanbul Emniyet Müdürlüğünün Vatan Caddesi’ndeki yerleşkesinden polislerce çıkartılan ve aralarında saldırganlar A.K. ile D.T’nin de yer aldığı 34 şüpheli, Bayrampaşa Devlet Hastanesi’nde sağlık kontrolünden geçirildi.
Şüpheliler daha sonra adliyeye sevk edildi.

Soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca ifadeleri alınan 34 şüpheliden 13’ü, “silahlı terör örgütüne üye olmak” 21’i ise “tasarlayarak kasten adam öldürme” ile “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlarından tutuklanmaları talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildi.
Şüphelilerin nöbetçi sulh ceza hakimliğindeki işlemleri devam ederken savcılığın sevk yazısına ulaşıldı.
Sevk yazısında, 28 Ocak’ta Sarıyer’deki Santa Maria Kilisesi’nde rahiple birlikte 31 kişinin pazar ayini yaptığı sırada, DEAŞ terör örgütü üyesi şüpheliler Hamza kod adlı Amirjon Kholikov ve David Tanduev’in saat 08.20 sıralarında keşif yaptıkları kiliseye geldikleri aktarıldı.
Tanınmamak için siyah kıyafetler giyen ve yüzlerinde maske olan şüphelilerin, aracı yakın bir bölgeye bıraktıktan sonra 7,65 milimetre çaplı tabancalarla kilise kapısına geldikleri aktarılan yazıda, bu sırada maktul Tuncer Cihan’ın kiliseye girdiği, şüpheli Tanduev’in ayine katılanların en arka sırasında bulunan Cihan’ın kafasına tabancanın kabzasıyla vurduktan sonra hedef gözetmeksizin kilisedekilere ateş etmeye başladığı kaydedildi.

Yazıda, Tanduev’in Cihan’ı olay yerinde öldürdüğü anlatılırken, Tanduev’in kilisedekilere ateş etmeyi sürdürmek istediği ancak tabancanın zaman zaman tutukluk yaptığı, kilise duvarlarına isabet eden mermiler olduğu aktarıldı.
Tanduev’in kilisede yüksek sesle bir şeyler söylediği, kameranın sesli kayıt yapmaması ve kilisedekilerin ”anlaşılamayan yabancı bir dil” diye tanımlaması nedeniyle ne söylediğinin tespit edilemediği kaydedildi.
Diğer şüpheli Kholikov’un da ayinde bulunanlara yönelik hedef gözetmeksizin ateş ettiği, tabancasının ara ara tutukluluk yaptığı ifade edilen yazıda, kilisede maktul Cihan dışında ölen ya da yaralanan kimse olmadığı, şüphelilerin kiliseden çıktıktan sonra geldikleri otomobille olay yerinden kaçtıkları vurgulandı.
Sevk yazısında, şüpheliler David Tanduev ve Amırjon Kholikov’un kaçış güzergahına yönelik yapılan arama çalışmaları kapsamında Sarıyer Bahçeköy-Kemerburgaz yolu üzerindeki ormanlık alanda şüphelilerin olayda kullandığı değerlendirilen tabancaya ait kabza, sürgü, şarjör, şarjör kapağı gibi materyaller ile kamufle amaçlı giydikleri kıyafetlerin ele geçirildiği kaydedildi.

SALDIRGANLAR SANTA MARİA KİLİSESİ VE ÇEVRESİNDE İKİ KEZ KEŞİF YAPMIŞ
Yazıda, şüphelilerin aynı araçla 20 ve 21 Ocak’ta gün içerisinde ve akşam saatlerinde kilise ve çevresinde keşif yaptıklarının değerlendirildiği anlatılarak, saldırganlarla hareket ettiği değerlendirilen şüpheliler Abdulaziz A, Rasul A, İslam M, Omadbek K. D. ve Temurbek M.U.E’nin 5 Ocak’ta İstanbul’dan Kayseri’ye giderek içeriği tespit edilemeyen ve örgütsel olduğu değerlendirilen toplantı, etkinlik yapmış olabilecekleri ifade edildi.
Sevk yazısında, olayda kullanılan aracın Abdullo Buriev ile 27 Kasım 2022’de Edirne’den Türkiye’ye giriş yaptığı, 29 Kasım 2022’de ise Rusya’ya gittiğinin değerlendirildiği belirtilerek, söz konusu aracın 23-24 Ocak’ta İstanbul Havalimanı ile Fatih civarında Shamsullo Radzhabov tarafından kullanıldığının değerlendirildiği, Radzhabov’un emniyet güçlerince yakalandığı ifade edildi.
Zanlıların telefon trafiği ile saldırıyı gerçekleştiren şüphelilerle diğer 32 şüphelinin bağlantılarına dair detaylara da yer verilen yazıda, “Mezkur saldırıya ilişkin açık kaynaklarda yer alan haberlerden DEAŞ terör örgütüne müzahir yayınlar yapan AMAK Medya isimli sitede 28 Ocak’ta ‘Türkiye’nin İstanbul şehrinde İslam Devleti’nden 2 savaşçı tarafından Hristiyanlara ait bir kiliseye silahlı saldırı düzenlendi, bu saldırı İslam Devleti liderlerinin her yerdeki Yahudi ve Hristiyanları hedef alma çağrısına icabeten düzenlendi.’ şeklinde paylaşım yapılarak, söz konusu eylemin DEAŞ terör örgütü tarafından üstlenildiği” ifadesi yer aldı.
Yazıda ayrıca Amirjon Kholikov ile bağlantılı olduğu değerlendirilen şüpheli Anderi Guzun’in, hakkında “Türkiye’de bulunan terör örgütü DEAŞ’ın sözde sorumlularından olan ve Türkiye’de eylem yapmak için kendisine bağlı unsurlara izin verdiği” şeklinde bilgiler bulunan ”Adam Abu-Darrar Al-Shishani” kod adlı kişi olduğunun değerlendirildiği aktarıldı.
KİLİSEDEKİ SALDIRI
Santa Maria Kilisesi’nde 28 Ocak’ta meydana gelen silahlı saldırıda Tuncer Cihan hayatını kaybetmişti.
Olayın ardından başlatılan çalışma kapsamında 30 adrese eş zamanlı operasyon düzenleyen ekipler, 51 şüpheliyi gözaltına almıştı. Şüphelilerden olayla bağlantısı olmadığı belirlenen 23’ü işlemlerinin ardından sınır dışı edilmek üzere geri gönderme merkezine teslim edilmişti.
Soruşturma kapsamında dün yakalanan 9 zanlıdan 3’ü de işlemlerinin ardından sınır dışı edilmek üzere geri gönderme merkezine gönderilmişti.

25 ŞÜPHELİ TUTUKLANDI
Sağlık kontrolünden geçirilen şüpheliler hastanede işlemlerinin tamamlanmasının ardından Çağlayan Adliyesi’ne sevk edildi. Saat 11.00 sıralarında başlayan ifade işlemlerin akşam saat 20.00 sırlarında bitti. İfadeleri alınan 34 şüpheliden 13’ü “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma” suçundan, aralarında Amirjon Kholikov ile David Tanduev’in de bulunduğu 21 şüpheli ise “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma” ve “Tasarlayarak kasten öldürme” suçundan tutuklama talebiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildi.

Hakimlikçe 34 şüpheliden aralarında Amirjon Kholikov ile David Tanduev’in de bulunduğu 25 şüpheli “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma” ve “Tasarlayarak kasten öldürme” suçundan tutuklandı. 9 şüpheli hakkında ise adli kontrol kararı verildi.
BAKAN TUNÇ’TAN AÇIKLAMA: 25 KİŞİ TERÖR SUÇUNDAN TUTUKLANDI
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Santa Maria Kilisesi’ndeki silahlı saldırıya ilişkin soruşturmada 25 şüphelinin tutuklandığını, 9 şüphelinin adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığını bildirdi.
Tunç, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, İstanbul Sarıyer’de Santa Maria Kilisesi’ndeki ayin sırasında Tuncer Cihan’ın öldürülmesiyle ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmada, kilisede ateş açarak Cihan’ın ölümüne neden olan terör örgütü DEAŞ şüphelisi Amirjon Khliqov ve yanında bulunan David Tanduev’in de arasında olduğu 25 şüphelinin “örgüt üyeliği” ve “nitelikli kasten öldürme” suçlarından tutuklandığını açıkladı.
Tunç, 9 şüphelinin ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığını belirterek, olayla ilgili adli soruşturmanın kapsamlı şekilde devam ettiğini kaydetti.

KİLİSE SALDIRISIYLA İLGİLİ YENİ DETAYLAR ORTAYA ÇIKTI
Şüphelilerin olaydan bir gün önce kiliseye gelerek keşif yaptığı tespit edildi. Tutuklamaya sevk edilen şüpheliler arasında olayın azmettiricisi DEAŞ’ın sözde sorumlusu da yer aldı. Şüphelilerden biri Türkiye’de DEAŞ üyelerine silah eğitimi vermek için İstanbul’da çiftlik aradığı, eylem yapmak için DEAŞ’ın sözde sorumlusundan izin istediği belirlendi.

SALDIRIDAN BİR GÜN ÖNCEDEN KEŞİF YAPMIŞLAR
Sevk yazısında saldırıyı gerçekleştiren şüphelilerin olaydan bir gün önce farklı bir araçla kiliseye gelerek keşif yaptıkları tespit edildi. DEAŞ silahlı terör örgütü üyesi Hamza kod adlı Amirjon Kholikov ve David Tanduev’ın olay günü Başakşehir’deki evlerinden çıkarak olay yerine yabancı plakalı araçla geldikleri, kiliseye uzak bir yere aracı park ederek tanınmamak için siyah maske kullandıkları belirtildi. Şüphelilerin kilisenin girişinde Tuncer Cihan’ın kafasına vurarak önce yere düşürdükleri ardından kilise içerisinde rast gele ateş ettikleri ardından kiliseden çıkarak olay yerine geldikleri araçla uzaklaştıkları ifade edildi.

DEAŞ’IN SÖZDE SORUMLULARINDAN OLAYIN AZMETTİRİCİSİ MOLDOVA UYRUKLU ŞÜPHELİDE YAKALANMIŞ
Saldırıyı gerçekleştiren Tanduev ve Kholikov ile birlikte hareket ettikleri değerlendirilen şüpheliler Abdulaziz A., Rasul A., İslam M., Omadbek K. D.ve Temurbek M. U. E.’ın olaydan önce 5 Ocak’ta İstanbul’dan ayrılarak Kayseri’ye gittikleri ve bir süre sonra tekrar İstanbul’a geldikleri değerlendirildi. Amırjon Kholikov ile bağlantılı olduğu düşünülen şüpheliler Lusup T., M. T. Ve Andrei Guzun’da Başakşehir’de gözaltına alındı. Şüphelilerden Andrei Guzun’un, hakkında ‘Türkiye’de bulunan DEAŞ’ın sözde sorumlularından olan ve Türkiye’de eylem yapmak için kendisine bağlı unsurlara izin verdiği şeklinde bilgiler bulunan Adam Abu-Darrar Al-Shishani kod adlı Adam Khamırzaev olduğu değerlendirildi. Moldova uyruklu Andrei Guzun’dan alınan parmak izlerinin 2018 yılında Antalya’da gözaltına alınan Adam Khamırzaev ile aynı olduğu tespit edildiği ve Khamırzaev’in DEAŞ’ın sözde sorumlusu olduğu anlaşıldı. Eylemi azmettirenin ise Andreı Guzun olduğu ifade edildi.
TACİKİSTANLI ŞÜPHELİYE AİT OTURMA İZNİ KUR’AN-I KERİM İÇİNDEN ÇIKTI
Yapılan çalışmaların devamında şüphelilerle irtibatlı oldukları değerlendirilen Mukhammad K.M. ve İbrahim S. Başakşehir’deki evlerinde yakalandığı, evde yapılan aramalarda Kur’an-ı Kerim arasına gizlenmiş Kholıkov’a ait ikamet izin belgesi ele geçirildi.
İSTANBUL’DA DEAŞ ÜYELERİNE EĞİTİM VERMEK İÇİN ÇİFTLİK ARAMIŞLAR
Şüphelilerden M. Alısher Ugli Mirzoev’in Temmuz 2023 yılında DEAŞ üyelerine silahlar konusunda eğiterek ABD’ye göndermek amacıyla İstanbul’da bir çiftlikte eğitim kurma çalışması yaptığı ve silah bulma çabası içerisinde olduğu belirtildi. Mirzoev, DEAŞ’ın sözde sorumlularından olan Adam Khamirzaev’e rapor verdiği, Türkiye’de eylem yapmak için izin istediği ifade edildi.

TELEFONLARINDA YAPILAN İNCELEMELERDE BOMBA YAPIMINI ANLATAN RESİMLER TESPİT EDİLDİ
Şüphelilerle irtibatlı olduğu iddiasıyla gözaltına alınan Adrei Guzun’un dijital materyallerinde yapılan ön incelemelerde dijital belge şeklinde kitapların bulunduğu, savaşa giden, gidecek olan kişilerin birbirlerine karşı nasıl davranması gerektiğini anlatan bir kitabın dijital hali, silahla ateş edilen videoların klip haline getirildiği ve telefonunda arama motorunda ‘av malzemeleri’ şeklinde arama yaptığı tespit edildi. Gözaltına alınan şüphelilerden Zharaıdat E.’nin telefonunda yapılan incelemelerde ise DEAŞ terör örgütünün sözde bayrağının resmi, bomba yapımında kullanılan malzemeler ve bomba yapılışına ait resimler, Molotof kokteylinin yapımının anlatıldığı resimler olduğu tespit edildi.
Şüphelilerin izine, 2021 yılında Konya’da tıp eğitimi gördüğü sırada Mossad ajanlarından yurt dışında özel casusluk eğitimi alan ve tutuklanan Muhammed Salhab sayesinde ulaşıldı.
3 yıl önce 16 Mossad casusuna yönelik gerçekleştirilen operasyon da Mossad kuryelerinin para trafiği takip edilerek çözülmüştü.
MİT ve MASAK yaklaşık 3 yıl önce tutuklanan Salhab’ın hesap hareketlerini didik didik etti. Salhab’a para gönderen birden fazla Mossad ajanı ve kuryesinin Türkiye’de para gönderdiği ağı deşifre etti.
İncelemeler sonucunda, Salhab’a para gönderen, Mark Consul, Alexandru Dorin Siretean ve Ahmad Kilany müstear isimli Mossad yöneticilerinin 46 kişilik şebekenin birçoğunun hesabına da para gönderdiğini saptayarak şebekeyi çökertti.

PARANIN İZİNDEN YAKALANDILAR
Milli İstihbarat Teşkilatı 20 Aralık tarihinde Emniyet’e bir yazı gönderdi.
Yazıda, İsrail İstihbarat Servisi Çevrimiçi Operasyon Merkezi’nin (İÇOM) Türkiye’de ikamet eden Filistin uyruklu şahısları ve aileleri hedef alacağı, bu kapsamda İÇOM’a ait 7 adet yabancı GSM numaraları ile irtibatlı 26 şahsı tek tek tespit etti.
Bu 26 kişinin yanı sıra İÇOM tarafından verilen Western Union üzerinden para transferi içerisinde bulunan 20 şahıs daha saptandı.
TAKİP, SOYGUN, ADAM KAÇIRMA
İÇOM, 46 şahısla telegram ve whatsapp uygulamaları, sosyal medya hesapları üzerinden iş ilanları vermek suretiyle temas sağladı.
İlk temastan sonra yabancı GSM numaraları üzerinden irtibat kuruldu. Görüntülü veya sesli arama yapmadan yani sadece mesajlaşmayla irtibat sürdürüldü.
Şüphelilerden, uzaktan kaynak temini ve sahadaki hedeflerine yönelik araştırma, keşif, foto-video çekme ve buna ilişkin bilgi notu oluşturma, darp, yaralama, takip, soygun, adam kaçırma gibi taktik bazda yararlanmayı amaçladı.

FACEBOOK’TAKİ İŞ ARAMA SAYFALARI RADARLARINDA
Şüphelilere, Western Union, Havala, Moneygram aracılığıyla Çin, İspanya, Kenya, Fransa, Romanya, Makedonya, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerden ödemeler gerçekleştirildi.
Tespitlere göre, Mossad’ın ajan temin etmede kullandığı yerlerden bir tanesi Facebook gruplarındaki Arap vatandaşların iş aradığı sayfalar geliyor. Burada maddi zorluk çeken kişileri dolar ve euro bazında tekliflerle ağına düşürüyor.
İNGİLİZCE ÖĞRENME PROGRAMINDAN CASUS DEVŞİRİYORLAR
Mossad’ın Türkiye’de yaşayan Arap asıllı kişileri İsrail adına casusluk yapmak için ikna ettikleri yerlerden bir tanesi de “Speaky” isimli online karşılıklı mesajlaşma imkanı sağlayan yabancı dil öğrenme programıydı.
Şüphelilerden “Lucy” kod adlı Luey M. ifadesinde İsrail istihbaratı adına kayıtlı “Belçika Sera” isimli kişiyle bu program sayesinde tanıştığını söyledi.
Yapılan incelemelerde Luey M.’nin telefonunda “Belçika Sera” isimli kişiden aldığı bir konuma ait fotoğraf çekme işlemini gerçekleştirdiği belirlendi.

34 ŞÜPHELİ GÖZALTINA ALINDI 12’Sİ FİRARDA
MİT’in 2 Ocak’ta düzenlediği operasyonda 46 şüpheliden 34’ü gözaltına alındı, 12’si ise firari durumda.
Gözaltına alınan 34 şüpheliden 15’i tutuklandı. 8’i hakkında ise sınır dışı kararı verildi. Hücredeki 11 şüpheli hakkında ise “adli kontrol şartı” ve “yurtdışına çıkış yasağı” uygulanmıştı.
Türkiye’deki Filistin ve Suriye uyruklu kişilerle irtibatlandıkları aktarıldı
Konuya ilişkin detaylara Savcılığın sevk yazısında ulaşıldı. Sevk yazısına göre, geçmiş dönemlerde İsrail İstihbarat Servisi’nin faaliyetlerinin amacına ulaşamaması için teknik ve insan istihbarat yöntemleri kullanıldığı, toplanan deliller ışığında soruşturmalar yapıldığı, İsrail İstihbarat Servisi ile bağlantılı kişi veya kişilerin Türkiye’de bulunan Filistin ve Suriye uyruklu kişilerle irtibatlanarak İsrail için önem arz eden bilgi ve belgeleri elde ettiği, aktarılan bilgiler karşılığında ise uluslararası para transfer şirketleri, havale ofisleri ve canlı kuryeler aracılığıyla bilgi aktaran kişi ya da kişilere ödeme gerçekleştirildiği kaydedildi.
Profesyonelce yapılması istenilen işlerde dedektiflerden istifade edildiği belirtildi
Sulh Ceza Hakimliği’ne gönderilen sevk yazısında, İsrail İstihbarat Servisi ile bağlantılı kişilerin internet tabanlı mobil uygulamalar üzerinden uzaktan operasyon ekibi oluşturduğu, bu ekip aracılığıyla canlı kuryeyle kaynaklarına para transferi ve sahadaki hedeflerine yönelik keşif şeklinde işler yapılması amaçlandığı, ayrıca profesyonelce yapılması istenilen işlerde dedektiflerden istifade edildiği ve taktik işlerde ise ağırlıklı olarak şüphe uyandırmayan şahıslardan faydalanıldığı aktarıldı. Dedektiflere biyografik bilgi toplama, keşif, tahkikat, fotoğraf, video, bilgi, belge, canlı takip etme, takip cihazı yerleştirme, canlı kurye bulma ve siber faaliyetler görevlerinin verildiği belirtilen sevk yazısında, dedektiflerin sistem açıklarından ve kritik öneme haiz devlet kurumlarında görev yapan çevrelerinden, devletin veri tabanında bulunan bilgileri temin ettikleri aktarıldı.
Oluşturabileceği milli güvenlik açığını fark ettikleri halde faaliyetlerini sürdürdükleri kaydedildi
Sevk yazısında, İsrail İstihbarat Servisi’nin iş yaptırdığı kişilerin ise kendilerine gelen taleplerin amacını; oluşturacağı maddi veya manevi zararı, hatta oluşturabileceği milli güvenlik açığını fark ettikleri halde faaliyetlerini sürdürdükleri ve kendilerine yapılan ödemeler karşılığında fatura kesmeme şeklinde faaliyetler yürüttükleri kaydedildi. Şüphelilerin İÇOM adına İsrail için önem arz eden ve tehlikeli görülen, özellikle Filistin vatandaşı ve Hamas bağlantılı kişilerin bilgi, belge ve fotoğraflarını temin etmek suretiyle İsrail İstihbaratı’na aktardıkları, karşılığındaysa özellikle terör örgütleri tarafından kullanılan havale sistemini, kripto para birimini ve ‘western union’ sistemini kullanarak menfaat temin ettikleri kaydedildi.
İÇOM’un Türkiye’de ikamet eden Filistin uyruklu şahısları ve ailelerini hedef almayı amaçladığı vurgulandı
İsrail İstihbarat Servisi Çevrimiçi Operasyon Merkezi’nin (İÇOM) Türkiye’de ikamet eden Filistin uyruklu kişileri ve ailelerini hedef alacağının öğrenildiğinin aktarıldığı sevk yazısında, şüpheli oldukları tespit edilen 46 kişi ile bağlantı kurulduğu, bu kişilerle sosyal medyadan iş ilanları üzerinden temas sağlandığı, görüntülü veya sesli arama yapmadan irtibatın sürdürüldüğü kaydedildi. Tüm bu faaliyetlerle güncel olarak devam eden İsrail ve Filistin çatışmasının küresel boyuta evrilmesi çerçevesinde, İÇOM’un Türkiye’de ikamet eden Filistin uyruklu şahısları ve ailelerini hedef almayı amaçladığı vurgulandı.
Süleymaniye Cami’sinin iç ve dış kısımlarının videosunu istediler
Sevk yazısında bazı şüphelilere ait tespitler de yer aldı. Şüphelilerden Amal Sallami Ep Siala’nın, Samir Ferat isimli bir kişiyle kurduğu, bu şahsın kendisinden Türkiye’deki Süleymaniye Cami’sinin iç ve dış kısımlarının videosunu istediği ve karşılığında 150-200 dolar para aldığı belirtildi.
Sağlık destek personeli olarak çalıştığı yerde özellikle Filistin’den getirilen kişilerle ilgilendiği aktarıldı
Şüphelilerden Hazem Mounir Amin Elgayyar’ın ise sağlık destek personeli olarak Fatih Sağlık Müdürlüğü’nde çalıştığı, özellikle son dönemde Filistin’den getirilen yaralı ve yardıma muhtaç kişilerle ilgilendiği, bu bilgileri ise İsrail İstihbaratı ile paylaştığının değerlendirildiği ve casusluk faaliyetleri noktasında kuvvetli şüphe oluşturduğu kaydedildi.
LASTİKTE SORUN VAR DEDİ, SERVİSE BİNİP KAÇIRDI
Olay saat 07.00 sıralarında Kadıköy Zühtüpaşa Mahallesi’nde bir sokakta meydana geldi. Tuzla’da bulunan özel bir okula ait servis aracı bir sitenin önünden öğrenci aldıktan sonra yoluna devam etti. Daha sonra bir kişi, servisi durdurarak, şoföre aracın lastiğinde sorun olduğunu söyledi. Daha sonra servis şoförü aracı kontrol etmek üzere servisten indi. Şüpheli ise içinde ilkokul öğrencileri ve hostesin bulunduğu servis aracına binerek olay yerinden uzaklaştı. Şüpheli bir süre sonra servisteki öğrencileri ve hostesi araçtan indirerek yoluna devam etti. Pendik Dumlupınar Mahallesi’ne gelen şüpheli servis aracını Uludağ Sokak üzerine park ederek kayıplara karıştı. İhbar üzerine olay yerine gelen polis ekipleri sokağa park edilen servis aracında incelemelerde bulundu. Kaçan şüpheliyi yakalamak için çalışma başlatıldı. Servis incelemelerin ardından sahibine teslim edildi.

O ANLAR KAMERADA
Okul servisinin kaçırıldığı ve servisi kaçıran kişinin Pendik’te sokakta hızla ilerlediği anlar güvenlik kamerasına yansıdı.
ŞOFÖR LASTİĞE BAKMAK İÇİN İNİYOR
Sokaktaki sitenin görevlisi Ahmet Tuğ “Okul servisinin yanında duruyor, lastik patlak diyor. Şoför lastiğe bakmak için iniyor. Şüpheli de içindeki öğrencilerle birlikte aracı kaçırıyor. Bir süre gittikten sonra öğrenci ve hostesi indirip araçla birlikte gidiyor” dedi.
ÖĞRENCİLERİ İNDİRİYOR
Öğrencinin servise bindiği sitenin görevlisi Ahmet Develioğlu “Bu apartmanın görevlisiyim burada oluyor. Çocuk servise bindikten sonra bir vatandaş servisin önünü keserek lastiğin patlak diyor. Şoför de lastiğe bakmaya inince arabayı öğrencilerle birlikte alıp gidiyor. Göztepe civarında öğrencileri ve hostesi indiriyor. Servis aracıyla kaçıyor. Servis bulunmuş da vatandaş yakalandı mı bilmiyorum. Servis beklerken yaya olarak yanından geçmiş. İlkokul servisi Tuzla’daki okula götürecekti. Çok sayıda polis geldi kamera çalışması yaptı “diye konuştu.
İÇİNDE OYUNCAKLAR VARDI
Pendik’te servis aracının park edildiği mahallenin sakini Hasan Yıldırım, “Sabah 8’i çeyrek geçe geldiğimde orada minibüs duruyordu. Çalıntı dediler. İçinde çocukların kulaklıkları, oyuncakları vardı. Park lambaları yanıyordu. Polisler orayı kapatmıştı. Arabayı kaçırmışlar. Binaların oraya şerit çekiyorlardı” dedi.
PANİK YAŞADIK
Mahalle esnafı Serhat Demirbaş, “Kalabalık polis grubu vardı. Duyduğumuza göre Göztepe’den bir servis aracı çalınmış çocuklarla beraber kaçırılmış. Servis aracının başında baya bir polis vardı. Ondan sonra firar edip gitmiş. Panik yaşadık tabi burada esnaf olduğumuz için. Biz farklı bir şey olduğunu düşündük ama Allahtan kimsenin canına bir şey gelmemiş” dedi.
YAKALANDI
Polis ekiplerinin çalışmasıyla şüpheli yakalandı. Şüphelinin Asayiş Şube Müdürlüğü’ndeki sorgusu sürüyor.