Bölgedeki bir restoran da ustalık yapan Cengiz Tunç, AA muhabirine, sütlacın bir asır önce bölgede hancılık yapan Ahmet Karakullukçu ve Hacı Osman Konak tarafından yapılmaya başlandığını söyledi.

Bir asırlık ‘sütlü ilaç”ın, Hamsiköy sütlacına dönüş hikayesini anlatan Tunç, şunları kaydetti:
“Midesinden rahatsızlanan Ahmet Karakullukçu’nun kaynattığı sütün içine pirinç atıp yedikten sonra Osman Konak amcaya bunun kendisine iyi geldiğini söylüyor. Osman amca bunu içine şeker koymasını istiyor. Ahmet Karakullukçu amcanın yediği zaman iyi geldiğini söylüyor. Ertesi gün sütlacın başka bir hal aldığını görüyor ve bir şeyin eksik olduğunu söylüyor. İçine her tatlıya koyulduğu gibi biraz daha tuz ilave ediyorlar. Daha da güzel bir hal alıyor ve burada adı süt ilacı olarak tarihimize geçti. Bundan sonra süt ilacını ismini değiştirdiler sütlaç oldu.”
Türkiye’nin birçok noktasında sütlaç üretildiğini ama Hamsiköy sütlacının farklı olduğunu vurgulayan Tunç, “Köydeki hayvanlar, yeşil doğada güzel çiçekleri otlayarak süt yapıyorlar ve sütlaçtaki lezzet tabii ki farklı oluyor. İneklerden dolayı, aynı zamanda otlaklarından dolayı yani yemiş olduğu çiçeklerden, ottan dolayı Hamsiköy sütlacı lezzetli oluyor.” diye konuştu.
Tunç, sabah erken saatlerde kalktığını, yaylalardan süt aldığını ifade etti.

Sütlacın yaklaşık bir buçuk saatte üretildiğini anlatan Tunç, şunları aktardı:
“Sütümüzü kaynatıyoruz. Kaynadıktan sonra tabii sütün miktarına göre pirincini ilave ediyoruz. Sütü pirinçle beraber pişiriyoruz. Süt kıvamını aldığı zaman onu tabi ki ustamız görebiliyor. Onu herkesin görme şansı yok. 100 kilo süt yaklaşık 1 saat süreyle pişiyor. Suyu buharlaştırıyor. Ondan sonra şekerini ilave edip 10-15 dakika karıştırdıktan sonra kaseye koyup kızartmaya başlıyoruz.”
Sütlacın orijinalinin kızarmamış olduğunu belirten Tunç, “Hamsiköy’ün orijinal sütlacı normalde kızarmamıştır. Ama daha sonraki yıllarda bunu bir değişiklik yapalım dediler herhalde. Kızartalım onu, üzerine fındık ilave edelim, bal ilave edelim, muz ilave edelim diyerek sütlacı aslında asıllının dışına çıkardılar. Aslında orijinal Hamsiköy sütlacı, yanıksız, sade sütlaçtır.” diye konuştu.

Tunç, turistlerin sütlaca ilgisinin altını çizerek, “Hamsiköy sütlacı bilindikten sonra hep tercih edilmiştir. Yerli ve yabancı turistlerimiz var. Onlar aslında bunu muhallebi olarak biliyorlar ama bunu sıcak olarak sevdiklerini de söylüyorlar. Piştiği zaman sıcak sıcak yemeği daha çok tercih ediyorlar ama o şansı yakalayamıyorlar tabii normal olarak bizim yaptığımız şekilde yemek durumunda kalıyorlar.” dedi.
İstanbul’dan Hamsiköy’e sütlacı yemeye gelen Hatun Gazioğlu ise “Hemen hemen her yıl gelirim, Trabzon’u ziyaret ederim ve sütlaç için bu Hamsiköy’e mutlaka çıkarım. Sütlacımızı çok seviyorum. Herkesin gelmesi ve denemesi gerekiyor.” ifadesini kullandı.

Tunç, o karanlık gecede büyük kahramanlık mücadelesi veren aziz millete şükranlarını sunduğunu bildirdi.
Tunç, “15 Temmuz gecesi Türk milleti, dünyaya bir insan hakları mücadelesinin nasıl yapıldığını, milli iradeye nasıl sahip çıkıldığını, demokrasiye nasıl sahip çıkıldığını iyi bir başarıyla gösterdi.” değerlendirmesinde bulundu.
Türk demokrasi tarihini “darbeler tarihi” olarak niteleyen Tunç, 27 Mayıs 1960 darbesi ile 10 yıl süren başarılı bir iktidarın devrildiğini söyleyerek, “Maalesef milletimiz o dönemin imkanlarıyla o darbeye karşı mücadele edememişti. Darbeciler başarılı olmuştu. Bakanlar, Menderes’le birlikte idama mahkum edilmişti.” diye konuştu.
12 Mart 1971 “muhtırası” ile demokrasiye bir darbe daha vurulduğunu, 12 Eylül 1980 darbesiyle de milletin karanlık günler yaşadığını anlatan Tunç, 1990’larda da faili meçhul cinayetlerin, istikrarsızlığın olduğu karanlık dönemlerin ardından 28 Şubat postmodern darbesiyle seçilmiş hükümetin istifa ettirildiğini anımsattı.
Vesayetçi anlayışın direnişinin 2000’li yıllarda da AK Parti iktidarına karşı sürdüğünü dile getiren Tunç, “İlk dönemin sonunda e-muhtıra ile karşı karşıya kaldık. 367 krizi, Mecliste Cumhurbaşkanını seçtirmeme gibi antidemokratik birtakım girişimlerde bulunuldu ve e-muhtıraya karşı da bu ülkenin seçilmiş iktidarı cevabını verdi. Sonrasında Cumhurbaşkanlığı seçimleri gerçekleşti ve 2008’de yine bir kapatma davasıyla karşı karşıya kalındı.” ifadelerini kullandı.
Tunç, devam eden süreçte MİT krizi ve Kobani olayları yaşandığını, Kızılay, Merasim Sokak, Suruç ve Ankara Tren Garı önündeki terör saldırılarıyla çok sayıda vatandaşın hayatını kaybettiğini hatırlattı.
“Milletin silahlarını millete doğrultmaya kalkıştılar”
Söz konusu süreçte PKK terörünün azdırılmaya, Türkiye’nin kaos ortamına sürüklenmeye çalışıldığını ifade eden Tunç, 2013’teki Gezi olaylarına ilişkin, “Bir sokak darbesiyle hükümeti devirebileceklerini düşündüler. Orada da başarılı olamadılar. Yine kirli eller durmadı. Demokrasi düşmanları durmadı. 17-25 Aralık emniyet-yargı darbesiyle masa başında bu işleri bitirebileceklerini düşündüler. Yine de başarılı olamadılar.” diye konuştu.
Çeşitli girişimlerle başarılı olamayanların son çare olarak darbe yolunu seçtiğini aktaran Tunç, “Son çare olarak 15 Temmuz gecesi tankları, milletin silahlarını millete doğrultmaya kalkıştılar.” dedi.
“Türk milleti dünyaya demokrasi dersi verdi”
Darbe girişimi gecesi milli iradenin kalbi TBMM’nin bombalandığına işaret eden Tunç, iktidarın ve muhalefetin ise canları pahasına milli iradeye sahip çıkma başarısı gösterdiğini ifade etti.
15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın milleti darbeye karşı meydanlara davet ettiğini anımsatan Tunç, dönemin Başbakanı Binali Yıldırım ile muhalefet partisi liderlerinin de darbeye karşı mücadele edilmesi yönünde açıklamalar yaptığını anlattı.
Bakan Tunç, “Milletimiz meydanlara indi, kahramanca mücadelesini yaptı ve o karanlık geceyi aydınlatmayı başardı. Bütün dünyaya bir demokrasi mücadelesinin, insan hakları mücadelesinin nasıl verilmesi gerektiğinin en güzel örneğini o gece vermiş oldu.” tespitinde bulundu.
“Yargının kahramanlığını unutamayız”
Bakan Tunç, darbe girişiminin bastırılmasının ardından “devletin kılcal damarlarına sızan” örgüt mensuplarının ayıklanması ve teröristlerin yargılanması sürecinin başladığını ifade etti.
Darbe girişimi sonrası 20 Temmuz 2016’da olağanüstü hal ilan edildiğini aktaran Tunç, “Olağanüstü hal ilan edilirken şöyle geriye dönüp baktığımız zaman 15 Temmuz hain darbe kalkışmasını sulandırmaya yönelik birtakım beyanatlar, maalesef bir kısım siyasilerimizden duyduk ve hala da duymaya devam ediyoruz.” diye konuştu.
Olağanüstü hal ilanının “darbecilerin hukuk içerisinde yargılanmasını ve devlet kurumlarından ayıklanmasını sağlamaya yönelik Anayasa’nın 121. maddesinden kaynaklanan yetkiyle” yapıldığını dile getiren Tunç, olağanüstü hal kapsamında çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin TBMM’de kanunlaştırılarak, Anayasa Mahkemesi denetimine sunulduğunu dile getirdi.
Hukuka ve demokrasiye saygılı bir süreç işletilmeye çalışıldığını söyleyen Tunç, 120 bin kişinin kamudan ihraç edildiğini, kurulan Olağanüstü Hal Komisyonu’na yapılan başvurular sonucu da yaklaşık 20 bin kişinin görevine döndüğünü bildirdi.
FETÖ ile mücadele konusunda Adalet Bakanlığı ve yargı teşkilatının da aldığı kararlar bulunduğuna işaret eden Tunç, şöyle konuştu:
“O dönemde görev yapan 16 bin 176 hakim savcımız vardı. Bunun 4 bin 6’sının FETÖ irtibat ve iltisakı olduğu gerekçesiyle yargıdan ihraçları gerçekleşmiş oldu ve yargıda da büyük bir arınma sürecini o dönemde yaşadık. Aslında 17-25 Aralık emniyet ve yargı darbe girişiminden sonra bu ayıklanma süreci devam etmiştir. Sonrasında 15 Temmuz sonrasında da yine bu süreçteki kararlılığımız sürdü. 15 Temmuz gecesinde yargının kahramanlığını unutamayız. 15 Temmuz gecesi cumhuriyet savcılarımız hemen adliyelere koştular, soruşturmaları başlattılar. 15 Temmuz hain darbe kalkışmasında bulunan FETÖ teröristleri hakkında gözaltı kararları verdiler, yakalamalar gerçekleştirildi. Darbeye katılanlar hakkında hızlı bir şekilde yargılama süreçleri başladı.”
13 binden fazla FETÖ hükümlü ve tutuklusu cezaevinde
Tunç, 15 Temmuz’un ardından hakkında FETÖ nedeniyle işlem yapılan kişi sayısının 705 bin 172 olduğunu, 125 bin 456 kişi hakkında mahkumiyet, yaklaşık 357 bin kişi hakkında takipsizlik, 104 bin kişi hakkında beraat, 28 bin kişi hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 4 bin 463 kişi hakkında da diğer kararların verildiğini bildirdi.
FETÖ nedeniyle soruşturması devam eden 61 bin 796, ilk derece yargılaması devam eden de 23 bin 52 kişi bulunduğunu aktaran Tunç, “O gece silah çeken, halkın üzerine tankları süren, helikopter kullanan, bomba atan ve fiilen orada milletine karşı koyan darbeci teröristlerle ilgili mahkumiyet kararı 4 bin 891. Bunun 1634’ü ağırlaştırılmış müebbet, 1366’sı müebbet hapis cezası, 1891’i de süreli hapis cezaları. 2 bin 870 kişi hakkında fiili darbe davalarında beraat kararı verilmiş.” bilgisini paylaştı.
“Darbe davalarında haksız yere ceza alanlar oldu” şeklinde eleştiriler bulunduğuna dikkati çeken Tunç, “Baktığınız zaman 2 bin 870 kişiye beraat verilmiş. Bunların çoğu da erlerden oluşuyor. Burada yargı, kılı kırk yararak bir karara ulaşıyor.” dedi.
Cezaevlerinde 13 bin 251 FETÖ hükümlü ve tutuklusu bulunduğunu belirten Tunç, “Bunun 870’i tutuklu, 10 bin 365’i hükümlü, 2 bin 9’u da hükümözlü olarak cezaevlerinde. Hem fiili darbe davalarından dolayı hem de FETÖ terör örgütü üyesi irtibat ve iltisaklısı olarak hüküm giymiş kişiler var.” ifadelerini kullandı.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, cezaevlerinde 13 bin 251 FETÖ hükümlü ve tutuklusu bulunduğu
FETÖ elebaşı Gülen için 7 iade talebi
Bakan Tunç, darbe girişimi öncesi ve sonrası yurt dışına kaçan FETÖ mensupları olduğuna işaret ederek, bakanlığının ve yargının bu konuda da çalışmalar yaptığını bildirdi.
İadesi istenen FETÖ’cüler hakkında bilgi veren Tunç, şunları kaydetti:
“FETÖ elebaşı maalesef ABD’de misafir edilmeye devam ediliyor. 27 suçtan 7 iade talebimiz oldu. Maalesef ABD Adalet Bakanlığında bekletilen bir süreç, 8 yıldan bu yana iadesi konusunda herhangi bir ilerleme sağlanamadı. Yine 115 ayrı ülkeye bizim FETÖ irtibat ve iltisaklarıyla ilgili, hakkında soruşturma ve kovuşturma devam edenlerle ilgili iade taleplerimiz oldu. Maalesef üzülerek söylüyorum özellikle demokrasiye, insan haklarına saygılı olduklarını söyleyen ABD, Avrupa devletleri, Almanya başta olmak üzere; iade taleplerimize bugüne kadar duyarsız kaldılar, cevap vermediler. Teröristleri kendi ülkelerinde muhafaza etmeye devam ettiler. Bunu da üzülerek söylüyoruz.”
Bakan Tunç, Türkiye’nin 181 adli yardımlaşma talebinin sadece 28’inin kabul edildiğini, şüphelilerin bulunduğu ülkede ifadesinin alınarak, gönderildiğini anlattı.
“Dünya ülkelerinin, Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde yanında yer almaması, çok düşündürücü.” ifadelerini kullanan Tunç, şöyle devam etti:
“Özellikle müttefik bildiğimiz, herhangi bir saldırıda yanımızda olması gereken ülkelerin, maalesef FETÖ söz konusu olduğunda nasıl bir çifte standart içerisinde olduklarını gördük. Türkiye ne zaman gelişmeye, ilerlemeye, kalkınmaya ve her alanda söz sahibi olmaya başlasa maalesef yabancı eller Türkiye’deki kirli ellerin maşalarını kullanarak Türkiye’nin bu kutlu yürüyüşünü hep durdurmaya çalıştılar.”
Önceki darbelerdeki gibi darbecilerin yanında saf tutan, onlara brifing veren, onları değil, darbe mağdurlarını yargılayan yargı yerine, darbecileri yargılayan, mağdurlarının, milletin hakkını hukukunu savunan bir yargı bulunduğunun 15 Temmuz’da görüldüğünü ifade eden Tunç, “O gece kahramanlık mücadelesi veren yargı mensuplarımızı buradan bir kez daha kutluyoruz.” dedi.
Gelecekte ve bugün görev alan yargı mensuplarının “teyakkuzda olmaya devam edeceklerini” belirten Tunç, “Bundan sonra bu ülkede bir daha darbe kalkışması olmasın, demokrasiye bir müdahale olmasın diye hem yargımız hem de yasamamız gerekli tedbirleri almaya devam ediyor.” ifadelerini kullandı.
“Yeni bir anayasaya ihtiyaç olduğu açık”
Bakan Tunç, demokrasiye müdahaleler yaşanmaması için yapısal reformların hayata geçirildiğini kaydetti.
Bununla birlikte Türkiye’nin halen darbeciler tarafından yazdırılan anayasayla yönetildiğini dile getiren Tunç, şunları söyledi:
“Darbecilerin yazdığı, bugüne kadar 184 değişiklik gören, artık yamalı bohçaya dönen bir anayasayla değil, daha demokratik, sivil halkın temsilcileri tarafından TBMM’de yazılmış, kabul edilmiş ve halkın oylarıyla onay bulmuş yeni bir anayasaya inşallah ülkemiz kavuşur.”
ADALET BAKANLIĞI 22 BİN 984 PERSONEL ALACAK!
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, ”1 Ocak 2023 tarihinden bu yana vefat, emeklilik, istifa, göreve son verme ve benzeri sebeplerle Bakanlığımızdan ayrılan toplam personel sayımız 6.976 olmuştur. Bu süreçte artmaya devam iş yükümüz, yeni kurulan mahkeme ve dairelerimiz, faaliyete geçen bölge adliye mahkemeleriz personel ihtiyacımızı daha da artırmıştır.
17.05.2024 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren Tasarruf Tedbirleri konulu 2024/7 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi kapsamında personel ihdas talebimiz asgari düzeye indirgenmiş; adliyelerimiz, ceza İnfaz kurumları, icra daireleri ve adli tıp kurumunda görev yapmak üzere 22.984 personel talebi iletilmiştir” şeklinde açıklama yaptı.
GENEL BAŞVURU ŞARTLARI NELER OLACAK?
Türk Vatandaşı olmak,
Kamu haklarından mahrum bulunmamak,
Türk Ceza Kanunu’nun 53’üncü Maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar,(…) zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak,
Askerlikle ilgisi bulunmamak veya askerlik çağına gelmemiş bulunmak veya askerlik çağına gelmiş ise muvazzaf askerlik hizmetini yapmış yahut ertelenmiş veya yedek sınıfa geçirilmiş olmak,
Güvenlik soruşturması olumlu sonuçlanmak,
Adalet Bakanlığı Memur, Sınav-Atama ve Nakil Yönetmeliğinin 6-18/c maddesinde bulunan şartları taşıdığını Sağlık Bakanlığına bağlı tam teşekküllü Devlet hastanelerinden alacakları sağlık kurulu raporu ile belgelemek,
Merkezi sınavdan (KPSS) en az 70 puan almak,
g) Yapılacak sınavın son başvuru tarihi olan 16/07/2019 itibarıyla 18 yaşını doldurmuş olmak;
Merkezi sınavın (KPSS-2018) yapıldığı yılın Ocak ayının birinci günü itibarıyla; infaz ve koruma memurları için 30 yaşını bitirmemiş olmak (01 Ocak 1988 ve sonrası doğumlu olanlar sınava müracaat edebilecektir.); teknisyen, büro personeli (ceza infaz kurumu kâtibi), destek personeli (aşçı, kaloriferci, şoför) ve hemşire için ise 35 yaşını bitirmemiş olmak (01 Ocak 1983 ve sonrası doğumlu olanlar sınava müracaat edebilecektir.
Hizmet göreceği sınıfla ilgili özel kanun veya diğer mevzuatta aranan şartları taşımak.
KPSS TABAN PUAN KAÇ OLUR?
Adalet Bakanlığı merkezi sınavdan (KPSS) en az 70 puan şartını her dönem istemektedir. Geçen yıl yapılan alımlarda da en düşük 70 olarak değerlendirilmiştir.
BAŞVURULAR NE ZAMAN?
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un açıklamalarının ardından en çok merak edilen konu da ilanın ne zaman yayınlanacağı. Bakan Tunç alımlar için talepte bulunduklarını belirtti. İlanın önümüzdeki ay yayınlanması beklenmektedir.
]]>Tunç, hem dünya çapında hem de Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinden biri olan Hacettepe Üniversitesinin başarılarıyla gurur duyduklarını söyledi.
Hacettepe Hukuk Fakültesi mezunlarının son 4 yıldır hakimlik ve savcılık sınavlarında ilk üçte yer aldığını dile getiren Tunç, eğitim kalitesinin yükselmesinde emeği olan ve iyi hukukçular yetiştiren akademisyenlere teşekkür etti.
Adalet Bakanlığının mevzuat çalışmalarında da akademisyenlere danıştıklarını kaydeden Tunç, “Mevzuatımızın ihtiyaca cevap vermesi ve geliştirilmesi anlamında da hukuk fakültesinde görev yapan akademisyenlerimizin büyük katkısı var” diye konuştu.
“Yargının tarafsız ve bağımsız olması şarttır”
Tunç, adaletin devletin temeli olduğuna vurgu yaparak, “Adalet, toplumsal barış ve huzurun teminatıdır. Adaletin tecelli edebilmesi için de hukuk devleti şarttır, hukukun üstünlüğüne inanmak şarttır. Hukuk devleti olabilmek için de yasamasıyla, yürütmesiyle, yargısıyla kuvvetler ayrılığının hakim olduğu ve bu üç sacayağından biri olan yargının da tarafsız ve bağımsız olması şarttır. İşte buradan mezun olacak genç kardeşlerim bu tarafsız ve bağımsız yargıda görev alacaklar” değerlendirmesinde bulundu.
Yargının, iddia, hüküm ve savunma makamlarının olduğuna işaret eden Tunç, “Üçünün de bir arada olması gerekir. Üç sacayağından biri eksik olduğunda yargı olmaz. Hukuk devletini oluşturan üç erkten biri olan yargı olmadığında da hukuk devleti olmaz. O nedenle bugün mezuniyet sevincini yaşayan genç hukukçularımız, hukuk devletinin tahkiminde, demokrasinin standartlarının yükselmesinde çok büyük katkı sağlayacaklar” diye konuştu.
“Mevzuatımızı büyük ölçüde çağın ihtiyaçlarına uygun hale getirdik”
Tunç, hukuk devletinin tahkimi, demokrasinin standartlarının yükselmesi anlamında da Türkiye’nin son 22 yılda çok önemli reformlara ve ilerlemelere sahne olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:
“Anayasamızda yapmış olduğumuz önemli değişikliklerle hukuk devletini güçlendirdik. Gerçekleştirilen reformlarla hak arama özgürlüğünü genişlettik. Kadın haklarından çocuk haklarına varıncaya kadar her alanda anayasamızı temel hak ve özgürlükleri öne alan bir şekilde, anayasa değişiklikleriyle milletimizin onayıyla önemli reformlar yaptık. Bunlarla da yetinmeyeceğiz. Türkiye’nin ikinci yüzyılında, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına adım attığımız bugünlerde, Türkiye Yüzyılı’nı gençlerimizin omuzlarında inşa etmeye başladığımız bu günlerde demokratik, sivil, katılımcı bir anayasayla inşallah ülkemiz yoluna devam eder. Türkiye Büyük Millet Meclisinde gerçekleşecek bir uzlaşmayla milletimize olan bu borcu da yerine getirerek Türkiye Yüzyılı’nı adaletin, hakkaniyetin yüzyılı yapmaya devam ederiz. Mevzuatımızı büyük ölçüde çağın ihtiyaçlarına uygun hale getirdik. Yargı teşkilatımızın fiziki ve teknolojik imkanlarını artırdık.”
Mezun olanlara tavsiyeler
Mezunlara seslenen Tunç, “İlk yıllar biraz zorlukla geçer. Sabretmeniz gerekecek. Güçlü olmanız gerekecek, dirayetli olmanız gerekecek. İlk yıllardan sonra her şey çok daha kolay olacak inşallah. Hiç şüpheniz olmasın, ilk yıllardaki direncinizi kırmadığınız zaman sonraki yıllarda başarınız giderek artacaktır. İster hakim olun ister savcı ister avukat isterse hukuk meslekleri dışında diğer mesleklerde ve iletişim fakültesinden mezun olan kardeşlerimiz, ilk yılların güçlüklerinden yılmayın ve sabredin ve mücadele edin. O mücadelenin sonunda da başarılı olacak sizlersiniz” tavsiyelerinde bulundu.
Genç hakim, savcı ve avukat adaylarının hukuk mesleklerine giriş sınavıyla karşı karşıya kalacaklarını hatırlatan Bakan Tunç, daha nitelikli hukukçuların yetişmesi için mücadele ettiklerini söyledi.
Başarı çıtasını yükseltmenin gayreti içinde olduklarını dile getiren Tunç, şöyle konuştu:
“Başarılı gençlerimiz hukuk fakültesini kazansınlar, o zorlu mücadelenin ardından iyi bir eğitim alsınlar ve sonrasında da bir süzgeçten geçerek hukuk mesleklerine adım atsınlar istiyoruz. Bu yıldan itibaren eylül sonunda hukuk mesleklerine giriş sınavını ilk kez yapacağız. Hakim, savcı yardımcılığı sistemine geçtik. Onun sınavını da yaptık, 1000 hakim ve savcı yardımcımız bu sene itibarıyla görevlerine başlayacaklar.”
“Türkiye olarak hep adaletin yanındayız”
Tunç, Filistin’de 9 aydan bu yana bir katliamın yaşandığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Ama maalesef dünya sessiz. Haklının sesi duyulamayabiliyor. İşte o haklının sesini duyurabilmek için Türkiye olarak hep adaletin yanındayız, hakkaniyetin yanındayız. İnsan haklarının savunucusu olmaya, Filistinli kardeşlerimizin sesini duyurmaya devam edeceğiz. Sizler de kürsüde görev yaparken haksızın şirret çığlıkları arasında haklının sessizliğini duyabiliyorsanız işte o zaman iyi birer hukukçu olacaksınız. Bizler sizlere güveniyoruz. Bu yolda bu uğurda başarılar diliyoruz.”
Rektör Güran’ın konuşması
Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Cahit Güran da mezunları kutlayarak, “Hacettepe Üniversitesinin sizlere kazandırdığı çözüm odaklı, akılcı, hoşgörülü ve yaratıcı bakış açısıyla dahil olduğunuz her türlü mesleki ve sosyal ortamda farklı olduğunuzu hissettirecek ve Hacettepeli olmanın gururunu yaşatacaksınız.” dedi.
Konuşmaların ardından Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni birincilikle bitiren Hatice Top’a diplomasını, plaketini ve ödülünü verdikten sonra yaş kütüğüne birlikte plaka çaktı.
Tören, mezun olan öğrencilerin kep atmasıyla son buldu.
]]>“Biz vatandaşlarımızla beraber olduğumuz için 22 yıldır iktidardayız”
22 yıldır vatandaşları sahada dinlemeye devam ettiklerini belirten Bakan Tunç, “Bugünlerde bir moda çıkarmışlar ‘bakanlar neden sahada’? Bakanlar zaten hep sahada, bakanlar sürekli milletinin arasında. Biz seçimden seçime sahada olanlar değiliz, biz sadece bu ülkenin Ankara’dan, masa başından yönetilmeyeceğini her zaman söylüyoruz. Biz Ankara’daki işlerimizi de aksatmadan 22 yıldır sürdürüyoruz, sahada da milletimizi dinleyemeye devam ediyoruz. Biz sizinle beraber olduğumuz için 22 yıldır iktidardayız. 17 seçim, bu millet boşuna mı ‘AK Parti, Recep Tayyip Erdoğan’ diyor. Adalet Bakanları, Ulaştırma Bakanı, İçişleri Bakanı seçimde istifa edermiş. Bu bir kere eski sistemdeydi. Sen daha bu sisteme alışamamışsın, bu ülkeyi nasıl yöneteceksin. O eski sistemde, genel seçimlerdeydi, bu yerel seçim. Yerel seçimlerde de böyle bir zorunluluk yoktur” dedi.
“Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi istikrar üreten bir sistemdir”
17 bakanın Türkiye’nin her yerinde olduğunu belirten Tunç, “Parlementer sistemdeki o eski sistemi hala özleyenler boşuna özlemesin. O sistem 1,5 yılda hükümetler değiştiren, istikrarsızlık üreten, yatırımları durduran bir sistemdi. Ne zaman istikrarlı bir döneme adım attı, ne zaman ülke tek başına iktidarları yakalamışsa o dönem yatırımlar hızlandı. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi de istikrar üreten bir sistemdir. 17 bakan, sadece İstanbul’da değildir, ülkenin her yerindedir. Niye, çünkü şehirlerimiz daha iyi yönetilsin, daha fazla kalkınsın, hükümet olarak bizler de uyumlu olarak çalışacak belediye başkanları iş başı yapsınlar ve şehirlerine faydalı olsunlar diye elbette sahadayız” diye konuştu.
“Para kuleleri CHP’yi sandığa gömecek”
CHP’yi eleştiren Bakan Tunç, “Senin milletvekillerin de sahada. Senin milletvekillerin nerede, parlamento şu anda açık mı? Tabii ki senin peşindeler. Onlar için niye bir şey demiyorsun? Demez, çünkü yaptıkları bir eser yok, çaktıkları bir çivi yok. O becerisizliklerini bu şekilde perdeleme, karalama politikası izliyorlar. Karalayamazsınız, bu güne kadar çok uğraştınız. Recep Tayyip Erdoğan’ın icraatını karalamak mümkün değildir. Siz o İstanbul’a yaşattığınız kayıp yıllara üzülmeniz lazım. Öyle değil mi? Utanmanız, sıkılmanız lazım. O çanta çanta, valiz valiz paraları nereden aldığınızın hesabını veremiyorsunuz. Savcı soruyor, ‘nereden aldın’, ‘bilmiyorum’ diyor. İçinde ne kadar vardı, yine ‘bilmiyorum’ diyor. Her yerinden para çıkıyor, ceplerinden de çıkıyor, eurolar, dolarları sıkıştırmışlar. Makbuzları nerede, ‘bilmiyorum’ diyor, böyle bir şey olabilir mi? Hatırlıyorsunuz, 1994’de İSKİ skandalı vardı. Suları akmayan İstanbul’un İSKİ skandalı Cumhuriyet Halk Partisi’ni sandığa gömmüştü, o para kuleleri Cumhuriyet Halk Partisi’ni sadece İstanbul’da değil, bütün Türkiye’de sandığa gömecek. Bunu hep beraber göreceğiz” şeklinde konuştu.
]]>Hasankadı-Yenice kara yolu etüt çalışmalarının sürdüğünü, beldenin doğal gaza kavuşmasını da sağlayacaklarını anlatan Tunç, “Gerçek belediyecilik; AK Parti’dir, Recep Tayyip Erdoğan belediyeciliğidir. Gerçek belediyecilik, 31 Mart’tan itibaren Hasankadı’da uygulanmaya devam edecek inşallah.” diye konuştu.

Tunç, AK Parti’nin 22 yıldan bu yana iktidarda olduğunu, 17 seçimde milletin tercihini AK Parti’den, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan, Cumhur İttifakı’ndan yana kullandığını dile getirerek, 18’inci sandıkta da milletin yine en doğru kararı vereceğine inandıklarını kaydetti.
Eğitimden sağlığa, kültürden sosyal politikalara, adalete, güvenliğe varıncaya kadar her alanda insanı güçlendirmek için çalıştıklarını anlatan Tunç, şöyle devam etti:
“O nedenle insanımız, milletimiz, her sandığa gittiğinde ‘Recep Tayyip Erdoğan’ dedi. Boşuna demedi. Muhalefet seçimleri kazanamadı. Her seçim öncesi çok konuştular. Her şeyi söylediler. Ama ne oldu? Hepsi dağıldı gitti. 10 ay önce bir seçim oldu. O seçimde genel başkanları vardı, cumhurbaşkanı adayları, şu anda ortalıkta yok. Kendi partilerine genel başkanlığa layık görmediler. Cumhurbaşkanı yardımcıları vardı. Her partinin başkanı, cumhurbaşkanı yardımcısı olacaktı. Neredeler şimdi? Birbirlerine düştüler. Bunlar iktidara gelselerdi şimdi Türkiye nasıl olurdu? Nasıl bir kaosa girerdi? Her kafadan bir şey çıkardı. İktidarı paylaşamazlardı. Hemen tekrar seçim telaşı. Öyle olmaz mıydı? Ama milletimiz dedi ki; ‘Ben kaos istemiyorum, ben icraat istiyorum. Ben eser siyasetinin devam etmesini istiyorum’ dedi. Milletimiz tercihini tekrar AK Parti’den, Cumhur İttifakı’ndan yana kullandı. Muhalefet ne oldu? dağıldı gitti.”
Tunç, Türkiye Yüzyılı’nda güçlü Türkiye’yi inşa edeceklerini vurgulayarak, terörün her türlüsüyle mücadelenin kökü kazınıncaya kadar devam edeceğini dile getirdi.

– “HİÇ KIMSEYİ ENFLASYONA EZDİRMEYECEĞİZ”
Bakan Tunç, 22 yıldan bu yana vesayetçi ve darbeci anlayışın AK Parti’nin önünü kesmek istediğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kesebildiler mi? Sizler müsaade etmediniz. Her zaman bizim önümüzü açtınız. O darbeci, vesayetçi anlayışı tarihe gömdük. Muhtıralarda da başarılı olamadılar. Krizler çıkarmaya çalıştılar, başarılı olamadılar. Gezi olaylarında da başarılı olamadılar, 17-25’te (Aralık) de. 15 Temmuz karanlık gecesini de onların başlarına sizler sayesinde çevirdik ve aydınlık bir güne kavuştuk. Bundan sonra bu ülkede bir daha darbeci, vesayetçi anlayış hortlamasın diye Anayasa’mızda reformlar yaptık. Bundan sonra darbeci, vesayetçi anlayış, hiçbir zaman bu ülkede hortlayamayacak.
Ama zihniyet gitti mi? İşte geçenlerde Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı; ‘Gençler darbe yaparsa ben o darbecilere şapka çıkarırım, teslim olurum’ diyor. Bunlardan siyasetçi olabilir? Darbecinin yaşlısı genci mi olur? Sivili askeri mi olur? Bunların ruhuna işlemiş, bunların bu vesayetçi ruhtan kurtulmaları mümkün değil. Bunlar Yassıada zihniyetidir. Bunlar Adnan Menderes’i asıp maliye bakanını, dışişleri bakanını darağacında idam edenlerdir ve o günü ‘Demokrasi Bayramı’ diye yıllarca kutlatanlardır. Dolayısıyla herkes her şeyi görüyor. O nedenle bu ülkede bu millet bir daha darbeci, vesayetçi anlayışa ve onların destekçilerine, siyasi uzantılarına hiçbir zaman fırsat vermeyecek. Milli irade bayrağını hiçbir zaman yere düşürmeyeceğiz. 31 Mart’ta vereceğimiz kararla hep beraber yine bunların da cevabını vermiş olacağız.”

Seçmenlerin 31 Mart’taki kararlarıyla Türkiye Yüzyılı’nın inşasına destek vermiş olacağına işaret eden Tunç, “Önümüzde 4 yıllık bir kalkınma süreci olacak. Emeklinin, memurun, işçinin refahının arttığı, depremin, salgının, pandeminin etkilerinden kurtulduğumuz, ekonomik gelişmenin artarak devam ettiği bir dönem olacak. Bunu hep beraber göreceğiz. Hiç kimseyi enflasyona ezdirmeyeceğiz, emeklimiz de dahil. Sayın Cumhurbaşkanı’mız da bunu defalarca ifade ediyor ve bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da insanımızın her bir ferdinin yanında olmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
AK Parti Bartın Milletvekili Yusuf Ziya Aldatmaz, AK Parti İl Başkanı Yaşar Arslan ile AK Parti Hasankadı Belediye Başkan adayı Süleyman Özgün’ün de konuşma yaptığı programın ardından Tunç, seçim irtibat bürosunun açılışını yaptı.
Törene, Bartın Valisi Nurtaç Arslan, AK Parti Bartın Milletvekili Yusuf Ziya Aldatmaz, Garnizon Komutanı Deniz Kıdemli Albay Erkan Şahin, Cumhuriyet Başsavcısı Faruk Kaynak, İl Jandarma Komutanı Albay Ersin Aslan, AK Parti İl Başkanı Yaşar Arslan da katıldı.
Daha sonra AK Parti İlçe Başkanlığınca Amasra Spor Salonu’nda düzenlenen iftar programına katılan Tunç, burada yaptığı konuşmada, AK Parti döneminde ilçeye çok önemli eserler kazandırıldığını anlattı.
Tünel yaparak ulaşımı kolaylaştırdıklarını ve ilçeye yolcu limanı kazandırdıklarını anlatan Tunç, limanı daha da geliştirerek Amasra’yı marka yapacaklarını söyledi.
Tunç, AK Parti Belediye Başkan adayı Ahmet Reis’in projelerini tek tek hayata geçireceklerini belirterek, “Daha fazlasını yapacağız çünkü böyle dünya cenneti bir yerde yaşamanın biraz ayrıcalığı olmalı. Onun için doğal gaz gecikmemeli, bütün mahallelerde doğalgaz yanmalı. Sokaklarımızda asfalt, kaldırım problemi olmamalı. Amasra’mız bunları çoktan aşmış olmalı.” diye konuştu.
Gerçek belediyeciliğin 1994’te İstanbul’da başladığını, Cumhuriyet Halk Partisi yönetimindeki İstanbul’u, yaşanılamaz hale getirilmiş İstanbul’u yaşanılır hale getirdiği için milletin Recep Tayyip Erdoğan’ı başbakan yaptığını vurgulayan Tunç, şöyle devam etti:
“Millet ona ‘Bir parti kur arkandayım.’ dedi. Ve gerçek belediyecilikten doğdu AK Parti. İstanbul’da doğan o gerçek belediyecilik 2002’de AK Parti’nin iktidara gelmesiyle 81 ilde, bütün ülkemize eser ve hizmet siyaseti olarak yayıldı. Türkiye’nin 81 vilayetinin fiziki kalkınmasını, altyapı sorunlarını, yollarını, otobanlarını, barajlarını, üniversitelerini, KÖY-DES ve BEL-DES projeleriyle yaşanılan yerleri daha müreffeh hale getirdik. Dünya projeleriyle ülkemizi tanıştırdık.”
“Halkımızın alım gücünü artırmaya devam edeceğiz”
Bakan Tunç, ülkenin fiziki kalkınmasını sağlarken bir yandan da demokrasi mücadelesi verdiklerini, Türkiye’nin gelişimini, kalkınmasını, terörle mücadelede başarılı olmasını istemeyenlerin boş durmadıklarını dile getirdi.
Her zaman müdahalelerle karşı karşıya kaldıklarına işaret eden Tunç, “Partimizi kapatmaya bile kalktılar. 367 krizleri, e-muhtıralar, gezi olayları, 17-25 Aralık emniyet, yargı, darbe girişimi, terör olaylarının artırılması, hendek kazmalar, 15 Temmuz hain darbe kalkışmasıyla karşı karşıya kaldık. Tüm bu engelleri sizin desteğinizle aşmayı başardık. Hem o engelleri aştık, hem ülkemizin kalkınmasını sağladık.” şeklinde konuştu.
Tunç, gelecek dönemde de eğitimden sağlığa, sosyal politikalardan kültüre, adalete, güvenliğe varıncaya kadar her alanda insanı güçlendirmek için çalıştıklarını vurgulayarak, “İstikrarlı kalkınma hamleleriyle Türkiye’mizi ‘enerjide bağımsız olsun’, ‘savunma sanayinde yerli ve milli olsun’ diye çalıştık. Türkiye’yi IMF’ye muhtaç olmaktan kurtardık. Pandemiden, depremden ve dış gelişmelerden kaynaklanan o olumsuz etkilerden çok çabuk sıyrılacağız ve halkımızın alım gücünü artırmaya devam edeceğiz.” ifadesini kullandı.
31 Mart’ta milletin vereceği karar sonrasında önlerinde 4 yıllık istikrar süreci ve seçimsiz, yatırımlarla, halkın refahını artırmayla geçen tartışmasız dönem yaşanacağına değinen Tunç, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Dünyada da mazlumun hakkını savunmaya devam edeceğiz. Bakın bugün yine İsrail, mübarek ramazanda bir ailenin üzerine bomba atıyor, 36 Filistinli maalesef katledildi, şehit edildi. Aylardır dünyanın gözü önünde insanlık dramı yaşanıyor ama buna ses çıkarabilen sadece Türkiye var, Recep Tayyip Erdoğan var. Dünyada mazlumun yanında olmaya devam edeceğiz. Dünyada adaleti savunmaya devam edeceğiz. Dünyada hakkaniyeti savunmaya devam edeceğiz. İnşallah Türkiye’yi sizlerle beraber, çocuklarımızın geleceği için, gençlerimizin geleceği için, terörün her türlüsünden arınmış huzurlu bir geleceğe kavuşturmanın gayreti içerisinde olacağız.”
Türkiye’de gerçek belediyeciliğin temellerini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın attığını dile getiren Tunç, Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde yapılan çalışmaları anlattı.
Tunç, bu gerçek belediyeciliğin AK Parti’nin kurulmasını sağladığına işaret ederek, “Kısa süre içinde iktidara gelmesine neden oldu. Gerçek belediyecilik 2002 yılında AK Parti’nin iktidara gelmesiyle tüm Türkiye genelinde eser ve hizmet siyasetine dönüşerek, 22 yılda ülkemizin her alanda kalkınmasını sağladı” diye konuştu.

“TÜRKİYE’NİN 81 VİLAYETİNİ ESERLERLE DONATTIK”
“Önce insan” dediklerini vurgulayan Tunç, şu değerlendirmede bulundu:
“İnsanımızı güçlendirmek için çalıştık. Eğitimden sağlığa, sosyal politikalardan kültüre, adalete, güvenliğe varıncaya kadar her alanda insanımızı güçlendirmek için çalıştık. ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.’ dedik, hastaneler, okullar, yollar, barajlar, üniversiteler yaptık. Dünya projeleriyle ülkemizi tanıştırdık. İstikrarlı kalkınma hamleleriyle Türkiye’nin 81 vilayetini eserlerle donattık. Enerjide de bağımsız olsun, savunma sanayiinde de bağımsız olsun, ekonomide de IMF’ye muhtaç olmadan yolumuza devam edelim diye istikrarlı bir şekilde kalkınma hamlelerinden hiç vazgeçmedik.”
“TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİN ÖNÜNDEKİ ENGELLERİ BİRER BİRER KALDIRDIK”
Bakan Tunç, Türkiye’nin fiziki kalkınmasını sağlarken bir taraftan da bu kalkınmanın önünde engel olmak isteyen şer güçlerle hep mücadele ettiklerini söyledi.
Vesayetçi, darbeci anlayışın kendilerine sürekli engel koymaya çalıştığının altını çizen Tunç, “Muhtıralar ilan etti, Gezi olaylarını çıkardı, 17-25 dedi. Terörü azdırmaya çalıştılar, hendekler kazdılar. 15 Temmuz hain darbe kalkışmasına giriştiler ama tüm bu badireleri milletimizin desteğiyle aştık.” ifadesini kullandı.
Tunç, millete şükran borçlu olduklarını belirterek, “Milletimiz için ne kadar hizmet etsek azdır. İnşallah önümüzdeki süreçte de bu istikrarlı kalkınma hamlelerini sürdürmeye devam edeceğiz. Yine ülkemizin demokrasi standardını yükseltmeye devam edeceğiz. Temel hak ve özgürlüklerin önündeki engelleri birer birer kaldırdık” diye konuştu.
Anayasa’da gerçekleştirdikleri, sessiz devrim sayılan reformlarla temel hak ve özgürlükleri genişlettiklerine dikkati çeken Tunç, şöyle devam etti:
“Hak arama hürriyetini arttırdık. Bilgi edinme hakkından kamu denetçiliği hakkına varıncaya kadar, kadın haklarının güçlendirilmesinden çocuk haklarına varıncaya kadar temel hak ve özgürlükleri Anayasa’mızda alabildiğine genişlettik. Anayasa’mızda darbeci ve vesayetçi ruhu azaltan reformları hayata geçirdik. Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni, Özel Yetkili Mahkemeleri kaldırdık. Yüksek Askeri Şura, Hakimler Savcılar Kurulu, Anayasa Mahkemesi’nin yapısı, tüm bunları demokratik hukuk devleti ilkesine uygun hale getirdik.”
Bakan Tunç, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Türkiye vizyonunun başlangıcında hedefimiz, yeni, demokratik, sivil bir anayasayı yapmak. Onu da inşallah Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde siyasi partilerimizin bir uzlaşma sağlayarak gerçekleştireceklerine yürekten inanıyoruz. Terörün her türlüsüyle mücadele ettiğimiz ve terörün kökünün kazındığı, çocuklarımızın, gençlerimizin geleceğe güvenle baktığı huzurlu bir Türkiye inşa ediyoruz inşallah. Dünyada hakkaniyeti, adaleti savunmaya, mazlumun yanında durmaya devam edeceğiz.”
SEÇİMDE KULLANILAN “SADECE İSTANBUL” VE “YENİDEN İSTANBUL” SLOGANLARI
“Yeniden İstanbul” ve “Sadece İstanbul” sloganlarının kullanıldığını anımsatan Tunç, “Özlenen bir İstanbul var demek ki. O nedenle ‘Yeniden İstanbul’un İstanbul için önemli bir slogan olduğunu görüyoruz. ‘Sadece İstanbul’, o da sadece İstanbul’u düşünen bir büyükşehir belediye başkanımız İstanbul’daki 5 yıllık kesintiyi, kayıp dönemi telafi edecek, yeni dönem başlayacak inşallah.” değerlendirmesinde bulundu.

“SANDIKLAR BELKİ SAYILMIŞ OLSAYDI 13 BİN FARK KAPANMIŞ OLACAKTI”
Sandıklara sahip çıkmaları gerektiğini ve atılan oyların milletin emaneti olduğunu vurgulayan Tunç, sözlerine şöyle devam etti:
“Önceki seçimlerde yaşadık. Özellikle sandıklar belki sayılmış olsaydı 13 bin fark kapanmış olacaktı. 13 bin fark İstanbul için çok büyük bir fark değil. Her sandıktan 2-3 oy zayi olduğunda bu farkın büyükşehir belediye başkanlığı seçiminin kaybedilmesine kadar varan bir olumsuz tabloya maalesef ulaştığını da önceki seçimde gördük. O nedenle bu seçimde daha dikkatliyiz. Gerçek belediyeciliği İstanbul’da ve tüm ilçelerde başlatacağız. Gerçek belediyecilik AK Parti’dir.“
Bakan Tunç, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 1994 yılında İBB Başkanı seçilmesinin ardından İstanbul’u “kronikleşmiş ve çözülemeyen” denilen tüm sorunlarından kurtardığını vurguladı.

“GERÇEK BELEDİYECİLİK AK PARTİ’DİR”
Belediyecilik başarısının Anadolu’ya yayıldığını ve milletin teşvikleriyle AK Parti’nin kurulduğunu kaydeden Tunç, şunları söyledi:
“AK Parti’nin doğuşu gerçek belediyecilikten gelir. AK Parti’miz birkaç kişinin cumhurbaşkanımızla birlikte masa başında, ‘Hadi arkadaşlar, bir parti kuralım. Millete gidelim, oy isteyelim. Ve millet de belki bizi iktidara getirir.’ şeklinde siyaset mühendisliği yapılarak kurulmuş bir parti değil. AK Parti İstanbul’daki başarı ve gerçek belediyecilik nedeniyle milletin talebiyle kurulmuş, milletin adeta teşviki ve zorlamasıyla kurulmuş bir parti. Dolayısıyla ‘Gerçek belediyecilik’ AK Parti’dir.”
Ekonomik ve hizmet anlamındaki başarıların ardından vesayetçi ve darbeci sistemin 367 krizini çıkardığını belirten Tunç, “Sonraki süreçte de kapatma davası, 2012’de MİT krizi, Gezi olayları, ardından terörü azdırdılar, hendekler kazdılar ve son olarak15 Temmuz darbe girişimi ile karşılaştık.” dedi.
AK Parti’nin iktidara gelmesinin üzerinden 22 yıl geçtiğini, Türk demokrasi tarihinde böyle bir örneğin olmadığını kaydeden Tunç, bunun sebebinin ‘önce insan‘ demelerinden geçtiğini belirtti.

“YENİ ANAYASA” VURGUSU
İktidarları döneminde yapılan hizmetlere değinerek vesayetçi sistemi ortadan kaldıracak, darbelerin önüne geçecek birçok düzenleme yaptıklarını anlatan Bakan Tunç, sözlerine şöyle devam etti:
“Tüm bu değişiklikler sessiz devrim, sessiz reformlardı. Anayasamızdaki çok sayıdaki değişiklik tabii ki yeknesaklığı da bozdu. Şimdi yapılacak iş yeni bir anayasa. Demokratik, sivil, katılımcı ve kuşatıcı herkesin temel hak ve özgürlüklerini ele alan, devletin görevlerini belirleyen yeni bir anayasayı inşallah 28’inci dönem parlamentosunda bir uzlaşma sağlanarak bunu da gerçekleştiririz ve Türkiye Yüzyılı’na başlarken inşallah bu da bu dönemde gerçekleşir. Bu yönde de yoğun bir çabamız var.”

“MİLLET BUNLARI GÖRDÜ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tüm illerde mitingler yaptığını, ortada hiçbir muhalefet liderinin olmadığını kaydeden Tunç, şöyle konuştu:
“Muhalefet nerede? 14-28 Mayıs’ta bunların bir ittifakı vardı. Cumhurbaşkanı adayları vardı. Cumhurbaşkanı adaylarını şimdi partilerinin başına bile layık görmediler, birbirlerine düştüler. Her partinin başkanı cumhurbaşkanı yardımcısı olacaktı. Ne oldu şimdi? Bir anda dağıldılar. Birbirini eleştirmeye başladılar. Bunlar iktidar olsaydı acaba iktidarı nasıl paylaşacaklardı? Millet bunları gördü. Dolayısıyla onların partilerine artık milletimizin bir güveni söz konusu değil. O nedenle miting yapamadıkları için meydanlar sadece Recep Tayyip Erdoğan’a, AK Parti’ye, Cumhur İttifakı’na kaldı. İstanbul’da 5 yıllık bir ara dönem, kesinti oldu gerçek belediyecilikte. Ve ‘Yeniden İstanbul’, ‘Sadece İstanbul’ diyerek Murat Kurum başkanımızla inşallah İstanbul’da yeni bir dönem başlayacak.”

“NE KONUŞUYORDUN BÜYÜKELÇİYLE?”
Kurum’un Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı olduğu dönemde gece gündüz çalıştığını anlatan Tunç, şöyle devam etti:
“İstanbul’a çok şey katacaktır, çalışkanlığıyla, enerjisiyle, gençliğiyle hiç durmadan İstanbul için çalışacaktır. İstanbul için çok büyük bir fırsat. Sadece AK Partili seçmenler değil, Cumhur İttifakı’na destek verenler değil, başka partilerden de Murat Kurum’a yoğun bir destek olacağına inanıyoruz. Şu 5 yılda İstanbul’u yöneten belediye başkanının durumunu hep beraber gördük. İstanbul’da sel olduğunda Bodrum’daki tatilini bir saatliğine kesip tekrar gidebilen birisi. İstanbul için dertlenen biri değil maalesef. Kar yağdığında nerede yakalandığını hep beraber gördünüz. Ne konuşuyordun büyükelçiyle? İnsanlar yollarda donmak üzere, sen orada balıkçı keyfindesin. Kiminle? Partiden birileriyle mi, genel başkanınla İstanbul’un acaba kar mücadelesini nasıl yaparız diye bir istişarede misin? Yok. İngiliz Büyükelçisi’yle. Sırası mı şimdi? Elazığ’da deprem olur. Erzurum’daki kayak keyfini kesmez. ‘Ben tatilden çok hoşlanırım tatil bana yakışıyor.’ der. Dolayısıyla böyle bir belediye başkanı İstanbul’a yakışmaz.”

OKUL SORUMLULARINA “TUTANAK” UYARISI
Okul sorumlularına sandıklara sahip çıkmaları çağrısında bulunan Bakan Tunç, “Türkiye’nin seçimleri dünyaya örnek seçimlerdir. Şu anda oy kullanacağımız seçmenleri, sandığımızda kimler var, komşularımız kim şeffaf bir şekilde YSK’nın sitesinde görebiliyoruz. Seçim sonuçlandığında da o ıslak imzalı tutanaklar YSK sitesinde hangi sandıkta kaç oy, hangi parti almış hepsi yayınlanıyor ve siyasi partilerde bunların tutanakları veriliyor. Dolayısıyla Türkiye’nin seçimleri en güvenli seçimler. Hem siyasi partilerimizin gözetiminde, yargının gözetiminde, denetiminde. Burada bizim yapacağımız iş milletin iradesine sahip çıkmak.” diye konuştu.
Başakşehir’de yılbaşı gecesi kediyi asansörde sıkıştırıp tekmeleyerek öldüren İbrahim Keloğlan, Küçükçekmece 16. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanmasına başlanmış ve 8 Şubat 2024 tarihindeki Keloğlan hakkında “Evcil Hayvanı Kasten Öldürme” suçundan 1 yıl 6 ay hapis cezası almıştı. Mahkeme hükmün açıklanmasını geri bırakarak sanığın tahliyesine hükmetmişti.

“CUMHURBAŞKANIMIZ KEDİ EROS İÇİN ‘NASIL OLUR BÖYLE BİR ŞEY?’ DİYEREK BENİ ARADI”
Bakan Tunç, olayla ilgili “Kedi Eros’la ilgili o videoyu sonuna kadar izleyemedim. Peşinden koşarken kapattım. Burada kişi 1 ay tutuklu kalmış sonrasında hüküm verilmiş bu hükümde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiş. Hemen Cumhuriyet Savcılığımız itiraz etti, itiraz neticesinde Ağır Ceza Mahkemesi kararı kaldırdı yargılama yeniden başlayacak. Hatta bu konuda Sayın Cumhurbaşkanımız ‘Nasıl olur böyle bir şey?’ diyerek beni aradı. Hepimiz bu konuda hassassız. Ceza almış, hükmün açıklanmasının geri açıklanması müessessi var. Cumhurbaşkanımız, kamu vicdanında bunun yeri olmadığını söyledi. Cumhurbaşkanımız, bizzat takip ediyor. “ diye konuştu.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un açıklamalarından satır başları:
“DANIŞTAY KARARI VATANDAŞTA TEREDDÜT DOĞURDU”
Danıştay’ın Hakimler ve Savcılar’a yönelik kararı gündem oldu. Vatandaşlarımızda FETÖ ile mücadelede bir hassasiyet mi oluştu şeklinde bir tereddüt oluştu. Öncelikle şunu ifade edelim, FETÖ ile mücadele noktasında kararlığımızda hiçbir zaman taviz vermeyiz. Terör örgütleri ile kararlı bir şekilde mücadelemizi sürdüreceğiz. 17-25 Aralık, 15 Temmuz sürecinde FETÖ ile iltisaklı olduğundan dolayı ihraçlar oldu. Yargıda da ihraçlar oldu. Devletimizin diğer kurumlarında da bir arınma süreci yaşandı. Özellikle OHAL kararları ile ihraç edilen memurlarla ilgili OHAL komisyonu kuruldu, başvurular alındı. 120 bin başvuru oldu, 20 bini iade edildi. Yeterli delil olmadığı gerekçesiyle iade kararı verildi. 100 bin kişi de idare mahkemesine dava açtı. Yargı kılı kırk yararak bu mücadeleyi gerçekleştiriyor. Birçok kriter bakımından bu kararlar veriliyor.
4 bin 6 hakim ve savcı meslekten ihraç edili. Bunların bir kısmı dava açmadı. 3 bin 888’i dava açtı. Yurt dışına kaçanlarda var. 387’ine Danıştay tarafından iade kararı verildi. 371’i de mesleğe dönmek konusunda HSK, karar verdi. Bu kararlar ilk derece sıfatıyla görülüyor. Bu davalardan 387’i de kabul yönünde karar verildi, HSK’da bu kararın uygulanmasını gerçekleştirdi.
“HAKİMLER VE SAVCILAR TEFTİŞ KURULU DOSYALARINI İNCELİYOR”
İade edilmiş 371 kişi görevde. HSK kurulu bu konuda bir inceleme yapacak. Müfettişlerimiz inceleme yapacak. Danıştay’ın kararları temyiz edildi. Bunların bir kısmı kesinleşen, bir kısmı kesinleşmeyen kararlar. Bu kararlarda hata olabilir mi? Bunun incelemesini HSK kurulu yapıyor. Hemen, hızlı bir şekilde inceleme başlattık.
“HSK TİTİZ BİR İNCELEME YAPIYOR”
Yargının koyduğu kriterler var. Yargıtay’ın 3. Ceza Dairesi’nin de oluşturduğu kriterler var. Bankada hesabı olduğu için atılma söz konusu değil. Hakimler ve Savcılar Kurulu bu konuda titiz bir inceleme yaptı. Süreç içerisinde OHAL sonrasında tespit edilip ihraç edilenler oldu. Yargı, emniyet, eğitim önemli devlet kurumları. Bu konuda teşkilatımız titiz çalışıyor.
ESKİ ÖSYM BAŞKANI ALİ DEMİR’E FETÖ BERAATİ
Bu kararla ilgili görevi kötüye kullanmadan dolayı beraat kararı verilmiştir. Savcılık buna itiraz etti, istinafa götürülecek. Yargı süreci devam eden bir durum söz konusu. Hatalı bir durum söz konusu ise yeniden inceleme başlatırız.
YÜZDE 25 KİRA ARTIŞ UYGULAMASI SÜRECEK Mİ?
Konut kiralarında yüzde 25 zam sınırı uygulamasına ilişkin Bakan Tunç “Kiralarda fahiş kira artışı nedeniyle mağduriyet oluşmaması için TBMM’de yüzde 25’le sınırlandırıldı. Sonrasında yine bu artışla ilgili endişeler devam etti ve 1 yıl daha uzatıldı. Temmuz itibarıyla sona ermiş olacak tabii bir anda fahiş artış olmaması için kanun koyucunun takdiri söz konusu oldu. 1 Eylül’den itibaren kira davalarında arabuluculuk dönemini başlattık. Yüzde 25 kira artışı durumunun sürmesine gerek kalmayacak” dedi.
CAN ATALAY KARARI HAKKINDA AYM KARARI
Atalay’ın yargılandığı dava, Gezi Davası. Gezi olayları da bir darbe kalkışması olarak hükme bağlanan bir dava. Bir kısım sanıklar beraat ederken bir kısım sanıklar yurt dışına kaçtı. Dava ilk derece ağır cezada karar verildi. Temyizde iken Atalay milletvekili adayı gösterildi. Yargıtay sürecinde iken milletvekili seçildi. Bu süreçte Yargıtay’a başvurular. Yargıtay 3. Dairesi de milletvekili dokunulmazlığı kapsamında değilsiniz dedi. Yargıtay bu gerekçeyle dokunulmazlıkla ilgili kararı reddetti.
“BİREYSEL BAŞVURU HAKKINA HUKUK KÖKENLİ ÜYELER BAKMALI”
Anayasa Mahkemesi’nin yapısında değişiklik olmasından kastımız, bireysel başvuru kararlarını Anayasa Mahkemesi içindeki Yargıtay ve Danıştay kökenli üyelere baktırmak. Bu anayasa değişikliği gerektirir. Bunun için uzlaşma gerekir. Belli sayıda vekil kanun teklifi görür, uzlaşma söz konusu olmazsa sonuca ulaşmaz. Bu bir uzlaşma gerektirir. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurularına bölümler bakabilir. Keşke anayasayı kökten değiştirebilsek
“CAN ATALAY DAVASINDA AĞIR CEZALIK SUÇÜSTÜ HALİNDE DOKUNULMAZLIK OLMAZ”
Can Atalay’ın yargılandığı dava Gezi Olayları ile ilgili dava Gezi Olayları da bir darbe kalkışması olarak yargımız tarafından kesin hükme bağlanan bir dava. Osman Kavala ağırlaştırılmış müebbet, Can Atalay ve bir kısım sanıklar 18 yıl ağır hapis cezası ve bir kısım sanıklar da bu dosyada beraat etti. Yargıtay sürecindeyken milletvekili adayı gösterildi ve seçildi. Seçildikten sonra Yargıtay’a başvurdu. Yargıtay da ‘Siz milletvekilliği dokunulmazlığı kapsamında değilsiniz’ dedi. Çünkü Anayasanın 83. Maddesinde bir milletvekili seçimden önce ya da sonra işlediği bir suç nedeniyle tutuklanamaz, tutulamaz, sorguya çekilemez ama bunun istisnaları var.
“TÜRKİYE’DE YARGI HER ZAMANKİNDEN DAHA TARAFSIZ VE BAĞIMSIZ”
Par’ın “Türkiye’de siyasetin yargıya müdahalesi konusunda eleştirilere yorumunuz nedir?” sorusunu Tunç “Türkiye’de siyasetin yargıya müdahalesi söz konusu değil. Türkiye’de yargı her zamankinden daha bağımsız ve tarafsız.” diyerek yanıtladı.
“ÖSYM HAKİM VE SAVCI ELEMESİ YAPACAK”
Erdoğan’ın “Hâkim ve savcı atamalarında siyasetin müdahalesi ne kadar var?” sorusuna Tunç “Hâkim ve savcı atamalarında değişiklik kademelerden geçiyor atanıncaya kadar. Yeni sistemde biraz daha değiştirdik. Artık hukuk fakültesinden mezun olan arkadaşlarımız avukatlık stajına başlayabilmeleri için hâkim ve savcı yardımcılığı sınavına girebilmeleri için Hukuk Mesleklerine Giriş sınavına girecekler bunu ÖSYM yapacak.” dedi.
Anayasa Mahkemesi’nin yeni başkan üyelerin takdirine kalmış durumda.
“İLİÇ KAZASI KONUSUNDA SORUŞTURMA DEVAM EDİYOR”
Ardor’un “Erzincan İliç’te yaşanan heyelan ve 9 vatandaşımıza ulaşılamadı. Erzincan İliç’le ilgili ‘Adalet yerini bulacak mı?’ sorusuna nasıl karşılık verirsiniz?” sorusunu Tunç “Daha önceki Amasra’da da yaşadığımız kazanın davası devam ediyor. Burada hayatını kaybeden tüm madencilerimize Allahtan rahmet diliyoruz. Tabii İliç’tekilere henüz ulaşamadık. Temennimiz bir an önce ulaşılması. Olayın akabinde Erzincan Cumhuriyet Başsavcımızla koordinasyona geçtik konunun titizlikle soruşturulması konusunda konuştuk.” diyerek yanıtladı.
“SİYASETİN YARGIYA MÜDAHALESİ YOK”
Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda hassasiyetimizi sürüyor. Bir kısım kararlar öne çıkarılarak tüm yargı böyleymiş gibi izlenim çıkartılıyor. Hakim ve savcılara haksızlık yapılıyor. Siyasetin yargıya bir müdahalesi söz konusu değil.
“FAİLİ MEÇHULLERİ ORTADAN KALDIRAN BİR İKTİDARIZ”
Bu soruşturmalar özellikle suçla mücadele çok önemli. Türkiye’de faili meçhulleri ortadan kaldıran bir iktidarız biz. Bu anlamda organize suç şebekeleriyle 22 yıldan beri mücadele ediyoruz.
“KUVVETLİ DELİLLER OLMASAYDI BU TUTUKLAMALAR GERÇEKLEŞMEZDİ”
Par’ın “Dilan Polat ve kara para aklama davalarında durum ne?” sorusunu Tunç “Bunlar yargının devam ettirdiği işler. Yargı ile ilgili konular. Burada biz yargı süreçleriyle ilgili ancak sürecin devam ettiğini söyleyebiliriz. Cumhuriyet Başsavcılığının tespit ettiği birtakım kuvvetli deliller olmasaydı bu gözaltılar ve tutuklamalar gerçekleşmezdi.” şeklinde cevapladı.
“YARGI KİMİN KİME OY VERDİĞİNE BAKMAZ”
Par’ın “Dilan Polat ilk fenomenlik döneminde ve bu davalar açıldığında kendisini muhtemelen koruma refleksiyle iktidara yakın olduğuna yönelik mesajlar veriyordu. Yorum yapmak ister misiniz?” sorusunu Tunç “Yargı kimin kime oy verdiğine bakmaz, kimin hangi siyasi düşüncede hangi parti taraftarı olduğuna bakmaz, yargı dosyayla bağlıdır.” diyerek yanıtladı.
“BU KONU GENEL MÜDÜRLÜĞÜMÜZÜN İDARİ DENETİMİ AÇISINDAN İNCELEDİĞİ BİR KONU”
Aktaş’ın “Adnan Oktar suç örgütüyle ilgili cezaevine giden genç kadın avukatların taciz edildiğine dair bilgiler var. Bu konuyla ilgili olarak görüşmeler yaptınız mı bu iddia ne kadar doğru?” sorusunu “Bu iddialar kamuoyuna yansıdı ama bunların doğru olup olmadığı kesin değil. Özellikle kaldığı yerle ilgili, tıraşıyla ilgili yorumlar yapıldı bunlar gerçek değil. Bu konu tamamen bizim genel müdürlüğümüzün incelediği bir konu.” diyerek yanıtladı.
Tunç, bir televizyon kanalının canlı yayınında gündemi değerlendirdi, soruları yanıtladı.
Sekizinci Yargı Paketi olarak adlandırılan yeni yargı paketine ilişkin sorular üzerine Tunç, paketle ilgili çalışmanın taslak aşamasında olduğunu, yakın zamanda TBMM’de milletvekillerine sunulacağını bildirdi.
Bakan Tunç, “Takvim çok uzamaz. Seçim takvimi içerisindeyiz şu anda ama Meclis seçim için tatile ayrılmadan, ara vermeden, şubat sonu gibi, marta kalmaz, şubat ortaları gibi Mecliste görüşülür.” ifadesini kullandı.
DENETİMLİ SERBESTLİKTE ORANSAL DÜZENLEME
Toplumda cezasızlık algısının yaygın olduğunu belirten Tunç, Sekizinci Yargı Paketi’nde bu duruma ilişkin düzenlemeler de bulunduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“Bu algıyı ortadan kaldırmamız lazım. Düzensizlik algısını ortadan kaldıracak düzenlemelerimiz var. İki yıl ceza almışsa birisi, bir yıl sonra koşullu salıverme süresi dolar. Koşullu salıverme süresi bir yıl olduğunda denetimli serbestlik süresi de bir yıl, o zaman iki yıldan yatacak hiçbir ceza kalmaz. Dolayısıyla iki yıl ceza alan hiç cezaevinde kalmamış olur. Böyle bir durum da tabii özellikle cezası iki yılın altında, üç yılın altında suçlar bakımından ‘suç işledi, yanına kar kaldı’ şeklinde bir algı var. Burada yaptığımız düzenleme, bir yıllık maktu denetimli serbestlik yerine oran getirmek istiyoruz.”
2,5 YIL CEZA ALAN 5 AY HAPİSTE KALACAK
Yapılacak yeni düzenleme ile bir yıl ceza alan kişinin 6 aylık koşullu salıverme oranın sadece 5’te 1’lik kısmının denetimli serbestlik olmasını istediklerini belirten Tunç, “Yani bunun en az 5 ayını cezaevinde kalmış olsun diyoruz. Taslakta önerimiz bu. Tabii ki milletvekillerimizin takdirinde.” diye konuştu.
TEMYİZ SÜRELERİNE DÜZENLEME
Yeni yargı paketinde temyiz sürelerine ilişkin düzenlemelerin de yer alacağına vurgu yapan Tunç, mevcut düzenlemede, iş, hukuk, ceza mahkemelerinde 7, 8, 15 gün gibi farklı temyiz, itiraz süreleri bulunduğunu hatırlattı. Adalet Bakanı Tunç, “Artık bu sorular da ortadan kalkmış olacak. Tek bir yanıt olacak. İki hafta. Bütün davalarda itiraz ve temyizde süre iki hafta olacak. Diyoruz ki, tebliğden itibaren başlasın süre ve iki hafta içinde temyiz edebilsin.” dedi.
Bakan Tunç ayrıca, yeni yargı paketiyle Anayasa Mahkemesinin (AYM) pilot kararı gereği, makul sürede yargılama yapılmadığı iddialarıyla ilgili başvurular için Tazminat Komisyonu kurulacağını da bildirdi.
Tunç, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği bazı usul düzenlemeleri olduğunu, buna ilişkin de yeni yargı paketinde çalışıldığını belirtti.
“TÜRKİYE’NİN AİHM KARARLARINA UYMA ORTALAMASI YÜZDE 89”
Adalet Bakanı Tunç, “Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uymadığı yönünde eleştiriler var.” denilmesi üzerine de “Tüm ülkelerin uyma ortalaması yüzde 79. 4374 ihlal kararı var. Türkiye’nin kararlara uyma ortalamamız yüzde 89.” bilgisini verdi.
Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’ın, Can Atalay kararlarıyla ilgili sorunun çözüm yerinin TBMM olup olmadığına ilişkin bir soruya karşılık Tunç, şöyle konuştu:
“TBMM’de sorunlar çözülebilir, iki mahkememizin de yıpratılmaması lazım. Anayasa’nın 153’üncü maddesi ‘Anayasa mahkemesi kararları bağlayıcıdır’ diyor, hemen 154’üncü madde var, Yargıtay kararları da bağlayıcıdır. Yargıtay, adliye mahkemelerinden verilen kararların son inceleme merciidir. Bütün mahkeme kararları bağlayıcıdır. Ama verilen bir karar noktasında, her ikisi de Anayasa’nın bazı maddelerini farklı yorumlayarak, ‘siz bu maddeyi ihlal ettiniz’ diyor.
Sorunun kaynağı Anayasa, 184 kez değiştirildi. Bu değişiklikler zaman içerisinde Anayasa’mızın maddeleri arasındaki yeknesaklığı da bozdu. Şimdi siz AYM’nin mevcut yapısı içerisinde adliye mahkemelerinden verilen kararların da oraya gitmesini sağlarsanız o zaman süper bir temyiz mahkemesi olur. Ama orada o yapısal kadro var mı? Çünkü Yargıtay Ceza Genel Kurulunda ceza daireleri başkanlarının verdiği bir karar kesin hüküm, hukukçu olmayan bir kesim tarafından incelendiğinde işte orada problem oluyor. Orada mesela şu düzenlenebilir, keşke öyle bir uzlaşma olabilse; Bireysel başvuruları inceleyecek Anayasa Mahkemesi bölümü Yargıtay ve Danıştay’dan gelen üyelerden oluşur dense mesela, o zaman dersiniz ki bu kesin hükmü hukukçular incelesin. Bu anayasa değişikliği gerektiriyor. Aslında buna da itiraz edilmez.”
HRANT DİNK’İN KATİLİ OGÜN SAMAST’IN TAHLİYESİ
Gazeteci Hrant Dink’i, Şişli’de silahla vurularak öldüren katil Ogün Samast’ın cezaevinden çıkmasıyla ilgili tepkileri de değerlendiren Bakan Tunç, Samast ile ilgili yeniden suç duyurusunda bulunulduğunu, terör örgütüne yardım ve yataklıktan yargılamaların devam ettiğini hatırlattı. Tunç, “Ogün Samast’ın tekrar cezaevine girişi söz konusu olabilir mi?” sorusu üzerine, “Yargılamanın vereceği kararla olabilir. Yargının takdirinde olan bir husus.” dedi.
Bakan Yılmaz, cezaevinden af talepleriyle ilgili, “Şu anda gündemimizde böyle bir durum söz konusu değil.” dedi. Yılmaz, disiplin affıyla ilgili de herhangi bir çalışma olmadığını söyledi.