
Daha önce yurt dışından ithal edilen sistemler; gümrük kapılarında, limanlarda ve havalimanlarında kullanılıyordu.
Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı ile Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü ortak çalışmasıyla gümrük kapılarında, limanlarda ve havalimanlarında kullanılan tarama sistemlerinin yerli imkanlarla geliştirilmesi için 2019 yılında “Milli Tarama Sistemleri Projesi” başlatıldı.
Yeni sistemlerle birlikte kaçakçılıkla mücadele daha etkin bir şekilde sürdürülecek.
Proje kapsamında 24 Temmuz’da Ticaret Bakanı Ömer Bolat ve Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün tarafından 3.sü imzalanan protokol ile gümrük kaçakçılığına karşı yeni yerli tarama sistemleri eklenecek.
Yakın gelecekte milli kaynaklarla geliştirilecek “Yarı Sabit Araç ve Konteyner Tarama Sistemi”, “Mobil Araç ve Konteyner Tarama Sistemi”, “Yutucu Tespit Sistemi”, “Tren Tarama Sistemi”, “Backscatter Araç ve Konteyner Tarama Sistemi”, “CT Bagaj Tarama Sistemi”, gümrüklerde, limanlarda ve havalimanlarında kaçakçılara göz açtırmamayı planlıyor.
‘Yarı Sabit Araç ve Konteyner Tarama Sistemi’; belirli bir konumda kurulup, gerektiğinde başka bir yere taşınabiliyor. Genellikle büyük araçları ve konteynerleri taramak için tasarlanan sistem, yüksek enerjili X-ışınları veya diğer elektromanyetik dalgaları kullanarak içyapının görüntülenmesini sağlayacak.
Araçların, konteynerlerin ve diğer büyük yüklerin içyapısını hızlı ve etkili bir şekilde taramak için tasarlanan ‘Mobil Araç ve Konteyner Tarama Sistemi’ genellikle kamyon veya treyler üzerine monte edilip, tarama yapılacak alana kolayca taşınabiliyor. Yüksek enerjili X-ışınları veya diğer elektromanyetik dalgaları kullanarak araçların ve konteynerlerin içindeki gizli malzemeleri tespit edebilecek.

Araçların, konteynerlerin ve diğer büyük yüklerin içindeki saklı malzemeleri tespit etmek için kullanılacak olan ‘Backscatter Araç ve Konteyner Tarama Sistemi’; elektromanyetik dalgaların geri saçılması teknolojisini kullanan ileri bir görüntüleme teknolojisine sahip.
‘CT Bagaj Tarama Sistemi’ de bagajları her yönden tarayarak, 3 boyutlu görüntü alabilecek ve bagaj içinde şüphelenilen herhangi bir eşyayı seçip, ayrı olarak detaylı incelenmesine olanak sağlayabiliyor. Organik ve inorganik maddeleri görüntüleyebilen sistem, renk tanımlaması yapıp, bagaj içindeki patlayıcı maddeleri; konumu, şekli, yeri ve açısı fark etmeksizin, otomatik olarak tespit edebilecek.
Türkiye’nin hedef veya transit ülke konumunda olduğu yasa dışı uyuşturucu madde sevkiyatlarında, uyuşturucu kuryelerinin vücutlarında taşıdığı uyuşturucu maddelerin tespit eden ‘Yutucu Tespit Sistemi’ devreye girecek.
Trenlerin içindeki kargo ve yolcu bölmelerini taramada kullanılacak olan ‘Tren Tarama Sistemi’, trenin içindeki eşya veya kişileri tespit etmek için ileri bir görüntüleme ve tespit teknolojisine sahip. Sabit veya mobil olabilen sistem, genellikle trenlerin hareket halindeyken bile taranmasına imkan sağlayacak.
Konuya ilişkin bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Önümüzdeki süreçte, mevcut sistemlerin etkinliğini artırmak ve yeni teknolojik yenilikleri entegre etmek amacıyla yeni tarama ve kontrol sistemlerinin geliştirilmesine devam edilecek, bunlara ilave olarak yapay zeka gibi yeni nesil teknolojilerin proje kapsamında geliştirilmesi, tarama sistemlerine entegrasyonu ve yaygınlaştırılması sağlanacaktır.’’ gümrüklerin daha etkin ve daha üst düzeyde güvenli hale getirilmesinin amaçlandığına dikkat çekildi.
Hayata geçirilen yatırımlarla trafo bazlı kayıp kaçak oranını aylık, günlük ve saatlik olarak tespit edebilen şirket, abonelerin tüketimindeki değişimleri de takip ediyor.
Bölgede 2011’den bu yana hizmet veren şirketin yaptığı çalışmalarla dört ilde yıllık 60 milyon kilovatsaat enerji kayıp kaçak olmaktan çıkarıldı.
Kayıp ve kaçak enerji kullanımı yüzde 12’den yüzde 8 seviyesine düşürüldü
Fırat EDAŞ Müdürü Müjdat Çelik, AA muhabirine, şirket olarak geniş bir alanda hizmet verdiklerini söyledi.
Yaklaşık 1 milyonu aşkın abonenin memnuniyeti için çalıştıklarını ifade eden Çelik, bu kapsamda yatırımlar yaptıklarını, güzel hizmetler sunduklarını belirtti.
Genç ve dinamik kadrolarıyla kesintisiz enerji için 7/24 esasıyla çalıştıklarını dile getiren Çelik, şunları kaydetti:
“Biliyoruz ki kayıp enerji ve kaçak kullanımının azaltılması, enerji maliyetlerinin düşmesine ve milli kaynaklarımızın korunmasına vesile olmaktadır. Bölgedeki kayıp enerji ve kaçak kullanım miktarı devir öncesi (2011 öncesi) yüzde 12 seviyelerindeyken teknolojik yatırımlar ve saha çalışmalarıyla deprem (6 Şubat 2023) dönemine kadar yüzde 8 seviyelerine kadar düşürdük. Bugüne kadar yapmış olduğumuz çalışmalar ve hayata geçirdiğimiz yenilikçi projelerle yıllık 60 milyon kilovatsaat enerjiyi kayıp kaçak olmaktan çıkardık, 2011’den bu yana da 500 milyon lira Türkiye ekonomisine katkı sağladık.”
RADYO FREKANS HABERLEŞMESİ YÖNTEMİ İLE KAÇAK KULLANIMA ANLIK TESPİT
Çelik, bünyelerindeki AR-GE birimleri ve deneyimli mühendisler sayesinde sektörde öncü işlere imza attıklarını, karşılaşılan problemlerin çözümüne yönelik başarılı projeler hayata geçirdiklerini ifade ederek, “Elektrik dağıtım sektörünün ilklerinden olan ‘Radyo frekans haberleşme’ yöntemi ile kaçak kullanımın anlık tespit edilmesi, bu projelerin başında geliyor. Türkiye’de ‘Radyo frekans haberleşme’ yöntemini kullanan öncü şirketlerden biri olarak projenin uygulandığı bölgelerdeki kaçak elektrik kullanımı anlık olarak tespit edilebiliyoruz. Sürekli izlenen enerji hattında kaçak kullanıma bağlı uyarı alındığında bölgeye müdahale sağlanıyor.” diye konuştu.
Çelik, lokasyon bazlı uyguladıkları bu projenin var olan versiyonunu güncelleyip geliştirerek ilerleyen süreçte daha da yaygın bir şekilde kullanmayı amaçladıklarını kaydetti.
Sıklıkla ve etkin bir şekilde kullandıkları otomatik sayaç okuma sistemleri ile 35 bin müşteriye ait sayaçlardaki verilerin kontrolünü sağlayıp, kaçak kullanım tespiti yaptıklarını, kullanıcıların tüketim alışkanlıklarını modelleyebildiklerini anlatan Çelik, yapılan modellemeler ve sayaçlardan alınan verilerin incelenmesi sonucu kaçak kullanımı tespit ettiklerini söyledi.
“Türkiye’de elektrik dağıtım sektöründe mühendislerin hayata geçirdiği ve ilk kez şirketimizde kullanılan ‘Trafo Bazlı Kayıp Kaçak Projesi’ ile trafo bölgelerindeki tüketimi kontrol ederek bölge bazlı kaçak kullanım tespitini gerçekleştirebiliyoruz. Güç hattı haberleşmesi modüllerinin kullanıldığı sayaçlarla sayaçların uzaktan kontrolünü gerçekleştirdiğimiz PLC sayaç montajları ile tüketim kontrolünü ve dışarıdan yapılan olası müdahalelerin tespitini sağlıyoruz, kaçak kullanım durumlarını açığa çıkarıyoruz.” ifadelerini kullanan Çelik, bu çalışmaların da iyi sonuç verdiğini belirtti.
Çelik, şirket olarak gerek milli kaynakları korumak gerekse usulüne uygun enerji kullanımı yapan müşterilerin yanında olmak için kaçak enerji kullanımına ilişkin mücadeleyi yenilikçi, teknolojik yatırımlarla kararlılıkla sürdüreceklerini sözlerine ekledi.
Ahlat Müzesinin başkanlığında, proje ortağı olan Muş Alparslan Üniversitesi işbirliğiyle yürütülen çalışmalarda, 12 üniversiteden bir araya gelen alanında uzman 42 akademisyen yer alıyor.

Kazı çalışmalarında şu ana kadar Malazgirt Savaşı’nda kullanıldığı değerlendirilen 700’e yakın ok ve mızrak ucu ile savaşa dair metal objeler ve sikke bulan, tespit ettikleri 30 mezarı açan ve 13-14. yüzyıla tarihlendirilen hanı ortaya çıkaran akademisyenler, 1071 yılındaki savaşın yaşandığı alanın izini bulmak için Malazgirt ilçesinin farklı noktalarında yüzey araştırması yapıyor.

Bu çalışmanın ardından belirlenecek alanlarda akademisyenlerce kazı projelerinin başlatılması hedefleniyor.
Muş Alparslan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Alican, AA muhabirine, proje kapsamında şu ana kadar savaşa ait çok önemli buluntuların elde edildiğini söyledi.
Malazgirt Ovası’nın neredeyse tamamını taradıklarını ve haritasını çıkardıklarını anlatan Alican, “Ekibimiz, Malazgirt Kalesi’nde, Türbetepe mevkisinde ve Afşin bölgesinde kazı çalışması yaptı. Özellikle Afşin bölgesindeki kazılarda bulduğumuz kemiklerin analizleri, Malazgirt Savaşı’nın olduğu dönemi vermişti ve bu da bizi heyecanlandırmıştı. Bu yıl da kazı çalışmaları devam edecek. Önümüzdeki süreçlerde projenin uluslararası seviyesinin çok daha yüksek düzeylere tırmanacağını düşünüyoruz. Projemize çok ciddi bir yabancı ilgisi var. Uluslararası arkeologlar ve antropologlar çalışmalarımıza katılacak. Üniversite olarak projenin ilk günden beri yanındayız.” diye konuştu.

– “MALAZGİRT SAVAŞI’NIN CEREYAN ETTIĞI YERİ BELİRLEMEYE ÇALIŞIYORUZ”
Projeye bilimsel danışmanlık yapan Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Çevik ise Malazgirt Savaş alanı tespitine dair 2020 yılında başladıkları projenin beşinci yılında olduklarını söyledi.

Kültür ve Turizm Bakanlığının desteğiyle Türkiye’deki ilk kapsamlı savaş alanı arkeoloji çalışmasını yürüttüklerini vurgulayan Çevik, şunları kaydetti:
“Bu yılın ilk etap çalışmalarında uzman arkadaşlarımızla sahadayız. Temmuz ayının başına kadar yüzey araştırması çalışmasını yürüteceğiz. Yüzey araştırmalarımızda elde edeceğimiz sonuçlarla ikinci ve üçüncü etapta yeni kazı alanlarını belirleyeceğiz. 2 yıldır sürdürdüğümüz insan kayıplarına ilişkin kazı alanımızda çalışmalar devam edecek. Yüzey araştırmasıyla teyit ettiğimiz alanlarda çalışmalarımızın bu yıl da verimli ve bereketli olacağını umuyoruz. Çalışmamızı 150 kilometrekarelik alanda gerçekleştiriyoruz. Malazgirt Savaşı’nın cereyan ettiği yeri belirlemeye çalışıyoruz. Amacımız yüzey araştırmalarıyla hem bu alanı daraltarak yeni kazı alanlarını tespit etmek hem de insan kayıplarına dair yeni yerleri bulmak.”

Aytaçdüzü mevkisinin savaşın yaşandığı yerlerden biri olduğunu değerlendirdiklerini anlatan Çevik, “Bu bölgede yoğun bir yüzey araştırması yaparak hem savaşa ait metal buluntuya hem de insan kayıplarına ilişkin verilere ulaşabilir miyiz, buna bakacağız. Jeoradar çalışmalarıyla alanları tespit edip koordinatlandırarak haritalara işledikten sonra kazıya başlayacağız.” dedi.

– “TÜM TEKNOLOJİK IMKANLARDAN YARARLANIYORUZ”
Projenin koordinatörlüğünü yapan arkeolog Dr. Ahmet Oğuzhan Karaçetin ise yüzey araştırmasıyla Malazgirt Savaşı’nı lokalize etmeye çalıştıklarını söyledi.
Bu kapsamda savaşa dair her şeyi anlamaya çalıştıklarını dile getiren Karaçetin, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Yüzey araştırmasından sonra kazıya geçeceğiz. Ülkemizdeki en kapsamlı savaş alanı arkeolojisi çalışmalarından birini gerçekleştiriyoruz. Afşin bölgesinde kazı çalışmalarımız devam edecek. Yüzey araştırmasının ardından özellikle savaşa dair metal objeleri tespit etmeye çalışacağız. Bu alandaki çalışmalardan oldukça memnunuz. Burada özellikle taşlar üzerindeki dini objeleri, yazıtları kaydediyoruz, ölçülerini alıyoruz ve fotoğraflıyoruz. Haritalandırma çalışmaları yapıyoruz. Bunları yaparken tüm teknolojik imkanlardan yararlanıyoruz. Verileri dijitalleştiriyoruz.”
OGM ile BAYKAR arasında yapılan işbirliğiyle 2020’den bu yana Bayraktar TB2 ve Aksungur İHA’lar, yangınların erken tespiti ve söndürme çalışmalarının verimli yönetilmesinde kullanılıyor. Türkiye, Avrupa’da orman yangınlarında yüksek teknolojiye sahip İHA kullanan ilk ülke olarak öne çıkıyor.
Yerli ve milli imkanlarla geliştirilen İHA’lar, yangına etkin müdahale için gözetleme yapmasının yanında yangının başlangıcı ve ilerleyen aşamalarında elde ettiği görüntülerin teknolojik altyapıyla değerlendirilmesiyle alevlere erken ve etkin müdahale edilmesini sağlıyor.

KÜÇÜK BİR PARLAMAYI BİLE TESPİT EDEBİLİYOR
İHA’lar, üzerlerine entegre edilen güçlü termal kameralar sayesinde 100 kilometre mesafeden 1 metrekarelik ısı kaynağını veya küçük bir parlamayı daha başındayken tespit edebiliyor.
Tespit edilen görüntüler, Ankara’da bulunan Yangın Yönetim Merkezine aktarılıyor. BAYKAR tarafından geliştirilen teknolojik altyapı sayesinde merkezin talimatları sahalara yönlendiriliyor. Sahada görev yapan personel, ellerindeki tabletlerden yangını belirleyerek verilen talimatlara uygun şekilde ekipleri gerekli bölgelere yönlendiriyor.
Yangınlar söndürüldükten sonra yanan ağaçların toprak altında kalan kısımlarında hava şartlarına bağlı oluşan yeni yangınlara müdahalede de İHA’lardan yararlanılıyor. İHA üzerindeki kameralardaki IR özelliğiyle yangın alanlarında oluşabilecek durumlar tespit edilerek yeni yangınların önüne geçiliyor.
Dar ve zorlu arazi koşullarında kullanılan yüksek teknolojiye sahip yatay ve dikey iniş, kalkış yapabilen İHA’lar da yangınla etkin mücadelede ön plana çıkıyor.
Bu araçlar, özellikleri sayesinde yangın gözetleme ve tespit çalışmalarında kullanılırken gözetleme kameraları ve termal görüntüleme sistemleriyle ormanlık alanları sürekli izleyerek, olası yangınları erken aşamada tespit ediyor. Böylece, yangınlar hızla kontrol edilebilirken müdahale ekiplerinin de daha hızlı alana yönlendirilmesi sağlanıyor.
BU YIL 14 İHA GÖREV BAŞINDA
Türkiye’de geçen yıl 15 Kasım’a kadar 2 bin 540 orman, 3 bin 78 de kırsal alan yangını meydana geldi. İHA’ların görev yaptığı 1 Haziran-15 Kasım 2023 döneminde 1307 orman yangının 546’sı, 1955 kırsal alan yangının ise 1530’u İHA’lar yoluyla tespit edildi. Böylece toplam 2 bin 76 yangının tespitinde İHA’lardan yararlanılmış oldu.
İHA’ların içinde bulunduğu yüksek teknoloji kullanımıyla yangına müdahale süresi 45 dakikadan 11 dakikaya düşerken bu sürenin 10 dakikaya düşürülmesi hedefleniyor.
Bu yıl da orman yangınlarının izlenmesi, tespiti ile yangınlara müdahalede 14 İHA görev başında olacak.
İHA’ların dışında Orman Yangın Erken Uyarı Sistemi de (OYEUS), kurumsal kapasitenin geliştirilmesi ile orman yangınlarının erken tespitine katkı veriyor.
Geliştirilen yazılım, yangın gözetleme kulelerinin bulunduğu yerden 15 kilometre çapındaki orman görüntülerini analiz ederek uzaktaki bir dumanı 15 ila 25 saniye arasında tespit edip alarm üretiyor.
Yangın Risk Yönetimi Projesi ile de orman yangınlarının önceden tahmin edilebilmesi ve bölgelerde gerekli önlemlerin alınabilmesi için yapay zeka destekli dinamik yangın riski haritası oluşturuldu.
Bu kapsamda, çeşitli faktörler göz önünde bulundurularak yapay zeka modelleri geliştirilerek, meteorolojik veriler, bitki örtüsü, topografya, nüfus yoğunluğu, kara yolları, enerji nakil hatları ve geçmiş yangın verileri gibi 400’den fazla değişken kullanılarak yangın riski haritaları oluşturuldu.
]]>Manisa İl Tarım ve Orman Müdürü Metin Öztürk ise, “İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü olarak zarar tespit çalışmalarına başladık. Bağına sigorta yaptıran üreticilerimiz için de Tarsim yarından itibaren başlayacak ve bayrama kadar bitirecek. Tarsim sigortası olanları Tarsim, olmayanları da İlçe Tarım Müdürlüğü olarak bir tespit edeceğiz, kimse mağdur edilmeyecek. Dünyanın öyle bir yeni normali var. Hiç karşılaşmadığımız vakalarla karşılaşmadığımız zamanlarda karşılaşabiliyoruz. Bizim için elimizdeki en güçlü silahımız tarım sigortaları mekanizması. Bu mekanizmayı çok iyi kullanmamız gerekiyor. Bugün itibari ile tespit çalışmalarına başladık biz tespitleri yapıp, sizlerin taleplerini aldıktan sonra onları hem tarım kredi kooperatiflerine hem de bankaya göndereceğiz. Böylece borç erteleme süreci de başlamış olacak. Ancak zarar gören bağların bazı bakım işleri de var. Onları da ihmal etmeyelim. İlaçlamalarını, bordo bulamacı uygulamalarını ihmal etmeyelim. Çünkü bağları korumamız lazım. Şu anda hasar aldılar, yaralılar. Bu yaralarla ilgili hastalıklara maruz kalabilirler” dedi.
Anagold Firmasına sormak istiyorum;
Kaza öncesinde kaç tane jeoradar vardı? Kazadan önce kaç sismik ve radar ölçüm cihazınız vardı? Dünya standartlarında bu tür bir sahada kaç radar bulunması gerekiyor
Burada ne yapmış olsaydık bu kaza meydana gelmezdi?
İliç sahasında düşük oranda ve kalitesiz çimento kullanıldığı iddia ediliyor, çatlaklara ilişkin risk değerlendirme raporlarında herhangi bir tespitiniz var mı ya da tespit öneri defterinde buna ilişkin iş güvenliği uzmanları tarafından yapılan tespitler ve şirket tarafından yapılan iyileştirmeler mevcut mu?
Daha önceki tecrübeli personelin maliyet düşürülmesi için işten çıkarıldığı ve tecrübesiz, liyakatsiz teknik ekiplerin çalıştırılmasından dolayı bu kazanın meydana geldiği iddiaları var, personelin tecrübesi ve yetkinliği var mı?
Derelere, nehirlere, toprağa herhangi bir kimyasal veya siyanür, başka bir tehlikeli madde veya ağır metal ulaşmış mıdır?”
Milletvekili Kurt Komisyonda yaptığı konuşmada;
“Tabii, hepimizi üzen, elem veren büyük bir faciayı yaşamış olduk. Benim de birtakım sorularım var. Sayın Başkanım, ben maden sahasını gezdim, bütün Komisyon üyelerimiz gezdi ve öyle yüzde 11 eğim falan yok, kusura bakmayın, nasıl yüzde 11 tespit ettiniz bilmiyorum ama ben aynı zamanda iş güvenliği uzmanıyım, dolayısıyla da maden sahasındaki eğimin çok daha fazla olduğu görüşündeyim.
Kenan Öz telefonundan şirket yönetimine bir sahada sıkıntı olduğu yönünde mail atıldığı iddiaları var, doğru mudur?
İliç sahasında düşük oranda ve kalitesiz çimento kullanıldığı iddia ediliyor yani özellikle sahada -siz daha iyi biliyorsunuz- liç sahasında çimento kullanılıyor. Bu, standartlara uygun mudur, yeterli midir kullanılan, kalite olarak da uygun mudur?
Çöpler sahasında teknik personelin tecrübesi nedir? Sahada gözlemlerimizi yaptığımız gibi aynı zamanda halkla da buluştuk, çeşitli yerleri ziyaret ettik ve bize halkın, vatandaşların, orada çalışıp da o gün çarşıda veya sağda solda karşılaştığımız insanlar daha önceki tecrübeli personelin maliyet düşürülmesi için işten çıkarıldığı ve tecrübesiz, liyakatsiz teknik ekiplerin çalıştırılmasından dolayı bu kazanın meydana geldiği iddiaları var.
Yine, jeoradar kaç taneydi? “4 radar var.” diyorsunuz. Daha önce kaç tane jeoradar vardı? Dünya standartlarında, siz dünyanın birçok yerinde belki bu şekilde liç yöntemiyle altın madenciliği yapıyorsunuz, dünyanın diğer ülkelerinde bu büyüklükteki bir saha için kaç jeoradar var? Bu tespit edilen görüntüleri kim değerlendiriyor? Yani orada görüntüleri değerlendirecek teknik bilgi ve donanıma sahip çalışan var mıdır?
Yine, bu madende kullanılan üretim prosesi ve iş güvenliği önlemleri sizlerin yurt dışındaki diğer ülkelerdeki örneğin Kanada’da, Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya gibi ülkelerle aynı mıdır, farklı prosesler var mıdır?
Yani Başkanın sorduğu soruyu ben tekrar etmek istiyorum. Burada ne yapmış olsaydık bu kaza meydana gelmezdi? Yani kazanın meydana gelmemesi için alınması gereken hangi önlem eksik olduğu için bu kazaya duçar olduk?
Yine, bu kazayla ilgili kamuoyunda en çok eleştiri yapılan konuların başında siyanür kullanımı geliyor. Yurt dışındaki altın madenlerinde de aynı oran ve proseslerde siyanür ve diğer tehlikeli kimyasalları kullanıyor musunuz, Türkiye’ye özgü müdür ve yurt dışında özellikle bu proseslerde üretim yapılırken liç sahalarındaki yükseklik ve eğim çöpler sahasındakine benziyor mu veya çöpler sahasındaki eğime benzer bir liç sahasında üretiminiz var mıdır?
Derelere, nehirlere, toprağa herhangi bir kimyasal veya siyanür, başka bir tehlikeli madde veya ağır metal ulaşmış mıdır? Bununla ilgili çalışmalara katılıyor musunuz, destek veriyor musunuz?
Yine, çatlak tespiti yapıldığı ve çalışanlara mail yoluyla, özellikle sadece beyaz yakalı çalışanlara mail yoluyla duyurulduğu konusunda iddialar var, mavi yaka çalışanlara herhangi bir Whatsapp veya mail veya SMS gibi veya başka bir telefon, çağrı, anons gibi bir duyuru yapılmadığı yönünde mavi yaka çalışanların yakınları tarafından iddialar var. Beyaz yaka ve mavi yaka ayrımı yapıldı mı, yapıldıysa neden yapıldı?
Yine, sahada risk değerlendirme raporlarının alındığı, iş güvenliğiyle ilgili tüm önlemlerin alındığı söyleniyor. Geçmişte de bir topuk yapılmış, bir veya birkaç topuk yapılmış, bunlarla ilgili risk değerlendirme raporunda yer verdiniz mi? Veyahut da sahada karşınıza çıkan çatlaklara ilişkin risk değerlendirme raporlarında herhangi bir tespitiniz var mı ya da tespit öneri defterinde buna ilişkin iş güvenliği uzmanları tarafından yapılan tespitler ve şirket tarafından yapılan iyileştirmeler mevcut mu?
Sahada üretim baskısı olduğu yönünde bir iddia var. Üretim baskısı var mı? Çok fazla üretim yapmak için çalışanlara ciddi bir baskı olduğu yönünde iddia var.
Yine, işi “Reddetmeyen çalışan.” diyorsunuz “Çalışanlarımızın işi reddetme hakkı var ama reddetmiyor.” diyorsunuz. Yani tehlikeli bir ortam ortaya çıktığında, bir çatlak çıktığında veya tehlikeli riskli bir durum söz konusu olduğunda çalışan neden işi reddetmiyor?
Sahada çok sayıda alt işveren var, belki asıl işveren çalışanlarının sayısından fazla. Aslolan her zaman asıl işveren çalışanlarıyla üretim yapılmasıdır. Bir muvazaa tespiti yapıldı mı, bir muvazaa incelemesi yapıldı mı?
Yine sahada yüzde 70-80’lere varan eğim olduğu söyleniyor. Liç sahasının bazı bölgelerinde öyle yüzde 11, 12 değil, yüzde 70-80’lere varan eğimlerde liç sahası olarak kullanım yapıldığı iddia ediliyor. Yine -biraz önce söyledim- hedef baskısı var, hedef tutması için oksitli cevher bitmesine rağmen, killi cevherle besleme yapıldığı iddiası var. Killi cevherin geçirimsiz olması nedeniyle de solüsyonun tabana geçmediği ve şişme yaptığı ve belki de kazanın meydana gelmesinde önemli bir etken olduğu yönünde iddialar var.
Sahada yeteri kadar sismik ve radar ölçüm cihazı olmadığı iddia ediliyor. Yani öncelikle bu konuyu diğer milletvekili arkadaşlarımız da sordu. Kazadan önce kaç sismik ve radar ölçüm cihazınız vardı? Bunları kim değerlendiriyordu? Yani çok iyi bir cihazınız olabilir, 10 tane cihazınız olabilir ama o radar verilerini değerlendirebilecek yetkinlikte personeliniz var mı? Önceki yıllarda “topuk” adı verilen bir sistemle patlamayı engelleyici bir düzenleme yapılmış ve bununla ilgili olarak -biraz önce de söyledim- iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin bir değerlendirme yaptınız mı? Risk değerlendirme raporlarında bir revize yaptınız mı veya buna ilişkin bir risk görmediniz mi? Eğer bir risk görmediyseniz bu kazanın meydana gelmesinde gerekli denetleme ve düzenlemeleri yaptığınızı iddia edebilir misiniz?
Olaydan bir yıl önce patlamanın olduğu alanda solüsyon patlaması yaşandığı iddia ediliyor ve üç ay kapalı kaldığı iddiası var. Bu üç ay kapalı kaldığı dönemde iyileştirme yapıldı mı, yapıldıysa ne yapıldı, yapılmadıysa neden yapılmadı?
Bir can dünyaya bedel, yani buradaki hiçbir milletvekili arkadaşımız, hiçbir vatandaşımız bir can kaybına tahammül edemez. Şimdilik sorularım bunlar, teşekkür ediyorum.”
Yerlikaya’nın, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamaya göre, Jandarma Genel Komutanlığı KOM Daire Başkanlığı koordinesinde Aydın, Erzurum ve Karaman merkezli 5 ilde “Kuyu-2” operasyonları düzenlendi.
Operasyonlarda, Aydın’da Hakan Gürel’in, Erzurum’da Erkan Yaprak ve Muhammet Tokyay’ın, Karaman’da da İbrahim Öztürk’ün elebaşılığını yaptığı 3 organize suç örgütünün çökertildiğini kaydeden Yerlikaya, organize suç örgütü üyesi 45 şüphelinin de yakalandığını belirtti.
Yerlikaya, “Aziz milletimizin bilmesini isterim ki, dünyanın öbür ucuna da kaçsalar, suçta kibirlenen organize suç örgütü üyelerini bir bir yakalayıp adalete teslim edeceğiz. Milletimizin duası ve desteğiyle organize suç örgütlerine ve çetelere karşı operasyonlarımız kararlılıkla devam edecek.” ifadelerini kullandı.
AYDIN’DA 21 ŞÜPHELİ YAKALANDI
Aydın’da Söke Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Aydın İl Jandarma Komutanlığınca yapılan çalışmalar sonucu, Söke, Kuşadası, Didim ve Efeler ilçelerinde düzenlenen operasyonlarda; nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik ve vergi usul kanununa muhalefet suçlarını işlediği tespit edilen 21 şüphelinin yakalandığını anlatan Yerlikaya, şüphelilerin çevrim içi satış platformlarında kurye olarak faaliyet gösterdikleri ve akaryakıt istasyonlarından yakıt alınmış gibi göstererek, sahte faturalar ve fişler karşılığında devleti yüksek meblağlarda zarara uğrattıklarının tespit edildiğini aktardı.
ERZURUM’DA 17 ŞÜPHELİ YAKALANDI
Bakan Yerlikaya, Erzurum’da Karayazı Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Erzurum İl Jandarma Komutanlığınca yapılan çalışmalar sonucu, Erzurum ve Muş’ta düzenlenen operasyonlarda “uyuşturucu madde imal ve ticareti” suçunu örgütlü olarak işledikleri tespit edilen 17 şüphelinin yakalandığını, şüphelilerin temin ettikleri uyuşturucu ve uyarıcı maddeleri piyasaya sürerek satışını yaptıklarının belirlendiğini kaydetti.
KARAMAN’DA 7 ŞÜPHELİ YAKALANDI
Karaman’da ise Ermenek Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Karaman İl Jandarma Komutanlığınca yapılan çalışmalar sonucu, Karaman ve Konya’da düzenlenen operasyonlarda tefecilik suçunu örgütlü olarak işledikleri tespit edilen 7 şüphelinin yakalandığını belirten Yerlikaya, şüphelilerin yüksek faiz karşılığında ekonomik durumu kötü olan vatandaşlara borç para vererek, karşılığında senet imzalattıkları, mağdurların borcunu ödemelerine rağmen imzalatılan borç senetlerini mağdurlara iade etmedikleri ve darp, cebir ve silahlı tehditle borcu tekrar tahsil etmeye çalıştıkları, mağdurlara iade etmedikleri senetleri ileri sürerek teminat olarak aldıkları taşınır ve taşınmaz mal varlıklarını icra yoluyla veya zor kullanıp, örgüt üyeleri üzerine devir işlemlerini yaparak haksız kazanç elde ettiklerinin tespit edildiğini bildirdi.
Yerlikaya, operasyonlarda ele geçirilenlere ilişkin şu bilgileri paylaştı:
“Operasyonlar sonucunda, tabanca ve av tüfekleri, muhtelif miktarda uyuşturucu madde, suçta kullanıldığı tespit edilen çok sayıda sahte fatura, fiş, senet ve tapu ile çok sayıda dijital materyal ele geçirildi. Söke, Karayazı ve Ermenek Cumhuriyet Başsavcılıkları ile operasyonları gerçekleştiren kahraman jandarmamızı tebrik ediyorum. Allah ayaklarına taş değdirmesin. Milletimizin duası sizinle.”

H5N1 VİRÜSÜ NEDİR?
H5N1 virüsü ilk olarak 1996 yılında Çin’in Guangdong eyaletinde bir pazardaki kazlarda tespit edildi. O zamandan bu yana, dünya çapında tavuklar ve yabani kuşlar arasında çeşitli salgınlar yaşandı. Mart ayında Teksas ve Kansas’taki çiftçiler, ineklerinin iştahsız olduğunu ve daha az süt ürettiğini bildirdiler. Yapılan testlerde, bu ineklerin H5N1 virüsü ile enfekte olduğu tespit edildi.

Bu vakalar, sadece tesadüfi bulaşma vakaları değildi; inekler virüsü birbirlerine bulaştırıyordu. Mart ayından bu yana, H5N1’in ABD’nin 9 eyaletindeki inek popülasyonları arasında yayıldığı doğrulandı. Johns Hopkins Halk Sağlığı Fakültesi’nde epidemiyolog olan Dr. Caitlin Rivers, “Bilim insanları sütte çok yüksek seviyelerde virüse rastlıyor. Şu anda süt sağım ekipmanları bulaşma yollarından biri olabilir gibi görünüyor” diyor.
VİRÜSÜN İNEKLERDE TESPİT EDİLMESİ ÇOK ZOR!
ABD’de sığır hareketlerinin gözetimi ve raporlanması, 1990’lı yılların ortalarındaki deli dana virüsü (BSE) salgınlarının ardından tüm ineklerin takip altına alındığı İngiltere ve Avrupa’ya kıyasla oldukça sınırlı. Bilim alanında çalışan gazeteci Kai Kupferschmidt, ideal olarak kaç ineğin semptomsuz taşıyıcı olduğunu bilip kanda antikor test etme kapasitemizi hızlandırmamız gerektiğini söylüyor.

İNEKLERDEN DE İNSANLARA BULAŞABİLİYOR!
Mart ayında Teksas’ta bir tarım işçisi, hasta ineklerle doğrudan ve yakın teması sonrasında semptom göstermeye başladı. İşçi tedaviden sonra tamamen iyileşti. Yapılan testler ise virüsün mutasyona uğrayarak memeli hücrelerine daha iyi adapte olduğunu gösterdi.
Dr. Rivers, bu özel mutasyonun başka hiçbir yerde tespit edilmediğini, dolayısıyla virüsün sadece bu vakada mutasyona uğramış olabileceğini söylüyor. Yani henüz H5N1’in insanlara bulaştığı bir noktada değiliz, belki buna yakın bile değiliz. Kai Kupferschmidt, gelecek hafta ya da gelecek ay bir H5N1 pandemisi yaşayacağımıza şüpheyle yaklaşsa da virüsün insanlara yaklaştığını söylüyor.

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ AÇIKLADI!
Virüs hayvanlardan insanlara çok nadir bulaşıyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 2003’ten 2024’e kadar 23 ülkede insanlar arasında 889 H5N1 vakası tespit ettiğini kaydediyor. Bu vakaların yarısından biraz fazlası ölümle sonuçlanırken, çok sayıda vaka tespit edilmediği için ölüm oranının aslında çok daha düşük olması muhtemel.
İngiltere’deki ineklerde bildirilmiş herhangi bir H5N1 vakası bulunmuyor. Pirbright Enstitüsü’nde kuş virolojisi grubunu yöneten Profesör Ian Brown, İngiltere’nin Avrupa gibi hastalık özelliklerindeki değişiklikleri takip etmek ve izlemek için tasarlanmış çok güçlü hayvan sağlığı sistemlerine sahip olduğunu söylüyor. Brown, “Eğer ineklerin süt üretimindeki bildirilen düşüş önemli ölçekte olsaydı bu fark edilir ve muhtemelen takip edilirdi” diyor.

INFLUENZA VİRÜSÜ TÜRLERİ ARAŞTIRILIYOR!
WHO, yeni ortaya çıkan influenza virüsü türlerini tartışmak üzere yılda iki kez toplanıyor. Prof. Brown, ABD’deki sığırlarda görülen H5N1 virüs türlerine uygun aşıların zaten mevcut olduğunu söylüyor. Virüslerin mutasyona uğrayıp yayılabileceği koşulların yaratılmasına yardımcı olduğumuz gibi, aynı zamanda onları takip etme ve onlara karşı savunma geliştirme konusunda da çok daha iyi hale geldik. Bundan sonra bu tür savunma mekanizmalarına ihtiyacımız olmamasını umalım.
]]>
GÜBRE DEPOSUNDAN KAYIT DIŞI TRAFO ÇIKTI
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Elektrik Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) regülasyonları doğrultusunda hizmet vermeyi sürdüren Dicle Elektrik’in kaçak ekipleri, sadece 2024 yılı içerisinde 2.155 kayıt dışı trafonun tespit edildiği Şanlıurfa’da, traktör römorkunda gübre deposuna gizlenmiş vaziyette kullanılan bir kayıt dışı trafo daha tespit etti. Ekiplerin Akçakale ilçesine bağlı kırsal Şanlı Mahallesi’nde tespit ettiği 250 KVA gücündeki kayıt dışı trafonun 100 hanenin elektrik ihtiyacını karşılayacak güçte olduğu belirlendi.
TOPRAĞA GÖMÜLÜ TRAFO BELİRLENDİ
Havadan drone ile yapılan kontroller sırasında ise Viranşehir ilçesine bağlı kırsal Kırbalı Mahallesi’nde pamuk sulamasında kullanılmak üzere toprağa gömülen 250 KVA gücünde bir trafo belirlendi. Toprağa gömülen trafonun üzerinin ise serpilen toprakla örtülerek havadan da görünmesinin engellenmeye çalışılması dikkat çekti.
FARK EDİNCE TRAKTÖRLE KAÇIRDILAR
Ceylanpınar ilçesine bağlı kırsal Gellegöç Mahallesi’nde drone ile yapılan kontroller sırasında, traktör römorkuna yüklenmiş ve bu şekilde kullanılmakta olan bir kayıt dışı trafo tespit edildi. Trafo sahipleri, görüldüklerini fark edince kaçak trafo dakikalar içinde traktöre bağlanarak hızla kaçırıldı. Kaçırılan trafonun 160 KVA gücünde olduğu ve buğday tarlasının sulanmasında kullanıldığı belirlendi.

265 KONUTUN ELEKTRİK İHTİYACINI KARŞILAYABİLİR
Dicle Elektrik ekipleri, kaçak tespit tutanağı düzenleyerek 265 konutun elektrik ihtiyacını karşılayabilecek toplam 660 KVA gücünde olan bu trafolara el konulabilmesi için çekilen görüntüleri de delil olarak sundu. Şirket avukatları ise el koyma kararı alınması için savcılığa başvuruda bulundu. Kaçak elektrik tüketen kayıt dışı trafolara ancak savcılık kararı alındıktan sonra el konulabilecek.
GÜVENLİK ÖNLEMİ ALAN JANDARMAYA DA DİRENDİLER
Dicle Elektrik, kaçak tüketimin yanı sıra yıllardır ödenmeyen elektrik bedellerini tahsil etmek için de mücadele veriyor. Şırnak’ın Silopi ilçesine bağlı Kavaközü, Mahmutlu ve Çukurca köylerinde yıllardır biriken borçlarını ödenmeyen tarımsal sulama abonelerine ait 5 trafo için haciz kararı çıkarıldı. Bunun üzerine haciz memurları, avukatlar ve Dicle Elektrik ekipleri, jandarmanın aldığı tedbirler eşliğinde söz konusu köylere gitti. Ancak yıllardır borcunu ödemeyen aboneler, jandarmaya da direnerek trafoları vermek istemedi. Yaşananlar cep telefonu kameralarına da yansırken bir abonenin, daha önce trafosuna el koymak için gelen askerlere nasıl direndiğini anlatması, trafo alınırsa da yerine yenisini koyacağını belirtmesi dikkatlerden kaçmadı. Köylüler, ekiplerin geçişini tarlaları traktörle sürerek engellerken ancak 3 trafoya haciz işlemi uygulanabildi.
YETKİLİLERDEN KAÇAK ELEKTRİK KULLANANLARA UYARI
Dicle Elektrik yetkilileri, kayıt dışı trafo ile kaçak elektrik kullanılmasının şebekeyi olumsuz etkilediği kadar ülke ekonomisine de ciddi biçimde zarar verdiğini hatırlatarak, “Şirketimiz mevcut imkânları ile her koşulda kaçak elektrik kullanımını tespit edecek durumdadır. Kaçak elektrik tüketmek için kayıt dışı trafo kullananların, yakalanarak cezai yaptırımla karşı karşıya kalmamaları için trafolarını kayıt altına almak üzere en yakın Dicle Elektrik merkezine başvurmalarını bekliyoruz.” dedi.
FAİZİYLE ALINIYOR
Sabah Gazetesi’nin haberine göre; Eşe dosta işyerinde çalışmadığı halde sigorta yapanlar ile sahte işyeri girişiminde bulunanları hem parasal hem de cezai yaptırımlar bekliyor. Sahte sigortalı tespiti halinde; sahte olduğu tespit edilen hizmetler, bağlanan aylıklar iptal edilirken ödenmiş olan maaş ve diğer parasal değerler faiziyle geri alınıyor. İlgililer hakkında ise Cumhuriyet Savcılıklarına suç duyurusunda yargı nezdinde cezai yaptırım süreci başlatılıyor. Sahte işleri ve sahte sigortalı bildirimi yapan işveren ve meslek mensubu hakkında ise işyerinin tescil kaydı, e-sigorta şifresi ve işyeri sicil numarası iptal ediliyor. Sahte işyerinden ödenen primler geri ödenmeyerek SGK tarafından el konuluyor ve teşvik ve desteklerden yararlanmışsa gecikme cezası ile birlikte geri alınıyor.
Sahte sigortalılık ne demek? Sahte sigortalılık, bir kişinin işyerinde hizmet sözleşmesine tabi olarak çalışmadığı, sigortalı sayılmayı gerektirecek bir statüsü veya sıfatı olmadığı halde, yalnızca kayıt ve belge üstünde sigortalı gösterilme işlemi olarak açıklanabilir. Eş, dost ve akrabalar üzerinde yaygın gerçekleştirilen sahte sigortalılıkta son dönemde hamile kadınların sigortalı gösterilmesinde artış gözlemleniyor. Hamile olduğunu öğrenen kadınlar, bir yerden sigortalı gösteriliyorlar ve bu sayede SGK’dan geçici iş göremezlik ödeneği alma hakkına sahip oluyor. Özel hastanede doğum yaptıklarında SGK’dan tedavi masraflarının bir kısmını alabiliyorlar.
Sahte işyeri nedir? Sahte işyeri, gerçekte hiç var olmadığı halde kurulmuş, resmi olarak faaliyete ve sigortalı çalıştırılmaya başlanmış gibi Kuruma İşyeri Bildirgesi verilen ve işyeri tescili yapılan yerlerdir. Bazı durumlarda gerçek bir işyeri bir süre faaliyette bulunup kapanabiliyor veya devrediliyor. Bu durumda, SGK’ya gerekli bildirimler yapılmazsa burası sahte işyeri olarak adlandırılabiliyor.
Sahte sigortalıya ne yaptırım uygulanıyor? Sahte olduğu tespit edilen hizmetleri iptal edilir. İptal edilen hizmetleri ile birlikte kendisine bağlanmış aylık sonlandırılır ve yersiz ödenen aylıklar kanuni faizi ile birlikte geri alınır. Sahte hizmetlerin iptali sonrasında yararlanma koşullarının kaybedilmesi halinde; kişilerin kendileri veya hak sahipleri/bakmakla yükümlü oldukları kişiler için yapılan hastane, eczane, medikal malzeme gibi yersiz ödenen sağlık giderlerinin tahsili yoluna gidilir. Yersiz bağlanan gelirler ve ödenen geçici iş göremezlik ödenekleri kanuni faizi ile birlikte geri alınır. Sahte sigortalı bildirimlerinde sorumluluğu tespit edilen meslek mensupları (serbest muhasebeci ve mali müşavirler) da işveren ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulur. İlgililer hakkında Cumhuriyet Savcılıklarına suç duyurusunda bulunularak yargı süreci başlatılır.
SAHTE İŞYERİ AÇANLARA NE YAPTIRIM UYGULANIYOR?
Baştan beri sahte olduğu tespit edilen işyerinin tescil kaydı, e-sigorta şifresi ve işyeri sicil numarası iptal edilir. Sahte işyerinden ödenen primler var ise Borçlar Kanunu hükümlerince iade edilmeyerek SGK tarafından gelir kaydedilir. Yersiz yararlanılan teşvik ve destekler var ise gecikme cezası ve gecikme zammı ile birlikte geri alınır. Gerekli işlemler yapılmak üzere ilgili vergi dairesine bilgi verilir.
SAHTE SİGORTALILIK NASIL TESPİT EDİLİYOR?
Sahte işyeri olma potansiyeli yüksek olduğu değerlendirilen işyerleri için SGK denetim memurları sahte sigortalılığın da tespitini yapıyor.
]]>
Genel Müdürlükten yapılan yazılı açıklamada, Avrupa Birliğine (AB) ihraç edilen ve geri dönen ürünlerle ilgili medyada yer alan haberler üzerine açıklama yapılması ihtiyacı doğduğu belirtildi.
AB üye ülkeleri tarafından yapılan resmi kontroller sonucunda tespit edilen olumsuzlukların Gıda ve Yemde Hızlı Alarm Sistemi (RASFF) üzerinden ilan edildiği aktarılarak, sistemin erişime açık olup herkes tarafından görülebildiği ifade edildi.
ÜRETİCİ VE İHRACATÇILARA SORUŞTURMA
Türkiye’nin itibarı ile Türk malının imajının korunması, güvenilir ürünlerin piyasaya sunulması ve ihraç edilmesi için RASFF bildirimlerinin kurumca ivedilikle incelendiği ve hata kaynağının tespitine yönelik resmi kontrollerin başlatıldığına yer verilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Bildirim alan üretici, ihracatçı ve bildirime konu ürünlere yönelik resmi kontroller yapılmakta, tedbirler alınmakta, ihracatçı firmalara 1 yıl süreyle yüzde 100 analiz sıklığı uygulanmaktadır. Son günlerde haberlere konu olan, RASFF bildirimlerinde tespit edildiği belirtilen, chlorpyrifos-ethyl aktif maddesinin 21 Mayıs 2020’de, propiconazole aktif maddesinin 31 Aralık 2020’de, chlorpyrifos-methyl aktif maddesinin 31 Aralık 2021’de, Avrupa Birliğinde alınan kararlar, çevre ve insan sağlığı dikkate alınarak ülkemizdeki kullanımları sonlandırılmıştır. Ayrıca ülkemizde AB uyum çerçevesinde çevre ve insan sağlığı açısından olumsuz etkileri tespit edilen 223 aktif madde daha yasaklanmıştır. Belirtilen tarihlerden sonra yasaklı aktif maddeleri içeren bitki koruma ürünlerinin üretimine ve ithalatına izin verilmemektedir. Mevzuata aykırı hareket eden bütün kişi ve firmalara olduğu gibi, son olarak haberlere konu olan, Bulgaristan’dan dönen ve yasaklı madde kullanıldığı tespit edilen limonlarla ilgili de üretici ve ihracatçı firmalarla ilgili soruşturma başlatılmıştır.”
Açıklamada, bitki koruma ürünlerinin kaçak veya tavsiye dışı kullanımının önlenebilmesi amacıyla kolluk kuvvetleri ile işbirliği yapılarak ilaç üreticilerin, dağıtıcıların, bayilerin ve çiftçilerin denetlendiği aktarılarak, yasaklı veya tavsiye dışı aktif maddeli bitki koruma ürünlerinin kullanımının engellenmesi amacıyla “hasat öncesi pestisit denetimi” yapıldığı belirtildi.
Denetimlerde pestisit kullanımına alternatif yöntemlerden biyolojik ve biyoteknik mücadele yöntemlerinin kullanılmasının teşvik edildiği ve maddi olarak da desteklendiği vurgulanan açıklamada, “Ülkemizde yetiştirilen ürünlerin tarladan çatala gelene kadar bütün süreçlerde pestisit kontrolleri aralıksız gerçekleştirilmektedir. Yetiştirilen ürünlerin ülkemiz mevzuatına uygun olmadığı tespit edilen ürünler nedeniyle, gıda işletmesine ve birincil üreticiye 5996 sayılı Kanuna uygun yasal işlem uygulanmaktadır.” ifadelerine yer verildi.
“UYGUNSUZ ÜRÜNLER İMHA EDİLİYOR”
Uygunsuz ürünlerin tüketime sunulmasına izin verilmeyerek imha edildiği aktarılan açıklamada, şunlar kaydedildi:
“RASFF’a konu olan veya herhangi bir nedenle ülkemize geri dönen tüm gıda ve yem ürünleri, 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunumuz ve yönetmeliklerimiz gereği yüzde 100 analize alınarak resmi kontrole tabi tutulmakta olup, analiz sonucu ülkemiz mevzuatına uygun olmayan ürünlerin girişine katiyen izin verilmemektedir. Bu tür haberler, ülkemizin uluslararası itibarını zedelemekte ve ihracatını da riskli hale getirmektedir. Halkımızın sağlıklı gıdaya erişebilmesi için resmi kontrollerimiz aralıksız devam etmektedir.”
]]>Doğan’ın konuya dair yazısı işte şöyle:
KAYIT dışı istihdam ile mücadele uzun süredir hükümetin gündeminde. Ne demek kayıt dışı istihdam?
Kişiler çalışıyorlar ama sosyal güvenlik sistemine, yani SGK’ya kayıtlı olmadan, kayıt dışı çalışıyorlar. 2010’larda kayıt dışı istihdam oranı yüzde 40 ila 43’lerdeyken, 2023 yılında bu oran yüzde 25.42’ye düştü. Bu da şunu gösteriyor, istihdam edilenlerin yüzde 25’i SGK’ya prim ödemeden, kayıt dışı çalışıyorlar. Oran yine yüksek ama geçtiğimiz yıllara göre düşüş görülüyor. Bu durum sosyal güvenlik sisteminin bütçesini olumsuz etkiliyor; SGK’nın prim gelirleri azalıyor, giderleri karşılamak için devlet bütçesine başvuruluyor.
Bunu niye yazdım? SGK, 2023 yılına ait kayıt dışılıkla ilgili tüm verileri detayları ile açıkladı. Sosyal güvenlik sisteminde kayıt dışılığın ya da sahteciliğin birçok yolu var. Mesela, prim gün sayısı emeklilik için yetmeyenlerin bir tanıdığının şirketinde kendini sigortalı göstermesi. Mesela, bu iş için kurulmuş paravan şirketlere para verip de sahte sigortalı olunması. Mesela, ölen babadan maaş alabilmek için boşanma yoluna gidilmesi. Mesela, hamilelik döneminde sağlık hizmetlerinden yararlanabilmek ve doğum öncesi ile sonrasında iş göremezlik ödeneğinden faydalanmak için bir yerde çalışılıyor gösterilmesi. SGK, bunların tamamını değil ama bir kısmını tespit ediyor. Nitekim 2023 yılı için de tespit etmiş. Sonuçları tek tek paylaşayım.
AYLIKLARI KESİLDİ
– Yapılan denetimler sonucunda 2023 yılında 20 bin 811 kişinin kayıt dışı çalıştığı tespit edilmiş; bunların 2 bin 264’ü yabancı uyruklu çalışanlar.
– 2023 yılında 1.533 işyerinin sahte olduğu tespit edilmiş.
– Sigortası olması için tanıdığının yanında çalışıyor gösterilen sahte sigortalılardan bahsettim ya; geçen senen 89 bine yakın sahte sigortalı tespit edilmiş.
– Bir de vefat eden babadan yetim aylığı alabilmek için eşinden boşananlar var. SGK; bu şekilde boşandığı eşi ile birlikte yaşamaya devam eden 2 bin 418 kişiyi tespit ederek, aylıklarını kesmiş.
– Yine yapılan denetimler sonucunda 2023 yılında 112 bin 421 tescilsiz sigortalı, 15 bin 443 tescilsiz işyeri tespit edilmiş.
– Denetimler ve tespitler sonucu SGK, 1.2 milyar TL’nin üzerinde para cezası yazmış.
– 2023 yılında, prime esas kazanç seviyesi yüzde 20 ve üzerinde azaldığı belirlenen 181 bin kişiye bilgilendirme amacıyla SMS gönderilmiş. Bu ne demek? İşveren düşük sigorta primi ödemek için çalışanın maaşını eksik göstermiş ya da maaşın tamamını bordroya yansıtmamış; SGK’da prim düşüşünden bunu tespit ederek, çalışana ‘prim eksik yatıyor mesajı göndermiş.
EMEKLİLİK İPTAL EDİLİYOR
Dikkatinizi çekerim, paylaştığım bu veriler sadece 2023 yılına ait. Hemen hemen her yıl SGK benzeri sayılarda kayıt dışı çalışan ya da sahte sigortalı tespit ediyor. Peki, bu tespitler sonucu ne oluyor? Sigortalılık ve prim günleri iptal ediliyor, ödenen primler iade edilmiyor. Emekli olunmuşsa, aylık kesiliyor, emeklilik iptal ediliyor, ödenen maaşlar faiziyle geri alınıyor. Sahte sigortalılık süresince hem kendi hem de yakınları adına ödenen tüm sağlık giderleri geri isteniyor. Sahte sigortalı için hapis cezası istemiyle suç duyurusunda bulunuluyor. Sigortalı kişiye ödenen iş göremezlik aylıkları faiziyle birlikte geri alınıyor. Kişiyi sahte sigortalı olarak gösteren işveren ciddi tutarlarda ceza ödüyor, sahte sigortalı emekli aylıklarını, sağlık giderlerini ödeyemezse işverenden talep ediliyor, sahtecilik yaptığı için hapis cezası ile yargılanıyor.
DEĞİŞTİRİLMESİ GEREKEN 156 PARÇA YERİNE 19 PARÇAYI DEĞİŞTİRMİŞLER
Konyaltı ilçesinde yaşanan teleferik kazasında bilirkişi heyeti ön raporu ortaya çıkarken AK Parti döneminde yapılan teleferikte, bakımlar esnasında 156 kalem parçanın değişmesinin gerektiği ancak CHP Antalya Büyükşehir Belediyesi iştiraki olan ANET A.Ş’nin sadece 19 parçayı değiştirmek ile yetindiği tespit edildi.
Raporda AK Parti’den CHP’ye geçen Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin tesise yapılacak ağır bakımın kapsamının daralttığı belirtilirken, toplamda 2 haftalık sürede sınırlı bakım yapılarak tesisin işletmeye alındığı ortaya çıktı.
Raporda heyet, değiştirilmesi teklif edilen taşıyıcı makaraların değişiminin iptal edildiği ve ertelendiğini tespit etti.
Teknik ekibin, 156 kalem parçanın değişmesini teklif ettiği, CHP Antalya Büyükşehir Belediyesi iştiraki olan ANET A.Ş’nin sadece 19 parçayı değiştirmek ile yetindiği ortaya çıktı.
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmaya yönelik hazırlanan ön raporda, Antalya İl Özel İdaresi’nin uhdesindeki teleferik tesisin 2016 yılında Antalya Büyükşehir Belediyesi yönetimine geçtiği belirtildi.

Teleferik kazasının baş mimarı CHP’li Mesut Kocagöz halen bir açıklama yapmadı. Kocagöz, CHP’li Muhittin Böcek’in kazanmasının ardından ANET A.Ş’nin başına getirilmişti. Kocagöz, 5 yıldır ANET A.Ş Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini yürütüyor. ANET A.Ş.’nin ihmalleri netleşmişti.

Mekanik açıdan değerlendirmeye yer verilen raporda, şunlar kaydedildi:
“Tesisin işletmeye alındığı tarihten bugüne kadar 7 yıl sürenin geçmiş olduğu anlaşılmıştır. 12 Nisan saat 17.20 sularında 5 nolu teleferik direğinin flanş bağlantılarını sağlayan cıvataların koptuğu, sebebinin ise direk üzerindeki kabin taşıyıcı halat sisteminin üzerinden geçtiği makaralardaki nedeni anlaşılamayan deformasyonlardan dolayı makaranın metal aksamına sıkışması sonucu sistemin hareket yükünden dolayı meydana gelen kuvvetli çekme yüküne dayanamayıp direk üzerindeki flanşların bağlı olduğu cıvataların koptuğu tespit edilmiştir. Kopma sonucu direğin üst bölümünün çekme kuvveti sonucu kabinin alt kısmına çarparak çelik konstrüksiyonu koparttığı dolayısıyla kabin içerisindeki insanların aşağıya düştüğü keşif esnasındaki incelemelerimizden anlaşılmıştır.”

CIVATALARIN KOPMASIYLA DİREK DEVRİLDİ
Direği oluşturan parçaları birleştiren flanşlarda deformasyon görülmediği aktarılan raporda, devrilmiş direğin yanına gidildiğinde taşıyıcı-çekici halatları tutan makaralardan birisinin halatın etkisiyle deforme olduğu, halatın makaranın içerisine girdiğinin (sıyırdığı) tespit edildiği belirtildi.
Olaya sebep olan faktörlerin iki grupta incelendiği vurgulanan raporda, devrilmiş olan direğin çekici ya da taşıyıcı halatların makara içerisine sıkışması ile kesici anahtarın (switch) görevini yapamaması sonucu halatın çekmeye bağlı olarak direğe moment uyguladığı ve direğin alttan ikinci katındaki flanşların cıvatalarının kopması ile birlikte direğin devrildiği kaydedildi.

Devrilmiş olan direğin devrilme aşamasında makaranın arasına halatın girmesiyle makaranın deforme olduğu dolayısıyla halatın sıkışması ile değil cıvataların yükü taşıyamayıp kopması yüzünden direğin devrilmiş olduğu tespitine yer verilen raporda, şu ifadeler yer aldı:
“2017 yılından itibaren tesise ait iş emri formlarının günlük tutulduğu 2024 yılına ait ocak, şubat ve mart aylarına ait iş emri form belgelerinde yapılan işlemler görülmüştür. Ancak direklere ait cıvataların torkunda boşluk olup olmadığının kontrolü, cıvataların korozyona uğrayıp uğramadığının tespiti ve kontrolü, malzeme yorulmasının dikkate alınarak belli zaman aralıklarında cıvata, rondela, rulman vs. gibi makine elemanlarının değişimlerinin yapılmadığı tespit edildi. Tesiste bulunan dokuz adet teleferik direklerinin üzerindeki traverslerde çalışan lastikli makara gruplarının hangi periyotlarda değiştirildiğine dair tutanak ve kontrol formlarının bulunmadığı görülmüştür.”

Raporda, 19 Nisan 2017’de Makine Mühendisleri Odası Bursa Şubesi tarafından İnsan Taşımak için tasarlanan Halatlı Taşıma Tesisi İşletme Teknik Ruhsatı Kontrol Raporu verildiği dosya incelemesinde uygunluk ruhsatı raporu verildiği görüldüğü kaydedildi.
Teleferik sisteminde her direğinde halat taşıyıcı makaralarında meydana gelebilecek lastik hasarlarında tüm sistemin enerjisi kesip frenleyen tertibatı sağlayan koruma elemanı 2 adet emniyet switch’inin bulunduğu belirtilen raporda, “Olay anında emniyet sviçlerinin (switch) bağlı olduğu direk üzerinde bulunan panoya gelen kumanda kablosunun direğin ilgili kısmının yerinden kurtularak devrilmesi ile koptuğu ve hareket enerjisini sağlayan devreleri kestiği, bu nedenle kabin taşıyıcı halat ile birlikte kabinlerin asılı kalmış oldukları görüldü” tespitine yer verildi.
İş sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirme yapılan raporda, “Dosya içerisinde Anet AŞ’ye ait risk değerlendirme ekibi tarafından Kasım 2023’da 5×5 matris yöntemi ile hazırlanan risk değerlendirmesinin tesise uygun hazırlanmadığı ve ortam gözetimi esnasında tesisteki risklerin tespitinin tam yapılmadığı görülmüştür. Ancak risk değerlendirmesi içerisinde 31. maddede işletme geneli alanda paratonerlerin mevcut olmadığı tespiti yapılmış ve raporlanmıştır.” bilgisi yer aldı.
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmaya yönelik hazırlanan ön raporda, Antalya İl Özel İdaresi’nin uhdesindeki teleferik tesisin 2016 yılında Antalya Büyükşehir Belediyesi yönetimine geçtiği belirtildi.

Mekanik açıdan değerlendirmeye yer verilen raporda, şunlar kaydedildi:
“Tesisin işletmeye alındığı tarihten bugüne kadar 7 yıl sürenin geçmiş olduğu anlaşılmıştır. 12 Nisan saat 17.20 sularında 5 nolu teleferik direğinin flanş bağlantılarını sağlayan cıvataların koptuğu, sebebinin ise direk üzerindeki kabin taşıyıcı halat sisteminin üzerinden geçtiği makaralardaki nedeni anlaşılamayan deformasyonlardan dolayı makaranın metal aksamına sıkışması sonucu sistemin hareket yükünden dolayı meydana gelen kuvvetli çekme yüküne dayanamayıp direk üzerindeki flanşların bağlı olduğu cıvataların koptuğu tespit edilmiştir. Kopma sonucu direğin üst bölümünün çekme kuvveti sonucu kabinin alt kısmına çarparak çelik konstrüksiyonu koparttığı dolayısıyla kabin içerisindeki insanların aşağıya düştüğü keşif esnasındaki incelemelerimizden anlaşılmıştır.”
5 nolu direğin toplam 7 flanştan ve toplam 10 parça boru direkten oluştuğu, alttan üçayakla yükseldiği, üstteki yedinci flanşta üçayağın birleşerek tek sütun olarak devam ettiği tespit edilen raporda, flanş bağlantılarını oluşturan cıvataların yerlere saçıldığı ve deforme olduklarının tespit edildiği, cıvatalardaki deformasyonun çekme-kesmeye bağlı olduğunun anlaşıldığına işaret edildi.

BAKIM PERSONELİNDEN BAZILARININ MESLEKİ YETERLİLİK BELGESİ YOKMUŞ
Bilirkişi raporunda, “Risk değerlendirmesi içerisinde yer alan mesleki yeterlilik belgesine ithafen işletmeye belgelerin teslim edilmesi istenmesine karşılık dosya içerisinde bakım personelinden bazılarının mesleki yeterlilik belgelerinin bulunmadığı görülmüştür.” ifadesi kullanıldı.
Raporda, Anet AŞ ve Megatower AŞ ile yapılan tesisin bakım ve işletme sözleşmesi incelendiği ve sözleşmede birçok bakım işinin Megatower firmasına Anet AŞ tarafından yapılması için verildiği kaydedildi.
Sözleşme içeriğinde maddeler halinde yapılacak işlerin listelendiği belirtilen raporda, şöyle denildi:
“Liste içeriği incelendiğinde K- bendinde direk bağlantı elemanları kontrolleri, eksikliklerin giderilerek uygun sıkılıkların sağlanması kontrolü, direklerdeki bileşenlere ait (platform, merdiven, boyunduruk) durum tespitlerinin yapılması ve uygunluklarının kontrolü, direk ankıraj cıvatalarının torklanması işleri Anet AŞ tarafından Megatower AŞ firmasına yaptırılmak üzere verilmiştir. Ancak Anet AŞ firmasında çalışan kontrol ve kesin kabul mühendislerinin kesin kabulleri ve kontrolleri nasıl yaptıklarına ilişkin herhangi bir evraka dosyalarda rastlanmamıştır. Megatower ve Anet AŞ firmalarının tehlike sınıflarına uygun iş güvenliği uzmanı ve işyeri hekimi atamaları İSG katip programı üzerinden yapıldığı görülmüş olup, MegaTower çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri, kişisel koruyucu donanım tespit tutanakları, iş sağlığı ve güvenliği işyeri çalışma talimatnameleri güncel olmasına karşılık güncel Acil Durum Planları ile Risk Değerlendirmesine rastlanmamıştır. Ancak Megatower AŞ’nin iş güvenliği uzmanının 14 Eylül 2023’te iş güvenliği tespit ve öneri defterine risk değerlendirmesinin MegaTower AŞ’ye teslim edildiğine dair tespiti görülmüştür.”
Raporda, Anet AŞ’ye ait iş sağlığı ve güvenliği dosyası içerisinde 07 Temmuz 2022’de Antalya Çalışma İş Kurumu İl Müdürlüğüne onaylatılmış tespit öneri defteri bulunmasına karşılık içeriğinde herhangi bir bilgi ve tespit olmadığının görüldüğü belirtildi.
Öte yandan bilirkişi ön raporunda, kaza bölgesinde bulunan kopmuş cıvatalar ve somunların fotoğraflarına da yer verildi.
]]>İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda 4 ilde düzenlenen ‘Mahzen-5’ operasyonuna ilişkin detayları paylaştı.
Bakan Yerlikaya operasyona ilişkin şu bilgileri verdi:
“Eskişehir, İstanbul ve Aydın merkezli 4 ilde eş zamanlı olarak Jandarma tarafından düzenlenen “MAHZEN-5” operasyonlarında;
Eskişehir’de Hayati Uğur’un, İstanbul’da Gökhan Yaşlı’nın, Aydın’da Ahmet Hano’nun elebaşılığını yaptığı 3 ayrı Organize Suç Örgütü Çökertildi.
Operasyonlarda elebaşılarının da içerisinde bulunduğu organize suç örgütü üyesi 36 şüpheli yakalandı.
Suçta kibirlenenlere, halkımızın huzurunu kaçıranlara, organize suç örgütlerine ve çetelere göz açtırmayacağız.”
Açıklamanın devamında şu ifadeler kullanıldı:
ESKİŞEHİR:
“Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı ve Jandarma Genel Komutanlığı KOM Daire Başkanlığı koordinesinde; Eskişehir İl Jandarma Komutanlığınca yürütülen 5 aylık takipli KOM faaliyeti sonucu; “Tefecilik” suçunu örgütlü olarak işledikleri tespit edilen 7 şüpheli yakalandı. Organize suç örgütü üyesi şüphelilerin;
Mağdur şahıslara faizle borç para verdikleri, mağdurlara baskı, cebir ve şiddet yoluyla zorla senet imzalatarak alacaklarını yüksek faiz oranları ile tahsil ettikleri, mağdurlara ait araç ve gayrimenkullere zorla el koyarak tapularını aldıkları tespit edildi.
220 MİLYON TL’LİK SAHTE FATURA
AYDIN:
Söke Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Aydın İl Jandarma Komutanlığınca yapılan çalışmalar sonucu Online satış platformunda kurye olarak çalışanlar üzerinden, akaryakıt istasyonlarından yakıt alınmış gibi gösterilerek düzenledikleri sahte fatura/fişleri muhasebecileri vasıtasıyla Maliye Bakanlığına bildirmek suretiyle haksız yere vergi iadesi aldıkları tespit edilen 18 şüpheli yakalandı. Organize suç örgütü üyesi şüphelilerin;
Nitelikli dolandırıcılık, resmi ve özel belgede sahtecilik ve yaklaşık 220 milyon TL sahte fatura düzenleyerek haksız kazanç sağladıkları tespit edildi.
İSTANBUL:
Çatalca Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde; İstanbul İl Jandarma Komutanlığınca yapılan çalışmalar sonucu İstanbul ve Ağrı’da düzenlenen operasyonlarda “Resmi Belgede Sahtecilik” ve “Dolandırıcılık” suçlarını işledikleri tespit edilen 11 şüpheli yakalandı. Organize suç örgütü üyesi şüphelilerin;
Yazılı ehliyet sınavına girdiğinde başarılı olamayacak şahıslar ile anlaştıkları, bu şahısların kimlik fotoğraflarında oynama yapıp yerlerine sınava girecek şahıslara benzeyen ve JOKER olarak tabir edilen yeni fotoğraflar türeterek kimlik kartı almalarını sağladıkları, yazılı ehliyet sınavına, düzenlenen sahte kimlik ve dinleme cihazları ile girerek anlaştıkları şahısların sınavdan geçmesini sağladıkları tespit edildi.
OPERASYONLARDA ELE GEÇİRİLENLER
Operasyonlar sonucu: 6 adet ruhsatsız tabanca, 6 adet av tüfeği, 250 adet casus kamera, 22 adet (14 Milyon TL değerinde) mağdurlar adına yazılmış senet, 1721 adet (5 Milyon TL tutarında) sahte fatura/fiş, çok sayıda sahte mühür, soğuk damga, kaşe ve sahte kimlik ile çok miktarda Türk Lirası, döviz ve altına el konuldu.
Cumhuriyet Başsavcılıklarımızı ve operasyonları gerçekleştiren Kahraman Jandarmamızı tebrik ediyorum. Allah ayaklarına taş değdirmesin. Milletimizin duası sizinle.”
10 İLDE BOZDOĞAN-9 OPERASYONU
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda 10 ilde düzenlenen ‘Bozdoğan-9’ operasyonlarında 47 şüphelinin yakalandığını açıkladı.
Sosyal medya hesabından açıklamalarda bulunan Bakan Yerlikaya, “EGM İstihbarat Başkanlığı ve Terörle Mücadele Daire Başkanlığı koordinesinde İl Emniyet Müdürlüklerince Ankara, Antalya, Denizli, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Mardin, Şanlıurfa ve Van’da düzenlenen ‘Bozdoğan-9’ operasyonlarında şüphelilerin bölücü terör örgütü içerisinde faaliyet yürüttükleri, terör örgütünün üniversite yapılanması DÖM (Demokratik Öğrenci Meclisi) ile gençlik yapılanması DGH (Devrimci Gençlik Hareketi) içerisinde faaliyette bulundukları, cezaevlerinde bulunan örgüt mensuplarına finans sağladıkları, örgüt adına gerçekleştirilen eylemleri organize ederek katılım sağladıkları ve sosyal medya hesapları üzerinden terör örgütü propagandası yaptıkları tespit edildi. Operasyonlar sonucu ruhsatsız tabancalara, çok sayıda yasaklı yayın ve dijital materyale el konuldu” ifadelerine yer verdi.
Bakanlığının, şans oyunları sektöründeki vergi kayıp ve kaçağının önlenmesi, suç niteliğindeki lisanssız faaliyetlerin engellenmesi amacıyla yasa dışı şans oyunu, bahis ve sanal kumar sitelerine yönelik mücadelesini kararlılıkla sürdürdüğünü vurgulayan Şimşek, ilgili kurumların verdiği yetki veya izne dayalı olmadan her türlü eşya piyangosu, şans oyunu ve müşterek bahis veya benzeri oyunları oynatmanın ya da oynanmasına imkan sağlamanın suç olduğunu söyledi.
Şimşek, yurt dışında oynatılan oyunlara erişim sağlayarak Türkiye’den oynanmasına imkan sağlamanın, bu amaçla para nakline aracılık etmenin de suç kapsamında olduğuna dikkati çekti.
KAPATILAN SİTELER YENİ İSİMLE YENİDEN AKTİF HALE GELİYOR
Milli Piyango İdaresi’nin, sanal ortamda yürütülen lisanssız faaliyetleri izlediğini, bunlara yönelik gerekli idari tedbirleri aldığını ve yetkili mercilere bildirimde bulunduğunu belirten Şimşek, “Bu kapsamda 2016-2023 döneminde izinsiz faaliyet gösteren ve sanal ortamda yasa dışı şans oyunu, bahis veya kumar oynattığı tespit edilen 227 bin 630 site için erişimin engellenmesi tedbirinin uygulanması sağlandı. Ancak büyük çoğunluğu yurt dışından yayın yapan bu internet sitelerini işleten kişi ve organize suç örgütlerinin, hakkında tedbir uygulanan sitelerin alan adının başına, sonuna veya mevcut adresinin herhangi bir bölümüne harf, sayı, rakam, işaret ekleyerek yeniden aktif hale getirdikleri ve çok kısa bir süre sonra yeni isim ve URL adresleriyle suç konusu faaliyetlerine devam ettikleri görüldü.” diye konuştu.
Şimşek, bu siteleri kuran, işleten, para transferine aracılık yapan ve diğer suç konusu eylem ve işlemleri gerçekleştiren kişi ve örgütlerin çoğu kez tespit edilememesi nedeniyle erişimi engellenen sitelerin her defasında yeni bir adresle yasa dışı faaliyetlerine devam ettiği bilgisini vererek, bu konuda CİMER ve ihbar hattı üzerinden çok sayıda ihbar ve şikayet geldiğini dile getirdi.
VERGİ KAÇAĞINA NEDEN OLUYOR
Ülkede lisansız faaliyet gösteren, kanunları ihlal eden, vergi kayıp ve kaçağına neden olarak kamu maliyesine çok yönlü zarar veren yasa dışı bahis ve kumar sitelerini kurup, işleten kişi ve örgütlerin tespit edilerek cezalandırılması ve bu faaliyetlerin önlenmesi için gerekli her türlü tedbiri almaya kararlı olduklarını vurgulayan Şimşek, şu bilgiyi verdi:
“Bu doğrultuda 2016-2023 döneminde sanal ortamda kumar ve bahis oynattığı tespit edilerek Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna ihbar edilip erişimin engellenmesi sağlandığı halde farklı isimlerle faaliyet göstermeye devam eden 1212 internet sitesiyle ilgili olarak Milli Piyango İdaresi tarafından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur.”
Şimşek, suç duyurusuna konu internet sitelerinin yayın yaptıkları ülkeler incelendiğinde, 3’ü hariç tamamının yurt dışı kaynaklı olduğunun saptandığını belirterek, “Bunların 486’sının ABD, 403’ünün Ermenistan, 156’sının Hollanda, 50’sinin Almanya, 34’ünün Tayvan, diğerlerinin ise 22 farklı ülke üzerinden yayın yaptığı anlaşılmıştır.” ifadesini kullandı.
“YARGI ÖNÜNE ÇIKACAKLARINA İNANIYORUZ”
Suç duyurusunun, suçun önlenmesi ve faillerinin cezalandırılması için Milli Piyango İdaresince UYAP sistemi üzerinden yapıldığını bildiren Şimşek, şunları kaydetti:
“Suç duyurusunda sanal ortamda yasa dışı şans oyunu, bahis ve kumar oynatmak suretiyle Türk Ceza Kanunu, vergi kanunları ve diğer hukuk normlarını ihlal eden, ülkemize, topluma, Hazine’ye ve gençlere çok yönlü zararlar veren 1212 internet sitesinin kurucuları ve yetkilileri ile bu siteler için para transferine aracılık yapan ve suça iştirak eden şüphelilerin cezalandırılması için haklarında kamu davası açılmasını talep ettik. Böylece 2016 yılından beri suç konusu faaliyetlerini farklı internet adresleri üzerinden sürdürmeye çalışan şüphelilerin tespit edilmesi ve bu faaliyetlerinin önlenmesini amaçladık. Bakanlığımız, açılacak adli soruşturmayı hassasiyetle izleyecek ve Milli Piyango İdaremiz davaya müdahil olacak. Adli mercilerin, soruşturma sürecinde kolluk kuvvetleri marifetiyle ve teknolojik imkanları da kullanarak şüpheli kişi ve örgütleri tespit edip yargı önüne çıkaracağına inanıyoruz.”
Bursa Valisi Mahmut Demirtaş, AA muhabirine, Karacabey ilçesi açıklarında 51 metre derinlikteki geminin enkazında Deniz Kuvvetleri Komutanlığına bağlı dalgıçların çalışma yapmaya başladığını söyledi.
PERSONELİN KİMLİK TESPİTİ İÇİN ÇALIŞMALAR SÜRÜYOR
Geminin enkazında bir personelin cesedine ulaşıldığını belirten Demirtaş, kimlik tespiti için çalışmanın sürdüğünü ifade etti.
700’DEN FAZLA KİŞİ BÖLGEDE ÇALIŞIYOR!
Vali Demirtaş, 700’den fazla kişinin katılımıyla bölgede çalışmalara devam edildiğini bildirdi.
Balıkesir’in Marmara Adası’ndan 14 Şubat saat 20.30’da Bursa’nın Gemlik ilçesindeki Roda Limanı’na gitmek üzere 6 kişilik mürettebat ve 1250 ton mermer tozu yüküyle hareket eden 69 metre uzunluktaki “Batuhan A” adlı kargo gemisi, kötü hava ve deniz şartları nedeniyle 15 Şubat’ta saat 06.20’de Karacabey ilçesi açıklarında batmıştı.
BURSA VALİLİĞİNDEN AÇIKLAMA
Bursa Valiliği, Marmara Denizi’nde İmralı Adası’nın güneybatısında su alarak batan ve 6 kişilik mürettebatı bulunan “Batuhan A” adlı kargo gemisinden yardım çağrısının saat 06.28’de yapıldığını, EPIRB (tehlike anında uyduya otomatik sinyal ve konum bilgisi gönderen sistem) sinyalinin bundan 4 dakika sonra alındığını bildirdi.
Valilikten yapılan yazılı açıklamada, 6 personeli bulunan “Batuhan A” isimli ticari geminin Marmara Adası Badalan Limanı’ndan yaklaşık 1250 ton mermer tozu yüküyle 14 Şubat’ta saat 20.30’da hareket ettiği anımsatıldı.
Geminin, Gemlik Limanı’na seyrettiği belirtilen açıklamada, “Planlı rotasında ilerlerken saat 01.30 sularında rotasını önce kuzeye, sonra güneye çevirdiği ve devamında da saat 06.28’de Türk Radyo’ya yardım çağrısında bulunduğu tespit edilmiştir. Bu yardım çağrısı alınana kadar geçen süre zarfında ‘Batuhan A’ isimli ticari gemiden herhangi bir tehlike ve yardım çağrısında bulunulmamıştır. Müteakiben Deniz Arama Kurtarma Koordinasyon Merkezi tarafından saat 06.32’de EPIRB sinyali alınması üzerine bölgeye en yakın konuş yerinde bulunan Sahil Güvenlik unsuru olan TCSG 313, saat 06.50’de avara ederek olay yerine intikale geçmiştir.” bilgileri paylaşıldı.
Açıklamada, TCSG 313 tarafından EPIRB sinyalinin geldiği noktaya saat 07.30’da ulaşıldığı bilgisi verilen açıklamada, su üstü yüzey araması sonucu herhangi bir yüzer unsura veya “Batuhan A” isimli gemiye rastlanmadığı duyuruldu.
İvedilikle tespit ve teşhis faaliyetlerine devam edilerek diğer Sahil Güvenlik unsurlarının bölgeye yönlendirilmesinin sağlandığı kaydedilen açıklamada, şu ifadeler yer aldı:
“Ayrıca bazı basın ve yayın organlarında ‘Batuhan A’ isimli ticari geminin içinde bulunan 6 personelden biri olan Hüseyin Tutuk’un eşiyle saat 06.09’da internet üzerinden içinde bulundukları durum hakkında mesaj yazdığı ve saat 06.19’da video paylaşımında bulunduğu ancak geminin seyrüsefer bilgilerinin örtüşmediği tespit edilmiştir. Bahse konu gemiden ilk yardım talebinin ve geminin battığına dair ilk bilginin saat 06.28’de Türk Radyo’ya iletildiği, müteakiben de saat 06.32’de EPIRB sinyalinin geldiği tespit edilerek en yakın konuş yerinde bulunan Sahil Güvenlik unsuru olan TCSG 313 saat 06.50’de EPIRB sinyalinin geldiği bölgeye derhal intikale başlamıştır. Bu süre zarfından itibaren gemi mürettebatına ulaşmak üzere arama kurtarma faaliyetlerine aralıksız devam edilmekte olup tüm imkan ve kabiliyetler seferber edilmektedir.”
]]>
1 ÖLÜ, 3 YARALI
Su baskınında 1 kişinin hayatını kaybettiğini, 3 kişinin yaralandığını ve taburcu olduklarını hatırlatan Vali Şahin, “İlk andan itibaren Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatları ile ve İçişleri Bakanımızın yakından takibiyle devletimizin tüm imkanları seferber edildi. İçişleri Bakan Yardımcımız Sayın Münir Karaloğlu da bütün çalışmaları koordine etmek üzere ilimize geldi ve Antalya merkezdeki bütün kamu kuruluşları, civar illerden gelen desteklerle 2 bin 783 personel, 442 araç, 7 bot, 20 vidanjör ve 60 arazöze ulaştık. Selden ve su baskınından zarar gören vatandaşlarımızın yardımına koştuk” dedi.

SU BASKINI İHBARLARI 5 BİNİ AŞTI
112’ye 5 bin 300’ün üzerinde ihbar geldiğini belirten Vali Şahin, çok büyük bölümünün evler ve iş yerlerine meydana gelen su baskınlarından oluştuğunu kaydetti. Şahin, “Kamu binaları da sudan zarar görmüştü. Belediyelerimizce 2 bin 459, AFAD ekiplerimizle 228 olmak üzere toplam 2 bin 687 konumda su tahliyesi yaptık. Ve su tahliye işlemleri 14 Şubat saat 21.00 itibarıyla tamamlandı. Tahliyelerini yaptığımız bu konut ve iş yerlerinde tabii çamur birikmeleri olmuştu. Biz bu çamur birikmeleri konusunda da vatandaşlarımıza yardımcı olabilmek için AFAD gönüllülerimiz başta olmak üzere kamu kuruluşlarından, belediyelerimizden, jandarmamızdan, polisimizden ve diğer tüm paydaşlarımızdan destek alarak yer yer 1500’lere kadar çıkan sayılarda ekipler oluşturduk” ifadelerini kullandı.

129 OKUL, 4 YURT, 32 CAMİ SELDEN ETKİLENDİ
Toplamda 983 ev ve iş yerindeki temizliğin neredeyse bittiğini anlatan Vali Şahin, yeni taleplere de bakıldığını söyledi. Kamu binaları Kepez Devlet Hastanesi, Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde laboratuvarlar ve bir semt polikliniğinin sular altında kaldığını kaydeden Şahin, “Bunların tamamının faaliyetleri şu an itibarıyla normale dönmüştür. Muratpaşa Nüfus Müdürlüğü ilk anda su baskını hizmet veremiyor durumdaydı, aynı gün sorun çözülerek hizmet vermeye devam etti. 129 okulumuz selden etkilenmişti, 2 gün okulları tatil ettik. Bu 129 okulumuz ve bir pansiyonumuzun şu an itibarıyla 3’ü hariç tamamının sorunlarını giderdik. Üç okulumuzda trafo yanmasıyla alakalı problem devam ediyor. Onları da inşallah pazartesi halledeceğiz. Bugün okullarımız açık durumdadır. Gençlik Spor Bakanlığımıza bağlı 5 KYK yurdumuzda problem oldu. Bunlarla ilgili de süreci çok hızlı bir şekilde arkadaşlarımız çözdüler. Ayrıca 32 camimiz ve 24 Kur’an kursumuzda yine su baskınları nedeniyle sıkıntı oluştu. Bunlardan da sadece 3 yeraltı mescidinde ve bir Kur’an kursunda problem devam ediyor. Onları da cuma namazına müftülük personelimiz yetiştirecek” dedi.

AĞIR HASARLI BİNALARDAKİ 66 KİŞİ TSK’DA MİSAFİR EDİLİYOR
Alt geçitler ve trafikle ilgili de tüm sorunların çözüldüğünü dile getiren Vali Şahin, 360 kişiden oluşan zarar tespit ekibinin sahada olduğunu belirterek, “Şu an itibarıyla tespitleri hemen hemen bitirmiş durumdayız. Ancak gelen yeni taleplerin değerlendirilmesi sürecini yarın öğlene kadar tamamlayacağız. Aynı zamanda hasar tespit faaliyetleri de yapıyoruz. Zarar tespit, eşya ve ticari mallarla ilgili, hasar tespit ise Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından binanın yapısal durumuna göre yapılıyor. Hasar tespitlerde toplam 78 binada çevre şehircilik ekiplerimiz çalışma yaptı. 54 binamız hasarsız, 15 binamız az hasarlı, 7 binamız ise orta hasarlı çıktı. 2 binamız ise ağır hasarlı olarak tespit edildi. Orta ve ağır hasarlı binalarda ikamet mümkün değil. Bu 2 binamızda 16 aile 66 kişi mevcut. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait Karpuz Kaldıran tesislerini bu iş için tahsis ettik. Vatandaşlarımızı orada misafir ediyoruz” diye konuştu.

1343 DEKAR TARIM ALANI SULAR ALTINDA KALDI
Şahin, “Ayrıca tarım zararında tespitlere göre 299 üreticimizin toplam 1343 dekar örtülü ve 605 dekar açık olmak üzere 1948 dekar alanda su baskını olmuştur. Aksu ve Kepez ilçelerimizde 10 çiftçimizin toplam 7 büyükbaş, 70 küçükbaş hayvanı, 70 tavuk, 10 arı kovanı, 4 bin kilo kaba yem, 11 bin 300 kilo kesif yem ve bir adet süt sağım makinesi telef olmuştur. Tarım zararlarıyla ilgili de tespitlerimizin hemen sonrasında Cumhurbaşkanlığımıza zararların tazmini için başvuruda bulunacağız” sözlerini kaydetti.

NAKDİ VE AYNİ YARDIMLAR DAĞITILIYOR
İçişleri Bakanlığı’nın gönderdiği 20 milyon TL’lik acil yardım ödeneğini hatırlatan Şahin, “Vefat eden vatandaşımızın ailesine 100 bin TL nakdi yardım yaptık. Sosyal yardımlaşma ilk etapta 273 aileye toplam 1 milyon 70 bin TL nakdi, 86 kişiye de giyim yardımı yaptı. Büyükşehir Belediyemiz 1600 aileye, Kepez Belediyemiz 349 aileye, Muratpaşa Belediyemiz de 1000’e yakın aileye nakdi ve ayni yardımlarda bulundu. Bu yardımlarımız devam edecek. Tespitlerden sonra eşya yardımlarını Aile Bakanlığımız üzerinden destekleyeceğiz. İş yerlerimizin zararlarıyla ilgili yardımları da belli bir barem sistemi var. O sisteme uygun olarak AFAD tarafından desteklenecek. Ayrıca KOSGEB destek paketleri hazırlıyor. Onları da iş yerlerimizin hizmetine sunacağız” dedi.
Vali Şahin ayrıca, şu ana kadarki hesaplamalara göre sel sebebiyle oluşan hasarın 300 milyon TL olduğunu, çalışmalar devam ettiği için bu rakamın artacağını da belirtti.
Maliyeti düşük, temini kolay, kullanıcısı için minimum risk barındıran ticari İHA sistemlerine basit el yapımı düzenekler bağlanarak askeri personele, askeri araçlara ve mühimmatlara zarar verilebiliyor, İHA kamera yetenekleri ile istihbarat amaçlı ortam verisinin alınmasına yönelik çalışmalar yapılabiliyor.
Kadın mühendisler tarafından kurulan ve Teknopark Ankara bünyesinde elektronik harp alanında faaliyet gösteren Merkür Savunma, tehditleri durdurmaya yönelik çözümleri gündemine aldı. Yürütülen çalışmalar sonunda ortaya 1 kilogram ağırlığında, telsiz boyutuna yakın, giyilebilir ve portatif taktik İHA karşı tedbir sistemi AYTAR çıktı.
Yazılım tabanlı radyo mimarisine sahip AYTAR, tespit edilmeden çoklu frekans taraması yapabiliyor.
Merkür Savunma Kurucusu Melike Bağcı, yaptığı açıklamada, yeni nesil savunma çözümlerine yönelik çalışmalar yapan bir derin teknoloji girişimi olduklarını söyledi.
Yaklaşık 5 yıllık girişimcilik sürecinde İHA’ların siber saldırılara karşı korunmasına yönelik çalışmalar yürüttüklerini dile getiren Bağcı, daha sonra askeri personel ve araçların güvenliğine yönelik mini İHA’lara karşı bir tedbir sistemi geliştirdiklerini bildirdi.
AYTAR Giyilebilir Karşı Tedbir Sistemi’nin prototipinin ortaya çıktığını ifade eden Bağcı, geliştirilen çözümün mini İHA’ları 1 kilometreden tespit edebildiğini, üretilen sinyalle karıştırma, aldatma, kontrolü ele geçirmenin mümkün olabildiğini söyledi.

Birden fazla cihazın çalışmasıyla oluşan ağ desteği aktivasyonuyla İHA’ların konum ve yönünün tespit edilebildiğini anlatan Bağcı, şöyle konuştu:
“Bu tarz ürünler ülkemizde var. Amacımız, bunları küçük boyuta indirip askeri personelin taşıyabileceği ve tek erin/personelin güvenliğini sağlamayı hedefleyen bir ürün. Dokunmatik ekranlı olanını da prototip olarak geliştirdik.
Ürünümüz şu anda karıştırma yapabiliyor, spektrum izleme gerçekleştirebiliyor, üzerindeki algoritmayla sinyal izleme yapabiliyor. Yapay zeka alanındaki çalışmamızla da İHA modelini tespit edebiliyoruz. Sahada test yapabileceğimiz bir prototipimiz var. Spoofing (aldatma) ve kontrolü ele geçirme fonksiyonlarını gerçekleştirmeye yönelik çalışmalarımız devam ediyor.”
Bağcı, nihai ürüne çok uzak olmadıklarını, sahadan gelecek talepler doğrultusunda daha hızlı kullanılabilecek bir ürün ortaya çıkarabileceklerini söyledi.
Girişimciliğin başında kısıtlı kaynaklarla tek bir İHA modeli üzerinde çalışmalar gerçekleştirebildiklerini ifade eden Bağcı, farklı İHA modelleriyle yapılacak testlerle sistemin yeteneklerini artırmayı amaçladıklarını belirtti. Bağcı, şu değerlendirmede bulundu:
“6 ay içinde sahada test edilebilir bir ürün vermeyi hedefliyoruz. Bu süreyi iş ortaklarıyla kısaltabiliriz. Hedefimiz, 1 kilometre menzilde tespit yapmak, 500 metreye kadar karıştırma, aldatma, kontrolü ele geçirme fonksiyonlarını etkin şekilde kullanmak.
İHA ile kumanda mesafesi arttıkça sinyal zayıflıyor, sizin etki gücünüz de artıyor. Ürünün hedeflenen çıkış gücü 2 watt. Bu güç 500 metre civarında karıştırma fonksiyonunu sağlayabilir hale getiriyor ürünü. Ülkemizde bu şekilde mini boyutta yapılan bir çalışma bildiğimiz kadarıyla şu anda yok. Dünyada da 2 firma yapıyor. Hedefimiz, ülkemize bu teknolojiyi kazandırmak.”

YAPAY ZEKA DESTEĞİYLE TEHDİT GÜNCELLEMESİ
Cihazın kullanım konseptine ilişkin de bilgi veren Melike Bağcı, askeri personelin cihazı üzerinde taşıdığını ve otonom ya da manuel olarak kullanabildiğini ifade etti.
Otonom modda İHA’nın tespiti halinde hangi tedbir yönteminin uygulanacağının konfigüre edilmesiyle cihazın bu yönde aksiyon aldığını anlatan Bağcı, manuel modda tehdit tespiti durumunda cihazın sesli ve ışıklı uyarı verdiğini, personelin cihazla hava sahasını tarayıp tehdidin yönünü belirleyerek üreteceği sinyalle mini İHA’yı etkisiz hale getirebildiğini söyledi.
Ağ desteği sayesinde aynı bölgedeki birden fazla cihazın tehditlere karşı bir arada kullanılabildiğini dile getiren Bağcı, tanımlı sinyaller için akıllı elektronik harp yöntemlerini (protokol bazlı karıştırma, kontrolü ele geçirme gibi) sağladıklarını, o ana kadar tanımlanmamış bir tehditle karşılaşılması durumunda ise baraj ve benzeri bilinen karıştırma yöntemleriyle müdahale edilebileceğini, aynı zamanda tanımsız sinyal kaydının cihaz tarafından alınmasıyla merkezde yapay zeka desteğiyle akıllı bir karşı tedbir geliştirilip tehdide karşı kullanılabileceğini bildirdi. Bağcı, böylece sistemin yeni İHA modellerine karşı kendini sürekli güncelleyeceğini kaydetti.

ASKERİ ARAÇLAR İÇİN DE KORUMA SAĞLAYACAK
Bağcı, askeri personelin yanında askeri araçların da bu tür saldırılara hedef olabildiğini ifade etti.
Cihazın farklı bir versiyonunu askeri araçlar için planladıklarını bildiren Bağcı, şunları kaydetti:
“Askeri araçlar üzerine konum ve yön tespiti için yerleştirilecek 2-3 cihazla 1 kilometre menzilde güvenliği sağlamak mümkün. İHA tespit edildiğinde aracı kullanan personelin önündeki bilgi ekranına bildirim düşecek. Bununla ilgili de bir planlamamız var. Araca sabit cihazlar yerine göreve giden araçlara takılıp çıkarılabilecek mıknatıslı bir kullanım üzerinde duruyoruz.”
Bilkent Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Doktor Öğretim Üyesi Hamdi Dibeklioğlu, yaptığı açıklamada, akademik hayatı boyunca çalışmalarını yapay zeka üzerine yoğunlaştırdığını anlattı.
Yapay zeka ile insan davranışlarının otomatik analizi üzerine çalıştığını aktaran Dibeklioğlu, “Bunun dünya genelindeki adı duyuşsal bilişim olarak geçiyor. Konuşmanın içeriğinden, sesin şiddetinden, tonundan, yüz ifadelerinden, postürden yola çıkarak makine öğrenmesi ile sonuçlar çıkarıyoruz.” diye konuştu.
Dibeklioğlu, yapay zeka ile duyuşsal bilişim çalışmalarını yıllardır yaptığını ancak son dönemde ChatGPT gibi yapay zeka modellerinin yaygın kullanımı ile bu konunun çok popülerleştiğini vurguladı.

Son dönem çalışmalarında yapay zeka ile depresyon seviyesini tespit etmeye yönelik algoritmalar geliştirdiklerini belirten Dibeklioğlu, şöyle devam etti:
“Normalde, klinik psikologlar ve psikiyatristler, gözlemler üzerine teşhis koyuyor. Bizim yaptığımız da aslında buna benzer bir şey. Yapay zeka ile insanların yüz ifadelerinden, ses tonuna, konuşma şeklinden, başını ne tarafa ne şekilde çevirdiğine kadar çeşitli verileri kullanarak depresyon seviyesini tespit etmeye çalışıyoruz. Uzman, o anda görüşmeyi yaparken bir yandan da yapay zekalı sistem, belli bir karara varıp onu uzmanla paylaşmış oluyor.”
Hollanda’da yürüttüğü çalışmalarla bu konular üzerine eğildiğini, Türkiye’ye geldikten sonra da devam ettirdiğini anlatan Dibeklioğlu, “Bu çalışmaların her aşamasında modelleri eğitmek için hem hastadan hem de hastaneden etik onaylar alıyoruz. Bu sistemi, kişi izin veriyorsa kullanabilirsiniz. Zaten bu tip verilere gizli ya da hassas veri diyoruz. Bunlar çok ciddi süreçler.” diye konuştu.

“DAVRANIŞLA DEPRESYON SEVİYESİNİN İLİŞKİSİNİ ÇÖZMEYE ÇALIŞIYORUZ”
Depresyon tespiti için klinik veri kullandıklarını ve psikiyatristlerle birlikte çalıştıklarını dile getiren Dibeklioğlu, şu bilgileri verdi:
“Davranışla depresyon seviyesinin ilişkisini çözmeye çalışıyoruz. Bulgularımız, teoriyle örtüşüyor. Mesela farklı düşünceler var, ‘çocuğum çok ağlıyor, depresyonda mı?’ gibi. Halbuki depresyonda genel beklenti, donukluk. Yani kişi kimseyle iletişime girmek istemiyor, sosyal çevreden kopuyor. Bizim yakaladığımız örüntüler de o şekilde.
Yani literatürü incelediğiniz zaman depresyonda sosyal etkileşimden kaçma davranışına rastlıyorsunuz. Aslında onlar ortaya çıkmış oluyor. Depresyon seviye analizini şu şekilde tanımlıyoruz, uzman, o görüşmeyi yaparken sistem de hastayı incelesin ve bir şekilde doktora destek versin. Yani model de kendince tanılamasını yapsın. Bu şekilde gözden kaçan bir şeyi yapay zeka yakalayabilsin.”

“YAPAY ZEKA İLE YALAN TESPİTİNİN KULLANIMI…”
Dibeklioğlu, bir başka projelerinde ise cümleler, ses tonu, bakışlar gibi verilerden yola çıkarak yalan söylemenin derecesini bulmaya çalıştıklarını, bu çalışmalarında da yine etik onayları aldıklarını bildirdi.
Çeşitli videoları inceleyerek buradaki konuşmaların ne oranda doğru ne oranda yalan içerikli olduğunu tespit edip çeşitli kaynaklardan da doğrulattıklarını dile getiren Dibeklioğlu, konuşmanın içeriğini “doğal dil işleme” modelleri, ses tonunu “frekans analizi” ile değerlendirdiklerini belirtti.
Dibeklioğlu, “Ancak yapay zeka ile bu işi çözdük ve yüzde yüz doğru tahmin yapıyoruz gibi bir şey söz konusu değil. Dünya üzerindeki bütün veriyi görmeden yüzde 100 başarılı tahmin yapmanız tabii ki mümkün değil. Ama ciddi başarı oranlarına çıkabiliyoruz artık.” ifadelerini kullandı.
Yalan makinelerine ilişkin bir soru üzerine Dibeklioğlu, şöyle konuştu:
“Şunun doğru anlaşılması lazım, siz bu yalan tespit sistemini götürüp mahkemede kullanamazsınız. Bir kişinin hayatını buna bağlayamazsınız. Bunların yanılma oranları var. Ama bunu çok daha farklı yerlerde kullanabilirsiniz. Yapay zeka ile yalan tespitinin kullanımı, öğrenci mülakatı ya da işe alım mülakatı gibi senaryolar için söz konusu olabilir.
Literatürdeki çalışmalar, konuşmanın tümüne doğru mu, yalan mı diye bakıyor, biz hangi seviyede yalan söyleniyor onu bulmaya çalışıyoruz. Bu aslında bir farklılık, çünkü bir konuşmanın içinde her şey doğru değil, her şey yalan da değil.”

YAPAY ZEKA İLE KİŞİLİK TESPİTİ DE YAPILIYOR
Hamdi Dibeklioğlu, yapay zeka ile kişilik tespiti çalışmaları da yürüttüklerini belirtti.
Kişiliği farklı boyutlarda değerlendirdiklerini anlatan Dibeklioğlu, “Dışarıya ne kadar açıksınız, yeniliğe ne kadar açıksınız gibi. Yine görsel ve işitsel unsurları kullanarak kişilik verisi topluyoruz. Aslında siz insanla iletişim kurarken arka planda da yorumluyorsunuz aynı zamanda, biz de makineye bunu öğretmeye çalışıyoruz. Tabii makinenin kendince farklı özellikleri var, çok daha detaylı görebiliyor, çok daha ciddi işlemler yapabiliyor ama aslolan şey, bizim algoritmayı doğru eğitmemiz.” değerlendirmesini yaptı.
Yapay zeka ile kişilik analizinin dünyada kullanıldığına işaret eden Dibeklioğlu, “Şu anda şirketlerde ne kadar kullanılıyor, çok emin değilim ama ben yıllarca Hollanda’da araştırma yaptım. 2013-2014 yıllarında bile oradaki büyük şirketlerde yapay zeka ile iş mülakatlarında kişilik istatistiklerini çıkarıyorlardı. 10 sene önce bu çalışmalar için ‘daha prototip, sonuçları çok da kesin görmeyelim’ derken şu an doğruluk oranlarımız yüksek.” diye konuştu.
Hamdi Dibeklioğlu, insan davranışı alanında çok dikkatli olunması gerektiğine işaret ederek, “Çünkü bunu yüzde 100 doğru diye nitelendirip günlük hayatın içine doğrudan entegre ederseniz, oradaki hatalarda kişiye bir sorumluluk yükleniyorsa ciddi problemler yaşanabilir. O yüzden davranış analizinde etik onayların çok iyi irdelenmesi lazım. Buradaki amacımız, yapay zekanın bize yardımcı olması. Tüm kararları yapay zekaya bırakıp kendimiz geri çekiliyoruz gibi bir durum söz konusu değil.” dedi.
AĞRI SEVİYESİNİ DE TESPİT EDİYOR
Dibeklioğlu, benzer sistemle ilaçların dozunun ayarlanmasında önem taşıyan “ağrı seviyesi” tespiti de yaptıklarını kaydetti.
Bu tespitin özellikle çocuk ve bebeklere uygulanacak tedavilerde işe yaramasını beklediklerini ifade eden Dibeklioğlu, “Çocuk ve bebeklere ağrı seviyesini sorma şansınız yok. Bu tip durumlarda yine yüz ifadelerinden, yine davranıştan ağrı seviyesini çıkarabiliyoruz.” dedi.