Açıklamada, “UAD’nin suçlu Siyonist yapının (İsrail) Refah kentine yönelik saldırılarını derhal durdurmasını ve soykırıma yol açan tüm eylemlerine son vermesini talep eden kararını memnuniyetle karşılıyoruz.” ifadesi kullanıldı.
UAD’nin “İnsani yardımların Gazze’nin tüm bölgelerine ulaştırılmasını ve Birleşmiş Milletler (BM) yetkili organları tarafından soykırım iddialarını araştırmak üzere görevlendirilen uzmanların Gazze’ye girişine izin verilmesini talep eden” kararından memnuniyet duyulduğu kaydedildi.
Açıklamada, “UAD’nin sadece Refah’ta değil Gazze Şeridi’nin tamamında halkımıza yönelik saldırıları ve soykırımı durdurma kararı almasını bekliyorduk. Cibaliya’da (Gazze’nin kuzeyi) ve Gazze Şeridi’nin diğer bölgelerinde yaşananlar; Refah’ta yaşananlardan daha az suç ve tehlike teşkil etmiyor değil.” ifadesine yer verildi.
Uluslararası topluma ve BM’ye, UAD kararlarına uyması için İsrail’e baskı yapma çağrısında bulunulan açıklamada, İsrail’in uluslararası kanunları hiçe saymasının, hesap vermekten ve cezadan kaçmasının önüne geçilmesi gerekliliğine vurgu yapıldı.
İsrail ordusu, 7 Mayıs’ta Refah’ın doğusuna kara saldırısı başlatmış Mısır’a açılan sınır kapısının Filistin tarafını işgal etmişti.
İsrail ordusunun işgal ettiği bölge Gazze’ye insani yardımların girişinde ana geçiş noktası olan ve Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin yurt dışına seyahat etmek için kullandıkları tek geçiş noktası Mısır sınırındaki Refah Sınır Kapısı’nı da içeriyor.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 15 bin 239’u çocuk, 10 bin 93’ü kadın olmak üzere 35 bin 800 Filistinli öldürüldü, 80 bin 200 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İSRAİL ALEYHİNE AÇILAN SOYKIRIM DAVASI
Güney Afrika Cumhuriyeti, 1948 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle 29 Aralık 2023’te İsrail aleyhine UAD’de dava açmıştı.
Güney Afrika, Gazze’deki durumun aciliyet teşkil etmesi sebebiyle UAD’den ihtiyati tedbirlere hükmetmesini istemiş ve tedbir talebine ilişkin duruşmalar 11-12 Ocak’ta Hollanda’nın Lahey kentindeki Barış Sarayı’nda yapılmıştı.
Divan, 26 Ocak’ta açıkladığı tedbir kararlarında, İsrail’in Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesinde tanımlanan fiillerin işlenmemesi için tüm önlemleri almasına, Gazze’deki Filistinlilere yönelik soykırım çağrısı yapanları önlemek, engellemek ve cezalandırmak için gereken tüm adımları atmasına, Gazze’deki Filistinlilerin karşılaştığı olumsuz yaşam koşullarını ortadan kaldırmak için ihtiyaç duyulan temel hizmetler ve insani yardımın sağlanmasını mümkün kılan acil ve etkili önlemleri almasına ve Gazze’deki Filistinlilere karşı Soykırım Sözleşmesi’nin ihlalini gösteren delillerin yok edilmesini önlemek ve korunmasını sağlamak için etkili tedbirler almasına hükmetmişti.
İsrail’in bu tedbir kararlarına uymaması ve Gazze’de kötüleşen insani durumun ardından Güney Afrika, ilk olarak “İsrail’in Refah kentine planladığı saldırının ortaya çıkaracağı büyük çaplı öldürme, zarar verme ve yıkım eylemleri” nedeniyle 12 Şubat’ta UAD’den acilen yeni tedbirlere hükmedilmesini talep etmişti.
Divan, 16 Şubat’taki kararında, mahkemenin yeni tedbirlere hükmetmesini gerektiren ölçüde önemli gelişmeler olmadığı gerekçesiyle mevcut tedbirleri yeterli bulmuştu.
Güney Afrika bunun ardından 6 Mart’ta Gazze’de baş gösteren kıtlık nedeniyle yeniden ek tedbir talebinde bulunmuş ve Divan, 28 Mart’ta İsrail aleyhine özellikle insani yardımların Filistinlilere ulaşmasının sağlaması için ek tedbirlere hükmetmişti.
Güney Afrika, 10 Mayıs’ta Gazze’deki durumun telafisi mümkün olmayacak derecede ve ciddi şekilde kötüleştiği gerekçesiyle Divan’a ek tedbir kararlarına hükmetmesi için başvurmuştu.
Divan 24 Mayıs’taki kararında, Refah’ta, sıkışan Filistinlilerin karşı karşıya kaldığı insani felaket tehlikesi nedeniyle daha önce hükmettiği tedbirlerin yeterli olmadığını belirterek; İsrail’in Refah kentine yönelik askeri saldırılarını derhal durdurmasına, Gazze’de acilen ihtiyaç duyulan hizmetlerin ve insani yardımın engelsiz bir şekilde sağlanabilmesi için Refah Sınır Kapısı’nı açık tutmasına, BM yetkili organları tarafından soykırım iddialarını araştırmak üzere görevlendirilenlerin, Gazze Şeridi’ne engelsiz erişimini sağlamak üzere etkili tedbirler almasını ve alınacak tüm tedbirlere ilişkin bir ay içinde Mahkeme’ye bir rapor sunmasına hükmetti.
]]>Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki Kabine Toplantısı’nın ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Bakan Koca, yeni uygulamaya ilişkin detayları paylaştı.
Gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Koca, yeni dönemde en önemli konulardan birinin, hastanelerde yaşanan randevu aksaklıkları ve kapasite sorunları olduğunu vurguladı.
“YOĞUN ÇALIŞMA VAR”
Bakan Koca, bu konudaki sıkıntıların farkında olduklarını dile getirerek, randevuların Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden alındığını anımsattı. Konuya ilişkin bilgi veren Koca, “İl, hastane ya da branş bazında yaşanan sorunları biliyoruz. Bununla ilgili hastane yöneticilerimiz de yoğun çalışma içerisinde.” diye konuştu.
1 AY SONRA HAYATA GEÇİRİLECEK
Bir ay sonra tedbirlerin kademeli şekilde hayata geçirileceği ve yaptırımların arttırılacağı yönünde bir açıklama yaptığını hatırlatan Koca, şöyle devam etti:
“Sorun yaşadığımız branş ve hastaneleri tek tek çalışıyoruz. Artan bir talep var. Buna karşılık kapasitemizi de artırıyoruz. Hekim sayımızın artan talebi karşılaması da son derece önemli. Bu bakımdan yetiştirmemiz gereken hekim ve uzman hekim sayısı çok önemli. Geleceğe matuf bu önemli tedbiri zaten almıştık.
En son yan dal uzmanlıkları için de gereken iyileştirmeleri yaptık. Ancak bir de mevcut kapasitenin yeterince verimli kullanılamaması sorunu var. Bunun bir tarafı kapasiteyi belirleyen hastanelerimiz, diğer tarafı randevu alıp randevusuna gelmeyenlerin sebep olduğu atıl kapasite. Bunun için ilk tedbirleri almıştık. Şimdi yeni yaptığımız analizler bazı zorunlulukları işaret ediyor. Önümüzdeki haftalar kademeli şekilde yeni tedbirleri hayata geçirecek ve randevu sorununu kalıcı şekilde çözeceğiz.”
‘RANDEVUMA GELECEĞİM’ ONAYI ALINACAK
Koca, bir gazetecinin “İlk tedbir ne olacak?” sorusu üzerine, 2023 yılında randevu alıp gelmeyenlerin sayısının 23 milyon olduğunu söyledi.
Randevu aldığı halde gelemeyenlerin sayısının, 2024 yılının ocak-mart dönemini kapsayan 3 aylık zaman diliminde de 6 milyon kişi olarak kayıtlara girdiğini ifade eden Koca, şunları kaydetti:
“Randevu alıp gelmeyenlerin 15 gün içinde yeniden randevu almasını kısıtladık. Bu durum randevu sadakat oranını artırdı. Ancak, randevu alanların son dakikaya kadar randevu iptal edilebilmesi mümkündü. Son anda da olsa randevusunu iptal edenler kısıtlanmıyordu. Bu durumda kısıtlı duruma düşmemek için randevusuna gelmeyecekse bile son anda iptal edenlerin oranında artış oldu. Bu durumda o kapasite yine kullanılamaz durumda kalıyor. 25 milyon tekil vatandaş, 81 milyon randevusunu son dakikalarda iptal etmiştir. Bu boşluklara yeni randevu veremediğimiz için 17 milyon randevu kapasitesi atıl kalıyor.”
Bakan Koca, bu konuda bir onay mekanizmasının olacağını aktararak, “Atıl kapasiteyi kullanabilmek için ‘randevuma geleceğim’ onayı alacağız. Randevu sahiplerinin bu onayı randevudan önceki gün saat 23.59’a kadar vermesi gerekecek. Onaylanmamış randevular için yerine bir başkasına randevu vereceğiz. Böylece son dakika iptalleri ile oluşan atıl kapasiteyi verimli şekilde kullanacağız.” bilgisini verdi.
Bunun, yüzde 20 kapasite artışına karşılık geldiğini vurgulayan Koca, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Randevu alıp onay verdiği halde gelmeyenler için aynı branşta hiçbir hekime ve sağlık tesisine müracaat edilemeyecek. Aynı klinikten mükerrer randevu alınamayacak. Yakında devreye girecek yöntemle iki randevusunu aldığı halde ikinci kez randevusuna gelmeyenlerin randevu almasını 15 gün zaman dilimi için bütün branşlara randevuya kapalı hale getireceğiz. Buradan başlıyoruz, uygulama ilerledikçe ilave tedbirler almaya da devam edeceğiz.”
“TİP-1 DİYABETLİ BÜTÜN VATANDAŞLARIMIZA SENSÖRÜ ÜCRETSİZ VERMEK İSTİYORUZ”
İnsülin takibi ile ilgili de yapılacaklar hakkında bilgi veren Koca, “Bu konuda Tip-1 diyabeti olan vatandaşlarımız büyük sorun yaşıyor. İnsülin sensörü kullanmanın diyabeti kontrol altında tutmada önemli etkisi var. Ancak bildiğiniz gibi sensörler ithal ve maliyeti de oldukça yüksek. Tip-1 diyabetli bütün vatandaşlarımıza sensörü ücretsiz vermek istiyoruz.” ifadesini kullandı.
Sensörü yerlileştirmeye başladıklarını, laboratuvar ortamında üretiminin gerçekleştirildiğini belirten Koca, şu açıklamalarda bulundu:
“Seri üretim hazırlığı yapılıyor. Pilot üretimle beraber gerekli deneyler ve klinik kullanıma girecek. Yasal izin ve belgelerini de aldıktan sonra, önümüzdeki 6-7 hafta içerisinde klinikte kullanımına başlamak istiyoruz. Bütün Tip-1 diyabetlere, başta çocuklar olmak üzere, ulaştırmak istiyoruz. Geliştirdiğimiz sensör, değer bazında yüzde 90 yerli olacak.”
Bu sensörlerin ücretsiz verileceğini aktaran Koca, “Kademeli olarak kullanıma alacağız, ama her grup için ücretsiz olacak.” bilgisini paylaştı.
UAD, İsrail’in Refah’a saldırı planı nedeniyle Güney Afrika’nın talep ettiği yeni tedbirlere ilişkin kararını açıkladı.
Kararına ilişkin yapılan yazılı açıklamada, Divan’ın 26 Ocak 2024’te hükmettiği altı tedbir kararının, Refah da dahil olmak üzere Gazze Şeridi’nin tamamında geçerli olduğunu belirterek, “İhtiyati tedbirlerin derhal ve etkili bir şekilde uygulanmasını gerektiğini” belirtti.
Gazze Şeridi’nde ve özellikle de Refah’ta yaşanan son gelişmeleri “çok vahim” olarak nitelendiren Divan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres’in İsrail’in Refah’a saldırma hazırlığı ile ilgili, “Halihazırda mevcut olan insani kabusu çok ciddi bir şekilde büyütür ve tarifsiz bölgesel sonuçlar doğurur.” şeklindeki uyarısını hatırlattı.
KARAR, REFAH DA DAHİL OLMAK ÜZERE GAZZE ŞERİDİ’NİN TAMAMINDA GEÇERLİ
Açıklamada, Divan’ın, 26 Ocak 2024’te hükmettiği ihtiyati tedbir kararlarının Refah da dahil olmak üzere Gazze Şeridi’nin tamamında geçerli olduğu vurgulanırken, ilave tedbirlere gerek görülmediği kaydedildi.
Divan, Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin güvenliğini sağlama yükümlülüğü olduğunu vurguladığı İsrail’in, Soykırım Sözleşmesi’ne ve tedbir kararlarına tam olarak uymak zorunda olduğu uyarısında bulundu.
GÜNEY AFRİKA, İSRAİL’İN REFAH’A SALDIRI PLANI NEDENİYLE YENİ TEDBİR TALEBİNDE BULUNDU
Güney Afrika, İsrail’in, Refah kentine planladığı saldırının ortaya çıkaracağı büyük çaplı öldürme, zarar verme ve yıkım eylemleri sebebiyle 13 Şubat’ta UAD’den acilen yeni tedbirlere hükmedilmesini talep etmişti.
Güney Afrika’nın başvurusunda, İsrail’in Refah kentine planladığı saldırının, hem Divan’ın 26 Ocak tarihli ihtiyati tedbir kararlarının hem de Soykırım Sözleşmesi’nin ciddi ve telafisi mümkün olmayan şekilde ihlal edilmesi anlamına geldiği belirtilmişti.
Başvuruda, UAD İç Tüzüğü’nün 75. Maddesi uyarınca davanın her aşamasında tedbir kararlarına hükmedebileceğini ve 26 Ocak’tan bu yana Gazze’de Mahkeme’nin yeni tedbirlere hükmetmesini gerektiren ölçüde önemli gelişmeler olduğu vurgulanmıştı.
İSRAİL, GÜNEY AFRİKA’YI HEDEF ALDI
Uluslararası Adalet Divanında soykırım suçlamasıyla yargılanan İsrail, Gazze’nin güneyinde sivillerin sığındığı Refah kentine saldırıları nedeniyle yeni tedbir kararı talep eden Güney Afrika’yı, Mahkemenin yetkisini kötüye kullanmakla suçlamıştı.
Güney Afrika’nın ek tedbir talebinin “tuhaf” ve “uygunsuz” olduğunu iddia eden İsrail, Refah’a yapacağı saldırıya ilişkin iddiaları yanıtlamak yerine, 20 Aralık 2023’te aleyhine soykırım davası açan Güney Afrika’ya yönelik suçlamalar yöneltmişti.
İsrail, Güney Afrika’nın, Divan’ı, Hamas’ın fiilleri konusunda yeterince bilgilendirmemekle itham etmiş, ihtiyati tedbir mekanizmasını koruyucu bir “kalkandan” ziyade kendisine karşı bir “kılıç” olarak kullandığını öne sürmüştü.
Divan’ın, Gazze’deki küçük düzeyli silahlı çatışmaları idare etme yetkisi olmadığını savunan İsrail, Güney Afrika’nın, Hamas’ın uzun süredir müttefiki olduğunu, açtığı dava ile İsrail’in kendini savunma hakkını ortadan kaldırmak istediğini ve Divan’ı manipüle ettiği ileri sürmüştü.
UAD’DE İSRAİL ALEYHİNE AÇILAN SOYKIRIM DAVASI
Güney Afrika Cumhuriyeti, 29 Aralık 2023’te, 1948 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle İsrail aleyhine UAD’de dava açmıştı.
Güney Afrika, Gazze’deki durumun aciliyet teşkil etmesi sebebiyle UAD’den ihtiyati tedbirlere hükmetmesini istemiş ve tedbir talebine ilişkin duruşmalar, 11-12 Ocak’ta Lahey’deki Barış Sarayı’nda yapılmıştı.
Divan, 26 Ocak’ta açıkladığı tedbir kararlarında, İsrail’in Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesinde tanımlanan fiillerin işlenmemesi için elinden gelen tüm önlemleri almasına, İsrail ordusunun Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesindeki fiilleri işlemesini engelleyecek önlemleri ivedilikle almasına, Gazze’deki Filistinlilere yönelik soykırım çağrısı yapanları önlemek, engellemek ve cezalandırmak için gereken tüm adımları atmasına, Gazze’deki Filistinlilerin karşılaştığı olumsuz yaşam koşullarını ortadan kaldırmak için ihtiyaç duyulan temel hizmetlere ve insani yardımın sağlanmasını mümkün kılan acil ve etkili önlemleri almasına, Gazze’deki Filistinlilere karşı Soykırım Sözleşmesi’nin ihlalini gösteren delillerin yok edilmesini önlemek ve korunmasını sağlamak için etkili tedbirler almasına, kararın yürürlüğe girmesinden itibaren 1 ayda alınan tüm tedbirler hakkında mahkemeye bir rapor sunmasına hükmetmişti.
]]>New York’ta avukatlık yaptığını belirten Shamas, “Bu, gerçekten tarihi bir andı. Güney Afrika her ne kadar kendi adına hareket etse de bir anlamda Filistin halkı adına soykırımı gündeme getiren bu davayı UAD’ye götürdü. Bu, gerçekten izlemeye değerdi.” dedi.
Shamas, canlı yayınlanan duruşmaların çok sayıda kişi tarafından izlendiğini, hukukçu olmayanların dahi Güney Afrika’nın iddialarından etkilendiğini ve bunları ikna edici bulduğunu belirtti.
“Filistin’deki apartheid’ı Güney Afrikalı yetkiliden duymak etkileyiciydi”
Güney Afrika’nın iddialarına Filistin’in işgalini anlatan bağlamı hakimlere hatırlatmasının dikkati çekici olduğunu dile getiren Shamas, “Güney Afrika avukatları bunun 1948’de başladığını söyleyerek 75 yıllık apartheid’a atıfta bulundu. Bunu Güney Afrikalı bir yetkiliden duymak, Filistinliler ve dünya için elbette etkileyiciydi.” diye konuştu.
Shamas, Güney Afrika avukatlarının soykırımın tüm unsurlarını karşılayan, hukuken ve ahlaken çok güçlü bir iddialar ortaya koyduğunu vurguladı.
Güney Afrika’nın iddiaları cevaplanmadı
İsrail’in duruşmalardaki savunmasında, Güney Afrika’nın iddialarına cevap vermek yerine 7 Ekim olayları ve Hamas’a odaklamasının Güney Afrika avukatları tarafından beklenen bir durum olduğunu kaydeden Shamas, “İsrail, kamuoyu önünde verdiği tüm röportajlarda mahkemede dile getirdiği (7 Ekim olayları ve Hamas’a yönelik) argümanları tekrar tekrar dile getirmişti. Güney Afrika avukatları bu yüzden konuşmalarına bu meseleden başladılar.” değerlendirmesinde bulundu.
İsrail’in Hamas’ı bahane ederek yaptığı tüm ihlallerin haklı olduğunu ve uluslararası hukuk kurallarının kendisine karşı kullanılamayacağı yönündeki tutumunun makul bir gerekçe olmadığını kaydeden Shamas, “Güney Afrika avukatının duruşmada söylediği gibi vahşet ne kadar büyük olursa olsun ya da saldırı ne kadar ciddi olursa olsun, soykırım asla meşru bir yanıt değildir. Soykırım yasal değildir ve meşru müdafaa hakkı olarak kullanılamaz.” ifadelerini kullandı.
“Uluslararası toplum için bir test olacak”
Shamas, UAD’nin, Güney Afrika’nın tedbir taleplerini kabul etmesini beklediğini dile getirerek şunları kaydetti:
“Bu, uluslararası toplum için bir test olacak. Çünkü İsrail’in hesap vermeden ihlallerine devam etmesine izin verenler, desteğini geri çekmeyen diğer devletler; burada özellikle ABD’yi kastediyorum, İsrail’i kayıtsız şartsız desteklediler ve bu desteği sürekli tekrarladılar.”
Shamas, tedbir kararları karşısında tüm gözlerin ABD ve Avrupa Birliği’ne (AB) çevrileceğini dile getirerek “Umuyorum ki (ABD ve AB) İsrail’e olan askeri, siyasi ve diplomatik desteğini geri çeker.” diye konuştu.
Tedbir kararının Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) dahil olmak üzere iç hukukta da birçok yeni dava açılmasına kapı aralayacağına dikkati çeken Shamas, “Bence farklı devletler de evrensel yargı yetkisine dayanılarak ceza davaları açabilir ve (Divanın) tedbir kararı bu davalar için kesinlikle çok önemli olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
“Asıl soru, ABD’nin Güvenlik Konseyinde ne yapacağı”
İsraillilerin geçici tedbirlere uymaması halinde Güney Afrika’nın ya da diğer devletlerin alabileceği önlemlere değinen Shamas, şöyle devam etti:
“Bence asıl soru, ABD’nin Güvenlik Konseyinde ne yapacağı ve UAD kararının uygulanmasına yönelik çabaları veto edip etmeyeceğidir. Bu da nihayetinde maalesef durumu siyasi bir soruna dönüşmektedir. Güney Afrikalı avukatlardan birinin dün söylediği gibi uluslararası hukukun değeri, meşruiyeti ve güvenilirliği bu davada terazinin kefesinde durmaktadır.”
Güney Afrika’nın ihtiyati tedbir talebi
Güney Afrika, Divan’dan, İsrail’i “soykırım yapmamaya, soykırımı önlemeye ve soykırımın faillerini cezalandırmaya” zorlamak için geçici tedbir uygulanmasını istiyor.
Bu tür geçici tedbirler, dava süreci devam ederken durumun daha da kötüleşmesini önlemeyi amaçlıyor.
Bu kapsamda Güney Afrika, Divan’dan, İsrail’in;
1- Gazze’deki askeri operasyonları derhal durdurmasına,
2- Kontrolü altındaki herhangi bir grup tarafından, Gazze’deki herhangi bir askeri operasyonu ilerletecek adımlar atmamasına,
3- Filistinlilere yönelik soykırımın önlemesi için gerekli tüm makul tedbirleri almasına,
4- Soykırım Sözleşmesi’nin 2. maddesi kapsamına giren her türlü eylemden kaçınmasına,
5- Yerlerinden edilenlerin evlerine dönerek yeterli gıda, su, yakıt, tıbbi ve hijyen malzemeleri, barınak ve giysi dahil olmak üzere insani yardıma erişiminin sağlamasına,
6- Soykırıma karışanların engellenmesi ve cezalandırılmaları için gerekli adımları atmasına,
7- Soykırımın delillerini muhafaza etmesine ve bu amaçla gelen uluslararası görevliler ve diğer yetkililerin Gazze’ye erişimini engellememesine,
8- Verilen tedbirleri uyguladığına ilişkin Divan’a düzenli rapor sunmasına,
9- Davayı zorlaştıracak veya uzatacak eylemlerden kaçınmasına hükmetmesini istiyor.
İsrail, Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) soykırım suçlamalarına karşı kendini savundu. ABD ile İngiltere’nin Yemen’deki Husileri hedef alması ise, başta Batı medyası olmak üzere dünyanın algısını İsrail’in savunmasından çok Kızıldeniz’e dönmesine neden oldu. Dolayısıyla, Lahey’deki soykırım duruşmasında İsrail’in kendini savunamaması ana gündemin arkasında kaldı.
İSRAİL’İN SOYKIRIM DAVASINDAKİ SAVUNMASI
İşte İsrail heyetinin Güney Afrika’nın önceki gün yönelttiği suçlamalara karşı yaptığı savunmadan bazı örnekler:
İsrail’in hukuk ekibi, suçlamaları yanıtlamak yerine Güney Afrika’ya ithamda bulundular. Güney Afrika’nın Hamas ile yakın ilişkisi olduğunu öne sürdüler. Gazze Şeridi’ndeki hayatını kaybedenlerin sayısının abartılı olduğunu savundular. Daha önce BM ve DSÖ gibi kuruluşlar rakamları doğrulamıştı.
“İsrailli kadın esirler” diye fotoğraf gösterdiler. Ancak bu kişilerin sosyal medyada paylaşılan görüntülerdeki dans eden İsrailli kadın askerler olduğunu belirtmediler.
7 Ekim’deki Hamas operasyonlarının ardından İsrail’in “kendini savunma hakkı olduğunu” iddia ettiler. Ancak uzmanlara göre, bölgede işgalci konumunda olan İsrail. Yıllardır kendini savunmaya çalışanlar aslında Filistinliler.
“İsrail ordusu aslında Gazze’deki sivilleri Hamas’a karşı koruyor.” şeklinde akla mantığa uymayan bir tez ortaya attılar.
“Her çatışma soykırım değildir.” dediler ama hastane, okul, cami, kilise bombalayıp yardımların sınır kapısından girmesini engelleyerek; Filistinlileri açlığa, susuzluğa, karanlığa mahkum bıraktıklarına değinmediler.
Hastanelerin altında tüneller olduğu yalanını sürdürdüler ancak yine bir kanıt sunamadılar.
“İsrail insani yardımlara izin veriyor.” dediler fakat aynı gün BM’den “Yardımlar ulaştırılamıyor.” açıklaması geldi.
BATI MEDYASI LAHEY’i GÖRMEK İSTEMEDİ
Batı medyası, Lahey duruşmalarını ikinci plana attı. İsrail’in kendini savunacağı gün, ABD ve İngiltere’nin Yemen’e saldırmasıyla birlikte manşetlere Kızıldeniz’deki kriz çekildi.
GÖZLER ÇIKACAK KARARDA
Güney Afrika Cumhuriyeti, 29 Aralık’ta Uluslararası Adalet Divanı’na dava açarak İsrail aleyhine ihtiyati tedbir kararı alınmasını talep etmişti. 11-12 Ocak tarihlerinde taraflar dinlendi. Şimdi gözler çıkacak kararda. Birkaç hafta içinde İsrail’in Gazze’deki saldırılarını durdurması kararının çıkması bekleniyor. Soykırım suçlamalarına dair karar ise, daha sonra verilecek.
9 İHTİYATİ TEDBİR KARARI İSTENDİ
Güney Afrika, Divan’dan, İsrail’i “soykırım yapmamaya, soykırımı önlemeye ve soykırımın faillerini cezalandırmaya” zorlamak için geçici tedbir uygulanmasını istedi. Bu tür geçici tedbirler, dava süreci devam ederken durumun daha da kötüleşmesini önlemeyi amaçlıyor. Güney Afrika, 9 ihtiyati tedbir kararına hükmedilmesini talep etti. Bu kapsamda Güney Afrika, Divan’dan, İsrail’in;