Global kurumsal iş uygulamaları şirketi IFS, 31 Haziran 2024’te sona eren ilk yarıya ait finansal sonuçlarını açıkladı. Buna göre şirketin yıllık yinelenen geliri (ARR), 2023’ün ilk yarısına kıyasla yüzde 24 artış göstererek 850 Milyon Euro’nun üzerine çıkarken; şirketin cloud geliri de 2023’ün ilk yarısına göre yüzde 20 arttı.
IFS Cloud’un son sürümündeki yeni endüstriyel yapay zeka yetenekleri sayesinde çift haneli büyümesini sürdüren şirketin yazılım gelirleri de toplam gelirin yüzde 82’sini temsil etmeye başladı.
Yılın ilk altı ayında IFS, yüzlerce mevcut müşterisini IFS Cloud’a yükseltmenin yanı sıra portföyüne 170’in üzerinde yeni logo ekledi.
500’den fazla müşteri, IFS’in Endüstriyel Yapay Zeka yeteneğinden yararlandı. Böylece ortalama yüzde 23,6 oranında üretkenlik artışı tespit edilirken; yıllık olarak toplamda 15 milyar dolarlık tasarruf elde edildi. Örneğin, tanınmış bir tesis yönetimi müşterisi, saha iş gücünün verimliliğini ve varlıkların çalışma süresini iyileştirmek için IFS’i tercih ederek; CO2 çıkışında yüzde 30’luk bir azalma ve üretkenlikte yüzde 10’luk bir artışla sonuçlanarak önemli bir iş değeri yarattı.
Öngörülemeyen bir ortamda çift haneli büyüyoruz
IFS CEO’su Mark Moffat finansal sonuçlara ilişkin olarak: “IFS’nin güçlü büyüme ve odaklanmış pazar liderliği konusundaki kararlılığından son derece gurur duyuyorum. Özellikle öngörülemeyen bir makroekonomik ortamda sürdürülebilir çift haneli büyümemiz, müşterilerimize olağanüstü değer sunma konusundaki kararlılığımızın bir sonucu ve bu da bizim sürekli daha iyi performans göstermemizi sağlıyor. Yıllık yinelenen gelirdeki artışımız, işimizin ilerleyişine işaret ediyor. ” dedi.
Bugün yapılan yatırımların uzun vadeli başarıyı destekleyeceğini ve IFS’in sektördeki lider konumunu önümüzdeki yıllarda sağlamlaştıracağını kaydeden Moffat; “Performansımız tek seferlik bir başarı değil. Bu, yatırımcılar için sağlam temellerimizin ve güvenilirliğimizin büyük bir işareti olan uzun vadeli istikrarlı büyümemizin bir yansıması… Ardı ardına aldığımız sonuçlara bakarak büyümemizin sürdürülebilir ve güçlü bir temele dayandığını düşünüyoruz” diye konuştu.
YAPAY ZEKA TEKNOLOJIMIZIN FARKI ŞEKILLENDIRILEBILIR OLMASI
IFS Türkiye CEO’su Ergin Öztürk ise şirketin büyümesinde oldukça etkili olan endüstriyel yapay zeka destekli teknolojisinin, müşterilerinin faaliyet gösterdiği sektörlere özel ve son derece şekillendirilebilir olmasıyla öne çıktığını söyleyerek, “ Dünyanın dört bir yanındaki şirketler, temel iş süreçlerini optimize etmek, fiziksel varlıklarının tüm yaşam döngüsünü yönetmek ve saha servis operasyonlarının verimliliği ile etkinliğini artırmak için IFS.ai’ye güveniyor.
Biz de Türkiye ‘de kurumsal iş uygulamalarına entegre endüstriel yapay zeka teknolojisini kullanarak binlerce şirketin dijital dönüşümüne katkıda bulunuyor verimliliklerinin artmasına yardımcı oluyoruz” dedi.
Bu yıl havacılığa meraklı gençleri THK Üniversitesinde okumaya davet eden Er, “Gözü yükseklerde olan, istikbali göklerde arayan, tutkusu havacılık olan öğrencilerimizi üniversitemize bekliyoruz. Havacılık tutkunu öğrencilerimizi, üniversitemizde eğitmekten büyük onur duyuyoruz.” dedi.
Rahmi Er, havacılık ve uzay bilimleri alanında eğitim, öğretim ve araştırma faaliyeti yürüten üniversite olarak sektörün ihtiyaç duyduğu mühendisinden teknikerine, kabin memurundan hava işletmeciliğine kadar uzman personelin yetişmesine katkı sunduklarını bildirerek, “Üniversitede sektörün beklentisi, sahanın ihtiyaçları doğrultusunda bu yıl hibrit ve elektrikli taşıtlar teknolojisi, uçuş harekât yöneticiliği ve hava aracı imalat teknolojisi programlarını açtık.” diye konuştu.
Çağa uygun açılan yeni bölümlerden ilki olan hibrit ve elektrikli taşıtlar teknolojisi ile bu alandaki nitelikli insan kaynağı ihtiyacını karşılamayı amaçladıklarını dile getiren Er, ön lisans programı olan bölümü tercih eden öğrencilerin, hibrit ve elektrikli araç teknikeri olarak sektörde iş imkanı elde edebileceğini kaydetti.
“BÜYÜYEN SEKTÖRÜN NİTELİKLİ İNSAN KAYNAĞI TALEBİ ARTIYOR”
Er, yeni açılan bir diğer bölümün ise uçuş harekat yöneticiliği olduğuna dikkati çekerek, son yıllarda havacılık sektörünün gelişmesine bağlı olarak vatandaşların hava yoluna taleplerinin de arttığını dile getirdi. Rahmi Er, şöyle devam etti:
“Böylece büyüyen sektörde insan kaynağı talebi de her geçen gün daha da artıyor. Geleceğin önemli meslekleri arasında yer alacak olan programımızı gençlerimiz fırsata dönüştürsünler istiyoruz. Uçuş harekat yöneticiliği (dispeçer), hava araçlarının kalkış öncesindeki hazırlık süreçlerinden havalanıp inişine kadar olan süreyi kontrol edecek personel yetiştirme için açılan bu bölümden mezun olan öğrencilerimiz, hem bizden ön lisans diploması hem de Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü onaylı uluslararası geçerliliği olan sertifika alabilecekler. Böylece hem ulusal hem de uluslararası havacılık sektöründe istihdam edilebilecekler.”
“HAVA ARACI İMALAT TEKNOLOJİSİ TEKNİKERLERİ DE YETİŞTİRECEĞİZ”
Er, yeni açılan bir diğer bölümün ise hava aracı imalat teknolojisi olduğunu belirterek, Türkiye’de ilk defa açılan bu bölümden mezun olan öğrencilerin, hava araçlarının gövde yapılarının, motorlarının, elektronik ve aviyonik sistemlerinin muayene, bakım ve onarımını yapacaklarını aktardı.
Bu bölümdeki öğrencilere hava araçlarının üretiminde kullanılan teçhizatların, makinelerin ve imalat tekniklerinin hem teorik hem de pratik eğitimlerinin verileceğini anlatan Er, “Hava aracı imalat teknolojisi programını başarıyla tamamlayan öğrenciler, hava aracı imalat teknolojisi teknikeri unvanına sahip olacak ve sektörün ihtiyaç duyduğu uzman personel olarak alana katkı sağlayacak. Programa katılacak öğrencilerimiz, üniversitemizde teorik, sektörde ise pratik eğitim alacaklar.” ifadesini kullandı.
Girişim firmalarının Hollanda üzerinden Avrupa pazarına adım atmasını ve yabancı yatırımcıya erişimini sağlamak amacıyla özel olarak kurgulanmış , Ufuk Avrupa ve Pazar Genişletme Programı olan Entertech Netherlands Expanding Programı’nın, başvuru dönemi başladı. Kayıtların 1 Ağustos’a kadar devam edeceği program, Exelerate iş birliği ile yürütülecek ve Amsterdam merkezli gerçekleştirilecek. Türk girişimcilerin Hollanda pazarına sorunsuz bir şekilde giriş yapmalarını sağlama ve Avrupa genelinde işlerini büyütmeleri için gereken kaynakları ve ağları sunma amacını taşıyan programın hedefleri arasında; ürün ve çözümlerin Hollanda – Avrupa pazarına uygunluğunu doğrulamak, yeni iş birlikleri ile yatırım fırsatları elde etmek, Avrupa ticaret ağları – nitelikli paydaşlarla bağlantı kurmak, potansiyel müşteriler, ortaklar ve yatırımcılarla tanışma fırsatları yer alıyor.
Girişimcileri globale entegre edecek tüm destekleri sağlıyor!
Temel olarak Hollanda – Avrupa pazarına giriş için gerekli olan yerel kaynaklara ve ağlara erişim, pazar uyumunun doğrulanması, ilk ticari iş birliklerinin başlatılması, Avrupa genelinde geniş bir ağ oluşturma imkânı, mentorluk desteği, uluslararası pazar hazırlığı, kültürel – lojistik destek ile tanıtım pazarlama desteği gibi faydalar sunacak olan Entertech Netherlands Expanding Programı, girişimcilerin uluslararası pazarlara açılmaları için gerekli tüm aşamaları ve destekleri kapsıyor.
Entertech İstanbul Teknokent Genel Müdürü Dr. Muhammed Kasapoğlu, Türkiye’nin teknoloji ve inovasyon ekosistemini uluslararası arenada tanıtma, global trendleri yakından takip ederek rekabet avantajı elde etme ve girişimciler için ek bir kaynak sağlama amacı taşıyan programın önemi hakkında; “Avrupa’daki finansal teşvik ve hibelerden yararlanmayı ve bu sayede ekosistemi güçlendirmeyi hedeflediklerini ve bir teknokentin yurt dışında şube açmasının büyük önem taşıdığını ifade etti.
Kasapoğlu, bu açılımın global ağ ve iş birlikleri oluşturmaya yardımcı olduğunu, daha geniş yatırım ve finansman fırsatlarına erişimi artırdığını, yerel girişimlerin pazarlarını genişletme imkânı sağladığını, farklı ülkelerdeki teknolojik gelişmeler ve yeniliklerden haberdar olarak bunları yerel ekosisteme aktarma fırsatı sunduğunu ve global piyasada rekabet edebilme süreçlerini hızlandırdığını belirtti. Ayrıca, Hollanda’nın girişimcilik ekosisteminde özel bir konuma sahip olduğunu da sözlerine ekledi.
Avrupa’da Çeşitli Girişimcilik Programlarıyla Yenilikçi Yolculuklar!
Avrupa’nın en büyük dört girişimcilik ekosisteminden birine sahip, 2020 yılında global olarak 5,3 milyar dolarlık risk sermayesi yatırımı çeken ve Dünya Ekonomik Forumu’nun 2021 Küresel Rekabetçilik Raporu’nda 141 ülke arasında 4. sırada yer alan Hollanda’nın özellikle tarım ve gıda sektörlerinde hızlı bir gelişime sahip olduğunu kaydeden Dr. Muhammed Kasapoğlu, “Gıda ve tarım alanında küresel ihracatta ikinci sırada yer alan ülke, bu alanda faaliyet gösteren küresel oyuncuları kendine çekebilecek yetkinlikte bulunuyor. Aynı zamanda yaklaşık 1 milyar dolarlık yatırımla küresel tarımsal gıda Ar-Ge’sine öncülük ediyor. Biz de Entertech İstanbul Teknokent olarak, Entertech Netherlands Expanding Programı ile Hollanda’da gıda ve tarım alanlarına odaklanıyoruz. Bu alanlarda yenilikçi çözümler sunan girişimciler, Hollanda’nın güçlü tarım ve gıda sektöründen faydalanarak büyük bir avantaja sahip olacaklar. Bu program Avrupa geneline odaklanmış olup bizim için sadece bir başlangıç. Daha önce Almanya ile oyun teknolojileri alanında çalışma gerçekleştirmiştik. Şimdi Hollanda’dayız ve sonraki dönemlerde de başka ülkelerde yeni programlar geliştirmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
]]>Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliğinin (TAB) verilerine göre Türkiye’de yılda yaklaşık 400 ton polen üretiliyor. Zengin bir besin olması ve sağlığa faydası dolayısıyla arı poleni doğrudan veya farklı gıdalara ilave edilerek tüketilebiliyor. Artan sağlıklı beslenme bilinci ve alternatif doğal ürünler arayışına olan eğilim arı polenine olan ilgiyi artırıyor.
Polenlerin renkleri, toplandıkları çiçeğin özelliklerine, iklim koşullarına, toprağın özelliklerine göre farklılık gösteriyor.
Polenleri renklerine göre sınıflandırabilmek için hayata geçirilen “Arıcılıkta Yapay Zeka Tabanlı Polen Sınıflandırma Makinesi Tasarımı” projesi TÜBİTAK 1711 Yapay Zeka Ekosistem Çağrısı kapsamında üniversite ve sanayi işbirliğinde gerçekleştiriliyor.
Ankara Üniversitesi’nin teknoloji sağlayıcı kurum olarak bulunduğu projede Yıldırım Plastik ve VİTEX Honey Alinda Arıcılık, özel sektör bileşenleri olarak yer alıyor.
Projeyle ilgili AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Makineleri ve Teknolojileri Mühendisliği Bölümü Tarım Makineleri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Caner Koç, karışım polenlerden tek bitki poleni elde etmek için yapay zeka destekli bir sınıflandırma makinesi prototipi tasarladıklarını ve bu prototipin standart tek bitki poleni elde edilmesi için renge göre sınıflandırma yaptığını söyledi.
Yüksek besin içeriğine sahip polenlerin yüzde 20 ila yüzde 30 protein içerdiği bilgisini paylaşan Koç, ayçiçeği gibi pestisit bulaşıklı polenlerin ayrıştırılmasının yanı sıra, kekik, lavanta gibi farklı polenlere alerjileri olan kişilerin, alerjilerinin olmadığı diğer polenleri tüketebilmeleri açısından da polenlerin ayrıştırılarak sınıflandırılmasının önemli olduğunu belirtti.
Koç, “Her arı poleninin rengi bir bitkiyi ifade ediyor. Biz yapay zeka algoritmaları kullanarak bu arı polenlerini renklerine göre sınıflandırmak için bir makine tasarladık ve yüzde 90’ın üzerinde başarıyla da bu ayrıştırma işlemlerini gerçekleştirdik.” dedi.
PROTOTİP NASIL ÇALIŞIYOR?
3 farklı banttan oluşan prototipin yaklaşık 1,5 metre uzunluğunda ve 50 milimetre genişlikte olduğunu ve elektronik kartlar ve monitörle yaklaşık 1,5 metrekarelik bir alanı kapladığını aktaran Koç, prototipin çalışma prensibini şöyle anlattı:
“Öncelikle veri seti oluşturularak işe başlanıyor. Her bir ürüne ait polenleri renklere göre gruplandırıyoruz. Her bir ürüne 500’er adet örnek alıyoruz. Bunların teker teker fotoğraflarını çekiyoruz. Bu çekilen fotoğraflar yapay zeka algoritmalarına sokuluyor. Hangi gruba ait olduğunu yapay zekayla, makine öğrenmesiyle sisteme tanıtıyoruz. Bizim kartlarımız var. Bu kartlar, örneğin kırmızıyı gördüğünde evet bu kırmızıdır, bu siyahtır, bu turuncudur diye tespit ediyor. Biz bunları teker teker tanıtıyoruz, daha sonra sistemi çalıştırıyoruz. Sistem çalışırken polenler tek bir hizada farklı renklerde tek tek akarken bir kameranın önüne geliyor. Kamera da bu renkleri algıladığında, polen hangi renk grubundaysa arka tarafta yer alan üfleçlerle üflenerek ilgili depoya gönderiliyor.”
YAPAY ZEKANIN KATKISI
Yapay zeka tabanlı polen sınıflandırma makinesinin dünyada bir ilk olduğunun altını çizen Koç, arı poleninin hem şeklen bozuk ve küçük hem de birçok süreçten geçmesi gereken bir materyal olması nedeniyle yapay zekanın bu zorlukların üstesinden gelinmesi konusunda fayda sağladığını dile getirdi.
Yapay zeka teknolojisi sayesinde prototipin çok daha kısa sürede renkleri ayrıştırmaya olanak tanıdığına ve bu sayede enerji verimliliği sağladığına değinen Koç, “Biz elektrik enerjisi kullanıyoruz. Yapay zeka kullandığımız için makinenin çalışma süresi çok kısaldı. Haliyle 3 saat çalışarak yapacağı işi yaklaşık olarak 15, 20 dakikada yapabiliyor. Hem çevreci hem de enerji sarfiyatı bakımından oldukça ekonomik bir cihaz. Polenler belli bir banttan sıralı bir hizada akarken saniyede 3 ila 5 arasındaki polen taneciğini ayrıştırabiliriz. Bu da yaklaşık olarak dakikada 250, 300 arasında poleni sınıflandırmak demek. 1 kilo poleni birkaç saat içerisinde sınıflandırabiliyoruz.” diye konuştu.

“YAPAY ZEKAYLA DAHA HIZLI KARAR ALINIYOR, SÜREÇLER DOĞRU YÜRÜTÜLÜYOR”
Projede yapay zeka konusunda görev alan Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Makineleri ve Teknolojileri Mühendisliği Bölümü Doktora Öğrencisi Dilara Koç, polenin prototipin önüne gelmesi, algılanması, ne olduğuna karar verilmesi ve üfleçlerin önüne gelmesine kadarki süreçlerin birbiriyle iletişim halinde olması için incelikli bir yazılım işlendiğini kaydetti.
Yapay zekanın projeye entegre edilmesi sürecinde çok çaba sarf ettiklerinden bahseden Koç, “Bu çabaların başında veri seti oluşturma süreci vardı. Bu küçük ve yorucu materyalleri tek tek ayırarak renklerine göre fotoğraflarını çekmek, görüntü almak gerekiyordu. Hem ön hem arka planı karışık, tek renk, birden çok polenin ya da tek çeşitli polenin olduğu fotoğraflar aldık ve daha sonra veri artırma yoluna gittik.” dedi.
Koç, projede yapay zekanın sağladığı en büyük avantajların hızlı karar vermesi ve süreçleri doğru bir şekilde yürütmesi olduğunu ifade etti.
Bodur, “Ben bu işi epey inceledim, gelenlerin hepsi birbirleriyle irtibatlı. Bir müddet sonra bu meyve ne olacak elimde kalacak düşüncesiyle ucuz pahalı demeden veriyorsunuz, nitekim öyle yaptım. Topladım baktım ki hiçbir şey olduğu yok, ürününüzü belli bir değerde satamıyorsanız ve bu sistem böyle olmayı bir türlü değiştiremiyorsa; o zaman dayanma gücünüzün sonuna gelmişsiniz demektir” dedi.
Antalya’da Korkuteli ilçesi Kargın Mahallesi’ne eşine ait araziyi değerlendiren emekli Dr. İbrahim Bodur, tarım alanına Antalya’nın coğrafi işaretli Korkuteli Karyağdı Armudu, karpuz, salçalık domates ve biber ekti. Ürünlerin ekim yerinin planlaması için büyük çaba harcadığını anlatan Bodur, emek verdiği tarım sektöründe maddi karşılık bulamayınca, seraları sürmek için kullandığı iki buçuk milyon değerindeki traktör ve makineleri de elinden çıkarmaya hazırlanıyor.

“Üretim sonuca ulaştırmadı”
Bodur, “Eşime ait buralar, 7 seneyi aşkın zamandır bu işi yapıyorum. Eşim pek ilgilenemiyordu, ben ilgileneyim istedim, o sırada da yönetimin ‘Tarlalarınızla ilgilenin’ tavsiyesi üzerine bir şeyler yapalım diye başladık. Buraya yerleşme anlamında kanunların izin verdiği bir yapılanma yaptık, sonra bu bahçeyi revize ettik, tek tek ne ekelim diye karar verdik, burada ekili olan ağaçlar Ankara armudu eski adıyla karyağdı armudu. Bütün ağaçların yerlerini tek tek haritacıya tespit ettirdim, aralıkları bellidir. Onları tek tek usulüne uygun ektirdim. Beş sene boyunca bunlar zaten meyve vermiyor, aynı çocuk gibi büyütüyorsunuz, her sene ilaçlıyorsunuz, her senenin sonunda buduyorsunuz, bunların hepsi büyük bir maliyet, beş sene sonra ufak ufak meyve vermeye başlıyor. 7 ila onuncu sene arası asıl meyveyi vermeye başladığı zaman, 7-8 sene hiç verim almadan yapabileceği zor bir iş. Ama yedinci senede de görüyorsunuz ki siz ne üretirseniz üretin sonuca varamıyorsunuz” diye konuştu.

Komisyoncular masrafın yarısını teklif etmedi
Ektiği ürünler tarım arazisinde yetişmeye başlayınca haldeki komisyonculara götürdüğünü fakat gıdaları değerinde satamadığını söyleyen Bodur, alıcıların çok düşük fiyat teklif ettiğini belirtti. Bodur, “Geçtiğimiz yıl buradaki bütün meyveleri usulüne uygun topladık, onlar traktörle soğuk hava depolarına taşındı, orada beklemeye başladık, görücüye çıkıyor, alıcılar masrafının yarısını bile vermiyor. Ben bu işi epey inceledim, gelenlerin hepsi birbirleriyle irtibatlı. Bir müddet sonra bu meyve ne olacak elimde kalacak düşüncesiyle ucuz pahalı demeden veriyorsunuz, nitekim öyle yaptım. Topladım baktım ki hiçbir şey olduğu yok, ürününüzü belli bir değerde satamıyorsanız ve bu sistem böyle olmayı bir türlü değiştiremiyorsa; o zaman dayanma gücünüzün sonuna gelmişsiniz demektir” dedi.
100 ton karpuz elinde kaldı
Emekli Doktor İbrahim Bodur, armut, domates, biber karpuz ektiği tarım arazisinde geçtiğimiz sene 100 ton karpuzun elinde kaldığını söyleyerek, satılan ürünle çiftçinin elinden çıkan ürünün fiyatı arasında uçurum olduğuna dikkat çekti. Bodur, şöyle devam etti: “Karyağdı armudu, bunun dışında salçalık domates ve biber ektik, herkesin mecburi aldığı ürünler. Masrafını çıkarıp da biraz arttığı zaman oh bu sene zarar etmedik bakıyoruz, yani zarar etmemek kazandık gibi anlaşılıyor. Ayrıca tonlarca karpuz ektik evvelki sene, Antalya’da kilosu 15-20 TL’ye satılan karpuzu biz burada 75 kuruşa satamadık, 100 ton karpuz tarlada kaldı. Sistemin yaşaması için bizim oradan para kazanmamız gerekiyor, karpuzun kilosuna gelirken baktım, 15-20 TL’ye satıyorlar, buradaki çiftçi kilosunu 10 TL’ye satsa ihya olur. Ama o çiftçi bunu satamaz yani o parayı alamaz vermezler. Çünkü asıl parayı aradaki alıcılar komisyoncular onlar kazanıyor, izin vermezler.”

Belediyeler, yarı fiyatına gıda ürününü kabul etmedi
İbrahim Bodur, özenle yetiştirdiği ürünleri karşılık bulamayınca Antalya ve İstanbul’da hizmet veren belediyeleri arayarak, pazar fiyatının yarısına ürünleri belediyelere satma teklifinde bulunduğunu dile getirdi. Bodur, “İstanbul’da bir belediyeyi aradım, ilgili kişilerle beni görüştürdüler. Oradaki kişiye; ‘Bakın benim karpuzum kamyonum var, ben karpuzu kamyona yükleyip getireceğim. Pazarda kaç liraya satılıyorsa yarı fiyatına satacağım, bana sadece şuraya koyun kamyonu deyin getireceğim, bunun maliyetini de üstleneceğim’ dedim. ‘Şu an öyle bir uygulamamız yok’ dediler. Antalya’da bir belediyeyi de aradım, ‘Bana bir yer gösterin, kendi ürünümü oradaki pazarda satılan fiyatın yarı fiyatına satacağım’ dedim. ‘Öyle bir uygulama yok burada’ dediler. Yarı fiyata tarladan alıp geleceğim satacağım dediğim zaman o olmuyormuş” ifadelerini kullandı.
“Yeni jenerasyon çiftçi olmak istemiyor”
Çiftçilik yaptığı arazinin çok verimli bir arazi olduğunu aktaran İbrahim Bodur, durum böyle devam ederse ürünlerin parasıyla bile bulunamayacağının altını çizdi. Bodur, şu ifadelere yer verdi:
“Bu toprakları ben kazdım, 3 metre kazıyorum altından çikolata gibi toprak çıkıyor. Burası boydan boya iki tane derenin arası ve buraya eğer siz taş ekin, buradan apartman çıkar, o kadar verimli bir arazi. Ama insanlar para kazanamıyor, sistem buna asla izin vermiyor. Ülkede kıtlık açlık olacak ve insanlar biz nerede hata yaptık diyecek. Çok uzun bir vadede değil, küresel ısınmadan sonra bu ülkede bazı şeyleri parasıyla bile bulamaz olacağız, o zaman akıllanmayı öğreneceğiz. Esas önemli olan bir başka husus da bizim yeni jenerasyonumuzda. Eskiden buradaki çiftçi Osman amcadan sonra onun çocukları torunları devam ederdi, şimdi o da kesildi. Çocukların hepsi üniversitede okuyor, onu bir statü atlama olarak görüyorlar. Burada çalışmayı o okullara gittikten sonra kendilerine yakıştırmıyorlar, böylece yeni jenerasyon buradan uzaklaşmış durumda.”

Çiftçiliğe de ektiği ürünlere de veda ediyor
Uzun uğraşlar ve çeşitli denemeler sonucunda çiftçiliğe veda edeceğini açıklayan İbrahim Bodur, konuşmasını şu şekilde tamamladı:
“Çiftçi asla para kazanamıyor, kazansa ben kazanırım. En fazla dayanabilecek olan insan benim, gelecek sene ne yiyeceğim derdi olmayan bir insanım. Dolayısıyla eğer ben kazanamıyorsam, hiç kimse kazanamaz bu işten ve buraya gelirken de kendi kendime yemin ettim dedim ki; ‘asla pes etmeyeceksin, asla pişman olmayacaksın’. İtiraf ediyorum, pes dedim ve son derecede pişmanım. Buraya yatırdığım parayı bankaya yatırsaydım, bu topraklar beş kere daha satın alacak kadar konuma gelirdim. Kötü olan da bu zaten, çalışıp bir iş yapıp da bundan para kazanamayan bir kişi olması. Ağaçlar o kadar uzun sürede yetişiyor ki güneşin baharında, kışın çamurda budanıyor, bunların hepsi bir emek. Her santimetre karede bir emek var ve bunları ben şimdi yok hükmünde görüyorum ama burada bir milli servet yatıyor. Eşimle oturduk düşündük ne yapacağımızı, bunu kökletmek için şimdi cebimden ekstra para vereceğim ama ağaçlara kıyamıyorum. En sonunda dedim ki, tarlanın bir bölümünü köklemeyelim, yeşillik olsun. Karar aşamasındayız, armut bahçemiz dışında 13 dönüm daha bir yerimiz var, oradaki ağaçları kesin kökleteceğiz, bir hafta on gün içinde işlemlere başlayacağız.”
Korkuteli’nde çiftçilik yapan Ramazan Çalışkan ise, “Hayvancılık ve çiftçilik yapıyorum. Maliyetler çok pahalı, salçalık domates ekiyoruz, pazarda 20 TL, tüccar 5TL’ye alıyor. Tüccarın eli ayağı değmeden, bizden çok kazanıyor” dedi.
Yeni E-5008, son derece geniş ve rahat bir iç mekanın yanı sıra, yedi yolcu için tamamen elektrikli ulaşım sunan kendi segmentindeki tek model olarak dikkat çekiyor. Yeni PEUGEOT E-5008, Stellantis’in STLA Medium platformunun genişletilmiş halini kullanıyor ve bu platformun esnekliğini gözler önüne seriyor.
Yeni PEUGEOT 5008, 4,79 metre uzunluğu ve özellikle 2,89 metrelik aks mesafesiyle seyahat edecekler için cömert bir iç mekan sunuyor. Bu yenilikçi platform, müşterilere sınıfının en iyi performansını sunmak üzere tasarlandı. Yılın son çeyreğinde Türkiye’de yollara çıkacak olan yeni 5008 ve E-5008, ilk etapta 100 km’de 5.8 litrelik ortalama yakıt tüketimi sunan 136 HP gücündeki 48V teknolojili hibrit motor ve 502 km’ye varan menzilli 210 HP’lik %100 elektrikli motor seçeneklerinden oluşan 2 ayrı motor seçeneğiyle satışa sunulacak.
Yeni 5008’de sunulacak yeni nesil 136 HP’lik 1.2 PureTech benzinli ve elektrikli motor destekli hibrit versiyon, yeni e-DCS6 şanzıman ile daha fazla sürüş keyfi ve daha düşük yakıt tüketimi sunmayı hedefliyor. Stellantis’in yeni STLA Medium platformunu kullanan E-5008’in 210 HP’lik elektrikli versiyonu ise üstün performans sunarken aynı zamanda 502 kilometreye kadar menzil sunabilmesiyle de öne çıkıyor.

GÜÇLÜ VE RAFİNE TASARIMIYLA YENİ BİR SEVİYEYE YÜKSELİYOR!
Yeni 5008 ileri teknolojili estetik tasarımıyla yeni bir yaklaşım sergiliyor. 4,79 metrelik uzunluğu, 1,89 metrelik genişliği ve 1,69 metrelik yüksekliğiyle yeni 5008, yüksek ve belirgin omuz çizgisi ve cömert boyutlarıyla birlikte yolda güçlü bir duruş ortaya koyuyor. Yeni 5008 tasarımıyla hareketi çağrıştırıyor. Arka camın eğimli tasarımını, çarpıcı yan tasarım öğeleri ve yeni ışık imzasıyla birlikte gövde rengi yenilikçi ön ızgarayı da içeren ön tasarım takip ediyor. Ultra kompakt farlar, radyatör ızgarasının üzerinde yer alan ve ön kısmın tamamını saran ince, zarif bir şeride yerleştiriliyor. Ayrıca Allure versiyonunda LED farlar sunuluyor. GT versiyonu ise, standart olarak, far huzmesini trafik koşullarına göre otomatik olarak ayarlayan ve diğer sürücüleri rahatsız etmeden optimum aydınlatma sağlayan, PEUGEOT’nun yeni Pixel LED teknolojisiyle yollara çıkıyor. PEUGEOT 408 ve E-3008 ile başlayan yenilikçi yaklaşımı devam ettiren yeni E-5008, modern tasarım ile aerodinamik performansı iyileştiren özel jantlarla donatılıyor. Geometrik teknik tasarımıyla dikkat çeken 19 ve 20 inçlik jantların ortasında yeni PEUGEOT logosu yer alıyor.
Yeni 5008, pürüzsüz, akıcı yan hatlarıyla dinamik ve yalın bir tasarım benimsiyor ve yan cam fitillerini kapılarda gizleyerek daha da zarif bir görünüm oluşturuyor. Yeni PEUGEOT 5008, 6 renk seçeneği ile satışa sunulacak. Yenilikçi dikromatik pigmentler sayesinde Obsession Mavi rengi, ışığa ve gövdenin şekline bağlı olarak maviden yeşile dönüşerek E-5008’in yeni bir çağa girişini zarif bir şekilde ifade ediyor. Yeni Ingaro Mavisi, ince yansımalarıyla yeni E-5008’in modern çizgilerini harika bir şekilde vurguluyor. Ayrıca Okenit Beyaz, İnci Siyah, Tekno Gri ve Titanyum Gri renk seçenekleri de bulunuyor. Bunlara ek olarak 5008 GT, standart olarak çift renkli ve parlak siyah tavanla sunuluyor.
YENİ PEUGEOT PANORAMİC I-COCKPIT® İLE BENZERSİZ BİR SÜRÜŞ KEYFİ!
Yeni E-5008 sahip olduğu tasarım ve teknolojilerle duyguları harekete geçiriyor. Sürücü, etkileyici Panoramic i-Cockpit® ile benzersiz bir sürüş deneyimi yaşarken, yolcular ise olağanüstü hacim ve konfor özelliklerinden yararlanıyor. PEUGEOT ekipleri, yükseltilmiş gösterge paneli ve geniş dokunmatik multimedya ekranı olmak üzere i-Cockpit®’in üç temel unsurundan ikisini bir araya getirmeye karar verdi. Bu iki ekran ön konsolun sol tarafından orta konsola kadar uzanan 21 inçlik yüksek çözünürlüklü tek bir panele sahip kavisli panoramik ekrana entegre edildi. Kavisli 21 inçlik HD panoramik ekran, yükseltilmiş gösterge ekranı ile dokunmatik multimedya ekranını birleştiriyor. Panoramik ekran, ön konsolun üzerinde havada süzülüyor. Süzülme etkisi, ekranın altında bulunan yeni LED ambiyans aydınlatmasıyla da vurgulanıyor. Panoramik ekranın sol tarafında, gösterge paneli, sürüşle ilgili hız, güç, sürüş destek sistemleri ve enerji akışı gibi tüm bilgileri kompakt direksiyon simidinin üzerinde birleştiriyor. Panoramik ekranın sağ tarafında ise ön konsolun ortasındaki dokunmatik multimedya ekranına, hem sürücü hem de yolcu rahatlıkla erişebiliyor. Bu ekran klima ayarı, navigasyon ve medya gibi işlevleri yönetmek için kullanılabiliyor. E-5008’in Allure
versiyonunda, yeni PEUGEOT i-Cockpit® standart olarak, panoramik ekran altında tek bir panele entegre edilen iki adet 10 inçlik dijital ekrandan oluşuyor ve 21 inçlik panelle aynı etkiyi veriyor. GT donanımı ise standart olarak 21 inçlik bir ekranla donatılıyor.
En başından beri PEUGEOT i-Cockpit®’in önemli bir bileşeni olan kompakt direksiyon simidi, daha sezgisel ve konforlu bir sürüş sunmak üzere kapsamlı bir şekilde yeniden tasarlandı. Direksiyon, daha da yüksek sürüş hissi ve konfor için yenilendi. Optimum ergonomi için kompakt direksiyon simidi üzerindeki kontroller de yenilendi. Yeni kompakt direksiyon simidi, 5008 ve E-5008’de donanıma bağlı olarak ısıtma özelliğine de sahip. Ön konsolun ortasında, tamamen kişiselleştirilebilir dokunmatik i-Toggles’a da yer veriliyor. Kullanıcı bu panelde; bir kişiyi aramak, sık kullanılan bir varış noktası için navigasyonu başlatmak, kaydedilen radyo istasyonlarından birine ayarlamak, ideal klima sıcaklığını ayarlamak gibi, en sık kullandığı 10 işlevi, hızlı erişim için programlayabiliyor.
Sağlıklı bir iç mekân atmosferi sağlamak üzere yeni PEUGEOT E-5008, kabine giren havanın kalitesini sürekli izleyen ve gerektiğinde hava iç sirkülasyonunu otomatik olarak etkinleştiren AQS (Air Quality System) ile donatılıyor. Bu işlev, GT donanım seviyesinde, kirletici gazları ve parçacıkları filtreleyen “Clean Cabin” ile tamamlanıyor. Hava kalitesi, panoramik ekranın sağ tarafında gösteriliyor.
YEDİ YOLCU İÇİN GENIŞ YAŞAM ALANI
Yeni E-5008, uzun aks mesafesi sayesinde ikinci sıra koltuklarda seyahat eden yolculara oldukça cömert bir diz mesafesi sunuyor. Ayrıca üçüncü sırada yer alan koltuklar, yaşam alanı açısından segmentinde yeni bir standart belirliyor. Yeni E-5008’in ikinci sıradaki konforlu koltukları, 60/40 oranında ayarlanabilen kızaklı koltuk minderi ve 40/20/40 oranında ayarlanabilen sırtlıklarla modülerlik ve konforun mükemmel birleşimini sağlıyor. İkinci sıra koltukların sırtlıkları beş kademeli sırtlık eğim ayarı ile uzun yolculuklarda ek konfor sunuyor. Ayrıca üstün konfor seviyesi için ikinci sıradaki koltukların her birinde kaliteli kaplamalar yer alıyor.
Kolay Giriş sistemi sayesinde üçüncü sıra koltuklara erişim kolaylaşıyor. Bu çözüm ikinci sıra koltukların aynı anda tamamen eğilmesine ve öne doğru kaymasına olanak tanıyor. Böylece üçüncü sıraya erişim önemli ölçüde kolaylaşıyor. Ayrıca koltuk sırtlığının üst kısmındaki kumanda da ek bir kullanım kolaylığı sağlıyor. Geniş arka kapı açıklığının da katkısıyla üçüncü sıraya erişim daha da kolaylaşıyor.
E-5008 7 kişiye kadar yolcu taşıyabiliyor. Üçüncü sıra, ayarlanabilir koltuk başlıkları ile iki bağımsız sırtlığa sahip. Bu koltuklar minderlerin kalınlığı ve yumuşaklığı, yüksek sırtlıklar ve yetişkinler için optimize edilmiş baş mesafesi ile gerçek bir konfor sunuyor. Böylece yeni E-5008, yedi kişiye kadar seyahat ve gelişmiş yükleme kapasitesi sunarak farklı gereksinimlere uyum sağlıyor.
Yeni E-5008, 5 koltuklu kullanımda 740 litre, 7 koltuklu kullanımda 250 litre ve 2 koltuklu kullanımda 1.815 litreye kadar geniş ve çok yönlü bir bagaj hacmi sunuyor. İkinci sıradaki koltuk minderleri 60/40 oranında kaydırılabilirken, sırtlıkları 40/20/40 oranında öne ve arkaya yatırılabiliyor. Üçüncü sırada ise 50/50 oranında öne ve arkaya yatırılabilen sırtlıklar gelişmiş bir modülerlik sağlıyor. Ayrıca tüm arka koltuklar katlandığında geniş ve tamamen düz bir alan sağlayarak 2 metrelik bir yükleme uzunluğu sunuyor.
ZEKICE UYGULANAN YÜKLEME ALANI ÇÖZÜMLERİ
Yeni 5008’de üçüncü sıra koltukların arkasındaki bagaj zemini, yerinden kaldırılarak koltukların arkasına dikey olarak yerleştirilebiliyor. Böylece en az iki el bagajı için yer açılabiliyor. Yedi koltuğunda açık olduğu durumda 42 cm’lik bir bagaj boyu sunuluyor. Yeni E-5008 segmentinde bu özelliği sunan tek araç olma özelliğine sahip.
Ayrıca üçüncü sıra koltukların altındaki zeminin kaldırabilir ve koltukların arkasına dikey olarak saklanabilir olması bagaj boyu valizler gibi ekstra eşyalara saklama alanı sağlıyor. Yaklaşık 80 litre kapasitesiyle bu alan, spor ekipmanı gibi eşyalar için saklama alanı sağlıyor.
Yine bu alanı en iyi şekilde değerlendirmek üzere aksesuar olarak özel bir çekmece de sunuluyor. Gerektiğinde ikinci veya üçüncü sıraya ayarlanabilen bagaj perdesi, bagaj tabanının altındaki özel saklama alanında gizlenebiliyor. Bunun dışında 5008, GT versiyonunda standart olarak elektrikli bagaj ile donatılıyor.
YENİ 5008 İLE HER KOŞULDA SÜRÜŞ KEYFİ!
Yeni 5008, kullanıcılarına son derece rahat bir sürüş deneyimi sunuyor. PEUGEOT geleneğindeki dinamik şasi ayarları sayesinde ana yollarda rahat ve verimli, şehir içinde ise çevik sürüş özellikleri sergiliyor. Manevra yapmayı kolaylaştırmak üzere, standart olarak geri görüş veya kuş bakışı görüş olmak üzere, sürücüye iki farklı açı sunan bir geri görüş kamerası ile donatılıyor. Kamera, her koşulda eksiksiz görüntü sağlamak üzere bir temizleme başlığıyla donatılıyor. Yeni E-5008, opsiyon olarak, ön ve arka tekerleklere mümkün olduğunca yakın konumlandırılan 4 kamera ve otomobilin etrafına dağılan 12 sensör sayesinde, aracın çevresini 360 derece gösteren PEUGEOT VisioPark 360° teknolojisiyle donatılabiliyor.
PEUGEOT, yeni 5008 ve E-5008’de sunulan Sürüş Destek Sistemleri ile yarı otonom sürüşe doğru bir adım daha atıyor. Bu sistem, aracın tüm sensörleriyle (kameralar, radar vb.) sürücüye yardımcı oluyor. Bu sistemler, otoyollar veya çok şeritli yollarda sürücünün yükünü hafifletmek için tasarlandı. Yeni 5008’de yer alan yarı otonom sürüş özellikleri, sürücünün onayını gerektiriyor. Sensörler, sürücünün ellerini her zaman direksiyonda tutmasını sağlıyor.
KAPSAMLI ELEKTRİKLİ GÜÇ-AKTARMA SİSTEMLERİ
Yeni 5008, sadece menzil açısından değil, aynı zamanda sunduğu seçenekler açısından da segmentinde performans standartlarını belirleyen elektrikli ve benzinli hibrit motor seçenekleriyle yollara çıkıyor.
En başından itibaren elektrikli bir otomobil olarak tasarlanan yeni E-5008, Türkiye’de ilk etapta 502 km menzil sunan, 2 tekerlekten çekiş sistemi ve 210 HP/157 kW güce sahip %100 elektrikli güç-aktarma sistemi ile satışa sunulacak. Yeni nesil sabit mıknatıslı senkron motor daha fazla güç ve verimlilik sunuyor. 2 tekerlekten çekişli versiyon, 157 kW maksimum güç ve 345 Nm maksimum tork üretiyor. 73 kWsa kapasitesine sahip batarya ise yalnızca 30 dakikada yüzde 20’den yüzde 80’e şarj olabiliyor.
PEUGEOT, müşterilerinin tamamen elektriğe geçişini desteklemek üzere yeni 5008’i hibrit motorla da sunuyor. 5008 Hybrid, yeni nesil 136 HP benzinli hibrit motor ve bir elektromotorla eşleştirilen çift kavramalı altı vitesli eDCS6 şanzımanın oluşturduğu PEUGEOT HYBRID 48V sistemiyle yollara çıkıyor.
Sürüş sırasında şarj olan batarya sayesinde bu teknoloji, düşük devirlerde ekstra tork ve yakıt tüketiminde benzinli motorlara göre yüzde 15’e kadar azalma (WLTP karma döngü 5,8 l/100 km) sağlıyor. Yeni 5008 1.2 Hybrid 136 HP eDCS6, şehir içi sürüşlerinin yarısına kadar tamamen elektrikli ve sıfır emisyonlu sürüş modunda çalışabiliyor.
En iyi hikaye yazan BTM girişimleri ise yılda iki kez Sahne XL etkinliği ile yatırımcıların karşısına çıkarak projelerini tanıtma olanağı buluyor. Bu yılın ilk Sahne XL etkinliği BTM’nin Fulya’daki yerleşkesinde yapıldı. BTM kurulduğundan beri 17’nci kez düzenlenen etkinlik toplumda fark yaratmak isteyen girişimcilerin ve startup’ların iş dünyasıyla bütünleşmesini sağlıyor. Yatırımcılara da yenilikçi bir dünyanın kapısını aralayan Sahne XL etkinliğinde, Ön Kuluçka ve Kuluçka programlarında 6 aylık süreci başarıyla tamamlayan 18 girişimci sunum yaptı. Girişimcilerin önemli bir bölümünün yapay zeka destekli projeler geliştirmesi dikkat çekti.
Momentum teması
Momentum temasıyla düzenlenen Sahne XL etkinliğinin açış konuşmasını İstanbul Ticaret Odası (İTO) ve Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi (BTM) Yönetim Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç yaptı. Sözlerine “Heyecanlanıyoruz, çünkü İstanbul’da bir girişim rüzgarı estirmek için büyük yatırım yaptığımız BTM’nin meyvelerini topluyoruz” diye başlayan Avdagiç, “Hemen itiraf edeyim ki, artık gelenekselleşen Sahne XL etkinliğimiz hem bir girişim dostu, hem bir iş dünyası mensubu, hem de İTO ve BTM Başkanı olarak beni en çok heyecanlandıran etkinliğimiz. Girişimci gençlerimizin ülkemizin ufkunu daha da genişleteceklerine dair ümidim gerçeğe dönüşüyor. O yüzden bu salonu dolduran girişimcilere ve sizlere diyorum ki: İyi ki varsınız. İyi ki bugün varlığınızla Sahne XL etkinliğimize güç veriyor, anlam katıyorsunuz” ifadelerini kullandı.
Sahne XL gelecek için dönüm noktası
Avdagiç, “Sahne XL, yenilikçi ve teknolojik fikirlerin doğru stratejilerle birleştiğinde nasıl büyük bir ticari potansiyele dönüştüğünü gördüğümüz ve gösterdiğimiz bir platform oluyor. Artık rahatlıkla şunu söyleyebiliriz: Sahne XL etkinliği, geleceğin iş dünyasını şekillendirecek vizyonerler, yenilikçiler ve liderler için de önemli bir dönüm noktasıdır” dedi.
“Bir evladım gibi alıp büyüttüğüm BTM’nin 7’nci yılını kutladık. Benim de görevimde 7’nci yılım” diyen Avdagiç sözlerini şöyle tamamladı: “Bu 7 yıllık çabamız sonucunda BTM hayal edilemeyecek bir yere geldi. BTM, 7 yılda 9 binden fazla girişimciye ve 6 bine yakın girişime destek oldu. Bu, bir girişimcilik merkezi için rekor bir rakamdır. BTM’yi fiziksel ve içeriksel olarak büyütüp, Türk girişimciliğinin merkezi yaptığımızın göstergesidir. Bu arada, arkadaşlarım bana güzel bir haber verdi: BTM, Global Startup Ödülleri’nde ‘En İyi Kuluçka Merkezi’ kategorisinde finale kaldı. Ardından da şu an halk oylaması sürecinin başladığını ve 8 Temmuz’a kadar devam ettiğini belirttiler. İnanıyorum ki, BTM bu yarışmada da hak ettiği ödülü alacak. Sizlerin destek ve oylarınız da bu ödüle ayrı bir anlam katacak.”
Hedef dünya birinciliği
Etkinliğin açış konuşmasını yapan diğer isim BTM Genel Müdürü İbrahim Elbaşı oldu. Sözlerine “Bugün burada bulunan girişimcilerimizin ortak bir özelliği var: Hayal kurmak ve bu hayalleri gerçeğe dönüştürme arzusu! İşte bugün bu cesur adımları atan ve hayallerini gerçeğe dönüştürmek için çabalayan 18 girişimcimizi dinleyeceğiz. Şimdiden her birini yürekten kutluyorum” diye başlayan Elbaşı, “BTM olarak 7 yıldır yenilikçi fikirlerle geleceği şekillendirme yolunda emin adımlarla ilerliyoruz. Bu süreçte birçok hayalimizi gerçekleştirdik ve çok güzel başarılar elde ettik. Bildiğiniz gibi geçtiğimiz yıl UBI Global tarafından ‘Dünyanın En İyi 5 Kuluçka Merkezinden Biri’ seçildik. Bu sene de inşallah hedefimiz Dünya Birinciliği” ifadelerini kullandı.
BTM olarak Global Startup Awards isimli organizasyonda “En İyi Kuluçka Merkezi” kategorisinde finalist olduklarını da belirten Elbaşı, 8 Temmuz’a kadar devam edecek halk oylaması sürecinde herkesi BTM’ye oy vermeye davet etti.
18 girişimci ‘sahne’ aldı
Ücretsiz olarak tüm girişimcilik ekosistemini ve girişimciliğe ilgi duyan kişileri bir araya getiren ve aynı zamanda YouTube’dan da canlı olarak yayınlanan etkinlikte iki ayrı söyleşi bölümü de yer aldı. Erken Aşama Girişimler İçin ‘DOs & DON’Ts’ isimli ilk söyleşi bölümünde APY Ventures Fon Yöneticisi Mustafa Keçeli ile 212 Kurucu Ortağı Numan Numan konuşma yaparken, AI – Ups & Downs isimli ikinci söyleşiye ise Simya VC Kurucu Ortağı Selma Bahçıvanoğlu, ENA Venture Capital Strateji Danışmanı Mehmet Üner ile LP Investor & Fundraiser’dan Melih Herman Simon katıldı. Etkinlikte sunum yapan girişimler ve faaliyet gösterdikleri alanlar ise şöyle:
SKYMOD Teknoloji: SKYMOD tercih edilen büyük dil modelini kullanarak yapay zekâ asistanları oluşturmayı sağlıyor ve işletmelerin operasyonel yüklerini azaltmak için diyalog tabanlı yapay zekâ projeleri geliştiriyor.
Yenesse: Yenesse havalimanı transferlerine odaklanıyor. Kullanıcılar şoför bilgileri ve araç detaylarına erişip online rezervasyon yapabilirken, taşımacılar da taleplere bağımsız olarak teklif sunabiliyor.
E-dison AI: E-dison mobilite sektöründe B2B2C SaaS yaklaşımıyla elektrikli araç şarj istasyonlarını akıllı hale getiren yapay zekâ modelleri üretiyor.
Heysem AI: HEYSEM AI görüntü işleme ve derin öğrenme teknolojileriyle fabrikalarda üretim verimliliğini arttırıyor. Fabrika kameralarıyla kullanıcıya gerçek zamanlı izleme ve optimizasyon sağlıyor.
Shipink: Shipink e-ticaret şirketlerine global kargo gönderimi sağlıyor. Üyeler kargo ücretlerini öğrenebiliyor, etiket yazdırabiliyor, uluslararası belgeleri otomatik oluşturup gönderileri kolayca takip edebiliyor.
Mangrov: Mangrov işletmeleri benzer ürün ihtiyaçlarını kolektif olarak satın almaya teşvik ederek ölçek ekonomisinden faydalanıp küçük kuruluşların endüstri devleriyle büyümesine olanak tanıyor.
KamyondaPOS: KamyondaPOS lojistik sektöründe yapılan navlun ödemelerini kredi kartı ile yapma kolaylığı sunarak bireysel nakliyecilerin finansal esnekliklerini artırıyor ve nakit paraya daha hızlı ulaşmasını sağlıyor.
Mentor Özel Ders: Mentor Özel Ders Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinde okuyan veya mezun eğitmenleri öğrencilerle buluşturan bir pazaryeri. Öğrencilere akademik ve sosyal destek sağlamayı hedefliyor.
Upfolx: Upfolx İK platformu olarak şirketlere eğitim bütçeleri atama imkânı sunarken içerik sağlayıcılara tek bir SaaS platformu üzerinden erişim sunarak yapay zekâ destekli kişisel asistan hizmeti de veriyor.
Valufy: Valufy şirket değerlemesini geleneksel ve yeni nesil metotlarla birleştirip yapay zekâ destekli bir platform üzerinden sunarak hızlı, şeffaf ve uygun maliyetli bir değerleme imkânı sağlıyor.
MonitUp: MonitUp işletmelerin verimliliğini artıran bir üretkenlik aracı. Çalışan aktivitelerini izleyip geliştirilmesi gereken alanları belirliyor ve performansı iyileştirerek işletme maliyetlerini azaltıyor.
Aivigo: Aivigo kas-iskelet rahatsızlıklarının önlenmesi ve tedavisinde kişiselleştirilmiş çözümler sunan yapay zekâ destekli dijital sağlık platformu. Kurumlar ve sigorta şirketlerinin maliyetlerini de azaltıyor.
Anytime: Anytime kullanıcıların kendi takvimlerine göre iş başvurusu yapmalarını ve işverenlerin proje bazlı ihtiyaçlarını karşılamayı sağlıyor. “Akıllı Eşleşme” özelliği ise iş arayanları uygun ilanlarla buluşturuyor.
Yomio Drops: Yomio Drops meyve ve yoğurttan oluşan karışımı düşük sıcaklıklarda dondurup ve ardından vakum altında kurutarak uygulanan freeze dry ile besin değerlerini korumuş sağlıklı atıştırmalıklar üretiyor.
Dental Cepte: Dental Cepte diş hekimleri için gerekli olan medikal cihazlar, sterilizasyon malzemeleri, teknik servis, reklam ajansı hizmetleri gibi birçok farklı gereksinimi tek bir uygulama üzerinden sunuyor.
BlueOperation: BlueOperation IoT teknolojileri, yapay zekâ ve bina teknolojileri entegrasyonlarını kullanarak tesis yönetimi ve operasyonel iş süreçlerine yönelik çözümler üretiyor.
Fraktal Games Studio: Fraktal Games Studio sınırları zorlayan mobil bulmaca oyunları tasarlayarak oyuncuların düşünme becerilerini, yaratıcılıklarını ve öğrenme potansiyellerini en üst düzeye çıkarmayı hedefliyor.
Akasu: AKASU yapay zekâ destekli otonom sulama teknolojileriyle küresel iklim krizine önlem alınmasına ve çiftçilerin ürün verimliliğinin artırılmasına yardımcı oluyor.
]]>Mehmet Bey Singapur’da. Bir süredir gri listedeyiz. Yarın bu Genel Kurul’da değerlendirilecek. Oylama yapılacak. Teknik çalışmalar yapıldı. Bizden istenen düzenlemelerin hepsi yapıldı. Çalışma grubunun geçtiğimiz aylarda teknik grubu geldi. Saha incelemeleri yaptılar. Olumlu rapor çıktığını biliyoruz. Beklentimiz olumlu bir adımın çıkması. Bir taraftan ülkeler oylama yapacaklar. Konsensusu bazen yorumlayabiliyorlar. Yarın olumlu karar çıkacağına inanıyoruz. Olumlu karar çıkmazsa bunu siyasi bir karar olarak yorumlarız. Teknik bir problem yok. Meclis’e teşekkür ediyoruz. Çıkmamak dünyanın sonu değil. Esas olan sizin uygulamalarınız. Gri listede olmak hoş bir durum değil elbette. Not artışı değil bu ama olumlu etkisi olabilir. Ülkenin algısı anlamında önemli bir hadise.
“HAZİRANDAN İTİBAREN YILLIK ENFLASYONDA GERİLEME GÖRECEĞİZ”
Türkiye’ye daha uygun koşullarda fon akışı olabilir. Bu da ülkemizin kalkınmasına yardımcı olur. Burada ekonomi politikasından ziyade kara para aklama ve terörün finansmanı konusunda düzenlemeler önemli. Meclisimizin çıkardığı önemli düzenlemeleri oldu. Türkiye’nin hukuki anlamda düzenlemelerinde eksiği kalmamış oldu. Birkaç ülkenin siyasi saiklerle engellemesi bizim ortaya koyacağımız iletişimle Türkiye’nin üzerine düşeni yaptığını ve siyasi nedenlerle karar alındığı görülür. Geçen yıl OVP ortaya koyduk. Üçe ayırdık. Enflasyona ilişkin üç dönem ele alındı. Geçiş dönemini mayıs itibariyle tamamladığımızı düşünüyoruz. Mayıs ayında en yüksek rakamı göreceğiz mayıs sonrası düşecek dedik. Hazirandan itibaren yıllık enflasyonda gerileme göreceğiz. Haziranla dezenflasyon dönemine gireceğimizi düşünüyoruz. Eylüle geldiğimizde rakamın epey gerilediğini görmüş olacağız. Yıl sonu MB’nın yüzde 38 gibi bir tahmini var. Biz de onu esas alıyoruz. Gelecek yıl ise yüzde 20’nin altını göreceğimizi öngörüyoruz. Kalıcı fiyat istikrarı sağlayacak olan tek haneli rakamları 2026’da yakalayacağımıza inanıyoruz. Profesyonellerimiz bunları gördüler. Henüz vatandaşımızda beklenti yüksek. Somut şeyleri görmeleri gerekiyor. Yaz dönemlerinde bu algının kırılacağına inanıyorum. Biz şuna inanıyoruz. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak vatandaşın derdi neyse bizim temel önceliğimiz budur. Temel önceliğimiz enflasyonu düşürmek.
“EN ADALETSİZ VERGİ ENFLASYONİST VERGİDİR”
Dünyanın da bizim de zor bir döneminden geçiyoruz. Bölgemizde savaşlar var. Bir de tarihimizin yaşadığı en büyük felaket deprem var. Merkezi idareden bu yıl ayrılan miktar 1 trilyon 30 milyar TL. Bundan sonraki dönemde daha olumlu ortama doğru gideceğiz. Enflasyonun olduğu ortamda kalıcı refah sağlayamıyorsunuz. Enflasyonu düşürdüğünüz takdirde gelir dağılımını rahat düzeltme imkanı hem de kalıcı refah sağlama imkanınız oluyor. Biz kalkınmakta olan bir ülkeyiz. En adaletsiz vergi enflasyonist vergidir. Enflasyonist vergi artışlarını istemiyoruz biz. Büyüme iyi gidiyor. Dünyada en iyi büyümelerden birini sağladık. Bütçe açığı yüzde 10’a çıkacak deniyordu. Gerçekleşme 5.2 oldu. Deprem harcamalarını düştüğünüz zaman 1.6. Bütçede disiplinli bir hareket içindeyiz. Cari açık 2023’te 4 civarındaydı. Milli gelire oranla rakamlar bunlar. OVP’den iyi performans sergiliyoruz. Şu anki hedefimiz 2.5 civarında. İşsizlik oranı tarihi seviyeye düştü. İhracat şu anda 12 aylık 260 milyar doları geçmiş durumdayız. Turizmde hedefimiz 60 milyar dolar. Türkiye sağlıklı şekilde yoluna devam ediyor. 147,6 milyar dolar şu anki rezervimiz. Swap hariç 13 milyar dolara yakın kardayız. Ciddi bir iyileşme olduğunu söyleyebilirim. Döviz ihtiyacımız azaldı. KKM’de geçen yıl 126 milyar dolarmış. Son rakam 62.5 milyar dolara düşmüş. CDS, 700 üzerinden 281’e düşmüş durumda. Riskleri aşağıya çektik. Tabi ki hiçbir zaman gevşememek gerekir. Kararlı şekilde eğilimi devam ettirmemiz gerekir.
FAİZ KARARI
Para Politikası Kurulu’nun değerlendirmesi. Kalıcı düşüş eğilimi görme ihtiyacını bir kez daha vurguladı. Araç bağımsızlığı var. MB’nin araç bağımsızlığı çerçevesinde politikasını belirliyor. Enflasyonist eğilimler kırıldıkça, MB değerlendirmelerini en sağlıklı şekilde yapılacaktır.
VERGİDE ADALET OLACAK MI?
Amacımız bu, vergide adaleti artırmak. O gün yaptığımız tüm istişarelerde beklenti vergide adaleti artırın. Bizde ortak akla uyarak OVP’nin parçası haline getirdik. Bugünkü aşamada bu çalışmaları sürdürüyoruz. Teknik çalışmalar devam ediyor. Olgunlaşmış çalışmalarımız var. Siyasi olarak değerlendirilecek. Meclisimize teklif olarak geldiğinde gerisi Meclisimizin takdirinde.
]]>Nero Grup ve GDS Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Alican Ökçün, AA muhabirine yaptığı açıklamada, GDS Teknolojinin, 2020 yılında Türkiye’de başlayan Sıfır Atık Projesi’nde kullanılmak üzere geri dönüşüm otomat makineleri üretmek amacıyla kurulduğunu söyledi.
Bugün itibarıyla 24 kişinin çalıştığı, yazılım ve donanım geliştirme altyapısına sahip bir firmaya dönüştüklerini ifade eden Ökçün, sensör ve üretim teknolojilerine yönelik faaliyetlere yoğunlaştıklarını belirtti. Ökçün, pilot bölgelerdeki uygulama sonuçlarına ilişkin şu bilgileri verdi:
“Firmamız, Türkiye’nin en yüksek teknolojiye sahip ve en iyi makinelerini üretmektedir. Son 3 yılda ürettiğimiz otomat makineleri, pilot bölgelerde Alman ve İsveç makineleriyle yan yana çalışarak yüzde 80 şişe toplama oranına ulaştı. Bu, yerli makinelerimizin kalitesini ve dayanıklılığını göstermektedir. 2023 yılında devreye alınan depozito iade otomatlarımız sayesinde 2500 farklı tipte 1,6 milyon şişe toplanarak bir rekora imza atılmıştır. Şişelerin üzerine basımı başlanan güvenlikli mürekkep ve logolu etiketleri okuyabilen doğrulama başlığını yüzde 100 yerli ve milli olarak, kendi özgün mühendisliğimiz ile geliştirmeye başlamış bulunmaktayız. Ocak 2024’ten itibaren sahada aktif olarak kullanılan doğrulama kafaları, bugüne kadar 55 binin üzerinde şişe üzerindeki etiketi doğrulamış ve sadece Almanya’da bulunan, ithal edilmesi planlanan teknolojiyi yerlileştirmiştir.”
YENİ NESİL ETİKETLERİ OKUYABİLEN YERLİ ÇÖZÜM
Nero Grup bünyesinde elde edilen sensör ve görüntü işleme tecrübeleri sayesinde geliştirilen güvenlikli logo ve barkod okuyabilen doğrulama ünitesinin 4 farklı dalga boyundaki yeni nesil etiketleri okuyabilen “tek yerli ürün” olduğunu vurgulayan Ökçün, bu kapsamda geliştirdikleri teknolojiler ve üretim kapasitelerine ilişkin şunları kaydetti:
“Bu teknoloji, ithalatın önünü keserek global rakiplerimize Türk mühendisliğinin dışa bağımlı olmadığını gösterecektir. Ürettiğimiz depozito iade otomatı ve doğrulama ünitelerinin yerlilik oranı yüzde 100’dür. Tüm elektronik kartları, yazılımları ve donanımları GDS mühendisleri tarafından tasarlanmış ve yüzlerce saat testlerden geçirilerek akredite firmalar tarafından sertifikalandırılmıştır. Gelmiş olduğumuz teknoloji seviyesi ile bugün ek yatırım maliyeti yapmadan yerli doğrulama ünitesi ve otomat makinesi en uygun maliyetler ile ülkemize kazandırılmıştır. Türkiye’nin depozito iade otomat ve doğrulama ünitesi ihtiyacını karşılayabilecek altyapımız ile yılda 8 bin depozito iade otomatı ve 17 bin doğrulama ünitesi üretecek kapasitemiz bulunmaktadır ve ithalatın tamamen önüne geçeceğiz.”
RAKİPLERE İHRACAT GÜNDEMDE
Geliştirilen barkod doğrulama kafasının ithal ürünlerin yerini almasıyla milyarlarca lira tasarruf sağlanacağını dile getiren Alican Ökçün, bu durumun, ülke sanayisinin gelişmesine de katkı sağlayacağını vurguladı. Ökçün, ayrıca elde edilen teknolojik bilgi birikimi ile İsveç ve Almanya gibi ülkelerle de ürün ihracatı için görüşmelere başlandığını söyledi.
Ürettikleri geri dönüşüm otomat makinelerinin çevreye önemli katkılarda bulunduğuna işaret eden Ökçün, bu makineler sayesinde atıkların geri dönüşümünün teşvik edildiğini ve böylece karbon ayak izinin önemli ölçüde azaltıldığını, doğal kaynakların korunmasına ve enerji tasarrufuna katkı sağlandığını vurguladı.
Bu kazanımlarla hem çevrenin korunduğunu hem de sürdürülebilir bir gelecek için önemli adımlar atılabildiğini aktaran Ökçün, “Ülkemizde, yılda 18 milyar şişe toplanması hedeflenmektedir. GDS Teknoloji olarak, tüm elde ettiğimiz tecrübe ile şişelerin en az yüzde 40’ını toplamayı hedefliyoruz.” dedi.
Sosyal sorumluluk projelerine de büyük önem verdiklerini ifade eden Alican Ökçün, çevre bilincini artırmak amacıyla okullarda eğitim programları düzenlediklerini ve toplumu geri dönüşüm konusunda bilinçlendirdiklerini kaydetti.
İnsanlığın barış, huzur, refah, istikrar ve güvenlik özlemlerinin sekteye uğradığı bir dönemin bütün sancıları geniş çapta yaşanmakta ve yaşatılmaktadır.
Manevi zayıflıklar, dayanışma ve yardımlaşma zaafları, empati hissiyatındaki zedelenmeler maalesef dünya genelinde ciddi düzeylerde havi ve hakimdir.
Daha medeni, daha muasır, daha mutlu, daha müreffeh bir ortak geleceğin inşa çabalarında gözle görülür darboğazların varlığı ve yaygınlığı hakikaten de inkâr edilemeyecek boyutlardadır.
“VAHİM BİR DÜNYA TABLOSU TEZAHÜR ETMEKTEDİR”
Müesses uluslararası düzen ahlaken, hukuken, vicdanen ağır sarsıntı geçirmekte; bu sarsıntının sosyal, siyasal ve ekonomik sonuçları insanlığın yaşadığı manevi krizle eklemlenince vahim bir dünya tablosu tezahür etmektedir.
Çivisi çıkan, zembereği kopan, meşruiyet temeli bozulan bugünkü insanlık döneminden yegâne kurtuluş reçetesi, asıl anlamına muvafık insan haklarına, faile ve fiile göre farklılaşmayacak evrensel hukuk ilkelerine bağlılık ve riayettir.

Şu çarpıcı hususu bilhassa ve kaygıyla ifade etmek istiyorum ki, çocukların katledildiği bir dünyanın medeniyet vaazı, hürriyet vaadi ham hayalden öte bir anlam taşımamaktadır.
İnsani felaketlere savrulmuş bir dünyanın merhamet iklimi kurak, muhabbet iradesi bulanık ve kuşkuludur.
Soykırım suçunun alenen işlendiği bir dünyada insani miras ve emanetlere saygı ve sadakatten bahsedilmesi eğer saflık değilse ileri düzeyde saptırmadır ve hatta sapkın bir istismardır.
Milyarlarca insanın mağduriyet kapanına sıkışarak gelir, servet ve eşit hak dağılımı adaletsizliğine gömüldüğünü dikkate aldığımızda; aynı şekilde açlık, yoksulluk, zulüm, terör, göç ve diğer pek çok sorunla boğuştuğunu hesaba kattığımızda küresel ve bölgesel merkezli haksızlığın sürdürülebilir olmadığı net olarak anlaşılıp teyit edilecektir.
Dünyanın kaotik bir çıkmaza sürüklenmesine karşın Cumhuriyet’in yeni yüzyılında Türkiye’miz müessir ve müstesna bir görüntü çizmektedir.
Türk ve Türkiye Yüzyılı hedefleri umutları yeşertmiş, tarihin çağrısıyla istikbalin çehresini aydınlatmıştır.
Toplumsal ve siyasal istikrarı tahkim ve takviye edecek ekonomik toparlanma ve serpilme dönemi de çok şükür ufukta görülmüştür.
“ÜLKEMİZDE ANORMAL HİÇBİR ŞEY YOKTUR”
Bu nedenle ülkemizde anormal hiçbir şey yoktur, hatta normalleşme safsatalarıyla milletimizin sinir uçlarını tahriş edecek gizli gündem teşrifatçılarına ikna olacak ve itibar edecek de olmayacaktır.
Gerçekleri çarpıtarak, fason teklifleri sıcak tutarak, fiyaskoya dönmüş anlayışlarını münafık taktiklerle kapatmaya çalışarak kendilerine siyasi nefes borusu açmaya heveslenenlerin gayeleri boş, gayretleri boşunadır.

Yumuşama mesajlarına özenle saklanan ve sarılan yalan, dedikodu ve iftira kampanyasının hangi sinsi emellere, hangi sakat hedeflere odaklandığı az veya çok bellidir.
Bir yanda yumuşaklık pozu veren, diğer yanda meşrep ve müktesebatında taşıdıkları nefret ve öfkeyi sağanak halinde yağdıran siyasi hasis ve hırçın zihniyetlerin ikiyüzlülüğü bugünlerde utanç verici düzeylerdedir.
Kutuplaşmayı törpülemek yerine kurnazca tahrik edenler, husumeti örselemek yerine bayağı şekilde taçlandırıp tasdikleyenler elbette milletimizin gözünden ve gönlünden kaçamayacak aciz ve acıklı durumdadır.
“KUTLU DAVAMIZI TERÖRİZE ETMEYE KALKANLAR AĞIR BEDEL ÖDEYECEKTİR”
Üstelik fitne/fesat kışkırtıcılığı yaparak kutlu davamızı, fedakarlık ve iman numunesi camiamızı Türk düşmanlarının siparişiyle sorgulamaya, yargılamaya ve terörize etmeye kalkanlar Allah’ın şahitliğinde ifade ediyorum ki, bedelini adalet ve millet nezdinde çok ağır ödeyeceklerdir.
Hakkımızı, hukukumuzu savunmak şeref konumuzdur.
Ne hakkımızdan, ne hukukumuzdan, ne de şerefimizden taviz verilmeyecektir.
Puslu havada Müslüman mintanı giyen iblisin şirret tuzakları boşa çıkarılacaktır.
Dileğim ve temennim, bayram günleri münasebetiyle herkesin bir vicdan muhasebesi yapması, dürüst ve samimi şekilde gündemdeki meseleleri ele almaları, sabır ve tahammül eşiklerimizi zorlama yanlışından derhal dönmeleridir.
BAYRAM TEBRİĞİ
Bayram demek barış, sevgi, hürmet, hatırlama ve kardeşlik demektir.
Ancak kardeşliğin veya barışmanın tek yanlı olması akıl dışılıktır.
Milli vuslatı siyasi vurgunculukla kundaklamaya azmedenlere müsaade edilmeyecektir.
Bayram sürecinde, kendi iç dünyamızı, çevremizle kurduğumuz irtibat ve ilişki ağlarını yüreklice değerlendirmeye ve yeni baştan tefrik etmeye müştereken ihtiyacımız olduğu kanaatindeyim.

Anlaşılmaktan ziyade anlamaya, dayatmadan ziyade diyaloğa, kutuplaşmaktan ziyade kucaklaşmaya, ihtilaftan ziyade irade ve istikbal mutabakatına doğru kalıcı bir geçiş sağlam ve sahici adımlarla gerçekleşmelidir.
Ne var ki bahse konu bu geçiş kalıcı ve köklü olmalıdır.
Kurban Bayramı’nın ahlaki ve manevi zenginliğiyle yepyeni bir uzlaşma sürecinin yollarını açabilir, karşılıklı saygı ve sevgiye dayalı güçlü bir dönemin ihyasını da elbirliğiyle başarabiliriz.
Ne kadar birlik ve beraberlik içinde hareket edebilirsek o kadar güçlü olacağımız özellikle bilinmelidir.
Türkiye’nin ve Türk-İslam medeniyetinin maruz kaldığı karanlık senaryoları tesirsiz hale getirmek, üzerimizde oynanan oyunları bozup atmak her şeyden önce milletimizin engin ve tarihi mukavemetine bağlıdır.
Doğudan batıya, kuzeyden güneye büyük bir aile olan Türk milleti; bayram şuuruyla, adalet ve hakkaniyetin mihveri olduğunu her saha ve zeminde, bunun yanında dosta da düşmana da ispat edecek dirayete, kabiliyete ve kapasiteye fazlasıyla sahiptir.
Türkiye ve Türk vatanı 85 milyon Türk vatandaşının yeryüzü cennetidir.
Ayrılmamızı, bölünmemizi, birbirimize düşmemizi planlayan tüm odaklara verilecek en etkili cevap tek ses, tek nefes, tek yürek, tek bilek halinde duruş göstermektir.
Çünkü biz Hakkari’de kesilen kurbanın duasını Tekirdağ’da yapan, Şırnak’ta takdim edilen ikramı Ankara’da alan, İstanbul’da uzatılan eli Batman’da tutan, Yozgat’ta akan gözyaşını Mersin’de silen büyük bir milletin evlatlarıyız.
Besmeleyle kesilen her kurban, sıkılan her el, gülücükler saçan her yüz, hasret akşamlarından sonra şafakla doğan her vuslat birliğimizin harcı, dirliğimizin haysiyet kubbesidir.
Kurban ibadetimizin kabulünü Cenab-ı Allah’tan diliyorum.
Şehit ailelerimizin, aziz milletimizin, Türk-İslam âleminin mübarek Kurban Bayramı’nı içtenlikle kutluyorum.

BABALAR GÜNÜ’NÜ KUTLADI
Tüm babaların “Babalar Günü”nü tebrik ediyor, en iyi dileklerimi sunuyorum.
Yurt içinde ve yurt dışında yaşayan aziz vatandaşlarımıza bilvesile saygı ve sevgilerimi sunuyor, Hac farizası için kutsal topraklarda bulunan tüm kardeşlerimizin ibadetlerinin kabulünü niyaz ediyorum.
BAYRAMDA YOLA ÇIKACAKLARA MESAJ
Dokuz günlük tatil münasebetiyle yola çıkan, tatile giden veya sıla-i rahime seyahat eden vatandaşlarımızın can güvenliklerini riske atmamaları için trafik kurallarına harfiyen uymalarını hassaten rica ediyorum.
Bayramımız mübarek, devletimiz ve milletimiz var olsun diyorum.
Aziz vatandaşlarımı saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
]]>17-21 Haziran’da Paris’te gerçekleştirilecek fuarda CANiK ve grup şirketleri tarafından üretilen 12.7×99 mm ağır makinalı tüfek ailesinin her 3 varyasyonu olan CANiK M2 QCB, CANiK M2F ve CANiK M3 savunma ve güvenlik profesyonellerine sunulacak.
Fuar kapsamında ayrıca, CANiK ve grup şirketleri tarafından üretilen 12.7×99 mm ağır makinalı tüfek ailesinin her 3 varyasyonu olan, CANiK M2 QCB, CANiK M2F ve CANiK M3 farklı ihtiyaç sahipleri için güçlü birer seçenek olarak savunma ve güvenlik profesyonellerine sunulacak.
Bir diğer grup şirketi olan UNIROBOTICS tarafından geliştirilen yerli ve milli Uzaktan Komutalı Silah Sistemi (UKSS) ailesi olan TRAKON serisi TRAKON, TRAKON LITE ve TRAKON TARGAN ürünleri teknolojik ustalığın ve yerli savunma sanayisinin geldiği noktanın göstergesi olarak Eurosatory’de yerini alacak. TRAKON serisi UKSS’ler, hem teknolojik hem de güvenlik standartlarına uygunluk açısından yabancı delegasyonlar tarafından tercih ediliyor.
Daha önce İstanbul ve Londra’da tanıtımı yapılan düşük geri tepmeli 30×113 mm orta kalibre top konseptinin fuarda önce çıkması bekleniyor.
“ULUSLARARASI ALANDA YENİ REKORLARA İMZA ATMAYA HAZIRIZ”
Açıklamada görüşlerine yer verilen CANiK Genel Müdürü Cahit Utku Aral, 2023’te Türk savunma şirketleri arasında ihracatta ilk 10’da yer alan tek özel sektör silah üreticisi olduklarına dikkati çekti.
2024’te de dünyanın önde gelen savunma ve güvenlik endüstrisi etkinliklerinden biri olan Eurosatory Fuarı’na katılacaklarını ifade eden Aral, “SYS Grup şirketleriyle yaratmış olduğumuz ekosistemin global savunma sanayiinde nasıl bir fark yarattığını birlikte görmekteyiz. Eurosatory’e, savunma ve güvenlik alanında küresel düzeyde, en son gelişmelerle özverili işbirlikleri ve geleceğin trendlerinin önemli bir buluşma noktası ve bu yıl birçok değerli delegasyonun katılımıyla daha da zenginleşecek.” açıklamalarında bulundu.
Aral, CANiK markası altında ürettikleri hafif silahlarla dünya çapında en büyük 5’inci şirket konumuna geldiklerini ve Türkiye’nin bu alandaki ihracatının yüzde 75’ini gerçekleştirdiklerini vurgulayarak, SYS Grup şirketlerinin 2023’te net kilogram başına ihracat bedelinin ortalama 300 doların üzerinde gerçekleştiğini, bu rakamın 2024’te daha da artmasını beklediklerini belirtti.
2023’ü rekor ihracat performansıyla tamamlamanın gururunu taşıyan Türk savunma sanayisinin, bu yıl da aynı başarıyı tekrarlamak için kararlılıkla çalıştığının altını çizen Aral, şunları kaydetti:
“CANiK ve tüm grup şirketleri olarak, ülkemizin savunma sanayiindeki başarı hikayesine katkıda bulunmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Bu yıl da geliştirdiğimiz konseptler doğrultusunda ürettiğimiz üstün kalite ve yenilikçi çözümlerimizle, uluslararası alanda yeni rekorlara imza atmaya hazırız. Müşteri odaklı yaklaşımımız ve teknolojik üstünlüğümüzle, ihracat yolculuğumuzda her zamanki gibi lider konumumuzu koruyacağımıza inanıyoruz.
Değerli katılımcılarımız ve ziyaretçilerimizle Eurosatory’de buluşmayı sabırsızlıkla bekliyoruz. Birlikte, güçlü iş birlikleri kurarak ve geleceğe yönelik stratejik adımlar atarak, savunma ve güvenlik alanındaki küresel vizyonumuza katkı sağlayacağımıza inancımız tamdır.”
Burada “üstün zekalı çocuk” kategorisine alınan ve ailesi tarafından bilişim alanına yönlendirilen Atak, 5 yaşında İngilizce öğrenmeye başladı ve 7 yaşında oyun yazdı.
Babasının görevi dolayısıyla daha sonra Ankara’dan Erzurum’a yerleşen Atak, çalışmalarını Erzurum Büyükşehir Belediyesi ve Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı ortaklığı ile kurulan Bilim Erzurum’da sürdürdü.
Atak, oyun ve robotik kodlamalar üzerine çalışmalarını devam ettirerek, girdiği birçok yarışmada yazılım alanında başarılar elde etti.
Erzurum’da özel bir okulda 5. sınıf öğrencisi olan Atak, bilgi yarışması oyunu, robot arabalar, sanal çiçek sulama sistemleri, led sistemleri olmak üzere 6 proje oyunu ve 10’dan fazla robotik kodlama yaptı.
Yangın söndürme sistemi ve sağlıkta dron projeleri ile 2 kez TEKNOFEST’e katılan Atak, ayrıca tasarlayıp “Mineloji” adını verdiği oyun ile TÜBİTAK yarışmalarında Erzurum’a üçüncülük ödülü kazandırdı.
Erzurum Büyükşehir Belediyesince düzenlenen Üretken Akademi Eğitimi’ne 15-35 yaş sınırı olmasına rağmen katılan Atak, en küçük mezun olarak hazırladığı “savunma sanayi oyunu” bitirme projesi ile akademi eğitimini başarıyla tamamladı.

“GENETIK MÜHENDISI OLMAK ISTIYORUM”
Minel Atak, AA muhabirine, kendi oyunlarını geliştirip, programlar yazdığını söyledi.
İlk olarak temel kodlama eğitimi ile başladığını ve ardından yazılım alanında kendini geliştirdiğini ifade eden Atak, Erzurum’da düzenlenen sıfır atık çalışmaları kapsamındaki bir yarışmada da yazılım alanında birinci olduğunu dile getirdi.
İleride tıp alanında çalışmalar yapmak istediğini anlatan Atak, “Öncelikle okul derslerimi yapıyorum. Boş vakitlerimde insanlara yarar sağlayabilecek projeler yapmaya çalışıyorum. Robot doktorların yapımında rol almak, gelecekte tıbba yardım edecek yeni icatlar geliştirmek istiyorum. Tıp alanında insanlara giydirilebilir teknolojide yardımcı olup, genetik mühendisi olmak istiyorum. Bu sürede oyunlar yazıyorum.” dedi.

“KENDİ ODASINDA BİR BİLİŞİM DÜNYASI VAR”
Anne Emel Atak ise kızının çocukken oyuncaklardan ziyade elektronik eşyalarla oynadığını belirtti.
Bu durumun kendilerinin dikkatini çektiğini söyleyen Atak, şöyle konuştu:
“Öğretmenleri farklı olduğunu ve bununla ilgili test yapılması gerektiğini söylediler. Ankara’da bir vakfın yaptığı testte Minel’e, üstün zekalı olarak tanı konuldu. Bundan sonra biz ailece Minel’in neye karşı yatkınlığı olduğunu gözlemlediğimizde, bilişimle ve teknolojiye ilgili olduğunu gördük ve yönlendirdik. Benden oyuncak isteyince seve seve alıyorduk.
Mesele oyun evi alıyorduk ama odaya girdiğimde o oyun evi ile oynamak yerine, eve nasıl asansör yapılır nasıl kablo çekilir diye bakardı. Her alanda kitap okuyor. Kendi odasında bir bilişim dünyası var. Minel’in hayatı aslında kablolar.”
Bilim Erzurum’a teşekkür eden Atak, kızlarının Türkiye’nin Milli Teknoloji hamlesine katkı sunmasını istediğini söyledi.
Bilim Erzurum Yazılım Merkezi Koordinatörü Mustafa Ergincan da yaklaşık 2 yıldır birlikte çalıştıkları öğrencisi Minel Atak’ın en büyük farkının çalışkanlığı olduğunu söyledi.
Atak’ın yapılan yapay zeka konferanslarına katılan tek ortaokul öğrencisi olduğunu dile getiren Ergincan, “Minel’in yaşında Türkiye’de belki üç dört çocuk vardır ya da yoktur. Fazlası olduğunu düşünmüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’nin ilk katılım bankası olan aynı zamanda ülkenin borsada işlem gören ilk ve tek katılım bankası olma özelliğini taşıyan Albaraka Türk’ün yeni yatırımı APY TEKMER, girişimcilik ekosistemine iddialı bir giriş yapıyor. Girişimlerin globalleşmelerine destek olma vizyonu ile İstanbul Metropol AVM’de kurulan APY TEKMER, modern ve inovatif bir çalışma alanı sunarak girişimcilik ekosistemini bir araya getiriyor. Albaraka Portföy Yönetimi ve Ostim Teknik Üniversitesi iş birliği ile kurulmuş bir teknoloji merkezi olan ve KOSGEB tarafından desteklenen merkez; ofis alanları, etkinlik ve dinlenme alanlarıyla hizmet veriyor.
APY TEKMER, workshop’lar, demo günleri, networking buluşmaları ve yatırımcı görüşmeleri gibi birçok etkinlikle üyelerine değer katmayı hedeflerken; global iş geliştirme programları ve hızlandırma desteğiyle girişimlerin uluslararası pazarlara erişimini kolaylaştırıyor. APY TEKMER’in hedefleri arasında, inovasyonun teşvik edilmesi, girişimlerin sürdürülebilir büyümeleri için gerekli desteklerin sağlanması ve uluslararası pazarlara erişimlerini kolaylaştırmak yer alıyor.
“Girişimcilerimize 7.4 milyar TL kaynak aktardık”
Pek çok yenilikçi hizmet ile fiziksel bir çalışma alanından fazlasını sunan merkezin açılışı Albaraka Portföy Yönetimi Genel Müdürü Muhammed Emin Özer’in ev sahipliğinde ve T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ile KOSGEB Başkanı Serdar İbrahimcioğlu’nun katılımıyla gerçekleşti. Açılışta söz alan T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, İstanbul’un teknoloji girişimciliğinde zirvede yer alma iddiasını destekleyecek bu merkezin yatırımcılara ve gençlere hayırlı olmasını temenni ederek konuşmasına başladı. Dijital dönüşümün baş döndürücü bir hızda devam ettiğini kaydeden Mehmet Fatih Kacır, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Geleneksel iş modellerini yıkan ve ekonomik büyümenin yeni itici gücü haline gelen tekno girişimcilik yenilikçi teknolojilerin geliştirilmesinde ve uygulanmasında başat bir rol oynuyor. Ülkemizin kritik teknolojileri yerli ve milli olarak geliştirmesi, yüksek teknoloji alanlarında daha rekabetçi ürün ve hizmetler sunması için uygulama ve düzenlemelerle teknolojik gelişimlerini büyütmek adına çalışıyoruz. Akademi ve sanayi arasında köprü vazifesi görerek yenilikçi fikirlerin ürün ve hizmetlere dönüştürülmesini sağlayan teknoparklarımızla yapay zekadan finans teknolojilerine kadar pek çok alanda başarı hikayeleri oluşturuyoruz. Fikirlerini hayata geçiren girişimcilerimize 7.4 milyar TL kaynak aktardık. Ulusal teknoloji stratejimizin ana uygulamalarından biri Turcorn 100 programıyla da erken aşamayı başarıyla geçmiş hızlı büyüme potansiyeli taşıyan teknoloji girişimlerinin daha hızlı ölçeklenmesine ve küresel pazarlara açılmasına rehberlik ediyoruz. Geldiğimiz noktada 6’sına bakanlık olarak destek verdiğimiz 7 Turcornumuz bulunuyor. Önceki 10 yılda toplam 1 milyar dolar yatırım yapılan teknolojileri girişimleri son 3 yılda 4 milyar dolara yakın yatırım aldı. Türkiye’ye özgü garaj modeli başarıya ulaşmış oldu. Bu modelin temel yapı taşlarından biri de özel sektör öncülüğünde kuluçka aşamasındaki girişimlerin hızlı şekilde pazara açılmasında tüm ihtiyaçlarına cevap vermek üzere kurulan TEKMER’ler. Bizler de TEKMER destek programımızla yeni iş fikirlerinin yeşermesinde öncü role sahip TEKMER’lerin yanında yer alıyoruz.27 TEKMER’e ve 350’den fazla teknoloji girişimcisine bugüne kadar sağladığımız destek 263 milyon lirayı aştı. Bugün açılışını yaptığımız APY TEKMER’de de özellikle yenilikçi teknolojilerin öncüsü, dijitalleşme ve yapay zeka dikeylerinde fikirlerin girişime dönüşmesini hızlandıracağız.”
KOSGEB Başkanı Serdar İbrahimcioğlu ise yaptığı konuşmada, TEKMER’lerin Türkiye’nin girişimcilik ekosisteminin gelişmesine katkı sunacağını söyleyerek, “Bugün sayıları 10 binin biraz üzerinde olan tekno girişimcilerin sayısının 100’ine varacağı bir eko sistemi hep birlikte inşa edeceğiz. Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz APY TEKMER de bu öncül vizyonu tam olarak sağlayacak bir TEKMER örneğini inşa edecektir” dedi.
“İnovasyona Olan İnancımızı ve Güvenimizi Perçinliyor”
Albaraka Türk’ün Türkiye’nin ilk katılım bankası aynı zamanda borsada işlem gören ilk ve tek katılım bankası olması vizyonuyla sektöründe yenilikçi çözümler sunmak için sürekli olarak teknolojiye yatırım yaptığını söyleyen Albaraka Portföy Yönetimi Genel Müdürü Muhammed Emin Özer, dijital dönüşüm stratejisi çerçevesinde dijital bankacılık uygulamaları ve finansal teknolojiler üzerine yoğunlaşan Albaraka Türk’ün sektörde pek çok ilke imza attığını belirtti.
Müşteri deneyimini iyileştirmek ve hizmet kalitesini artırmak amacıyla, katılım bankası çatısında kurulan dünyadaki ilk girişim hızlandırma merkezi Albaraka Garaj’ı kurarak, girişimcilik ekosistemine destek olmayı ve yeni girişimlerin büyümesine katkıda bulunmayı amaçladıklarını kaydeden Özer, sözlerine şöyle devam etti: “Insha Ventures GSYF ile finteklerin büyüme süreci için gerekli olan tüm faaliyetleri yürütüyor ve hızlı ölçeklenmesini sağlıyoruz. Albaraka Türk’ün % 100 iştiraki olarak kurulmuş olan Albaraka Portföy Yönetimi ile de gayrimenkul, menkul kıymet ve girişim sermayesi yatırım fonları yönetiyoruz. Albaraka Portföy Yönetimi olarak Türkiye’de borsada işlem gören ilk Girişim Sermayesi Fonu ve Girişim Sermayesi Fonlarının kurucusuyuz. Yönettiğimiz 92,2 milyar TL ile Türkiye’nin en büyük portföy yönetim şirketlerinden biri haline geldik. Fonlarının büyüklüğü 1,3 milyar TL’ye ulaşan APY Ventures ile yönettiğimiz 5 aktif fon üzerinden globalde büyümeyi hedefleyen 55 farklı teknoloji şirketine yatırım yaptık. Geçtiğimiz sene ‘En çok yatırım yapan ve en çok ortak yatırım yapan risk sermayesi’ seçilen APY Ventures, girişimci dostu yatırımcı misyonuyla 2023 yılında 233 milyon TL yatırımı 50 girişime aktardı. Kurulduğumuz 2019 yılından bu yana ise girişimcilik ekosistemine toplamda 55 girişime 483 milyon TL yatırım gerçekleştirdik. Albaraka Türk girişim ekosisteminin nihai halkası olarak konumlandırılan APY TEKMER ise bankanın kuruluşundan itibaren inovasyona olan inancını ve güvenini perçinliyor. Tüm bu çalışmalarımızın merkezinde ise kuşkusuz bankamızın klasik bir bankacılık anlayışından öte, sınırları zorlayan ‘öncü’ yaklaşımı bulunuyor.”
]]>ATEŞKESİN ÖTESİNDE İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM
Ekim’den bugüne İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği katliamlar gündeme geldi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, akan kanın bir an evvel durdurulması ve kalıcı ateşkesle birlikte iki devletli çözüm vurgusu yaptı. Bakan Fidan, “Gazze’de yeni bir süreç başladı. Dünyanın gündemi artık ateşkesi de aşan iki devletli çözümdür. Gazze katliamı dünya kamuoyunun artık gündemine oturdu” dedi. Fidan dengeli bir siyaset götürüleceğini aktardı.
BAKAN FİDAN’DAN 3 PARAMETRELİ SURİYE YANITI
Toplantıda Suriye’deki son durum da Bakan Fidan’a soruldu. Fidan, Suriye politikasındaki 3 parametreyi, Suriye’den yeni sığınmacı girişinin önlenmesi, mevcut sığınmacıların güvenli bölgelerde ikametinin sağlanması, Suriye’nin terörden arındırılarak toprak bütünlüğünün sağlanması olarak ifade etti. Irak ile ilişkilerin pozitif seyrettiğini ifade eden Fidan, kalkınma yolu projesinin Irak’a fayda sağlayacağını, Irak’ın terörden arındırılması konusunda merkezi yönetimin iradesinin olduğunu kaydetti.
DÖVİZ REZERVLERİ İYİLEŞTİ
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, bir sunum gerçekleştirdi. Şimşek, Merkez Bankası döviz rezervlerinin iyileştiğini belirterek son rakamları paylaştı. Brüt rezervler Mayıs 2023’te 98.5 milyar dolarken bu mayısta 142.2 milyar dolara yükseldi. Swap hariç net rezervlerdeki artış 55.4 milyar dolar. Şimşek’in verdiği bilgiye göre reel gayrı safi yurt içi hasılada dünya ile fark da kapanıyor. Son 20 yılda kişi başına milli gelir yüzde 41’den yüzde 72’ye çıktı. Enflasyona ilişkinde yılın ikinci yarısında düşüş seyredileceği ifade edildi. Bakan Şimşek Orta Vadeli Program (OVP) ın başarıyla yürütüldüğünü enflasyonun tek haneye programın sonunda düşeceğini söyledi. Merkez Bankası rezervlerinin 1.5 milyara çıktığı ve ekonomik verilen pozitif yönde ilerlediği, cari açığın düşmesi ve rezervlerin güçlenmesiyle birlikte yıl sonunda ekonomik hedeflere ulaşılacağını aktardı.
KANTİNLERDEKİ ŞEKERLİ YİYECEKLER 2025’TE KALKACAK
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin de kampta yaptığı sunumda, Milli Eğitim Akademisi kurulacağını duyurdu. Tekin, kurulacak akademiyi bitirmeyen öğretmen adaylarının öğretmen olamayacağını söyledi. Bakan Tekin, Akademinin içeriğinin ise Hakimlik yada muhasebe giriş sınavı gibi olacağını aktardı. Mülakatın öğretmenlik alanında kaldırılmaması konusu da gündeme geldi. Bakan Tekin, mülakatta objektiflik gerektiren tedbirler alındığını ifade etti. Bakan Tekin, okul kantinlerinde şekerli yiyeceklerin yasaklanmasının da 2025’e kadar hayata geçeceğini bildirdi.

Türk Telekom Destek Hizmetleri ve Satın Alma Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Beytur, “Şebekemizi en gelişmiş fiber optik teknolojileri ile güçlendirerek bireysel ve kurumsal müşterilerimizin giderek artan taleplerini bugün olduğu gibi gelecekte de rahatlıkla karşılayabiliyor olacağız. Yaptığımız denemelerde İstanbul ve Ankara gibi iki büyük şehri birbirine 800 Gbps olarak yüksek bir hızla bağladık. Eriştiğimiz bu hızlar ulaşım, dijital oyun, otomotiv, enerji, gıda, tarım, akıllı şehir yönetimi, sağlık ve üretim gibi daha birçok dikey pazar uygulamasının daha verimli kullanılmasına imkân sağlayacak” dedi.
Türkiye’nin dijital dönüşümünün lideri Türk Telekom, müşterilerinin günden güne artan veri hızı ihtiyaçlarına cevap verebilecek, daha kolay yönetilebilir ve daha fazla enerji tasarrufu sağlayan yenilikçi şebeke çalışmalarını sürdürüyor. Türk Telekom, bu kapsamda veri trafiğinde daha yüksek hız, kapasite ve güvenilirlik yaratan yeni nesil veri iletim teknolojisini odağına aldı.
Türk Telekom, İstanbul Gayrettepe ve Ankara Ulus’ta bulunan transport şebeke sistemlerinin 800GE arayüzlerini transmisyon altyapısı üzerinden yedekli transfer ederek, iki büyük şehir arasında tek bir arayüz üzerinden 800 Gbps canlı trafik taşıdı. Türkiye’de bir ilk olarak uzun mesafede ve canlı trafik taşınarak yapılan denemede, mevcut sistemlere göre yüzde 44 enerji tasarrufu sağlandığı görüldü.
“HIZ, KAPASİTE VE ENERJİ TASARRUFU SAĞLAYAN TEKNOLOJİLERİMİZLE İŞ SÜREÇLERİNDE VERİMLİLİĞİ ARTIRMAYI HEDEFLİYORUZ”
Türk Telekom Destek Hizmetleri ve Satınalma Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Beytur, “Daha yüksek hız, kapasite ve enerji tasarrufu sağlayan teknolojiler ile müşterilerimize kaliteli ve çeşitli sürdürülebilir servisler sunmayı amaçlıyoruz. Bu teknoloji, 2 kat daha yüksek hızlara ulaşmayı sağlarken aynı zamanda yaklaşık yüzde 44 enerji tasarrufu sağlıyor. Yaptığımız denemelerde İstanbul ve Ankara gibi iki büyük şehri birbirine 800 Gbps yüksek hızla bağladık. Eriştiğimiz bu hızlar ulaşım, dijital oyun, otomotiv, enerji, gıda ve tarım, akıllı şehir yönetimi, sağlık, üretim gibi daha birçok dikey pazar uygulamasının daha verimli kullanılmasına imkân sağlayacak” dedi.

Nokia Türkiye Genel Müdürü Erensoy Bilgin, “Nokia’nın F5 teknolojisi ile 7750 SR yönlendiricilerinde etkinleştirilen 800GE, hizmet sağlayıcıların trafik talebine ayak uydurabilmeleri ve geniş ölçekte farklılaştırılmış hizmetler sunabilmeleri için ihtiyaç duydukları kapasiteyi ekler. Türk Telekom ile birlikte
Türkiye’de ilk kez uzun mesafeli bir bağlantı üzerinden hem teknolojinin performansını hem de enerji verimliliğini kanıtlayabilmiş olmanın gururunu yaşıyoruz” diye konuştu.
İş ve özel hayatın her alanında kullanıcıların ihtiyaçlarını karşılayacak yüksek hız
Yeni nesil veri iletim teknolojisi yüksek hızlarda veri indirme ve yükleme imkânı sağlıyor. Bu teknoloji ile kamu güvenliği, akıllı şehirler, akıllı araçlar, akıllı ulaşım, akıllı sağlık ve Endüstri 4.0 uygulamaları başta olmak üzere, iş ve özel hayatın her alanında ortaya çıkacak yeni ihtiyaçlar kolaylıkla karşılanabilecek.

‘LAZER TARAMAYLA KILCAL ÇATLAKLARA KADAR TESPİTLERİ YAPILDI’
Restorasyon çalışmalarının aralıksız devam ettiği camide incelemelerde bulunan Gaziantep Vakıflar Bölge Müdürü Adem Bozkurt, depremin hemen ardından vakit kaybetmeden 11 ildeki tarihi yapılarda hasar tespitini yaptıklarını belirtti. Türkiye’deki önemli üniversitelerden gelen akademisyenlerden bilim heyetleri oluşturduklarını ve heyetin hasarların neden kaynaklandığını araştırmak için çalışmalar yaptığını söyleyen Bozkurt, tarihi Ulu Cami’nin de restore edildiğini vurgulayarak, “Ulu Cami 15’inci yüzyılda Dulkadiroğlu Beyliği döneminde yapılmış bir eserimiz. Buranın hızlı bir şekilde ihalesi yapıldı. İvedilikle çok hızlı bir şekilde tehlike arz eden minarelerimizin korunabileceklerini koruyup korunamayacaklarına titizlikle tek tek taşlarını sökmekle imalatlarımıza başladık. Daha sonrasında lazer tarama dediğimiz aslında bu yapılardaki oluşan her türlü hasarın en ince kılcal çatlaklara kadar tespitleri yapıldı. Zemin sondajları yapıldı; hem yüzeyde, hem tavanda, hem tabanda jeoradar dediğimiz ve beden duvarlarındaki boşlukların tespiti yapıldı. Daha sonra bunlarla ilgili çok ciddi bir statik projelendirme çalışması gerçekleştirildi” diye konuştu.

Yapılan çalışmalarda tarihi yapıların restorasyon dışında güçlendirilmesi gerektiğinin de ortaya çıktığını ifade eden Adem Bozkurt, “Bununla ilgili bütün her türlü hesaplamalar yapıldıktan sonra şu anda bu camimizi rölövesi, restitüsyon projesi, statik güçlendirme projesi koruma kurullarından geçirilerek artık restorasyon çalışması aşamasına geçilmeye başlandı. Bir de biz bu aşamalarda acilen yapılarımızın tekrardan artçılardan oluşacak hasarlarını engellemek amacıyla, yapılarımızı ivedilikle, askılama metotlarıyla askıladık ve yapının ayakta durmasını sağladık. Bu süreçten sonraki kısımda da Allah nasip ederse hem 300-400 belki 500 kalemlik bir imalatla bu caminin onarımlarını yapacağız, restorasyonlarını yapacağız. Çünkü restorasyon çok farklı bir uygulama hem taş işçiliği hem ahşap işçiliği hem konservasyon dediğimiz çok özgün eserlerimizin korunması bu tür imalatların titizlikle tek tek yapılması gerekiyor. Dolayısıyla da bu çalışmalar özenle yürütülüyor” dedi.
2025’İN SONUNA YETİŞTİRİLECEK
Restorasyon çalışmasının çok teknik bir süreç olduğunu ve bu tekniklerden birinin de enjeksiyon tekniği olduğunu söyleyen Gaziantep Vakıflar Bölge Müdürü Adem Bozkurt, “Enjeksiyon dediğimiz imalat yapının karakteristik özelliğine herhangi bir zarar getirmeksizin hidrolik kireçten yani aslında yapıların orijinal yapım tarzında kullanılan malzemelerle yapılan özel bir enjeksiyon. Boşlukların doldurulması, mevcut dolgu malzemelerinin de birbirine kilitlenmesini sağlıyor. Bunun için de çok titiz bir çalışma gerçekleştiriyoruz. Allah nasip ederse camimizi 2025 yılı sonunda çalışmaları tamamlayarak yeniden ibadete açmayı planlıyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>Koç, etkinliğin ikinci gününün açılışında yaptığı konuşmada, hayatı ve kariyeri boyunca hep teknolojiyle beraber olduğunu ve bu alanda 63 patenti bulunduğunu söyledi.
Başarıya giden en önemli yollardan birinin hayal etmek olduğunu vurgulayan Koç, şöyle konuştu:
“Dünyanın hayal edenlere ihtiyacı var ama hayal ettiklerini gerçekleştirenlere daha çok ihtiyacı var. İşte AIPA da bir hayal olarak kuruldu ama artık hayal ettiklerini gerçekleştiren bir ekip. Bu kadar güzel, kaliteli, içerik dolu konferansları gerçekleştirebilecek duruma geldi.”

“Yapay zekanın iş süreçlerinde birçok şeyi değiştirdiğini görebiliyoruz”
Koç, yıllar boyunca insanın hayal ettiklerini gerçekleştirme kapasitesinin arttığına dikkati çekerek, teknolojinin insanlara hayal ettiklerini gerçekleştirme anlamında çok büyük destek sağladığını dile getirdi.
Sibernetik biliminin kurucusu El Cezeri’nin bilim dünyasına katkılarına işaret eden Koç, onun, yaşadığı dönemde hayal ettiği şeyi gerçekleştirdiğini söyledi.
Koç, El Cezeri ve onun gibi birçok araştırmacının etkisiyle üretken yapay zekalı robotların gelişiminin yavaş yavaş ilerlediğini belirterek, “Şu anda artık üretken yapay zekalı robotlar iş yapıyor, fabrikalarda çalışıyor, otonom sürüşlü araba kullanıyor. Hayal etmeyle başlayan yapay zekanın iş süreçlerinde ve iş yapış şeklimizde birçok şeyi değiştirdiğini görebiliyoruz.” dedi.
Eskiden 10 yılda bir olan büyük değişimlerin artık aylık, haftalık hatta günlük periyotta gerçekleşebildiğini belirten Koç, yapay zekadan kuantum teknolojilerine kadar artırılmış bağlantılı iş gücünden her zaman ve her yerde güvenilir olan bulut erişimine kadar birçok teknolojinin insan hayatında olduğunu ifade etti.

“Yapmamız gereken, yapay zekayı kullanmayı da öğretebilmek”
Koç, yapay zeka ve teknolojiden konuşulurken ortaya çıkan en önemli sorulardan birinin de “üretken yapay zekanın insanın yerini alıp alamayacağı” olduğunu söyledi.
Bu soruya çok net cevap verdiğini belirten Koç, şöyle devam etti:
“Yapay zeka, insanın potansiyelini daha da geliştiren, insana destek olan bir şeydir. Kesinlikle ve kesinlikle insanın yerini almayacak ama şunu mutlaka bilmemiz gerekiyor ki yapay zekayı kullananlar, kullanmayanların yerini alacak. Bizim yapmamız gereken, yapay zekayı üretmenin yanında onu kullanmayı da öğretebilmek. Eğer siz de iş dünyasındaysanız veya bir girişimciyseniz mutlaka yapay zekayı bilmeniz gerekiyor.”
Bu durumun sadece insanlar için değil, şirketler için de geçerli olduğunu dile getiren Koç, yapay zeka kullanan şirketlerin, kullanmayanların önüne geçeceğini söyledi.
Koç, bu nedenle 2027’de her 4 şirketten 3’ünün üretken yapay zekayı kullanmasının beklendiğine işaret ederek, “Yani artık şirketlerin de olmazsa olmazı yapay zeka olacak.” ifadesini kullandı.

2027’de üretken yapay zeka modellerinin yüzde 50’sinin fonksiyonel olmasının beklendiğini belirten Koç, şu değerlendirmede bulundu:
“Şu anda yapay zekanın, özellikle de üretken yapay zekanın her şeyi yapabileceği düşünülüyor ama artık fonksiyon yapay zekaların üretilmeye başladığını görüyoruz. Yani her şeyi yapan yapay zekadan, bir şeyi çok iyi yapan yapay zekaya doğru bir geçiş var.”
Koç, gelinen noktada yeterince geliştirilmiş bir teknolojinin gerçekten sihirden ayırt edilemediğini vurguladı.
Yapay zeka konusunda karşılarına büyük bir sorumluluğun çıktığını belirten Koç, şunları ifade etti:
“Bu ne? Yapay zekayı nasıl eğiteceğiz? Yapay zeka aslında bir çocuk gibi. Onu nasıl eğitirseniz ortaya çıkan sonuç o oluyor. Yapay zekayı eğitirken hangi veri setiyle ve hangi algılarla eğitildiğini bilmemiz gerekiyor. Biz kullanmayı öğrendik ama kullandığımız şeyin hangi veri setiyle eğitildiğini bilmemiz gerekiyor. Kesinlikle yapay zeka algoritmalarının nasıl bir veri setiyle eğitildiği konusunda bizlere bilgi verilmesi gerekiyor. Çünkü onu bilmeden çıkan sonuca güvenebilmemiz bence hepimiz için çok büyük bir sorun teşkil edecektir.”

“Veri gizliliği bizim için çok değerli”
Yapay zekada ortaya çıkabilecek sorunları örneklerle anlatan Koç, bu teknolojilerde insan faktörünün önemli olduğunu dile getirdi.
Koç, yapay zeka algoritmalarında hangi veri setlerinin kullanıldığının bilinmesi hususunda etik değerlerin öne çıktığını söyledi.
Turkcell olarak etik değerleri oluşturan bir algoritma yaptıkları bilgisini veren Koç, “Türkiye’de yapay zeka etik değerlerinin bir dokümanı olan tek şirketiz diyebilirim. Turkcell’de bir yapay zeka teknolojisi geliştirilecekse sorulan bazı şeyler var. Öncelikle ‘Siz bu verileri nasıl topladınız? Bu verileri toplarken rıza aldınız mı?’ Elbette ön yargılardan arınılmış olmasını sağlamak ve veri gizliliği bizim için çok değerli.” diye konuştu.

“Artık bir çağ dönüşümüne doğru gidiyoruz”
Koç, son teknolojik gelişmelerle birlikte artık iş hayatında “yaka”ların da değiştiğini, mavi ve beyaz yakanın yanına dijital metal yakanın eklendiğini belirtti.
Artık makinelerin de iş yapmaya başladığına dikkati çeken Koç, Turkcell’in yüzlerce dijital metal yakaya sahip olduğunu ifade etti.
Koç, geçen yıl Turkcell’de 2 bin kalem işi dijital metal yakaların yaptığını söyledi.
Tekrarlanabilir özelliğe sahip işleri artık insanların değil, yapay zekayla geliştirilmiş dijital metal yakalı robotların yapması gerektiğini vurgulayan Koç, artık nesnelere de hizmet vermeye başladıklarını dile getirdi. Koç, şöyle devam etti:
“Sadece insanlara değil nesnelere de hizmet veriyoruz. Artık bir çağ dönüşümüne doğru gidiyoruz. Bu çağ dönüşümünün ismine de ‘Birliktelik Çağı’ deniliyor. Peki ‘Birliktelik Çağı’ ile neyi kastediyoruz? Eski çağlarda sadece insanlar iletişim kurarken artık insanların nesnelerle de iletişim kurduğu bir çağa gidiyoruz.”
Koç, artık iş yapış şekilleriyle insanların da hayatlarını hem nesnelerle hem de dijital metal yakalarla uyumlu bir şekilde idame ettirmesi gerektiğini vurguladı.
Hem Turkcell’den hem de tüm teknoloji firmalarından her zaman, her yerde en yüksek kalitede bağlantı istenildiğini ifade eden Koç, Turkcell’in 30’uncu yılını kutladığını, bu dönemde her zaman, her yerde en kaliteli bağlantıyı kendilerinin sağladığını söyledi.

“Artık nesneler de bağlantı kurmak istiyor”
İnsanların bağlantı kurmaktan ve bağlantılı kalmaktan vazgeçemediklerini belirten Koç, sabah kalktığında herhangi bir şeye bakmadan ilk olarak cep telefonuna bakanların “dijital obez” olarak tanımlandığını dile getirdi.
Koç, şunları kaydetti:
“Artık bağlantılı kalmaktan kurtulamıyorsunuz. Soruyorum size, gece 8 saat uyuduğunuz sürede dünyada ne olmuş olabilir? Sosyal medyada ne olmuş olabilir? Hemen gece boyunca ne olduğunu merak ediyoruz. İşte insanımız bağlantılı kalmaktan ve bağlantı kurmaktan vazgeçemiyor. Sadece insanımız mı? Hayır. Artık nesneler de bağlantı kurmak istiyor. 2030’a geldiğimiz zaman 40 milyar tane nesnenin bağlantılı olacağı düşünüyoruz.”

8,5 milyar insanın olduğu bir yerde, 40 milyar nesnenin çok büyük bir market oluşturacağına işaret eden Koç, önemli olanın, bu iki grubun beraber nasıl çalışacağını keşfetmek olduğunu söyledi.
Koç, burada şirketlere büyük görev düştüğünü ifade ederek, girişim ve teknoloji şirketlerinin buna ayak uydurması ve bununla ilgili teknolojik yatırımlar yapması gerektiğini dile getirdi.
Turkcell olarak böyle bir çalışmayı başlattıkları bilgisini veren Koç, 30’uncu yıl mottolarının “Turkcell her şeyle çalışıyor, herkes Turkcell’le çalışıyor” olduğunu söyledi.

“Türkiye Yüzyılı’nı dijitalin yüzyılı haline getireceğiz”
Koç, Turkcell’in bir girişim yatırım fonu kurduğunu da belirterek şunları söyledi:
“Burada belki birçok arkadaşımız girişimci ve şirketlerini kuruyorlar. Bizler de sizlere destek olmak için mutlaka ve mutlaka Turkcell’e gelin diyoruz. Girişimci yatırım fonumuzla beraber sizleri daha fazla desteklemeyi ve büyüme sürecinize katkıda bulunmayı istiyoruz. Yüzde 3-5 oranını geçmeyeceğiz. Sizleri elimizden geldiğince destekleyerek daha büyük olmanızı sağlayacağız. Hedefimiz, melek yatırımcı olarak sizlere bir anlamda can suyu olabilmek.”
Girişimcilere tavsiyelerde bulunan Koç, girişimcilerin öncelikle kendi fikirlerine kendilerinin ikna olması gerektiğini ifade etti.
Koç, karşılaştığı birçok girişimin fikrini içtenlikle benimsediğini, bunun ise bir anlamda rasyonelliği ortadan kaldırdığını dile getirdi.
Girişim ekosisteminin tek kişilik bir alan olmadığını belirten Koç, kişiye değil, takıma yatırım yaptıklarını söyledi.
Koç, herkesin yapay zekayla ilgili bir şeyler yapmaya çalıştığını, bunların çoğunun düzgün kullanılamadığını ifade etti.
Öncelikle var olan yapay zeka algoritmalarını düzgün kullanabilecek ve onları doğru eğitebilecek hale gelinmesi gerektiğine işaret eden Koç, şöyle dedi:
“Bundan sonra doğal bir işlemeyi üretmemiz gerekiyor. Yapılan çalışmaları çok yakından takip ediyor ve destekliyoruz ancak ayaklarımızın yere basması da önemli. Geldiğimiz günden beri ‘Turkcell eşittir teknoloji’ diyoruz ve teknolojiye yatırım yapmaya da devam edeceğiz. 1500’ün üzerindeki AR-GE personelimizle ve sizlerle beraber teknolojiyi takip eden değil, geliştiren bir ülkeye doğru yol almak için elimizden geleni yapacağız. Türkiye Yüzyılı başlarken Turkcell olarak dijitalin yüzyılında da var olacağımızı ve Türkiye Yüzyılı’nı dijitalin yüzyılı haline getireceğimizi söylüyoruz.”
ATSO B2B Networking’in açılışında konuşan ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Ali Bahar, “Birçok kez bu sahnede bulundum, ancak en heyecanlısı ve en gurur verici anı sanırım B2B oldu. Sizleri görünce gurur duydum. ATSO B2B Networking benim için ayrı bir öneme sahip. Katıldığım ‘Oniki’ etkinliğinde gördüğüm ekosistemi, coşkuyu inanılmaz beğendim. O gün bu etkinliği hizmeti üyelerimize ulaştırmalıyız demiştim. Şimdi sizlerle bir aradayız” dedi.
“ÜYELERİMİZE BEREKETİ TAŞIYORUZ”
ATSO B2B Networking etkinliğine olan ilgiyi gördüğünde mutluluğunu gizleyemediğini sözlerine ekleyen Başkan Bahar, “Bakın işte turnayı gözünden vurmak böyle bir şey olmalı. Türkiye’de bir Ticaret ve Sanayi Odası tarafından düzenlenen yapay zekâ destekli ilk networking çalışmasını burada gerçekleştiriyoruz. Bu salonda şu anda sadece ticaret var. Sadece ekonomi var. Bu salonda şu anda sadece bereket var. Bizim amacımız ticaret yapan üyelerimize projelerimizle bereketi taşımak. Direkt ceplerine hitap eden bereket ile tanıştırmak” diye konuştu.
62 BİN ÜYEYE SESLENDİ
ATSO yönetimi olarak hedeflerinin her daim bir adım sonrayı planlayarak ilerlemek olduğunu sözlerine ekleyen Başkan Bahar, “Tarımda ayrı, turizmde ayrı, inşaat malzemesi yapı malzemeleri gibi her meslek komitemiz için farklı networking çalışmalarımızı hızla sürdürmeye devam edeceğiz. Benim 62 bin üyemizden tek bir ricam var. Lütfen bize doğru koşun. Bize doğru koştuğunuz her adım size bereket olarak dönecek. Bize doğru koşmalarınız sizin sorunlarınızı çözmemiz anlamında bereket anlamında temsilini ve lobisini gerçekleştiriyoruz” dedi.
İş dünyasının yoğun ilgi gösterdiği etkinlikte, emeği geçen Oniki Kurucusu Ziya Kızıltan ve tüm profesyonel ekibe teşekkürlerini ileten Başkan Bahar, “Ne kadar doğru ve ne kadar yerinde bir iş yaptığımızı bugün buradan net bir şekilde görebiliyorum. Fiziken 500 kişiye yakın iş insanımız bu salonda, Türkiye’nin farklı şehirlerinden ve yurtdışından da online olarak etkinliğimizi takip eden iş dünyası temsilcileri var. Bu etkinlikte her birimizin, birbiriyle tanışacağı, ticaret yapmak istediği insanlarla buluşacağı önemli bir etkinlik oldu” ifadelerini kullandı.
“İŞİMİZ TİCARET, AMACIMIZ İŞBİRLİĞİ”
“ATSO’nun para almaktan başka ne iş yaptığı” sorusunu her fırsatta üyelere verdikleri hizmet ile göstereceklerini kaydeden Başkan Bahar, “İşimiz ticaret, amacımız iş birliği. İşte bu sorunun cevabı; yerli teknoloji kullanarak geliştirilen yapay zekâ uygulamasını kullanır, teknolojiyi ayağınıza getirir, iş birliği kurmanızı sağlar, lobi faaliyeti yapar, bölgenin finansal ve sanayi kapasitesini geliştirir, ticari değer oluşturur. Dün yine bu salonlarda TOBB Antalya Genç Girişimciler Kurulumuz ile B2B etkinliğimizi gerçekleştirdik. Aynı teknolojiyi kullandık. Toplam 156 görüşme sağladık ve her bir görüşmeden 285 bin TL’lik ticari değer ortaya çıktı. Toplam gerçekleşen eşleşmeler ile sadece genç girişimcilerimiz için 44.5 milyonluk bir ticari değerden bahsediyorum. Bugün bu kalabalıkla ortaya çıkmasını planladığımız değer 500 Milyon TL’dir” dedi.
İKİLİ İŞ GÖRÜŞMELERİ GERÇEKLEŞTİRİLDİ
ATSO’nun 49 Meslek Komitesi üyeleri başta olmak üzere, Isparta ve Burdur’daki iş insanlarının buluştuğu B2B görüşmelerinde, B2B Matchmaking yapan hibrit etkinlik teknolojisiyle verimli görüşmeler düzenlendi. Yapay zekâ destekli eşleştirme teknolojisini kullanıldığı ikili görüşmelerde iş insanları yeni yatırım, ticaret, iş geliştirme ve ihracat fırsatlarını keşfetti. Sektörlerin birbirlerinin tamamlayıcı alanlarını görmeleri, tedarik zincirinde birbirleri ile ilişkilerinin artırılarak bölgenin ticari ve sanayi kapasitesinin geliştirilmesi ve bu şekilde ileri teknoloji ve katma değeri yüksek ürünler için iş birliği imkânlarının geliştirilmesi hedeflendiği B2B görüşmeleri 4’er seans, 12 etaptan oluştu.
1 MİLYAR 36 MİLYON LİRALIK TİCARİ DEĞER
Gün boyu süren ATSO B2B Networking sonunda 1 Milyar 36 Milyon liralık ticari değer oluşturduklarını vurgulayan ATSO Başkanı Ali Bahar, sözlerini şöyle sürdürdü;
“Göreve geldiğimiz günden itibaren bir buçuk yılı geride bıraktık. Antalya Organize Sanayi Bölgesi yönetiminde ise onuncu yıla doğru yürüyoruz. ATSO’nun her kademesinde görev yaptım. Bugünleri hayal ettim. Bu salondan çıkan enerji beni hayallerime bir adım daha yaklaştırdı. ATSO’nun her köşesini yaşanan, nefes alın kalbi olan bir yer haline getirmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Üyelerimizin burada katıldıkları her eğitimde, her organizasyonda ticaretlerine dokunacağımızı, ATSO ne işe yarar sorusuna cevap vereceğimizi söylemiştim. Şimdi bu etkinlik ile birlikte buraya ilk defa gelenler binanın içinde atan kalbi, enerjiyi gördüler. İçerisinde bulunduğunuz bina da sizlerin kalbinde bırakmak istediğimiz tek şey sevgi çemberidir.”
ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Ali Bahar, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Fatih Kabadayı ve Genel Sekreter Av. Aslı Şahin Tekin, Antalya’da ilk kez gerçekleştirilen yapay zekâ destekli yeni nesil etkinlik deneyimi ATSO B2B Networking’de, B2B eşleşmelerden ve stant ziyaretlerinden ATSO Mobil Uygulamasında topladıkları puanlar ile sponsorlardan kazandıkları hediyeleri takdim etti. ATSO üyesi iş insanlarının destek olduğu etkinlikte, puan toplayan katılımcılara DinamikCRM’den 6 ay ücretsiz abonelik, Best Western Plus Otel’den 2 gece 3 gün yarım pansiyon konaklama, Bex Coffe’den filtre kahve takımı, Birebir İngilizce’den 16 bin TL değerinde 1 aylık eğitim, Xanadu Island Hotel’den 2 çifte 5 yıldızlı 2 gece 3 gün her şey dahil konaklama, Kosa Butik Otel’den 1 çifte 3 gece 4 gün kahvaltı dahil konaklama, Best Western Plus Otel’den 1 çifte 2 gece 3 gün yarım pansiyon konaklama, Bex Coffe’den filtre kahve takımı, Yüce Rent a Car’dan 3 kişiye 3 günlük araç kiralama, Başaran Akademi’den 12 bin 600 TL değerinde A1 İngilizce kursu ve Parlak Restaurant’tan 3 çifte akşam yemeği hediye edildi. ATSO B2B Networking, Trendyol ana sponsorluğunda, SİPAY elmas sponsorluğu, İdeasoft platin sponsorluğu ve Cdek – Repme – Dinamik Crm – Metropol Card altın sponsorluğunda gerçekleştirildi.
Burada konuşan Yılmaz, her yeni gün yapay zeka uygulamaları açısından çığır açan gelişmelere tanıklık edildiğini, üstelik bu gelişmelerin tarihteki hiçbir değişimle karşılaştırılamayacak kadar hızlı bir şekilde gerçekleştiğini söyledi.
Yapay zekanın dönüştürücü etkisinin, halihazırda eğitimden tarıma, sağlık sektöründen enerjiye ve ekonomiye kadar hayatın pek çok alanında hissedilir durumda olduğuna işaret eden Yılmaz, yapılan bir çalışmaya göre 2030 yılına kadar yapay zekanın küresel ekonomiye katkısının yaklaşık 15,7 trilyon dolara ulaşacağının tahmin edildiğini, bu artışın 6,6 trilyon dolarının üretkenlikten, 9,1 trilyon dolarının ise tüketim etkisinden kaynaklanacağının düşünüldüğünü dile getirdi.
Cevdet Yılmaz, diğer bir araştırmada ise küresel gayrisafi milli hasılanın 2030’da yapay zekaya dayalı teknolojiler sayesinde yüzde 14 artış göstermesinin ve buna göre yapay zeka teknolojilerinin küresel ekonomiye Çin ve Hindistan’ın bugünkü ekonomik büyüklüğünden daha fazla katkı sağlamasının beklendiğini belirterek, IMF tarafından yapılan bir araştırmaya göre dünya genelindeki işlerin yaklaşık yüzde 40’ının yapay zekadan etkileneceğini kaydetti.
Yapay zekanın potansiyelinden en iyi şekilde yararlanmak ve bu alandaki riskleri minimize etmek için devletlerin sağlam yapay zeka politikalarına sahip olması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, “Yapay zeka teknolojisinin veriye dayalı doğası, bir taraftan nitelikli veri üretimini ve bu verinin ilgili ekosisteminde etkin paylaşımını gerektirirken diğer taraftan söz konusu verilerin işlenmesinde mahremiyetin korunması, siber güvenliğin temini ve etik ilkelerin gözetilmesi gibi zorlukları da beraberinde getiriyor. Dolayısıyla yapay zeka alanında, bir taraftan fırsatlardan yararlanırken bu fırsatları değerlendirirken diğer taraftan da birçok açıdan oluşturduğu tehditleri, riskleri de iyi yönetmemiz ve bunları da hep birlikte yönetmemiz gerekiyor.” diye konuştu.

“EYLEMLERİMİZİN YÜZDE 50’SİNİ GERÇEKLEŞTİRMİŞ DURUMDAYIZ”
Yılmaz, Ulusal Yapay Zeka Stratejisi Yönlendirme Kurulu Toplantıları ile kamuda yapay zeka ile eş güdümü sağlama gayretlerini sürdürdüklerini anlatarak, şu bilgileri paylaştı:
“2021 yılında yayımladığımız ve 5 yıllık bir süreyi kapsayan Ulusal Yapay Zeka Stratejimiz ile bu alandaki uzun vadeli perspektifimizi ortaya koymuş durumdayız. Strateji kapsamında hazırladığımız eylem planının ilk 2,5 yılında önemli ilerlemeler kaydettik ve aşağı yukarı eylemlerimizin yüzde 50’sini gerçekleştirmiş durumdayız. Stratejimizin odağında, yapay zeka teknolojilerine ilişkin insan kaynağımızı geliştirmek, teknik altyapımızı kuvvetlendirmek ve kaliteli veriye erişimi kolaylaştırmak var. Mevcut eylem planımızda, 32 eylem yapay zeka alanında uzman yetiştirme ve istihdama yönelik ve bunların 9’u doğrudan iş gücünün yapısal dönüşümüne odaklanmakta. Sektörün hızla dönüşen ihtiyaçlarının üniversite müfredatıyla uyumunu sağlamak diğer bir önceliğimiz. Eğitim sistemimizdeki içerikle, iş gücü piyasamızın ihtiyaçlarını örtüştürmezsek sağlıklı, etkili sonuçlar alamayız. Dolayısıyla her alanda olduğu gibi yapay zeka alanında da gelişen iş gücü piyasasındaki ihtiyaçlarla eğitim sistemi arasındaki bu köprüyü, bu bağı çok güçlü kurmak zorundayız.”
Türkiye’de halihazırda 40’tan fazla yapay zeka odaklı yüksek lisans ve doktora programı ile 30’un üzerinde üniversitede ileri analitik, yapay zeka ve robotik araştırma merkezleri bulunduğunu, ileride bu alanda uzmanlaşmış bir üniversitenin olabileceğini dile getiren Yılmaz, gelecek dönemde yapay zeka alanında 71 adet yeni ön lisans ve lisans programının açılmasının planlandığını, ayrıca alana özgü meslek standartlarıyla beceri haritalarının da çıkarıldığını bildirdi.
Cevdet Yılmaz, genç neslin çığır açan teknolojilere uyumunun çok önemli olduğunu, bu bağlamda Milli Eğitim Bakanlığının her kademede eğitim müfredatını, yapay zeka konularını da kapsayacak şekilde güncellediğini ve 81 ilde atölyeler açmaya devam ettiğini aktardı.
Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisinin başlattığı Dijital Genç Yapay Zeka Ekosistemi projesiyle, üniversitelerdeki yapay zeka ile ilgili öğrenci kulüplerinin tek bir çatı altında toplanmasını ve gençlerin uygulamaya dayalı eğitimler, yarışmalar ve eğitim sonrası kariyer destekleriyle çalışmalarını daha ileriye taşımayı hedeflediklerini belirtti.
Yapay zeka ekosisteminin gelişimini çok önemsediklerini, TÜBİTAK’ın hayata geçirdiği yapay zeka ekosistem çağrılarıyla özel sektör ve akademiyi, yapay zeka odaklı çalışmalarda bir araya getirip ortak çalışmaları desteklediklerini bildiren Yılmaz, “Ülkemizde halihazırda yaklaşık 750 yapay zeka odaklı girişim startup var ve kamu destekleri sayesinde bu sayının önümüzdeki dönemde hızla artmasını bekliyoruz.” ifadesi
ni kullandı.
“BUNU DA YENİ TEKNOLOJİLERLE ÇOK DAHA ETKİN ŞEKİLDE YAPACAĞIMIZA İNANIYORUM”
Türkiye’de halihazırda orman yangınlarıyla mücadele, ekin alanlarının analizi, gümrük risk analizleri, KOBİ danışmanlığı, savunma sanayisi, sağlık destek hizmetleri gibi alanlarda, ileri analitik ve yapay zeka uygulamalarının kamuda aktif olarak kullanıldığını aktaran Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Esas olan da burada üretkenlik, verimlilik. Geçen gün biliyorsunuz bir tasarruf ve verimlilik paketi ilan ettik. Özellikle bu dönem sadece tasarruf paketi demedik. Tasarruf ve verimlilik paketi dedik. İşin özü verimlilik. Birim kaynakla daha fazla sonuç üretmek. Ülkemiz, insanımız, insanlık için refah üretmek. Bunu da yeni teknolojilerle çok daha etkin şekilde yapacağımıza inanıyorum. Bunu yaparken yalnız sosyal adaleti, sosyal dengeleri gözetmemiz ve bu teknolojilerin yeni eşitsizlikler üretmemesi de çok kıymetli. Dolayısıyla ülkemizin dört bir yanında ve bütün toplumsal kesimleri içine alan bir süreç tasarlamamız çok kıymetli diye düşünüyorum. Diğer yandan çevresel boyut da çok çok önemli. İklim değişikliği, su gibi temel kaynakların kullanımında enerji ile enerji üretimi, sıfır karbon hedefine ulaşma gibi vizyonlarımızda yapay zekanın çok kritik yollar oynayabileceğine yürekten inanıyorum. Kamu Yapay Zeka Ekosistemi Çağrısı ile kamu kurumlarımızın bu tür alanlarda çabaları desteklemeye devam edeceğini ifade etmek istiyorum. Öte yandan Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Dijital Dönüşüm Ofisinin yoğun çalışmaları neticesinde 2021 yılında Dijital Avrupa Programı’na katılım için başlayan müzakereler tamamlandı ve geçtiğimiz yıl ülkemiz programa dahil olmuş oldu.”
Yılmaz, yapay zeka çalışmaları için ihtiyaç duyulan teknik altyapıları geliştirmenin diğer bir öncelikleri olduğunu, bu kapsamda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda yürütülen çeşitli çalışmaların bulunduğunu, ayrıca TÜBİTAK, ULAKBİM koordinasyonunda başta Avrupa Birliği olmak üzere teknik altyapılarda işbirliğine de gittiklerini kaydetti.
Yapay zeka konusunda uluslararası arenada hem mevzuat geliştirmeye hem de teknik standart hazırlamaya yönelik yoğun çalışmalar yürütüldüğünü, bu anlamda uluslararası gündemi yakından takip ettiklerini ve benzer nitelikte düzenlemelerin, kurumsal yapılanmaların gelişmesi için gayret ettiklerini anlatan Yılmaz, yapay zeka konusunda sadece kamunun değil, özel sektörün rekabetçi bir şekilde dünyada var olabilmeleri, şirketlerine değer katabilmeleri ve Türkiye’nin yapay zeka stratejilerine daha etkili bir şekilde ulaşabilmesi için bu alana katkı vermesi gerektiğini söyledi.
İki test uçuşu yapan KAAN, başarıyla bu uçuşları tamamlarken, projenin mimarları şehir şehir gezerek halka bu tarihi başarıyı anlatıyor.
TUSAŞ Genel Müdürü Temel Kotil bu kapsamda katıldığı ‘Rize Günleri’ etkinliğinde hemşehrilerine projeyi anlattı merak edilen sorulara cevap verdi.
“ALMANLARDAN DAHA İYİYİZ”
KAAN’ı gençlerin yaptığını söyleyen Kotil, “KAAN uçağımızı gençler yapıyor, liseliler yapıyor. Gençler bu uçağı Almanya’dan, Fransa’dan, İngiltere’den, Japonya’dan, hatta Güney Kore’den daha iyi yapabilir. Herhangi teknik bir konuda onlardan daha iyi olabilir. Diyeceksiniz ki Almanya bunu nasıl yapamıyor? Biz Almanya’dan nasıl daha iyi olabiliriz? Gerçekten olabiliyoruz yani, gerçekten de iyiyiz.” dedi.
“ALMANLAR MERCEDES YAPMAYA DEVAM ETSİN”
Bu alanda sık sık kıyaslama yapılan Almanya üzerinden konuşmasına devam eden Kotil, sözlerine şöyle devam etti:
Almanların KAAN gibi bir uçağı yok. Eurofighter daha basit bir uçak. Airbus konsorsiyumunda Almanya, İtalya, İspanya ve İngiltere var. Dördü bir araya gelerek yapmışlar. Biz bunun çok üstünde bir uçak yapıyoruz. Dünyadaki 4 ülkeden biriyiz.
Almanya’da mühendisler hep benim yaşlarımda. Yaşlandılar. Ruhları da yaşlandı. Onlar Mercedes yapmaya devam etsin.
“BİZİM EN BÜYÜK SERVETİMİZ GENÇLERİMİZDİR”
Avrupadan yapılan üst düzey bir ziyarette yaşananları anlatan Kotil şöyle konuştu:
Avrupa’nın büyük bir ülkesinin genelkurmay başkanı geçtiğimiz yıl TUSAŞ’a geldi, “Bizim gençlerimiz şöyle yapıyor, böyle yapıyor ama uçak yapmıyorlar, ilgisizler” dedi.
“PROBLEM YOK” DEDİM, “SEN PARAYI VER, BİZ SANA UÇAK VERİRİZ.”
Bu projeye epey para harcadık. KAAN’a şimdiye dek 2 milyar dolar gitti; tesisler de var tabii.
Türk insanının yapamayacağı bir şey yoktur. Bizim en büyük servetimiz gençlerimizdir.
Neden? Önemli olan KAAN’ı yapmak, uçurmak değil. Bu bir üründür nihayetinde. Yarın başka bir şey yapacağız.
“2028’DE 20 ADET KAAN’I HAVA KUVVETLERİ’NE TESLİM EDECEĞİZ”
KAAN’ın envantere gireceği tarih hakkında da bilgi veren Kotil, “2028 yılında 20 adet KAAN’ı Türk Hava Kuvvetleri’ne teslim edeceğiz. 2030-2032’lerde ve daha sonra yüzlerce olacak. Bu işin bir safhası. Asıl 100 yıl boyunca başka KAAN’lar gelecek. KAAN yüzde 100’e yakın yerlidir. Motoru ve fırlatma koltuğu hariç yerli firmalar yaptı. 2028-2029’da inşallah kendi motorumuzla uçacağız. Buna mecburuz. Böyle bir savunma sisteminde herhangi bir ülkeye bağlı olamazsınız.” dedi.

“KAAN, F-35’TEN DAHA İYİ BİR UÇAK”
Kotil sözlerini şöyle sürdürdü:
TUSAŞ’ta yaklaşık 16 bin çalışanımız var, 7 bin mühendisimiz ve 6 bin 600 teknisyenimiz var. Yaş ortalamamız 30. Bu akış devam edecek, 10 bin mühendis, 10 bin teknisyen sayısına ulaşacağız. Genç arkadaşlar sonuç almaya odaklanmalı. 1-2 olmadı 5 sene içerisinde o proje bitmeli.
KAAN, F-35’ten daha iyi bir uçak. F-35 6 ton taşıyor, bu 10 ton taşıyor. F-35 tek motorlu. Tek motor olduğu daha çok enerji ve radarda daha çok aydınlatma demek.
Bizim KAAN daha çok F-22 ile karşılaştırılır. Amerikalılar F-22’yi kimseye satmıyor ama tanesi 200 milyon dolar diyorlar. Bizimki 200 milyon değil tabii ki.
Böyle uçaklar 100 ile 200 milyon dolar arasında satılan uçaklardır. Ama önemli olan o para değil, bunu idame ettirmek için de 2-3 kat para harcıyorsunuz.
]]>Sarsılmaz’ın 150 yıla yaklaşan tecrübesini çağdaş teknolojinin geldiği son aşama birleştirerek ürettiği yeni nesil silahlarla fuardaki yerini aldı. Dünyanın tüm silahlı kuvvetlerinden karar vericilerin ziyaret ettiği fuarda SARSILMAZ, bir orduyu donatacak nitelikteki 300’den fazla çeşidini ilgilisine sunma fırsatı buldu.
SARSILMAZ standının gözdesi ise güçlü atış desteğine ihtiyaç duyulan her ortamda görevini başarı ile yerine getiren Kara, Hava ve Deniz versiyonları ile SAR 127 MT Ağır Makineli oldu. Hem tam otomatik olarak çalışabilme hem de tek tek atış yapabilme özelliğine sahip SAR 127 MT, uzaktan kumanda sistemlerine yönelik başarılı entegrasyon imkanlarıyla da ilgi çekti, Türkiye’de HÜRKUŞ C’ye entegre edilen SAR 127 MT, gerekli ara yüz bağlantıları sayesinde kara, deniz ve hava unsurlarına da monte edilebiliyor.
SARSILMAZ mühendisleri tarafından geliştirilen hava soğutmalı namlu sistemi sayesinde ateş baskısı gereken durumlarda silahın tüm gücü sahaya yansıtılabiliyor. NATO standartlarında 12,7×99 kalibreye sahip silah, SARSILMAZ_TUSAŞ ortaklığında kurulan TR Mekatronik firması tarafından geliştirilip üretiliyor. 7 KM’yi bulan menzile sahip silah, dakikada 900-1250 atış yapabiliyor.
Tüm bu özellikleriyle fuarı ziyaret eden silahlı kuvvetler tedarikçilerinin ilgisini çeken SAR 127 MT’nin önümüzdeki dönemlerde Asya’daki silahlı kuvvetler başta olmak üzere dünyadaki birçok ordunun envanterine girmesi için görüşmeler sürüyor.

SAR9 “EFSANESİ” GEN3 İLE SÜRÜYOR
Malezya Savunma Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı’nın ortaklaşa ev sahipliği yaptığı fuarlarda Sarsılmaz standının yıldızlarından biri de Türkiye’de ve yurt dışında çeşitli ödüller kazanan tamamen yerli tasarım ve mühendislikle üretilen tabanca serisi SAR-9 ailesinin en yeni ve ileri teknolojiye sahip jenerasyonu olan SAR-9 Gen3 oldu.
Üst düzey performans ve güvenlik, gerçek atış konforu, kişiselleştirilebilir özellikleriyle üç farklı model olarak tasarlanan SAR9 Gen3 ilk kez uluslararası arenada görücüye çıktı.
Saha geri bildirimleriyle geliştirilen SAR 56 piyade tüfeği, meskûn mahal kullanımı için tasarlanan otomatik tabanca SAR 109T modellerini de profesyonellere tanıttı. Fuarda ayrıca kısa süre önce ABD Teksas’taki Galveston Polis Departmanının görev silahları arasına giren Sar9 SOCOM 9 mm’lik tabanca da yer aldı.
Dünyanın en titizlikle test edilen ateşli silahlarından biri olan SAR9’un DNA’sından üretilen Sar9 SOCOM, özel kuvvetlerin zorlu koşullardaki taleplerini karşılamak üzere tasarlandı.
Dünyanın en ileri teknolojileri, sistemleri ve donanımlarının sergilendiği DSA ve NATSEC 2024’e, 60 ülkeden binlerce şirket ve 45 ülkeden 400’ün üzerinde delegasyon katıldı. Silah pazarı Asya’dan Afrika’ya, Amerika kıtasının tamamına kadar uzanan Sarsılmaz, Asya ülkeleri ile iş birliklerini artırmayı hedefliyor.
AKTİF HAVALİMANI SAYISI 26’DAN 57’YE ÇIKTI
Havacılık faaliyetlerinin, küresel ilişkiler ağının ve uluslararası ticaretin en önemli unsurlarından biri hâline geldiğini vurgulayan Uraloğlu, aktif havalimanı sayısını 26’dan 57’ye, Hava Ulaştırma Anlaşması bulunan ülke sayısını ise 81’den, 2023 yıl sonu itibarıyla 173’e yükselttiklerini bildirdi. Böylece dış hatlarda 50 ülkede 60 noktaya uçuş gerçekleştirildiğini söyleyen Uraloğlu, uçuş ağına 286 yeni nokta daha eklenerek 130 ülkede 346 noktaya ulaştıklarını ifade etti.
“PEGASUS 2023 YILINDA TEK BAŞINA 32 MİLYONA YAKIN MİSAFİRİ AĞIRLADI”
2002’de iç ve dış hatlarda seyahat eden yaklaşık 34,5 milyon olan yolcu sayısını da 2023 yılında 214 milyonun üstüne taşıdıklarını belirten Uraloğlu, “Pegasus 2023 yılında tek başına 32 milyona yakın misafiri ağırladı. Bunların yaklaşık 12 milyonu iç hat, 20 milyonu da dış hat misafiriydi. Bu sayede 2023 yılında 2 milyar doların üstünde hizmet ihracatını ülkemize kazandırdı. Geriye dönüp baktığımızda Pegasus’un tam bir başarı hikayesi olduğunu görüyoruz. 2005’te 14 uçakla 7 havalimanına sefer düzenleyen Pegasus, bugün 110 uçaklık filosuyla 35’i yurt içinde, 100’ü yurt dışında olmak üzere 52 ülkede 135 noktayı kanatları altına almış bulunuyor” şeklinde konuştu.
“PEGASUS, SEKTÖR GENELİNDE MALİYETLERİNİ DÜŞÜRMESİYLE DİKKAT ÇEKMEKTE”
İstanbul Sabiha Gökçen üzerinden Türkiye ile Avrupa, Kuzey Afrika, Ortadoğu, Rusya, Orta Asya arasında bağlantılı uçuşlar gerçekleştirildiğini hatırlatan Bakan Uraloğlu, 2023 yılı sonunda açılan Sabiha Gökçen Havalimanı’nın 2. pistinin havalimanının hava trafik kapasitesini 2 katına çıkardığını belirtti. Uraloğlu, “Bu artış, Pegasus’un uçuş operasyonlarına çok büyük katkısı olduğunu ve yeni ufuklar açtığını düşünüyorum. Pegasus, sektör genelinde maliyetlerini düşürmesiyle dikkat çekmekte ve her daim yenilikçi, akılcı, ilkeli ve sorumlu yaklaşımıyla çalışmalarına devam ediyor. Dünyada teknolojiyi en iyi kullanan öncü hava yolları arasında olma hedefiyle, teknoloji yatırımlarını her yıl arttırıyor. Teknolojinin fark oluşturan bir değer sağladığına inanarak, yapay zeka, nesnelerin interneti, bulut teknolojileri, sanal gerçeklik gibi pek çok yeni teknolojiyi takip ediyor ve bu yönde önemli adımlar atıyor. Geniş bir ekosistem içerisinde, başta kolay bir seyahat deneyimi ve operasyonel verimlilik alanlarında teknoloji yatırımları yapıyor. Bunlar geçmişi başarılarla dolu Pegasus için büyük ve yerinde adımlar” açıklamasında bulundu.
Uraloğlu, Pegasus’un 2023 yılı Avrupa, Orta Doğu ve Afrika Bölgesi Çevresel Sürdürülebilirlik Havayolu ve Dünyanın 4. En Genç Uçak Filosu 2024 ödüllerine layık görüldüğünü hatırlatarak söz konusu ödüllerin Pegasus’un havayolu sektöründe küresel bir marka olduğunu gösterdiğini söyledi.
Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:
Kocaeli’ni bir kez daha saygıyla selamlıyorum. Adın Koca, gölün yüce, güzelsin bir uçtan bir uca. Dilimdesin Kocaeli.
14 ve 28 Mayıs’taki seçimler güçlü destekleriniz için teşekkür ediyorum. Milletvekilliğinde ve cumhurbaşkanlığında yüzde 54 oy oranına ulaştık. 31 Mart seçimlerinde bunu yukarıya taşımaya var mıyız? İnanıyorum ki Kocaeli bir kez daha eser ve hizmet diyecek.
Kocaeli tercihini çok net bir şekilde, cumhur ittifakından, gerçek belediyecilikten yana yapacak.
Kocaeli sanayinin, ticaretin şehri Kocaeli, 31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazır mıyız, kararlı mıyız? Bunun için seçim gününe kadar ana kademe, kadın kolları, kapı kapı dolaşmaya var mıyız?
Türkiye’nin tamamını cumhur ittifakının renkleriyle boyamaya var mıyız? Rabbim sizlerden razı olsun.
MİTİNGE 85 BİN KİŞİ KATILIYOR
Emniyet’ten rakamları aldım. Şu anda meydanda 85 bin vatandaşım var.
Artık 2 gün kaldı. Sandığın telafisi olmaz. Pazar günü hep birlikte sabah erkenden sandıklara koşacağız. Tercihimizi, bize hizmet edecek isimlerden yana kullanacağız. Telefon rehberimize bakıp, nazımızın geçtiği insanları tek tek arayacağız. Sandığa gitmeleri konusunda teşvik edeceğiz. AK Parti ve cumhur ittifakına kaybettirmek için mesai harcayanları lisanı münasiple uyaracağız.
“SANDIK HEPİMİZİN NAMUSUNA EMANETTİR”
Özellikle belediye başkanlığında oyumuzun heder olmasına izin vermeyeceğiz. Ben milletimin basiretine güveniyorum. Bu kardeşiniz, size cumhurbaşkanı olarak, efendi olmaya değil hizmetkar olmaya geliyor. Kocaeli’nin en doğru kararı vereceğine yürekten inanıyorum. Seçim maratonumuzda 52 farklı şehrimize gittik. Finali burada yapıyoruz. Bu 2 ayda ülkemizin dört bir ucundaki vatandaşlarla kucaklaştık, hanım kardeşlerimizle hasbihal ettik. Emeklilerimizin sesine kulak verdik. Ahilik geleneğimizin temsilcisi esnaflarımızla sohbet ettik. Hiçbir ayrım yapmadan milletimizin tamamıyla hasret giderdik. Bizler tüm farklılıklarımızla 85 milyonluk büyük bir aileyiz.
Kardeşliğimize ne kadar sıkı yapışırsak, sorunların üstesinden o derecek kolay geliriz. Bağımızı korumamız ve perçinlememiz gerekiyor. Seçim döneminde yükselen tansiyonu farklı yerlere çekmeye çalışanlara karşı dikkatli olmalıyız. Siyasi görüşlerimiz farklı olabilir. Hayat tarzımız farklı olabilir. Ama Türkiye bizlerin ortak yuvasıdır. Sandık 85 milyon olarak hepimizin namusuna emanettir.
“EN BÜYÜK KEŞFİMİZDEN SONRA SUSTULAR”
Tarihin tekerrür etmesini istemiyorsak, deprem meselesini beka sorunu olarak görmek zorundayız. Ülkemizi emanet edecek gelecek nesiller için yapmamız lazım. Seferberlik anlayışıyla hükümet ve yerel yönetimler el ele vererek bu süreci işbirliği içerisinde yürütmeliyiz. Kentsel dönüşüm projelerine hız vereceğiz. Siyasi parti gözetmeksizin, milletimizin de bu mücadelede bizi yalnız bırakmayacağına inanıyorum. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum.
Biz hiçbir zaman tribünlere oynayanlardan olmadık. Devletimize bedel ödetecek adımlar atmadık. Hep ileriye baktık. Gözümüzü ufuktan hiç bir zaman ayırmadık. Doğu Akdeniz ve Karadeniz’deki sondaj faaliyetlerine israf diyenler, tarihimizin en büyük keşfimizden sonra sustular.
Biz ne yaptıysak CHP’nin sabotaj siyasetine rağmen yaptık. Engelleri tek tek aşarak, saldırıları püskürterek Allah’a hamd olsun bugünlere kadar geldik. Bugüne kadar Kocaeli’ne 305 milyar liraya yakın yatırım yaptık. Eğitimde 12 bin 940 adet derslik inşa ettik. İkinci üniversitemizi faaliyete geçirdik. 57 spor tesisi inşa ettik. Kocaeli stadyumu, Kartepe öğrenci yurdu da var.
Türk Silahlı Kuvvetleri ile müttefik silahlı kuvvetlerinin kullanımı için paletli ve tekerlekli zırhlı muharebe araç aileleri ile silah sistemlerinin tasarım ve üretimini gerçekleştiren FNSS, bu ürünlerle yüzlerce milyon dolarlık ihracat potansiyelinin ortaya çıkmasını sağlıyor.
FNSS, bu araçların yanında, geliştirdiği yenilikçi alt sistemlerle çok sayıda teknolojik çözümü patent ve faydalı modelle tescilledi.
Şirket, bu faaliyetler dolayısıyla son olarak Ankara Sanayi Odasının 60. kuruluş yılı ödül töreninde Faydalı Model Sayısını En Çok Artıran Firmalar Büyük İşletmeler kategorisinde ödül kazandı.
FNSS, son dönemde çoğunluğu özgün AR-GE projelerinin sonucu olmak üzere çok sayıda teknolojik çözüme imza attı, bunları patent ve faydalı modele dönüştürdü.
Şirket bu çalışmalar kapsamında ortaya çıkan Seri Hibrit Paletli Araçlar İçin Çapraz Tahrikli E-Transmisyon ile patent başvurusu yaptı.
Buluş, elektrikli ve seri hibrit, paletli, skid‐steer (nokta dönüşlü) özellikteki tekerli askeri araçlarda, insansız kara araçlarında ve iş makinelerinde kullanılan çapraz tahrikli elektrikli transmisyonu içeriyor. Buluşun en önemli amacını, çapraz tahrikli ve bağımsız tahrikli yapıyı birleştirerek ortak avantajları bir arada toplamak oluşturuyor. Sağ ve sol paleti yine birbirinden bağımsız 2 elektrik motoru tahrik ediyorken, bu motorlar arasına mekanik güç transferine olanak sağlayan bir diferansiyel dişli grubu ve üçüncü bir tahrik motoru ekleniyor. Bu sayede hem daha küçük ebatlı motor kullanımına imkan sağlanıyor, hem de motorlara düşen görevler itibariyle 3 motor arasında etkin ve verimli bir güç dağılımı yakalanıyor. Aynı zamanda tek motor arızası durumunda diğer 2 motor ile sürüşe devam ediliyor.
Bu çözümle mevcut teknikte var olan problemler çözülürken yeni, ekonomik, kullanışlı ve pratik bir transmisyon tasarımı ortaya çıkarıldı.

GÜÇ GRUBU TEST ÜNİTESİ
Patent başvurusu yapılan Güç Grubu Test Ünitesi ise genellikle zırhlı araçların güç grubunda bulunan motor, transmisyon gibi unsurların gerekli parametreleri sağlayıp salamadığını ve sorunsuz çalıştığını teyit ve test etmek amacıyla geliştirildi.
Savunma sanayisinde geliştirilen 6×6, 8×8 zırhlı tekerlekli kara araçlarının güç grubunda bulunan motor, transmisyon gibi unsurlar, bakım işlemleri sonrası araca geri montesi öncesinde gerekli parametreleri sağladığını ve sorunsuz çalıştığını teyit için test ediliyor.
Buluşun en önemli amacını, güç grubunda bulunan bütün unsurların tek bir seferde araca montajı yapılmadan test edilmesini sağlaması oluşturuyor. Taşınabilir olarak tasarlanan sistem sabit bir test düzeneğinin aksine istenen lokasyonda kullanılabiliyor.
Buluş, özellikle kullanıcıya hız, vites, sıcaklık, yakıt değeri, akü durumu ve sistem üzerinde gerçekleşebilecek arızalar hakkında ekran ve uyarı ve gösterge paneli ile bilgilendirme yapıyor. Ünite, marş ile motorun çalıştırılmasına, motor devrinin ayarlanmasına, vitesin değiştirilmesine imkan tanıyan, sensörlerle alınan ölçümlerin okunarak ilgili parametrelerin ekrana ve/veya uyarı ve gösterge paneline yansıtılmasına imkan tanıyan kontrol paneli içeriyor.
Üniteyle bakım teknisyenlerinin güç grubu bakımları en iyi düzeyde gerçekleştirilebiliyor, güç grubu bakım süresi kısalıyor. Böylelikle araçların kritik arıza hali önleniyor ve kullanılabilirlik süreleri arttırılıyor. Ünite, harici bir güç kaynağı olmadan dahili bataryalar ile çalışabiliyor.

ASKERİ ARAÇLAR İÇİN PORTATİF YÜK KALDIRMA MEKANİZMASI
Patent belgesi verilen Askeri Araçlar İçin Portatif Yük Kaldırma Mekanizması, yükün araç üzerine kaldırılmasını sağlayan el vinci, yükün asıl ağırlığını taşıyan taşıyıcı direk, ağırlık ölçümü yapılacaksa veya ağırlığı bilinmeyen bir birim kaldırılacaksa dinamometreli taşıyıcı kol veya ağırlığı bilinen bir birim kaldırılacaksa portatif kol içeren portatif yük kaldırma mekanizmasından oluşuyor.
Buluşun en önemli amacını, askeri araçların üzerine bir ekipman veya parça kaldırılması gerektiğinde kolayca kurulup istenilen bölgede yük kaldırma operasyonunu gerçekleştirmesi oluşturuyor.
Kolay kurulabilen ve katlanabilir olan mekanizma, araç üzerinde veya araç içinde kolayca istiflenebiliyor.
]]>Kendini değil kentini düşünen, laf değil icraat üreten biz varız. Sevgili Ankaralılar, aziz kardeşlerim sizleri hasretle muhabbetle selamlıyorum. Sözlerimin hemen başında, Moskova’da bir konser salonuna yönelik gerçekleştirilen terör saldırısı nedeniyle, ülkem ve şahsım adına Rusya’ya taziyelerimizi iletiyorum. Terörü şiddetle kınıyorum. İnsanlığın ortak düşmanı olan teröre karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.
MİTİNGE 200 BİN KİŞİ KATILIYOR
Ankara mitingimizden katılım, 200 bin kişi. Maşallah, demek ki 31 Mart’ta bu katılım Ankara’da her şeyi değiştirecek. Öncellikle Ankara ve Ankaralılara 14 ve 28 Mayıs’ta cumhur ittifakına verdikleri destek için teşekkür ediyorum.
İnşallah 31 Mart’ta Ankara’yla aramızdaki muhabbetin derinliğinde bunu telafi edeceğiz. Ankara’nın milli mücadelenin ardından başkent olması, birilerinin dediği gibi tesadüf değildir.
“TÜM DÜNYAYA MESAJ VERİYORSUNUZ”
Ankara kıyamete kadar mazlumların ümidi olmaya devam edecektir. Bu şehir sadece devletin merkezi sıfatıyla sahip olduğu kamu gücünden değil, insanıyla ülkemizin parlayan yıldızıdır. Başkent millet Bahçesi’nde bir araya gelen sizler, sadece ülkemize değil tüm dünyaya mesaj veriyorsunuz. Murat Kurum kardeşimiz bakanken burayı yaptı.
Turgut Altınok kardeşimiz de Keçiören’de gerekeni yaptı. Hep beraber artık, istiklal ve istikbal haline gelen parolamızı tekrarlayalım, tek millet, tek bayrak, tek devlet, tek vatan. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, buradaki gibi kardeş olacağız. Hep birlikte Türkiye olacağız.

“BAHARI ÖNCE ANKARA BAŞLATTI”
1 asır önce düşman Ankara’nın kapısına kadar dayanmıştı. O dönemde ortaya konan güçlü iradenin yankıları hala sürüyor. O irade 15 Temmuz’da darbecileri püskürten ruhun adıdır. Çok partili siyasi hayata geçtiğimizden beri, demokrasimizin başına kara bulutlar her toplandığında baharı önce Ankara başlattı. Cumhuriyetin 100. yılına atıfla hazırladığımız 2023 yılı hedeflerimizi burada faaliyete geçirdik.
Allah’ın izniyle Ankara Türkiye Yüzyılı’nın inşasına hazır. Bunun için söz veriyor musunuz? Ankara yanımızda olduğu müddetçe yedi düvel karşımıza çıksa evelAllah yıkar geçeriz.

“BU CHP’NİN PRATİĞİDİR”
Kardeşlerim Ankara’yı bilmek, Ankara’yı anlamak, Ankara’yı sevmek elbette önemli ama asıl mühim olan Ankara’yı eser ve hizmetlerle donatmaktır. Mevcut belediye başkanı şu 5 yılda ne yaptı ya? Yollarımızın hali ortada, çöp, çukur, çamur. Bu CHP’nin pratiğidir, İstanbul’da da öyleydi. Bunlardan artık kurtulalım. 5 yıl boşuna geçti onun için 31 Mart çok önemli. Ankara’ya hizmet veremeyenlerden kurtarma vakti çoktan gelmiştir. Buna hazır mıyız? Öyleyse 31 Mart’ta hakkını verelim. Burası hiçbir şey yapmayarak üstüne bir de bununla övünerek idare edilebilecek bir şehir değil. Hele hele ana kademe, kadın kolları, gençler sizler bunları çok iyi biliyorsunuz. Ankara daha fazla yavaşlamayı kaldıramaz. Ankara’yı içine düşmüş olduğu bu sıkışmışlık halinden bir an önce kurtarmak gerekiyor. Ulaşımda çektiğiniz sıkıntı hepinizin malumu. Öyleyse şu 9 gün sonra bu işin hakkını verelim.

Caddeleriyle, parklarıyla, ulaşımıyla, alt yapısıyla gurur duyacağımız bir Ankara’nın peşindeyiz. Bölgesinin ve dünyanın yükselen yıldızı Türkiye’nin yakışır bir başkenti olması için 9 gün sonra oy verin.
Bu şehirde hizmet ve eser çağını yeniden çok güçlü şekilde başlatmak istiyoruz. Başkentimizi hak ettiği yatırımlarla buluşturacağız: 1 Nisan’dan itibaren çok farklı bir hizmeti ortaya koyacağız.
Ülkemizi büyütmek ve güçlendirmek için attığımız her adımda engellemelerle karşılaştık. Emperyalistlere içerden destek veren figüranlar var. CHP’nin takındığı tutum endişe vericidir.
‘TÜRKİYE’Yİ KÜRESEL BİR ÜRETİM ÜSSÜ HALİNE GETİRDİK’
Katma değerli üretim ve teknoloji geliştirme kabiliyetinin, sürdürülebilir büyümenin ve uluslararası rekabet gücünün anahtarını oluşturduğunu vurgulayan Kacır, “Gelişmiş teknolojilerin ve yenilikçi çözümlerin benimsenmesi, toplumların refah seviyesini artırıyor ve geleceğe yönelik güçlü bir vizyon sunuyor. Bu doğrultuda son 22 yılda birçok alanda büyük atılımlar gerçekleştirdik. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde dev bir Ar-Ge, inovasyon ve yenilikçilik ekosistemi oluşturduk. Sanayimizin ihtiyaç duyduğu, planlı ve entegre sanayi altyapılarını hayata geçirdik.
Özel sektörün yatırım iştahını ortaya çıkaracak, cazip teşvik sistemleri uygulayarak, Türkiye’yi küresel bir üretim üssü haline getirdik. Bölgesinde güç, dünyada söz sahibi bir Türkiye inşa ettik. ‘Milli Teknoloji Hamlesi’ vizyonumuz doğrultusunda, güçlü girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerine sahip olmanın ne denli önemli olduğunun farkındayız. Küresel rekabetin teknoloji düzleminde gerçekleştiği günümüz dünyasında kalkınmanın anahtarı bilgi üretmek ve bunu ekonomik değere çevirmektir.
Bu anlayışla teknoloji ve inovasyon ekosistemimize güç katacak adımlar atıyoruz. Başka ülkelerin girişim ekosistemlerinin dinamikleriyle kıyaslandığında daha fazla fırsat eşitliği sunan, daha demokratik bir modeli Türk girişimcilik ekosisteminde hep birlikte inşa ediyoruz. ‘Milli Teknoloji Hamlesi’ hedeflerimizi gerçekleştirirken, girişimcilik kültürünü tabana yayıyoruz. Bu sürecin her aşamasını hızlandıracak altyapıları ve ihtiyaç duyulan destekleri sağlayarak girişimcilerimizin işini kolaylaştırıyoruz” diye konuştu.
1 MİLYAR DOLARIN ÜZERİNDE TEKNOGİRİŞİM HEDEFİ
Girişimcilere verdikleri destekleri anlatan Kacır, şunları söyledi: “Teknoloji ve İnovasyon Fonu, Bölgesel Kalkınma Fonu, Bölgesel Girişim Sermayesi Fon Çağrıları, Bilişim Vadisi Girişim Sermayesi Yatırım Fonu, Tech-InvesTR programı gibi fonların fonu ve eş finansman mekanizmalarıyla kamu kaynaklarının girişimcilerimiz için çarpan etkisi oluşturmasını sağlıyoruz. TÜBİTAK Bireysel Genç Girişimci Programı (BİGG) ile gençlerin teknoloji ve yenilik odaklı iş fikirlerini katma değerli girişimlere dönüştürmelerini destekliyoruz.
TEKNOFEST bünyesinde düzenlediğimiz girişim yarışmaları ile de gençlerimizin hayallerini, projelerini ticarileştirmelerini sağlıyoruz. Yenilikçi ve teşvik edici bir anlayışla start-up ekosistemimizi büyütmeye devam ediyoruz. Sağladığımız bu destekler ile birlikte değeri 1 milyar doların üzerinde olan teknogirişim sayımızı, ‘Turcorn’larımızın sayısını 7’ye çıkardık. Önümüzdeki dönem için de kendimize iddialı ama bir o kadar da gerçekçi hedefler koyduk. Ulusal Girişimcilik Stratejimiz doğrultusunda, 2030 yılında bu topraklardan 100 bin teknogirişimin filizlenmesini hedefliyoruz.
Hayata geçirdiğimiz Turcorn 100 Programı ile küresel hedefleri olan Turcorn adaylarımızı destekliyoruz. Kurduğumuz teknoparklarla yenilikçi fikirlerin ticarileşmesi doğrultusunda girişimcilerimize gerekli ortamı sağlıyoruz. 2002 yılında yalnızca 2 teknoparkı bulunan bir ülkeyken, gerçekleştirdiğimiz atılımla teknoparklarımızın sayısını 101’e çıkardık. Teknoparklarımızı; 92 binin üzerinde Ar-Ge personelinin çalıştığı ve 10 bini aşkın teknoloji girişimine ev sahipliği yapan bir ölçeğe yükselttik.”
TARIM, TEKNOLOJİYLE BULUŞUYOR
Teknoparklarda farklı sektörleri teknoloji ile buluşturduklarını söyleyen Kacır, şunları kaydetti:
“Bu sektörlerden biri de tarım sektörü. Bugün insanoğlu değişen iklim koşulları, çevresel bozulma, artan nüfus ve savaşlar gibi sınamalarla karşı karşıyayken; gıda güvenliğimizi tesis edecek altyapıyı inşa etmeyi en az yerli ve milli savunma sanayi kadar elzem görüyor, bu yaklaşımla hareket ediyoruz.
Teknolojinin hayatın her alanında yenilikçi çözümlerin kapısını araladığı 21’inci yüzyılda modern teknolojilerin tarımda kullanımının yaygınlaşması, sürdürülebilir ve verimli bir tarım altyapısı için olmazsa olmaz. Özellikle hassas tarım uygulamaları, yapay zeka, robotik sistemler, veri analizi ve uzaktan algılama gibi teknolojilerin tarımsal süreçlere entegrasyonu, tarımsal üretimin her aşamasında daha fazla hassasiyet ve sürdürülebilirlik sağlayarak, gıda güvenliği, çevresel sürdürülebilirlik ve sosyal refah arasında bir denge kurmamıza imkan tanıyor.
Bu doğrultuda, teknoparklarımız bünyesinde tarım teknolojilerinde yeni girişimlerin filizlenmesinin destekçisi oluyoruz. Teknoparklarımızda tarım teknolojilerinde çalışan 257 teknoloji girişimimize bugüne kadar sağladığımız Ar-Ge teşviki 2,4 milyar lirayı aştı.
Tabii tarım sektöründe doğru teknoloji çözümlerinin hayata geçmesi için teknoloji geliştiricilerinin sektörle yakın iş birliği hayati öneme sahip. Bu açıdan tarımsal ve teknolojik bilginin buluşmasına imkan tanıyan agroparklar tarım ve teknoloji sektörlerinin sinerjisini en üst düzeye çıkararak, her iki alandaki yeniliklerin birleştirilmesinde kritik bir rol oynuyor.
Tarımsal inovasyonun merkez üssü olarak, sürdürülebilir ve verimli tarım uygulamalarının geliştirilmesi, test edilmesi ve uygulanması için benzersiz bir platform sunuyor.”
BAKANLIĞIN 81 MİLYON LİRA DESTEĞİYLE KURULDU
Kacır, Türkiye’nin ilk tarım ihtisas teknoparkı Mersin Agropark ile tarım ve gıda teknolojileri alanında yenilikçi girişimlerin gelişmesi ve büyümesinde öncü olacak bir altyapıyı Mersin’e kazandırdıklarını belirterek, “Bakanlığımızın 81 milyon lira desteğiyle hayata geçirdiğimiz bu merkez, teknoloji girişimlerine ev sahipliği yapacak. Aynı zamanda bünyesinde yer alan yaklaşık 730 dönümlük Ar-Ge alanı, teknopark bünyesinde geliştirilen teknolojilerin bizzat sahada uygulanmasına ve test edilmesine imkan sağlayacak.
Mersin Agropark’ın, katma değerli tarımsal üretimin öncü şehirlerinden Mersin’de tarım ve gıda teknolojilerinde önemli işlere imza atacağından hiç şüphem yok. Akdeniz’in parlayan yıldızı, yurdumuzun dünyaya açılan kapılarından Mersin’imize ne yapsak az. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak, ülkemizin dört bir yanında, her alanda olduğu gibi tarım ve gıda sektörlerinde de dijitalleşmeyi yaygınlaştırmak ve desteklemek adına çalışmalarımızı sürdüreceğiz” diye konuştu.
Cezaevinde bile tek derdi paylaşım! Dilan Polat’tan ‘pes’ dedirten hamle









Kara para aklama ve vergi kaçakçılığı suçlarından tutuklanan Engin ve Dilan Polat çifti hakkında, Banu Parlak’ın güzellik merkezine düzenlenen silahlı saldırıyı azmettirdikleri gerekçesiyle ikinci bir tutuklama kararı verilmişti. Silahlı saldırıya ilişkin yürütülen soruşturma tamamlandı ve Dilan, Engin ve Sezgin Polat’ın ‘birden fazla kişiyle birlikte silahla tehdit suçunu azmettirme’, ‘Mala zarar vermeye azmettirme’ suçlarından toplamda ayrı ayrı 8 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi. Düzenlenen iddianameye ilişkin ise yeni detaylar ortaya çıktı.

“BANU PARLAK’I VURMAM KARŞILIĞINDA 2 MİLYON TL DEĞERİNDEKİ BAYİLİK TEKLİF EDİLDİ”
Soruşturma aşamasında tanık olarak dinlenen Halil İbrahim Kalkan “2017 yılında Sezgin Polat’a 500 bin TL borç vermiştim. Bu parayı geri alamadım. 2023 yılı başlarında Sezgin Polat, oğlu Engin Polat ve gelini Dilan Polat’a ait güzellik merkezlerinin bir bayiliğini borca mahsuben bana vereceğini ancak kendilerine ticari hayatta zorluk çıkartan Banu Parlak isimli şahsın vurulması gerektiğini, Banu Parlak’ı vurmam halinde 2 Milyon TL değerindeki bayiliği bana karşılıksız vereceğini söyledi. Bu teklifi kabul etmedim. Paramı istemeye devam edince de bu şahıslar beni ayağımdan vurdu. Yaralanmama ilişkin gerekli müracaatlarda bulundum. Vurulduktan sonra Banu Parlak bana sosyal medyadan ulaştı. Dilan Polat ve Engin Polat’tan şikayetçi olacağını belirterek ‘Bana şahitlik eder misin? diye sordu. Şahitlik yapacağımı söyledim. Ancak Banu Parlak bu konuyu basına yansıtarak, beni de televizyonlara çıkartıp gazeteciler ile muhatap etti. Normal şartlarda Banu’yu tanımam. Bu zamana kadar bir ilişkim olmadı. İş yerinin kurşunlandığını sosyal medyadan öğrendim. Arayıp ‘geçmiş olsun’ dedim. Kimin yaptığına dair bir fikrim yok” dedi.

“BERATCAN’IN 200’E YAKIN ADAMI VAR”
Daltonlar çetesi lideri Beratcan Gökdemir’i 2015 yılından beri tanıdığı söyleyen sanık Batuhan İnci, savcılıktaki savunmasında, “Bildiğim kadarıyla Beratcan’ın 200’e yakın adamı vardır. Kendisi yurtdışındadır. En son bildiğim kadarıyla Gürcistan’daydı. Eskiden beri bağlantımız olduğu için ihtiyacım olduğunda bana para gönderirdi. Olaydan bir gün önce Beratcan ile bir uygulama üzerinden görüştük. Maddi sıkıntımın olduğunu söyleyince ‘Sana bir iş vereceğim’ dedi. Boş bir dükkana silahla ateş etmem karşılığında para vermeyi teklif etti. Cezaevinden yeni çıktığım için doğrudan bu işlere karışmak istemiyordum. Arkadaşlarım Yunus Emre ve Nizamettin bu işi yapabileceklerini söylediler. Beratcan konum bilgilerini gönderdi motosikletin ve silahı teslim alınacağı noktayı da bildirdi. Ben evdeydim onlar eylemi gerçekleştirmeye gittiler. Geldiklerinde onların anlattığına göre silah kurusıkıdan bozma olduğu için ilk atıştan sonra mermi yamulmuş korkup kaçmışlar. Ortalık sakinleştikten sonra tekrar gidip 4 el daha ateş etmişler. Olayın iki parça olmasının sebebi bundan ibarettir” dedi.

“SİLAH TUTUKLULUK YAPTI”
Ateş etme eylemini gerçekleştiren Nizamettin Bilgili ise, “Yunus Emre bana bir iş yerinin kurşunlama işi olduğunu söyledi. ‘Paraya ihtiyacın var mı?’ diye sordu. İhtiyacım olduğundan teklifi kabul ettim. Bana silah verdi. Yunus şoför konumundaydı, ben arka koltuktaydım. Gece saat 01.30 gibi iş yerinin önüne geldik bir el ateş ettim silah tutukluluk yaptı. Yunus işin tam olmadığını söyleyince saat 05.00 civarında tekrar gittik 4 el daha ateş ettim. İlk kurşunlamadan sonra işi yarım bırakmamak için tekrar gittik. İkinci olay yarım kalan ilk olayın devamıdır. Ben sadece para karşılığı bu işi yaptım” dedi.
TELEFONLAR İNCELENDİ
Öte yandan sanıkların yapılan telefon incelemelerinde, Daltonlar Çetesi’nin firari lideri Barış Boyun ve diğer çete üyelerinin birçok fotoğrafı, uyuşturucu, yüklü miktarda para ve silah fotoğraflarının da bulunduğu tespit edildi. Ayrıca Onur Abiç’in telefonunda Gürcistan’da firari olduğu esnada öldürülen Barış Boyun’ın yakın adamlarından biri olan Emircan Yılmaz’ın fotoğrafının bulunduğu da görüldü. Bir başka sanığın telefonun da ise Beratcan Gökdemir’in talimat içerir mesajları ve Banu Parlak’a ait fotoğrafların olduğu belirtildi.

Satranç, iki oyuncu ile 8×8 bir ızgara üzerinde ve her oyuncunun 16 tane taşı olmak üzere toplam 32 taş ile oynanan, en eski stratejik zekâ oyunudur. Oyunun en önemli taşı şahtır ve asıl amaç rakibin şahını mat ederek oyunu bitirmektir. Oyunu bitiren bu şah mat hamlesini görebilmek asıl mesele ve oyuncuların seviyelerini birbirinden ayıran en önemli detaydır.
SİYAH ŞAHI TEK HAMLEDE ŞAH MAT YAPARAK DEVİRİN!

Satranç oyununda başarılı sonuçlar elde etmek ve tek hamlede şah mat yapabilmek için bu tarz zekâ testi oyunları ile kendinizi geliştirmelisiniz. Satranç zekâ testi oyunları, tek hamlede şah mat yapmanız için stratejik düşünmenizi ve hamleleri önceden görme yetinizi geliştirecektir.
Peki, siz satranç oyununda ne kadar başarılısınız ve tek hamlede şah mat yapabilecek kadar dikkatli misiniz? Cevabınız evet ise hadi bunu görelim!
Yukarıdaki satranç tahtası görselinde halen daha devam eden bir mücadele yer almaktadır. Ancak bu mücadelede öyle bir noktaya gelinmiş ki oyunun bitmesi için tek bir hamle gerekiyor. Oyun sırası beyazlarda yani siz de ve rakibiniz olan siyah şahı tek hamlede şah mat yapmak için sadece 10 saniye süreniz var.

Satranç zekâ testi oyununda siyah şahı tek hamlede şah mat edecek kazandıran hamleyi bulabilecek misiniz? F6 karesinde duran siyah şahı tek hamlede şah mat yapmak için nasıl bir yol izlemelisiniz? Sizin bakış açınızla kazandıran hamleniz ne olmalı?
Hızlı olmanız gerekiyor, süreniz git gide azalıyor. Kazandıran hamleyi yapmadan önce çok iyi düşünmeniz gerekiyor. Sizin öyle bir hamle yapmanız gerekiyor ki rakibinizin köşeye sıkışsın ve tek bir hamle yapma şansı kalmasın. Eğer hatalı bir hamle seçip yaparsanız sıra rakibinize geçecek ve şahını korumaya alarak oyunun seyrini değiştirecektir.
SİYAH ŞAHI ŞAH MAT EDECEK O KAZANDIRAN HAMLE
Kazandıran hamleyi bulduysanız sizi tebrik ederiz. Stratejik düşünme gücünüz sadece zekâ testi oyunlarında değil, günlük hayatınızda karşılaştığınız problemlerde de size yol gösteriyor. Eğer, siyah şahı tek hamlede şah mat yapacak kazandıran hamleyi bulmadıysanız endişelenmeyin. Her zaman olduğu gibi sizlerle cevabı kontrol etmeniz için çözüm görselini paylaşacağız.
Çözüm görseli ile kazandıran hamlenin hangisi olduğunu görmek için hazır mısınız? İşte siyah şahı şah mat yapacak o tek hamle;

Evet, siyah şahı tek hamlede şah mat yapacak kazandıran o hamle A7’de bulunan kaleyi F7 karesine çekmek. Siyah şah bu hamle ile köşeye sıkışacak ve kaçacak bir yeri kalmayacak.
Peki, siz siyah şahı tek hamlede şah mat yapacak kazandıran bu hamleyi bulabildiniz mi? Stratejik düşünme yeteneğinizi geliştirmek istiyorsanız tek hamlede şah mat yapabileceğiniz ya da sadece tek bir kibrit çöpünü hareket ettirerek denklemi düzenlemeniz için hazırladığımız diğer zekâ testi oyunlarını çözebilirsiniz.
]]>Geliştirilen uygulama ile saniyeler içerisinde betimlenen görselin üretimi yapılıyor. Stok fotoğraflar, logo tasarımı, posterler uygulama ile üretilebiliyor.
Stockimg Al isimli program ile teknoloji ve inovasyon alanındaki potansiyel de gözler önüne serildi. Buğrahan Zeki Kadak, Aşkın Temel ve Ahmet Bassime isimli öğrencilerin birlikte yola çıkarak geliştirdiği uygulama yerli ve yabancı yatırımcıların da ilgisini çekiyor.

Yapay zeka projesinin fikir aşaması ile ilgili bilgi veren şirketin kurucusu Buğrahan Zeki Kadak, “Biz üç arkadaş lise döneminden beri projeler üretiyorduk. Çeşitli yarışmalara katılıyorduk. Teknofest’e de çok katıldık. Bu projeleri biraz daha ticarileştirmek ve girişim odaklı çalışmalar yapmak istedik. Yapay zekanın gündemde olduğu dönemde yapay zeka uygulaması yaptık. Bunu internet üzerinden bazı kanallarla duyurduk. Çok yoğun bir ilgi gördük. Daha sonra şirketimizi kurmak için çalışmalara başladık. İş insanı İsmail Berhan Perincekli’nin destekleriyle şirketleştik’’ dedi.
“YAPAY ZEKA UYGULAMASI SANİYELER İÇİNDE İSTEDİĞİNİZ GÖRSELİ ÜRETİYOR”
Uygulama ile neler yapıldığını da anlatan Kadak, ‘‘Uygulamamız ile sosyal medya gönderileri üretebiliriz. Yapay zeka ile logolar üretebiliriz. Stok fotoğraflar ile posterler gibi aklınıza gelebilecek her şeyi üretebiliriz. Bu tarz resimleri sadece birkaç kelime ve ne istediğinizi yazarak üretebiliyorsunuz. Yapay zeka saniyeler içerisinde sizin için görselleri üretmiş oluyor’’ ifadelerini kullandı.

“YURTİÇİ VE YURTDIŞINDAN YATIRIM TEKLİFLERİ ALIYORUZ”
Şirket değeri ve uygulamanın kullanıcı sayısındaki büyüme ile ilgili de konuşan Kadak, “10 ayda 2 milyon kullanıcıya ulaştık ve şirketimiz bu süreçte 3,5 milyon dolar değere ulaştı. Kullanıcılarımızın yüzde 50’si ABD’den olurken, yüzde 20’lik kısmı Avrupa’dan. Türkiye’den de yüzde 5 ila 10 arasında bir kullanıcı kitlemiz var. İlk 1 milyon kullanıcımıza 5 aylık bir süreçte ulaştık ve projenin üzerinden 1 yıl geçti. Şu anda 2 milyondan fazla kullanıcımız var. Kullanıcılarımız yaklaşık 5 milyon adet görsel üretmiş durumda. 10 kişilik bir ekibimiz var ve tamamen üniversite öğrencilerinden oluşuyor. Yurtdışı ve yurtiçinden birçok yatırım teklifleri alıyoruz” şeklinde konuştu.

Yapay zekanın gelecekte bazı iş kollarını olumsuz etkileyeceğini ama yeni fırsat alanları da oluşturacağına dikkat çeken Kadak, ‘‘Yapay zeka hızla gelişiyor. Bu teknolojiye yetişmekte zorlanıyoruz. Bizim önümüzdeki hedefimiz, yapay zeka modellerimizi ve algoritmalarımız geliştirip ekibimizi büyüterek global arenada daha çok sahne almaktır. İlerleyen dönemlerde tek bir kişinin yazılım bilmeden sadece fikrini öne çıkararak, yapay zeka sayesinde çok iyi uygulamalar yapabileceğini düşünüyoruz. Birçok alan yapay zeka yüzünden belki etkilenecek ama yapay zekanın bunlar yerine daha çok fırsatlar oluşturabileceğini düşünüyoruz’’ ifadelerini kullandı.
Murat Kurum’un açıklamalarından satır başları:
Çanakkale’de meydana gelen depremi yaşayan tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun diyorum. Biz bir deprem ülkesiyiz, deprem gerçeği ile yaşamak zorundayız. Depreme ilişkin tedbirlerimizi alarak yaşamalıyız. Deprem bugün terörle mücadele kadar önemli bir konudur. Biz de projelerimizi, hayallerimizi ortaya koyduğumuzda en önemli gündem maddemiz deprem. İstanbul’daki riskli bina stoğunu bir an önce eritmek istiyoruz, o nedenle 650 bin konutun dönüşümünü açıkladık.
Muhalefet, İstanbul’un deprem gerçeğiyle ilgili son 5 yılda hiçbir proje ortaya koyamadı. 650 bin konut İstanbul’da dönüştürülmemeli diye düşünen bir belediye başkanı şuanda var. Kentsel dönüşümün mahalle mahalle yapılması gerektiğini biz söylerken, bugünkü liyakatsiz belediye başkanı hiçbir şey yapmadı.
Reklam bütçesini deprem bütçesinden 2 katı harcamış bir yönetim var. Bu anlayıştan siz ne beklersiniz, bu anlayış zaten İstanbul’da deprem olsun ve insanlar bu riskli binalarda yaşasın demektir. Biz nüfusu arttırmadan yerinde konutları dönüştürelim diyoruz. Yapmak isteyeni de eleştiriyorlar, kaynak bulamazsınız diyorlar. Biz kaynak bulduk, asrın felaketinde 3 ayda 89 bin konutun inşası başladı. Nasıl bulduk kaynağı? İstenirse yapılır, siz vatandaşınız için dertli olursanız her şey yapılır.
“BABASININ MALI YA DAĞITACAK”
Biz kaynaklarımızı en iyi şekilde kullandık, TOKİ ile kaynak ürettik. Yapamamanın nedeni nedir biliyor musunuz? Kırklareli’nde CHP’li bir başkanın kendi ifadesi, “Beni aday olmamam için neler teklif ettiler, neler” diyor. Demişler ki “Biz sana İBB’den daire başkanlığı verelim”. Babasının malı ya dağıtacak.
Sen 2 günlük konsere 550 milyon harcamayı biliyorsun, Sancaktepe’deydim bugün otobüs yok, 550 milyona kaç tane otobüs alırsın. Sokakta köpek mi kovalar, diğer tarafta kızlarımız bir endişe içinde mi yürür. Biz gerekirse genç kızlarımızı alacağız evlerine bırakacağız. İnsanların sokak hayvanıyla alakalı endişesi olmaması lazım, insanlar yürürken o şehir için dertlenen tasalanan bir belediye başkanı olduğunu hissedecek. Metro yapacaksınız, otobüs sayısını artıracaksınız, yeni yatırım yapacaksınız. Yeni içme suyu kaynağı getireceksiniz. 1 litre su gelmemiş İstanbul’a şu 5 yılda. Sonra da bizim projeleri karalamak diz boyu. Eğer o Marmaray, Avrasya tünel, 3. Köprümüz, Kuzey Marmara Otoyolu yapılamasaydı neler olurdu İstanbul’da?
“İBB’NİN ÖZ GELİRİ YÜZDE 8’E DÜŞTÜ”
100 bin sosyal konut için 16 Nisan’da başvuruları alacağız. KİPTAŞ eliyle yarısı bizden 300 bin konut yapacağız. Biz 250 bin konutu dönüştüreceğiz. 58 milyar dolar tutarında. Şu anda İBB’nin 500 milyar dolardan fazla bütçesi var.
Bir tane örnek göstersinler, desinler ki “Siz Okmeydanı’nda kentsel dönüşüm yaptınız rantsal dönüşüm var.” Şimdi biz kaynağı nereden bulacağız, İstanbul’un kaynaklarını İstanbul’a harcayacağız. İBB’nin öz geliri var değil mi? Biz burayı devrettiğimizde öz gelirle merkezi bütçeden gelen gelirlere baktığımızda öz gelir yüzde 8’e düşmüş.
Biz İstanbul’da 100 bin konutu neden yapacağız, ben tüm sendikalara gittim. Memurların İstanbul’dan beklentileri var. Bu konutlar kentsel dönüşüm yapılan binalardaki insanlarımıza düşük kiralı olarak verilecek. Memurlarımızın ihtiyacı mı var? Onlara düşük kiralarla kiralayacağız ki dengeyi yakalayacağız.
“BİRİLERİNE LAF YETİŞTİREN TARAFTA OLMAYACAĞIZ”
Sayın Cumhurbaşkanımızdan destek alacağım, ilgili bakanlarımızdan destek alacağım. İstanbul için ne gerekiyorsa yapacağım. Biz birilerine laf yetiştiren tarafta olmayacağız. Bakın bana muhalefet şu 60 gündür İstanbul’la ilgili hiçbir gündemi sormuyorlar. Yok dili sürçmüş, yine bir toplantıda demişim ki ben “Yüzde 87 başarı sağlamış.” Bunlar bundan medet umuyor ya, hepimiz insanız ya. Bizi insanlar neden seviyor, samimi ve içten olduğumuz için. 
ULAŞIMDAKİ HEDEFLER
İstanbul’un en önemli sorunlarının başında ulaşım, deprem, konut fiyatları geliyor. Biz İstanbul’daki trafik çilesini artık çile olmuş. Bir dizi film gibi evine gittikleri tabloyla karşı karşıyayız. İstanbul’a o sevgi ve ilgiyi göstermezseniz daha kötü olur. Yılda 18 milyon turistin geldiği, araçlanma sayısının arttığı İstanbul’da yatırım yapmak zorundasınız. Birileriyle kirlik pazarlıklarla bunu yapamazsınız. Meselenin ne olduğuna oturup bir bakacaksınız. İstanbullular neden bu çileyi çekiyor? Metrobüs kuyruğunu görsem ve belediye başkanı olsam utanırım, sokağa çıkamam. Bu insanlara bu hak mı ya!
Biz raylı sistemi 5 yılda 2 katına çıkaracağız. 340 kilometreden 650 kilometreye çıkaracağız. Her ilçeye metro gidecek bir sistem yapacağız. 
2 YAKAYA 2 BÜYÜK TÜNEL
İstanbul’un 2 yakasına 2 büyük tünel yapacağız. Mevcut İBB yönetimi yeni bir tane tünel yapmadı. 122 kilometrelik tünelle alternatif bir yol oluşturuyoruz. Yerin altından hızlı bir şekilde gidilecek yol olacak. Bunların bittiğini hayal edin Kilyos’tan çıkan bir vatandaşımız kesintisiz Büyükçekmece’ye kadar gidecek.
İSTANBUL’DAKİ OTOPARK SORUNU NASIL ÇÖZÜLECEK?
Vatandaşımız evinin önüne ücret ödemeden park edecek. 250 bin yeni otoparkı hayata geçireceğiz. Üstü yeşil alan, altı otopark olan projeyi hayata geçireceğiz.
Okullara otopark yapacağız, o okula gelen öğretmen ve veli oraya park edecek. Bakın burası Çengelköy Meydanı, altı otopark olacak. Çengelköy’ü bilirsiniz, orada arabayı koyacak yeriniz yok. 650 bin konutu da her daireye bir otopark hakkı ile inşa edeceğiz. 
BİZİSTANBUL UYGULAMASI
Tek sistemden taksiyi yöneteceğiz. Şuanda bir çok uygulama var, biz bunu tek çatı altında toplayacağız. Oldu ya taksiden istediğiniz verimi alamadınız, ödül ve ceza uygulaması getireceğiz. Gerekirse men edeceğiz. Bir yandan taksicilerimize eğitim vereceğiz. Taksicilerin de güvenliğini düşüneceğiz.
CHP-DEM İTTİFAKI
Bu ittifakın kimlerle nasıl olduğunu milletimiz biliyor. Aynı geçmişte olduğu gibi bakanlıkları paylaşmışlardı. Cumhur İttifakı’nda böyle bir şey gördü mü bu millet?
Devlet Bey, “Sizin de bu noktada bir talebiniz var mı? diye sorulduğunda, “Bu millet sizi seçti, sizin yönetmeniz ve bizim uymamız gerekir” diye yanıt verdi.
İMAMOĞLU’NA ATEŞ PÜSKÜRDÜ
Sen bizim ‘Tek millet, tek devlet’ dememizden mi rahatsızsın ya! Sen git önce kendini özgürleştir ya! Sen ne demek istiyorsun? Sen önce kirli ittifaklarının hesabını ver. Böyle bir aşağılık bakış açısı olamaz! Sen kimsin ki! Sen git o büyükelçilerle yaptığın kirli anlaşmaları açıkla. Gelip bize akıl verme, sen kimsin ya! Sen kendi menfaatin için her türlü kirli ilişkiye gireceksiniz sonra bizim ‘Tek millet, tek devlet’ dememizden mi rahatsız oluyorsun.
Özgür Özel, bedelli askerlik yapan vatandaşlarımızı hedef aldı, kendi belediye başkan adayları bedelli askerlik yapmış kişiler.
ANKETLERDE SON DURUM
Biz geriden başladığımız yerden 1,5, 2 puan öne geçtik. Bütün İstanbulluların oyunu alacağız ve büyük bir zafer kazanacağız.
Tüm bu çözümler, TP-Link Aginet Birleşik Bulut (TAUC) çözümü ve TR-369/TR-069 protokolleriyle uyumlulukla destekleniyor. Bu sayede dağıtım hızını hızlandırıyor, hizmet sağlayıcılar için OPEX’i azaltıyor ve kullanıcıya daha iyi bir deneyim sunuyor.
Sabit Kablosuz Erişim (FWA) Çözümü: TP-Link, en son kablosuz teknolojiden ve 5G’den yararlanarak Wi-Fi 6’dan en yeni Wi-Fi 7’ye kadar iç mekan ve dış mekan uygulamalarına uygun taşıyıcı sınıfı 5G yönlendirici portföyünü piyasaya sürüyor. Tüm iç mekan ağ geçitleri, EasyMesh ve VoNR/VoLTE telefon görüşmelerini destekleyecek şekilde tasarlanmış olup, kesintisiz bir ağ ağının ve aynı anda yüksek kaliteli aramaların keyfini çıkarmanıza olanak tanıyıor. Dış mekan yönlendiricisi, IP66 dereceli hava koşullarına dayanıklı ve dayanıklı kapağın yanı sıra 7 Gbps’nin üzerindeki rakipsiz 5G hızlarıyla zorlu dış mekan ortamlarına dayanacak şekilde üretiliyor.
Fiber Erişim Çözümü: TP-Link, XGS-PON erişim teknolojisi ve Wi-Fi 7 teknolojilerini içeren kapsamlı fiber erişim çözümünü tanıtıyor. Bu çözümler, dijital çağın giderek artan taleplerini yüksek güvenilirlik ve ölçeklenebilirlik ile karşılayarak sizi gerçek bir 10G çoklu gigabayt çağına götürüyor. TP-Link ayrıca şasi optik hat terminali DS-P8000-X7’yi de piyasaya sürecek. DS-P8000-X7 aynı zamanda geniş bant, ses ve TV gibi birden fazla hizmeti tek bir fiber bağlantıda sunuyor.
Tüm Ev İçin Mesh Wi-Fi Çözümü: EasyMesh ve Wi-Fi 7 teknolojilerinin gücünden yararlanan Aginet ağ sistemi, evin her köşesinde çarpıcı performansla kusursuz kapsama alanı sağlıyor.
HB810, üç bantta 19 Gbps’ye varan Wi-Fi hızlarıyla öne çıkıyor. Bu sayede oyun oynama, 4K/8K akış, AR/VR ve birden fazla cihazda yüksek hızlı indirme işlemlerini aynı anda mümkün kılıyor.
OMADA PRO, KURUMSAL WI-FI ÇÖZÜMLERINI SUNUYOR
Omada Pro, TP-Link Omada’nın çeşitli endüstrilerin yüksek kapasite, güvenlik ve yönetim ihtiyaçlarını karşılamak üzere tasarlanmış kurumsal sınıf ürün serisidir, özellikle dikey endüstriler için kontrolörler, erişim noktaları, anahtarlar ve yönlendiriciler gibi tam bir cihaz setini bir bulut yönetim platformuna entegre ederek. TP-Link ayrıca, çoklu konut birimleri için birleşik bir Wi-Fi çözümünü sergileyecek, iç ve dış bağlantı ihtiyaçlarını kapsayacak, kesintisiz kapsama, gelişmiş güvenlik ve kesme noktası Wi-Fi teknolojisi ve SDN entegrasyonu aracılığıyla basit yönetim özellikleri sunuyor.
TAPO, BAĞLANTILI EVLER IÇIN YENILIKÇI AKILLI EV EKOSİSTEMINI GENİŞLETİYOR
TP-Link, hem iç hem de dış mekan kullanımına yönelik yenilikçi akıllı ev güvenlik kameraları, görüntülü kapı zilleri, akıllı ampuller, akıllı prizler ve daha fazlasını içeren üst düzey ev otomasyonu ekosistemini tanıtmaya hazır. Tapo’nun öncü ColorProTM Gece Görüşü teknolojisi sayesinde, spot ışıkları veya IR gibi yapay aydınlatmalar olmadan ultra düşük ışıkta benzersiz netliği ve canlı renkleri deneyimlemek mümkün.
En yeni teknolojilerimizi ve çözümlerimizi deneyimlemek ve birlikte daha iyi bir geleceğe katkıda bulunmak için sizi Barselona’daki Salon 1, 1B10 standımıza bekliyoruz.
Nöbetçi sulh ceza hakimliğinin karar yazısında, şüphelilerin kullandıkları örgütsel şifreli haberleşme programlarına yer verildi.
Karara göre, şüpheli Çetinkaya, kendisi hakkında “oyun oynandığını” ancak kimin yaptığını bilmediğini iddia etti.

Daha önce FETÖ’nün kendisini söz konusu duruma düşürdüğünü öne süren Çetinkaya, “Bana diyorlar, kripto telefonla bilmem ne olmuş. Bana ‘Japon’ diyorlar. Benim öyle bir kod adım yoktur. Japon’a benzeyecek bir tipim de yoktur. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum.” ifadelerini kullandı.
Şüpheli Yaman Namlı ise savcılıkta kendisine sorulan soru üzerine “Anom” cihazını Ali Korman Erbacıoğlu’nun verdiğini söylediğini ancak bu kişinin kendisine telefon verdiğini aktardı.
Tanımadığı kişilerle ve söz konusu olayla ilişkisi olmadığını öne süren Namlı, üzerine atılı suçlamaları reddetti.

Şüphelilerden Rüstem Çetinkaya, emniyetteki ifadesinin 20 saat sürdüğünü, hakkında delil elde edilemediğini iddia etti.
Babası Ürfi Çetinkaya’yla resmi ya da gayriresmi işlem yapmadığını savunan Çetinkaya, soyadı nedeniyle kara para akladığı iddiasının tarafına atfedildiğini belirterek suçlamaları kabul etmedi.
Kararda, sanıklar hakkında elde edilen delillerde, “Anom Enterprise”, “Sky-ECC” ve “Encrochat” isimli şifreli haberleşme programlarının deşifre edilmesi sonucu şüphelilere ait görüşme kayıtları ile MASAK raporuna göre aralarında örgütsel birliktelik tespit edildiği kaydedildi.

Hakimlik kararında 23 şüphelinin tutuklanmasına, 20 şüphelinin de adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmasına hükmedildiği bildirildi.
OĞLU MADENCİLİK YAPTIĞINI SÖYLEDİ
Aralarında Ürfi Çetinkaya’nın oğlu Rüstem Çetinkaya, Hayattin Çetinkaya, Murat Hakan Doğan, Ferdi Olgunsoy, Haci Mehmet Aslancan, Mehmet Battalgazi Özer, Alişir Orhan, Ender Göksu, Muhammet Kadri Özyeşil, Talip Doğan ve Arda Erel’in bulunduğu şüpheliler, ‘Malvarlığı değerlerinin gayri meşru kaynağını gizlemek’ ve ‘Suç işlemek için kurulan örgüte üye olma’ suçlarından İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliğine çıkarıldı.

Şüpheli Rüstem Çetinkaya kimlik sorgusunda madenci olduğunu ve aylık gelirinin 80 bin dolar olduğunu belirtti. Çetinkaya, suçlamalarla ilgili kendisine bir delil sunulamadığını belirterek “Taşıdığım soy ismi nedeniyle kara para aklama iddiası tarafıma atfedilmiştir. 25 sene içerisinde babamla resmi ya da gayri resmi bir işlemim olmadı. Karar verilirken Ürfi Çetinkaya’nın oğlu olarak değil, dosyadaki delillere göre karar verilmesini istiyorum. Suçlamaları kabul etmiyorum” dedi ve serbest bırakılmayı istedi.
Şüpheli Hayattin Çetinkaya ise inşaat işi yaptığını ve 100 bin dolar aylık geliri olduğunu belirtti. Hayattin Çetinkaya 60 yaşında olduğunu, İspanya’da 3-4 sene yaşadığını, gayri resmi herhangi bir işi olmadığını belirterek suçlamaları reddetti. Sanayici olduğunu ve aylık 100 bin lira geliri olduğunu belirten şüpheli Murat Hakan Doğan ise 1 ay Ürfi Çetinkaya ile cezaevinde kaldığını, tahliye olduktan sonra ailecek görüştüklerini, Çetinkaya’nın yeniden cezaevine girmesinin ardından yurt dışına gittiğini, babasından kalma paraları ve Merter’deki bir dükkanı karşılığında fabrika aldığını, çalışmaya devam ettiğini belirterek serbest bırakılmayı talep etti.

“RÜSTEM BEY NE DEDİYSE ONU YAPTIM”
Şüpheli Arda Erel, Rüstem Çetinkaya’nın madencilik şirketinde yöneticilik yaptığını belirterek uyuşturucu suçlamasıyla alakası olmadığını, mal varlığı olmadığını, Çetinkayalarla ilişkisi olmadığını, Linkedin sitesinden iş ilanı üzerine başvuru yaptığını söyledi.
Hakan Çetinkaya’yı işten dolayı tanıdığını belirten Erel, “Madencilik sektöründe bazı işlemler şahsi hesaptan yapılır. Rüstem Bey ruhsat alamadığı için şirket benim üzerimedir. Herhangi bir çıkarım yoktur. Rüstem Bey ne dediyse onu yaptım” diyerek serbest bırakılmayı talep etti.
Erel’in avukatı, Hakan Çetinkaya’nın adli kontrol ile serbest bırakılırken bir çalışanın tutuklamaya sevk edilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu savundu.

“HEDİYE ÇETİNKAYA SERBEST BIRAKILDI, BEN TUTUKLAMAYA SEVK EDİLDİM”
Emlakçılık yapan şüpheli Ender Göksu, arsa ile ilgili konuştuğu Ürfi Çetinkaya’nın eşi Hediye Sekman Çetinkaya’nın adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığını, kendisinin ise tutuklamaya sevk edildiğini belirterek mağdur olduğunu ifade etti.
Şüpheli Rüstem Çetinkaya’nın şirketinde muhasebecilik yapan Ferdi Olgunsoy ise yapılan işlemlerin resmi olduğunu belirterek serbest bırakılmayı talep etti. Mahkeme, 11 şüphelinin Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığının 31 Temmuz 2023 tarihli raporu ve ek raporu, görüşme kayıtları dikkate alarak tutuklanmalarına karar verdi.

ÜRFİ ÇETİNKAYA SEGBİS’LE SAVUNMA YAPTI
Menemen R Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu şüpheli Ürfi Çetinkaya ile Bodrum S Tipi Cezaevinde tutuklu olan şüpheliler Atilla Argüz, İbrahim Çelik ve Ali Korman Erbacıoğlu SEGBİS ile diğer şüpheliler Ahmet Aslan, Canber Tarhan, Kamil Kunduracı, Rojdi Tekin, Sinan Köroğlu, Şahin sekman, Tolga Özdemir ve Yaman Namlı ise ‘Uyuşturucu ve uyarıcı madde ithal etme’, ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘Örgüte üye olma’ suçlarından İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliğine çıkarıldılar.

“BENİ DAHA ÖNCE FETÖ BU DURUMA DÜŞÜRDÜ”
Şüpheli Ürfi Çetinkaya çalışmadığını ve aylık geliri olmadığını söyledi. Çetinkaya, “Burada bir oyun oynanıyor. Beni daha önce FETÖ bu duruma düşürdü. Şimdi bu oyunu kim oynuyor bilmiyorum. Savunacak bir şeyim yoktur. Bana diyorlar ki kripto telefonla bilmem ne olmuş, bana Japon diyorlar. Benim Japon kod adım yoktur. Japon’a benzeyecek bir tipim de yoktur” diyerek suçlamaları reddetti.
Çetinkaya’nın avukatları ise müvekkillerinin herhangi bir uygulama ve kripto haberleşme ağını kullanmasının mümkün olmadığını, benzer olaylardan ötürü yargılandığını beraat ettiğini, tek suça tek yargılama ilkesi gereğince bu dosyada tutuksuz yargılanmasını talep ettiler.
NAMLI’NIN AVUKATLARI ANOM’UN TEK BAŞINA DELİL OLMADIĞINI SAVUNDULAR
Şüpheli Yaman Namlı serbest meslek sahibi olduğunu, 400 bin lira aylık geliri olduğunu söyledi. Namlı suçlamayı kabul etmeyerek “Bana ANOM cihazını Ali Korman Erbacıoğlu’nun vermiş olduğunu söylemişsem de bana telefon verdi, sanırım Apple markasıdır. Tanımadığım kişilerle hiçbir ilişkim olmamıştır” dedi.
Namlı’nın avukatı ANOM cihazını burada duyduklarını, ne amaçla kullanıldığının bilinmediğini, iletişimin tespiti için mahkeme kararı verilmesi gerektiğini, uygulamanın elde ediliş şeklinin hukuka aykırı olduğunu ve dinlemenin tek başına delil sayılmayacağını savundu.
Ürfi Çetinkaya’nın kayınbiraderi olan şüpheli Şahin Sekman ise döviz ticareti yaptığını ve 70 bin liralık aylık geliri olduğunu ifade etti. Sekman, asla kripto bir şey kullanmadığını, 1985’ten bu yana Kapalıçarşı’da esnaflık yaptığını söyleyerek suçlamaları reddetti.

YÜKSEK GELİRLİ İŞ İNSANLARI DA SUÇLAMALARI REDDETTİLER
Şüpheli Rojdi Tekin, iş insanı olduğunu ve 1 milyon lira aylık geliri olduğunu belirtti. Suçlamaları kabul etmeyen Tekin ise 2021 yılından beri Belçika’ya 20 kez gittiğini söyleyerek “Madem bir suç işledim. Neden orada almadılar. Bana sorulan şahısları tanımıyorum” dedi.
Tekin’in avukatları da Sky ECC platformu verilerinin nereden, ne şelilde, hangi mahkeme kararıyla ele geçirildiğinin meçhul olduğunu, bu verilerin hukuka uygun olmadığına ilişkin Avrupa ülkelerinde yargı kararları olduğunu öne sürdüler. Şüpheli Kamil Kunduracı ticaret yaptığını ve 1 milyon liralık aylık geliri olduğunu söyledi. Birden fazla şirketi olan Kunduracı, iş güç sahibi olduğunu belirterek suçlamaları reddetti.
KRİPTO HABERLEŞMELERİNDEKİ KAYITLAR DA TUTUKLAMA GEREKÇESİNDE YER ALDI
Denizci olduğunu ve emekli maaşı aldığını söyleyen Şüpheli Ali Korman Erbacıoğlu da suçlamaların hiçbirini kabul etmediğini, 20 aydır cezaevinde tutuklu bulunduğunu ve Bodrum Ağır Ceza Mahkemesinde de yargılandığını belirtti.
Erbacıoğlu’nun avukatları, ANOM başlıklı ne kadar evrak varsa kendilerine verilmesini, bu aşamada hukuka uygun olduğunu gördükleri delil varsa susma hakkından vazgeçeceklerini belirtti. Mahkeme, MASAK raporları, “Anom Enterprise”, “Sky-ECC” ve “Encrochat” isimli haberleşme platformunun çözümlenmesi neticesinde şüphelilere ait görüşme kayıtları, diğer delillerle birlikte suçu işlediklerine ilişkin kuvvetli suç şüphesi olduğu gerekçesiyle tutuklanmalarına karar verdi.
OPERASYON HAKKINDA
“Türk Escobar’ı” olarak bilinen Ürfi Çetinkaya’nın elebaşı olduğu organize suç örgütüne yönelik 20 Şubat’ta İstanbul, İzmir, Afyonkarahisar, Malatya, Antalya, Çanakkale, Bilecik, Muğla ve Balıkesir’de düzenlenen “Kafes-44” operasyonunda 43 şüpheli gözaltına alınmıştı.
Almanya, Bulgaristan, İspanya, Moritanya, Portekiz ve Yunanistan’da 13 ton, Türkiye’de ele geçirilen 24 ton olmak üzere toplam 37 ton uyuşturucudan sorumlu oldukları tespit edilen zanlıların tanıdıklarıyla kendilerine ait gemi, ticari konteyner ve balıkçı tekneleriyle uluslararası uyuşturucu sevkiyatı yaptıkları belirlenmişti.
Soruşturma kapsamında, suç örgütüne ait toplam değeri yaklaşık 20 milyar olan 147 arsa, 56 konut, 8 apartman, 74 iş yeri, 53 lüks araç, tekne, 53 şirketteki ortaklık payları, 64 banka hesabı, 7 kiralık kasa ile çok sayıda ziynet eşyası, nakit para ve soğuk cüzdana tedbir konulmuştu.
“Teşekkül halinde uyuşturucu madde imal etmek ve nakletmek” suçlarından kesinleşmiş 24 yıl hapis cezası bulunan ve kırmızı bültenle aranırken İstanbul’da yakalanan Ürfi Çetinkaya ise 12 Nisan 2023’te tutuklanmıştı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturması kapsamında, Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığının koordinesi ve İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin çalışmasıyla İstanbul merkezli 9 ildeki operasyonda yakalanan 43 şüpheliden 23’ü tutuklanmış 20’si ise adli kontrol tedbirleri uygulanarak serbest bırakılmıştı.
Seçimler, önümüzdeki birkaç yıl ve sonrasında jeopolitiğin siyasi manzarasını ve yönünü değiştirme potansiyeline sahip.
Gerçek insanların sahte görüntüleri, ses ve video klipleri yaygınlaştıkça yapay zeka destekli bir dezenformasyon ihtimali giderek artan bir endişeye neden oluyor.
SAHTE HABERLER KORKUTUYOR
Sahte haberler, 2016’da Beyaz Saray yarışı sırasında büyük bir hikaye haline geldiğinden beri seçim ile ilgili manşetlere hakim oldu. Bundan sekiz yıl sonra, tartışmasız daha büyük bir tehdit var; uzmanları bile kandırabilecek dezenformasyon ve derin sahteciliklerin bir kombinasyonu.
Arjantin’deki seçimler öncesinde dolaşıma sokulan bir dizi resim ve video ile ABD Başkanı Joe Biden’ın üzerinde oynanmış bir ses kaydı da dahil olmak üzere, yapay zeka tarafından üretilen seçim temalı içeriğin son örneklerinin, daha büyük ölçekte olabileceklerin habercisi olma ihtimali yüksek.
Peki, Dünya seçime giderken deepfake kitlesel bir aldatma silahına mı dönüşüyor? Dijital güvenlik şirketi ESET deepfake konusunu masaya yatırdı.
DÜNYA EKONOMİK FORUMU RİSKE DİKKAT ÇEKTİ
Yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından önümüzdeki dönemin en önemli küresel riski olarak belirlendi. Deepfake’lerle ilgili sorun, yapay zeka destekli teknolojinin artık ucuz, erişilebilir ve büyük ölçekte zarar verebilecek kadar güçlü hale gelmesi olarak tanımlanıyor. Bu da siber suçluların, kötü niyetli siyasi aktörlerin ve hacktivistlerin ikna edici dezenformasyon kampanyaları ve daha geçici, tek seferlik dolandırıcılıklar başlatma becerilerini artırıyor.
WEF’in raporuna göre sentetik içerik önümüzdeki iki yıl içinde bireyleri manipüle edecek, ekonomilere zarar verecek ve toplumları çeşitli şekillerde parçalayacak. ChatGPT ve kolaylıkla erişilebilen üretken yapay zeka (GenAI) gibi araçların, daha geniş bir yelpazedeki bireylerin deepfake teknolojisi tarafından yönlendirilen dezenformasyon kampanyalarının oluşturulmasına katılmasını mümkün kılması önemli bir zorluğu oluşturuyor.
Bir seçim sürecinde deepfake, seçmenlerin belirli bir adaya olan güvenini sarsmak için kullanılabilir. Eğer bir siyasi parti ya da adayın destekçileri sahte ses ya da videolarla uygun bir şekilde yönlendirilebilirse, bu rakip gruplar için bir kazanç olacaktır. Bu zorluğun temelinde basit bir gerçek yatıyor: İnsanlar bilgiyi işlerken niceliğe ve kolay anlaşılırlığa değer verme eğilimindedir.
Benzer bir mesaj içeren ne kadar çok içerik görürsek ve bunları anlamak ne kadar kolay olursa, bunlara inanma şansımız da o kadar yüksek olur. Buna bir de deepfake’lerin gerçek içerikten ayırt edilmesinin giderek zorlaştığı gerçeğini eklediğinizde, elinizde potansiyel bir demokratik felaket reçetesi var demektir.
TEKNOLOJİ FİRMALARI BU KONUDA NE YAPIYOR?
Hem YouTube hem de Facebook’un, yakın zamanda yapılan bir seçimi etkilemeyi amaçlayan bazı deepfake’lere yanıt vermekte yavaş davrandığı söyleniyor. Bu durum, sosyal medya şirketlerinin seçim manipülasyonu girişimlerini engellemelerini gerektiren yeni bir AB yasasına (Dijital Hizmetler Yasası) rağmen gerçekleşti.
OpenAI ise DALL-E 3 tarafından üretilen görüntüler için Coalition for Content Provenance and Authenticity’nin (C2PA) dijital kimlik bilgilerini uygulayacağını açıkladı. Meta ve Google tarafından da denenen kriptografik filigran teknolojisi, sahte görüntü üretmeyi zorlaştırmak için tasarlandı.
Ancak bunlar hala bebek adımları ve seçim ateşi tüm dünyayı sararken tehdide karşı teknolojik müdahalenin çok az ve çok geç olacağına dair haklı endişeler var. Özellikle de WhatsApp grupları ya da robocall’lar gibi nispeten kapalı ağlarda yayıldığında, sahte ses ya da videoları hızlı bir şekilde takip etmek ve çürütmek zor olacaktır.
]]>
ÖNCE TÜRK DOKTORLAR GİDİYORDU ŞİMDİ YABANCI DOKTORLAR SIRAYA GİRDİ
İyi huylu prostat büyümesi tedavisinde Transperineal Lazer Ablasyonu yöntemiyle hastalara birçok avantaj sağlandığını aktaran Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Üroloji Kliniği İdari Sorumlusu Prof. Dr. Halil Lütfi Canat, klinikte ileri teknikle gerçekleştirilen operasyonları, dünyanın birçok ülkesinden hekimlerin izlediğini aktardı.
Prof. Dr. Canat, “20-30 yıl önce hocalarımız hep Avrupa, ABD gibi yerlere giderek çeşitli sıkıntılarla karşılaşırken, artık gururla söyleyebilirim ki Avrupa, Orta Doğu, ABD gibi çok sayıda bölgeden meslektaşlarımız bize gelmek için sıraya girmeye başladı” dedi.
Son yıllarda gelişen teknoloji her sektörde kendini hissettirirken sağlık alanında da birçok işlemin kısa sürelerde hızla gerçekleştirilmesi sağlanıyor. Robotik işlemlerden kesisiz ameliyatlara birçok noktada hastalara hızlı çözümler sunulurken, Prof. Dr. Halil Lütfi Canat da özellikle ileri yaş grubunda probleme neden olduğu belirtilen iyi huylu prostat büyümesi tedavisi hakkında bilgi verdi. Prof. Dr. Canat, erkeklerde bulunan ve idrarı vücuttan dışarı taşıyan üretrayı çevreleyen prostatta iyi huylu büyüme durumunda tek bir iğne ile idrar kanalına müdahale etmeden Transperineal Lazer Ablasyonu (TPLA) olarak ifade edilen yöntemle hastalara birçok avantaj sağladığını aktardı. Tedavinin giderek yaygınlaştığını anlatan Prof. Dr. Canat, yönteme ilişkin bilgi verirken dünyanın birçok ülkesinden hekimlerin de operasyonları takip etmek için şehir hastanesine geldiğini aktardı.

“HASTALARIMIZI İŞLEMDEN BİRKAÇ SAAT SONRA GÜVENLE EVLERİNE GÖNDEREBİLİYORUZ”
İdrar kesesi ile idrar kanalı arasında bir bağlantı görevi gören prostatta iyi huylu büyümelerde uygulanan tedaviye ilişkin bilgiler veren Prof. Dr. Canat, “Transperineal lazer ablasyon, uluslararası literatürde TPLA olarak kısaltılan yöntemin diğer yöntemlerden en büyük farkı; herhangi bir üretral enstrümantasyon kullanılmaması. Penisin içerisinden bir alet yerleştirmeden doğrudan perine dediğimiz cilt bölgesinden 300 mikrometre çapında bir iğne ile işlemi gerçekleştiriyoruz. Bu tarz hastalarda biz üretral yoldan penisin içerisindeki kanaldan girerek ameliyatları yapıyorduk. O yöntemlerde hastalarımızda fazlasıyla cinsel fonksiyon bozuklukları gibi durumlar oluyor. İdrar kanalını kullanmadığımız için herhangi bir idrar kaçırma şikayeti olma ihtimali bu hastalarda yok çünkü idrarı tutmayı sağlayan 2 tane sfinkter dediğimiz kapaklar var, bu işlem ile bu yapılar arasında bir ilişki yok. Bir diğer avantajı da hastalarımız; belli yaşın üstündeki hastalar bu nedenle çeşitli ek hastalıkları var. Birtakım kan sulandırıcı diye tabir edilen ilaçlar kullanıyorlar, bu yöntemin diğer yöntemlere göre en avantajlı yönlerinden biri de hastalarımızın bu ilaçlarını kesmeden güvenle işlemi yapabilmemiz. İşlem yaklaşık 20 dakika sürüyor, diğer prostat ameliyatlarıyla karşılaştırdığımız zaman neredeyse 3’te 1 oranında süre avantajı olan bir yöntem. Hastalarımızı işlemden birkaç saat sonra güvenle evlerine gönderebiliyoruz” şeklinde konuştu.

SIRAYA GİRİYORLAR
Ameliyat tekniklerini öğrenmek amacıyla dünyanın birçok noktasından hekimlerin şehir hastanesine geldiğini aktaran Prof. Dr. Canat, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ülkemizde çok az sayılı merkezde yapılıyor, İstanbul’da ilk başlatan merkezlerden bir tanesiyiz. Bu nedenle ülkemizden, yurt dışından olsun ki bugün de yine yurtdışından gelen bir meslektaşımız ameliyatımızı izledi, eğitimini aldı. Çok ciddi bir ilgi var, bu konuda akademik bilimsel çalışmalarımızı da devam ettiriyoruz. Uluslararası düzeyde, iyi bir dergide bu konuda bilimsel çalışmamızı da yayınladık. Bu yöntemin diğer yöntemler kadar etkili olduğunu, yan etkilerinin, komplikasyonlarının neredeyse hiç olmadığını göstermiş olduk. Önümüzdeki 10 yıla ciddi şekilde damga vuracak bir yöntem olacağını düşünüyorum. Yöntem, yoğun olarak İtalya, ABD, İspanya’da yapılıyor. Avrupa’da birkaç merkezde daha yapılıyor, oralarda da yaygınlaşma aşamasında diyebilirim. Yaklaşık 20-30 yıl önce bizim hocalarımız hep Avrupa, ABD gibi bu tür yerlere giderek çeşitli sıkıntılarla karşılaşırken, artık bunu gururla şahsım, hastanemiz adına da söyleyebilirim ki Avrupa’dan, Orta Doğu’dan, Uzak Doğu, ABD, İngiltere’den olsun çok sayıda ülkeden meslektaşlarımız bu tarz yeni yöntemler sayesinde artık bize gelmek için sıraya girmeye başladılar. Hastanemizin teknolojik alt yapısı çok iyi, gelen hekimler çok memnun oluyorlar, umarız onlar da kendi vatandaşlarına bizler sayesinde faydalı olurlar”

“HASTANEYE HAYRAN KALDIM”
Üroloji kliniğinde gerçekleştirilen ameliyatları takip etmek için yurtdışından gelen Dr. Anas Hasan, “Profesör Lütfi ve ekibiyle tanışma fırsatı buldum, ameliyatlar konusunda çok iyi bir iş çıkarıyorlar, hastaneye hayran kaldım. Profesör Lütfi ile 2 ameliyata şahit oldum ve yüksek teknoloji vardı, hayran kaldım. Birincisi protez ameliyatı için yeni bir cihazı değerlendiriyordu, ikinci ameliyat ise prostat için minimal invaziv bir teknikti. Hasta aynı gün içinde hastaneden çıkıyor, bu ilginç bir teknik. Ülkem ile Türkiye arasında paylaşım yapmaktan mutluluk duyuyoruz, burada bulunmamın amacı da bu. Profesör Lütfi gibi insanlar burada tarih yazıyor, tüm Türk halkının misafirperverliğini seviyorum” dedi.

Bu yükü Türkiye’deki gerçek ve tüzel kişiler, aileler, sivil toplum örgütleri ve meslek örgütleriyle beraber omuzlamak istediklerini dile getiren Tekin, bu tür işbirliklerini ve protokolleri hep savunduğunu kaydetti. Bu anlamda kamu kurumları, üniversiteler, sivil toplum örgütleri ve meslek örgütleriyle işbirliği yapmaya devam edeceklerini anlatan Tekin, destek olanlara teşekkür etti.
Tekin, zirvenin konusunun eğitimde yapay zeka uygulamalarının kullanılması olduğuna dikkati çekerek, dünyanın çok hızlı geliştiğini, bilgilerin ve kullanılan enstrümanların da çok hızlı biçimde değiştiğini aktardı.
Modernleşme, çağdaşlaşma ve teknolojinin kullanımı bugün tartışılırken, 19. yüzyıl Osmanlı modernleşmesinde de benzeri argümanlarla tartışıldığına işaret eden Tekin, “Teknolojiyi kullanacağız, teknolojiden faydalanacağız ama kullandığımız teknolojinin, yeni araçların, toplumsal yaşamımızda, ahlakımızda, yapımızda ne tür değişiklikler yapabileceğini de öngörmemiz gerekiyor. Bütün bu yenilikler, insanlığımıza, temel hak ve hürriyetlerimize, mahremiyetimize, ürettiklerimize ne tür katkılar veriyor, bizden neyi alabilir, korumak istediğimiz hangi değerleri tahrip edebilir ya da ortadan kaldırabilir, bunu tartışmak gerekiyor.” diye konuştu.
Bakan Tekin, yapay zeka robotu ChatGPT’ye değinerek, üniversitelerde öğretim üyeleri ve okullarda öğretmenlerin, öğrencilerin tez ya da benzeri ödevlerini kendi emeğiyle hazırlayıp hazırlamadığı konusunu tartışmaya başladığını, bunun ahlaki bir durum olduğunu kaydetti.

SINIFLARDA YAKLAŞIK 620 BİN ETKİLEŞİMLİ TAHTA KULLANILIYOR
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, konuşmasında Bakanlığın teknolojik altyapısıyla ilgili bazı rakamları da paylaştı.
“Eğitimde FATİH Projesi“ni anımsatan Tekin, bu projenin ana temasının, eğitim öğretim süreçlerinde teknolojik yenilikleri kullanabilmek üzerine kurgulandığını ve 4 farklı enstrümanı bulunduğunu dile getirdi.
Projenin enstrümanlarından birinin, Bakanlık bünyesindeki okulların, kamuoyunda “akıllı tahta” olarak bilinen “etkileşimli tahta“larla donatmak olduğunu aktaran Tekin, halen sınıflarda yaklaşık 620 bin etkileşimli tahtanın kullanıldığını ifade etti.
Etkileşimli tahtaların kullanıldığı sınıflarda internet altyapısının da oluşturulduğunun altını çizen Tekin, “Şu an okullarımızın tamamında farklı niteliklerde internet altyapısı mevcut durumda. 60 bine yakın, Milli Eğitim Bakanlığının kendi bünyesindeki resmi kurumun tamamında internet erişim hizmeti veriyoruz.” bilgisini paylaştı.

EBA PLATFORMU ÖĞRETMENLERİN İÇERİKLERİYLE ZENGİNLEŞTİRİLECEK
Bakan Tekin, FATİH Projesi’nin diğer enstrümanının da “Eğitim Bilişim Ağı (EBA)” platformu olduğuna işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şu anda EBA platformumuzda, 2011’den itibaren sürekli kendini revize eden, kendi içinde kurduğu mini bir talim terbiye kurulu benzeri işlev gören bir komisyonla beraber içerikleri tamamen denetlenmiş biçimde, eğitim öğretim süreçlerini destekleyecek yaklaşık 2 bine ait dersle ilgili olarak 100 bine yakın içerik mevcut. Ders konu anlatım videoları, zenginleştirilmiş kitaplar, yardımcı kaynak, öğretmen ve öğrencilerimizin kullanabileceği her türlü materyal EBA platformunda mevcuttur. EBA platformunu sadece görevli ve yetkili kişiler tarafından değil, 1 milyonun üzerindeki öğretmen arkadaşlarımızın tamamının katkısını alabileceğimiz şekilde zenginleştirilecek bir ortama kavuşturacağız. Ne demek istiyorum? 1 milyon öğretmenimizin her birinin, her bir konuyu, her bir kazanımı anlattığı, kendisini geliştirdiği, kendince metodoloji ürettiği, kendince değişik yöntemlerle ders anlattığı yöntemler var. Bunların her birinin talim terbiye kurulu benzeri bir yapı üzerinden denetlenerek EBA platformuna yeniden konulmasıyla ilgili süreci başlatacağız. Daha önce bunu yürütmüştük, yine aynı şeyi yapacağız.”
Tekin, FATİH Projesi kapsamında 500 bine yakın öğretmene, eğitimde teknoloji kullanımına ilişkin kurslar verdiklerini kaydetti.
Öğretmen Bilişim Ağı (ÖBA) sisteminden de bahseden Tekin, ÖBA üzerinden yaklaşık 85 bin öğretmene eğitim teknolojilerinin kullanılmasına ilişkin eğitimler verdiklerini, bu ve benzeri eğitimlerin çok fazla miktarda bulunduğunu, devamının da geleceğini sözlerine ekledi.
TUZLA PİYADE OKULU’NDAKİ SON DURUM
Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, Tuzla Piyade Okulu’nda yürütülen soruşturma ile ilgili son duruma ilişkin şu cevabı verdi:
Cumhuriyetimizin kurucusu ve ebedi başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete irtihalinin 85’inci yıldönümünde vuku bulan hadiseye ilişkin, disipline aykırı her olay ve durumda olduğu gibi, adli soruşturmaya ilave olarak derhal idari soruşturma başlatılmış ve bu kapsamda, olaya karışan ve Yüksek Disiplin Kuruluna sevk edilen personel hakkında Kara Kuvvetleri Yüksek Disiplin Kurulu tarafından “Silahlı Kuvvetlerden Ayırma” kararı verilmiştir.
Hadiseye ilişkin adli süreçten elde edilecek belge ve bilgilere göre diğer süreçler işletilecektir.
Binlerce yıllık köklü bir geçmişe ve geleneğe sahip kahraman ordumuzun ve askerliğin temeli disiplin üzerine kurulmuştur.
TSK, müesses disiplini muhafaza etmek maksadıyla, olayları hukuk çerçevesinde, tarafsız ve tavizsiz bir şekilde değerlendirerek; temel değerlerini sarsacak, askerî disipline aykırı ve askerî hiyerarşiyi bozan, bozabilecek hiçbir kişi, olay ve duruma müsamaha göstermemektedir. Bundan en ufak bir şüphe duyulmamalıdır.
F-16 TEDARİK VE MODERNİZASYON SÜRECİ / F-35 PROGRAMINA DÖNÜŞ
Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, F16 tedarik ve modernizasyon süreci, kullanımı ile F-35 programına yönelik; 40 adet F-16 Blok-70 tedariki ve 79 adet F-16 uçağının Viper Modernizasyonu ile muhtelif diğer malzemelerin teminine yönelik resmî kongre bildirimi ABD yönetimince 26 Ocak 2024 tarihinde gerçekleştirilmiş, taleplerimize ilişkin; kongre onay süreci 11 Şubat 2024 tarihinde tamamlanmıştır dedi.
Şubat ayı sonuna kadar taslak Teklif ve Kabul Mektuplarının tarafımıza iletilmesi beklenmektedir. Teklif ve Kabul mektuplarının tarafımızdan incelenmesi ve ABD yetkilileri ile birlikte projeye son halinin verilmesini müteakip 2024 Haziran-Temmuz aylarında takvimin yürürlüğe girmesi beklenmektedir.
Modernizasyon faaliyetlerinin ve tedarik edilecek uçakların üretim işlemlerinin ülkemizde gerçekleştirilmesi yönünde görüşmelerimiz devam etmektedir.
Temin ve modernize edilecek F-16’ların kullanımına yönelik iddiaların aksine daha önce de vurguladığımız gibi herhangi bir şart söz konusu değildir.
F-35 konusunda ise her iki ülkenin de duruşunda herhangi bir değişiklik yoktur şeklinde cevap vermiştir.
BAKAN GÜLER’İN IRAK ZİYARETİ
Bakanlık kaynakları, “Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in Irak ziyaretine ilişkin detay verebilir misiniz?” Sorusuna şu yanıtı verdi:
06-07 Şubat 2024 tarihlerinde çeşitli ikili görüşmeler yapılmıştır. Yapılan görüşmelerde; ilişkilerin derinleştirilmesi ve üst düzey ziyaretlerin sıklaştırılması, hudut güvenliğinin sağlanması ve istihbarat paylaşımı ile son dönemde bölgede yaşanan gelişmeler, terörle ortak mücadele, askeri işbirliği ve Iraklı Türkmenlerin bölgedeki hak/menfaatleri konularına yönelik Merkezi Irak Yönetimi, IKBY ve Irak Türkmen Cephesi makamları ile çeşitli ikili görüşmeler yapılmıştır.
Bir kez daha hatırlatmak gerekir ki bizim kimsenin toprağında gözümüz yoktur. Bizim tek derdimiz Irak topraklarının teröristlerce ülkemize yönelik saldırılarda üs olarak kullanılmaması ve kullandırılmaması; ülkemizin, milletimizin ve sınırlarımızın güvenliğinin sağlanmasıdır. Terörle mücadelede ortak hareket edilmesidir.
MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, bakanlıktaki basın bilgilendirme toplantısında yaptığı açıklamalar şu şekilde;
Kıymetli Basın Mensupları, Millî Savunma Bakanlığı Basın Bilgilendirme Toplantısı’na hoş geldiniz.
Öncelikle Erzincan İliç’te meydana gelen toprak kayması nedeniyle asil milletimize bir kez daha geçmiş olsun diyor, kayıp işçilerimizin sağ salim kurtarılmasını temenni ediyoruz.
Haber alınamayan işçilerimizi kurtarma çalışmaları kapsamında, 3’üncü Ordu İstihkâm Savaş Taburumuz, devletimizin ilgili kurum ve kuruluşları ile koordinasyon hâlinde çalışmalarını sürdürmektedir.
NATO / BÖLGESEL VE KÜRESEL BARIŞ VE İSTİKRARA KATKILAR / İKİLİ İLİŞKİLER
Ülkemiz, 18 Şubat’ta üyeliğinin 72’nci yılına ulaşacağı NATO’nun, değerlerini ve sorumluluklarını paylaşmakta; aktif, yapıcı ve saygın bir üyesi olmayı sürdürmektedir.
Türkiye; hem Müttefikler arasındaki savunma konularında hem de Avrupa-Atlantik coğrafyasında güvenlikle ilgili tüm meselelerde en önemli platform olmayı sürdüren ve kuruluşunun 75’inci yılına giren NATO’ya geçmişte olduğu gibi bugün ve gelecekte de önemli ve belirleyici katkılarda bulunmaya devam edecektir.
Bu çerçevede; Sayın Bakanımız, bugün Brüksel’de bulunan NATO Karargâhındaki NATO Savunma Bakanları Toplantısı’na katılım sağlamaktadır.
İttifak’ın savunma ve caydırıcılığının güçlenmesi kapsamında, NATO’nun komuta ve kuvvet yapısına sağladığımız destek ile toplantı gündemindeki konularda görüş, beklenti ve temennilerimizin vurgulanacağı toplantılarda Sayın Bakanımızın mevkidaşları ile görüşmeler yapması da planlanmaktadır.
Yine, Sayın Bakanımız; Sayın Cumhurbaşkanımızın 13 Şubat’ta Birleşik Arap Emirlikleri’ne ve 14 Şubat’ta Mısır’a gerçekleştirdiği ziyaretlerine refakat etmiştir.
Öte yandan, İsrail’in bugüne kadar gerçekleştirdiği katliamların ardından, Refah kentine yönelik saldırılarından endişe duymaktayız. Saldırıların devamı hâlinde, Gazze’deki trajedi çok daha vahim boyutlara taşınacaktır. İsrail’in saldırılarını durdurması için uluslararası toplumun gerekli adımları atması gerekmektedir.
Filistin meselesi adil bir sonuca kavuşturulmadan bölgemizde kalıcı bir barış mümkün olmayacaktır.
Ülkemizin Gazze’ye yönelik insani yardımları kapsamında ilgili kurumlarla koordineli olarak;
– 14 Şubat’ta bir A400M uçağımız ile 1,2 ton tıbbi malzeme ve 12 sağlık personeli bölgeye ulaştırılmış; 49 hasta ve 106 refakatçiden oluşan toplam 155 Gazzeli kardeşimiz daha ülkemize getirilmiştir.
– Gazze için bugüne kadar Hava Kuvvetlerimize ait 18 uçakla 240 tondan fazla insani yardım malzemesi bölgeye sevk edilmiş, ülkemize getirilen Gazzeli kardeşlerimizin sayısı ise 876 olmuştur.
EĞİTİM-TATBİKAT FAALİYETLERİ / ULUSLARARASI GÖREVLER
Değerli Basın Mensupları,
Türk Silahlı Kuvvetlerimiz tüm görevlerinin yanı sıra kara, deniz, hava ve siber alanda eğitim ve tatbikat faaliyetlerine de aralıksız devam etmektedir. Bu kapsamda,
– NATO, ABD ve çok uluslu birliklerin eğitim, iş birliği ile birlikte çalışabilirliğini geliştirmek maksadıyla düzenlenen DYNAMIC FRONT 2024 Tatbikatı’na katılım sağlanmaktadır.
İki safha olarak gerçekleştirilen tatbikatın;
– Bilgisayar Destekli Komuta Yeri Safhası, 5-16 Şubat tarihleri arasında Almanya’da yapılmaktadır.
– Fiilî Atışlı Safhası ise 17-19 Şubat tarihleri arasında ABD, Kosova, Çekya ve Slovakya’nın katılımıyla Polatlı/Ankara’da icra edilecektir. Katılımcı ülkelerin personel ve malzemelerinin ülkemize nakli tamamlanmıştır.
Steadfast Defender 2024 Tatbikatı kapsamında; Polonya’da, 13-28 Şubat tarihleri arasında Brillant Jump 2024 Tatbikatı gerçekleştirilmektedir. 29 Şubat-14 Mart tarihleri arasında icra edilecek Dragon 2024 Tatbikatı’na ise katılım sağlanması planlanmaktadır.
Ayrıca, TCG BURGAZADA korvetimizin sancak gemisi olduğu Deniz Muhafızı Harekâtı’nda; 15-16 Şubat’ta icra edilmekte olan “2024 Yılı 1’inci Dönem Odak Harekâtı”na 1 Havadan İhbar Kontrol Uçağı, 1 Denizaltı ve 1 Deniz Karakol Uçağı ile iştirak edilmektedir.
Diğer yandan;
– İtalya Deniz Kuvvetlerine ait MARGOTTINI gemisi tarafından 9-13 Şubat tarihleri arasında Aksaz’a,
– Arnavutluk Deniz Kuvvetlerine ait LISSUS gemisi tarafından 11-14 Şubat tarihlerinde İzmir’e liman ziyaretleri icra edilmiştir.
– Almanya Deniz Kuvvetlerine ait GROMITZ gemisi ise 14-17 Şubat tarihleri arasında Çanakkale’ye liman ziyaretinde bulunmaktadır.
Yine, TCG GEDİZ firkateynimiz, 10 Şubat-25 Mart tarihleri arasında NATO Daimî Deniz Görev Grubu-2’ye katılım sağlamakta olup bu kapsamda 11-13 Şubat tarihleri arasında Pire/Yunanistan’a liman ziyareti gerçekleştirmiştir.
6-8 Şubat tarihleri arasında Roma/İtalya’da “12’nci Türkiye-İtalya Deniz Kuvvetleri İş Birliği Toplantısı” icra edilmiştir.
TERÖRLE MÜCADELE HAREKÂTI
Değerli Basın Mensupları
Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, tehditleri kaynağında bertaraf etmeyi öngören “Terörle Mücadelede Yeni Güvenlik Konsepti”miz çerçevesinde; geçmişte yürütülen “sınırlı hedefli ve süreli” askerî harekâtların yerine “sürekli ve kapsamlı” operasyonlar gerçekleştirerek terör örgütlerine büyük darbe vurmaktadır.
Başta PKK/KCK/PYD-YPG, DEAŞ ve FETÖ terör örgütleri olmak üzere her türlü tehdit ve tehlikeye karşı mücadelesini artan bir baskı ve yoğun bir tempoda sürdüren Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Irak ve Suriye’nin kuzeyi dâhil;
Son bir haftada 39; 1 Ocak 2024’ten bugüne kadar ise 151’i Irak’ın, 247’si Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere toplam 398 teröristi etkisiz hâle getirmiştir.
Geçtiğimiz hafta içerisinde Irak’ın kuzeyindeki barınma alanlarından kaçan
2 PKK’lı terörist, Habur’daki Hudut Karakolumuza teslim olmuştur. Teröristler için tek çıkış yol, Türk adaletine teslim olmaktır.
Hâlihazırda üs bölgelerinde ve hudutlarımızda zorlu iklim/arazi şartlarında kahramanlık ve fedakârlıkla görev yapan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; terörle mücadelesine tek bir terörist kalmayıncaya kadar aynı kararlılıkla devam edecektir.
Bu vesileyle 11 ve 13 Şubat’ta şehit olan kahraman silah arkadaşlarımız Piyade Sözleşmeli Onbaşı Mustafa Özkardeş ile Ulaştırma Sözleşmeli Er Adem Kel’e bir kez daha Allah’tan rahmet diliyoruz.
HUDUT GÜVENLİĞİ
Teknolojik vasıtalarla desteklenmiş fiziki güvenlik tedbirleri ve tesis edilen çok katmanlı emniyet sistemi ile korunan hudutlarımızda;
– Son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 253 şahıs yakalanmıştır. Yakalanan şahıslardan 8’i terör örgütü mensubudur. 3.448 şahıs ise hududu geçemeden engellenmiştir.
– Böylelikle, 01 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 1.146’ya yükselmiştir. Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 24.537 olmuştur.
SAVUNMA SANAYİ / ENVANTERE GİREN YENİ SİLAH SİSTEMLERİ
Değerli Basın Mensupları,
Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği ve desteğiyle önemli atılımların gerçekleştirildiği yerli ve millî savunma sanayi ürünlerimizle Türk Silahlı Kuvvetlerimizin imkân ve kabiliyetleri sürekli artırılmaktadır. Bu çerçevede;
– Sayın Bakanımız, 9 Şubat’ta Ankara ATO Congresium’da “Gelecek İçin Teknolojiler” temasıyla 6’ncısı düzenlenen Verimlilik ve Teknoloji Fuarı’nı ziyaret etmiştir.
– Yine 9 Şubat’ta “Tanklara İlave Yetenek Kazandırılması Projesi” kapsamında millî sistemlerle yetenek kazandırılan ilk M60T tankı, Şereflikoçhisar/Ankara’da düzenlenen törenle Kara Kuvvetlerimizin envanterine dâhil edilmiştir.
– Ayrıca, Kara Kuvvetleri Komutanlığımızca muhtelif miktarlarda; DROPS- Tekerlekli Konteyner Taşıyıcı Aracı, NEFER Kuleli Zırhlı Muharebe Aracı ve Temel Eğitim Helikopterinin muayene ve kabul faaliyetleri tamamlanmıştır.
ÖĞRENCİ VE PERSONEL TEMİNİ FAALİYETLERİ / ÖNEMLİ DUYURULAR
Personel ve askerî öğrenci alım/temin faaliyetlerimiz de planlandığı şekilde devam etmektedir.
Kara Kuvvetleri Komutanlığına Sözleşmeli Er Temini başvuruları bugün itibarıyla sona erecektir.
Cumhurbaşkanlığı himayelerinde 11 ilimizde gerçekleştirilen Kariyer Fuarlarına Millî Savunma Bakanlığı olarak 21-22 Şubat’ta Denizli, 23-24 Şubat’ta Antalya, 26-27 Şubat’ta Kocaeli ve 28-29 Şubat tarihlerinde Eskişehir’de katılım sağlanacaktır.
Sonuç olarak; gücünü bağrından çıktığı asil Türk milletinin sevgisi ve güveninden alan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz;
– Anayasa’ya ve kanunlara bağlı olarak,
– Millî, manevi ve mesleki değerlerimiz çerçevesinde,
– Atatürk ilke ve inkılapları ile aklın ve bilimin rehberliğinde,
– Sayın Cumhurbaşkanımızın direktifleri ile amir ve komutanların emirleri doğrultusunda,
– Kendisine verilecek her türlü görevi başarıyla yerine getirecek ve asil milletimizin gurur kaynağı olmaya devam edecektir.
PARTİNİN EVLATLARI
Önemli sürprizler de içeren aday listesiyle ilgili PM’deki görüşmelerde “genç aday” tartışması da yaşandı. Kadıköy, Bakırköy ve Çankaya’nın da aralarında yer aldığı bazı yerlerdeki görevlendirmelere itirazlar dillendirildi, yönetime yakın isimler ise “gençlik” vurgusu yaparak Kadıköy, Adalar ve Çankaya adaylarının partinin gençlik kollarından gelen isimler olduğunu söyledi. Bazı PM üyelerinden, “Genç diye her görevlendirme gençleşme anlamına gelmez, bu görevler için başka özelliklerin de aranması gerekir” eleştirisi geldi. Özel’in de, “Partinin evlatları, biz az bile yaptık, daha fazla göstermeliydik” diyerek gençlere sahip çıkıp, “Parti kendi çocuklarıyla yeni bir yola giriyor, büyük bir değişim gerçekleşiyor” dediği öğrenildi.
HATAY İÇİN ‘ÖZEL’ YETKİ
Depremlerin yıldönümü anmasında tepkilerin hedefi olunca adaylığıyla ilgili tartışmalar yeniden alevlenen Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş’ın durumu da PM’de önemli gündem oluşturdu. Birçok PM üyesi, Savaş’ın adaylığıyla ilgili itirazlarını dile getirip değiştirilmesini istedi. Parti yöneticileri, Hatay’da yapılan anketlerde Savaş’a yaklaşabilen başka bir isim olmadığını söylerken, bazı PM üyeleri de eski futbolcu Gökhan Zan’ı aday gösteren TİP’in, Savaş’ın çekilmesi halinde kendilerinin de adaylarını geri çekebilecekleri açıklamasına dikkat çekti. Özel de, “Eleştirilerin farkındayım, süreci değerlendiriyorum, araştırmalarımız devam ediyor, bir gelişme olursa sizleri de bilgilendireceğim” dedi ve PM’den Hatay için olası aday değişikliğine yönelik yetki aldı.
ÇANKAYA ADAYINA ‘DUYGUSAL’ SAVUNMA
Çankaya’da, Özel’in avukatı Hüseyin Can Güner aday gösterildi. Güner’in adaylığına PM’de itiraz gelirken, Özel’in anlattıkları duygusal anlar yaşattı. 3-4 yaşında babasını kaybeden Güner’in infaz koruma memuru annesiyle Sincan Kadın Cezaevi’ne yaptığı bir ziyarette tanıştığını söyleyen Özel, “Hüseyin Can, inancından dolayı hâkimlik sınavından elenmiş bir kişi. Hem de iki defa. Arkadaşımıza biz, Atatürk’ün Çankaya’sını emanet ettik” dedi.
GÜRSEL TEKİN İSTİFA ETTİ: NE LİYAKAT VAR NE DE EHLİYET
Adı Kadıköy ve Esenyurt için geçen fakat açıklanan listede yer almayan eski Genel Sekreter Gürsel Tekin, CHP’den istifa etti. Tekin dün sabah saatlerindeki istifa açıklamasında, partisinin “Atatürkçü ve sosyal demokrat kimliğinden uzaklaştığını” savunarak şöyle dedi: “CHP hiçbir objektif koşul, liyakat ve ehliyetin olmadığı, parti içi hemşericilik, gruplaşma ile makam ve mevkilerin dağıtıldığı, partiye emek verenlerin dışlandığı, yoldaşlık ruhu yerine ahbap-çavuş, eş, dost, akraba ilişkilerinin belirleyici olduğu bir yapı haline dönüşmüştür. Partinin her makamında görev alma onuruna erişmiş, iktidar olmak için çalışmış benim için ortaya çıkan bu tablo acı ve üzüntü vericidir.”
CHP’DE ‘NİYE ADAY OLMADIK’ İSTİFALARI
ÇUKUROVA: BU HİKÂYE BURADA BİTMEZ
ADANA’da yeniden aday gösterilmeyen Çukurova Belediye Başkanı Soner Çetin, CHP’den istifa etti. Çetin, yaptığı açıklamada, “Tanık olduğum bu kaygı verici tablo nedeniyle partimden istifa ettiğimi üzülerek açıklıyorum. Ancak bu hikâye burada bitmez” dedi. 2 dönemdir belediye başkanlığı yapan Çetin’in yerine daha önce il başkanlığı yapan Emrah Kozay aday gösterilmişti.
SEYHAN: İSTENMEDİĞİN YERE GÖRÜNME
CHP İl Kadın Kolları Başkanı Oya Tekin’i, Seyhan adayı olarak gösterdi. Bunun üzerine mevcut başkan Akif Kemal Akay, istifa ettiğini duyurdu: “Başarısı kamuoyu tarafından kabul edilen bir başkana tahammül edemeyen; tek amacı kamusal kaynakları yağmalamak olan yöneticilerin ahlak dışı yollarla işgal ettiği CHP’den istifa ediyorum. Seyhan’a hizmete devam edeceğimi bir atasözüyle duyuruyorum. ‘İstendiğin yere erinme, istenmediğin yere görünme.”
]]>Geçen yıl yalnız ebeveyn ve en az bir çocuğun bulunduğu çekirdek aileden meydana gelen hane halkı sayısı 16 milyon 779 bin 240’u bulurken, bunun 10 milyon 310 bin 726’sı eşlerin ve çocukların, 3 milyon 673 bin 768’i sadece eşlerin, 2 milyon 794 bin 746’ı yalnız ebeveyn ve çocukların yaşadığı çekirdek aileler olarak kayıtlara geçti.
Çekirdek ailelerde anne ve çocukların bulunduğu hane halkı sayısı 2 milyon 164 bin 825, baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aile sayısı da 629 bin 921 olarak belirlendi.
Türkiye genelinde geniş ailelerden oluşan hane halkları sayısı, 3 milyon 476 bin 510, çekirdek ailesi bulunmayan birden fazla kişiden oluşan hane halkı sayısı da 860 bin 757 olarak hesaplandı.
EN ÇOK ARTIŞ SALGIN DÖNEMİNDE GÖRÜLDÜ
Tek kişilik hane halkı sayısı, 2014’te 2 milyon 931 bin 85 olurken bu sayı 2015’te 182 bin 411 artışla 3 milyon 113 bin 496’ya çıktı.
2016’da bir önceki yıla kıyasla 203 bin 398 artışla 3 milyon 316 bin 894’e ulaşan tek kişilik hane sayısı, 2017’de 3 milyon 491 bin 148, 2018’de 3 milyon 730 bin 505, 2019’da 4 milyon 62 bin 576 olarak kayıtlara geçti.
Kovid-19 salgını döneminin yoğun yaşandığı 2020 yılında da yalnız yaşayanların sayısı, 342 bin 421 artışla 4 milyon 404 bin 997’e yükseldi.
Son 10 yılda tek kişilik hane halkı sayısı en çok, salgının etkilerinin devam ettiği 2021’de arttı. Bu yılda tek kişilik hane halkı sayısı 2020’ye göre 376 bin 603 artışla 4 milyon 781 bin 600’e çıktı.
Sonraki yıllarda artış trendinin hızı yavaşladı ve yalnız yaşayanların sayısı, 2022’de 285 bin 731 artışla 5 milyon 67 bin 331’e çıktı.
Geçen yıl ise tek kişilik hane halkı sayısı 125 bin 494 artışla 5 milyon 192 bin 825’e ulaştı. Böylece son 10 yılda tek yaşayanların sayısı yüzde 77,2 artış gösterdi.
YARISINDA FAZLASI 10 BÜYÜKŞEHİRDE
Öte yandan yaşamını yalnız sürdürenlerin 933 bin 764’ü İstanbul’da, 375 bin 260’ı Ankara’da, 355 bin 132’si İzmir’de, 195 bin 430’u Antalya’da, 178 bin 860’ı Bursa’da ikamet ediyor.
Bursa’yı ise 117 bin 401 ile Balıkesir, 117 bin 251 ile Bursa, 116 bin 12 ile Mersin, 114 bin 808 ile Konya, 103 bin 706 ile Kocaeli takip etti.
Böylece 10 büyükşehirdeki tek kişilik hane halkı sayısı 2 milyon 607 bin 624 olurken bu sayı toplam sayının yarısından fazlası olarak hesaplandı.
En az yalnız yaşayanların olduğu iller ise 5 bin 439 ile Bayburt, 6 bin 868 ile Ardahan, 8 bin 20 ile Hakkari ve oldu.
]]>
Ekonomideki güncellenmiş politikalarla öngörülebilirliğin arttığını ve bunun sahaya çok hızlı yansıyan sonuçları olduğunu vurgulayan Yılmaz, “Artan Merkez Bankası rezervi, azalan cari açık, azalan bütçe açığı, bütün bunlar risklerimizi azaltmış durumda. Dolayısıyla CDS dediğimiz risk primimiz düşmüş durumda. Bu da dış borçlanmada Türkiye’yi daha avantajlı; kamusuyla, özel sektörüyle, daha az maliyetle borçlanır hale getiriyor. Kredi derecelendirme kuruluşları da istediğimiz hızda olmasa bile olumlu yönde açıklamalar yapmaya başladılar. Bu giderek daha da iyi noktaya gidecektir.” diye konuştu.
“KKM’DE CİDDİ BİR ÇÖZÜLME VAR”
Türk lirasının güçlendiğini, ciddi bir büyüklüğe ulaşan Kur Korumalı Mevduat’ta da (KKM) ciddi bir çözülme olduğunu anlatan Yılmaz, Merkez Bankasının izlediği politikalarla, yapılan düzenlemelerle, finansal piyasalarda istikrarsızlığa yol açmadan, kademeli şekilde KKM’den çıkıldığını, döviz hesaplarında gelişme olmadığını, Türk lirası mevduatın ise arttığını belirtti.
Yılmaz, bunun olumlu bir durum olduğunu söyleyerek, “Esas olan kendi paramızdan mevduatın tutulmasıdır.” dedi.
Yatırım ortamının iyileştirilmesinin yurt içi ve dışındaki yatırımcı için fırsat oluşturduğuna işaret eden Yılmaz, “Dolayısıyla önümüzdeki dönem biz çok daha fazla doğrudan uluslararası yatırım bekliyoruz. Belli bir fon akışı oldu ama daha uzun vadeli yatırımlar bir süre daha belki politikalarımıza bakıyorlar, hazırlıklarını yapıyorlar. Önümüzdeki dönem özellikle dünyadaki konjonktürle de bağlantılı baktığımızda, Türkiye’ye ciddi bir fon akışı, hem finansal anlamda hem de doğrudan yatırımlar anlamında olacağını görüyorum.” şeklinde konuştu.
“TEK HANELİ ENFLASYON 2026’DA”
Enflasyondaki gelişmeler olumlu yönde seyrettikçe Türkiye’nin daha farklı bir döneme doğru gideceğini, enflasyonla mücadelede zorlukları ortadan kaldırmanın biraz zaman aldığını dile getiren Yılmaz, “Doğru bir rotaya girdiyseniz, doğru bir hedefe doğru yürüyorsanız her geçen süre sizi hedefinize daha çok yaklaştıracaktır. Dolayısıyla amacımız hem enflasyonu hem faizleri uzun vadede tek haneli rakamlara düşürmek ve bu yönde de bütün araçları, enstrümanları kararlı bir şekilde kullanıyoruz. Bir taraftan Merkez Bankamız araç bağımsızlığı çerçevesinde kendi kararlarını alıyor. Bir taraftan maliye politikamızla biz bunu bütünlüyoruz. Diğer taraftan da üçüncü bir ayağı var bunun; yapısal reformlar.” dedi.
Yılmaz, enflasyonda, yıl ortasından itibaren yıllık bazda, belirgin şekilde düşüş görüleceğini anlatarak, “2025 ise çok daha net bir şekilde bu mücadelenin sonuçlarını gördüğümüz bir yıl olacak. Orta Vadeli Programda yüzde 15 civarında bir beklentimiz var. 2026’da ise asıl hedefimize ulaşacağız. O da tek haneli enflasyon. Türkiye geçmişte başardı. Önümüzdeki dönemde para politikaları, maliye politikaları, yapısal reformlar, etkin bir koordinasyon, kararlı bir tutumla 2026 perspektifinde enflasyonda tek haneyi yeniden yakalayacağız.” diye konuştu.
KRİPTO PARAYA İLİŞKİN DÜZENLEME
Kripto paralara ilişkin düzenleme ihtiyacının tüm dünyada hissedildiğini, Türkiye’nin de bu çerçevede düzenleme yapacağını belirten Yılmaz, “Kurumları yetkilendiren, gelişmelere göre nasıl pozisyon alacaklarına ilişkin kanuni bir altyapı oluşturan çerçeve bir düzenleme olacaktır. Bu gri liste açısından da önemli. Gri listede belli şartlar var, ülkelerin karşılaması gereken. Bütün yasal şartları tamamlamış durumdayız. Bir tek bu eksik kalmıştı. Bunu yaptığımız zaman o liste anlamında da olumlu bir adım atmış olacağız.” dedi.
Yılmaz, kayıt dışılıkla mücadelenin sosyal adalet ve haksız rekabeti önlemek açısından önemli olduğunun altını çizerek, özellikle dijitalleşmenin sağladığı imkanlar ve yapay zekayla daha fazla veriye ve risk analizlerine dayalı bir denetim sistemine doğru geçiş yapacaklarını kaydetti.
Türkiye’nin uzay programı açısından 10 yıllık eylem planı yaptığını ve bunu adım adım hayata geçirdiğini belirten Yılmaz, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde bu alanda aşamalı olarak çok farklı yerlere geleceğini ve Türkiye Yüzyılı’nda uzayda da varlığını bütün dünya ülkeleri arasında hissettiren ülkelerden biri haline geleceğini söyledi.
DEPREM KONUTLARI
Yılmaz, 6 Şubat depremlerinin ardından kalıcı konutlar inşa etmek, altyapıyı rehabilite etmek ve bölgeyi sosyoekonomik açıdan yeniden canlandırmak için çalıştıklarını dile getirerek, konutlarla ilgili kura çekimlerinin şubat ayında başlayacağını ve sürecin devam edeceğini kaydetti.
Deprem bölgesindeki vatandaşlar için fedakarca çalışmaya devam edeceklerini ifade eden Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Elimizdeki tüm imkanlarla depremzedelerimizin yanındayız. Bütçede çok dikkat ediyoruz, çok disiplinli davranıyoruz ama bir konuda hiçbir şekilde kaynak problemimiz yok, o da deprem bölgesi hususunda. Yeter ki teknik çalışmalarımız tamamlansın. Hemen kaynak ayırıyoruz ve gereği neyse hemen yapmaya çalışıyoruz ama kolay değil. Bu tür büyük bir alanda, ihaleler, inşaatlar, teknik süreçler, projelendirmeler, bir rezerv alanda konut yapıyorsunuz diyelim. Oraya yol götüreceksiniz, doğal gaz bağlayacaksınız, elektrik götüreceksiniz, sosyal donatılar yapacaksınız, bütün bu unsurlarıyla planlamak durumundasınız. Dolayısıyla bunu başarıyor Türkiye. Gelişmiş dediğimiz bazı ülkelerde bile afetlerden sonra ne kadar uzun süre rehabilitasyon çalışmalarının sürdüğünü biliyoruz. Türkiye bu alanda iyi bir performans ortaya koyuyor. Ağırlıklı yükümüz 2024’te, 2024’te büyük oranda toparlamış olacağız. 2025-2026’da da azalan oranlarda kalan eksiklerimizi tamamlayacağız inşallah ve Türkiye bu depremin yaralarını sarmış olacak.”
İSRAİL’İN GAZZE’YE SALDIRILARI
Yılmaz, bir an önce ateşkesin sağlanması ve katliamların kalıcı şekilde durması gerektiğini vurgulayarak, 1967 sınırları çerçevesinde egemen, bağımsız, başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devleti kurulmadığı sürece sorunun çözülemeyeceğini kaydetti.
Türkiye’nin bu konuda garantörlük dahil olmak üzere ne gerekirse yapmaya hazır olduğunu vurgulayan Yılmaz, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin, Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail’e karşı “soykırım” suçlamasıyla dava açtığını anımsattı.
Yılmaz, şöyle devam etti:
“Şu anda bir hesap verme sürecine İsrail yönetimi girmiş durumda. İnsanlık bir imtihandan geçiyor. Çok şükür insanlığın çoğu sokaklara baktığınızda Birleşmiş Milletlerdeki oylamalara baktığınızda insanlık vicdanı Filistin’den yana, Filistinlilerden yana ama maalesef dünyadaki güç yapılanması ve uluslararası kurumların zaafı nedeniyle bu acı hadiseler devam ediyor. Burada da yine Sayın Cumhurbaşkanımızın ‘Dünya 5’ten büyüktür’ mottosunun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görmüş olduk.”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Türkiye’nin her zaman haklının ve mazlumun yanında olduğunu ve er geç Filistin’in kazanacağına inandığını kaydetti.

Akıllı alışverişin önem kazandığı bu dönemde kullanıcıların hayatını kolaylaştıran, farklı sadakat ve ödeme sistemlerini ortak bir platformda birleştiren Türkiye’nin ilk ve tek programı Chippin, sunduğu yeni nesil alışveriş teknolojisi sayesinde uygulamaya giriş adedini aylık bazda yüzde 233 oranında artırdı. Chippin CEO’su Sabri İnci, “Bilinçli tüketim çağında yaşıyoruz ve artık sadakat programı kullanmak bir seçim değil, stratejik bir zorunluluk. Haziran ayında yaptığımız relansmanın ardından iş hacmimiz büyük bir artış gösterdi ve bir ayda 500 bin yeni müşteri kazandık. 165 kişilik ekibimiz ve her geçen gün artan paydaşlarımızla ulaştığımız bu başarıyı sürdürülebilir hale getirmeyi hedefliyoruz. 10 milyonun üzerinde kullanıcıya ulaşmak ve tüketicinin hayatına dokunan tüm markalarla iş birliği yapmak istiyoruz” diye konuştu.
Türkiye’nin kampanya ve ödeme alternatifleri ile dünyanın pek çok ülkesinden daha ileride olduğunu söyleyen İnci, Chippin ile tüketiciye tek bir platform üzerinden farklı ödeme çözümleri sağlayan bir alışveriş teknolojisi sunduklarını ifade etti. İnci, “Sadakat programlarını birleştiren ilk platformuz. Alışverişi kolay, akıllı ve sürdürülebilir hale getiriyoruz. Tüketicinin sahip olduğu sadakat programlarını bir araya getirerek, tüm avantajlarla birlikte marka ve banka puanlarını ortak bir platformda görebileceği şekilde kolay bir önyüzle hizmet veriyoruz. Tüketiciler bu sayede sadakat programlarından elde edecekleri fırsatları kolayca takip edebiliyor ve pratik bir şekilde diğer puanlarıyla birleştirerek kullanabilme şansına sahip oluyor” dedi.
ALTIN ÖDÜLE LAYIK GÖRÜLDÜ
Uygulamayı indirip kullananlara çoklu fayda sağlayan Chippin, yenilikçi teknolojisini ödülle de taçlandırdı. Finans ve teknolojinin itibarlı ödül platformlarından PSM Awards’ta Yenilikçi Müşteri Etkileşimi ve Deneyimi kategorisinde Altın PSM ödülüne layık görüldü. Chippin sadakat programları, veri yönetimi, analitik ve iş zekası çözümleri, derece kampanya yönetimi alanlarında 30 yerel, 10 uluslararası ödüle de sahip.
PERAKENDEYE BÜYÜME DESTEĞİ
Chippin, kullanıcılarına özel fırsatlar sunmanın yanı sıra iş ortakları için de kazan-kazan modelde bir ekosistem oluşturuyor. Chippin’e üye markalar, müşterilerine yeni bir ödeme kanalı / kolaylığı sağlamakla kalmıyor; aynı zamanda Chippin mevcut kullanıcıları içinden kendilerine potansiyel müşteri oluşturabiliyor. İş birliği yaptıkları markalara gelişmiş bir teknoloji platformu sunduklarını belirten Sabri İnci, sözlerini şöyle sürdürdü: “Perakende sektörü akıllı, güvenli ve kesintisiz işleyen Chippin ile geniş bir müşteri kitlesine erişebiliyor, daha etkili bir şekilde pazarlama yapabiliyor, müşteri etkileşimini artırabiliyor. Perakendecileri rekabetçi piyasada daha yenilikçi ve müşteri odaklı bir konuma taşıyarak, iş hacminin artmasına katkı sağlıyoruz. Diğer taraftan çok kuvvetli olan yapay zeka kasımız sayesinde markalar, tüketici davranışlarını ve harcamalarını tahmin ederek buna göre farklı aksiyonlar geliştirebiliyor.”
LC Waikiki, Migros, CarrefourSA, Opet, Koçtaş, Arçelik, İpekyol, Kiğılı gibi markaların bulunduğu Chippin’e yakın zamanda D&R, İpekyol, Machka, Twist ve Ayakkabı Dünyası da sadakat kartlarıyla katılacak. Hali hazırda 300’ün üzerinde marka iş birliği bulunan programın marka ailesine yakın zamanda alanında lider markalar katılmaya devam edecek.
PEK ÇOK FONKSİYONU TEK UYGULAMADA BİRLEŞTİRECEK
Chippin, yakın zamanda ödeme yöntemlerine eklenen alışveriş kredisi seçeneği ile tüketiciye kredi kartı ve banka kartı dışında da alternatif sunuyor. Böylelikle tüketiciler için bankaların alışveriş çözümlerine eriştiği bir platform görevi de görecek. Yenilikçi vizyonuyla mobil dünyada büyümesini sürdüren şirket, pek çok fonksiyonu tek uygulamada birleştirdiği gibi mobil ödeme ve sadakat yapısıyla markaların dijitalleşmesine de katkı sağlıyor. Chippin, bir yandan sahip olduğu akıllı kampanya, iş zekası, müşteri analitiği gibi yetkinliklerle markaların, diğer taraftan birleştirici fonksiyonları ve pratikliği ile de kullanıcıların vazgeçemeyeceği bir mobil uygulama olma yolunda ilerliyor.
]]>Öte yandan ATMACA Gemisavar Füzesi ile GEZGİN Seyir Füzesi’nin, denizaltı platformları tarafından da kullanılacağının altı çizildi.
Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı personelinin büyük emekleriyle hazırlanan ‘Deniz Kuvvetleri Dergisi’nde paylaşılan yazının bir kısmını sizlere aktarıyoruz. Dergide yayınlanan yazının, Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın resmi görüşünü yansıtmadığını da özellikle vurguluyoruz.

NÜKLEER TAHRIKLI DENIZALTILAR
“Nükleer tahrikli denizaltılar, II. Dünya Savaşı sonrası başlayan soğuk savaş süresince askerî gücün simgesi haline gelmiştir. Nükleer enerjinin sağladığı sonsuz itki gücü ve uzun menzilli seyir füzeleri, denizaltıları son yetmiş yılın en etkili stratejik silahı haline getirmiş, güvenlik politikalarının tespit edilmesinde dikkate alınması gereken önemli bir oyuncu yapmıştır.
Günümüzde nükleer tahrikli denizaltıya sahip altı ülke (ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Hindistan ve Fransa) bulunmaktadır. Bunlardan Akdeniz coğrafyasında bulunan Fransa’nın, dördü LE TRIOMPHANT Sınıfı balistik füze (nükleer savaş başlıklı) taşıyabilen SSBN, biri RUBIS Sınıfı SSN, ikisi AMETHYSTE Sınıfı SSN ve biri yeni nesil BARRACUDA Sınıfı SSN olmak üzere toplam sekiz adet nükleer tahrikli denizaltısı hâlihazırda hizmettedir.
MİLLİ NÜKLEER TAHRİKLİ DENİZALTI VE DENİZALTIDAN ATILAN ATMACA İLE GEZGİN FÜZELERİ
Türkiye, Akkuyu Nükleer Santralinin yakın zamanda hizmete girmesi ile birlikte nükleer enerji kullanan ülkeler arasındaki yerini alacaktır. Devamında sivil ve askerî tüm sektörlerde nükleer enerjiye yönelik bilgi ve tecrübenin kısa zaman içerisinde artacağı ve bahse konu enerjinin yeni kapasite geliştirme alanlarına entegre edileceği öngörülmektedir. Ayrıca nükleer teknolojinin ülkemizde kullanılmaya başlanması, orta vadede planlı millî nükleer tahrikli denizaltı programı açısından da bir dönüm noktası anlamı taşımaktadır.

Nükleer tahrikli denizaltıya geçişin, Türk Deniz Kuvvetleri için de kritik gelişmelere neden olması kaçınılmazdır. Özellikle millî ağır torpido AKYA ve sualtından atılan ATMACA G/M’sinin denizaltılarımızın gücüne güç katması yanında, nükleer denizaltılarımızın uzun menzilli GEZGİN seyir füzesi yeteneği kazanması ile birlikte denizaltılarımız dünya üzerindeki en etkili silahlardan biri olacaktır.
Nükleer enerjiye geçiş sürecinde, alandaki bilgi ve tecrübemizin sınırlı olduğundan hareketle, Deniz Kuvvetlerimiz açısından göz önünde bulundurulması gereken çeşitli konular olduğu değerlendirilmektedir. Son derece teknik bir konu olan nükleer reaktörün çalıştırılması ve idamesi haricinde; öncelikle denizaltıyı kullanma konseptimize uygun projelerin ortaya konulması ve denizaltıcı personelin yetiştirilmesine yönelik ön hazırlıklara şimdiden başlanması önem taşımaktadır. Böylece daha projelendirme aşamasından itibaren yapılacak öngörülü planlar, sorunların ortaya çıkmadan çözülmesinde rehberlik edecektir.
Bu çalışmada; Fransız donanmasına yeni katılan BARRACUDA Sınıfı nükleer tahrikli denizaltıları (SSN), millî nükleer tahrikli denizaltı programına giden süreçte örneklendirme yapmak ve dünya donanmalarındaki teknolojik gelişmeleri takip etmek maksadıyla açık kaynaklardan elde edilen bilgiler ışığında incelenmiştir.

PROJENIN DURUMU VE MEVCUT HAREKÂT FAALIYETLERI
BARRACUDA Sınıfı nükleer tahrikli denizaltı inşa programı, hâlihazırda hizmette bulunan RUBIS Sınıfı denizaltıların değişimi maksadıyla 1998 yılında başlatılmıştır. Fransa’nın Naval Group firması tarafından 2007 yılında sınıfının ilk denizaltısı olan Suffren kızağa konmuş, Ağustos 2019 ayında denize indirilmeyi müteakip Haziran 2022 itibarıyla Fransız donanmasına katılmıştır.
Sınıfının ikinci denizaltısı olan Duguay-Troin, Mart 2023 ayında seyir tecrübelerine başlamış, üçüncü denizaltı Tourville ise 20 Temmuz 2023 itibarıyla kızaktan indirilmiştir. Tourville denizaltısının 2024 yılı başında seyir tecrübelerine başlamasının planlandığı açık kaynaklarda belirtilmektedir. BARRACUDA Sınıfı 6 adet denizaltının inşasını içeren projenin, son denizaltı olan Casabianca’nın 2029 yılına kadar hizmete girmesiyle birlikte tamamlanması planlanmaktadır. Dört ve beşinci denizaltılara, sırasıyla De Grasse ve Rubis isimlerinin verileceği açıklanmıştır.

TEK BIR DENIZALTI 1.7 MILYAR AVRO
Bir denizaltının yaklaşık maliyeti 1,7 milyar avro olmak üzere projenin toplam maliyetinin 10,4 milyar avro olması beklenmektedir. Denizaltıların 2060 yılına kadar hizmette kalması öngörülmektedir. BARRACUDA Sınıfı denizaltıların envantere girmeye başlamasıyla birlikte RUBIS Sınıfı FS Saphir (2019), FS Rubis (2022) ve FS Casabianca (2023) denizaltıları hizmet dışına çıkarılmıştır.
BARRACUDA Sınıfı denizaltılar son teknoloji silah ve sistemlerle donatılmıştır. Yüksek teknoloji ürünü silah, sistem ve donanımların envantere girmesi ile birlikte Fransız donanması yeni yetenekler kazanmıştır. Bunlar içerisinde; sualtından EXOCET SM39 G/M’si, MdCN seyir füzesi ve F21 ağır torpidosu atma yeteneği, sualtından F29 mayını döküş yeteneği, mayın sonarı, yeni nesil haydrafon teknolojisini havi yüksek alış kabiliyetli sonar sistemi, modüler yapılı tasarım sayesinde özel kuvvet harekâtı (PSM3G) (SDV) maksatlı konteyner ve insansız sualtı aracı (UUV) kullanma yeteneği, X tipi dümen, pump jet itki sistemi ve özel tekne dizaynı sayesinde yüksek dayanıklılık öne çıkmaktadır.
Ayrıca TRIUMPHANT Sınıfı nükleer balistik denizaltılarda (SSBN) kullanılan basınçlı su reaktörünün (pressured water reactor (150 MW)) geliştirilmesi ve 2 tahrik türbini ve turbo jeneratörle yedeklenen hibrit tahrik (hybrid propulsion) sistemi sayesinde denizaltı sessizliği 10 kata kadar artırılmış ve sonar duyuş performansı geliştirilmiştir.

TAMAMEN OPTRONIK DİREK
Denizaltıda mevcut sürülebilir direklerin tamamı optronik direk olduğundan mukavim tekne içerisine sürülebilir direk girmemektedir. Böylece denizaltıdaki dairelerin yerleşim planlarında optimizasyona gidilerek iç hacim verimliliği artırılmıştır. Bu kapsamda; Savaş Harekât Merkezinin bulunduğu santral yelken gerisinde kalacak şekilde dizayn edilmiş ve personel sosyal alanlarında konfor ve yaşam kolaylığı sağlanmıştır. Yaşam yerlerinde sağlanan iyileştirme neticesinde ilk defa olmak üzere BARRACUDA Sınıfı denizaltılarda kadın personel görevlendirmesi yapılmaya başlanmıştır.
Silah sistemlerinin tecrübesi maksadıyla; MdCN seyir füzesi testleri 20 Ekim 2020 tarihinde Fransa’nın Atlantik kıyısında yapılmıştır. Böylece Fransa FREMM Sınıfı firkateynlerden sonra denizaltıdan da karadaki yüksek korunaklı stratejik altyapıların imhasına yönelik uzun menzilli seyir füzesi yeteneği kazanmıştır. Bununla birlikte EXOCET SM39 G/M testleri Doğu Akdeniz’de Levant Havzası’nda icra edilmiştir. Bu testlerin yapıldığı deniz alanları dikkate alındığında Suffren’in, ilk görevinde tüm Akdeniz ve Fransa’nın Atlantik kıyılarında harekât yaptığı anlaşılmaktadır.
FS Suffren Denizaltısı, 3 Haziran 2022 tarihinden itibaren başladığı aktif görevini; 190 günü dalışta olmak üzere 240 günlük harekât faaliyetleri hitamında ana üssü Tulon’a dönerek tamamlamıştır. Bu görev süresince denizaltı personeli, KIRMIZI ve MAVİ Grup olmak üzere 3 periyot halinde (40 günlük periyotlarla) görev icra etmiştir. Suffren’in, 2,5 aylık bakım ve onarım faaliyetleri hitamında tekrar göreve dönmesi planlanmaktadır.
SONUÇ
Fransız donanması, BARRACUDA Sınıfı nükleer tahrikli denizaltıların envantere girmesi ile birlikte, özellikle uzun menzilli seyir füzesi (MdCN ile stratejik kara hedeflerine angajman), yeni tip nükleer reaktör, optronik sürülebilir direkler, yeni teknoloji ürünü sonar sensör ve sistemleri ile özel kuvvet harekâtı imkânı olmak üzere yeni yetenekler kazanmıştır.
Yeni nesil teknoloji ürünü D-19 tipi insansız sualtı araçlarının, yakın zamanda denizaltılara entegre edilerek denizaltının diğer harekât nevilerine yönelik etkinliğinin artırılması planlanmaktadır.
Denizaltılar envantere girmeden hayata geçirilen personel yetiştirme politikasının, denizaltıların etkin kullanımı açısından kritik bir hareket olduğu görülmektedir. Yeni denizaltılarda görev yapacak personel, simülatör eğitimlerine 6-7 yıl gibi bir süre önceden başlatılmış ve yetişmiş personel ihtiyacı önceden giderilmiştir. Böylece bilgi ve tecrübe yönünden yetişen personelin, kazanılan yeni yeteneklere istinaden yeni taktik geliştirilmesinde etkin görev aldığı ve denizaltıların harekât etkinliğinin artırılmasına doğrudan katkı sağlayabildiği kıymetlendirilmiştir.
FS Suffren, 240 günlük harekât görevi süresince 190 gün dalışta kalmış; uzun bir zamanı kapsayan görev periyodu MAVİ ve KIRMIZI denizaltıcı ekipler tarafından münavebeli olarak icra edilmiştir. Böylece denizaltıcı personelin görev yorgunluğu nedeniyle kapasite zafiyeti yaşamaması sağlanmış, personel motivasyonu yüksek tutulmuştur.
Yeni nesil optronik direk kullanımı, teknolojik ve taktik açıdan kullanıcıya kolaylıklar sağlarken, sürülebilir direklerin mukavim tekne içine girmemesi sayesinde gemi dizaynının denizaltının harekât etkinliğini ve personel verimini artıracak şekilde geliştirilmesine katkı sağlanmıştır.

“EN BÜYÜK SİLAHI, GİZİILİK”
X dümen ve pump jet itki sistemi kullanılarak denizaltı çok daha sessiz ve enerji verimliliği azami olacak şekilde dizayn edilmiştir. Böylece en büyük silahı gizlilik olan denizaltının, daha başlangıçta harekât alanında taktik üstünlüğe sahip olması sağlanmıştır. Ayrıca X dümen yapısı umk kontrolünü hassaslaştırırken aynı zamanda denizaltının tek bir operatör tarafından idare edilmesine olanak vermesi açısından personel verimliliğini de artırmaktadır.
Fransız donanması, BARRACUDA Sınıfı nükleer denizaltılarla birlikte vuruş etkinliğini ve caydırıcılık gücünü ciddi oranda artırmıştır. Denizaltı inşa programı 1998’de başlamasına rağmen ilk denizaltı olan FS Suffren 2022’de hizmete girebilmiştir. Aradan geçen zaman içerisinde karşılaşılan sorunlara yönelik geliştirilen çözüm alternatifleri benzer projeye yeni başlayacak ülkeler açısından büyük önem taşımaktadır. Bahse konu çözüm alternatifleri sorunun daha ortaya çıkmadan proaktif bir yaklaşımla ortadan kaldırılmasında önemli bir araç olarak kullanılabilecektir.
YERLİ NÜKLEER TAHRİKLİ DENİZALTI GELİŞTİRİLİRKEN BU PROJEDEKİ TECRÜBELERDEN FAYDALANILACAK!
Türk Deniz Kuvvetleri tarafından yakın gelecekte hayata geçirilmesi planlanan millî nükleer tahrikli denizaltı projesinden faydalanmak üzere; Fransa’nın denizaltı inşa projesinden kazandığı tecrübelerin elde edilerek çıkarımlar yapılmasının, kaynakların verimli kullanılmasına fayda sağlayacağı ve projeye yönelik öngörülemeyen risklerin daha ortaya çıkmadan çözülmesinde yararlı olabileceği anlaşılmaktadır.
2021’de Türkiye’nin gri listeye alınmasının ardından hem ekonomi, hem de hukuk çevrelerinde bu konumdan uzaklaşılması gerektiği yönündeki görüşler sonucu adımlar hızlandı. 2022’de sağlanan ilerleme ve 2023’te teknik anlamda Türkiye’ye “yeşil ışık” yakılmasının ardından, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Şubat 2024’te yapılacak FATF Genel Kurulu öncesi, tam uyum için kamuoyunu harekete geçirdi.
FATF’ın Türkiye için bir sonraki inceleme dönemi Aralık 2025, sonuç ve karar raporu ise Haziran 2026. Son yayınlanan raporda, Türkiye’nin inceleme dönemlerini kaçırdığı ancak “adımlar atmasının takdirle karşılandığı” vurgulanarak yeşil ışık yakıldı.
Kasım ayında Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in konuyu kamuoyu gündemine taşıyarak yasal düzenleme yönünde baskı oluşturmasına karşılık, geçen süre içinde ilgili düzenleme TBMM’ye gönderilmediği gibi, içeriğine yönelik bir açıklama da yapılmadı. Son olarak Ocak ayı içinde yasanın TBMM’ye gönderileceği açıklandı.
Edinilen bilgilere göre olası düzenleme “kripto paralarla ilgili” olarak nitelense de gerçekte özellikle kara para aklama ve başta terör örgütleri olmak üzere suç örgütlerinin finansman hareketlerinin kısıtlanması ile bu türlerden suça karışmış kişilerin mal varlıklarına el konulmasını kolaylaştırıcı düzenlemeleri içeriyor. Türkiye’nin bazıları uluslararası suç örgütü niteliğinde olan yapılara yönelik başlattığı operasyonların bu sürece katkı vereceği belirtildi.
ÇIKIŞ GARANTİ DEĞİL
Türkiye’nin bu düzenlemeleri yapsa da FATF’ın Şubat Ayında yapacağı genel kurulda gri listeden çıkışının garanti olmadığı vurgulandı. Aynı yönde kamuoyunu hazırlayan bir açıklama Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından yapıldı. Diğer yandan, Türkiye’nin 40 aykırılıktan sadece birinin kaldığı yönündeki 2023’te FATF’ın resmi raporuna giren bir teknik değerlendirmesi bulunuyor. Türkiye’nin bu düzenlemeyi de yaparak, siyasi ve zaman olarak listeden resmi olarak çıkamasa da, teknik olarak gri liste ile ilişkili aykırılıkların tamamını düzeltmiş olması, bunun FATF’ın teknik birimlerince tescil edilmesinin Türkiye’nin elini hem ekonomik, hem de uluslararası hukuk açısından rahatlatacağı belirtiliyor.
“LİSTEDEN ÇIKMAK, ÖNEMLİ ADIM”
Gelir İdaresi E. Strateji Geliştirme Daire Başkanı, Nazmi Karyağdı, FATF’ın son açıkladığı rapordaki olumlu havaya işaret etti.
Karyağdı şu yorumu yaptı:
“FATF’nin 27 Ekim 2023’te gri listedeki ülkelere ilişkin olarak yayınladığı duyuruda Türkiye’nin Eylem Planındaki süreleri geçirmiş olmasına rağmen bir husus hariç diğer 40 Tavsiye Kararını başarıyla karşıladığını açıkladı. Bu bağlamda ‘Türkiye, özellikle terörün finansmanı riskiyle tutarlı olarak terörün finansmanıyla ilgili varlıklara el koyarak, kalan tek stratejik eksikliğini gidermek için eylem planını uygulamaya devam etmelidir.” tespitinde bulundu. Şubat 2024’te yapılacak olan FATF Genel Kurulu’nda Türkiye’nin gri listeden çıkması mümkün olacak. Bu durum ülkemizin medeni dünyada hak ettiği yeri alması anlamında önemli bir adım anlamına gelmektedir.”
”Bu gece 2023 yılını tamamlıyor, 2024 yılına adım atıyoruz. Yeni takvim yılının, ülkemiz, milletimiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Aslında her yeni yılın; sevinçle, umutla ve heyecanla karşılanması gerektiğine inanıyoruz.
Ancak, bu yeni yıla, hem bölgemizdeki ve dünyadaki olumsuzluklar, hem de geçtiğimiz günlerde verdiğimiz şehitlerimiz sebebiyle, buruk bir şekilde giriyoruz.
İnsanlığın tamamı için daha güzel, daha huzurlu, daha müreffeh bir gelecek umudumuzu elbette muhafaza ediyoruz.
Bunun için önce, sözde demokrat ve özgürlükçü ülkelerin eli kanlı terör örgütlerine verdikleri destekleri kestiğini görmemiz gerekiyor.
GAZZE MESAJI
Bunun için önce, Gazze’de masum çocukların, kadınların katledilmesine karşı tüm ülkelerin ve kurumların ortak tavır aldığını görmemiz gerekiyor.
Bunun için önce, Rusya-Ukrayna savaşı başta olmak üzere, bireyleri acıya boğan ve ülkelerin kaynaklarını heba eden çatışmaların durdurulması için adil ve samimi çaba gösterildiğini görmemiz gerekiyor.
Bunun için önce, asırlardır sömürülen ve onurları çiğnenen toplumların zenginliklerinin kendi gelecekleri, refahları, güvenlikleri için kullanıldığını görmemiz gerekiyor.
Velhasıl, umutları fiiliyata dönüştürmek için dünyadaki tüm ülkelerin, kurumların, fertlerin ortak değerler ve ilkeler etrafında bütünleşmesini temin etmemiz gerekiyor.
Türkiye olarak biz, bu dünya fotoğrafında farklı bir yeri, farklı bir misyonu, farklı bir anlayışı temsil ediyoruz.
Devlet ve millet olarak biz, sadece kendi güvenlik ve refah çabamızı neticeye ulaştırma mücadelesi vermekle kalmıyoruz.
Dünyaya ve bölgemize huzur iklimi hâkim olmadan bizim de huzur bulamayacağımız anlayışıyla, herkes için aynı standartları diliyoruz.
Bu anlayışla; Bölgemizdeki barış çabalarını neticeye ulaştırmaya çalışıyoruz.
Dostlarımızla ilişkilerimizi her alanda geliştiriyoruz. Kardeşlerimizin dertleriyle dertleniyoruz.
Dünyayı daha iyi, daha adil, daha müreffeh bir geleceğe hazırlamaya dönük her çabaya destek veriyoruz.
TÜRKİYE YÜZYILI
Cumhuriyetimizin ilk asrını bitirip, Türkiye Yüzyılı dediğimiz yeni asrına ayak bastığı bir dönemde, daha büyük hedeflere yönelirken, azmimizi ve gayretimizi sürekli perçinliyoruz.
Zalimin zulmünün ilanihaye sürüp gitmeyeceğine inanıyoruz.
Adaletsiz ve dengesiz küresel yönetim sisteminin son çırpınışlarını yaşadığına inanıyoruz.
Mazlumların sesinin derinden derine tüm dünyayı sardığına, bu çığlıkların büyüyerek insanlığın ortak vicdanı haline dönüşeceğine inanıyoruz.
Nitekim, Türkiye’nin kendi vatandaşları, dostları ve kardeşleriyle birlikte, insanlığın tamamına hitap eden beyan ve tutumlarının, gönüllerde giderek daha fazla mâkes bulduğunu görüyoruz.
Elbette bu meşakkatli yolda sürekli yeni sınamalarla, yeni sıkıntılarla, yeni engellerle de karşılaşıyoruz.
Terörle mücadeleden ekonomik tuzaklara kadar pek çok alanda yaşadığımız sorunların temelinde, büyük ve güçlü Türkiye’nin inşasını engelleme amacı vardır.
Ülke olarak biz kendi potansiyelimizi ve imkânlarımızı etkin şekilde kullanmayı sürdürdükçe, bu mücadele daha da sertleşecektir.
Çünkü Türkiye’nin büyümesi demek, asırlardır bizim tökezlememiz sayesinde dört bir yanımızda rahatça at koşturanların hesaplarının bozulması demektir.
Bizim güçlenmemiz demek, kendi refah ve güvenlikleri için diğer herkesi araç olarak kullananların, sömürenlerin, ezenlerin düzenlerinin sonuna gelinmesi demektir.
Bizim sesimize daha çok kulak verilmesi demek, dünyanın her yerindeki hak, adalet, özgürlük ve vicdan arayışlarının güçlenmesi demektir.
Milletimiz, tarihinin hiçbir döneminde, kendi hedeflerine ulaşmak için bedel ödemekten, fedakârlık yapmaktan, elini taşın altına koymaktan çekinmedi.
Son 21 yılda yaşadığımız nice kritik hadise karşısında milletimizin sergilediği güçlü duruş, kararlılığın bugün de devam ettiğini gösteriyor.
Evet, buradan bir kez daha tekrarlamak istiyorum.
Milletimiz birliğine, beraberliğine, kardeşliğine sahip çıktıkça, Allah’ın izniyle bizi kimse bölemeyecektir.
Devletimiz 2023 hedeflerinin bir sonraki safhası olan Türkiye Yüzyılı vizyonunu hayata geçirdikçe, Allah izniyle ayyıldızlı bayrağımızın yükselişi hep sürecektir.
Siyasi, ekonomik, askeri, diplomatik başarılarımızla dostlarımıza güven, düşmanlarımıza korku vermeye devam ettikçe, önümüzdeki sisler giderek dağılacaktır.
Velhasıl biz istiklalimizden ve istikbalimizden taviz vermedikçe, kimse kutlu yürüyüşümüzün önüne geçemeyecektir.
Geçmişte, emperyalistlerin birer aracı olarak başımıza musallat edilen vesayet güçleriyle, darbecilerle, terör örgütleriyle, siyasi ve sosyal mühendislik projeleriyle çok vakit, çok enerji, çok insan kaybettik.
Artık bu numaralara karnımız tok olduğu gibi, böyle ağır faturalar ödemeye niyetimiz de yok.
Ülkemizi kendi iç mücadeleleriyle meşgul ederek, tarihi mirasından ve sahip olması gereken imkânlardan mahrum edenlerle yollarımızı ayıralı çok oldu.
Her fırsatta tekrarladığımız, ‘tek millet, tek bayrak, tek devlet, tek vatan’ düsturumuzun anlamı işte budur.
İnşallah 2024, darbe girişimiyle başlayıp Kovid-19 salgınıyla büyüyen, bölgemizdeki çatışmalarla derinleşen sıkıntılı dönemden kurtulup, hedeflerimize kilitlendiğimiz bir yıl olacaktır.
Küresel krizlerin artarak sürdüğü bir dönemde, biz farkımızı bir kez daha göstererek, üreten, istihdam eden, büyüyen, gelişen Türkiye’nin yıldızını yükselteceğiz.
Evet, 2023 hedefleri başlangıçtı; asıl çıkışımızı Türkiye Yüzyılıyla, 2024’le birlikte başlatıyoruz.
Bu mücadeleyi de, sizlerin desteğiyle zafere ulaştıracağımıza yürekten inanıyoruz.
Bu duygularla bir kez daha yeni takvim yılının milletimizin tüm fertlerine ve insanlığa hayırlı olmasını diliyorum.”