Bakanlık ile Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumuna bağlı Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı arasında ocak ayında imzalanan iş birliği protokolünde alınan kararlar doğrultusunda çalışmalar sürüyor.
Protokol ile çocukların psikolojik, sosyal, duygusal ve bilişsel gelişimlerinin desteklenmesi başta olmak üzere sosyalleşmelerine katkı sağlanması amacıyla proje geliştirme, sosyal, sanatsal ve kültürel etkinlikler gerçekleştirilmesi amaçlanıyor.
Bu kapsamda Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığınca 2019 yılından bu yana yürütülmekte olan ‘Türk Masal Külliyatı Projesi’nde yeni bir uygulama hayata geçiriliyor.
Proje kapsamında 10 masal görme engelli çocuklar için Braille alfabesi ile hazırlandı. Mobil uygulama için hazırlanan masallarda işitme engelli çocuklar için de gerekli altyapı çalışmaları devam ediyor.
Bunun yanı sıra çağın gereklerine uygun şekilde masalların animasyona uyarlamaları yapılarak çocuklara ulaştırılacak. Proje ile Türk anlatı geleneğinin önemli bir parçası olan ancak unutulmaya yüz tutan Türk masallarının koruma altına alınıp gelecek kuşaklara eşsiz bir kültür hazinesi bırakılması hedefleniyor.

ÇEŞİTLİ ETKİNLİKLER DÜZENLENDİ
Protokol çerçevesinde bu yıl içerisinde tiyatro, kukla, müzik ve diğer güzel sanatlar ile edebiyat alanında çocuklar için çeşitli etkinlikler organize edildiği kaydedilen açıklamada, “Bu kapsamda geleneksel Türk kültürünün önemli unsurlarından olan masal anlatıcılığı ve meddahlık geleneğini yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak amacıyla Masal ve Meddah Şenliği de düzenlendi” ifadelerine yer verildi.
ÇOCUKLAR İÇİN TÜRK MASALLARI
Yapılan iş birliğince Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı tarafından gönderilen Çocuklar için Türk Masallarından Seçmeler isimli 1500 kitabı içeren 300 masal kitabı seti çocuk bakım kuruluşlarına gönderildi.
Haber Kaynağı: Demirören Haber Ajansı (DHA)
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AJet, Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan 2 Ağustos saat 00.45’te kalkarak Mısır’ın başkenti Kahire’ye ilk uçuşunu gerçekleştirdi. Mısır’ın Ankara Büyükelçisi Amr Elhamamy’inin de bulunduğu uçuşun ardından tören yapılarak kurdele kesildi.
Törene Mülki İdari Amir Halil Avşar, Sancaktepe Kaymakamı Ahmet Karakaya, AJet Genel Müdürü Kerem Sarp ve AJet yöneticileri katıldı.
Hat açılışının ardından sabah saatlerinde gazetecilerle bir araya gelen AJet Genel Müdürü Kerem Sarp açıklamalarda bulunarak, basın mensuplarının sorularını yanıtladı. İlk günden beri yerli markalarla çalıştıklarını ifade eden Kerem Sarp, “Kendimiz dizayn yaptırıyoruz ve kıyafetimizden tutun bütün programlarımızı, aldığımız ürünleri, yazılımlara kadar yerlilerle ilerlemeye çalışıyoruz. En azından bu kazandığımız para yurt dışına gitmiyor, bir şekilde Türkiye ekosisteminin içinde kalıyor, buna dikkat ediyoruz” dedi.

“ŞİDDET UYGULAYANLAR UÇAKLARIMDA UÇAMAZLAR”
Sarp, “Son zamanlarda rahatsız olduğum bir konu var. Sadece bizde de yaşanmıyor, bütün havayolu şirketlerinde de yaşanıyor. Malum Avrupa’da belli bir gecikmenin etkisini Türkiye’de yaşıyoruz ve uçaklar Avrupa’ya giderken uzun slot dediğimiz kalkış izinleri için uçak içinde beklemeler oluyor. Hem bizde yaşanıyor hem diğer sektörlerde de. Yolcularımız sanki bu işin müsebbibi oradaki kabindeki görevli arkadaşımız ya da yer hizmetlerindeki arkadaşlar gibi davranıyor. Son zamanlarda istemediğimiz şiddet olaylarına maruz kalıyorlar bu arkadaşlar. Hakikaten ne oluyor. Toplumda gördüğümüz hastanede doktora saldıran, okulda öğretmene saldıran, gittiği bir yerde hizmetle alakalı bir sorun olduğunda oradaki kişiye saldıran… Zihniyet aynı aslında. Uçakta kendi çocuğunuz olabilir, yeğeniniz olabilir, kardeşiniz olabilir.” ifadelerini kullandı.
Kabin görevlilerine yönelik şiddet uygulayan kişilerle alakalı yasal hakların kullanıldığını söyleyen Sarp şöyle konuştu;

“Şunu açıkça söyleyeyim uçakta benim kabin görevlisi arkadaşıma bu şekilde şiddet uygulayan kişilerle alakalı hem yasal haklarımı kullanıyorum hem de bu tarz yolcular uzun süre benim uçaklarımda uçamazlar. Ve onları blacklist dediğimiz uygulamamız var. Blackliste alıyorum ve bundan sonra uçaklarda uçamayacaklar. Hiçbir şey bir insana saldırmayı haklı gösteremez, göstermemesi de gerekiyor. Havacılığı insanlara anlatmamız gerekiyor. Diyelim ki trafiktesiniz. Trafik polisi ya da bölgesine göre jandarma sizi trafikte durdurup kontrollü geçiş sağlıyor ya da trafiği kesti. Ne yapıyorsunuz? Arabanın gazına basıp yolda ilerlemeye çalışabilir misiniz? Çalışamazsınız. Uçak da böyle. Havacılıkta da bu uçakta yolcu alıyorsunuz sizin zamanınız uçağın seferi geldiğinde kapıyı kapatıyorsunuz ve kuleden izin istiyorsunuz, motor çalıştırma iznini ayrı istiyorsunuz. Kule hava trafiğinin yoğunluğuna göre diyor ki, ‘Bekleyin biz size haber vereceğiz.’ Kapalı alanda beklemek ne olursa olsun kabin görevlisine ya da pilota saldırmayı hiçbir şekilde haklı göstermez. Toplum olarak bunların üzerine gitmemiz gerekiyor. Bugün uçakta kabine saldıran yolcu yarın hastaneye gidiyor doktora saldırıyor, okula gidiyor öğretmene saldırıyor, otele gidiyor resepsiyoniste saldırıyor. Yani toplum olarak hakikaten bazı duyarlıklarımızı, hassasiyetlerimizi arttırmamız gerekiyor” “
“MISIR BİZİM İÇİN ÖNEMLİ BİR NOKTA”
Sarp, “AJet olarak yurt dışında açtığımız ikinci destinasyon. Daha önceki uçuşta hakların tamamını Türk Havayolları’na devrederek gelmiştik. Mısır bizim için önemli bir nokta. Yaklaşık 2-3 yıldır uçmak istediğimiz bir yerdi. Ekim ayında da Mısır’da, Hurgada ve Şarm destinasyonlarını açacağız. Mısır’daki destinasyon sayısını üçe getireceğiz. Mısır bizim Sabiha’dan uçtuğumuz 40’ncı destinasyon. Burada biz ilk etapta kampanya ile başladık, 79 Euro ücretten başladık. Uçakta gelirken Mısır Ankara Büyükelçisi de yanımızdaydı. Sizin de girmenizle fiyatlar biraz daha aşağı çekiyor. ‘Ben gelmeden önce baktım, daha uygun fiyatlar var’ dedi. Bu sayede özellikle Mısır tarafından Türkiye’ye turizm anlamında bayağı bir talebin olduğunu söyledi. Hem Mısır’dan Türkiye turist sayısının artmasına katkı sağlayacağız, aynı şekilde artık Türkiye’de de artık vatandaşımız sadece yurt içinde seyahat yapmıyor. Onlar da yeni destinasyonlar arıyorlar. Onlar da Mısır’a, Hurgada ve Şarm’a işlem açtığımızda daha ekonomik fiyatlarla uçuş imkanı sağlayacaklar. Bu şekilde iki ülke arasındaki hem turizmi geliştirmeye hem de ticari ilişkilerin gelişmesinde bir köprü görevini göreceğiz biz. Aynı zamanda Mısır, biliyorsunuz Kahire piramitleri tarihi ve kültürü ile güzel ve önemli bir ülke, ilgi çeken bir ülke. Bugün 33 ülkeye uçuyoruz. Bundan sonraki 5 yıllık hedefimiz ilk başta 9 ülkeye daha uçak eklemek, ondan sonra bir sonraki 5 yılda 8- 9 ülkeyi ekleyerek ve 51 ülkeye uçacak bir uçuş ağına kavuşmak istiyoruz” ifadelerini kullandı.

“TAMAMEN SIFIRDAN YENİ BİR HAVAYOLU KURULDU”
Kerem Sarp, “Biz kendimizi anlatamamışız. İnsanlar ‘Anadolujet’ti, AJet oldu. Sadece tabela değişti’ sanıyorlar. Aslında olay sadece markanın isminin değişmesi değil. Tamamen sıfırdan yeni bir havayolu kurulması. AJet, Türk hava Yolları’nın tecrübesi, kültürü, birikimi ile tamamen sıfırdan bir havayoludur. Bütün sistemler yenidir” dedi.
“ROTARLARLA HATIRLANMAK İSTEMİYORUZ”
Rötarlarla hatırlanmak istemediklerini belirten Kerem Sarp, “Bizim hedefimiz geçen sene Temmuz ayında Anadolujet markasıyla bizim zamanda kalkış oranımız yüzde 53. Ağustos ayında da yüzde 53. Aslında geçen seneden bu sene havacılıkta çok büyük bir iyileşme olmadı. Hava sahalarında ya da havalimanlarında bize soruldu, dediler ki ‘Sizin hedefiniz nedir.’ Realist hedefler koyduk. Dedim ki benim hedefim Temmuz ayında geçen sene 53 olan zamanda kalkış oranını zamanla 60’ların üzerine çıkartmak. Temmuz ayında hakikaten koyduğumuz, yaptığımız planlamalar sonunda şunu gördük. Ortalama zamanında kalkış oranımızın 61’e çıktığını gördük. Şimdi biz 61 olurken dünya ne oldu ona da bakıyoruz. Çünkü netice itibarıyla uçağı kaldırdığınızda bu uçak kalkarken, Avrupa hava sahasına giderken, oradan bir kalkış için izin istiyor. Zaten geç kalkıyor, gelişte de geç geliyor. Otomatikman sizin bütün planınızı bozuyor” şeklinde konuştu.

“MEVSİM DEĞİŞİKLİKLERİ HAVACILIĞI ETKİLİYOR”
İki yıl Türk Hava Yolları’nda operasyondan sorumlu genel müdür yardımcılığı yaptığını söyleyen Sarp, “Bizim doğu Anadolu bölgesi ve Güneydoğu Anadolu nispeten sıcaklığın fazla olduğu yerlerde hava sıcaklıklarından dolayı uçakların bir kalkış ağırlığı var. Ve motorların performansı var. Bunun üzerine çıktığınız zaman bu uçakları kaldıramıyorsunuz, emniyetli değil. Yolcu bıraktığımız yani uçak dolu, yolcu indirmek zorundasınız. Bu kalkış ağırlığına ulaşabilmeniz için bagaj bıraktığınız seferler oluyor. Biz bunu daha çok Afrika’da yaşıyorduk, çünkü Afrika’da da sürekli bir sıcak hava dalgası var ve operasyona göre bagajları götürmediğiniz seferler vardı. Uçağın kapasitesi 189. 140 yolcu ile 150 yolcuyla mevsimine göre kaldırdığın seferler var. Bu sene Türkiye’de, Güneydoğu ve Doğu Anadolu meydanlarında bunu yaşamaya başladık. Mevsim değişiklikleri o kadar havacılığı da her şeyi etkiliyor ki. Havacılıkta da her şeyin bir kuralı var. O yüzden hakikaten yani Avrupa’yı etkileyen şey bizi de özellikle Doğu ve Güneydoğu’da daha nispeten sıcak olan noktaların tamamını etkiliyor” diye konuştu
Milli Savunma Bakanlığı tarafından basın bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Bakanlıkta gerçekleştirilen basın toplantısında konuşan Milli Savunma Bakanlığı Basın Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, “Türk Silahlı Kuvvetlerimizin komuta kademesinin şekillendiği 2024 yılı Yüksek Askerî Şûra toplantısı bugün Cumhurbaşkanımızın başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde icra edilecektir. Cumhurbaşkanımızın onayını müteakip önümüzdeki saatlerde açıklanacak Yüksek Askerî Şûra kararlarının devletimize, milletimize ve Silahlı Kuvvetlerimize hayırlı olmasını diliyoruz” ifadelerini kullandı.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerçekleştirdiği kararlı operasyonlara dikkat çeken Tuğamiral Aktürk, “Irak ve Suriye’nin kuzeyi dâhil son bir haftada 67, 1 Ocak’tan bugüne kadar ise bin 588 (Irak 770, Suriye 818) terörist etkisiz hâle getirilmiştir. Ayrıca Irak’ın kuzeyindeki Gara, Kandil ve Asos’ta bulunan terör hedeflerine yönelik 26 Temmuz’da icra edilen hava harekâtıyla içerisinde sorumlu düzeyde teröristlerin de bulunduğu değerlendirilen mağara, sığınak, barınak, depo ve terör örgütünün kullandığı tesislerden oluşan 25 hedef başarıyla imha edilmiştir” ifadelerini kullandı.
Tuğamiral Aktürk, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Öte yandan Irak’ın kuzeyindeki barınma alanlarından kaçan 1 PKK’lı terörist daha Habur’daki hudut karakolumuza teslim olmuştur. Terör yuvalarına kilit vurmaya kararlılıkla devam eden Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Irak’ın kuzeyindeki Pençe-Kilit Operasyon bölgesinde teröristlere ait 6 adet mağara/tünel tespit etmiştir. Tespit edilen mağara/tüneller dâhil arama-tarama faaliyetlerinde çok sayıda el ve sis bombası, mayın/el yapımı patlayıcı, havan, uçaksavar ve makineli tüfek mühimmatı ile yaşam malzemesi ele geçirilmiştir.”
Hudut hattının Cumhuriyet tarihinin en etkin tedbirleri ve çok yönlü güvenlik sistemleriyle kesintisiz bir şekilde korunduğuna vurgu yapan Tuğamiral Aktürk, “Hudutlarımızda son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 5’i terör örgütü mensubu olmak üzere 310 şahıs yakalanmış, 916 şahıs ise hududu geçemeden engellenmiştir. Böylelikle 1 Ocak’tan bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 7 bin 412’ye, hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 66 bin 975’e yükselmiştir. Ayrıca son bir hafta içerisinde yapılan operasyonlarda 30 (30.156 gram) kilogramdan fazla uyuşturucu ele geçirilmiştir” diye konuştu.
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in programına ilişkin de bilgi veren Tuğamiral Aktürk, “31 Temmuz’da Ukrayna Deniz Kuvvetleri Komutanı’nı kabul eden Sayın Bakanımız, bugün Yüksek Askerî Şûra toplantısı sonrası Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Toplumsal Direniş Bayramı ve Silahlı Kuvvetler Günü münasebetiyle düzenlenen resepsiyona katılacaktır. Bakanımız, yarın da ülkemize resmî ziyaret gerçekleştirecek Ukrayna Savunma Bakanı ile bir araya gelecektir” açıklamasında bulundu.
İsrail’in Gazze’ye saldırılarında hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısının 40 bine yaklaştığını belirten Tuğamiral Aktürk, “Gazze’de hayatta kalabilenler ise yerlerinden edilmiş ve temel insani ihtiyaçlarından yoksun hâlde yaşamak zorunda bırakılmıştır. Okullar, hastaneler ve diğer sivil hedefler İsrail bombalarının hedefi olmaya devam etmektedir. Öte yandan İsrail’in saldırılarını Yemen’e ve Lübnan’a yöneltmesi bölgemizde çatışmaların yayılması ve istikrarsızlık riskini artırmaktadır. İsrail’in uluslararası hukuk çerçevesinde hareket etmesini, uluslararası toplumun çağrısı ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı çerçevesinde derhâl ve koşulsuz ateşkesi kabul etmesi gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz” şeklinde konuştu.
Tuğamiral Aktürk, “Türk Silahlı Kuvvetlerimiz tarafından oluşturulan rezerv güç ile yangın söndürme çalışmalarına aralıksız destek olunmaktadır. Bu kapsamda bugüne kadar 17 ayrı yerde meydana gelen orman yangınlarının söndürülmesine 50 helikopter ile 995 sorti yapılarak destek sağlanmıştır” dedi.
Silahaltına alınacak yedek subay ve astsubaylara ilişkin de Tuğamiral Aktürk, “Ağustos, Eylül ve Ekim 2024 dönemlerinde silahaltına alınacak yedek subay/astsubay adayları ile erlerin sınıflandırma sonuçları yarın (2 Ağustos) açıklanacaktır. Sonuçlar e-Devlet Kapısı, askerlik şubeleri ve MSB Mobil uygulamasından öğrenilebilecektir” ifadelerini kullandı.
]]>GÖKBEY hangi ülkelere satılacak, KAAN Türk Hava Kuvvetleri’ne ne zaman teslim edilecek, dünya devleri için hangi parçalar üretiliyor? Hakan Çelik’in TUSAŞ Genel Müdürü Dr. Mehmet Demiroğlu ile İngiltere Farnborough’da gerçekleştirdiği röportajdan satır başları şöyle:
“GÖKBEY MİLLİ MOTORLA UÇTU”
TUSAŞ Genel Müdürü Mehmet Demiroğlu, GÖKBEY’in uçuşu ile ilgili olarak “Biz şunu gösterdik Türkiye’de; biz istersek beraber çalıştığımız zaman herhangi bir şeyi yaparız ve bunu yaptık. HÜRJET uçtu, arkasından GÖKBEY milli motorla uçtu. Arkasından ATAK-2 uçtu. Daha sonra sene sonuna doğru ANKA-3 uçtu ve KAAN 21 Şubat’ta ilk uçuşunu yaptı. Gelişmiş ülkelerden de ilgi var.” dedi.
“500 HELİKOPTER ÜRETİMİ YAPACAĞIZ”
TUSAŞ Genel Müdürü, GÖKBEY için planlanan üretim sayısını da paylaştı. “500 tane helikopter yapmayacaksak, biz bir yerde bir şeyi yanlış yapıyoruz demektir. 10 milyar dolar civarına çıkar bu helikopterler. Ülkelere, bölgelere satacağımızı düşündüğümüz helikopter sayısı, 500’den aşağı olmayacağını rahatlıkla söyleyebilirim. Şekli şemali de güzel helikopterlerin. Bizim helikopterimiz… “ diye konuştu.
“HÜRJET’LERİ 2026’DA VERECEĞİZ”
HÜRJET hafif taarruz uçağı olabilecek bir uçak. Bunun üzerinde de çalışıyoruz. Müşteri bu ürün envanterinizde var mı diye soruyor. 17 tane şu anda. 2026’da vermeye başlayacağız. Bu ciddi bir boşluğu dolduracak. Fiyat performansı ve kalitesine baktığımız zaman daha avantajlı halinde. Türk ordusu kullanıyorsa daha prestijli hale geliyor.
AVRUPA VE ABD’YE ÜRÜN SATACAK NİTELİKTEYİZ.
ABD’li bir firma ile görüştük. “Meksika sınırında uğraşıyorsunuz, AKSUNGUR verelim” dedik. Avrupa ve ABD’ye ürün satacak yetkinlikteyiz.
“BOEİNG VE AİRBUS İLE ÇALIŞIYORUZ”
Boeing ve Airbus ile de çalışıyoruz. Milyar dolarlık iş hacmi sağlayacak. Bu önemli bir gelişme bizim için. Kapasitemizi artırmaya devam edeceğiz. Ürünlerimizi üretip teslim etmemiz lazım.
“KENDİ SINIFINDAKİ EN İYİ HELİKOPTER”
Demiroğlu, ATAK helikopteri ayrıntıları da paylaştı. Demiroğlu, “Kendi sınıfındaki en iyi helikopter, kullanıcı memnun. 24 tane daha yapıyoruz. Biz ATAK’tan memnunuz. Bu mühimmatların hemen hemen hepsi ya ROKETSAN’dan ya MKE’den geliyor. Bizim diyeceğimiz ürünler. 20 milimetrelik topunu yurt dışından temin ediyorduk ama alamadık, kestiler. Biz de kendi topumuzu ürettik. Yüzde 70-80’lere doğru gidiyoruz yerlilik oranlarında. Bazı platformlarda yüzde 100’lere ulaştı. İstediğimiz her şeyi yapıyoruz.” ifadelerini kullandı.
“ANKA 3’ÜN TESTLERİ SÜRÜYOR”
Mehmet Demiroğlu, ANKA-3’ün geliştirme çalışmaları için de “ANKA-3 Şu anda iki tane prototiple uçuyor. Geliştirme ve zarf açma testlerini ifa ediyor. Yüksekliğini, hızını, taşıdığı yükü artırıyoruz. TUSAŞ’ın 3 ana birimi seri üretim yapıyor. Üçünün de ciromuza katkıları birbirine yakın.” dedi.
“KAAN BİZİM UÇAĞIMIZ… İLK TESLİMATI 2028’DE”
Türkiye’nin milli muharip uçağı KAAN için de gözler 2028’de. KAAN’ın sadece bir uçak projesi olmadığının altını çizen Demiroğlu, söyle konuştu:
“KAAN aynı zamanda bir ekosistem projesi. 2028 şu an bizim için ilk teslimatı yapacağımızı planladığımız yıl. 2029’a kalabilir ama 2039’a kalmaz. İlk parçasının imalatından 14 yıl sonra yere kondu, 22 ay sonra da uçtu. F-22 80’lerde tasarlanmaya başladı. O süreç içinde teknolojide ciddi gelişmeler oldu. F-22 zamanının en iyi uçağı ama bizim KAAN’a ekleyeceğimiz bazı sistemler F-22’de yok. KAAN bizim uçağımız… İnsanlardaki teveccühü görüyoruz. ‘Bu uçak benim’ diyor. Bizim için müthiş bir motivasyon kaynağı. Baskı oluşturuyor ama motivasyon kısmı daha baskın.”

MİLLİ MUHARİP UÇAK KAAN’IN ÖZELLİKLERİ NELERDİR?
21 Şubat 2024’te ilk uçuşunu gerçekleştirerek 13 dakika havada kaldı. Bu uçuşta 8000 feet irtifaya çıktı ve 230 knot hıza ulaştı.
5’inci nesil çok rollü savaş uçağı olan KAAN, hem hava-hava, hem de hava-yer muharebelerinin gereksinimleri için üstün kabiliyetler sağlıyor.
Türk Havacılık Uzay Sanayii’nin, yüksek hayatta kalma kabiliyetine haiz, güçlü ve atik platformu KAAN; sahip olduğu akıllı ve güçlü savaş kabiliyetleri ile tam bir savaşçıdır.
İşte Kaan’ın teknik özellikleri…
* Hem hava-hava, hem de hava-yer muharebelerinin gereksinimlerini sağlıyor
* Kokpit tasarımı, beşinci nesil savaş uçaklarının sahip olması gereken kabiliyet ve donanımlar gözetilerek pilotun iş yükünü en aza indirgemeye yönelik olarak olgunlaştırılıyor
* Yüksek durumsal farkındalık, optimize edilmiş pilot iş yükü, muharebe hasar tespiti
Yeni nesil görev sistemleri
* Diğer unsurlarla (insansız hava araçları, F-16’lar, TSK’nın hava, kara ve deniz unsurları) müşterek çalışılabilirlik
* Düşük görünürlük ve kızılötesi iz
* Sensör ve veri füzyonu destekli atış kontrol sistemi ile hassas vuruş
* Kısa dönüş süresi
* Dahili silah yuvası ve supercruise kabiliyeti
* 14 metre kanat açıklığına sahip KAAN, 21 metre uzunluğunda ve 6 metre yüksekliğinde.
KAAN’ın azami hızı ise 1,8 Mach (40.000 ft) olarak açıklandı.
Türk üniversitelerinin tanıtıldığı fuara, Türkiye’de eğitim almak isteyen Tunuslu öğrenciler ile Tunus merkezli eğitim kurumları yoğun ilgi gösterdi.

Tunus Büyükelçisi Demircan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Tunus ile Türkiye arasında üniversite öğrencilerine yönelik eğitim faaliyetlerinin iki ülke arasındaki iyi ilişkileri, ticareti, sanayiyi ve kültürel işbirliğini geliştirdiğini söyledi.
Türkiye’de eğitim gören yabancı öğrencilerin kendi ülkelerinde döndüklerinde Türkiye’nin birer temsilcisi gibi hareket ettiklerini söyleyen Demircan, “Yabancı öğrencilerin Türkiye’ye gelmesi ve eğitim almasını, ülkemizin yurtdışına açılması açısından yumuşak bir güç olarak görüyoruz. Yabancı öğrencilerin Türkiye’de eğitim almalarının desteklenmesi ve bu yönde politika üretilmesi hükümetimizin başarılı bir ön görüsüdür. Biz de eğitim fuarları ve diğer eğitim faaliyetleri ile Türkiye’de bin 600 civarında olan Tunuslu öğrenci sayısını daha yukarılara çekmek için gayret ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

– TÜRKLYE ULUSLARARASI ÖĞRENCL SAYISINDA İLK ON ÜLKE ARASINDA
Türkiye’nin son yıllarda uluslararası öğrencilerin ülkeye yönelimleri konusunda çok ciddi çabalar gösterdiğini belirten İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Aydın ise, “Şu an Türkiye’de dünyanın dört bir tarafından gelen 350 bin civarında uluslararası öğrenci var. Tunus da bizim için ayrı bir öneme sahip ülkelerden. Bu yüzden eğitim fuarını bu dönem burada yapma ihtiyacı duyduk. Türkiye hem yaşam hem de iaşe bakımından uluslararası öğrenci istihdam eden diğer ülkelere nazaran çok daha avantajlı bir durumda. UNESCO’nun verilerine göre Türkiye uluslararası öğrenci sayısında ilk on ülke arasında.” ifadelerini kullandı.
Ulaşılabilirlik, ortak dil, ortak kültür ve ortak değerlerden dolayı bu coğrafyadan gelen öğrencilerin Türkiye’de kendilerini yabancı hissetmediklerini vurgulayan Aydın, sözlerini şu şekilde sürdürdü;
“Ortadoğu coğrafyasında kendimizi yabancı hissetmiyoruz. Türkiye’nin yakın mesafe olarak yakın olması ve ulaşılabilirlik olmayı ülkemiz avantaja dönüştürerek 2010’lu yıllardaki 30 bin civarında olan uluslararası öğrenci sayısını bugün 350 bine çıkardı. Tabi bu kendiliğinden olmadı ülkedeki misafirperverlik ve Türk halkının özellikle uluslararası öğrenciye göstermiş olduğu yakınlık çok önemli faktörler arasında. Özellikle de Orta Doğu’da tarihi bağlarla birbirimize bağlandığımız bu coğrafyadan gelen öğrencilere ayrı bir yakınlık göstermesi sonucunda bu rakamlara ulaşılmıştır.”
Türkiye’de eğitim aldıktan sonra ülkelerinde önemli görevlere gelen birçok uluslararası öğrenciyi ülkelerinde ziyaret ettiğinde Büyük gurur yaşadığını belirten Aydın, uluslararası öğrencilerin Türkiye’de eğitim görmeleri için gayretlerini devam ettirdiklerini vurguladı.

– TUNUS’TA HER YIL 2 BİN ÖĞRENCI YURTDIŞINDA EĞİTİM ALMAK İÇİN BAŞVURUYOR
Fuarı düzenleyen Ok Tamam Şirketi Genel Müdürü Ahmed Derviş, Tunus’ta geçen yıl düzenledikleri fuarın verimli geçtiğini bu yüzden bu yıl ikincisini düzenlemek için Tunus’a geldiklerini söyledi.
Hedeflerinin Tunuslu öğrencilerin üniversite eğitimlerini Türkiye’de almalarını sağlamak olduğunu vurgulayan Derviş, “Türkiye’deki üniversitelerin eğitim sistemleri ve alt yapısı oldukça güçlü. Bu yüzden uluslararası öğrencilerden Türkiye’ye büyük bir rağbet var. Biz şirket olarak birçok ülkede faaliyet gösteriyoruz. Kuveyt ve Mısır’da da düzenlediğimiz fuarlar ile Türkiye’de uluslararası öğrencilerin eğitim almasına ön ayak oluyoruz.” dedi.
Fuar katılımcılarından Antalya Bilim Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Direktörü Göknur Gündoğar da, “Fuarda, üniversitemizin uluslararası arenada akademik programlarını tanıtıyoruz. Öğrenci adaylarımıza Türkiye’de eğitim görmelerinin avantajlarını, dünyada edindiği yer ve uluslararası öğrencilere sunduğu tüm imkanları anlatıyoruz. Bu imkanı bulduğumuz fuarı düzenleyen ve destek veren taraflara teşekkür ediyoruz.” dedi.
Resmi verilere göre Tunus’ta her yıl yaklaşık 2 bin öğrenci yurtdışında lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimi almak için başvuruda bulunuyor.
Avşar, 1982’den sonra başta Bahtiyar Vahapzade olmak üzere çok sayıda Azeri sanatçı ve düşünürün eserlerini Türk Edebiyatı Dergisinde yayınladıklarını söyledi.
Rahmetli Ahmet Kabaklı’nın bu konuda büyük katkıları olduğunu belirten Avşar, “Burada nice değerli yazar ve şaire ev sahipliği yaptık. Birçok değerli isim bu kürsülerden konuşma imkanına erişti. Bugün de önemli bir şairi ağırlıyoruz. Kendisi sivil toplumdan edebiyat sahasına kadar önemli çalışmaları olan biri isim. Huraman Hanım’ın Türk dünyasında hak etiği bir değeri var. Kendisini burada ağırlamaktan çok mutluyuz.” dedi.
– “TÜRK DÜNYASI VE AZERBAYCAN’IN AŞKINI DA ŞİİRİNDE BIZE GÖSTERİR”
Türk Edebiyatı Vakfı Başkanı Serhat Kabaklı da “Şiirin anlamı, şairin karnındadır.” sözüne işaret ederek, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Huraman Muradova, kendisindeki bu anlamı sözüne dökmüş kıymetli bir şairdir. O gönlünde hissettiklerini insanlarla paylaşan, onlara ulaştırabilen kıymetli bir şahsiyettir. Aşk onun şiirinin temel unsurudur ve bu Allah aşkıdır. Yaradan’dan ötürü yaratılana yönelen bir aşktır. Bunun yanı sıra o, Türk dünyası ve Azerbaycan’ın aşkını da şiirinde bize gösterir. Huraman Muradova, vatan aşığı Türk ve Müslüman bir şairdir.”
Prof. Dr. Ramazan Korkmaz da insanların yaşadıkları toprakların ruhunu taşıdıklarını ve coğrafyanın insan ruhunun bir temsili olduğu dile getirdi.
“Azerbaycan, sözün bayraktarlığını yapan millettir.” diyen Korkma, “Bugün ele aldığımız Huraman Hanım da bu geleneğin bir parçasıdır. Onun şiirlerinde, toprakların ruhunu görmek mümkündür. İnsanlar maddi kayıplar yaşayabilirler ama asıl kayıp ruhta yaşanan kayıptır. Muradova’nın şiirlerinde yaşanılan kayıplar ve acıları görmek mümkündür. Geçmişte olduğu gibi bir çocuk, vatan için yazılan şiirleri okuyarak kendisini inşa eder ve bugün maddi kayıplar giderilmişse şiirin önemi çok büyüktür. Muradova da bu geleneğin önemli bir temsilcidir.” ifadelerini kullandı.
– “Şiir insanın, anlatılmaz ve tanımlanamaz hallerini söze döker”
Türk Edebiyatı Dergisi Yazı İşleri Müdürü Enver Ayko ise şiirin edebi türler içinde en “kişisel” olan tür olduğunun altını çizerek, şöyle konuştu:
“Şiir insanın, anlatılmaz ve tanımlanamaz hallerini söze döker ve onun ruhuna dokunur. Bu etki Muradova’nın şiirlerinde de görülür. Onun şiirlerini, vatan sevgisi ve lirik şiirler olarak ikiye ayırmak mümkündür. Muradova, şifai gelenekten fazlasıyla beslenmiştir ve onun şiirleri okunmak, söylenmek için yazılmış gibidir. Artık şiirlerde girmediğimiz, doğanın sesinin de onun şiirinde önemli bir yansıması vardır. Huraman Muradova’nın şiirindeki temel ses ise vatan adanmış aşkın bir ifadesidir.”
Huraman Murodova da burada olmaktan dolayı son derece mutlu olduğunu belirterek, şiirin kendisi için varlığının bir aynası olduğunu söyledi.
Şiirin anı zamanda hissettiklerinin sesi olduğunu anlatan Murodova, “Benim Türk dünyasına karşı sevdamın bir yansımasıdır. Kardeş Türkiye’deyim ve bu kitap benim için kardeşliğin bir yoludur. Ben de sizlere bu kitap vesileleriyle Azerbaycan’ın selamını getirdim.” dedi.
Program, Muradova’nın kitaplarını imzalamasıyla sona erdi.
Uzay bilimine olan ilgisinin çocuklukta başladığını anlatan Yıldız, “Kendimi ‘bilim hastası’ bir çocuk olarak hatırlıyorum. Ansiklopedileri kuponlarla toplar ve okurdum. Sosyal bilimler hiç ilgimi çekmezdi. İlkokul yıllarımda bilime merakım o şekilde başladı, sonrasında arttı. Kendimi geliştirmem gerekiyordu. Babam neyi gözlemlemek istiyorsam, ‘anlat bakayım bunları’ derdi. Böyle kendimi sürekli kitapların içerisinde buldum. Kendimi bildim bileli bir uzay merakı ve uzay heyecanı içimde var. Çocukken bile tüm yıldızların isimlerini ezberlerdim.” dedi.
NASA’NIN KAPILARINI AÇAN ÇALIŞMA
Türkiye’de astronomi okuduktan sonra Hollanda’da doktora yaptığını belirten Yıldız, bu süreçte dünyadaki oksijen molekülünün nereden geldiğine ilişkin çalışmasının kendisine NASA’nın kapılarını açtığını vurguladı.
Dr. Yıldız, “Nefes aldığımız bir oksijen molekülü var ama bu nereden geliyor? Bu soruyu araştırmak için çalıştık. NASA’dan bir hocanın, Herschel Uzay Teleskobu’ndan yaptığı bir gözlemi vardı. Bu gözlemi bana verdi. Çünkü bu yerleri önceden biliyordum. Hocam, ‘Sen bu yerleri biliyorsun, devam et bakalım oksijen molekülü var mıymış’ dedi. O gözlemde hiçbir oksijen molekülü bulamadık. Bu, büyük bir hayal kırıklığı oldu. Oksijen molekülü yoksa, bu demek oluyor ki oksijen molekülleri yıldızların oluşumu sırasında oluşmamış. Elimizde bir veri var ve bu veriyle makale yazmak istiyorduk. Çünkü böyle bir gözlem bir daha olmayacak. Yeni bir teleskop gönderilmesi gerekiyor ve böyle bir plan henüz yok. Herschel Teleskobu 2013 yılında ölmüştü. Bu yüzden makale haline getirdik.” diye konuştu.
Bu araştırmasının ardından NASA’da astrofizikçi olarak çalışmaya başladığını ve çeşitli projelerde görev aldığını dile getiren Yıldız, şunları kaydetti:
“NASA’daki ilk altı buçuk yılımda Arizona’da bulunan bir teleskopla çalıştım. Bu teleskop, yeni oluşan yıldızların bulunduğu molekül bulutlarını incelemek için kullanılıyordu. Ancak teleskobun teknik sorunları nedeniyle verimli çalışamadık. 64 megapiksel kameranın en az 30 megapikseli arızalıydı. Daha sonra “Sofia” adında bir uçak teleskobunda çalıştım. Bu teleskop, Boeing 737’nin arkasına monte edilmiş, 2,5 metre çapında bir teleskoptu. Sofia yılın farklı zamanlarında kuzey yarımkürede Kaliforniya’da ve güney yarımkürede Yeni Zelanda’da bulunuyordu. Yeni Zelanda’dan Avustralya’ya doğru uçarken gözlemler yaptım. Başka bir projede, yeni uzay araçlarının frekans tahsisleri üzerine çalıştım. Bu, Mars’a veya başka bir yere gönderilen araçlarla iletişim kurmak için belirli frekansların tahsis edilmesini içeriyordu. Eğer frekanslar doğru tahsis edilmezse, diğer misyonların frekanslarıyla karışabilirdi. Bu nedenle, NASA’nın özel bir birimi, bu frekans tahsislerini yapıyordu ve ben de bu birimde çalıştım.”
“TÜRKİYE’DE DE UZAY ALANINDA ÖNEMLİ ÇALIŞMALAR YAPILABİLECEĞİNİ GÖRDÜM”
Yıldız, ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nde 10 yıl çalıştıktan sonra Türkiye’ye dönme kararında özellikle pandeminin etkili olduğunu dile getirerek, uzaktan çalışma sisteminin oturmasıyla yaptığı işlerin benzer ve rutin hale geldiğini, bu durumun da kendisini rahatsız ettiğini söyledi.
Bu süreçte Türkiye’de kurulan özel bir uzay şirketiyle tanıştığını ve burada çalışma fırsatı bulduğunu anlatan Yıldız, şöyle devam etti:
“Türkiye’de de uzay alanında önemli çalışmalar yapılabileceğini gördüm. Türkiye, uzay konusunda sıfır değil ama çok ileri bir ülke de değil. 1994’ten beri Türksat uyduları fırlatılıyor, TÜBİTAK ve bazı kamu kurumları uzayla ilgili çalışmalar yapıyor. Ancak hala olması gereken düzeyde değiliz. Özel sektörün, özellikle Amerika’daki gibi, işleri hızlandırmada daha başarılı olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle, Türkiye’de özel sektörün başarılı olacağına inanarak geri döndüm. Türkiye’de ciddi bir potansiyel var, özellikle gençlerde. Bana yazan, uzayla ilgilenen pek çok öğrenci var. Ancak üniversite seçimleri sırasında çevre baskısıyla karşılaşıp, bu alanda kariyer yapmaktan vazgeçiyorlar. Bu yüzden, uzay konusunda deneyimli insanların gençlere motivasyon sağlaması ve onları bu alanda devam etmeye teşvik etmesi gerekiyor. Böylece potansiyel ve iş olanakları artacak. Ben de Türkiye’ye dönerek bu konuda daha fazla katkıda bulunmayı umuyorum ve bu doğrultuda çalışıyorum.”
Dr. Umut Yıldız, 20 binden fazla kişinin çalıştığı NASA’da Türk bilim insanlarının sayısının diğer ülkelere göre az olduğunu, bu durumun lobi faaliyetlerini de etkilediğini dile getirdi.
Çalıştığı laboratuvarda 7-8 civarında Türk’ün bulunduğunu, bu kişilerden ikisinin yaklaşık 30 yıldır orada çalışan hocalar olduğunu aktaran Yıldız, “Özellikle Asyalılar, İranlılar, İtalyanlar ve İspanyollar çok daha fazlaydı. Bu durum, belirli pozisyonlara daha hızlı ilerleyebilmelerini sağlıyordu. Türk bilim insanları olarak öğle yemeklerinde bir araya gelir, buluşurduk. Ancak, diğer gruplar gibi yoğun bir lobicilik faaliyetimiz yoktu. Hem Amerika’da hem de Avrupa’da çok sayıda başarılı ve yönetici pozisyonuna gelmiş mühendis ve bilim insanımız var. Türkiye’ye dönmeleri gerekmiyor, yurt dışında kalsalar da Türkiye’ye destek verebilirler. Ancak Türkiye’ye dönüp buradaki uzay çalışmalarına katkıda bulunmak benim için önemliydi. Şu anda Amerika’daki ve Avrupa’daki Türk bilim insanlarıyla iletişim kuruyor, onların da Türkiye’ye katkıda bulunmalarını sağlıyorum. Oradaki arkadaşlarımızın başarılı çalışmaları Türkiye için de büyük önem taşıyor.” şeklinde konuştu.
TÜRKİYE’NİN UZAYDAKİ GELECEĞİ
Türkiye’nin uzay çalışmalarında ciddi bir potansiyele sahip olduğunu, özellikle gençlerin bu alanda önemli işler yapabileceğini vurgulayan Yıldız, “Uzay konusunda Türkiye’de ve dünyada gelecekte inanılmaz projeler göreceğiz. Özellikle Space X ve Falcon 9 roketiyle beraber uzaya erişim zaten ucuzlamıştı. Arkadaşlar testleri takip etsin, özellikle lise çağındakiler… Önümüzdeki 5 sene içerisinde artık yörüngeye uydu gönderebilecek bir pozisyona gelmiş olacağımızı tahmin ediyorum. Belki 10 sene sonra da hep beraber uzaya gideriz. Bizim de aşağıya bakma fırsatımız olur ve bu, hayatın en normal şeylerinden biri haline gelir.” ifadelerini kullandı.
Dr. Yıldız, uzay bilimine ilgi duyan gençlere şu tavsiyelerde bulundu:
“Uzay sektörü hızla büyüyor ve artık sadece NASA değil, özel şirketler de bu alanda büyük işler yapıyor. Bugünkü gençlerin gelecekte çalışabileceği birçok fırsat olacak. Türkiye’de de benzer bir sistem inşa edilmesini umuyorum. Türk uzay sektörü şu anda küçük bir topluluktan oluşuyor, ancak gelecekte büyüyeceğine inanıyorum. Gençlere somut tavsiyelerim var. Öncelikle İngilizceyi öğrenin. Çeviri araçlarına güvenmek yerine dili iyi bilmek çok önemli. Üniversiteye gidiyorsanız, not ortalamanızın en az 3.0 olmasına özen gösterin. Ayrıca, üniversitede sadece derslere odaklanmayın, kulüplere katılın ve projeler yapın. Kulüplerde ve projelerde aktif olmak, inisiyatif almak ve pratik deneyim kazanmak çok önemli. Anatolian Rover Challenge yarışmasında jüriydim ve finale kalan takımların tümü büyük bir gayretle çalışıyordu. Şirketlerde işe alımlarda ders notlarının yanı sıra projelerdeki deneyimlere de bakılıyor. Bu yüzden, üniversite sırasındayken boş durmayın ve bu tür projelere katılın.”
GÖKBEY hangi ülkelere satılacak, KAAN Türk Hava Kuvvetleri’ne ne zaman teslim edilecek, dünya devleri için hangi parçalar üretiliyor? Hakan Çelik’in TUSAŞ Genel Müdürü Dr. Mehmet Demiroğlu ile İngiltere Farnborough’da gerçekleştirdiği röportajdan satır başları şöyle:
“GÖKBEY MİLLİ MOTORLA UÇTU”
TUSAŞ Genel Müdürü Mehmet Demiroğlu, GÖKBEY’in uçuşu ile ilgili olarak “Biz şunu gösterdik Türkiye’de; biz istersek beraber çalıştığımız zaman herhangi bir şeyi yaparız ve bunu yaptık. HÜRJET uçtu, arkasından GÖKBEY milli motorla uçtu. Arkasından ATAK-2 uçtu. Daha sonra sene sonuna doğru ANKA-3 uçtu ve KAAN 21 Şubat’ta ilk uçuşunu yaptı. Gelişmiş ülkelerden de ilgi var.” dedi.
“500 HELİKOPTER ÜRETİMİ YAPACAĞIZ”
TUSAŞ Genel Müdürü, GÖKBEY için planlanan üretim sayısını da paylaştı. “500 tane helikopter yapmayacaksak, biz bir yerde bir şeyi yanlış yapıyoruz demektir. 10 milyar dolar civarına çıkar bu helikopterler. Ülkelere, bölgelere satacağımızı düşündüğümüz helikopter sayısı, 500’den aşağı olmayacağını rahatlıkla söyleyebilirim. Şekli şemali de güzel helikopterlerin. Bizim helikopterimiz… “ diye konuştu.
“HÜRJET’LERİ 2026’DA VERECEĞİZ”
HÜRJET hafif taarruz uçağı olabilecek bir uçak. Bunun üzerinde de çalışıyoruz. Müşteri bu ürün envanterinizde var mı diye soruyor. 17 tane şu anda. 2026’da vermeye başlayacağız. Bu ciddi bir boşluğu dolduracak. Fiyat performansı ve kalitesine baktığımız zaman daha avantajlı halinde. Türk ordusu kullanıyorsa daha prestijli hale geliyor.
AVRUPA VE ABD’YE ÜRÜN SATACAK NİTELİKTEYİZ.
ABD’li bir firma ile görüştük. “Meksika sınırında uğraşıyorsunuz, AKSUNGUR verelim” dedik. Avrupa ve ABD’ye ürün satacak yetkinlikteyiz.
“BOEİNG VE AİRBUS İLE ÇALIŞIYORUZ”
Boeing ve Airbus ile de çalışıyoruz. Milyar dolarlık iş hacmi sağlayacak. Bu önemli bir gelişme bizim için. Kapasitemizi artırmaya devam edeceğiz. Ürünlerimizi üretip teslim etmemiz lazım.
“KENDİ SINIFINDAKİ EN İYİ HELİKOPTER”
Demiroğlu, ATAK helikopteri ayrıntıları da paylaştı. Demiroğlu, “Kendi sınıfındaki en iyi helikopter, kullanıcı memnun. 24 tane daha yapıyoruz. Biz ATAK’tan memnunuz. Bu mühimmatların hemen hemen hepsi ya ROKETSAN’dan ya MKE’den geliyor. Bizim diyeceğimiz ürünler. 20 milimetrelik topunu yurt dışından temin ediyorduk ama alamadık, kestiler. Biz de kendi topumuzu ürettik. Yüzde 70-80’lere doğru gidiyoruz yerlilik oranlarında. Bazı platformlarda yüzde 100’lere ulaştı. İstediğimiz her şeyi yapıyoruz.” ifadelerini kullandı.
“ANKA 3’ÜN TESTLERİ SÜRÜYOR”
Mehmet Demiroğlu, ANKA-3’ün geliştirme çalışmaları için de “ANKA-3 Şu anda iki tane prototiple uçuyor. Geliştirme ve zarf açma testlerini ifa ediyor. Yüksekliğini, hızını, taşıdığı yükü artırıyoruz. TUSAŞ’ın 3 ana birimi seri üretim yapıyor. Üçünün de ciromuza katkıları birbirine yakın.” dedi.
“KAAN BİZİM UÇAĞIMIZ… İLK TESLİMATI 2028’DE”
Türkiye’nin milli muharip uçağı KAAN için de gözler 2028’de. KAAN’ın sadece bir uçak projesi olmadığının altını çizen Demiroğlu, söyle konuştu:
“KAAN aynı zamanda bir ekosistem projesi. 2028 şu an bizim için ilk teslimatı yapacağımızı planladığımız yıl. 2029’a kalabilir ama 2039’a kalmaz. İlk parçasının imalatından 14 yıl sonra yere kondu, 22 ay sonra da uçtu. F-22 80’lerde tasarlanmaya başladı. O süreç içinde teknolojide ciddi gelişmeler oldu. F-22 zamanının en iyi uçağı ama bizim KAAN’a ekleyeceğimiz bazı sistemler F-22’de yok. KAAN bizim uçağımız… İnsanlardaki teveccühü görüyoruz. ‘Bu uçak benim’ diyor. Bizim için müthiş bir motivasyon kaynağı. Baskı oluşturuyor ama motivasyon kısmı daha baskın.”
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki toplantı 2 saat 45 dakika sürdü. Terörle mücadele, Suriye ile normalleşme ve Gazze’deki katliam görüşüldü.

MASADA KRİTİK KONULAR!
İletişim Başkanlığı, toplantı sonrası yapılan yazılı açıklamayı paylaştı.
1. PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ terör örgütleri başta olmak üzere millî birlik ve beraberliğimiz ile bekamıza yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı yurt içinde ve yurt dışında azim, kararlılık ve başarıyla gerçekleştirilen operasyonlar ile son dönemde meydana gelen uluslararası gelişmeler hakkında kurula bilgi sunulmuştur.
2. 15 Temmuz ihanetinin faili FETÖ ile mücadelede gelinen aşama ve önümüzdeki süreçte atılacak adımlar değerlendirilmiş; Türkiye’ye hasım odakların güdümünde her türlü menfur eyleme tevessül eden ve mağduriyet kisvesiyle kendisini aklamaya çalışan terör örgütünün tamamen çökertilmesine yönelik sarsılmaz kararlılık vurgulanmıştır.
3. Terörle mücadelede artan gayretlerimizin, bölge ülkelerinin samimi iş birliği ile müşterek güvenlik meselelerinin çözümüne sağlam bir zemin teşkil ederek komşularımız Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve refahına kalıcı katkıda bulunacağına işaret edilmiştir.
4. Meselelerin çözüme kavuşturulması sürecinde, Suriye’de tüm tarafları kapsayan gerçek bir toplumsal mutabakata ulaşılmasına yönelik desteğin sürdürüleceği ve nifak girişimleri ile iki halkın kadim dostluğunu hedef alan kışkırtmalara müsaade edilmeyeceği vurgulanmış; Suriye topraklarının bölücü terörden arındırılmasının, öncelikle Suriye’nin menfaatlerini ve bekasını teminat altına alacağının altı çizilmiştir.
5. Uluslararası toplumun artan tepkisine rağmen gerçekleştirdiği katliamlarla hiçbir hukuk kuralı ve insani değerle ilişkisi kalmadığını açıkça ilan eden İsrail yönetimi’nin gecikmeksizin durdurulması gerektiği belirtilmiş; aksi hâlde, önce mücavir alanlara müteakiben tüm bölgeye yayılacak bir şiddet sarmalının tetiklenebileceği tekrar hatırlatılmıştır.
6. Türkiye’nin uluslararası antlaşmalar çerçevesinde ve garantör ülke sıfatıyla icra ettiği Kıbrıs Barış Harekâtı sayesinde, yarım asırdır Ada’nın tamamında hâkim kılınan barış, huzur ve güven ortamının; harekâtın meşruiyetini ve başarısını tarih önünde tartışmasız bir şekilde teyit ettiği kaydedilmiştir.
Millî davamız olan Kıbrıs meselesinin, Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü temelinde iki devletli çözüm esasına göre neticelenmesi ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin uluslararası toplumun eşit bir üyesi olarak tanınması istikametindeki kararlı tutumumuzun muhafaza edileceği vurgulanmıştır.
7. Ege ve Akdeniz’deki meselelerde diyaloğa öncelik veren ve yapıcı yaklaşımımızın istismarına fırsat verilmeyeceği belirtilmiş; hak, alaka ve menfaatlerimizin müdaafasına yönelik tavizsiz uygulamaların sürdürüleceği ifade edilmiştir.
8. Ukrayna’daki savaşa ilişkin gelişmeler ve son dönemdeki diplomatik çabalar ele alınmış; savaşın daha fazla tırmanmadan ve bölgeye yayılmadan adil ve kalıcı bir barışın tesisine yönelik çok taraflı samimi gayretlerin artırılmasına ihtiyaç duyulduğu belirtilmiştir.
9. Somali, Libya, Sudan ve Nijer başta olmak üzere Türkiye ile Afrika ülkeleri arasında uzun vadeli bir yaklaşımla geliştirilen ilişkiler değerlendirilmiş; Türkiye’nin, güven ve istikrarın tesisi hususunda üzerine düşen sorumluluğun gereklerini yerine getirerek kardeş Afrika halklarının huzur ve refahına katkıda bulunmaya devam edeceği kaydedilmiştir.
Kamuoyunun bilgisine saygıyla sunulur.
İktisadi Kalkınma Vakfı’nın 2023 verilerine göre, Türkiye 1 milyon 55 bin 885 başvuruyla en çok vize başvurusu yapan 2. ülke olarak konumlanıyor. Başvurular sonucunda 612 bin 841 kişiye çok girişli uniform Schengen vizesi verilirken, ret oranı ise 2022’ye göre 6 puan yükselerek yüzde 21,7’ye çıktı.
Birleşik Arap Emirlikleri tarafından direkt yetkilendirilmesi bulunan resmi acente DubaiVizeAl Yönetim Kurulu Üyesi Burak Akdemir, başvuruların reddedilmesiyle popüler hale gelen yerlerin başında Dubai olduğunu ve 1 günle vize alınabildiğini anlattı.

ONAYLANMAYAN VİZE SORUNU
Sorunsuz tatil yapmak isteyenlerin kolay vize ya da vizesiz ülkelere seyahat seçeneklerini değerlendirdiklerini belirten DubaiVizeAl Yönetim Kurulu Üyesi Burak Akdemir, “Schengen vize başvurularında son dönemde gözle görülür bir artış var. Ancak vize başvurusu için gerekli olan randevular ileri tarihlere veriliyor, hatta bazen gerçekleştirilmek istenen seyahat tarihinden bile geç gerçekleştirilebiliyor. Başvuruların reddedilmesi ya da randevunun geç verilmesi sonucu başvuru yapanların hem yatırdıkları harçlar yanıyor hem de tatil için ödedikleri bedelin belli bir kısmı ceza olarak kesilebiliyor. Üstelik, ilkinde reddedilen vize başvurularının sonraki başvurularda çıkma ihtimali daha da düşüyor. Vatandaşlarımız, bu kadar stresin üstüne bir de istedikleri tatili gerçekleştirmiyorlar” ifadelerini kullandı.
VİZESİZ YERLER TERCİH EDİLİYOR
“Türk tatilciler daha kolay erişilebilir ve vizesiz destinasyonlara yöneliyor. Bu durum, Dubai gibi turistik cazibe merkezlerine olan talebi artırıyor” diyen Burak Akdemir, “Dubai Vizesi Yetkili Başvuru Merkezi olarak, eşsiz turistik yerleri, Türk damak tadına yakın yemek seçenekleriyle, deniziyle kumuyla, alışverişiyle, gece hayatıyla gidenlerin tekrar gitmek istediği Dubai’ye online başvuruyla 1 günde vize hizmeti veriyoruz. Dubai vizesi, Birleşik Arap Emirlikleri’ni oluşturan yedi emirlikte geçerli. Dubai, son derece çekici turistik aktiviteleri ve göz alıcı şehir hayatı ile biliniyor. Dubai’nin sunduğu eşsiz deneyimler, Türk tatilcileri her geçen gün yeni keşifler için bu gözde şehre çekmeye devam ediyor. Türk tatilciler için alternatif bir destinasyon olarak öne çıkıyor” şeklinde konuştu.

TATİLİNİ RİSKE ATMAK İSTEMEYENLERİN ALTERNATİFİ BELLİ
30 ve 60 günlük tek ya da çok girişli Dubai vizelerinin yanı sıra 2 yıllık freelancer serbest çalışma vizesi, ekspres vize de verildiğini dile getiren Akdemir, “Vatandaşlarımız, tatil planlarını riske atmak istemiyor ve Dubai gibi daha erişilebilir destinasyonları tercih ediyor. Türkiye’den Dubai’ye seyahat eden tatilciler için vizenin yanı sıra havalimanı karşılama ve istenilen noktaya transfer, araç kiralama, seyahatini en güzel hâtıralarla ölümsüz kılmak isteyenler için Dubai’nin olmazsa olmazı çöl safari turu, helikopter turu ve kişiye özel rehberlerimizle şehir turu hizmetleri de sunuyoruz” diye konuştu.
Akdemir, yeni popüler seyahat rotaları arasında Mısır, Bali, Umman, Katar gibi alternatif destinasyonların da yer aldığını belirtti.
İktisadi Kalkınma Vakfı’nın 2023 verilerine göre, Türkiye 1 milyon 55 bin 885 başvuruyla en çok vize başvurusu yapan 2. ülke olarak konumlanıyor. Başvurular sonucunda 612 bin 841 kişiye çok girişli uniform Schengen vizesi verilirken, ret oranı ise 2022’ye göre 6 puan yükselerek yüzde 21,7’ye çıktı.
Birleşik Arap Emirlikleri tarafından direkt yetkilendirilmesi bulunan resmi acente DubaiVizeAl Yönetim Kurulu Üyesi Burak Akdemir, başvuruların reddedilmesiyle popüler hale gelen yerlerin başında Dubai olduğunu ve 1 günle vize alınabildiğini anlattı.
ONAYLANMAYAN VİZE SORUNU
Sorunsuz tatil yapmak isteyenlerin kolay vize ya da vizesiz ülkelere seyahat seçeneklerini değerlendirdiklerini belirten DubaiVizeAl Yönetim Kurulu Üyesi Burak Akdemir, “Schengen vize başvurularında son dönemde gözle görülür bir artış var. Ancak vize başvurusu için gerekli olan randevular ileri tarihlere veriliyor, hatta bazen gerçekleştirilmek istenen seyahat tarihinden bile geç gerçekleştirilebiliyor. Başvuruların reddedilmesi ya da randevunun geç verilmesi sonucu başvuru yapanların hem yatırdıkları harçlar yanıyor hem de tatil için ödedikleri bedelin belli bir kısmı ceza olarak kesilebiliyor. Üstelik, ilkinde reddedilen vize başvurularının sonraki başvurularda çıkma ihtimali daha da düşüyor. Vatandaşlarımız, bu kadar stresin üstüne bir de istedikleri tatili gerçekleştirmiyorlar” ifadelerini kullandı.
VİZESİZ YERLER TERCİH EDİLİYOR
“Türk tatilciler daha kolay erişilebilir ve vizesiz destinasyonlara yöneliyor. Bu durum, Dubai gibi turistik cazibe merkezlerine olan talebi artırıyor” diyen Burak Akdemir, “Dubai Vizesi Yetkili Başvuru Merkezi olarak, eşsiz turistik yerleri, Türk damak tadına yakın yemek seçenekleriyle, deniziyle kumuyla, alışverişiyle, gece hayatıyla gidenlerin tekrar gitmek istediği Dubai’ye online başvuruyla 1 günde vize hizmeti veriyoruz. Dubai vizesi, Birleşik Arap Emirlikleri’ni oluşturan yedi emirlikte geçerli. Dubai, son derece çekici turistik aktiviteleri ve göz alıcı şehir hayatı ile biliniyor. Dubai’nin sunduğu eşsiz deneyimler, Türk tatilcileri her geçen gün yeni keşifler için bu gözde şehre çekmeye devam ediyor. Türk tatilciler için alternatif bir destinasyon olarak öne çıkıyor” şeklinde konuştu.
TATİLİNİ RİSKE ATMAK İSTEMEYENLERİN ALTERNATİFİ BELLİ
30 ve 60 günlük tek ya da çok girişli Dubai vizelerinin yanı sıra 2 yıllık freelancer serbest çalışma vizesi, ekspres vize de verildiğini dile getiren Akdemir, “Vatandaşlarımız, tatil planlarını riske atmak istemiyor ve Dubai gibi daha erişilebilir destinasyonları tercih ediyor. Türkiye’den Dubai’ye seyahat eden tatilciler için vizenin yanı sıra havalimanı karşılama ve istenilen noktaya transfer, araç kiralama, seyahatini en güzel hâtıralarla ölümsüz kılmak isteyenler için Dubai’nin olmazsa olmazı çöl safari turu, helikopter turu ve kişiye özel rehberlerimizle şehir turu hizmetleri de sunuyoruz” diye konuştu.
Akdemir, yeni popüler seyahat rotaları arasında Mısır, Bali, Umman, Katar gibi alternatif destinasyonların da yer aldığını belirtti.
Haber7 – ÖZEL
Osmanlı İmparatorluğu’nun tasfiye edildiği, asırlarca hükmettiğimiz toprakların Anadolu’dan koparıldığı korkunç süreçte verilen İstiklal Harbi’nin ardından imzalanan Lozan Antlaşması’nın üzerinden 101 yıl geçti.
24 Temmuz 1923’te Türkiye, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya ve Sırbistan, Hırvatistan ve Slovenya (Yugoslavya) tarafından imzalanan Lozan Barış Antlaşması, en çok Türkiye ile Yunanistan’ı ilgilendiriyor.
İki sınır komşusunu ciddi müeyyidelerle sınırlayan Lozan Antlaşması Türkiye’de kimi çevrelerce sıkı sıkıya uygulanması gereken bir muahede olarak öne çıkarılsa da Yunanistan’da adeta sakız gibi çiğnenmiş durumda.
Yunanistan son olarak Batı Trakya’daki 4 Türk azınlık ilkokulunu kapatarak yok saydığı Lozan Antlaşması’nı 101 yılda delik deşik bir milletlerarası anlaşma hüviyetine dönüştürdü.
Ege Adaları’ndaki hakimiyet, silahsızlanma, kıta sahanlığı, Batı Trakya’daki azınlık hakları hususlarında defalarca Lozan’ı ihlal eden Yunanistan’ın 101 yıllık Lozan karnesi şöyle…
LOZAN’A RAĞMEN ADALARI SİLAH YIĞDILAR
Lozan Antlaşması’nın 13. maddesi gereği Adalar Denizi’nde (Ege) deniz üssü ve hiçbir istihkam kurulamıyor.
Fakat Yunanistan, Ege’deki 23 adanın 18’ini silahlandırılarak cephanelik durumuna getirdi. Yunanistan’ın Ege adalarındaki toplam asker mevcudu 100 bin dolayında.
Yunanistan, Lozan ve Paris antlaşmasıyla “gayri askeri” statüye alınan Limni, Sakız, Sisam, Semadirek, İstanköy adalarını 1960’lı yıllardan bu yana silahlandırıyor. Bu adalar son yıllarda mekanize birliklerin kışlası haline dönüştürüldü.
Yunanistan, 2020 yılında Meis Adası’na turistik feribotlarla tam teçhizatlı asker sevk etti.
Yunanistan’ın Lozan’ı yok sayarak silahlandırdığı Ege Adaları şunlar:

3 MİL KURALINI İHLAL EDİP ADALARI İŞGAL ETTİLER
Lozan Antlaşması’nın 6. maddesine göre deniz sınırları, kıyıdan 3 mil uzaklıktaki ada ve adacıkları kapsıyor.
Yunanistan 1936 yılında çıkardığı kanunla karasularının 6 deniz mili olduğunu iddia etti. Lozan’ı ihlal eden Yunan’a ait olmayan adalarda egemenlik dışı faaliyetlerde bulunuluyor.
Lozan’a aykırı olarak Yunanistan; Keçi Adası, Eşek Adası gibi 17 ada ve 1 kayalıkta hukuksuz olarak varlık gösteriyor.
Yunan bayrağı çekilen bu adalarda üstelik askeri yapılanmaya gidiliyor.

TÜRK OKULLARINA KİLİT
Lozan’ın 40. maddesi azınlıklara eğitim-öğretim, dini ve sosyal kurumlar kurma, yönetme, denetleme hakkı veriyor.
Yunanistan ise Batı Trakya’daki Türk azınlığına ait okulların faaliyetini, ülkedeki tasarruf tedbirleri ve öğrenci sayılarının yetersizliği bahanesiyle kapatıyor.
30 yıl önce 231 olan Türk Azınlık ilkokullarının sayısı 2011’de 188’e, günümüzde 86’ya düştü.
Lozan’ı çiğneyerek çocukların eğitim hakkını gasp eden Yunanistan son olarak Batı Trakya’da 4 Türk azınlık ilkokulunu kapatma kararı aldı. Rodop şehrinde Hacıören, Keziren, Payamlar, İskeçe şehrinde Karaköy İlkokulu kapatılacak.

EĞİTİM DİLİNDE LOZAN’I TAKMIYORLAR
Lozan’a göre azınlıklara yönelik eğitim çift dilli olması gerekirken Atina, anaokulundan itibaren Yunanca’yı dayatıyor.
2006 yılında kamuya ait anaokuluna gitmenin zorunlu yapıldığı ülkede, anaokuluna kayıt yaptırmayan çocuklar ilkokullara kaydedilmiyor. Anaokullarında eğitim dilinin Yunanca olması sebebiyle Türkler bu okullara çocuklarını göndermek istemiyor.

OKUL YÖNETİMİNİ TÜRKLERE BIRAKMIYORLAR
1923 Lozan Antlaşması’na göre Yunanistan, Batı Trakya’daki Türk azınlık okullarının idare ve eğitim kadrosuna müdahale etme hakkına sahip değil.
Fakat Gümülcine ve İskeçe şehirlerindeki medreselere Yunan Encümen Heyeti atamaları yapıyor. Bu heyetlerin Genel Sekreterlik görevlerine ise Hristiyan Yunan vatandaşları getiriliyor.
VAKIF HAKLARINA GASP
Lozan Barış Antlaşması’nın 40-42. maddelerine göre Türk azınlık, hayır kurumları ve dini kurumlarını kurma, yönetme ve denetleme haklarına sahip.
Lozan’ı delik deşik eden Yunanistan, dini vakıfların idarecilerini devlet olarak atıyor. Yunan vakıf gelirlerini de vakıflara iade etmeyerek kamu kaynaklarına aktarıyor. Türkler, vakıf yöneticilerini kendi seçemiyor. Atina yönetimi ‘Türk’ ibaresi geçen STK’ların kuruluşuna izin vermiyor.

MÜFTÜ ATAMASINA BİLE MÜDAHALE
Lozan ve Atina Anlaşmalarına göre müftüler kendi toplulukları tarafından seçilmesi ve bir Baş müftü tarafından denetlenmesi gerekiyor.
Fakat Yunanistan, müftüleri devlet atamasıyla görevlendiriiyor. Baş müftü atamasında da devlet otoritesini kullanılıyor.
TÜRK NÜFUS ERİYOR
Lozan Antlaşması’nın 45. maddesi, Yunanistan’daki Müslüman azınlığa geniş nüfus imkanları tanıyor.
Batı Trakya’da ise Türk nüfusunun oranı zaman içinde ciddi şekilde azalış gösterdi. 1955-1998 yılları arasında yaklaşık 60 bin Batı Trakya Türk’ü vatandaşlıktan çıkarıldı.

Eylem Tok duruşmaya turuncu mahkum kıyafetiyle getirilmiş: Fotoğraftaki halinden eser yok












İstanbul’da 1 Mart gecesi ehliyetsiz kullandığı araçla Murat Aci’nın hayatını kaybetmesine ve dört kişinin yaralanmasına yol açan Timur Cihantimur ile annesi Eylem Tok’un, Türkiye’ye iadesiyle ilgili davaların görülmesine Massachusetts eyaleti Boston Bölge Mahkemesi’nde devam ediliyor.
TASLAK METİNDE İADE KARARI
Massachusetts Bölge Başsavcı Yardımcısı Kristen A. Kearney, Eylem Tok’un 11 Eylül’de Boston’da yapılacak Türkiye’ye iadesiyle ilgili duruşması öncesinde, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın iadeyi onaylaması için hazırladığı taslak karar metnini Hakim Donald Cabell’e sundu. Taslak metninde Tok’un Türkiye’ye iade kararı gerekçeleriyle açıklandı.

Bununla birlikte VOA Türkçe’den Mehmet Sümer haberine göre, taslak kararın duruşmanın yapılacağı tarihten bir buçuk ay öncesinde kamuya açık bir ortamda paylaşılmış olmasını “sıradışı” olarak değerlendirdi.
Taslak karar metninde hakimin Türkiye’den gelen delilleri yeterli bulduğu belirtilerek, “Kaçak olan Eylem Tok’un Türk Ceza Kanunu’nun 281’inci maddesine aykırı olarak delilleri yok etmek, saklamak ve değiştirmek; ayrıca Türk Ceza Kanunu’nun 283. maddesine aykırı olarak suçluyu korumaktan Türkiye’ye iadesini onaylıyorum. ABD Dışişleri Bakanı tarafından iade ve teslim konusunda daha ayrıntılı karar verilinceye kadar kendisini bu süre içinde gözetim altında tutulması için adli kolluk güçlerine teslim ediyorum” ifadesi yer aldı.
BAŞSAVCI KAMUYA AÇIK ŞEKİLDE PAYLAŞTI
Başsavcı Yardımcısı Kearney’nin hazırladığı taslak karar metnini, ABD Adalet Sistemi Mahkeme Elektronik Kayıtlarının tutulduğu kamuya açık çevrimiçi sistem üzerinden paylaşması dikkat çekti.
Tok ile ilgili hazırlanan taslak iade kararında şu ifadelere yer verildi: “Mahkeme, 11 Eylül 2024 tarihinde yapılan bir iade duruşmasının özellikle Türkiye Cumhuriyeti tarafından sunulan tasdikli, onaylı belge ve delilleri, hem avukatların hem de savcının yaptığı karşılıklı savunma ve argümanlarını değerlendirdikten sonra aşağıdaki hususları tespit ederek, tasdik için ABD Dışişleri Bakanlığı’nın onayına sunmuştur.”
Taslak karar metninde, imzası olan kişilerin ayrıca mahkemenin yargılama ve iade işlemlerini yürütmeye yetkisi olduğu belirtilerek “Bu Mahkeme, Türkiye’nin Tok’un iadesi talebine cevaben ABD tarafından yapılan şikayet sonrasında 14 Haziran 2024 tarihinde bu bölgede bulunan ve tutuklanan Eylem Tok’u kişisel olarak yargılama yetkisine sahiptir. ABD ile Türkiye arasındaki suçluların iadesi anlaşması bu davayla ilgili tüm süreç içinde tam olarak yürürlükte ve geçerliydi. ABD ile Türkiye arasındaki suçluların iadesi anlaşmasındaki Madde 2 uyarınca, Tok’un yargılandığı ve yargılanmak üzere iadesinin talep edildiği suçları kapsamaktadır” ifadesi kullanıldı.
Türkiye ile ABD arasındaki anlaşmanın 2. Maddesi şöyle: Suçlu iadesi, talep eden devlet adli makamlarınca yürütülen bir soruşturma, kovuşturma veya isteyen devlet mahkemelerince verilip kesinleşmiş bir mahkeme hükmü nedeniyle talep edilen devlet ülkesinde bulunan şüpheli, sanık veya hükümlünün isteyen devlete teslim edilmesidir.”
HAKİM ONAYLADI
Savcının hazırladığı taslak karar metninde, Türkiye’nin ABD ile 1979 yılında imzaladığı suçluların iadesiyle ilgili ikili anlaşma kapsamına uygun şekilde onaylanmış ve tasdik edilmiş belgeler sunduğu, bu belgelerin Tok’un yargılandığı suçlarla ilgili metinleri içerdiği belirtildi. Taslak karar metninde, “Türkiye’nin iade talebinde bulunduğu Eylem Tok’un, bu mahkeme huzurunda aşağıdaki suçları işlediğine inanmak için muhtemel nedenler bulunmaktadır. Mahkemeye sunulan deliller, Tok’un suçlandığı suçların eğer ABD’de işlenmiş olması halinde ağır suçlardan yargılanmak üzere tutuklanmasını haklı çıkarmak için yeterlidir. Türk savcısının yeminli ifadesi, çok sayıda görgü tanığının ifadesi ve Türk görevliler tarafından elde edilen diğer belge ve kanıtlar sağlanmıştır. Bu nedenle ve yukarıdaki bulgular uyarınca, kaçak Eylem Tok’un Türk Ceza Kanunu’nun 281. maddesine aykırı olarak Delilleri Yok Etme, Gizleme veya Değiştirme ve Türk Ceza Kanunu’nun 283. maddesine aykırı olarak Suçluyu Koruma suçlarından Türkiye’ye iadesini onaylıyorum. Bu davada sunulan kanıtların bir kopyası ve bu davada alınan her türlü tanık ifadeleriyle birlikte mahkeme katibinden tasdiknameyle, iade talebinin onaylı bir kopyasını Dışişleri Bakanı’na iletmesini emrediyorum” ifadeleri yer aldı.
]]>En düşük emekli maaşı üzerinden yaşanan tartışmaları değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sıkıntıların farkındayım” mesajı verdi.

“Sorunlarınızı çözmek için tüm imkanlarımızı seferber ediyoruz.” diyen Erdoğan, muhalefetin “En düşük emekli aylığı asgari ücret seviyesine çıksın” çağrısına da yanıt verdi.

“ENFLASYONDA EN KÖTÜSÜ GERİDE KALDI”
Dış siyasette tüm bu hamleleri yaparken, bir diğer temel önceliğimiz olan ekonomide de sıkıntılarımızın üstesinden geliyoruz. Orta Vadeli Programın olumlu sonuçlarını görmeye başladık. Enflasyonda en kötü tabloyu geride bıraktığımıza inanıyoruz. Enflasyon, inşallah bundan sonra daha hissedilir biçimde düşecektir. Aşırı kâr hırsının şişirdiği fiyat balonu, kimi sektörlerde yavaş yavaş sönüyor. Fiyatlama davranışlarının, tekrar piyasa gerçekleriyle uyumlu hale gelmeye başladığını görüyoruz. Bu dengelenme önümüzdeki dönemde güçlenerek devam edecek. Sene sonunda enflasyonu, hedeflediğimiz seviyelere mutlaka indireceğiz.
“TÜRKİYE, HEDEFLERİNE EMİN ADIMLARLA İLERLEMEKTEDİR”
Bunun piyasadaki ana aktörler tarafından da kabul edilmesi, ekonomideki yol haritamızın sağlamlığının delilidir. Kredi derecelendirme kuruluşları da Türk ekonomisiyle ilgili daha objektif değerlendirmeler yapıyorlar. Moody’s geçen hafta kredi notumuzu iki kademe birden artırması, bunun en son örneğiydi. Tam 11 yıl sonra gelen bu not artırımı, esasen Türkiye için çok geç kalmış bir adımdı. Peki bunlar yeterli mi? Elbette değil. Türkiye’nin ekonomik kapasitesinin bu oranların çok çok üzerinde olduğunu gayet iyi biliyoruz. Kredi derecelendirme şirketleri adaletli davrandıkça, inşallah bu notlar da hak ettiğimiz seviyelere çıkacaktır. Burada şunu çok net vurgulamak isterim: Milletimiz gönlünü ferah tutsun. Türkiye, doğru yoldadır ve hedeflerine emin adımlarla ilerlemektedir. Daha önce nasıl enflasyonu tek haneye indirdiysek, inşallah aynısını yine başaracağız. Bunu, AK Parti ve Cumhur İttifakından başka yapabilecek kimse de yoktur.

“BAKANLIĞIMIZ BORÇLARIN TAHLİSİNE BAŞLAYACAK”
Şu anda belediyelerin borçlarıyla ilgili Hazine ve Maliye Bakanlığımız kaynağında bu borçların tahlisine başlayacaktır. Öyle 25 kuruşa simit yok. Milletin varlığını değişik yerlerde harcamaya müsaade yok. Dolayısıyla Bakanlığımız bu tahsili yerinde yapacaktır. Biz siyasette hiçbir zaman böyle ucuz yollara meyletmedik, Sırf seçim kazanacağız diye böyle sözler vermedik. Gerçekten yapmak isteyip de irademizi aşan sebeplerden dolayı yapamadığımız hususlar elbette olmuştur. Ama gayretimize, samimiyetimize halkımız şahittir.
“EMEKLİ AYLIĞINI 380 DOLARA YÜKSELTTİK”
Hayatlarının ikinci baharında emeklilerimizin yanında yer almayı asli görevimiz olarak görüyoruz. Son 21 yılda emeklilerimizin hayat kalitesini yükseltecek birçok adım attık. Bizden önce emekli maaşları gerçekten insani standartların çok altındaydı. Kasım 2002’de nasıl bir ücret tablosuyla karşı karşıya olduğumuzu burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Ülkeyi yönetme sorumluluğunu üstlendiğimizde en düşük emekli aylığı 66 lira, yani 43 dolardı. Yine bu dönemde asgari ücret 184 lira olarak uygulanıyor, bu rakam da 122 dolara tekabül ediyordu. Emeklilerimizin önemli bir kısmı asgari ücretin 3’de biri civarında aylık almaktaydı. Bu dengesizliği giderecek pek çok düzenlemeyi hayata geçirdik. En düşük emekli aylığını, geçtiğimiz hafta yapılan artışla 12 bin 500 liraya, yani 380 dolara yükselttik. Son 2 yılda en düşük emekli aylığını yüzde 257 oranında artırmış olduk. Bu yıl ocak ayında bütçe imkanlarımızı zorlayarak tüm emekli aylıklarını yüzde 49,3 oranında artırmıştık.
“DEPREMİN FATURASI AZALDIKÇA, ORTAYA ÇIKAN İLAVE KAYNAĞI HALKIMIZIN EMRİNE SUNACAĞIZ”
Temmuzda da SSK ve BAĞ-KUR emeklilerinin aylıklarına yüzde 24,7; emekli sandığı emeklilerimizin aylıklarına yüzde 19,3 oranında zam yaptık. Dolayısıyla 2024 yılında emekli maaşlarında yüzde 78 ilâ 86 oranında artışa gitmiş durumdayız. Yaptığımız bu artış, enflasyon beklentisinin oldukça üzerindedir. Yine geride bıraktığımız dönemde emeklilerimize tek seferlik 5’er bin lira ödeme yaparak, onlara destek olduk. Bunun yanı sıra, emeklilerimize bayram ikramiyesi ödemesini biz başlattık. 2018 yılında bin lira olarak başlayan bu ödemeleri, son iki bayramdır 3 bin lira olarak gerçekleştiriyoruz. Emeklilerimize sunduğumuz bir diğer imkân banka promosyonudur. Son olarak kamu bankalarımızın öncülüğünde emeklilerimize ödenen promosyon tutarlarının yükseltilmesini temin ettik. Maaş düzeylerine göre emeklilerimiz 8 ile 12 bin lira arasında promosyon alıyor. Hatta özel bankalarda bu tutar 18 bin liraya kadar yükseliyor. Tüm bunlarla birlikte Çalışma Bakanlığımız, “emekliler yılı” kapsamında bu sene emeklilerimize farklı alanlarda pek çok imkân sağlıyor. İnşallah çok daha fazlasını yapacağız. Depremin toplam 104 milyar doları bulan faturası azaldıkça, ekonomide uyguladığımız politikalar daha fazla sonuç verdikçe inşallah ortaya çıkan ilave kaynağı, başta emeklilerimiz olmak üzere halkımızın emrine sunacağız.
“AMACIMIZ; İNSANLARIMIZIN REFAHINI KALICI OLARAK ARTIRMAKTIR”
Emekli kardeşlerimizin şunu bilmesini arzu ediyorum: Gösterdiğimiz tüm bu çabalara rağmen, Cumhurbaşkanınız olarak yaşadığınız sıkıntıların tamamının farkındayım. Serzenişlerinizi duyuyorum. Sorunlarınızı çözmek için tüm imkanlarımızı seferber ediyoruz.
]]>Buradan AK Parti’nin ülkeye hizmet mücadelesi omuz veren tüm partililere vatandaşlarıma selamlarımı iletiyorum. Grup toplantımıza heyecan katan kardeşlerimize hoşgeldiniz diyorum.
Doktor Sadık Ahmet, inandığı değerleri savunmaktan ismiyle müsamma bir dava adıydı. Batı Trakya Türk azınlığın bugünkü kazanımlarda merhüm Sadık Ahmet’in büyük payı vardır. Kendisini bir kez daha anıyor, ailesine sabır diliyorum.

“3 ÇEYREK ASIRDIR HAKSIZLIĞA, AYRIMCILIĞA MARUZ KALIYORLAR”
Yunan makamlarıyla görüşmelerimizde Batı Trakya’daki soydaşlarımızın sorunları gündemimizin ilk sırasında alıyor, Din, ibadet, ve eğitim konusundaki meseleler sürekli takibimizdedir. Bundan sonra da Batı Trakya Türk azınlığa kol kanat germeye devam edeceğiz. Aynı durum Kıbrıs Türk halkının hakları için de geçerlidir. 1960’lardan beri neredeyse 3 çeyrek asırdır, haksızlığa, ayrımcılığa maruz kalıyor.
Yakılan köyleri, öldürülen çocukları, Kıbrıslı kardeşlerimizin dramlarını asla unutamayız. Tüm bu zulümler işlenirken Batılı kuruluşlar hiçbir şey yapmadılar. 20 Temmuz 1974 Barış harekatıyla Türkiye, Kıbrıs Türk halklarının bağımsızlığına uzanan elleri kırmıştır. Kıbrıs Türkünün bağımsızlık iradesini kırmaya çalışan politikalar o günden bugüne kadar artarak devam etmektedir.
Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 50’nci yıldönümü
Son olarak 2004 yılında Annan Planı’na evet diyen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti cezalandırılırken plana hayır diyen Rum kesimi Avrupa Birliği’ne tam üye yapılarak ödüllendirildi. Daha sonra oturulan müzakere masalarından ne yazık ki hiçbir sonuç çıkmadı. Eski yöntemlerle bir yere varılamayacağını artık görmüş durumdayız. Federalizme dayalı tekliflere bizim de Kıbrıs Türkü’nün de karnı tok. Anavatan ve garantör ülke olarak duruşumuzu Barış Harekatı’nın 50’inci yıl dönümünde çok net biçimde tekrar ortaya koyduk. 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı’nı ülkemizden geniş bir heyetin de katılımıyla Kıbrıs Türkü kardeşlerimizle beraber büyük bir coşkuyla kutladık. Kıbrıs davasına ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına verdiğimiz önemi böylece bir kez daha tüm dünyaya ilan etmiş olduk.

Hedefimiz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınırlığını artırmaktır. İslam İşbirliği Teşkilatı ve Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde attığımız adımların devamını getirmekte kararlıyız. Aynı şekilde Kıbrıs Türk Halkının kendi ayakları üzerinde durması için de desteklerimizi, yatırımlarımızı sürdürüyoruz. Bu vesileyle Barış Harekatı’nda şehit olan Mehmetçik ve Mücahitleri tekrar rahmetle, kahraman gazilerimizi şükranla yad ediyorum. 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramına iştirak etmek suretiyle Kıbrıs Türk halkına varlıklarıyla destek olan; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş’a, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye, Cumhur İttifakı’nda beraber yol yürüdüğümüz ortaklarımıza, siyasi partilerin genel başkanlarına ve milletvekillerine hassaten teşekkür ediyorum.
“15 TEMMUZ İHANETİNİN FAİLLERİNİ AKLAMA GÖREVİNİ DE CHP ÜSTLENDİ”
Özellikle muhalefetin, Türkiye’yi yabancılara şikayet eden eski siyasetini terk etmeye başlamasını önemsiyoruz. Hatırlanacağı üzere “Sâbık Genel Başkan” döneminde Cumhuriyet Halk Partisi’nin dış politikada yaşadığı savrulmalar, siyasi rekabet kavramıyla açıklanamayacak boyutlara ulaşmıştı. Kimi CHP milletvekilleri, Avrupa’da ülke ülke dolaşıp, PKK’nın Suriye’deki uzantılarının gönüllü avukatlığını yapıyorlardı.
Geçen hafta 8’inci yıldönümünü geride bıraktığımız 15 Temmuz ihanetinin faillerini aklama görevini de yine CHP yönetimi üstlenmişti. Milletin, bir gecede 252 evladını şehit vererek yazdığı milli irade destanına, “kontrollü darbe” yaftası vuranlar da, bu kifayetsizlerden başkası değildi. Türkiye’ye ve Türk siyasetine yakışmayan bu tavrın değişim işaretleri göstermesini, açık söyleyeyim, “muhalefetin normalleşmesi” adına kaydadeğer buluyoruz. Lefkoşe’de sergilenen birlikteliğin, başta terörle mücadele olmak üzere milli meselelerde istikrarlı bir şekilde sürdürülmesini temenni ediyorum. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın şahsında Kıbrıs Türk halkına samimi ev sahiplikleri için buradan ayrıca şükranlarımı sunuyorum.

Burada şunu da ifade etmek isterim. Biz, komşularımızla ilişkilerimizde gerilim peşinde asla değiliz. Yakın çevremizden başlayarak tüm ülkelerle dostluğumuzu ilerletmeye, bölgemizde ve dünyada dostlarımızın sayısını artırmaya bakıyoruz. Bu politikamızda da son derece samimiyiz, kararlıyız, iyi niyetliyiz. Tokalaşmak amacıyla uzatılan hiçbir eli havada bırakmayız. Ortak çıkarlar ve karşılıklı saygı çerçevesinde hareket edildiği takdirde aşılamayacak hiçbir engel görmüyoruz. Nitekim son bir yılda bu yönde önemli adımlar attık. Komşularımızın yanı sıra, pek çok uluslararası kuruluşla işbirliğimizi ilerlettik. Artan güvenlik tehditleri karşısında Türkiye’nin manevra alanını genişletmek için gayretlerimizi inşallah daha da yoğunlaştıracağız.
ENFLASYON MESAJI: EN KÖTÜ TABLO GERİDE KALDI
Ekonomide de sıkıntılarımızın üstesinden geliyoruz. Enflasyon bundan sonra daha hissedilir şekilde düşecektir. Enflasyonda da en kötü tabloyu geride bıraktığımızı düşünüyorum. 11 yıl sonra gelen not artırımı, Türkiye için çok geç kalmış bir adım. Türkiye’nin ekonomik kapasitesi bu oranların çok üzerinde. Sene sonunda enflasyonu hedeflediğimiz seviyelere mutlaka indireceğiz. Milletimiz gönlünü ferah tutsun, Türkiye doğru yoldadır ve hedeflerine emin adımlarla ilerlemektedir.
CHP’Lİ BELEDİYELERE TEPKİ
Bunlar aynı riyakarlığa seçim döneminde de başvurdular. Suyu ucuzlatmaktan bahsediyorlardı, şimdi yüzde 500 zam yapıyorlar. Liyakattan bahsediyorlardır, şimdi belediyeleri akrabadan geçinmiyor. Otoparkından toplu taşımaya belediye bünyesinde hangi hizmetler sunuluyorsa hiç sektirmeden hepsinde fahiş artışa geçtiler. Daha 4 ay öncesinde meydanlarda bol keseden para dağıtıyorlardı şimdi emeklileri kapısına dahi yaklaştırmıyorlar.

Buradan sayın Genel Başkan Özgür Özel’e seslenmek istiyorum; dürüst siyaset verilen sözlerin arkasında durmayı gerektirir. Tutmadığınız sözlerin mahcubiyetini daha büyük vaatlerde bulunarak veremezsiniz. Gücünüz yetiyorsa belediye başkanlarınıza söyleyin; bedavaya verecekleri hizmetlere yaptıkları zamları düşürsünler.
“BAKANLIĞIMIZ BORÇLARIN TAHSİLİNE BAŞLAYACAK”
Emeklilere faydanız dokunsun istiyorsanız talimat verin belediyeleriniz Sosyal Güvenlik Kurumu’na olan birikmiş borçlarını ödesinler.
Şu anda belediyelerin borçlarıyla ilgili Hazine ve Maliye Bakanlığımız kaynağında bu borçların tahsiline başlayacaktır.
Öyle 25 kuruşa simit yok. Milletin varlığını değişik yerlerde harcamaya müsaade yok. Dolayısıyla Bakanlığımız bu tahsili yerinde yapacaktır. Biz siyasette hiçbir zaman böyle ucuz yollara meyletmedik, Sırf seçim kazanacağız diye böyle sözler vermedik. Gerçekten yapmak isteyip de irademizi aşan sebeplerden dolayı yapamadığımız hususlar elbette olmuştur. Ama gayretimize, samimiyetimize halkımız şahittir.
Son 21 yılda emeklilerimizin hayat kalitesine büyük katkıda bulunduk. Bizden önce emekli maaşları insani standartların altındaydı. Emeklilerimiz için önceki yıllarda da olduğu gibi bu yıl da maaş artışı yaptık.
Sıkıntıların, serzenişlerin de farkındayım. Bizim popülizmle işimiz yok, biz meydanlarda söz verip sonra cayanlardan değil sözümüzün dimdik arkasında duranlardan olduk. Bu ülke yakın geçmişte kendi çıkarı için, seçim kazanmak için vatandaşın umutlarıyla oynayanlardan çok çekti. Bizim hedefimiz el ele verip vatandaşımızın refahını artırmaktır.
SOKAK HAYVANLARI DÜZENLEMESİ
Maalesef bu sayı her yıl asimetrik şekilde artıyor. Üstelik çocukalara, yetişkinlere, yaşlılara başka hayvanlara saldırıyorlar. Trafik kazalarına neden oluyorlar. Müdahale edilmedikçe sorun daha da büyüyor. Halkımız sokakların güvenli hale gelmesini istiyor. Çocuklarımız gönül rahatlığıyla okula gitmek parkta oynamak istiyor. Bizim bu arzulara sessiz kalmamız düşünülemez. Hayvanlar konusunda kimse bize merhamet dersi vermeye kalkışmasın. Dağdaki eli kanlı teröristlere methiyeler düzenler bize vicdan ve merhamet nutku çekemez. Timsahın gözyaşı merhametten değildir.
Son dakika gelişmelere anında ulaşmak için Haber7 uygulamasını akıllı cihazlarınıza (iOS, Android) kurabilir, Twitter’da @Haber7 hesabını takip edebilirsiniz.
App Store Google Play Takip Et
11’inci Kalkınma Planı ile 2021 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı doğrultusunda, Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi Başkanlığı ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca hazırlanan belge, Türkiye’nin 2025 yılına kadar yapay zeka alanında yürüteceği çalışmalar için yol haritası niteliği taşıyor.
Eylemler kapsamında, “TechVisa Programı“yla yapay zeka alanındaki yetenekli bireylerin Türkiye’ye çekilmesine yönelik mekanizmalar hayata geçirilecek. Türk diasporasında yapay zeka alanında çalışan akademisyenler ve uzmanlar da Türkiye’nin yapay zeka ekosistemiyle buluşturulacak.

TÜRKÇE BÜYÜK DİL MODELİ GELİŞTIRİLECEK
Yerli geliştirilecek üretken yapay zeka modellerine (LLM, LAM) ilişkin teknik ve etik standartları belirlemek üzere uzman komite kurulacak.
Türkçe büyük dil modeli geliştirilecek ve tüm ekosistemin katkısını almak amacıyla Türkçe Büyük Dil Modeli Topluluğu oluşturulacak. Bu modellerin geliştirilmesinde Türk cumhuriyetlerinden veri temin edilmesi ve modelin bu ülkelerde kullanımı için işbirliği mekanizmaları geliştirilecek.
Kendi büyük dil modelini geliştiren ülkeler veya bu konudaki küresel firmalarla bilgi ve tecrübe paylaşımına yönelik işbirlikleri de artırılacak. Küresel teknoloji firmalarının yapay zeka alanındaki AR-GE faaliyetlerini Türkiye’de yürütmelerine yönelik özel bir mekanizma kurgulanacak.
“GÜVENİLİR YAPAY ZEKA DAMGASI” OLUŞTURULACAK
Üretken yapay zeka modellerinin geliştirilmesi amacıyla bu alanda Türkiye’yi küresel oyuncu haline getirecek işlemci altyapısına yönelik ihtiyaç analizi yapılacak, kapasite geliştirilecek.
Yapay zeka uygulamaları denetim ve yasal uyumu için belgelendirme mekanizması doğrultusunda “Güvenilir Yapay Zeka Damgası” oluşturulacak.
“Yapay Zeka Uygulamaları Hukuki Değerlendirme Rehberi” hazırlanacak. “Yapay Zeka Değer ve İlkeler Etki Analizi Çerçevesi” oluşturulacak. Güvenilir yapay zekanın denetimi için gereken araçlar geliştirilmesi sağlanacak.
Türkiye’nin siber uzaydaki varlıklarına karşı yöneltilen özellikle yapay zeka ile güçlendirilmiş yeni nesil siber tehditlerin tespit edilmesi, önlenmesi ve etkilerinin azaltılması kapsamındaki işlerin tek elden yürütülmesi amacıyla gerekli politika ve mevzuat geliştirme çalışmaları yürütülecek.
Yapay zeka tarafından oluşturulan içeriğin fikri mülkiyet haklarının açıklığa kavuşturulmasına yönelik rehber hazırlanacak ve yapay zeka ürünlerinin patentlenebilmesine ilişkin standartlaştırma çalışmaları yapılacak.
Yapay zeka sistemlerinin geliştirilmesini, kullanılmasını ve yapay zeka içeren sistemlerin piyasaya arzını düzenleyen uluslararası normlarla uyumlu ulusal düzenleme yapılacak.
Kurumsal Yapay Zeka ve İleri Analitik Proje Yönetim Rehberi oluşturulacak.

DESTEKLER ARTIRILACAK
Yapay zeka alanındaki yetkin iş gücünün artırılması amacıyla Uluslararası Lider/Genç Araştırmacılar ve Sanayi Doktora Programı destek miktarları ve bu programlardan yararlanan araştırmacı sayısı artırılacak.
Devlet burslarıyla yurt dışında lisansüstü öğrenim için kontenjanlar çoğaltılacak.
Yapay zeka alanında çalışan araştırmacılar “Yurt İçi ve Yurt Dışı Doktora Sonrası Araştırma Burs Programları”yla desteklenecek. Yapay zeka alanında yükseköğretim öğrenci ve personel değişim faaliyetlerine destek verilecek.
Kamu kurum ve kuruluşlarının sahip olduğu verilere ilişkin envanter çıkarılarak “Merkezi Kamu Veri Alanı” kurulacak.
Yapay zeka ürünlerinin risk odaklı değerlendirilmesine imkan tanıyan “Yapay Zeka Risk Yönetimi Sistemi Belgelendirme Programı” hayata geçirilecek.
“YAPAY ZEKA ETKİ ANALIZI – SEKTÖR RAPORLARI” ADLI SEKTÖREL RAPORLAR HAZIRLANACAK
Yapay zeka alanındaki uluslararası çalışmaların takibi, bu konudaki çalışmalara etkin katılımın sağlanması ve katkı verilmesi amacıyla “Uluslararası Yapay Zeka Çalışmaları Takip ve Koordinasyon Komitesi” kurulacak.
Türkiye’de yapay zeka alanda faaliyet gösteren ulusal ve uluslararası firmalara ve ürünlere yönelik envanter oluşturulacak.
Yurt içinde yapılan AR-GE çalışmaları sonucunda ortaya çıkan yapay zeka ürün ve çözümlerinin KOBİ’ler tarafından kullanılmasını teşvik edecek destek programı uygulamaya konulacak.

“TÜRKİYE YAPAY ZEKA PORTALI” KURULACAK
“Yapay Zeka Ekosistem Çağrısı”na çıkılacak. Kamu idarelerinin ihtiyaçları sektör uzmanlığı ile eşleştirmek üzere yeni “Kamu Yapay Zeka Ekosistem Çağrıları” açılacak.
TÜBİTAK BİLGEM Yapay Zeka Enstitüsü yönetiminde “Türkiye Yapay Zeka Portalı” kurulacak ve idame ettirilecek. Enstitünün tematik alan yapılanmasıyla uyumlu “yapay zeka enstitüsü birlikte geliştirme laboratuvarları” kurulacak.
Yapay Zeka Enstitüsü kurumsal kapasitesi tüm ekosistemi destekleyecek şekilde geliştirilecek ve Enstitü bünyesinde “Temel Yapay Zeka Araştırma Grubu” oluşturulacak.
Mesleki eğitim kursları ve işbaşı eğitim programları ile yapay zeka nedeniyle istihdam olanakları daralacak işsizlere ve mevcut durumda çalışan kişilere yönelik eğitimler düzenlenecek.
Yapay zekanın mesleklerin dönüşümü ve iş gücüne etkisinin değerlendirilmesi amacıyla kurum bünyesinde çalışma takımı oluşturulacak.
Girişim sermayesi fonlarıyla işbirlikleri geliştirilecek ve sektörlere özgü tematik kümelerin ve mükemmeliyet merkezlerinin kurulması teşvik edilecek.
“ÖĞRENME ANALİTİĞİ PLATFORMU” OLUŞTURULACAK
Yapay zeka alanı haricindeki bilim alanlarında eğitim programlarının müfredatına, veri bilimi ve yapay zeka konularının dahil edilmesi hususunda koordinasyon yürütülecek.
Orta ve uzun vadeli iş gücü analiz ve projeksiyonları dikkate alınarak bu alanda ön lisans, lisans ve lisansüstü düzeyde programlar açılacak.
Sertifika eğitimi veren özel eğitim kurumları için yapay alanında eğitim programı standartları belirlenecek ve uygulanacak. Ulusal meslek standartları ve ulusal yeterlilikler hazırlanacak ve bu kapsamda ölçme değerlendirme altyapısı kurulacak.
İlgili derslerin müfredatları algoritmik düşünme, yapay zeka teknolojileri ve etik ilkeler ekseninde iyileştirilecek, öğretim programları çerçevesinde dijital içerikler hazırlanacak.
Mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarına ve ortaöğretime yönelik yapay zeka öğretim programı hazırlanacak. Öğretmenlerin bu alanda hizmet içi eğitimlerle farkındalıkları ve kapasiteleri artırılacak.
Öğrenmenin geliştirilmesi için ekosistemin iyileştirilmesine yönelik “öğrenme analitiği platformu” oluşturulacak.
Yapay zeka ekosisteminin geliştirilmesi amacıyla yerli üretken yapay zeka uygulamalarına yönelik ulusal yarışmalar düzenlenecek. Toplumun genç kesimlerine yapay zeka bilinci aşılamak ve bu konuda farkındalığı artırmak amacıyla “Yapay Zeka Okuryazarlığı Seferberliği” başlatılacak.
Mevcut iş gücünün dönüşümü için özelleştirilmiş “Yapay Zeka Eğitim Modeli” tasarlanacak.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un himayelerinde, İstanbul Üniversitesi (İÜ) ve Cihannüma Dayanışma ve İşbirliği Derneği tarafından İÜ Rektörlük binasında, “Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. Yılında Uluslararası Kıbrıs Sempozyumu” düzenlendi.
Sempozyumda konuşan Tatar, Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yılında Türkiye’de olmaktan büyük mutluluk duyduğunu söyledi.
Tatar, Kıbrıs Türkü’nün tek yürek halinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yaşatılması, güçlendirilmesi için birlikte mücadeleyi sürdürmek zorunda olduğunu belirterek, “Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yıl dönümünü kutlarken, Doğu Akdeniz’de her türlü tahakküme, her türlü saldırıya rağmen Türk Devleti’nin varlığıyla büyük bir başarıya imza attığımızı beyan etmek istiyorum.” diye konuştu.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni güçlendirmek, ekonomik, sosyal ve kültürel mirasını devam ettirmek için büyük bir çaba içerisinde olduklarını dile getiren Tatar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Uluslararası toplum insan hakları ihlaliyle bize diz çökertmeye çalışıyor. Bu çağda seyahat, ticaret ve sporda bile ambargo uygulanması onların ne kadar samimiyetten uzak olduğunu gösteriyor. Kıbrıs Türkü’nü umutsuzluğa, federasyona sürüklemek istiyorlar. Federasyonun tehlikelerinin farkındayız. Federasyonun ön şartı ‘Sıfır asker, sıfır garantidir.’ Bu nedir? Türkiye Cumhuriyeti olmadığı için garantörlük hakkı ortadan kalkacak, Kıbrıs Türkü kendini Avrupa’nın kucağında bulacak. Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin sağlanması için Türkiye’nin tam desteğiyle çalışıyoruz.”
Tatar, 1974 Barış Harekatı’nın çok başarılı bir harekat olduğunu; bu harekat sonrası Türkiye’nin çok büyük ambargolarla karşı karşıya kaldığını kaydetti.
“Kıbrıs meselesi Türkiyesiz çözülemez”
Ersin Tatar, 18 Temmuz’da, “Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. Yıl Dönümü” başlıklı başkanlık tezkeresinin TBMM’de ittifakla kabul edilmesinden büyük mutluluk duyduğunu vurgulayarak, “Bu tezkere bizim için çok önemli ve kıymetliydi çünkü bir kez daha Türkiye iki devletli siyaseti nasıl desteklediğini ittifakla, oy birliğiyle belli etti. İlk tezkere 1974 Barış Harekatı dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin adaya çıkmasını temin eden bir tezkeredir. 50 yıl sonra, 18 Temmuz 2024’de Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçen tezkerede barış harekatına atıfta bulunuluyor.” dedi.
Türklerin Kıbrıs’taki varlığının 500. senesini kutlayacağı süreçte bu durumun kimse tarafından sorgulanamayacağının altını çizen Tatar, sözlerini şöyle tamamladı:
“Tarihi mücadelelerle dolu mücahit halkın elbette kendi devletini kurması en doğal hakkıdır. Biz de bunu yaptık. Bizim kurumsal ve konjonktürel varlığımız her zaman olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti ile bu yolu yürümemizden geçer. Kıbrıs meselesi Rauf Denktaş’ın söylediği gibi Türkiyesiz çözülemez. Türkiye, her zaman ana vatan olarak orada olacaktır ve bu süreci birlikte yöneteceğiz. Ben, Türkiye ve Ankara ile istişare etmeden bu konuda adım atmam ve bu benim en büyük hakkımdır çünkü bölgenin en büyük ülkesi Türkiye’dir. Bu ada Türkiye’nin burnunun dibindedir ve Türkiye garantör ülkedir.”
‘MECLİS’TEN ATILMADIKLARI SÜRECE TERÖRİST BİTER, TERÖR BİTMEZ’
Terörle topyekün mücadele edilmesi gerektiğini söyleyen Destici, “Rahmetli Muhsin başkan, terörü yenecekseniz, şu iki şeyi yapacaksınız diyordu. Bir kere ilke olarak söylüyorum terörle müzakere edilmez, teröristle müzakere edilmez, mücadele edilir. Bir terör örgütünün partisi olur mu? Dünyanın hangi ülkesinde bunun örneği var ama maalesef benim ülkemde var. Onun için bu topyekün mücadele olmadan, o meclisten o teröristler atılmadan, terör bitmez arkadaşlar. Kendi kendimizi kandırmayalım, terörist biter ama terör bitmez. Terörle topyekün mücadele gerekiyor. Bakın artık öyle arsızlaştılar ki sahil kentlerimizde akşam PKK marşlarıyla halay çekecek kadar hadsizleştiler. Elbette haklarında soruşturma başlatılmış, gözaltına alınanlar var ama iş bu noktaya kadar gelmiş. Daha önce bırakın bunu gerçekleştirmeyi bunu akıllarından dahi geçiremezlerdi. Ama bakın iş bu noktaya gelmiş. Demek ki burada bir vahamet var, artık Türkiye’nin, Türk devletinin sabredecek vakti yoktur. Artık gereği eksiksiz ve noksansız bir şekilde yerine getirilmelidir.” dedi.
‘SOKAKLARIMIZI KÖPEKLERDEN TEMİZLEMELİYİZ’
Destici, sokak köpekleri konusuna da değinerek, “Biz demiyoruz ki köpekleri toplayalım, toptan öldürelim. Biz diyoruz ki köpeklerimizden, sokaklarımızı temizleyelim ve saldırgan olanları sahipsiz olanları, bulaşıcı hastalık taşıyanları da uyutalım diyoruz. Bu kadar basit. Avrupa bunu yapmış, dünya bunu yapmış. Bunu yapmadıktan sonra biz bu meseleyi çözemeyiz. Kısırlaştırmak çözüm olmuyor. Bakın, Türkiye kuduz riski en yüksek olan ülkeler arasında gösterilmeye başlandı. Allah korusun bu kovid salgını gibi bir kuduz salgını ile karşı karşıya kalabiliriz. Yani bunun tedbirlerini almak zorundayız. Bu yasanın meclis kapanmadan yasalaşmasını beklediğimizi bir kere daha buradan ifade ediyorum. Meclis’teki partilerimize ve milletvekillerimize bu sokak köpekleriyle ilgili düzenlemeye karşı koydukları direnci özellikle muhalefet partileri direnci, ekonomiyle ilgili vergiyle ilgili, asgari ücretle ilgili emekli maaşıyla ilgili olan konularda terörle mücadele konularında göstermelerini beklediğimizi de buradan ifade ediyorum” ifadelerini kullandı.
‘TÜRKİYE’NİN MESELESİ SOYADI MESELESİ MİDİR ?
Yargı paketi içerisinde yer alan soyadı kanunu ile ilgili açıklamalarda bulunan Destici, “Bir Türk devlet aile geleneği var, evlilikte kocasının soyadı alınıyor. İsteyen hanımefendi kardeşimiz kendi soyadını da kullanabiliyor. Ama sadece kendi kızlık soyadını kullandığında, babanın da soyadı farklı, çocuklar kimin soyadını alacak. Çocuklar babanın soyadını aldı, bir yere gittiklerinde annenin soyadı ile çocukların soyadı uyuşmayacak. Karşıdaki vatandaş da bir şüphe uyanacak, ikisini beraber kullansa ne var bunda yani? Türk devlet aile geleneğine uygun ve aile geleneğinin bana göre sigortasıdır aslında. İsteyen eşinin soyadını kullanır, isteyen hem kendisininkini hem de eşininkini kullanır. En normal olanı ve aile birliğini koruma anlamında da bu önemlidir. Bakıyoruz böyle boş tartışmalar var. Bunlar boş tartışmalar, bunlar doğru tartışmalar değil. Bizim daha önemli sorunlarımız var. Bizim onları çözmemiz lazım. Adalet, işte bak yargı paketi, bu mu yani Türkiye’nin meselesi bu mu ? Yargıda çok daha önemli değişmesi gerekenler var” diye konuştu.
Geceyi kentte geçirecek olan Destici, yarın Sadık Ahmet’in anma törenine katılmak üzere Yunanistan’ın Gümülcine kentine gidecek.
Başıboş köpek sorunuyla ilgili, “Canımızı yakan bir mesele” diyen AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Bunun katliam yasası diye sunulması haksızlık. Arzumuz sokaklarımızın güvenli hale gelmesidir.” ifadelerini kullandı.
Ömer Çelik’in konuşmasından satır başları şöyle:
Bütün Avrupa’daki seçimleri değerlendiren bir sunum yapıldı. Avrupa özelinde baktığımızda aşırı sağın yükselişinin bir bakıma balansının bozulmasını yakından takip ettiğimizi söylemek isterim.
Demokrasinin dünyanın her tarafında güçlü olmasını savunduğumuz gibi Avrupa’da da güçlü olmasını ifade ediyoruz. Bu bakımdan çeşitli partilerle görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Türkiye ile ilgili çifte standartta, Gazze’de aşırı sağcıların Müslümanlara yönelik pasifizmde görüyoruz. Aşırı sağın yükselişi gibi bir durum ortaya çıkıyor.
“İSRAİL VAHŞETİ SÜRDÜRMEYE DEVAM EDİYOR”
Birinci meselemiz Gazze’dir. İsrail’in güvenli bölgelere bile saldırısı söz konusu. İsrail vahşetini sürdürmeye devam ediyor. Gelinen noktada İsrail’in güvenliğini sağlamaya yönelik değil, tam tersi tüm bölgenin güvenliğini tehdit eden saldırgan bir tutumu olduğu ortaya çıkmıştır. Pek çok devlet Filistin devletini de tanımıştır. Burada hep beraber göreceğiz ki ABD’de birçok kişi ayağa kalkacak, Netanyahu’yu ayakta alkışlayacak. Orada yapılan bu hareketin insanlık değerlerini ayaklar altına almak olduğunu tüm dünya görecek.

YUNAN BAKANIN SKANDAL SÖZLERİ
Kıbrıs Türk davasının önemli aşamalarından olan Barış Harekatı’nın 50. yılını kutladık. Yunan tarafından yapılan açıklamalardan da görüyoruz ki Kıbrıs konusuna sahip çıkmamız önemli. Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi federal çözümün olmadığını tüm dünya görmektedir. Yunan Bakanın açıklamasının da federal yönde bir açıklama olmadığı, tüm Kıbrıs’ı yutmak olduğu görülmektedir. Ancak bu mümkün olmayacaktır.
Ekonomik programın işleyişi olarak siyaset kurumu olarak yakından takip ediyoruz. Gelecek aylarda enflasyonist baskıların azalacağı yönündeki tespitler programın doğru işlediğinin göstergesidir. Programın hayata geçmesiyle birlikte vatandaşlarımızı enflasyona ezdirmeme, emeklimizin asgari ücretlimizin yanında bulunma yaklaşımımız OVP’nin ilerlemesine bağlı olarak gündemimizdeki en başlı yerini korumaya devam edecektir.

ÖTANAZİ KELİMESİNİN YASADAN ÇIKARILMASI
Burada esas mesele, ortada bir problem yok da biz onunla ilgili bir yasal düzenleme yapıyor değiliz. İnsanımızın canını yakan bir mesele var. Bir hanımefendiye sokak köpeği saldırısı oldu. Arzu ettiğimiz şey bunları sokaklarımızda görmemek. Bunu bir katliam gibi göstermek haksızlıktır. Sahiplendirmeden tutun da barınaklara alınmasına kadar bir sürü eylem planı var. En sonunda herhangi bir hastalık yayma ya da saldırganlaşmış hayvanlarla ilgili bir düzenleme bu. Biz burada net bir tutum takınmalıyız. Herhangi bir şekilde sokakta saldırılara uğratılmasına karşı olunmalı. Bunu sadece şehir merkezlerinde gördüğümüz gibi kabullenmeyin. Bizim siyasetimizin gerisindeki, eksenindeki değerlerin esası bütün varoluşa saygı, merhamet şeklindedir. Arzumuz sokaklarımızın güvenli hale gelmesidir.
Esas mesele ortak akıl ile hareket etmek. Türkiye’nin sokakları güvenli hale gelecek. Yasayla ilgili birçok eylem planı oluşturulmuştur. Tutup da bunu farklı bir yere çekmenin lüzumu yoktur.

BIDEN’IN ADAYLIKTAN ÇEKİLMESİ
Bu suikast girişimi meselesi son derece tehlikelidir. Siyaset şiddeti topyekün dışlaması gerekir. ABD’deki demokratik kurumlar ile ortaya çıkacak zaaflar tüm dünyayı etkileyecektir. Tabii ki ABD demokrasisin, kongresinin Netanyahu’yu desteklemesine eleştirilerimiz var. Onun ötesinde siyasette tıkanma görüyoruz. İsten demokratların ister cumhuriyetçilerin adayı seçilsin, biz saygılıyız. Kim seçilirse seçilsin hangi dosyalarla çalışacağımız konusunda hazırlığımız tamdır. Önümüzdeki birkaç ay ABD’nin seçimleri konuşulacak biz de buradan takip edeceğiz.

ÖZGÜR ÖZEL’İN AÇIKLAMALARI
Özel’in cümlesinin altını doldurması gerekir. Tarihi olarak geç kalınmış bir açıklama. Eşitsizlikle ilgili olan uygulamalar, eylemler AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılından itibaren yaptığımız reformlarla, bütün yurttaşlarımızın kendi kimlikleri konusunda eşit haklara sahip olması, bütün vatandaşlarımıza yansıması şeklinde büyük adımlar attık. TRT’de bununla ilgili kanal açtık. Birçok yasaklar kalktı. Türkiye terörle mücadele, bu tip alanların yaratılmasında büyük işlere imza atıldı. Biz bu adımları atarken yaptığım bir konuşmada Kürk vatandaşlarımıza karşı eşit olmayacak durumları kaldırırken karşımızda CHP’li milletvekilleri vardı. Özel’in açıklamaları Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü sorununu çözeceğiz gibi tarihi bir açıklama olmuştur. Zamanında biz bu meseleleri çözmek için önemli adımlar attık. Türkiye’de yurttaşlarımızın vatandaşlarımızın anayasal vatandaşlık konusunda daha fazla yararlanması için yüce Meclis’imiz zaten çalışıyor.

SURİYE İLE GÖRÜŞME OLACAK MI?
Putin’in de bir iradesi söz konusu. Bu dosya üzerinde çalışma devam ediyor. İstihbarat kurumları belli aralıklarla görüşüyor. Kurumların olgunlaştırdığı dosya siyasi düzeye gelip, sonra Dışişleri Bakanlarının oluşturacağı çerçeve Cumhurbaşkanımıza ve Suriye Devlet başkanına sunulur. Ondan sonra bir takvim oluşturulur. Bu iki devlet arasında görüşmeyle mi olur, aracı bir ülkeyle mi olur bu da olgunlaşması gereken bir konu.

Başıboş köpek sorunuyla ilgili, “Canımızı yakan bir mesele” diyen AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Bunun katliam yasası diye sunulması haksızlık. Arzumuz sokaklarımızın güvenli hale gelmesidir.” ifadelerini kullandı.
Ömer Çelik’in konuşmasından satır başları şöyle:
Bütün Avrupa’daki seçimleri değerlendiren bir sunum yapıldı. Avrupa özelinde baktığımızda aşırı sağın yükselişinin bir bakıma balansının bozulmasını yakından takip ettiğimizi söylemek isterim.
Demokrasinin dünyanın her tarafında güçlü olmasını savunduğumuz gibi Avrupa’da da güçlü olmasını ifade ediyoruz. Bu bakımdan çeşitli partilerle görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Türkiye ile ilgili çifte standartta, Gazze’de aşırı sağcıların Müslümanlara yönelik pasifizmde görüyoruz. Aşırı sağın yükselişi gibi bir durum ortaya çıkıyor.
“İSRAİL VAHŞETİ SÜRDÜRMEYE DEVAM EDİYOR”
Birinci meselemiz Gazze’dir. İsrail’in güvenli bölgelere bile saldırısı söz konusu. İsrail vahşetini sürdürmeye devam ediyor. Gelinen noktada İsrail’in güvenliğini sağlamaya yönelik değil, tam tersi tüm bölgenin güvenliğini tehdit eden saldırgan bir tutumu olduğu ortaya çıkmıştır. Pek çok devlet Filistin devletini de tanımıştır. Burada hep beraber göreceğiz ki ABD’de birçok kişi ayağa kalkacak, Netanyahu’yu ayakta alkışlayacak. Orada yapılan bu hareketin insanlık değerlerini ayaklar altına almak olduğunu tüm dünya görecek.
YUNAN BAKANIN SKANDAL SÖZLERİ
Kıbrıs Türk davasının önemli aşamalarından olan Barış Harekatı’nın 50. yılını kutladık. Yunan tarafından yapılan açıklamalardan da görüyoruz ki Kıbrıs konusuna sahip çıkmamız önemli. Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi federal çözümün olmadığını tüm dünya görmektedir. Yunan Bakanın açıklamasının da federal yönde bir açıklama olmadığı, tüm Kıbrıs’ı yutmak olduğu görülmektedir. Ancak bu mümkün olmayacaktır.
Ekonomik programın işleyişi olarak siyaset kurumu olarak yakından takip ediyoruz. Gelecek aylarda enflasyonist baskıların azalacağı yönündeki tespitler programın doğru işlediğinin göstergesidir. Programın hayata geçmesiyle birlikte vatandaşlarımızı enflasyona ezdirmeme, emeklimizin asgari ücretlimizin yanında bulunma yaklaşımımız OVP’nin ilerlemesine bağlı olarak gündemimizdeki en başlı yerini korumaya devam edecektir.
ÖTANAZİ KELİMESİNİN YASADAN ÇIKARILMASI
Burada esas mesele, ortada bir problem yok da biz onunla ilgili bir yasal düzenleme yapıyor değiliz. İnsanımızın canını yakan bir mesele var. Bir hanımefendiye sokak köpeği saldırısı oldu. Arzu ettiğimiz şey bunları sokaklarımızda görmemek. Bunu bir katliam gibi göstermek haksızlıktır. Sahiplendirmeden tutun da barınaklara alınmasına kadar bir sürü eylem planı var. En sonunda herhangi bir hastalık yayma ya da saldırganlaşmış hayvanlarla ilgili bir düzenleme bu. Biz burada net bir tutum takınmalıyız. Herhangi bir şekilde sokakta saldırılara uğratılmasına karşı olunmalı. Bunu sadece şehir merkezlerinde gördüğümüz gibi kabullenmeyin. Bizim siyasetimizin gerisindeki, eksenindeki değerlerin esası bütün varoluşa saygı, merhamet şeklindedir. Arzumuz sokaklarımızın güvenli hale gelmesidir.
Esas mesele ortak akıl ile hareket etmek. Türkiye’nin sokakları güvenli hale gelecek. Yasayla ilgili birçok eylem planı oluşturulmuştur. Tutup da bunu farklı bir yere çekmenin lüzumu yoktur.
BIDEN’IN ADAYLIKTAN ÇEKİLMESİ
Bu suikast girişimi meselesi son derece tehlikelidir. Siyaset şiddeti topyekün dışlaması gerekir. ABD’deki demokratik kurumlar ile ortaya çıkacak zaaflar tüm dünyayı etkileyecektir. Tabii ki ABD demokrasisin, kongresinin Netanyahu’yu desteklemesine eleştirilerimiz var. Onun ötesinde siyasette tıkanma görüyoruz. İsten demokratların ister cumhuriyetçilerin adayı seçilsin, biz saygılıyız. Kim seçilirse seçilsin hangi dosyalarla çalışacağımız konusunda hazırlığımız tamdır. Önümüzdeki birkaç ay ABD’nin seçimleri konuşulacak biz de buradan takip edeceğiz.
ÖZGÜR ÖZEL’İN AÇIKLAMALARI
Özel’in cümlesinin altını doldurması gerekir. Tarihi olarak geç kalınmış bir açıklama. Eşitsizlikle ilgili olan uygulamalar, eylemler AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılından itibaren yaptığımız reformlarla, bütün yurttaşlarımızın kendi kimlikleri konusunda eşit haklara sahip olması, bütün vatandaşlarımıza yansıması şeklinde büyük adımlar attık. TRT’de bununla ilgili kanal açtık. Birçok yasaklar kalktı. Türkiye terörle mücadele, bu tip alanların yaratılmasında büyük işlere imza atıldı. Biz bu adımları atarken yaptığım bir konuşmada Kürk vatandaşlarımıza karşı eşit olmayacak durumları kaldırırken karşımızda CHP’li milletvekilleri vardı. Özel’in açıklamaları Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü sorununu çözeceğiz gibi tarihi bir açıklama olmuştur. Zamanında biz bu meseleleri çözmek için önemli adımlar attık. Türkiye’de yurttaşlarımızın vatandaşlarımızın anayasal vatandaşlık konusunda daha fazla yararlanması için yüce Meclis’imiz zaten çalışıyor.
SURİYE İLE GÖRÜŞME OLACAK MI?
Putin’in de bir iradesi söz konusu. Bu dosya üzerinde çalışma devam ediyor. İstihbarat kurumları belli aralıklarla görüşüyor. Kurumların olgunlaştırdığı dosya siyasi düzeye gelip, sonra Dışişleri Bakanlarının oluşturacağı çerçeve Cumhurbaşkanımıza ve Suriye Devlet başkanına sunulur. Ondan sonra bir takvim oluşturulur. Bu iki devlet arasında görüşmeyle mi olur, aracı bir ülkeyle mi olur bu da olgunlaşması gereken bir konu.
]]>“Kıbrıs Barış Harekatı Belgeseli” gösterimi ile başlayan sempozyumda açılış konuşmasını gerçekleştiren Numan Kurtulmuş, “Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de fiziki bir ada, fizikİ bir üs olan Kıbrıs’tan vazgeçmesi de asla düşünülemez. Bundan sonra da düşünülemeyecektir“ ifadelerini kullandı.

“BELKİ BUGÜN KIBRIS’TA BİR TEK TÜRKÜN BİLE VARLIĞINDAN BAHSEDEMİYOR OLACAKTIK”
Numan Kurtulmuş, Barış Harekatı’nda rol alan isimlere değinerek, “Eğer onların cesaretleri ve kararlılıkları olmasaydı; bugün Kıbrıs’ta bir Türk devletinin varlığından bahsedemiyorduk. Daha da acısı, eğer bu Barış Harekatı olmasaydı belki bugün Kıbrıs’ta bir tek Türkün bile varlığından bahsedemiyor olacaktık. Bugün de Doğu Akdeniz’e şöyle bir baktığınız zaman, herhalde dünyanın bütün büyük devletlerinin Doğu Akdeniz’de fiziki ve fiili varlığı söz konusudur. Herkes bir şekilde Doğu Akdeniz’de olabilmek için can atmaktadır. Çünkü dünyada egemenlik elde edebilmek için Doğu Akdeniz’in fevkalede geçiş noktalarından birisi olduğunu herkes biliyor. Burada Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de fiziki bir ada, fiziki bir üs olan Kıbrıs’tan vazgeçmesi de asla düşünülemez. Bundan sonra da düşünülemeyecektir. Dolayısıyla Kıbrıs Türk Devleti’nin varlığı inşallah kıyamete kadar devam edecektir” dedi.
“KIBRIS’TA TEK BİR İŞGALCİ VARDIR”
Harekatın bir özgürlük mücadelesi olduğunu belirten Kurtulmuş, “Dublin’deki Avrupa Parlamento Başkanları Toplantısında Rum yönetiminin parlamento başkanı ‘Kıbrıs’ta işgalci ve Kıbrıs Devleti’ni ortadan kaldıran Türkler’ diye bir cümle kullandı. Sonra sıra bana geldi. Orada da ifade ettim; evet Kıbrıs’ta bir işgalci vardır, o işgalci Türk tarafı değil Kıbrıs Devleti’ni ortadan kaldıran Rum tarafıdır, Rum kesimidir. Kıbrıs Barış Harekatı sadece bir askeri başarı değildir. Askeri başarı olmasının üstünde ve ötesinde Kıbrıs Barış Harekâtı, Türklerin özgürlük ve onur mücadelesidir. Eğer Kıbrıs’taki o olaylara sessiz kalınsaydı, böyle bir hareket olmasaydı: sadece Kıbrıs Türkleri işkence ve zulüm altında bırakılmış olmayacak aynı zamanda topyekûn Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içinde yaşayan biz Türkler de onurumuzu, haysiyetimizi kaybedecektik. Dolayısıyla bu Barış Harekâtı aynı zamanda Türkiye Türklerinin haysiyet mücadelesidir. Bu harekât sadece bir askeri başarı değil aynı zamanda uluslararası alanda bütün zorluklara rağmen başarıyla kazanılmış bir zaferdir. Bütün dünyanın nasıl karşı çıktığını dün gibi hatırlıyoruz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bütün kurum ve kuruluşlarıyla tam manasıyla teşekkül etmiş bir devlettir. Bundan sonra da kıyamete kadar yaşayacaktır. Bir kere daha burada ilan ediyoruz ki; şartlar ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti Devleti Kuzey Kıbrıs Türk halkını hiçbir yerde hiçbir zaman yalnız bırakmayacaktır” şeklinde konuştu.

“BU DAVA MÜŞTEREK BİR MİLLİ DAVADIR”
KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ise, “Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50’nci yılını kutlarken, gerçekten Doğu Akdeniz’de Türk devletinin ortaya çıkması ile her türlü esarete, her türlü tahakküme, her türlü saldırıya rağmen büyük bir başarı öyküsünü, bu destanı birlikte yazdığımızı da İstanbul Üniversitesi gibi bir irfan kurumunda beyan etmek istiyorum. Hepimiz büyük bir başarıya imza attık. Ve netice itibariyle şu anda Doğu Akdeniz’de KKTC, anavatan Türkiye Cumhuriyeti’yle gerek havada, gerek denizde gerek karada iş birliği içerisinde. Ancak uluslararası toplum, bizleri ambargo ve izolasyonlarla bir bakıma diz çökertmeye çalışıyor bizlere, gerçekten insan hakları ihlalini sonuna kadar, hala daha yapmak suretiyle, bizleri ambargo ve izalasyonlarla bir bakıma diz çökertmeye çalışıyorlar. Çünkü artık bu çağda seyahat özgürlüğü, ticaret hatta sporda bile ambargoların uygulanması onların ne kadar hüsniyetsiz, ne kadar samimiyetten uzak olduğunu gösterir. Biz, ENOSIS’e kapılarımızı açık bırakacak, Avrupa Birliği çerçevesinde bir anlaşmayı her zaman reddedeceğimizi belirtiyoruz. Çünkü bizim kurumsal ve konjektörel varlığımız, her zaman olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti’yle birlikte bu yolu yürümemizden geçer. Onun için bu dava, müşterek bir milli davadır” diye konuştu.
]]>Türk savunma sanayisinin önde gelen şirketlerinden ASELSAN da fuara ilk defa katılım sağlayarak askeri ve sivil alandaki hava platformu sistemlerini sergiliyor.
ASELSAN Genel Müdürü Akyol, şirketin yüksek teknoloji alanındaki hedefleri, uzay ve uydu çalışmaları ve geleceğe dönük vizyonuna ilişkin AA muhabirine değerlendirmede bulundu.
Akyol, 49 yıl önce kurulan ASELSAN’ın Türkiye’nin önde gelen savunma sanayi şirketlerinden olduğunu vurgulayarak, “Özellikle platformlarımıza elektronik sistemler konusunda çözüm sağlayan bir şirketiz. Geçtiğimiz yıllarda kara ve denizdeki birçok ürünü başarıyla silahlı kuvvetlerimize ve dünyadaki şirketlere teslim ettik.” diye konuştu.
Havacılık alanında da Türkiye’nin son yıllarda önemli atılımlar yaptığına işaret eden Akyol, Türkiye’nin helikopterleri, uçakları, İHA’ları ve milli uydusuyla bu alanda ihracat yapabilecek seviyeye geldiğini ve ASELSAN’ın da bu ürünlerin tamamında elektronik sistemleri sağlayan şirket olduğunu dile getirdi.
Akyol, ASELSAN’ın, dünyanın önde gelen prestijli etkinliklerinden Farnborough Uluslararası Havacılık Fuarı’na katılarak 6 teknoloji alanında 50’den fazla ürünü dünyadaki kullanıcılarla buluşturmak istediğini belirtti. ASELSAN Genel Müdürü, aviyonik sistemler, elektronik harp çözümleri, elektro-optik kameralar, radar sistemleri ve haberleşme teknolojilerinin bu ürünler arasında yer aldığını söyledi.
Bu ürünlerin havacılık ve uzay sektöründeki önemine dikkati çeken Akyol, “Bu teknolojiler, uçaklar, insansız hava araçları (İHA) ve diğer platformlara güç veriyor. Özellikle Aesa burun radarı ve ASELFLIR-500 elektro-optik kameramız gibi ürünlerle sektördeki iddiamızı ortaya koyuyoruz.” ifadesini kullandı.

“YATIRIMLARIMIZ ÜLKEMİZE STRATEJİK KATKI SAĞLARKEN ULUSLARARASI İŞBİRLİKLERİNİ DE ARTIRIYOR”
ASELSAN’ın yüksek teknoloji üretimiyle Türkiye’ye stratejik ve ekonomik katkı sağladığının altını çizen Akyol, “Bir kilogram başına 2 bin dolar ihracat yapabilen bir şirketiz. Yatırımlarımız ülkemize stratejik katkı sağlarken uluslararası işbirliklerini de artırıyor.” dedi.
Akyol, Türk devletinin, milletin ve şirketin hissedarlarının desteğiyle bu hedeflere doğru ilerlediklerini belirterek, ASELSAN’ın yüksek teknoloji ve inovasyon odaklı yaklaşımıyla savunma sanayisinde global ölçekteki hedeflerine ulaşmak için çalışmalarını sürdüreceğini vurguladı.
Ahmet Akyol, “Bugün itibarıyla ASELSAN, 2,5 milyar dolar yıllık gelire, 18 ülkede ofisi, fabrikası ve faaliyeti olan uluslararası konuma ve Türkiye’de 16 farklı yerde değişik iştirakiyle uluslararası şirkete dönüştü.” ifadesini kullandı.
Şirketin iştirakleriyle, yaklaşık 14 bin kişilik çalışan ailesiyle 2030 ve 2040 hedeflerini ortaya koyduğunu ve 2030 yılı için kapsamlı program hazırladıklarını söyleyen Akyol, şöyle devam etti:
“Şu anda içinde ürün ve teknoloji yol haritaları, daha yalın ve hızlı işleyiş, dijital dönüşüm, seri üretim kapsamında yapılacak ilave yetenekler ve bütün bunların kombine edildiği ve insana biraz daha fazla yatırım yapıldığı bir anlayışla 2030 programını uyguluyoruz. Bu programın amacı, ASELSAN’ı bulunduğu noktadan, şu an dünyanın 47. büyük savunma sanayi şirketi konumundayız, 7 yıl sonra dünyadaki ilk 30’un içine dahil edebilmek. Bunun da anahtarı, birinci önceliği, her şeyin üstünde gelen önceliğimiz ihracat. Bütün ekiplerimizle gece gündüz dünyanın dört bir yanında bu geliştirdiğimiz yetkinliklerin ihracatla buluşması için çalışıyoruz.”
Akyol, ASELSAN’ın geçen yıl 20 yeni ürünü ilk defa ihraç etme imkanı bulduğunu, bugün itibarıyla şirketin ürünlerinin ihraç edildiği ülke sayısının 88’e ulaştığı bilgisini verdi.
Geçen yıl 600 milyon dolarlık yeni ihracat sözleşmesi imzaladıklarını, bu yıl rakamı biraz daha yukarı çıkarmaya çalıştıklarını belirten Akyol, “ASELSAN’ın bütün ekiplerinin birinci önceliği, ihracat ve uluslararası işbirliği odaklı. (Önceliğimiz) Bu imkanlarımızı, sistemlerimizi büyütmek, geliştirmek ve 2030’da bulunduğumuz noktanın bir üst ligine ASELSAN’ı taşımak.” dedi.
“ASELSAN’IN FAALİYETLERİNİN ODAĞINDA YETİŞMİŞ GENÇ VE DİNAMIK İNSAN KAYNAĞI VAR”
Akyol, şirketin başarısının arkasındaki en önemli faktörlerden birinin “nitelikli insan kaynağı” olduğunu dile getirerek, ASELSAN’ın tüm faaliyetlerinin en önemli odak noktasında, yetişmiş genç ve dinamik insan kaynağı olduğunu ifade etti.
ASELSAN’ı diğer uluslararası firmalardan ayıran faktörlerden birinin, yüzde 63’ü mühendis ve 34 yaş ortalamasına sahip nitelikli kadroları olduğunu söyleyen Akyol, bugün itibarıyla şirketin kendi bünyesinde yaklaşık 11 bin çalışan olduğunu, 18 iştiraki dahil edildiğinde 14 bin kişilik kadroya sahip olduklarını dile getirdi.
ASELSAN Genel Müdürü Akyol, şunları kaydetti:
“Lise çağından, ASELSAN meslek liseleriyle gençliğimizi desteklemeye çalışıyoruz. Sonrasında staj programlarımız var. Her yıl binden fazla öğrencimizi gerek meslek lisesi gerek üniversite öğrencilerimizi staja alıp ASELSAN deneyimini erken yaşta kazandırmaya çalışıyoruz ve çok daha üzerine önemli düştüğümüz, aday mühendislik müessesimiz var. Bu sene 3. sınıfa indirdik. 3. ve 4. sınıftaki üniversite öğrencisi arkadaşlarımızı 3. sınıfta haftada bir gün, 4. sınıfta haftada 2 gün ASELSAN’da çalışır hale getiriyoruz. Onların erken yaşta bu deneyimi kazanması, hem okurken hem endüstride olanları deneyimlemesini istiyoruz. Sonrasında da ASELSAN’a başladıklarında gelişim durmasın, devam etsin amacıyla 4. nesil üniversite olan ASELSAN Akademi’yi tesis ettik. Çok seçkin üniversitelerimizin hocaları, çalışanlarımızı ASELSAN’da YÖK ile yaptığımız bir protokolle master ve doktora yaptırıyorlar. Dolayısıyla, liseden üniversiteye, üniversiteden ASELSAN’da çalışırken devamlı insan kaynağının kıymetinin geliştirildiği bir anlayışı taşıyoruz. Bir taraftan da seçim aşamasında da zaten oldukça zorlayıcı kriterlerle en nitelikli kadroları aramıza kazandırmaya çalışıyoruz.”
“ASELSAN, YURT DIŞINDA ÇALIŞAN TÜRK MÜHENDİSLERDEN DE YOĞUN İLGİ GÖRÜYOR”
Akyol, şirketin yurt dışında çalışan Türk mühendislerden de yoğun ilgi gördüğünü vurgulayarak, “2023’te yurt dışından dönmek isteyen mühendis başvurularının, 2024’ün ilk 6 ayında geçen yılın 2 katına çıktığını görüyoruz. Bu, ASELSAN’ın küresel ölçekteki başarısının ve cazibesinin göstergesidir.” diye konuştu.
Türkiye’nin coğrafi konumu sayesinde lojistik avantaja sahip olduğunu, Türkiye’de birçok üretici olduğunu ve kaliteli üretim yapıldığını aktaran Önder, “Şu anda gelişmekte olan birçok ülke var dünyada. Özellikle Afrika ve Hindistan ile çevresi de önümüzdeki dönemde potansiyeli 3 katına çıkacak bölgeler arasında. Bu nedenle Türkiye sadece iklimlendirme sektöründe değil, diğer sektörlerde de bu bölgelerde ihracatını artırmak için birçok faaliyette bulunacaktır.” ifadelerini kullandı.
Küresel ısınma nedeniyle son 10 yılda mevsimlerde değişiklik olduğuna, yaz mevsiminde rekor sıcaklıklar yaşandığına işaret eden Önder, değişen iklim koşullarıyla klima kullanımının ihtiyaç haline geldiğini söyledi.
Önder, şöyle devam etti:
“Hala çoğu tüketici aşırı sıcaklık deneyimlediğinde klimaya ihtiyaç duyuyor, fakat bilinçli tüketici sayısında da bir artış gözlemliyoruz. Yani klimayı sıcaklar bastırdığında değil daha önceden planlı şekilde alan ve montaj için sıkışık zamanları değil, servislerin daha rahat olduğu ayları seçen tüketiciler de var. Bu değişimde Daikin gibi sektörün öncüsü firmaların klima verimliliklerini her yıl geliştirilmesi ve artık ısıtma ihtiyaçları için de pek çok soğuk bölgede dahi klimaların tercih edilebilir bir teknolojik altyapıya sahip olmasının da bu konuda rolü yüksek.”
KLİMA LÜKS DEĞİL İHTİYAÇ
Satış açısından enflasyonist ortamda tüketicilerin stok bulamama ya da fiyat artışı ihtimali düşüncesiyle talebi öne çekebildiğini dile getiren Önder, şöyle konuştu:
“Şu an küresel ısınma sebebiyle klima lüks ürünü değil ihtiyaç haline geldi. Klima yoksa belirli şehirlerde uyuyamıyorsunuz ya da iş yerinde çalışamıyorsunuz. Aynı zamanda, özellikle salgın ve büyük şehirlerde hava kirlilik oranlarının dönem dönem artması sebebiyle, tüketiciler iç ortam hava kalitesine önem vermeye başladı. Daikin olarak klima ürün gamımızda bu beklentiyi karşılayacak hava temizleme teknolojisinin yanı sıra 3 adet hava temizleme filtresine sahip klima modellerimizle kullanıcılarımızın kaliteli iç ortam havasına sahip olmasını sağlıyoruz.”
Çoğu ülke ve şirketin karbon nötr olma hedefinin mevcut olduğuna değinen Önder, binalarda kullanılan iklimlendirme sistemlerinin enerji tüketimlerinin, toplam enerji tüketimindeki oranının oldukça önemli olduğuna işaret etti.
Otellerde toplam enerjinin yüzde 70’inin, ofislerde ise yüzde 50’sinin Havalandırma ve İklimlendirme (HVAC) cihazları tarafından harcandığına dikkati çeken Önder, şunları kaydetti:
“Ürünlerimizin sahip olduğu çevreci özellikleri ve verimlilikleri ile bugün ‘Yeşil Binalarda’da iklimlendirme çözüm ortağı olabiliyoruz. Yeşil binalar ve sürdürülebilirlik artık hayatımızda, küresel ısınmaya karşı önlemler iyi niyet yaklaşımlarından öteye geçti. Bina yönetmelikleri ve sektöre yönelik direktifler sistemleri ciddi biçimde değiştiriyor. Hem iklimlendirme hem de soğuk depolama cihazları bu yeniliklere göre şimdiden şekilleniyor ve Daikin olarak bu konuda da R32 soğutucu akışkana sahip ürünlerimizle sektöre öncülük ediyoruz.”
Gelecek dönemde de iklimlendirme sektörüne çözümlerini sunmaya devam edeceklerini dile getiren Önder, iklimlendirme sektöründe küresel olarak beklentilerin Hindistan ve Afrika’da yükseleceği yönünde olduğunu belirtti.
Bu bölgelerde hem nüfus hem satın alma gücü açısından orta sınıfın çok güçlenmesinin beklendiğini ifade eden Önder, “Yani hem ekonomik olarak güçlenecek hem nüfus olarak 2-3 katına çıkması bekleniyor. Afrika ise bakıldığında çok fazla dil konuşulması, siyasi gerilimler gibi durumlar sebebiyle karışık bir bölge olmakla birlikte, bölge aynı zamanda yer altı kaynakları açısından çok zengin ve artık buralara başka ülkeler de yatırım yapmaya başlıyor. Halkın da bu büyümesi, yatırımlara paralel zenginleşmesi bekleniyor. O sebeple bu bölgelerde klima ihtiyacının 3 katına çıkacağı öngörüyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
“YERELLEŞTİRME ÇALIŞMALARI DAIKIN TÜRKİYE OLARAK BİZİM İÇİN ÖNEMLİ BİR KONU”
Özellikle Avrupa ülkelerinde, Avrupa’da üretip Avrupa’ya satma konusundaki teşviklere değinen Hasan Önder, bazı ülkelerin bunu teşvik etmek için daha düşük vergi uyguladıklarını bildirdi.
Dünyadaki lojistik krizlerinden etkilenmemek ve taleplere hızlı cevap vermek adına yerinde üretimin tercih edilebildiğini ifade eden Önder, Daikin Türkiye olarak Hendek’teki fabrikalarında kombi, klimanın yanı sıra VRV, fancoil gibi ürünlerin de üretimini yaptıklarını kaydetti.
“Sadece Türkiye için üretim yapmıyoruz aynı zamanda bize bağlı olan CIS ülkeleri için de üretim yapıyoruz.” diyen Önder, sözlerini şöyle tamamladı:
“Burada üretim yaptığımız için üretim planlamalarımızı oluşabilecek yoğunluklara göre planlayabiliyoruz. Yerelleştirme çalışmaları Daikin Türkiye olarak bizim için önemli bir konu. Ürettiğimiz her bir ürünün yerlilik oranını gün geçtikçe artırıyoruz. Yerlileştirme çalışmalarıyla maliyet, kalite ve tedarik süreçlerini iyileştirmeye devam ediyoruz. Yaptığımız uygulamalardan bahsetmek gerekirse 2021-2022 mali yıl döneminde toplamda 13 tedarikçiyle 80 parça yerlileştirildi ve 2022 mali yıl döneminde de yüzde 30 maliyet avantajı sağlandı. Önümüzdeki dönem için de parçalarda tedarikçilerimizle yerlileştirme projesi sürdürüyoruz ve böylece maliyet avantajı da sağlamayı hedefliyoruz.”

GE Aerospace, Türk Havacılık Uzay Sanayii ve TEI ile GE Aerospace’in F404 motorunun yeni HÜRJET uçak versiyonlarına entegre edilmesini değerlendirme ve bu konuda iş birliği yapmayı amaçlayan bir Mutabakat Anlaşması imzaladığını duyurdu. Bu anlaşmanın şirketlerin HÜRJET programındaki mevcut ilişkilerinin devamı niteliğinde olduğu belirtildi.
Anlaşma, kendi türünde Türkiye’de üretilen ilk uçak olan HÜRJET ileri seviye eğitim jeti programının başarısını yansıtıyor. Üç şirketin HÜRJET programının birinci aşamasına ilişkin mevcut iş birliğini genişleten bu anlaşama; Türkiye’nin ileri teknoloji sanayi altyapısını desteklemekte, savunma-havacılık endüstrisinde ve küresel ölçekte bir teknoloji ve mühendislik merkezi olarak konumunu güçlendirmektedir.
Üç şirket arasında daha önce yapılan iş birliğine sayesinde F404 motoru, Türk Hava Kuvvetleri’nin şu anda kalifikasyon aşamasında olan HÜRJET eğitim jetine başarıyla dâhil edilmişti. HÜRJET’in, küresel eğitim jeti pazarında son derece rekabetçi olması bekleniyor.

Türk Havacılık Uzay Sanayii Genel Müdürü Dr. Mehmet Demiroğlu yaptığı açıklamada “HÜRJET, modern aviyonik ve yüksek performans özelliklerinin yanı sıra tek motorlu, tandem koltuk konfigürasyonunda mükemmel bir performans sunarak modern pilot eğitiminde kritik bir rol oynuyor. Bu Mutabakat Anlaşmasının tüm ilgili taraflara büyük başarı getireceğine inanıyoruz.” dedi.
Anlaşma kapsamında üç şirket, HÜRJET programının yeni versiyonlarının uçuş testlerinde GE Aerospace Savunma ve Sistemlerine ait diğer motor ve sistem ürünlerinin uygulanmasını araştırmak için iş birliğini sürdürme konusunda anlaşmaya vardı. Bu yeni versiyonlar ve potansiyel yeni müşteriler için taraflar, 1985 yılında GE Aerospace ve Türk Havacılık Uzay Sanayii arasında kurulan bir ortak girişim şirketi olan TEI’nin, F404 motorlarının montaj bakım, onarım ve revizyon faaliyetlerini Türkiye’de sağlaması bekleniyor. TEI, ayrıca Türk Havacılık Uzay Sanayii’nin HÜRJET uçaklarının, Türkiye ve yurtdışı müşterileri için motor bakım, onarım ve revizyon hizmetleri sağlaması bekleniyor. Söz konusu anlaşma, TEI’nin HÜRJET uçakları dışındaki platformlar için küresel F404 son kullanıcılarına hizmet sunabilmesine de imkan tanıyacak.

TEI Genel Müdürü Prof. Dr. Mahmut F. Akşit, “Geçtiğimiz 40 yılda TEI, uluslararası OEM’lerin askerî ve ticari motorları için en büyük parça ve modül tedarikçilerinden biri olmanın yanı sıra dünya genelinde kullanılan çeşitli askerî motorlar için yetkili bir bakım merkezi olmuştur. Bugün imzalanan anlaşma TEI’nin 40 yıllık tecrübesini yansıtıyor. Ülkemizin en önemli havacılık programlarından biri için üretimini gerçekleştireceği motorlar ve son kullanıcılar için sağlayacağımız entegre lojistik destek; ülkemizin askerî ve sivil havacılık sektöründeki çalışmalarımızı büyütecek. TEI’nin programdaki taahhüdünün ve ortaklığının Türkiye’nin savunma ve havacılık endüstrilerine yeni bir başarı hikâyesi ekleyeceğine inanıyoruz.” dedi.

TEI; GE Aerospace ve ortakları için, CFM LEAP, GEnx ve GE9X motorlarına üretilen türbinler ve kompresörler de dâhil olmak üzere, yüzlerce motor bileşeni üretmekte ve CFM RISE (Sürdürülebilir Motorların Devrimsel İnovasyonu) Programı için prototip oluşturan GE Aerospace’in küresel tedarik zincirine katkıda bulunmaktadır.
GE Aerospace Savunma ve Sistemleri Başkanı ve CEO’su Amy Gowder, yaptığı açıklamada, “Bu Mutabakat Anlaşması ile GE Aerospace olarak, Türkiye’nin ekonomik kalkınmasına olan yaklaşık 60 yıllık bağlılığımızı derinleştirmekten ve küresel perspektife sahip bir program oluşturmak için tarafların güçlü yönlerini geliştiren bu iş birliğine katılmaktan gurur duyuyoruz. Uzun vadeli ortaklar olarak GE Aerospace, Türk Havacılık Uzay Sanayii ve TEI güçlerini birleştirerek HÜRJET programının başarısının devam etmesini sağlayacaktır.” dedi.

F404 motorlu uçakların toplamda 16 ülkede faaliyet halinde ya da sipariş edilmiş olması ve dünyanın dört bir yanında hava kuvvetlerine entegre edilmesi için tercih edilmiş olması, F404 turbofan motorlarının kendi sınıfında çok yönlü özelliği ile en ön sırada yer aldığının önemli bir göstergesidir.
GE Aerospace, İstanbul, Ankara ve Gebze’de bulunan ofis ve tesislerinde 440’tan fazla çalışanı ve Türkiye genelinde 2 bin 300’den fazla ticari uçak ve savunma motorundan oluşan güçlü varlığı ile yaklaşık 60 yıldır Türkiye’nin havacılık sektörüne katkı sağlayan sadık bir ortağıdır. Buna ek olarak; GE Aerospace, yakın zamanda ikinci yerleşkesinin açılışını gerçekleştirdiği Türkiye Teknoloji Merkezi’ndeki yetkin mühendisleri ile özgün programları, yeni motor programları, yazılım geliştirme ve katmanlı üretim alanlarındaki mühendislik çalışmalarını destekleyerek ülkenin gelişmiş havacılık ve uzay merkezi konumunu güçlendirmektedir.
Üniversitede Fars Dili ve Edebiyatı okudu fakat Türk kültürüne olan merakı onu Türkçe öğrenmeye sevk etti.
Resmi bir dil kursuna katılma şansı olmayan Nazarluy, internet kaynakları ve kitaplarla kendi kendine Türkçe öğrendi. Bu süreçte Türkçeyi akıcı şekilde konuşmayı ve yazmayı başaran Nazarluy, edebi yeteneklerini bu yeni dilde ifade etmeye karar verdi.
Türkçeyi öğrendikten sonra modern Türk edebiyatından bazı eserleri Farsçaya kazandıran Nazarluy, babasının vefatından sonra Türk edebiyatının klasik ve modern eserlerinden ilham alarak kendi şiirlerini yazdı.
Daha sonra şiirlerini bir kitapta toplayan Nazarluy’un “Nadirane Gönül Sözü” adını verdiği şiir kitabı, manevi aşk, insan ilişkileri ve yaşamın çeşitli yönleri üzerine yazılmış duygusal şiirlerden oluşuyor.
Kitap, yazarın özellikle vefat eden babasına duyduğu derin sevgi ve özlemi dile getiren şiirlerle dikkati çekiyor. Kitap yayımlandıktan sonra özellikle İran’daki Türkçe bilenler tarafından yoğun ilgi gördü.
Türkçeye olan tutkusunu ve hikayesini AA muhabirine anlatan Rukiye Nazarluy, “Çocukluktan itibaren Türk dili ve kültürüne meraklıydım, hiçbir kursta eğitim görmedim. Üniversitede Fars Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdim fakat özellikle Türkçeye ve edebiyatına çok meraklıydım.” dedi.
Türk diliyle ilgili ilk çalışmasına üniversitede İran Türkü ünlü şair Şehriyar ismiyle bilinen Muhammed Hüseyin Behçet Tebrizi’nin Türkçe şiir kitabını Farsçaya çevirip eser üzerinde inceleme yaparak başladığını anlatan Nazarluy, “Daha sonra da Türk edebiyatından eserleri incelemeye devam ettim. Bu süreçte babamdan büyük destek gördüm. Babam edebiyat çalışmalarımı sürdürmemi ve bir kitap yazmamı istedi.” diye konuştu.

“Benim için Türkçe öğrenme ve konuşmaya başlama sürecim rüya gibiydi”
Mezuniyetten sonra Türkçeyi daha iyi öğrenmek ve konuşabilmek için kitaplar ve internet kaynaklarına başvurduğunu belirten Nazarluy, “Türkçe benim ruhumla aşina olan bir dil. Benim için Türk dilinin cazibesiyle öğrenme ve konuşmaya başlama sürecim rüya gibiydi.” dedi.
İranlı edebiyatçı, kendisi de şair olan babasını kaybettikten sonra şiir yazmaya karar verdiğini söyledi.
Bu süreçte Türkçe şiirler yazmaya başladığını anlatan İranlı edebiyatçı, “Türk dilinde bambaşka bir duygu var. Şiir açısından oldukça derinlikli bir dil. Bu dilde konuşup, yazıp çeviri yapmak ve en önemlisi şiir söylemek benim için Allah’ın bir lütfu.” şeklinde konuştu.

Türkçe edebi eserlere İran’da ilgi yoğun
Türkçe eserler yazmaya karar verdikten sonra akademisyen Özgül Öngel’in vesilesiyle Türk yazar ve şairlerden Melahat Ürkmez, Ali Uğur Gündem ve Hayrettin Taylan ile tanışma fırsatı bulduğunu aktaran Nazarluy, “Özellikle Nadirane Gönül Sözü şiir kitabını yazarken bu isimlerin büyük desteğini gördüm.” dedi.
Kendisinin de bu yazarların bazı eserlerini Farsçaya çevirdiğini söyleyen Rukiye Nazarluy, Türk kitaplarına İran’da yoğun ilgi olduğuna dikkati çekti.
Nazarluy, özellikle tasavvuf alanında Türk yazarlar tarafından kaleme alınan eserlerin birçoğunun Farsçaya çevrilerek ciddi bir okuyucu kitlesi bulduğunu belirtti.
İran’ın en köklü yayınevlerinden biri olan Gooya Kitabevi’nin sahiplerinden Nasır Mirbakıri de uzun yıllardır edebiyat, roman ve şiir kitapları başta olmak üzere bu alanda faaliyet gösterdiklerini dile getirdi.
Son yıllarda Türk yazarların eserlerini de Farsçaya tercüme ettirerek İran’da yayınladıklarını anlatan Mirbakıri, Türk eserlere İran’daki ilginin yoğun olduğunu söyledi.
Mirbakıri, Rukiye Nazarluy’un Türkçeye büyük ilgi duyduğunu ve eserlerinde de okuyucularına bu ilgiyi fark ettirdiğini sözlerine ekledi.
Türkçe ve İngilizce hazırlanan kitapta, Kıbrıslı Türklerin haklarının tanınması ve korunması için adil ve eşitlikçi çözüm yolları değerlendiriliyor.
Kıbrıs Türk toplumunun maruz kaldığı derin acıların unutulmamasını amaçlayan kitapta Türkiye ile KKTC’nin Kıbrıs meselesine yönelik yeni vizyon ve çözüm önerilerine yer veriliyor.
Kıbrıs meselesinin ortaya çıkışı, Yunanistan’ın Enosis planı, Zürih ve Londra Antlaşmaları ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşunun anlatıldığı kitapta ayrıca Ada’da Rum zulmü, Rum toplumunun Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması yönündeki istemi, Akritas Planı, 1963 Kanlı Noel Olayları, 1964 Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı, Kıbrıs Türklerine yönelik süregelen saldırılar ve 1974 Kıbrıs Barış Harekatı da ele alınıyor.
Birleşmiş Milletler müzakere süreci, zirve anlaşmaları, çalışma notları, Butros Ghali’nin “Fikirler Dizisi”, 1975’te kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti, 1983’te ilan edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, 1997 müzakere süreci, Annan Planı, Kıbrıs Rum tarafının AB üyeliği ve 2004–2024 müzakere sürecinin derlendiği kitapta, iki devletli çözüm modeli de tartışılıyor.
– “20 TEMMUZ 1974, KIBRIS TÜRKÜ’NÜN YALNIZ OLMADIĞINI TÜM DÜNYAYA GÖSTERMIŞTIR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kitabın takdim yazısında, 1963 Kanlı Noel’inden 1974 Barış Harekatı’na kadar yaklaşık 11 yıllık sürenin, Kıbrıs Türkleri için baskı ve eziyet ile geçen çok zor bir dönem olduğunu ifade etti.
Ada için Enosis hayali kuranların, barış ve huzuru yok ederek Kıbrıs Türklerine zulmettiklerini anımsatan Erdoğan, kendi imzaladıkları uluslararası antlaşmalara bile uymayan Enosis hayalperestlerinin her türlü zulmüne rağmen Kıbrıs Türkü’nün direniş azmi gösterdiğini ve Türkiye’nin Garanti Antlaşması’ndan doğan hak ve yükümlülükleri çerçevesinde Kıbrıs Türklerinin yanında yer aldığını belirtti.

Erdoğan, şunları kaydetti:
“Türk ordusu, 50 yıl önce mücahit kardeşlerimizle beraber başlattığı harekatla Ada’ya barış, istikrar, demokrasi ve huzur getirmiştir. 20 Temmuz 1974, Kıbrıs Türkü’nün yalnız olmadığını tüm dünyaya göstermiştir. Bu tarih aynı zamanda Kıbrıs Türk halkının eşit siyasi statüsünün ve egemenlik haklarının da sembolüdür. Tamamen yok edilmek istenen Kıbrıs Türkleri, günümüzde kendi bayrakları ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti çatısı altında, huzur ve güven içinde yaşamaktadır.”
– “KIBRIS MESELESI ADA’DAKİ GERÇEKLER TEMELINDE ADİL VE KALICI BİR ÇÖZÜME KAVUŞTURULMALI”
Kıbrıs meselesinin çözümü için Kıbrıs Türk tarafının, yarım asrı aşkın süre boyunca her türlü çabayı gösterdiğine fakat müzakerelerden sonuç alınamadığına dikkati çeken Erdoğan, şöyle devam etti:
“Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türkleri, zulmü bildikleri halde hiçbir zaman intikam amacında olmamış, uzlaşıdan ve müzakereden kaçmamışlardır. Kıbrıs Adası’nda huzurun temini ve korunması için her uluslararası platformda, açık görüşlülükle taraflarla bir araya gelmiş, müzakerelerde barış yanlısı tutumlarını sürdürmüşlerdir. Gayemiz, 1974’te getirilen barışın kalıcılığını temin etmek ve barış içerisinde yaşamanın yollarını aramak olmuştur.
KKTC’nin varlığı ve Kıbrıs Türklerinin hak ve çıkarları göz ardı edilerek bir çözüme ulaşılması mümkün değildir. Fakat maalesef Ada’nın güneyinde kendini Kıbrıs’ın tek sahibi ve hakimi olarak gören zihniyet, varlığını halen sürdürmektedir. Ana vatan Türkiye, Kıbrıs Türklerinin varlığının, refahının ve güvenliğinin daima garantörü olacaktır. Kıbrıs Türklerine yönelik gayriinsani ve hukuk dışı ambargonun kaldırılması; Ada’da Kıbrıs Türkleri için eşit uluslararası statünün ve eşit egemenliğin teyit edilmesi için gayretimizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yılında yayımlanan bu kitap aracılığıyla, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsünden tüm dünyaya yaptığım tarihi çağrıyı tekrarlamak istiyorum: ‘Gelin Ada’daki gerçeklere daha fazla sırtınızı dönmeyin ve KKTC’yi bir an evvel tanıyın.’
Uluslararası toplumu, bunu kabullenerek KKTC’nin bağımsızlığını tanımaya, bu ülkeyle diplomatik, siyasi ve ekonomik bağlar kurmaya davet ediyoruz. Kıbrıs meselesinin Ada’daki gerçekler temelinde adil ve kalıcı bir çözüme kavuşturulması, oldukça mühimdir.”
Erdoğan, böylesine anlamlı bir yıl dönümü dolayısıyla hazırlanan kitaba emeği geçenleri tebrik ederek, Kıbrıs Barış Harekatı’nda şehit olan Mehmetçikleri ve mücahitleri rahmetle, gazileri de şükranla andığını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Lefkoşa dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulundu.
“KİMSENİN GÜCÜ YETMEZ”
Türkiye ile KKTC arasındaki sarsılmaz bağları bir kez daha vurguladıklarını ifade eden Erdoğan, “Bundan 50 sene önce olduğu gibi bugün de ana vatan ve garantör devlet olarak Kıbrıs Türkünün yanındayız.” dedi. İktidar ve muhalefet olarak verdikleri birlik, beraberlik ve dayanışma tablosunun kıymetli olduğundan bahseden Erdoğan, “Kıbrıs davasının sadece bizim değil, 85 milyonun davası, kırmızı çizgisi olduğu böylece anlaşılmıştır. Ada’nın asli unsuru olan Kıbrıs Türk halkını azınlık olarak görmeye ve göstermeye kimsenin gücü yetmez.” ifadelerini kullandı.
“Her iki tarafın masaya eşit oturup eşit kalktığı bir denklem kurulmadan yeni bir müzakere sürecinin başlamasını açıkçası mümkün görmüyoruz.” diye konuşan Erdoğan, “1974 Barış Harekatı’yla kurduğumuz, 1983 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanıyla tahkim ettiğimiz kazanımları, tüm dünyada tanınan Kıbrıs Türk Devleti ile taçlandıracağız.” dedi.
Erdoğan, emeklilik sisteminin değiştiği iddialarına da açıklamalarda bulundu.
YUNANİSTAN SAVUNMA BAKANI’NA SERT TEPKİ: DAHA DENSİZ EDEP DIŞI BİR İFADE OLAMAZ
SORU- Yunan Savunma Bakanının açıklamalarıyla ilgili konuştunuz. Hem Türk askeri hem Türkiye’yle ilgili ‘Ada’da işgalci’ ifadelerini kullandı. Yakın zamanda Yunanistan ile ısınmaya, normalleşmeye başlayan ilişkiler vardı. Bu açıklamalar Türk-Yunan ilişkilerini tekrar soğuma noktasına getirebilecek düzeyde mi?
Zaman zaman Yunanistan’daki popülist figürlerin bu tür söylemlerle iki ülke arasındaki ilişkileri dinamitleme gayretlerine şahit oluyoruz. Biz Yunanistan ile iyi komşuluk anlayışıyla ilişkilerimizi geliştirmek istiyoruz. Tabii bu durum, böylesi hezeyanlara sessiz kalmamızı gerektirmiyor. Herkesin çok iyi bildiği gibi Türkiye, Kıbrıs Barış Harekatı’nı adından da anlaşılacağı gibi barış için yapmıştır ve bu müdahale neticesinde huzur tesis edilmiştir. O tarihte Kıbrıs’ta hem Rum kesimi hem Yunanistan’daki darbeciler tarafından başlatılan soykırıma Türkiye, net ve keskin bir son vermek için bu harekatı yapmıştır. Yani uluslararası hukukun bize tanıdığı garantörlük hakkı kapsamında bu müdahale yapılmıştır. Türk askeri düşmanına bile zulmetmeyen ama mazlumun hakkını asla çiğnetmeyen şanlı bir maziye sahiptir. Aynı anlayışla bugün de gelecekte de hareket etmeye devam edecektir. Bilsinler ki Mehmetçiğin ayak bastığı topraklarda işgal kültürü değil, huzur hakim olur. Son NATO zirvesinde Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis ile konuştum. “Aynı gün ben Kuzey Kıbrıs’ta bulunacağım, orada Kuzey Kıbrıs halkına hitap edeceğim. Öğrendiğime göre siz de Güney’de olacakmışsınız, orada hitap edecekmişsiniz. Herhalde birbirimizi rahatsız edecek herhangi bir açıklama yapmayız” dedim. O da benim gibi düşündüğünü söyledi. Fakat Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias ne yazık ki; farklı bir havada, belli ki Miçotakis ile yaptığımız görüşmeden haberi yoktu, ileri geri açıklamalar yaptı. Onun bir defa kalkıp da Türklerin orada işgalci olduğunu söylemesinden daha densiz, edep dışı bir ifade olamaz. Dolayısıyla, Sayın Miçotakis’in bu bakanına haddini bildirmesi lazım. Bizim çok daha fazla konuşmamıza zaten gerek yok. Konuşacaklarımızı bugün zaten konuştuk. Yolumuza da aynen devam ediyoruz.
“ONLAR ASKERİ ÜS YAPIYOR, BİZ SİYASİ ÜS YAPIYORUZ”
SORU- KKTC Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı, bir gün önce dikkat çekici bir açıklama yaptı. “Güney Kıbrıs, Yunanistan’la Larnaka kıyılarında bir deniz üssü inşa etme girişiminde. Amerika ve Avrupa Birliği ile anlaştıkları yönünde haberler çıkıyor. Bunlar yalanlanmadı” diyor. Dolayısıyla artık Kuzey Kıbrıs’ta Türkiye’yle anlaşılarak bir deniz üssü kurulmasının zamanı geldiğini söylüyor. Deniz ve hava üssü kurulması kısa zamanda söz konusu olur mu? Bu konuda adımlar atılacak mı? Diğer yandan Güney Kıbrıs’ı İsrail’in lojistik üs olarak kullandığına dönük haberlerde çok çıkıyor. Sayın Tatar da bunun Kıbrıs’ı, Ortadoğu’daki bazı büyük terör örgütlerinin hedefi haline getireceği yönünde uyarılarda bulundu. Bu tür bir gelişme konusunda Türkiye hangi adımlara atmayı düşünür?
Şu anda Ada’da Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanlığı binasıyla, Kuzey Kıbrıs Parlamento binası inşaatı yapıyoruz. Onları bir göreyim, durum nedir dedim. Her ikisi de muhteşem birer bina oluyor. Allah nasip ederse en geç Kasım ayı ortalarında bitecek. Bu iki bina, başkanlık binasıyla parlamento binası bittiği zaman, yanında da oraya hizmet verecek gayet güzel bir mescit yapılıyor. Herhalde bu üslerden daha önemli bir şey yok. Onlar askeri üs yapıyor, biz siyasi üs yapıyoruz. Çalışmayı en güzel şekilde devam ettireceğiz. Bu arada, tekrar bir kontrole gidip inşaat ne durumda onu görmem lazım. Gördüğüm kadarıyla Kıbrıs taşından hakikaten muhteşem bir eser meydana geliyor. Yani Türkiye gerektiği zamanda gereken adımları atar, yapılması gerekenleri yapar. Adanın huzuruna asla katkı sağlamayacak, gerginlikleri artıracak ve uluslararası hukuk ihlallerine yol açacak adımlardan özenle kaçınmak gerekir. İsrail’deki katliama ortak olmak ne Rumlara ne Yunanistan’a fayda sağlar. Ayrıca gerekirse deniz üssü ve deniz yapılarını Kuzeyde yaparız. Bizim de denizimiz var. Mesela yeni bir doğalgaz gemisi alıyoruz. Sakarya Gaz Sahası’ndaki gaz üretiminde kullanılacak, yüzer gaz işletme platformu gemisi. Yaklaşık 2 ay sonra Türkiye’de olacak. 300 metre boyunda 58 metre genişliğinde. 5 milyon hane halkına yetecek kadar doğalgazı üretecek bu platform belki orada 15-20 yıl kalacak. Adeta bir üs gibi. Önümüzdeki hafta yola çıkıyor ve Türkiye’ye gelecek. Zaten o üssü gördükleri zaman yeter onlara.
“ÇOK GÜÇLÜ TOHUMLAR ATTIK”
SORU- Türkiye, Barış Harekatı yaptığı zaman Türkiye’ye ambargolar uygulandı. Külliyedeki ilk veya ikinci 29 Ekim resepsiyonunda ‘uçaklarımıza tekerlek vermeyenlere karşı bizim de yapacaklarımız var’ demiştiniz. Aradan yıllar geçti. Şimdi, savunma sanayimiz var. Bu gelişmeyle ilgili bugün burada ne hissettiniz? Sizi duygulandıran bir şey oldu mu Türk savunma sanayinin geldiği noktayla ilgili?
Biliyorsunuz, uçaklarımızın lastiklerini dahi alamıyorduk ama şu anda Petlas uçaklarımızın lastiklerini yapar hale geldi. Çok önemli bir adım. Üstelik Anadolu’nun göbeğinde. İnsansız hava araçlarından SİHA’lara kadar geldiğimiz nokta belli. Aselsan, Havelsan, Roketsan, tüm bunlar şu anda savunma sanayiinde dünyayla adeta yarış halinde. Bundan dolayı da çok çok mutluyuz. Özellikle de şu anda Batı ülkeleri bizim insansız hava araçlarımızla ilgili sipariş üstüne sipariş veriyor. Ülkelerin hangileri olduğunu söylemeyeceğim. Ama Avrupa Birliği ülkelerinin artık bizden bu tür taleplerde bulunması devranın nasıl değiştiğini gösteriyor. Bu bizi ayrıca mutlu ediyor. Kızılelma şu anda devreye giriyor. Bunların devreye girişinin o malum çevreleri çok daha çıldırtacağına eminim. Özellikle Amerika’daki seçimin de bu işte tayin edici bir rolünün olduğunu düşünüyoruz. Bu seçimin neticesiyle birlikte ne gibi adımlar atılabilir, bunları da ayrıca göreceğiz ama ibre Türkiye’nin lehine dönüyor diye düşünüyorum. Bundan dolayı da huzur içindeyim. Sizler de huzur içinde olun. Kendi uçağımızı yapıyoruz, kendi uydumuzu yapıp uzaya yolladık. Daha iyisini yapacak, daha ileri gideceğiz. Bizi en çok duygulandıran ise artık bizim gençlerimizin asla yılgınlığa kapılmadan “ben yaparım” demesidir. Biz çok güçlü tohumlar attık, onlar filizleniyor ve gelecekte boy verecekler.
“HEPSİNİN İNTİKAMINI ALIYORUZ”
SORU- Milli Savunma Bakanlığı uzun süredir “kilit kapanıyor” başlığıyla Kuzey Irak’a ilişkin operasyonları paylaşıyor. Siz de dönem dönem Irak’ın kuzeyinde PKK varlığının tamamen bitirileceğini belirttiniz. Bu konuda neredeyiz? Bu yaz döneminde bu iş biter mi, ne dersiniz?
Terörle mücadele bir matematik olayı değil. İki kere iki dört diyemezsiniz. Örneğin Pençe Kilit Harekat bölgesinde Piyade Yarbay Abdullah Cem Demirkan kardeşimiz yaralandı. 15 gün yaralı olarak kaldı ve maalesef şehit oldu. Bunların hepsinin intikamını alıyoruz. Faturayı çok ağır ödüyorlar, ödemeye de devam edecekler. Ama bilsek ki terörle mücadele bir matematik olayıdır, kalkarız açıklamayı da ona göre yaparız. Dolayısıyla da terörle mücadelemiz sonuna kadar devam edecek. Önünde sonunda kazanan inşallah yine biz olacağız. Artık onları bekleyen son yakındır. Bu ülkenin insanlarına çektirdikleri acıların hesabı soruluyor. Terör meselesini kökünden bitireceğiz. Sağa sola koşturmaları, destek arama çabaları da bu yüzden. Ne yaparlarsa yapsınlar fayda göremeyecekler. Bu ülkenin insanlarına yaşattıklarının hesabını öyle ya da böyle veriyorlar. Askerimiz, polisimiz, istihbaratçılarımız sahada ve onların güçlü nefesini sürekli enselerinde hissediyorlar. Burunlarını dahi çıkartamadıkları mağaralar onları koruyamayacak.
İSRAİL’İN GAZZE SALDIRILARI
SORU- Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’i işgalci ilan etti, işgal ettiği toprakları terk etmesini söyledi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunun sonuçları ne olur? Bugünden sonra süreci nasıl etkiler?
Uluslararası Adalet Divanı aynı zamanda İsrail’i tazminata mahkum etti. Miktarını henüz açıklamadılar. İsrail zaten bugüne kadar Uluslararası Adalet Divanı’nın verdiği kararların hiçbirini uygulamadı. Çünkü yanında başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, Batı var. Biz şu anda Uluslararası Adalet Divanı’na karşı dünyanın değişik birçok ülkesiyle birlikte gerekli baskıyı yapıyoruz ve buna devam edeceğiz. İspanya’nın duruşu burada çok çok önemliydi. Finlandiya’nın, Norveç’in tüm bunların duruşları önemliydi. Biz bu işi takip edeceğiz, kovalayacağız ve en sonunda inşallah burada bir netice alacağız diye düşünüyorum. İsrail durdurulmalıdır. Bunu sağlamak hepimizin görevidir. İsrail’e destek olarak, mazlum Filistin halkının yıllardır yaşadığı sistematik zulmü görmezden gelerek bir yere varmak mümkün değildir. İsrail yaptıklarının cezasını çekmeli, bu ceza bir daha kimsenin böylesi bir zulmü aklından geçirememesini sağlayacak kadar ibretlik olmalıdır. Umarım bu karar ve bundan önce alınan ve İsrail tarafından uygulanmayan kararlar uluslararası toplumda bir uyanışı beraberinde getirir. Filistinlilerin acılarına alışmamalı, onların durumunu olağan görmemeliyiz. Her yeni günde daha çok artan bir tonda sesimizi zulme karşı yükseltmeliyiz. Bu bizim insani görevimiz, tarihe borcumuzdur. Bugün takınılan ya da takınılmayan her tavır tarihe geçmektedir. Herkesi tarihin doğru tarafında durmaya bir kez daha davet ediyorum.
“İSRAİL’İN COĞRAFYAMIZI KENDİ KARANLIĞINA ÇEKİP BÖLGEYİ YANGIN YERİNE ÇEVİRME İSTEĞİ ORTADADIR”
SORU- İsrail’in Gazze hattındaki soykırımı, saldırıları devam ediyor. Şimdi Amerika Birleşik Devletleri’nde bir başkanlık seçimi var. Amerika’da başkanlık seçimlerinin nasıl sonuçlanacağı, İsrail’in Gazze politikalarını etkiler mi? Ek olarak da şunu sormak istiyorum, siz sürekli İsrail’in savaşı bölgeye yaymak istediğini söylüyorsunuz. İsrail bunu niye yapmak istiyor? Orta Doğu’yu ateşe atacak olan bu savaşı tüm bölgeye yayma girişimleri İsrail’in, engellenebilir mi? Nasıl engellenir?
Bu konuyla ilgili olarak İsrail, 1947’de ne yaptıysa şimdi de aynısını yapıyor, değişen bir şey yok. Tüm mesele İsrail’in bu davranışlarına karşı haktan yana olanlar, adaletten yana olanların el ele verip bu Uluslararası Adalet Divanı’nın verdiği kararın yanında herkesin yer almasını sağlamaktır. Bu oyunu ancak, böylesi bir duruşla bozarız. Bu zulmü sona erdirmek için ABD yönetiminin İsrail’e baskı yapması, katil Netanyahu’ya ve beraberindekilere verdiği desteği çekmesi şarttır. İsrail’in coğrafyamızı kendi karanlığına çekip bölgeyi yangın yerine çevirme isteği ortadadır. Gazze’de onca zulme rağmen hedeflerine ulaşamamanın hıncı ile hareket etmektedir. Uluslararası toplumun bir ve kararlı karşı koyuşu İsrail’in en istemediği şeydir. İsrail zulmüne karşı birleşmeli ve onları uluslararası hukuka uymaya zorlamalıyız. Bu sayede sadece Gazze ya da Filistin değil, ateş çemberine dönmüş bölgemiz de büyük çatışmaların içine çekilmekten kurtulur.
ABD’DEKİ BAŞKANLIK SEÇİMLERİ
SORU: “Trump zaten daha önce bir dönem görev yaptı ve siz onunla çalıştınız. Sonrasında da Biden seçildi ve onunla da bir süre çalıştınız. Şimdi Trump’ın yeniden anketlerde önde gittiğini görüyoruz, ki siz de kendisiyle görüştünüz. Türkiye-Amerika ilişkileri bağlamında önümüzdeki süreçle ilgili, Türkiye için iyi günler gelecek ifadesi kullandığınız için soruyorum. Daha iyisini bekliyor muyuz bugünkünden?
Bu konuya şimdi girmem pek doğru olmaz. Çünkü yapacağımız çok ilginç çalışmalar var. Geçen hafta çarşamba günü Macar Başbakanı Viktor Orban konuğumuzdu. Görüşmemizden sonra da “Trump’la bir akşam yemeği yiyeceğiz” dedi. Bu arada aynı zamanda da NATO zirvesi devam ediyordu. Ertesi gün Viktor Orban’ı yoğun bir şekilde eleştirmeye başladılar. “Yok şöyle dedi, yok böyleler, biz Viktor’un dediklerine katılmıyoruz, söyledikleri doğru şeyler değil” dediler. Sayın Orban malum Moskova’ya gitti, eleştirdiler. Çin’e gitti aynı şekilde eleştirdiler. Ardından Şuşa’daki toplantıya katıldı, eleştirdiler. Şimdi de Macaristan’ı AB dönem başkanlığından nasıl alırız, bunun hesabı içindeler. Bize de düşen şu anda sabır. Bu sabırla birlikte de inşallah gereğini vakti saati geldiğinde birlikte yaparız. Sayın Trump ile kendisine yapılan suikast girişimini konuştum. Kendilerini alçakça saldırı karşısında demokrasinin yanında durmaları nedeniyle tebrik ettim. Biz demokrasinin tarafındayız ve ülkelerin geleceklerine halkların özgür iradelerinin karar vermesinden yanayız.
BİLİŞİM KRİZİ
SORU- Geçtiğimiz gün dünyanın büyük bir bölümü şu ana kadar tarihin en büyük bilişim krizi olarak görülen sorundan etkilendi. Biz de etkilendik. Bazı uçuşlarda aksaklıklar yaşandı, bazı bankalardan para çekilemedi. Haliyle o saatlerde hepimiz kaygılandık, korktuk ve milli ve yerli yazılımın önemini bir kez daha anlatmış olduk. Neredeyiz bu konuda Türkiye olarak güvende hissetmeli miyiz?
Bu kriz nedeniyle bizde bir sıkıntı yok şu anda. Arkadaşlar, Türk Hava Yolları’nda olsun, diğer tüm birimlerde olsun tedbirleri aldılar. Şu anda işlerimiz ufak tefek aksamalarla yürüyor. Yani dünyadaki sıkıntı bizde aynen yok. Daha iyiyiz. Bu konuda ek tedbirler almak gerekiyorsa alırız. Bununla ilgili arkadaşlarımız çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Hiçbir alanı boş bırakmadığımız gibi bu alanı da boş bırakmıyor ve atılması gereken adımları hızla, vatandaşlarımızı mağdur etmeden atıyoruz.
EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI
SORU- Meclisin tatil öncesi görüştüğü en önemli düzenlemelerden biri vergi adımları ve en düşük emekli maaşının 12 bin 500 liraya yükseltilmesine yönelik düzenleme oldu. Basına yansıyan bazı haberler var emeklilik sisteminde köklü değişiklik içeren yeni bir hazırlık yapılıyor diye. Bu konuyla ilgili görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?
Bizler toplumumuzun her kesimi gibi emeklilerimizin de daima yanındayız. Emeklilerimizi enflasyona ezdirmemek için azami gayret gösteriyor, elimizden gelenin daha fazlasını imkanlar nispetinde yapıyoruz. Eldeki imkanlar dahilinde en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Engelleri aşmayı kendimize şiar edinmiş bir iktidar olarak sürekli tüm vatandaşlarımızın refahını artırmak için sürekli yeni yol haritaları oluşturuyoruz. Ekonomik istikrardan taviz vermeden, popülizm tuzaklarına düşmeden en rasyonel adımı nasıl atarız anlayışı içinde hareket ediyoruz. Aslında Grup Başkanımız Abdullah Güler gerekli açıklamaları yaptı. En düşük emekli maaşının 12 bin 500 lira olacağını açıkladı. Bütün bunlara rağmen muhalefet bakıyorsunuz, düşünmeden, görüşmeden, konuşmadan “asgari ücret 17 bin” diyor. Bunların sırtında maalesef küfe yok. Biz ölçüyoruz, biçiyoruz. Nasıl bu işi ekonomik dengeleri bozmayacak biçimde götürürüz? Buna bakıyoruz, adımlarımızı da buna göre atıyoruz. Onun için de yeni yasama döneminde inşallah bu konuyu gündeme alacağız. O şekilde de yola devam edeceğiz. Grup başkanımız ne açıkladıysa gündemimizde o konular var, gerisi söylentiden ibaret.
]]>Türkçe ve İngilizce hazırlanan kitapta, Kıbrıslı Türklerin haklarının tanınması ve korunması için adil ve eşitlikçi çözüm yolları değerlendiriliyor.
Kıbrıs Türk toplumunun maruz kaldığı derin acıların unutulmamasını amaçlayan kitapta Türkiye ile KKTC’nin Kıbrıs meselesine yönelik yeni vizyon ve çözüm önerilerine yer veriliyor.
Kıbrıs meselesinin ortaya çıkışı, Yunanistan’ın Enosis planı, Zürih ve Londra Antlaşmaları ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşunun anlatıldığı kitapta ayrıca Ada’da Rum zulmü, Rum toplumunun Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması yönündeki istemi, Akritas Planı, 1963 Kanlı Noel Olayları, 1964 Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı, Kıbrıs Türklerine yönelik süregelen saldırılar ve 1974 Kıbrıs Barış Harekatı da ele alınıyor.
Birleşmiş Milletler müzakere süreci, zirve anlaşmaları, çalışma notları, Butros Ghali’nin “Fikirler Dizisi”, 1975’te kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti, 1983’te ilan edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, 1997 müzakere süreci, Annan Planı, Kıbrıs Rum tarafının AB üyeliği ve 2004–2024 müzakere sürecinin derlendiği kitapta, iki devletli çözüm modeli de tartışılıyor.
– “20 TEMMUZ 1974, KIBRIS TÜRKÜ’NÜN YALNIZ OLMADIĞINI TÜM DÜNYAYA GÖSTERMIŞTIR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kitabın takdim yazısında, 1963 Kanlı Noel’inden 1974 Barış Harekatı’na kadar yaklaşık 11 yıllık sürenin, Kıbrıs Türkleri için baskı ve eziyet ile geçen çok zor bir dönem olduğunu ifade etti.
Ada için Enosis hayali kuranların, barış ve huzuru yok ederek Kıbrıs Türklerine zulmettiklerini anımsatan Erdoğan, kendi imzaladıkları uluslararası antlaşmalara bile uymayan Enosis hayalperestlerinin her türlü zulmüne rağmen Kıbrıs Türkü’nün direniş azmi gösterdiğini ve Türkiye’nin Garanti Antlaşması’ndan doğan hak ve yükümlülükleri çerçevesinde Kıbrıs Türklerinin yanında yer aldığını belirtti.

Erdoğan, şunları kaydetti:
“Türk ordusu, 50 yıl önce mücahit kardeşlerimizle beraber başlattığı harekatla Ada’ya barış, istikrar, demokrasi ve huzur getirmiştir. 20 Temmuz 1974, Kıbrıs Türkü’nün yalnız olmadığını tüm dünyaya göstermiştir. Bu tarih aynı zamanda Kıbrıs Türk halkının eşit siyasi statüsünün ve egemenlik haklarının da sembolüdür. Tamamen yok edilmek istenen Kıbrıs Türkleri, günümüzde kendi bayrakları ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti çatısı altında, huzur ve güven içinde yaşamaktadır.”
– “KIBRIS MESELESI ADA’DAKİ GERÇEKLER TEMELINDE ADİL VE KALICI BİR ÇÖZÜME KAVUŞTURULMALI”
Kıbrıs meselesinin çözümü için Kıbrıs Türk tarafının, yarım asrı aşkın süre boyunca her türlü çabayı gösterdiğine fakat müzakerelerden sonuç alınamadığına dikkati çeken Erdoğan, şöyle devam etti:
“Türkiye Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türkleri, zulmü bildikleri halde hiçbir zaman intikam amacında olmamış, uzlaşıdan ve müzakereden kaçmamışlardır. Kıbrıs Adası’nda huzurun temini ve korunması için her uluslararası platformda, açık görüşlülükle taraflarla bir araya gelmiş, müzakerelerde barış yanlısı tutumlarını sürdürmüşlerdir. Gayemiz, 1974’te getirilen barışın kalıcılığını temin etmek ve barış içerisinde yaşamanın yollarını aramak olmuştur.
KKTC’nin varlığı ve Kıbrıs Türklerinin hak ve çıkarları göz ardı edilerek bir çözüme ulaşılması mümkün değildir. Fakat maalesef Ada’nın güneyinde kendini Kıbrıs’ın tek sahibi ve hakimi olarak gören zihniyet, varlığını halen sürdürmektedir. Ana vatan Türkiye, Kıbrıs Türklerinin varlığının, refahının ve güvenliğinin daima garantörü olacaktır. Kıbrıs Türklerine yönelik gayriinsani ve hukuk dışı ambargonun kaldırılması; Ada’da Kıbrıs Türkleri için eşit uluslararası statünün ve eşit egemenliğin teyit edilmesi için gayretimizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yılında yayımlanan bu kitap aracılığıyla, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsünden tüm dünyaya yaptığım tarihi çağrıyı tekrarlamak istiyorum: ‘Gelin Ada’daki gerçeklere daha fazla sırtınızı dönmeyin ve KKTC’yi bir an evvel tanıyın.’
Uluslararası toplumu, bunu kabullenerek KKTC’nin bağımsızlığını tanımaya, bu ülkeyle diplomatik, siyasi ve ekonomik bağlar kurmaya davet ediyoruz. Kıbrıs meselesinin Ada’daki gerçekler temelinde adil ve kalıcı bir çözüme kavuşturulması, oldukça mühimdir.”
Erdoğan, böylesine anlamlı bir yıl dönümü dolayısıyla hazırlanan kitaba emeği geçenleri tebrik ederek, Kıbrıs Barış Harekatı’nda şehit olan Mehmetçikleri ve mücahitleri rahmetle, gazileri de şükranla andığını kaydetti.

Bakan Kacır’ı, burada Manisa Valisi Enver Ünlü, AK Parti Manisa Milletvekili Murat Baybatur, Manisa İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Zafer Tombul, Manisa Emniyet Müdürü Fahri Aktaş, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rana Kibar, Yunusemre Kaymakamı Atilla Kantay, Manisa Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Sait Türek, Manisa Bilim Sanayi ve Teknoloji İl Müdürü Mehmet Üçbaş, Manisa KOSGEB İl Müdürü Oğuz Kılınç ve Zafer Kalkınma Ajansı Manisa Temsilcisi Cansu Uyar karşıladı.

Karşılama sonrası basına kapalı gerçekleşen programda Bakan Kacır, Vali Ünlü ve Manisa Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Türek ile diğer yetkililerden bilgi aldı.
‘BATIYA UYARI ATIŞI’ DİYE DUYURDULAR
Çinli otomobil üreticisi BYD, Türkiye’de 1 milyar dolarlık yatırımla fabrika kurma kararı uluslararası basında büyük yankı uyandırdı. BYD’nin 150 bin araç üretim kapasiteli fabrika ile Batılı rakiplerine uyarı atışı yaptığı ifade edildi.
BBC (İngiltere): Tesla’nın Çinli rakibi Türkiye’de 1 milyar dolarlık tesis kuruyor. Duyuru, Çinli EV üreticilerinin Avrupa Birliği ve ABD’de artan baskıyla karşı karşıya kaldığı bir dönemde geldi. Türkiye, AB Gümrük Birliği’nin bir parçası; bu da ülkede üretilen ve Blok’a ihraç edilen araçların ek tarifeden muaf olabileceği anlamına geliyor. ABD’li yatırımcı Warren Buffett’ın desteklediği BYD, Elon Musk’un Tesla’sından sonra dünyanın en büyük ikinci elektrikli araç şirketi.”
Financial Times (İngiltere): “İkinci büyük elektrikli araç üreticisi, Blok’un Çin ithalatına erişimi kısıtlamasıyla AB üretimini genişletiyor. BYD ayrıca Macaristan’da da gelecek yıl üretime başlayacak bir tesis kuruyor ve bu ülkede ikinci bir tesis kurmayı düşünüyor. Türkiye, Hyundai, Toyota, Renault ve Ford gibi yabancı grupların çoğunlukla ortak girişimler yoluyla ülkede faaliyet gösterdiği büyük bir otomotiv endüstrisine sahiptir.
Otomobil üreticileri geçen yıl Türkiye’de yaklaşık 1,5 milyon araç üretti. UBS’deki analistler, Avrupa’daki yerel üretimin her zaman AB gümrük vergilerinin ‘olası bir sonucu’ olduğunu söyledi:
‘BYD zaten bu nedenle Macaristan’da bir tesise yatırım yapıyor. Doğu Avrupa’da üretilen Çin otomobilleri, büyük Avrupalı rakipleri tarafından üretilen otomobillere göre hâlâ kabaca yüzde 25’lik bir maliyet avantajına sahip.’ BYD’li yetkililer de ‘Çin’den Avrupa’ya otomobil göndermek uzun vadeli olmayacak. Uzun vadede yerel üretim yapmaktır’ dedi.”
Reuters (İngiltere): “Anlaşma, Aralık 2023’te Çin’e yapılan ziyaretten bu yana Çinli yetkililerle yapılan görüşmelerin sonucu.”
Elektrek (ABD): “Anlaşma, BYD’nin ilk fabrikasını Tayland’da açmasının ardından geldi; yurtdışı pazarlarda genişlerken Brezilya ve Meksika’da başka fabrikalar da planlanıyor. BYD, AB’de satılan her Seal U modelinden yaklaşık 14 bin 300 euro (15 bin 360 dolar) kazanıyor. BYD ikinci çeyrekte 426 bin 39 EV sattı. Tesla, ‘dünyanın en büyük EV üreticisi’ ünvanını çok az farkla (443 bin 956) alabildi.”
Investors Business Daily (ABD): “Çin’in BYD’si bu hareketle Tesla dahil Batılı elektrikli araç üreticisi olan rakiplerine uyarı atışı yaptı. Ezeli rakip Tesla (TSLA), 2023’te çeşitli Avrupa pazarlarında EV satışlarına hakim oldu. BYD’nin elektrikli araçlarının çoğu hâlâ Çin’de satılıyor ancak satışlar, Avrupa da dahil olmak üzere kendi ana pazarı dışında artıyor.”
Nikkei Asia (Japonya): “Türkiye’nin sert oyunu işe yaramış gibi görünüyor. Bu, Türkiye’de yabancı bir üreticinin sahip olduğu ilk EV fabrikası olacak. BYD, 2004 yılında AB’ye katılan ve euroya geçmeye hazırlanan Macaristan’da halihazırda bir fabrika inşa ediyor. Bir Türk fabrikası bu planları destekleyecek.”
France 24 (Fransa): “Yıllık 100-125 bin araç kapasiteli bir fabrika makul bir yatırım olacak.”
Bloomberg (ABD): “Çin’in BYD’si, 1 milyar dolarlık Türkiye fabrikası için imzayı bastı, gözü Avrupa’da.”
Benzinga (ABD): “Warren Buffett’ın desteklediği BYD, Türkiye’de.”
Carscoops (ABD): “BYD, Türkiye fabrikasıyla AB’yi atlatacak”
South China Morning Post (Çin): “Yeni fabrika BYD’nin Avrupa Birliği’ne erişimini iyileştirecek.”
Seeking Alpha (ABD): “Bir diğer Çinli EV üreticisi SWM de Türkiye’ye gidiyor.”
Agenzia Nova (İtalya): “Çin’in BYD’si Türkiye’ye fabrika açıyor.”
News.Az (Azerbaycan): “İmza sonrası Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BYD ekibiyle İstanbul’da görüştü.”
Yıldız’ın Gazze için yazdığı “Aşk Ülkesi” şiirine, sosyal medyada binlerce beğeni ve yorum yağdı.

İşte “Aşk Ülkesi” şiirinin sözleri;
AŞK ÜLKESİ
Ne suyum var, ne içmeye tasım var
Ne çığlığım kaldı, ne de sesim var
Doğduğumdan beri her gün yasım var
Sen Gazzeli değilsin ki bilesin
Şiddetli acıdan güldün mü sen hiç
Ölmeyi kurtuluş bildin mi sen hiç
Günde onlarca kez öldün mü sen hiç
Sen Gazzeli değilsin ki bilesin
Kundakta dünyaya küsmek ne demek
Öfkeden çeneyi kasmak ne demek
Narkoz yokken bacak kesmek ne demek
Sen Gazzeli değilsin ki bilesin
Saçlar nasıl bir gecede ağarmış
Bir ölüden çocuk nasıl doğarmış
Bir mezara kaç cenaze sığarmış
Sen Gazzeli değilsin ki bilesin
Gün olur yaşayan ölüler kokar
Bir damla gözyaşı cihanı yakar
Bir duruş, bir bakış kaleler yıkar
Sen Gazzeli değilsin ki bilesin
Sürekli acıyla kul sınanır mı
Toprak ki, kan ile hiç sulanır mı
Şehidi olmayan ev kınanır mı
Sen Gazneli değilsin ki bilesin
Yiğit eğilmezse kırarlar elbet
Yoluna bin tuzak kurarlar elbet
Susandan da hesap sorarlar elbet
Sen Gazzeli değilsin ki bilesin
Bütün dünya sağır, lal olmuş dili
Meydanı boş bulmuş iblisin dölü
Onuru ne bilir yaşayan ölü
Sen Gazzeli değilsin ki bilesin
Yeryüzü çağırır kıyametini
Sorarlar herkesten hıyanetini
Gazzeli korudu emanetini
Sen gazeli değilsin ki bilesin
Nihanî dil aciz yürek sesine
İnsan olmayanın Gazze nesine
Onlar yürüdüler aşk ülkesine
Sen Gazneli değilsin ki bilesin
Sadettin Yıldız

SAADETTİN YILDIZ KİMDİR?
Araştırmacı-yazar. 15 Ocak 1946, Kızıltan köyü / Şarkışla / Sivas doğumlu. Çiçekli İlkokulu (1960), Pamukpınar İlköğretmen Okulu (1966), Ankara Yüksek Öğretmen Okulu (1971), Ankara Üniversitesi DTCF Türkoloji Bölümü (1972) mezunu. Yüksek lisansını “Arif Nihat Asya’nın Hayatı, Şahsiyeti ve Nesirleri” (1989) adlı tezle, doktorasını “Arif Nihat Asya’nın Şiiri” (1993) adlı tezle tamamladı. Edirne’de edebiyat öğretmeni (1972-75), Eskişehir Eğitim Enstitüsünde Türkçe Bölümü şefi (1975-84), Trakya Üniversitesi Çanakkale Eğitim Yüksek Okulu sekreteri (1984-86); Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Eğitim Fakültesi TDE Bölümü başkanı (1986-97), aynı üniversiteye bağlı Sağlık Hizmetleri Yüksek Okulu müdürü (1994-97); Ahmed Yesevi Üniversitesi Tarih-Filoloji Fakültesi öğretim üyesi (1998-99) olarak hizmet verdi. 1997 yılından sonra Osmangazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi TDE Bölümüde öğretim üyesi ve bölüm başkanı oldu.
Makaleleri Dolunay, Doğuş-Edebiyat, Işıklar, Töre, Türk Edebiyatı, Kardeş Edebiyatlar, Millî Kültür, Meş’ale, Edebiyat Güncesi ve üniversite dergilerinde yayımlandı. 1968’de Ülkemiz Dergisi Şiir Yarışmasında Türkiye Üniversiteler ve Yüksekokullar Üçüncülüğü kazandı. Arif Nihat Asya’nın Şiir Dünyası adlı eseri ile Türkiye Yazarlar Birliği 1997 Yılı İnceleme Ödülünü aldı. İLESAM ve Türk Ocağı üyesidir.
ESERLERİ:
İNCELEME: Arif Nihat Asya’nın Nesirleri (1991), Arif Nihat Asya’nın Şiir Dünyası (1997), Tanzimat Dönemi Edebiyatı (2004).
DENEME: Irmak Dağların Ötesinde (1995).
Ayrıca bir ders kitabı vardır.
KAYNAK: Muharrem Dayanç / Saadettin Yıldız – Arif Nihat Asya’nın Şiir Dünyası (Türk Dili, Mayıs 1998), Ahmed Zaimoğlu / Irmak Dağlar Ötesinde (Orkun, Ekim 1998), İhsan Işık / Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2. bas., 2009).
50. yıl coşkusu! Siyasi liderler de KKTC’de!



















Prof. Dr. İsmail Şahin, “Kıbrıs’ta İki Devletli Çözüm – Tarih, Kimlik, Siyaset” adlı kitabında, neden en gerçekçi yolun iki devletli çözüm olduğunu anlatıyor. Kitabın yazarı Şahin, şu değerlendirmelerde bulunuyor:
15 Temmuz 1974 tarihinde, Kıbrıs’taki Makarios karşıtı güçler EOKA-B, Rum Milli Muhafız Ordusu (RMMO) ve Yunan Alayı (ELDİK) Yunan hükümetinin (askeri cunta) desteğiyle Cumhurbaşkanı Makarios’a karşı bir darbe gerçekleştirmişti. Darbenin amacı, Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını (Enosis) sağlamak ve adayı tamamen Yunan kontrolüne geçirmekti. 1967 yılında darbeyle Yunanistan’da iktidarı ele geçiren askerler, Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını güçlü bir şekilde destekliyordu. Makarios ise daha pragmatik bir yaklaşıma sahipti ve Enosis’in hemen gerçekleştirilmesinden ziyade zamana yayılmasını savunuyordu. Zira Makarios, ani bir Enosis hamlesinin Türkiye’nin askeri müdahalesine yol açacağına inanıyordu. Lefkoşa ile Atina arasındaki Enosis anlaşmazlığından dolayı Yunan hükümeti ile Makarios’un arası gün geçtikçe daha da bozuldu.

1963 yılında Kıbrıs Türklerine yönelik başlatılan saldırılar, Türkiye’nin siyasi ve askeri müdahaleleriyle 1968 yılında durulmuş ve adadaki gergin havanın yumuşamasıyla toplum liderleri arasında diplomatik görüşmeler başlamıştı. Makarios, 1963-1968 arası dönemde, Türkiye’ye rağmen Enosis’in gerçekleşmesinin bir hayal olduğunu çok iyi tecrübe etmişti. Bu yüzden Enosis’i ikinci plana iterek Kıbrıs’ın bağımsızlığını ve egemenliğini koruma konusuna daha fazla önem vermeye başlamıştı. Makarios’un bu bağımsız tutumu, Yunanistan’daki cuntanın hoşuna gitmiyordu. Makarios’u güzellikle yola getiremeyeceğini anlayan Yunanistan, meseleyi şiddet yoluyla çözmeye karar vermişti. Bunun üzerine Yunanistan’daki askeri cunta tarafından 1971 yılında, Kıbrıs’ta EOKA-B adında bir yeraltı örgütü kuruldu. EOKA-B’nin ana hedefi, Makarios’u devirmek ve Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını sağlamaktı. Örgütün başında adaya gizlice gönderilen iflah olmaz Enosis taraftarı, Türk düşmanı ve anti-komünist Grivas bulunuyordu.
İFLAH OLMAZ ENOSİS TUTKUSU
Yakın geçmişte Kıbrıs Türklerini adadan temizlemek konusunda sıkı bir iş birliği yapan Grivas ve Makarios artık karşıt saflarda yer alıyordu. Grivas’a göre Makarios, Yunanlıların milli davası Enosis’e ihanet etmişti. Yunan Alayı ve RMMO’nun da destek verdiği EOKA-B’nin hedefinde sadece Makarios bulunmuyordu; Makarios hükümeti ile yakın ilişkiler içinde olan solcu gruplar ve komünist örgütler de EOKA-B’nin kara listesinde yer alıyordu. Bu dönemde solcu gruplar, sendikalar ve AKEL gibi siyasi partiler Kıbrıs’ta güçlü bir etkiye sahipti ve Makarios hükümetine destek veriyorlardı. EOKA-B, suikastlar, terör saldırıları ve diğer caydırıcı eylemler yoluyla, solcu grupların etkisini kırarak, kendi ideolojik ve siyasi hedeflerine ulaşmayı amaçlıyordu. İşin zor kısmını Makarios oluşturuyordu. O hem kilisenin başpiskoposu hem de devletin başkanıydı. Bu nedenle Makarios’u devirmek, EOKA-B için stratejik bir önem arz ediyordu.
EOKA-B, Enosis’i gerçekleştirmek için Kıbrıs’ta tam bir kontrol sağlamanın gerekli olduğunu düşünüyordu. Makarios ve solcuların etkisi, bu hedefin önünde bir engel olarak görülüyordu. Bu nedenle, EOKA-B, Makarios ve solcu gruplara karşı suikast, şiddet ve terör eylemleri düzenleyerek, adada kendi hakimiyetini kurmayı ve bu sayede Yunanistan’ın Kıbrıs üzerindeki kontrolünü artırmayı planlıyordu. Kıbrıs’ı ele geçirme ya da ada üzerinde hakimiyet kurma düşüncesi, 1967-1974 yılları arasında Yunanistan’da iktidarda olan askeri cuntaya ait değildi. Yunanistan’ın Enosis ısrarının kökeninde, Helenizm ideolojisi ve Megali İdea (Büyük Fikir) yatıyordu. Megali İdea, Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırları içerisinde yaşayan Yunan halklarının birleştirilmesini ve Bizans İmparatorluğu’nun eski topraklarının geri alınmasını hedefleyen yayılmacı bir ideolojiydi. Bu bağlamda Kıbrıs’ta yaşayan Rumlar, Yunanistan’ın bir parçası olarak kabul ediliyordu. İktidardaki Yunan askeri cuntası, kendi meşruiyetini ve kamuoyu desteğini artırmak adına Yunan halkı için milli gurur ve prestij kaynağı olan Enosis hedefini kullanıyordu. Yunanistan’da güçlü bir milliyetçi duygunun yaygın olduğu bu dönemde, Enosis’in gerçekleştirilmesi, Yunan halkı için büyük bir zafer ve tarihi bir olay olarak tarihi kayıtlara geçebilirdi.
YANLIŞ HESAPLAMALAR VE İDEOLOJİK KÖRLÜK
Yunan hükümetinin stratejik hesaplarına göre, Türkiye’nin Kıbrıs’a askeri müdahalede bulunması imkansıza yakın bir olasılıktı. Özellikle ABD ve NATO’nun Türkiye’nin askeri müdahalesine izin vermeyeceği kanaati, Atina’da özgüven patlamasını da beraberinde getirmişti. Bununla birlikte Atina, Sovyetler Birliği’nin güçlü tepki gösterme ihtimalinden dolayı Türkiye’nin askeri müdahaleye başvuramayacağını düşünüyordu. Bununla birlikte Yunan hükümeti, İngiltere, ABD ve NATO’nun desteğine aşırı derecede güveniyordu. Enosis hedefine olan bağlılıktan dolayı yakalandığı ideolojik körlük, Türkiye’nin vereceği tepkiyi görmeyi engelliyordu. Bir defa Türkiye, Garantörlük Antlaşması gereği, Kıbrıs’a müdahale hakkına sahipti. Yunan hükümeti, herhangi bir darbe durumunda Türkiye’nin garantörlük hakkını kullanacağını ve bu kapsamda uluslararası destek bulacağını öngöremiyordu. Yunan hükümeti, 15 Temmuz’da Kıbrıs’ta yaptığı darbeyle Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal düzenini bozduğu gibi uluslararası taahhütlerinin de dışına çıkmıştı. Dolayısıyla Türkiye’nin askeri müdahalesi uluslararası hukuk nezdinde yasal ve meşru bir zemine oturmuştu. Bu yüzden İngiltere, ABD ve NATO’nun tüm baskısına rağmen Türkiye’nin müdahalesi engellenememişti.
TÜRKİYE’NİN KARARLILIĞI VE HIZLI HAREKETİ
15 Temmuz darbesiyle Yunanistan Kıbrıs’ı ele geçirmişti. Makarios darbeden sağ kurtulup adadan kaçmayı başarmıştı. Darbeciler Makarios’un yerine EOKA mensubu Enosis taraftarı Nikos Sampson’u getirmişlerdi. Bu defa Rumlar arasında şiddetli çatışmalar patlak vermişti. Türkiye’nin hızlı karar verip ivedi bir şekilde hareket etmesi gerekiyordu. Darbeciler yerini sağlamlaştırmadan iktidardan uzaklaştırılmalıydı. Hukuki ve siyasi şartlar ve konjonktür Türkiye’den yanaydı. Zira darbe, uluslararası düzeyde büyük bir tepkiye yol açmıştı. Başbakan Bülent Ecevit kararlı ama temkinliydi. Önce diplomasi diyordu. Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan ve Türk Silahlı Kuvvetleri önce müdahale, sonra diplomasi görüşünü savunuyordu. Bir takım görüş ayrılıklarına rağmen tüm taraflar, acil müdahale konusunda mutabıktı. Darbe rejimi, meşruiyet kazanmadan devrilmeliydi. Çünkü müdahalenin geciktirilmesi veya sürüncemede kalması, Kıbrıs’taki Yunan hakimiyetini daha güçlü ve yasal hale getirebilirdi. Böyle bir senaryoda, Kıbrıs Türklerinin akıbeti, egemenliği Yunanistan’a geçen adalarda yaşayan Türklerden farklı olmayacaktı. İngiltere Dışişleri Bakanı James Callaghan müdahaleye karşıydı. Hatta Türkleri müdahaleden vazgeçirmesi için ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’dan yardım talep ediyordu. Kissinger, Callaghan’a gönderdiği cevabi bir yazıda, “galiba bu defa Osmanlıları durduramayacağız” diyordu. Türk hükümetinin geri adım atması ihtimal dışıydı. Çünkü hiçbir hükümet, gözünü Batı Anadolu’dan bir türlü alamayan Yunanistan’ın Kıbrıs’ı ele geçirmesine sessiz kalamazdı. Bu, Yunanistan’ın Ege’den Doğu Akdeniz’e Türkiye’yi kuşatması demekti. Sadece Kıbrıs Türklerini değil tüm Türkiye’yi büyük bir beka sorunuyla karşı karşıya getiren bu elim hadisenin vakit kaybetmeden def edilmesi gerekiyordu. Bu defa mızrak çuvala sığmıyordu.
Yunanistan’ın Kıbrıs’ı ele geçirmesi, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki stratejik konumunun zayıflamasına ve bölgedeki askeri güç dengesinin Yunanistan lehine değişmesine neden olabilirdi. Böyle bir senaryoda, Türkiye’nin deniz güvenliği, askeri, ekonomik ve ticari faaliyetleri ciddi bir biçimde kısıtlanabilirdi. Türkiye’nin bu riski göze alması, telafisi güç ve imkânsız zararlara yol açabileceğinden Türk hükümeti, Kıbrıs Barış Harekâtı’nın icrasında kararlı bir duruş sergiliyordu. Askeri ve diplomatik raporlar, Kıbrıs’ı Yunan’a teslim etmenin risklerinin harekâtı göze almanın risklerinden daha fazla olduğunu söylüyordu. Son yıllarda ortaya çıkan Doğu Akdeniz Krizi, bu gerçekliği bir kez daha gözler önüne serdi. Bugünden geriye bakıldığında, Türkiye’nin Kıbrıs Barış Harekâtı ile Yunanistan’ın sadece Kıbrıs’ı değil aynı zamanda Doğu Akdeniz’i istila etmesinin önüne geçtiği rahatlıkla görülebiliyor.
]]> Törenler bugün Kıbrıs Türklerinin efsanevi liderleri Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş’ın anıt mezarlarını ziyaretin ardından Lefkoşa’da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı’nda resmi geçitle başladı.
Kutlamalar öncesinde TBMM’de 2 devletli çözüm tezkeresi kabul edildi. Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yıl dönümüne dair TBMM kararı Resmi Gazete’de de yayımlandı.
LİDERLERDEN ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR
Atatürk Anıtı’ndaki törende siyasi liderler kürsüden vatandaşlara seslendi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmalarından öne çıkanlar şu şekilde:
Kıbrıs Türk halkının özgürlüğe kavuşmasını sağlayan Barış Harekatı’nın 50. yıl dönümünde sizlerle beraber olmanın bahtiyarlığını yaşıyorum. 85 milyonun selam ve sevgilerini özellikle iletmek istiyorum. Bizleri bağrınıza bastığınız için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Vatan için, bayrak için, istiklal ve istikbalimiz için toprağa düşen yiğitlerin aziz ruhları şad olsun. Kıbrıs Türk’ünün hakları ve hürriyetleri için cesaretle savaşan gazilerimizin her birinin ellerinden öpüyor, şükranlarımı sunuyorum. Kıbrıs Barış Harekatı’nın mimarları olan Bülent Ecevit’i, Necmettin Erbakan’ı, Alparslan Türkeş ile diğer devlet ve siyaset adamlarımızı rahmetle anıyorum.
KKTC BİZİM GÖZ BEBEĞİMİZ
Bugün tıpkı yarım asır önce olduğu gibi yine tek yüreğiz, tek bileğiz. Anavatan Türkiye ve KKTC olarak sırt sırtayız. İktidar-muhalefet ayrımı olmadan bugün burada olmamız Türkiye’nin Kıbrıs davasına verdiğimiz önemin göstergesidir. Kuzey Kıbrıs canımızdan bir parçadır, göz bebeğimizdir. Burası bize Hz. Osman’ın, sahabenin, kahraman ecdadımızın da emanetidir. İnşallah bu emanete sıkı sıkıya sahip çıkmayı sürdüreceğiz. Siyasi parti liderlerine de teşekkür ediyorum. Milli meselelerde ortaya koyduğumuz ortak dayanışma tablosunu inşallah güçlendirerek devam ettireceğiz.
BM BARIŞ GÜCÜ CİNNET FURYASINI DURDURAMADI
Kıbrıs Türk halkı hem kurucusu ve ortağı olduğu devletten dışlanıyor hem de eli kanlı EOKA’nın saldırılarına maruz kalıyordu. BM Barış Gücü bile cinnet furyasını durduramadı. Katliamın önüne geçemedi. 1974’e gelindiğinde insanlık dışı saldırılar zirveye ulaşmıştı. Tam 50 yıl önce bugün kahraman Mehmetçik, Kıbrıs Türkü’nün istiklaline vurulmak istenen hançeri sökmek üzere tarihi bir adım attı. Anavatan ve garantör ülke olarak hak ve yükümlülüklerimiz ile tarihin omuzlarımıza yüklediği sorumlulukla harekete geçtik. O gün tüm dünyaya Kıbrıs Türkü’nün yalnız olmadığını ve asla yalnız bırakılmayacağını gösterdik. Rumların ateşe verdiği ekin tarlalarına, gül bahçesine girer gibi paraşütle indirme yapan Mehmetçiğimiz, denizci leventlerimiz cesaretlerini bir kez daha tarihe kazımıştır. O gün burada hangi coşku, sevinç ve gurur hakimse Türkiye’de aynı bayram havası hakimdir. Bugün de bayram olarak kutladığımız 20 Temmuz’ı Kıbrıs Türk halkının barış ve istikrar özlemi ve idealleri doğrultusunda egemenlik haklarının ve eşit statüsünün korunmasının sembolü olarak görüyoruz.
MİÇOTAKİS’E ‘SATAŞMA YAPMA’ DEDİK
Adanın güneyinde ise kendilerini Kıbrıs adasının tek hakimi gören şımarık zihniyet var. Rum lider EOKA teröristlerini anma törenlerine katılıyor, Kıbrıs Türk’ü kardeşlerimiz Güney’e geçtiklerine saldırıya uğruyor, Güney’deki camiler kundaklanıyor. İşte geçenlerde Yunanistan Savunma Bakanı akla ziyan açıklamalar yaptı. Sayın Miçotakis’le yurt dışında bir araya geldik, kendilerine ‘Ayın 20’sinde biz KKTC’deyiz, duydum ki sen de Güney’desin, herhalde bizlere sataşma yapmazsın’ dedim. Böyle bir şey düşünmediğini söyledi. ‘Düşünmüyorsan mesele yok’ dedik, yola devam. Bölgede devam eden çatışmalar karşısında tüm adanın güvenliğini tehdit etme riski olan son derece sorumsuz adımlar atılıyor. Aynı suda iki kez yıkanılmaz. Adadaki gerçekleri görmezden gelerek hiçbir yere varılmaz. Kıbrıs’ta federal bir çözümün mümkün olmadığına inanıyoruz. Müzakerelere yıllar önce İsviçre’de bıraktığımız yerden devam edelim demenin kimseye faydası yoktur. Biz Kıbrıs’ta kalıcı barışı ve çözümü sağlamaya hazırız. Çözüm yolunda uzatılan hiçbir eli havada bırakmayız.
TEHDİTLERE BOYUN EĞMEYİZ
Türkiye ile Yunanistan arasında diyaloğun güçlendirilmesi Kıbrıs meselesinin çözümüne de katkı yapacaktır. Taşınmaz Mal Komisyonu, Ada’da mülkiyet konusunda çözümün yegane adresidir. Bunun dışında başka yollara tevessül edenler büyük bir yanılgı içindedir. Ne biz oldubittilere müsaade ederiz ne de Kıbrıs Türk halkı tehditlere boyun eğer. Kıbrıs Türkleri’nin yok sayılması mümkün değildir. KKTC’nin tanınması ve iki devletli çözümün hayata geçmesine yönelik gayretlerimizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Şuşa’daki zirveye Sayın Tatar’ın iştiraki bunun en son örneği. Bu süreçteki dirayetli liderlik için Azerbaycan Cumhurbaşkanı kardeşim Sayın Aliyev’e de buradan bir kez daha teşekkür ediyorum.
KKTC’Lİ ÖĞRENCİLERE MÜJDE
Temmuz ayı itibarıyla artık KKTC vatandaşı öğrencilerin katkı payı ve öğrenim ücreti bakımından Türkiye vatandaşı öğrencilerle aynı esaslara tabi olmasının kararlaştırdık.
ERSİN TATAR: KIBRIS, TÜRKİYE’NİN AYRILMAZ PARÇASIDIR
KTTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın konuşmalarından öne çıkanlar şu şekilde:
Kıbrıs Türkleri zulme boyun eğmedi. Hedeflerimize muhakkak ulaşacağız. Amacımız sürdürülebilir bir anlaşmaya ulaşmaktır. Rum tarafı halen anlaşmaya yanaşmamaktadır. Türk askerinin Kıbrıs’ta uzaklaştırılmasını talep ediyor bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Türklüğün onurunu çiğnetmeyeceğiz.
Güneyde devam eden silahlanma barışa hizmet etmiyor.
Rum yönetiminin bazı ülkelerle anlaşma yapması adayı tehlikeye atıyor.
Türk devletleri teşkilatları ile ilişki kurmaya hazırız.
77. ve 78. genel kurul toplantısında milat niteliğindeki konuşmalar KKTC için onur meselesidir. Rum yönetimi KKTC’ye yönelik izolasyonları daha da yoğunlaştırmıştır. Kıbrıs konusunda kınanması gerekenlerin en başında Yunanistan gelmektedir.
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türkiye’nin ayrılmaz bir parçasıdır. KKTC Doğu Akdeniz’de Türk cumhuriyetlerinin kalesidir.
Sayın Cumhurbaşkanımız her platformda sesimiz olduğunuz için teşekkür ederiz.
TBMM’de KKTC için alınan karara dikkatlerinizi çekiyorum. 74 tarihli Barış Harekatı Tezkeresidir. Oy birliğiyle alan TBMM Başkanı nezdinde teşekkür ediyorum.
ANADOLU VE AKINCI’DAN GÖVDE GÖSTERİSİ
Törenlerde Türk Silahlı Kuvvetleri de gövde gösterisi yapacak. Türk donanmasının en büyük savaş gemisi TCG Anadolu, 50 gemi eşliğinde Girne’de denizde geçit töreni düzenleyecek.
Türk Yıldızları gösteri uçaklarının yanısıra 4 F-16 savaş uçağı ve 2 Akıncı TİHA, Lefkoşa’daki resmi geçit töreninde uçacak.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN KKTC’DE
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ercan Havalimanı’nda, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar tarafından resmi törenle karşılandı.
Karşılamada, KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanı Zorlu Töre, KKTC Başbakanı Ünal Üstel ve Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Metin Feyzioğlu da yer aldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile DSP Genel Başkanı Önder Aksakal, BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, HÜDA PAR Genel Sekreteri Şehzade Demir, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu da KKTC’ye geldi.

“ŞEHİTLERİMİZİ RAHMETLE ANIYORUM”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’la Atatürk Anıtı’nı ziyaret etti.

Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, anıta çelenk bıraktı.

Anıt Özel Defteri’ni imzalayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, deftere şunlara kaydetti:
Törene TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile Cumhurbaşkanlığı Kabinesi üyeleri katıldı.
]]>Osmanlı Devleti’nin, 1878’deki Rusya ile yaptığı savaştan yenilgiyle ayrılmasının ardından, yardım karşılığı İngiltere’ye kiralanan Kıbrıs, 5 Kasım 1914’te ise İngiltere tarafından tamamen ilhak edildi. Ada, 1923’te imzalanan Lozan Anlaşması ile tamamen İngiltere’ye bırakıldı.
Kıbrıs’ın ve Anadolu’nun batı yakasının Yunanistan’a bağlanmasını hedefleyen “Enosis” hayallerini 1821’den beri sürdüren Kıbrıslı Rumlar, İngiltere yönetiminde Yunanistan’ın desteğiyle bu planlarını açıkça ilan etmeye başladı.
Kıbrıslı Rumlar, adanın tamamını diplomatik yollardan ele geçiremeyeceklerini anlayınca terör örgütü “EOKA”yı kurdu.
1 Nisan 1955’te kanlı eylemlerine başlayan ve “Enosis”e karşı olan herkesi düşman ilan eden örgüt, 1958 sonuna kadar 400 Rum, 109 Türk ve 100 İngiliz’i öldürdü, 33 Türk köyünde yaşayanlar ise EOKA’nın faaliyetleri nedeniyle göç etmek zorunda kaldı.
Saldırılar karşısında direniş teşkilatları kuran Kıbrıslı Türkler de güçlerini 1958’de Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) çatısı altında birleştirdi.

Adadaki kaos ortamı, Zürih ve Londra Antlaşmalarına kadar devam etti. 11 Şubat 1959’da imzalanan antlaşmalar neticesinde İngiltere, Türkiye ve Yunanistan devletlerinin garantörlüğünde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulması kararlaştırıldı.
Kıbrıs Türk toplumuna 1960 Anayasası ile sağlanan haklar, 1963’te Rum tarafının tek taraflı kararı sonrası kaldırıldı ve bu tarihten itibaren Türk toplumuna karşı silahlı saldırılar yeniden başladı.

KANLI NOEL
EOKA’nın Lefkoşa’nın Tahtakale semtinde 20 Aralık 1963 gecesi otomobillerine açılan ateş sonucu Kıbrıs Türkü Zeki Halil ve Cemaliye Emirali’nin şehit edilmesiyle başlayan “Kanlı Noel” saldırılarında, 364 kişi şehit düştü, 103 Türk köyü boşaltıldı, 25 bin kadar insan evlerinden edildi.
Rum çeteleri, 24 Aralık 1963’te Lefkoşa’nın Kumsal bölgesindeki saldırılarına devam ederken, Kıbrıs’taki Türk Alayı’nda doktor olan Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi Mürüvvet İlhan ile çocukları Murat, Kutsi ve Hakan banyo küvetinde öldürülmüş halde bulundu. Bu olay tarihe “Kumsal Katliamı” ya da “Banyo Katliamı” olarak geçti.
YUNAN UÇAKLARI İLE BOMBARDIMAN
5 Ağustos 1964’te Rum ve Yunan birlikleri Erenköy bölgesindeki Kıbrıs Türk halkına karşı saldırıya geçti. Yunan uçaklarının Erenköy bölgesini bombalaması sonucu birçok Türk şehit edildi.
Türkiye bu durum üzerine sınırlı bir hava harekatı düzenledi ve Türk halkına yönelik toplu bir katliamı önledi, Rum birlikleri bozguna uğratıldı.
8 Ağustos 1964’te uçağı düşürülen Türk pilot Yüzbaşı Cengiz Topel, hiçbir yara almadan Rumlara esir düştü. Topel, daha sonra yapılan Rum işkenceleri sonucu şehit oldu.

TÜRKİYE, GARANTÖR OLARAK DEVREYE GİRDİ
Türkiye, 20 Temmuz 1974’te garantör devlet olarak müdahale hakkını kullandı ve Türk Silahlı Kuvvetleri, Kıbrıs Barış Harekatı’na başladı.
Birleşmiş Milletler’in çağrısı üzerine 22 Temmuz 1974’te ateşkes sağlandı ve çatışmalar durdu.
Kıbrıs adasındaki taraflar arasında 25 Temmuz 1974’te “Cenevre Görüşmeleri” başladı. Yunanistan ve Rum tarafının, istekleri kabul etmemesi ve adadaki Türk halkına karşı katliam yapma ihtimalleri ikinci harekatı zorunlu hale getirdi.
Bu kapsamda, “Ayşe tatile çıksın” parolasıyla 14 Ağustos 1974’teki “İkinci Kıbrıs Barış Harekatı” ile adaya barış ve huzur getirildi.
Türk Silahlı Kuvvetleri harekat süresince, 498 Mehmetçik ve Kıbrıslı 786 mücahidi şehit verdi.

Kıbrıs Cumhuriyeti, 1959 yılında Türkiye, Yunanistan, İngiltere ve Kıbrıs Türkleri ile Rumlar arasında imzalanan Zürih ve Londra anlaşmalarıyla kuruldu.
Bu anlaşmalarda yer alan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantör devletleri olarak kabul edildi.
1960 yılında, uluslararası antlaşmalar uyarınca ve Türkler ile Rumlar arasındaki ortaklık temelinde kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası, iki halkın da eşit siyasi hak ve statüye sahip olmasını öngörüyordu.
Ancak, Rum tarafı, Ortaklık Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından;
Kıbrıs Türklerini devlet kurumlarından uzaklaştırma, adadaki varlıklarını sona erdirme ve adanın Yunanistan’a bağlanması amacına yönelik faaliyetlerini sürdürmeye devam etti.
Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıslı Rumların tek taraflı güç kullanımıyla Anayasa’yı feshetmelerinin ardından 1963’te fiilen son buldu.
Rumlar, Enosis’e ulaşma hedefiyle silahlanarak, Yunanistan’ın da desteğiyle, 1963-1974 yılları arasında Kıbrıs Türklerine karşı baskı, zulüm ve ambargoyu durmaksızın devam ettirdi.
Takvimler Kasım 1973’ü gösterirken, Yunanistan’da Dimitrios Yoannidis’in önderliğinden bir grup albay ihtilal yaparak ülkenin yönetimini ele geçirdi.
Komşuda yaşanan askeri darbe kısa bir süre sonra Atina’nın dış politikasını da etkiledi.
Cunta rejimi yönünü hızla Kıbrıs’a çevirdi ve adada kontrolü ele geçirmek için çalışmalarını yoğunlaştırdı.
ATİNA’DA DARBE KIBRIS’TA TÜRKLERE YÖNELİK ŞİDDETİ KÖRÜKLEDİ
Nihai amaca ulaşılabilmesi için İslam ve Türk karşıtı EOKA örgütünün kullanılmasına karar verildi.
EOKA, Yunan ordusundaki Rum bir subay olan Yeoryos Grivas tarafından kurulmuş;
Dünya Savaşları’nda ve komünizm karşıtı silahlı mücadelede faaliyet göstermişti.
EOKA, yapı olarak Filistin’de gerilla yöntemlerini kullanarak İngilizler ile savaşan Yahudilerin terör örgütü Irgun’u örnek almıştı.
Yunan İç Savaşı’nda Yunan komünistlere karşı mücadele eden Grivas, 1951 yılında adada gönüllüler toplayarak Yunanistan’a eğitime götürmüş;
1954 yılında eğitimi alan savaşçılar ile Kıbrıs’a geri dönmüştü..
EOKA 1 Nisan 1955 tarihinde ilk sabotaj eylemini gerçekleştirmişti.
Örgüt, ilerleyen günlerde Makarios karşıtı faaliyetlerini yoğunlaştırdı.
Diplomatik görüşmelerin kesilmesinden kısa bir süre sonra, 15 Temmuz 1974 sabahına, Kıbrıslılar silah ve top sesleriyle uyandı.
Ancak bu kez saldırıya maruz kalan sistematik olarak katledilmeye başnana Türkler değil, Makarios’un Başkanlık Sarayı’ydı.
Yunan subayların komutasındaki, Rum Milli Muhafız Ordusu ve EOKA darbe düzenledi.
Öldü denilen Makarios, kaçmayı başardı.
“Yaşıyorum, direnişe devam” mesajı verdi.
Ardından da adadaki İngiliz üslerinden Malta’ya oradan da İngiltere’ye kaçmayı başardı.
Darbede hayatını zor kurtaran Makarios, 19 Temmuz 1974’te BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada; hem Yunanistan’ın amacını açık biçimde ortaya koydu.
Hem yapılan katliamları hem de Kıbrıs Türklerini bekleyen tehlikeleri anlattı.
Makarios tarihi konuşmasında “Güvenlik Konseyi üyelerine, Atina darbesi tarafından yaratılan bu anormal duruma son vermek için ellerinden geleni yapmaları çağrısında bulunuyorum” dedi.
“Kıbrıs’taki olaylar sadece Kıbrıslı Rumların iç meselesi değildir. Kıbrıs Türkleri de etkilenmektedir.
Yunan cuntasının darbesi bir işgaldir ve sonuçlarından hem Rumlar hem de Türkler olmak üzere tüm Kıbrıs halkı zarar görmektedir.” ifadelerini kullandı.
Darbenin başarılı olmasının ardından EOKA’nın tanınan simalarından Nikos Sampson yeni hükûmetin geçici devlet başkanı olarak ilan edildi.
Makarios yandaşı 2 bin kadar Yunan öldürüldü.
Binlerce kişi hapishaneye gönderildi.
Kısa bir süre sonra da “Kıbrıs Helen Cumhuriyeti” kuruldu.
ANKARA SOYKIRIMI ÖNLEMEK İÇİN HAREKETE GEÇTİ
Darbe ve Rumlar arasında yaşanan çatışmalar, Kıbrıs Türklerini de harekete geçirdi.
Darbe haberini, uzun yıllar Türk Ajansı Kıbrıs Müdürü olarak görev yapan Kemal Aşık’tan alan Rauf Denktaş;
Kıbrıs Türklerine olayın Rumlar arasında bir mesele olduğunu aktardı.
Çatışmalara müdahil olunmaması gerektiğini söyledi.
Öte yandan Ankara’ya mesaj göndererek Enosis için son adımın atıldığını belirtti.
Müdahaleden başka bir çare olmadığının altını çizdi.
Denktaş’ın mesajı, Türkiye’de karşılık buldu.
Ankara ilk olarak İngiltere ile birlikte adaya ortak müdahalede bulunma fikrini değerlendirdi.
Düşüncelerini paylaşmak için başkent Londra’ya hareket etti.
Ancak diplomatik temaslardan sonuç alamadı.
Kısa bir süre sonra Türk Büyük Millet Meclisi Ada’ya tek başına müdahale etme kararı aldı.
BARIŞ HAREKATI SABAH SAATLERİNDE BAŞLADI
Türk ordusu, adaya saat 06.05’ten itibaren havadan indirme ve denizden çıkarma yapmaya başladı.
İlk taburlar inerken ciddi bir ateşle karşılaşmadılar.
Denizden çıkarmaysa Karaoğlanoğlu Plajı’na yapıldı.
Harekâtın ikinci günü Rumlar, havadan inen birliklerle denizden çıkan birliklerin birleşmesini engellemek istedi.
Saldırılarını yoğunlaştırdı..
Savaş sürerken haberleşme ve koordinasyon eksikliğinden dolayı Kocatepe muhribi, Türk uçaklarınca batırıldı ve 54 asker şehit düştü.
Dış baskıların artması neticesinde Ankara, BMKG’nin 353 sayılı kararını kabul etti.
Harekatın üçüncü gününde saat 17.00’den itibaren ateş kesmeye karar verdi.
Başarılı bir operasyonla ateşkes başlamadan Girne-Lefkoşa hattı da birleştirildi.
25 Temmuz 1974’te toplanan 1. Cenevre Konferansı, 30 Temmuz 1974’te imzalanan Cenevre Deklarasyonu ile son buldu.
Deklarasyonda, Yunanistan ve Rumlar tarafından işgal edilen Türk acilen boşaltılması ile Ada’da barışın ve anayasal düzenin yeniden tesisini teminen;
Dışişleri bakanları arasında müzakerelere devam edilmesi kararı alındı.
Öte yandan deklarasyonla Ada’da Kıbrıs Türk toplumu ile Kıbrıs Rum toplumu olmak üzere iki özerk yönetimin mevcudiyeti ilkesel olarak tanındı..
YUNANİSTAN ULUSLARARASI HUKUKU HİÇE SAYDI
Konferansın 8 Ağustos’ta başlayan ikinci aşamasında, Yunan yönetimi uluslararası hukukun kararını reddetti.
Ada’da yeni anayasal düzenin kurulmasına yönelik tüm teklifleri olumsuz karşıladı
Ve anayasaya ilişkin varılacak bir uzlaşma için Türk birliklerinin geri çekilmesini ön koşul olarak ileri sürdü.
2. Cenevre Konferansı görüşmelerinden de bir sonuç çıkmayınca 14 Ağustos’ta “Ayşe tatile çıksın” parolasıyla Kıbrıs Barış Harekatı’nın ikinci aşaması başladı.
Ve 16 Ağustos’ta tekrar ateşkes ilan edildi.
İkinci harekat sırasında geri çekilen Rum askerleri, geçtikleri Türk köylerini yakarak silahsız insanları katletti.
Toplu katliamlar, katliam çukurları ve mezarlar, harekatın bitiminde ortaya çıkarıldı.
Kıbrıs Barış Harekatı sırasında, Türk ordusu 498 şehit verirken Kıbrıs Türk tarafı ise 70’i mücahit, 270 kişiyi kaybetti.
Kıbrıs Türkleri genel olarak ise 1672 şehit verdi.
TÜRK ORDUSU’NUN OPERASYONU ATİNA’NIN DENGESİNİ BOZDU
Türkiye’nin başlattığı harekat başarıyla sonuçlanırken Ada’da yaşayan Kıbrıs Türk halkının güvenliği de sağlandı ve Ada’ya barış hakim oldu.
Kıbrıs’ta mevcut sınırların çizilmesine olanak sağlayan harekatın peşine Kıbrıslı Türkler, 1 Ekim 1974’te Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi’ni kurdu.
Ardından Kıbrıs Türklerinin devlet yapısını kökleştirme, anayasa yapma ve çok partili sisteme geçme gibi tecrübeler yaşadığı Kıbrıs Türk Federe Devleti 13 Şubat 1975’te ilan edildi.
KTFD Meclisi, 15 Kasım 1983’te oy birliğiyle aldığı bir kararla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan etti..
Gelişmelerin ardından Yunanistan’daki cunta idaresi ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki Nikos Sampson Hükûmeti görevini bıraktı.
Askeri hükûmet ise idareyi sivillere devretme kararı aldı.
Ve yedi yıldır Fransa’da sürgünde bulunan Konstantin Karamanlis’i hükûmeti kurması için Yunanistan’a çağırdı.
Karamanlis’in 24 Temmuz 1974’te hükûmeti kurması ile 1967’den beri devam eden cunta rejimi de son bulmuş oldu.
]]>TÜRKİYE’NİN AR-GE EKOSİSTEMİNİ GÜÇLENDİRECEK
Bakan Kacır, buradaki konuşmasında, Türkiye’nin Ar-Ge ekosistemine yapılan bu önemli yatırımın, hızlı teknolojik gelişmelerin ve dijital dönüşümün dünya çapında iş operasyonlarını temelden değiştirdiği ve kullanıcı deneyimlerini iyileştirdiği bir döneme denk geldiğini ifade etti. Güçlü teknoloji ekosisteminin, Türk ekonomisini daha ileri teknolojiye yönlendirmek için gerekli zemini oluşturduğunu anlatan Kacır, “Bugün 10 binin üzerinde teknoloji şirketine ev sahipliği yapan 102 teknoparkımız, 1600’ün üzerinde AR-GE ve tasarım merkezimiz, 272 bin AR-GE çalışanımız var. Tüm bunlar Türkiye’nin teknoloji ekosisteminin çekirdeğini oluşturuyorlar.” ifadelerini kullandı.
ANAHTAR TEKNOLOJİLERDE SÖZ SAHİBİ BİR ÜLKE
Bu ekosistem sayesinde Türkiye sanayi üretiminde, ileri teknoloji sektörlerinin olumlu bir şekilde öne çıktığını vurgulayan Kacır, “Anahtar teknolojilerde söz sahibi, Avrupa ve dünyayla entegrasyonu güçlü bir ülke olmayı başardık. Artık Türkiye’yi, bataryalardan uçan akıllı arabalara, akıllı tıbbi cihazlardan yeni nesil uydu girişimlerine kadar yenilikçi ve çığır açan teknolojiler için küresel bir merkez olarak konumlandırmayı hedefliyoruz. Önde gelen ulusal teknoloji girişimlerinin ortaya çıkması için paradigma değişimlerinden yararlanacağız ve yıkıcı yeniliklerin faydalarından yararlanacağız. Güçlü bir startup ekosistemine sahip olmak, Türkiye’yi küresel bir teknoloji merkezi haline getirme vizyonumuzun önemli bir parçası.” dedi.
KÜRESEL SAHNENİN YILDIZI “STARTUPLARIMIZ”
Türkiye’nin dört bir yanındaki genç girişimcilerin kuluçka merkezleri ve hızlandırıcı programlar ağıyla desteklenen hayallerini proje ve işlere dönüştürdüğünü belirten Bakan Kacır, startupların artık küresel sahnede giderek daha fazla parladığını ve Türk startup ekosistemi Avrupa teknolojisinin yıldızı olarak nitelendirildiğinin altını çizdi. Startuplara yenilikçi fikirlerini başarılı bir şekilde pazara hazır ürünlere dönüştürebilmeleri için tohum öncesi ve tohum aşamasında finansman sağlama konusunda oldukça aktif davrandıklarını anlatan Kacır, “Türkiye’yi sadece startup için değil, ölçek büyütme için de önemli bir merkez haline getirmek amacıyla startup ekosistemini fonlarla genişletiyoruz.” diye konuştu.
KALDIRAÇ ETKİSİ
Kaldıraç etkisi oluşturarak startuplara 1 milyar doların üzerinde yatırım sağladıklarını belirten Kacır, “Ölçeklendirme aşamasının özel ihtiyaçlarına yönelik özel ağ oluşturma desteğinin yanı sıra önemli devlet desteği sunmak üzere tasarlanmış bir program olan Turcorn100’ü başlattık.” açıklamasında bulundu.
100 BİN TEKNOLOJİ GİRİŞİMİ HEDEFİ
Turcorn100, küresel hedefleri olan teknoloji ve inovasyon odaklı girişimler için ölçek büyütme kulübü olarak hizmet veren ulusal bir vizyon girişimi olduğunu kaydeden Kacır, “Bu program sadece devlet tarafından değil, aynı zamanda startupların hem Türkiye’de hem de uluslararası alanda küreselleşmesine yardımcı olacak kapsamlı program ve ağlara sahip program ortaklarımızla işbirliği yapılarak desteklenmekte. Bu programlarla 2030 yılına kadar 100 bin teknoloji girişiminin ve 100 Turcorn’un ülkemizden çıkmasını sağlamak en büyük hedeflerimizden biri. Türkiye’nin dinamik nüfusu, enerjisi ve girişimci ruhunun sağladığı büyüme ivmesi, küresel şirketlerin büyümesi ve yenilik yapması için ideal ekosistemi oluşturuyor. Bu firmaların 700’den fazlası halihazırda teknoparklarımız ve Ar-Ge merkezlerimizde Ar-Ge faaliyetleri yürütüyor. Birçok küresel şirket, nitelikli iş gücümüzden ve cazip teşviklerden yararlanarak ileri Ar-Ge faaliyetlerini ülkemizde konumlandırıyor.” şeklinde konuştu.
TEKNOLOJİ EKOSİSTEMİ İLE İŞ BİRLİĞİ GÜÇLENECEK
Kacır, Amadeus’un, son yıllarda Türkiye’deki AR-GE faaliyetlerini ölçeklendirdiğini belirterek, bugün şirketin büyümesini Amadeus İstanbul Ar-Ge Merkezi’nin açılışıyla taçlandırdıklarını söyledi. Amadeus’un yeni Ar-Ge ofisinin, şirketin Türkiye teknoloji ekosistemi ile iş birliğini güçlendirerek, özellikle seyahat teknolojileri alanında yeni fikir ve girişimlerin Türkiye’de gelişip ölçeklenmesinin önünü açmasını beklediğini belirten Kacır, Türkiye’nin üretimine, istihdamına, teknolojik gelişimindeki liderliğine katkı sağlayacak yatırımları tüm kaynaklarıyla desteklemeye devam edeceklerini söyledi. Kacır, “Türkiye, uluslararası iş birliklerinin, yeni fırsatların ve etkili projelerin merkezi olmaya devam edecek.” dedi.
]]>ABD merkezli teknoloji şirketi Microsoft’un sistemlerinde yaşanan arıza pek çok sektörü etkiledi.
Havacılık ve bankacılık gibi sektörler başta olmak üzere birçok şirket bu durumdan olumsuz etkilendi.
ÜLKELER SON DURUMU BİLDİRDİ
İngiltere’nin önemli televizyon haber kanallarından Sky News Cuma günü yayın yapamadı.
Yayıncı kuruluşun icra kurulu başkanı David Rhodes X’te yaptığı açıklamada, “Sky News bu sabah canlı yayın yapamadı, şu anda izleyicilere kesinti için özür dilediğimizi söylüyoruz” dedi.
Küresel bir teknoloji kesintisi, İspanyol havaalanları, bir Türk havayolu şirketi ve Avustralya medyası ve bankaları da dahil olmak üzere farklı ülkelerdeki operasyonları etkiliyordu.
Avusturalya’nın başkenti Sdney’in havalı̇manı sözcüsü, “Uçuşlar gelı̇yor ve gı̇dı̇yor ancak akşam boyunca bazı gecı̇kmeler olabı̇lı̇r” dedi.

İNGİLTERE’DE RANDEVU SİSTEMİ ÇÖKTÜ
İngı̇ltere’nı̇n sağlık rezervasyon sı̇stemı̇ sosyal medyada açıklama yapan sağlık yetkı̇lı̇lerı̇ne göre şu an “çevrımdışı.”
Alman Borsası ise ı̇şlemlerin normal olarak başladığını ancak kontrollerin devam ettiğini bildirdi.
İsrail Sağlık Bakanlığı da şu açıklamayı yaptı: “Bilgisayar sunucularındaki küresel arıza hastaneleri ve sağlık hizmetlerini etkiliyor.”
THY BASIN MÜŞAVİRİ ÜSTÜN: SORUNUN GİDERİLMESİ İÇİN GEREKLİ AKSİYONLAR ALINIYOR
Türk Hava Yolları da yaşanan arızadan etkilenen şirketler arasında yer aldı. THY Basın Müşaviri Yahya Üstün, sosyal medyadan yaptığı açıklamada, bilgi sistemlerinde yaşanan sorunlar nedeniyle biletleme ve rezervasyon işlemlerinde aksamalar yaşandığını belirtti.
Üstün, “Sorunun giderilmesi ve yolcularımızın mağdur olmaması adına gerekli çalışmalar yapılmaktadır. Söz konusu aksaklık için özür dileriz. En kısa sürede sizlere bilgi vereceğiz.” ifadelerini kullandı.
Dünya genelinde birçok şirketi etkileyen yazılım kaynaklı bir problem yaşandığını anlatan Üstün, “Kısmi olarak etkilenen operasyonlarımızdaki bu sorunun giderilmesi için gerekli aksiyonlar alınmaktadır. Operasyonlarımız kademeli olarak normal seyrine dönmektedir. Yaşanan aksaklıktan dolayı siz değerli misafirlerimizden özür dileriz” ifadelerini kullandı.

CROWDSTRIKE NEDİR?
CrowdStrike, siber güvenlik alanında uzmanlaşmış bir şirkettir. 2011 yılında kurulan şirket, bulut tabanlı çözümleri ve yapay zeka destekli teknolojileri kullanarak, kurumların siber tehditlere karşı korunmasını sağlar.
Özellikle “Falcon” platformu ile tanınan CrowdStrike, saldırıları gerçek zamanlı olarak tespit edip önlemeye odaklanır ve siber saldırılarla ilgili geniş bir tehdit istihbaratı sunar. Şirket, endpoint koruma, yönetilen tehdit avcılığı ve olay müdahalesi gibi hizmetler sunarak dünya çapında birçok büyük kuruluş tarafından tercih edilmektedir.
TÜRKİYE MAVİ MAVİ EKRAN PROBLEMİ
Microsoft şirketinde yaşanan kriz Türkiye’deki birçok şirketi de etkilemiş durumda. Dün geceden itibaren “Down Detector” sitesinden edinilen bilgilere göre giriş sorunu yaşanan ve ağırlaşan siteler içerisinde şunlar var:
Gazeteci Halil İbrahim İzgi, burada yaptığı konuşmada, müzede haksızlık ve zulüm mekanizmasının uluslararası, ekonomik ve medya ayaklarının temel bir anlatıyla işlendiğini söyledi.

Bu müze ve benzeri yerlerin sadece bir anma değil aynı zamanda ilham alınacak üretim mekanları olarak da görülmesi gerektiğini dile getiren İzgi, “Buralarda daha sık bir araya gelmemiz lazım. Çünkü burası bir müze değil. Bu anlamda da kıymetli. Burası bir hafıza mekanı.” dedi.
İzgi, “Hikayenin bir parçası da biziz, birçoğumuz bizzat yaşadı. Kenarından yaşayanlar da o kadar büyük bir anlatının içinde muhakkak suretle bir şeyler buluyorlar. Burası bir üretim mekanı, hafızamızı taze tutma, dersler çıkarma mekanı. Yayıncılığın da aynı şekilde, dersler çıkararak muhakkak surette bu anlatıyı oluşturabileceğini düşünüyorum. Gençlerimiz 15 Temmuz’da ne kadar şuurlu olduklarını, ne kadar vatansever olduklarını gösterdiler. Buranın neye hayır dediğimizi göstermek kadar, nelere evet diyeceğimize ve neler yapmamız gerektiğine karar vermemiz gereken bir yer olduğunu düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

– “TÜRK TOPLUMUNUN BÖYLE BİR SAĞDUYUSU VAR”
Yayıncı ve yazar Melike Günyüz, 15 Temmuz’un Türkiye gibi bir toplumda dinin kullanışlı bir alan olduğunu gösterdiğini belirterek, “Herhangi bir dini inanç bağlamında zihnimizin akıl etme ve sorgulama melekelerini çok çabuk saf dışı bırakabileceğimizi de gösterdi. Bunu çok kötü yaşayarak gördük. Yani bundan sonrası için, ülkenin selameti için bunu çok önemli bir nokta olarak görüyorum.” diye konuştu.
Çocuklara sahip çıkmanın önemini vurgulayan Günyüz, “Genel olarak muhafazakar Türk ailelerinde şöyle bir durum var. ‘Ben çalışıyorum, çocuklarımız aman dinden uzak olmasınlar, güvenilir bir yerlerde dinini öğrensinler.’ Dinini kaybetmesinler kaygısı ne yazık ki bizi bu günlere getirdi. Olayı çok daha büyük düşünmek zorundayız. Ben yıllar geçtikçe yaşım ilerledikçe aslında devletin açtığı yaz Kuran kurslarının ne kadar önemli olduğunu daha iyi anladım.” ifadelerini kullandı.
Olayın bir bütün olarak ele alınması gerektiğine işaret eden Günyüz, “15 Temmuz gecesi bence millet olmanın çok önemli bir göstergesiydi.” diye konuştu.
Günyüz, 15 Temmuz gecesinde toplumun her kesiminden insanın sokağa çıktığını vurgulayarak, “Türk toplumunun böyle bir sağduyusu var. Yani o sağduyu, millet olma sağduyusu, aslında size o anda neyin yanlış olduğunu gösteriyor. Sistemin adaletli işlemesinin de çok önemli olduğunu görüyoruz.” görüşünü paylaştı.
Devletin kendi içindeki denetim mekanizmalarının da önemli olduğunun altını çizen Günyüz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oluşturduğu güven ortamını ve bir bayrak altında toplanma duygusunu çok kıymetli bulduğunu kaydetti.
– “BU ÜLKENİN GELECEK NESİLLERİNE BORCUMUZ VAR”
Hafıza 15 Temmuz Müzesi Müdürü Tuba Danış Ketancı ise 15 Temmuz gecesine ait güvenlik kamerası görüntüleri, cep telefonuyla çekilmiş görüntüler ve kameramanların şahitlikleriyle çekilmiş o geceyi anlatan görüntüler bulunduğunu belirterek, “Saat olarak baktığınızda bir ülkenin tarihinde çok kısa görünse de hiç bitmeyecekmiş gibi bir gece yaşadık.” dedi.
Müzede 15 Temmuz’da yaşananların yanı sıra Amerika’nın keşfi sonrasında başlayan sömürgecilik tarihinin ve güç elde etmek isteyen insanoğlunun yaptığı kötülüklerin de işlendiğini dile getiren Ketancı, “FETÖ ilk değildir, son da olmayacak muhtemelen ama biz akıllı olursak, uyanık olursak, çocuklarımızı bilinçli yetiştirirsek en azından bizim ülkemiz için son olmasını diliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Her ülkede güç devşirmek için farklı adlar altında yapılanmaların milletin aleyhine çalışmalar yapabildiğini belirten Ketancı, “Şehitlerimize borcumuz kadar aslında çocuklarımıza ve torunlarımıza da borcumuz var. Bu ülkenin gelecek nesillerine borcumuz var. Bu vatan kolay kazanılmadı.” değerlendirmesini yaptı.
Ketancı, “Silahlı darbe girişimine sivil halk olarak, silahsız olarak, ilk engel olan Türk milletiyiz. Biz bununla ne kadar gurur duysak az ama bu gururla belli çalışmalar yapmaya devam etmemiz gerekiyor. Bu açıdan kitap çok kalıcı bir eser. Filmler, görseller hepsi çok kalıcı eserler. Kendi dilimizi oluşturmanız gerekiyor.” diye konuştu.
15 Temmuz hain darbe girişiminde şehit olanların yakınlarının da katıldığı etkinlik, konuşmaların ardından sona erdi.
Etkinliğin konuğu Akyol, Türk savunma sanayisindeki gelişmelere ve milli projelerde gelinen son duruma ilişkin sunum yaptı.
Akyol, ASELSAN’ın hikayesinin, 1975’te Kıbrıs Barış Harekatı’nın ardından uygulanan haksız ambargolara cevap olarak başladığını belirtti.
Savunma sanayisindeki gelişmelerin, 2004’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakan olduğu dönemde tarihi bir Savunma Sanayii İcra Komitesi kararıyla büyük ivme kazandığını vurgulayan Akyol, sektörün bugün dünyada gururla izlenen seviyelere geldiğini söyledi.
Milletin tüm fertlerinin sektörü tam anlamıyla desteklediğine işaret eden Akyol, “Savunma sanayisinin kendi dinamikleri olduğunu belirtmek gerekiyor. Sivil piyasalarda, iyi bir ürün çıkardığınızda dünya genelindeki tüm müşterilere ulaşma şansınız var. Ancak askeri alımlarda sınırlı bir dünyaya yönelik çalıştığınızda, hitap ettiğiniz pazar sadece güvenlik güçlerini kapsıyor.” diye konuştu.
“SEKTÖRÜN AKADEMİSİ DİYEBİLECEĞİM BİR ŞİRKET”
Savunma sanayisindeki kültürün diğer hizmet ve üretim alanlarına da pozitif etkisi bulunduğunu dile getiren Akyol, sözlerini şöyle sürdürdü:
“ASELSAN, Türkiye’de adeta bir okul niteliğinde olup, birçok yönetici ve girişimci yetiştirmiştir. Sektörün akademisi diyebileceğim bir şirkettir. Mesleki eğitimdeki öncü rolümüzü ASELSAN Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinin (MTAL) başarılarıyla kanıtlıyoruz. Türkiye’de LGS sonuçlarına göre ilk kez yüzde 0,46’lık dilimden öğrenci alan ASELSAN MTAL ilk mezunlarını verdi. Savunma sanayimize güç katan lisemiz, Milli Teknoloji Hamlesi’nin parçası olacak başarılı gençlerin ilk tercihi arasında bulunuyor. Öğrencilerimizin YKS’de elde ettiği sonuçlar, ASELSAN MTAL’in başarısını kanıtlıyor.”
Akyol, ASELSAN olarak 3 bine yakın tedarikçileriyle savunma ekosistemlerini sürekli büyüttüklerini belirterek, şunları kaydetti:
“ASELSAN büyüdükçe, ülkemizde etkin rol oynayabilecek girişimcilerimizi de büyütmeyi amaçlıyoruz. Girişimcilerimize başka yerde bulamayacakları imkanları sağlayarak, ileri teknoloji çıktılarının hem ASELSAN’ın hem de ülkemizin rekabet gücüne katkı sunmasını hedefliyoruz. ASELSAN çatısı altındaki Girişimcilik Merkezi’mizde öncelikle yenilikçilik yönü güçlü, teknoloji odaklı ve işbirliği potansiyeli yüksek girişimleri tespit etmeyi amaçlıyoruz. Bu destekler neticesinde start-up’larla birlikte ASELSAN’ın etki alanını genişletmeyi, işbirlikleriyle yeni ürün ve çözümlere ulaşmayı, know-how ve ticari kazanımlar elde etmeyi hedefliyoruz. ASELSAN’da spin-out ve spin-off projelerini desteklemek için program başlattık. Çalışmalarımız sayesinde güncel spin-out sayımız 57’ye ulaştı.”
“SAVUNMA SEKTÖRÜ ÇOK ÖNEMLİ”
GİV Genel Başkanı Mehmet Koç da savunma sanayisinin çok önemli bir sektör olduğunu vurguladı.
Ülkelerin savunma sanayisi bütçelerine ilişkin bilgi veren Koç, “Amerika’nın 2023 yılındaki savunma sanayisi bütçesi 900 milyar dolar, onu takip eden Çin’in ise 300 milyar dolar.” dedi.
Koç, Türkiye’nin 2023’te 15,8 milyar dolarlık bütçesiyle dünyada 22. sırada yer aldığını ifade ederek, “Ekonomilerle kıyasladığımızda, Türk savunma sanayisinin daha gidecek çok yolu olduğunu ve bu bütçenin 40-50 milyar dolarlara çıkabileceğini öngörebiliriz.” diye konuştu.
Türkiye, garantörlük hakkını kullanarak ve Ada’daki Türklerin güvenliğini de dikkate alarak 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı’nı başlattı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı ile İngiltere ve Yunanistan’a “barışın yeniden tesisini sağlamak üzere müzakerelere başlama” çağrısında bulunan Türkiye, 22 Temmuz’da harekatı durdurdu.

Garantör ülkeler Kıbrıs meselesinin çözümü için görüşmelere başladı. 25 Temmuz 1974’te toplanan 1. Cenevre Konferansı, 30 Temmuz’da Cenevre Deklarasyonu ile son buldu. Konferansın 8 Ağustos’ta başlayan ikinci aşamasında, Yunanistan, Ada’da yeni anayasal düzenin kurulmasına yönelik tüm teklifleri reddetti ve anayasaya ilişkin varılacak bir uzlaşma için Türk birliklerinin geri çekilmesini ön koşul olarak ileri sürdü. 2. Cenevre Konferansı görüşmelerinden de sonuç çıkmayınca 14 Ağustos’ta “Ayşe tatile çıksın” parolasıyla Kıbrıs Barış Harekatı’nın ikinci aşaması başladı ve 16 Ağustos’ta ateşkes ilan edildi.
Parolada ismi geçen Prof. Dr. Ayata, 19 yaşında ODTÜ Sosyal Bilimler Bölümü’nde öğrenciydi.
Dönemin Dışişleri Bakanı Turan Güneş’in kızı Ayşe’nin, tatil için tek başına değil, güvenilir bir aileyle seyahat etmesi için dönemin Turizm Bakanı Orhan Birgit ile yaptığı sohbet, bir anda Cenevre-Ankara hattında Kıbrıs Barış Harekatı’nın parolası oldu.
ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığından emekli olmasının ardından misafir öğretim üyesi olarak aynı üniversitede görevini sürdüren ve “Ayşe tatile çıksın parolası bir sembol, Kıbrıs Barış Harekatı’nın asıl kahramanı ben değilim.” düşüncesiyle 50 yıl basına konuşmayan Prof. Dr. Ayata, harekatın 50. yılının önemine atfen AA’ya konuştu.

1974’te Kıbrıs Barış Harekatı olduğunda babası Turan Güneş’in Dışişleri Bakanı olduğunu hatırlatan Ayşe Güneş Ayata, harekat öncesinde babasının Çin’e resmi ziyarette bulunduğunu, annesinin babasına eşlik ettiğini, kendisininse babaannesi ve erkek kardeşiyle Ankara’da kaldığını anlattı.
‘TÜRKİYE’DE HİÇ KİMSE FARKINDA DEĞİL’
Bu sürede ODTÜ’de dönem sonu sınavlarının sona erdiğini aktaran Prof. Dr. Ayata, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biz tabii harekatı bilmiyoruz, bu nedenle ben de kendime göre tatil planları yapıyorum ve anneannemin İstanbul’daki mütevazı yazlığına giderim diye düşünüyorum. Çin gezisi bir hafta 10 gün sürecek ve annem, babam dönünce ben de tatile gitme planı yapıyorum. Tabii Sampson Darbesi olduğu zaman Çin’de babama haber veriyorlar. Babam acil olarak Türkiye’ye dönüyor. Ben daha meselenin vahametinin farkında değilim. Belki de Türkiye’deki hiç kimse bunun farkında değil. Hatta babamın döneceği gece, ben artık kendimi tatile çıkabilir hissettiğim için İstanbul’a anneannemin yanına gittim. Babam ertesi sabah telefon etti ve ‘Hemen dönüyorsun.’ dedi. Bir arkadaşının arabası geliyormuş Ankara’ya, yani gece İstanbul’a gittim ertesi sabah tekrar Ankara’ya döndüm. Böylelikle tatilim yarıda kesildi, ben de biraz bozuldum, öyle söyleyeyim.”

20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı’nın ilk aşamasının ardından babasının geniş bir heyetle Cenevre Konferansı’na katıldığını belirten Ayşe Güneş Ayata, o dönemki koalisyon hükümetinin başbakanı Bülent Ecevit ile CHP’li bakanların, desteklerini göstermek üzere heyeti uğurlamaya geldiğini söyledi.
‘BABAMDAN ECEVİT’E BİR İŞARET OLUYOR’
Prof. Dr. Ayata, “Ayşe tatile çıksın” parolasının burada nasıl oluşturulduğunu şöyle anlattı:
“Babam, o sırada Turizm Bakanı Orhan Birgit’e ‘Tatile giden tanıdık birileri varsa Ayşe’yi de onlarla birlikte gönder. Bu işler çok uzun sürecek.’ diyor. Birinci Harekattan sonra Kıbrıs’ta Türklerin bulunduğu yer son derece küçük, Girne, birazcık Girne’nin etrafındaki sıkışık bir alan… Yani o alanın içine sıkışmış olan bir Türk nüfusun orda yaşaması herhalde çok zor görünüyor. Yani tabii ki istenen, bir anlaşma sağlanmasıdır muhtemelen. Ama o anlaşma sağlanmadığı zaman da bir şekilde o askeri harekatın biraz daha genişletici bir şekilde yapılması mümkün olabilir diye düşünülüyor ve onun için de ‘bir parola belirleyelim’ diyorlar. Ben istihbaratçı olmadığım için tam olarak bilmiyorum ama muhtemelen şöyle düşünüyorlar; Babam Turan Güneş ve Bülent Ecevit, ‘başka ülkeler bizi dinliyorlardır’ düşüncesiyle İkinci Harekat’ın başlaması için bir parola belirlenmesine karar veriyorlar. ‘Ayşe tatile çıksın’ parolası babamdan Ecevit’e bir işaret oluyor. Babamın aklına biraz önce de benim tatilimi konuştuğu için ‘Ayşe tatile çıksın’ diyeyim diyor ve sen de o zaman anla ki bu müzakereler de çok fazla bir yere gidemeyecek gibi görünüyor ve bir şekilde harekat hazırlığı yapılmaya başlansın.”

Cenevre Konferansı’nda Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’ın garantör ülke, Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin ise taraflar olarak yer aldığını hatırlatan Prof. Dr. Ayata, “O günlerde Orhan Birgit’in kız kardeşi ve annesi de tatile gideceklermiş. Orhan amca da ‘Ayşe de bir yere gitmek istiyormuş. Ayşe’yi de götürün.’ diyor. Ve babama müzakeredeyken ‘Eğer izin verirsen Ayşe de onlarla tatile çıksın.’ diye mesaj gönderiyor. Babam fena halde telaşlanıyor. Müzakere devam ederken ‘Ayşe tatile çıksın’ lafı nereden çıktı diye. Orhan Birgit’ten bu haberi Profesör Haluk Ülvan getiriyor babama. ‘Haluk nereden çıkarıyor? Ayşe’nin tatili sırası mı şimdi?’ diyor. Fakat böylelikle heyetin içinde bir Ayşe’nin tatiliyle bu parolanın bağlantısı arasında bir bağ oluyor.” diye konuştu.
Prof. Dr. Ayata, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Son gece, yani ikinci harekatın başlamasından önceki gece artık meydana çıkıyor ki yani müzakerelerin yürüyecek bir tarafı kalmıyor. Fakat şöyle bir şey var, taktik olarak da Türkiye’nin önceden bunu planlamış olmasını istemiyorlar, çünkü o da diplomatik açıdan ciddi bir sorun. Yani müzakereler devam ederken ‘Türkiye harekata başladı’ densin de istemiyorlar. Babam bu sefer Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla kriptolu olarak ‘Ayşe tatile çıksın’ diye bir mesajı, Bülent Ecevit’e gerçekten gönderiyor.”

GECE 2 GİBİ MESAJ SİLAHLI KUVVETLER’E GİDİYOR
Ayşe Güneş Ayata, olayların bundan sonraki bölümünü başkalarından duyduğu şekliyle anlatacağını belirterek, şöyle konuştu:
“Dışişleri Bakanlığında o zaman teleks masasının başında bir meslek memuru olarak Ertuğrul Apakan oturuyor. Apakan, daha sonra Kıbrıs konusuyla yakından ilgilenmiş ve Dışişleri Müsteşarlığı yapmış olan bir büyükelçi. Apakan şifreyi çözüyor. Şifre: ‘Ayşe tatile çıksın’. Savaşlar, müzakereler dönüyor, ondan sonra bakanın kızı tatile çıkacak… Ertuğrul Apakan bu duruma biraz mütereddit kalıyor. Fakat mesajı alıyor ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı’na götürüyor. Müsteşar da ‘aman ne diyorsun’ diyor ve mesajı kaptığı gibi Bülent Ecevit’e gidiyor. Böylelikle harekat hazırlığı başlıyor. Gece yarısı saat 02.00 gibi mesaj bakanlığa ve oradan da Silahlı Kuvvetler’e gidiyor, harekatın başlayacağının sinyali oluyor. Bir taraftan da müzakereleri kesip de o saatte başlamak da istemiyorlar. Müzakereleri kesecekler ama erken saatte kesmek istemiyorlar, çünkü müzakereler öyle bir noktada kesilmesi lazım ki kesildiği an harekat başlasın.

Babamın daha sonra Londra’da Kıbrıslı Türklere anlattığına göre o gece Rauf Denktaş’a ‘Şimdi siz çıkın, Lala Mustafa Paşa’dan beri Kıbrıslı Türklerin gördüğü mezalimi iki saat kadar anlatın.’ diyor. Müzakereler sırasında söz kesmek yok, herkes istediği kadar konuşuyor. Denktaş da 2 saat konuşuyor ama laf bitince bu sefer babam başlıyor, aynı konuşmalara. Biraz daha meseleyi uzatarak. Bir noktadan sonra diğer ülke temsilcileri ‘Türkler bu işi uzatıyor’ diyorlar. Ondan sonra da müzakereler kesiliyor. Müzakereler kesildikten hemen sonra da Kıbrıs’a ikinci harekat başlıyor.”
‘AYŞE DE BURADA’
Ayşe Güneş Ayata, bu olayın ertesi sabahında annesinin kendisine telefon açtığını ve “Biz burada hep senden bahsediyoruz.” dediğini aktarırken, o zaman neden kendisinden bahsedildiğini anlamadığını söyledi.
Konferans sonrasında Esenboğa Havalimanı’na, Bülent Ecevit ve bütün hükümet yetkilileri ile birlikte heyeti karşılamaya gittiklerini dile getiren Prof. Dr. Ayata, “Orhan Birgit, gazetecilikten gelmeydi ve gazetecilere bu parola olayını söylemiş. Birdenbire etrafımda bir hareketlilik yaşandı. Sonra da Bülent Ecevit, gazetecilere, ‘Dışişleri Bakanımız Turan Güneş ile aramızda bir parola kararlaştırdık. Parola olarak kararlaştırdığımız Turan Güneş’in kızı Ayşe de burada’ dedi. Beni gösterdi ve ben de o zaman adımın parola olduğunu öğrendim.”

‘İSMİM BİR SEMBOL AMA OLAYIN KAHRAMANI DEĞİLİM’
Ayşe Güneş Ayata, Esenboğa Havalimanı’nda gazetecilere Bülent Ecevit’in, “Ayşe tatile çıksın” parolasındaki Ayşe’nin kendisi olduğunu işaret etmesinin ardından hayatında nelerin değiştiğinin sorulması üzerine şöyle konuştu:
“Çok gurur duyduğum, çok mutlu olduğum bir konu hiç şüphe yok ki. Üstünden 50 yıl geçti. 50 yıl sonra bile hatırlanan bir sembol olması ve zaman zaman tekrarlanması, gazetelere çıkması, insanların gelip bana ‘Tatile çıkan Ayşe siz misiniz?’ diye sorması, bunların hepsi çok güzel, çok mutluluk ve gurur verici. Benim ismim bir sembol ama ben bu olayın kahramanı değilim. Bu olayın kahramanları, o zamanın başbakanı Bülent Ecevit, babam Dışişleri Bakanı Turan Güneş, Türk Silahlı Kuvvetleri ama ben değilim. Şehitler verdiğimiz önemli bir olay tabii ki ve benim onları sahiplenmem pek mümkün değil. O şerefin sahibi ben olamazdım, onun sahipleri belli.”
‘BİR ŞEKİLDE YAŞATILMASI ÖNEMLİ’
Harekatın ardından 50 yıl boyunca özellikle temmuz aylarında gazetecilerin kendisini arayıp bir açıklama yapmasını istediğini aktaran Prof. Dr. Ayata, kendisinin ise bu konu hakkında iki karar aldığını belirterek, bunları şöyle açıkladı:
“Birincisi siyaset bilimci kimliğim ile benim ismimle olan bir semboller dizisini birbirinden ayrı tutmak istedim. İkinci kararım ise harekatın 50. yıl dönümüne dek konuşmamak, eğer ölmez de sağ kalırsam 50. yılında konuşmaktı. 50. yılın çok önemli bir sembol olduğunu düşünüyorum. O ortamı yaşamış olan çok az insan kaldı. Zaten o hükümetten sağ olan iki bakan varmış, ismiyle birlikte bilinen bir de ben varım. Ondan sonra da başka hiç kimse yok. O sembolün bir şeklide yaşatılabilmesi önemli. O zaman yapılanların ne kadar büyük bir cesaret gerektirdiğini, ne kadar kararlı olunması, milli hislere ve çıkarlara sahip olarak hareket edilmesi gerektiğini gösteren bir sembol olduğunu düşünüyorum. Onun için konuşmaya karar verdim.”

Prof. Dr. Ayata, “Ayşe tatile çıksın” parolasının, harekata yüklediği anlamına ilişkin soru üzerine şunları kaydetti:
“Babam derdi ki eğer ismin Ayşe olmasaydı ismini sembol yapamazdık. Evet Ayşe benim, o tatile çıkan Ayşe de benim ama öbür taraftan Ayşe, Türkiye’de en çok bilinen kadın isimlerinden biri. Sokakta Ayşe diye bağırdığınız zaman size 5-6 kişi bakar. İsmim bu kadar yaygın bir isim olmasaydı ve bu kadar çok halkın çeşitli kesimleri tarafından kullanılan bir isim olmasaydı belki de bu kadar uzun bilinir olmayabilirdi. Yani bu sembolün yaşamasının önemli nedenlerinden birinin aynı zamanda adımın Ayşe olması ile ilgili olduğuna da hiçbir şüphe yok.”
İLK KIBRIS ZİYARETİM ÇOK ETKİLEYİCİYDİ
Harekattan sonra KKTC’ye gittiği yıllarla ilgili anılarını paylaşan Ayşe Güneş Ayata, şöyle konuştu:
“İlk olarak 1974 yılını 1975’e bağlayan yılbaşında gittim. Zaten hükümet düşmüştü artık ama babam, Bülent Ecevit ve heyetle birlikte gittik. Havaalanı askeri olduğundan feribotla gittik. Bülent Ecevit’in de ilk gidişi. O yüzden akıl almaz bir kalabalık miting. Herhalde Kıbrıslı Türklerin hepsi orada, kalabalık o kadar büyük. Yani Magosa Limanı, lebalep dolu. Bülent Ecevit ardından babam feribottan merdivenle indiler. Sonra bütün Kıbrıs halkı, ‘Ayşe’ diye bağırmaya başladı ve ben o kadar utandım ki kendimi merdivenlerin ortasından aşağıya attım. Annemler ‘eyvah, bir yerini kırdı mı’ diye çok korkmuşlar. Hayır kırmadım. Kıbrıs’a ilk gidişim o. O zaman bütün şehitlikleri, harp alanlarını gezdim. Çok etkileyici, çok duygulandırıcıydı. Bizimle birlikte şehit aileleri de geldi. Hepsi kendi içinde duygusal yoğunluktaydı. İkinci gidişimde duygu yoğunluğu farklıydı. Ben eşimle evlendikten sonra Sayın Denktaş bizi balayına Kıbrıs’a çağırdı ve balayına gittik. Bizi mütevazı evinde ağırladı. Ondan sonra da birkaç defa Kıbrıs’a gittim. ODTÜ’nün Kıbrıs’ta bir kampüsü var, oraya da öğretim üyesi sıfatıyla gittim.”

‘KKTC’DE RESMİ TÖRENE KATILACAĞIZ’
Ayşe Güneş Ayata, Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yılı dolayısıyla CHP heyeti ile birlikte KKTC’ye giderek resmi törenlere katılacağını ifade etti. Prof. Dr. Ayata, “CHP Genel Başkanı, harekat sırasında görevde olan ve sağ kalan iki bakanı ve beni davet ettiler. Ayın 18’inde KKTC’ye gideceğim. Ayın 20’sinde resmi törene katıldıktan sonra döneceğim. Benim için çok heyecanlı ve çok önemli bir süreç.” diye konuştu.
– Turan Güneş, parolanın ardından saatine bakarak ayarlama yapıyor
Prof. Dr. Ayata, Cenevre Konferansı öncesi ve sonrasındaki sürece ait aile arşivinden çıkardığı fotoğrafları da AA ile paylaştı.
Cenevre Konferansı’nın ardından Esenboğa Havalimanı’nda babasını, hükümetin diğer bakanları ile birlikte karşılamaya gittiğinde Başbakan Ecevit’in “Ayşe tatile çıksın” parolasını basına açıklarken çekilen tarihi fotoğrafa ilişkin Ayşe Güneş Ayata, “Sevgili Ayşe Güneş’e en iyi dileklerimle – Bülent Ecevit 1974′ notunu düştüğü ve imzaladığı fotoğraf bu.” dedi.
“Ayşe tatile çıksın” parolasının Türkiye’ye ulaştırılmasının ardından babası Turan Güneş’in, Cenevre Konferansı sırasında saatine baktığı anı yansıtan fotoğrafı da gösteren Prof. Dr. Ayata, “Babam bu karede, parolayı Türkiye’ye gönderiyor ve ondan sonra görüşmeleri yapmak üzere toplantıya tekrar girerken o esnada saatine bakıyor. Çünkü saati ayarlamak zorunda. Türkiye’de harekat başlayacak fakat Türkiye’deki harekatın başlama saatiyle görüşmelerin kesilme saatinin senkronize edilmesi lazım. Onun için saatine bakarken bu fotoğrafı çok anlamlı.” ifadelerini kullandı.
]]>Türkiye, garantörlük hakkını kullanarak ve Ada’daki Türklerin güvenliğini de dikkate alarak 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı’nı başlattı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı ile İngiltere ve Yunanistan’a “barışın yeniden tesisini sağlamak üzere müzakerelere başlama” çağrısında bulunan Türkiye, 22 Temmuz’da harekatı durdurdu.

Garantör ülkeler Kıbrıs meselesinin çözümü için görüşmelere başladı. 25 Temmuz 1974’te toplanan 1. Cenevre Konferansı, 30 Temmuz’da Cenevre Deklarasyonu ile son buldu. Konferansın 8 Ağustos’ta başlayan ikinci aşamasında, Yunanistan, Ada’da yeni anayasal düzenin kurulmasına yönelik tüm teklifleri reddetti ve anayasaya ilişkin varılacak bir uzlaşma için Türk birliklerinin geri çekilmesini ön koşul olarak ileri sürdü. 2. Cenevre Konferansı görüşmelerinden de sonuç çıkmayınca 14 Ağustos’ta “Ayşe tatile çıksın” parolasıyla Kıbrıs Barış Harekatı’nın ikinci aşaması başladı ve 16 Ağustos’ta ateşkes ilan edildi.
Parolada ismi geçen Prof. Dr. Ayata, 19 yaşında ODTÜ Sosyal Bilimler Bölümü’nde öğrenciydi.
Dönemin Dışişleri Bakanı Turan Güneş’in kızı Ayşe’nin, tatil için tek başına değil, güvenilir bir aileyle seyahat etmesi için dönemin Turizm Bakanı Orhan Birgit ile yaptığı sohbet, bir anda Cenevre-Ankara hattında Kıbrıs Barış Harekatı’nın parolası oldu.
ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığından emekli olmasının ardından misafir öğretim üyesi olarak aynı üniversitede görevini sürdüren ve “Ayşe tatile çıksın parolası bir sembol, Kıbrıs Barış Harekatı’nın asıl kahramanı ben değilim.” düşüncesiyle 50 yıl basına konuşmayan Prof. Dr. Ayata, harekatın 50. yılının önemine atfen AA’ya konuştu.

1974’te Kıbrıs Barış Harekatı olduğunda babası Turan Güneş’in Dışişleri Bakanı olduğunu hatırlatan Ayşe Güneş Ayata, harekat öncesinde babasının Çin’e resmi ziyarette bulunduğunu, annesinin babasına eşlik ettiğini, kendisininse babaannesi ve erkek kardeşiyle Ankara’da kaldığını anlattı.
‘TÜRKİYE’DE HİÇ KİMSE FARKINDA DEĞİL’
Bu sürede ODTÜ’de dönem sonu sınavlarının sona erdiğini aktaran Prof. Dr. Ayata, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biz tabii harekatı bilmiyoruz, bu nedenle ben de kendime göre tatil planları yapıyorum ve anneannemin İstanbul’daki mütevazı yazlığına giderim diye düşünüyorum. Çin gezisi bir hafta 10 gün sürecek ve annem, babam dönünce ben de tatile gitme planı yapıyorum. Tabii Sampson Darbesi olduğu zaman Çin’de babama haber veriyorlar. Babam acil olarak Türkiye’ye dönüyor. Ben daha meselenin vahametinin farkında değilim. Belki de Türkiye’deki hiç kimse bunun farkında değil. Hatta babamın döneceği gece, ben artık kendimi tatile çıkabilir hissettiğim için İstanbul’a anneannemin yanına gittim. Babam ertesi sabah telefon etti ve ‘Hemen dönüyorsun.’ dedi. Bir arkadaşının arabası geliyormuş Ankara’ya, yani gece İstanbul’a gittim ertesi sabah tekrar Ankara’ya döndüm. Böylelikle tatilim yarıda kesildi, ben de biraz bozuldum, öyle söyleyeyim.”

20 Temmuz 1974’te Kıbrıs Barış Harekatı’nın ilk aşamasının ardından babasının geniş bir heyetle Cenevre Konferansı’na katıldığını belirten Ayşe Güneş Ayata, o dönemki koalisyon hükümetinin başbakanı Bülent Ecevit ile CHP’li bakanların, desteklerini göstermek üzere heyeti uğurlamaya geldiğini söyledi.
‘BABAMDAN ECEVİT’E BİR İŞARET OLUYOR’
Prof. Dr. Ayata, “Ayşe tatile çıksın” parolasının burada nasıl oluşturulduğunu şöyle anlattı:
“Babam, o sırada Turizm Bakanı Orhan Birgit’e ‘Tatile giden tanıdık birileri varsa Ayşe’yi de onlarla birlikte gönder. Bu işler çok uzun sürecek.’ diyor. Birinci Harekattan sonra Kıbrıs’ta Türklerin bulunduğu yer son derece küçük, Girne, birazcık Girne’nin etrafındaki sıkışık bir alan… Yani o alanın içine sıkışmış olan bir Türk nüfusun orda yaşaması herhalde çok zor görünüyor. Yani tabii ki istenen, bir anlaşma sağlanmasıdır muhtemelen. Ama o anlaşma sağlanmadığı zaman da bir şekilde o askeri harekatın biraz daha genişletici bir şekilde yapılması mümkün olabilir diye düşünülüyor ve onun için de ‘bir parola belirleyelim’ diyorlar. Ben istihbaratçı olmadığım için tam olarak bilmiyorum ama muhtemelen şöyle düşünüyorlar; Babam Turan Güneş ve Bülent Ecevit, ‘başka ülkeler bizi dinliyorlardır’ düşüncesiyle İkinci Harekat’ın başlaması için bir parola belirlenmesine karar veriyorlar. ‘Ayşe tatile çıksın’ parolası babamdan Ecevit’e bir işaret oluyor. Babamın aklına biraz önce de benim tatilimi konuştuğu için ‘Ayşe tatile çıksın’ diyeyim diyor ve sen de o zaman anla ki bu müzakereler de çok fazla bir yere gidemeyecek gibi görünüyor ve bir şekilde harekat hazırlığı yapılmaya başlansın.”

Cenevre Konferansı’nda Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’ın garantör ülke, Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin ise taraflar olarak yer aldığını hatırlatan Prof. Dr. Ayata, “O günlerde Orhan Birgit’in kız kardeşi ve annesi de tatile gideceklermiş. Orhan amca da ‘Ayşe de bir yere gitmek istiyormuş. Ayşe’yi de götürün.’ diyor. Ve babama müzakeredeyken ‘Eğer izin verirsen Ayşe de onlarla tatile çıksın.’ diye mesaj gönderiyor. Babam fena halde telaşlanıyor. Müzakere devam ederken ‘Ayşe tatile çıksın’ lafı nereden çıktı diye. Orhan Birgit’ten bu haberi Profesör Haluk Ülvan getiriyor babama. ‘Haluk nereden çıkarıyor? Ayşe’nin tatili sırası mı şimdi?’ diyor. Fakat böylelikle heyetin içinde bir Ayşe’nin tatiliyle bu parolanın bağlantısı arasında bir bağ oluyor.” diye konuştu.
Prof. Dr. Ayata, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Son gece, yani ikinci harekatın başlamasından önceki gece artık meydana çıkıyor ki yani müzakerelerin yürüyecek bir tarafı kalmıyor. Fakat şöyle bir şey var, taktik olarak da Türkiye’nin önceden bunu planlamış olmasını istemiyorlar, çünkü o da diplomatik açıdan ciddi bir sorun. Yani müzakereler devam ederken ‘Türkiye harekata başladı’ densin de istemiyorlar. Babam bu sefer Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla kriptolu olarak ‘Ayşe tatile çıksın’ diye bir mesajı, Bülent Ecevit’e gerçekten gönderiyor.”

GECE 2 GİBİ MESAJ SİLAHLI KUVVETLER’E GİDİYOR
Ayşe Güneş Ayata, olayların bundan sonraki bölümünü başkalarından duyduğu şekliyle anlatacağını belirterek, şöyle konuştu:
“Dışişleri Bakanlığında o zaman teleks masasının başında bir meslek memuru olarak Ertuğrul Apakan oturuyor. Apakan, daha sonra Kıbrıs konusuyla yakından ilgilenmiş ve Dışişleri Müsteşarlığı yapmış olan bir büyükelçi. Apakan şifreyi çözüyor. Şifre: ‘Ayşe tatile çıksın’. Savaşlar, müzakereler dönüyor, ondan sonra bakanın kızı tatile çıkacak… Ertuğrul Apakan bu duruma biraz mütereddit kalıyor. Fakat mesajı alıyor ve Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı’na götürüyor. Müsteşar da ‘aman ne diyorsun’ diyor ve mesajı kaptığı gibi Bülent Ecevit’e gidiyor. Böylelikle harekat hazırlığı başlıyor. Gece yarısı saat 02.00 gibi mesaj bakanlığa ve oradan da Silahlı Kuvvetler’e gidiyor, harekatın başlayacağının sinyali oluyor. Bir taraftan da müzakereleri kesip de o saatte başlamak da istemiyorlar. Müzakereleri kesecekler ama erken saatte kesmek istemiyorlar, çünkü müzakereler öyle bir noktada kesilmesi lazım ki kesildiği an harekat başlasın.

Babamın daha sonra Londra’da Kıbrıslı Türklere anlattığına göre o gece Rauf Denktaş’a ‘Şimdi siz çıkın, Lala Mustafa Paşa’dan beri Kıbrıslı Türklerin gördüğü mezalimi iki saat kadar anlatın.’ diyor. Müzakereler sırasında söz kesmek yok, herkes istediği kadar konuşuyor. Denktaş da 2 saat konuşuyor ama laf bitince bu sefer babam başlıyor, aynı konuşmalara. Biraz daha meseleyi uzatarak. Bir noktadan sonra diğer ülke temsilcileri ‘Türkler bu işi uzatıyor’ diyorlar. Ondan sonra da müzakereler kesiliyor. Müzakereler kesildikten hemen sonra da Kıbrıs’a ikinci harekat başlıyor.”
‘AYŞE DE BURADA’
Ayşe Güneş Ayata, bu olayın ertesi sabahında annesinin kendisine telefon açtığını ve “Biz burada hep senden bahsediyoruz.” dediğini aktarırken, o zaman neden kendisinden bahsedildiğini anlamadığını söyledi.
Konferans sonrasında Esenboğa Havalimanı’na, Bülent Ecevit ve bütün hükümet yetkilileri ile birlikte heyeti karşılamaya gittiklerini dile getiren Prof. Dr. Ayata, “Orhan Birgit, gazetecilikten gelmeydi ve gazetecilere bu parola olayını söylemiş. Birdenbire etrafımda bir hareketlilik yaşandı. Sonra da Bülent Ecevit, gazetecilere, ‘Dışişleri Bakanımız Turan Güneş ile aramızda bir parola kararlaştırdık. Parola olarak kararlaştırdığımız Turan Güneş’in kızı Ayşe de burada’ dedi. Beni gösterdi ve ben de o zaman adımın parola olduğunu öğrendim.”

‘İSMİM BİR SEMBOL AMA OLAYIN KAHRAMANI DEĞİLİM’
Ayşe Güneş Ayata, Esenboğa Havalimanı’nda gazetecilere Bülent Ecevit’in, “Ayşe tatile çıksın” parolasındaki Ayşe’nin kendisi olduğunu işaret etmesinin ardından hayatında nelerin değiştiğinin sorulması üzerine şöyle konuştu:
“Çok gurur duyduğum, çok mutlu olduğum bir konu hiç şüphe yok ki. Üstünden 50 yıl geçti. 50 yıl sonra bile hatırlanan bir sembol olması ve zaman zaman tekrarlanması, gazetelere çıkması, insanların gelip bana ‘Tatile çıkan Ayşe siz misiniz?’ diye sorması, bunların hepsi çok güzel, çok mutluluk ve gurur verici. Benim ismim bir sembol ama ben bu olayın kahramanı değilim. Bu olayın kahramanları, o zamanın başbakanı Bülent Ecevit, babam Dışişleri Bakanı Turan Güneş, Türk Silahlı Kuvvetleri ama ben değilim. Şehitler verdiğimiz önemli bir olay tabii ki ve benim onları sahiplenmem pek mümkün değil. O şerefin sahibi ben olamazdım, onun sahipleri belli.”
‘BİR ŞEKİLDE YAŞATILMASI ÖNEMLİ’
Harekatın ardından 50 yıl boyunca özellikle temmuz aylarında gazetecilerin kendisini arayıp bir açıklama yapmasını istediğini aktaran Prof. Dr. Ayata, kendisinin ise bu konu hakkında iki karar aldığını belirterek, bunları şöyle açıkladı:
“Birincisi siyaset bilimci kimliğim ile benim ismimle olan bir semboller dizisini birbirinden ayrı tutmak istedim. İkinci kararım ise harekatın 50. yıl dönümüne dek konuşmamak, eğer ölmez de sağ kalırsam 50. yılında konuşmaktı. 50. yılın çok önemli bir sembol olduğunu düşünüyorum. O ortamı yaşamış olan çok az insan kaldı. Zaten o hükümetten sağ olan iki bakan varmış, ismiyle birlikte bilinen bir de ben varım. Ondan sonra da başka hiç kimse yok. O sembolün bir şeklide yaşatılabilmesi önemli. O zaman yapılanların ne kadar büyük bir cesaret gerektirdiğini, ne kadar kararlı olunması, milli hislere ve çıkarlara sahip olarak hareket edilmesi gerektiğini gösteren bir sembol olduğunu düşünüyorum. Onun için konuşmaya karar verdim.”

Prof. Dr. Ayata, “Ayşe tatile çıksın” parolasının, harekata yüklediği anlamına ilişkin soru üzerine şunları kaydetti:
“Babam derdi ki eğer ismin Ayşe olmasaydı ismini sembol yapamazdık. Evet Ayşe benim, o tatile çıkan Ayşe de benim ama öbür taraftan Ayşe, Türkiye’de en çok bilinen kadın isimlerinden biri. Sokakta Ayşe diye bağırdığınız zaman size 5-6 kişi bakar. İsmim bu kadar yaygın bir isim olmasaydı ve bu kadar çok halkın çeşitli kesimleri tarafından kullanılan bir isim olmasaydı belki de bu kadar uzun bilinir olmayabilirdi. Yani bu sembolün yaşamasının önemli nedenlerinden birinin aynı zamanda adımın Ayşe olması ile ilgili olduğuna da hiçbir şüphe yok.”
İLK KIBRIS ZİYARETİM ÇOK ETKİLEYİCİYDİ
Harekattan sonra KKTC’ye gittiği yıllarla ilgili anılarını paylaşan Ayşe Güneş Ayata, şöyle konuştu:
“İlk olarak 1974 yılını 1975’e bağlayan yılbaşında gittim. Zaten hükümet düşmüştü artık ama babam, Bülent Ecevit ve heyetle birlikte gittik. Havaalanı askeri olduğundan feribotla gittik. Bülent Ecevit’in de ilk gidişi. O yüzden akıl almaz bir kalabalık miting. Herhalde Kıbrıslı Türklerin hepsi orada, kalabalık o kadar büyük. Yani Magosa Limanı, lebalep dolu. Bülent Ecevit ardından babam feribottan merdivenle indiler. Sonra bütün Kıbrıs halkı, ‘Ayşe’ diye bağırmaya başladı ve ben o kadar utandım ki kendimi merdivenlerin ortasından aşağıya attım. Annemler ‘eyvah, bir yerini kırdı mı’ diye çok korkmuşlar. Hayır kırmadım. Kıbrıs’a ilk gidişim o. O zaman bütün şehitlikleri, harp alanlarını gezdim. Çok etkileyici, çok duygulandırıcıydı. Bizimle birlikte şehit aileleri de geldi. Hepsi kendi içinde duygusal yoğunluktaydı. İkinci gidişimde duygu yoğunluğu farklıydı. Ben eşimle evlendikten sonra Sayın Denktaş bizi balayına Kıbrıs’a çağırdı ve balayına gittik. Bizi mütevazı evinde ağırladı. Ondan sonra da birkaç defa Kıbrıs’a gittim. ODTÜ’nün Kıbrıs’ta bir kampüsü var, oraya da öğretim üyesi sıfatıyla gittim.”

‘KKTC’DE RESMİ TÖRENE KATILACAĞIZ’
Ayşe Güneş Ayata, Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. yılı dolayısıyla CHP heyeti ile birlikte KKTC’ye giderek resmi törenlere katılacağını ifade etti. Prof. Dr. Ayata, “CHP Genel Başkanı, harekat sırasında görevde olan ve sağ kalan iki bakanı ve beni davet ettiler. Ayın 18’inde KKTC’ye gideceğim. Ayın 20’sinde resmi törene katıldıktan sonra döneceğim. Benim için çok heyecanlı ve çok önemli bir süreç.” diye konuştu.
– Turan Güneş, parolanın ardından saatine bakarak ayarlama yapıyor
Prof. Dr. Ayata, Cenevre Konferansı öncesi ve sonrasındaki sürece ait aile arşivinden çıkardığı fotoğrafları da AA ile paylaştı.
Cenevre Konferansı’nın ardından Esenboğa Havalimanı’nda babasını, hükümetin diğer bakanları ile birlikte karşılamaya gittiğinde Başbakan Ecevit’in “Ayşe tatile çıksın” parolasını basına açıklarken çekilen tarihi fotoğrafa ilişkin Ayşe Güneş Ayata, “Sevgili Ayşe Güneş’e en iyi dileklerimle – Bülent Ecevit 1974′ notunu düştüğü ve imzaladığı fotoğraf bu.” dedi.
“Ayşe tatile çıksın” parolasının Türkiye’ye ulaştırılmasının ardından babası Turan Güneş’in, Cenevre Konferansı sırasında saatine baktığı anı yansıtan fotoğrafı da gösteren Prof. Dr. Ayata, “Babam bu karede, parolayı Türkiye’ye gönderiyor ve ondan sonra görüşmeleri yapmak üzere toplantıya tekrar girerken o esnada saatine bakıyor. Çünkü saati ayarlamak zorunda. Türkiye’de harekat başlayacak fakat Türkiye’deki harekatın başlama saatiyle görüşmelerin kesilme saatinin senkronize edilmesi lazım. Onun için saatine bakarken bu fotoğrafı çok anlamlı.” ifadelerini kullandı.
]]>Hudson Enstitüsü kıdemli analisti Dr. Can Kasapoğlu, ROKETSAN SUNGUR hava savunma sisteminin teknik özelliklerini ve Türkiye’ye katkılarını AA Analiz için kaleme aldı.
ROKETSAN’ın tek er tarafından kullanılan, omuzdan atılan hava savunma sistemi (man-portable air defense system / MANPADS) SUNGUR, Türk savunma sanayii ve Türkiye’nin askeri kapasitesi açısından önemli bir eşiği temsil ediyor.
Halihazırda, uluslararası silah sistemleri pazarında en uzun menzile sahip MANPADS olan SUNGUR, teknik özellikleriyle ön plana çıkıyor. Ayrıca ROKETSAN’ın, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yapımı Stinger MANPADS programına katılmasının ardından geliştirdiği kapasiteyi, müteakip olarak milli bir çözüme teşmil etmesi de kritiktir. Zira, söz konusu yol haritası, Türk savunma sanayi için doğru bir uluslararası işbirliği paradigmasını ve NATO eko-sistemi içinde izlenen isabetli bir askeri endüstriyel stratejiyi ortaya koyuyor.
SUNGUR KRİTİK BİR TAKTİK YETENEK SUNACAK
Öncelikle SUNGUR’un teknik niteliklerini hızlıca değerlendirelim. ROKETSAN’ın açıklamalarına göre[1]sistem, 8 kilometrelik bir etkili menzile ve 4 kilometrenin üzerinde bir azami irtifaya sahip. SUNGUR, mevcut profiliyle, Rus Su-25[2]ve Avrupa merkezli MBDA tarafından dizayn edilen Mistral MANPADS çözümlerinin önünde. [3] Elbette diğer tüm silah sistemlerine dair vurgumuzu, askeri bilimlerin objektif çerçevesinde SUNGUR için de yineleyeceğiz. Tüm test verileri ve resmi açıklamalardan daha kıymetli olan, SUNGUR’un bundan böyle yolculuğunda, gerçek çatışma sahalarından elde edilecek verilerin analizidir.
SUNGUR’un kızılötesi görüntüleyici arayıcı başlık ve güncellenmeye açık Dost-Düşman Tanıma (IFF) altyapısı gibi özellikleri oldukça dikkat çekici. Geçtiğimiz aylarda ilk ihracat başarısına[4]imza atmaya yakın olduğu vurgulanan SUNGUR, şimdiden küresel silah pazarındaki yerine dair önemli ipuçları sunuyor. Yaklaşık 15 kilogram ağırlığı ile oldukça hafif ve portatif bir sistem[5]olan SUNGUR, omuzdan ateşlenebilmesinin yanı sıra, hava, kara ve deniz platformlarına entegre edilebilmesiyle esnek bir harekat tasarısı sunmak üzere dizayn edildi.
MANPADS TAKTİK KAPASİTESİ NEDİR?
Tek er tarafından kullanılan hava savunma sistemleri (MANPADS), dayanıklı olmaları, hafif ve portatif dizayn felsefeleri, birim maliyetleri ve asimetrik etkileriyle pek çok aktörün dikkatini çeken çözümler. Özellikle yeni nesil MANPADS örnekleri, hedef tespit, güdüm sistemleri, karşı önlemlerden kaçınma ve menzil irtifa parametrelerinde, ilk nesillere göre çok daha tehlikeli ve sonuç alıcıdır.
Süregelen Rusya-Ukrayna savaşı, MANPADS kullanımına dair önemli dersler[6]sunuyor. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırılarının ilk aşamalarında, söz konusu sistemler, Rus Hava-Uzay Kuvvetleri (VKS) için alçak irtifayı oldukça zorlu ve tehlikeli hale getirdi. Dahası, güdümlü mühimmat alanında yaşanan eksiklikler ve envanter zafiyeti, Rus hava platformlarını da alçak irtifalara zorladı. Son dönemde bu sorun güdümsüz mühimmata eklenen kitlerle çözülmeye çalışılsa da, Rus saldırılarına karşı başında böyle bir yola gidilmedi. Ukrayna’nın, savaşın başında İzyum’da bir Rus Su-34 savaş uçağını[7]MANPADS ile düşürmesi, o dönemde ciddi bir etkiyi beraberinde getirdi.
Günümüzde pek çok ülkenin hava kuvvetleri, NATO standartlarına ulaşmadı. Akıllı mühimmat eksikliği, pek çok savaş uçağını, görevlerini icra edebilmek için alçak irtifada uçmaya zorluyor. İşte MANPADS kabiliyeti, tam da bu noktada devreye giriyor.
Elbette, ihraç potansiyeli çok yüksek olan SUNGUR’a dair ciddi bir siyasi-askeri hassasiyeti belirtmekte de yarar var. Türkiye, SUNGUR’la birlikte ilk kez MANPADS ihraç eden ülkeler kulübüne katılacak. MANPADS ihracatı, doğası gereği, çok kritik bir konu zira böyle bir asimetrik taktik kapasiteye ulaşmaya çalışan kötü niyetli aktörler de hayli fazla. Bahse konu olan tehdit, yalnızca askeri hedefler değil, havaalanları ve sivil havacılık için de geçerli. O nedenle, MANPADS ihracatı hususlarında, ithal eden ülkenin son kullanıcı hassasiyeti ve envanteri üzerindeki tam kontrolü oldukça elzemdir.
SUNGUR, TÜRKİYE’YE HANGİ ASKERİ KABİLİYETLERİ KAZANDIRACAK?
Özellikle alçak irtifada seyreden döner ve sabit kanatlı insanlı platformlar ve SİHA’lar karşısında önemli bir yetenek olarak tasarlanan SUNGUR, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) kritik bir taktik kapasite sağlayacak.
Her şeyden önce, önemli bir alanda dışa bağımlılık sona erecek ve ihracat portföyü de açılacak. Söz konusu çözüm, kara birliklerine hava savunmada caydırıcı yetenekler kazandıracak. SUNGUR, Türk askeri üslerinin alçak irtifa tehditlerine karşı korunmasında, ve kritik tesislere ve üslere karşı oluşabilecek tehditlere karşı da önemli rol oynayacak.
SUNGUR’un Türk askeri envanterine milli bir çözüm kazandırması, harekat bağımsızlığı açısından da dikkate değer. Örneğin, 2016 yılında Suriye’nin kuzeyinde icra edilen Fırat Kalkanı Harekatı sırasında, Baas rejimine bağlı Suriye Arap Hava Kuvvetleri’ne ait L-39Z Albatros eğitim/hafif taarruz uçağının ileri konuşlu TSK personeline saldırması[8]sonucunda acı kayıplar verildi. Bu elim olay sonrasında TSK, Suriye sınırına Stinger füzeleri ile donatılan Atılgan alçak irtifa hava savunma sistemleri sevk etti. Söz konusu vakada, ilgili birliklerin elinde SUNGUR MANPADS olması, çok şeyi değiştirirdi.
TB-2 SERTİFİKASYONU KRİTİK
Son olarak, SUNGUR’a ilişkin bir diğer bilgiyi eklemekte yarar var. Esnek bir füze konfigürasyonuna sahip SUNGUR’un, TB-2 dahil olmak üzere SİHA entegrasyonunun gündemde olduğu haberlere yansıdı. KIZILELMA, ANKA-3, AKINCI gibi stratejik platformlara hava-hava füzesi sertifikasyonu mülahazası zaten planlar arasında. Öte yandan, TB-2 gibi sistemlerin hava-hava kabiliyetiyle mücehhez olması, özellikle yükselen bir trend haline gelen dronların diğer dronlarla mücadelesi ve robotik harp hususunda yeni bir sayfa açacaktır.
]]>
15 Temmuz şehitlerinin ve gazilerin anısına hazırlanan ve Türk halkının kalbine dokunacak filmin yapımcılığını Uğur Uzunok üstlendi. Filmin yönetmenliğini ise Berat Özdoğan yaptı.
“İNSANIN KÖTÜ ANILARINI HATIRLAMASI GEREKİR”
TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı, resmi sosyal medya hesabından destansı filmin fragmanını paylaşarak, “İnsanın kötü anılarını hatırlaması gerekir. Kirli zihinlerin ülkemiz üzerine yaptıkları karanlık planları yerle yeksan ettiğimiz #15Temmuz gecesini anlatan yeni filmimiz “Ben ve Babam – Vatan”, bu akşam 20.00’de @trt1’de. Hatırlamak ve hatırlatmak için…” dedi.

SIRADAN İNSANLAR O GECE BİRER KAHRAMANA DÖNÜŞTÜ
Filmin yapımcısı ve senaristi Uğur Uzunok, Ben ve Babam-Vatan filminin 15 Temmuz 2016’da Ankara’da yaşanan olayları el aldığını belirterek, bugüne kadar yapılan filmlerin daha çok politik taraflarıyla anlatıldığının altın çizdi. Uzunok, “15 Temmuz’u tüm memleket beraber yaşadık. Herkesin bir hikayesi var. Biz bu hikayelerden sadece birine odaklandık ama bütün hikayeleri de içinde saklıyor. Bu yüzden herkes Ben ve Babam-Vatan filminde kendinden bir şeyler bulacak” dedi ve sözlerine filmdeki karakterleri anlatarak devam eden Uzunok, “Mühendis bir baba, çok bilmiş bir çocuk, mobese merkezinde çalışan bir anne. Sevdiğinin darbeci olduğundan habersiz bir genç kadın, babası 28 Şubat mağduru bir çalışan. 15 Temmuz gecesi TÜRKSAT’ta darbecilere direnip şehit olan Ahmet Abi. Nefsiyle baş başa kalanlar ve cesaretle sokağa çıkanlar. Her karakter o geceki ruhun bir simgesi. Türkiye’yi sevenler, 15 Temmuz gecesi gözünü kırpmadı. Hepimiz sınırda nöbet bekleyen askerlere dönüştük. Sıradan insanların o gece nasıl birer kahramana dönüştüklerini gördük. 15 Temmuz, Türk milletinin her ferdini kader ipiyle birbirine bağlayan bir düğümdür. O bağa bağlı olanlarla, o bağdan ayrı olanlar; Çanakkale harbinde, Kurtuluş Savaşı’nda karşı tarafa çalışan gayri-namuslarla, varını yoğunu ortaya döküp milleti için savaşanların ayrıştığı gibi ayrışır. 15 Temmuz’da gaflet uykusundan uyandık, bizi bir daha da uyutamayacaklarını gösterdik. Bu filmi maziye ve istikbale hatırlatmak için çektik. Sıkıntılarla karşılaşınca ara ara kendime dur, diyorum. 15 Temmuz’u düşün. Yorganını o gecenin ümidiyle doldur ve örtün. Bir sarkaçta gidip gelen memleketi bu millet 15 Temmuz gecesi bir kez daha kazandı” açıklamasında bulundu.

“TANK SAHNESİ EN KRİTİK OLANIYDI”
İki ayda filmi tamamladıklarını belirten Uğur Uzunok, çekimlerin ise İstanbul ve Ankara’da olduğunu söyledi. Uzunok, “Özellikle Ankara’yı yansıtan mekanlar seçtik. Gençlik Parkı bu mekanlardan biri. İletişim merkezlerini bulmak ve kurmak da bizim için önemliydi. Belki de izleyicinin ilk defa göreceği görkemde iletişim merkezleri kurduk. Askeri hazırlıklarımızı yaptık. Silah konusunda uzman ekiplerle çalıştık. Belki de bizim için en kritik sahnemiz tank sahnesiydi. Sincan’da bir sokağa tank getirdik. Çok özel kurumlarda çekimler yaptık. İzin süreçleri bile kritikti bizim için” dedi.

BEN VE BABAM – VATAN FİLMİ KONUSU NEDİR?
Ben ve Babam-Vatan filmi hayatta hep çekingen ve ürkek olan bir babanın ailesini ve vatanını korumak için kimseden beklenmeyen bir cesaret serüvenini ele alıyor. Ayrılma eşiğinde olan eşiyle arasını düzeltip ailesini kurtarmak için her yolu denerken, kendisini 15 Temmuz gecesi oğluyla darbenin merkezinde. TÜRKSAT’ta mühendis olarak çalışan Cihangir, büyük bir cesaretle darbecilerin yayınları keserek halkın direnişini kırma girişimlerini engellemeye çalışır. Eğer darbeciler yayınları kesmeyi başarırlarsa halk gerekli çağrıları duyamayacak, sokaklara çıkamayacak ve direniş başlayamayacaktır. Vatanını hain darbecilere karşı savunmaya çalışan Cihangir bir yandan da oğlunu koruma ve ailesini geri kazanmaya çalışmaktadır. Sonunda galip gelen Cihangir, oğlu Can’ın doğum gününde darbecilere gösterdiği mücadeleyle gerçek bir kahramana dönüşür.
BEN VE BABAM – VATAN FİLMİ OYUNCU KADROSU
Ben ve Babam – Vatan filminin oyuncu kadrosu şu şekildedir;
Ümit Kantarcılar
Sevcan Yaşar
Hazım Körmükçü
Burak Sarımola
Erkan Meriç
Cansu Fırıncı
Toprak Kıvılcım
Burcu Kirman
İlayda Yıldırım
Merve Üçer
Yusun Aytekin
Necip Karakaya
Hakan Boyav
Erdal Özyağcılar
Güzin Özyağcılar
2017’den bu yana gayrimenkul sektöründe pazarlama ve satış danışmanlığı hizmeti veren Vesta Global Kurucu Ortağı Armağan Akyüz, “Yurt dışına yatırımda yatırımcı portföyü tabana indi. Evini, arabasını satıp son parası ile yatırım yapan var. Türkiye’de fiyatların çok artması, insanların elindeki varlıkları satıp yurt dışına yatırmasına yol açıyor” dedi.
Vesta Global özellikle son yıllarda tüm dünyada yükselişe geçen Golden Visa başvurularında hem Türk hem de yabancı vatandaşlara çift yönlü hizmet veriyor. Hem şirketlerle hem de bireylerle çalışan Vesta Global, danışanların elde etmek istedikleri faydaya göre seçenekler sunarak bu süreçteki her aşamayı “anahtar teslim” yürütüyor.
Türklere yaşatılan vize sıkıntısı yükselişi hızlandırdı
Vesta Global Kurucu Ortağı Armağan Akyüz, 2017’ye göre talebin 10 kat arttığını belirterek son durumu şöyle özetledi:
“Özellikle AB’nin, ABD’nin Türklere yaşattığı vize sıkıntısı bu artışta büyük oranda etkili oldu. Türkiye’deki yüzde 25 kira sınırlaması, yurt dışına yatırım tercihini de etkiliyor. Artış pandemiden sonra da ivmelendi ama vize problemi birinci etken olarak ön plana çıkıyor. İş adamları vize probleminden kurtulmak için vatandaşlık almaya çalışıyor. Türk vatandaşlarının eğilimi şu an Yunanistan ağırlıklı şekilleniyor. Yunanistan hızlı bir süreçle Golden Visa ve oturum izni verdiği için insanlar vize problemini bu şekilde çözmek istiyor. Ayrıca aldıkları gayrimenkulün euro bazlı kira getirisi de oluyor. İlk olarak Yunanistan ardından da Karayip Adaları’nda pasaport programları şu an çok popüler. Bir dönem sonra Portekiz’e daha çok ağırlık olabilir. Portekiz, gayrimenkul yoluyla vatandaşlık programını kapattı, fonlar vasıtasıyla programını devam ettiriyor. Sürelerde kolaylık oldu, Portekiz vatandaşlık prosedürü eski popülerliğine kavuşuyor.”
Dünyada ‘varlığın ülke değiştirmesi’ diye bir konsept ortaya çıktı
Vesta Global Kurucu Ortağı Teuta Narazan ise, ülkelerin sundukları programların ve kişilerin tercihlerinin zaman içinde değiştiğini belirterek Golden Visa talebinin çok arttığını söyledi.
İnsanların zamanla yurt dışına yatırım yapmanın ve Golden Visa programlarına başvurmanın çok kolay olduğunu gördüğünü ifade eden Narazan, şu değerlendirmede bulundu:
“Eskiden insanlar başka bir ülke pasaportunun olmasını gözlerinde büyütüyordu. Artık o kadar kolay bir şey ki, bir insan bize başvurduğunda 4 ay içerisinde ikinci bir pasaporta sahip olabiliyor, oturum izni alabiliyor. İnsanlar risklerini bölmek istiyor. Artık sırf Türkiye’de de değil dünyada da ‘varlığın ülke değiştirmesi’ diye bir konsept ortaya çıktı. İnsanlar bulundukları coğrafyanın, ekonomik ve politik sistemin altında kalmak istemiyorlar. Globalleşen dünyada Amerikalının da Türkün de İngiliz’in de yani herkesin bir B planına ihtiyacı var. Buna bağlı olarak varlığını bu şekilde değerlendirmek isteyen yatırımcılar da ortaya çıktı.”
Amerikalı iş insanı Türk vatandaşlığı için şu an Türkiye’de gayrimenkul yatırımı yapıyor
Türk Vatandaşlığı Programı’nda şu an bir ABD vatandaşı ile çalıştıklarını söyleyen Narazan, “Sanılanın aksine, Ortadoğulu değil, Çinli değil Amerikalı. Amerikalı bir danışanımız Türk vatandaşlığı için şu an burada gayrimenkul yatırımı yapıyor. Dünyada çift yönlü bir alışveriş ve transfer gerçekleşiyor. Türk vatandaşlığı talebinde bir düşüş görülüyor. Bunda deprem etkisi, fiyatların çok yükselmesi, döviz gibi konuların etkisi var. Yabancılar Türkiye’deki ekonomik ortamı takip ediyorlar, Türkiye’de döviz paritesinin doğru konumlanmadığını düşünüyorlar” bilgisini verdi.
Türkiye’deki özel okul fiyatları Türkleri endişelendirdi
Narazan, Türkiye’de özel okul fiyatlarının ulaştığı nokta karşısında birçok insanın endişelendiğini bunun için de farklı arayışlara girdiğini de sözlerine ekledi.
Narazan, “İnsanlar ben bu paraları yatırım olarak kullanayım, bunun karşılığında çocuğum Avrupa Birliği vatandaşı olsun diyor. Burada en kritik nokta gerçekten bunun insanlar tarafından ulaşılabilir olduğunu öğrenmeleri. Yalnızca İstanbul, Ankara, İzmir değil, Tekirdağ, Gaziantep, Kars, Aydın gibi Türkiye’nin birçok ilinden başvuru alıyoruz” diye konuştu.
]]>En karanlık gecede dakika dakika yaşananlar: İşte milletin zaferi 15 Temmuz…



















SON DAKİKA HABERİ: MHP Lideri Devlet Bahçeli, 15 Temmuz hain darbe girişiminin 8. yıl dönümü nedeniyle yayınladığı mesajda; “Yeni yüzyılda ne PKK’nın ne de FETÖ’nün ayakta kalma şansı yoktur.” ifadelerini kullandı.
Devlet Bahçeli 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’nde yaptığı yazılı açıklama şu şekilde;
“Küresel ve bölgesel merkezli, aynı zamanda kaotik mahiyetli sorun başlıkları gittikçe dallanıp budaklanmakta, özellikle milli huzur ve güvenliğimize çoklu tehditler saçmaktadır.
Türkiye’nin ilerleyiş ve yükseliş azminden ürken, bu suretle ürpertici korku nöbetleri geçiren odaklar yeni arayışlar, farklı oyunlar peşindedir.

“TERÖR ÖRGÜTLERİ KİRLİ TAŞERONLAR KULLANIP SİYASİ HEDEFLERE KARŞI KIŞKIRTIYOR”
Bu kapsamda terör örgütleri kanlı tetikçi, kiralık katil ve kirli taşeron olarak kullanılıp alenen belirlenmiş siyasi ve stratejik hedeflere karşı vahşice kışkırtılmaktadır.
Bilinmelidir ki, emperyalizmin hain ve haşhaşi maşaları kurulan şiddet ve dehşet sahnesinde ederi bir dolarlık rolleriyle zehir, zelil ve zilletin fail ve figüranları olarak ilelebet anılacaklardır.
“TÜRKİYE TESLİM ALINMAK İSTENMİŞTİR”
15 Temmuz 2016’da Türkiye teslim alınmak istenmiştir.
O tarihte Türk milleti, son iki asrın en vahim, işbirliği ve irtibat ağı en geniş saldırı ve suikast dalgasına maruz kalmıştır.
Yıkım senaryosu, ‘hizmet ve himmet’ kisvesi altında saklanan vatan, millet ve din düşmanlarının refakatiyle devreye alınmıştır.
15 Temmuz Türk tarihinde bir milat olmakla birlikte devlet ve millet dayanışmasının gıpta edilecek zirve günü olarak da maşeri hafızaya kazınmıştır.
“FETÖ HAÇLI EMELLERİNİN NE İLK OPERASYON ARACI, NE DE SONUNCUSU”
On yıllardır kuluçkaya yatan, sistemli biçimde her alana sızan, aşama aşama her yere sirayet eden; siyasi, sosyal, ekonomik, diplomatik, akademik, askeri, emniyet, bürokratik, medya alanlarında paralel bir örgütlenme çarkı kurmasıyla devlete adeta rakip bir yapı inşa eden FETÖ haçlı emellerinin ne ilk operasyon aracı, ne de sonuncusu olacaktır.
Türk milleti var olduğu müddetçe, muhasım çevrelerle ve müstevli çemberdeki zalimlerle kaçınılmaz hesaplaşma, görüş açısının sıfıra indiği mukadder karşılaşma elbette devam edecektir.
Sekiz yıl önce Türkiye’nin son anda kurtulduğu, bundan mülhem kapatılan dipsiz uçurumun tekrar açılmaya ve kazılmaya çalışıldığı gözlemlenmektedir.

Güney sınırlarımız boyunca terör devleti, bir başka ifadeyle sözde garnizon devleti veya ikinci İsrail kurma çabalarıyla eşzamanlı olarak FETÖ’nün belini doğrultmaya, nefes borusunu açmak için ilk yardım almaya, enerji ve motivasyon kaynaklarını çeşitlendirmeye başladığı da gayet berrak bir gerçektir.
FETÖ’nün yabancı ülkelere sığınan elebaşlarının sosyal medya anarşisinin ateşiyle fitne kazanını kaynatmalarının yanı sıra,
Pensilvanyalı caninin iç işgal cephesinde konuşlanan gizil ve gizemli uzantılarının, hatta bu terör örgütünün şeref muhalifi telkin ve vaatlerine aldanarak kafese alınan bazı siyasi partilerin eşgüdüm ve elbirliği halinde Türkiye’nin tekrar 15 Temmuz öncesine taşınmasına hizmet ettikleri inkar edilemeyecek netliktedir.
Dünün altılı masa partileri; bugünün uzaktan kumanda edilen, iradeleri rehin alınan partilerine tam manasıyla dümen kırmışlardır.
Bu kimliksiz siyasi zihniyetlerin ziyan ve zillet içinde olmaları şöyle dursun, kademe kademe gerçekleşen rota değişiklikleri esasen Türkiye’nin 15 Temmuz sonrası elde ettiği demokratik kazanımların rafa kaldırılmasına yönelik olup çok ciddi tehlikeler içermektedir.
15 Temmuz’un sekizinci yıldönümünde, FETÖ’nün devlet ve toplum hayatına son bir hamleyle nüfuz ederek, bununla birlikte uyuyan hücrelerini günbegün harekete geçirerek bir kumpas döngüsü yaratmak, iç barış ve huzur ortamını bozmak, güvensizlik aşılamak ve milli güvenliğimizde hasar oluşturmak amacıyla fırsat kolladığı, buna çanak tutanların daha görünür hale geldikleri anlaşılmaktadır.
Türk Silahlı Kuvvetleri, “Mürekkep Damlası Stratejisi”yle PKK/YPG’ye karşı sürekli operasyon evresine nasıl geçmişse, FETÖ’yü, FETÖ’nün iç ve dış uzantılarını yıldırıcı ve yok edici, bununla mündemiç proaktif nitelikli seri operasyonların bir an evvel icra ve ifa edilmesi beka düzeyinde mecburiyettir.
“PKK NEYSE FETÖ AYNISIDIR”
Çünkü PKK neyse FETÖ aynısıdır.
Türkiye Cumhuriyeti hem PKK’yla hem de FETÖ’yle kıran kırana mücadele edip silindir gibi ezip geçmeye muktedirdir.
Yeni yüzyılda ne PKK’nın ne de FETÖ’nün ayakta kalma şansı yoktur.

Türk tarihinde çok nadir görülen dehşet vakalarından birisi olan mahut kanlı ve meşum gecede FETÖ’nün hain saldırısı nasıl boşa çıkarıldıysa, Türkiye’yi bölme ve ele geçirme arzuları da aynı şekilde berhava edilecektir.
Bugünlerde 15 Temmuz’un intikamını almak amacıyla faaliyete geçen örgütlü ve organize casus şebekesine, kripto damarına, gizli saklı hesap yapan işbirlikçilerine cesaretle ve dirayetle karşı koyulacak, ezcümle nihai hesaplaşma kaçınılmaz olacaktır.
Etrafımızı saran, sinir uçlarımıza basan, tahrik ve karalama kampanyalarına hız katan, yalan ve iftiralarını seriye bağlayan alçaklar koalisyonuna en küçük merhamet ve müsamahamız olmayacaktır.
Terör örgütlerine acımak mazlum ve masumlara en büyük haksızlıktır.
Türk ve Türkiye Yüzyılı vizyonunu gölgelemek, Cumhuriyet’in yeni yüzyılını sekteye uğratmak beyhude bir heves olduğu gibi, böylesi bir hataya tevessül edenler kuşkusuz pişman edilecektir.
CUMHUR İTTİFAKI’NDA BİRLİK MESAJI
Cumhur İttifakı FETÖ ve PKK başta olmak üzere her türlü terör örgütüyle amansız mücadelesini sürdürecektir.
Bilhassa FETÖ’nün iç ve dış uzantılarının son günlerde biteviye yaydıkları fitne ve dedikodu salgının kökü Türk yargısının huzurunda ve şaşmaz adalet teraziyle kazınıp atılacaktır.
Hak, haysiyet ve hukuk inkârcısı devşirilmiş istismarcıların esasen insan içine çıkacak yüzleri kalmayacaktır.
15 Temmuz’da yarım kalan hayallerini yeniden uygulamaya niyetlenenleri Türk milleti çok daha güçlü şekilde tepeleyecek, ülkemize ve milletimize yapılan çok boyutlu ve hain saldırılar Allah’ın izni ve inayetiyle ademe mahkum edilecektir.
15 Temmuz şehitlerimize ve bilcümle aziz şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyor, gazilerimize uzun ve sağlıklı ömürler diliyorum.
“İKAZEN TAVSİYE EDİYORUM”
15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü münasebetiyle Türkiye aleyhine karanlık senaryo hazırlığı içinde olanlara sadece felaket günlerinde Türk milletinin hangi fedakârlıkları göze alacağını titizlikle idrak etmelerini ikazen tavsiye ediyorum.
Rüzgâr eken mihrakların fırtına biçmek durumunda kalacağını yalnızca Türk tarihine bakarak görmek, bundan ders ve ibret almak menfur ve melun emel sahiplerinin hayrına olacağını muhataplarına ilanen duyuruyorum.”
15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’nün 8. yıl dönümü dolayısıyla Altınbaş Üniversitesi hem özel bir konferansa ev sahipliği yaptı hem de 7 yıl önce şehitler adına üniversite bünyesinde oluşturulan “15 Temmuz Demokrasi ve Şehitler Ormanı”na fidan dikimi gerçekleştirdi. Ağaç dikme törenine Altınbaş Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Çağrı Erhan, akademisyenler ve çok sayıda personel katılırken Gayrettepe Kampüsü 100. Yıl Konferans Salonu’nda da “8. Yılında 15 Temmuz ‘Milletin Zaferi’” adlı konferans düzenlendi. Konferansa moderatör olarak İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tolga Demiryol eşlik ederken konuşmacılar arasında Dr. Eray Güçlüer, Doç. Dr. Ufuk Adak ve Doç. Dr. Kenan Özkan yer aldı.
15 Temmuz 2016’da yaşanan hain darbe girişimi ve sonrasındaki süreçte yaşananların ele alındığı konferansta, 8 yıl sonra Türkiye’nin geldiği nokta da değerlendirildi. Konuşmacılar, 15 Temmuz’un Türk milletinin demokrasiye bağlılığını, birlik ve beraberlik ruhunu tüm dünyaya gösteren bir dönüm noktası olduğunu vurguladılar.
55 YIL ÖNCESİNE DAYANIYOR
Dr. Eray Güçlüer 15 Temmuz 2016 gecesinde yaşananların 55 yıllık bir sürecin sonucu olduğunu, çok uzun yıllardır devletin her bir noktasına sessizce sızıldığını aktardığı konuşmasında şunlara değindi:
“Öncelikle bu işin kökenine bakmak lazım. 55 yıl öncesine, 1961 yılına kadar inebildim. 1961 yılında rahmetli Adnan Menderes’in idamından sonra, anayasa değiştiriliyor ve halkın egemenliğinin ötesinde yeni oluşumlar ortaya çıkıyor. Bunlardan biri de Özel Harp Dairesi. ABD tarafından Türkiye’de kuruluyor ama devlet erkânının haberi yok. Yıllık 10 milyon dolar da para harcanıyor buna. CIA’in Türkiye’ye yönelik derin planları vardı ve 1961’den itibaren bu planları uygulamaya çalıştılar. Türkiye’ye sızma, Türkiye’de bir alternatif oluşum kurup ülkeyi ele geçirme planı 55 yıl önce başlatıldı ve sürdürüldü.”
ALÇAK VE KANLI BİR PLAN VARDI AMA GERÇEKLEŞTİREMEDİLER
Eğer 15 Temmuz’da başarılı olsalardı Türkiye’de neler olunacağına dair de konuşan Dr. Eray Güçlüer, “Bu, aslında bir darbe girişimi değil, Türkiye Cumhuriyeti devletini Suriyelileştirme, Iraklaştırma ve parçalama projesiydi. Amaçları, İstanbul’da bir Vatikan gibi devletçik kurup, Anadolu’dan ayırarak diğer bölgeleri küçük, yönetilebilir eyaletler haline dönüştürmekti. Ellerinde çok daha alçak ve kanlı bir plan vardı ama bunu gerçekleştiremediler. O gece, yani 15 Temmuz’da, sınır hatlarındaki FETÖ’cü generaller askerleri Suriye ve Irak sınırından çektiler. Sınırları boşalttılar çünkü helikopterlerle Irak’ta toplanan DEAŞ’lılar ABD’ye bağlı helikopterlerle Türkiye’ye girecekti. PKK da DEAŞ ile mücadele bahanesiyle Türkiye’ye girecekti ve PKK kahramanlaştırılacaktı. Bunu yapamadılar ama Türkiye’nin birçok yerinde iç savaş çıkacaktı. ABD’deki o alçak, Türkiye’ye getirilip İstanbul’da bir Vatikan kuracaktı ve Türkiye 22 eyalete bölünecekti. Bu şekilde, sürekli Batı’ya ve Amerika’ya bağımlı, Türkiye Cumhuriyeti’nin olmadığı bir düzen kurulacaktı. Ülkemiz olmayacaktı ve istedikleri şey buydu. Ama olmadı; başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere güçlü bir irade ortaya konuldu. Bu durumda Türk’ün sosyo-genetik kodlarını gerçekten hesaba katamadılar” dedi.
FETÖ BİTMEDEN PKK VE DEAŞ BİTMEZ
Son olarak FETÖ ile mücadelenin PKK ve DEAŞ ile mücadeleyle aynı olduğunu ve mücadelenin son bir kişi kalana kadar devam ettirilmesi gerektiğinin de altını çizen Dr. Güçlüer, “Evet, hala FETÖ ile mücadele arzu ettiğimiz seviyede olmayabilir ama 55 yıl sabırla, sessiz sedasız bir şekilde eğittiler, donattılar, istihbarat verdiler ve en üst seviyede finanse ettiler. Devletin çok çeşitli yerlerine sızdılar ve gerçekten başka bir ülke olsaydı, bu belayı defetmesi hiç kolay değildi. Ama biz milletçe bu belayı defetmeyi başardık. Bundan sonra da bu alçakların yapmak istediği planı gördükten sonra, mücadele kesinlikle hız kesmeden bitirilene kadar devam etmelidir. Konuyla ilgili kalıcı birimler oluşturulmalı. Kolay değil ama FETÖ bitmeden PKK ve DEAŞ bitmez. Yani, FETÖ bitmezse, hiçbiri bitmez. Üçü birbiri ile bağlantılıdır” diyerek sözlerini sonlandırdı.
]]>Harekatla soydaşların yıllarca uğradıkları haksızlık ve zulümlerin sona erdirilerek, haklı taleplerinin karşılık bulmasının sağlandığını, hem Türkler hem de Rumlar için adaya barış, huzur ve güvenlik getirildiğini belirten Güler, harekatın, TSK’nın müşterek unsurlarının, Cumhuriyet tarihindeki en kapsamlı harekatı olması ve büyük bir başarıyla icra edilmesi bakımından müstesna bir yere sahip olduğunu vurguladı.
Bakan Güler, şunları kaydetti:
“RUM TARAFININ PROVOKATİF ADIMLARI ÇÖZÜMSÜZLÜĞE HİZMET ETMEKTEDİR”
“Garantör ülke sıfatıyla uluslararası hukuktan doğan haklarımız çerçevesinde gerçekleştirdiğimiz ve iki aşamada icra edilen bu harekatta Türk askerinin yetenekleri, emsalsiz kahramanlığı ve fedakarlığı, bir kez daha tarihe altın harflerle yazılmıştır. 1974’ten bu yana adada konuşlu bulunan Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı, her iki taraf için de barış ve güvenliğin teminatıdır. Türkiye’nin adadaki askeri varlığını farklı bir şekilde tanımlamak, bu konuda provokatif söylemler dile getirmek, Rum tarafına hiçbir fayda sağlamayacaktır. Yarım asırdır adada kan ve gözyaşı yoksa bu, Türk Barış Kuvvetlerinin oradaki varlığı sayesindedir. Uzun yıllardır süregelen ve miadı dolmuş söylemlerin çözüm çabalarına katkı sağlamadığı ve sağlamayacağı artık anlaşılmalıdır. Rum tarafının provokatif adımları ve üçüncü ülkelerden aldığı askeri yardımlar da sadece ve sadece çözümsüzlüğe hizmet etmektedir.”

Güler, artık adada tek ve kesin çözümün, Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün tescil edilmesi olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“Sayın Cumhurbaşkanımız da her platformda uluslararası topluma bir an önce Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınması yönünde çağrı yapmaktadır. Bu çağrının özünde, Kıbrıs meselesindeki düğümün, kalıcı ve adil bir şekilde çözülmesi düşüncesi yer almaktadır. İki devletli çözüm dışında bir çözüm yoktur ve bu konuda artık herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Gerçek şudur ki adada bugün iki ayrı halk ve iki ayrı devlet bulunmaktadır. Kıbrıs meselesinin çözümüne yönelik müzakerelerin ve ulaşılmak istenen hedefin de bu gerçek üzerine inşa edilmesi gerekmektedir. Bu anlayışla Türkiye, iki devletli çözümün müzakere edilmesinin, Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün tescil edilmesinin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınmasının zamanının geldiği görüşündedir.”
Harekatın 50. yılına özel hazırlık
Bakan Güler, tüm adaya barış ve huzur getiren Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50’nci yıl dönümüne yaraşır çeşitli faaliyetlerin planlandığını belirtti.
Bu kapsamda ilk olarak 4 Haziran’da Milli Savunma Üniversitesi ev sahipliğinde “Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50’nci Yıl Dönümü Paneli” düzenlendiğini hatırlatan Güler, şunları aktardı:
“KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Ersin Tatar’ının da iştirak ettiği bu panelde, harekatın icrası ile Kıbrıs konusundaki tezlerimize yönelik önemli bilimsel sunumlar gerçekleştirildi. Aynı şekilde KKTC makamları ile koordine içerisinde, Kıbrıs gazilerimiz ile yakınlarının da katılacağı günün anlam ve önemine yakışır resmi törenler, anma yürüyüşleri ve şehitlik ziyaretleri, TCG Anadolu’nun KKTC liman ziyareti ve 50 gemi ile denizde geçit töreni, Türk Yıldızları Akrobasi Timi gösterisi ve muharip uçak geçişi, 50’nci Yıl Sergisi, 50 pare top atışı, Şafak Nöbeti etkinlikleri kapsamında, bando ve mehteran birliği ile ünlü sanatçıların katılımı ile konserler, Mutlu Barış Harekatı Semineri, konferansı, sempozyumu, makale yarışması, spor müsabakaları, ağaç dikimi, belgesel ve film gösterimleri ve kardeş ülke etkinlikleri başta olmak üzere birçok anlamlı ve özel faaliyetin icra edilmesi planlanmaktadır. Ayrıca, 50’nci yıla özel anı pulu ve madeni para basımı yapılacaktır.”

KIBRIS’IN STRATEJİK KONUMU
Kıbrıs meselesinin bir sorun değil, milli bir dava olduğuna vurgu yapan Güler, “Kıbrıs’ın sahip olduğu stratejik konum, sadece adanın değil, hassas bir süreçten geçen Akdeniz’deki genel güvenlik ve istikrarın devamı bakımından da kritik önemdedir.” ifadelerini kullandı.
Kıbrıs’ın, Doğu Akdeniz’de ticareti ve son dönemlerde de artan iletişim ve enerji yollarını kontrol altında tutan bir konuma sahip olduğuna dikkati çeken Güler, şöyle devam etti:
“Kıbrıs meselesinin, Kıbrıs Türk halkının meşru çıkarlarını ve güvenliğini teminat altına alacak şekilde bir an önce çözüme kavuşturulması, ülkemizin en önemli önceliklerindendir. Muhataplarımızdan da Kıbrıs Türkü’nün ve Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarına saygılı olarak hareket etmelerini bekliyoruz. Bu kapsamda, uluslararası camiayı, sadece bir tarafın iddialarını desteklemeyi bırakıp konuya makul, mantıklı, tarafsız ve çözüm odaklı yaklaşmaya davet ediyoruz. Ancak, her zaman dile getirdiğimiz gibi barışçıl bir çözüm için çaba gösterirken milli menfaatlerimizden asla taviz vermeyeceğimiz de iyi bilinmelidir.”
Güler, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin (GKRY) adanın tek temsilcisi gibi hareket ettiğini ve KKTC’nin izni olmadan yabancı askeri kuvvetleri adaya konuşlandırdığına dikkati çekerek, bunun 1960 Anlaşmalarına aykırılık teşkil ettiğini belirtti.
Bakan Güler, şunları söyledi:
“ASKERİ UNSURLARIN KONUŞLANDIĞINI VE SAVAŞ GEMİLERİNİN GÖNDERİLDİĞİNİ BİLİYORUZ”
“İsrail-Hamas çatışmasının başladığı ekim ayından bu yana sivillerin çatışma bölgesinden tahliyesi ve insani yardım adı altında bazı Avrupa devletlerinin (Almanya, Fransa, Hollanda vb.) askeri unsurlarının GKRY’ye konuşlandığını ve ABD başta olmak üzere diğer ülkelerin savaş gemilerinin (İngiltere, Yunanistan, İtalya vb.) GKRY’ye ait limanları kullandığını biliyoruz. GKRY’nin adadaki dengeyi bozan ve KKTC’nin güvenliğine yönelik tehdit oluşturan faaliyetlerine karşı gerekli tüm tedbirleri almaya devam edeceğiz. Hem Kıbrıslı kardeşlerimizin güven, huzur ve refah içinde yaşadığı bir geleceği inşa etmek hem de Türkiye ve KKTC’nin Akdeniz’deki hak ve menfaatlerini korumak için kararlılığımız tamdır. Türkiye bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Garanti ve İttifak Antlaşmaları çerçevesinde, ‘tek millet, iki devlet ve tek yürek’ anlayışıyla Kıbrıslı kardeşlerinin yanlarında olmaya devam edecek, Kıbrıs Türk halkının geleceğe güvenle bakmasına ve refah düzeyinin yükseltilmesine yönelik çalışmalarını daha da geliştirerek sürdürecektir.”
Firma olarak Togg’un üretiminin yapılacağı fabrika için açılan ihaleyi güçlü bir teklifle kazandıklarını belirten Arıoğlu, yoğun çalışmayla Gemlik’teki fabrikanın üretime başladığını hatırlattı.

Arıoğlu, buradaki çalışmanın kendileri için önemli bir referans olduğuna dikkati çekerek, bu sayede dünyanın önde gelen otomobil üreticilerinden BMW’nin Macaristan’da kuracağı fabrikanın yapım ihalesine katıldıklarını söyledi.
Bunun için Temmuz 2022’de BMW yetkililerini, Togg fabrikasını gezmeye davet ettiklerini ifade eden Arıoğlu, şöyle konuştu:
“Togg fabrikası şantiyesini gören BMW yetkilileri, Yapı Merkezinin kalite ve hız anlamında hedeflerini rahatlıkla karşılayacağını görerek, Avrupalı firmaların çoğunlukta olduğu birçok grubun katıldığı ‘BMW Debrecen Elektrikli Otomobil Fabrikası Projesi’nin müteahhidi olarak bizi tercih etti. Böylece Türkiye’mizin gururu Togg’un referansıyla ihalesini kazandığımız BMW’nin Macaristan’daki fabrikasının yapımını bu yıl sonuna kadar tamamlamayı, 2025’te de üretime başlatmayı hedefliyoruz.”
PROJE REFERANS OLACAK
“Projeyle Macaristan’ın Avrupa’nın elektrikli otomobil üretim pazarında güçlü bir pozisyona taşınmasına destek oluyoruz.” diyen Arıoğlu, bir Türk şirketinin bu tip projelerde görev üstlenmesi ve işlerini başarıyla tamamlamasının Türk müteahhitliğinin adının duyulması için de uluslararası arenada referans olacağını anlattı.

Arıoğlu, projenin gelecekte üstlenilecek işlere de yansıyacağına dikkati çekerek, şu değerlendirmede bulundu:
“Yapı Merkezi tarafından önce yerli ve milli otomobil markamız Togg’un fabrikası, ardından dünya genelinde tanınan öncü otomobil üreticilerinden BMW’nin otomobil fabrikasının inşasının üstlenilmesi, benzer yatırımcılarla olası iş fırsatları yakalanması açısından büyük önem taşıyor. Bu bağlamda, BMW dışında dünyaca ünlü 4 büyük otomobil üreticisi firmanın yapacağı yatırımlarla ilgili bir süredir sıcak temaslarımız devam ediyor. Önümüzdeki günlerde övünç duyulacak yeni haberlerin duyurulması çok yakın. Macaristan’daki projenin bir diğer önemi ise babam merhum Ersin Arıoğlu’nun çizdiği rota doğrultusunda Slovenya’daki projelerden sonra Avrupa’da bu işin üstlenilmesidir.”
Arıoğlu, söz konusu projenin, 100’üncü yılı kutlanan Macar-Türk Dostluk Anlaşması açısından da Macaristan’ın ekonomik gelişimine büyük katkı sağlayacağını belirterek, bir Türk firması olarak bundan mutluluk ve gurur duyduklarını dile getirdi. olduğunu kaydetti.
BİRÇOK MALZEME TÜRKİYE’DEN
Yapı Merkezinin Macaristan Projesi Direktörü Koray Karahasanoğlu da projeyi almak için fiyattan çok diğer faktörlere de odaklandıklarını ve kararlı çalışmalar yürüttüklerini anlattı.
Ülkenin en önemli yatırım projelerinden olan BMW otomobil fabrikası inşaatında önemli rol oynadıklarını vurgulayan Karahasanoğlu, bu projenin şirketleri için Avrupa’ya açılan kapı olduğunu söyledi.

Karahasanoğlu, işin yapım sürecinde karşılaşılan zorluklara da değinerek, şunları kaydetti:
“Projede karşılaşılan zorluklardan biri de insan kaynağı. Macaristan’da inşaatlarda çalışacak işçi bulmanın zor olması nedeniyle Romanya, Ukrayna gibi komşu ülkelerden ve Filipinler’den işçilere ihtiyaç duyuldu. Ayrıca Türk, Romen, Macar taşeron firmalarla da çalışıyoruz. Bu noktada projenin yapımında önemli bir yere sahip prekast ve çelik gibi pahalı ve sayıca fazla olan yapı elemanlarının da Türkiye’de üretilerek Macaristan’a ihraç edilmesi, Türkiye ekonomisi açısından önemli. Ülkemiz için de katma değer yaratmaya çalışıyoruz.”
Karahasanoğlu, BMW projesinin gelişmekte olan Macaristan inşaat sektörüne uygun ve önemli bir başlangıç adımı olduğunun bilinciyle ilk günden beri planlamalarını bu doğrultuda yürüttüklerini bildirdi.
İki ülke ekonomik ilişkilerini geliştirmek için Türkiye’yi ziyaret eden Kazakistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Nurbayeva Nazira Nurtulevna, Türk iş insanlarına “Aynı soydan aynı ırktan geldiğimiz iki ülke olarak ekonomik ilişkilerimizi geliştirmek istiyoruz. Ata topraklarına yatırım yapın” mesajını verdi.
Kazakistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Nurtulevna (sağda) İstanbul’daki toplantıda arkadaşımız Özgül Öztürk’ün sorularını yanıtladı.

35 ŞİRKETLE GÖRÜŞTÜ
Kazakistan Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Nuriddin Amankul’un ve Türkiye’nin önde gelen 35 şirketinin üst düzey yöneticilerinin katılımıyla İstanbul Beyoğlu’nda 3 gün süren temaslarda bulunan Nurbayeva Nazira Nurtulevna, “Hedefimiz 2029 yılına kadar, şimdiki mevcut ekonomi kapasitemizi 2 kat artırarak gayrisafi yurt içi hasılasını 400 milyar dolara çıkarmaktır. Bu büyük bir iş. Bunu yapabilmek için ekonomimizin yılda yüzde 7-8 büyümesi gerekiyor. Bunun için yeni yatırımlar yapılması gerekiyor. Bu amaçla son 3 günde 35 köklü Türk şirketiyle, iş topluluklarıyla görüştük. Bunların çoğuyla anlaşmalara varıldı” dedi. Kazakistan’ın bağımsızlığını ilan ettiği 1990 yılından beri ülkelerine 70’ten fazla yatırım yaptığını hatırlatan Nurbayeva Nazira Nurtulevna, şunları kaydetti:
YENİ PROJELER YOLDA
“Bu çok iyi bir rakam. Şimdi de hayata geçmekte olan 35 farklı yatırım projesi var. Soda külünü ülke olarak yüzde 100 ithal ediyoruz. Ancak bir Türk şirketinin inşaatına başladığı yatırımla biz, 1-2 sene sonra ithalatçı ülke konumundan ihracatçı ülke konumuna geçeceğiz. Ek olarak da farklı şirketlerle kimyasal madde üretimi, inşaat ve hayvancılığın da içinde bulunduğu birçok alanda yatırımlar başladı.”
HEDEF: 10 MİLYAR DOLAR TİCARET
2005 yılından bu yana Türk şirketleri Kazakistan’a 5.1 milyar dolar yatırım yaptı. Bu yatırımların yüzde 53’ü ise son 6 yılda gerçekleşti. Kazak şirketlerin 2005 yılından bu yana Türkiye’ye yaptığı yatırım miktarı ise 1.1 milyar doları geçti. İki ülke arasındaki ticaret hacminin 10 milyar dolara ulaşması hedefleniyor. Türkiye-Kazakistan arasındaki potansiyel arz eden öncelikli sektörler tarım ve gıda, madencilik ve metalürji, kimya ve petrokimya, sağlık ve ilaç, makine, inşaat ve yapı malzemeleri, turizm, tekstil olarak sıralandı.
500 MİLYON NÜFUSA ULAŞMA İMKANI
Avrupa ve Asya’nın kesiştiği noktada bulunan Kazakistan 500 milyondan fazla tüketicisi olan bölgesel bir pazara erişim imkanı sağlıyor. Kazakistan, sağladığı teşviklerle bölgeye yatırımın önünü açıyor. Kazakistan’da halihazırda Yıldız Holding, Yıldırım Holding, YDA Holding, Abdi İbrahim, Aselsan, TAV Havalimanları Holding ve Ülker Holding gibi birçok Türk şirketinin yatırımı bulunuyor. Kazakistan’ın güneyindeki Çimkent şehrinde Aksa Enerji tarafından 500 MW kapasiteli doğal gaz kombine çevrim santrali kurulacak. Alarko Holding, Kazakistan’da da 5 bin dönüm sera alanına ulaşacak.
Bakanlık olarak her alanda farklı çalışma yürüttüklerini belirten Ersoy, ülke turizmindeki hedeflere ulaşılması ve turizmin 12 aya yayılması için proje ve yatırımları sürdürdüklerini vurguladı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre yılın ilk 5 ayında Türkiye’de 17 milyon 809 bin 78 ziyaretçinin ağırlandığını hatırlatan Ersoy, “Turizm rakamlarını takip ediyoruz. 31 Temmuz’da kesin rakamları Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) açıklayacak. Kesin verilerle daha iyi yorum yapma şansımız var. Ama ilk 5 aylık rakamlara baktığımızda yabancı turist sayısında yüzde 14 civarında artış görüyoruz. Haziranda da büyüme devam ediyor. 31 Temmuz’da daha kesin veriler üzerine konuşacağız ama ilk rakamlara baktığımız zaman 60 milyon ziyaretçi ve 60 milyar dolar hedefimize sadığız.” diye konuştu.

Bakan Ersoy, birçok alana yayılan turizm faaliyetlerinde, cazibe noktası haline gelen ören yerlerindeki çalışmaları da oldukça önemsediklerini anlattı.
Mevcut durumda antik kentlere yönelik de ciddi yatırımları hayata geçirdiklerini kaydeden Ersoy, “2019’da kazı çalışmalarına ayırdığımız ödenek 36,7 milyondu. 151 noktada kazı çalışması yürütüyorduk. Geçen sene arkeolojik bölgelerde bu rakamı restorasyonu da ilave ederek 36,7’den 1,1 milyara çıkardık. Bu sene de inşallah 6 milyar liradan fazla bir bütçeyi kazı ve restorasyon çalışmalarında kullanıyor olacağız.” ifadelerini kullandı.
“Kazı hafızasının Türk akademisyenlere aktarılması gerekiyor”
Ersoy, hayata geçirilen bir diğer projenin ise kazı başkanlıklarına Türk koordinatör hocaların atanması olduğunu dile getirdi.

Uzun yıllar çalışma yürütülen arkeolojik bölgelerdeki kazı hafızasının Türk akademisyenlere aktarılmasının oldukça önemli olduğuna değinen Ersoy, şöyle konuştu:
“163 yıldır süren bir gelenek var. Biliyorsunuz 163 yıl önce kazı programı, yabancı hocalarla, yabancı üniversitelerle başlamıştı. 163 yıl sonra 28 yabancı kazı başkanlığımıza Türk koordinatör kazı başkanları atadık. Yani yabancı kazı başkanlarıyla beraber çalışacakları ortamı yarattık. Bu koordinatör hocaları geniş bütçeler, ekip ve ekipman desteğiyle atıyoruz. O noktalarda sürecin daha da yoğun bir şekilde ilerlemesini planlıyoruz. Niye bunu planlıyoruz? Geçmişe baktığınızda 163 yılda Efes’in sadece yüzde 25’i kazılmış. Gelecek 4 yılda, Geleceğe Miras Projesi kapsamında bu oranı yüzde 40’ın üzerine çıkarmayı hedefliyoruz. Veya en çok ziyaretçi alan noktalarımızdan biri olan Hierapolis Antik Kenti 70 yıldan fazla bir süredir kazılıyor. Yüzde 3,5’u kazılmış. Gelecek 4 yılda bunu da yüzde 25’in üzerinde yüzde 30 seviyelerine taşıyacağımız bir kazı programıyla destekliyoruz.”
Arkeolojik çalışmaların kazı, restorasyon ve koruma olarak üç aşamada yapıldığını bildiren Ersoy, 12 aylık kazı programlarının yıl boyu değil iklim ve ortam şartlarına göre 5-6 ay kazı, sonrasında ise raporlama ve akademik çalışmalar şeklinde olduğunu söyledi.
Bakanlık olarak arkeolojik çalışmalarda son 60 yılda yapılan işi, gelecek 4 yılda yapma hedefleri olduğuna dikkati çeken Ersoy, projeleri sahiplenen ve titizlikle çalışmaları sürdüren kazı başkanlarına, arkeologlara ve kazılarda görev alanlara teşekkür etti.

Gece Müzeciliği uygulaması başarıyla sürüyor
Ersoy, Geleceğe Miras Projesi ve yürütülen diğer programların yanı sıra bu yıl devreye alınan Gece Müzeciliği uygulamasının da turizm faaliyetlerine katkı sağladığını belirtti.
Antalya gibi kentlerde gündüz hava sıcaklıklarının oldukça yükseldiğine işaret eden Ersoy, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Öyle durumlarda turist doğal olarak deniz kıyısından çıkmak istemiyor. Otelde kalmak istiyor. Gün batımından sonra gece belli saatte, havalar biraz serinledikten sonra turisti çıkarabiliyorsunuz. Gece Müzeciliği ile turistlere çıkabilecekleri, gezebilecekleri bir ortam yarattık. Şehir merkezlerinde olan, yoğun ziyaretçi alan noktalarda bu çalışma başlatıldı. Başarıyla da sürüyor. Uygulamada gerek gördükçe belli düzenlemeler, değişiklikler yapılıyor. Ama şu anda biz de çok memnuniyet alıyoruz. Özellikle esnaftan alıyoruz. Çünkü turistin otelden dışarı çıkması, gün batımından sonra buraları gezme şansı var. Zaten 15 Haziran-15 Eylül gibi ağırlıklı olarak sezonun yoğun olduğu dönemde yapılan bir çalışma. Gece Müzeciliği’nin turizm gelirinin tabana yayılması açısından bir faydası var. Ayrıca gördüğüm kadarıyla sosyal medyada da çok yoğun gece müzeciliği fotoğrafları paylaşılmaya başlanmış. Çünkü antik şehrin gündüz görünümü ve gece görünümü çok farklı. Bu da ayrı bir ziyaret vesilesi oluşturuyor.”
“15 Temmuz’un” büyük bir ihanet olduğunu vurgulayan Bozdağ, FETÖ’ye birçok ülkenin destek verdiğini dile getirdi.
Bozdağ, bugüne kadar yaşanan darbe girişimi ve muhtıraların dış destekli olduğunu, FETÖ’nün, ihaneti “uşaklık ettiği” ülkelerin ve çevrelerin emri doğrultusunda yaptığını belirtti.
“FETÖ, HAİN OĞLU HAİNDİR”
“FETÖ, hain oğlu haindir. Türkiye’ye ihanet etmiştir” diyen Bozdağ, darbe girişiminin karşısında Türk milletinin yekvücut olduğunun altını çizdi.
Demokrasiye, hukuka, Anayasa’ya, Türkiye’nin birliğine ve beraberliğine sahip çıkan Türk milletinin ihanete karşı kahramanca direndiğini ifade eden Bozdağ, “O gün, halkın gücünün tankların gücünü nasıl yendiğini hep beraber gördük.” dedi.
TBMM Başkanvekili Bozdağ, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın vatandaşları meydanlara çağırdığını, halkın gücünün üstünde güç tanımadığını ilan ettiğini anlattı.
“CUMHURBAŞKANIMIZIN ADETA ÖLÜME UÇMASI ÇOK BÜYÜK KAHRAMANLIKTIR”
Hava kontrolünün darbecilerin elinde bulunduğu, darbe girişiminin başarılı ya da başarısız olduğunun belli olmadığı anlarda Erdoğan’ın uçakla İstanbul’a hareket ettiğini hatırlatan Bozdağ, şöyle devam etti:
“Cumhurbaşkanı’mızın adeta ölüme uçması çok büyük cesaret, dirayet ve kahramanlıktır. Liderlerinin meydan okuyan, ölüme uçan, demokrasiye, milli iradeye ölümüne sahip çıkan tutumu karşısında halk sokakları doldurdu, çıplak elleriyle tankları durdurdu, göğsüyle kurşunların önünde kalkan oldu. Kurtuluş Mücadelesi yıllarında Gazi Mustafa Kemal Atatürk, memleketin dört bir yanının işgal edildiği dönemde, Samsun’a çıktı. O zaman da bu millet Atatürk’ün arkasında yekvücut olmuştu. Aradan geçen 100 yıl sonra Türk milleti, bu sefer Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın arkasında birlik, dirlik, demokrasi ve ülkesi için, mücadele için yeniden yekvücut oldu. Bu son derece önemli. Bu büyük mücadelenin lideri Cumhurbaşkanı’mız ama aktörleri aziz Türk milleti.”
Halkın çıplak elleriyle tankları durdurduğu ikinci bir örneğin olmadığına işaret eden Bozdağ, şu ifadeleri kullandı:
“Bu büyük mücadeleyi eğer Türk milleti değil de İngiliz, Fransız, Amerikan milleti yapsaydı, bu mücadelenin lideri Erdoğan değil de Biden, Macron ya da başka bir Batılı lider olsaydı, böylesi büyük bir demokrasi, hukuk, hak, hürriyet mücadelesini verip başarı elde etseydi emin olun Nobel Barış Ödülü başta olmak üzere verilmedik uluslararası nişan, devlet nişanı, madalya kalmazdı. Ama büyük demokrasi mücadelesini veren Recep Tayyip Erdoğan ve onun liderliğinde Türk halkı ve Türkiye Cumhuriyeti devleti olunca ne ABD’si ne AB’si ne başka ülkeleri bunu görmediler bile. Gönülden tebrik bile edemediler.”
Dünya tarihinde Türk milletinin verdiği demokrasi mücadelesinin örneğinin bulunmadığının altını çizen Bozdağ, “Ne yaptılar, büyük demokrasi mücadelesini veren, ‘insan hak ve hürriyetleri’ diye yeri göğü inleten, kendisi ve ailesinin ölümünü göze alan Cumhurbaşkanı’mıza ‘diktatör’ demeye, ‘otoriter’ demeye ve onu birtakım iftiralarla itibarsızlaştırmaya devam ettiler. Demokrasi ve siyaset tarihi de yazacak, Tayyip Bey’in nasıl büyük bir demokrat, nasıl büyük bir hukuk devleti savunucusu olduğunu zaman geçtikçe herkes daha iyi görecektir. Örneği yok. Nerede var, Amerika’da mı var, Avrupa’da mı var? İsrail’in Gazze’deki soykırımını destekleyen ABD mi insan hak ve hürriyetlerini savunacak, AB’nin kimi ülkeleri mi bunu yapacak? Baktığınızda hiç kimse bunu yapmıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Daha önceki darbe ve muhtıralara “Dur” diyen olmadığını vurgulayan Bozdağ, 15 Temmuz’da darbecilere kimsenin geçit vermediğine dikkati çekti.
“DÜN MUHTIRAYI DİNLEYEN BİR PARLAMENTO, BUGÜN DEMOKRASİYE SAHİP ÇIKAN BİR PARLAMNETO VAR”
Bekir Bozdağ, 12 Mart 1971’deki muhtıranın hem senatoda hem de Meclis’te okunduğunu aktararak, “Bu dönemin parlamentosuna bakın, çok farklı. Parlamentonun üzerinde uçaklar uçtu, iki bomba parlamento hedef alınarak atıldı, bütün bunlara rağmen parlamentoyu terk etmedi milletvekilleri. Dün muhtırayı dinleyen bir parlamento, bugün demokrasisine, anayasasına, ülkesinin her şeyine sahip çıkan bir parlamento var.” ifadelerini kullandı.
Gelecekte darbeye kalkışmak isteyenlerin “darbe yapma döneminin kapandığını” bilmesi gerektiğini ifade eden Bozdağ, halkın tankları yendiği dönemin başladığını kaydetti.
Türkiye’de darbe ve muhtırayı doğuran zemini ortadan kaldırmak için tarihi ve demokratik reformlara imza atıldığını aktaran Bozdağ, büyük değişimlerin kazandırıldığını, askeri alanlarda da reformlar yapıldığını belirtti.
“DÜŞMANLARIN YAPMADIĞINI İÇİMİZDEKİ HAİNLER YAPMAYA KALKIŞTILAR”
Meclis bombalandığı sırada yaptığı konuşmayı anlatan Bozdağ, darbe girişimi sırasında TBMM’nin çalıştığını, bunun darbecileri rahatsız ettiğini söyledi.
FETÖ mensuplarının Meclisi susturmak istediğini dile getiren Bozdağ, Cumhuriyet tarihinde ilk defa TBMM’nin hedef alındığına, Kurtuluş Savaşı yıllarında bile parlamentonun bombalanmadığına işaret ederek, “Düşmanların yapmadığını içimizdeki hainler yapmaya kalkıştı. Parlamentoya iki bomba attılar.” diye konuştu.
Dönemin TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın Genel Kurulu yönettiğini aktaran Bozdağ, kendisinin kürsüde konuşma yaptığı sırada büyük bir patlama olduğunu, buna rağmen konuşmasını kesmediğini söyledi.
Bunun üzerine Meclis’in açık kalması gerektiğini düşünerek Meclis Başkanı Kahraman’ın yanına gittiğini anlatan Bozdağ, “Parlamentoyu kapatmayalım, kapatırsak halk bunlardan korktu der, meydana gelmez, meydana gelen de meydanda kalmaz. Bize düşen burada ölmektir” dediğini ifade etti. Bekir Bozdağ, yeniden konuşmasına devam ettiği sırada ikinci bombanın atıldığını belirtti.
Milletvekillerinin Genel Kurulu terk etmediğini söyleyen Bozdağ, “Herkes adeta o gün şehit olmayı göze almıştı. Benim içimde herhangi bir korku yoktu. Ben de o gün şehit olmayı göze almış diğer arkadaşlar gibi birisiydim. Şunu net söyledik, bizim cesetlerimizi çiğnemeden kimse parlamentoya giremez.” şeklinde konuştu.
“BEN O GECE ŞEHİR OLMAYI PEŞİN PEŞİN KABUL EDENLERDENİM”
Bekir Bozdağ, “O gece, hayatım film gibi gözlerimin önünden geldi geçti. Kalbimden şunlar geçti, ‘Rabb’im bize bu aziz millete ve devlete nice hayırlı işleri yapma imkanı ve fırsatı verdi. Bugün şehitliği nasip ederse Allah’ın huzuruna da büyük şerefle gitmeyi nasip edecek.’ Ben o gece şehit olmayı peşin peşin kabul edenlerdenim, diğer şehitlerimiz gibi. Bana yaklaşmış olsalardı çatışma kesinlikle olurdu. Beni sağ salim teslim almaları mümkün olmazdı. Onu göze almıştım. Cumhurbaşkanı’mız da onu göze almıştı. Her yerde insanların ölümü nasıl göze aldığını, şehadete nasıl koştuğunu görürsünüz.” dedi.
Darbe girişiminde yargının da önemli bir sınav verdiğini söyleyen Bozdağ, daha önceki dönemlerde yargının darbecilerin “yedek kuvveti” olduğuna işaret etti.
Türk yargısının, hukuk devletine, demokrasiye, milli iradeye sahip çıktığının altını çizen Bozdağ, 15 Temmuz’da “Hukuk işleyecek, darbeye karışanlar tutuklanacak, yargı süreçleri derhal başlatılacak” talimatını verdiğini bildirdi.
Bozdağ, Hakimler ve Savcılar Kurulunun harekete geçtiğini, başsavcılıkların darbecilere karşı soruşturmalar başlattığını anlattı.
Darbe girişimi yaşandığı sırada, Bursa’da sözde sıkıyönetim görevlendirilmesinin ele geçirildiğini ifade eden Bozdağ, listenin bütün başsavcılıklara gönderildiğini ve gerekli işlemlerin başlatıldığını söyledi.
“ADALETİN KILICI FETÖ’CÜ HAİNLERİ BİÇMİŞ OLDU”
Bozdağ, “Türk yargısı, demokrasisine aziz milletimiz gibi ölümüne sahip çıktı. Her ilin başsavcısına, savcılarına ve o zaman görev yapan hakimlerimize şükranlarımı sunuyorum, demokrasiye ve hukuk devletine ölümüne sahip çıktıkları için. Daha darbe teşebbüsünün başarılı olup olmayacağı hakkında kimsenin en ufacık fikre sahip olmadığı bir dönemde yargı bunu yaptı. Darbeye karşı her şeyi göze alıp ölüm dahil, mücadele etti, hukuku işletti ve adaletin kılıcı FETÖ’cü hainleri biçmiş oldu. Yargıyı ayrı bir yere koymak ve takdir etmek son derece önemli.” ifadesini kullandı.
Terör örgütleriyle mücadelenin uzun soluklu olduğunu vurgulayan Bozdağ, “Bunlar bitti” demenin yanılgıya düşmek anlamına geleceğini belirtti.
FETÖ’nün, PKK’nın, DEAŞ’ın, DHKP-C’nin, Türkiye düşmanlarının Türkiye’ye karşı kullandığı kılıç, uşak ve piyon olduğunu ifade eden Bozdağ, “Türkiye’nin terör örgütlerine karşı 365 gün, 7/24 ama her yıl sürekli, daima müteyakkız olmasında fayda vardır. Bu mücadele, son FETÖ’cü hain, son PKK’lı hain, son DHKP-C’li hain etkisiz hale getirilene kadar devam etmelidir.” değerlendirmesinde bulundu.
Kamu görevlilerinin devletine sadakatle bağlı olmak zorunda olduğunun altını çizen Bozdağ, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de “devletin sadakatinden şüphe ettiği kişilerle çalışmama hakkı olduğunu” kabul ettiğini belirtti.
Bozdağ, şöyle konuştu:
“Türkiye, yaşadığı ihanet karşısında devletin içine sızmış FETÖ ile irtibat, iltisak ya da üyelik ilişkisi içinde olanlardan tespit edebildikleriyle ilgili elbette, ülkesini korumak için sadakatinden şüphe ettikleriyle ilgili adımları attı. Yargıda da orduda da poliste de oldu. Maalesef, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi burada Türkiye’nin aleyhine kararlar verdi. Burada bir çifte standardı görüyoruz. Almanya sadakatinden şüphe ettiğinin iş akdini feshederken ‘hak ihlali yok’ diyerek Almanya’yı haklı gören karar verirken, Türkiye’nin, çok sayıda vatandaşın şehit ve gazi olduğu, kamunun zarar gördüğü, milletin yaşadığı ihanet karşısında aldığı tedbirleri haksız görmesi, hak ihlali sayması kabul edilemez gerçekliktir.”
FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in ABD’den iade süreciyle ilgili de açıklamalarda bulunan Bozdağ, FETÖ’nün en büyük destekçisinin ABD olduğunu ifade etti.
ABD ile Türkiye arasındaki adli anlaşmalar çerçevesinde Gülen başta olmak üzere çok sayıda FETÖ üyesinin iadesinin istendiğini dile getiren Bozdağ, gönderilen dosyaların anlaşmalara uygun olduğunu vurguladı.
Bekir Bozdağ, “Delil durumu bakımından dosyalar, bu tür iadesi istenen konularda en güçlü delile sahip dosya.” dedi.
ABD’den gelen heyetin gerekli görüşmeleri yaptığını ve iade dosyalarıyla ilgili bilgiler verildiğini anlatan Bozdağ, iade dosyalarındaki delillerin, teröristlerin iadesini zorunlu kılacak nitelikte olduğunun altını çizdi.
Adalet Bakanı olduğu dönemde ABD’li mevkidaşlarıyla yaptığı görüşmeleri aktararak, iade dosyalarının yargıya gönderilmesini istediğini, ancak bu konuda adım atılmadığını belirten Bozdağ, şunları kaydetti:
“Eğer yargıya göndermiş olsalardı dosyanın içindeki delilleri inceleyecek yargı, Türkiye’ye iade kararını verirdi. ABD yönetimi bu kararı engelleyememe endişesi nedeniyle dosyayı yargıya göndermedi. Bizim değerlendirmemiz o. FETÖ’nün bu darbeyi gerçekleştirmek için bütün imkanları kullandığını, Türkiye, ABD, dünya biliyor. Deliller de bunu ispat ediyor. ABD, Türkiye ile ilişkilerini de hiçe sayarak FETÖ kurucusunu, yöneticisini ve oradaki teröristleri himaye etmeyi tercih etti.”
“15 Temmuz’un” büyük bir ihanet olduğunu vurgulayan Bozdağ, FETÖ’ye birçok ülkenin destek verdiğini dile getirdi.
Bozdağ, bugüne kadar yaşanan darbe girişimi ve muhtıraların dış destekli olduğunu, FETÖ’nün, ihaneti “uşaklık ettiği” ülkelerin ve çevrelerin emri doğrultusunda yaptığını belirtti.
“FETÖ, HAİN OĞLU HAİNDİR”
“FETÖ, hain oğlu haindir. Türkiye’ye ihanet etmiştir” diyen Bozdağ, darbe girişiminin karşısında Türk milletinin yekvücut olduğunun altını çizdi.
Demokrasiye, hukuka, Anayasa’ya, Türkiye’nin birliğine ve beraberliğine sahip çıkan Türk milletinin ihanete karşı kahramanca direndiğini ifade eden Bozdağ, “O gün, halkın gücünün tankların gücünü nasıl yendiğini hep beraber gördük.” dedi.
TBMM Başkanvekili Bozdağ, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın vatandaşları meydanlara çağırdığını, halkın gücünün üstünde güç tanımadığını ilan ettiğini anlattı.
“CUMHURBAŞKANIMIZIN ADETA ÖLÜME UÇMASI ÇOK BÜYÜK KAHRAMANLIKTIR”
Hava kontrolünün darbecilerin elinde bulunduğu, darbe girişiminin başarılı ya da başarısız olduğunun belli olmadığı anlarda Erdoğan’ın uçakla İstanbul’a hareket ettiğini hatırlatan Bozdağ, şöyle devam etti:
“Cumhurbaşkanı’mızın adeta ölüme uçması çok büyük cesaret, dirayet ve kahramanlıktır. Liderlerinin meydan okuyan, ölüme uçan, demokrasiye, milli iradeye ölümüne sahip çıkan tutumu karşısında halk sokakları doldurdu, çıplak elleriyle tankları durdurdu, göğsüyle kurşunların önünde kalkan oldu. Kurtuluş Mücadelesi yıllarında Gazi Mustafa Kemal Atatürk, memleketin dört bir yanının işgal edildiği dönemde, Samsun’a çıktı. O zaman da bu millet Atatürk’ün arkasında yekvücut olmuştu. Aradan geçen 100 yıl sonra Türk milleti, bu sefer Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın arkasında birlik, dirlik, demokrasi ve ülkesi için, mücadele için yeniden yekvücut oldu. Bu son derece önemli. Bu büyük mücadelenin lideri Cumhurbaşkanı’mız ama aktörleri aziz Türk milleti.”
Halkın çıplak elleriyle tankları durdurduğu ikinci bir örneğin olmadığına işaret eden Bozdağ, şu ifadeleri kullandı:
“Bu büyük mücadeleyi eğer Türk milleti değil de İngiliz, Fransız, Amerikan milleti yapsaydı, bu mücadelenin lideri Erdoğan değil de Biden, Macron ya da başka bir Batılı lider olsaydı, böylesi büyük bir demokrasi, hukuk, hak, hürriyet mücadelesini verip başarı elde etseydi emin olun Nobel Barış Ödülü başta olmak üzere verilmedik uluslararası nişan, devlet nişanı, madalya kalmazdı. Ama büyük demokrasi mücadelesini veren Recep Tayyip Erdoğan ve onun liderliğinde Türk halkı ve Türkiye Cumhuriyeti devleti olunca ne ABD’si ne AB’si ne başka ülkeleri bunu görmediler bile. Gönülden tebrik bile edemediler.”
Dünya tarihinde Türk milletinin verdiği demokrasi mücadelesinin örneğinin bulunmadığının altını çizen Bozdağ, “Ne yaptılar, büyük demokrasi mücadelesini veren, ‘insan hak ve hürriyetleri’ diye yeri göğü inleten, kendisi ve ailesinin ölümünü göze alan Cumhurbaşkanı’mıza ‘diktatör’ demeye, ‘otoriter’ demeye ve onu birtakım iftiralarla itibarsızlaştırmaya devam ettiler. Demokrasi ve siyaset tarihi de yazacak, Tayyip Bey’in nasıl büyük bir demokrat, nasıl büyük bir hukuk devleti savunucusu olduğunu zaman geçtikçe herkes daha iyi görecektir. Örneği yok. Nerede var, Amerika’da mı var, Avrupa’da mı var? İsrail’in Gazze’deki soykırımını destekleyen ABD mi insan hak ve hürriyetlerini savunacak, AB’nin kimi ülkeleri mi bunu yapacak? Baktığınızda hiç kimse bunu yapmıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Daha önceki darbe ve muhtıralara “Dur” diyen olmadığını vurgulayan Bozdağ, 15 Temmuz’da darbecilere kimsenin geçit vermediğine dikkati çekti.
“DÜN MUHTIRAYI DİNLEYEN BİR PARLAMENTO, BUGÜN DEMOKRASİYE SAHİP ÇIKAN BİR PARLAMNETO VAR”
Bekir Bozdağ, 12 Mart 1971’deki muhtıranın hem senatoda hem de Meclis’te okunduğunu aktararak, “Bu dönemin parlamentosuna bakın, çok farklı. Parlamentonun üzerinde uçaklar uçtu, iki bomba parlamento hedef alınarak atıldı, bütün bunlara rağmen parlamentoyu terk etmedi milletvekilleri. Dün muhtırayı dinleyen bir parlamento, bugün demokrasisine, anayasasına, ülkesinin her şeyine sahip çıkan bir parlamento var.” ifadelerini kullandı.
Gelecekte darbeye kalkışmak isteyenlerin “darbe yapma döneminin kapandığını” bilmesi gerektiğini ifade eden Bozdağ, halkın tankları yendiği dönemin başladığını kaydetti.
Türkiye’de darbe ve muhtırayı doğuran zemini ortadan kaldırmak için tarihi ve demokratik reformlara imza atıldığını aktaran Bozdağ, büyük değişimlerin kazandırıldığını, askeri alanlarda da reformlar yapıldığını belirtti.
“DÜŞMANLARIN YAPMADIĞINI İÇİMİZDEKİ HAİNLER YAPMAYA KALKIŞTILAR”
Meclis bombalandığı sırada yaptığı konuşmayı anlatan Bozdağ, darbe girişimi sırasında TBMM’nin çalıştığını, bunun darbecileri rahatsız ettiğini söyledi.
FETÖ mensuplarının Meclisi susturmak istediğini dile getiren Bozdağ, Cumhuriyet tarihinde ilk defa TBMM’nin hedef alındığına, Kurtuluş Savaşı yıllarında bile parlamentonun bombalanmadığına işaret ederek, “Düşmanların yapmadığını içimizdeki hainler yapmaya kalkıştı. Parlamentoya iki bomba attılar.” diye konuştu.
Dönemin TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın Genel Kurulu yönettiğini aktaran Bozdağ, kendisinin kürsüde konuşma yaptığı sırada büyük bir patlama olduğunu, buna rağmen konuşmasını kesmediğini söyledi.
Bunun üzerine Meclis’in açık kalması gerektiğini düşünerek Meclis Başkanı Kahraman’ın yanına gittiğini anlatan Bozdağ, “Parlamentoyu kapatmayalım, kapatırsak halk bunlardan korktu der, meydana gelmez, meydana gelen de meydanda kalmaz. Bize düşen burada ölmektir” dediğini ifade etti. Bekir Bozdağ, yeniden konuşmasına devam ettiği sırada ikinci bombanın atıldığını belirtti.
Milletvekillerinin Genel Kurulu terk etmediğini söyleyen Bozdağ, “Herkes adeta o gün şehit olmayı göze almıştı. Benim içimde herhangi bir korku yoktu. Ben de o gün şehit olmayı göze almış diğer arkadaşlar gibi birisiydim. Şunu net söyledik, bizim cesetlerimizi çiğnemeden kimse parlamentoya giremez.” şeklinde konuştu.
“BEN O GECE ŞEHİR OLMAYI PEŞİN PEŞİN KABUL EDENLERDENİM”
Bekir Bozdağ, “O gece, hayatım film gibi gözlerimin önünden geldi geçti. Kalbimden şunlar geçti, ‘Rabb’im bize bu aziz millete ve devlete nice hayırlı işleri yapma imkanı ve fırsatı verdi. Bugün şehitliği nasip ederse Allah’ın huzuruna da büyük şerefle gitmeyi nasip edecek.’ Ben o gece şehit olmayı peşin peşin kabul edenlerdenim, diğer şehitlerimiz gibi. Bana yaklaşmış olsalardı çatışma kesinlikle olurdu. Beni sağ salim teslim almaları mümkün olmazdı. Onu göze almıştım. Cumhurbaşkanı’mız da onu göze almıştı. Her yerde insanların ölümü nasıl göze aldığını, şehadete nasıl koştuğunu görürsünüz.” dedi.
Darbe girişiminde yargının da önemli bir sınav verdiğini söyleyen Bozdağ, daha önceki dönemlerde yargının darbecilerin “yedek kuvveti” olduğuna işaret etti.
Türk yargısının, hukuk devletine, demokrasiye, milli iradeye sahip çıktığının altını çizen Bozdağ, 15 Temmuz’da “Hukuk işleyecek, darbeye karışanlar tutuklanacak, yargı süreçleri derhal başlatılacak” talimatını verdiğini bildirdi.
Bozdağ, Hakimler ve Savcılar Kurulunun harekete geçtiğini, başsavcılıkların darbecilere karşı soruşturmalar başlattığını anlattı.
Darbe girişimi yaşandığı sırada, Bursa’da sözde sıkıyönetim görevlendirilmesinin ele geçirildiğini ifade eden Bozdağ, listenin bütün başsavcılıklara gönderildiğini ve gerekli işlemlerin başlatıldığını söyledi.
“ADALETİN KILICI FETÖ’CÜ HAİNLERİ BİÇMİŞ OLDU”
Bozdağ, “Türk yargısı, demokrasisine aziz milletimiz gibi ölümüne sahip çıktı. Her ilin başsavcısına, savcılarına ve o zaman görev yapan hakimlerimize şükranlarımı sunuyorum, demokrasiye ve hukuk devletine ölümüne sahip çıktıkları için. Daha darbe teşebbüsünün başarılı olup olmayacağı hakkında kimsenin en ufacık fikre sahip olmadığı bir dönemde yargı bunu yaptı. Darbeye karşı her şeyi göze alıp ölüm dahil, mücadele etti, hukuku işletti ve adaletin kılıcı FETÖ’cü hainleri biçmiş oldu. Yargıyı ayrı bir yere koymak ve takdir etmek son derece önemli.” ifadesini kullandı.
Terör örgütleriyle mücadelenin uzun soluklu olduğunu vurgulayan Bozdağ, “Bunlar bitti” demenin yanılgıya düşmek anlamına geleceğini belirtti.
FETÖ’nün, PKK’nın, DEAŞ’ın, DHKP-C’nin, Türkiye düşmanlarının Türkiye’ye karşı kullandığı kılıç, uşak ve piyon olduğunu ifade eden Bozdağ, “Türkiye’nin terör örgütlerine karşı 365 gün, 7/24 ama her yıl sürekli, daima müteyakkız olmasında fayda vardır. Bu mücadele, son FETÖ’cü hain, son PKK’lı hain, son DHKP-C’li hain etkisiz hale getirilene kadar devam etmelidir.” değerlendirmesinde bulundu.
Kamu görevlilerinin devletine sadakatle bağlı olmak zorunda olduğunun altını çizen Bozdağ, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de “devletin sadakatinden şüphe ettiği kişilerle çalışmama hakkı olduğunu” kabul ettiğini belirtti.
Bozdağ, şöyle konuştu:
“Türkiye, yaşadığı ihanet karşısında devletin içine sızmış FETÖ ile irtibat, iltisak ya da üyelik ilişkisi içinde olanlardan tespit edebildikleriyle ilgili elbette, ülkesini korumak için sadakatinden şüphe ettikleriyle ilgili adımları attı. Yargıda da orduda da poliste de oldu. Maalesef, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi burada Türkiye’nin aleyhine kararlar verdi. Burada bir çifte standardı görüyoruz. Almanya sadakatinden şüphe ettiğinin iş akdini feshederken ‘hak ihlali yok’ diyerek Almanya’yı haklı gören karar verirken, Türkiye’nin, çok sayıda vatandaşın şehit ve gazi olduğu, kamunun zarar gördüğü, milletin yaşadığı ihanet karşısında aldığı tedbirleri haksız görmesi, hak ihlali sayması kabul edilemez gerçekliktir.”
FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in ABD’den iade süreciyle ilgili de açıklamalarda bulunan Bozdağ, FETÖ’nün en büyük destekçisinin ABD olduğunu ifade etti.
ABD ile Türkiye arasındaki adli anlaşmalar çerçevesinde Gülen başta olmak üzere çok sayıda FETÖ üyesinin iadesinin istendiğini dile getiren Bozdağ, gönderilen dosyaların anlaşmalara uygun olduğunu vurguladı.
Bekir Bozdağ, “Delil durumu bakımından dosyalar, bu tür iadesi istenen konularda en güçlü delile sahip dosya.” dedi.
ABD’den gelen heyetin gerekli görüşmeleri yaptığını ve iade dosyalarıyla ilgili bilgiler verildiğini anlatan Bozdağ, iade dosyalarındaki delillerin, teröristlerin iadesini zorunlu kılacak nitelikte olduğunun altını çizdi.
Adalet Bakanı olduğu dönemde ABD’li mevkidaşlarıyla yaptığı görüşmeleri aktararak, iade dosyalarının yargıya gönderilmesini istediğini, ancak bu konuda adım atılmadığını belirten Bozdağ, şunları kaydetti:
“Eğer yargıya göndermiş olsalardı dosyanın içindeki delilleri inceleyecek yargı, Türkiye’ye iade kararını verirdi. ABD yönetimi bu kararı engelleyememe endişesi nedeniyle dosyayı yargıya göndermedi. Bizim değerlendirmemiz o. FETÖ’nün bu darbeyi gerçekleştirmek için bütün imkanları kullandığını, Türkiye, ABD, dünya biliyor. Deliller de bunu ispat ediyor. ABD, Türkiye ile ilişkilerini de hiçe sayarak FETÖ kurucusunu, yöneticisini ve oradaki teröristleri himaye etmeyi tercih etti.”
Törene, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, kuvvet komutanları, Milli Savunma Bakan Yardımcıları, Genelkurmay İkinci Başkanı ile şehit ve gazi yakınları katıldı.
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler de törene video mesaj gönderdi.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programda, Armoni Mızıkası ve Mehteran Birlik komutanlıklarınca anma konseri verildi.

Konserin ardından, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in video mesajı yayımlandı.
Güler, mesajında 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’nü kutlayarak, bu vesileyle 15 Temmuz gecesi darbecilere direnirken şehit olanları rahmetle yad etti, gazi olanlara ise saygı ve şükranlarını sundu.
15 Temmuz’u hatırlamanın, geçmişten ibret almak için son derece önemli ve gerekli olduğunu vurgulayan Bakan Güler, milli iradeye karşı bir grup alçağın ihanetiyle meydana gelen bu kalleş teşebbüsün, milletin engin feraseti ve vatanına, devletine bağlı şerefli Türk askerinin korku nedir bilmeyen duruşuyla bir destana dönüştüğünü söyledi.
Darbe gecesi Türk milletinin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısı üzerine her yaştan insanıyla bu alçaklara karşı durduğunu, devletinin bekasına ve kendi geleceğine sahip çıktığını belirten Güler, “Ordu-millet dayanışmasının en güzide örneğinin sergilendiği bu kararlı ve dik duruş sayesinde hain FETÖ’cülerin 40 yılı aşkın süredir planladığı sinsi kalkışma çok kısa bir sürede bastırılmış, milletimizin bağımsızlık ve özgürlüğüne verdiği önem, bir kez daha tüm dünyaya ilan edilmiştir.” diye konuştu.
‘TSK, EZBER BOZUCU BİR BAŞARIYA İMZA ATTI’
Bu milli ve güçlü duruşun, milletin canı pahasına ortaya koyduğu cesaretin ve Türk ordusunun yüksek karakterinin en açık göstergesi olduğuna dikkati çeken Güler, şöyle devam etti:
“Nitekim Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, dün Çanakkale’de, İstiklal Harbi’nde, Kore’de ve Kıbrıs’ta, bugün de yurt içi ve sınır ötesinde terörle mücadelede gözünü kırpmadan nasıl şehadete koştuysa, 15 Temmuz’da da vatandaşlarımızla omuz omuza, içine sızan hainlere diz çöktürmüş, demokrasiye olan inancını bir kez daha gözler önüne sererek ezber bozucu bir başarıya imza atmıştır.”
Hainlerden temizlenen Türk Silahlı Kuvvetlerinin eskisinden daha etkin, caydırıcı ve saygın bir şekilde görevlerini sürdürmekte olduğunu belirten Güler, bu kapsamda son bir asrın en yoğun faaliyetlerinin büyük bir başarıyla icra edildiğini ifade etti.
HAİN FETÖ’YLE MÜCADELE AZİM VE KARARLILIKLA SÜRECEK
Güler, bu büyük başarıdaki en büyük payın vatanını korumak için sarsılmaz bir iradeyle hainlerin karşısında duran Ömer Halisdemir’ler gibi nice şehit ve gazilere ait olduğunu dile getirdi.
Devletin de hukuk kuralları çerçevesinde, şehit ve gazilerin kanlarını yerde bırakmadığını, sevenlerinin gözyaşlarının hesabını sorduğunu ve sormaya devam edeceğini bildiren Güler, şunları söyledi:
“Bakanlığımızın hain FETÖ’yle mücadelesi, örgütle iltisaklı tek bir personel kalmayıncaya kadar azim ve kararlılıkla sürdürülecektir. Kahraman ordumuzun şanlı üniformasını hiçbir hainin taşımasına asla müsaade etmeyeceğiz. Sonuç olarak Cumhuriyetimizin ikinci asrına başladığımız bu tarihi ve kutlu dönemde, ‘Türkiye Yüzyılı’ hedeflerimiz doğrultusunda Anayasa’ya ve kanunlara bağlı olarak, milli, manevi ve mesleki değerlerimiz çerçevesinde, Atatürk İlke ve İnkılapları ile aklın ve bilimin rehberliğinde, tüm paydaşlarla uyum, koordine ve istişare içerisinde, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da daha büyük, daha güçlü bir Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri için şevk ve gayretle çalışmalarımıza devam edeceğiz.”
Güler, bu vesileyle Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyükleri ve komutanları saygıyla anarak, “15 Temmuz’da vatanı, bayrağı ve ülkesinin geleceği uğruna canlarını feda eden şehitlerimiz başta olmak üzere tüm şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yad ediyor, gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum.” diye konuştu.
Tören sonunda şehit ve gazi yakınlarıyla toplu fotoğraf çektirildi.
]]>Tunç, o karanlık gecede büyük kahramanlık mücadelesi veren aziz millete şükranlarını sunduğunu bildirdi.
Tunç, “15 Temmuz gecesi Türk milleti, dünyaya bir insan hakları mücadelesinin nasıl yapıldığını, milli iradeye nasıl sahip çıkıldığını, demokrasiye nasıl sahip çıkıldığını iyi bir başarıyla gösterdi.” değerlendirmesinde bulundu.
Türk demokrasi tarihini “darbeler tarihi” olarak niteleyen Tunç, 27 Mayıs 1960 darbesi ile 10 yıl süren başarılı bir iktidarın devrildiğini söyleyerek, “Maalesef milletimiz o dönemin imkanlarıyla o darbeye karşı mücadele edememişti. Darbeciler başarılı olmuştu. Bakanlar, Menderes’le birlikte idama mahkum edilmişti.” diye konuştu.
12 Mart 1971 “muhtırası” ile demokrasiye bir darbe daha vurulduğunu, 12 Eylül 1980 darbesiyle de milletin karanlık günler yaşadığını anlatan Tunç, 1990’larda da faili meçhul cinayetlerin, istikrarsızlığın olduğu karanlık dönemlerin ardından 28 Şubat postmodern darbesiyle seçilmiş hükümetin istifa ettirildiğini anımsattı.
Vesayetçi anlayışın direnişinin 2000’li yıllarda da AK Parti iktidarına karşı sürdüğünü dile getiren Tunç, “İlk dönemin sonunda e-muhtıra ile karşı karşıya kaldık. 367 krizi, Mecliste Cumhurbaşkanını seçtirmeme gibi antidemokratik birtakım girişimlerde bulunuldu ve e-muhtıraya karşı da bu ülkenin seçilmiş iktidarı cevabını verdi. Sonrasında Cumhurbaşkanlığı seçimleri gerçekleşti ve 2008’de yine bir kapatma davasıyla karşı karşıya kalındı.” ifadelerini kullandı.
Tunç, devam eden süreçte MİT krizi ve Kobani olayları yaşandığını, Kızılay, Merasim Sokak, Suruç ve Ankara Tren Garı önündeki terör saldırılarıyla çok sayıda vatandaşın hayatını kaybettiğini hatırlattı.
“Milletin silahlarını millete doğrultmaya kalkıştılar”
Söz konusu süreçte PKK terörünün azdırılmaya, Türkiye’nin kaos ortamına sürüklenmeye çalışıldığını ifade eden Tunç, 2013’teki Gezi olaylarına ilişkin, “Bir sokak darbesiyle hükümeti devirebileceklerini düşündüler. Orada da başarılı olamadılar. Yine kirli eller durmadı. Demokrasi düşmanları durmadı. 17-25 Aralık emniyet-yargı darbesiyle masa başında bu işleri bitirebileceklerini düşündüler. Yine de başarılı olamadılar.” diye konuştu.
Çeşitli girişimlerle başarılı olamayanların son çare olarak darbe yolunu seçtiğini aktaran Tunç, “Son çare olarak 15 Temmuz gecesi tankları, milletin silahlarını millete doğrultmaya kalkıştılar.” dedi.
“Türk milleti dünyaya demokrasi dersi verdi”
Darbe girişimi gecesi milli iradenin kalbi TBMM’nin bombalandığına işaret eden Tunç, iktidarın ve muhalefetin ise canları pahasına milli iradeye sahip çıkma başarısı gösterdiğini ifade etti.
15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın milleti darbeye karşı meydanlara davet ettiğini anımsatan Tunç, dönemin Başbakanı Binali Yıldırım ile muhalefet partisi liderlerinin de darbeye karşı mücadele edilmesi yönünde açıklamalar yaptığını anlattı.
Bakan Tunç, “Milletimiz meydanlara indi, kahramanca mücadelesini yaptı ve o karanlık geceyi aydınlatmayı başardı. Bütün dünyaya bir demokrasi mücadelesinin, insan hakları mücadelesinin nasıl verilmesi gerektiğinin en güzel örneğini o gece vermiş oldu.” tespitinde bulundu.
“Yargının kahramanlığını unutamayız”
Bakan Tunç, darbe girişiminin bastırılmasının ardından “devletin kılcal damarlarına sızan” örgüt mensuplarının ayıklanması ve teröristlerin yargılanması sürecinin başladığını ifade etti.
Darbe girişimi sonrası 20 Temmuz 2016’da olağanüstü hal ilan edildiğini aktaran Tunç, “Olağanüstü hal ilan edilirken şöyle geriye dönüp baktığımız zaman 15 Temmuz hain darbe kalkışmasını sulandırmaya yönelik birtakım beyanatlar, maalesef bir kısım siyasilerimizden duyduk ve hala da duymaya devam ediyoruz.” diye konuştu.
Olağanüstü hal ilanının “darbecilerin hukuk içerisinde yargılanmasını ve devlet kurumlarından ayıklanmasını sağlamaya yönelik Anayasa’nın 121. maddesinden kaynaklanan yetkiyle” yapıldığını dile getiren Tunç, olağanüstü hal kapsamında çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin TBMM’de kanunlaştırılarak, Anayasa Mahkemesi denetimine sunulduğunu dile getirdi.
Hukuka ve demokrasiye saygılı bir süreç işletilmeye çalışıldığını söyleyen Tunç, 120 bin kişinin kamudan ihraç edildiğini, kurulan Olağanüstü Hal Komisyonu’na yapılan başvurular sonucu da yaklaşık 20 bin kişinin görevine döndüğünü bildirdi.
FETÖ ile mücadele konusunda Adalet Bakanlığı ve yargı teşkilatının da aldığı kararlar bulunduğuna işaret eden Tunç, şöyle konuştu:
“O dönemde görev yapan 16 bin 176 hakim savcımız vardı. Bunun 4 bin 6’sının FETÖ irtibat ve iltisakı olduğu gerekçesiyle yargıdan ihraçları gerçekleşmiş oldu ve yargıda da büyük bir arınma sürecini o dönemde yaşadık. Aslında 17-25 Aralık emniyet ve yargı darbe girişiminden sonra bu ayıklanma süreci devam etmiştir. Sonrasında 15 Temmuz sonrasında da yine bu süreçteki kararlılığımız sürdü. 15 Temmuz gecesinde yargının kahramanlığını unutamayız. 15 Temmuz gecesi cumhuriyet savcılarımız hemen adliyelere koştular, soruşturmaları başlattılar. 15 Temmuz hain darbe kalkışmasında bulunan FETÖ teröristleri hakkında gözaltı kararları verdiler, yakalamalar gerçekleştirildi. Darbeye katılanlar hakkında hızlı bir şekilde yargılama süreçleri başladı.”
13 binden fazla FETÖ hükümlü ve tutuklusu cezaevinde
Tunç, 15 Temmuz’un ardından hakkında FETÖ nedeniyle işlem yapılan kişi sayısının 705 bin 172 olduğunu, 125 bin 456 kişi hakkında mahkumiyet, yaklaşık 357 bin kişi hakkında takipsizlik, 104 bin kişi hakkında beraat, 28 bin kişi hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 4 bin 463 kişi hakkında da diğer kararların verildiğini bildirdi.
FETÖ nedeniyle soruşturması devam eden 61 bin 796, ilk derece yargılaması devam eden de 23 bin 52 kişi bulunduğunu aktaran Tunç, “O gece silah çeken, halkın üzerine tankları süren, helikopter kullanan, bomba atan ve fiilen orada milletine karşı koyan darbeci teröristlerle ilgili mahkumiyet kararı 4 bin 891. Bunun 1634’ü ağırlaştırılmış müebbet, 1366’sı müebbet hapis cezası, 1891’i de süreli hapis cezaları. 2 bin 870 kişi hakkında fiili darbe davalarında beraat kararı verilmiş.” bilgisini paylaştı.
“Darbe davalarında haksız yere ceza alanlar oldu” şeklinde eleştiriler bulunduğuna dikkati çeken Tunç, “Baktığınız zaman 2 bin 870 kişiye beraat verilmiş. Bunların çoğu da erlerden oluşuyor. Burada yargı, kılı kırk yararak bir karara ulaşıyor.” dedi.
Cezaevlerinde 13 bin 251 FETÖ hükümlü ve tutuklusu bulunduğunu belirten Tunç, “Bunun 870’i tutuklu, 10 bin 365’i hükümlü, 2 bin 9’u da hükümözlü olarak cezaevlerinde. Hem fiili darbe davalarından dolayı hem de FETÖ terör örgütü üyesi irtibat ve iltisaklısı olarak hüküm giymiş kişiler var.” ifadelerini kullandı.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, cezaevlerinde 13 bin 251 FETÖ hükümlü ve tutuklusu bulunduğu
FETÖ elebaşı Gülen için 7 iade talebi
Bakan Tunç, darbe girişimi öncesi ve sonrası yurt dışına kaçan FETÖ mensupları olduğuna işaret ederek, bakanlığının ve yargının bu konuda da çalışmalar yaptığını bildirdi.
İadesi istenen FETÖ’cüler hakkında bilgi veren Tunç, şunları kaydetti:
“FETÖ elebaşı maalesef ABD’de misafir edilmeye devam ediliyor. 27 suçtan 7 iade talebimiz oldu. Maalesef ABD Adalet Bakanlığında bekletilen bir süreç, 8 yıldan bu yana iadesi konusunda herhangi bir ilerleme sağlanamadı. Yine 115 ayrı ülkeye bizim FETÖ irtibat ve iltisaklarıyla ilgili, hakkında soruşturma ve kovuşturma devam edenlerle ilgili iade taleplerimiz oldu. Maalesef üzülerek söylüyorum özellikle demokrasiye, insan haklarına saygılı olduklarını söyleyen ABD, Avrupa devletleri, Almanya başta olmak üzere; iade taleplerimize bugüne kadar duyarsız kaldılar, cevap vermediler. Teröristleri kendi ülkelerinde muhafaza etmeye devam ettiler. Bunu da üzülerek söylüyoruz.”
Bakan Tunç, Türkiye’nin 181 adli yardımlaşma talebinin sadece 28’inin kabul edildiğini, şüphelilerin bulunduğu ülkede ifadesinin alınarak, gönderildiğini anlattı.
“Dünya ülkelerinin, Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde yanında yer almaması, çok düşündürücü.” ifadelerini kullanan Tunç, şöyle devam etti:
“Özellikle müttefik bildiğimiz, herhangi bir saldırıda yanımızda olması gereken ülkelerin, maalesef FETÖ söz konusu olduğunda nasıl bir çifte standart içerisinde olduklarını gördük. Türkiye ne zaman gelişmeye, ilerlemeye, kalkınmaya ve her alanda söz sahibi olmaya başlasa maalesef yabancı eller Türkiye’deki kirli ellerin maşalarını kullanarak Türkiye’nin bu kutlu yürüyüşünü hep durdurmaya çalıştılar.”
Önceki darbelerdeki gibi darbecilerin yanında saf tutan, onlara brifing veren, onları değil, darbe mağdurlarını yargılayan yargı yerine, darbecileri yargılayan, mağdurlarının, milletin hakkını hukukunu savunan bir yargı bulunduğunun 15 Temmuz’da görüldüğünü ifade eden Tunç, “O gece kahramanlık mücadelesi veren yargı mensuplarımızı buradan bir kez daha kutluyoruz.” dedi.
Gelecekte ve bugün görev alan yargı mensuplarının “teyakkuzda olmaya devam edeceklerini” belirten Tunç, “Bundan sonra bu ülkede bir daha darbe kalkışması olmasın, demokrasiye bir müdahale olmasın diye hem yargımız hem de yasamamız gerekli tedbirleri almaya devam ediyor.” ifadelerini kullandı.
“Yeni bir anayasaya ihtiyaç olduğu açık”
Bakan Tunç, demokrasiye müdahaleler yaşanmaması için yapısal reformların hayata geçirildiğini kaydetti.
Bununla birlikte Türkiye’nin halen darbeciler tarafından yazdırılan anayasayla yönetildiğini dile getiren Tunç, şunları söyledi:
“Darbecilerin yazdığı, bugüne kadar 184 değişiklik gören, artık yamalı bohçaya dönen bir anayasayla değil, daha demokratik, sivil halkın temsilcileri tarafından TBMM’de yazılmış, kabul edilmiş ve halkın oylarıyla onay bulmuş yeni bir anayasaya inşallah ülkemiz kavuşur.”
Türkiye ile Suriye arasında uzun yıllardır süren gerginlik yapılan üst düzey karşılıklı açıklamalarla yerini normalleşme iklimine bıraktı. İki ülkeden verilen mesajlara son olarak devletin en üst kademesi dahil oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad görüşebileceklerini açıklarken bir el yine devreye girdi.
NORMALLEŞME GİRİŞİMİNE SABOTAJ
Türkiye’deki mülteci sorununun çözülmesi ve güney sınırlarımızda kurulmak istenen terör devletinin engellenmesi için Ankara ile Şam arasında karşılıklı iyimser mesajlar devam ederken süreci baltalamak isteyen güruh devreye girdi. Kayseri’de yabancı uyruklu bir kişinin, 5 yaşındaki yabancı uyruklu bir kız çocuğunu taciz ettiği iddiası üzerine Suriyelilere karşı bir toplumsal hareket başlatılmak istendi.
İLK ADIM ONDAN
Türkiye’deki fitilin ateşini ise yıllardır Türk halkını Suriyelilere karşı kışkırtan ve ırkçı söylemler üzerinden politikalar geliştiren Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ‘dan geldi. Kayseri’deki provokasyonların başlamasından hemen sonra sosyal medya hesabından paylaşımlara başlayan Ümit Özdağ, kentteki Suriyelilere ait ev ve işyerlerini tek tek hedef göstererek vatandaşlarımızı adeta bu adreslere karşı saldırı düzenlemeye davet etti. Özdağ‘ın başını çektiği provokasyonların ardından Suriye’nin kuzeyinde askerlerimizin olduğu bölgeye sıçrayan gerginlik sonrası bölgedeki Mehmetçiklerimiz zor anlar yaşadı.
ATATÜRK’ÜN ARKASINA SIĞINDI
Kayseri’deki provokasyonu ortaya çıkan Özdağ, yaşananlar sonrası ise Mustafa Kemal Atatürk’ün arkasına sığındı. Türkleri, Suriyelilere karşı provoke eden Özdağ, Atatürk‘ün askeri olduğu için hedef alındığını söyledi.
Ancak Kayseri olayları Ümit Özdağ‘ın ilk skandalı değil. Özdağ bugüne kadar çok sayıda provokasyona imza attı. Söz konusu Suriyeli mülteciler olunca provokatörlük talimatlarına varıncaya kadar birçok skandalda yer alan Özdağ, yerli ve milli yazılımcıları aşağılayıp, İsrail’i boykot eden Türklere hakaret etmekten de geri durmuyor.
“TALİMATLARI ÖZDAĞ’DAN ALIYORUM”
Nefret operasyonu kapsamında gözaltına alınanlar arasında yer alan Ambargo TV’nin çalışanı İranlı Ramin Saeidi,sosyal medya hesaplarından yapılan paylaşımların talimatını Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’dan aldığını söylemişti.
Saeidi’nin ifadesinde “Yapılan paylaşımların içeriğini ben belirlemiyordum. Bana direk Ümit Özdağ tarafından talepte bulunuluyordu. Ben bu talepler doğrultusunda videoların kurgu ve edit işlemlerini yapıp benden istenildiği şekilde kendilerine gösteriyordum.” demişti.
BOYKOTA GİDENLERE HAKARET
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Samsun’da İsrail’in mallarını boykot eden duyarlı vatandaşlara hakaret etmişti. Samsun’da Starbucks’ta oturan gençleri ziyaret eden Özdağ, “Buradakiler İsrail’i desteklemiyor. Asıl İsrail’i destekleyenler kahve döken salaklardır.” demişti.
VİDEOLARI ÇARPITARAK YAYINLADI
Özdağ, sosyal medya hesabından yayınladığı videolarda ise görüntüleri çarpıtarak yayınlamıştı. Özdağ, geçtiğimiz ay yayınladığı “Johnny somali” isimli videoda gerçekleri olduğundan farklı şekilde yayınladı. Özdağ, video paylaşımında “Japon polisi kadınları taciz edene bu şekilde davranıp caydırıcı olması için filme alıyor ve sınır dışı ediyor. Türkiye’de ise Süleyman Soylu tacizci Afganların aslında taciz etmediklerini, öz çekim yaptıklarını söylüyordu. Zafer Partisi iktidarında Japon polisinin yaptığını yapacağız. Kadınları taciz eden Türklere de Atatürk döneminde ne yapılıyorsa aynısını uygulayacağız.” ifadelerini kullanmıştı.
YALANLARINA ASKERİMİZİ DE ALET ETTİ
Ümit Özdağ’ın sosyal medya hesabından “Bana emekli Jandarma Albay gönderdi” diyerek paylaştığı mültecilere ilişkin fotoğrafın 2 yıl önce Afganistan’da çekildiği ortaya çıkmıştı. Özdağ Türkiye’de çekildiğini öne sürdüğü görüntüye ilişkin “Emekli bir jandarma albayın bana ilettiği fotoğrafı ve notu paylaşıyorum: “Sırt çantaları yok… Yedek giysileri yok… Ellerinde bir şişe su yok… Aralarında şişman yok… Kadın, yaşlı, çoluk çocuk yok… Tamamı genç erkekler… 3 bin km öteden değil de 5 dakikalık yoldan gelmiş gibiler… Hiç birinde yorgunluk belirtisi yok… Asker nizamında yürüyorlar… Endişeli ya da üzgün değiller… Hepsi neşeli ve özgüvenli… Her şeye benziyorlar ama sığınmacıya asla! Nasıl bir plan kurdular çıkar kokusu ancak; Çok büyük bir ihanete uğradığımız çok açık.” Vatanımızı ve ailemizi savunacağız.” demişti.
YUMRUKLU SALDIRGANA ARKA ÇIKTI
İstanbul’da 1 Ocak’ta düzenlenen “Şehitlerimize Rahmet, Filistin’e Destek, İsrail’e Lanet” yürüyüşünden Kelime-i Tevhid yazılı flamayla dönen vatandaşa Ege Akersoy isimli hazımsız tarafından yumruklu saldırı gerçekleşmişti. Özdağ, Akersoy’un daha önce hiç kavga etmediğini iddia ederek, babasıyla görüşmesinden bazı notlar aktarıp saldırganı masumlaştırmaya çalışmıştı.
YERLİ VE MİLLİ MÜHENDİSLER DE HEDEFİNDE
Sözde ‘Türkçülük’ yapan Ümit Özdağ, savunma sanayiinde büyük başarılara imza atan Türk mühendislerini hedef almıştı. “İyi bir Müslümansan roket yapamazsın” diyen Özdağ, Türk mühendisleri için “vasat altı” ifadesini kullandı.
Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, ABD’de icra edilen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesinde Sayın Cumhurbaşkanımıza refakat eden Milli Savunma Bakanı Sayın Yaşar Güler’in yapacağı ikili görüşmelerde F-16 tedarik/modernizasyon sürecinin gündeme gelip gelmediği ve son durum hakkındaki sorular üzerine şunları söyledi:
“Bilindiği üzere sözleşmeler imzalandı ve detayları üzerindeki çalışmalar heyetler arasında görüşmeler vasıtasıyla devam etmektedir. Çok fazla etkenin olduğu bu süreçte teknik detaylar ile ilgili hususlar zirve kapsamında da ele alınacaktır. Verilecek kararlar sonrasında ortaya çıkacak ayrıntılar bilahare kamuoyu ile paylaşılacaktır.”
PENÇE KİLİT OPERASYONUNDA KİLİT KAPANMAKTA: SIKIŞAN TERÖR ÖRGÜTÜNDEN ŞEYTANİ PLAN
Bakanlık kaynakları, Pençe Kilit Harekâtında gelinen son duruma ilişkin sorulara şu yanıtı verdi:
“Pençe Kilit Harekâtımız Alışılmadık, Öngörülemez, Süratli ve Sürekli olarak planlandığı şekilde ve başarıyla devam etmektedir. Kilit kapanmaktadır. Kendisini bekleyen sona yaklaştığını anlayan Terör Örgütü dezenformasyona başladı. Ormanları yakan, bölgedeki halkı kalkan olarak kullanan, yerleşim yerlerini el yapımı patlayıcılarla tuzaklayan eli kanlı teröristler bu eylemlerini sanki Türk Silahlı Kuvvetlerimiz yapıyormuş gibi algı yaratmak maksadıyla kara propagandaya başvurmakta ve uluslararası kamuoyunu yanıltmaya çalışmaktadır. Bunlar beyhude çabalardır. Terör örgütü kendini bekleyen sondan kaçamayacaktır.”
TÜRK-AMERİKAN SAVUNMA ORTAKLARINI GÜÇLENDİRME TEMALI ÇALIŞMA GRUBU TOPLANTISI
Bakanlık kaynakları, Türk-Amerikan Savunma Ortaklarını Güçlendirme Temalı Çalışma Grubu Toplantısında konuşma yapan Milli Savunma Bakanı Sayın Yaşar Güler’in temaslarına ilişkin sorulara şu yanıtı verdi:
“Türk savunma sanayinin son dönemde ulaştığı seviye tüm dünyanın olduğu gibi ABD ve NATO’nun da dikkatini çekmektedir. Bahse konu toplantıda Türk ve Amerikan Savunma Sanayi Kuruluşları arasında iş birliğinin geliştirilmesi ve elde edilecek kazanımların NATO’nun güçlendirilmesine nasıl katkı sağlayacağı konuları ele alınmıştır.”
Haftalık değerlendirme toplantısı sonrası MSB’den şu açıklamalar yapıldı;
Kıymetli Basın Mensupları, Millî Savunma Bakanlığı Basın Bilgilendirme Toplantısı’na hoş geldiniz.
Öncelikle, 11 Temmuz “Srebrenitsa Soykırımını Uluslararası Düşünme ve Anma Günü” münasebetiyle 29 yıl önce bugün acımasızca katledilerek soykırıma uğrayan Srebrenitsa şehitlerimizi rahmetle anıyor, dost ve kardeş Bosna Hersek halkının acısını paylaştığımızı ifade etmek istiyoruz.
Yaklaşan 15 Temmuz Demokrasi ve Millî Birlik Günü vesilesiyle de demokrasimize ve millî iradeye kasteden FETÖ’cü hainlere karşı dimdik durarak vatanı ve bayrağı için canlarını feda eden aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet, kahraman gazilerimize sağlıklı uzun ömürler diliyoruz.
TERÖRLE MÜCADELE HAREKÂTI
Değerli Basın Mensupları,
Türk Silahlı Kuvvetlerimizin, sahanın gerekliliğine uygun, alışılmadık ve öngörülemez düzeyde sürekli ve kapsamlı olarak gerçekleştirdiği kararlı operasyonlarla;
– Son bir haftada 28,
– 1 Ocak 2024’ten bugüne kadar ise 632’si Irak’ın, 723’ü Suriye’nin kuzeyinde olmak üzere 1.355 terörist etkisiz hâle getirilmiştir.
Irak’ın kuzeyindeki Pençe Harekâtı bölgesinde;
Teröristlerin Dergele, Miska köylerinde savunmasız sivillerden gasp ettiği evler ile Hakurk ve Metina bölgelerinde gerçekleştirilen arama-tarama faaliyetleri kapsamında çok sayıda tanksavar silahı, Çok Namlulu Roket Atar lançer sistemi, roketatar, bombaatar, Doçka makineli tüfek, piyade tüfeği ile bunlara ait mühimmat; el ve sis bombaları, el yapımı patlayıcı, antipersonel mayını, telsiz, termal ve el dürbünü, çeşitli çaplarda top ve havan mühimmatı ile muhtelif malzeme ele geçirilmiştir.
Bu vesileyle, 04 Temmuz’da Pençe-Kilit Operasyonu bölgesinde teröristler ile çıkan çatışmada şehit olan kahraman silah arkadaşımız İstihkâm Uzman Çavuş Cebrail Acar’a bir kez daha Allah’tan rahmet diliyoruz.
HUDUT GÜVENLİĞİ
Cumhuriyet tarihimizin en yoğun tedbirleri ve tesis edilen çok katmanlı emniyet sistemi ile korunan hudutlarımızda;
– Son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 338 şahıs yakalanmıştır. Yakalanan şahıslardan 3’ü terör örgütü mensubudur. 929 şahıs ise hududu geçemeden engellenmiştir.
– Böylelikle, 01 Ocak’tan itibaren hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 6.367, hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 64.362 olmuştur.
Ayrıca, son bir hafta içerisinde yapılan operasyonlarda 38 kilogramdan fazla uyuşturucu madde (Metamfetamin) ele geçirilmiştir.
BÖLGESEL VE KÜRESEL BARIŞ VE İSTİKRARA KATKILAR / İKİLİ İLİŞKİLER
Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; terörle mücadele ve hudut güvenliği ile mavi ve gök vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizi korumanın yanı sıra bölgesel ve küresel barış ve istikrara katkıda bulunmaya devam etmektedir.
05 Temmuz’da Nijer’in Ankara Büyükelçisini kabul eden Sayın Bakanımız; Vaşington’da icra edilen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde Sayın Cumhurbaşkanımıza refakat etmektedir.
Sayın Bakanımız zirve kapsamında Sayın Cumhurbaşkanımızın ikili ve heyetler arası görüşmelerine katılmakta, bazı Müttefik ve Ortaklık Ülkeleri Savunma Bakanları ile görüşmeler gerçekleştirmekte, çeşitli forum ve oturumlara iştirak etmektedir.
Öte yandan, Türkiye ile Yunanistan arasında “Güven Artırıcı Önlemler 2024 Yılı Uygulama Planı” kapsamında, Donanma Komutanımız Koramiral Kadir Yıldız tarafından 08-09 Temmuz’da Yunanistan Donanma Komutanı ziyaret edilmiştir.
Bu arada büyük bir gururla 50’nci yıl dönümünü idrak edeceğimiz Kıbrıs Barış Harekâtı’nın anlam ve önemini vurgulamak, Ada’ya huzur getiren harekâtın başarısını geniş katılımlı bir şekilde kutlamak maksadıyla Bakanlığımız ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti makamlarının koordinesinde, kahraman Kıbrıs Gazilerimiz ve yakınlarının da katılacağı;
– Resmî törenler, anma yürüyüşleri ve şehitlik ziyaretleri,
– TCG Anadolu’nun Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti liman ziyareti ve 50 gemi ile denizde geçit töreni,
– Türk Yıldızları Akrobasi Timi gösterisi ve muharip uçak geçişi,
– 50 pare top atışı,
– Bando ve mehteran birliği ile ünlü sanatçıların katılımıyla konserler,
– Mutlu Barış Harekâtı Semineri, konferansı, sempozyumu,
– Makale yarışması, spor müsabakaları, ağaç dikimi, belgesel ve film gösterimleri ve kardeş ülke etkinlikleri başta olmak üzere birçok anlamlı ve özel faaliyetin icra edilmesi planlanmaktadır. Ayrıca, 50’nci yıla özel anı pulu ve madeni para basımı yapılacaktır.
Yine, Bakanlığımız ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakan Yardımcılığı Turizm, Kültür, Gençlik ve Çevre Bakanlığı ile Lefkoşa Büyükelçiliğimizin iş birliği ile 20 Temmuz-30 Eylül tarihleri arasında Lefkoşa’da bulunan Kıbrıs Türk Tarih, Kültür ve Millî Mücadele Müzesi’nde 50’nci Yıl Sergisi açılması, 19 Temmuz’da Girne Yavuz Çıkarma Plajı’nda “Şafak Nöbeti” etkinliği düzenlenmesi planlanmaktadır.
Değerli Basın Mensupları,
İsrail, Filistinlileri katletmekle kalmadığı gibi hayatta kalan Filistinlilere de her türlü zulmü ve işkenceyi yaşatmaktadır.
Hastane ve okulları hedef alan ve her geçen gün saldırılarının şiddetini artıran İsrail’in, uluslararası hukuku ihlal ederek Filistin topraklarına yönelik bazı yerleşimleri “yasallaştırma” kararı, işgali kalıcı hâle getirmeye çalıştığının açık bir göstergesidir.
Saldırılarını bitirme, ateşkes görüşmelerine ve bu yönde alınan kararlara uyma niyetinde olmadığını gösteren İsrail karşısında, uluslararası toplumun kararlı ve ilkeli bir tutum sergilemesi gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.
EĞİTİM-TATBİKAT FAALİYETLERİ / ULUSLARARASI GÖREVLER
Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, hâlihazırda yürüttüğü tüm operasyonları ve görevleri ile eş zamanlı olarak eğitim ve tatbikat faaliyetlerini de aralıksız sürdürmektedir.
Bu kapsamda,
– 01-12 Temmuz tarihleri arasında Ankara’da Türkiye-Özbekistan Özel Kuvvetler,
– 04-14 Temmuz tarihleri arasında ise Batı Karadeniz’de Breeze tatbikatları devam etmektedir.
– Belçika Deniz Kuvvetlerine ait LOUISE MARIE gemisi tarafından 04-07 Temmuz tarihleri arasında,
– Romanya Deniz Kuvvetlerine ait VICE ADMIRAL CONSTANTIN BALESCU gemisi tarafından ise 06-08 Temmuz tarihleri arasında İzmir’e liman ziyaretleri yapılmıştır.
– İtalya Deniz Kuvvetlerine ait FRANCESCO MIMBELLI gemisi tarafından
11-15 Temmuz tarihleri arasında Antalya’ya liman ziyareti gerçekleştirilmektedir.
– Arnavutluk Deniz Kuvvetlerine ait ORIKU gemisi tarafından 12-17 Temmuz tarihleri arasında,
– Almanya Deniz Kuvvetlerine ait PEGNITZ gemisi tarafından ise 16-19 Temmuz tarihleri arasında İzmir’e liman ziyaretleri icra edilecektir.
NATO Daimi Deniz Görev Grubu-2 kapsamında TCG GAZİANTEP fırkateynimiz tarafından; Kanada ve Bulgaristan’a ait gemilerle, 03 Temmuz-15 Ağustos tarihleri arasında Doğu Akdeniz’de Çok Yüksek Hazırlıklı Deniz Görev Kuvveti görevine katılım sağlanmaktadır.
Japonya’dan dönüş seyrine devam eden TCG KINALIADA korvetimiz; Singapur’un ardından Sri Lanka’ya liman ziyareti gerçekleştirmektedir. Korvetimiz, yarın; bir sonraki liman olan Umman’a seyre başlayacak, 18-21 Temmuz tarihleri arasında Umman’ın Maskat limanını ziyaret edecektir.
Diğer yandan, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı himayesinde, Türkiye Açıkdeniz Yarış Spor Kulübü (TAYK) organizasyonu ile “TAYK-AKPA 53’üncü Deniz Kuvvetleri Kupası Uluslararası Yat Yarışı” 13 Temmuz’da Emirgan/İstanbul’da başlayacak ve 18 Temmuz Göcek/Muğla’da son bulacaktır.
08-12 Temmuz tarihleri arasında Açık Semalar Anlaşması kapsamında,
nakliye uçağımız tarafından Gürcistan hava sahasında Gözlem Uçuşu gerçekleştirilmektedir.
Bugün, (11 Temmuz) NATO Geliştirilmiş Hava Polisliği görevi kapsamında Romanya hava sahasında Birleşik Krallığa ait uçaklarla icra edilen ikili eğitim görevine 4 adet F-16 uçağı ile tanker uçağımız katılım sağlamaktadır. Söz konusu görevde Finlandiya ve İspanya’ya ait uçaklar da yer almaktadır.
DOĞAL AFETLERLE MÜCADELE / İNSANİ YARDIM FAALİYETLERİ
Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, insani yardım faaliyetleri ile orman yangınları başta olmak üzere afetlerle mücadeleye ilgili kurumlarımızla tam bir koordinasyon içerisinde destek vermeye devam etmektedir.
Rezerv Güç kapsamında, bugüne kadar 8 ayrı yerde meydana gelen orman yangınlarının söndürülmesine 21 helikopter ile 671 sorti icra edilerek destek sağlanmıştır.
SAVUNMA SANAYİ / ENVANTERE GİREN YENİ SİLAH SİSTEMLERİ
Değerli Basın Mensupları,
Yerli ve millî savunma sanayi ürünlerimizle Türk Silahlı Kuvvetlerimizin etkinlik ve caydırıcılığının artırılması faaliyetlerine de devam edilmektedir.
Bu kapsamda; Kara Kuvvetleri Komutanlığımızca, muhtelif miktarda “DROPS Tekerlekli Konteyner Taşıyıcı Aracı”nın muayene ve kabul faaliyetleri tamamlanmıştır.
BEDELLİ ASKERLİK
Hazine ve Maliye Bakanlığınca “Mali ve Sosyal Haklar” genelgesi yayımlanmış ve buna göre bedelli askerlik tutarı 2024 yılının ikinci altı ayı için 217.871,04 (iki yüz on yedi bin sekiz yüz yetmiş bir lira dört kuruş) olmuştur. 08 Temmuz 2024 tarihinden itibaren bedelli askerlik müracaat işlemleri başlamıştır.
Sonuç olarak Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; ülkemizin savunma ve güvenliği için kendisine tevdi edilen tüm görevleri bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da büyük bir azim ve karalılıkla yerine getirmeye devam edecektir.
]]>Haber7 – ÖZEL
Geçtiğimiz ay Türkiye’de yaşayıp işgalci İsrail’in soykırımlarına katılmak için Gazze’ye giden siyonistler için HÜDA PAR tarafından kanun teklifi verildi.
Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu‘na getirilecek olan kanun teklifinde, katliama ortak olan Türk vatandaşı olan siyonistler vatandaşlıktan çıkarılacak ve mal varlıklarına el konulup aile fonuna aktarılacak. Katliama katılıp insanlık suçu işleyen siyonistlerin ağırlaştırılmış müebbet hapis alması sağlanacak.
BÜYÜK DESTEK: ÜLKEMDE SİYONİST İSTEMİYORUM!
Kanun teklifine sosyal medya kullanıcısı vatandaşlardan büyük destek geldi. Dün akşam saatlerinde açılan “#ülkemdesiyonististemiyorum” etiketi, kısa sürede atılan on binlerce gönderi sonucu Türkiye gündeminde 1. sıraya yükseldi. Sabah saatlerine kadar 140 bin gönderiyi aşan etiket, 1. sıradaki yerini korumaya devam ediyor.


KATLİAM İÇİN TÜRKİYE’DEN 4 BİN SİYONİST GİTTİ!
Türkiye gazetesinin haberine göre; Türk vatandaşlığı bulunan 4 bin siyonistin, İsrail askeri olarak Gazze’ye gidip soykırıma destek verdiği ortaya çıktı.
Türk pasaportu taşıyan 4 bin Siyonist katilin 65’inin cephede öldürüldüğü belirtildi. Soykırım suçuna karışan siyonistlerin, deşifre olmamak için üçüncü ülkeler üzerinden ve farklı kimlikler kullanarak İsrail’e geçtiği kaydedildi. Arkadaş Derneği, CHABAT ve İsrail’deki Türkiyeliler Birliği bu süreçte etkin rol aldı. 7 Ekim’den bu yana Gazze’de Filistinli mücahitler tarafından en az 65 Türk vatandaşı siyonist öldürülürken 110’unun da yaralandığı vurgulandı.

DEMİR KUBBE’DE TÜRK PASAPORTLU SİYONİST
İsrail’in “Demir Kubbe” sisteminin başındaki generalin de bir Türkiyeli olduğu öğrenildi. İsrail’de yaşayan ve Türk vatandaşlığı olanların ana merkezi Tel Aviv’de Batyam bölgesi. Bir tür getto niteliği taşıyan bölgede Türk usulü restoran ve kahvehaneler bulunuyor. Bu kişiler arasında yılın önemli bir bölümünü Türkiye’de geçirenlerin sayısı da oldukça fazla.
İSRAİL’DEN “TÜRK VATANDAŞI” İFŞASI
Filistinli mücahitlere verilen desteği akamete uğratmak isteyen İsrail, resmi X hesabından yaptığı açıklamada, “Hamas’ın Türk vatandaşlarını öldürdüğü” yalanını ortaya attı.
Türk vatandaşı olan siyonist katilin soykırım suçuna karıştığını ifşa eden İsrail, isminin “Yuval Gabbay” olduğu açıklanan İsrailli için taziye mesajı yayımlandı. Kassam Tugayları tarafından öldürülen Türkiye ve İsrail vatandaşı Gabbay’ın yedek binbaşı olarak İsrail ordusunda aktif bir şekilde görev yaptığı öğrenildi.

İSRAİL ORDUSUNA KATILAN SİYONİSTLERDEN TEPKİ ÇEKEN PAYLAŞIM
Türkiye’de yaşayan Umay Akçay ile Mine Gümüşkaya isimli şahıslar, sosyal medya hesaplarından İsrail ordusuna katıldığını duyurdu. Paylaşımların ardından vatandaşlardan yoğun tepki geldi. Suç duyurusu bulunulan isimlere, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı.

FİLİSTİNLİ SİVİLLERE ATILAN BOMBALARA KALP ÇİZDİ
Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarda Mine Gümüşkaya, İsrail’in çocuk, kadın, erkek, yaşlı, engelli demeden Gazzeli sivillerin üzerine attığı bombalara İbranice yazılar yazdı ve kalp çizdi.

“YAŞAMI HAKETMİYORLAR”
Yahudi bir iş adamıyla evli olan yazar Azra Kohen, Filistinli sivilleri suçlayarak manipülasyonlarda bulundu. Azra Kohen, Refah konusunda paylaşım yapmamasını eleştiren bir takipçisine verdiği cevapta Filistinlilerin çocuklarını, ‘3 saat önceden uyarılar yapılmasına rağmen bombaların atılacağı yerlere bilerek götürdüğünü‘ söyledi. Kohen, “Yavrusunu korumayan yem eden hiçbir kimse yaşamı hak etmiyor” yorumu yaptı. Siyonist Kohen’in bu sözleri büyük tepki çekti.

“GAZZE’DEN SONRA ANADOLU’YU İŞGAL PLANI YAPIYORUM”
Türk vatandaşı olduğu iddia edilen ve Türkçe gönderiler paylaşan Dean Shmuel Elmas isimli siyonist, Türkiye’yi hedef alan bir paylaşım yaptı. Türkiye’nin bulunduğu bir haritayı tuttuğu bir fotoğrafını soykırımcı siyonist, “Gazze’nin işgalinin sonuna yaklaşırken Anadolu’nun işgal planlarını yapmaya başladım” ifadesini kullanarak sözde ironi yaptı. Siyonist Elmas, bu ifadeleriyle büyük tepki çekti.

Kırım Tatar kültürü ve müziğinin de dans gösterileriyle tanıtıldığı etkinlikte, farklı yaş gruplarından bireyler bir araya gelerek kültürel zenginliklerini paylaştı. Kırım Tatar kültüründeki halk oyunlarının sergilendiği gösterilerde Türk kültürüne ait parçalar Ukraynalı Kırım Tatarı çocuklar tarafından seslendirildi.
Katılımcılar, konuşmacıların hitaplarından sonra düzenlenen fiziksel ve duygusal rahatlamayı içeren hipoterapi seanslarına katıldı.
AK Parti Eskişehir Milletvekili Ayşen Gürcan, programda yaptığı konuşmada, etkinlikten memnuniyet duyduğunu söyledi.
Bir ülkenin vatandaşı olmanın en güzel yanının ülkeye bağlılık olduğunu aktaran Gürcan, “Hangi koşulda olursanız olun devletiniz size sahip çıkıyorsa, size bir imkan veriyorsa, ailesizliğinizi hissettirmiyorsa o ülkede refah var demektir, o ülkede güven var demektir. Bu öyle bir şey ki ben bu ülkenin sosyal devlet anlayışının özellikle son 20 yılda başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere ve Hanımefendi Sayın Emine Erdoğan’ın yaptıkları, ön açtıkları unsurla bugün beraberiz. ” dedi.
Gürcan, Kırım Tatarları’nın mücadelenin içerisinden geldiğini aktararak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“BUGÜN TÜM KALBİMİZLE SİZLERİN YANINA GELDİK”
Programda müzik aracılığıyla çocuk ve yaşlıların bir araya getirildiğini belirten Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Orhan Bayrak ise güçlü bir kültürel bağ sağlamayı hedeflediklerini belirtti.
Bayrak, 50 çocuk ve 80 yaşlı vatandaşın 20 Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü personeli refakatinde özel bir organizasyonun parçası olduğuna değinerek, “Bu etkinlik Kırım Tatarlarının sosyal yollarını artırarak onları moral ve motivasyon olarak yükseltmeyi de amaçlamaktadır. Kültürel etkinlikler aracılığıyla Kırım Tatarlarının toplumumuzla kaynaşması kendilerini daha değerli ve önemli hissetmelerini sağlayacaktır.” diye konuştu.
Ukrayna’dan 2 yıl önce geldiklerini kaydeden Eskişehir Kırım Ailesi Okulu Temsilcisi Anife Kurtseitova ise Türkiye’den destek gördüklerini dile getirdi.
Türkiye’ye teşekkürlerini ileten Kurtseitova, “Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi’ye de teşekkür etmek istiyorum. Biz savaştan önce Türkiye’ye çok geldik. Aslında biz de sizin gibi bir Türk’üz. Buraya çok farklı festivallere ve konserlere katılmak için gelmiştik, ancak şimdi tabii ki burada çalışmaya gayret ediyoruz. Kadınlarımız, çocuklarımız, okulumuz burada. Hepinize çok teşekkür etmek istiyorum. Bir gün savaşlar biter, ancak zor günlerde yardım eden Türkiye Cumhuriyeti Devleti hiç bir zaman unutulamaz. Bugün çok heyecanlıyım, dedelerimiz, çocuklarımız burada. Bizim tüm akrabalarımız çok uzakta, Kırım’dalar. Bazıları yok, görmüyoruz. Sizler izin verirseniz her bayram sizlerin yanına gelmek istiyoruz. Bugün tüm kalbimizle sizlerin yanına geldik.”
Programa Eskişehir Milletvekili Ayşen Gürcan Eskişehir Valisi Aksoy’un eşi Hülya Aksoy, Vali Yardımcısı Ali Çetin, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Erhan Demir ve eşi, İl Emniyet Müdürü Yaman Ağırlar, İl Göç İdaresi Müdürü Mustafa Turan ve eşi katıldı.
Ukrayna’daki savaş nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan Ukraynalı Kırım Tatarı çocuklar, Emine Erdoğan ve Ukrayna Devlet Başkanı’nın Eşi Olena Zelenska’nın girişimleriyle savaşın hemen başında, 2022 yılında Türkiye’ye getirilmişti. Toplam 1500 savaş mağduru çocuk ve refakatçiler, barınma ve eğitim başta olmak üzere ilgili kurumlar tarafından bakım altına alınmıştı.
“ŞAMPİYONAYA GÖLGE DÜŞÜRDÜ”
UEFA’nın Merih Demiral’e verdiği 2 maç cezaya tepki gösteren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biliyorsunuz bu maç UEFA’nın Merih Demiral hakkında alelacele aldığı haksız kararın da gölgesinde oynandı. UEFA’nın Merih’e verdiği 2 maç men cezası, açık söylemek gerekirse şampiyonaya ciddi manada gölge düşürdü. Bunun izahı mümkün değil, tamamen siyasi bir karar. Bu karar vicdanları karartmıştır, ama millilerimizin moral ve motivasyonunu hamdolsun etkilememiştir.” değerlendirmesinde bulundu.

“MİLLİ TAKIM HOLLANDA’YA KÖK SÖKTÜRDÜ”
Türkiye-Hollanda karşılaşmasıyla ilgli değerlendirmede bulunan Erdoğan, “Tüm bu olumsuzluklara rağmen A Milli Futbol Takımımız Hollanda gibi bir futbol ekolüne bu akşam adeta kök söktürdü. Heyecan verici, kıran kırana geçen bir müsabaka izledik. İlk golü çok erken attık, uzun süre maçın kontrolünü elimizde tuttuk. Maçın özellikle son on dakikasında birkaç önemli gol fırsatından da istifade edemedik. Hatta ben bir hakem değilim ama adeta futbol topunu kucaklayıcı bir tavır içerisinde olan Hollandalı futbolcu karşısında, hakem pozisyonun yakınında olmasına rağmen, biz penaltı beklerken o penaltıyı da vermedi. Millilerimizin bütün gayretlerine rağmen yarı finale yükselen ilk dört takım arasına maalesef giremedik. Ne diyelim, kısmet buraya kadarmış. Son saniyeye kadar ellerinden gelenin en iyisini yapan, bizlere büyük bir heyecan ve gurur yaşatan millilerimizi gönülden tebrik ediyorum. Bütün bunların yanında da gerek gurbetçilerimiz gerek ülkemizden bu maçı izlemek için gelen vatandaşlarımız, her şeyiyle buraya gönüllerini koydular ve bu üstün mücadelede onlar da katkılarını verdiler. Doğrusu Avusturya maçından sonra bizleri yine çok duygulandıran tüm tribünlerdeki gurbetçi vatandaşlarım olmuştur. O galibiyet, onların hayata bakışını adeta değiştirmiştir. Yaklaşık seksen bin kişilik Berlin Olimpiyat Stadı’nı bu denli dolduran gurbetçilerimiz heyecana heyecan kattı. Onlar “Türkiye” dedikçe biz de gururlandık, onurlandık. Bunu bir de galibiyetle süsleyebilseydik durum çok başka olurdu. Ama en az galip gelmiş kadar stattan başımız dik ayrıldık.” dedi.
“HEDEF BÜYÜTEREK YÜRÜYECEĞİZ”
Milli Takımın hedef büyüterek yoluna devam edeceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Maçın sonunda da soyunma odasında gerek Teknik Direktörümüz Vincenzo Montella, gerek ekibi, gerekse bütün futbolcularımızla, Federasyon Başkanımızla birlikte görüşme fırsatımız oldu. Tek tek kendileriyle kucaklaştık. ‘Artık dünya şampiyonası ve bundan sonraki UEFA şampiyonasına hedef büyüterek yürüyeceğiz.’ dedik. Genç bir milli takıma sahibiz. Herhalde o zaman da yaş ortalaması 26, 27’yi bulur. Çok daha yetişmiş, çok daha organize bir milli takımla bu döneme hazırlanırız. Bizim çocuklarla birlikte, aslanlarımızı turnuvaya en iyi şekilde hazırlayan teknik direktörümüz Sayın Montella’yı ve ekibini, milli takımın tüm emekçilerini de kutluyorum. Burada taraftarlarımızı tekrar unutamayız. Vatandaşlarımızı unutamayız. Onlara özel bir parantez açmamız gerekiyor. Sizler de hem stadın içindeki muhteşem havayı hem de sokaklardaki muazzam coşkuyu gördünüz. Berlin caddeleri hamdolsun Türk bayraklarıyla donatıldı, onların coşkulu tezahüratlarıyla yankılandı. Bu caddeleri dolduran vatandaşlarımızla da ayrıca gururlandık. Göğsümüzü kabartan, gözlerimizi yaşatan bir kardeşlik iklimine şahit olduk. Türkiye’nin, Almanya’nın ve Avrupa’nın birçok farklı yerinden gelip, önce Berlin’i sonra maçın oynandığı Olimpiyat Stadı’nı bayram yerine çeviren, burada olmasa da dualarıyla ekranları başında takımımıza destek olan tüm kardeşlerime, Cumhurbaşkanı olarak çok çok teşekkür ediyorum. Milli Takımımız kendilerine yapılan haksızlığa cevaplarını sahada oynadıkları muhteşem futbolla verdiler. Sadece takımımız değil millilerimizi destekleyen taraftarımız da taşkınlığa prim vermeden Türkiye’nin ne kadar vakur bir ülke olduğunu, Türk milletinin de ne denli şerefli bir millet olduğunu tüm dünyaya bir kez daha gösterdiler. Rabbim hepsinden razı olsun. Bu vesileyle Hollanda milli takımını da başarıları için ayrıca tebrik ediyorum. Güzel ve heyecan seviyesi yüksek bir atmosferde oynanan maç öncesinde ve sırasında Hollandalı taraftarlar da centilmence davrandılar. Kendilerini burada özellikle kutluyorum, teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.

Merih Demiral hakkındaki karar, tam olarak neyi cezalandırmaya yönelikti? Temiz bir mücadele verilmişken, temiz bir taraftar desteği varken, başarılı devam ettirilirken, gerçekten samimiyetle futbola siyaset sokulmaması yönünde bir çabanın karşılığı mı bu? Yoksa tersi bir durum mu söz konusu? Çifte standart dediğimiz şey tekrar niye karşımıza çıkıyor burada? Bir yandan bu haksız cezayı konuşuyoruz ama geçen hafta boyunca oyuncularımızla ilgili Batı medyasının yayın organlarında onların hem kapasitelerini, yeteneklerini hem sosyal zekalarını, üretkenliklerini öven yazılarla da karşılaştık. Acaba bu başarı inançla birlikte ortaya konulunca mı rahatsız eden bir resme dönüşüyor? Yine akla gelen sorulardan bir tanesi de bu, bu mu huzursuz ediyor?
Batı’nın bugüne kadar zihniyet itibarıyla bize yaklaşımı hiçbir zaman değişmemiştir. Batı aynı zihniyetiyle devam etmiştir ve aynı şekilde de devam etmektedir. Merih Demiral’a verdikleri ceza, adeta ilk andan itibaren kararı verilmiş olan bir ceza. Ben Kazakistan’dan dönüşte uçak söyleşimizde de ifade etmiştim. Eğer olay bozkurt işaretini cezalandırmaksa Almanlar’da kartal var, kartalı cezalandırıyor musunuz? Yok. Fransızlarda horoz var, ‘Niye horozlanıyorsun’ diyerek kalkıp da Fransızları cezalandırıyor musunuz? Yok. Fakat Türkiye’de o golün ve arka arkaya atılan gollerin heyecanı içerisinde bizim efsanelerimizde yer alan bozkurt işaretini yapan Merih’e verilen bu ceza, Merih’in şahsına değildir. Aslında Türkiye’nin millet olarak yapısına dönük verilmiş olan bir cezadır. Bunun en güzel karşılığı da aslında bu maçtan bizim galip olarak çıkmamız olacaktı. Ben zaten inanıyorum ki bütün futbolcu arkadaşlarımız, kardeşlerimiz de bu aşkla, bu heyecanla sahaya çıktılar. Onlara sahada güzel bir ders vereceklerdi ama ne yazık ki bu son 3-5 dakika içerisinde yakalanan pozisyonlar gole döndürülmüş olsaydı, oradan ağlayarak dönen onlar olacaktı. Maalesef olmadı. Sorunuzda yatan o ruh maalesef bizim de beklentimizdi olmadı. Artık şimdi 2026’da Dünya Kupası, 2028’de Avrupa Şampiyonası var. Şimdi bizim bunlara en güzel şekilde hazırlanarak, Montella’nın da dediği gibi inşallah bunların rövanşını orada alma şansımız var. Böyle de bir ekip inşallah hazırlandı.

Sayın Cumhurbaşkanım bu jenerasyonu nasıl görüyorsunuz? 2008’de yaşadık benzer bir şekilde ama devamını getiremedik. 2010-2012’de de ıskaladık şampiyonaları. Önümüzdeki süreçte az önce söylediğiniz turnuvalarda daha iyi olabilmek adına, bu sürekliliği yakalamak adına nelere dikkat edilmesi gerekiyor? Buradaki kritik nokta ne sizce?
Önemli olan iki husus var. Bir tepeden tırnağa federasyonun yapısı, iki teknik kadroların kalıcılığı… Dikkat edin Batı’ya veya dünyadaki işleyişe, çorap söküğü gibi bir taraftan ör bir taraftan sökülsün, böyle bir şey yok. Yani oturtacaksan bir yapıyı, kalıcılığı çok önemli. Şimdi bu kalıcılığı yakalayabilmek için de şu anda güzel bir tırmanış, genç bir ekip var. Dolayısıyla bu genç ekiple beraber, bir diğer taraftan da yönetim kadrolarını kalıcı kılmak suretiyle atılacak adımlardan ben netice alınabileceğine inanıyorum. Yoksa durmadan değiştir, tekrar getir. Bugüne kadar öyle olmadı mı? Hep değişti. Teknik kadrolar öyle değişti. Federasyon da aynı şeyleri yaşadı. Öyle olmaz. Yani Batı’da veya dünyada başarıyı yakalayanlar hep o kalıcı kadrolarla yakaladılar. Onunla neticeye ulaştılar. Şimdi mesela Mesut Özil, bizimle beraberdi. Mesut Alman milli takımında oynarken kaç yaşındaydı? Bizi 3-1 yedikleri maçı ben Merkel’le birlikte seyretmiştim. O zaman 22 yaşındaydı. Bir tane de bize gol atmıştı. Türkiye’de şimdi futbol okulu, akademisi kuruyor. Almanya’daki ve Real Madrid’deki yapıyı bizde oluşturmak istiyor. Böyle bir adım hakikaten atılırsa o yapı aynen bize geçerse, o zaman bırak sen 22 yaşı, 10-12 yaşlarındaki yavruların futbol sahasında yetiştiğini görürüz. Bunlar topa vurmaktan önce saygıyı sevgiyi bu akademide görecekler.
Sayın Cumhurbaşkanım izninizle iki sorum olacak, birincisi Arda Güler’le ilgili düşüncelerinizi gerçekten çok merak ediyorum. Siz de futbolu çok yakından takip eden biri olarak gelmiş geçmiş en yetenekli Türk futbolcular içerisinde Arda’yı nereye konumlandırırsınız? Bir de Mert Günok’un Avusturya maçının bitime bir saniye kala yaptığı bir kurtarış vardı, o an ne hissettiniz, çok merak ettim?
ARDA GÜLER SÖZLERİ
Mert Günok’un şu anda yaşı 30’u geçti. Yani bu yaşı yakalamış olan Mert’in o refleksi ortaya koyması muhteşem bir şey. 35 yaşında bir kalecinin böyle bir refleks ortaya koyması anlatılır bir şey değil. Yani adeta yaylandı ve topu oradan çıkardı. Bir önceki maçta maalesef hakemlerin vurdumduymazlığı ortaya çıktı. Kalktılar sayılmaması gereken golü saydılar. Bir kalecinin biliyorsunuz altıpas, onsekiz içerisinde hatalı hareketi olmaz. Ona faulü yapan ortada zaten. Arda Güler’e gelince, Arda tabii şu anda 19 yaşında ama Arda 10 yaşın altında top oynamaya başladı. Allah gerçekten kendisine çok farklı kabiliyetler de verdi. Biraz sabretmek ve Arda’ya fırsat vermek gerekiyor. Mesela bugün şimdi 90 dakika oynadı. Top dağıtımları filan iyiydi. Hele hele duran toplarda, geriye attığı kornerlerde Arda müthişti. Kendisine telefon konuşmamda onu söyledim, dedim “al da at diyorsun ve top adrese gidiyor.” Bugün de aynısı oldu. Herkes bu kadar kabiliyetli değil. Şu anda eksiği hava topları… Uzun toplarda Arda ayrı bir kabiliyet. Şımarmadan, kararlı ve istikrarlı bir şekilde yola devam ederse Arda’dan Türkiye çok istifade eder. Şu anda bulunduğu Real Madrid takımı da çok istifade eder.

Turnuva öncesinde beklentiniz neydi? Takımın gösterdiği performans sizi ne kadar tatmin etti? Çeyrek final performansı ne kadar tatmin etti? Ayrıca size göre öne çıkan, turnuvada en beğendiğiniz oyuncularımız kimlerdi? Bir de şunu eklemek istiyorum. Bir yandan da EURO 2032’ye sahipliği yapacağız. Bu turnuvadan hangi deneyimleri oraya taşıyacağız? Hem futbol anlamında hem de organizasyon anlamında.
Şunu çok açık net söylemem lazım. Ben bu maçlarda görev alan futbolcularımızın hiçbirini birbirinden ayırt edemem. Hepsi de gerçekten ortaya kabiliyetlerini döktüler. Kalecimizden tut, sağ bek de sol bek de, orta saha da… Yani şimdi mesela bakıyorsun bir Ferdi Kadıoğlu’na, çok hırslı. Biz futbol oynadığımız zaman da hocamız bize derdi ki, “oğlum topu yiyeceksiniz.” Top yenir mi? “Yiyeceksiniz.” Yani bu ne demek? Hırsını ortaya tam manasıyla koyacaksın. Şimdi mesela Ferdi’de bu var. O boyuyla Ferdi çok hırslı. Topu aldığı zaman, söktüğü zaman geriden forvete katılması çok çok sağlam. Şimdi onunla ilgili bazı rakamlar konuşuluyor. Fenerbahçe Teknik Direktörü Jose Morinho, ‘gidemez’ dedi. Ferdi’nin de istikbaliyle oynamamak lazım. Maşallah Barış Alper de gayet iyi. Arda’yı zaten konuştuk. Ondan sonra geride Abdülkerim stoper olarak oynadığı zaman iyiydi. Libero olarak oynadığı zaman yine iyiydi.
Ama bir şey söyleyeceğim. Şimdi mesela Portekiz’de özellikle libero olarak Beşiktaşlı Pepe. Şu anda 41 yaşında. Yani 41 yaşında bir adam geri dörtlüden orayı nasıl koordine ediyorsun? 50 metre, 60 metre, 70 metre, topları dağıtması olayı rastgele olay değil. Ronaldo 38 oldu o da aynı. Mesela Ronaldo’nun en çok dikkatimi çeken özelliği, hava toplarındaki hakimiyeti. Gol olarak zaten penaltıdan iki golü var. Bir uzatmada attı, bir de bir önceki penaltıdan attı, bir de kaçırdı. Özetle bizim milli takımımızda “şu daha iyidir, bu değildir” diyeceğim hiçbir futbolcumuz yok. Hepsi de sahada işin hakkını verdi. Hepsinin de gözlerinden öpüyorum. İşte bu deneyimleri 2032’ye yansıtacağız. Orada da İtalyanlarla dayanışmamız çok çok önemli. Zaten İtalyanlarla beraber bu işi üstlenmek biraz altyapı sebebiyle, tesisler sebebiyle oldu. O zaman Montella İtalyan olarak yine görevinin başında olursa işimiz herhalde daha kolay olur.

Sayın Cumhurbaşkanım ben de tam Montella’yla ilgili bir soru soracaktım. Milli takıma gelen yabancı teknik adamlar genelde hep yerli isim olsun diye eleştirilir. Fakat Montella’nın sıcak bir tarafı var. Hem verdiği mesajlarla hem de Türkiye’ye olan sevgisiyle ve sizin galibiyetlerden sonra aradığınızda da sizinle olan diyaloglarda da oldukça sıcak ve samimiydi. Hatta yabancı basında “acaba ataları Türk mü?” diye yorumlar da çıktı. Siz Montella için ne düşünüyorsunuz? Teknik direktörlüğünü beğeniyor musunuz?
Her teknik direktörün savunulan yanı olur. Hatasız insan olmayacağı gibi tabii ki hatasız teknik direktör de olmaz. Basketbolda, voleybolda da koçlar var onlarda da durum aynı. Montella bir defa kendini zaten ispatlamış bir insan. Şimdi bugün hemen saldırmaya başlamışlar. Neymiş? Değişiklikleri zamanında yapmamış. Yok artık bırak da yani onu da o yapsın. Yok 60’ıncı dakikada olması lazım işte, niye 60’ıncı dakikada olmamış? Ya bunlar söylüyorlar. Yani ben işin bu yanında değilim. O kendini zaten ispatlamış bir isim. Dolayısıyla da elinden geleni ortaya koymaya çalışıyor, yapıyor. Galip geldiği zaman takım Montella iyi, mağlubiyet olduğu zaman kötü. Bunlar şık şeyler değil. Hele hele bir Cumhurbaşkanı olarak bana hiç yakışmaz. Biz sadece “elinden geleni yaptı” dedik. Şimdi bundan sonra ne konuşuluyor? Türkiye ilk beşte deniliyorsa demek ki bir yere varmış.

YABANCI KONTENJANI AÇIKLAMASI
Sayın Cumhurbaşkanım benim sorum futbol kulüplerinin yabancı kontenjanı ile ilgili. Önümüzdeki sezon yabancı kontenjanı kalkıyor ve ilk 11’de 11 yabancı oynayacak. 11 yabancı oynayacak. 8’de 11’e çıktı. Bizim futbolcularımız dünyaca ünlü kulüplerle oynayabiliyor. Şimdi de şampiyonada elde edilen başarıdan sonra yine futbolcularımız dünyaca ünlü kulüplerin radarına gitti. Yani yerli futbolculara kulüplerimizin daha çok yer vermeleri konuşuluyor. Siz bu konuda nasıl bir tavsiyede bulunursunuz?
Bence yerli futbolcularımızın önünü açmak lazım. Ben çok fazla yabancının olmasını milli futbolumuz için doğru bulmuyorum. Yoksa futbolcu nasıl yetişecek? Yoksa kulüplerimizin altyapılarından, Başakşehir Akademi gibi, Mesut Özil’in kuracağı akademi gibi yerlerden yetişecek olan 10 yaşın üstü çocuklarımız için bu kapı açık olmaz. Buna fırsat vermemek lazım. Yani belli bir sayı özellikle piyasa oluşturma bakımından isabetli olabilir. Çok sayı da piyasayı öldürür. Buna fırsat vermeden kapıyı açmakta fayda var.
]]>Başkan Erdoğan UEFA’nın skandal kararı ve Türkiye’nin EURO 2024’teki performansını değerlendirdi.
Başkan Erdoğan açıklamasında şu ifadeleri kullandı;
“ŞAMPİYONAYA GÖLGE DÜŞÜRDÜ”
UEFA’nın Merih Demiral’e verdiği 2 maç cezaya tepki gösteren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biliyorsunuz bu maç UEFA’nın Merih Demiral hakkında alelacele aldığı haksız kararın da gölgesinde oynandı. UEFA’nın Merih’e verdiği 2 maç men cezası, açık söylemek gerekirse şampiyonaya ciddi manada gölge düşürdü. Bunun izahı mümkün değil, tamamen siyasi bir karar. Bu karar vicdanları karartmıştır, ama millilerimizin moral ve motivasyonunu hamdolsun etkilememiştir.” değerlendirmesinde bulundu.

“MİLLİ TAKIM HOLLANDA’YA KÖK SÖKTÜRDÜ”
Türkiye-Hollanda karşılaşmasıyla ilgli değerlendirmede bulunan Erdoğan, “Tüm bu olumsuzluklara rağmen A Milli Futbol Takımımız Hollanda gibi bir futbol ekolüne bu akşam adeta kök söktürdü. Heyecan verici, kıran kırana geçen bir müsabaka izledik. İlk golü çok erken attık, uzun süre maçın kontrolünü elimizde tuttuk. Maçın özellikle son on dakikasında birkaç önemli gol fırsatından da istifade edemedik. Hatta ben bir hakem değilim ama adeta futbol topunu kucaklayıcı bir tavır içerisinde olan Hollandalı futbolcu karşısında, hakem pozisyonun yakınında olmasına rağmen, biz penaltı beklerken o penaltıyı da vermedi. Millilerimizin bütün gayretlerine rağmen yarı finale yükselen ilk dört takım arasına maalesef giremedik. Ne diyelim, kısmet buraya kadarmış. Son saniyeye kadar ellerinden gelenin en iyisini yapan, bizlere büyük bir heyecan ve gurur yaşatan millilerimizi gönülden tebrik ediyorum. Bütün bunların yanında da gerek gurbetçilerimiz gerek ülkemizden bu maçı izlemek için gelen vatandaşlarımız, her şeyiyle buraya gönüllerini koydular ve bu üstün mücadelede onlar da katkılarını verdiler. Doğrusu Avusturya maçından sonra bizleri yine çok duygulandıran tüm tribünlerdeki gurbetçi vatandaşlarım olmuştur. O galibiyet, onların hayata bakışını adeta değiştirmiştir. Yaklaşık seksen bin kişilik Berlin Olimpiyat Stadı’nı bu denli dolduran gurbetçilerimiz heyecana heyecan kattı. Onlar “Türkiye” dedikçe biz de gururlandık, onurlandık. Bunu bir de galibiyetle süsleyebilseydik durum çok başka olurdu. Ama en az galip gelmiş kadar stattan başımız dik ayrıldık.” dedi.
“HEDEF BÜYÜTEREK YÜRÜYECEĞİZ”
Milli Takımın hedef büyüterek yoluna devam edeceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Maçın sonunda da soyunma odasında gerek Teknik Direktörümüz Vincenzo Montella, gerek ekibi, gerekse bütün futbolcularımızla, Federasyon Başkanımızla birlikte görüşme fırsatımız oldu. Tek tek kendileriyle kucaklaştık. ‘Artık dünya şampiyonası ve bundan sonraki UEFA şampiyonasına hedef büyüterek yürüyeceğiz.’ dedik. Genç bir milli takıma sahibiz. Herhalde o zaman da yaş ortalaması 26, 27’yi bulur. Çok daha yetişmiş, çok daha organize bir milli takımla bu döneme hazırlanırız. Bizim çocuklarla birlikte, aslanlarımızı turnuvaya en iyi şekilde hazırlayan teknik direktörümüz Sayın Montella’yı ve ekibini, milli takımın tüm emekçilerini de kutluyorum. Burada taraftarlarımızı tekrar unutamayız. Vatandaşlarımızı unutamayız. Onlara özel bir parantez açmamız gerekiyor. Sizler de hem stadın içindeki muhteşem havayı hem de sokaklardaki muazzam coşkuyu gördünüz. Berlin caddeleri hamdolsun Türk bayraklarıyla donatıldı, onların coşkulu tezahüratlarıyla yankılandı. Bu caddeleri dolduran vatandaşlarımızla da ayrıca gururlandık. Göğsümüzü kabartan, gözlerimizi yaşatan bir kardeşlik iklimine şahit olduk. Türkiye’nin, Almanya’nın ve Avrupa’nın birçok farklı yerinden gelip, önce Berlin’i sonra maçın oynandığı Olimpiyat Stadı’nı bayram yerine çeviren, burada olmasa da dualarıyla ekranları başında takımımıza destek olan tüm kardeşlerime, Cumhurbaşkanı olarak çok çok teşekkür ediyorum. Milli Takımımız kendilerine yapılan haksızlığa cevaplarını sahada oynadıkları muhteşem futbolla verdiler. Sadece takımımız değil millilerimizi destekleyen taraftarımız da taşkınlığa prim vermeden Türkiye’nin ne kadar vakur bir ülke olduğunu, Türk milletinin de ne denli şerefli bir millet olduğunu tüm dünyaya bir kez daha gösterdiler. Rabbim hepsinden razı olsun. Bu vesileyle Hollanda milli takımını da başarıları için ayrıca tebrik ediyorum. Güzel ve heyecan seviyesi yüksek bir atmosferde oynanan maç öncesinde ve sırasında Hollandalı taraftarlar da centilmence davrandılar. Kendilerini burada özellikle kutluyorum, teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.

Merih Demiral hakkındaki karar, tam olarak neyi cezalandırmaya yönelikti? Temiz bir mücadele verilmişken, temiz bir taraftar desteği varken, başarılı devam ettirilirken, gerçekten samimiyetle futbola siyaset sokulmaması yönünde bir çabanın karşılığı mı bu? Yoksa tersi bir durum mu söz konusu? Çifte standart dediğimiz şey tekrar niye karşımıza çıkıyor burada? Bir yandan bu haksız cezayı konuşuyoruz ama geçen hafta boyunca oyuncularımızla ilgili Batı medyasının yayın organlarında onların hem kapasitelerini, yeteneklerini hem sosyal zekalarını, üretkenliklerini öven yazılarla da karşılaştık. Acaba bu başarı inançla birlikte ortaya konulunca mı rahatsız eden bir resme dönüşüyor? Yine akla gelen sorulardan bir tanesi de bu, bu mu huzursuz ediyor?
Batı’nın bugüne kadar zihniyet itibarıyla bize yaklaşımı hiçbir zaman değişmemiştir. Batı aynı zihniyetiyle devam etmiştir ve aynı şekilde de devam etmektedir. Merih Demiral’a verdikleri ceza, adeta ilk andan itibaren kararı verilmiş olan bir ceza. Ben Kazakistan’dan dönüşte uçak söyleşimizde de ifade etmiştim. Eğer olay bozkurt işaretini cezalandırmaksa Almanlar’da kartal var, kartalı cezalandırıyor musunuz? Yok. Fransızlarda horoz var, ‘Niye horozlanıyorsun’ diyerek kalkıp da Fransızları cezalandırıyor musunuz? Yok. Fakat Türkiye’de o golün ve arka arkaya atılan gollerin heyecanı içerisinde bizim efsanelerimizde yer alan bozkurt işaretini yapan Merih’e verilen bu ceza, Merih’in şahsına değildir. Aslında Türkiye’nin millet olarak yapısına dönük verilmiş olan bir cezadır. Bunun en güzel karşılığı da aslında bu maçtan bizim galip olarak çıkmamız olacaktı. Ben zaten inanıyorum ki bütün futbolcu arkadaşlarımız, kardeşlerimiz de bu aşkla, bu heyecanla sahaya çıktılar. Onlara sahada güzel bir ders vereceklerdi ama ne yazık ki bu son 3-5 dakika içerisinde yakalanan pozisyonlar gole döndürülmüş olsaydı, oradan ağlayarak dönen onlar olacaktı. Maalesef olmadı. Sorunuzda yatan o ruh maalesef bizim de beklentimizdi olmadı. Artık şimdi 2026’da Dünya Kupası, 2028’de Avrupa Şampiyonası var. Şimdi bizim bunlara en güzel şekilde hazırlanarak, Montella’nın da dediği gibi inşallah bunların rövanşını orada alma şansımız var. Böyle de bir ekip inşallah hazırlandı.

Sayın Cumhurbaşkanım bu jenerasyonu nasıl görüyorsunuz? 2008’de yaşadık benzer bir şekilde ama devamını getiremedik. 2010-2012’de de ıskaladık şampiyonaları. Önümüzdeki süreçte az önce söylediğiniz turnuvalarda daha iyi olabilmek adına, bu sürekliliği yakalamak adına nelere dikkat edilmesi gerekiyor? Buradaki kritik nokta ne sizce?
Önemli olan iki husus var. Bir tepeden tırnağa federasyonun yapısı, iki teknik kadroların kalıcılığı… Dikkat edin Batı’ya veya dünyadaki işleyişe, çorap söküğü gibi bir taraftan ör bir taraftan sökülsün, böyle bir şey yok. Yani oturtacaksan bir yapıyı, kalıcılığı çok önemli. Şimdi bu kalıcılığı yakalayabilmek için de şu anda güzel bir tırmanış, genç bir ekip var. Dolayısıyla bu genç ekiple beraber, bir diğer taraftan da yönetim kadrolarını kalıcı kılmak suretiyle atılacak adımlardan ben netice alınabileceğine inanıyorum. Yoksa durmadan değiştir, tekrar getir. Bugüne kadar öyle olmadı mı? Hep değişti. Teknik kadrolar öyle değişti. Federasyon da aynı şeyleri yaşadı. Öyle olmaz. Yani Batı’da veya dünyada başarıyı yakalayanlar hep o kalıcı kadrolarla yakaladılar. Onunla neticeye ulaştılar. Şimdi mesela Mesut Özil, bizimle beraberdi. Mesut Alman milli takımında oynarken kaç yaşındaydı? Bizi 3-1 yedikleri maçı ben Merkel’le birlikte seyretmiştim. O zaman 22 yaşındaydı. Bir tane de bize gol atmıştı. Türkiye’de şimdi futbol okulu, akademisi kuruyor. Almanya’daki ve Real Madrid’deki yapıyı bizde oluşturmak istiyor. Böyle bir adım hakikaten atılırsa o yapı aynen bize geçerse, o zaman bırak sen 22 yaşı, 10-12 yaşlarındaki yavruların futbol sahasında yetiştiğini görürüz. Bunlar topa vurmaktan önce saygıyı sevgiyi bu akademide görecekler.
Sayın Cumhurbaşkanım izninizle iki sorum olacak, birincisi Arda Güler’le ilgili düşüncelerinizi gerçekten çok merak ediyorum. Siz de futbolu çok yakından takip eden biri olarak gelmiş geçmiş en yetenekli Türk futbolcular içerisinde Arda’yı nereye konumlandırırsınız? Bir de Mert Günok’un Avusturya maçının bitime bir saniye kala yaptığı bir kurtarış vardı, o an ne hissettiniz, çok merak ettim?
Mert Günok’un şu anda yaşı 30’u geçti. Yani bu yaşı yakalamış olan Mert’in o refleksi ortaya koyması muhteşem bir şey. 35 yaşında bir kalecinin böyle bir refleks ortaya koyması anlatılır bir şey değil. Yani adeta yaylandı ve topu oradan çıkardı. Bir önceki maçta maalesef hakemlerin vurdumduymazlığı ortaya çıktı. Kalktılar sayılmaması gereken golü saydılar. Bir kalecinin biliyorsunuz altıpas, onsekiz içerisinde hatalı hareketi olmaz. Ona faulü yapan ortada zaten. Arda Güler’e gelince, Arda tabii şu anda 19 yaşında ama Arda 10 yaşın altında top oynamaya başladı. Allah gerçekten kendisine çok farklı kabiliyetler de verdi. Biraz sabretmek ve Arda’ya fırsat vermek gerekiyor. Mesela bugün şimdi 90 dakika oynadı. Top dağıtımları filan iyiydi. Hele hele duran toplarda, geriye attığı kornerlerde Arda müthişti. Kendisine telefon konuşmamda onu söyledim, dedim “al da at diyorsun ve top adrese gidiyor.” Bugün de aynısı oldu. Herkes bu kadar kabiliyetli değil. Şu anda eksiği hava topları… Uzun toplarda Arda ayrı bir kabiliyet. Şımarmadan, kararlı ve istikrarlı bir şekilde yola devam ederse Arda’dan Türkiye çok istifade eder. Şu anda bulunduğu Real Madrid takımı da çok istifade eder.

Turnuva öncesinde beklentiniz neydi? Takımın gösterdiği performans sizi ne kadar tatmin etti? Çeyrek final performansı ne kadar tatmin etti? Ayrıca size göre öne çıkan, turnuvada en beğendiğiniz oyuncularımız kimlerdi? Bir de şunu eklemek istiyorum. Bir yandan da EURO 2032’ye sahipliği yapacağız. Bu turnuvadan hangi deneyimleri oraya taşıyacağız? Hem futbol anlamında hem de organizasyon anlamında.
Şunu çok açık net söylemem lazım. Ben bu maçlarda görev alan futbolcularımızın hiçbirini birbirinden ayırt edemem. Hepsi de gerçekten ortaya kabiliyetlerini döktüler. Kalecimizden tut, sağ bek de sol bek de, orta saha da… Yani şimdi mesela bakıyorsun bir Ferdi Kadıoğlu’na, çok hırslı. Biz futbol oynadığımız zaman da hocamız bize derdi ki, “oğlum topu yiyeceksiniz.” Top yenir mi? “Yiyeceksiniz.” Yani bu ne demek? Hırsını ortaya tam manasıyla koyacaksın. Şimdi mesela Ferdi’de bu var. O boyuyla Ferdi çok hırslı. Topu aldığı zaman, söktüğü zaman geriden forvete katılması çok çok sağlam. Şimdi onunla ilgili bazı rakamlar konuşuluyor. Fenerbahçe Teknik Direktörü Jose Morinho, ‘gidemez’ dedi. Ferdi’nin de istikbaliyle oynamamak lazım. Maşallah Barış Alper de gayet iyi. Arda’yı zaten konuştuk. Ondan sonra geride Abdülkerim stoper olarak oynadığı zaman iyiydi. Libero olarak oynadığı zaman yine iyiydi. Ama bir şey söyleyeceğim. Şimdi mesela Portekiz’de özellikle libero olarak Beşiktaşlı Pepe. Şu anda 41 yaşında. Yani 41 yaşında bir adam geri dörtlüden orayı nasıl koordine ediyorsun? 50 metre, 60 metre, 70 metre, topları dağıtması olayı rastgele olay değil. Ronaldo 38 oldu o da aynı. Mesela Ronaldo’nun en çok dikkatimi çeken özelliği, hava toplarındaki hakimiyeti. Gol olarak zaten penaltıdan iki golü var. Bir uzatmada attı, bir de bir önceki penaltıdan attı, bir de kaçırdı. Özetle bizim milli takımımızda “şu daha iyidir, bu değildir” diyeceğim hiçbir futbolcumuz yok. Hepsi de sahada işin hakkını verdi. Hepsinin de gözlerinden öpüyorum. İşte bu deneyimleri 2032’ye yansıtacağız. Orada da İtalyanlarla dayanışmamız çok çok önemli. Zaten İtalyanlarla beraber bu işi üstlenmek biraz altyapı sebebiyle, tesisler sebebiyle oldu. O zaman Montella İtalyan olarak yine görevinin başında olursa işimiz herhalde daha kolay olur.
Sayın Cumhurbaşkanım ben de tam Montella’yla ilgili bir soru soracaktım. Milli takıma gelen yabancı teknik adamlar genelde hep yerli isim olsun diye eleştirilir. Fakat Montella’nın sıcak bir tarafı var. Hem verdiği mesajlarla hem de Türkiye’ye olan sevgisiyle ve sizin galibiyetlerden sonra aradığınızda da sizinle olan diyaloglarda da oldukça sıcak ve samimiydi. Hatta yabancı basında “acaba ataları Türk mü?” diye yorumlar da çıktı. Siz Montella için ne düşünüyorsunuz? Teknik direktörlüğünü beğeniyor musunuz?
Her teknik direktörün savunulan yanı olur. Hatasız insan olmayacağı gibi tabii ki hatasız teknik direktör de olmaz. Basketbolda, voleybolda da koçlar var onlarda da durum aynı. Montella bir defa kendini zaten ispatlamış bir insan. Şimdi bugün hemen saldırmaya başlamışlar. Neymiş? Değişiklikleri zamanında yapmamış. Yok artık bırak da yani onu da o yapsın. Yok 60’ıncı dakikada olması lazım işte, niye 60’ıncı dakikada olmamış? Ya bunlar söylüyorlar. Yani ben işin bu yanında değilim. O kendini zaten ispatlamış bir isim. Dolayısıyla da elinden geleni ortaya koymaya çalışıyor, yapıyor. Galip geldiği zaman takım Montella iyi, mağlubiyet olduğu zaman kötü. Bunlar şık şeyler değil. Hele hele bir Cumhurbaşkanı olarak bana hiç yakışmaz. Biz sadece “elinden geleni yaptı” dedik. Şimdi bundan sonra ne konuşuluyor? Türkiye ilk beşte deniliyorsa demek ki bir yere varmış.

YABANCI KONTENJANI AÇIKLAMASI
Sayın Cumhurbaşkanım benim sorum futbol kulüplerinin yabancı kontenjanı ile ilgili. Önümüzdeki sezon yabancı kontenjanı kalkıyor ve ilk 11’de 11 yabancı oynayacak. 11 yabancı oynayacak. 8’de 11’e çıktı. Bizim futbolcularımız dünyaca ünlü kulüplerle oynayabiliyor. Şimdi de şampiyonada elde edilen başarıdan sonra yine futbolcularımız dünyaca ünlü kulüplerin radarına gitti. Yani yerli futbolculara kulüplerimizin daha çok yer vermeleri konuşuluyor. Siz bu konuda nasıl bir tavsiyede bulunursunuz?
Bence yerli futbolcularımızın önünü açmak lazım. Ben çok fazla yabancının olmasını milli futbolumuz için doğru bulmuyorum. Yoksa futbolcu nasıl yetişecek? Yoksa kulüplerimizin altyapılarından, Başakşehir Akademi gibi, Mesut Özil’in kuracağı akademi gibi yerlerden yetişecek olan 10 yaşın üstü çocuklarımız için bu kapı açık olmaz. Buna fırsat vermemek lazım. Yani belli bir sayı özellikle piyasa oluşturma bakımından isabetli olabilir. Çok sayı da piyasayı öldürür. Buna fırsat vermeden kapıyı açmakta fayda var.
]]>Tokayev, Azerbaycan’ın Şuşa şehrinde düzenlenen “TDT Devlet Başkanları Gayriresmi Zirvesi”nde konuştu.
Zirvenin, Türk devletleri arasındaki kardeşliği pekiştirmedeki önemli rolüne işaret eden Tokayev, zirvenin “ulaştırma bağlantısı ve iklim hareketi ile sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek” temasıyla gerçekleştirilmesinin de tüm TDT üyesi ülkelerin çıkarlarını karşıladığını söyledi.

Tokayev, TDT dönem başkanlığının Kazakistan’da olduğunu dile getirerek, “Türk Devletleri Teşkilatının uluslararası otoritesini artırmak için çabalayacağız. Bu kapsamda ‘Türk Devri’ sloganı adı altında teşkilatın etkileşimini genişletmeyi sürdüreceğiz.” ifadelerini kullandı.
Astana’da eylülde 5. Dünya Göçebe Oyunları’na ev sahipliği yapacaklarını hatırlatan Tokayev, “Dünya Göçebe Oyunları, Türk kültürünü daha geniş kitleye yayacak önemli bir etkinliktir. Bu vesileyle kardeş ülkelerin sporcularını bu etkinliğe katılmaya davet ediyorum.” diye konuştu.
Tokayev, Kazakistan’ın dış politikasında küresel güvenliği ve istikrarı sağlama konusunun hep ön planda olacağını ve Türk halklarının her zaman birlik içinde olması gerektiğini vurgulayarak, “Bizim gücümüz birliğimizdir.” dedi.
“GEÇEN YIL ORTA KORİDOR ÜZERİNDEN TAŞINAN YÜK HACMİ YÜZDE 65 ARTARAK 3 MİLYON TONA YAKLAŞTI”
Kazakistan’ın barışa yönelik adımları destekleyeceğini, şu anda dünyanın siyasi ve ekonomi alanda büyük değişimler geçirdiğini anlatan Tokayev, “Böylesine dengesiz bir dönemde TDT’yi daha da geliştirmek önemli.” değerlendirmesinde bulundu.
Tokayev, bu bağlamda teşkilata üye ülkeler arasında karşılıklı ticareti artırmanın önemine dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“(Hazar Denizi geçişli) Trans Hazar Uluslararası Taşımacılık Koridoru’nun potansiyelini tam anlamıyla kullanmak gerek. Bugün de bu koridor üzerinden taşınan yük hacmi hızla artıyor. Biz bu alanda yüklerin geçiş süresini azaltmak için ‘Dijital Ticaret Koridoru’ adıyla bir platform oluşturduk. Bu alanda Azerbaycan ile sıkı çalışma yürütüyoruz. Halihazırda iki tarafın demiryolu idareleri arasında entegrasyon süreci tamamlandı. Bu sayede geçen yıl Orta Koridor üzerinden taşınan yük hacmi yüzde 65 artarak 3 milyon tona yaklaştı.”
Tokayev, Kazakistan’ın Hazar Denizi kıyısındaki limanları üzerinden yük taşıyan kardeş ülkelerin nakliyecileri için özel indirim uygulamayı planladıklarını bildirdi.

TOKAYEV’DEN ‘BÜYÜK TÜRK DİLİ MODELİ’ ÖNERİSİ
Telekomünikasyon sektöründeki işbirliğinde de önemli projelerin hayata geçirildiğini anlatan Tokayev, “Hazar Denizi’nin dibinde fiber optik ağı oluşturulmasına yönelik çalışmalar sürüyor. Bu proje, ülkelerimiz arasındaki iletişim kalitesini artıracak. Aynı zamanda bölgenin sosyo-ekonomik kalkınmasına önemli fırsatlar sunacak.” ifadelerine yer verdi.
Ülkeleri için öz kültürlerini ve ana dillerini korumanın önemini vurgulayan Tokayev, yapay zekayı kullanarak “Büyük Türk Dili Modeli” geliştirmeyi önerdi.
Tokayev, iklim değişikliği konusunun da TDT ülkeleri için önemini dile getirerek, “Türk Dünyası ile birleşerek iklim değişikliği alanında işbirliğini güçlendirmeye hazırız.” dedi.
Hazar Denizi’ndeki çevre sorununun göz ardı edilmemesi gerektiğini kaydeden Tokayev, “En büyük sorunumuz, Hazar Denizi’nin suyunun çekilmesidir. Hazar’ı kurtarmak için somut kararlara ihtiyaç var. Bu alanda Türk devletlerinden uzmanların etkileşimini canlandırmanın zamanı geldi. Aral Gölü’nün kuruması ve çöle dönüşmesi de diğer bir önemli konu.” ifadelerini kullandı.
Tokayev, Azerbaycan’ın Şuşa şehrinde düzenlenen “TDT Devlet Başkanları Gayriresmi Zirvesi”nde konuştu.
Zirvenin, Türk devletleri arasındaki kardeşliği pekiştirmedeki önemli rolüne işaret eden Tokayev, zirvenin “ulaştırma bağlantısı ve iklim hareketi ile sürdürülebilir bir gelecek inşa etmek” temasıyla gerçekleştirilmesinin de tüm TDT üyesi ülkelerin çıkarlarını karşıladığını söyledi.
Tokayev, TDT dönem başkanlığının Kazakistan’da olduğunu dile getirerek, “Türk Devletleri Teşkilatının uluslararası otoritesini artırmak için çabalayacağız. Bu kapsamda ‘Türk Devri’ sloganı adı altında teşkilatın etkileşimini genişletmeyi sürdüreceğiz.” ifadelerini kullandı.
Astana’da eylülde 5. Dünya Göçebe Oyunları’na ev sahipliği yapacaklarını hatırlatan Tokayev, “Dünya Göçebe Oyunları, Türk kültürünü daha geniş kitleye yayacak önemli bir etkinliktir. Bu vesileyle kardeş ülkelerin sporcularını bu etkinliğe katılmaya davet ediyorum.” diye konuştu.
Tokayev, Kazakistan’ın dış politikasında küresel güvenliği ve istikrarı sağlama konusunun hep ön planda olacağını ve Türk halklarının her zaman birlik içinde olması gerektiğini vurgulayarak, “Bizim gücümüz birliğimizdir.” dedi.
“GEÇEN YIL ORTA KORİDOR ÜZERİNDEN TAŞINAN YÜK HACMİ YÜZDE 65 ARTARAK 3 MİLYON TONA YAKLAŞTI”
Kazakistan’ın barışa yönelik adımları destekleyeceğini, şu anda dünyanın siyasi ve ekonomi alanda büyük değişimler geçirdiğini anlatan Tokayev, “Böylesine dengesiz bir dönemde TDT’yi daha da geliştirmek önemli.” değerlendirmesinde bulundu.
Tokayev, bu bağlamda teşkilata üye ülkeler arasında karşılıklı ticareti artırmanın önemine dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“(Hazar Denizi geçişli) Trans Hazar Uluslararası Taşımacılık Koridoru’nun potansiyelini tam anlamıyla kullanmak gerek. Bugün de bu koridor üzerinden taşınan yük hacmi hızla artıyor. Biz bu alanda yüklerin geçiş süresini azaltmak için ‘Dijital Ticaret Koridoru’ adıyla bir platform oluşturduk. Bu alanda Azerbaycan ile sıkı çalışma yürütüyoruz. Halihazırda iki tarafın demiryolu idareleri arasında entegrasyon süreci tamamlandı. Bu sayede geçen yıl Orta Koridor üzerinden taşınan yük hacmi yüzde 65 artarak 3 milyon tona yaklaştı.”
Tokayev, Kazakistan’ın Hazar Denizi kıyısındaki limanları üzerinden yük taşıyan kardeş ülkelerin nakliyecileri için özel indirim uygulamayı planladıklarını bildirdi.
TOKAYEV’DEN ‘BÜYÜK TÜRK DİLİ MODELİ’ ÖNERİSİ
Telekomünikasyon sektöründeki işbirliğinde de önemli projelerin hayata geçirildiğini anlatan Tokayev, “Hazar Denizi’nin dibinde fiber optik ağı oluşturulmasına yönelik çalışmalar sürüyor. Bu proje, ülkelerimiz arasındaki iletişim kalitesini artıracak. Aynı zamanda bölgenin sosyo-ekonomik kalkınmasına önemli fırsatlar sunacak.” ifadelerine yer verdi.
Ülkeleri için öz kültürlerini ve ana dillerini korumanın önemini vurgulayan Tokayev, yapay zekayı kullanarak “Büyük Türk Dili Modeli” geliştirmeyi önerdi.
Tokayev, iklim değişikliği konusunun da TDT ülkeleri için önemini dile getirerek, “Türk Dünyası ile birleşerek iklim değişikliği alanında işbirliğini güçlendirmeye hazırız.” dedi.
Hazar Denizi’ndeki çevre sorununun göz ardı edilmemesi gerektiğini kaydeden Tokayev, “En büyük sorunumuz, Hazar Denizi’nin suyunun çekilmesidir. Hazar’ı kurtarmak için somut kararlara ihtiyaç var. Bu alanda Türk devletlerinden uzmanların etkileşimini canlandırmanın zamanı geldi. Aral Gölü’nün kuruması ve çöle dönüşmesi de diğer bir önemli konu.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, “Türkiye yüzyılı vizyonumuz çerçevesinde yürüttüğümüz dış politikamızın esaslarından biri ülkemizin ötesinde Türk dünyasında da barış, refah ve güvenliğe katkı sunmaktır. Günümüzdeki küresel sınamalar karşısında en güçlü dayanağımız Türk dünyasının birlik ve beraberliğidir. Türk Devletleri Teşkilatı bu birlik ve beraberliğin en somut tezahürüdür. Büyük çabalarla gerçekleştirdiğimiz atılımlar sayesinde aile meclisimiz Türk Devletleri Teşkilatı’nın geldiği işbirliği düzeyinden hepimiz gurur duyuyoruz. Dünyanın ekonomi ağırlık merkezlerinin değiştiği ve coğrafyamızın öneminin giderek arttığı bir dönemde Türk dünyası olarak ülkelerimiz arasındaki bağları daha da güçlendireceğimize inanıyorum. Türk yatırım fonunun 18 Mayıs 2024 itibarıyla açılış toplantılarının yapılması bu yöndeki ortak irademizin açık göstergesidir. İstanbul’da gerçekleşen söz konusu toplantıya ben de bizzat katıldım. Türk yatırım fonunun, Türk dünyasının ekonomik ve ticari kalkınmasına önemli katkı sağlayacağına yürekten inanıyorum. Macaristan’ında fona üye olmak için başvurmasından memnuniyet duyduğumuzu belirtmek istiyorum. Umuyoruz ki geçtiğimiz yıl Ankara’da kurulmasına karar verdiğimiz Sivil Koruma Mekanizması başta olmak üzere müzakerelerini sürdürdüğümüz çalışmalarımızı birer birer hayata geçireceğiz. Bu çalışmalarımızın süratli bir şekilde takip edilebilmesi için sekretaryamızın güçlendirilmesinin öncelikli bir mesele olduğuna inanıyoruz. Bu doğrultuda atılan tüm adımları destekleyeceğiz” dedi.
“KARABAĞ AZERBAYCANDIR VE HEP AZERBAYCAN KALACAKTIR”
Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki müzakereler hakkında değerlenirmelerde bulunan Yılmaz, “Bundan 3 yıl önce 15 Haziran 2021’de bu kadim şehirde Türkiye ve Azerbaycan arasındaki eşsiz ilişkileri taçlandıran Şuşa Beyannamesi imzalandı. 8 Kasım 2020 tarihinde Şuşa’nın işgalden kurtarılmasıyla Azerbaycan’ın 44 günlük vatan muharebesindeki zaferi de resmi olarak ilan edilmişti. Aradan geçen sürede azad olan tüm bölgelerde olduğu gibi Şuşa’daki kalkınma ve gelişme gururla şahit oluyoruz. Bir kez daha Karabağ Azerbaycandır ve hep Azerbaycan kalacaktır diyoruz. Biz başından beri bu zaferi sadece işgalin sonu değil, Güney Kafkasya’da barış, refah ve istikrar yolunda tarihi bir fırsat penceresinin açılışı olarak gördük. Bu çerçevede müzakereleri büyük emek ve titizlikle yürütülen Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış anlaşmasının biran önce imzalanmasının Güne Kafkasya’da kapsamlı bölgesel çözümün önümüzdeki en büyük engeli ortadan kaldıracağına inanıyorum. Güney Kafkasya’da kalıcı barış ve istikrarın tesisi sadece bölge ülkeler için değil, bölgesel ulaşım hatlarının nihayet açılacak olması nedeniyle küresel güvenlik ve bağlantısallık bakımından da büyük önem taşımaktadır. Söz konusu hatların açılması bölgesel işbirliğini arttırarak, Orta Asya, Karadeniz ve Hazar havzalar dahil tüm Türk dünyası için büyük avantajlar yaratacak yeni fırsatları beraberinde getirecektir. Uluslararası kurumların on yıllar boyunca Azerbaycan’a karşı adaletsizliğe kayıtsız kalmasına rağmen, Azerbaycan halkı Sayın Cumhurbaşkan İlham Aliyev’in kararlı liderliğinde kendi kahramanlığı sayesinde hakkını geri almıştır. Birinci Karabağ Savaşı sonrasında yerlerinden edilen 1 milyon Azerbacanlı kardeşimiz için sesini çıkarmayan devletlerin bugün haksız ve temelsiz suçlamalarla kardeş Azerbaycan’ı hedef almaları hiçbir şekilde kabul edilemez. Türk dünyası olarak bu temelsiz suçlamalara karşı Azerbaycan’a güçlü destek vermemiz kardeşliğimizin olduğu kadar adaletin de gereğidir” İfadelerini kullandı.

Türk Devletlerinin coğrafi açıdan enerji projelerindeki rolüne vurgu yapan Yılmaz, “Küresel düzlemde yaşanan gelişmeler enerji arz güvenliğinin ve enerji alanında işbirliğinin önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Kaynak açısından zengin ve önemli coğrafi konumda yer alan Türk devletlerinin rolü bu düzlemde kritik önem taşımaktadır. Doğu ile batıyı birbirine bağlayan büyük ölçekli enerji ve ulaşım altyapı projelerini hep birlikte başarıyla hayata geçiriyoruz. Azerbaycan ile bu alanda hayata geçirdiğimiz projeler örnek niteliğindedir. Başta Türkmen doğalgazı olmak üzere Hazar ötesi kaynakların Türkiye ve Avrupa’ya taşınması hem bizlerin ulusal refahına hem de Avrupa’nın enerji güvenliğine katkı sağlayacaktır. Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde enerji mekanizmasının kurulmasından memnunuz. Bu kapsamda ortak projeler geliştirilmesini desteklemekteyiz. Başta yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve piyasa regülasyonları olmak üzere üye ülkelerin ihtiyaç duyabilecekleri konularda deneyim paylaşımına hazırız. Günümüzde doğu batı ekseninde artan ticaret akışıyla birlikte bölgemiz önemli ulaşım koridorlarının kavşağında merkezi bir konuma yerleşti. Bu çerçevede biz de bölgesel bağlantısallığı kolaylaştıracak şekilde altyapı projelerine yatırımlarımızı ve Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde çalışmalarımızı arttırdık. Türk Devletleri Teşkilatı üyeleri arasında ulaştırma alanında imzalanan belgelerin hayata geçirilmesine büyük önem atfediyoruz. Orta koridoru geliştirme konusunda ülkelerimizce yapılacak çalışmalar hem işbirliğimizi güçlendirecek hem de Türk dünyasının küresel rolünü ortaya koyacaktır” diye konuştu.
“BM İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ 31’İNCİ TARAFLAR KONFERANSI’NA EV SAHİPLİĞİ İÇİN ADAYLIĞIMIZI DUYURDUK”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Bu yıl 29’uncusu yapılacak olan BM iklim Değişikliği Taraflar Konferansı’na Azerbaycan’ın ev sahipliği yamasından memnuniyet duyduğunu belirterek, “İklim değişikliği ve çevre sorunları yüzleşmemiz gereken en zorlu küresel krizler arasında yer alıyor. İklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik çabalara sürdürülebilir kalkınma ve yeşil dönüşüm temelinde katkıda bulunuyoruz. Bu kapsamda 2053 yılı için net sıfır emüsyon hedefimizi ve yeşil kalkınma vizyonumuzu ilan ettik. Ulusal katkı beyanımızda sera gazı emüsyon azaltım hedefimizi 2 katına çıkarttık. 2026 yılında düzenlenecek BM iklim Değişikliği 31’inci Taraflar Konferansı’na ev sahipliği için adaylığımızı duyurduk. Bu konuda bizi destekleyen ülkelere teşekkür ederiz. Azerbaycan’ın BM İklim Değişikliği 29’uncu Taraflar Konferansı’na ev sahipliği yapacak olmasından büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Özellikle iklim finansmanı konusunda önemli kararların alınacağı bu konferans kapsamında ve hazırlık sürecinde yakın işbirliğimizi ve desteğimizi sürdüreceğiz. Azerbaycan’ın bu konferansa ev sahipliği bölgesel işbirliği açısından da büyük önem taşıyor” dedi.
“COĞRAFYAMIZIN ÇEVRESİNDE YÜKSELEN KRİZLER SADECE BİZLER İÇİN DEĞİL TÜM ULUSLARARASI DÜZEN İÇİN SINAMA TEŞKİL ETMEKTEDİR”
Bölgede ve dünyada yaşanan çatışmalar hakkında değerlendirme yapan Yılmaz, “Kıbrıs meselesinde adil, kalıcı, sürdürülebilir ve adadaki gerçekleri esas alan bir çözüme yönelik çabalarımızı sürdürüyoruz. Bu bağlamda 2022 yılındaki Semerkant Zirvesi’nde KKTC’ye gözlemci statüsü verilme kararı Kıbrıs Türklerine Türk dünyasının dayanışma ruhunu göstermekle kalmamış aynı zamanda KKTC’nin uluslararası sahada görünürlüğünü ve temaslarını arttırmasına imkan sağlamıştır. Coğrafyamızın çevresinde yükselen krizler sadece bizler için değil tüm uluslararası düzen için sınama teşkil etmektedir. Türk devletleri Teşkilatı olarak burada üreteceğimiz huzur ve istikrarın yakın çevremize de sirayet etmesini arzu ediyoruz. Ukrayna’da savaşın ilk gününden beri barışın tesis edilmesi yönündeki çağrılarımızı ve diplomatik çabalarımızı sürdürüyor uluslararası toplumu da bu yönde uyarmaya devam ediyoruz. Başta Gazze olmak üzere bölgemizdeki çatışmaların kalıcı bir şekilde sonlandırılması hepimizin önceliğidir. Özellikle Gazze’de yaşanan soykırıma varan katliamlar hepimizin yüreğini dağlamaktadır. Üzerimize düşen vazife el ve güç birliğiyle yanı başımızda süregiden bu insani trajediye dur demektir. Sorun İsrail’in yıllardır devam eden Filistin topraklarını işgalidir. Bu işgal sona ermeden Filistin halkının direnişi de bitmez. Kalıcı ateşkes bir an önce sağlanmalı, insani yardımlar kesintisiz şekilde mazlum Gazze halkına ulaştırılmalı ve 1967 sınırları temelinde iki devletli çözüm hayata geçirilmelidir” ifadelerini kullandı.
Çin Komünist Partisinin davetlisi olarak Çin’e gittiklerini ifade eden Sırakaya, Çin’e son dönemde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da ziyarette bulunduğunu anımsattı.
Pekin, Şanghay ve Guangcou’da temaslarda bulunduklarını belirten Sırakaya, görüşmelerde sadece ikili değil, bölgesel ve küresel konularda da görüş alışverişinde bulunduklarını ifade etti.
İkili ilişkilerin ekonomik ilişkilere yansımasının çok önemli olduğuna dikkati çeken Sırakaya, Türkiye’nin Çin ile 48 milyar dolarlık ticaret hacmine sahip olduğunu söyledi.
Sırakaya, muhataplarıyla, Çinli iş insanlarının Türkiye’deki yatırım imkanlarını değerlendirmeleri ve Türkiye’nin bir üretim üssü haline gelmesi yönündeki taleplerini paylaştıklarını anlattı.
Ticaret hacminin gelişmesinin, inovasyon ve teknolojik gelişmeler anlamında Çin ile Türkiye’nin daha yakın bir çalışma sergilemesini sağlayacağını vurgulayan Sırakaya, şunları söyledi:
“Bugün baktığımızda Türkiye, yakın çevresinde 4 saatlik uçuş mesafesinde 40’tan fazla ülkeye ulaşabildiğiniz, yaklaşık 1,5 milyar insana hitap edebilecek bir hinterlandının olduğu, 28 trilyon dolarlık ticaret hacmine hitap edebileceğimiz bir ortamda.
Çinli yatırımcılara, çok cazip bir ülke olduğumuzu aktardığımızda, önümüzdeki süreçte Türkiye’ye daha yakından ilgi göstereceklerini ifade ettiler. Kuşak ve Yol Girişimi, Orta Koridor Girişimi ve tarihi İpek Yolu’nun canlandırılması noktasında beraber çalışmamız kıymetli.
Jeopolitik olarak bazı hamlelerin yapıldığı, yeni meydan okumalarının olduğu bir ortamda bu koridor çalışmalarını tamamlamak son derece önemli.”
Sırakaya, Çinli yetkililerin Türkiye’nin önümüzdeki dönemde BRICS üyesi olması yönündeki destek ve arzularını da dinlediklerini, süreç içinde Çin-Türkiye ilişkilerinin çok daha ileri bir seviyeye geleceğini gözlemlediklerini belirtti.
“ÇİN’İN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNE HASSASİYET VURGULANDI”
“Çinli yetkililerle dini, kültürel, tarihsel birlikteliğimiz olan Sincan Uygur Özerk Bölgesi’yle ilgili görüşlerimizi de paylaştık” bilgisini veren Sırakaya, Uygur Türklerinin haklarının ihlal edilmemesi noktasında Çin’den hassasiyet beklediklerini vurguladı.
Sırakaya, şunları kaydetti:
“Çin’in, Uygur Özerk Bölgesi’yle ilgili yaklaşımımızın, bazı kimi Batılı ülkelerden farklı olduğunu görmesi, bizim Çin’in toprak bütünlüğüne gösterdiğimiz hassasiyeti birinci elden ifade etmemiz çok kıymetli oldu. Sincan Özerk Bölgesi’ne olan yaklaşımımızın insani ve temel boyutta olduğunu söyledik. Çinli yetkililer tüm bu hassasiyetlerimizi paylaştıklarını söylediler.
Çin’in diğer bölgeleriyle olan ekonomik, ticari ve kültürel diyaloğumuzu, Sincan Özerk Bölgesi ile de geliştirmek istediğimizi ifade ettik. THY’nin İstanbul’dan Urumçi’ye sefer düzenlemesiyle ilgili beklentimizi ifade ettiğimizde müspet cevap aldık. Uygur Özerk Bölgesi’nde soydaşlarımızla ilgili pozitif adımların geleceğinin ön sinyalini aldık.”
Sırakaya, Çinli yetkililere Türk vatandaşlarının yaşadığı vize sorunlarını da ilettiklerini, bu konuda Çinli yetkililerin çalışma başlatarak kendilerine dönüş yapacağını dile getirdi.
AK Parti ile Çin Komünist Partisi arasında mutabakat zaptı imzaladıklarını vurgulayan Sırakaya, bu mutabakat zaptı ile kurulan mekanizmanın ikili ilişkilerde, ticarette, diplomaside sıkıntı yaşanan noktalara hemen müdahale edeceğini ifade etti.
İSRAİL’İN GAZZE’DEKİ KATLİAMLARI
Gazze konusunda Çin’in Türkiye’nin tüm hassasiyetlerini paylaştığını dile getiren Sırakaya, “Ateşkesin sağlanmasının ardından 1967 sınırları içinde, toprak bütünlüğü sağlanmış, başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulması gerektiği noktasındaki hassasiyetimizi paylaştık.
Onlar da Orta Doğu’daki zulüm ortamı bitmeden dünyada küresel barışın sağlanabilme imkanının olmadığını söylüyor.” ifadelerini kullandı.
GELME NEDENİNİN ARKASINDAN ACI DRAM ÇIKTI
Serbestiyet’te yer alan habere göre; El Naif’in terör örgütü PKK/YPG’nin örgüte zorla alınmamak için Türkiye’ye gelen Arap gençlerden olduğu ortaya çıktı.
Terör örgütü PYD/YPG kontrolü altındaki Deyrizor’da yaşayan ailesinin, El Naif’i YPG’nin zorla örgüte alınmaması için Türkiye’ye gönderdiği öğrenildi.

TÜRK ASKERİNE KURŞUN SIKMAK YERİNE TÜRKİYE’YE GELİP TARIM İŞÇİSİ OLDU
2022’nin sonlarına doğru terör örgütü YPG’ye katılmamak için Türkiye’ye kaçan El Naif, Serik’te tarım işçiliği yapmaya başladı. Türkiye’de kayıt dışı olarak gelen El Naif, 7 arkadaşıyla birlikte kalmaya başladı.
SALDIRIYA UĞRADIĞI EVE BİRKAÇ GÜN ÖNCE GELMİŞ
Suriyeli genç, öldürülmesine neden olan saldırıdan birkaç gün önce, arkadaşlarıyla birlikte Serik’in Kökez Mahallesi’nde bir eve taşındı.
El Naif’in ev arkadaşları, taşındıkları sırada sokaktaki bazı kişilerin sorması üzerine Suriyeli olduklarını söylediklerini ve eve girerlerken sokakta “Bu evde Suriyeliler oturacakmış”, “Daireye Suriyeliler gelmiş” şeklinde bazı cümleler duyduklarını belirtti.

EVİN İÇİNDE SALDIRIYA UĞRADILAR
2 Temmuz Salı günü öğle saatlerinde, mahallede 30-40 kişilik bir grup “Suriyelileri istemiyoruz” diye sloganlar atarak evin bulunduğu sokağa girdi. Sloganlar atan gruptaki bazı kişiler, birkaç gün önce “Suriyelilerin taşındığı” bilinen eve yöneldi. Evde bulunan El Naif ile bazı arkadaşları, sıcak nedeniyle dairenin kapısı açık halde evde oturuyorlardı. Eve giren saldırganlar El Naif ile arkadaşlarına saldırdı.

El Naif, ellerinden kurtularak evden dışarı çıktı ancak dışarıdaki kalabalıktakilerin saldırısına uğradı. Onların da ellerinden kurtularak arka sokağa kaçabilen El Naif, motosikletle önünü kesen üç saldırgan R.Ö. (17), Y.Y. (15) ve İ.A. (17) tarafından bıçak darbeleriyle öldürüldü.
R.Ö., Y.Y. ve İ.A., yakalanarak tutuklandı.

“ARKADAŞLARI SINIR DIŞI EDİLİRSE TERÖR ÖRGÜTÜNÜN ELİNE GEÇEBİLİR”
El Naif’in, Türkiye’ye kayıt dışı olarak gelmiş 7 arkadaşı da şu anda gözaltında ve sınır dışı edilmeleri söz konusu.
Saldırının mağduru olan ve arkadaşları katledilen gençlerin sınır dışı edilmemesi gerektiğini belirten Suriye göçmeni öğretmen ve insan hakları savunucusu Taha Elgazi, El Naif’in “YPG’li terörist” olmamak için Türkiye’ye gelmesiyle ilgili şunları söyledi:
“YPG’nin bölgedeki çocukları zorla ‘askere aldığını’ uzun zamandır anlatmaya çalışıyoruz. Son birkaç yılda bu nedenle YPG’nin egemenliğindeki bölgelerden Türkiye’ye kaçan Arap gençler var.
Üstelik de bu durumda olup da Türkiye’ye gelip sonra da sınır dışı edilen gençlerin durumu daha da kötü oluyor. Haseke, Kamışlı, Deyrizor gibi YPG egemenliğindeki bölgelerden Türkiye’ye gelip de geçici koruma kimlik belgesi olmasına rağmen kayıtlı olduğu il dışındaki bir ilde ikamet ettiği, yol izin belgesi olmaması, mahalle kısıtlaması vb. nedenlerle veya geçici koruma statüsünde olmayıp kayıt dışı giriş yaptığı için sınır dışı edilen gençler yeniden ailelerin olduğu memleketlerine döndüklerinde YPG tarafından ‘askerden kaçtığı gerekçesiyle cezalandırılıyorlar, kendi denetimlerindeki hapishanelere gönderiliyorlar. Böyle tespit ettiğimiz 20’nin üzerinde isim var.”

“BU ÇOCUKLAR YPG MİLİTANI OLMAMAK İÇİN BURAYA GELİYOR”
“El Naif’in arkadaşları da deport edilirlerse onların da aynı şeyleri yaşaması gibi bir tehlike var. Türk makamları buna izin vermemeli. Bu çocuklar YPG’nin silahlı militanı olmamak için buraya geliyorlar.
YPG’nin zaman zaman çocukları zorla sözde ‘askere aldığı’ zaman zaman da yoksul ailelere çocuğunuza aylık 200 dolar veririz diye teklif ettiğini duyuyoruz. Zaten bölgede maddi imkanlar çok kötü. Aileler, çocuk aç kalacağına gitsin diyebiliyor.”

Selamet Akıncıları Grubu Kayseri ve Suriye’deki olaylara ilişkin Selamet Akıncıları Bildirisi yayınladı.
Selamet Akıncıları Grubu adına Genel Koordinatör Ahmet Tanrıverdi’nin yaptığı açıklama şu şekilde;
“Kayseri’de geçtiğimiz günlerde Suriye uyruklu bir kişinin yine Suriye uyruklu olan küçük yaştaki bir kız çocuğunu taciz ettiği iddiasıyla tutuklanmasından sonra meydana gelen olaylar, ülkemiz aleyhine yapılan bir planın parçasıdır.
Haberin duyulması ile bunu fırsat bilen provokatörler hemen devreye girerek halkın sinir uçları ile oynamıştır. Kamyonlarla bölgeye insanlar taşınmış, bu ferdi olay mülteci düşmanlığına dönüştürülmüş, oluşturulan kalabalık gruplar saldırıya geçirilmiş, her yeri ateşe vererek yakıp yıkmışlardır.
“TEHLİKELİ BİR PROVOKASYONDUR”
Kayseri’de bu olaylar devam ederken aynı anda Suriye’nin kuzeyinde gerginlikler baş göstermiş ve Türk bayrağına, Türk TIR’larına yönelik saldırılar gerçekleştirilmiştir.
Kayseri’de ve bazı illerimizde Suriyelilere karşı düzenlenen eylemlere karşılık olarak, aynı anda Suriye’nin kuzeyinde Türk güçlerinin kontrolü altındaki bölgelerde Türklere ve Türkiye’ye karşı yapılan eylemler, provokasyonun boyutunu ortaya koymaktadır.
Gelişen olaylar ve yetkililer tarafından yapılan açıklamalar gösteriyor ki hadise tam manasıyla Türkiye düşmanı gruplar tarafından ortaya konulan tehlikeli bir provokasyondur.
Bu provokasyonun iki önemli sebebi vardır. Birincisi Türkiye Cumhuriyetinin, Suriye Devleti ile yakınlaşmasını önlemek, ikincisi Türk ve Kürt halklarını birbirine düşman ederek ülkemizi bölünmenin ve parçalanmanın eşiğine getirmektir.
Türkiye ile Suriye’nin tekrar geçmiş yıllarda olduğu gibi yakınlaşması üç önemli sonuç doğuracaktır. Bunlar; Suriye içindeki PKK güçlerinin temizlenmesi, Türkiye’nin Suriye sınır bölgelerinde tamamen tampon bölge oluşturulması ve genel af ilanı ile Türkiye’deki Suriyelilerin ülkelerine dönüşüdür.
PKK’nın Suriye’den temizlenmesi hem Suriye için hem de Türkiye için çok olumlu sonuçlar meydana getirecektir. PKK şu anda ABD’nin de desteğiyle Suriye topraklarının bir bölümünü işgal etmiş bulunmaktadır. O kadar ki Suriye Devleti kendi topraklarında çıkarılan petrolü PKK’dan yüksek bir para ile satın almaktadır.
PKK aynı zamanda Suriye topraklarından ABD’nin verdiği güçlü silahlarla Türkiye’yi de tehdit etmektedir. PKK’nın buradan temizlenmesi her iki ülkenin de yararına olacaktır.
Diğer yandan Türkiye’nin Suriye sınırının bazı bölgelerinde oluşturduğu tampon bölgenin Suriye Devleti eliyle bütün sınır boyunca yayılmasını temin etmek, Türkiye’nin güvenliği ve Suriye’nin toprak bütünlüğü açısından son derece önemlidir.
Suriye’nin ve Türkiye’nin bölünmesi planını yapan güçler bunların gerçekleşmesini elbette istemezler.
Üçüncü olarak Suriyelilerin ülkelerine dönüşüdür ki aslında Türkiye düşmanları bunu da istemezler. Zira ikide bir bu konuyu kaşıyarak ülkemizi karıştırıyorlar. Suriyelilerin ülkelerine dönüşünün gerçekleşmesi ile ellerinde istismar edecek konu kalmayacaktır.
Çeşitli suçlardan kaydı olanların Kayseri’den başlatarak bazı illerimize yaydıkları olaylar ile Suriye’deki Türkiye’ye karşı yapılan olayların bölücü ve ırkçı örgüt üyeleri tarafından tırmandırılması, meydana gelecek olumlu gelişmeleri önlemeye yöneliktir.
İsrail’in Gazze katliamlarından sonra Lübnan’a da saldırı başlattığı, üçüncü dünya savaşının konuşulduğu ve dünyanın her taraftan kaynamaya başladığı bir anda bu olayların vuku bulması tesadüf değildir.
Türkiye’de her gün onlarca taciz ve tecavüz olaylarının yaşanmasına hiç tepki vermeyenlerin, Suriyeli insan dışı bir varlığın yine Suriyeli bir kız çocuğuna yaptığı tacizi bahane ederek tüm mültecilere karşı saldırıya geçmeleri, aynı anda Suriye’de de Türklere ve bayrağımıza yapılan karşı saldırı bu işin önceden planlandığının göstergesidir.
“DAHA FAZLA BÜYÜMEDEN SONA ERMESİ SEVİNDİRİCİDİR”
Gerek milletimizin sağduyulu davranarak provokasyonlara alet olmaması gerekse Suriye Geçici Hükümet Başkanı Abdurrahman Mustafa’nın yaptığı sağduyulu açıklaması ile her iki tarafta da olayların daha fazla büyümeden sona ermesi sevindiricidir.
Aziz milletimize seslenmek istiyorum. Türkiye düşmanları ve içerideki hainler zaman zaman bu tür ihanet denemeleri yapacaklardır. Bu provokasyonlara alet olmayalım. Provokatörlerin oyununa gelmeyelim.
“YAKIP YIKMAK ÇARE DEĞİLDİR”
Yakıp yıkmak çare değildir. Kardeşliğimizi muhafaza edelim. Devletimize ve devletimizin gücüne güvenelim. Devlet, hiç kimsenin yaptığını yanına bırakmaz. Suç işleyen kim olursa olsun mutlaka cezasını bulur. Halkı sokaklara taşıyanlar ülkemizi karıştırmak ve bölmek isteyen hainlerdir. Bu hainlere karşı uyanık olalım.
Türkiye düşmanları ne yaparsa yapsın amaçlarına ulaşamayacak ve Türkiye Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde adım adım büyük Türkiye idealine kavuşacaktır.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. “
]]>Basın mensupları daha sonra tören alanındaki tüm platformlara yakından bakabilecekleri farklı bir yere alındı. ANKA-III kendini ilk kez o an gösterdi. Gerçekten de Amerikan filmlerinden çıkmış gibi bir hali vardı. Daha önce bu tarzda bir platformla hiç karşılaşmamıştık. Herkesin kafasında hem ANKA-III’ün gerçekten uçup uçamayacağı hem de bu hava aracıyla Ankara’nın neyi hedeflediği sorusu belirdi.
ANKA-III, 2023 yılının son günlerinde ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi. Böylece ilk soru yanıtını buldu. Sonrasında defalarca göğe yükseldi. Projeyle ilgili çalışmalar devam ediyor. Savunma ve Havacılık Uzmanı Kubilay Yıldırım proje ile ilgili önemli değerlendirmelerde bulundu. Yıldırım, ANKA-III özelinde Türk S/İHA’ların yolculuğunu da ele aldı.

2004 DÖNÜM NOKTASI OLDU
Kubilay Yıldırım, Türk havacılık endüstrisinin insansız hava araçları (İHA) yönünde gelişmesine yönelik en kritik kararlardan birinin 2004 yılındaki meşhur Savunma Sanayi İstişare Kurulu (SSİK) toplantısında alındığını söylüyor.
Bu kararın iki konuya vesile olduğundan bahsediyor… TUSAŞ’a orta sınıf bir İHA geliştirme projesinin verilmesi. Ki bu projenin ismi daha sonra ANKA oldu. Ayrıca, proje olgunlaşana kadar aynı kabiliyetin Türk Hava Kuvvetleri tarafından kullanılabilmesi için İsrail’den Heron adı verilen İHA’ların temini.
“Heron’ların temini ve işletilmesi oldukça meşakkatli bir proje haline gelmiş olsa dahi Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) kısa sürede terörle mücadelede oldukça önemli imkanlar kazandırdı” diyor Yıldırım. TSK’nın o yıllarda İHA’ları birer keşif/gözetleme ve silah güdümlemesi platformu olarak kullanabilmek için kendi doktrinlerini geliştirdiği ve bu kabiliyeti içselleştirdiği üzerinde duruyor.

ANKA VE TB-2 İLE YENİ BİR SÜREÇ BAŞLADI
Kamuoyundaki temel inanışın aksine, çok az sayıdaki ve kabiliyetleri epey kısıtlı Heron’ların dahi TSK’ya terörle mücadelede bir avantaj sağladığını söylüyor Yıldırım. Yıllar içerisinde çok daha modern sensörlerle ve yüksek adette envantere alınabilen, çok daha uzun süreler havada kalabilen TAI üretimi ANKA ve Baykar üretimi TB-2 platformları ile de dünyada emsali az olan bir kabiliyet kazanıldığına dikkat çekiyor.
Akabinde bu platformlar silahlandırıldı ve oldukça güvenilir silah taşıma platformları haline geldi.
”Yaklaşık 15 seneye yaygın bu süreç sonucunda TSK, tüm kuvvetleri ile İHA ve SİHA’ları doktrine etti, içselleştirdi ve operasyonel kurgularının vazgeçilemez bir parçası haline getirdi.” cümleleriyle özetliyor kat edilen yolu.

“BİRBİRİNİ BESLEYEN BIR SÜREÇ BAŞLADI”
Kubilay Yıldırım’ın bahsettiği yıllar gerçekten de kritik. Ancak o dönemde sürece yakın isimlerle konuştuğumuzda herkesin aklında benzer bir soru vardı. Acaba Türk mühendisler bu başarının devamını getirip kendilerini aşabilecek miydi yoksa yolcuğumuz ANKA ve TB-2 seviyesinde mi kalacaktı?
İşte bu sorunun cevabının da artık verildiğini belirtiyor Yıldırım ve devam ediyor:
“Bu dönem elbette teknik bir gelişime de vesile oldu. Çeşitli İHA projeleri ile birden çok firmamız otomatik uçuş kontrolü, çoklu aviyonik sistemin koordinasyonunu ve uçan gelişmiş bir gövde tasarım/imali kabiliyetlerini kazandı.
Platformlar kabiliyet kazandıkça bunlardan atılacak özel mühimmatlar geliştirilmeye başlandı. Bu konuda Türk savunma sanayii dünyada neredeyse eşi benzeri görülmeyen bir dinamizme ve üretkenliğe kavuştu. Kabaca pervaneli, mühimmat ve sensörlerini gövdesinin dışında taşıyan, radarda ışıl ışıl görünen, nispeten yavaş platformlar geliştirmek ve üretmek konusunda sektör bir süre sonra doyuma ulaştı.
Ancak bu tip platformlar hava savunma tehditlerinin görece az olduğu ve bunun manipüle edilebildiği sahalarda gerçekten etkin olabilen platformlar. Örneğin TB-2 ve ANKA, TSK’nın terörle mücadele operasyonları, Libya ve Azerbaycan’ın Ermenistan işgali altındaki Karabağ’ın kurtarılması operasyonlarında kısmen feda edilerek ancak başarılı şekilde kullanılabildi. Bu çatışmaların hepsi gelişmiş diyebileceğimiz hava savunma tehditleri bulunmayan sahalardaydı. Türkiye, S/İHA kabiliyetlerini bununla sınırlandırmayıp çok daha gelişmiş platformlara da yatırım yapmaya başladı.”

İNSANLI VE İNSANSIZ PLATFORMLARI BİR ARADA GÖRECEĞİZ
Bu noktada bir bilgi daha paylaşıyor Yıldırım ve 2015 yılı itibariyle Türk kamuoyunda ilk kez jet motorlu, düşük radar görünürlüğü kaygısı ile tasarlandığı belli olan platformlara ait kavramsal tasarımların konuşulmaya başladığını anlatıyor.
2022 yılında Baykar’ın jet motorlu, düşük görünürlüklü ve mühimmat yükünü gövde içinde taşıyacak şekilde tasarlanmış olan Kızılelma platformunu kamuoyuna duyurduğunu hatırlıyoruz. Aynı dönemde TUSAŞ Genel Müdürü Prof. Dr. Temel Kotil de ANKA-III adlı platformu duyurmuş ve ilk kavramsal tasarımlarını tanıtmıştı. “Bu iki projede de daha ağır, yük taşıma kapasitesi yüksek ve bunu gövde içinde taşıyabilecek, jet motorlu ve oldukça yüksek hızlı platformların hedeflendiği görülüyor” diyor Yıldırım.

KIZILELMA İLE ANKA-III FARKI NE?
Baykar’ın tanıttığı Kızılelma dışarıdan bakıldığında sadece pilotu ve kokpiti olmayan yeni nesil jet uçağı gibi görünürken, ANKA-3 çok daha farklı, ‘uçan kanat’ türünde farklı bir tasarımdı.
Bu farkın ne anlama geldiğini sorduğumuzda, “Baykar’ın Kızılelma ile oldukça hızlı ve yüksek performanslı, çok yüksek manevra kabiliyetine sahip bir aerodinamik gövdeyi hedeflediği anlaşılıyor. Yine bu tasarımla düşük görünürlüklü, ses altı ve ses üstü hızlarda uçabilecek bir platform ortaya çıkardılar” yanıtını alıyoruz.
TUSAŞ’ın ANKA-III tasarımına da değiniyor Yıldırım ve çok çok düşük görünürlüklü, ses altı hızlarda uçacak, manevra kabiliyeti çok daha düşük bir platformun hedeflendiğini vurguluyor:
“Kızılelma yüksek hızla, yüksek manevra kabiliyeti ile gerek yalnız başına gerekse de Milli Muharip Uçak gibi uçaklarla belirli bir hava sahasında, radarlara daha az görünerek ona verilecek her türlü görevi ifa etsin isteniyor. Bunun içerisinde Baykar firması yöneticilerinin yaptığı açıklamalara göre hava-hava mühimmatlar, hatta bir makineli top ile hava sahasının korunması, gerekirse yüksek performanslı hasım uçaklarla it dalaşına girilmesi dahi var.
ANKA-III’te ise düşman radarlarına belki de hiç görünmeden, optik gözlem sistemlerine hiç takılmadan çok uzun mesafelere uçmak, gerekirse belirli bir hava sahasında çok uzun süre kalmak ve verilen görevi ifa etmek temel hedef. Anka-III bu bakımdan gelişmeye açık, gövdesine entegre ve düşük yayın yapan ya da hiç yapmayan sensörleri ile düşman tarafından çok zor, belki de hiç tespit edilemeyecek bir platform olmaya aday.
Aynı şekilde, düşman hava sahasında optik, elektronik keşif ve gözetleme, hedef tespit ve teşhisi, çeşitli mühimmatları ile düşmanın hava sahası içine nüfuz ederek kritik ve kıymetli hedeflerin imhası akla gelen ilk görev tanımlarından.
Kızılelma’ya göre, yukarıda anlattığım tasarım felsafesi sebebi ile ANKA-III’ün yoğun tehdit ortamında dahi düşman radarlarına takılmadan düşman hava sahasına hedef kıymetlendirme yapıp, mühimat salma menzillerine kadar girmesi mümkün olabilir. Bu sessizliği, radar yankısı düşüklüğü ana hedefi ile bazı performans parametrelerinden bilerek ödün verildiği gayet açık.”

ANKA-III ÇOK KRİTİK KABİLİYETLER KAZANDIRACAK
Mevcut şartlarda düşman hedeflerine çok uzun menzilli, karışık yazılımlara sahip, çok pahalı ve hedefe vardığında imha olan seyir füzeleri ile saldırılıyor. Bunun yerine ANKA-III gibi çok silik bir platformla düşman hava sahasının, platformun imkan verdiği ölçüde derinine girerek, burada daha doğrudan mühimmatlarla saldırmanın mümkün olabileceğini öğreniyoruz.
“Yine muharebe sahasının sisi, karmaşası ve hatta görev planlamasının gereği ile göreve giden birkaç platformun imha olması ise gerektiğinde göze alınabilir. Bu da operasyonel planlamaya büyük bir esneklik getiriyor. ANKA-III bu bağlamda Türk Hava Kuvvetleri’ne F-35 ile edinmeyi hedeflediği bir kabiliyete MMU platformunun hizmete girmesinden önce kavuşması imkanı sağlayacak” diyor Yıldırım.
BİRBİRLERİNE RAKIP DEĞİL ‘TAMAMLAYICI’ OLACAKLAR
İşte tam da bu noktada ANKA-III ile Kızılelma’nın aslında birbirine rakip değil aksine ‘tamamlayıcı’ olabileceğini anlatıyor Kubilay Yıldırım. Bu kabiliyet şemasının en tepesinde ise şüphesiz ki Milli Muharip Uçak KAAN’ın olduğunu söylüyor.
Başta ABD olmak üzere insanlı ve insansız sistemlerin karma şekilde, havada operasyonel ve kinetik olarak kullanılmalarına yönelik kavramların gelişim aşamasında olduğunu biliyoruz. Yıldırım bu süreci, “Taşa yazılmış, kesinleşmiş bir doktrin yok. Çeşitli geliştirme ve üretim projeleri ise yeni yeni imzalanmaya başlamış, bu projelerin nereye evrileceği, ne kadar başarılı olabileceği belirsiz. Yani, Türkiye yine dünyada bu konuda trene oldukça önden bindi. Yoğun şekilde de faaliyetlerine devam ediyor. Bu da kesinlikle Türk havacılık ekosistemi için bir şans” cümleleriyle özetliyor.

“MOTOR VE KRİTİK SİSTEMLERİN YERLİLEŞMESİ ÇOK ÖNEMLİ”
ANKA-III de Kızılema da nihayetinde birer platform. İki platform da uçuşlu olgunlaştırma testlerine devam ediyor. Kubilay Yıldırım, kritik alt sistemler ve motor meselesine de parantez açıp, sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Bu platformların yeterli kabiliyette ve adette üretilebilmeleri için muhakkak ki en başta motor gibi uçuş için kritik birçok alt sisteminin de temininin, gerekirse yerlileştirilmesinin önemi büyük. Bu konuda da yer yer birbirine paralel, riski en aza indiren çeşitli çalışmalar yürütülüyor. Bu geliştirme projelerinin de ete kemiğe bürünmesi ile iki platform da gerek sensörleri, otonom ve yarı otonom uçuş kontrol kabiliyetleri, görev planlama ve icra etme konseptleri ile askeri havacılıkta bırakın Türkiye’yi, dünyada dahi çığır açacak seviyede sistemler olmaya adaylar.
TB-2 ve ANKA ile yaşanan bir süreç vardı… Platformun olgunlaşması, bunun yeni operasyonel konseptlerde kullanılması, buradan çıkarılan dersler ile yeni sensör ve silahların geliştirilip uçan sistemlere entegre edilmesi, bu kazanılan yeni kabiliyetlerin sahada denenerek yine yeni operasyonel konseptlerin geliştirilmesi ve bunun en nihayetinde kuvvetlerin birer doktrini haline gelmesi… Şimdi bu süreci daha gelişmiş sistemlerle bir kez daha yaşayacağız.
Bu bahsettiğimiz süreç son derece kritik. Çünkü oldukça belirsiz bir coğrafyada yaşıyoruz. TSK’nın halen caydırıcı ve etkin kalabilmesi için bu kabiliyetlerin kazanılması hayati önemde.”
Türkiye’den geçen yıl yapılan gelinlik ihracatı bir önceki yıla göre yüzde 35,7 artarak 3 milyon 694 bin 401 dolar oldu. Adet bazında bakıldığında 2023’te 23 bin 380 gelinlik ihracat edildi. Aynı dönemde en fazla ihracat 7 bin 836 adetle Almanya’ya yapıldı. Bunu sırasıyla 2 bin 82 adetle Suudi Arabistan, 1782 adetle Irak, 1437 adetle Avusturya, 1024 adetle İsveç izledi.
Bu yılın ocak-mayıs döneminde ise 1 milyon 468 bin 436 dolarlık ihracat gerçekleşti. Türkiye bu dönemde 11 bin 898 adet dış satım yaptı. Ocak- Mayıs 2024’te en fazla gelinlik ihracatı 2 bin 901 adetle Almanya’ya yapıldı. Bunu 1450 adetle Irak, 1365 adetle Danimarka, 1340 adetle ABD ve 942 adetle Avusturya izledi.
Türkiye’nin 2022’de gelinlik ihracatı 2 milyon 722 bin 240 dolar olarak kayıtlara geçti. Bu dönemde 52 bin 850 adet dış satım gerçekleşirken, en fazla ihracat 22 bin 130 adetle Birleşik Krallık’a yapıldı. Bunu 12 bin 129 adetle Almanya, 3 bin 868 adetle Yemen, 2 bin 588 adetle Kırgızistan, 1826 adetle Irak izledi.
Türkiye, 2021’de 2 milyon 362 bin 715 dolarlık gelinlik ihracatı gerçekleştirdi. Aynı dönemde 43 bin 789 adet gelinlik ihraç edilirken, en çok ihracat 8 bin 635 adetle Irak’a, 7 bin 607 adetle Tunus’a, 6 bin 813 adetle Almanya’ya, 5 bin 168 adetle Polonya’ya, 2 bin 881 adetle Birleşik Krallık’a yapıldı.
“Gelinlik sektörü tasarım ve kalite açısından rekabetçi ürünler sunuyor”
Moda ve Hazır Giyim Federasyonu Başkanı Hüseyin Öztürk, AA muhabirine, Türk hazır giyim sanayisinde gelinlik sektörünün, büyük bir iç pazar ve güçlü ihracat potansiyeli ile önemli bir konuma sahip olduğunu söyledi.
Öztürk, sektörün katma değer, moda, inovasyon ve AR-GE anlamında güçlü olduğuna işaret ederek, “Türkiye’nin genel ihracat kilogram birim fiyatının 1,57 dolar olduğu düşünüldüğünde gelinlik, yaklaşık 100 dolar ihracat kilogram fiyatıyla dikkati çekiyor. Gelinlik sektörümüz nitelikli iş gücü ve gelişmiş yan sanayisi ile küresel ölçekte önemli bir aktör olmasının yanında tasarım ve kalite açısından rekabetçi ürünler sunuyor. Türk gelinlik üreticileri Avrupa’dan Amerika’ya, Körfez ülkelerinden Orta Asya ülkelerine kadar geniş bir coğrafyada tasarımı ve kalitesiyle adını duyurmuştur.” diye konuştu.
Sektörünün tasarım gücü, kalitesi ve rakiplerine göre fiyat avantajıyla dünya pazarlarında öne çıktığına da dikkati çeken Öztürk, Türkiye’de gerek meslek yüksekokulu gerekse lisans düzeyinde moda tasarım bölümlerinin artmasıyla “eğitimli tasarımcı” sayısının yükseldiğini, bunun da sektörü rekabetçilikte daha yukarı taşıdığını belirtti.
Öztürk, her yıl İzmir’de gerçekleştirilen IF Wedding Fashion Gelinlik, Damatlık ve Abiye Giyim Fuarı’nın alanında Avrupa’nın en büyük organizasyonu olduğunu ve bu yıl 18. kez kapılarını açacağını dile getirerek, fuarın dünyanın birçok ülkesinden katılımcıyı ağırlayarak sektördeki başarıya katkı sunduğunu söyledi.
“TÜRK TASARIMCILAR ÖZEL SİPARİŞ GELİNLİKLERDE BAŞARISINI ARTIRDI”
İstanbul Gelinlik Sanayicileri ve İhracatçıları Derneği Başkanı Turan Aksoy ise Türk tasarımcıların özellikle “haute couture” adı verilen özel sipariş gelinliklerde başarısını artırdığına dikkati çekti.
Aksoy, kullanılan malzeme ve işçiliğin üst düzey olmasının Türk gelinlik sektörünün uluslararası pazarlarda tercih edilme nedeninin başında geldiğini belirtti.
Özellikle işleme ve el işçiliği konusunda Türk firmalarının Avrupalı rakiplerine göre çok iyi olduğunu vurgulayan Aksoy, “Öte yandan ürün çeşitliliğimiz de bizi bir adım öne çıkarıyor. Her tarz gelinliği Türk üreticilerden bulmaları mümkün. Katıldığımız uluslararası fuarlarda Türk firmaları ürün çeşitliliği ile dikkati çekiyor. Yabancı firmalar ve alıcılar aradığı her modeli bulabiliyor. Dünyada gelinlik sektörü çok büyük bir pazar. Türkiye bu pazarın en etkin oyuncularından biri.” diye konuştu.
Aksoy, İspanya’nın dünyadaki en iyi hedef pazarlardan biri olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:
“Bu sıralar ABD de çok iyi. Bu hedef doğrultusunda birçok Türk firması, Barselona’daki fuarda her yıl yerini alıyor. Dönemin trendlerinden çok, her ülkenin farklı trendi var. Örneğin ABD, Almanya, İtalya gibi ülkelerde daha sade modeller tercih edilirken, Arap coğrafyasında tam tersi çok kabarık, işlemeli, işçiliği yüksek gelinlikler ön plana çıkıyor. Dünya genelinde şimdilerde eskiye dönüş trendi de başladı. Saten, sade gelinlikler ve özellikle son dönemde bizde ‘Fransız danteli’ diye bilinen dantelli modellere yoğun ilgi söz konusu.”
Sektörün en büyük sıkıntısının ise personel eksikliği olduğunun altını çizen Aksoy, en büyük beklentinin nitelikli iş gücünün yetişmesi olduğunu sözlerine ekledi.
Basın mensupları daha sonra tören alanındaki tüm platformlara yakından bakabilecekleri farklı bir yere alındı. ANKA-III kendini ilk kez o an gösterdi. Gerçekten de Amerikan filmlerinden çıkmış gibi bir hali vardı. Daha önce bu tarzda bir platformla hiç karşılaşmamıştık. Herkesin kafasında hem ANKA-III’ün gerçekten uçup uçamayacağı hem de bu hava aracıyla Ankara’nın neyi hedeflediği sorusu belirdi.
ANKA-III, 2023 yılının son günlerinde ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi. Böylece ilk soru yanıtını buldu. Sonrasında defalarca göğe yükseldi. Projeyle ilgili çalışmalar devam ediyor. Biz de ikinci soru için Savunma ve Havacılık Uzmanı Kubilay Yıldırım ile bir araya geldik. Yıldırım ile konuşurken temel amacımız ANKA-III için genel ancak hakkını teslim eden bir çerçeve çizmekti. Ancak konuşurken sadece bugüne odaklanmanın eksik kalabileceğini düşündük. Bu nedenle ANKA-III özelinde Türk S/İHA’ların yolculuğuna uzandığımız bir metin çıktı ortaya.
2004 dönüm noktası oldu
Kubilay Yıldırım, Türk havacılık endüstrisinin insansız hava araçları (İHA) yönünde gelişmesine yönelik en kritik kararlardan birinin 2004 yılındaki meşhur Savunma Sanayi İstişare Kurulu (SSİK) toplantısında alındığını söylüyor.
Bu kararın iki konuya vesile olduğundan bahsediyor… TUSAŞ’a orta sınıf bir İHA geliştirme projesinin verilmesi. Ki bu projenin ismi daha sonra ANKA oldu. Ayrıca, proje olgunlaşana kadar aynı kabiliyetin Türk Hava Kuvvetleri tarafından kullanılabilmesi için İsrail’den Heron adı verilen İHA’ların temini.
“Heron’ların temini ve işletilmesi oldukça meşakkatli bir proje haline gelmiş olsa dahi Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) kısa sürede terörle mücadelede oldukça önemli imkanlar kazandırdı” diyor Yıldırım. TSK’nın o yıllarda İHA’ları birer keşif/gözetleme ve silah güdümlemesi platformu olarak kullanabilmek için kendi doktrinlerini geliştirdiği ve bu kabiliyeti içselleştirdiği üzerinde duruyor.
ANKA ve TB-2 ile yeni bir süreç başladı
Kamuoyundaki temel inanışın aksine, çok az sayıdaki ve kabiliyetleri epey kısıtlı Heron’ların dahi TSK’ya terörle mücadelede bir avantaj sağladığını söylüyor Yıldırım. Yıllar içerisinde çok daha modern sensörlerle ve yüksek adette envantere alınabilen, çok daha uzun süreler havada kalabilen TAI üretimi ANKA ve Baykar üretimi TB-2 platformları ile de dünyada emsali az olan bir kabiliyet kazanıldığına dikkat çekiyor.
Akabinde bu platformlar silahlandırıldı ve oldukça güvenilir silah taşıma platformları haline geldi.
“Yaklaşık 15 seneye yaygın bu süreç sonucunda TSK, tüm kuvvetleri ile İHA ve SİHA’ları doktrine etti, içselleştirdi ve operasyonel kurgularının vazgeçilemez bir parçası haline getirdi.” cümleleriyle özetliyor kat edilen yolu.
“Birbirini besleyen bir süreç başladı”
Kubilay Yıldırım’ın bahsettiği yıllar gerçekten de kritik. Ancak o dönemde sürece yakın isimlerle konuştuğumuzda herkesin aklında benzer bir soru vardı. Acaba Türk mühendisler bu başarının devamını getirip kendilerini aşabilecek miydi yoksa yolcuğumuz ANKA ve TB-2 seviyesinde mi kalacaktı?
İşte bu sorunun cevabının da artık verildiğini belirtiyor Yıldırım ve devam ediyor:
“Bu dönem elbette teknik bir gelişime de vesile oldu. Çeşitli İHA projeleri ile birden çok firmamız otomatik uçuş kontrolü, çoklu aviyonik sistemin koordinasyonunu ve uçan gelişmiş bir gövde tasarım/imali kabiliyetlerini kazandı.
Platformlar kabiliyet kazandıkça bunlardan atılacak özel mühimmatlar geliştirilmeye başlandı. Bu konuda Türk savunma sanayii dünyada neredeyse eşi benzeri görülmeyen bir dinamizme ve üretkenliğe kavuştu. Kabaca pervaneli, mühimmat ve sensörlerini gövdesinin dışında taşıyan, radarda ışıl ışıl görünen, nispeten yavaş platformlar geliştirmek ve üretmek konusunda sektör bir süre sonra doyuma ulaştı.
Ancak bu tip platformlar hava savunma tehditlerinin görece az olduğu ve bunun manipüle edilebildiği sahalarda gerçekten etkin olabilen platformlar. Örneğin TB-2 ve ANKA, TSK’nın terörle mücadele operasyonları, Libya ve Azerbaycan’ın Ermenistan işgali altındaki Karabağ’ın kurtarılması operasyonlarında kısmen feda edilerek ancak başarılı şekilde kullanılabildi. Bu çatışmaların hepsi gelişmiş diyebileceğimiz hava savunma tehditleri bulunmayan sahalardaydı. Türkiye, S/İHA kabiliyetlerini bununla sınırlandırmayıp çok daha gelişmiş platformlara da yatırım yapmaya başladı.”
İnsanlı ve insansız platformları bir arada göreceğiz
Bu noktada bir bilgi daha paylaşıyor Yıldırım ve 2015 yılı itibariyle Türk kamuoyunda ilk kez jet motorlu, düşük radar görünürlüğü kaygısı ile tasarlandığı belli olan platformlara ait kavramsal tasarımların konuşulmaya başladığını anlatıyor.
2022 yılında Baykar’ın jet motorlu, düşük görünürlüklü ve mühimmat yükünü gövde içinde taşıyacak şekilde tasarlanmış olan Kızılelma platformunu kamuoyuna duyurduğunu hatırlıyoruz. Aynı dönemde TUSAŞ Genel Müdürü Prof. Dr. Temel Kotil de ANKA-III adlı platformu duyurmuş ve ilk kavramsal tasarımlarını tanıtmıştı. “Bu iki projede de daha ağır, yük taşıma kapasitesi yüksek ve bunu gövde içinde taşıyabilecek, jet motorlu ve oldukça yüksek hızlı platformların hedeflendiği görülüyor” diyor Yıldırım.
Kızılelma ile ANKA-III farkı ne?
Baykar’ın tanıttığı Kızılelma dışarıdan bakıldığında sadece pilotu ve kokpiti olmayan yeni nesil jet uçağı gibi görünürken, ANKA-3 çok daha farklı, ‘uçan kanat’ türünde farklı bir tasarımdı.
Bu farkın ne anlama geldiğini sorduğumuzda, “Baykar’ın Kızılelma ile oldukça hızlı ve yüksek performanslı, çok yüksek manevra kabiliyetine sahip bir aerodinamik gövdeyi hedeflediği anlaşılıyor. Yine bu tasarımla düşük görünürlüklü, ses altı ve ses üstü hızlarda uçabilecek bir platform ortaya çıkardılar” yanıtını alıyoruz.
TUSAŞ’ın ANKA-III tasarımına da değiniyor Yıldırım ve çok çok düşük görünürlüklü, ses altı hızlarda uçacak, manevra kabiliyeti çok daha düşük bir platformun hedeflendiğini vurguluyor:
“Kızılelma yüksek hızla, yüksek manevra kabiliyeti ile gerek yalnız başına gerekse de Milli Muharip Uçak gibi uçaklarla belirli bir hava sahasında, radarlara daha az görünerek ona verilecek her türlü görevi ifa etsin isteniyor. Bunun içerisinde Baykar firması yöneticilerinin yaptığı açıklamalara göre hava-hava mühimmatlar, hatta bir makineli top ile hava sahasının korunması, gerekirse yüksek performanslı hasım uçaklarla it dalaşına girilmesi dahi var.
ANKA-III’te ise düşman radarlarına belki de hiç görünmeden, optik gözlem sistemlerine hiç takılmadan çok uzun mesafelere uçmak, gerekirse belirli bir hava sahasında çok uzun süre kalmak ve verilen görevi ifa etmek temel hedef. Anka-III bu bakımdan gelişmeye açık, gövdesine entegre ve düşük yayın yapan ya da hiç yapmayan sensörleri ile düşman tarafından çok zor, belki de hiç tespit edilemeyecek bir platform olmaya aday.
Aynı şekilde, düşman hava sahasında optik, elektronik keşif ve gözetleme, hedef tespit ve teşhisi, çeşitli mühimmatları ile düşmanın hava sahası içine nüfuz ederek kritik ve kıymetli hedeflerin imhası akla gelen ilk görev tanımlarından.
Kızılelma’ya göre, yukarıda anlattığım tasarım felsafesi sebebi ile ANKA-III’ün yoğun tehdit ortamında dahi düşman radarlarına takılmadan düşman hava sahasına hedef kıymetlendirme yapıp, mühimat salma menzillerine kadar girmesi mümkün olabilir. Bu sessizliği, radar yankısı düşüklüğü ana hedefi ile bazı performans parametrelerinden bilerek ödün verildiği gayet açık.”
ANKA-III çok kritik kabiliyetler kazandıracak
Mevcut şartlarda düşman hedeflerine çok uzun menzilli, karışık yazılımlara sahip, çok pahalı ve hedefe vardığında imha olan seyir füzeleri ile saldırılıyor. Bunun yerine ANKA-III gibi çok silik bir platformla düşman hava sahasının, platformun imkan verdiği ölçüde derinine girerek, burada daha doğrudan mühimmatlarla saldırmanın mümkün olabileceğini öğreniyoruz.
“Yine muharebe sahasının sisi, karmaşası ve hatta görev planlamasının gereği ile göreve giden birkaç platformun imha olması ise gerektiğinde göze alınabilir. Bu da operasyonel planlamaya büyük bir esneklik getiriyor. ANKA-III bu bağlamda Türk Hava Kuvvetleri’ne F-35 ile edinmeyi hedeflediği bir kabiliyete MMU platformunun hizmete girmesinden önce kavuşması imkanı sağlayacak” diyor Yıldırım.
Birbirlerine rakip değil ‘tamamlayıcı’ olacaklar
İşte tam da bu noktada ANKA-III ile Kızılelma’nın aslında birbirine rakip değil aksine ‘tamamlayıcı’ olabileceğini anlatıyor Kubilay Yıldırım. Bu kabiliyet şemasının en tepesinde ise şüphesiz ki Milli Muharip Uçak KAAN’ın olduğunu söylüyor.
Başta ABD olmak üzere insanlı ve insansız sistemlerin karma şekilde, havada operasyonel ve kinetik olarak kullanılmalarına yönelik kavramların gelişim aşamasında olduğunu biliyoruz. Yıldırım bu süreci, “Taşa yazılmış, kesinleşmiş bir doktrin yok. Çeşitli geliştirme ve üretim projeleri ise yeni yeni imzalanmaya başlamış, bu projelerin nereye evrileceği, ne kadar başarılı olabileceği belirsiz. Yani, Türkiye yine dünyada bu konuda trene oldukça önden bindi. Yoğun şekilde de faaliyetlerine devam ediyor. Bu da kesinlikle Türk havacılık ekosistemi için bir şans” cümleleriyle özetliyor.
“Motor ve kritik sistemlerin yerlileşmesi çok önemli”
ANKA-III de Kızılema da nihayetinde birer platform. İki platform da uçuşlu olgunlaştırma testlerine devam ediyor. Kubilay Yıldırım, kritik alt sistemler ve motor meselesine de parantez açıp, sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Bu platformların yeterli kabiliyette ve adette üretilebilmeleri için muhakkak ki en başta motor gibi uçuş için kritik birçok alt sisteminin de temininin, gerekirse yerlileştirilmesinin önemi büyük. Bu konuda da yer yer birbirine paralel, riski en aza indiren çeşitli çalışmalar yürütülüyor. Bu geliştirme projelerinin de ete kemiğe bürünmesi ile iki platform da gerek sensörleri, otonom ve yarı otonom uçuş kontrol kabiliyetleri, görev planlama ve icra etme konseptleri ile askeri havacılıkta bırakın Türkiye’yi, dünyada dahi çığır açacak seviyede sistemler olmaya adaylar.
TB-2 ve ANKA ile yaşanan bir süreç vardı… Platformun olgunlaşması, bunun yeni operasyonel konseptlerde kullanılması, buradan çıkarılan dersler ile yeni sensör ve silahların geliştirilip uçan sistemlere entegre edilmesi, bu kazanılan yeni kabiliyetlerin sahada denenerek yine yeni operasyonel konseptlerin geliştirilmesi ve bunun en nihayetinde kuvvetlerin birer doktrini haline gelmesi… Şimdi bu süreci daha gelişmiş sistemlerle bir kez daha yaşayacağız.
Bu bahsettiğimiz süreç son derece kritik. Çünkü oldukça belirsiz bir coğrafyada yaşıyoruz. TSK’nın halen caydırıcı ve etkin kalabilmesi için bu kabiliyetlerin kazanılması hayati önemde.”

“Türklere özel belirleyici bir unsur”
Sosyal bilimlerin neredeyse her dalında yapılan araştırmaların, kurt motifinin sadece Türklere özel belirleyici bir unsur olduğunu ortaya koyduğunu anlatan Doç. Dr. Savaş Eğilmez, “Türklerde kurt figürü; destanlardan atasözlerine, deyimlere, bitki adlarına, yer adlarına, kişi adlarına, mitolojiden inanç ve itikatlara, resim ve heykelden mimariye, el sanatlarında motiflere kadar yansıyarak bir kurt kültünün doğmasına, gelişmesine ve günümüze kadar gelmesine neden olmuştur. Yakın dönem Türk edebiyatında da Türk motifine rastlamak mümkündür. Örneğin Halide Edip’in, Kemal Tahir’in, Yahya Kemal’in, Atilla İlhan’ın bazı eserlerinde, Kurt figürü ile Türk toplumundan kesitlere yer verilmiştir. Günümüzde yapılan araştırmalarda, kurt adıyla ilişkili 18 adet bitki adı, 19 adet yer adı, 27 adet kişi adı, 55 adet atasözü ve deyim tespit edilmiştir. Türk toplumları içerisinde varlığı, yaşamlarının her alanında gözlemlenen kurt motifi, Türk kültür hayatıyla adeta bütünlenmiştir. Büyük devletler kurmuş olan Türklerde kurt, siyasi hakimiyetlerin sembolü haline gelmiştir. Çin yıllıklarında, Türklerin kurttan türediği, kurdun Türkler için bir egemenlik, yiğitlik sembolü olduğu aktarılmaktadır. Yine kaynaklarda ‘Batı Türkleri bayraklarının tepesine dişi kurt başı asarlar’ şeklinde bilgiler yer almaktadır. Tarihte Türkler tarafından kullanılan bazı bayrak ve sancaklar üzerinde ise kurt başı figürü kullanılmıştır. Göktürklerde kağanın muhafız birliğini oluşturan savaşçılar ‘böri’ olarak adlandırılmaktaydı. Tarihi Türk savaş stratejisinin en önemi parçasının bir adı da Kurt Taktiği olarak isimlendirilmiştir. Bazı Türk devletlerinde, boyların başındaki hanedan üyesi beylere bir anlamı da bozkurt olan İlteber ünvanı verilmiştir. Birçok kavmin kendileri için kutsal kabul ettiği hayvanı vardır. Ama hiç birinin ilişkisi Türk Milleti ile Kurt arasındaki ilişki kadar tarihi, kültürel ve güçlü değildir” diye konuştu.

“Tarih buna asla izin vermez”
Türk milli takımı oyuncusu Merih Demiral’ın Avusturya’ya karşı oynanan maçta attığı golden sonra sevincini bozkurt işareti yaparak kutladığını hatırlatan Doç. Dr. Savaş Eğilmez, “Türk milletinin tamamıyla bütünleşen bu sevinç sonrası Türk karşıtı odaklar harekete geçti ve UEFA milli oyuncumuz hakkında soruşturma başlattı. Bunu sadece UEFA’nın kendi inisiyatifi olarak görmek çok yanlış olur. Çünkü Merih Demiral’ın bu milli sevincini kabullenemeyen Almanya İçişleri Bakanı Nancy Feaser, İsrail medyası ve Amerika merkezli Ermeni diasporası hemen harekete geçmiş ve UEFA’yı baskı altına almıştır. Hatta Ermeni diasporası Merih’in uluslararası müsabakalardan men edilmesi için kampanya başlatmıştır. Bu soruşturma ve Türk karşıtı söylemler asla kabul edilemez. Merih’in bu sevinci Türk milletini kucaklamış ve Türk kültürüne ve tarihine güçlü bir mesaj olmuştur. Kim ne yaparsa yapsın, ne derse desin, Türk milletinin siyasi, sosyal ve kültürel hayatına bu kadar güçlü bağlarla bağlı olan Kurdu yasaklayamaz, unutturamaz. Tarih buna asla izin vermez” şeklinde konuştu.

SUUDİ ARABİSTAN’DAN TÜRKİYE’YE DEV TEKLİF
Majid Al-Hogail, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın karşılıklı yatırımlarda önemli avantajları bulunduğunu belirterek, “Birlikte çalışmaya devam etmemiz gerektiğine düşünüyor ve diyaloğun devamı için şirketlerimizi cesaretlendiriyorum.” ifadelerini kullandı.
Türkiye-Suudi Arabistan İnşaat Forumu, Türkiye Müteahhitler Birliği (TBM) organizasyonunda, Suudi Arabistan Belediye, Kırsal İşler ve Konut Bakanı Majid Al-Hogail ve Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu’nun katılımıyla İstanbul’da gerçekleştirildi.
Forumun kapanış oturumunda konuşan Al-Hogail, iki ülke liderlerinin iradesi ve yetkililerin çalışması sayesinde Türkiye ile Suudi Arabistan arasında ekonomik ilişkilerin gelişmeye devam ettiğini söyledi.

Al-Hogail, iki ülke arasındaki ticareti olması gerektiği seviyeye getirmek için karşılıklı ziyaretler yaptıklarını ve bu çabaların devam edeceğini belirterek, “Bu ziyaretimizde ticari ilişkilerimizi büyütmek için bize eşlik eden Suudi şirketlerimiz de oldu. Onların yüzünün güldüğünü görüyorum. Onların bu ziyarete katılmalarından ötürü gurur duyuyorum. Her iki ülkenin de karşılıklı yatırımlarda avantajları bulunuyor. Birlikte çalışmaya devam etmemiz gerektiğine düşünüyor ve diyaloğun devamı için şirketlerimizi cesaretlendiriyorum.” diye konuştu.
Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 projeksiyonu kapsamında çok fazla konut ve altyapı projesini hayata geçireceklerini aktaran Al-Hogail, bu konuda Türkiye’den ve Türk müteahhitlik sektöründen faydalanmak istediklerini belirtti.
Al-Hogail, Türk iş dünyası için Suudi Arabistan’da büyük bir iş potansiyeli söz konusu olduğunu ifade ederek, Türk yatırımcıları Suudi Arabistan’da görmekten ve iş insanlarını desteklemekten mutluluk duyacaklarını sözlerine ekledi.

“İNŞAAT SEKTÖRÜNÜ DİĞER SEKTÖRLERLE DESTEKLEYECEĞİZ”
Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu da Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ikili ticari ve ekonomik işbirliğinin güçlendirilmesine büyük önem verdiklerini belirterek, son 1,5 yıldır ikili ticaret hacminin artış eğiliminde olduğunu söyledi.
Sadece inşaat alanında değil birçok sektörde ticaretin arttığına dikkati çeken Tuzcu, ülke liderlerince ortaya konulan hedeflere ulaşmak için emin adımlarda ilerlediklerini ifade etti.
Tuzcu, birkaç yıl öncesinde imkansız gibi görünen 10 milyar dolar ticaret hacminin artık ulaşılabilir olduğunu belirterek, “Bu süreçte şirketlerimiz açığı kapatmak için önemli bir çaba gösterdi, ilişkilerimiz iyileşti. Şu an çok iyi bir yoldayız. Suudi Arabistan çok önemli projeleri hayata geçirmeye hazırlanıyor. Oradaki projeler ilgi çekici ve cezbedici, ayrıca son zamanlarda bu projelerin daha fazla ilgi çektiğini de görüyoruz. Bu noktaya liderlerimizin vizyonu sayesinde ulaştık.” diye konuştu.
Son birkaç yılda Suudi Arabistan’dan Türkiye’ye 1 milyona yakın turist geldiğini aktaran Tuzcu, nüfusa oranlandığında bu sayının oldukça iyi ve memnuniyet verici olduğunu dile getirdi.
Tuzcu, Türkiye’nin inşaat alanındaki bilgi ve başarısının tüm dünya tarafından bilindiğini ifade ederek, Türkiye’nin Suudi Arabistan’daki müteahhitlik hizmetlerinde ise 2023 yılında 16 proje ile yaklaşık 3 milyar dolara ulaştığı bilgisini paylaştı.
Türkiye ve Suudi Arabistan’ın işbirliği çerçevesinde gideceği uzun bir yol olduğunu dile getiren Tuzcu, inşaat sektörünü diğer sektörlerle destekleyerek ticari ilişkileri geliştirmeye devam edeceklerini sözlerine ekledi.

“MÜTEAHHİTLERİMİZ SUUDİ ARABİSTAN’DA AKTİF ROL ALMAYI HEYECANLA BEKLİYOR”
TMB Başkanı Erdal Eren ise Türk müteahhitlerin yüksek kalite ve maliyet etkin çözümleri ile tanındığını belirterek, müteahhitlerin zorlu projeleri zamanında tamamlama yetenekleri ile öne çıktığını söyledi.
Türk müteahhitlerin farklı finansman modellerinde önemli bir deneyime sahip olduklarını ifade ederek, şunları kaydetti:
“Türk müteahhitler, inşaat projelerinin ötesine geçerek enerji, turizm, sağlık ve ulaştırma alanlarında önemli yatırımlar yapmaktadır. Müteahhitlerimiz bugüne kadar beş kıtada 136 ülkede toplam 12 bin projeyi, 509 milyar dolarlık bir hacimle üstlenmiştir. Özellikle, Suudi Arabistan, Türk müteahhitlik şirketlerinin toplamda 27,8 milyar dolar değerinde 402 proje üstlendiği altıncı en büyük pazar olarak öne çıkmaktadır. Firmalarımız Suudi Arabistan’da yol, köprü, tünel, demir yolu, havaalanı, liman, kentsel altyapı, boru hattı, konut, iş merkezi, sağlık ve turizm tesisleri, baraj, enerji ve petrokimya tesis projelerini başarıyla gerçekleştirmiştir. Müteahhitlerimizin Suudi Arabistan’daki gelecek projelerde aktif rol almayı heyecanla beklediklerini vurgulamak isterim.”

Öte yandan, forum kapsamında, yol ve geri dönüşüm projelerinde uzmanlaşan 35 Türk müteahhitlik firmasının temsilcileri ile bu konularda işbirliği için gelen 23 Suudi firmanın temsilcileri ikili iş görüşmeleri gerçekleştirdi.
Türk askerleri, sağlık, eğitim, kültür sanat, altyapı gibi birçok alanda gerçekleştirdikleri faaliyetlerle din, dil, etnik köken ayrımı yapmadan Kosova’da yaşayan tüm toplulukların yanında oluyor.
– Mehmetçiğin Kosova’ya intikal süreci
NATO, Slobodan Milosevic yönetimindeki Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’nin, Kosova’daki Arnavut ve diğer topluluklara yönelik baskı ve katliamlarına son vermemesi üzerine 78 günlük hava harekatının ardından 12 Haziran 1999’da Kosova’ya kara harekatı başlattı.
Sırp birliklerinin Kosova’dan tamamen çekilmesini sağlayan harekatta, KFOR bünyesinde çeşitli ülkelerden yaklaşık 50 bin asker görev yaptı.
KFOR’a katkı sunmak amacıyla 28’inci Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Kosova Türk Tabur Görev Kuvveti, Kosova’ya intikal hazırlıklarına Haziran 1999’da başladı.
Mehmetçik, 1 Temmuz 1999’da Ankara’dan Kosova’ya kara, deniz, hava ve demir yoluyla intikale başladı. Kara yoluyla gelen birlikler, ülkenin güneyindeki Prizren şehrine 4 Temmuz 1999’da ulaştı.
Prizren halkı, Osmanlı’nın bölgeden ayrılmasından yaklaşık 87 yıl sonra ülkelerine “Barış Gücü” olarak gelen Türk askerlerini “bayram havasında” karşıladı. Türk askerleri, halihazırda kullanmaya devam ettiği Prizren’deki Sultan Murat Kışlası’nda konuşlandı.
– “Öyle bir coşku bir daha yaşanır mı bilmiyorum”
Kosova Demokratik Türk Partisi (KDTP) Milletvekili Fidan Brina Jılta, AA muhabirine, Türk askerlerini karşılamak için şehirdeki herkesin birbirine haber vererek Şadırvan Meydanı’nda toplandığını söyledi.
Meydanda hayatı boyunca o şekilde coşkulu bir kalabalık görmediğini belirten Brina Jılta, “Türk askeri gelirken o kadar coşkuyla karşılanmıştı ki Sırp basını, ‘Savaş döneminde bu kadar (Türk) bayrağı nerede saklandı?’ diye manşet atmıştı.” ifadesini kullandı.
Brina Jılta, Türk askerinin ülkeye gelişiyle ilgili anılarını şöyle anlattı:
“Babaannem o zaman 86 yaşlarındaydı ve Türk askerinin Prizren’e gireceğini duyunca, ‘Beni arabanın içine koy, ben kenardan Türk askerini karşılayayım.’ demişti. Babaannemin 25 senedir gözleri görmüyordu, o coşkuyu ancak bu şekilde anlatabilirim. Kör bir kadın, arabanın içinde bile olsa, Şadırvan’a çıkıp o meydanda Türk askerini karşılamayı düşünüyordu. Öyle bir coşku bir daha yaşanır mı bilmiyorum. Gerçekten Kosova’da Mehmetçiğimizin bulunması yalnız Türk toplumu açısından değil, Kosova’nın geneli açısından çok önemli.”
O dönemde öğretmen olarak görev yaptığını dile getiren Brina Jılta, karşılaştıkları her zorlukta Türk askerine başvurduklarını ve Mehmetçiğin tüm konularda Kosova halkının yardımına koştuğunu vurguladı.
– “Bulunduğumuz bu meydanda akın akın millet toplandı”
Çektiği fotoğraf ve görüntülerle Türk askerinin Kosova’ya girişini belgeleyen Nafis Lokvica da Mehmetçiğin ülkede görev yaptığı yıllar boyunca ayırt etmeden herkese yardım elini uzattığını söyledi.
Türk askerinin Prizren’e geldiği gün yaşadıklarını anlatan Lokvica, “Bulunduğumuz bu meydanda akın akın millet toplandı. Çoluk çocuk, Türk, Arnavut, Boşnak, Türk askerlerinin tanklarının üstüne bindiler. Türk bayrakları çıktı. Davul zurna eşliğinde türküler şarkılar söylendi. İnanılmaz derecede bir coşku yaşandı.” diye konuştu.
Halkın, elektrik ve telefon hatlarının çalışmadığı o dönemde Türk askerinin gelişini nasıl duyduğunu halen anlayamadığını belirten Lokvica, “O günü ne unuturum ne unutmak isterim ne unutmak mümkündür.” dedi.
Güvenlik ve istikrarı sağlamak için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kararı uyarınca, 12 Haziran 1999’da Kosova’da göreve başlayan KFOR’da, NATO üyesi 23 ve NATO üyesi olmayan 5 ortak ülke olmak üzere 28 ülkeden 4 bin 500’ün üzerinde uluslararası askeri personel bulunuyor.
Türkiye, KFOR’un komutasını ilk kez 10 Ekim 2023’te bir yıllığına devralmıştı.
– Kosova Savaşı ve bağımsızlık süreci
1998-1999 yıllarında yaşanan Kosova Savaşı’nda, çoğu Arnavut 10 binden fazla Kosovalı öldürüldü, 1 milyonun üzerinde farklı etnik gruplardan Kosovalı evlerini terk etmek zorunda kaldı.
Kosova, 17 Şubat 2008’de Sırbistan’dan tek taraflı bağımsızlığını ilan etti ancak Sırbistan, Kosova’yı hala “kendi toprağı” olarak görüyor.
Kosova ve Sırbistan, AB arabuluculuğunda 2011’de başlatılan Belgrad-Priştine Diyalog Süreci kapsamında ilişkilerin normalleşmesi ve nihayetinde iki ülkenin birbirini tanıması için ortak yol bulmaya çalışıyor. Kosova’nın kuzeyinde son dönemde yaşanan gerginlikler, sürecin tıkanmasına neden olmuştu.
Buna göre sektör, 2019’da yurt dışında 20,1 milyar dolarlık 545 proje yürüttü. Kovid-19 salgınının dünya ekonomisinde yarattığı olumsuz etki nedeniyle Türk firmalarının yurt dışında üstlendiği projelerin bedeli 2020’de 16,6 milyar dolara geriledi. Söz konusu yılda 385 proje üstlenildi.
Proje tutarı, salgının etkilerinin zayıflamasıyla 2021’de 31,1 milyar dolara ulaşırken, proje sayısı ise 454 olarak kayıtlara geçti. Bu dönem, 2012’deki 31,7 milyar dolar ve 2013’teki 31,2 milyar dolardan sonra yıllık bazda en fazla proje bedeline ulaşılan yıl oldu.
Yurt dışı müteahhitlik sektörünün 2022’de üstlendiği projelerin bedeli 19,9 milyar dolar, proje sayısı ise 505 olarak belirlendi.
Sektörün geçen yılı üstlendiği proje bedeli, küresel ekonomik sorunlar ve Rusya-Ukrayna Savaşı’nın etkisine rağmen 28 milyar doları buldu. Bu dönemde 431 proje üstlenildi.
Türk müteahhitlik sektörü bu yılın ilk yarısında ise yurt dışında 82 proje üstlenirken, bunların bedeli 7,6 milyar dolar olarak kayıtlara geçti.
Sektörün üstlendiği işlerde ortalama proje bedelindeki seyir de dikkati çekti. Sektör, son olarak 2015’te 83,8 milyon dolarlık ortalama proje bedeline ulaşırken, 2021’de bu rakam 68,5 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti.
Ortalama proje değeri, 2022’de 39,4 milyon dolar, geçen yıl ise 65 milyon dolar olarak hesaplandı. Bu yılın ocak-haziran döneminde ise ortalama proje bedeli yaklaşık 92,3 milyon dolar oldu.
Rusya ilk sırada yer alıyor
Yurt dışı müteahhitlik sektörü 1972’den haziran ayı sonuna kadar 137 ülkede 511 milyar dolar değerinde 12 bin 207 proje üstlendi.
Bu dönemde üstlenilen projelerin ülkelere göre dağılımında Rusya, yüzde 20’lik payla ilk sırada yer aldı. Söz konusu ülkede bugüne kadar 102,3 milyar dolarlık proje yürütüldü.
Rusya’yı yüzde 10,5’lik payla Türkmenistan takip ederken, üstlenilen projelerin tutarı 53,4 milyar dolar oldu. Irak, yüzde 6,8’lik pay ve üstlenilen 34,7 milyar dolarlık projeyle üçüncü sırada yer aldı. Bu ülkeleri, 30,9 milyar dolarlık projeyle Libya ve 29 milyar dolarlık projeyle Kazakistan izledi.
Sektörün üstlendiği projelerde Suudi Arabistan, yüzde 5,5’lik pay ve 28,2 milyar dolarlık bedelle öne çıktı. Cezayir’de bu dönemde 21,3 milyar dolarlık, Katar’da 20,3 milyar dolarlık, Azerbaycan’da 19,3 milyar dolarlık, BAE’de 13,2 milyar dolarlık proje üstlenildi.
Türk müteahhitlerin yurt dışında bugüne kadar üstlendiği projelerde yüzde 13,9 oranıyla kara yolu, tünel ve köprüler ilk sırayı aldı. Bu sektörü, yüzde 13,8 ile konut, yüzde 8,6 ile enerji santrali, yüzde 7 ile ticaret merkezi ve yüzde 6,5 ile havalimanı yatırımları takip etti.
Uluslararası rekabet
Öte yandan, ENR Dergisinin geçen bir yılda üstlenilen uluslararası projelerin bedeli üzerinden her yıl belirlediği dünyanın en büyük 250 müteahhitlik firmasını gösteren listede Türkiye, 2003 yılında sadece 8 müteahhitlik firmasıyla yer alırken 2023’te 40 firmayla sıralamaya girdi. Derginin 2023 sayısında yer alan bu firmalardan 6’sı söz konusu listede ilk 100 firma arasında kendine yer buldu, 2 Türk firması ise ilk 50’ye girdi. Türkiye, firma sayısı itibarıyla Çin’den sonra listede ikinci sırada bulundu.
ASAYİŞİ SAĞLAYAN POLİSE BİLE SALDIRDILAR
“MOSSAD’ın oyunu öyle derindir ki, şaşar kalırsınız..” ifadesinde bulunan Karahasanoğlu, asayişi sağlayan polislere bile saldırıldığını belirtti.
Provokasyonun organize bir şekilde gerçekleştirildiğini kaydeden Karahasanoğlu, taciz videosu çeken şahsın engellemek yerine videoyu çekmeye devam etmesinin normal bir davranış olmadığını vurguladı.

EŞCİNSELLERİN TACİZLERİNE NEDEN KARŞI ÇIKMIYORSUNUZ?
Karahasanoğlu, Suriyelilere saldıran provokatörlerin, ‘onur yürüyüşü’ adı altında küçük çocuklarla hallenenlere seslerinin çıkmadığını kaydetti.
ÜMİT ÖZDAĞ, AVRUPA’NIN AVUKATI MI?
“HDP’nin bulunduğu ittifaka destek çıkan bir adamdan, Türk milliyetçisi olmaz” diyen Karahasanoğlu, Suriyelilerin Avrupa’ya geçişine karşı çıkan Ümit Özdağ’ı eleştirerek, “Geçtiğimiz günlerde bir televizyonda, kendisine soruluyor: ‘Suriyelileri niye kendi ülkelerine yollama sözü veriyorsunuz. Bırakalım, Edirne’den öteye gitsinler. Biz Batı’nın tampon alanı mıyız? Biz ülkemizde tutmayalım, nereye gitmek istiyorlarsa, oraya gitsinler.’ Ümit Özdağ itiraz ediyor: ‘Hayır, Suriye’ye göndereceğiz.’ Tekrar hatırlatılıyor, “İngiltere’ye gitsinler. Yunanistan’a gitsinler. Almanya’ya gitsinler. Siz bunların avukatı mısınız?” Bu noktada kimin, kimin adamı olduğu da ortaya çıkmış oluyor.. Suriyelilerin Yunanistan’a geçişini engelleyip, “illa da illa Suriye’ye döneceksiniz” demek.. O insanları, henüz daha, tam olarak yola gelmemiş Esed’in insafına terk etmek.. Aslında Suriye halkı ile Türkiye’nin arasını açma niyeti taşıyor.. Bir yandan Türkiye’deki Türkleri, Suriyelilere karşı kışkırtıyorlar. Diğer taraftan da, Suriye’deki Suriyelileri, Türklere karşı kışkırtıyorlar.. Nasıl da karışık, karmakarışık işler.. Nasıl da planlı, organize işler..” ifadelerinde bulundu.
SURİYELİLERE KRİTİK ÇAĞRI!
Yazısının devamında Karahasanoğlu, Suriyelilere Türklere kızmama çağrısında bulundu. Karahasanoğlu, “Türkiye’de yaşayan Suriyeliler.. Türkiye’de kendilerine ensarlık yapan kardeşlerine asla kızmasınlar.. Bir avuç ırkçının, Türkiye’yi temsil etmediğinin bilincinde olsunlar.. Yine Suriye’de yaşayan Suriyeliler de. Türkiye’de çok geniş kitlelerin, kendilerine yıllardır sahip çıktıklarını unutmasınlar..” diye yazdı.
İşte Karahasanoğlu’nun o yazısı:
Suriyeli biri, yine Suriyeli bir küçük kıza tacizde bulunuyor..
Akraba oldukları da belirtiliyor.. Hatta sanığın zihinsel engelli olduğu da ileri sürülüyor.
“Kapatalım” anlamında değil..
“Soruşturmayalım” anlamında değil..
“Bizi ilgilendirmez” anlamında değil….
Hemen bir dakikada yargılama yapıp, “sallandırın şunu” hızı ile değil..
Gözaltı işlemi yapılıp, gerekirse tutuklama kararı verilip. Ki tutuklama kararı verilmiş..
Sonrasında yargılama yapılıp, cezayı mahkemenin vermesini sağlamak için, olayın ayrıntılarındaki bu verileri aktarıyorum..
Taciz videoya çekilmiş ise..
Hele hele, videoyu çeken tacizi hemen önlemek için harekete geçeceğine..
Engelleme yerine, video çekimine devam ediyorsa..
Orada bir değil, otuz defa düşünerek bir karar vermek gerekir..
Ama daha önemlisi..
Bir kişinin suçu üzerinden, Kayseri’deki tüm Suriyelilere saldırı düzenleniyorsa..
Hatta.
Asayişi sağlamak için çaba sarfeden Türk polisine saldırılıyorsa. Polislerimizden yaralananlar var ise..
Bitmedi..
MOSSAD’ın oyunu öyle derindir ki, şaşar kalırsınız..
Hemen akabinde, Suriye topraklarındaki Türk tır’larının yolu kesilip, saldırılıyor ise..
Kayseri’de bir manyak bahane edilip masum Suriyelilere saldıranlar tekbir getirirken..
Suriye’de Türk tır’larına saldıranlar da tekbir getiriyorlarsa..
“Allah’ın en büyük olduğu”nu haykırarak, iki taraf da masum insanları hedef alıyorlarsa..
Oturup uzun uzun düşünmemiz gerekir.
Ne yapıyoruz, kime hizmet ediyoruz?

Öyle karanlık işler çevriliyor ki..
Onur yürüyüşü diyerek, 5 yaşındaki çocukları dudağından öperek gösteri yapan eşcinseller el üstünde tutuluyorken..
Ne olduğu anlaşılmayan bir görüntü üzerinden, onlarca işyeri yakılıp yıkılıyor.. Kendi polisimize bile saldırıdan geri durulmuyor..
Küçükleri korumak istiyorsanız, sadece Suriyeliyi mi koruyacaksınız?
Ki, Suriyeli küçük kızı koruyacağım derken, binlerce Suriyeliyi hedef tahtasına koymanızdaki çelişki de bir yana..

O çelişki bir yana, eşcinsellerin taciz ettikleri Türk veya başka milliyetten küçük çocukları da korusanıza..
Samimiyseniz.. Gerçekten derdiniz küçükleri korumak ise..
Herkesin gözü önünde, bir de ismini “onur” koyarak yapılan o gösterilerdeki ahlaksızlığı da kınasanıza..
Dikkat edin..
“Kınayın” demekle yetiniyorum..
“Küçükleri taciz eden, cinsel hareketlerle istismar eden eşcinsellere saldırın” demiyorum..
“Polise ihbar edin, yargılanmalarını sağlayın” diyorum..
Ümit Özdağ’ın bir avuç adamı, Kayseri’yi karıştırmayı başarıyor da..
Kayseri ile birlikte, Suriye’yi de karıştırmaya çalışıyorlar da..
Eşcinsellere bir cümle ile kınama bile yapmıyorlar..
Öylesine ilkesiz bir adam ki, bu Ümit Özdağ.
O kadar tehlikeli bir tip ki..
Geçtiğimiz günlerde bir televizyonda, kendisine soruluyor: “Suriyelileri niye kendi ülkelerine yollama sözü veriyorsunuz. Bırakalım, Edirne’den öteye gitsinler. Biz Batı’nın tampon alanı mıyız? Biz ülkemizde tutmayalım, nereye gitmek istiyorlarsa, oraya gitsinler.”
Ümit Özdağ itiraz ediyor: “Hayır, Suriye’ye göndereceğiz.”
Tekrar hatırlatılıyor, “İngiltere’ye gitsinler. Yunanistan’a gitsinler. Almanya’ya gitsinler. Siz bunların avukatı mısınız?”
Bu noktada kimin, kimin adamı olduğu da ortaya çıkmış oluyor..
Suriyelilerin Yunanistan’a geçişini engelleyip, “illa da illa Suriye’ye döneceksiniz” demek..
O insanları, henüz daha, tam olarak yola gelmemiş Esed’in insafına terk etmek..
Aslında Suriye halkı ile Türkiye’nin arasını açma niyeti taşıyor..
Bir yandan Türkiye’deki Türkleri, Suriyelilere karşı kışkırtıyorlar.
Diğer taraftan da, Suriye’deki Suriyelileri, Türklere karşı kışkırtıyorlar..
Nasıl da karışık, karmakarışık işler..
Nasıl da planlı, organize işler..

Beklentim şudur:
Türkiye’de yaşayan Suriyeliler..
Türkiye’de kendilerine ensarlık yapan kardeşlerine asla kızmasınlar..
Bir avuç ırkçının, Türkiye’yi temsil etmediğinin bilincinde olsunlar..
Yine Suriye’de yaşayan Suriyeliler de.
Türkiye’de çok geniş kitlelerin, kendilerine yıllardır sahip çıktıklarını unutmasınlar..
Suriye’deki Türklere değil zarar vermek, böylesi karışık bir dönemde dahi, MOSSAD ajanlarını “İşte şimdi yandık” dedirtecek şekilde, gördükleri hangi Türk varsa, onların Türkiye’nin temsilcileri olduğunu kabul ederek.. Yollarını açsınlar.. Ellerini öpsünler..
Bir yılın değil. 14 yılın ev sahipliğinin zorluğunu, MOSSAD ajanlarının tahriklerine rağmen, bugüne kadar milyonlarca Suriyeliye, Türkiye’de ev sahipliği yapıldığını unutmadan ödüllendirsinler.

Suriyeli küçücük çocuğu rehin alıp, fidye isteyen bir Türk üzerinden Türkiyelilere düşmanlığı tahrik edenleri ellerinin tersi ile itsinler..
O fidyecinin Türkiye’yi temsil etmediğini, Türkiye Cumhuriyetinin hiçbir ayrım yapmadan, kendi vatandaşı olduğuna bakmadan, o fidyeciyi cezalandıracağı gibi, Suriyeli hamile kadına tecavüze kalkışanın da, Türk olduğuna bakmaksızın.. İşlediği suçun cezasını vereceğinin bilinci ile yıllardır süren ensar-muhacirlik ilişkisinin bozulmasını isteyenlerin yaktığı ateşe benzinle gitmesinler..

Türkiye’deki gençlere de hatırlatayım..
Kemal Kılıçdaroğlu’ndan üç bakanlık sözü alarak, HDP’nin bulunduğu ittifaka destek çıkan bir adamdan, Türk milliyetçisi olmaz..
“PKK sizi tükürüğü ile boğar” diyenlerle birlikte hareket eden bir adamdan, Türkiye lehine bir hareket bekleyemezsiniz..
Üç bakanlık verilecek diye, “Durun siz daha. Durun.. Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz, heykelini” diyen adamlara 1-2 bakanlık verileceğini açıklayanlarla işbirliği yapandan, Türk milliyetçiliği beklemeyin..
O karıştırır. Mikser gibi karıştırır..
Hem Türkiye’yi, hem Suriye’yi karıştırır..
Tabii ki tek başına değil..
İsrail’in ajanları ile birlikte..
Türkiye’de, Suriyeli düşmanlığı yaparlar.
Suriye’de, Türk düşmanlığı yaparlar.
Yaptırırlar.
Aman uyanık olalım.
Karışık işlerde, konu mankeni olmayalım..
Karışık işlerde, maskeli cellatların oyununa gelmeyelim.
ŞİÖ’ye üye Kazakistan, Çin, Rusya, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan, İran, Hindistan ve Pakistan’dan devlet ve hükümet başkanlarının hazır bulunacağı zirveye, gözlemci ve diyalog ortağı olarak Belarus, Moğolistan, Azerbaycan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ile Türkmenistan liderlerinin de katılımı bekleniyor.
Türkiye’nin son dönemde dünya nüfusunun yarısına yakın nüfusuna sahip ŞİÖ’ye üye ülkeleriyle siyasi ilişkilerinin gelişmesi ticari ve ekonomik yansımaları da beraberinde getirdi.
Son dönemde söz konusu ülkelere üst düzey ziyaretler de artış gösterdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçen yıl eylülde Rusya’ya günübirlik ziyaret gerçekleştirmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen yıl kasımda Türk Devletleri Teşkilatı 10. Zirvesi’ne katılmak üzere Kazakistan’a ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın 16. Zirvesi’ne katılmak üzere Özbekistan’a ziyarette bulunmuştu.
Bakanlar düzeyindeki öne çıkan ziyaretler kapsamında ise Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, geçen yılın son ayında Çin’de temaslarda bulundu. Daha sonra mayısta Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ve haziranda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Çin’e giderek üst düzey görüşmeler yaptı.
ŞİÖ üye ülkelerinin dünyadaki doğal gaz rezervlerinin önemli bölümüne hakim konumda bulunması sebebiyle enerji sektörüne yönelik ziyaretler de bu dönemde hız kazandı. Bakan Bayraktar geçen ay ŞİÖ’nün Enerji Bakanları Konseyinin 4. Toplantısı’na video konferans ile katılmıştı. Bayraktar, Rusya’ya da ziyaret gerçekleştirmişti.
Bakan Fidan ise Çin ziyareti sonrasında BRICS+ toplantısına katılmak ve ikili temaslarda bulunmak üzere gittiği Rusya’da Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Kremlin Sarayı’nda bir araya gelmişti. Türkiye ve ŞİÖ ülkeleri arasında üst düzey ziyaretlerin karşılıklı devam etmesi bekleniyor.
ULAŞTIRMA PROJELERİNİN TİCARETE ETKİSİ ÖNEM TAŞIYOR
Enerji anlaşmalarının ve projelerinin yanı sıra ticaretin artırılması amacıyla söz konusu ülkeleri birbirine bağlayan ulaştırma ve altyapı projeleri de dikkati çekiyor.
Bu kapsamda, önde gelen projeler Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Çin’in Kuşak ve Yol girişiminde yer alıyor. Kafkasya ve Orta Asya üzerinden Çin’e uzanan bir ulaşım güzergahı olan Orta Koridor girişimi, Türkiye’yi Orta Asya’ya bağlayan Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu da bu projeler arasında öne çıkıyor.
Öte yandan, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında yapımı planlanan Çin-Kırgızistan-Özbekistan Demiryolu Projesi’ne ilişkin anlaşma da geçen ay imzalandı.
TOPLAM İHRACATIN YAKLAŞIK YÜZDE 10’U ŞİÖ ÜLKELERİNE
G20 içinde yer alan Çin, Hindistan ve Rusya’nın yer aldığı ŞİÖ üye ülkelerine Türkiye’den gerçekleştirilen ihracat Kovid-19 salgının da yaşandığı 2019-2023 döneminde 2020 hariç artış gösterdi.
Bu kapsamda Türkiye’den söz konusu 9 ülkeye 2019’da 14,1 milyar dolarlık ürün ihraç edilirken, bu tutar 2020’de 13,9 milyar dolar oldu. Bu tutar, 2021’de 18,4 milyar dolara, 2022’de 23 milyar dolara kadar yükseldi. Geçen yıl ise ŞİÖ’ye üye ülkelere ihracat 26,1 milyar dolara yaklaştı.
Böylece 5 yıllık dönemde Türkiye’nin söz konusu ülkelere ihracatı yüzde 85’in üzerinde artış gösterdi. Ayrıca bu ülkelere 2023’te gerçekleştirilen ihracatın payı Türkiye’nin toplam ihracatının yaklaşık yüzde 10’unu oluşturuyor.
Türkiye’nin ŞİÖ’ye üye ülkelerden ithalatı ise 2019’da 55,6 milyar dolardan 2020’de 49,6 milyar dolara geriledi. Sonraki yıllarda artış gösteren ithalat 2021’de 76 milyar dolara, 2022’de 120,2 milyar dolara kadar çıktı. Geçen yıl ise Türkiye’nin anılan ülkelerden ithalatı 106,3 milyar dolara geriledi.

Büyük Birlik Partisi Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Türker Yörükçüoğlu, Ümit Özdağ’ın bir TV programında ‘Büyük Birlik Partisi’ni Türk Milliyetçisi’ olarak görmediği açıklamalarına ilişkin, “Türk mlliyetçiliği ile alakası olmayan siyasi yelpazenin sol-Kemalist kısmında yer alan bir partinin neo-faşist lideri dün akşam katıldığı bir TV programında Türk-İslam ülkücülerinin hareketi, Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun kurucusu olduğu Büyük Birlik Partisi’ni Türk milliyetçisi olarak görmediğini söylemiş. İslam ve Müslüman sığınmacı karşıtlığından başka bir sözü olmayan birinden başka türlüsü de beklenemezdi. Müslüman Türk kimliğinden ve benliğinden rahatsız olan Türk’e cebren yabancı kimlik ve kültür dayatmaya çalışan bir zihniyetin mensubunun alperenlerin Türk milliyetçiliği fikriyatını kavrayamaması anlaşılabilir bir durumdur. Lâkin haddi değildir. Hadsizliğinin cevabı elbette her mecrada verilecektir. Türk milletini oluşturan en önemli iki kurucu unsur hiç şüphe yok ki, varlığı ve inançlarıdır. Manevi değerlerimiz, Türk milletini bir arada tutan, bizi ortak payda etrafında toplayarak Türkiye’yi vatan yapan en önemli güçtür. Esasen sol-Kemalist olan fakat sığınmacı karşıtı dil kullanarak kendini milliyetçi gibi yutturmaya kalkan bir siyasi parti ve onun LGBT destekçisi başkanı, bizlerin Türk milliyetçiliğini anlayamayacağı gibi biz inançlı Türk milliyetçilerini kabullenmesi de mümkün değildir. Türklerin İslam dininden uzaklaştırılması çabaları dün vardı, bugün var ve yarın da olacaktır. Bu çabalar son derece sinsi siyasal mühendislik projeleriyle kendini her alanda göstermektedir. Türklük şuuru ve İslam inancı, Türk milletini güçsüz kılmayı hedefleyen mihrakların her daim hedefinde olmuştur. Birini yok etmekle iktifa etmezler, ikisine de aynı anda saldırırlar. Zira bilirler ki, Türklük şuuru ve İslam inancı birlikte olduğu sürece Türk milleti boyunduruk altına alınamaz, köleleştirilemez. Büyük Birlik Partisi, Türk milletinin ve Türkiye’nin iki kurucu unsuru olan Türklüğe ve dini değerlerimize aynı anda hadim olan, Türk milletini güçlendirmek ve Türk birliğini kurmak ülküsünde gece gündüz çalışan alperenlerin hareketidir. Anadolucu sol-Kemalistlerin her devirde farklı şekillerde tezahür eden Türk milliyetçiliğine sızma teşebbüslerine karşı uyanık olmak zorundayız. Bizler Türklüğün kalpgâhı olan Türkiye’yi güçlendirmeye çalışırken, aynı gayretle Çin zulmüne uğrayan Uygur Türklerinin yanında mücadele etmekte, Balkanlardan, Kafkaslara, Orta ve Güney Asya’dan, Kuzey Afrika’ya kadar nerede Türk varsa dertleri ile dertlenmekte, Türk birliği mücadelesi vermekteyiz. Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun ifadesiyle ‘İslam hassasiyeti olmayan milliyetçiliğin içi boştur’. Bu ulvi mücadelemizde ihtiyaç duyduğumuz destek sol-Kemalistlerin onayı değil, Müslüman Türk milletinin teveccühüdür. Türk’üz, Türk milliyetçisiyiz, İslam’ın eriyiz” ifadelerini kullandı.
]]>Son 22 yılda denizcilik sektörünün gelişmesi için çok önemli yasal düzenlemeleri hayata geçirdiklerini, denetimleri artırdıklarını ve denizlere anlık izleme sistemleri kurduklarını ifade eden Uraloğlu, tersaneciliği geliştirdiklerini ve kıyıları deniz yapılarıyla donattıklarını dile getirdi.
Uraloğlu, attıkları adımlarla liman devleti denetimi uygulamalarında (Paris MoU) 2008’de beyaz listeye geçtiklerini anımsatarak, “Türk bayrağı, denizcilik sektöründe dünyanın en prestijli bayrakları arasında yer almaktadır. Denizcilerimizin üzerindeki yükü paylaşmak için ÖTV’siz yakıt uygulamasını hayata geçirdik. 2004’ten itibaren, sicillerimize kayıtlı yük ve yolcu taşıyan gemilere, ticari yatlara, hizmet ve balıkçı gemilerine özel tüketim vergisi tutarını sıfıra indirdik.” diye konuştu.
Yaklaşık 12,8 milyar lira destek ve 6,8 milyon ton yakıt desteği sağladıkları bilgisini veren Uraloğlu, şöyle devam etti:
“Bu desteğin başarılı sonuçlarını her noktada görüyoruz. Yurt dışı bağlantılı düzenli Ro-Ro hatlarında taşınan araç sayısı son 20 yılda 220 binden 2023 yılı sonu itibarıyla 705 bine yükselmiştir.
Ayrıca, Türk bayraklı Ro-Ro gemilerinde her 10 deniz mili için yük birimi başına 2 dolar, Ro-Pax gemilere ise her 10 deniz mili için 3 dolar teşvik vermekteyiz. Ayrıca mevzuatta belirlenen şartların sağlanması halinde bayrak ayrımı gözetmeksizin Ro-Ro ve Ro-Pax gemilerinin limanlarımızda ödediği kılavuzluk ve römorkaj ücretleri Bakanlığımızca karşılanmaktadır.”

TÜRK LİMANLARI DÜNYADA ILK 100 IÇINDE
Bakan Uraloğlu, ülkenin 217 limanında 543 milyon ton yük, 12,4 milyon TEU konteyner elleçlendiğini aktararak, Tekirdağ, Ambarlı, Kocaeli ve Mersin’de bulunan konteyner limanlarının dünyada ilk 100 liman arasına girdiğini bildirdi.
Türk Boğazları’ndan uğraksız olarak geçen gemilerden alınan ücretleri düzenleyerek boğaz geçiş ücretlerini güncellediklerini anımsatan Uraloğlu, “Daha önce 1983 yılından 7 Ekim 2022’ye kadar sabitlenmiş bir değer üzerinden 0,80 dolar tahsil ediyorduk. 39 yılın ardından 7 Ekim 2022’de Cumhurbaşkanlığı Kararı ile bu tarifelerde yaptığımız güncellemeyle 4,08 dolara, 1 Temmuz 2023’te de 4,42 dolara çıkardık. Şimdi 1 Temmuz 2024 itibarıyla da Cumhurbaşkanı’mızın kararı ile boğaz geçiş ücretlerinde yeni bir güncelleme daha yaparak 5,07 dolara yükseltiyoruz. Bu sayede de devlet hazinemize döviz girişini artırmış olacağız.” ifadelerini kullandı.
Uraloğlu, ülkenin denizlerdeki hak ve menfaatlerini korumak, ulusal ve uluslararası sorumluluklarını zamanında ve eksiksiz yerine getirmek amacıyla Otomatik Tanımlama Sistemi’ni kurduklarını belirterek, bu sayede seyir gemilerinin izlendiğini anlattı. Uraloğlu, tehlikeli yük taşıyan gemilerin tanımında da uluslararası sözleşmelere uygun düzenleme yapıldığını söyledi.
Kurulan sistemlerle denizlerin 7/24 izlendiğini vurgulayan Uraloğlu, şöyle konuştu:
“Mavi vatanımızı teknolojik sistemlerle takip ediyoruz. Denizlerimizi COSPAS-SARSAT ve GMDSS sistemleriyle duyuyor, Otomatik Tanımlama Sistemi ile görüyor ve gemi trafik hizmetleri merkezleriyle yönetiyoruz. Bu kapsamda, komşu ülkelere de hizmet veriyoruz.
Bakanlığımız bünyesinde 7/24 çalışan Ana Arama ve Kurtarma Koordinasyon Merkezi’miz sadece Türk Arama Kurtarma Bölgesi içinde değil dünyanın her noktasında ülkemiz denizciliğine ve havacılığına hizmet veriyor.
Ayrıca komşu ve diğer ülkelerin kurtarma merkezlerinin de anlık irtibat kurabildiği ülkemizdeki tek merkezdir. Kurulan gemi trafik hizmetleri sistemleriyle ülkemiz, Türk Boğazları ile tüm kıyılarında seyir emniyetini ve deniz güvenliğini önemli bir oranda artırdı.”
“YEŞİL DENİZCİLİK IÇIN PLANLAMALAR YAPIYORUZ”
Uraloğlu, Türkiye Yüzyılı’nda denizcilikteki yeni mottonun “Temiz Denizlerde Güvenli, Emniyetli ve Sürdürülebilir Denizcilik” olarak belirlendiğini belirterek, şunları söyledi:
“Bu kapsamda Bakanlık olarak çevremizi ve dünyamızı korumak için gerekli çalışmaları yürütüyor, dünyada iklim değişikliğine karşı alınan tedbirlere yönelik yeşil denizcilik için planlamalar yapıyoruz. Sadece gemiler için değil, liman tesislerimiz için de uzun yıllardır sürdürdüğümüz ‘Yeşil Liman’ uygulamasını güncelleyerek emisyon salımının azaltılması yönünde adımlar atmaya devam ediyoruz.
Bu çerçevede kıyı tesisinde kullanılan elleçleme ekipmanlarının çevre dostu teknolojiye sahip, elektrik enerjisi kullanan ekipmanlar olması yönünde değiştirilmesi gibi destek mekanizmalarını içeren Yeşil Liman Sertifikası Programı’nı 2023’te yayımladık.”
Denizcilikte Dekarbonizasyon ve Yeşil Deniz Taşımacılığının Desteklenmesi Projesi’nin Avrupa Komisyonu tarafından kabul edildiğine dikkati çeken Uraloğlu, oluşturulacak mekanizmayla sektöre Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası tarafından yaklaşık 20 milyon avro hibe, 50 milyon avro uzun vadeli uygun maliyetli kredi desteği verileceğini söyledi.
Uraloğlu, denizcilerle hep birlikte çalışarak, küresel ticaretin sürdürülebilir ve kapsayıcı bir şekilde büyümesine katkı sağlayabileceklerini ifade ederek, sözlerini, “Unutmayalım ki denizler bizi bir araya getiren ve geleceğimizi şekillendiren bir mirastır ve tarih boyunca insanlık için birleştirici bir güç olmuştur. Bu vesileyle mavi vatanımız olan denizlerimizdeki bağımsızlığımızın ve egemenliğimizin sembolü olan 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Kanunu’nun yıl dönümünü de canı gönülden kutluyorum.” diye tamamladı.
Öte yandan bazı uluslararası gözlemciler, birinci turdaki seçimlerde oyların çalındığı ve manipülasyon yapıldığı yolunda ciddi iddiaların olduğunu dile getirerek, ikinci turda seçim güvenliği konusuna uyarılarda bulundular.
Polemikhaber’in haberine göre, Dr. Seyfullah Türksoy, “İkinci turda küskün ve kararsız seçmenler sandığa giderse, reformcu Türk aday Mesud Pezeşkiyan kazanır” dedi.
İran Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Rahim Farzam, “İkinci turda reformcu aday Mesud Perzeşkiyan’ın seçilme şansını yüksek görüyorum. Bunun için Pezeşkiyan’ın küskün ve kararsız seçmeni sandığa götürecek bir propaganda yapması gerekiyor” dedi.
Farzam, İran’da seçim güvenliği sorunundan kaynaklanan oyların çalınması ve manipülasyon iddialarının sürekli gündeme geldiğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
“5 Temmuz’da yapılacak seçimlerin kaderini iki faktör belirleyecek. Birincisi İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in tavrı. Diğeri seçimlere katılım oranının artırılması. Radikal muhafazakar aday Said Celili seçilirse yasaklı ve sert uygulamalar devam eder. Ülkedeki gerginlik ve kutuplaşma artabilir. Reformcu kesimin adayı Mesud Pezeşkiyan’ın seçilmesi durumunda ülkedeki tansiyon düşer. Bireysel özgürlükler artar, başörtüsüyle ilgili ahlak polisinin müdahaleleri, internet kısıtlamaları azalır. Zaten bu konuda Mesud Pezeşkiyan’ın bazı sözleri de var. Ülkedeki tansiyon düşer. O nedenle Hamaney’in Mesud Pezeşkiyan’ı destekleme ihtimalini yüksek görüyorum.”
İran uzmanı Rahim Farzam, Mesud Pezeşkiyan’ın seçilmesi durumunda, İran’daki Türklerin sisteme olan tepkilerinin de yumuşamaya başlayabileceğini, dolayısıyla ülkenin iç huzuru açısından da Mesud Pezeşkiyan’ın seçilmesinin yararlı olacağını belirtti.
“İRAN HALKI MUTSUZ”
Kısa adı İRAM olan İran Araştırmaları Merkezi’nin kıdemli uzmanlarından Dr. Bilgehan Alagöz, İran’da insanların uzun süredir mutsuz ve karamsar olduğuna dikkat çekerek, “özellikle ekonomik sıkıntılar çok artmış. Demokrasi ve insan haklarıyla ilgili büyük sıkıntılar var. Seçimlere katılım oranı çok düşük. Halk sandıklara gitmeyerek mevcut durumu protesto ediyor. İkinci turda küskün halkı sandığa taşımayı başaran aday seçimi kazanır” şeklinde konuştu.
Seçime iki kutuplu bir yapıyla girildiğini, bir yanda iç ve dış politikada Batı’yla uyumlu reformistlerin, diğer yanda da mevcut yapıya bağlı muhafazakar statükocuların yarıştığını belirten Dr. Bilgehan Alagöz, “Reformcuların adayı Mesud Pezeşkiyan bu kısa sürede küskün seçmeni ikna edip sandığa yönelmesini sağlayabilirse seçimi kazanabilir.” dedi.
TÜRK ADAYIN SEÇİLMESİ DEMOKRASİNİN ÖNÜNÜ AÇAR
Konuyla ilgili görüşlerini aldığımız Kafkasya Araştırmalar Merkezi Başkanı Prof.Dr. Hasan Oktay ise şu görüşleri dile getirdi:
“İran dünya ile giriştiği rekabeti kaybediyor sistem ciddi anlamda yara aldı, özellikle 13 Nisan’da İsrail’e yaptığı füze saldırı sonrası iran’a karşı cephe genişledi ve Cumhurbaşkanı İbrahim Raisi öldürülerek İran’a açıktan mesaj verildi. İran bu kartı gördü ve Irak modelini yani bir yerli unsurun işbirliği ile dış saldırı operasyonuna fırsat vermemek ve Suriye’de iktidara karşı silahlı muhalefetin harekete geçmesini önlemek için sistemi tamir ve tahkim etmek için ilk defa Türk ve reformcu bir adayın Cumhurbaşkanı olmasının önünü açtı. Türkiye de komşusu iran’da Irak ve suriye olayları ile karşı karşıya kalmamak için gelişmeleri yakından takip ediyor ve Mesud Pezeşkiyan’ın seçilmesi ile iran Türkleri sistemi ihata ederek gelecekte İran’da demokrasiye geçişin önü açılıyor. Azerbaycan -Türkiye – İran bölgede önemli bir güç birliği oluşturmaktadır.”
İRAN’IN ÖZGÜRLÜK BAYRAĞI TEBRİZLİLER’İN ELİNDE
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu üyesi Prof.Dr. Aygün Attar, İran’ın dini lideri Ayetullah Hamaney’in yakın tarihlerdeki bir Cuma hutbesinde “İran’ın özgürlük bayrağı Tebrizlilerin elindedir” sözünü hatırlatarak, ”O bayrak açılır mı , hep beraber bekleyip göreceğiz.” dedi.
Prof.Dr. Aygün Attar konuyla ilgili sözlerini ve Mesud Pezeşkiyan’la ilgili düşüncelerini şöyle paylaştı:
”İran Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Muhafazakar cepheden Said Celili ile Reformist Cepheden Tebriz Milletvekili Mesud Pezeşkiyan ikinci tur için yarışacaklar. Pezeşkiyan , hem insan hem siyasetçi olarak toplumda çok saygı duyulan bir kalp cerrahıdır. 1993 senesinde elim bir trafik kazasında jinekolog olan eşini ve bir çocuğunu kaybettikten sonra bir daha hiç evlenmeyerek geriye kalan üç çocuğuna hem baba hem anne olan ve Tebriz Tıp Bilimleri Üniversitesi rektörü, İran’ın Sağlık Bakanı olarak görev yapmış Pezeşkiyan sadece Tebriz’in değil İran’da yaşayan tüm Türklerin parlamentodaki gururlu sesi olmuştur. 26 Şubat 2016’da parlamentonun açık oturumunda, Allah’ın kendisini bir Türk olarak yarattığını ve hiç kimsenin Türklerin dili ve kültürü ile alay etme hakkına sahip olmadığını, İran’daki Türklerin ve diğer etnik grupların Anayasa’nın 15. maddesine göre okullarda kendi dillerinde yazabilmeleri, konuşabilmeleri ve öğrenebilmeleri gerektiğini haykırdığı konuşmayı şahsen bir Tebriz gelini olarak gururla sosyal medyadan paylaşmıştım. Fanatik Traktör taraftarı olan Pezeşkiyan ‘a soyadından dolayı farklı etnik kimlik yakıştırmaları yapanlar için bir açıklama zarureti doğduğunu düşünüyorum. Yani, Farsçada soyadlarının sonuna “zade “ “oğulları” yahut filankeslerden anlamında kullanılan bir eklemedir. Hekim ailesinden geldiği için Farsça Pezeşkiyan yani Doktorlardan soyadını taşıyan uzun yıllar İslami Şurada Tebriz Üskü Azerşeher ‘in ( Doğu Azerbaycan) milletvekili olarak aktif şekilde varlık gösteren Mesut Pezeşkiyan parlamentoda İran’daki Türklerle birlikte diğer etnik gruplar için de reformlar yapılmasını daim gündemde tutan bir siyasetçi olmuştur. İkinci tur sonrası İran Cumhurbaşkanı olmasına müsaade edilecek mi ? Onun nihai kararını sandık sonuçlarıyla birlikte İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney verecektir.”
Not: Ayetullah Hamaney yakın tarihlerdeki bir Cuma hutbesinde “İran’ın özgürlük bayrağı Tebrizlilerin elindedir. O bayrak açılır mı , hep beraber bekleyip göreceğiz.” demişti
GERİLİM AZALIR
Azerbaycan Türk Evi Başkanı Tenzile Rüstemhanlı da şu görüşlere yer verdi:
“Mesud Pezeşkiyan’ın seçilmesi İran’a yeni bir soluk getirebilir, İran’ın Türkiye ve Azerbaycan’la ilişkilerini daha üst bir seviyeye taşıyabilir, Batı ile ilişkilerini yumuşatabilir. İran’da yaşayan insanlar ulusal haklarından, anadillerinde okuma-yazma, kültürlerini geliştirme ve yerel özyönetim hakkından yoksun bırakılıyor, dolayısıyla büyük bir iç gerilim yaşanıyor. Mesud Bey bu yönde de durumu yumuşatabilir. Tebriz’deki mitinginde Reşid Behbudov’un “Azerbaycanım” şarkısının seslendirilmesi büyük siyasi öneme sahip bir olaydır. İran’daki reformcu kesim 5 Temmuz’da sandığa giderek Mesud Pezeşkiyan’a ses vererek ülkedeki demokratik açılımlara destek olmalıdır”
Bilindiği gibi 28 Haziran’da ülke genelinde 59 bin merkezde kurulan sandıklarda toplam 24 milyon 535 bin 185 oy kullanıldı.
İlk turu birinci sırada bitiren Pezeşkiyan 10 milyon 415 bin 191 oy alarak yüzde 42,5’lik oranla birinci olmuştu. Said Celili’nin oy oranı ise yüzde 38,6’da kalmıştı. Buna göre, reformistlerin tek adayı Pezeşkiyan ile muhafazakar Celili, 5 Temmuz’da yapılacak ikinci tur seçimlerde yeniden yarışacak.
Birinci turda İran Devrim Muhafızları’nın eski komutanı ve parlamento başkanı olan Muhammed Bakır Kalibaf yüzde 13,8 ile üçüncü, din adamı Mustafa Purmuhammedi ise yüzde 0.8 ile dördüncü sırada yer almışlardı.
]]>
TÜRKİYE’NİN ŞANSI
Çinli üreticilerin Avrupa pazarını domine etmesinden rahatsız olan Avrupa Komisyonu, yerli üreticileri korumak amacıyla önlem almayı hedefliyor. Avrupa Komisyonu’nun gündeminde ek vergi var. Komisyon Çinli otomobillerde olduğu gibi Çinli otobüsler için de ek vergi getirmeyi planlıyor. Yüzde 10 olan Gümrük Vergisi’ne ilave yüzde 18 ile yüzde 38 oranında ek vergi konuşuluyor. Ek vergi, Çinli üreticilerin rekabetinin zayıflamasına neden olur. Bu durum Türk üreticilerin iddiasını artırabilir. Anadolu Isuzu, Karsan, Otokar ve Temsa eletrikli minibüs, midibüs ve şehir içi elektrikli otobüsler üretiyor ve Avrupa dahil olmak üzere dünyaya ihraç ediyor.

ELEKTRİKLİ OTOBÜSTE İLK ÜÇ ÜLKE
Chatrou CME Solutions verilerine göre, Avrupa’da elektrikli otobüs pazarının lideri İngiltere oldu. 2023’de yüzde 76.1 artışla 1.206 adet elektrikli otobüs satıldı. 2023’de yüzde 29.6 artışla 753 adet elektrikli otobüs satışı gerçekleşen Almanya İngiltere’yi takip etti. Yüzde 128.2 gibi yüksek seviyede artışla 493 adet elektrikli otobüs satılan Norveç ise üçüncü sırada yer aldı.

TÜRKİYE ÜRETİM İÇİN ADAY ÜLKELERDEN
Çinli otomotiv markaları son yıllarda dünya pazarlarına da yönelmeye başladılar. Özellikle Avrupa pazarını radarlarına aldılar. Ancak, Çinliler Avrupa’da engelle karşılaşmaya başladı. Yerli üretimi korumak amacıyla Çin’den gelen otomobillere yönelik engelleme çalışmaları Çinlileri Avrupa’da üretim yapmaya zorladı. Bunun üzerine bazı Çinli markalar, Avrupa’da yatırım kararı aldı. Seres Group da Avrupa’da yatırımı düşünen markalar arasında bulunuyor. Türkiye’de DFSK’ın yeni plug-in hibrit modeli E5’in lansmanına katılan Seres Group Denizaşırı Başkanı Zhang Xingyan, yatırım planlarından söz etti. Xingyan, “Türkiye pazarı DFSK için stratejik öneme sahip ve Türkiye’yi Avrupa’ya açılan bir kapı olarak konumlandırmayı hedefliyoruz. Avrupa’da üretim tesisleri kurma planlarımızdan biri olan Türkiye, en önemli aday ülke konumunda” dedi. DFSK Türkiye Genel Müdürü Çınar Noyan ise, DFSK modellerinin dayanıklılık, verimlilik ve ulaşılabilir fiyat avantajlarıyla rekabete farklı bir soluk getirdiğini belirterek, “Bugün DFSK’nın yeni dönemini amiral gemisi SUV modeli E5 ile başlatıyoruz. Yeni sunduğumuz E5 modelimiz ile SUV segmentinde konumumuzu güçlendireceğiz. DFSK E5, bizim için yeni dönemin en önemli ürünü olacak” diye konuştu.
ÜRÜN YELPAZESİ GENİŞLİYOR
E5 lansmanında konuşan Noyan, yeni modellerle ilgili şu bilgileri paylaştı: “Önümüzdeki iki ay içerisinde C+ SUV modelimiz E4’ü benzinli olarak sunacağız. Eylül ayında B-SUV modelimiz plug-in hibrit ve tam hibrit olarak gelecek. Yıl sonunda D+ SUV konumunda olan E6’yı tüketicilerle buluşturacağız. Böylece yeni dönemde tamamen yeni modellerle ürün yelpazemizi hızla genişleteceğiz.”
GAZZE YARDIMLARI TÜRK UYDULARININ DESTEĞİYLE ULAŞTI
Türkiye, İsrail’in 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’ye düzenlediği saldırılar sırasında Filistinlilere en çok insani yardımda bulunan ülke oldu. Yardımların kesintisiz ulaşması için ilgili kurum ve kuruluşlarla birlikte Türksat da rol oynadı.
Türk Kızılayı öncülüğünde hazırlanan insani yardım malzemeleri gemilerle bölgeye ulaştırıldı. Bu gemilerin dünyayla iletişimi Türk uyduları üzerinden verilen genişbant internet hizmetiyle sağlandı.
Bağışçılar ve sivil toplum kuruluşlarıyla yapılan işbirliği kapsamında temin edilen ambulans, su arıtma sistemi, gıda, hijyen kolisi, içme suyu, çadır ve ilaç gibi malzemeleri taşıyan yardım gemileriyle iletişim uydu üzerinden yapıldı.
Gemilere Türksat’ın özel uydu anteni HidrON SOTM takılarak Türksat 5B uydusu üzerinden 100 megabitlik genişbant internet hizmeti verildi. Böylece gemilerin sorunsuz iletişim kurarak, bölgeye ulaşmalarına katkı sağlandı.
DEPREM SONRASI İLETİŞİM SIKINTISI UYDULARLA AŞILDI
Türk uydularının afetlerde üstlendiği kritik rollere ilişkin son örneklerden biri Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası yaşananlar oldu. 6 Şubat 2023’teki depremlerde iletişim altyapısı çökerken neredeyse tüm elektrik altyapısı zarar görmüştü. Hızla Türksat’ın uydu antenleri bölgeye konuşlandırılarak, bölgenin iletişimi uydular üzerinden sağlandı.
Özellikle arama-kurtarma faaliyetlerinin yaşanan erişim sorunlarından etkilenmemesi amacıyla gerekli ekipmanlar bölgeye ulaştırıldı. Arama kurtarma faaliyetlerinde iletişimin kesilmeden sürdürülmesini teminen uydu bağlantılı 1 canlı yayın aracı Adıyaman’a, 4 mobil küçük çaplı uydu terminali (VSAT) anteni Gaziantep, Kahramanmaraş ve Adıyaman’a gönderildi.
AFAD koordinasyonunda iletilen 167 lokasyona VSAT kurulumları yapıldı. Hatay, Adıyaman, Gaziantep, Diyarbakır, Şanlıurfa, Malatya ve Kilis’e internet ihtiyacı için toplam 203 VSAT terminali kuruldu.
Afetten etkilenen tüm şehirlerde “evrensel hizmet” kapsamında Türksat tarafından kurulan GSM altyapısının da hizmet sunabilmesi amacıyla 36 noktaya baz istasyonları sevk edildi. Deprem sonrası kurulan çadır kentlerin birçoğunda iletişim altyapısını Türksat kurdu.
TÜRKSAT’IN KURDUĞU UYDU ANTENİ SAYISI 3 BİNİ GEÇTİ
Ayrıca, yurt içinde ayrıca afet durumlarında acil durum müdahale ekiplerinin ve arama kurtarma faaliyetlerinin koordinasyonunda kullanılan iletişim altyapıları, doğrudan uydu bağlantısı yoluyla güvence altına alındı.
Afet durumlarında kritik öneme sahip AFAD başta olmak üzere Türk Kızılayı, Orman Genel Müdürlüğü ve kolluk kuvvetlerinin iletişimi doğrudan Türksat uyduları yoluyla gerçekleştirildi.
Selden yangınlara, depremden arama kurtarmaya kadar acil durumlarda iletişimde kesinti yaşanmasını önlemek için Sahil Güvenlik Komutanlığı, Meteoroloji Genel Müdürlüğü, TRT gibi kurumlara da VSAT anteni kuruldu. Türksat tarafından Türkiye çapında söz konusu kuruluşlara kurulan VSAT anteni sayısı 3 bin 272’ye ulaştı.
İlgili kurumlarla Türksat arasında yapılan mutabakatla acil durum müdahale ekipleri, araçları ve kurumları VSAT antenleriyle donatıldı. Türksat 5B başta olmak üzere, tüm Türksat uydularına bağlanan terminallerle afet durumlarında iletişimin kesilmesinin önüne geçildi.
Bolat yaptığı açıklamada THY’ye 1000 kabin memuru ve 900 pilot alınacağını açıkladı. Bunun yanında Bolat 2 yıl içinde tüm THY uçaklarında internetin ücretsiz olacağını söyledi.
2023 yılında Türkiye ekonomisine 55 milyar dolarlık katkı sağladıklarını belirten Bolat, “Biz bunu 300 üzeri uçakla sağladık. 2033 yılında bizim 810 uçağımız olacak” ifadelerini kullandı.
Bolat’ın açıklamalarından satır başları:
THY’nin 2003 yılında 65 uçağı vardı. 2005’te Avrupa’nın 10. hava yoluydu. THY bugün Avrupa’da bir numarayız. Bir tek Ryanair ile çekişiyoruz ama onları geçmiş olacağız.
Hava yolu işletmeciliği zor. 20 senede 180’e yakın hava yolu batmış.
1 trilyon hava yollarının geliri olmuş. Yolcu başına 6 dolar kar edilmiş. 360 hava yolu yüzde 3 kar etmiş. Uçak finansmanı yaptırıyorsunuz yüzde 5-6’larla. Hava yolu işletmeciliği para kazanmak için yapılan bir şey değil.
TÜRKİYE’YE 55 MİLYAR DOLARLIK KATKI
2023 senesinde THY’nin Türkiye’ye katkısı 55 milyar dolar olmuş. 21 milyar dolar direkt gelir. Hizmet ihracatı 16.1 milyar dolar. Tedarik zinciri 17 milyar dolar.
Biz bunu 300 üzeri uçakla sağladık. 2033 yılında bizim 810 uçağımız olacak.
İSTANBUL HAVALİMANI’NDA 3 PİST AYNI ANDA ÇALIŞACAK
Geçen yıl 83,5 milyon yolcu taşıdık. Yüzde 60 transit yolcumuz var. Ülkemize turist getirmeye odaklandık. Ülkemizin çok güzel farklığı var. Anadolu medeniyetin beşiği bir yer ülkemizin en büyük farkı. THY kıtaları birleştiriyoruz bu iddiamız devam ediyor.
Çok güzel bir havalimanımız var. Dünyanın tam ortasında. Memnunuz.
İstanbul Havalimanı’na getirdiğimiz herhangi bir yolcuyu ortalama 2,5 saatte destinasyonuna götürüyoruz. Bu bizim network genişliğimizi gösteriyoruz. Taksi süresine baktığımızda saatlik 107-108’lere çıktık. Avrupa’nın çok üzerinde.
Havalimanı büyük oranda oturdu. 3 pistin aynı anda işlediği bir yer havalimanı haline geliyor. Dünyada ikinci olacak. Bu yapıldığında saatte 130 operasyon yapılabilecek. 1,5 yıl içinde İstanbul Havalimanı’nda taksi süreleri azalacak, iniş kalkış süreleri kısalacak.
Havalimanlarında kalkış iznini ve slotları Brüksel’deki Euro Control veriyor. İstanbul’da hava güneşli olduğu halde örneğin Macaristan’da hava muhalefeti olduğunda Euro Control izin vermiyor. Yolcu bunu bilmiyor. Ukrayna’nın hava sahası da kapalı. Bu rötar ve yoğunluğun sebeplerinden biri de bu.
Hiçbir hava yolu uçaklarının yerde olmasını istemez. Yerde duran uçak firmaya zarar yazar. O yüzden uçaklarını arka arkaya dizeriz. Avrupa’ya giden bir uçağımız bir iki saat gecikse tüm seferler aksar. Rötarların bir nedeni Avrupa’da yaşanan yoğunluk. Avrupa’daki havalimanları Kovid öncesi seviyesine hala dönemedi.
Bizim uçaklarımız gecikmesi turizme etkisi çok büyük. Şu andaki rötarların Devlet Hava Meydanlarından kaynaklandığına dair bir bulgumuz var.
900 PİLOT 1000 KABİN MEMURU ALACAĞIZ
2021 yılında 5561 pilotumuz varmış. 2021’den itibaren pilot alımına başladık. Filoyu modernleştireceğiz. 2023 yılını 6755 pilotla bitirmişiz. Neredeyse yeni bir hava yolu filosu kurmuşuz. 1 yıl içinde THY yaklaşık 900 pilot daha alacağız.
Kabin memuru 2019 yılında 12 bin. Şu anda da 15 bin kabin memuru var. 1000’e yakın kabin memuru alınacak.
AJet ilk başladığında iç hat olarak başladı. AJet’in bir misyonu da Ankara’yı 3. büyük turizm başkenti yapmak. Dünyada turizmde bir numara İstanbul. Paris ve Londra’yı geçti.
Trump ve Joe Biden tartışması sırasında Türkiye reklamı girdi. ABD’den gelen turistler iyi para bırakıyor. ABD’den Türkiye’ye gelen turist sayısı 1,3 milyon oldu. 3-4 yıl içerisinde 2,5 milyonu buluruz diye tahmin ediyorum. ABD’de 14 noktaya uçuyoruz. En son Denver açıldı. Philadelphia, Memphis, Orlando yeni düşündüğümüz yerler.
Avustralya’ya gidildi. Melbourne ve Sydney’den yolcu taşıyorduk. Avustralya’da çok büyük Yunan ve Makedon nüfusu ve Kıbrıs Türkleri de var. Avustralya’ya iyi bilet satıyorduk. Şimdi Singapur’a uçup oradan da yolcu alıp Melbourne’a uçuyoruz. 2026 yılında daha büyük uçaklarımız hizmete girdiğinde Melbourne’a aktarmasız direkt uçacağız.
Anadolu Jet ile Ankara üzerinden birçok şehre uçuyorduk. Şimdi AJet kendi yönetimi var, kendi bütçe hedefi var. AJet’in 10 yıl içinde 200 uçaklık filo kurma ve Ankara’ya 5 milyon turist getirme hedefi var. Neden isim değişti? Avrupa’dan Sabiha Gökçen ve Ankara’ya turist getirmek istiyoruz. Akılda kalıcı bir isim olsun istedik.
DÜNYA VE OLİMPİYAT ŞAMPİYONU SPORCULARA 1 MİLYON MİL
THY Türk spor kulüplerine yıllardır sponsor oluyor. Bir bütçe tanımlıyoruz bunu da biletlerde kullanıyoruz. Kimseye nakit para vermiyoruz. 14 federasyonun bütçeleri var. Bu bütçeleri tanımlıyoruz. Federasyonlar biz şu tarihte şuraya gideceğiz derse biz biletleri ayarlıyoruz. Federasyon önceden haber verilirse biz biletleri upgrade ediyoruz. Eğer son dakika haber verilirse para vermiş yolcumuza “biz seni uçurmayacağız” diyemiyoruz. Voleybol federasyonu bize 10 gün önceden haber verdi. Arkadaşlarımız baktı sadece 3 kişilik yer vardı. Uçuşun değiştirilmesi de istenirse bunun bize maliyeti 100 bin dolar, biz bunu da karşılıyoruz ama bize önceden bildirilmesi gerekiyor.
Federasyonları ayırmıyoruz. Spor Bakanlığı’na bir bütçe tahsis edeceğiz. Artık Spor Bakanlığı karar verecek spor federasyonlarına bütçe dağıtımını Bakanlık yapacak. Olimpiyat ve Dünya Şampiyonu olan sporculara 1 milyon mil, 2. olan sporculara 500 bin mil vereceğiz. Artık şampiyon sporcularımız önceden ister Business Class, ister normal biletini önceden alabilecek. Ampüte Milli Takımımız Avrupa Şampiyonu oldu. Her birine millerini verdik.
Bizim 88 bin çalışanımız var. Türkiye’nin mal ihracatı 255 milyar dolar ithalat 366 milyar dolar. THY 2023 yılında 16.3 milyar dolar tek başına ihracat yaptı.
Harcamalar sonrası hazineye 8.1 milyar dolar kalmış. Türkiye’deki en büyük mal ihracatçısı bu rakama erişemiyor. 88 bin çalışanımızla halkımız için çalışırken böyle ufak bir sorun yaşamamış bizi üzdü. Ama tedbirimizi aldık. THY her zaman politika üstüdür. Her milletten her görüşten insan THY’de çalışıyor. Böyle şeylere çekilmemesi lazım.
2 YIL İÇİNDE THY UÇAKLARINDA İNTERNET ÜCRETSİZ OLACAK
2010 yılından beri Avrupa’nın en iyi hava yolu seçiliyoruz. En iyi yemek, en iyi uçak içi eğlence sistemimiz var. Anadolu Jet internet bağlantılarını TSI firması ve TÜRKSAT beraber sağlayacak. Şu anda bazı AJet uçaklarında internet var ama tüm uçaklarımıza 1 sene içinde başlayacak. 2 yıl içinde de tüm THY uçaklarına ücretsiz internet hizmetine başlayacağız. Hiçbir kota da olmayacak. Şu anda mesajlaşma ücretsiz ama 2 yıl içinde yolcu ücretsiz bir şekilde film indirme gibi internetin tüm hizmetlerinden ücretsiz faydalanacak.
Uçak alımında ise bizim almayı planladığımız 600 uçağın 225 civarı geniş gövde, kalanı da dar gövde olacaktı. Boeing’deki kalite sıkıntıları henüz giderilmedi. Hala Boeing Max’te aylık 15 adete çıkılamadı. Hem Boeing’de hem de Airbus’ta geniş gövde üretiminde sıkıntılar var. Motor bulunmasında problemler var. Boeing uçakları alım sürecinde Boeing’in kalite konusunda garantilerini görmemiz lazım.
]]>Tesisleri gezen Karis, başta Estonya için üretilen YÖRÜK 4X4 (Uluslararası pazarda NMS 4X4 olarak biliniyor) başta olmak üzere araçları inceledi, bilgi aldı.
Karis, burada yaptığı konuşmada, dünya çapında kaliteli ürünler, sürdürülebilirlik ve hızlı teslimat süreleri dolayısıyla savunma güçlerinin ihtiyaçlarını karşılamak için Nurol Makinayı tercih ettiklerini söyledi.
Hızlı teslimat süresinin özellikle önemli olduğunu vurgulayan Karis, bölgelerindeki jeopolitik ve güvenlik durumunun onlarca yıldır olduğundan daha gergin seviyeye çıktığını ifade etti.
Yakın gelecekte güvenlik zorluklarının artmasının beklendiğine değinen Karis, şöyle konuştu:
“Elbette ürününüz savaşta test edilmiştir. Türkiye’nin modern savaşta geniş deneyimi var ve bu doğrudan zırhlı araçlarınızın ve askeri ekipmanlarınızın gelişimine yansıtılmıştır. Ayrıca Ukrayna’daki savaş, müttefik savunma sanayisi kapasitesinin artırılması gerektiğini göstermiştir ve Türkiye, yenilikçi ve yetenekli savunma sanayisi ile burada kesinlikle bir öncü ve rol modeldir. Ama biz aynı zamanda Türk savunma sanayisinin üretimini de değerli buluyoruz. Çünkü Türkiye, NATO’nun önemli bir müttefikidir. Askeri açıdan güçlü ve yetenekli bir müttefik. Hem Estonya hem de Türkiye, NATO’nun ön saflarında yer alıyor. İttifakın ana tehditleriyle doğrudan yüzleşmenin ne anlama geldiğini ikimiz de biliyoruz. Bu nedenle, araçlarınızın Estonya savunma güçlerine hem kendi ülkemizi savunurken hem de ittifakı genel olarak savunurken iyi hizmet edeceğinden eminim.”

20’DEN FAZLA ÜLKE 1700’DEN FAZLA ARAÇ
Engin Aykol da ziyaret dolayısıyla çok gururlu olduklarını söyledi.
Nurol Makinanın, dünyanın önde gelen 4X4 silahlı araç üreticilerinden biri olduğunu dile getiren Aykol, tüm çalışmaları ve dikkatlerini bu araçları mükemmelleştirmek için yoğunlaştırdıklarını vurguladı.
Yüksek mobilite ve koruma seviyesine sahip araçlarla başta NATO ülkeleri olmak üzere farklı coğrafyalardaki ihtiyaçları karşıladıklarını anlatan Aykol, üstün performans ve maliyet etkin 1700’den fazla araçla 20’den fazla ülkede hizmet verdiklerini bildirdi.
Aykol, rekabetçi ve uluslararası arenada hiç tereddüt etmeden tercih edilen araçlarla son olarak Estonya’da güvenlik güçlerine destek verecek olmaktan mutluluk duyduklarını kaydetti.
Konuşmaların ardından heyete, YÖRÜK 4X4 ile test parkurunda gösterim yapıldı. Estonya Cumhurbaşkanı Alar Karis de test sırasında bir süre YÖRÜK 4X4’e binerek aracı deneyimledi.

ESTONYA’YA ÖZEL ARAÇLAR, 11 KİŞİLİK VERSİYONUN İLK İHRACATI
Nurol Makina, Estonya Savunma Yatırımları Merkezi (ECDI) ile 18 Ekim 2023’te 100 adet YÖRÜK 4X4 için sözleşme imzaladı.
YÖRÜK 4X4 zırhlı araçlar, Estonya ordusunun özel ihtiyaçlarına göre uyarlanacak. Araçlara Estonya ordusu envanterinde yer alan muhtelif görev ekipmanları yerleştirilecek.
YÖRÜK 4X4 Genişletilmiş Dingil Mesafesi (NMS 4X4 EWB) yapılandırması konfigürasyonu bu sözleşme kapsamında ilk kez Estonya’ya ihraç edilecek.
Bu konfigürasyon çeşitli operasyonel gereksinimler için gelişmiş alan ve çok yönlülük sağlamak üzere tasarlandı. Araç daha uzun dingil mesafesi ile daha geniş iç bölme ve fazla taşıma kapasitesine imkan sağlıyor. Genişletilmiş alan, ek ekipman, personel veya belirli görevlere göre uyarlanmış özel modüllerin yerleştirilmesine izin veriyor. İç mekan, farklı operasyonel ihtiyaçlara uyacak şekilde özelleştirilebiliyor.
Araç, temel platformun zırhlı korumasını ve gelişmiş özelliklerini koruyarak yolcuların emniyeti ve güvenliğini üst seviyede tutuyor.
Uzatılmış dingil mesafesiyle sağlanan genişlik sayesinde daha önce 7 kişiye kadar taşıma kapasitesine sahip YÖRÜK 4X4’te bu sayı 11 kişiye çıkıyor.
Nurol Makinanın YÖRÜK 4X4 araçlarını bir yıl içinde teslim etmesi bekleniyor. Estonya, YÖRÜK 4X4 tercih eden 6’ncı ülke ve 3’üncü NATO üyesi oldu.
İKİ OPERASYON ÖRNEK VAKA OLARAK GÖSTERİLDİ
AA muhabirinin İçişleri Bakanlığı kaynaklarından edindiği bilgiye göre, “gri liste” konusunda FATF heyeti ile Türkiye arasındaki toplantılarda organize suç örgütlerine yönelik düzenlenen operasyonlardan ikisi örnek vaka oldu.
Türk yetkililerle FATF heyeti arasında 1 Eylül 2023’te Arnavutluk’un başkenti Tiran’da düzenlenen Gözden Geçirme Toplantısı’nda “Leijdekkers Operasyonu” Türkiye’nin örnek vakası olarak sunuldu.
Operasyon, FATF heyeti tarafından “proaktif, komplike ve ender görülen bir aklama soruşturması” olarak değerlendirildi.
FATF heyeti ile 3 Mayıs 2024’te Ankara’da gerçekleştirilen ikinci toplantıda ise “Comanchero Operasyonu” örnek vaka olarak gösterildi.
FATF temsilcileri, bu operasyonun, “ender görülen büyüklükte bir soruşturma dosyası” olduğunu belirterek, “heyecan verici ve takdire şayan” olarak nitelendirdi.
“Comanchero Operasyonu”nun çok boyutlu bir aklama soruşturması olduğunu vurgulayan temsilciler, operasyon için başta Avustralya olmak üzere uluslararası paydaşlarla ve Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) ile üst düzey polisiye işbirliği yapılmasını memnuniyetle karşıladı.
Toplantıların ardından hazırlanan “FATF Değerlendirme Raporu”nda, kara paranın aklanmasıyla ilgili Türkiye’nin gayretleri yeterli bulundu.
BAKAN YERLİKAYA: MÜCADELEMİZ DEVAME DECEK
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya da Türkiye’nin “gri liste”den çıkmasında emeği olan herkese teşekkür ederek, “Başta terör ve o hainlerin finansmanına yönelik olmak üzere, organize suç örgütleriyle, zehir tacirleriyle, göçmen kaçakçılığı organizatörleriyle, kara para aklayan suç odaklarıyla mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.” vurgusunu yapmıştı.
– Leijdekkers operasyonu
Haziran 2023’te İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü ekiplerince, Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığı koordinesi ve MASAK’la işbirliği içerisinde yürütülen operasyonlarda, Hollanda, Fransa ve Belçika tarafından kırmızı bültenle aranan Hollanda uyruklu “Bello Jos” lakaplı Joseph Johannes Leijdekkers’in de aralarında olduğu 34 kişi gözaltına alınmıştı.

Operasyonlarda, şüphelilere ait yaklaşık 1,1 milyar liralık mal varlığına da el konulmuştu.
Ayrıca, Leijdekkers’in Avrupa’daki para işlerini yürüttüğü ve parasını akladığı tespit edilen ve kırmızı bültenle aranan organize suç örgütü elebaşı Eric Schroeder, 27 Aralık 2023’te İstanbul’da düzenlenen “Kafes-25” operasyonuyla yakalanmıştı.
– Comanchero operasyonu
Avusturya merkezli uluslararası silahlı organize suç örgütü “Comanchero”, 2 Kasım 2023’te düzenlenen Kafes Operasyonu’nda çökertilmişti.

Elebaşı Mick Hawi’nin 2018’de öldürülmesinin ardından Mark Douglas Buddle’ın elebaşılığında faaliyetine devam eden silahlı organize suç örgütünün, uluslararası boyutta uyuşturucu ticareti, adam öldürme, silahlı yağma, kundaklama, adam kaçırma, suçtan elde edilen mal varlığı değerlerini aklama suçlarını işlemeye devam ettiği belirlenmişti.
Örgüt elebaşı Buddle, 2022’de KKTC’de yakalanarak Avustralya makamlarına teslim edilirken, elebaşılarından Hakan Ayık ve Duax Hohepa Ngakuru’nun, örgütün yönetimini devralıp suç faaliyetlerine devam ettiği saptanmıştı.
FATF nedir?
FATF, 1989 yılında ABD, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Kanada’dan oluşan G-7 ülkelerinin Paris’teki toplantısında hükümetler arası bir organizasyon olarak kuruldu. Bu yapının görev süresi kuruluşundan itibaren periyodik olarak uzatılırken Nisan 2019’da alınan kararla süresiz hale getirildi. Kuruluşun karar merci olan Genel Kurul yılda 3 kez toplanıyor. FATF Başkanı, Genel Kurul tarafından FATF üyeleri arasından 2 yıl için atanıyor.
Kuruluşa hangi ülkeler üye?
FATF’ın 37 ülke ve 2 bölgesel kuruluş olmak üzere 39 üyesi bulunuyor. Kuruluşun üyeleri arasında ABD, Almanya, Avusturya, Avustralya, Arjantin, Belçika, Birleşik Krallık, Brezilya, Çin, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Güney Afrika, Hindistan, Hollanda, Hong Kong, İtalya, İrlanda, İsrail, İspanya, İsveç, İsviçre, İzlanda, Kanada, Güney Kore, Lüksemburg, Malezya, Meksika, Norveç, Yunanistan, Japonya, Türkiye, Yeni Zelanda, Portekiz, Rusya, Singapur, Suudi Arabistan, Avrupa Komisyonu ve Körfez İşbirliği Konseyi yer alıyor.
FATF’ın faaliyet alanları neler?
FATF, çalışma konularında “politika belirleyici” bir rol üstleniyor. Kuruluş, kara paranın aklanması, terörizmin finansmanı ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı ile mücadelede uluslararası standartları belirleyici bir kuruluş olarak faaliyet gösteriyor.
FATF’ta denetim sistemi nasıl işliyor?
FATF’ın bu alanda 40 tavsiyesi bulunuyor. Bunlar, ülkelerle karşılıklı değerlendirme yoluyla incelenerek takip süreçleri işletiliyor. Teknik uyum ve etkililik yönlerinden yapılan değerlendirmelerle ülkede terörizmin finansmanı suçunun unsurlarının FATF standartlarıyla uyumu kontrol ediliyor. Bu suçlarla mücadelede etkin soruşturma/kovuşturma yapılıp yapılmadığı, suç gelirlerinin takip edilip edilmediği, yabancı ülkelerle etkin bir adli işbirliği yürütülüp yürütülmediği gibi hususlar inceleniyor. FATF, denetimleri kapsamında sadece terörizmin finansmanı suçunu değil, aklama suçu ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı konularında da getirdiği standartlarla ülkelerin uyumunu değerlendiriyor. Kuruluşun 40 tavsiyesi arasında uluslararası işbirliğinden yetkili makamların yetki ve sorumluluklarına, önleyici tedbirlerden kara para aklama ve müsadereye kadar geniş çaplı başlıklar yer alıyor.
Gri liste nedir?
Gri liste, FATF tarafından kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadelede yetersiz kalan ülkeleri belirlemek amacıyla oluşturulan bir liste niteliği taşıyor. Kuruluş, ülkelerle bu alandaki eksikliklerin giderilmesi için çalışmalar yapıyor.
Türkiye için gri liste süreci nasıl işledi?
FATF’a 24 Eylül 1991’de üye olan Türkiye, bugüne kadar başlangıç tarihleri 1994, 1998 ve 2006 yılları olan 3 FATF değerlendirmesinden geçti. Dördüncü değerlendirme 2018’de başladı ve 2019’da tamamlandı. Söz konusu karşılıklı değerlendirme raporu ve sonrasında hazırlanan izleme dönemi sonrası raporla birlikte Türkiye, Ekim 2021’de “artırılmış izlemeye tabi ülkeler”in yer aldığı “gri liste”ye dahil edildi.
Türkiye, listeden çıkmak için neler yaptı?
Karşılıklı değerlendirme sürecinden bu yana Hazine ve Maliye, Adalet ve İçişleri bakanlıkları, Türkiye’nin, FATF “gri listesinden” çıkarılmasına yönelik çok yoğun bir çalışma sergiledi.
40 tavsiyedeki hususlar birer birer yerine getirildi. Türk Ceza Kanunu’ndan Terörle Mücadele Kanunu’na Ceza Muhakemesi Kanunu’ndan Türk Ticaret Kanunu’na, Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun’dan Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’a kadar mevzuatta düzenlemeler yapıldı. FATF, Ekim 2021’de yayımladığı duyurunun Türkiye ile ilgili bölümünde 7 hususa vurgu yaparken Haziran 2023 Genel Kurulu sonrasında bu hususların sayısı 2’ye düştü. Söz konusu eksiklikle ilgili çalışmalar için kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadelede görevli ihtisas mahkemelerinin ve savcılıklarının belirlenmesinin ardından özel soruşturma büroları kuruldu. MASAK yeniden yapılandırılırken tüzel kişiler için risk analizi çalışması tamamlanarak, suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanında etkinliğin artırılmasına ilişkin Ulusal Strateji Belgesi yürürlüğe konuldu. Son olarak kripto varlıklarla ilgili düzenleme de Singapur’daki toplantı öncesi TBMM’de kabul edildi ve bu varlıklar konusunda Sermaye Piyasası Kuruluna çeşitli yetkiler verildi. Böylece Türkiye, 40 tavsiyenin tamamını yerine getirmiş oldu.
Hangi ülkeler gri listede yer alıyor?
FATF’ın Singapur’daki Genel Kurulu’nda yapılan değerlendirmeler sonucu Monako ve Venezuela kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadele konusunda “eksiklikleri olduğu” gerekçesiyle gri listeye alındı. Bu iki ülkenin yanı sıra Bulgaristan, Burkina Faso, Kamerun, Hırvatistan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Haiti, Mali, Mozambik, Nijerya, Filipinler, Senegal, Güney Afrika, Güney Sudan, Tanzanya ve Vietnam FATF’in artırılmış izleme sürecinde kalmaya devam etti.
Gri listeden çıkmanın faydaları neler?
Türkiye’nin gri listeden çıkmasının finansal sistemine olan güveni daha da güçlendirmesi, bankacılıktan reel sektöre kadar pek çok alanda olumlu yansımalarının görülmesi bekleniyor. Bu sayede bankaların uluslararası finansal ilişkilerinin güçlenmesi ve kredi notlarının artması öngörülüyor. Böylece bankaların daha düşük maliyetle fonlama sağlayabileceği ve uluslararası piyasalardan daha fazla kaynak bulabileceği değerlendiriliyor. Enerjiden inşaat ve altyapıya, turizmden sanayi ve imalata, gayrimenkulden diğer sektörlere kadar kararın uluslararası alanda olumlu etkilerinin hissedilmesi bekleniyor.
Bundan sonra neler olacak?
Türkiye’nin gri listeden çıkışının özellikle uluslararası ekonomik ilişkilerde olumlu yansımalarının olması bekleniyor. Ülkenin finansal sistemine güvenin artmasına paralel olarak uygulanan ekonomik program hedeflerine ulaşılmasının kolaylaşması öngörülüyor.
Hazine ve Maliye Bakanlığı, “Türkiye, terörizmin finansmanı ve kara paranın aklanmasıyla mücadelesini bundan sonra da uluslararası standartlarla tam uyum içinde kararlılıkla yürütecektir” mesajı verirken MASAK ve diğer kurumların idari ve teknik kapasitesinin daha da güçlendirileceğini, gerektiğinde yasal ve idari düzenlemelerin hayata geçirileceğini vurgulamıştı. Ayrıca, kararın Türkiye’ye uluslararası kaynak girişini hızlandırıcı etkide bulunması ve borçlanma maliyetleri üzerinde de pozitif etki yaratacağı tahmin ediliyor. Türk lirası varlıklara ilginin artması da beklentiler arasında yer alıyor.
]]>“70 ŞİRKETİ YÖNETEN BÜYÜK BİR PORTFÖY YÖNETİCİSİ VAKIFIZ”
Topçu, Türk Silahlı Kuvvetleri ile başlayan 5 vakıf olduğuna değinerek, “Bizim vakfımız, diğer 4 vakıftan farklı olarak sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın biraz dışında. Başta ASELSAN, TUSAŞ, Roketsan gibi 6 tane vakfın kendi şirketi, iştirakleri ve yurt dışındaki şirketleriyle 70 şirketi yöneten büyük bir portföy yöneticisi vakıfız. Diğer vakıflarımız şehitlerimizin yakınlarıyla, gazilerimizle ve onların rehabilitasyonuyla ve şehit çocuklarının eğitimiyle ilgilenirken; bizim vakfımız da şirketleri aracılığıyla daha çok şehit olmasın, gaziler olmasın diye tüm teknolojiyi hayata geçiren, ordumuza hem silah ve mühimmat noktasında hem de komuta kontrol ve platform noktasında ürün üreten bir vakıf.” diye konuştu.
“TEKNOLOJİK GELİŞMELERE SAVUNMA SEKTÖRÜ ÖNCÜLÜK EDİYOR”
Teknolojik gelişmelere savunma sektörünün öncülük ettiğine vurgu yapan Topçu, “Dünyada da birçok teknolojik ürünün önce askeri alanda kullanıldığını daha sonra sivilleştiğini biliyoruz. Çünkü teknolojide AR-GE çok önemli. AR-GE harcamaları da özel şirketlerin boynunu bükebilecek düzeylere ulaşıyor. Bu nedenle devletin çok farklı teşvikleri var.” dedi.
Topçu, TSKGV’nin gelir kalemlerine değinerek, şöyle devam etti:
“Birinci kalemimiz, ASELSAN, TUSAŞ, Roketsan, HAVELSAN, İşbir Elektrik ve ASPİLSAN’dan aldığımız kar payı yani temettü gelirlerimizdir. Yine iştiraklerimizden gelen temettü gelirleri var. Akabinde vakfımıza vatandaşımızın teveccühüyle yaptığı nakdi bağışlar var. Yine çok sayıda gayrimenkul bağışı var. Burada aslında çok duygusal ve güzel hikayeler var. Ülkenin ve vatanın ne demek olduğunu çok iyi bilen insanımız, genciyle, yaşlısıyla vakfa bağışlar yapıyor. Bunun içinde gayrimenkul bağışları da var. Arsalardan iş yerlerine ve konutlara kadar pek çok bağış var. Buralardan gelen kira gelirleri de yine vakfımızın gelirlerini oluşturuyor.”
Tüm gelirlerinin yüzde 65’ini Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığının listelediği projelere aktarmak üzere Savunma Sanayii Destekleme Fonu’na her yıl aktardıklarını anlatan Topçu, “Kalan yüzde 35 de yine yönetim kurulumuzun takdirleriyle şirketlerimize ihtiyaç halinde sermaye artışları için ya da yeni yatırımlar için yönlendiriliyor.” dedi.
“BİZİ ÇOK DUYGULANDIRAN BAĞIŞLAR OLUYOR”
Topçu, yakın zamanda kendilerini çok duygulandıran bağışlar olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sivas’ta karı koca, iki öğretmen emekli oluyorlar ve emekli maaşlarının tamamını bağışlama kararı alıyorlar. Yani tüm birikim. Bu hakikaten takdire şayan bir şey. Hepimizi çok duygulandırdı. Yarısını AFAD’a yarısını da TSKGV’ye bağışlıyorlar. Sivas’taki bağışçılarımız gibi bağış yapan farklı insanlara kulak verdiğimizde, mesela sadece TCG Anadolu gemisini görüp o anda karar verdiğini ya da haberlerde son dönemdeki savaş ortamını görüp Türk ordusunun her zaman güçlü olmasını istediğini belirterek bizlere ulaştıklarını görüyoruz.”
Kendisini en çok etkileyen savunma sanayii ürünlerine değinen Topçu, “Aslında beni en çok etkileyen ürün son dönemde KAAN tabii ki. KAAN’ın ismini herhalde şu an sokağa çıksak, desek ki ‘Milli Muharip uçağımızın ismi nedir’ diye? Herkes bilir. Gerçekten ismi de çok güzel oldu; kendi de çok güzel oldu. 5. nesil bir savaş uçağı. Hepimizi gururlandırıyor.” diye konuştu.
“VAKIF ŞİRKETLERİMİZ FARKLI SEKTÖRLERDE YATIRIM YAPIYOR”
Topçu, üniversiteden mezun olduğu yıllarda en önemli girişimciliğin kafeterya açmak olarak görüldüğüne aktararak, bugün gelinen noktada gençlerin teknoloji girişimciliğinden bahsettiğini anlattı. Topçu, “Ülkenin ekonomisine, teknolojisine, savunma sanayiine katkı yapacak artık yüzlerce değil binlerce projemiz var. Roket hepimiz için bir hayalken artık yurt dışına gidip roket yarışmalarında birincilik alan yüzlerce takımımız var. Bizi en çok heyecanlandıran şey işte bu TEKNOFEST kuşağı.” diye konuştu.
Savunma sanayiindeki yerliliğin yüzde 20’lerden yüzde 80’lere ulaştığını belirten Topçu, en büyük hedeflerinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyonuyla bunu devam ettirmek olduğunu söyledi.
Topçu, sürdürülebilirlik, finansal kaynakların artırılması, yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm gibi çok farklı hedeflerinin bulunduğunu dile getirdi.
Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı koordinasyonunda ağırlıklı olarak vakıf şirketlerinin teknoloji alanlarını belirlemeye de gayret ettiklerini aktaran Topçu, şunları kaydetti:
“Bu noktada bizim çift kullanım dediğimiz aslında hem sivile hem askere hitap edebilecek ürünler var. Yine sadece sivil kullanım için geliştirilebilecek farklı sektörlere yönelik ürünler. Bunların örneklerini görüyoruz. Pil teknolojilerinde ASPİLSAN, skuterden çok farklı elektronik cihazların pillerine kadar, pil ve batarya ile bunların yönetim sistemleri konusunda çalışan bir firmamız. Kayseri’de çok büyük bir yatırımla yeni lityum iyon pil fabrikası hayata geçmiş oldu. İşbir Elektrik de yaptığı jeneratör ve güç gruplarıyla, Türkiye’nin ilk yerli milli alternatörü bünyesinde üretmiş oldu.
ASELSAN’ın sağlık tarafında görüntüleme cihazları, yaşam destek üniteleri yaptığını, pandemi günlerinde ventilatörlere öncülük ettiğini ve bir grupla birlikte onu hayata geçirdiğini hepimiz biliyoruz. ASELSAN bir teknoloji şirketi. Sağlıkta, enerjide çok farklı sektörlerde şirketlerimizin yatırım yaptığını görebiliyoruz.”
“IDEF, VAKFIMIZIN MARKALARINDAN BİRİ”
Topçu, sinyalizasyonun dünyada çok az ülkenin yapabildiği bir teknoloji olduğuna dikkati çekerek, “ASELSAN, metro, tramvay, trenlerde kullanılan sinyalizasyon sistemlerinde Türkiye’yi dünyada 5 ülkeden biri yaptı.” dedi.
Girişim sermayesi yatırım fonları aracılığıyla, Türkiye’deki büyük AR-GE yapan şirketlerin yatırım zorunluluğu olduğunu belirten Topçu, şirketler ve çeşitli kurumların kurduğu yatırım fonları aracılığıyla Türk ekonomisine katkı sağlayacak yeni teknolojilere destek olunduğunu söyledi.
Topçu, IDEF’in TSKGV’nin markalarından biri olduğuna işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“IDEF, Türkiye’nin savunma sanayii fuarı. 2 yılda bir kez yaptığımız bir fuar. 1993 yılından itibaren bu fuarı Türkiye’de yapıyoruz. Katılımcı sayısına göre üçüncü sıraya yükselen ve dünyadan çok fazla misafirin, heyetlerin ziyaret ettiği büyük bir organizasyon. IDEF, 2023’te 100’ün üzerinde ülkeden yaklaşık 100 bine yakın ziyaretçiyle tamamlandı. Bunlar savunma bakanları, genelkurmay başkanları, kuvvet komutanları başta olmak üzere ülkelerin savunma sanayii ve ordusunu temsil eden misafirler. 2023’te 54 ülkeden bin 461 firma katılmıştı. 5 bin 397 ikili görüşme yapıldı, bu çok büyük bir rakam.”

IDEF’TEKİ YENİLİKLER
IDEF’in yeni logosu, yeri ve konseptiyle 22-27 Temmuz 2025’te İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirileceğini aktaran Topçu, “İstanbul Fuar Merkezi, Atatürk Havalimanı’na çok yakın ve havalimanını da IDEF’e entegre ettik, en büyük yenilik bu. Atatürk Havalimanı’nda klasik fuar konseptinin dışında birçok yeniliği ekleyebileceğiz. Dünyada farklı savunma sanayii fuarlarında gördüğümüz geçit törenleri, uçak gösterileri yapılan, kara araçları ya da farklı araçların deneyimlenebildiği alanlar oluşturmayı planlıyoruz.” dedi.
Topçu, IDEF’te yabancı misafirlere yerli platformları hareket halinde de gösterebileceklerini belirterek, şöyle konuştu:
“İsteyen komutanların bunları deneyimleyebileceği alanlar oluşturduk. IDEF içinde de çok fazla yenilik var. Yeni ürünlerin tanıtılabileceği alanlar oluşturuyoruz. Daha yenilikçi ve teknolojik ürünlerin sergileneceği Inspiration Hub isminde bir bölge düşünüyoruz. Gençlerle ve startuplarla yürüttüğümüz ve finalinin fuarda yapılabileceği Defenders of Tomorrow (DOT) isminde bir projemiz var.
Network Summit olacak, kamu ve devlet ikili görüşmelerinin ötesinde daha çok özel sektöre yönelik bir program planlıyoruz. Vakıf şirketlerimizden başlayarak özel sektördeki KOBİ’lerimize, startuplara varana kadar herkese yer açmaya gayret ediyoruz. İlgi çok yüksek. Malezya’da IDEF’in standını da açtık. Büyük yabancı şirketlerin temsilcileriyle görüştük. IDEF’e ilgi çok yoğun çünkü savunma sanayiinde Türkiye’nin geldiği noktayı tüm dünya çok iyi takip ettiği için IDEF de en çok takip edilen fuarlardan biri.”
Bilal Topçu, Türkiye’nin savunma gücünün artırılması ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin daha fazla güçlendirilmesi için vatandaşları TSKGV’ye bağış yapmaya davet etti.
Bugünden itibaren Almanya’da yaşayan Alman vatandaşlığı da almak isteyenler artık konsolosluklara giderek Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkmak zorunda kalmayacak. 2000 yılından sonra Alman vatandaşlığına geçenler de yeniden Türk vatandaşlığını alabilecek.
‘VATANDAŞ OLUN’ ÇAĞRISI
Federal Meclis SPD Milletvekili Macit Karaahmetoğlu, şartları yerine getiren tüm Türk vatandaşlarını Alman vatandaşlığına başvurmaları ve Almanya’da demokrasi için aktif olarak çalışmaları çağrısında bulundu. Önceki dönemlerde Almanya Türk Toplumu Başkanı olarak görev alan ve uzun süre çifte vatandaşlık için mücadele veren Kenan Kolat, “Bu, Almanya’nın artık vazgeçilmez olan göç olgusunu tamamen kabul etmesidir. O anlamda tarihi bir olaydır” dedi. Bunun Almanya demokrasisi açısından önemli bir dönüm noktası olacağını belirten Kolat, “Almanya’daki Türk toplumu ırkçılığa karşı önemli bir panzehir olacak. Türklerin büyük bölümü ırkçı partilere oy vermeyecek. Bu da demokrasinin sağlıklı işlemesini sağlayacak” dedi. Almanya Türk Toplumu Genel Başkanı Gökay Sofuoğlu da, “27 Haziran Almanyalı Türklerin göç tarihine not düşebilecekleri tarihi bir yıl olacak” diyerek yasanın önemini vurguladı.

YENİ YASADA NELER VAR
* Almanya vatandaşlığına başvuru için ülkede ikamet süresi sekiz yıldan beş yıla indirildi.
* Okul ya da mesleki başarı, iyi Almanca bilgisi, kamu yararına faaliyetler gibi özelliklere sahip olanlar ve başarılı entegrasyon gösterenler 3 yıl sonra da Alman vatandaşlığına geçebilecek.
* Birinci kuşak göçmenlere ve 67 yaş üstündekilere yazılı Almanca testi kalkacak.
* En az 5 yıldır Almanya’da yaşayan göçmenlerin çocukları da Alman vatandaşı olabilecek.
BAŞVURU İÇİN GEREKLİ ŞARTLAR
* Vatandaşlığa başvuranlardan Alman Anayasası’nın özgür demokratik temel düzenine bağlılığı istenecek.
* İslam karşıtı, Yahudi düşmanı, homofobik olmadığı ve kadın haklarına riayet ettiğini taahhüt edecek. Almanya’da lise veya yüksek öğrenim yapmayanlar Einbürgerungstest adı verilen vatandaşlık testini yapacak.
* Başvuran kişinin cezai bir suçtan mahkumiyeti olmaması gerekiyor.
* Avrupa Ortak Dil Referans Çerçevesi B 1 seviyesinde Almanca dil becerisini göstermesi gerekecek.
* Başvuru sahibinin sosyal yardım almaması gerekiyor.

BAKANLIKTA KRİTİK TOPLANTI
İçişleri Bakanlığı’ndan Bakan Yerlikaya’nın ziyaretine ilişkin yapılan açıklamada, “Bakanımız Sayın Ali Yerlikaya ve Almanya Federal İçişleri ve Yurt Bakanı Sayın Nancy Faeser bugün Berlin’de bir araya geldi. Heyetler arasında gerçekleşen görüşmede; iki bakanlığın sorumlulukları çerçevesinde iki ülke arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesine yönelik görüş alışverişinde bulunulmuştur. Terörle mücadelede işbirliğinin yanı sıra organize suç ve güvenlik alanında iş birliğinin geliştirilmesine yönelik imkânlar ele alınmıştır. Göçmen kaçakçılığıyla mücadelede iş birliği konusunda da fikir alışverişinde bulunulmuştur. Almanya’da yürürlüğe giren yeni Vatandaşlık Yasası’nın sağladığı imkanlar ve başvuru süreçlerine ilişkin konular da değerlendirilmiştir. Türk vatandaşlarının Almanya vizesi alma sürecine ilişkin durumlarının nasıl iyileştirilebileceği konusunda görüş teatisinde bulunulmuştur. Son olarak, iki bakanlığın çalışma düzeyinde işbirliği ve iletişimin daha da güçlendirilmesi konuları ele alınmıştır” denildi.

Haber7 – ÖZEL
Ekonomik krizler, darbeler, silahlı iç çatışmalar, savaşlar ve kaos girişimleri… Dünyanın hemen her noktasında gerilim had safhada. Bütün gerilimlerde egemen ülkeler farklı saflarda konumlanıyor. Küresel sistemi oluşturan BM, NATO gibi kurumların işlevsiz kaldığı, ABD ve Batı’nın güç kaybettiği mevcut süreçte insanlığın hiçbir problemine çare olamayan mevcut nizam, daha önce gerçeleşen dünya savaşları sürecindeki cereyanları hatırlatıyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in “NATO-Rusya çatışması dünya savaşına götürür” şeklindeki tehdidinin ardından Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve MHP lideri Devlet Bahçeli’nin doğrudan telaffuzla “3. Dünya Savaşı” ikazında bulunduğu dönem, çalkantılı günlerin yakın olduğuna işaret ediyor.
Peki 3. Dünya Savaşı ihtimalleri neden bu kadar yüksek sesle dillendirilmeye başlandı?
Savaş tehdidi ne kadar yakın?
Olası bir savaş ihtimaline karşı Türkiye nasıl pozisyon alacak?
Vatandaş için bir hazırlık gereksiniminden söz edilmeli mi?
Olası bir çatışma ihtimali hangi bölgelerde hangi kutuplar arasında olur?
Bu sorular çerçevesine uzmanlar, 3. Dünya Savaşı riskini Haber7’den Nurullah Alpay’a değerlendirdi.
Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ferhat Pirinççi, Topkapı Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cihat Yaycı, Yeditepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Furkan Kaya, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuzhan Bilgin önemli saptamalara yer verdi.

ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞININ ŞEKLİ BAMBAŞKA OLACAK
Dünya savaşı kavramının iki kutbun savaşması şeklinde algılanmaması gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Cihat Yaycı ile Doç. Dr. Furkan Kaya farklı konseptte bir cihan harbinin patlak vereceği görüşünü paylaşıyor.
TÜRK DEGS Başkanı ve Topkapı Üniversitesi Öğretim Üyesi Cihat Yaycı, “Savaş daha önceki gibi dünya ikiye bölünüp de iki eşit gücün savaştığı bir durum gibi kutuplar savaşı şeklinde olmayacak. Durum şunu gösteriyor; hegemonik ve büyük güçler küçükleri eziyor. Zayıflarla, kuvvetliler arasında bir savaş… Kuvvetliler, zayıfları yok etmeye başladılar. Dünyanın her tarafında zayıfların üzerine gidiyorlar. Bu savaş olursa zalim ve mazlumun savaşı şeklinde olur. O nedenle ‘dünya iki kutba ayrılacak ve bunlar birbiriyle savaşacak’ beklentisi yanlış.” diyor.
Olası dünya savaşında mazlumların daha zor durumda kalabileceğini belirten Yaycı, bu ülkelerin birleşerek güç oluşturması gerektiğini kaydediyor.

Yeditepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Furkan Kaya ise Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermediğini, İkinci Dünya Savaşı’nın onun ikinci perdesi olduğunu, günümüzde yaşananların “üçüncü perde” olarak adlandırılabileceğini belirtiyor.
Kaya, “Birinci Dünya Savaşı’nda emperyal güçler aralarındaki paylaşımlardan memnun kalmadı ve daha İkinci Dünya Savaşı patlak verdi. Şu anki süreçte yine bu hegemon ve emperyal güçlerin kendi aralarındaki, özellikle deniz ticaret yollarına hakim olma ve okyanusları yönetme mücadele alanı içindeler. Üçüncü Dünya Savaşı’nın cephe hatlarında olacağını düşünmüyorum. Bu tip asimetrik paramiliter gruplar ve terör örgütleri üzerinden yine Anadolu ve Mezopotamya, Türkistan, Güney Kafkasya’yı hedef alan bir çatışma senaryoları hazırlanmaya çalışılıyor.” sözlerini sarf ediyor.

TÜRKİYE İÇİN EN DOĞRU POZİSYON
Olası dünya savaşında Türkiye’nin konumunu korumasının en iyi pozisyon olduğunu dile getiren uzmanlar, konuya ilişkin yorumlarında şunları kaydediyor:

HEDEF TÜRKİYE… ARZ-I MEVUD’A DİKKAT!
Terör devleti İsrail’in işgal ettiği topraklarını genişletme hedefine dikkat çeken TÜRK DEGS Başkanı Cihat Yaycı, sözlerini şöyle tamamlıyor:
SETA Akademi Direktörü Prof. Dr. Ferhat Pirinççi de bölgesel krizlerin kontrol dışına çıkılabileceği görüşünü paylaşıyor. Pirinççi, “Gerek Kuzey Kore-Güney Kore ilişkilerinde, gerek Tayvan-Çin ilişkilerinde gerginliğin baş verme ihtimali potansiyeli bulunuyor. Dolayısıyla Sayın Fidan ve Sayın Bahçeli’nin bu uyarıları; Filistin’deki, Ukrayna’daki krize bir çözüm bulunmazsa, kontrol altına alınması için çaba harcanmazsa bu krizlerin yayılma ihtimaline işaret ediyor.” diyor.

HER GERİLİM BÜYÜK SAVAŞIN KAPISINI ARALIYOR
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuzhan Bilgin’in konuya ilişkin değerlendirmesi ise şöyle:
Cumhuriyet tarihinin en büyük askeri gemi ihracatlarından birine ilişkin resmi imzalar geçtiğimiz günlerde atıldı. Türkiye, Malezya Kraliyet Donanması’na Ada Sınıfını temel alan 3 gemi inşa edecek. Gemilerin inşasına bu yıl başlanacak ve 3,5 yıl içinde üç gemi de teslim edilecek.
Aslında bu anlaşma bir yanıyla ana yüklenici STM başta olmak üzere Türk Savunma Sanayii firmalarının kabiliyetlerini gösteriyor. Diğer tarafta ise özellikle çok farklı sistemleri aynı gemiye entegre edebilme açısından Türkiye’nin geldiği noktayı gözler önüne seriyor.
“GEMİLERİN SİSTEMLERİNDE DE ‘MADE İN TÜRKİYE’ İMZASI OLACAK”
Savunma ve Denizcilik Araştırmacısı Kozan Selçuk Erkan, söz konusu anlaşmanın sadece yeni bir gemi inşası gibi düşünülmemesi gerektiğine işaret ediyor. Çünkü Türkiye gemiyi inşa edip kenara çekilmeyecek.
Erkan’a göre Cenk-S radarından Atmaca füzelerine, stabilize toptan geminin savaş yönetim sistemine kadar çok farklı sistem ve sensörler de Türk firmalarınca üretilecek.
STM’nin söz konusu ihalede dünyanın en iyileriyle yarıştığına dikkat çekiyor Erkan ve “En büyük üç gemi ihracatçısından birini geride bırakıp ihaleyi kazandılar. Bu ihale Malezya’nın deniz programının ikinci fazı için açıldı. İlk fazı yapan firma STM kadar esneklik gösteremediği ve çözüm odaklı olmadığı için ikinci fazı kazanamadı. Normalde ilk fazı kazanmak ikinci faz için büyük bir avantajdır. Ama STM ortaya koyduğu vizyonla rakiplerine şans tanımadı” bilgisini paylaşıyor.

DÜNYANIN BU ALANDA EN ESNEK ÜLKESİ TÜRKİYE
Son yıllarda yabancı ülkelerin askeri gemiler için Türkiye’nin kapısını çalmasına sıkça şahit oluyoruz. Bunun elbette farklı nedenleri var ancak Kozan Selçuk Erkan en önemli kısmın ‘esneklik’ olduğunu söylüyor.
Türkiye’nin askeri gemi inşa konusunda dünyanın en esnek çalışan ülkesi olduğunun altını çizen Erkan, şöyle devam ediyor:
“Bir ülke kendi gemisinde hangi ülkenin ne marka silah sistemini istiyorsa biz buna hemen uyum sağlayıp o talebi gerçekleştirebiliyoruz. Bugün geldiğimiz noktada, ihraç gemi inşa projelerinde bu denli çeşitlilik sağlayabilen dünyada tek ülke biziz.
Bizden daha çok gemi inşa eden İtalya ve Fransa örneklerine baktığımızda mümkün olduğunca kendi bildikleri, daha önce uyguladıkları silah ve elektronik sensörlerin dışına çıkmadıklarını görürüz.
Bunun iki sebebi var. Birincisi, kendi ürünlerinin satılmasını sağlamak. İkincisi, hemen her şeyini bildiklerini bir sistemle çalışarak proje süresince güvenli tarafta kalmak.
Türkiye ise bunlara takılmıyor. Pakistan için başka, Ukrayna’da başka, Malezya için başka hava savunma sistemlerini aynı gemiye uyarlayabiliyoruz. Hatta kendi gemilerimiz için de daha farklı sistemler kullanıyoruz. Dünyada bir gemi sınıfı üzerinde bu kadar çok farklı hava savunma sistemini tek bir gemiye uyarlayabilmiş başka ülke yok.
Sadece hava savunma için değil gemisavar füzeler ile elektronik sensörler için de benzer bir çeşitlilik ve kusursuz entegrasyon söz konusu.”

TÜRKİYE’NİN ASKERİ GEMİ ÜRETİMİNDE ÖNÜ AÇIK
Kozan Selçuk Erkan’ın yukarıda bahsettiği çeşitlilik müşteriler için çok kritik. Çünkü her ülke mümkün olduğunca daha özgür bir çalışma ortamı istiyor. Haliyle kendi sistemlerini de entegre ettirebilecekleri bir savaş gemisi onlar için çok daha mantıklı oluyor. Türkiye bunu sağlıyor.
Ancak gemiyle birlikte alt sistemleri de aynı ülkeden almak isteyenler de yok değil… Erkan burada bir parantez açıyor ve Türkiye’nin yerli radar, yerli elektronik sistemler, yerli silah/mühimmat sistemleri geliştikçe satılan her bir gemide bu ürünleri daha sık görebileceğimizi söylüyor.
Böyle bir durumda müşteri tarafı da Türkiye ile bu son derece gelişmiş sistemler için ortak AR-GE ve belki de üretim yapabilme imkanı bulabiliyor. Haliyle tam bir kazan-kazan durumu ortaya çıkıyor.
Erkan’a göre tüm bunları alt alta eklediğimizde Türkiye, uluslararası rekabette rakiplerinde olmayan bu becerilerle çok ciddi avantaj yakalayacak.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Dünya Denizciler Günü münasebetiyle düzenlenen programda deniz insanlarıyla bir araya geldi. Dünya Denizciler Günü’nün Uluslararası Denizcilik Örgütü tarafından denizcilik sektöründe çalışanları onurlandırmak ve denizciliğin küresel ticaret üzerindeki önemli rolünü vurgulamak amacıyla kutlandığını söyledi. Uraloğlu, 2023 yılı istatistiklerine göre Türk sahipli deniz ticaret filosunun 2 bin 28 gemi ve toplam 48,9 milyon dedveyt tonla dünyada 12. sırada olduğunun altını çizdi.
“HER YIL GÜVERTE VE MAKİNE BRANŞLARINDA İSTİHDAM EDİLECEK 3 BİN 600 ZABİT ADAYI YETİŞTİRİLİYOR”
Türkiye’de 36 bin 583 Zabitan Sınıfı gemi insanı, 93 bin 974 Tayfa Sınıfı gemi insanı ve 9 bin 581 Stajyer gemi insanı bulunduğunu kaydeden Uraloğlu, “Türkiye’de toplamda 140 bin 138 gemi insanı bulunuyor. Bakanlığımız tarafından yetkilendirilmiş 14 denizcilik fakültesi, 15 denizcilik meslek yüksekokulu, 44 denizcilik meslek lisesi ve 30 özel öğretim kurumu ile toplam 103 eğitim kurumunda uluslararası standartlarda denizcilik eğitimi veriliyor. Bu eğitim kurumlarında her yıl, ticari filomuzda güverte ve makine branşlarında istihdam edilecek bin 100 uzak yol zabit, bin zabiti ve bin 500 sınırlı zabit olmak üzere toplam 3 bin 600 zabit adayı yetiştiriliyor.” diye konuştu.
“KADIN DENİZCİLERİMİZİN SAYILARINI ARTIRMAK İSTİYORUZ”
Gemi Adamları Bilgi Sistemi sayesinde 37 bini zabit yeterlikli, 140 bin aktif gemi insanı ve toplamda 280 bin gemi insanının tüm sicil, yeterlik, sertifika ve cüzdan başvuru işlemlerinin çevrim içi olarak tamamlandığını anımsatan Bakan Uraloğlu, “Denizci Ülke, Denizci Millet” şiarıyla vatandaşlara denizi ve denizciliği tanıtmak için başlatılan “Bir Milyon Amatör Denizci” eğitim kampanyasında 1 milyon rakamına planlanan tarihten önce Kasım 2022’de ulaşıldığını hatırlattı. 2023 yılı Nisan ayında Türkiye Yelken Federasyonu ile yapılan uygulama eğitimlerine yönelik protokol sayesinde amatör denizci eğitimleri bir üst seviyeye yükseltildiğine işaret eden Bakan Uraloğlu, “20 ilde 68 merkezde gerçekleştirilen ‘Amatör Denizci Uygulama Eğitimleri’ sayesinde son bir yılda 24 bin amatör denizci daha, deniz üzerinde profesyonel eğitmenlerden aldıkları eğitimlerle amatör denizci ehliyeti aldı. Ayrıca Kadın Denizcilerimizin sayılarını arttırmak istiyoruz. Bu kapsamda 148 kadın öğrencinin stajlarını yapacakları uluslararası gemiler Bakanlığımız tarafından belirlendi. Milli Eğitim Bakanlığımız ile gerçekleştirilen işbirliği protokolü kapsamında 6 denizcilik meslek lisemize eğitimlerde kullanılacak malzemeler için maddi kaynak sağlandı. İskenderun’da depremden etkilenen Sefa Atakaş Denizcilik Meslek Lisesi’ne bir köprü üstü simülatör merkezi kuruldu. Protokol kapsamında İngilizce ağırlıklı denizcilik eğitimi imkanı sağlandı. Ayrıca Liman Başkanlıklarında görevli uzman personel de ihtiyaç halinde ilgili Denizcilik Meslek Liselerine eğitimci desteği veriyor.” ifadelerini kullandı.
“DÜNYANIN NERESİNDE OLURSA OLSUN TÜRK GEMİ İNSANLARINA TEKNİK VE HUKUKİ DESTEK SAĞLIYORUZ”
37 ülkeyle karşılıklı yeterliklerin tanınmasına yönelik denizcilik anlaşmalarına İspanya hükümetinin talebiyle bir yenisi eklenerek, 13 Haziran 2024 tarihinde imzalanan anlaşma ile Türk gemi insanlarının çalışabileceği yabancı bayrak sayısını 38’e yükselttiklerini vurgulayan Bakan Uraloğlu, “Bu anlamda, 920 milyon dedweyt tona sahip 31 binden fazla gemide denizcilerimiz ilave bir yeterlilik olmadan istihdam edilebilecekler. Dünyanın neresinde olursa olsun Türk gemi insanlarına teknik ve hukuki destek sağlıyoruz. Gerektiğinde tıbbi tahliyeleri Ana Arama Kurtarma ve Koordinasyon Merkezinin koordinesinde gerçekleştiriliyor.
“TÜRKİYE MAVİ VATANINA GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE SAHİP ÇIKIYOR”
Denizcilik Genel Müdürlüğü tarafından Gemi Adamları ve Kılavuz Kaptanlar Yönetmeliği’nin yayımlanma sürecinde olduğunu belirten Uraloğlu, yönetmelikte yapılacak değişiklikler ile Türk gemi adamlarının İngilizce dil şartını sağlamaları hususunda YÖKDİL sınav puanın geçerli sayılacağını söyledi. Bakan Uraloğlu, “Tayfa sınıfı gemi adamlarının mezuniyet gerekleri lise seviyesine yükseltilecek. Sınırlı yeterliklerden 3.000 Groston ve 3.000 Kilowat yeterliklere geçiş Denizcilik Meslek Liseleri için kolaylaştırılarak 4 yıl deniz hizmetinden 2 yıl deniz hizmetine düşürülecek. Yat kaptanlığından Sınırlı Vardiya zabitliğine sınavla geçiş hakkı tanımlanacak. Uzak yol birinci zabit ve ikinci mühendisi/makinisti için kaptan ve baş makinist ek yeterlik sınav hakkı tanımlanacak. Silahlı Kuvvetlerde dış kaynaktan temin edilen sözleşmeli personelin yeterlik haklarının Yönetmelikte tanımlanması sağlanacak. Elektro-teknik tayfalar için MEB Meslek Liselerinde tanımlanan liseler 2 bölümden 20 bölüme çıkarılacak. Ülkemizde yetkilendirilmiş eğitim kurumlarında denizcilik eğitimi alan yabancı üniversite öğrencilerinin yeterlik ve uzmanlık belgelerinin verilmesine yönelik düzenleme sağlanacak. Ancak bu kişilere gemi adamı cüzdanı düzenlenmeyecek. 65 yaş üstü gemi insanlarının sağlık yoklamaları iki yılda bir yerine yılda bir yapılacak. Gemi insanı olabilme şartlarında aranan yeterliğe engel teşkil eden suçların kapsamı genişletildi. Katalog suçlarda mahkûmiyet şartı aranacak. Kılavuz kaptanların ilk defa belgelendirilmesi ve farklı liman sahalarında görev almaları halinde gereken görev başı eğitimlerinin süresi uzatılacak ancak staj süreleri kısaltılacak. Türkiye Mavi vatanına güçlü bir şekilde sahip çıkıyor. Yolunuz açık olsun.” açıklamasında bulundu.
]]>Bahçeli’nin açıklamaları şu şekilde;
Milletimizin sesine kulak verdik, vereceğiz. Yorulmayacağız, yenilmeyeceğiz, durmayacağız. Önce ülkem ve milletim diyeceğiz.
DİYARBAKIR’DAKİ ANIZ YANGINI
Hiçbir bölücü Türk komploda yer almaz. Yangın bahanesiyle nefret saçan Türkiye düşmanıdır. Anız yangınının yaraları sarılacak. MHP olarak sürecin takipçisi olacağız.
(Dünya Savaşı söylemleri)
Dünya baş döndüren gelişmelerin, akılları bulandıran hadiselerin, iftira tefrit arasında gidip gelen, ihtiraslı münasebetlerin çekimi arasındadır. 3. Dünya Savaşı ile ilgili alarm zilleri çalanlara yenileri eklenmekte. Sırbistan cumhurbaşkanı ileri giderek dünyada 3-4 ay içinde büyük çatışma yaşanacağını söylemiştir. İngiliz dergi de son sayısında savaş manşetlerini atmıştır.
“TEYAKKUZDA OLMALIYIZ”
Dünya Savaş riski telaffuz ediliyor. Jeopolitik hesaplaşmalar arttı, teyakkuzda olmalıyız. Türkiye’miz milli güç unsurlarını tetikte tutma durumundadır. Dünya Savaşının hangi sonuçlara yol açacağını idrak etmek mümkündür.
Terörle mücadeleden rahatsızlar. Türkiye’nin çatışma alanı gösterilmesi yanlıştır.
İsrail hala Gazze’ye saldırıyor barış arayışlarını sekteye uğratıyor, 263 gündür masum Filistinli kardeşlerimizin kanını döküyor. Caniyahu Gazze’de çatışmaların sona yaklaştığını birliklerin Lübnan sınırına taşınacağını söylüyor. İsrail-Filistin Savaşı bölgeye sıçrar.

“SÜLEYMANİYE PKK ÜSSÜNE DÖNÜŞÜYOR”
Basra ile Kızıldeniz bölgesinde oyunlar kurulmakta. Hint Pasifik bölgesi kaynamakta ve karışmaktadır. İran’da kumar oynanmaktadır. Süleymaniye PKK üssüne dönüşüyor. Rusya başkanı Putin, Çin ziyaretinden sonra Kuzey Kore’ye gitmiş ve savunma anlaşmalarını imzalamıştır. Bu gelişmeler tedirgin ve endişeli bekleyişleri tırmandırmaktadır. Ortaya çıkan küresel denge kaybının düzeltilmesinde ihtiyaç olan diyalog arayışlarının yetersiz kaldığı, silah seçeneğinin gündeme alındığı görülmekte. İran’ın PKK’ya Dron yardımı yapması kaygı verici.
“İSTANBUL’U İKİNCİ VATİKAN’A DÖNÜŞTÜRMEYE KİMSENİN GÜCÜ YETMEZ”
Ukrayna Barış Zirvesi’nde dağ fare doğurmuştur. Rusya’nın davet edilmediği barış zirvesi hangi akla hizmettir. Hem barış zirvesi planlayıp hem de Rusya’yı çağırmamak hayatın gerçeklerine sırt dönmek olarak yorumlanmayacak mıdır.
Zirvede Türkiye’nin egemenlik hukuku yok sayılmıştır. Fener Rum Patrikhanesi’nin statüsü bellidir. İdari açıdan Fatih kaymakamlığına bağlı olmakla birlikte seçilmiş patrik Türk vatandaşıdır. Türkiye’de Konstantinopolis diye bir yer yoktur. Tam tersini iddia edenler Bizans sevdalısıdır. İstanbul’u ikinci Vatikan’a dönüştürmeye kimsenin gücü yetmez. İstanbul milli ve manevi namusumuzun timsalidir. Ekümenik kartını devreye sokanlara mukabele ve mukavemet göstereceğiz. Asla boyun bükmeyeceğiz, hakikati savunmaktan geri adım atmayacağız.

CUMHUR İTTİFAKI’NDA BİRLİK MESAJI
Sarsıcı gelişmelerin ülkemize doğrudan tesir ettiğini değerlendiriyoruz. Mayası bozuk çevrelerin faal olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin direncini kırmak sureti ile istikrar ortamını zedelemek amacı ile bir kampanya ilerlemekte. Şaibeli devrimciler, Tatlısu kurnası eski tüfekler, yozlaşmış elitler geceli gündüzlü operasyon yürütmekte. Cumhur İttifakı yoluna devam edecek. Cumhur İttifakı Türkiye’nin ruh köküdür.
Sarosçu Kavala ile Demirtaş’ın serbest kalmasına, terör devletinin kurulmasına, Akdeniz’deki haklarımızın hiçe sayılmasına, bölünmenin doğal karşılanmasına tamam dersek sesimizi kısarsak bizden iyisinden Şam’da kayısı olması kaçınılmazdır. Bizi terbiye etmeye manevramızı daraltmaya çalışıyorlar. Ülkücü hareket en son 12 Eylül’de sanık sandalyesine oturtulmuş nice haksızlığa dibine kadar maruz kalmıştır.
MHP ve ülkü ocaklarını sabah akşam asıp kesiyorlar. Bazı TV kanalları, satılmış yazarlar, STK yöneticileri MHP ile yatıp MHP ile kalkıyorlar. Bunlara destek veren CHP başkanı da kale duvarlarımızı taşa tutuyor. Bu şahsın o iki kişi diyerek plan dahilinde suçladığı saldırdığı değerler benim ülküdaşlarım ve partimizin saygın isimleridir. CHP genel başkanı iki arkadaşımıza değil sağında solunda yuvalanan Türkiye düşmanlarına baksa daha tutarlı daha isabetli davranış içinde olacak. Tek bir ülküdaşımız bile bunların alayına yetecektir.
Kafamız Milletin gündemiyle meşgul. Bizi çekmek istedikleri bataklıkları reddediyoruz.
“SİYASİ AHLAKLA BAĞDAŞMAZ”
CHP kendi içinde istikrar kuramamış hastalıklı bir bünyedir. Bu hastalığı tedavi edecek çarenin bulunmayışı Türk demokrasisi için kayıptır. Özgür Özel’e verilmiş ev ödevi listesinde MHP ile uğraşma görevi verilmiştir. Bu zatın her meselede partimizi zan altında bırakma gayesi siyasi ahlakla bağdaşmamaktadır.
MHP ve Ülkü Ocakları’nı sorgulatamayız. Davamızı çapulcuların keyfine göre yargılatamayız.

(Sinan Ateş davası)
“HAKKIMI HELAL ETMEYECEĞİM”
1 Temmuz’daki davaya sadece avukatlarımız katılacaktır. Bunun dışında kimse bulunmayacaktır. MHP’yi bir cinayet ile suçlayanlara bu can bu bedende olduğu sürece hakkımı helal etmeyeceğim, hepsiyle hem bu dünyada hem mahşerde tek tek hesaplaşacağım. Pensilvanya hukukunun değil Türkiye hukukunun geçerli olduğunu göreceğiz. Köklerini kurutmak bizim için an meselesi.
(DEM Partililerin ‘Yaşasın Portekiz’ paylaşımı)
Milli takımımız yarın akşam kader müsabakası olan Çekya maçında evlatlarımız ter dökecek. Yenseler de yenilseler de hepsinin gözünden öpüyorum. Ay yıldızlı formamızı taşıyan evlatlarımız Türkiye’yi en iyi şekilde temsil etmekte. Arda Güler evladımıza yapılan tartışmaları takip ettim; Arda’nın paylaştığı gibi Türk’e durmak yakışmaz. Futbolda yenmek de vardır yenilmek de.
DEM’lilerin ‘Yaşasın Portekiz’ paylaşımı tam bir namussuzluktur. İhanet nasıl da gönülleri kapatıyormuş. Bu hain emekli maaşı alıyorsa kesilmesi vatandaşlıktan çıkarılması tek seçenektir.
Bahçeli’nin açıklamaları şu şekilde;
Milletimizin sesine kulak verdik, vereceğiz.
Yorulmayacağız, yenilmeyeceğiz, durmayacağız. Önce ülkem ve milletim diyeceğiz.
DİYARBAKIR’DAKİ ANIZ YANGINI
Hiçbir bölücü Türk komploda yer almaz. Yangın bahanesiyle nefret saçan Türkiye düşmanıdır. Anız yangınının yaraları sarılacak. MHP olarak sürecin takipçisi olacağız.
(Dünya Savaşı söylemleri)
Dünya baş döndüren gelişmelerin, akılları bulandıran hadiselerin, iftira tefrit arasında gidip gelen, ihtiraslı münasebetlerin çekimi arasındadır. 3. Dünya Savaşı ile ilgili alarm zilleri çalanlara yenileri eklenmekte. Sırbistan cumhurbaşkanı ileri giderek dünyada 3-4 ay içinde büyük çatışma yaşanacağını söylemiştir. İngiliz dergi de son sayısında savaş manşetlerini atmıştır.
“TEYAKKUZDA OLMALIYIZ”
Dünya Savaş riski telaffuz ediliyor. Jeopolitik hesaplaşmalar arttı, teyakkuzda olmalıyız. Türkiye’miz milli güç unsurlarını tetikte tutma durumundadır. Dünya Savaşının hangi sonuçlara yol açacağını idrak etmek mümkündür.

Terörle mücadeleden rahatsızlar. Türkiye’nin çatışma alanı gösterilmesi yanlıştır.
İsrail hala Gazze’ye saldırıyor barış arayışlarını sekteye uğratıyor, 263 gündür masum Filistinli kardeşlerimizin kanını döküyor. Caniyahu Gazze’de çatışmaların sona yaklaştığını birliklerin Lübnan sınırına taşınacağını söylüyor. İsrail-Filistin Savaşı bölgeye sıçrar.
“SÜLEYMANİYE PKK ÜSSÜNE DÖNÜŞÜYOR”
Basra ile Kızıldeniz bölgesinde oyunlar kurulmakta. Hint Pasifik bölgesi kaynamakta ve karışmaktadır. İran’da kumar oynanmaktadır. Süleymaniye PKK üssüne dönüşüyor. Rusya başkanı Putin, Çin ziyaretinden sonra Kuzey Kore’ye gitmiş ve savunma anlaşmalarını imzalamıştır. Bu gelişmeler tedirgin ve endişeli bekleyişleri tırmandırmaktadır. Ortaya çıkan küresel denge kaybının düzeltilmesinde ihtiyaç olan diyalog arayışlarının yetersiz kaldığı, silah seçeneğinin gündeme alındığı görülmekte. İran’ın PKK’ya Dron yardımı yapması kaygı verici.
“İSTANBUL’U İKİNCİ VATİKAN’A DÖNÜŞTÜRMEYE KİMSENİN GÜCÜ YETMEZ”
Ukrayna Barış Zirvesi’nde dağ fare doğurmuştur. Rusya’nın davet edilmediği barış zirvesi hangi akla hizmettir. Hem barış zirvesi planlayıp hem de Rusya’yı çağırmamak hayatın gerçeklerine sırt dönmek olarak yorumlanmayacak mıdır.
Zirvede Türkiye’nin egemenlik hukuku yok sayılmıştır. Fener Rum Patrikhanesi’nin statüsü bellidir. İdari açıdan Fatih kaymakamlığına bağlı olmakla birlikte seçilmiş patrik Türk vatandaşıdır. Türkiye’de Konstantinopolis diye bir yer yoktur. Tam tersini iddia edenler Bizans sevdalısıdır. İstanbul’u ikinci Vatikan’a dönüştürmeye kimsenin gücü yetmez. İstanbul milli ve manevi namusumuzun timsalidir. Ekümenik kartını devreye sokanlara mukabele ve mukavemet göstereceğiz. Asla boyun bükmeyeceğiz, hakikati savunmaktan geri adım atmayacağız.
CUMHUR İTTİFAKI’NDA BİRLİK MESAJI
Sarsıcı gelişmelerin ülkemize doğrudan tesir ettiğini değerlendiriyoruz. Mayası bozuk çevrelerin faal olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin direncini kırmak sureti ile istikrar ortamını zedelemek amacı ile bir kampanya ilerlemekte. Şaibeli devrimciler, Tatlısu kurnası eski tüfekler, yozlaşmış elitler geceli gündüzlü operasyon yürütmekte. Cumhur İttifakı yoluna devam edecek. Cumhur İttifakı Türkiye’nin ruh köküdür.
Sarosçu Kavala ile Demirtaş’ın serbest kalmasına, terör devletinin kurulmasına, Akdeniz’deki haklarımızın hiçe sayılmasına, bölünmenin doğal karşılanmasına tamam dersek sesimizi kısarsak bizden iyisinden Şam’da kayısı olması kaçınılmazdır. Bizi terbiye etmeye manevramızı daraltmaya çalışıyorlar. Ülkücü hareket en son 12 Eylül’de sanık sandalyesine oturtulmuş nice haksızlığa dibine kadar maruz kalmıştır.
MHP ve ülkü ocaklarını sabah akşam asıp kesiyorlar. Bazı TV kanalları, satılmış yazarlar, STK yöneticileri MHP ile yatıp MHP ile kalkıyorlar. Bunlara destek veren CHP başkanı da kale duvarlarımızı taşa tutuyor. Bu şahsın o iki kişi diyerek plan dahilinde suçladığı saldırdığı değerler benim ülküdaşlarım ve partimizin saygın isimleridir. CHP genel başkanı iki arkadaşımıza değil sağında solunda yuvalanan Türkiye düşmanlarına baksa daha tutarlı daha isabetli davranış içinde olacak. Tek bir ülküdaşımız bile bunların alayına yetecektir.
Kafamız Milletin gündemiyle meşgul. Bizi çekmek istedikleri bataklıkları reddediyoruz.
Özgür Özel’e verilmiş ev ödevi listesinde MHP ile uğraşma görevi verilmiştir. Bu zatın her meselede partimizi zan altında bırakma gayesi siyasi ahlakla bağdaşmamaktadır.
MHP ve Ülkü Ocakları’nı sorgulatamayız. Davamızı çapulcuların keyfine göre yargılatamayız.
(Sinan Ateş davası)
“HAKKIMI HELAL ETMEYECEĞİM”
1 Temmuz’daki davaya sadece avukatlarımız katılacaktır. Bunun dışında kimse bulunmayacaktır. MHP’yi bir cinayet ile suçlayanlara bu can bu bedende olduğu sürece hakkımı helal etmeyeceğim, hepsiyle hem bu dünyada hem mahşerde tek tek hesaplaşacağım. Pensilvanya hukukunun değil Türkiye hukukunun geçerli olduğunu göreceğiz. Köklerini kurutmak bizim için an meselesi.
]]>Bakan Fidan’ın açıklamaları şöyle:
Küçüklüğümden beri Türk milli güvenlik sistemine bütün olarak bakmaya odaklanmış biriyim. Bunun askeri, istihbarı birçok ayakları var. Bütün milli güvenlik disiplinlerinin alt dallarının kendine has özellikleri var. Dışişleri Bakanlığı’nda MİT’ten daha stratejik konularda yer alıyorsunuz. MİT’te ağırlıklı olarak operasyonel, kontrespiyonaj, istihbarat toplama oluyordu. Şimdi o bilgiyi kullanan makamdayız. Dışişleri Bakanlığı’nda kapalı ve açık kaynaktan çok bilgiye ihtiyacınız var. Zihinsel, stratejik, perspektif olarak bakanlığın sorumluluğu biraz daha ağır.
Bayramın birinci günü İsviçre’de Ukrayna Barış Konferansı vardı. Oraya görevlendirmişti sayın Cumhurbaşkanı. İkinci günü döndüm, annemin elini öpmeye gittim. Bayram esnasında da uluslararası ilişkilerde olaylar durmuyor. Sürekli mesai gerektiriyor. Bayramda bir yere gitmedim, burada Ankara’daydım.
TÜRKİYE, BRICS’E ÜYE OLACAK MI?
Özellikle Cumhurbaşkanımızın vizyonu çerçevesinde uyguladığımız politikada eksen kayması gibi bir konuyu gündemimizden çıkaralı çok oldu. Bizim kendi menfaatimiz, ilkelerimiz, duruşumuz neredeyse onun arayışı içerisindeyiz. Ait olduğumuz ittifaklara muhataplarımızın bağlı olması da önemli. Alternatif ekonomik platformları yakından takip etme noktasındayız. Brics’i farklı yapan Rusya’nın, Çin’in orada olması. G-7 daha fazla siyasi konuların aynı medeniyet alanını düşünen ülkelerin bir araya geldiği yer. Brics, ekonomik amaçlı bir platform. Kural temelli, yapısal bir hali yok. Brics’in AB’ye nazaran farklı ve güzel tarafı bütün medeniyetleri, ırkları bünyesinde barındırıyor olması. Biraz daha kurumsal hale dönüşebilirse ciddi fayda üretir. Bizim buradaki ilişkilerimiz, diyaloglarımız son derece normal. Brics üyesi ülkelerle ilişkilerimizi iyi tutmaya çalışıyoruz. Dış ticaret hacminin en yüksek olduğu iki ülke Çin ve Rusya, Brics üyesi. Ülkemizin dış politika rotasını daha sağlıklı yürütebilmek için bu çerçevede bakmak lazım. İlişkimiz var, görüşmelerimizi, müzakerelerimizi yapıyoruz Brics üyesi ülkelerle. Onlar da zaten evrim sürecindeler. Bir Gümrük Birliği, ortak para birimi, serbest ticaret anlaşmalarının hayata geçtiği bir yer değil. Kredi verme sistemini çalışıyorlar. Kendi aralarında yerel para birimiyle ticaret yapıyorlar. Bu bizim de taraf olduğumuz konu. Dolarsızlaştırmada çalışmalar var. Siyasetin dayattığı bir strateji bu. Biz hem AB adaylığı hem diğer ekonomik işbirliği teşkilatlarında üyeliklerimiz var. Asya Pasifik’teki devasa ekonomik platformda daha ileri üyelik için başvurumuz olması söz konusu. Platformların birbirlerine alternatif değil tamamlayıcı olarak görmek lazım.
AB’de kural temelli bir işleyiş var. Biz AB ile olan ilişkilerimizin seyrinde bugünkü durumda olmasaydık, AB ileri adım atma konusunda irade koyabilseydi, aslında bizim buradaki belli konulara bakış açımız daha da değişebilirdi. Şu anda NATO’da askeri ittifak konusu var. Ekonomik ittifak alanı aynı şekilde somut hale gelmiş değil. Dolayısıyla arayışlarımız devam etmiş durumda.
PUTİN İLE HANGİ KONULARI GÖRÜŞTÜ?
Sadece sayın Putin’le değil bütün aktörlerle bir araya geldik. Uzun görüşmelerimiz oldu. En sonunda sayın Putin tarafından kabul edildim. Sayın Cumhurbaşkanımızın gönderdiği mesajlar var. Onları detaylıca görüşme imkanımız oldu. Sayın Cumhurbaşkanı önümüzdeki günlerde Kazakistan’da bir araya gelme ihtimali olacak. Bizim Rusya ile şu anda Suriye alanı fevkalade önemli, ikili işbirliğinde enerji konuları fevkalade önemli, ticaret hacmi, Türk firmaların durumu var. Türk firmalarıyla bir araya geldim. Karşı karşıya geldiği konuları ele aldık. Genel itibarıyla memnunlar. Diğer taraftan Ukrayna meselesi fevkalade önemli. Biz durduğumuz yeri söyledik. Devam eden savaşın bölgeye ve dünyaya maliyeti çok fazla daha da vahimi bu risk büyüyebilir, yayılabilir. Coğrafi, metodik olarak yayılabilir. Nükleer silahlar gündeme gelebilir. Çin ve Rusya seyahatinde şunu gördüm. Savaş başka yere sıçramadı ama dünyada bölümlenmenin daha arttığını görüyoruz. Rusya, Çin, İran yapısal ortaklığa doğru gidiyorlar. Bu savaşın meydana getirdiği yaygınlaşma. Ukrayna konusunda barışın esas olduğunu, Rusya’nın duruş belirlemesi gerektiğini muhataplarımıza ilettik. Nitekim 2 gün sonra Sayın Putin, Rusya’nın Ukrayna savaşını durdurma şartlarını madde madde sıraladı.
Sayın Putin’in bunu dile getirmesi önemliydi. Bizim en büyük endişemiz savaşın devam etmesi. 500 binden fazla öldüğü ülkenin altyapısı ile yok olmak üzere olduğu. Savaşın Rusya’nın içine taşındığı durumdayız.
Müzakere süreci için bir zemini her zaman görüyorum. Ona biraz yardımcı olmak gerekiyor. Avrupa’da ve ABD’de kritik seçimler var. Biraz beklenmesi yönünde gidişat var. Taraflar barışı, müzakereyi, diyaloğu dillendiren ilk taraf olarak pozisyonlarında zayıflık göstermek istemiyorlar. Ciddi seferberlik var. Bu yapısal hale dönüşüyor.
Sayın Putin başta olmak üzere nükleer silah kullanma noktasında tereddütü olmayacağını ifade ettiler. Bizim tam da ilk başından itibaren altını çizdiğimiz, uyardığımız konu. Savaş devam ettiği sürece bu risk devam edecek. Bundan kaçış yok. Her taraf oyun değiştirici yöntemleri kullanmak zorunda kalacak. Kıvılcımla başka yerlere sıçrama durumu var. Karadeniz havzasındayız. Güneyimizin, Akdeniz’in doğusunda devam eden İsrail yüzünden güvenlik sorunu, kaotik ortam var. Bunları iyi okumak, iyi yönetmek gerekiyor. Türk diplomasisinin savaşları durdurma noktasında çaba var. Sayın Cumhurbaşkanımızın iradesi bu yönde.
“PUTİN’İN TÜRKİYE ZİYARETİNİ BEKLİYORUZ”
Suriye ile ilgili Rusların ve bizim tarafın başardığı en önemli şey rejimle muhalifler arasında savaşın şu an itibariyle devam etmiyor oluşudur. Astana süreçleri başka formatlar şu anda bunu mümkün kılıyor. Bu sessizlik dönemini Suriye rejimi akıllıca değerlendirse. Yurt dışına kaçmış gitmiş milyonlarca insanı geri getirip, ülkeyi yeniden yaparak fırsat olarak değerlendirmeli. Rus meslektaşlarımızla yaptığımız görüşmelerde bunun altını çizdim. Suriye’nin kendisi için yapması lazım bunu. Mültecilerin geri dönmesini önemli görüyoruz. İktidarı, muhalefetiyle bütünleşik bir hale gelmiş Suriye’nin, PKK terörü ile mücadelede önemli aktör olacağını düşünüyoruz. İsrail’in operasyon yapıyor olması, çeşitli milis gruplar meseleyi daha karmaşık hale getiriyor. Bizim dinamik politika önemli önemli.
Sayın Putin’in Türkiye ziyaretini bekliyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın davetleri olmuştu. Onların ve bizim seçim süreci oldu. Önümüzdeki günlerde bu konular oturulur, konuşulur diye düşünüyorum.
Washington’da NATO zirvesinde önceliklerimiz, bir önceki yıl ve ondan önceki yıl Madrid’de şekillenen politikalarımızın devamı niteliğinde. Terörle mücadele konusunda Türkiye’nin endişelerini anlayacak ve kapsayacak hassasiyet gösterilmeleri. Madrid’de bunu gündeme getirdik, yapısallaştırdık. NATO ülkesi üyelerinin birbirlerine savunma sanayinde kısıtlama getirmemeleri konusundaki hassasiyetlerimizi dile getirdik. Büyük ölçüde giderdiğimiz, giderilmesi gereken konular var. Güney tabanlı tehditlerin yakından gözetilmesi önemli NATO ittifakı çerçevesinde. NATO üyelerinin kendi içinde dayanışmasının sayın Cumhurbaşkanımız tarafından gündeme getirilmesi söz konusu olacaktır.
“YPG KONUSUNDA 2.5 ÜLKEYLE SORUNLUYUZ”
Bu konuda 2,5 aktif üye var YPG konusunda problemli olduğumuz. ABD, İngiltere ve biraz da Fransa. Amerika’nın oradaki varlığını devam ettiriyor. Biz her düzlemde bu sıkıntıyı gündeme getiriyoruz. Bunun ittifakın ruhuna aykırı olduğu, Türkiye’nin böyle bir gerçeklikle yaşamayacağı konusunda mümkün olan en üst diplomasiyi yürütüyoruz. Karşı taraf size anlamsız davranıyorsa burada kendi çıkarından ziyade size yönelik kasıt olduğu açıktır. Ortaya koyacağınız başka davranış modelleri var. Amerika ve İngilizlere hep şunu söylüyoruz; sizin terörle mücadelede hassasiyetin daha fazlasını biz PKK ile mücadelede taşıyoruz. Bu tehdit kendi kendini kaldırana ve başka şekilde kaldırılana kadar devam edeceğiz. Belli bir anlayış düzeyine ulaştığımızı düşünüyorum. Karşı tarafın elinde herhangi haklı argüman yok. Bunların bize karşı olmadıklarına dair ellerine argüman yok. Niyetlerimizin ne kadar ciddi olduğumuzu biliyorlar. Sayın Cumhurbaşkanımızın iradesini defaatle göstermiş durumdayız. Sabır ve akılla bu konuda belli bir noktaya gelinmesini, PKK’nın aramızdan çekilmesini istiyoruz.
“AVRUPA’DA AŞIRI SAĞ PARTİLERİN YÜKSELİŞİNİ TEHDİT OLARAK GÖRÜYORUZ”
AB meselesini sistemli bir şekilde konuşuyoruz. MİT’te iken Avrupa’da aşırı sağı tehdit kategorisinde takip ettiğimiz konuydu. Aşırı sağı Avrupa’nın kendisi de tehdit olarak görüyor. Tehdit tanımına girdiğimiz için soydaşlarımıza tehdit oluşturan hususları da tehdit algılıyoruz. Aşırı sağın Avrupa’da sabıkalı bir tarihi var Avrupa’da Türk ve Müslümanlara yönelik olarak. Aşırı sağın yükselişi kimin için ne ifade ediyor Avrupa’da? Ben diyorum ki; Avrupa ülkeleri, özellikle merkezi Avrupa ülkeleri zaten Türkiye ile olan ilişkilerinde hep aşırı sağ iktidardaymış gibi politika izliyorlar. Biz Türkiye’yi AB’ye alırsak aşırı sağ güçlenecek diyorlar. Burada mesafeli politikadan bahsediyorlar. AB kendisini öyle yapıyor. Aksini ispat etmek durumunda olan onlar. Şu ana kadar ispat etmediler. Olanı anlatıyoruz, suçlamıyoruz. Türkiye ile olan ilişkilerinde aşırı sağ iktidardaymış gibi oldu. Biz bazen diyoruz ki, kendileri gelse de onlarla görüşsek. Hitler’e karşı, faşistlere karşı savaş vermiş bir Avrupa var ama şimdi o temellere ters bir Avrupa var. Kendi eleştirisini yapmadı, bugün bunu yaşıyor. Avrupa aşırı sağın kendi içindeki problemler, dinamiklere yakından bakıldığında enteresan açmazları içeriyor. Orada da çok ciddi zavallılık ve tarihsel zavallılık söz konusu.
Avrupa’daki değerlerin aşındırılması durumu. Avrupalı sağcı liderle de konuştum. Acayip bir kafa karışıklık var. Aile sisteminin yok olduğunu söylüyorsunuz, bunun yanında bunu savunan Müslüman nüfus var. Göçmen karşıtı olmakla medeniyet karşıtı olmanın arasına sınır çizmeniz lazım diyorum. Cevap yok, haklısın diyorlar. Kestirmeden, oy kazanmak için kimlik siyaseti yapıyorlar. Yabancı olanın kötü ve tehdit olduğunu söyleyerek oy topluyorlar. Türk dünyasına karşı, İslam’a karşı ötekileştirme hareketi Avrupa’da kendini var eden değerler zincirinin tersi. Bu imtihanı nasıl aşacaklar göreceğiz. Bazen bakıyorsunuz, onlar da kendi pragmatizmlerini ortaya koyuyorlar.
Bizim en büyük hazırlığımız tehdidin geldiğini görüp, o sınırlar içinde egemen olan aktörle oturup konuşmak, meselenin takibini yapmak. Bu konu bazen kamusal siyaseti ilgilendirdiği için hassas oluyor. Kendi siyasal tabanlarından dolayı bu konuyu konuşmak istemiyorlar. Türklerin, Müslümanların durumu ne olacak? Konsolosluklarımız sürekli bizi bilgilendiriyor. Trendleri görüyoruz. Provokasyon mu var, seçimlere yakın mı oluyor, ekonomi kaynaklı mı?
“AVRUPALI LİDERLERDE SAHİCİLİK YOK”
Avrupa Birliği’nde jeostratejik çerçeve üzerinden üyelik ilişkilerinde teknokratlarla konuştuğunuzda Avrupa’nın daha bağımsız, kendinden emin bir jeostratejik aktör olması için Türkiye ile beraberliği önemli. Hatta Türkiye’nin beraberinde getirdiği dünyanın burada olması daha önce başlatılan medeniyetler ittifakı kavramının burada somutlaşma meselesi insanlık ve Avrupa için bir fırsat. Bu AB’de çok rahat tartışılan konu değil. Avrupa’daki siyasal partiler kimlik siyaseti yaptığı için. Jeostratejinin faydasını sokak diline indirmede bir problem alanı var. Bütün demokrasilerde bu alan problemli alan. Sahici bir deneme içine giren de yok. Sahici liderlik gösteren, Cumhurbaşkanımıza da arkadaşlık yapmış Avrupalı liderler vardı. Şimdi görmüyoruz. Farklı bir şey söyleyen yok. Herkes ucuz yoldan oy alıp iktidarda kalma peşinde. Jeostratejik olarak atmadığınız adımların halkın ekonomisini, sağlığını, güvenliğini nasıl etkilediğini anlatmıyorsunuz. Bunu anlatmadığınız zaman bugünkü sorunlarla karşılaşılıyor. AB’nin karşı karşıya kaldığı sorunlardan biri de transatlantik yapı içinde ne kadar otonom hale gelecekler ne kadar ABD’ye bağlı kalacaklar? Bu mümkün mü? Avrupa kendi barışını devam ettirebilecek mi? Daha yaşamsal konu bu.
“3. DÜNYA SAVAŞI RİSKİ VAR”
Dünya, 3. Dünya Savaşı riskini ciddiye almalı. Biz bunu ciddiye alıyoruz. Bu gerçekten hesabı kitabı yapılmış mesele. Gazze’deki katliam, soykırım insanlığı ortadan ikiye bölen soykırım. İnsanlığın aynı noktaya geldiği konu. Bunun karşısında duran bir yapı var. Bu yapının Ukrayna’da devam eden bir sorunsalı var. İki savaş, dünyadaki ekonomik rekabet, yapay zekanın beklenmedik atağa kalkmasıyla ‘teknolojik üstünlük kimde olacak?’ sorusunu birdenbire öne çekilmesi. Normal piyasa şartlarında giden bir konu. Şimdi burada ortaya çıkan potansiyeli o kadar büyük ki.
Teknoloji tarihinde şöyle bir şey oluyor. Buna ömür biçenler vardı. Daha hızlı gerçekleşti. Şimdi bunun üzerine yapay zekayı hayata geçirmenin yolu yüksek kapasiteli mikro işlemcileri geliştirmek. Grafik tabanlı mikro işlemcileri geliştiren firma dünyanın en değerli şirketleri oldu.
GAZZE’DE ATEŞKES NEDEN BAŞLAMIYOR?
Netanyahu liderliğindeki İsrail sisteminin Hamas’ı bahane ederek Filistin direniş hareketini tamamıyla yok etmek, yıllardır devam ettirdiği işgali meşrulaştırmak ve kurumsallaştırmak şeklinde kurduğu politika var. Sistemli bir savaş planını sonuna kadar uyguluyor. Avrupalı devletler ve ABD İsrail’in bu politikasını destekleme konusunda çok şey yaptılar. Devam eden katliamın hala devam ediyor olması, uluslararası sistemin bir şey yapmamış olması, şu anda büyük fay kırılmalarını daha sonra etkilerini göstereceği realiteyle karşı karşıyayız.
Burada bir olay oluyor, etki oluşturuyor. O etki başka konularla etkileşime girerek başka bir oluşa dönüşüyor. Gazze’deki savaş ve dünyanın bölünmesi, büyük çoğunluğun Filistin’in yanında yer alması dünyanın gidişatı açısından önemli. Eğer iki devletli çözümü bir an önce İsrail’e dayatıp ‘Senin artık başkasının toprağını çalmakla işin yok’ demeliydi. Bu olsaydı muazzam barış çıkardı. Herkesin barış içinde yaşadığı bölge. Bölgede muazzam altyapı var. Tehdidin yaygınlaşması şu anda savaşın yayılıyor olması büyük sıkıntı. Bu şunu gösteriyor Hamas’la ilgili öncelikle askeri hedeflerinin gerçekleştirildiği noktada İsrail’in bir sonrası düşman kategorisine soktuğu Hizbullah’a saldıracağı varsayılıyor, Lübnan’a saldıracağı.
“İSRAİL, GKRY’Yİ LOJİSTİK ÜS YAPTI”
Burada büyük bir yayılma tehdidi, tehlikesiyle karşı karşıyayız. İsrail’in soykırımı devam ettiği sürece bu risk devam edecek. Şimdi de özellikle Lübnan’ın gündeme gelmesi. Lübnan’daki aktörlerin Kıbrıs’ı tehdit etmesi bunun habercisi. Suriye alanında devam eden operasyonlar var. Şu anda bunlar düşük yoğunluklu giden çatışmaların başka aktörleri de içine çekmesi söz konusu. Rum yönetiminde Avrupalı aktörleri baştan beri uyarıyoruz. Buranın operasyon merkezi haline dönmüş olması. Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin Gazze’ye yönelik operasyonlarda belli ülkeler tarafından üs olmasını istihbaratlarda sürekli görüyoruz. Bunu gündeme getirince birdenbire lojistik üs ilan ettiler. Oranın askeri üs olma özelliğini gizleyen faaliyet haline dönmesi olması. Ortadoğu’ya yönelik operasyonlar için kullanıyor olması Rum kesimi ve Yunanistan’a faydası olmaz. Ortadoğu’da devam eden savaşlara taraf olduğunuzda o ateş gelir sizi de bulur. Biz de aynı coğrafyadayız, gelir bizi de bulur.
Bölge aktörlerinin şunu görmesi lazım. Orada ciddi askerileşme var. Onun önüne geçilmesi lazım. Buraya yönelik bir şey gelmesin.
“BYLOCK’UN DEŞİFRE EDİLMESİ, FETÖ’YLE MÜCADELEDE DÖNÜM NOKTASI”
ByLock’un deşifre edilmesi FETÖ ile mücadelede dönüm noktası. Deşifre edilmesi ile FETÖ hayalet olmaktan çıktı. Toplumda yüzlerine taktıkları bir kimlik var. İnsanlar böyle yetiştiriyorlar. Bir zombi sürüsüyle karşı karşıyasınız. Şizofrenik hayat yaşıyorlar. Bu yapısallığı keşfettikten sonra, örgüt liderinin olaylardan sonra kendi sesine petrol rafinerisi, ananas vs. medyaya düşünce örgüt birden bire internet tabanlı haberleşmeye geçti. Bunu örgüt mensupları arasında yaygınlaştırdı. Normal muhabere sistemlerinde telefon kullanırken burada herkese verdiler. Bunun inanılmaz güvenli olduğunu düşünüyorlardı. Gerçekten 2-3 arasında yapılan kodlamanın kırılması mümkün değil. ByLock meselesine geçtiklerinde, özel birim kurduk. İnsan istihbaratıyla aldık bunu. Buna yönelik özel teknik birim kurduk, başındaki arkadaşı yetkilendirdik, ‘varını gücünü buraya harca gel’ dedi. Bir müddet sonra ‘efendim bunu çözmemiz imkansız’. Ben de ‘bir insanın ürettiği bir şeyin başka bir insanın kırması gerekir’ dedim. Kaynak lazımdı. Bu işi mümkün hale getirdiler, madalya falan aldılar. ByLock çözülünce FETÖ hayalet olmaktan çıktı. Buradaki örgüt mensuplarının kimlikleri değil, haberleşmeler deşifre edildikçe, ne yapıyorlar, ne ediyorlar, muazzam bir şey oldu. İçişleri ve Adalet Bakanlığı’nı bilgilendirdik Cumhurbaşkanımıza arz ettikten sonra. Ankara Emniyeti’nde birim kuruldu. Gece gündüz çalıştılar. ByLock’tan istifa etme yıllar boyu sürdü.
Bunu polisle, adliye ile paylaşmanız lazım ki, sistem içinde gereği yapılsın. Silahlı kuvvetler, polis, hakimlerde ve kritik kurumlarda adamları vardı. Başka haberleşme kümeleri vardı. Bazıları hassas, hiçbir şey kullanmıyorlar, fiziksel temas ve onları yöneten mahrem imam oluyordu. Örgütün deşifre edilmesi, mahrem yapısının sistemden sökülüp, atılması inanılmaz bir çalışma gerektirdi. Çok şükür Allah yardım etti, sayın Cumhurbaşkanımız arkamızda doğdu. Onun için hayalet örgüt olmaktan çıkarıldı.
MİT KUMPASININ PERDE ARKASI
7 Şubat’ta örgütün büyük hamlelerinden biri oldu. Başbakanımız tarafından atanmış, Cumhurbaşkanlığı tarafından onaylanmış bürokratın hedef alınması vardı. Daha önce İsrail tarafından hedefteydik. Onlar bırakınca FETÖ’cüler bu işi ele aldılar. Oluşturmak istedikleri imparatorluğa göz yummayacağımızı, hassasiyetimizi biliyorlardı. 28 Aralık’ta MGK vardı, 2011’de. O zamana kadar dönemin Başbakanlık Müsteşarı Efkan Bey, sağolsun büyük bir devlet adamıdır. İnanılmaz cesur ve vatansever bir insandı. Onunla yakın mesaimiz vardı. Konuları mahrem götürüyorduk. MGK’ya gittiğimiz gün Cumhurbaşkanımızın konutunda böcek araması yapalım dedik. 28 Aralık’ta böcekleri bulduk. Örgüt deşifre oldu. Cumhurbaşkanımız üstün niteliklere sahip savaş yöneten komutan. Onu açıklamayı kendi stratejisine bıraktı. Yapanları ortaya çıkardık önüne dosyayı koyduk. Örgüt deşifre olduğunu anlayınca MİT’i değersiz hale getirmek için kendi elinde tuttuğu PKK ile dosyaları bize yönelik krimanilize operasyonuna gitti. Kendine bağlı savcılıklara talimatları verdi.
Savcı Sadrettin Sarıkaya’nın daha önce MİT’e sızma çabası olmuş. MİT’e alınmıyor, savcı oluyor. Bu tür bir operasyon emri veriliyor örgüt tarafından. O da yapıyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın muazzam tepkisi olmuştu. Kendisi hayatta olduğu sürece buna izin vermeyeceğini söyledi.
Cumhurbaşkanımızla Ankara’da buluştuk. Kendisi konuyu biliyordu. Kişisel dünyamda çok büyük iz bırakan konu. 1 hafta 10 gün devam etti. O esnada Cumhurbaşkanımızın ameliyatı söz konusuydu, önceden planlanmıştı. Ameliyata girmeden önce beni aradı. Kendisine asla borcunu ödeyemeyeceğiniz liderlik gösterdi. ‘Ben giriyorum ne olacağı belli olmaz ama teslim olmak yok’ dedi. Ameliyata girerken bile bunu düşünüp söylemesi… Kendisi aramıştı bizi. Aynı şeyi daha sonra dönemin Adalet Bakanına da söylemişti. ‘Buna asla izin vermeyeceksiniz’ demişti. O ciddi dönüm noktası. Ergenekon davalarından kazanmış olduğu bir hız var FETÖ’nün. Oradan geliyor. Sisteme karşı başkaldırıyor. Bunu kendi yanına kâr kalacağını düşünüyor. Türk devleti geleneği olan devlet. Eşkıya ve başkaldıranlarla nasıl mücadele edeceğini bilir. Toplumsal hafızalara kazınmış bir duruşu vardır. Bazen geç devreye girer ama girer.
Ben milletimizin, Cumhurbaşkanımızın bu savaşı her halükarda yürüteceğini düşünüyorum. Ben düşerdim ama benim arkamdan gelenler savaşı yürütürlerdi. Teslim olmazdı. Onlar Amerika’ya sırtını dayamakla bu iş olacak sandılar. Ama yok.
Tehdidi tanımlamak, tehdide sınır çizmek. Siz devletsiniz. Mücadelenizin usulü, esası, hukuki dayanağı olur. Bunu yapmak zaman alıyor. Türk devleti olarak örgütün, devletin bütün kurumlara sızması, ele geçirmiş olması. Böyle bir noktada olması. Bu kuşatma altında iken muhabereyi tersine çevirmek, bu mücadeleyi yürütürken milyonlarca insanın yaşadığı Türkiye’de olağanüstülük görüntüsü vermemek. Asıl burada. Bu olağanüstülüğü vermeden kavgayı vermek. Cumhurbaşkanımızın o noktadaki liderliği bu milletin tarihi yolculuğunda önemli bir kilometre taşı olarak düşünüyorum.
MİT’TEKİ DÖNÜŞÜMÜN KODLARI NELER?
O dönem Cumhurbaşkanımız Başbakandı. Birtakım talimatları oldu. Ben de zihinsel olarak hazırdım. Yıllardan beri teorik çalışmalarda yoğunlaşmıştım. MİT’e geldiğimde işleyişe ilişkin gözlem süreci oluyor. Oradaki arkadaşlar vatansever arkadaşlar. Her vatansever kendisine sağlanan imkan kadar performansını ortaya koyuyor. Daha önce TİKA’da reforma gitmiştim. Tehdide, soğuk savaşa göre şekillenmiş yapısı vardı. Daha çok iç tehditlerin esas alındığı yapı. İçerideki ağı geniş. Ama dışarıda şeyi yok. İlk önce şunu anlatmakla başladım. Türkiye’nin içinden neşet eden hiçbir tehdit bizimle baş edemez. Tehdit dışarıdan kendisine üs ve dayanak bulduğunda orada yaşamaya devam ediyor. Uğraşmamız gereken dışarısı. Dışarıda istihbari faaliyete ilişkin bir yetenek geliştirmesi gerekiyordu. Bazı jeopolitik gelişmeler dost unsurların sevk ve idaresi örtülü faaliyetlerin genişletilmesi gerekiyordu. Bunu sistemli ve uygun şekilde yapılması gerekiyordu. Bunun yasasını geçirdik, mevzuatını çıkardık Meclis’ten. Stratejik istihbarattan dolayı yardımcı atadık. Başbakanımızdan kadro istedik. Ayrı bir disiplin yaptık dış istihbaratla ilgili. Burada branşlaşma, istihbaratlaşma gerekiyor.
Dışarıda yaptığınız çalışmada ciddi yetenek geliştirmeniz gerekiyor. Daha sonra teknikle ilgili inanılmaz yoğun çalışmalar oldu. Siber, sinyal, uydu haberleşme, analiz yöntemleri, insan yetiştirilmesi, yapay zeka, veri analizi vs. Çok uzun yıllarımızı aldı. Arkadaşlar sistemleri o kadar ustaca kullandılar ki. Türkiye’de yabancı cinayetleri çok olurdu. Yapılan cinayetler hemen bulundu. Bugün de arkadaşlar canla başla çalışıyor. Özellikle PKK liderliğine karşı yapılan faaliyetler vardı. Türkiye’nin göğsünü kabartan harekatları oldu. Şimdi MİT dünyanın dört bir yanında Türkiye’nin menfaatlerini koruyacak faaliyete devam ediyor.
Türk milli güvenlik sisteminin Cumhurbaşkanlık Hükümet Sistemi’nden sonra tarihi evrimi. Birkaç büyük konu oldu. MİT’in özellikle dışarıda yaptığı faaliyetler gerek TSK’ya gerek İçişleri’ne verdiği bilgi büyük açığı doldurmaya başladı. Jandarmanın İçişleri’ne bağlanması ve iç tehditten sadece polisin ve jandarmanın sorumlu olması. TSK’nın görev sahasının dışarıya doğru yönelmiş olması muazzam avantaj sağladı. Yurt dışında TSK’nın MİT ile senkronizasyon içinde olması muazzam çarpan etkisi yaptı. Suriye, Irak operasyonları, Libya, Somali vs. Artık TSK daha odaklı ve nitelikli çalışmaya başladı. Sistem içinde FETÖ’cülerin ayıklanması gizli yarayı kapatmış oldu.
Kapasiteyi sürekli artırmak gerekiyor. Odağı kaybetmemiz gerekiyor. Dış istihbarat konusunda tezimi yazdım. Tezimin sunumunda Türk heyetinin telgrafını deşifre ederek İngilizlerin eline nasıl koyduğunu anlatıyordu. Bir daha bu hataya düşmememiz lazımdı. İstihbaratın bilgi kaynağı olmayla beraber dış politika aracı olma durumu var. Bir dış politika hedefini gerçekleştirmeye yönelik elinizde bir araç. İstihbari faaliyetler sizin aracınız oluyor. Oradaki kabiliyete göre sıkıntılı coğrafyalarda istihbaratın muazzam araçsal görevi var.
Bu intibakı tamamlamada, milli güvenliğimize kabiliyet alanı kazandırma. Şimdi Dışişleri ile bu entegrasyon işini yapıyoruz. İyi gidiyor arası. Arkadaşlar ve İbrahim Bey iyi gidiyor. Dış politikadaki talep ve ihtiyaçlarımızın ne olduğunu istihbaratımıza aktarmalıyız ki, oradan gelen bilgiyi de dış politikaya uygulayan diplomat iyi bilmeli ki avantaj sağlayabilsin.
NEYİ, NASIL DEĞİŞTİRİYOR?
Geldiğimiz yerlerde sistematik gözle bakmaya çalışıyorum. Devletimize ait kurumların dünya üzerindeki emsalleriyle daha iyi rekabet eder olması lazım. Dışişleri, milli güvenlik sisteminin parçası. Buradaki yapısal reformların hayata geçirilmesi gerekiyor. Bunu personele dayalı kısmı var, eğitimi var, onları hallettik. Organizasyon şeması ve ihtisaslaşmayla ilgili konular var. Bölge ile disiplin hep çatışır. İki alanı sistem kurucu nasıl yönetecek? Kaderinize hep bu konular düştüğü için. Bu denklemi kendi zeminine oturtmak. Buraya geldiğimde sıkıntı olmadı. Cumhurbaşkanımızın Afrika konusunda hassasiyeti var. Afrika büyük kıta. Genel müdürlükle bakamazsınız. Burayı batı, orta, doğu diye bölmeniz lazım. Afrika bizim için fırsat alanı. Biz devlet olarak öyle yapıda olmalıyız ki tehditlerle fırsatları aynı anda yönetecek olmalıyız.
KAYNAK: HABERTÜRK
]]>Bakan Fidan’ın açıklamaları şöyle:
Küçüklüğümden beri Türk milli güvenlik sistemine bütün olarak bakmaya odaklanmış biriyim. Bunun askeri, istihbarı birçok ayakları var. Bütün milli güvenlik disiplinlerinin alt dallarının kendine has özellikleri var. Dışişleri Bakanlığı’nda MİT’ten daha stratejik konularda yer alıyorsunuz. MİT’te ağırlıklı olarak operasyonel, kontrespiyonaj, istihbarat toplama oluyordu. Şimdi o bilgiyi kullanan makamdayız. Dışişleri Bakanlığı’nda kapalı ve açık kaynaktan çok bilgiye ihtiyacınız var. Zihinsel, stratejik, perspektif olarak bakanlığın sorumluluğu biraz daha ağır.
Bayramın birinci günü İsviçre’de Ukrayna Barış Konferansı vardı. Oraya görevlendirmişti sayın Cumhurbaşkanı. İkinci günü döndüm, annemin elini öpmeye gittim. Bayram esnasında da uluslararası ilişkilerde olaylar durmuyor. Sürekli mesai gerektiriyor. Bayramda bir yere gitmedim, burada Ankara’daydım.
TÜRKİYE, BRICS’E ÜYE OLACAK MI?
Özellikle Cumhurbaşkanımızın vizyonu çerçevesinde uyguladığımız politikada eksen kayması gibi bir konuyu gündemimizden çıkaralı çok oldu. Bizim kendi menfaatimiz, ilkelerimiz, duruşumuz neredeyse onun arayışı içerisindeyiz. Ait olduğumuz ittifaklara muhataplarımızın bağlı olması da önemli. Alternatif ekonomik platformları yakından takip etme noktasındayız. Brics’i farklı yapan Rusya’nın, Çin’in orada olması. G-7 daha fazla siyasi konuların aynı medeniyet alanını düşünen ülkelerin bir araya geldiği yer. Brics, ekonomik amaçlı bir platform. Kural temelli, yapısal bir hali yok. Brics’in AB’ye nazaran farklı ve güzel tarafı bütün medeniyetleri, ırkları bünyesinde barındırıyor olması. Biraz daha kurumsal hale dönüşebilirse ciddi fayda üretir. Bizim buradaki ilişkilerimiz, diyaloglarımız son derece normal. Brics üyesi ülkelerle ilişkilerimizi iyi tutmaya çalışıyoruz. Dış ticaret hacminin en yüksek olduğu iki ülke Çin ve Rusya, Brics üyesi. Ülkemizin dış politika rotasını daha sağlıklı yürütebilmek için bu çerçevede bakmak lazım. İlişkimiz var, görüşmelerimizi, müzakerelerimizi yapıyoruz Brics üyesi ülkelerle. Onlar da zaten evrim sürecindeler. Bir Gümrük Birliği, ortak para birimi, serbest ticaret anlaşmalarının hayata geçtiği bir yer değil. Kredi verme sistemini çalışıyorlar. Kendi aralarında yerel para birimiyle ticaret yapıyorlar. Bu bizim de taraf olduğumuz konu. Dolarsızlaştırmada çalışmalar var. Siyasetin dayattığı bir strateji bu. Biz hem AB adaylığı hem diğer ekonomik işbirliği teşkilatlarında üyeliklerimiz var. Asya Pasifik’teki devasa ekonomik platformda daha ileri üyelik için başvurumuz olması söz konusu. Platformların birbirlerine alternatif değil tamamlayıcı olarak görmek lazım.
AB’de kural temelli bir işleyiş var. Biz AB ile olan ilişkilerimizin seyrinde bugünkü durumda olmasaydık, AB ileri adım atma konusunda irade koyabilseydi, aslında bizim buradaki belli konulara bakış açımız daha da değişebilirdi. Şu anda NATO’da askeri ittifak konusu var. Ekonomik ittifak alanı aynı şekilde somut hale gelmiş değil. Dolayısıyla arayışlarımız devam etmiş durumda.
PUTİN İLE HANGİ KONULARI GÖRÜŞTÜ?
Sadece sayın Putin’le değil bütün aktörlerle bir araya geldik. Uzun görüşmelerimiz oldu. En sonunda sayın Putin tarafından kabul edildim. Sayın Cumhurbaşkanımızın gönderdiği mesajlar var. Onları detaylıca görüşme imkanımız oldu. Sayın Cumhurbaşkanı önümüzdeki günlerde Kazakistan’da bir araya gelme ihtimali olacak. Bizim Rusya ile şu anda Suriye alanı fevkalade önemli, ikili işbirliğinde enerji konuları fevkalade önemli, ticaret hacmi, Türk firmaların durumu var. Türk firmalarıyla bir araya geldim. Karşı karşıya geldiği konuları ele aldık. Genel itibarıyla memnunlar. Diğer taraftan Ukrayna meselesi fevkalade önemli. Biz durduğumuz yeri söyledik. Devam eden savaşın bölgeye ve dünyaya maliyeti çok fazla daha da vahimi bu risk büyüyebilir, yayılabilir. Coğrafi, metodik olarak yayılabilir. Nükleer silahlar gündeme gelebilir. Çin ve Rusya seyahatinde şunu gördüm. Savaş başka yere sıçramadı ama dünyada bölümlenmenin daha arttığını görüyoruz. Rusya, Çin, İran yapısal ortaklığa doğru gidiyorlar. Bu savaşın meydana getirdiği yaygınlaşma. Ukrayna konusunda barışın esas olduğunu, Rusya’nın duruş belirlemesi gerektiğini muhataplarımıza ilettik. Nitekim 2 gün sonra Sayın Putin, Rusya’nın Ukrayna savaşını durdurma şartlarını madde madde sıraladı.
Sayın Putin’in bunu dile getirmesi önemliydi. Bizim en büyük endişemiz savaşın devam etmesi. 500 binden fazla öldüğü ülkenin altyapısı ile yok olmak üzere olduğu. Savaşın Rusya’nın içine taşındığı durumdayız.
Müzakere süreci için bir zemini her zaman görüyorum. Ona biraz yardımcı olmak gerekiyor. Avrupa’da ve ABD’de kritik seçimler var. Biraz beklenmesi yönünde gidişat var. Taraflar barışı, müzakereyi, diyaloğu dillendiren ilk taraf olarak pozisyonlarında zayıflık göstermek istemiyorlar. Ciddi seferberlik var. Bu yapısal hale dönüşüyor.
Sayın Putin başta olmak üzere nükleer silah kullanma noktasında tereddütü olmayacağını ifade ettiler. Bizim tam da ilk başından itibaren altını çizdiğimiz, uyardığımız konu. Savaş devam ettiği sürece bu risk devam edecek. Bundan kaçış yok. Her taraf oyun değiştirici yöntemleri kullanmak zorunda kalacak. Kıvılcımla başka yerlere sıçrama durumu var. Karadeniz havzasındayız. Güneyimizin, Akdeniz’in doğusunda devam eden İsrail yüzünden güvenlik sorunu, kaotik ortam var. Bunları iyi okumak, iyi yönetmek gerekiyor. Türk diplomasisinin savaşları durdurma noktasında çaba var. Sayın Cumhurbaşkanımızın iradesi bu yönde.
“PUTİN’İN TÜRKİYE ZİYARETİNİ BEKLİYORUZ”
Suriye ile ilgili Rusların ve bizim tarafın başardığı en önemli şey rejimle muhalifler arasında savaşın şu an itibariyle devam etmiyor oluşudur. Astana süreçleri başka formatlar şu anda bunu mümkün kılıyor. Bu sessizlik dönemini Suriye rejimi akıllıca değerlendirse. Yurt dışına kaçmış gitmiş milyonlarca insanı geri getirip, ülkeyi yeniden yaparak fırsat olarak değerlendirmeli. Rus meslektaşlarımızla yaptığımız görüşmelerde bunun altını çizdim. Suriye’nin kendisi için yapması lazım bunu. Mültecilerin geri dönmesini önemli görüyoruz. İktidarı, muhalefetiyle bütünleşik bir hale gelmiş Suriye’nin, PKK terörü ile mücadelede önemli aktör olacağını düşünüyoruz. İsrail’in operasyon yapıyor olması, çeşitli milis gruplar meseleyi daha karmaşık hale getiriyor. Bizim dinamik politika önemli önemli.
Sayın Putin’in Türkiye ziyaretini bekliyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın davetleri olmuştu. Onların ve bizim seçim süreci oldu. Önümüzdeki günlerde bu konular oturulur, konuşulur diye düşünüyorum.
Washington’da NATO zirvesinde önceliklerimiz, bir önceki yıl ve ondan önceki yıl Madrid’de şekillenen politikalarımızın devamı niteliğinde. Terörle mücadele konusunda Türkiye’nin endişelerini anlayacak ve kapsayacak hassasiyet gösterilmeleri. Madrid’de bunu gündeme getirdik, yapısallaştırdık. NATO ülkesi üyelerinin birbirlerine savunma sanayinde kısıtlama getirmemeleri konusundaki hassasiyetlerimizi dile getirdik. Büyük ölçüde giderdiğimiz, giderilmesi gereken konular var. Güney tabanlı tehditlerin yakından gözetilmesi önemli NATO ittifakı çerçevesinde. NATO üyelerinin kendi içinde dayanışmasının sayın Cumhurbaşkanımız tarafından gündeme getirilmesi söz konusu olacaktır.
“YPG KONUSUNDA 3 ÜLKEYLE SORUNLUYUZ”
Bu konuda 2,5 aktif üye var YPG konusunda problemli olduğumuz. ABD, İngiltere ve biraz da Fransa. Amerika’nın oradaki varlığını devam ettiriyor. Biz her düzlemde bu sıkıntıyı gündeme getiriyoruz. Bunun ittifakın ruhuna aykırı olduğu, Türkiye’nin böyle bir gerçeklikle yaşamayacağı konusunda mümkün olan en üst diplomasiyi yürütüyoruz. Karşı taraf size anlamsız davranıyorsa burada kendi çıkarından ziyade size yönelik kasıt olduğu açıktır. Ortaya koyacağınız başka davranış modelleri var. Amerika ve İngilizlere hep şunu söylüyoruz; sizin terörle mücadelede hassasiyetin daha fazlasını biz PKK ile mücadelede taşıyoruz. Bu tehdit kendi kendini kaldırana ve başka şekilde kaldırılana kadar devam edeceğiz. Belli bir anlayış düzeyine ulaştığımızı düşünüyorum. Karşı tarafın elinde herhangi haklı argüman yok. Bunların bize karşı olmadıklarına dair ellerine argüman yok. Niyetlerimizin ne kadar ciddi olduğumuzu biliyorlar. Sayın Cumhurbaşkanımızın iradesini defaatle göstermiş durumdayız. Sabır ve akılla bu konuda belli bir noktaya gelinmesini, PKK’nın aramızdan çekilmesini istiyoruz.
“AVRUPA’DA AŞIRI SAĞ PARTİLERİN YÜKSELİŞİNİ TEHDİT OLARAK GÖRÜYORUZ”
AB meselesini sistemli bir şekilde konuşuyoruz. MİT’te iken Avrupa’da aşırı sağı tehdit kategorisinde takip ettiğimiz konuydu. Aşırı sağı Avrupa’nın kendisi de tehdit olarak görüyor. Tehdit tanımına girdiğimiz için soydaşlarımıza tehdit oluşturan hususları da tehdit algılıyoruz. Aşırı sağın Avrupa’da sabıkalı bir tarihi var Avrupa’da Türk ve Müslümanlara yönelik olarak. Aşırı sağın yükselişi kimin için ne ifade ediyor Avrupa’da? Ben diyorum ki; Avrupa ülkeleri, özellikle merkezi Avrupa ülkeleri zaten Türkiye ile olan ilişkilerinde hep aşırı sağ iktidardaymış gibi politika izliyorlar. Biz Türkiye’yi AB’ye alırsak aşırı sağ güçlenecek diyorlar. Burada mesafeli politikadan bahsediyorlar. AB kendisini öyle yapıyor. Aksini ispat etmek durumunda olan onlar. Şu ana kadar ispat etmediler. Olanı anlatıyoruz, suçlamıyoruz. Türkiye ile olan ilişkilerinde aşırı sağ iktidardaymış gibi oldu. Biz bazen diyoruz ki, kendileri gelse de onlarla görüşsek. Hitler’e karşı, faşistlere karşı savaş vermiş bir Avrupa var ama şimdi o temellere ters bir Avrupa var. Kendi eleştirisini yapmadı, bugün bunu yaşıyor. Avrupa aşırı sağın kendi içindeki problemler, dinamiklere yakından bakıldığında enteresan açmazları içeriyor. Orada da çok ciddi zavallılık ve tarihsel zavallılık söz konusu.
Avrupa’daki değerlerin aşındırılması durumu. Avrupalı sağcı liderle de konuştum. Acayip bir kafa karışıklık var. Aile sisteminin yok olduğunu söylüyorsunuz, bunun yanında bunu savunan Müslüman nüfus var. Göçmen karşıtı olmakla medeniyet karşıtı olmanın arasına sınır çizmeniz lazım diyorum. Cevap yok, haklısın diyorlar. Kestirmeden, oy kazanmak için kimlik siyaseti yapıyorlar. Yabancı olanın kötü ve tehdit olduğunu söyleyerek oy topluyorlar. Türk dünyasına karşı, İslam’a karşı ötekileştirme hareketi Avrupa’da kendini var eden değerler zincirinin tersi. Bu imtihanı nasıl aşacaklar göreceğiz. Bazen bakıyorsunuz, onlar da kendi pragmatizmlerini ortaya koyuyorlar.
Bizim en büyük hazırlığımız tehdidin geldiğini görüp, o sınırlar içinde egemen olan aktörle oturup konuşmak, meselenin takibini yapmak. Bu konu bazen kamusal siyaseti ilgilendirdiği için hassas oluyor. Kendi siyasal tabanlarından dolayı bu konuyu konuşmak istemiyorlar. Türklerin, Müslümanların durumu ne olacak? Konsolosluklarımız sürekli bizi bilgilendiriyor. Trendleri görüyoruz. Provokasyon mu var, seçimlere yakın mı oluyor, ekonomi kaynaklı mı?
“AVRUPALI LİDERLERDE SAHİCİLİK YOK”
Avrupa Birliği’nde jeostratejik çerçeve üzerinden üyelik ilişkilerinde teknokratlarla konuştuğunuzda Avrupa’nın daha bağımsız, kendinden emin bir jeostratejik aktör olması için Türkiye ile beraberliği önemli. Hatta Türkiye’nin beraberinde getirdiği dünyanın burada olması daha önce başlatılan medeniyetler ittifakı kavramının burada somutlaşma meselesi insanlık ve Avrupa için bir fırsat. Bu AB’de çok rahat tartışılan konu değil. Avrupa’daki siyasal partiler kimlik siyaseti yaptığı için. Jeostratejinin faydasını sokak diline indirmede bir problem alanı var. Bütün demokrasilerde bu alan problemli alan. Sahici bir deneme içine giren de yok. Sahici liderlik gösteren, Cumhurbaşkanımıza da arkadaşlık yapmış Avrupalı liderler vardı. Şimdi görmüyoruz. Farklı bir şey söyleyen yok. Herkes ucuz yoldan oy alıp iktidarda kalma peşinde. Jeostratejik olarak atmadığınız adımların halkın ekonomisini, sağlığını, güvenliğini nasıl etkilediğini anlatmıyorsunuz. Bunu anlatmadığınız zaman bugünkü sorunlarla karşılaşılıyor. AB’nin karşı karşıya kaldığı sorunlardan biri de transatlantik yapı içinde ne kadar otonom hale gelecekler ne kadar ABD’ye bağlı kalacaklar? Bu mümkün mü? Avrupa kendi barışını devam ettirebilecek mi? Daha yaşamsal konu bu.
Bence dünya bu tehdidi ciddiye almalı. Bu gerçekten hesabı kitabı yapılmış mesele. Gazze’deki katliam, soykırım insanlığı ortadan ikiye bölen soykırım. İnsanlığın aynı noktaya geldiği konu. Bunun karşısında duran bir yapı var. Bu yapının Ukrayna’da devam eden bir sorunsalı var. İki savaş, dünyadaki ekonomik rekabet, yapay zekanın beklenmedik atağa kalkmasıyla ‘teknolojik üstünlük kimde olacak?’ sorusunu birdenbire öne çekilmesi. Normal piyasa şartlarında giden bir konu. Şimdi burada ortaya çıkan potansiyeli o kadar büyük ki.
Teknoloji tarihinde şöyle bir şey oluyor. Buna ömür biçenler vardı. Daha hızlı gerçekleşti. Şimdi bunun üzerine yapay zekayı hayata geçirmenin yolu yüksek kapasiteli mikro işlemcileri geliştirmek. Grafik tabanlı mikro işlemcileri geliştiren firma dünyanın en değerli şirketleri oldu.
Son dakika gelişmelere anında ulaşmak için Haber7 uygulamasını akıllı cihazlarınıza (iOS, Android) kurabilir, Twitter’da @Haber7 hesabını takip edebilirsiniz.
App Store Google Play Takip Et
]]>StudyinAmerica.com’un kurucusu Tamer Türkman, ABD üniversitelerinde başarılarıyla öne çıkan bu Türk öğrencilerin sadece Türkiye için değil dünyanın geleceği için de önemli işler yapmaya daha şimdiden başladıklarını belirterek, “Harvard, Yale, Princeton, Columbia gibi ABD’nin en prestijli üniversitelerinden yüksek derecelerle mezun olan Türk gençlerimiz arasında CERN’de staj yaparak NASA’nın radarına giren de var, ABD Senatosu’na sağlık politikalarıyla ilgili sunum yapan da, biyoteknolojide uzmanlaşıp kanser araştırmalarına katılan da var. 2024 mezunlarımız Türkiye’yi gururlandırıyor” dedi.
Son 15 yıldır “ABD’deki En Başarılı 25 Türk Öğrenci” listesini yayınlayan StudyinAmerica.com sitesi, geçtiğimiz günlerde 2024 yılı listesini duyurdu. İstatistiklere göre Amerika’da şu anda 10 bin 844 Türk öğrenci eğitim görüyor. Bunlardan 3,605 tanesi lisans eğitimi alıyor. 2024 yılında Amerika’ya öğrenci gönderen ülkeler listesinde Türkiye 11. sırada yer alıyor. Üniversite eğitimi için ABD’yi tercih eden Türk öğrencilere önemli destekler sunan StudyinAmerica.com’un kurucusu Tamer Türkman, listeyi hazırlarken akademik başarıların yanı sıra üstün liderlik özelliklerini değerlendirdiklerini, üniversitelerle olan yakın ilişkileri sayesinde dekanların listedeki öğrencilerin çoğunu kendisine önerdiğini ayrıca diğer Türk öğrencilerin görüşlerine de başvurduklarını belirtti.
Çok yönlü kriterlerle seçiliyor
Bu yılki araştırmayla ilgili bilgi veren StudyinAmerica.com’un kurucusu Tamer Türkman, “En başarılı 2024 mezunlarını seçerken yalnızca akademik başarılarını değil, çevrelerine öncü olma özelliklerini de değerlendirdik. Bu öğrenciler sınıflarının ilk sıralamasına yer alıyor ve 4 üzerinden minimum 3.7 not ortalamasıyla Summa veya Magna Cum Laude Onur ödülüyle geçen ay mezun oldular. Ayrıca gönüllü çalışmalar yaparak topluma yarar sağlayıp, edindikleri iş tecrübeleriyle de yaşlarından ileride bir olgunluk sergiliyorlar. Bu öğrencileri seçerken bir diğer kriter de sahip oldukları karakterleri, çevrelerine ilham vererek etkilemiş olmalarıdır. Bu öğrenciler çok yönlü, zeki ve güçlü karakterlere sahipler” dedi.
Kariyerlerine en büyük kuruluşlarda ilk adımlarını attılar
StudyinAmerica.com’un kurucusu Tamer Türkman şöyle devam etti; “Seçmiş olduğumuz 2024 mezunu en başarılı öğrenciler kusursuz bir şekilde Türkiye’yi okullarında temsil etmiş ve sadece Türkiye’nin değil dünyanın liderleri olmak için kendilerini hazırlamışlardır. Henüz okurken astro fizikten astro biyolojiye, yapay zekadan nöro bilime kadar çeşitli araştırmalarda yer alarak dünyanın geleceğine yön verebilecek potansiyellerini göstermişlerdir. Pek çoğu da bu çalışmalarıyla ödüller almıştır ve önlerini açacak yeni teklifler almışlardır. Listede yer alan 25 öğrenciden pek çoğu, ABD’nin alanlarındaki en köklü şirket ve kuruluşlarında kariyer yaşamlarına ilk adımlarını atarken bir kısmı da akademik hayatlarına devam etme kararı aldı” şeklinde konuştu.
Uzayda, sağlıkta, sporda Türk öğrencilerden büyük başarı
Listeye giren öğrencilerin StudyinAmerica.com sitesinde yayınlanan akademik özgeçmişleri arasında dikkat çeken proje ve araştırmalar yer alıyor. Princeton Üniversitesi mezunu İnci Karaaslan, NASA’nın 2025’te başlayacak Yıldızlararası Haritalama ve İvme Sondası (IMAP) proje ekibinde yer alarak atom ışın kaynaklarının kalibrasyonu için cihaz tasarladı, astronotların giysilerindeki ay tozunun azaltılması için lazerli temizleme sistemi geliştirdi. Pensilvanya Üniversitesi’nde biyomühendislik alanındaki bitirme teziyle üniversitenin en prestijli ödülü Rose Award’u alan Yael Sadioğlu, tez konusu ile ilgili olarak Amerikan Senatosunda sağlık politikaları hakkında görüşülmekte olan iki kanun tasarısı kapsamında sunum gerçekleştirdi.
Türk öğrenciler 2024’te sportif başarılarıyla da öne çıktı. Lise yıllarında FIBA Türk Milli Takımı’nda oynayan Chicago Üniversitesi mezunu Kerem Öztürk, okulunda NCAA’de oynayan ilk Türk sporcu olmasının yanı sıra bu sene Amerika’nın akademik olarak ilk 10 sıralamasında yer alan bir üniversiteden mezun olan tek Türk sporcu da olmayı başardı.
AMERİKA’NIN 25 EN BAŞARILI TÜRK MEZUNU ŞU ŞEKİLDE SIRALANDI:
Selin Gören Yale University
Muammer Efe Karaca Harvard University
Liora Nasi Kazado Princeton University
Güneş Şarsel Northwestern University
Alara Kalfazade Brown University
Tuan Dolmen Columbia University
Azra Haseki Harvard University
Aydın Ata Gültekin Duke University
Deniz Küçükerbaş Princeton University
Yael Sadioğlu ( Wharton) University of Pennsylvania
Leonardo Zapparoli Yale University
Alara Karahan Georgetown University
Emre Parmaksız Princeton University
Selin Öz Columbia University
Mehmet Deniz Birlikçi Carnegie Mellon University
Ceren Dide Türk University Of Chicago
İbrahim Ulaş Ayyılmaz Pomona College
Ecem Uluegeci Harvard University
Arda Akman University Of California
İnci Karaaslan Princeton University
Derin Sezercan Columbia University
Kerem Öztürk University Of Chicago
Mina Terzioğlu Tufts University
Bora Bulut Boston University
Melisa Özdoyuran Northwestern University
]]>Türkiye ile Çin’in geçmişi İpek Yolu’na kadar giden uzun etkileşimler tarihinin bulunduğuna, iki kültürün ticaret, felsefe, sanat ve edebiyat yoluyla asırlarca iç içe geçtiğine işaret eden Musa, “Türk ve Çin uygarlıklarını ve aralarındaki bağları yeni nesillere öğretmek sorumluluğumuzdur.” dedi.
Musa, iki ülkenin zengin edebiyat birikiminin kültürel alışverişlerin ve karşılıklı anlayışın gelişimine katkı sağlayacağına inandığını belirterek bu sayede iki halkın tarih ve kültür alanında birbirlerini daha yakından tanıyabileceğinin altını çizdi.

Türkiye’de üniversiteler ve araştırma enstitülerinin Çince öğretiminin yanında Çin edebiyatı, felsefesi ve tarihi alanında kapsamlı programlar sunduğuna dikkati çeken Musa, Çincenin Türkiye’de 10 üniversitede okutulduğunu, ayrıca ortaöğretimde seçmeli ders olarak verildiğini anlattı.
Musa, Türkiye’de Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Yeditepe Üniversitesi ve İstanbul Okan Üniversitesinde 4 Konfüçyüs Enstitüsünün kurulduğunu, Türkiye’nin de 2021’de Pekin’de Yunus Emre Türk Kültür Merkezini faaliyete geçirdiğini ifade etti.
– “TÜRKİYE VE ÇİN, BİRLİKTE ÜNIVERSİTE KURMALI”
İki ülkenin küresel ve bölgesel ağırlığı ve stratejik işbirliği ortaklığı açısından düşünce kuruluşları, araştırma merkezleri ve üniversiteler arasında akademik diyaloğu geliştirmenin önemine işaret eden Musa, “Türkiye ve Çin, birlikte üniversite kurmalı ve ortak akademik çalışmalar için fonlar oluşturmalı.” ifadesini kullandı.
Musa, Türkiye’de sinoloji alanında çalışan değerli araştırmacıların olduğunu dile getirerek, onların katılımıyla ortak seminerler ve belirli temalar etrafında konferanslar ve atölyeler düzenlenebileceği, her iki dilde ortak dergiler yayımlanabileceği önerilerini dile getirdi.
Akademik ve kültürel alanda işbirliği mekanizmaları oluşturulmasının akademisyenler ve uzmanlar arasında etkileşim sağlayacağına dikkati çeken Musa, bunun her iki tarafa da fayda sağlayacağını vurguladı.
Türkiye’den Kırmızı Kedi Yayınevi ile Pekin Lao Şı Edebiyat Akademisi arasında imzalanan işbirliği anlaşmasını memnuniyetle karşıladıklarını belirten Musa, bu sayede Türk edebiyatının önde gelen eserlerinin Çin okuruyla ve Çin edebiyatının eserlerinin de Türk okuruyla bulaşabileceğini söyledi.
Musa, Türkiye ile Çin arasında gelecekte edebiyat, kültür ve sanat alanında daha fazla işbirliğine tanık olmayı umduklarını belirterek sözlerini noktaladı.

– “KİTAPLAR, ÜLKELER ARASINDA EN KALICI İLETİŞİM KÖPRÜSÜ”
Çin’den ve çok sayıda ülkeden araştırmacı, edebiyatçı ve yayıncıların yer aldığı foruma Türkiye’den Öğretim Üyesi Giray Fidan, Kırmızı Kedi Yayınevi’nin kurucusu Haluk Hepkon ve gazeteci-yazar Kamil Erdoğdu katıldı.
Sinoloji alanındaki çalışmalarıyla tanınan Fidan, Türkiye Sinoloji Topluluğu’nun kurulmasının ardından son bir yılda Çince ve sinoloji alanındaki ortak çalışmalarda önemli mesafe kaydedildiğini, önemli eserlerin çevrildiğini belirtti.
Türk okurların Çin edebiyatına ve özellikle çağdaş eserlere ilgilisinin yüksek olduğuna işaret eden Fidan, Türkiye’den ve Çin’den yazarlar, çevirmenler ve yayıncılar arasında etkileşimlerin, karşılıklı ziyaretlerin gelecekteki işbirliğini daha fazla geliştirmesinin beklendiğini söyledi.
Fidan, yazının ve kitapların, ülkeler ve ulusların birbirini daha iyi anlayabilmesi için en etkili ve kalıcı iletişim köprüsü olduğunu belirterek, “Yazılı çeviri sonsuza dek kayıt olarak kalıyor. Tarihi kayıt olarak muhafaza edilen çevri eserler, ülkeler arasında kalıcı köprüler kuruyor.” değerlendirmesinde bulundu.

– “EDEBİYAT, HALKLAR ARASINDAKI ETKİLEŞİM AÇISIDAN ÖNEMLİ”
Gazeteci-yazar Kamil Erdoğdu da 1990’lardan 2000’lerin başına dek Anadolu Ajansı muhabiri olarak Pekin’de görev yaptığını, bu dönemde Türkiye ile Çin arasında, antik İpek Yolu’na kadar giden tarihsel bağlara değinilmesine karşın insani düzeydeki etileşimin sınırlı kaldığını anlattı.
O dönemde iki toplumun birbirini yeterince tanımadığını, yanlış anlamaların ve ön yargıların bulunduğunu ifade eden Erdoğdu, iki ülke arasında doğrudan uçuşların başlamasının ve Uzak Doğu ülkeleri Japonya ve Güney Kore’nin ev sahipliğindeki 2002 Dünya Kupası’nda Türkiye ve Çin futbol takımlarının aynı grupta karşılaşmasının, pek çok kişinin ülkelerin adını ilk kez duymasına vesile olduğunu gözlemlediğini anlattı.
Erdoğdu, zaman içinde iki ülke arasında siyasi ve ekonomik ilişkilerin derinleştiğini ancak halklar arasındaki ilişkinin gelişmesine ihtiyaç olduğuna işaret ederek, “Edebiyat, halklar arasındaki etkileşim açısıdan önemli çünkü siyasi, ekonomik, psikolojik ve sosyolojik boyutlarıyla toplumları her yönüyle yansıtıyor.” diye konuştu.
Türkiye’de Çin edebiyatının yeterince bilinmediğini ama bu açığı kapatmak üzere çeviri çalışmalarına hız verildiğine dikkati çeken Erdoğdu, ülkeler birbirini daha fazla tanıdıkça daha uyumlu ve barış içinde yaşayacağına inandığını dile getirdi.

– TÜRK VE ÇİNLİ EDEBİYATÇILAR AYNI DERGİDE BULAŞACAK
Yayıncı Haluk Hepkon da daha önce Çin Yayın Grubu ve Çin Ulusal Yayın İthalat İhracat Grubu ile işbirlikleri yaparak birçok Çince eseri Türk okuruyla buluşturduklarını ve bu çalışmaları sürdüreceklerini kaydetti.
Pekin Uluslararası Kitap Fuarı (BIBF) kapsamında yarın Pekin Edebiyat ve Sanat Çevreleri Federasyonu ile anlaşma imzalayacaklarını ifade eden Hepkon, “Türk edebiyatçılarıyla Çinli edebiyatçıların katkıda bulunduğu bir dergiyi Türkiye’de yayımlayacağız.” dedi.
Hepkon, fuar kapsamında ayrıca Fidan’ın “Türkiye’de Sinolojinin Doğuşu” kitabı için Çin’de tanıtım yapılacağını belirtti.
Dünya Sinoloji Merkezi ile yaptıkları anlaşmayla İstanbul’da bir ofisin kurulduğunu, buna karşılık kendilerinin de Çin’in Çingdao şehrinde bir ofis kurduğu anlatan Hepkon, bu vesileyle ofisi de ziyaret edeceklerini vurguladı.

Hepkon, Türkiye’nin Pekin Büyükelçisi Musa’nın edebiyat alanındaki bu önemli foruma katılarak desteğini göstermesinin kendilerini gururlandırdığını belirterek, “Türkiye’nin edebiyata ve kültüre, Çin ile dostluğa verdiği önemi göstermesi açısından zarif bir hareketti.” ifadesini kullandı.
Bakan Bolat’ın ziyareti sırasında kapılarını ziyaretçilere açacak 55. Uluslararası Cezayir Fuarı’nda Türkiye, “Onur Konuğu Ülke” sıfatıyla yer alacak.
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’un katılımıyla başlayacak fuarda, Bakan Bolat, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın Türkiye’yi temsil etmesi planlanıyor. Fuara, 25 ülkeden 800 katılımcı bekleniyor.
Üst düzey görüşmeler yapacak
Program kapsamında Bolat, Yılmaz ve Göktaş’ın, Dünya Türk İş Konseyi (DTİK) Türk İş Dünyası buluşmasına katılımı da gerçekleşecek.
Bolat, 23-24 Haziran tarihlerindeki ziyaretinde, Cezayirli mevkidaşı da dahil ülke yöneticileriyle üst düzey görüşmeler yapacak. Ayrıca, Bakan Bolat’ın, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) organizasyonunda iki ülke firma temsilcilerinin katılımıyla düzenlenecek Ticaret Heyeti ve B2B etkinliğinin açılışını gerçekleştirmesi öngörülüyor.
Türkiye’nin Afrika’da en çok yatırım yaptığı ülke Cezayir
Cezayir, 2023 yılı itibarıyla Türkiye’nin Afrika kıtasındaki en büyük ikinci ticaret partneri konumunda bulunuyor. İki ülke arasındaki ticaret hacmi, geçen yıl sonunda 6,3 milyar doları buldu. Cezayir, Türkiye’nin Afrika kıtasında en çok yatırım yaptığı ülke niteliğini de taşıyor. Türkiye bu ülkede petrol ve doğal gaz harici en çok yatırım yapan ve en çok istihdam sağlayan ülke konumunda bulunuyor.
Cezayir’de 1500 civarında Türk ortaklı firma faaliyet gösteriyor. Bu firmaların toplam yatırım tutarı 6 milyar doları aştı. Türk müteahhitlik firmaları Cezayir’de bugüne kadar 21,3 milyar dolarlık 636 proje üstlendi.
Türkiye-Tunus İş ve Yatırım Forumu 25 Haziran’da
Bakan Bolat, Cezayir ziyaretinin ardından 25 Haziran’da Tunus’a geçecek.
Ziyaret sırasında Türkiye-Tunus İş ve Yatırım 2. Forumu, Bakan Bolat ile Tunus Ticaret ve İhracatı Geliştirme Bakanı Kalthoum Ben Rejeb Guezzah’ın katılımlarıyla Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve Tunus Sanayi, Ticaret ve Sanatkarlar Birliği (UTICA) organizasyonunda yapılacak.
Forum marjında Bolat, Guezzah başta olmak üzere Tunuslu makamlarla görüşmelerde bulunacak. Türkiye’den ve Tunus’tan iş insanlarının katılımlarıyla Tunus yatırım fırsatlarının ve koşullarının değerlendirileceği yuvarlak masa toplantısı da gerçekleştirilecek.
Forum kapsamında Tunus’taki yatırım fırsatlarına ilişkin sunumların yapılması, iki ülke arasında mevcut ticari ve ekonomik ilişkiler ile yatırım olanaklarının gözden geçirilerek turizm, enerji, tarım, sanayi, tekstil gibi sektörlerde yatırım fırsatlarının ele alınması, B2B görüşmelerine imza atılması öngörülüyor.
Söz konusu forum, 5 Haziran’da DEİK ve UTICA işbirliğiyle İstanbul’da yapılan Türkiye-Tunus İş ve Yatırım Forumu’nun devamı niteliğinde olacak. Etkinlikte, İstanbul’da gerçekleştirilen görüşmelerin ve iki ülke için öncelikli görülen sektörlerde somut işbirliği adımlarının takibi hedefleniyor.
Türkiye-Tunus ticaret hacmi 1,6 milyar dolar
Türkiye ile Tunus arasındaki ticaret hacmi 2023 yılında 1,6 milyar dolar olarak kaydedildi. Bu hacmin yaklaşık 1,3 milyar doları Türkiye’nin ihracatından, 300 milyon doları ise ithalatından oluşuyor. Türk müteahhitleri Tunus’ta bugüne kadar 975 milyon dolar değerinde 21 proje hayata geçirdi.
Deprem modellemesinin işlevlerini ve finansal kıymetini vurgulayan Karabostan, depremlerin frekansı düşük ama şiddeti yüksek olaylar kategorisine girdiğini belirterek, şöyle devam etti:
“6 Şubat depremlerinde 11 ilimizdeki yapı stokunun önemli bir bölümü hasar gördü ve sigorta şirketleri çok büyük tazminat yüküyle karşı karşıya kaldı. Benzeri durumları yönetebilmek için dünyada güvence, reasürans sistemi sayesinde sağlanıyor. Dünya sigortacılığı birbirleri arasında risk transferi gerçekleştiriyor. Ama bu risk transferi ne kadar ve ne maliyetle yapılması gerektiği oldukça kritik bir soru. Bu sorunun cevabı ise modelleme ile elde ediliyor.”
Ana işlerinin deprem modellemesi olduğunu ifade eden Karabostan, deprem modellemesine ilişkin şunları kaydetti:
“Belli bir coğrafyada oluşabilecek depremleri, bu depremlerin büyüklüklerini, şiddetini, binaların sarsıntıya vereceği tepkiyi, bina içindeki sigortalanan kıymetin alacağı fiziki hasarı, daha sonra bu hasarın parasal olarak neye tekabül edeceğini, sonrasında bu hasarın poliçelerde ne kadar tazminat yükü oluşturacağını, bunlar birleştiğinde sigorta şirketinin toplam ne kadar tazminat ödeyeceğini ne kadarını reasürans şirketlerinden alacağını simülasyonlar yoluyla hesaplıyoruz. Dolayısıyla şirketlere portföy yönetim stratejileri, fiyatlama ve risk transfer politikaları konusunda karar desteği sunuyoruz.”
Yaptıkları işin interdisipliner bir çalışma olduğuna dikkati çeken Karabostan, yerbilimcilerden deprem mühendislerine, istatistikçilerden jeomatik mühendislerine ve yazılımcılara kadar çok sayıda uzmanla çalıştıklarını söyledi.
“BU MODELLEMELER DÜNYADA ÇOK AZ SAYIDA MERKEZ TARAFINDAN SUNULUYOR”
Karabostan, katastrofik modelleme yazılımının (CATMOD) tamamını yerli kaynaklarla geliştirdiklerini ve Türkiye’ye özgü bir model olduğunu dile getirdi.
CATMOD’un en güncel deprem kaynaklarını içerdiğini ve sürekli güncellendiğini kaydeden Karabostan, “Bu modellemeler dünyada çok az sayıda yetkinlik merkezi tarafından sunuluyor. Bunlardan bir tanesiyiz.” ifadesini kullandı.
“HEM ÜLKEMİZ HEM DE SİGORTA SEKTÖRÜ İÇİN ÖNEMLİ BİR KAYNAK”
T Rupt Tekonoljinin faaliyete geçmesinin hemen ardından 6 Şubat depremlerini yaşadıklarını aktaran Karabostan, portföylerden ne kadar tazminat ödeneceğine dair CATMOD üzerinde çok hızlı biçimde detaylı bir çalışma yaptıklarını anlattı. Bu çıktıların DASK, Türk Reasürans ve sigorta şirketleri tarafından kullanıldığına işaret eden Karabostan, şunları söyledi:
“CATMOD hem ülkemiz hem de sigorta sektörü için önemli bir kaynak. CATMOD’dan sektörün de faydalanmasını istedik ve diğer sigorta şirketlerinin de kullanımına sunduk. Farklı ülkeler için de modeller geliştirmeyi kuruluşumuzda stratejik hedef olarak belirlemiştik. Stratejik önceliklerimiz arasında Doğu Avrupa ve Türk Cumhuriyetleri var. Geçtiğimiz günlerde Azerbaycan Merkez Bankası ve İcbari Sigortalar Bürosu iş birliği ile gerçekleştirdiğimiz Katastrofik Risklere Dayanıklı Maliye Sistemi Konferansı bu stratejik hedefin bir sonucuydu. Azerbaycan deprem modelini geliştirmek yönünde projemizi de kısa zamanda başlatmayı planlıyoruz.”
“OLASI MARMARA DEPREMİYLE İLGİLİ ÖZEL BİR ÇALIŞMAMIZ VAR”
Karabostan, şirketin Türkiye deprem model kataloğunda 100 binin üzerinde deprem senaryosu olduğunu ifade etti.
Yerli kadastrofik modelleme platformu ile olası depremlere hazırlık yapıldığına dikkati çeken Karabostan, şöyle devam etti:
“Olası Marmara depremiyle ilgili özel bir çalışmamız var. Marmara özelinde 8 adet deprem senaryomuz mevcut. Bu 8 deprem senaryosu birbirini karşılıklı olarak dışlıyor. Yani hepsi birbirinden farklı ama 8 senaryoyu bir araya getirdiğimizde Kuzey Anadolu Fay Hattı’nın Marmara Denizi içerisindeki segmentlerinin üreteceği 7 üzerindeki büyüklüğe sahip deprem senaryolarının tamamını kapsıyor. Dolayısıyla elimizde çok detaylı çalışılmış bir model mevcut. Sigorta şirketleriyle de bu model sonuçlarını paylaştık.”
“SiGORTA SEKTÖRÜ DIŞINDA DA FAYDA SAĞLAMAYI HEDEFLiYORUZ”
Geleneksel olarak sigorta sektörlerinin afet modelleme çalışmalarından faydalandığını kaydeden Karabostan, “Aslında olası depremlerden varlıkları ve faaliyetleri etkilenecek tüm kuruluşlar için model sonuçları önemli bir bilgi kaynağıdır. Bu çerçevede bankacılık, sanayi, perakende gibi birçok sektöre de hizmetlerimizi sunmak istiyoruz.” ifadesini kullandı.
“SEL TEHLİKESİNE İLİŞKİN ÇALIŞMA YAPACAĞIZ”
Yakın zamanda Zorunlu Afet Sigortasının (ZAS) devreye gireceğini hatırlatan Karabostan, iş planları kapsamında Türkiye’nin tüm afet tehlikelerini modelleyeceklerini vurguladı.
Sel tehlikesine ilişkin ilerleyen dönemde çalışma yapacaklarını belirten Karabostan, “Bu alanda DASK bünyesinde yapılmış ciddi çalışmalar mecvut. DASK’ta bu ürün geliştirilirken çok detaylı akademik bir çalışmalar yürütüldü. ZAS’ın devreye girmesiyle biz de sel riskini modelleyeceğiz. Ülkemizde Pasifik’teki gibi büyük tsunamiler yok ama tarihsel depremler bize öğretiyor ki Türkiye’de yer sarsıntısına bağlı olarak deniz seviyesinin yükselmesi görülen bir şey. Kahramanmaraş Depremlerinde de 1999 depreminde de bu durumu gözlemledik. Önümüzdeki dönemde bu konuyu özel olarak çalışıp modelimize ekleyeceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.
Erdem Karabostan, T Rupt Teknoloji olarak Türkiye için en güncel ve gerçekçi sonuçları üreten modelleme çözümü ekibi olmayı hedeflediklerini vurgulayarak makine öğrenmesi yetkinliğini platformlarına ekleyeceklerine vurgu yaptı.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi de geçen hafta yaptığı toplantılarda Kavala ve Demirtaş’ın serbest bırakılması gerektiğini kayda geçirdi.
AKPM Türkiye Raportörü Avusturyalı siyasetçi Schennach geçen hafta Türk yetkililerle, AİHM kararlarının uygulanması ve Avrupa Konseyi ile yüksek düzeyli diyaloğun devam etmesi konusunda görüşmeler yaptı.
Temaslarına ilişkin 18 Haziran’da bir açıklama yapan Schennah, Kavala ve Demirtaş ile cezaevinde görüşme olanağı bulduğunu söyledi.
Schennah, bunun için de Türkiye’nin AKPM heyeti başkanlığını yürüten AK Parti Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş’e teşekkür ettiğini kaydetti.
Avusturyalı raportör, Türkiye’de Dışişleri ve Adalet Bakanlığı yetkililerinin yanı sıra Anayasa Mahkemesi (AYM) üyeleriyle de görüştüğünü açıkladı.

“DEMİRTAŞ’A VERİLEN CEZAYI KINIYORUM”
Schennah açıklamasında, “Türk yetkililerle yaptığım görüşmelerde, Strasbourg’da bulunan mahkemenin (AİHM) kararlarının infazının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (AİHS) yer alan hukuki bir yükümlülük olduğunu hatırlattım. Yetkililere, Sayın Kavala ve Sayın Demirtaş hakkındaki kararların uygulanması için gerekli tüm tedbirleri gecikmeksizin almaları yönünde güçlü bir çağrıda bulundum.” dedi.
Osman Kavala’nın Ekim 2017’den bu yana hapiste olduğunu, AİHM’in Kavala’nın serbest bırakılması için iki karar aldığını anımsatan raportör, Demirtaş’ın da Kobani davasında 42 yıl hapis cezasına çarptırılmasını güçlü bir şekilde kınadığını söyledi.
Raportör, Kavala ve Demirtaş davalarında çözümün Türk yargısında olduğunu, Bakanlar Komitesi’nin gündeminde olan bu iki davaya yasal çözüm bulunabileceğini kaydetti.
Ziyareti sırasında görüşme olanağı bulduğu sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinden ceza infaz kurumlarının aşırı kalabalık olması ile hapis ve tutukluluk sürelerinin çok uzun olması konusundaki kaygılarını dinlediğini aktaran Schennah, “Ziyaretimin, Avrupa Konseyi ile örgütün en eski üyelerinden biri olan Türkiye’nin yetkilileri arasındaki diyalog açısından önemli bir adım olduğuna inanıyorum.” dedi ve ekledi:
“Ayrıca ülkenin insan haklarını koruma sisteminin ve ortak Avrupa değerlerimizin güçlendirilmesine yönelik iyi iş birliğimizi sürdüreceğimizi umuyorum.”

TÜRKİYE’YE YAPTIRIM AŞAMASINA GELİNMEDİ
Avrupa Konseyi, Türkiye’nin Kavala’nın serbest bırakılmasını içeren AİHM kararlarını uygulamaması nedeniyle 2022 yılı başında ihlal prosedürü başlatmış ve konunun takibatını yürütme organı olarak görev yapan Bakanlar Komitesi’ne iletmişti.
Konsey, Türkiye’nin AİHS’in 46. maddesinde yer alan yükümlülüklerini yerine getirmediği hükmüne varmış ve Kavala’ya ilişkin kararın uygulanmaması durumunda yaptırım uygulamak durumunda kalacağını kaydetmişti.
Komite, 2 yılı aşan süreçte Türkiye ile diyaloğa öncelik vermiş ve yaptırım sürecini ötelemişti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da bu konudaki son açıklamasını İspanya ziyareti sırasında basın toplantısında bir soru üzerine yapmış ve “terörist” olarak tanımladığı Kavala ve Demirtaş hakkındaki kararların yargı tarafından verildiğini söylemişti.

KOMİTE, “SERBEST BIRAKILMALILAR” ÇAĞRISINI YİNELEDİ
Kavala ve Demirtaş davaları, Bakanlar Komitesi’nin 11-13 Haziran günleri arasında yaptığı toplantılarda da bir daha ele alındı ve Türkiye’ye aynı çağrılar yinelendi.
AİHM’nin 2019 ve 2022’de Kavala’nın derhal serbest bırakılmasına ilişkin kararlarının halen uygulanmadığını, davalının Gezi olayları ve darbe girişimine katıldığına ilişkin herhangi bir kanıt bulunmadığını iddia eden Bakanlar Komitesi, Türkiye’nin AİHS’ten kaynaklanan yükümlülüklerini ciddi şekilde ihlal ettiğini öne sürdü.
Komite, AYM yargılamalarının Kavala’nın serbest bırakılması için önemli bir fırsat oluşturabileceğini ancak Kavala’nın 2 yıl önce yaptığı başvurunun hala işleme alınmamış olmasının kaygı verici olduğunu da kaydetti ve AYM’nin bu konuyu bir an önce ele alması uyarısında bulundu.
Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın davalarını da görüşen Bakanlar Komitesi, Türk makamlarından eski HDP eş başkanları hakkında verilen hükümler konusunda ayrıntılı bilgi istedi.
Komite, Demirtaş ve Yüksekdağ’ın AYM’ye yaptıkları başvurunun işleme alınmadığını belirterek, bu sürecin daha fazla geciktirilmeden bir an önce başlatılması gerektiği çağrısında da bulundu.
GAZZE MESAJI
BBP lideri Mustafa Destici, parti genel merkezinde partililer ile bayramlaştı. Daha sonra basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Destici, “Filistin, Gazze olmak üzere Doğu Türkistan’da, Myanmar’da, Afganistan’ın pek çok noktasında, Suriye’de, Irak’ta Müslüman kardeşlerimiz zulüm altında, işgal altında kan ve gözyaşı ya da esaret altında bayramı idrak ediyorlar. Onların bayramlarını hassaten tebrik ediyorum. İnşallah bağımsız, hür, müstakil ve huzur içinde nice bayramları kutlamalarını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum, dua ediyorum. 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de zulüm, katliam, hatta soykırım devam ediyor. Soykırımcı Siyonist İsrail’i onun başındaki katil Netanyahu’yu bir kez daha şiddetle kınıyor, lanetliyorum. Ona destek veren başta ABD olmak üzere bütün ülkeleri ve o ülkelerin başındaki yöneticileri de şiddetle kınıyoruz ve lanetliyoruz. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi sözde ateşkes kararı aldı. Ama İsrail bayramda da durmadı. Bayramda da çocukları, kadınları katletmeye devam etti. Netanyahu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararını tanımadığı gibi kendisinin daha önce oluşturduğu savaş kabinesinden ‘artık bu soykırım yeter, bu kadarı da fazla’ diyerek ayrılanların, istifa edenlerin olması üzerine savaş kabinesini feshettiğini açıkladı. Herhalde tahmin ediyoruz ki, savaş kabinesi yerine bir soykırım kabinesi kurmayı hedefliyordur. Ama geriye dönüp tarihe baktığımızda ne kadar katil, soykırım yapan yöneticiler varsa hepsi ağır bir şekilde bu yaptıklarının bedelini ödemiş ve insan olarak değil, adeta bir hayvan olarak ölüp gitmişlerdir. Onun için İsrail’in sağduyulu siyasetçilerine, yöneticilerine ve kanaat önderlerine çağrımız; artık Netanyahu’yu bu katilleri, bu soykırımcıları durdurun ki, siz de bu suça ortak olmayın ve gelecekte ödenecek bedelleri de ödemek zorunda kalmayınız” diye konuştu.
‘BUNA MÜSAADE ETMEYİZ’
Destici, Türklük ve İslam üzerinden çeşitli tartışmaların olduğunu ifade ederek, “Bir kere şunu ifade etmek istiyorum ki, biz Kürdüyle, Türkmeniyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Arnavutuyla, Boşnakıyla bu Anadolu’da yaşayan herkesle birlikte Türk milletiyiz. Bizim milletimizin adı Türk’tür. Ama bu etnik kökenleri yok saymamız anlamına gelmez. Bu ülkede Kürtler de vardır, Boşnaklar da vardır, Arnavutlar da vardır, Çerkesler de vardır, Araplar da vardır. Onun için biz bunu bir zenginlik olarak görüyoruz. Buna bağlı olarak maalesef son günlerde aynen 28 Şubat süreçlerinde olduğu gibi Atatürkçülük ve milliyetçilik üzerinden İslam’a ve Müslümanlara saldırı var. Sığınmacılar üzerinden de bazen bu saldırı çok net bir şekilde ortaya çıkıyor. Burası Türk milletinin vatanıdır ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Lozan’da da bir kere daha altını çizerek söylüyorum. Burada Müslüman unsurlar kurucu unsurlar olarak kabul edilmiştir Müslüman olmayan unsurlar, yani Ermeniler, Yahudiler, Rumlar, Süryaniler bunlar azınlık olarak kabul edilmiştir. İslam düşmanlığı yapanlara açıkça buradan sesleniyorum; eğer Müslüman değilseniz bunu açıklayın. Ve sizi azınlık statüsüne koyalım. Ve ona göre muamele yapalım. Müslümanmış gibi görünüp daha sonra İslam’a saldırırsanız ya da İslam’a saldıranların İslam’ın değerlerine hakaret edenleri korumaya çalışırsanız bu sizin zaten inancınızı ve kimliğinizi net olarak ortaya koymaktadır. Son dönemlerde adeta yeni bir 28 Şubat’ı horlatmaya çalışanlar var. Bazen sığınmacılar üzerinden işte bazen kurban üzerinden efendim işte bazen açıkça İslam’a, dinimize, kutsallarımıza saldırı üzerinden bunu açık ve net olarak görüyoruz. Ama yeni 28 Şubat heveslerine de diyoruz ki, hiç heveslenmeyin, bu ülke bir kez daha 28 Şubat sürecine dönmez, döndürülemez. Buna Büyük Birlik Partisi olarak da Cumhur İttifakı olarak da müsaade etmeyiz” dedi.
BBC’nin analizi, bu dokuz kişinin, Yunan karasularından çıkarılmaları ya da Yunan adalarına ulaştıktan sonra tekrar denize açılmaları sonucu öldükleri iddia edilen 40’tan fazla kişi arasında olduğunu ortaya çıkardı.
BBC’ye açıklama yapan Yunan sahil güvenliği, yasa dışı faaliyetlere ilişkin tüm suçlamaları şiddetle reddetti.
12 kişinin bir Yunan sahil güvenlik botuna bindirildikten sonra bir sandala aktarılarak terk edildikleri görüntüler eski bir Yunan sahil güvenlik görevlisine gösterildi.
Eski sahil güvenlik görevlisi, görüşmeye ara verildiğinde sandalyesinden kalkarak ve mikrofonu hala açıkken yanındaki kişiye Yunanca konuşarak bunun “açıkça yasa dışı” ve “uluslararası bir suç” olduğunu söyledi.
Yunan hükümeti uzun süredir insanları zorla, geldikleri ülke olan Türkiye’ye geri yollamakla suçlanıyor. Bu, uluslararası hukuka aykırı.
BBC ilk kez, Yunan sahil güvenliğinin eylemleri sonucu ölümlere yol açtığı iddia edilen olayların sayısını hesapladı.
23 Mayıs 2020 tarihli, 43 kişinin ölümüyle sonuçlanan 15 olayı analiz edildi. İlk kaynaklar öncelikle yerel medya, sivil toplum kuruluşları ve Türk sahil güvenliğiydi.
Tanıklar sıklıkla ortadan kaybolduğu ya da açıkça konuşmaktan korktukları için bu tür olayları doğrulamak son derece zor. Ancak bu vakaların dördünde, görgü tanıklarıyla konuşarak ifadeleri doğrulayabildik.
BBC’nin “Dead Calm: Killing in the Med? (Ölüm Kadar Sakin: Akdeniz’de Öldürmek?)” adlı yeni belgeseli için yaptığı araştırmalar net bir model ortaya koydu.

Vakaların beşinde göçmenler, Yunan makamları tarafından doğrudan denize atıldıklarını söylediler. Bu vakaların dördü, Yunan adalarına nasıl çıktıklarını ama avlandıklarını anlattılar.
Diğer birçok olayda göçmenler, motorsuz şişirilebilir lastik botlara bindirildiklerini ve daha sonra bunların havasının indiğini veya delinmiş olabileceklerini söylediler.
En tüyler ürpertici ifadelerden biri, Eylül 2021’de Sisam adasına ayak bastıktan sonra Yunan yetkililer tarafından avlandığını söyleyen Kamerunlu bir adama aitti.
BBC’nin görüştüğü tüm kişiler gibi o da, sığınmacı olarak Yunanistan topraklarında kaydolmayı planladığını söyledi.
“Biz limana zar zor yanaştık, polis arkamızdan geldi. Siyah kıyafetli iki polis, sivil kıyafetli üç polis daha vardı. Maskeliydiler, sadece gözleri görülebiliyordu.”
Kendisi ve diğer iki kişi (biri Kamerun’dan, diğeri Fildişi Sahili’nden) bir Yunan sahil güvenlik botuna nakledildiler ve orada olaylar korkunç bir hal aldı:
“Kamerunluyla başladılar. Onu denize attılar. Fildişi Sahili’nden gelen adam ‘Kurtarın beni, ölmek istemiyorum’ dedi. Sonunda sadece eli suyun üstünde kaldı. Vücudu suyun altındaydı. Eli yavaş yavaş kaydı, su onu yuttu.”
Görüşülen kişi kendisini kaçıranların onu dövdüğünü söylüyor:
“Başıma yumruklar yağıyordu. Sanki bir hayvanı yumruklar gibi” dedi.
Daha sonra onu da can yeleği olmadan suya ittiklerini söylüyor. Kıyıya kadar yüzebilmiş ancak diğer iki kişinin (Sidy Keita ve Didier Martial Kouamou Nana) cansız bedenleri Türkiye’de kıyı şeridinde bulundu.
Hayatta kalanların avukatları Yunan makamlarından çifte cinayet davası açmasını talep ediyor.
Somali’den başka bir adam da BBC’ye, Mart 2021’de Sakız adasına vardığında Yunan ordusu tarafından nasıl yakalandığını ve daha sonra Yunan sahil güvenliğine nasıl teslim edildiğini anlattı.
Sahil güvenliğin onu suya bırakmadan önce ellerini arkadan bağladığını söyledi:
“Beni denizin ortasına fermuarla bağladılar. Ölmemi istediler.”
Ellerinden biri bağdan kurtulmadan önce sırt üstü durmaya çalışarak hayatta kalmayı başardığını söyledi. Ancak deniz dalgalıydı ve gruptaki üç kişi öldü. Röportaj yapılan kişi karaya çıkmayı başardı ve sonunda Türk sahil güvenliği tarafından fark edildi.
Eylül 2022’de meydana gelen ve en yüksek can kaybının yaşandığı olayda, 85 göçmeni taşıyan tekne, Yunanistan’ın Rodos adası yakınlarında motorun arızalanması sonucu sorun yaşadı.
Suriyeli Muhammed bize, yardım için Yunan sahil güvenliğini aradıklarını, bir tekneye yüklendiklerini, Türk sularına geri götürülerek cankurtaran botlarına bindirildiklerini anlattı. Muhammed, kendisine ve ailesine verilen salın vanasının düzgün şekilde kapatılmadığını söyledi.
BBC’ye konuşan Muhammed, “Hemen batmaya başladık. Bizi gördüler, çığlıklarımızı duydular ama yine de bizi bırakıp gittiler” dedi ve ekledi:
“İlk ölen çocuk kuzenimin oğluydu… Sonra birer birer öldüler. Başka bir çocuk, başka bir çocuk daha… Sonra da kuzenim kayboldu. Sabah olduğunda, yedi ya da sekiz çocuk ölmüştü. Çocuklarım sabaha kadar ölmedi… sonra Türk sahil güvenliği geldi…”
Yunan yasaları, sığınma talebinde bulunan tüm göçmenlerin, bazı adalarda özel kayıt merkezlerine kaydolmalarına izin veriyor.
Ancak göçmen destek kuruluşu Consolidated Rescue Group’un yardımıyla iletişime geçtiğimiz kişiler, bu merkezlere ulaşamadan yakalandıklarını söyledi. Onları yakalayanlar, görünüşe göre gizli görevde olan, üniformasız ve çoğunlukla maskeli olarak görev yapan kişilerdi.
İnsan hakları grupları, Avrupa’da sığınma başvurusu yapmak isteyen binlerce kişinin yasa dışı şekilde Yunanistan’dan Türkiye’ye geri gönderildiğini, onların uluslararası hukukta ve Avrupa Birliği hukukunda güvence altına alınan sığınma talebinde bulunma haklarının ihlal edildiğini iddia ediyor.
Avusturyalı aktivist Fayad Mulla, geçen yıl Şubat ayında Yunanistan’ın Midilli adasında bu tür operasyonların ne kadar gizli olduğunu kendi gözleriyle gördüğünü söyledi.

Bir ihbar üzerine zorla geri gönderileceği yere giderken, daha sonra polis için çalıştığı ortaya çıkan kapüşonlu bir adam tarafından durdurulmuştu. Polisin daha sonra durdurulduğu anlara ait kayıtları araç kamerasından silmeye ve onu bir polis memuruna direnmekle suçlamaya çalıştığını söyledi.
Sonuçta başka bir işlem yapılmadı.
İki ay sonra, benzer bir yerde Mulla, New York Times tarafından yayınlanan bir zorla geri göndermeyi videoya çekmeyi başardı.
Aralarında kadın ve bebeklerin de bulunduğu bir grup, plakasız bir minibüsün arkasından indirilerek bir iskeleden küçük bir tekneye bindirildi.
Daha sonra kıyı şeridinden daha uzaktaki bir Yunan sahil güvenlik gemisine aktarıldılar, denize açıldılar ve ardından sürüklenmeye bırakıldıkları bir sala bindirildiler.
BBC’nin de doğruladığı bu görüntüler, Yunan sahil güvenliğinin eski özel operasyonlar şefi Dimitris Baltakos’a gösterildi.
Röportaj sırasında, görüntülerin neyi gösterdiği konusunda spekülasyon yapmayı reddetti. Konuşmanın başlarında Yunan sahil güvenliğinin yasadışı bir şey yapabileceğini reddetmişti.
Ancak çekime ara verildiğinde, birine Yunanca bir şeyler söylerken kaydedildi:
“Onlara fazla bir şey söylemedim, değil mi?… Çok açık, değil mi? Bu nükleer fizik değil. Bunu güpegündüz neden yaptıklarını bilmiyorum… Bu… açıkça yasadışı. Bu uluslararası bir suç.”
Görüntüler şu anda Yunanistan’ın bağımsız Ulusal Şeffaflık Kurumu tarafından soruşturuluyor.
Samos adasında görüşülen bir araştırmacı gazeteci, Yunan özel kuvvetlerinden biriyle arkadaşlık uygulaması Tinder üzerinden sohbet etmeye başladığını söylüyor. Kendisini “savaş gemisi” olarak tanımladığı bir yerden aradığında Romy van Baarsen ona işi hakkında daha fazla bilgi ve kuvvetleri bir mülteci teknesi tespit ettiğinde ne olduğunu sormuş.
“Onları geri götürdükleri” yanıtını veren Romy van Baarsen, bu tür emirlerin “bakandan” geldiğini ve bir tekneyi durdurmayı başaramamaları halinde cezalandırılacaklarını söyledi.

Yunanistan pek çok göçmen için Avrupa’ya giriş kapısı konumunda. Geçen yıl Avrupa’ya deniz yoluyla 263 bin 48 kişi gelmiş ve Yunanistan bunların 41 bin 561’ini (yüzde 16) kabul etmişti.
Türkiye, 2016 yılında mültecilerin Yunanistan’a geçişini durdurmak için AB ile bir göçmen anlaşma imzaladı ancak 2020’de artık bunu uygulayamayacağını söyledi.
Araştırmada elde edilen bulguları Yunan sahil güvenliğine iletildi. Yunan sahil güvenliği, personelinin “en üst düzeyde profesyonellik, güçlü bir sorumluluk duygusu ve insan hayatına ve temel haklara saygı ile yorulmadan” çalıştığını ve “ülkenin uluslararası yükümlülüklerine tam olarak uyduklarını” söyledi.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“2015’ten 2024’e kadar Yunan Sahil Güvenliğinin denizde meydana gelen 6.161 olayda 250.834 mülteci/göçmeni kurtardığı vurgulanmalıdır. Bu asil görevin kusursuz bir şekilde yerine getirilmesi uluslararası toplum tarafından olumlu karşılanmıştır.”
Yunan sahil güvenliği daha önce Akdeniz’de son on yılın en büyük göçmen gemi kazasındaki rolü nedeniyle eleştirilmişti.
Adriana’nın geçtiğimiz Haziran ayında Yunanistan’ın sınırlandırılmış kurtarma bölgesinde batmasıyla ölenlerin sayısının 600’den fazla olduğu sanılıyor.
Yunan yetkililer teknede sorun olmadığını ve güvenli bir şekilde İtalya’ya doğru yol aldığını ve bu nedenle sahil güvenliğin bir kurtarma girişiminde bulunmadığı konusunda ısrar ettiler.
134 yıl sonra Ertuğrul’un rotasını izleyen askeri gemi, Japonya’daki ilk durağı Kuşimoto’yu 8-11 Haziran’da ziyaret etti. Kuşimoto’nun Kaşino sahilinde bulunan Ertuğrul Fırkateyni Şehitleri Anıtı’ndaki resmi tören sonrası gemi, başkent Tokyo’ya 12 Haziran’da ulaştı.

Başkentin Koto bölgesindeki Tokyo Uluslararası Kruvaziyer Terminali rıhtımında Japonya Deniz Öz Savunma Kuvvetleri (MSDF) subaylarınca törenle karşılanan askeri gemide 13 Haziran’da resepsiyon verildi.
Terminal rıhtımında demirli gemi, 14-15 Haziran’da başkentte halkın ziyaretine açıldı. Küçük gruplar halinde rıhtıma alınan gencinden yaşlısına çok sayıda Japon, iskeleye tırmanıp TCG Kınalıada’nın güvertesine çıktı.
Askeri mürettebatın nazik rehberliğinde güverte dahil geminin bazı kısımları gezdirilen Japonlar, Türk savunma sanayisinin modern ürünlerini gözlemleme fırsatı buldu ve gemiye ilişkin teknik konular hakkında bilgi aldı.
Güverteye asılı Türk ve Japon bayrakları ve “TCG Kınalıada” ile “Mavi Vatana Adanmışlar” amblemlerinin altında fotoğraf çektiren Japonlar, Gemi Komutanı Deniz Yarbay Serkan Doğan ile yüz yüze görüşme imkanı buldu.

– ERTUĞRUL, “100 YILLIK BİR HİKAYE”
Halkın ziyaretine açılan TCG Kınalıada korvetine akın eden Japonlar, duygu ve düşüncelerini AA muhabiriyle paylaştı.
Emekli Satou Naruhito, Tokyo’da daha önce Türk askeri gemisini gezme ve fotoğraf çekme fırsatı bulamadıklarını belirterek, “müthiş” diye nitelediği ziyaret için emeği geçenlere teşekkür etti.
Soyadını “Fukazawa” olarak veren ve “silah güvenliği” alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşunun yöneticisi Japon ziyaretçi de gezme fırsatı bulduğu TCG Kınalıada için “etkileyici” ifadesini kullandı.
Daha önce başka bir limanda Türk gemisini gezme imkanı yakaladığını kaydeden Fukazawa, “Japon-Türk dostluğu oldukça önemli, umarım genç nesil bunu sürdürür.” dedi.
İmparator Meiji döneminde yaşanan Ertuğrul Fırkateyni kazasının, Türk-Japon ilişkilerinin tarihindeki önemini bildiğini kaydeden Fukazawa, “100 yıllık bir hikaye ve oldukça önem veriyoruz.” ifadesini kullandı.
İran-Irak Savaşı esnasında mahsur kalan Japonların, Tahran’dan tahliyesi için dönemin Türk hükümetinin uçak gönderdiğini anımsatan Fukazawa, Türkiye’yi “her zaman yardımcı ülke” olarak nitelendirdi.

– “SAVUNMA ALANINDA BU TÜR ETKİLEŞIMLER ÇOK İYİ”
Japon genç Tarao da Türk savaş gemilerinin Japonya’ya nadiren geldiğini belirterek, TCG Kınalıada’nın halka açılması fırsatını kullandığını ve gezmeye geldiğini söyledi.
Tarao, “Türkiye’nin küresel nüfuzu göz önüne alındığında savunma alanında bu tür etkileşimlerin çok iyi olduğunu düşüyorum, daha da fazlasını görmek isterim.” ifadesini kullandı.
Başta “Baykar Teknoloji” dahil Türk savunma sanayisi firmalarına yönelik gelişmeleri takip ettiğini anlatan Tarao, Japonya-Türkiye ilişkilerinin geliştirilmesinin önemini vurguladı.
– “DEĞERLİ BİR DENEYİM”
Ziyaretçilerden Iwatsuki Kazumitsu, TCG Kınalıada’nın halkın ziyaretine açılmasından memnun kaldığını belirterek, Türk donanma mürettebatının nazik rehberliğinden dolayı şükranlarını sundu.
“Böyle bir gemiye binmek, pek sık rastlanan bir durum değil dolayısıyla değerli bir deneyimdi.” diyen Iwatsuki, iki ülke arasındaki “dostluğun sonraki 100 yılda da sürdürülmesi” temennisini dile getirdi.
– “ERTUĞRUL FIRKATEYNI’NİN TARİHİ HİKAYESİNİ ÇOĞU BİLİYİOR”
Gemi Komutanı Deniz Yarbay Serkan Doğan, sefer boyunca 12. liman ziyareti olan Tokyo’da korvet güvertesinde perşembe akşamı Japonya Prensesi Akiko’nun konuk olduğu geniş katılımlı resepsiyon verildiğini söyledi.
Askeri geminin Tokyo’da iki gün boyunca halkın ziyaretine açıldığını kaydeden Doğan, geminin, açık güverteler ve köprü üstü bölgelerinin, mürettebatın mihmandarlığı ve tanıtıcı bilgi paylaşımı eşliğinde Japon halkına gezdirildiğini dile getirdi.
TCG Kınalıada’yı gezen “Japonların heyecanını” fark ettiğini belirten Doğan, “Ertuğrul Fırkateyni’nin tarihi hikayesini çoğu (Japon) biliyor. Bunu, bir Türk gemisiyle somutlaştırmak için bizzat geldiklerine şahit oldum.” diye konuştu.
Doğan, “Gemimize olan teveccühü ve sevgisinin yüksek seviyede olduğu izlenimi edindim. Japonların yoğun ilgisini görebiliyoruz. Özellikle bayrak dahil Türkiye’ye ilişkin objelerin fotoğraflarını çekiyorlar, gemiyi tanımaya çalışıyorlar, meraklılar.” dedi.
Kuşimoto ve Tokyo dahil Japonya ziyaretlerine yönelik bilgi veren Doğan, “Ertuğrul Fırkateyni, şehitlerimizin bize ne kadar kıymetli bir emanet bıraktıklarını çok yakinen takip etmiş ve anlamış bulunuyoruz.” ifadesini kullandı.
– “Kongo gemisinin güvertesinin bir bölümü Kure Donanma Üssü bölgesinde”
Korvetin, Japonya’dan ayrılmadan önce gelecek hafta güneybatıdaki Hiroşima kentine uğrayacağını kaydeden Doğan, Deniz Öz Savunma Kuvvetleri (MSDF) Kure Donanma Üssü’ne intikal edeceklerini söyledi.
Ertuğrul Fırkateyni kazasından kurtulan Osmanlı subaylarını, dönemin Japon İmparatoru’nun emriyle, Hiei ve Kongo isimli iki geminin İstanbul’a taşıdığını anımsatan Doğan, şunları kaydetti:
“Kongo gemisi hizmet dışına alındıktan sonra güvertesinin bir bölümünün Kure Donanma Üssü bölgesinde olduğunu öğrendim. Hiroşima ziyaretinde öncelikle personelimle beraber bu anlamlı objeyi ziyaret etmek için sabırsızlanıyorum.”
– “JAPONLARIN GÖZÜNDE GÖRSEL VE SOMUT BİR ETKİ”
Japonya’da 19 yıldır ikamet eden Adanalı Burak Bilsel, güverteye çıkmanın heyecanını yaşadığını ve Türkiye’ye ait askeri unsurları Japonya’da görmenin “gurur verici” olduğunu söyledi.
Askeri geminin Tokyo’ya gelmesinin “Japonların gözünde görsel ve somut bir etki” bırakacağına inandığını kaydeden Bilsel, Türkiye’nin bu alanda tanıtıma ihtiyacı olduğunu söyledi.
Bilsel, “Son zamanlarda Türkiye’nin başlattığı savunma konseptleri kapsamında Japonya ile ilişkilerimizi artırabiliriz. Şu an zaten dünya biraz diken üstünde. Japonya gibi ülkelerle ilişkilerimizi ileri düzeye taşıyabiliriz.” dedi.
Korvet, Japonya’dan ayrılmadan önce 19-21 Haziran’da güneybatıdaki Hiroşima’yı ziyaret ederek, kentteki Deniz Öz Savunma Kuvvetleri (MSDF) Kure Donanma Üssü’ne uğrayacak.
Kendilerine yeni bir hayat kuran Kök ailesinden Mustafa Kök de 1962’de dünyaya geldi. Bu süreçte çalıştığı için okuyamayan Kök, 2’si kız 4 çocuğunu okuttu.
Karayolları 6. Bölge Müdürlüğü Niğde Şubesi Ulukışla Bakımevi’nde işçi olarak çalışan Kök, Kovid-19 salgını döneminde iş yerindeki arkadaşının liseyi açıktan bitirmesinden etkilenerek okumaya karar verdi.

Ortaokul ve liseyi açıktan bitiren Kök, 2 sene önce Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümünü kazandı.
Haftanın 3 gününü okulda, diğer günlerini iş yerinde çalışarak geçiren Kök, AA muhabirine, köydeki ihtiyaçlar nedeniyle zamanında okuyamadığını söyledi.

Kök, iş arkadaşından etkilenip açıktan okumaya karar verdiğini belirterek, “Pandemi zamanında iş yerimizde çalışan bir arkadaşımızın liseyi dışarıdan tamamlamak için yanında bulundurduğu bir kitap vardı. O kitaplara birkaç sefer göz gezdirdikten sonra bunu yapabileceğime inandım ve cesaret geldi. Önce ortaokulu sonra liseyi dışarıdan bitirdim. Üniversite sınavlarına katıldım ve iyi bir puanla buraya geldim.” ifadelerini kullandı.
– “RUHEN GENÇLEŞTİĞİMİ FARK EDİYORUM”
Sınıf arkadaşlarının, çocuklarından küçük olduğunu, okulda ruhen gençleştiğini hissettiğini dile getiren Kök, “Arkadaşlarla beraber ders çalışıp, kafa kafaya veriyorsun, fikir alışverişi yapıyorsun. Bunun etkisiyle ben ruhen gençleştiğimi fark ediyorum. Çocuklara ‘şunu yap’ diye söylediğim işleri artık çocuklara söylemiyorum, kendim gidip yapıyorum. Bu işleri kendim yapabilirim öz güveni geldi.” ifadelerini kullandı.

– “GÜZ GÜLLERI GİBİ TEKRAR AÇTIM”
Kazakçaya vakıf olmasının kendisine avantajlar sağladığını vurgulayan Kök, şunları kaydetti:
“Özbekçe, Türkmence, Kırgızca hepsinin altyapısı var ama bazı şeyleri yeni öğreniyorum. Bazı derslerde kelime tahlilleri, cümle bilgilerini yapamıyorum. Onlarda bocalıyoruz ama onun haricinde bütün dersler çok uyumlu, Osmanlıca en çok sevdiğim ders. Severek işliyorum. Derslerimin hiçbirinde devamsızlığım yok, hepsine katılıyorum. Her şey vaktiyle güzel diyorlar ya her şey vaktinde güzel ama bunun da güzelliği var. Ben de güz gülleri gibi tekrar açtım.”
Kök, köyde muhtarlık yaptığı dönemde Kazakistan’a 3 defa gittiğini belirterek, gelecek yıl üniversitenin Orhun Değişim Programı ile yeniden gideceğini söyledi.

Türkiye’de doğduğunu, düşünce yapısının Türk olduğunu ancak Kazakistan’a gittiğinde çok duygulandığını anlatan Kök, “Ata topraklarım, bir yere gittiğiniz zaman toprağını öperseniz ya o duyguyu hissettim. Kazak kültürünü Türkiye’de yaşatmaya çalışıyoruz.” dedi.
Kök, hem Kazakistan hem de Türkiye’nin kendi vatanı olduğunu ama duygusal olarak kendini Türkiye’ye ait hissettiğini söyledi.

– “HEPİMİZİN MUSTAFA AĞABEYI”
Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Adem Yeloğlu ise Mustafa Kök’ün sadece sınıf arkadaşlarının değil, kendisinin de ağabeyi olduğunu söyledi.
Kök’ün ilk günden bu yana derslerine ilgili olduğunu vurgulayan Yeloğlu, “Derslerine çok ilgili biri, devamlı öne oturur, bütün kaynakları, defteri, kitabı tamdır. Tüm sorumluluklarını yerine getirir.” dedi.
Sınıf arkadaşı Durmuş Erdiç ise Kök’ün her konuda kendilerine destek olduğunu anlattı.
Konferansta AK Parti Genel Başkanvekili ve Bursa Milletvekili Efkan Ala, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Dış İlişkiler Başkanı ve İstanbul Milletvekili Zafer Sırakaya, TBMM Türkiye-Azerbaycan Dostluk Grubu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Şamil Ayrım da yer aldı.

Etkinliğe Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanı Ünal Üstel, Özbekistan Ali Meclisi Yasama Meclisi Başkan Yardımcısı, Özbekistan Liberal Demokrat Partisi Lideri Aktam Haitov ile Kazakistan Amanat Partisi İcra Sekreteri Daulet Keribek de katılım sağladı.
Azerbaycan Milli Marşı’nın okunmasıyla başlayan etkinlikte Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Siyasi Partilerle İlişkiler ve Yasama Yetkisi Dairesi Başkanı Adalet Veliyev, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in konferans katılımcılarına mektubunu okudu.

AK Parti Genel Başkanvekili ve Bursa Milletvekili Ala, etkinlikte yaptığı konuşmada, Azerbaycan’ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü, huzurunu ve güvenliğini bölgenin suhuletinin anahtarı olarak gördüklerini söyledi.
Ala, Türkiye olarak Azerbaycan topraklarının haksız ve hukuksuz işgaline karşı birlikte mücadele ettiklerini, ikili ve uluslararası düzeyde örnek dayanışma sergilediklerini belirtti.

Karabağ’da elde edilen zaferin Türkiye’de de aynı coşkuyla kutlandığını söyleyen Ala, şunları kaydetti:
“Şuşa, Türk ve İslam dünyasına mal olmuş vatan toprağıdır. Şuşa Beyannamesi’ni Türkiye ile Azerbaycan’ın eşsiz kardeşlik ve dayanışması, ikili ve bölgesel vizyonları çerçevesinde değerlendirmek gerekir. Şuşa Beyannamesi, son derece köklü ve sağlam temeller üzerine inşa edilmiştir. Bu belgeye temel oluşturan ilişkilerimiz, gücünü ortak tarihimizden, dilimizden, kültürümüzden, örf ve adetlerimizden ve gönül bağımızdan almaktadır. Şuşa Beyannamesi, ikili ilişkilerimizin hukuki zeminini perçinlemiş ve geleceğinin rotasını çizmiştir.
Bu belge, ilişkilerimizi müttefiklik seviyesine ulaştırmasının yanı sıra arzularımızı ve hedeflerimizi gerçekleştirmek için hepimize cumhurbaşkanlarımızca verilen rehber ve talimat niteliği taşımaktadır.”

– “TÜRKIYE VE AZERBAYCAN BİRLİKTELİĞİ, ORTAK COĞRAFYAMIZ İÇİNGÜÇLÜ GÜVENCE KAYNAĞIDIR”
Ala, beyannameyle Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin her alanda sürekli daha üst düzeye taşındığını vurguladı.
Şuşa Beyannamesi’nin sadece ikili ilişkilere ışık tutan rehber değil aynı zamanda bölgesel güvenlik ve kalıcı barışı temel alan belge olduğuna dikkati çeken Ala, “Türkiye ve Azerbaycan birlikteliği bir tehdit değil ortak coğrafyamız için güçlü güvence kaynağıdır. Küresel ve bölgesel çapta büyük değişimlerin ve dalgalanmaların yaşandığı böylesine çalkantılı bir dönemde Şuşa Beyannamesi’nin değeri ve önemi çok daha iyi anlaşılmaktadır.” ifadelerini kullandı.
Gazze’de yaşananlara da değinen Ala, “Tüm çabalarımıza rağmen ne yazık ki Gazze’de masum kardeşlerimizin kanı akmaya devam ediyor. 21. yüzyılda toplu mezarların bulunduğu, insanların açlıktan ölmeye mahkum bırakıldığı bu ölçüde bir katliam, dünya ve insanlık için utanç kaynağıdır. Dünya, bu alçak saldırıları durdurmak için gerekli somut adımları atmaya mecburdur.” şeklinde konuştu.
– “KKTC OLARAK TÜRK DEVLETLERİ TEŞKILATINA TAM ÜYELİĞE HAZIRIZ”
KKTC Başbakanı Üstel, KKTC’nin Türk Devletleri Teşkilatına gözlemci üye olarak girmesinin, Türk dünyasının son yıllardaki dayanışma vizyonunun gerçek bir örneği olduğunu söyledi.
Üstel, bu gelişmenin kardeş Türk devletlerinin yan yana, omuz omuza olduğunu bir kez daha tüm dünyaya kanıtladığını kaydederek, “Türk dünyası ailesinin tartışılmaz bir üyesi olan Kıbrıs Türk halkı, Türk Devletleri Teşkilatının bir üyesi olmaktan büyük onur ve mutluluk duymaktadır.” dedi.
Kıbrıs Türk halkının bağımsızlık mücadelesine ve karşılaştığı haksızlıklara değinen Üstel, “Kıbrıs Türk halkının yürütmekte olduğu varoluş mücadelesinde sizlerin dayanışması ve desteği bizler için çok önemlidir. Yaşananların ardından 2020 yılı ile birlikte tıpkı Azerbaycan gibi, kendi göbeğimizin bağını kendimiz kesmeye karar verdik ve yeni dış politik vizyonumuzu ortaya koyduk. Bu vizyon, tıpkı burada bulunan tüm Türk devletleri gibi özgürce, egemen şekilde, kendi topraklarımızda ve kendi devletimizde, sonsuza dek yaşama vizyonudur.” diye konuştu.
Üstel, Azerbaycan ve diğer Türk ülkeleriyle ilişkilerinin her geçen gün geliştiğini belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Azerbaycan Milli Meclisinde KKTC Dostluk Grubu kuruldu. Bu, en basit tabirle meclislerimizin birbirini tanıması anlamına gelmektedir ki bu, çok önemli bir adımdır. İnanıyorum ki çok yakın bir gelecekte Türk Devletleri Teşkilatına üye tüm ülkelerin hem siyasal partileri ile, hem de meclisleri ile buna benzer işbirliği antlaşmalarına imza atacak ve çok kısa sürede onlarla da kucaklaşacağız. KKTC olarak Türk Devletleri Teşkilatına tam üyeliğe hazırız ve inanıyoruz ki bu da çok kısa bir sürede gerçekleşecektir.
Tüm Türk Devletleri Teşkilatı üyelerinden siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkilerimizi geliştirme noktasında kapılarını bize açmasını bekliyoruz.”
Balkanlardaki çatışmalar nedeniyle 14 Nisan 1877’de “Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti” adını alan kurumun Osmanlı topraklarının olduğu Asya, Avrupa ve Kuzey Afrika’da şubeleri açıldı.
1923’te “Türkiye Hilali Ahmer Cemiyeti” olan, 1935’te Mustafa Kemal Atatürk tarafından “Türkiye Kızılay Cemiyeti” adı verilen kurum, 1947’de “Türkiye Kızılay Derneği” ismini aldı.
Türk Kızılay Genel Başkanı Fatma Meriç Yılmaz, AA muhabirine, Kızılayın, dünya insani yardım hareketine “kırmızı hilali” hediye eden bir teşkilat olduğunu söyledi.
Birçok gönüllü, üye ve çalışanıyla 156’ncı yılı kutlamanın heyecanını yaşadıklarını belirten Yılmaz, “Kızılay kendisine ‘toplumun nerede ihtiyacı varsa’ orada olmayı ve o ihtiyacı gidermeyi misyon edinmiştir. Kızılay uzun savaşların ardından Mehmetçik kışlasına döndüğünde toplumun diğer sorunlarıyla ilgilenmeye başlamıştır.” dedi.
– “350’YE YAKIN NOKTADA YILIN 365 GÜNÜ GÖNÜLLÜ KAN BAĞIŞI TOPLANIYOR”
Şu an Türk Kızılayın ana faaliyet alanlarından birinin Türkiye Afet Müdahale Planı’ndaki görevi olduğunu ifade eden Yılmaz, şunları söyledi:
“Kızılay bir afetin ardından afetzedelerin beslenme ihtiyaçlarının karşılanması konusunda ana sorumlu kuruluştur. 6 Şubat depreminde de bu görevini layığıyla yerine getirmiştir. Ana faaliyet alanlarımızdan bir diğeri ise ülkemizin kan ihtiyacını karşılamaktır. Bunun için Kızılay 4 bine yakın çalışanı ile her gün 350’ye yakın noktada yılın 365 günü gönüllü kan bağışı toplamakta, testlerini yapmakta ve kullanıma hazır bir şekilde hastanelere ulaştırmaktadır.”
Türk Kızılayın ülke genelindeki şube ve temsilcilikleri vasıtasıyla her gün binlerce kişinin ihtiyacını karşıladığını vurgulayan Yılmaz, toplumda gönüllülüğün yaygınlaşmasının temel çalışma alanları arasında olduğunu belirtti. Bunun için kurdukları “gonulluol.org” platformunda 350 bin gönüllünün aktif kaydının bulunduğunu aktaran Yılmaz, “70 binden fazla gönüllümüz 540 binin üzerinde insani yardım faaliyetinde aktif olarak rol aldı. Biz insani yardım teşkilatlarının geleceğini gönüllülükte görüyoruz. Aşevlerimiz, yaşlı bakım merkezlerimiz, sevgi butiklerimiz, gençlik kamplarımız da yine diğer çalışma alanlarımız arasındadır.” diye konuştu.
– “GAZZE’DE 15 BİN KİŞİYE SICAK YEMEK DAĞITIYORUZ”
Gazze Şeridi’nde 7 Ekim 2023’ten bu yana yaşanan çatışmalarda hayatını kaybeden Filistinliler için duydukları üzüntüyü dile getiren Yılmaz, şöyle devam etti:
“Oradaki kardeşlerimize destek olmak için tüm gücümüz ve dayanışma ruhumuzla çalışıyoruz. Uçaklar, iyilik gemileri ve bölgeden temin ettiğimiz tonlarca yardımı bölgeye ulaştırdık. Şimdiye kadar Mısır’daki Refah Sınır Kapısı üzerinden gerçekleştirdiğimiz yardım çalışmaları bir süredir sekteye uğradı. Bunun aşılması için devletimizle birlikte diplomatik girişimlerimize devam ediyoruz. Ürdün üzerinden kısıtlı da olsa Gazze’ye yardım ulaştırmayı sürdürüyoruz. Şu an Gazze’deki aşevimizi Deyr Belah bölgesine taşıyarak tekrar faal duruma getirdik. Günde 10 bin kişilik sıcak yemek dağıtımıyla başladığımız süreci 15 bin kişiye kadar çıkartabildik. Ancak ortada ciddi bir uluslararası hukuk ihlali bulunduğundan, burasının güvenli bir şekilde ne kadar süre çalışabileceğini kestiremiyoruz.”
Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinden bu yana afet bölgesinde çalışmayı sürdürdüklerini anlatan Yılmaz, şunları paylaştı:
“Kızılay bölgede beslenme, gıda yardımı, barınma, sağlık hizmetleri, psikososyal destek ve kan hizmetleri alanlarında hizmet sağladı. Hala deprem bölgesinde iyileştirme faaliyetlerini sürdürüyoruz. Afet sonrası iyileştirme faaliyetlerini yürütmek üzere depremden en çok etkilenen Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman, Malatya, Osmaniye ve Gaziantep olmak üzere 6 ilde Toplumsal Hizmet merkezleri kurduk. Bu merkezlerle afetzedelerimize doğrudan temas ediyoruz. Kurduğumuz konteyner kentlerde ihtiyaçlarını karşıladığımız 4 bin 873 afetzedemiz konaklıyor.”
Depremler sonrası yaşanan yıkımın ardından bölge halkının temel geçim kaynaklarının ciddi anlamda etkilendiğini ifade eden Yılmaz, bölgede oluşan sosyo-ekonomik sorunların üstesinden gelebilmek adına çeşitli destek programını başlattıklarını bildirdi.
Bugüne kadar toplamda 525 bin 933 haneye 2,6 milyar lira değerinde nakit desteği sağladıklarını belirten Yılmaz, “İlk fazı tamamlanan esnaf ve çiftçi programları ile toplamda 48 milyon lira ile 600 esnaf ve 860 çiftçimizin geçim kaynağına destek olduk. İkinci faz esnaf programımızın ödemelerine de başladık. Bugüne kadar 6 ilde toplamda 8 kütüphane açtık ve bu kütüphanelerden yaklaşık 21 bin kişi faydalandı.” açıklamasını yaptı.
– “KURBAN HİSSELERININ DAĞITIMINDA DEPREMZEDELER İLE GAZZELİLER ÖNCELİĞİMİZDİR”
“Kurban Bereketini Yıl Boyu Yaşatıyorsan Hilal Olsun Türkiye” sloganıyla yürütülen kurban kampanyasının büyük ilgi gördüğünü aktaran Yılmaz, şunları kaydetti:
“Kurban hisselerinin dağıtımlarında Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen afetzedeler ile Gazze’deki mağdurlar önceliklerimiz arasında yer alıyor. Kurban paylarıyla kavurma konservesinin yanı sıra aşevlerimizde yapacağımız sıcak yemekler için de kullanacağız. Gazze’deki çatışma mağdurları için yaptığımız özel planlamayla hayırseverlerin Gazze için verdiği kurban vekaletlerinin kesimlerini bölgede kısıtlı imkanlar yaşandığı için Türkiye’de yapacağız. Gazze için verilen vekaletlerin kurban paylarından yapacağımız kavurma konservelerini iyilik gemileriyle bölgeye göndereceğiz. Yurt dışında ise kesilen kurbanları anlık olarak pay ederek uzman ekiplerimizle dağıtacağız.”
İnsanlığın barış, huzur, refah, istikrar ve güvenlik özlemlerinin sekteye uğradığı bir dönemin bütün sancıları geniş çapta yaşanmakta ve yaşatılmaktadır.
Manevi zayıflıklar, dayanışma ve yardımlaşma zaafları, empati hissiyatındaki zedelenmeler maalesef dünya genelinde ciddi düzeylerde havi ve hakimdir.
Daha medeni, daha muasır, daha mutlu, daha müreffeh bir ortak geleceğin inşa çabalarında gözle görülür darboğazların varlığı ve yaygınlığı hakikaten de inkâr edilemeyecek boyutlardadır.
“VAHİM BİR DÜNYA TABLOSU TEZAHÜR ETMEKTEDİR”
Müesses uluslararası düzen ahlaken, hukuken, vicdanen ağır sarsıntı geçirmekte; bu sarsıntının sosyal, siyasal ve ekonomik sonuçları insanlığın yaşadığı manevi krizle eklemlenince vahim bir dünya tablosu tezahür etmektedir.
Çivisi çıkan, zembereği kopan, meşruiyet temeli bozulan bugünkü insanlık döneminden yegâne kurtuluş reçetesi, asıl anlamına muvafık insan haklarına, faile ve fiile göre farklılaşmayacak evrensel hukuk ilkelerine bağlılık ve riayettir.

Şu çarpıcı hususu bilhassa ve kaygıyla ifade etmek istiyorum ki, çocukların katledildiği bir dünyanın medeniyet vaazı, hürriyet vaadi ham hayalden öte bir anlam taşımamaktadır.
İnsani felaketlere savrulmuş bir dünyanın merhamet iklimi kurak, muhabbet iradesi bulanık ve kuşkuludur.
Soykırım suçunun alenen işlendiği bir dünyada insani miras ve emanetlere saygı ve sadakatten bahsedilmesi eğer saflık değilse ileri düzeyde saptırmadır ve hatta sapkın bir istismardır.
Milyarlarca insanın mağduriyet kapanına sıkışarak gelir, servet ve eşit hak dağılımı adaletsizliğine gömüldüğünü dikkate aldığımızda; aynı şekilde açlık, yoksulluk, zulüm, terör, göç ve diğer pek çok sorunla boğuştuğunu hesaba kattığımızda küresel ve bölgesel merkezli haksızlığın sürdürülebilir olmadığı net olarak anlaşılıp teyit edilecektir.
Dünyanın kaotik bir çıkmaza sürüklenmesine karşın Cumhuriyet’in yeni yüzyılında Türkiye’miz müessir ve müstesna bir görüntü çizmektedir.
Türk ve Türkiye Yüzyılı hedefleri umutları yeşertmiş, tarihin çağrısıyla istikbalin çehresini aydınlatmıştır.
Toplumsal ve siyasal istikrarı tahkim ve takviye edecek ekonomik toparlanma ve serpilme dönemi de çok şükür ufukta görülmüştür.
“ÜLKEMİZDE ANORMAL HİÇBİR ŞEY YOKTUR”
Bu nedenle ülkemizde anormal hiçbir şey yoktur, hatta normalleşme safsatalarıyla milletimizin sinir uçlarını tahriş edecek gizli gündem teşrifatçılarına ikna olacak ve itibar edecek de olmayacaktır.
Gerçekleri çarpıtarak, fason teklifleri sıcak tutarak, fiyaskoya dönmüş anlayışlarını münafık taktiklerle kapatmaya çalışarak kendilerine siyasi nefes borusu açmaya heveslenenlerin gayeleri boş, gayretleri boşunadır.

Yumuşama mesajlarına özenle saklanan ve sarılan yalan, dedikodu ve iftira kampanyasının hangi sinsi emellere, hangi sakat hedeflere odaklandığı az veya çok bellidir.
Bir yanda yumuşaklık pozu veren, diğer yanda meşrep ve müktesebatında taşıdıkları nefret ve öfkeyi sağanak halinde yağdıran siyasi hasis ve hırçın zihniyetlerin ikiyüzlülüğü bugünlerde utanç verici düzeylerdedir.
Kutuplaşmayı törpülemek yerine kurnazca tahrik edenler, husumeti örselemek yerine bayağı şekilde taçlandırıp tasdikleyenler elbette milletimizin gözünden ve gönlünden kaçamayacak aciz ve acıklı durumdadır.
“KUTLU DAVAMIZI TERÖRİZE ETMEYE KALKANLAR AĞIR BEDEL ÖDEYECEKTİR”
Üstelik fitne/fesat kışkırtıcılığı yaparak kutlu davamızı, fedakarlık ve iman numunesi camiamızı Türk düşmanlarının siparişiyle sorgulamaya, yargılamaya ve terörize etmeye kalkanlar Allah’ın şahitliğinde ifade ediyorum ki, bedelini adalet ve millet nezdinde çok ağır ödeyeceklerdir.
Hakkımızı, hukukumuzu savunmak şeref konumuzdur.
Ne hakkımızdan, ne hukukumuzdan, ne de şerefimizden taviz verilmeyecektir.
Puslu havada Müslüman mintanı giyen iblisin şirret tuzakları boşa çıkarılacaktır.
Dileğim ve temennim, bayram günleri münasebetiyle herkesin bir vicdan muhasebesi yapması, dürüst ve samimi şekilde gündemdeki meseleleri ele almaları, sabır ve tahammül eşiklerimizi zorlama yanlışından derhal dönmeleridir.
BAYRAM TEBRİĞİ
Bayram demek barış, sevgi, hürmet, hatırlama ve kardeşlik demektir.
Ancak kardeşliğin veya barışmanın tek yanlı olması akıl dışılıktır.
Milli vuslatı siyasi vurgunculukla kundaklamaya azmedenlere müsaade edilmeyecektir.
Bayram sürecinde, kendi iç dünyamızı, çevremizle kurduğumuz irtibat ve ilişki ağlarını yüreklice değerlendirmeye ve yeni baştan tefrik etmeye müştereken ihtiyacımız olduğu kanaatindeyim.

Anlaşılmaktan ziyade anlamaya, dayatmadan ziyade diyaloğa, kutuplaşmaktan ziyade kucaklaşmaya, ihtilaftan ziyade irade ve istikbal mutabakatına doğru kalıcı bir geçiş sağlam ve sahici adımlarla gerçekleşmelidir.
Ne var ki bahse konu bu geçiş kalıcı ve köklü olmalıdır.
Kurban Bayramı’nın ahlaki ve manevi zenginliğiyle yepyeni bir uzlaşma sürecinin yollarını açabilir, karşılıklı saygı ve sevgiye dayalı güçlü bir dönemin ihyasını da elbirliğiyle başarabiliriz.
Ne kadar birlik ve beraberlik içinde hareket edebilirsek o kadar güçlü olacağımız özellikle bilinmelidir.
Türkiye’nin ve Türk-İslam medeniyetinin maruz kaldığı karanlık senaryoları tesirsiz hale getirmek, üzerimizde oynanan oyunları bozup atmak her şeyden önce milletimizin engin ve tarihi mukavemetine bağlıdır.
Doğudan batıya, kuzeyden güneye büyük bir aile olan Türk milleti; bayram şuuruyla, adalet ve hakkaniyetin mihveri olduğunu her saha ve zeminde, bunun yanında dosta da düşmana da ispat edecek dirayete, kabiliyete ve kapasiteye fazlasıyla sahiptir.
Türkiye ve Türk vatanı 85 milyon Türk vatandaşının yeryüzü cennetidir.
Ayrılmamızı, bölünmemizi, birbirimize düşmemizi planlayan tüm odaklara verilecek en etkili cevap tek ses, tek nefes, tek yürek, tek bilek halinde duruş göstermektir.
Çünkü biz Hakkari’de kesilen kurbanın duasını Tekirdağ’da yapan, Şırnak’ta takdim edilen ikramı Ankara’da alan, İstanbul’da uzatılan eli Batman’da tutan, Yozgat’ta akan gözyaşını Mersin’de silen büyük bir milletin evlatlarıyız.
Besmeleyle kesilen her kurban, sıkılan her el, gülücükler saçan her yüz, hasret akşamlarından sonra şafakla doğan her vuslat birliğimizin harcı, dirliğimizin haysiyet kubbesidir.
Kurban ibadetimizin kabulünü Cenab-ı Allah’tan diliyorum.
Şehit ailelerimizin, aziz milletimizin, Türk-İslam âleminin mübarek Kurban Bayramı’nı içtenlikle kutluyorum.

BABALAR GÜNÜ’NÜ KUTLADI
Tüm babaların “Babalar Günü”nü tebrik ediyor, en iyi dileklerimi sunuyorum.
Yurt içinde ve yurt dışında yaşayan aziz vatandaşlarımıza bilvesile saygı ve sevgilerimi sunuyor, Hac farizası için kutsal topraklarda bulunan tüm kardeşlerimizin ibadetlerinin kabulünü niyaz ediyorum.
BAYRAMDA YOLA ÇIKACAKLARA MESAJ
Dokuz günlük tatil münasebetiyle yola çıkan, tatile giden veya sıla-i rahime seyahat eden vatandaşlarımızın can güvenliklerini riske atmamaları için trafik kurallarına harfiyen uymalarını hassaten rica ediyorum.
Bayramımız mübarek, devletimiz ve milletimiz var olsun diyorum.
Aziz vatandaşlarımı saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
]]>YTÜ Yıldız Teknopark Genel Müdürü Orhan Tanışman, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu yıl ilk kez açılan Türkiye Pavilyonu’nun fuarın hem fiziksel hem de katılımcı sayısı olarak en büyüğü olduğunu söyledi.
Türkiye’deki teknolojik yeteneklerini dünyaya taşıyabilmek için YTÜ Yıldız Teknopark olarak çıktıkları yolda yerli firmalara dünyanın kapılarını açmayı hedeflediklerini dile getiren Tanışman, küresel pazarda etkili olacak şirketlere tüm finansal ve yatırım süreçlerinde danışmanlık desteği verdiklerini ifade etti.
Tanışman, fuar kapsamında Dubai, Katar, Malta, Fransa, İtalyan, Japonya gibi ülkelerden gelen katılımcıların, Türk firmalarına yoğun ilgi gösterdiklerini bildirerek, “Diğer ülke temsilcileri ‘Türkler bu sene çıkarma yapmışlar.’ diyorlar, ben de diyorum ki ‘bu bir başlangıç’. Bu sene çok iyi bir başlangıç yaptık. Seneye daha geniş katılımla, daha iddialı katılım sağlayacağız.” diye konuştu.

“İNGİLTERE İKİLİ İŞBİRLİKLERİNE ÖNEM VERMEYE BAŞLADI”
İngiltere’nin özellikle Brexit kararının ardından ikili işbirliklerine önem vermeye başladığını belirten Tanışman, şöyle devam etti:
“Biz de bunu avantaja çevirmek için ülkenin en önemli teknoloji etkinliklerinden olan bu fuara geniş katılım sağladık. Ülkemizin en büyük şansı olan genç nüfusumuzun, dijital yeteneklerinı dünyaya tanıtmak istedik. Biz yerli firmalarımızla yabancı firmalar arasında köprü kuruyoruz.”
Tanışman, Dubai, Taşkent ve Silikon Vadisi’nde ofislerinin bulunduğunu ve bu bölgelerde edindikleri tecrübeyi Londra’ya taşıdıklarına dikkati çekerek, Londra ofisinin ardından Amsterdam, Berlin ve Riyad’da da ofis açacaklarını söyledi.
Londra’nın, dünyadaki önemli teknoloji merkezleri arasında yer aldığını dile getiren Tanışman, “Londra’da yoksanız, burada kendinizi anlatamadıysanız, yatırımcının dikkatini çekemediyseniz, diğer lokasyonlarda işiniz daha zor. O yüzden Londra’yı çok önemsiyoruz. Türkiye Pavilyonu’nda yerli firmalarımıza olan ilgiden çok memununuz.” değerlendirmesini yaptı.

“TÜRK FİRMALARININ ETKİNLİKTE TEMSİL EDİLMESİ ÖNEMLİ”
Londra Teknoloji Haftası’nın kurucularından Russ Shaw da bugüne kadarki en geniş kapsamlı etkinliğe 140’dan fazla ülkeden 50 bin ziyaretçinin geldiğini söyledi.
Shaw, Türk firmalarını etkinlikte temsil edilmesinin önemine dikkati çekerek, “Etkinliği gelecek yıl daha da büyütmeyi hedefliyoruz. Türkiye’den daha fazla şirketin gelecek yılki programa katılmasını ümit ediyoruz.” dedi.
“TÜRK ŞİRKETLERİNİN LONDRA’DA YATIRIM YAPMASINI ÖNEMSİYORUZ”
Londra Teknoloji Haftası’nı düzenleyen firmalardan London and Partners Genel Müdürü Janet Coyle da bu yıl 11’incisi düzenlenen etkinlikte çok sayıda ülkeden gelen teknoloji firmasını buluşturduklarını ifade etti.
Türkiye’nin bu yıl fuarda en büyük standa sahip ülke olduğunu bildiren Coyle , Türk şirketlerinin Londra’da yatırım yapmasını önemsediklerini kaydetti.
Coyle, teknoloji alanında yatırım yapmak isteyen Türk şirketlerine çağrıda bulunarak, şöyle konuştu:
“Londra Teknoloji Haftası, Türk girişimci şirketleri için kaçınılmaz bir fırsat. Çok kültürlü ve kapsayıcı özelliğiyle Londra, yatırım ve büyümek isteyen şirketler için dünyadaki en iyi kentlerden biri. Finansal kaynağa ve yatırım ağına ulaşmanın yanı sıra müşteri potansiyeli gibi önemli özelliklere de sahip bulunuyor. Londra’da girişimlerini değerlendirmek isteyen firmalara her türlü desteği vermeye hazırız.”
Kamışlı merkezli, MOSSAD güdümlü bir ofis açan İsrail, 4 bin hektarlık arazi satın aldı. Çiftlik evleri, fabrika ve konutlar ile çok sayıda tarla PKK’lı aracılar tarafından İsrailli şahıslara devredildi. Siyonistlere bulgur fabrikası sahibi Halid Bako, Amar Abdo gibi sözde iş adamları ve örgütün mali kanadında etkin isimlerden Alişar ve Şıh Dilo kod adlı militanların aracılık ettiği öğrenildi.
HEYETLER BÖLGEDE
İsrailli yetkililerin yayılmacı hevesleri açık ettiği korsan arzımevut haritasında yer verilen Suriye’nin doğu ve kuzey bölgesine Tel Aviv’den sivil heyetler gelerek alan taraması yapıyor. Gazetemizin elde ettiği bilgiye göre, İsrailli şahıslar Fırat boyu ve Süleyman Şah Türbesi’nin yer aldığı Set Tişrin, Çelebiye, Ayn İsa bölgeleri ile Karakozak çevresi ile de özel olarak ilgileniyor. İsrailli eksperler arasında Irak’tan göçen Yahudiler de bulunuyor. Yahudilerin istediği arazilere satmak istemeyenler tehdit edilerek ev, arazi ve fabrikaları zorla ellerinden alınıyor. Satışların Şam kayıtlarına geçmesi için de özel özen gösteriliyor.
“FİLİSTİN’DEN BETER OLACAK”
Sahada konuştuğumuz Kürt vatandaşlar, İsrail’in Filistin işgal döneminde uyguladığı yöntemleri birebir Suriye’de de tatbik ettiğini söyledi. Bölgenin önemli araştırmacılarından Mirza Rakan “İsrail için Kürtler, Filistinlilerden daha kıymetli bir millet değil. Hatta Araplar ve İsrailliler Hazreti İsmail ve İshak’tan amca çocukları hukukları var. Bu kan dökme üzerine kurulmuş işgal rejiminin açık emellerini görmeyen Kürtler var. Hem Irak hem de Suriye’de bu kanlı projeye payandalık eden kişiler ve yapılar Kürtlere tarihin en trajik sonunu hazırlıyor. Siyonistler hedeflerine ulaştığında Irak ve Suriye’de Müslüman tek bir Türk kalmayacak. Sonumuz Filistin’den daha beter olur” dedi.
SİYONİST REJİM, TÜRKİYE’NİN BAŞINI AĞRITACAK HER YARAYI KAŞIYOR
Siyonist yayılmacılık ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tarihî uyarısı ile bölgede yaşanan son gelişmeleri gazetemize değerlendiren uzmanlardan ciddi bir uyarı geldi. Öncelikle Batı ittifakının gözle görülür kuşatma çabasına dikkati çeken uluslararası ilişkiler uzmanı Tuğrul Çamaş “Adalar Denizi’nde Yunanistan, yine Yunanistan-Dedeağaç ve Romanya hattında doğrudan, Suriye’nin Doğu ve Kuzey ile birlikte Irak Kuzey aksında PKK-YPG, DEAŞ gibi taşeron güçlerle verilen mesajlar çok net. Batılı koalisyon daha stratejik kullanabilmek adına Irak ve Suriye’de devletimsi bir yapıya ihtiyaç duyuyor. Bir başka deyişle Türkiye kuşatmasında savaştıracak vesayet aparatları ihdas ettiler” dedi.
LÜBNAN’A GİRME HAZIRLIĞI
Çamaş şöyle devam etti:
Uzun vadede ne gerçekten bir devlet olacak ne de bölgede kalıcı niteliğe sahip bir teşkilat elde edemeyecek olsalar da esas gaye ABD önderliğindeki batı kuşatmasına militan ve savaşçı kazandırmak. Bu korsan oluşumla Türkiye ve sınırlarının istikrarsızlaştırmak istendiği çok açık.
Türkiye bu meselelerle meşgul olurken önümüzdeki aylarda İsrail’in Lübnan’a girme hazırlıkları yaptığı biliniyor. İsrail’le dur diyebilecek tek ülke olan Türkiye’yi sözde devletleştirilmiş terör yapıları ile meşgul ederek Lübnan işgal sürecinde çaresiz bırakmaya çalışıyorlar.
“TÜRKİYE DIŞLANACAK”
Türkiye’yi oyalamak isteyenlerin salt askerî planlar yapmadığını kaydeden Dr. Çamaş, Türkiye’nin ana aktör konumda olduğu enerji-ticaret eksenli üç büyük projeye dikkati çekti: İsrail ve müttefik unsurların tarihî niteliğe sahip 100 milyarlarca dolarlık dev projeleri akamete uğratmak için var gücü ile mücadele ediyor. Oldukça stratejik hamlelerle Türkiye merkezli yolları tıkamak istiyorlar. Bu projelerden birisi Türkiye’yi dışlayan Sea-2Sea Projesi… Diğerleri Türkiye merkezli Kalkınma Yolu ve Kuzey-Güney Koridoru… Bütün bu plan ve programlar Zengezur Koridoru ile yakından ilgili çalışmalar.
Şayet başarılı olurlar ise Anadolu ve Trakya Yarımadası’nın tarihten gelen geleneksel ulaşım koridoru olması fonksiyonu da ortadan kaldırılmış olacak. Bizim bu Doğu-Batı savaşında denge siyaseti adına yaptığımız hamleler artık askerî tedbirleri de kapsamak zorunda.
4 YILDIR TOPRAK SATIN ALIYORLAR
Kamışlı kökenli Salih Faleh, sözde işgal yönetiminde yakın akrabalarının olduğunu ve 3-4 yıldır İsraillilere gizlice toprak satışı yapıldığını söyledi. Faled “Bölgeden 800 bini aşkın Kürt onların kalıplarına uymadığı için sürüldü. Buna on binlerce Arap, Türkmen ve Çerkez de eklendi. Burada kalanlar ise uyuşturucu, fuhuş ya da sözde Kürdistan yalanına kurban edilerek cephede öldürtülüyor. Çiftlik evleri ve kıraç topraklara büyük servetler ödeniyor. İsraillilere devrediliyor. Büyük bir felakete sürükleniyoruz. Kürt ve Arap aşiretlerinin liderleri sus payı alıp göz yumuyor” diye konuştu.
TÜRKİYE GOLAN’A YÜRÜMEK ZORUNDA
Suriyeli araştırmacı Dr. Nevvaf Etbibeg, şu an gelinen noktada İsrail işgal güçlerinin önünde durabilecek herhangi bir ordu ya da grup olmadığını ifade etti.
“Kamışlı, Haseke, Halep, Şam, Kerkük, Humus, Erbil ile birlikte Anadolu tehdit altında” diyen Etbibeg, şunları söyledi:
Bölgenin geleceğini Türkiye belirleyecek. Türkiye sınırına ekilen PKK gerçek bir İsrail mayınıdır. İşgal bölgeleri Mossad ajanları ile doldu. Türkiye ve Suriyeli binlerce devrimci asker, bir yolunu bulup mutlaka Golan’a yürümek zorunda. Aksi hâlde İsrail tankları ve uçakları Türkiye sınırında ve Suriye topraklarında olacak.
Kamışlı merkezli, MOSSAD güdümlü bir ofis açan İsrail, 4 bin hektarlık arazi satın aldı. Çiftlik evleri, fabrika ve konutlar ile çok sayıda tarla PKK’lı aracılar tarafından İsrailli şahıslara devredildi. Siyonistlere bulgur fabrikası sahibi Halid Bako, Amar Abdo gibi sözde iş adamları ve örgütün mali kanadında etkin isimlerden Alişar ve Şıh Dilo kod adlı militanların aracılık ettiği öğrenildi.
HEYETLER BÖLGEDE
İsrailli yetkililerin yayılmacı hevesleri açık ettiği korsan arzımevut haritasında yer verilen Suriye’nin doğu ve kuzey bölgesine Tel Aviv’den sivil heyetler gelerek alan taraması yapıyor. Gazetemizin elde ettiği bilgiye göre, İsrailli şahıslar Fırat boyu ve Süleyman Şah Türbesi’nin yer aldığı Set Tişrin, Çelebiye, Ayn İsa bölgeleri ile Karakozak çevresi ile de özel olarak ilgileniyor. İsrailli eksperler arasında Irak’tan göçen Yahudiler de bulunuyor. Yahudilerin istediği arazilere satmak istemeyenler tehdit edilerek ev, arazi ve fabrikaları zorla ellerinden alınıyor. Satışların Şam kayıtlarına geçmesi için de özel özen gösteriliyor.
“FİLİSTİN’DEN BETER OLACAK”
Sahada konuştuğumuz Kürt vatandaşlar, İsrail’in Filistin işgal döneminde uyguladığı yöntemleri birebir Suriye’de de tatbik ettiğini söyledi. Bölgenin önemli araştırmacılarından Mirza Rakan “İsrail için Kürtler, Filistinlilerden daha kıymetli bir millet değil. Hatta Araplar ve İsrailliler Hazreti İsmail ve İshak’tan amca çocukları hukukları var. Bu kan dökme üzerine kurulmuş işgal rejiminin açık emellerini görmeyen Kürtler var. Hem Irak hem de Suriye’de bu kanlı projeye payandalık eden kişiler ve yapılar Kürtlere tarihin en trajik sonunu hazırlıyor. Siyonistler hedeflerine ulaştığında Irak ve Suriye’de Müslüman tek bir Türk kalmayacak. Sonumuz Filistin’den daha beter olur” dedi.
SİYONİST REJİM, TÜRKİYE’NİN BAŞINI AĞRITACAK HER YARAYI KAŞIYOR
Siyonist yayılmacılık ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tarihî uyarısı ile bölgede yaşanan son gelişmeleri gazetemize değerlendiren uzmanlardan ciddi bir uyarı geldi. Öncelikle Batı ittifakının gözle görülür kuşatma çabasına dikkati çeken uluslararası ilişkiler uzmanı Tuğrul Çamaş “Adalar Denizi’nde Yunanistan, yine Yunanistan-Dedeağaç ve Romanya hattında doğrudan, Suriye’nin Doğu ve Kuzey ile birlikte Irak Kuzey aksında PKK-YPG, DEAŞ gibi taşeron güçlerle verilen mesajlar çok net. Batılı koalisyon daha stratejik kullanabilmek adına Irak ve Suriye’de devletimsi bir yapıya ihtiyaç duyuyor. Bir başka deyişle Türkiye kuşatmasında savaştıracak vesayet aparatları ihdas ettiler” dedi.
LÜBNAN’A GİRME HAZIRLIĞI
Çamaş şöyle devam etti:
Uzun vadede ne gerçekten bir devlet olacak ne de bölgede kalıcı niteliğe sahip bir teşkilat elde edemeyecek olsalar da esas gaye ABD önderliğindeki batı kuşatmasına militan ve savaşçı kazandırmak. Bu korsan oluşumla Türkiye ve sınırlarının istikrarsızlaştırmak istendiği çok açık.
Türkiye bu meselelerle meşgul olurken önümüzdeki aylarda İsrail’in Lübnan’a girme hazırlıkları yaptığı biliniyor. İsrail’le dur diyebilecek tek ülke olan Türkiye’yi sözde devletleştirilmiş terör yapıları ile meşgul ederek Lübnan işgal sürecinde çaresiz bırakmaya çalışıyorlar.
“TÜRKİYE DIŞLANACAK”
Türkiye’yi oyalamak isteyenlerin salt askerî planlar yapmadığını kaydeden Dr. Çamaş, Türkiye’nin ana aktör konumda olduğu enerji-ticaret eksenli üç büyük projeye dikkati çekti: İsrail ve müttefik unsurların tarihî niteliğe sahip 100 milyarlarca dolarlık dev projeleri akamete uğratmak için var gücü ile mücadele ediyor. Oldukça stratejik hamlelerle Türkiye merkezli yolları tıkamak istiyorlar. Bu projelerden birisi Türkiye’yi dışlayan Sea-2Sea Projesi… Diğerleri Türkiye merkezli Kalkınma Yolu ve Kuzey-Güney Koridoru… Bütün bu plan ve programlar Zengezur Koridoru ile yakından ilgili çalışmalar.
Şayet başarılı olurlar ise Anadolu ve Trakya Yarımadası’nın tarihten gelen geleneksel ulaşım koridoru olması fonksiyonu da ortadan kaldırılmış olacak. Bizim bu Doğu-Batı savaşında denge siyaseti adına yaptığımız hamleler artık askerî tedbirleri de kapsamak zorunda.
4 YILDIR TOPRAK SATIN ALIYORLAR
Kamışlı kökenli Salih Faleh, sözde işgal yönetiminde yakın akrabalarının olduğunu ve 3-4 yıldır İsraillilere gizlice toprak satışı yapıldığını söyledi. Faled “Bölgeden 800 bini aşkın Kürt onların kalıplarına uymadığı için sürüldü. Buna on binlerce Arap, Türkmen ve Çerkez de eklendi. Burada kalanlar ise uyuşturucu, fuhuş ya da sözde Kürdistan yalanına kurban edilerek cephede öldürtülüyor. Çiftlik evleri ve kıraç topraklara büyük servetler ödeniyor. İsraillilere devrediliyor. Büyük bir felakete sürükleniyoruz. Kürt ve Arap aşiretlerinin liderleri sus payı alıp göz yumuyor” diye konuştu.
TÜRKİYE GOLAN’A YÜRÜMEK ZORUNDA
Suriyeli araştırmacı Dr. Nevvaf Etbibeg, şu an gelinen noktada İsrail işgal güçlerinin önünde durabilecek herhangi bir ordu ya da grup olmadığını ifade etti.
“Kamışlı, Haseke, Halep, Şam, Kerkük, Humus, Erbil ile birlikte Anadolu tehdit altında” diyen Etbibeg, şunları söyledi:
Bölgenin geleceğini Türkiye belirleyecek. Türkiye sınırına ekilen PKK gerçek bir İsrail mayınıdır. İşgal bölgeleri Mossad ajanları ile doldu. Türkiye ve Suriyeli binlerce devrimci asker, bir yolunu bulup mutlaka Golan’a yürümek zorunda. Aksi hâlde İsrail tankları ve uçakları Türkiye sınırında ve Suriye topraklarında olacak.
Kamışlı merkezli, MOSSAD güdümlü bir ofis açan İsrail, 4 bin hektarlık arazi satın aldı. Çiftlik evleri, fabrika ve konutlar ile çok sayıda tarla PKK’lı aracılar tarafından İsrailli şahıslara devredildi. Siyonistlere bulgur fabrikası sahibi Halid Bako, Amar Abdo gibi sözde iş adamları ve örgütün mali kanadında etkin isimlerden Alişar ve Şıh Dilo kod adlı militanların aracılık ettiği öğrenildi.
HEYETLER BÖLGEDE
İsrailli yetkililerin yayılmacı hevesleri açık ettiği korsan arzımevut haritasında yer verilen Suriye’nin doğu ve kuzey bölgesine Tel Aviv’den sivil heyetler gelerek alan taraması yapıyor. Gazetemizin elde ettiği bilgiye göre, İsrailli şahıslar Fırat boyu ve Süleyman Şah Türbesi’nin yer aldığı Set Tişrin, Çelebiye, Ayn İsa bölgeleri ile Karakozak çevresi ile de özel olarak ilgileniyor. İsrailli eksperler arasında Irak’tan göçen Yahudiler de bulunuyor. Yahudilerin istediği arazilere satmak istemeyenler tehdit edilerek ev, arazi ve fabrikaları zorla ellerinden alınıyor. Satışların Şam kayıtlarına geçmesi için de özel özen gösteriliyor.
“FİLİSTİN’DEN BETER OLACAK”
Bölgedeki Kürt vatandaşlar, İsrail’in Filistin işgal döneminde uyguladığı yöntemleri birebir Suriye’de de tatbik ettiğini söyledi. Bölgenin önemli araştırmacılarından Mirza Rakan “İsrail için Kürtler, Filistinlilerden daha kıymetli bir millet değil. Hatta Araplar ve İsrailliler Hazreti İsmail ve İshak’tan amca çocukları hukukları var. Bu kan dökme üzerine kurulmuş işgal rejiminin açık emellerini görmeyen Kürtler var. Hem Irak hem de Suriye’de bu kanlı projeye payandalık eden kişiler ve yapılar Kürtlere tarihin en trajik sonunu hazırlıyor. Siyonistler hedeflerine ulaştığında Irak ve Suriye’de Müslüman tek bir Türk kalmayacak. Sonumuz Filistin’den daha beter olur” dedi.
SİYONİST REJİM, TÜRKİYE’NİN BAŞINI AĞRITACAK HER YARAYI KAŞIYOR
Siyonist yayılmacılık ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tarihî uyarısı ile bölgede yaşanan son gelişmeleri gazetemize değerlendiren uzmanlardan ciddi bir uyarı geldi. Öncelikle Batı ittifakının gözle görülür kuşatma çabasına dikkati çeken uluslararası ilişkiler uzmanı Tuğrul Çamaş “Adalar Denizi’nde Yunanistan, yine Yunanistan-Dedeağaç ve Romanya hattında doğrudan, Suriye’nin Doğu ve Kuzey ile birlikte Irak Kuzey aksında PKK-YPG, DEAŞ gibi taşeron güçlerle verilen mesajlar çok net. Batılı koalisyon daha stratejik kullanabilmek adına Irak ve Suriye’de devletimsi bir yapıya ihtiyaç duyuyor. Bir başka deyişle Türkiye kuşatmasında savaştıracak vesayet aparatları ihdas ettiler” dedi.
LÜBNAN’A GİRME HAZIRLIĞI
Çamaş şöyle devam etti: Uzun vadede ne gerçekten bir devlet olacak ne de bölgede kalıcı niteliğe sahip bir teşkilat elde edemeyecek olsalar da esas gaye ABD önderliğindeki batı kuşatmasına militan ve savaşçı kazandırmak. Bu korsan oluşumla Türkiye ve sınırlarının istikrarsızlaştırmak istendiği çok açık.
Türkiye bu meselelerle meşgul olurken önümüzdeki aylarda İsrail’in Lübnan’a girme hazırlıkları yaptığı biliniyor. İsrail’le dur diyebilecek tek ülke olan Türkiye’yi sözde devletleştirilmiş terör yapıları ile meşgul ederek Lübnan işgal sürecinde çaresiz bırakmaya çalışıyorlar. 
“TÜRKİYE DIŞLANACAK”
Türkiye’yi oyalamak isteyenlerin salt askerî planlar yapmadığını kaydeden Dr. Çamaş, Türkiye’nin ana aktör konumda olduğu enerji-ticaret eksenli üç büyük projeye dikkati çekti: İsrail ve müttefik unsurların tarihî niteliğe sahip 100 milyarlarca dolarlık dev projeleri akamete uğratmak için var gücü ile mücadele ediyor. Oldukça stratejik hamlelerle Türkiye merkezli yolları tıkamak istiyorlar. Bu projelerden birisi Türkiye’yi dışlayan Sea-2Sea Projesi… Diğerleri Türkiye merkezli Kalkınma Yolu ve Kuzey-Güney Koridoru… Bütün bu plan ve programlar Zengezur Koridoru ile yakından ilgili çalışmalar.
Şayet başarılı olurlar ise Anadolu ve Trakya Yarımadası’nın tarihten gelen geleneksel ulaşım koridoru olması fonksiyonu da ortadan kaldırılmış olacak. Bizim bu Doğu-Batı savaşında denge siyaseti adına yaptığımız hamleler artık askerî tedbirleri de kapsamak zorunda.
MHP lideri Bahçeli’nin açıklaması şu şekilde:
“31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerini müteakiben Türk siyasetinde, demokrasinin vazgeçilmez kurumları olan siyasi partiler arasında normalleşme ve yumuşama arayışlarının temel alınarak çok bilinmeyenli yeni bir denklemin kurulmak istendiği gözlemlenmektedir.
Zira her şey milletimizin huzurunda gerçekleşmektedir.
Milliyetçi Hareket Partisi iyi niyetli, yapıcı, yol açıcı, millet ve ülke lehine olduktan sonra söz konusu munzam ve muhassıl diyalogları kuşkusuz makul ve mantıklı değerlendirmekten en ufak rahatsızlık duymayacaktır.
Kutuplaşmanın ve kavgaya tutuşmanın sonu ve sonucu asla yoktur.
Kucaklaşmak, konuşmak, milletimizin talep ve sorunlarına müşterek akılla çözüm aramak, bunu da başarmak siyasi partilerin asıl ve öncelikli görevidir.
Elbette buna diyecek veya itiraz edecek halimiz ve hevesimiz hiç olmayacaktır.
Ancak sıcak gündemin üst sıralarına yerleşen temas ve görüşme trafiğinin Milliyetçi Hareket Partisi’ni hedef alan karalama kampanyasına dönüştüğü de her türlü izahtan varestedir.

Dikkat, temkin ve titizlikle takip ettiğimiz nevzuhur gelişmelerin esrar perdesi aralandığında başka hesapların, alttan alta körüklenen farklı beklentilerin varlığı müşahede ve mütalaa edilmektedir.
Özellikle Milliyetçi Hareket Partisi’nin normalleşme ve yumuşama ortamına şaşı baktığı, şüpheyle yaklaştığı, hatta zarar verdiği televizyon ekranlarından, sosyal medya platformlarından ve gazete sayfalarından devamlı surette ileri sürülmektedir.
İddianamesi hazırlanan bir cinayet davası üzerinden de Milliyetçi-Ülkücü Hareket’e yönelik itibar suikastının yaygınlaşması, bu suikasta refakat eden kimi isimlerin sürekli parlatılması, dahası kapı kapı gezdirilmesi, ekran ekran dolaştırılması, bir hak ve hukuk arayışından öte iç huzur ve barış ortamını zehirlemeye tam teşebbüstür.
Milliyetçi Hareket Partisi mezkur davanın 1 Temmuz 2024 tarihinde yapılacak duruşmasında mutlaka hazır bulunacak, karanlık oyunlarla ve bu oyunların figüranlarıyla Türk yargısının huzurunda hesaplaşacaktır.
Yurt içi ve yurt dışı menşeli çıkar odaklarının, yıkım ortaklarının, siyasi istikrar muhalifi çevrelerin, bilhassa da Cumhur İttifakı muarızlarının partimizi töhmet altında bırakmak, bir yol ayrımının inşasını sağlamak maksadıyla kesintisiz faaliyet içinde oldukları meydandadır.
Bizim sevdamız Türkiye, mensubiyet onurumuz da büyük Türk milletidir.
Ne yapıyorsak, ne söylüyorsak Türkiye ve Türk milletinin çıkarınadır.
Bu kapsamda siparişi yapılan normalleşme ve yumuşama atmosferinin sürdürülebilir hale gelmesinin önünde şayet Milliyetçi Hareket Partisi bariyer olarak telakki ve tarif ediliyorsa,
Bu konuda da geniş bir ittifak husule gelmişse, bize düşen sorumluluk ülkemiz ve milletimiz uğruna her türlü fedakarlığı göze almak, gereğini ise gönül huzuruyla yapmaktır.
AK Parti içindeki gayri memnun kesimin devamlı suyu bulandırmasını da dikkate alarak, AK Parti ile CHP arasında geniş tabanlı bir ittifakın vücuda gelmesi, buna da altılı masanın diğer unsurlarının desteği Milliyetçi Hareket Partisi’nin samimi dileği ve temennisidir.
Buna rağmen Cumhur İttifakı’na bağlılığımız kararlılıkla devam edecek, TBMM’de kanun tekliflerine verilen desteğimiz aynen sürecektir.
Kaldı ki Cumhur İttifakı’ndan tavizimiz, geri dönüşümüz, yarı yolda bırakmamız, ilkelerinden ve hedeflerinden cayma göstermemiz mümkün değildir.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da şartlar ne olursa sonuna kadar yanında ve arkasında olacağımızı, kesinlikle yalınız bırakmayacağımızı herkes çok iyi bilmelidir.
Sayın Cumhurbaşkanımızın yaptığı görüşmeleri, kurduğu ilişki ağlarını, icra ettiği ikili temasları saygıyla karşılıyor, zatı devletlerini daha da rahatlatmak için bir kez daha feragatle hareket edip karşılıksız inisiyatif alıyor ve bu tercihimizi aziz milletimizle paylaşıyoruz.”
Kostin, St. Petersburg Uluslararası Ekonomi Forumu (SPIEF) kapsamında AA muhabirinin sorularını cevapladı.
TÜRKİYE İLE RUSYA “HARİKA” İLİŞKİLERE SAHİP
Türkiye ile Rusya’nın “harika” ilişkilere sahip olduğunu dile getiren Kostin, ilişkiler sayesinde tüm alanlarda ivme kazanıldığını söyledi.
Kostin, “Türkiye, bugün bizim için bir ticaret ortağı olarak çok önemli. Bu zor dönemde Türkiye’nin desteği için Türk halkına ve Türk liderliğine çok müteşekkiriz. Bunun karşılıklı yarar sağlayan bir etkileşim olduğunu düşünüyorum.” diye konuştu.
Hem ticari hem de finansal alanda ilişkileri daha da geliştirmek istediklerini kaydeden Kostin, “Biliyorsunuz turizm bitmiyor hatta bugün Türk hava yolu şirketleri ve Türk tatil köyleri daha da fazla talep görüyor. Dolayısıyla Türkiye bize ruhen, insani olarak ve genel olarak çok yakın bir ülke.” ifadelerini kullandı.

“TABİKİ RUBLE VE TL İLE DAHA KOLAY OLURDU”
Andrey Kostin, VTB’ye ilişkin bilgiler vererek, bankanın Azerbaycan, Kazakistan, Çin, Vietnam ve Hindistan gibi ülkelerde çok sayıda şubeye sahip olduğunu, Türk bankaları ile halihazırda ortak bir çalışma yürütmediklerini bildirdi.
Bankacılık alanında yaşanan zorluklarla ilgili çözüm arayışının devam etmesi gerektiğini dile getiren Kostin, “Çin ile ticarette çözüm bulduk, ulusal para birimiyle ödeme yapıyoruz hatta ticarette büyük dengesizliğin olduğu Hindistan’la bile çözüm bulduk. Türkiye ile de fırsatlar aramalıyız diye düşünüyorum.” şeklinde konuştu.
Kostin, söz konusu çözümler arasında dijital paraların da olabileceğini belirterek, “Dijital ve ulusal para birimleri temelinde kendi yeni mekanizmalarımızı oluşturmalıyız. Tabii ki hem ruble hem de Türk lirası daha istikrarlı olsa bunu yapmak daha kolay olurdu.” dedi.
“KÜRESEL FİNANS SİSTEMİ DEĞİŞMELİ”
VTB Başkanı Kostin, uluslararası ticarette yerli para birimleri kullanımını sayesinde bankacılık sektöründe yaşanan sorunların önemli oranda çözülebileceğini kaydederek, “Genel olarak, yeni bir finansal piyasanın yaratılması gerekiyor. Çünkü mevcut uluslararası finansal sistem başka koşullar altında oluşmuştur.” ifadesini kullandı.
Kostin, sözlerini şöyle sürdürdü:
“1950’li, 1940’lı yıllarda nasıl olduğunu hatırlıyoruz. Sömürge döneminden kalma ülkeler, Çin, Hindistan vardı. Şimdi ise sadece BRICS ülkeleri, küresel gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) yüzde 40’ını oluşturuyor ve hatta G7 ülkelerinin ekonomik gücünü bile aşıyorlar. Dolayısıyla elbette bu koşulları revize etmemiz gerekiyor. Batı ve ABD sadece mali sisteme değil, Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi uluslararası organizasyonlara da hakim. Dolayısıyla elbette yeniden düşünmeliyiz, kendi pazarlarımızı, borsalarımızı, menkul kıymetlerimizi, takas sistemimizi, mevduatımızı yaratmalıyız. Sadece New York ve Londra pazarına güvenemezsiniz.”
DOLARIN REZERV PARA KONUMU
Andrey Kostin, ABD dolarının rezerv para konumunda olmasına ve bazı ülkelerin dolardan uzaklaşmasına değinerek, “Bence her şeyden önce Amerika, doları sırf askeri ve stratejik siyasi amaçlarla silah olarak kullanmaya başlayınca kendisine yönelik bir karara imza atmıştır.” dedi.
Dünyadaki “dolarsızlaşma” döneminin uzun süreceğini, çünkü dünyanın dolar kullanmaya alıştığını anlatan Kostin, “Ancak Amerikan ekonomisine, Amerikan hazinelerine ve diğer enstrümanlara yapılan yatırımların azalmasını da içeren bir tepkinin mutlaka olacağını düşünüyorum. Bu da Amerikan finansal piyasasını büyük ölçüde baltalayabilir.” değerlendirmesinde bulundu.
Uluslararası ödeme araçlarının siyasi bir kaldıraç olarak kullanılmaması gerektiğini vurgulayan Kostin, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu sadece güveni zedeler. Merkez bankası rezervlerine, devlet fonlarına el konuluyor. Şimdi bize onları asla geri alamayacağımız söyleniyor. Ancak bu, tarihte daha önce yaşanmamış benzersiz bir örnek. Peki bundan sonra bu fonları kim tutacak? Türkiye ve Çin de ABD ile zaman zaman gerginlik yaşıyor. Elbette hiç kimse her zaman bu tür eylemlere maruz kalma riski altında olmayacaktır. Dolayısıyla yavaş yavaş, bir yılda değil, belki 5 yılda da değil ama bu sürecin devam edeceğini düşünüyorum.”
Fitch Ratings Bankalar Direktörü Ahmet Emre Kılınç, Türkiye ekonomisi ve bankacılık sektöründeki gelişmeleri değerlendirdi.
Fitch Ratings’in kısa süre önce Türkiye’nin kredi not görünümünü yükselttiğini ve bunu takiben Türkiye’deki birçok bankanın da notunun artırıldığını anımsatan Kılınç, “Özellikle Mayıs 2023’teki Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra, birçok Türk bankasının çok ciddi anlamda ve kısa sürede dış finansmana erişimi olduğunu gördük. Bu da dış finansman risklerinde azalma olduğunu gösterdi.” diye konuştu.
Kılınç, özellikle para politikasındaki değişimin bunda etkisi olduğunu ve Türkiye’nin risk primlerinin ciddi ölçüde gerilediğini vurguladı.
Bankaların dış finansmana erişiminde kısa sürede değişik enstrümanların görüldüğünü ve ilk olarak eurobond ihracına başladıklarını dile getiren Kılınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu noktada yatırımcıların geri döndüğünü gördük. Sadece büyük bankalar değil, piyasada daha küçük bankaları da gördük ve bu genel olarak bir iştahın göstergesi. Son bir yılda bankaların yaklaşık 4,6 milyar dolar (sermaye benzeri) ihracı oldu. Bundan sonraki dönemde, Türk bankalarının daha fırsatlara göre hareket edeceğini düşünüyoruz. Bankalar (ihraçlarda) fiyatlamaya bakacaklardır çünkü çok acil bir sermaye ya da yabancı para likidite ihtiyaçları olmadığını düşünüyoruz.”
“BANKACILIK SEKTÖRÜNÜN SERMAYE YAPISI YETERLİ”
Ahmet Emre Kılınç, kısa sürede yapılan önemli miktardaki ihraçların özellikle sermaye benzeri enstrümanlar tarafında arz fazlası oluşturduğunu belirterek, genel olarak şartların bu şekilde devam edebileceğini ancak bankaların fırsat kollayacağını düşündüklerini söyledi.
“Bu nedenle son dönemde kısa zamanda yaşadığımız kadar bir ihraç öngörmüyoruz.” diyen Kılınç, ancak bankaların fırsat kollayarak uygun ortamda ihraç yapmaya devam edeceğini bildirdi.
Kılınç, bankaların sermaye rasyolarının makul seviyede ve yeterli olduğunu kaydederek, “Yeni yapılan sermaye benzeri kredilerinin sermayeyi desteklediğini görüyoruz ve bu durum, kurda olası bir yükselişe karşı da hedge görevi görüyor. Karlılık azalabilir ama hala sermaye yapısını desteklemeye devam ediyor. Genel olarak baktığımızda, biz bankacılık sektörünün sermaye yapısının yeterli olduğunu düşünüyoruz.” diye konuştu.
Marttan beri bankaların Merkez Bankası ile yaptığı swapların da ciddi miktarda azaldığını ve 58 milyar dolar seviyesinden 18 milyar dolara kadar gerilediğini anlatan Kılınç, “Buna karşın yabancı bankalarla swaplar arttı. Bundan sonrasında Merkez Bankası bu swap limitlerini değiştirir mi bilemiyoruz ama bu konuda da bir gevşeme olabilir. Bu da swap mekanizmasının daha çok yabancı bankalara kaymasına neden olabilir.” ifadelerini kullandı.
“KKM BİR RİSK UNSURU”
Fitch Ratings Bankalar Direktörü Kılınç, Türk bankalarının dış borçlarına bakıldığında tüm yükümlülüklerinin yaklaşık yüzde 20’sinin dış finansmandan kaynaklandığını belirterek, kısa vadeli borç tutarının yüksek olmasının önemli bir risk unsuru olduğunu vurguladı.
Kılınç, yabancı para mevduatı azalmasına rağmen hala yüksek seviyede olmasını ve Kur Korumalı Mevduat’taki (KKM) seyri de yakından takip ettiklerini anlattı.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) KKM’yi sonlandırmak istediğine ve bu süreci çok dikkatli yönettiğine dikkati çeken Kılınç, şu açıklamalarda bulundu:
“Bankaların yeteri kadar yabancı para likiditesi var ama hala yüksek tutardaki yabancı para mevduatı ve KKM bir risk unsuru. KKM’den çıkışlar sürüyor ama çıkış sonrasında eğer TL yerine yabancı para talebi oluşuyorsa bir risk oluşturabilir çünkü oradaki ana hedef KKM’den çıkışların TL’ye gitmesi. Mevcut tutar şu anda 67 milyar dolar civarında. Bunun bir anda yabancı paraya gitmesindense, özellikle TCMB’nin dönüşüm oranlarıyla bir kısmının TL’ye gitmesi hedefleniyor.”
“BANKALAR KARLILIK ÜRETMEYE DEVAM EDECEK”
Ahmet Emre Kılınç, bankaların dış finansman ihtiyacı konusundaki risklerin azalmasına, yabancı para mevduatındaki ilerleyişe ve KKM’nin seyrine bakıldığında, politikalara hükümet müdahalesine ilişkin risklerin azaldığını söyledi.
Bu durumun sürdürülebilir olmasının önemli olduğunu dile getiren Kılınç, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Ülkenin notu ve müdahale risklerindeki azalma bizim için temel reyting duyarlılıkları. Bankaların not artışı konusunda da ilk baktığımız nokta ülke notu. Ülke notundaki potansiyel bir artış, bankalar için de potansiyel bir artışa işaret ediyor. Ayrıca, bankaların karlılıklarının iyi seviyelerde olduğunu görüyoruz. Karlılıkta biraz azalma bekliyoruz ama hala iyi seviyede olacağını düşünüyoruz. Artan faiz nedeniyle mevduat ve kredi arasında bir uyumsuzluk var. Mevduatların vadesi 2-3 ay civarındayken, kredilerin vadesi daha uzun. Bu durumda faizler arttığı zaman mevduatlar daha kısa zamanda fiyatlanırken, krediler daha geç fiyatlanıyor. Bu yüzden marjlarda bir daralma öngörüyoruz. Aktif kalitesi tarafında, ana unsurun tüketici kredileri ve kredi kartlarında, yani teminatsız kredilerde bir bozulma olabileceğini tahmin ediyoruz ama yine de bunların makul seviyede kalacağını düşünüyoruz. Faaliyet giderleri de enflasyonun da etkisiyle hala (bankaların) karını baskılayacaktır ama yine de bankaların makul seviyelerde karlılık üretmeye devam edeceğini düşünüyoruz.”
“RESESYON BEKLENTİMİZ YOK”
Kılınç, Türkiye’de kredi büyüme hızının azalmasına rağmen ekonomik büyümenin ilk çeyrekte yüksek seyrettiğini söyledi.
Türkiye ekonomisinde resesyon beklentilerinin olmadığını vurgulayan Kılınç, “Türkiye’de bu yıl yüzde 2,8 büyüme öngörüyoruz ama ilk çeyrekteki güçlü büyüme, yıl sonu büyüme beklentimizi yukarı çekebilir.” dedi.
]]>Törene Malezya Savunma Bakanı Mohamed Khaled Nordin, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, STM Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. İhsan Kaya, STM Genel Müdürü Özgür Güleryüz, Malezya Savunma Bakanlığı temsilcileri ve Türk savunma sanayi şirketlerinin yöneticileri katıldı.

“LMS BATCH-2 SADECE BİR BAŞLANGIÇ”
Açıklamada törendeki konuşmasına yer verilen Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, “Türkiye ve Malezya arasında ‘Savunma Ürünleri Tedarikine İlişkin G2G Mutabakat Muhtırası İmza Töreni ve Kraliyet Malezya Donanması için tedarik edilecek ‘Kıyı Görev Gemisi (LMS) Batch 2 Projesi Kabul Mektubu (LoA) Teslim Töreni’ni gerçekleştirdik. Malezya ilk defa bir ülke ile savunma ürünleri tedarikine yönelik G2G Mutabakat Muhtırası imzalamış oldu.” ifadelerini kullandı.
Ana yüklenicisi STM olan Kraliyet Malezya Donanması’nın gereksinimlerini karşılamak üzere tasarlanan üç geminin Türkiye’de inşa edileceğini dile getiren Görgün, “Gemilerin özelleştirilmesi sırasında HAVELSAN, ASELSAN, ROKETSAN olmak üzere bir dizi Türk Savunma Sanayii firmasının ürünü kullanılacak. LMS Batch-2 Projesi’nin, iki ülke arasında deniz platformları üzerine uzun vadeli işbirliklerinin sadece başlangıcı olduğuna yürekten inanıyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

“STM’Yİ TEBRİK EDİYORUM”
Malezya Savunma Bakanı Mohamed Khaled Nordin ise konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Bu Mutabakat Zaptı’nın imzalanmasının her iki ülkeye, özellikle Malezya’ya fayda sağlayacağına inanıyorum, çünkü Türkiye Cumhuriyeti bugün sofistike bir askeri güç, mükemmel savunma teknolojilerine sahip ve Batı Asya’nın en ileri askeri üretim ülkelerinden biri konumunda. Bugün, STM ile LMS Batch 2’nin Kabul Mektubu teslim törenine şahit oluyoruz. Mutabakat Zaptı’nı imzaladığımızda, LMS satın alımı için ‘LOA’ vereceğiz. Bu da çok tarihi bir an, çünkü bugün Türkiye’de, STM tarafından üç LMS inşasına başlayacağımız anlamına geliyor. STM’yi tebrik ederim.”
“TECRÜBEMİZİ VE TEKNOLOJİMİZİ DOST ÜLKELERE AKTARIYORUZ”
STM Genel Müdürü Özgür Güleryüz de STM olarak 30 yılı aşkın bir süredir, Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere güvenlik güçlerinin ihtiyaçlarını milli ve yenilikçi sistemlerle karşıladıklarını belirterek, “Ülkemiz savunması için çıktığımız yolda, bugün mühendislik tecrübelerimizi ve teknolojilerimizi, dost ve kardeş ülkelere de aktarıyoruz. Pakistan Donanması için inşa ettiğimiz su üstü platformları ve deniz altı modernizasyonlarının ardından, STM ana yükleniciliğinde Ukrayna için de iki adet korvet inşasına devam ediyoruz.” açıklamasında bulundu.
“GEMİLERİN İNAŞASINA BU YIL BAŞLANACAK VE 3,5 YILDA TAMAMLANACAK”
Malezya Donanması’nın gücüne güç katacak bir anlaşmaya imza atmaktan gurur duyduklarını ifade eden Güleryüz, şöyle devam etti:
“Cumhurbaşkanlığımız ve Savunma Sanayii Başkanlığımız öncülüğünde, dost ve kardeş Malezya Kraliyet Donanması için, uluslararası sularda kendini başarıyla kanıtlamış Ada Sınıfını temel alan 3 gemi inşa edeceğiz. Gemilerin inşasına bu yıl başlanacak ve 3,5 yıl içinde üç gemiyi de Malezya Donanması’na teslim edeceğiz. Devletten devlete (G2G) şeklinde yapılacak anlaşma ile STM, tasarımdan performansa, inşadan gemilerin teslimine kadar projenin tüm aşamalarından sorumlu ana yüklenici olacaktır.
Proje kapsamında, gemilerin inşası ve donatımı Türkiye’de, Türk Savunma Sanayii şirketlerinin yoğun katılımı ile gerçekleştirilecektir. STM ana yükleniciliğinde inşa edilecek gemiler; ASELSAN, HAVELSAN, ROKETSAN başta olmak üzere yaklaşık 50 yerli firmanın öncü sistemleri ile donatılacaktır. Modern silah sistemleri, sensörler ve komu kontrol sistemine sahip olacak Malezya Korvetleri, geniş görev yelpazesinde Malezya Donanması’na hizmet verecektir.”
STM LMS BATCH-II GEMİ ÖZELLİKLERİ
Açıklamada aktarılanlara göre, STM tarafından Malezya Kraliyet Donanması’nın gereksinimlerini karşılayacak şekilde tasarlanmış ve özelleştirilmiş üç korvet, Sahil Görev Gemisi İkinci Seri (LMSB2) Projesi kapsamında Türkiye’de inşa edilecek. STM, tasarımdan performansa, inşadan gemilerin teslimine kadar projenin tüm aşamalarından sorumlu ana yüklenici olacak. STM, gemi tasarımı, proje yönetimi, inşaat yönetimi, malzeme/sistem tedariki, entegrasyon tasarımı ve montajı, testler ve Entegre Lojistik Destek (ILS) faaliyetleri ile projeye ilişkin tasarım ve ILS dokümanlarının hazırlanmasını üstlenecek.
Proje kapsamında, gemilerin inşası ve donatımı Türkiye’de, Türk Savunma Sanayii şirketlerinin yoğun katılımı ile gerçekleştirilecek. STM ana yükleniciliğinde inşa edilecek gemilerde, ASELSAN tarafından geliştirilen, 30 mm MUHAFIZ (Smash) Uzaktan Komutalı Stabilize Top Sistemi, CENK 3D Arama Radarı, ARES 2D Su Üstü Radar ED sistemi, Akrep Atış Kontrol Radarı, Chaff Aldatma Sistemi, Dost-Düşman Tanıma Sistemi IFF ve diğer elektronik sensörler; ROKETSAN tarafından geliştirilen ATMACA Gemisavar Füzesi, HAVELSAN tarafından geliştirilen Savaş Yönetim Sistemi (SYS) ve 76 mm top atış kontrol sistemi yer alacak.
99,56 metre boya, 2 bin 500 ton deplasmana sahip olacak gemiler, 26 knot maksimum hıza, helikopter iniş platformuna ve 111 kişilik personel kapasitesine sahip olacak.

‘AVRUPA’NIN TÜRKİYE’YE İHTİYACI VAR’
AB-Türkiye ilişkileriyle ilgili gazetecilerin sorularını yanıtlayan Stano, AB’nin Türkiye’nin öneminin farkında olduğunu ifade etti.
“Türkiye’nin Avrupa’ya ihtiyacı var, Avrupa’nın da Türkiye’ye ihtiyacı var. Çünkü birlikte daha güçlüyüz.” diyen Stano, ancak AB’nin yaklaşımının prensip ve değerler çerçevesinde olduğunu ve bunlar olmazsa ilerlenemeyeceğini söyledi.
‘TÜRKİYE SADECE KENDİSİ VE BÖLGE İÇİN DEĞİL AB İÇİN DE ÖNEMLİ BİR ÜLKE’
Stano, üyelik müzakerelerinin donmuş durumda olmasıyla ilgili, “Hiçbir yere varamadığımızı görmek benim de yüreğimi acıtıyor çünkü Türkiye sadece kendisi için değil, sadece bölge için değil, AB için de önemli bir ülke.” diye konuştu.

‘TÜRKİYE’NİN KOMŞUSU OLMAK BİR AYRICALIKTIR’
Gazetecilerin, AB tarafından Türkiye’nin son dönemde “aday ülke”den çok “komşu ülke” muamelesi yapıldığıyla ilgili sorusu üzerine Stano, “Türkiye’ye komşu ülke muamelesi yapmakta yanlış bir şey görmüyorum. Yani Türkiye’nin komşusu olmak bir ayrıcalıktır, AB’nin komşusu olmak da bir ayrıcalıktır.” değerlendirmesini yaptı.
Stano, şöyle devam etti:
“Harika ilişkilerimiz olan ve AB’ye girmeyi düşünmeyen ülkeler var. Yani modeller var ve bu bizim iş birliğimizi geliştirmemize engel değil. O halde mevcut şartlarda elimizden geleni yapalım. Yani harika ilişkilerimiz olan ve AB’ye girmeyi düşünmeyen ülkeler var. Yani modeller var ve bu bizim iş birliğimizi geliştirmemize engel değil.”
Katılım müzakerelerinin yeniden başlatılmasıyla ilgili Stano, “Bu tüm üye devletleri ikna etme becerisiyle de ilgili çünkü ancak 27 üye ülke ‘evet’ dediğinde çözülebilir.” dedi.
AB, TÜRKİYE’YE VİZE SERBESTİSİ VERECEK Mİ?
Stano gazetecilerin Türk vatandaşlarına vize zorluğuyla ilgili sorusuna, Şengen vizelerinin tamamen üye ülkelerin yetki alanında olduğu yanıtını verdi.

Bunun Brüksel’den “empoze edilemeyeceğini” söyleyen Stano, “Üye ülkeler arasında Türkiye ile vize serbestisi konusunda ilerlemeye yönelik bir anlaşmanın olmaması, bazı üye ülkelerin muhtemelen bu alanda sorunlar gördüğü gerçeğinin bir yansımasıdır.” değerlendirmesinde bulundu.
‘KIBRIS MESELESİ BİR ENGEL OLUŞTURUYOR’
Stano, AB’nin Türkiye ile iş birliği yapmak istediğini ancak bunun ilkeler çerçevesinde olması gerektiğini kaydederek Kıbrıs meselesinin bir engel oluşturduğunu söyledi, “AB’nin bir üyesini tanımamazlık edemezsiniz.” ifadesini kullandı.
AB ÜYELİĞİ İÇİN RUSYA DAYATMASI
Stano, yaptırımlar konusunda Türkiye ile AB ilişkilerinin çok yönlü olduğuna işaret ederek, “Eğer Türkiye (Rusya’ya yönelik) AB yaptırımlarına uyarsa ve aynı yaptırımları uygulamaya koyarsa bu, elbette oyunu değiştirir.” dedi.

Türkiye’nin AB yaptırımlarını uygulamasının Rusya’yı çok olumsuz etkileyeceğini belirten Stano, “Yaptırımların uygulanması AB tarafında çok fazla iyi niyet ve güven yaratacaktır. Bu Türkiye’nin adaylığını gerçekten samimi ve açık bir şekilde ifade ettiğinin nihai kanıtı olabilir.” ifadesini kullandı.
Stano, Türkiye’nin aday ülke taahhüdünü kanıtlamasının kolay ve hızlı yollarından birisinin AB’nin dış politikasına, kararlarına ve eylemlerine uyum sağlaması olabileceğini savundu.

Sözcü Stano, Türkiye’nin yaptırımlara uyum sağlamasa bile yaptırımların etkisizleştirilmesine izin vermemesi gerektiğini belirterek Türk yetkililerin yaptırımların çevresinden dolaşılmasıyla mücadele ettiğini sözlerine ekledi.
]]>ABD’NİN PKK ÜZERİNDEN BİR PLANI VAR
Bugünkü yazısında terör örgütünün sözde seçim planını ele alan gazeteci Abdülkadir Selvi, 7 Haziran 2024 tarihinde bir kırılma yaşandığını belirterek, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın YPG’nin seçimiyle ilgili CNN Türk ve Hürriyet’in ABD temsilcisi Yunus Paksoy’a verdiği cevabın kendisinde alarm zillerini çaldırdığını söyledi. ABD’nin Suriye’de PKK üzerinden bir planı olduğunu söyleyen Selvi, “Yunus Paksoy’un seçimlerle ilgili sorusu üzerine ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından verilen yanıtta, PKK-SDG için “Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi” tanımı yapılıyor.” dedi.
TÜRKİYE HEM SAHADA HEM MASADA CEVAP VERİR
ABD’nin Suriye’nin toprakları üzerinde PKK’ya sözde özerk yönetim kurduğunu belirten Selvi, “Bu kabul edilemez bir durum. Türkiye’nin buna gereken yanıtı vereceğinden kuşkum yoktur.” dedi. Terör örgütüne sözde seçim yaptırılmasının özerk yönetime giden ilk adım olduğunu söyleyen Selvi, “Bugün seçim yaptıranlar yarın özerk yönetimi ilan eder, bu süreç terör devletinin kurulmasıyla sonuçlanır diye endişe ediyordum. Meğer ABD seçim yaptırmadan işin adını koymuş. Türkiye buna müsaade etmez. Bunun cevabı hem sahada hem masada verilir.” ifadelerini kullandı.
RUSYA, SURİYE VE İRA PLANA ORTAK MI?
PKK’nın bölgede devletleştirilmesine yönelik kritik bir tespitte bulunan Hürriyet yazarı, bu durumun sadece Türkiye’nin sorunu değil, Suriye Devleti’nin de sorunu, Suriye rejiminin hamisi olan Rusya’nın da sorunu, Tahran’ın savunması Şam’dan başlar diyen İran’ın da sorunu olduğunu belirtti.
Selvi, Türkiye’nin burnunun dibinde ikinci İsrail Devleti’nin temellerinin atıldığını ve buna Türkiye’den başka kimsenin sesini çıkarmadığını ifade ederek “Türkiye’nin gücü buna engellemeye yeter ama Suriye rejimi, Rusya ve İran’ın da bu konuda kararlı bir tutum takınması gerekiyor. Yoksa hepsi ABD planlarına boyun eğmiş olurlar. Yoksa diyorum Rusya, Suriye ve İran da bu plana ortak mı? Bu kadar sessiz kalmaları beni kuşkulandırıyor.” dedi.
ABD’NİN AÇIKLAMASINDAKİ DETAYLAR
Selvi diğer taraftan ise ABD’nin PKK’nın seçim yapmasına değil, seçimin zamanlamasına itiraz ettiğini “Oysa sen bir terör örgütüsün, Suriye toprakları üzerinde Suriye’nin onayı olmadan, Suriye’nin idari yapısını değiştirecek, BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararına aykırı olarak Suriye’nin toprak bütünlüğünü ihlal eden bir seçimi yapamazsın” demediğini söyledi.
ABD’nin açıklamasındaki bir başka detaya da dikkat çeken Selvi, Suriye Devleti’nin adının değiştirildiğini belirtti. Selvi “Suriye’de sanki başka bir devlet kurulmuş. Oysa o topraklar üzerinde bir devlet var. Onun adı da Suriye Arap Cumhuriyeti. PKK daha seçim yapmadan ülkenin adını değiştirmiş. ABD’den o tanımla ilgili de bir itiraz yok. Bunu yapan yarın da İran’ın adını değiştirir, İran İslam Cumhuriyeti yerine İran Demokratik Cumhuriyeti derler.” ifadelerine yer verdi.
Yazının devamında ise PKK’nın isminin bir gecede SDG olarak değiştirildiğini ve bunun PKK’nın hamisi olarak bilinen McGurk’un planı olduğunu söyleyen Selvi, şu sözleri kullandı;
Dikkat ettiniz mi? PKK’nın sözde seçim ve özerklik planının arkasındaki isim de McGurk…
İki ABD var; biri sahadaki ABD. PKK’ya sözde seçim yaptırmak isteyen, özerk yönetim planları oluşturan, terör devleti kurmak için çalışan ABD.
Bir de şartlar tam oluşmadıysa seçimleri biz ertelettik diye ortaya çıkan resmi Amerika…
ABD’nin resmi yüzü aldatıcıdır. Siz siz olun resmi ABD’ye değil, sahadaki gerçek ABD’ye inanın.
]]>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Türkiye-İspanya 8. Hükümetlerarası Zirvesi kapsamında, 12-13 Haziran’da İspanya’ya gitmesi bekleniyor. Erdoğan ve İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in katılımıyla ülkenin başkenti Madrid’de “İspanya-Türkiye İş Forumu”nun düzenlenmesi planlanıyor.
Forum çerçevesinde; finans, yeşil dönüşüm, enerji, altyapı, ulaşım alanlarında gerçekleştirilecek panellerde iki ülke arasındaki ticari işbirliğinin artırılması hedefleniyor.

“İSPANYA, GEÇEN YIL EN FAZLA İHRACAT YAPILAN SEKİZİNCİ ÜLKE OLDU”
DEİK Türkiye-İspanya İş Konseyi Başkanı Ebru Özdemir, AA muhabirine, iki ülke arasındaki ticari ilişkilere ve iş dünyası için yatırım fırsatı sunan alanlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İki ülke iş dünyasının birbirine “ticareti ve yatırımı dost ile yap” (friendshoring) kavramı çerçevesinde yaklaştığını belirten Özdemir, geçen yıl ikili ticaret hacminin 19,2 milyar dolar civarında olduğunu dile getirdi.
Özdemir, Türkiye’nin geçen yıl 9,3 milyar dolarla İspanya’ya tüm zamanların en yüksek ihracatını gerçekleştirdiğine dikkati çekerek, “İspanya, 2023 yılında en fazla ihracat yaptığımız sekizinci ülke olurken, Türkiye’nin toplam ihracatından aldığı pay yüzde 3,6 oldu. Bu hacmin gerçek potansiyelimizi yansıttığını düşünmüyorum. İki ülke arasındaki potansiyelin daha fazla olduğunu biliyor, bunun için daha büyük adımlar atıyoruz.” dedi.
“İSPANYOL FİRMALARIN TÜRKİYE’YE YAPTIĞI YATIRIMLAR 10,5 MİLYAR DOLARA ULAŞTI”
İkili ticaret hacminin lokomotifini otomotiv sektörünün oluşturduğunu söyleyen Özdemir, bu sektörü, 2,3 milyar dolarla hazır giyim ve konfeksiyon, 1,3 milyar dolarla kimyevi maddeler ve mamulleri, 620,8 milyon dolarla elektrik ve elektronik, 437,8 milyon dolarla çelik sektörkerinin izlediğini aktardı.
Özdemir, İş Konseyi olarak bu sektörlerde elde edilen ikili işbirliğini, özellikle sürdürülebilir enerji kaynakları, dijital teknolojiler, savunma sanayi, lojistik, sağlık ve turizm gibi alanlarda geliştirmeyi hedeflediklerini ifade etti.
Türkiye’de geçen yıl itibarıyla 775’ten fazla İspanyol firmanın faaliyet gösterdiğini bildiren Özdemir, “İspanyol firmaların 2016’dan bu yana Türkiye’ye yaptığı yatırımlar 10,5 milyar dolara ulaştı. Bu oldukça sevindirici bir rakam. Bu gelişmeyi tek taraflı okumamamız gerekiyor. Türk firmaların İspanya’da yaptığı faaliyetlerin olumlu yansıması olarak İspanyol firmalar, Türk iş dünyasını yakından tanıyor, ülkemizdeki fırsatların farkına varıyor.” dedi.

“İKİ ÜLKE ÖZELLİKLE KOBİ’LERİN DİJİTAL DÖNÜŞÜMÜNÜ DESTEKLİYOR”
İki ülke iş dünyasının özellikle dijitalleşme ve yeşil dönüşüm alanlarında daha yakın çalışmasını önemsediklerini belirten Özdemir, İspanya-Türkiye İş Forumu’nun odağında da bu konuların yer alacağını kaydetti.
Özdemir, Türkiye ve İspanya arasında yeşil dönüşüm konusunda önemli işbirliği fırsatlarının olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:
“İspanya’nın, elektrik üretiminde yenilenebilir enerjinin payını yüzde 50,3’ün üzerine çıkarmayı başarması bu çabada önemli bir adım. İspanyol hükümeti tarafından ana hatları çizilen 2030 Ulusal Entegre Enerji ve İklim Planı, elektrik üretimi için 157 gigavatlık birleşik kurulu kapasite öngörüyor. Türkiye’nin geçen yıl enerji üretiminin yüzde 39’u yenilenebilir kaynaklardan sağlanırken, enerji yatırımlarının yüzde 64’ü yenilenebilir enerji projelerine tahsis edilmiş durumda. Yenilenebilir enerji kaynakları ve elektrikli araçlar konusunda attığımız adımlar önemli. Yeşil dönüşümde kararlı iki ülkenin iş dünyası için bu alanda hem tecrübe paylaşımı hem de işbirliği fırsatlarını değerlendirmemiz gerektiğine inanıyorum.”
Dijital dönüşümün de işbirliğinde önemli fırsatları beraberinde getirebileceğine değinen Özdemir, Türkiye ve İspanya’nın özellikle KOBİ’lerin dijital dönüşümünü desteklediğini, bu çerçevede Türk iş dünyasının ortak çalışmalar yapmaya tamamen hazır olduğunu söyledi.
Özdemir, Türkiye’nin girişim (start-up) ekosistemini geliştirmek için önemli adımlar attığının altını çizerek, bu konuda da iki ülkenin işbirliğini artırmaya hazır olduklarını belirtti.
Türk iş dünyasının Afrika, Orta Doğu, Orta Asya ile olan yakın temaslarının İspanyol iş dünyası için potansiyel işbirliği alanı oluşturduğunu vurgulayan Özdemir, “İspanya’nın Latin Amerika’da tecrübe ve sahip olduğu önemli ilişkileri, Türk iş dünyası için benzersiz bir fırsat sunuyor.” dedi.
“TURİZM VE SAĞLIK SEKTÖRLERİ KARŞILIKLI YATIRIM FIRSATLARI SUNUYOR”
Özdemir, iki ülke arasında yenilenebilir enerji alanındaki işbirliğinin yanı sıra turizm ve sağlık sektörlerinde de yatırım fırsatları bulunduğunu söyleyerek, şunları kaydetti:
“İki ülke arasındaki turizm işbirliklerinin derinleştirilmesi gerekiyor. Bu doğrultuda karşılıklı uçuşların ve uçuş noktalarının artırılması, deniz taşımacılığının geliştirilmesi, her iki ülkeyi de kapsayan uzak pazarlardan gelen turistler için ortak tur paketleri oluşturulması, Akdeniz’in çevre temizliği ve rehabilitasyonuna odaklanılması gibi hedeflerimizin olduğunu söylemek mümkün. Sağlık turizmini teşvik etmek için ortak pazarlama stratejileri geliştirmek ve ilaç endüstrisi ile sağlık teknolojileri alanında ortak AR-GE projelerine yatırım yapılmasının önemine değinmek isterim. Bu işbirliği, Türkiye’nin Uluslararası Finans Kurumu (IFC) ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) desteğiyle finanse edilen sağlık projeleri de dahil olmak üzere, her iki ülkenin sağlık sistemlerini entegre etmeyi, uluslararası sağlık turizmi pazarındaki rekabet güçlerini artırmayı amaçlayarak sağlık sektöründe işbirliği desteklenebilir.”
European Organization for Nuclear Research (CERN) ve Synchrotron-light for Experimental Science and Applications in The Middle East (SESAME) gibi kurumlarda ortaklıkları bulunan Türkiye’de, süper iletken teknolojisi konusunda en önemli adımlardan biri TARLA ile atıldı.
Ankara Üniversitesi bünyesinde gerçekleştirilen ve daha sonra yasa ile devlete ait araştırma laboratuvarı haline getirilen TARLA, Faz-1 20 meV (em-ivi) demet hattıyla, yerli donanım ve yetkinlikleriyle Türkiye’yi süper iletken elektron hızlandırıcı teknolojisine sahip, dünyadaki 5 ülke arasına soktu.

11 PROJE YÜRÜTÜLÜYOR
Prof. Dr. Hasan Serdar Öztürk yönetimindeki TARLA için bugüne kadar 35 milyon euro kaynak sağlandı. Süper iletken teknolojisini kullanarak elektron hızlandırma yeteneği sayesinde TARLA, bilim ve mühendislik alanında önemli kazanımlar sağlayacak. Kanser hastalarına uygulanan ışın ve hadron tedavisi, parçacık fiziği, nükleer fizik, biyoteknoloji, nanoteknoloji, genetik, malzeme, endüstri, metroloji, kimya, enerji, savunma, uzay, iletişim, lazer gibi bir çok alanda eğitim ve araştırma çalışmaları TARLA’da yürütülecek.
Prof. Öztürk, “TARLA ile Türkiye, hızlandırıcı teknolojilerine dayalı bilimsel çalışmalar konusunda önemli bir eşiği aşmış oldu. Halen TARLA’da 2’si AB, 9’u da TÜBİTAK destekli 11 proje yürütülüyor. TARLA’nın kurulumu da yine Türk ekip tarafından yapıldığı için önemli bir tecrübe sağlanmış oldu” diyor.
TARLA Lider Araştırmacısı Dr. Veli Yıldız ise yurt dışında hızlandırıcı alanında önemli çalışmalar yapmış bir isim. Yıldız, TARLA ve yapılan çalışmaları TRT Haber’e anlattı:
“TARLA parçacıklarla hem araştırma yapma imkanı sağlayacak hem de bir merkez. Bu yüzden önemi büyük. Dünyada birçok parçacık hızlandırıcı var fakat TARLA süper iletken bir hızlandırıcı ve yapacağı iş bir ışın çıkartmak olacak deneyler yapmak için. Süper iletken teknolojisine dayalı merkezler fazla yok dünyada. Beş ülkede var. TARLA onlardan bir tanesi olacak.”

“İLK HIZLANMADAN SONRA TÜRK BAYRAĞI ASTILAR”
“TARLA uzun zamandan beri kuruluyor ama bir hızlandırıcının çalışması için de epey bir destekleyici sistem gerekiyor. Sistemler 2023 sonuna kadar bitirildi ve şu anda yoğun bir şekilde demet hattını, hızlandırıcı hattını kurup onun testlerini yapıyoruz. Nisan ayında büyük bir adım gerçekleştirdik. Süper iletken parçacıkları hızlandırdık. İlk hızlanmayı yaptıktan sonra buradaki çalışan arkadaşlar Türk bayrağını kontrol odasına astılar.”
“BILIMI ÇOK GELIŞTIRECEK”
“Bu, Türkiye’de yapılan ilk hızlandırma. TARLA, Türkiye’de teknoloji hızlandırıcı ve hızlandırıcı bilimini çok geliştirecek. Hızlandırıcıdan çıkan parçacıklar, çıkartılan ışınlar veya lazerle hem fizik hem kimya hem biyoloji alanında materyal, araştırmaları yapılabilecek. Aldığımız bir toprak örneğini mesela ışınladığımızda ve etrafına dedektörler koyup baktığımızda içindeki malzemelerin ne olduğunu görebileceğiz.”

“RADYOTERAPI VE HADRONTERAPIDE KULLANILIYOR”
“Hızlandırıcıların tıpta kullanım alanı çok. Hem medikal malzemelerin sterilizasyonunda kullanıyor hem kanser tedavisinde kullanılıyor. Radyoterapi ve hadronterapide yararlanılıyor. Ayrıca yurt dışından ithal edilen malzemelerin içerisinde sağlığa zararlı veya zararlı maddeler var mı diye görmek istiyorsak eğer, onları buradaki ışınlama yöntemi ile görebileceğiz.”
“KURGU DEĞİL BİLİM”
“Yapılan çalışmalara ‘bilim kurgu’ demeyelim artık. Bilim… Çok eski yıllarda bu bilim kurguydu ama çoğu yerde kullanılan hatta belki Türkiye’de de gecikmiş olan bir teknoloji diyelim. TARLA da o boşluğu dolduracak Türkiye’de. Geliştirilen teknoloji ve yan ürünleri ile Türkiye’ye ileride çok büyük faydası olacağını düşünüyorum böyle bir tesisin.”

“SÜPER ILETKEN HIZLANDIRICISI ILE TÜRKIYE’DE EŞSIZ”
“TARLA daha önce Ankara Üniversitesi’ne bağlıydı fakat 2020 senesinde ulusal merkez haline geldi. Şu anda üniversiteden bağımsız, kampüsünde olsak bile bir ulusal araştırma merkeziyiz. Burayı Türkiye’de benzersiz yapan boyutu, hızlandırıcının büyüklüğü, imkanları, ulusal bir merkez olması ve hızlandırıcının tipi yani süper iletken olması.
TARLA Türkiye’yi kesinlikle ileri taşıyacak. Burada yapılan araştırmalarla hem teknolojinin geliştirilmesi hem de bilim insanlarına sunacağı imkanlarla yapılacak araştırmalarla kesinlikle teknoloji bir şekilde geri dönecek ve Türkiye’de hem teknoloji ilerleyecek hem bilim ilerleyecek. Hızlandırıcı teknolojisi gerçekten çok önemli dünyada. Çok yere dokunuyor kullanıcı teknolojisi ve Türkiye’de de böyle bir tesisin olması beni sevindiriyor.”
Forum çerçevesinde; finans, yeşil dönüşüm, enerji, altyapı, ulaşım alanlarında gerçekleştirilecek panellerde iki ülke arasındaki ticari işbirliğinin artırılması hedefleniyor.
“İSPANYA, GEÇEN YIL EN FAZLA İHRACAT YAPILAN SEKİZİNCİ ÜLKE OLDU”
DEİK Türkiye-İspanya İş Konseyi Başkanı Ebru Özdemir, iki ülke arasındaki ticari ilişkilere ve iş dünyası için yatırım fırsatı sunan alanlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İki ülke iş dünyasının birbirine “ticareti ve yatırımı dost ile yap” (friendshoring) kavramı çerçevesinde yaklaştığını belirten Özdemir, geçen yıl ikili ticaret hacminin 19,2 milyar dolar civarında olduğunu dile getirdi.
Özdemir, Türkiye’nin geçen yıl 9,3 milyar dolarla İspanya’ya tüm zamanların en yüksek ihracatını gerçekleştirdiğine dikkati çekerek, “İspanya, 2023 yılında en fazla ihracat yaptığımız sekizinci ülke olurken, Türkiye’nin toplam ihracatından aldığı pay yüzde 3,6 oldu. Bu hacmin gerçek potansiyelimizi yansıttığını düşünmüyorum. İki ülke arasındaki potansiyelin daha fazla olduğunu biliyor, bunun için daha büyük adımlar atıyoruz.” dedi.
“İSPANYOL FİRMALARIN TÜRKİYE’YE YAPTIĞI YATIRIMLAR 10,5 MİLYAR DOLARA ULAŞTI”
İkili ticaret hacminin lokomotifini otomotiv sektörünün oluşturduğunu söyleyen Özdemir, bu sektörü, 2,3 milyar dolarla hazır giyim ve konfeksiyon, 1,3 milyar dolarla kimyevi maddeler ve mamulleri, 620,8 milyon dolarla elektrik ve elektronik, 437,8 milyon dolarla çelik sektörkerinin izlediğini aktardı.
Özdemir, İş Konseyi olarak bu sektörlerde elde edilen ikili işbirliğini, özellikle sürdürülebilir enerji kaynakları, dijital teknolojiler, savunma sanayi, lojistik, sağlık ve turizm gibi alanlarda geliştirmeyi hedeflediklerini ifade etti.
Türkiye’de geçen yıl itibarıyla 775’ten fazla İspanyol firmanın faaliyet gösterdiğini bildiren Özdemir, “İspanyol firmaların 2016’dan bu yana Türkiye’ye yaptığı yatırımlar 10,5 milyar dolara ulaştı. Bu oldukça sevindirici bir rakam. Bu gelişmeyi tek taraflı okumamamız gerekiyor. Türk firmaların İspanya’da yaptığı faaliyetlerin olumlu yansıması olarak İspanyol firmalar, Türk iş dünyasını yakından tanıyor, ülkemizdeki fırsatların farkına varıyor.” dedi.
“İKİ ÜLKE ÖZELLİKLER KOBİ’LERİN DİJİTAL DÖNÜŞÜMÜNÜ DESTEKLİYOR”
İki ülke iş dünyasının özellikle dijitalleşme ve yeşil dönüşüm alanlarında daha yakın çalışmasını önemsediklerini belirten Özdemir, İspanya-Türkiye İş Forumu’nun odağında da bu konuların yer alacağını kaydetti.
Özdemir, Türkiye ve İspanya arasında yeşil dönüşüm konusunda önemli işbirliği fırsatlarının olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:
Dijital dönüşümün de işbirliğinde önemli fırsatları beraberinde getirebileceğine değinen Özdemir, Türkiye ve İspanya’nın özellikle KOBİ’lerin dijital dönüşümünü desteklediğini, bu çerçevede Türk iş dünyasının ortak çalışmalar yapmaya tamamen hazır olduğunu söyledi.
Özdemir, Türkiye’nin girişim (start-up) ekosistemini geliştirmek için önemli adımlar attığının altını çizerek, bu konuda da iki ülkenin işbirliğini artırmaya hazır olduklarını belirtti.
Türk iş dünyasının Afrika, Orta Doğu, Orta Asya ile olan yakın temaslarının İspanyol iş dünyası için potansiyel işbirliği alanı oluşturduğunu vurgulayan Özdemir, “İspanya’nın Latin Amerika’da tecrübe ve sahip olduğu önemli ilişkileri, Türk iş dünyası için benzersiz bir fırsat sunuyor.” dedi.
“TURİZM VE SAĞLIK SEKTÖRLERİ KARŞILIKLI YATIRIM FIRSATLARI SUNUYOR”
Özdemir, iki ülke arasında yenilenebilir enerji alanındaki işbirliğinin yanı sıra turizm ve sağlık sektörlerinde de yatırım fırsatları bulunduğunu söyleyerek, şunları kaydetti:
Söz konusu ilave gümrük vergisi kararının, Çin’den ithal edilen binek otomobillere karşı gaz-fren dengesi kapsamında otomotiv endüstrisini koruyacak zorunlu bir adım olduğuna dikkati çeken Avdagiç, şu ifadeleri kullandı:
“Türk sanayinin lokomotif sektörü otomotiv endüstrisinin korunmasına yönelik atılan bu adımı olumlu karşılıyoruz. Ticaret Bakanlığı ‘gümrük’ politikaları enstrümanını Türk sanayinin önünü açacak bir bilinçle kullanıp bu yılın sektör için geri giden ya da yerinde sayan bir yıl olmasını önleme girişiminde bulunmuştur.”
Avdagiç, diğer taraftan Çin’in, Türkiye’nin genel ithalatında ilk grup ülkelerden biri olduğunu anımsatarak, “Dış ticaret açığımızın yüzde 40’ını Çin’den verirken, buna karşı endüstrilerimizi korumamız kadar normal bir şey olamaz.” dedi.
“AVRUPA KOMİSYONU DA BU HAFTA BENZER BİR TEDBİRİ ELEKTRİKLİ ARAÇLAR İÇİN UYGULAMAYA SOKACAK”
Ayrıca otomotiv sektöründe yerli üretimin rekabet gücünün artırılması ve Avrupa pazarındaki payın korunması için de doğru zamanda alınmış bir karar olduğunu belirten Avdagiç, şunları kaydetti:
“Otomotivde yarım asırda elde ettiğimiz rekabet üstünlüğümüzü korumamız için ne gerekiyorsa onu yapmamız gerekiyordu, alınan karar da bunun yerine getirilmesi oldu. Otomotiv endüstrimiz güçlendikçe ve inovatif milli üretime daha fazla odaklandıkça, ilave ithalat vergisi gibi tedbirlere ihtiyaç tabii ki azalacaktır. Ancak halihazırdaki küresel konjonktürde bu tarz gümrük stratejilerinin yoğun şekilde uygulandığını biliyoruz. Nitekim bu hafta benzer bir tedbiri elektrikli araçlar için Avrupa Komisyonu da uygulamaya sokacak.”
Avdagiç, “Elbette Türkiye de koltuğuna yaslanıp, otomotiv endüstrisinde onarılması güç bir hasarın oluşmasını izlemeyecekti. Tıpkı diğer Avrupa ülkeleri gibi Çin’in artan otomobil ihracatına karşı endüstrisini korumak için ticari baskı seçeneğini devreye alacaktı. Hiç şüphesiz Türkiye, küresel otomotiv ihracat başkentlerinden biridir, bunu korumamız da elzemdir. Aynı zamanda ülkemiz belirtmeliyim ki Çin’e karşı geçici dezavantajlarını aşacak altyapı ve tecrübeye de sahiptir.” diye konuştu.
“ÇİN MARKALARINA BİR MESAJ OLARAK GÖRÜYORUZ”
Türkiye’nin hem tedarik güvenliği hem tedarik maliyetleri bakımından dünya ölçeğinde eşsiz bir konuma sahip olduğunu vurgulayan Avdagiç, sözlerini şöyle tamamladı:
“İlave ithalat vergisini, Çin markalarına Türkiye’de yatırımı gündemlerine öncelikli olarak almaları için de bir mesaj olarak görüyoruz. Hükümetimizin katma değer sağlayacak bu tarz doğrudan yatırımlara tam destek sağlayacağından eminiz. Diğer yandan dünyada iyice baskısını artıran bu gümrük savaşları bir kere daha hatırlatıyor ki AB ile Gümrük Birliği’ni güncellemeli ve yeni STA’ları hızla devreye almalıyız.”
GALERİYE GİT

Kent açıklarında demirleyen geminin mürettebatı, yarın Kuşimoto’nun Kaşino sahilinde bulunan Ertuğrul Fırkateyni Şehitleri Anıtı’ndaki resmi törene katılacak.
Japon Prenses Akiko ile iki ülkeden bürokratların yer alması beklenen törende 134 yıl önceki faciada hayatını kaybeden Osmanlı denizcileri yad edilecek.

– “ERTUĞRUL, İKİ DENİZCİ ÜLKEYİ BULUŞTURAN BİR HİKAYE”
Etkinliğin ev sahiplerinden Türkiye’nin Tokyo Büyükelçisi Korkut Güngen, AA muhabirine, tören için hazırlıkları tamamladıklarını söyledi.
1890’da Ertuğrul Fırkateyni’nin dönemin şartlarında Japonya’ya geldiğini ve görevini başarıyla tamamladığını belirten Güngen, dönüş yolundaki talihsiz kazayı anımsattı.
Güngen, “Ne yazık ki ülkemize dönerken tayfuna yakalanıp talihsiz kaza sonucunda denizcilerimiz şehit olmuş, bir kısmı da Kuşimoto halkının desteğiyle kurtarılmış.” dedi.
Kurtarılan Osmanlı denizcilerini, Japonya Deniz Kuvvetlerine ait iki geminin İstanbul’a taşıdığını anlatan Güngen, bu acı olayın iki ülke ilişkilerindeki tarihi önemini vurguladı.
Güngen, “Japonya da Türkiye de denizci ülke. Bu denizcilik hikayesi, iki ülkeyi bir araya getiren önemli bir hikaye. Ertuğrul, iki denizci ülkeyi buluşturan bir hikaye.” ifadelerini kullandı.

– “TCG KINALIADA, MİLLİ AMBLEM NİTELİĞİ TAŞIYOR”
Güngen, yarın Türk Şehitliği’nde düzenlenecek tören dolayısıyla büyük heyecan duyduklarını, sosyal medyada da gemi ve etkinliğe yönelik büyük ilgi gözlemlediklerini belirtti.
“Japon halkı, hava muhalefetine rağmen Kuşimoto’ya sırf gemimizi görmeye geliyor.” diyen Güngen, korvetin Tokyo ve Hiroşima’da da halkın ziyaretine açık olacağını söyledi.
Kınalıada’yı uzun zamandır beklediklerini dile getiren Güngen, “Korvetimizin bayrağının bu üç limanda dalgalanacak olması ayrı bir şeref, çok memnunuz.” dedi.
Geminin “milli amblem” niteliği taşıdığını belirten Güngen, “Savunma sanayimiz önemli aşamalar katetti, milli gemimiz o aşamaların çok güzel bir göstergesi ve amblemi.” değerlendirmesinde bulundu.

– “TÜRK DOSTU” KUŞIMOTO
Gencinden yaşlısına Kuşimoto sakinleri, korvetin ülkelerine intikali ve kent açıklarında demirlemesinden duydukları heyecanı dile getirdi.
Soyadını vermek istemeyen taksi şoförü Maeda, resmi törenden henüz haberdar olduğunu belirterek, işinin uygun olması halinde yarın Türk Şehitliği’ndeki törene katılmak istediğini söyledi.
Kentte Türk turistleri gördüğünü belirten Maeda, “Törenin başarıyla düzenlenmesini ve Türk-Japon ilişkilerindeki dostluğun sürdürülmesini umuyorum.” dedi.
Kuşimoto Turizm Derneği Temsilcisi Aoki, Türk gemisinin kente gelmesinden büyük heyecan duyduğunu dile getirdi.
Çok sayıda Türk’ün kente geldiğini belirten Aoki, “Umarım geçmişten gelen Kuşimoto kültürünün yanı sıra Türk dostu şehrin sıcak atmosferi hissedilir.” ifadesini kullandı.

– “ERTUĞRUL FIRKATEYNİ’NİN HİKAYESİNİ OKUL MÜFREDATINDAN ÖĞRENDİK”
Lise öğrencisi Haşino, Ertuğrul Fırkateyni’nin hikayesini okul müfredatından öğrendiklerini ve dondurma başta olmak üzere kentteki yaygın Türk kültürünü sevdiğini söyledi.
Törene katılmayı çok istediğini belirten Haşino, “Ancak yarın evden çıkamayacağım, haberleri izleyip tören organizasyonunu sabırsızlıkla bekliyor olacağım.” dedi.
Kuşimoto’nun “Türk dostluğunun” tanıtılması gerektiğini kaydeden Haşino, gelecekte Türkiye’ye giderek turistik mekanları görmek ve yerel lezzetleri tatmak istediğini anlattı.
Tren istasyonu görevlisi Kimura da “Japon-Türk dostluğunun derinleşmesinin iyi olduğunu düşünüyorum ve tören gibi etkinliklere kesinlikle katılmak istiyorum.” diye konuştu.
1998’DE ATILAN KRİTİK ADIM
Aslında Türkiye’nin Afrika stratejisinin AB tarafından bile imrenilecek bir atılım olarak görülmesinin temelleri 1998 yılına dayanıyor. O donemde iktidarda olan ANASOL-D hükümeti tarafından Afrika Eylem Planı‘nın başlatılmasından bu yana yeni bir eksene girildi. 2005 yılında Ankara’nın o yılı “Afrika yılı” ilan etmesi ve 2008 yılında Türkiye’nin Afrika Birliği‘ne stratejik bir ortak olarak kabul edilmesiyle Türkiye’nin Afrika ile ilişkileri ivme kazandı. 5 yılda bir düzenlenen Türkiye-Afrika Ortaklık Zirveleri‘nin sonuncusu İstanbul’da yapıldı. Afrika‘da 2002 yılında 12 olan Türk büyükelçiliği sayısı bugün 44’e ulaştı. Türk Hava Yolları şu anda 60’tan fazla Afrika noktasına uçuyor. Son yirmi yılda Türkiye ile Afrika arasındaki ticaret 5.4 milyar dolardan 40 milyar doların üzerine çıktı. Bu stratejiye Türkiye’yi Osmanlı geçmişinden dolayı bir “Afro-Avrasya” devleti olarak tasvir eden bir anlatı da eşlik ediyor. Tabii bu noktada Türkiye’nin önemli bir rakibi de var. Çin, yıllardır Afrika kıtasında önemli bir nüfuz yaratmak için çaba gösteren ülkelerin başında geliyor. Birçok ülkede çok önemli Çin yatırımları mevcut.

EGEMENLİĞE SAYGI PRENSİBİ
Afrika’da yayınlanan The Nation gazetesi “Türkiye, Çin’in Afrika’daki ekonomik saltanatına nasıl karşı koyuyor?” analizinde daha önce Çinli firmalara verilen bazı ihalelerin, bu sektörde hala rakipsiz olan Pekin‘in yeni rakiplere zemin kaybetmeye başlamasıyla Türk şirketlerine gittiği vurgulandı. Bu durum, Dünya Bankası‘nın Afrika’nın nüfusunun hızla artması ve kentleşmenin etkisiyle altyapı harcamalarına olan talebin 2040 yılına kadar yılda 300 milyar ABD dolarına ulaşacağını açıkladığı bir dönemde gerçekleşiyor. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı‘nın (TIKA) 22 ofis kurması ve Maarif Vakfı‘nın onlarca ülkede 200’e yakın okul işletmesi ile Türkiye uzun zamandır Afrika’da güçlü bir varlık gösteriyor. Bu durum Türk inşaat projelerinin çoğalmasına yol açtı. Türkiye Müteahhitler Birliği, Türk inşaat firmalarının şu anda Afrika’daki uluslararası inşaat işlerinin yüzde 20’sinden fazlasını yürüttüğünü belirtiyor.
Uluslararası raporlarda Türkiye’nin uyguladığı strateji ‘bromans‘ olarak nitelendiriliyor. Bu kardeşlik (brotherhood) ve aşk (romans) kelimelerinin birleşiminden oluşuyor. Burada en kritik olan ise Türkiye’nin sömürgeleşme travmasını atlatamayan bu ülkelere ‘egemenliğe saygı’ prensibiyle yaklaşması. Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Bölgesi Genel Sekreteri Wamkele Mene, “Türkiye hiçbir sömürge bagajı olmadan geliyor. Bu bir avantaj” diyor.
AFRİKA İLE YAKINLAŞMANIN KİLOMETRE TAŞLARI
1998
Afrika Eylem Planı Türk Dışişleri Bakanlığı tarafından sunuldu
2005
“Afrika Yılı” Olarak İlan Edildi 2005 Türkiye’ye Afrika Birliği (AU) tarafından gözlemci statüsü verildi.
2008
Türkiye, Afrika Birliği’nin stratejik ortağı oldu 2008 1. Türkiye-Afrika Zirvesi, İstanbul
2011
Türkiye’nin Somali’de birincil aktör olarak ortaya çıkışı
2014
2. Türkiye-Afrika Zirvesi, (MalaboEkvator Ginesi)
2021
3. Türkiye-Afrika Zirvesi, (İstanbul)
AFRİKA’NIN SÖMÜRGECİLİK KARŞITI HAYIRSEVER AĞABEYİ
Alman Dışişleri Bakanlığı tarafından düşünce kuruluşu Stiftung Wissenschaft und Politik’e hazırlatılan ‘Türkiye’nin Afrika’daki Güvenlik Ayak İzini İncelemek‘ başlıklı raporda Türkiye’nin Afrika hamlelerinden çıkarılabilecek dersler sıralandı. Alman haber ajansı Deutsche Welle de Türkiye’yi Afrika’nın sömürge karşıtı cömert ağabeyi olarak tanımlayan detaylı bir analiz yayınladı. The Economist ise “Türkiye Afrika’ya büyük bir diplomatik ve kurumsal atılım yapıyor. Mühendisler ve dizilerin yanı sıra silahlar ve askerler de gönderiyor” diyerek bu çabaları övdü. Atlantic Council, “Türkiye’nin Afrika’ya yaklaşımı NATO’nun gelecekteki angajmanına ışık tutabilir” diyerek NATO’nun Afrika’daki etkisinin Türkiye ile gelişebileceği yorumunu yaptı.
TÜRKİYE’NİN AFRİKA’DAKİ AYAK İZLERİ
Türkiye’nin kıtada artan etkisi, genellikle stratejik ticaret yolları üzerinde yer alan limanlar, demiryolları, enerji tedariki ve havaalanları gibi altyapı projelerine yapılan yatırımları içeriyor. Bu yatırımlar genellikle ek ekonomik faaliyetlere yol açan uzun vadeli işletme imtiyazlarını mümkün kılıyor. Daha sonra, birçok ülkede oteller, konferans binaları ve spor sahaları gibi ticari varlıklara önemli yatırımlar yapılıyor. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) tarafından iş konseylerinin yaygınlaştırılması, özel-kamu ortaklıklarını ve yatırımlarını teşvik ediyor.

25 OKULDA AFRİKALI ÖĞRENCİLERE TÜRKÇE EĞİTİM
Türkiye’nin Afrika ile yakınlaşması, daha önce burada etki alanı kurmak için yüzlerce eğitim kurumu açan FETÖ’nün okullarının kolaylıkla Ankara’ya devredilmesini sağladı. Şimdi “Maarif okulları” olarak anılan bu okullar 25 Afrika ülkesinde yaklaşık yirmi bin öğrenciye Türkçe eğitim veriyor. Son on yılda Afrika‘dan 20 bine yakın öğrenci Türkiye’de üniversite okumak için burs aldı. Bu okullardan mezun olan öğrenciler Türkiye-Afrika arasında ticareti geliştirmek için kurulan birçok şirkette yönetici olarak kolaylıkla iş buluyorlar.

TÜRK DİZİLERİ AFRİKA’DA ÇOK POPÜLER
Türkiye’de çekilen dizi ve filmler Afrika’da Netflix gibi platformlarda en çok izlenen yapımlar arasında yer alıyor. Birçok Afrikalı Türkçeyi bu dizilerden öğrendiklerini söylüyor. Bu dizilerin Nijerya ve Uganda gibi birçok Afrika ülkesinin sosyokültürel yapısını bile etkilediği belirtiliyor. Muhteşem Yüzyıl, Uganda televizyonuna geldiğinde büyük bir izleyici kitlesi bularak Türk ürünlerine yönelik artan bir talep yarattı. İtalya’daki Girona Üniversitesi’nden Sebastián Ruiz Cabrera tarafından yayınlanan bir makale “Türk-kültürel ürünlerinin Afrika’ya yönelik dış politikası üzerindeki etkileri: Kenya, Mozambik ve Senegal’de bir yumuşak güç örneği olarak Türk dizileri” başlığını taşıyordu.
AB RAPORUNDA YER ALAN ANALİZ: ‘TÜRKİYE İLE YAPICI ORTAKLIK ŞART’
Chaillot Raporu adı verilen AB raporu Türkiye’nin dünyadaki dört farklı bölgedeki varlığını ve bu bölgelerle etkileşimini inceliyor: Batı Balkanlar; Güney Kafkasya; Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Körfez bölgesi ve Afrika. Raporun en geniş yer ayırdığı yer ise Afrika kıtası. Türkiye’nin artan etkisi bu bölümde Türk Hava Yolları’nın kıtanın en ücra köşelerine yaptığı uçuşlar, hemen hemen Afrika’daki tüm ülkelerle imzalanan güvenlik iş birliği anlaşmaları, İHA ve zırhlı satışları, Türkiye’nin eğitim kurumlarında okuyan binlerce Afrikalı öğrenci ve diplomatik ziyaretlerin giderek artan sıklığı örnek gösteriliyor. Raporda şu ifadelere yer veriliyor:
İTALYA ANKARA İLE ORTAK STRATEJİ PEŞİNDE
Nijer, Mali ve Gabon‘da Fransa’ya sempati duyan rejimlerin yakın zamanda devrilmesi ve bununla birlikte Fransız güçlerinin geri çekilmesi Fransa’nın Batı Afrika’daki tarihi siyasi ve ekonomik etkisini ciddi şekilde zayıflattı. BBC’ye göre bu durum Afrika‘da bir etki alanı oluşturmak isteyen İtalya‘nın iştahını kabartmış durumda. İtalya’nın yeni Başbakanı Meloni‘nin Türkiye’ye ocak ayında yaptığı ziyarette Afrika‘da Türkiye ile ortak hareket etme isteğini dile getirdiği biliniyor.
AFRİKA DÜNYADA NEDEN BU KADAR İLGİ ÇEKİYOR
‘Yükselen Afrika‘ için reel gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYH) büyümesinin 2024 ve 2025 yıllarında sırasıyla ortalama %3.8 ve %4.2 olması bekleniyor. Bu oran, %2.9 ve %3.2 olarak öngörülen küresel ortalamalardan daha yüksek. Yani Afrika, Asya’dan sonra en hızlı büyüyen ikinci bölge olmaya devam edecek. Bu da tüm dünyanın ekonomik açıdan bu bölgede iş yapma iştahını artırıyor.
Bu 7 milyon öğrencinin özellikle 10 ülkeyi tercih ettiğini vurgulayan Eren, bu işin ekonomisinin de çok önemli olduğunu aktardı. ABD, İngiltere, Fransa, Kanada, Avustralya ve Almanya‘dan sonra Türkiye’nin geldiğine işaret eden Eren, dünya sıralamasında Türkiye‘nin ilk 7’de yer aldığını kaydetti.
YTB Başkanı Abdullah Eren, şunları söyledi;
“DÜNYANIN BİRÇOK ÜLKESİNDE TÜRKÇE KONUŞAN GENÇLERİMİZ VAR”
Romanya’da soydaşlarımız var. Orada bazı eğitim etkinlikleri düzenliyoruz. Bu eğitimleri başarı ile tamamlayan öğrencilerimizi her sene Türkiye’ye getiriyoruz.
Bunun yanı sıra yazarlık akademileri yapıyoruz. Balkanlar’da, dünyanın birçok ülkesinde Türkçe konuşan gençlerimiz var onlara bir dergi çıkardık. Mezun derneklerimiz var. Bunları bir sürü ülkede yapıyoruz. Türkiye’de öğrenci olarak okumuş ve sonra ülkelerine dönmüş öğrencilerimiz kurdu bunu. Kültür ile alakalı da çok farklı faaliyetlerimiz var.
“DÜNYADAN BAŞARILI ÖĞRENCİLERİ ÜLKEYE ÇEKMEK STRATEJİK HEDEFTİR”
(Uluslararası öğrenci konusu) Bu hakikaten çok önemli bir konu. YTB’nin diaspora faaliyetlerinin yanı sıra 2011 senesinde kurumumuz Türkiye’nin uluslararasındaki eğitimleri çekebilmek için bir burs programı başlattı.
2011’de kurumumuzda Türk cumhuriyetlerinden gelen öğrencilerin burslandırılması konusunda bir koordinasyon yetkisi verildi. Türkiye Bursları adından yeni bir program ortaya çıkardık. Bunların yanı sıra bölgesinde etkin güç olmak isteyen dünyanın birçok bölgesinde güç kazanmaya çalışan bir ülkenin tüm dünyadan başarılı öğrencileri ülkeye çekmek çok stratejik bir hedeftir.

TÜRKİYE’DE OKUYAN ULUSLARARASI ÖĞRENCİ SAYISI 360 BİN
Türkiye Bursları’nın amacı dünyanın birçok ülkesinden başarılı öğrencileri Türkiye’de okutup onların ülkesine dönmesini sağlayarak onların Türkiye ile olan ilişkilerini devam ettirmeleri. Bu burslar kapsamında her sene başvurularımız artarak gitti. 2011’de Türkiye’de uluslararası öğrenci sayısı 20 bindi. Şu an 360 binden fazla öğrenci sayısı oldu.
Burslu öğrenci sayımız şu an 15 bin, 178 ülkeden. Bu noktaya gelinmesinde Türkiye Bursları’nın önemli bir etkisi oldu. Bizim geleneğimizde ilim talep eden talebeler her zaman seyahat etmişlerdir.
Türkiye’nin uluslararası öğrenci almaya başlaması Cumhuriyet’in ilk yıllarında, ikili anlaşmalarla Türkiye’ye öğrenciler geliyor. Akademisyenler de geliyor. Nazi Almanya’sında önemli isimler Türkiye’ye geliyor.
ÖĞRENCİLERİN TERCİH ETTİĞİ ÜLKELER ARASINDA TÜRKİYE 7. SIRADA
2024 yılında 7 milyon öğrenci kendi ülkesinin dışında okuyan öğrenci sayısı var. Bu mevcut şu an 7 milyon öğrenci 10 ülkeyi tercih ediyor. Bu işin ekonomisi çok önemli. 370 milyar dolarlık bir sermaye söz konusu. Bu 7 milyon öğrenci arasında 1 milyon öğrenci sayısı ile ABD’de birinci sırada yer alıyor. İngiltere, Fransa, Kanada, Avusturalya, Almanya ve Türkiye. Türkiye ilk 7’de.
Sadece sayı değil biz sayıyı artırırken kaliteyi de artırıyoruz. Bu büyük pastanın 30 küsür milyar dolardan fazlasını ABD alıyor. Türkiye burada 1,5 milyar dolar, dolaylı harcamalarla da 3 milyar dolara yakın Türkiye’ye faydası oluyor.
Bu öğrenci hareketliliğinde 51 bin Türk öğrenci Türkiye’den gidip yurtdışında okuyor. İngiltere’deki öğrencilerin yüzde 23’ü, Kanada 24, Avustralya’da yüzde 32.
Türkiye açısından uluslararası öğrenci sistemi bir ekosistem. Üniversitelerin kalitesi, sosyal imkanlar bu öğrencileri ülkeye çekmede belirleyici oluyor. Uluslararası öğrenci hareketliliği bakımından bu çok önemli.

Dünyanın birçok ülkesi, farklı ülkelerde yetişmiş zeki çocukları kendilerine çekmeye çalışıyor. İnsan kaynağı kazanılıyor. Bilgi dolaşımı oluyor. Aynı zamanda bu bir sektör. Bu önemli ülkeler bu işten para kazanmaya da çalışıyor.
“TÜRKİYE, ÖNEMLİ ÜLKELERİN DEVLET BURSLARIYLA REKABET EDİYOR”
Fransa’nın Campüs France bursu vardı. Onların çıkardığı bir raporda Türkiye, Türkiye Bursları ile Afrika’ya bizim etki alanımıza girmiş durumda diye rapor çıkardı. Bizim en büyük rakiplerimizden biri Fransa şu an alarm verdi resmen. Bunlar rekabet alanı.
“BİZ DİĞER BURS PROGRAMLARINDAN FARKLIYIZ”
ABD’nin Fulbright bursu, dünyanın birçok önemli yerinde başbanlık, önemli görevler yapmış olan kişiler Fulbright bursundan faydalanmıştır. Çok önemli devlet başkanları Fulbright bursu almıştır. Türkiye’den de Fulbright bursu alan isimler var. Onlarca liste var. Buraya baktığınızda yaklaşık 70 senedir devam ediyor ve bir amaca göre yapılıyor. Parlak, geleceği olan kişiler ABD’ye getiriliyor ve burada okutuluyor.
Daha sonra bu kişilerle irtibat devam ediyor. Biz diğer burs programlarından farklıyız. Türkiye Bursları ile Türkiye’ye gelen öğrenci, muhabbetle ayrılsın. Kültürümüzü görsün, tanısın. Gün sonunda biz bu öğrencilerin bir gönül elçisi olarak Türkiye’den ayrılmalarını istiyoruz. Tabii ki de iyi yerlere gelmelerini istiyoruz ama şüphesiz diğer burs programlarından farklı olarak bizimkinin ruhu var.
“BİZİM ANA GÖREVİMİZ BAŞARILI ÖĞRENCİLERİ BURSLANDIRMAK”
Türkiye’yi bilen, Türkçe konuşan Afrika’da, dünyanın birçok yerinde insanlar çıkıyor. Somali’de bizim bir mezunumuz var. Somali Savunma Bakanı. Biliyorsunuz Somali ile bir anlaşma yapıldı. Biz orada yüz ölçümü olarak ciddi bir yüz ölçümü aldık. Uzay çalışmaları ve deniz üssü ile ilgili ciddi çalışmalar yapılacak.
Bunun gibi önemli görevlerde bulunan mezunlarımızın ciddi katkısı oluyor Türkiye’ye. THY insan kaynağı olarak bizden de faydalanabiliyor. Bazen bir mezunumuzun katkıları yüz milyonlarca olabiliyor.
Bizim ana görevimiz başarılı öğrencileri burslandırmak. Bizim en önemli burada şartımız öğrencinin başarılı olmasıdır. Bizim sistemimiz var. Öğrenci başvurabiliyor. Temel başarı kriterlerimiz var. Mesela bir öğrencinin tıp okuyabilmesi için 90 üzeri puan alması gerekir. Yaş kriterimiz var.
“BİZ BAŞARILI VE OKUYABİLECEK ÖĞRENCİYİ TÜRKİYE’YE GETİRİRİZ”
Başarı kriteri ve yaş kriterinin yanı sıra her ülkelerin Türkiye ile ilişkileri vs hepsine bakarak stratejik kararlar veririz. Ülkelerin kontenjanları vardır. Biz başarılı ve okuyabilecek öğrenciyi Türkiye’ye getiririz. Şu an halihazırda 15 bin burslu öğrencimizi önce sınav, sonra mülakat yaparız.
150 bin başvurudan 10 bine düşürüp, 10 bini ile mülakat yapıp daha sonra 3 bin 500, 4 bin kişi seçiyoruz. Her sene ortalama 3 bin 500 öğrenci seçiyoruz. Öğrencinin kabiliyetlerine göre burslandırma yapıyoruz. Onlara taahhütname imzalatıyoruz. Ülkelerine gitmeleri konusunda imza attırıyoruz. Türkiye’de kalmıyorlar. Olağanüstü başarılı öğrenciler çıkarsa ve Türkiye’ye faydası olacaksa kalmalarını sağlıyoruz. Ama uluslararası öğrencilerin kendi ülkelerine döndürüp Türkiye’ye fayda sağlamalarını istiyoruz.
“2011’DEN BERİ 45 BİN ÖĞRENCİ BURSLANDIRDIK”
Biz 2011 senesinden beri 45 bin öğrenci burslandırdık. 150 binden fazla Türkiye Mezunları ailesi var ve bunlarla kontağımız devam ediyor. Sadece 100 mezunumuzla yaptığımız bir anketten bahsedeyim size. 100 Türkiye mezunu iş insanı 350 milyon dolar Türkiye’ye fayda sağlamış.
150 bin mezunu ile iletişimi devam ettirmek için Türkiye Mezunları ailesini kurduk. Dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan mezunlarımız için çeşitli dernekler açtırdık. Bunları o ülkenin vatandaşı Türkiye Mezunları açtı. Bu mezunlarımız önemli günlerde bir araya geliyor. Bugüne kadar 150’den fazla mezun buluşması yaptık.
Örneği Etiyopya’da bir mezunumuz var. Fennan diye. Fennan boya işi yapıyor daha önce İsrail’den alıyordu. Daha sonra Türkiye’ye gelerek tüm ihtiyaçlarını Türkiye’den karşılamaya başladı. Nijerya’da da farklı sektörle uğraşan mezunumuz var. Bunlar artık Türkiye’den isteklerini temin ediyor ve ihracata da katkı sağlıyorlar.
Biz dünyanın tüm ülkelerinden başvuru alıyoruz. Yakın çevremizdeki ülkelerden daha fazla geliyor. Türk dünyası çok önemli bizim için. Gün sonunda sınav ve mülakat yaparak her sene belli sayıda öğrenciyi Türkiye’ye getiriyoruz ve bizim yüzde 90 oranında bir başarı oranımız var.
Irak’ta Afganistan’da bakanlarımız var. Kosova’da bakanlarımız var. Milletvekilimiz zaten, Balkanlar’da fiks var. Bakan seviyemiz de bir dönem giriyor bir dönem çıkıyor. Kosova’nın Bangladeş’teki Büyükelçisi bizim öğrencimiz. Türkiye’ye gelenler Türkçeyi de öğreniyor. Türkçe hazırlık okumak zorunda zaten biz bunu zorunlu tutuyoruz.
Biz en büyük partner olarak üniversiteyi görüyoruz. Üniversitelerin uluslararası öğrenci ofisleri kurması lazım. Hem burslu öğrenciler açısından hem de burslu öğrenciler açısından Türkiye’de son yıllarda önemli bir edinim var.
KARABÜK İDDİALARINA AÇIKLAMA
Biz Türkiye Bursları programı olarak sadece burslu öğrencilerden sorumluyuz. Bizim bir öğrenciyi getirdiğimiz zaman diğer kurumlarla entegre bir yazılım sistemimiz var. Ortalamanız yüksek olacak diye onlara şart koşuyoruz. Fakülte ve bölüm birincisi öğrenci sayımız çok oluyor. Burslu öğrencilerimiz arasında herhangi bir spesifik olay yaşamadık.
Sosyal medyada uluslararası öğrenci hareketliliğini zedeleyecek hamleler gördük. Özellikle sosyal medyada bunu baltalayacak bazı hesaplar gördük. “Türkiye’ye gelme istenmiyorsun” gibi şeyler yazıldı. Kimin nereden geldiğini bilmeden yapılan saldırılar oldu. Kötü emsalden emsal olmaz. Bazı yerlerde olumsuz örnekler yaşanmış olabilir. YÖK ile GÖÇ Başkanlığı arasında bir anlaşma imzalandı. Bu öğrenciler zaten takip ediliyor. Kötü öğrenciler varsa bunlarla ilgili zaten tüm gereken yerine getirilir.
Burada öyle bir algı oluşturulmaya çalışıldı ki uluslararası öğrencilerin Türkiye’ye olan eğilimlerinde azalma gördüm. Bunlardan muzdarip olduğunu söyleyen ve Türkiye’ye gelmekten vazgeçen öğrencilerin de olduğunu duyduk. Burada dengeyi bulmamız lazım. Toptan tüm uluslararası öğrencileri töhmet altında bırakmak bizim yaptığımız stratejimizi kötü etkiler.
Bu kadar belli bir noktaya getirilmiş Türkiye Bursları’nın etkilenmemesi lazım. Vatandaşlarımızın bu konuyu sosyal medyadan tanık olan kişilere söylüyorum; YTB her türlü koordinasyon içerisinde öğrencilerini takip ediyor.
Bu hareketliliği bu kadar kötülersek olmaz. Ezbere yapılan saldırılar bunlar. Sahici eleştiriler varsa oturup konuşuruz. Ancak bundan yola çıkarak bütün uluslararası öğrenci hareketliliğini zedelememek lazım. Orada da valiliğimizin, Göç İdaremizin önemli çalışmaları oldu. O iş zaten yalan çıktı.
Türkiye Bursları kapsamında biz gönüllü öğrencileri Türkiye’ye davet ediyoruz.

Herkes için yüksek hızda erişim mottosuyla 81 ilde fiber ağlar ören Türk Telekom, teknoloji birikimiyle yerli ekosistemi destekleyerek Türkiye’yi yarının teknolojilerine hazırlıyor.
441 bin kilometre fiber altyapısı ve yüzde 52’si fiberle bağlı LTE baz istasyonlarıyla Türkiye’nin 5G’ye hazır operatörü olan Türk Telekom, sağlıktan finansa, eğitimden sanayiye birçok alanda öncü 5G çalışmalarına imza attı.
5G’ye geçiş sürecinde yerli unsurları geliştirmeyi odak noktasına alan Türk Telekom, imalat sektörünü, Endüstri 5.0 ve 5G teknolojileriyle tanıştırma konusunda öncü ve Türkiye’nin otomasyonda gelecek vizyonunu şekillendiren WIN Eurasia Fuarı’na teknoloji çözüm ortağı olarak destek verdi.
İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilen fuar, yapay genel zekayla 5G teknolojisindeki gelişmeleri endüstri ile bir araya getirdi.
Teknoloji birikimiyle endüstriyel otomasyon ve 5G alanında birçok farklı sektörde öncü çalışmalara imza atan Türk Telekom, WIN Eurasia’nın internet ve 5G altyapısını sağladı.
Fuarda yer alan 5G Arena’nın içindeki demo fabrika, Türk Telekom ile Nokia’nın teknoloji çözüm ortaklığıyla inşa edildi. 42 teknoloji geliştirici markayı bir araya getiren demo fabrikada, 30 farklı 5G kullanım senaryosu, Türk Telekom teknolojisiyle eş zamanlı şekilde hayata geçirildi.
“5G ALANINDA ALTYAPI YATIRIMLARIMIZA DEVAM EDİYORUZ”
Açıklamada görüşlerine yer verilen Türk Telekom Pazarlama ve Müşteri Deneyimi Genel Müdür Yardımcısı Zeynep Özden, Türkiye’yi yeni nesil teknolojilerle buluşturmak için ara vermeden çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti.
Özden, 441 bin kilometre fiber altyapıları ve yüzde 52’si fiberle bağlı LTE baz istasyonlarıyla Türkiye’nin 5G’ye en hazır operatörü olduklarını kaydederek, “Endüstriyel Şebekeler ve 5G Dikey Sektör Uygulamaları konularında sanayiden tarıma, eğitimden sağlığa kadar farklı sektörlerde birçok önemli çalışmayı tamamladık. Ülkemizi her alanda üst sıralara taşıma motivasyonu ve yerli ekosistemin oluşması yönündeki gayretimizle 5G alanında altyapı yatırımlarımıza devam ediyoruz. 5G’ye olabildiğince yerli unsurlarla geçmeyi ve geliştirdiğimiz yenilikçi çözümleri dünyaya ihraç etmeyi hedefliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Türk Telekom olarak, ülkenin teknolojisini ve potansiyelini en yüksek seviyeye getirmek adına üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirme konusunda kararlı olduklarını anlatan Özden, fuarda sergilenen endüstriyel otomasyon teknolojileri deneyim senaryolarıyla, bu teknolojinin pratikteki etkilerini tüm ziyaretçilerle buluşturmanın heyecanını yaşadıklarını vurguladı.
WIN Eurasia’da deneyim alanlarının ev sahipliğini üstlenen ve alanda sergilenen deneyim senaryolarının 5G altyapısını sağlayan Türk Telekom’un yöneticileri farklı dikey sektörlerde yapılan 5G demolarının detaylarını katılımcılarla paylaştı.
Türk Telekom Network ve Kalite Güvence Direktörü Emel Uzun Subaş, “5G, Metaverse ve Yapay Genel Zekanın Otomasyon ve Üretim Süreçlerine Etkisi” panelinde, Türk Telekom İş Zekası ve Veri Yönetişim Direktörü Murat Kılıç, “Yapay Genel Zeka ve Otomasyon, Geleceğin Üretim Paradigması” panelinde, Türk Telekom Mobil Erişim Direktörü Ahmet Serdar Muslu, “5G ve Ekosistem” panelinde, Türk Telekom Ürün ve Servis Yönetimi Direktörü Fatih Türkoğlu, “Makineler Günümüzün Yeni İnternet Kullanıcıları” panelinde konuşmacı olarak deneyimlerini anlattı.
Bakan Mehmet Fatih Kacır’ın görevindeki 1 yılı geride bıraktığı bu süreçte birçok büyük sanayi yatırımının ilk imzaları atıldı.

KREDİ VE TEŞVİKLERLE YENİ YATIRIMLARA KAPI AÇILDI
Bir yıllık dönemin öne çıkan adımlarından biri, yatırım taahhütlü avans kredisi (YTAK) oldu. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Merkez Bankası işbirliğinde uygulamaya alınan kredilerle teknolojik ve stratejik yatırımlara odaklanıldı. 3 yılda 300 milyar lira limit tahsis edilen YTAK ile bugüne kadar toplam yatırım büyüklüğü 1 trilyon 221 milyar liraya ulaşan 219 yatırım için ön başvuru gerçekleştirildi.
Son 1 yılda, öngörülen toplam sabit yatırım tutarı 1,3 trilyon lira olan 13 bin 369 yatırım projesi için ise yatırım teşvik belgesi düzenlendi ve 293 bin kişilik istihdam öngörüldü.
1 Haziran 2023’ten bugüne kadar olanlar da dahil teşvik belgesi düzenlenen 3 bin 101 yatırım tamamlanırken gerçekleşen toplam sabit yatırım tutarı 75 milyar lira, istihdam ise 163 bin kişi oldu.
11 AYDA 7,6 MİLYAR DOLARLIK ULUSLARARASI DOĞRUDAN YATIRIM
Bu süreçte doğrudan yatırımların boyutu da dikkati çekti. Haziran 2023-Nisan 2024 döneminde toplam 7 milyar 596 milyon dolar doğrudan uluslararası yatırım girişi gerçekleşti.
Sanayi üretim endeksi martta, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 4,3 artarken imalat sanayi üretim endeksindeki artış yüzde 4’ü buldu. Özellikle orta-düşük teknolojili ürünlerde yüzde 4,9, orta-yüksek teknolojili ürünlerde yüzde 1,9, yüksek teknolojili ürünlerde yüzde 34,4’lük yükseliş öne çıktı.

MİLLİ HAMLELERLE DIŞA BAĞIMLILIK ORTADAN KALDIRILDI
Yerli ve milli üretim konusunda da bir yıllık dönemde tarihi projeler envantere kazandırıldı. Türkiye’nin milli muharip uçağı KAAN, ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi. BOZDOĞAN, GÖKDOĞAN, KUZGUN ve SİPER füzeleri de test atışlarında hedeflerini başarıyla vururken Türk savunma sanayisinin geldiği nokta uluslararası arenada öne çıkan gündem maddelerinden biri haline geldi. Bu tecrübeleriyle Türkiye, aviyonik sistemler alanında kendi donanım ve yazılım sistemlerini bağımsız geliştirebilen ülkeden birine dönüştü.
Türkiye’nin ilk ve tek yerli metro sinyalizasyon sistemi de İstanbul’da hayata geçirildi. Dünyada sadece sayılı firmanın sağlayabildiği uluslararası en üst düzey (SIL4) emniyet sertifikasyonuna sahip bu sistemle demir yolu sinyalizasyonunda dışa bağımlılık ortadan kaldırıldı.
UZAY YOLUNDA TARİHİ ADIMLAR
Dijital Avrupa Programı kapsamında süper bilgisayarlara, yapay zeka test ve deney tesislerine ve açık veri alanlarına KOBİ ve araştırmacılar için erişim imkanı sağlanması da bu dönemde planlandı.
Türkiye’nin Milli Uzay Programı kapsamında ülkenin ilk astronotu Alper Gezeravcı 19 Ocak-9 Şubat döneminde “Türk Astronot ve Bilim Misyonu”nu gerçekleştirdi. İkinci astronot Tuva Cihangir Atasever de bu misyonun parçası olarak dün yörünge altı uçuşunu gerçekleştirdi. İnsanlı uzay yolculukları, bu alanda yeni projelere de kapı açmış oldu.
TÜBİTAK-UZAY’ın öncülüğünde üretilen ve Türkiye’yi kendi haberleşme uydularını üretebilen 11 ülke arasına dahil edecek ilk milli haberleşme uydusu Türksat 6A da 7-14 Temmuz haftasında fırlatılacak.

YOLLARDA TOGG DAMGASI
Son bir yıl Türkiye’nin en önemli projelerinden Togg için de atılım dönemi oldu. Mart 2023’te satışa sunulan Togg’un (T10X) üretim sayısı 30 bine ulaştı.
“Elektrikli Araçlar İçin Hızlı Şarj Altyapısı Destek Programı” kapsamında 81 ilde 1053 hızlı şarj ünitesinin kurulumuna destek verildi. Mayıs itibarıyla 81 ilde hizmet veren hızlı şarj istasyonu ünitesi sayısı 3 bin 400’e, AC şarj üniteleri sayısı 12 bin 300’e yükseldi.
SAĞLANAN DESTEKLERLE YENİ PROJELER UYGULAMAYA ALINIYOR
Bakanlık, Dünya Bankası işbirliğiyle Türkiye Yeşil Sanayi Projesi’ni de hayata geçirdi. Bu kapsamda, 450 milyon dolar finansman, sanayinin yeşil dönüşümü ve yeşil teknolojilerin geliştirilmesi için hizmete sunuldu.
KOSGEB ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası işbirliğiyle 300 milyon avroluk finansman da KOBİ Dijital Dönüşüm Destek Programı ile kapsamdaki işletmelere verildi.
Teknoloji ve İnovasyon Fonu ile 6 girişim şirketine 2,6 milyon dolarlık doğrudan yatırım yapılırken “fonların fonu” aracılığıyla 66 girişime 112,3 milyon avro yatırım sağlandı.
Rekabetçi Sektörler Programı kapsamında son bir yılda toplam bütçesi yaklaşık 43,7 milyon avro olan 9 proje tamamlanarak hizmete açıldı.
Bakanlık; TÜBİTAK, KOSGEB ve kalkınma ajansları aracılığıyla başta KOBİ’ler olmak üzere özel sektörün 95 bin 329 projesine 32,8 milyar lira destek verdi.
TERSİNE BEYİN GÖÇÜNE TEŞVİK
Öte yandan TÜBİTAK eliyle 181 üniversitenin 5 bin 496 projesine 5,24 milyar lira, 83 bin 991 bilim insanına ise 2,84 milyar lira destek sağlandı.
Tech-InvesTR Programı çerçevesinde kurulan 5 fon, 92 girişime toplam 1,95 milyar lira yatırım yaptı.
TÜBİTAK eliyle akademi ve üniversitelere yönelik 170 projeye 200,9 milyon lira destek verildi. Sağlanan teşvikler neticesinde 201 lider araştırmacı tersine beyin göçüyle Türkiye’ye döndü.

DEPREM BÖLGESİ DESTEKLERİ SANAYİ İÇİN CAN SUYU OLDU
6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen sanayi işletmeleri de bu süreçte sağlanan desteklerle ayağa kaldırıldı.
Depremin hemen ardından hasar tespiti ve bunların giderilmesi amacıyla 5 milyar lira ödenek tahsis edildi. Kalkınma ajansları ve bölge kalkınma idareleri eliyle 206 projeye 1,9 milyar lira kaynak aktarıldı.
Bölgede 71 milyar liralık yatırım ve 27 bin 500 istihdam sağlayacak 521 yatırım teşvik belgesi düzenlendi. Cazibe Merkezi Programı dönüşümü yapılan 124 yatırım teşvik belgesi için 124,2 milyon lira faiz desteği ödendi.
Sanayinin yeniden canlanması için 7 bin 118 hektar büyüklüğünde 25 sanayi alanı ilan edildi, sanayi alanı sayısı 32’ye çıktı. Sanayi alanı ilan edilen yerlerden Kahramanmaraş, Gaziantep ve Malatya’daki sanayi siteleri için 2,1 milyar lira harcandı.
KOSGEB, Dünya Bankası ve Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı işbirliğiyle bölgedeki KOBİ’lerin iş sürekliliğinin sağlanması amacıyla 450 milyon dolara ek 20 milyar Japon yeni, işletmelere verildi. Bugüne kadar 52 bin 864 işletmeye 17 milyar lira destek sağlandı.
TÜBİTAK koordinasyonunda 22 üniversite, AFAD, MTA ve Türkiye Belediyeler Birliğinin yer aldığı proje kapsamında diri fayların özelliğini belirlemek amacıyla 114 milyon liralık bütçeyle çalışma başlatıldı.

AR-GE, TASARIM VE TEKNOLOJİ MERKEZLERİ SAYISI ARTIYOR
Son 1 yıllık dönemde AR-GE, tasarım ve teknoloji merkezlerine özel önem verildi. Bu kapsamda, Türkiye’de 1274 olan AR-GE merkezi sayısı 1311’e ulaştı. İstihdam edilen personel sayısı 79 bin 163’ten 84 bin 558’e, tamamlanan ve devam eden proje sayısı da 73 binden 80 bin 115’e yükseldi.
Aynı dönemde tasarım merkezi sayısı 307’den 333’e, merkezlerde çalışan personel sayısı 7 bin 861’den 8 bin 151’e, tamamlanan proje sayısı 11 bin 372’den 12 bin 888’e çıktı. Halen 2 bin 341 proje devam ediyor.
Toplam teknoloji merkezi sayısının 27’ye çıktığı bu dönemde buralardaki istihdam da 1386’ya ulaştı.
Kurulan 102 teknoloji geliştirme bölgesinden (TGB) 89’u faaliyetini sürdürüyor. TGB’lerde yer alan firma sayısı 9 bin 293’ten 10 bin 547’ye, kuluçka firma sayısı 2 bin 447’den 2 bin 935’e, toplam personel sayısı 96 bin 871’den 111 bin 638’e, tamamlanan proje sayısı 51 bin 674’ten 57 bin 997’ye, devam eden proje sayısı 14 bin 323’ten 15 bin 921’e ve patent tescil sayısı 1704’ten 1857’ye yükseldi. Firmaların toplam satışı 252,5 milyar liradan 476 milyar liraya, toplam ihracatı ise 8,7 milyar dolardan 10,6 milyar dolara çıktı.

OSB’LER “YEŞİLE” DÖNDÜ
Sanayide yeşil dönüşüm projeleri de odaklanılan konular arasında yer aldı. Yeşil OSB projelerinin Bakanlıkça kredilendirilmesi ve öncelikli değerlendirilmesine imkan tanındı.
Son bir yılda 2’si ihtisas OSB olmak üzere toplam 1279 hektar alana sahip 10 OSB’nin kuruluş tescil işlemleri tamamlanarak, Türkiye’deki toplam OSB sayısı 361’e yükseltildi.
OSB’lerin yeşil dönüşümünü hızlandırmak üzere başlatılan projeyle Dünya Bankasından 300 milyon dolarlık kredi temin edildi. Proje kapsamında 38 OSB’ye 52 alt proje için kredi desteği sunuldu.
Temmuz 2023 itibarıyla başlatılan Yeşil OSB Belgelendirme Programı kapsamında 28 başvuru alındı. 9 OSB farklı seviyelerde Yeşil OSB belgesi almaya hak kazandı.
Ayrıca, toplam 3 bin 61 hektar alanda 8 endüstri bölgesi ilan edilirken bu bölgelerin sayısı 43’e çıktı.
Fikri ve sınai mülkiyet hakları konusundaysa yerli patent başvuru sayısının 8 bin 406, yerli patent tescil sayısının 2 bin 850, yerli faydalı model başvuru sayısının 2 bin 983, yerli faydalı model tescil sayısının 2 bin 530, yerli marka başvuru sayısının 168 bin 574’e ulaştığı kayıtlara geçti.
Aynı dönemde yerli marka tescil sayısı 131 bin 510’a, yerli tasarım başvuru sayısı 46 bin 126’ya, yerli tasarım tescil sayısı 32 bin 376’ya, coğrafi işaret başvuru sayısı 352’ye ve coğrafi işaret tescil sayısı 216’ya ulaştı.
PİYASA DENETİMLERİ KESİNTİSİZ SÜRDÜRÜLDÜ
Bakanlık, Yasal Metroloji ile Piyasa Gözetimi ve Denetimi (PGD) faaliyetleri kapsamında da çeşitli çalışmalar gerçekleştirdi. Son bir yılda, 47 bin 285 denetim icra edildi. İncelenen ürün ve teçhizattan 5 bin 394’ü uygunsuz bulunurken 728’i teste gönderildi.
Toplamda 598 ürüne düzeltme süresi verildi, 94 ürüne ilişkin işbirliği süreci yürütülürken 97 ürün hakkında toplatma kararı alındı. Toplamda 120 milyon lira idari para cezası uygulandı.
Yasal metroloji faaliyetleri kapsamında ise Bakanlıkça 374 bin 235 ani ve şikayetli ölçü aleti muayenesi yapıldı, yetkilendirilen kuruluşlarca 1 milyon 789 bin 647 ilk ve periyodik ölçü aleti muayenesi gerçekleştirildi.
Ayrıca, yetkili servislere yönelik 2 bin 237 ani denetim yapıldı ve 47 bin 978 aykırı ölçü aleti tespit edildi. Bu faaliyetler sonucu yaklaşık 70 milyon lira idari para cezası kesildi.
Bakanlık, son bir yılda toplam 2 milyon 213 bin 404 yasal metroloji denetim ve periyodik muayenesiyle toplamda 200 milyon liralık idari para cezası uyguladı.
ULUSLARARASI İŞBİRLİKLERİ KUTUPLARA UZANDI
Geride kalan bir yıllık dönemde ikili ve çoklu işbirliklerine de özel önem verildi. Bu kapsamda, 45 ülke ile ikili görüşme, yurt dışı ziyareti, yurt içi temaslar gerçekleştirildi. 13 ülke ile toplam 22 diplomatik metin imzalanırken 15 ülkenin muadil bakanlarıyla 25 görüşme yapıldı. Avrupa Birliği kurumlarıyla programlar devam etti. 2021-2027 yıllarını kapsayan Ufuk Avrupa Programı kapsamında 1162 yürütücünün dahil olduğu 527 proje ile 258,1 milyon avro hibe Türkiye’ye kazandırıldı.
Bu yıl 8’inci Ulusal Antarktika Bilim Seferi düzenlendi. Uluslararası işbirliklerinin de yer aldığı sefer kapsamında beyaz kıtada 24 bilimsel projenin saha çalışmaları gerçekleştirildi. Söz konusu seferi, bu yıl 3’üncüsü yapılan Ulusal Arktik Bilim Seferi izledi. Yabancı araştırmacılar dahil 12 bilim insanı Arktik Okyanusu sularında çevre, meteoroloji ve oşinografi konularında 14 proje için çalışmalarını tamamladı.
Bunun yanı sıra yazarlık akademileri yapıyoruz. Balkanlarda Türkçe konuşan gençlerimiz var onlara bir dergi çıkardık. Mezun derneklerimiz var. Bunları bir sürü ülkede yapıyoruz. Türkiye’de öğrenci olarak okumuş ve sonra ülkelerine dönmüş öğrencilerimiz kurdu bunu.
Kültür ile alakalı da çok farklı faaliyetlerimiz var.
Mehmet Acet’in Uluslararası Öğrenci Programı sorusuna Eren şu cevabı verdi:
Bu hakikaten çok önemli bir konu. YTB’nin diaspora faaliyetlerinin yanı sıra 2011 senesinde kurumumuz Türkiye’nin uluslararasındaki eğitimleri çekebilmek için bir burs programı başlattı.
2011’de kurumumuzda Türk cumhuriyetlerinden gelen öğrencilerin burslandırılması konusunda bir koordinasyon yetkisi verildi. Türkiye Bursları adından yeni bir program ortaya çıkardık. Bunların yanı sıra bölgesinde etkin güç olmak isteyen dünyanın birçok bölgesinde güç kazanmaya çalışan bir ülkenin tüm dünyadan başarılı öğrencileri ülkeye çekmek çok stratejik bir hedeftir.
Türkiye Bursları’nın amacı dünyanın birçok ülkesinden başarılı öğrencileri Türkiye’de okutup onların ülkesine dönmesini sağlayarak onların Türkiye ile olan ilişkilerini devam ettirmeleri. Bu burslar kapsamında her sene başvurularımız artarak gitti. 2011’de Türkiye’de uluslararası öğrenci sayısı 20 bindi. Şu an 360 binden fazla öğrenci sayısı oldu.
Burslu öğrenci sayımız şu an 15 bin, 178 ülkeden. Bu noktaya gelinmesinde Türkiye Bursları’nın önemli bir etkisi oldu. Bizim geleneğimizde ilim talep eden talebeler her zaman seyahat etmişlerdir.
Türkiye’nin uluslararası öğrenci almaya başlaması Cumhuriyet’in ilk yıllarında, ikili anlaşmalarla Türkiye’ye öğrenciler geliyor. Akademisyenler de geliyor. Nazi Almanya’sında önemli isimler Türkiye’ye geliyor.
2024 yılında 7 milyon öğrenci kendi ülkesinin dışında okuyan öğrenci sayısı var. Bu mevcut şu an 7 milyon öğrenci 10 ülkeyi tercih ediyor. Bu işin ekonomisi çok önemli. 370 milyar dolarlık bir sermaye söz konusu. Bu 7 milyon öğrenci arasında 1 milyon öğrenci sayısı ile ABD’de birinci sırada yer alıyor. İngiltere, Fransa, Kanada, Avusturalya, Almanya ve Türkiye. Türkiye ilk 7’de.
Sadece sayı değil biz sayıyı artırırken kaliteyi de artırıyoruz. Bu büyük pastanın 30 küsür milyar dolardan fazlasını ABD alıyor. Türkiye burada 1,5 milyar dolar, dolaylı harcamalarla da 3 milyar dolara yakın Türkiye’ye faydası oluyor.
Bu öğrenci hareketliliğinde 51 bin Türk öğrenci Türkiye’den gidip yurtdışında okuyor. İngiltere’deki öğrencilerin yüzde 23’ü, Kanada 24, Avustralya’da yüzde 32.
Türkiye açısından uluslararası öğrenci sistemi bir ekosistem. Üniversitelerin kalitesi, sosyal imkanlar bu öğrencileri ülkeye çekmede belirleyici oluyor. Uluslararası öğrenci hareketliliği bakımından bu çok önemli.
Dünyanın birçok ülkesi, farklı ülkelerde yetişmiş zeki çocukları kendilerine çekmeye çalışıyor. İnsan kaynağı kazanılıyor. Bilgi dolaşımı oluyor. Aynı zamanda bu bir sektör. Bu önemli ülkeler bu işten para kazanmaya da çalışıyor.
Fransa’nın Campüs France bursu vardı. Onların çıkardığı bir raporda Türkiye, Türkiye Bursları ile Afrika’ya bizim etki alanımza girmiş durumda diye rapor çıkardı. Bizim en büyük rakiplerimizden biri Fransa şu an alarm verdi resmen. Bunlar rekabet alanı.
Benim başkan olarak kurumumun ilgilendiği alan burslu öğrenciler. Biz uluslararası burs programlarıyla rekabet ediyoruz. Türkiye, önemli ülkelerin devlet burslarıyla rekabet ediyor.
ABD’nin Fulbright bursu, dünyanın birçok önemli yerinde başbanlık, önemli görevler yapmış olan kişiler Fulbright bursundan faydalanmıştır. Çok önemli devlet başkanları Fulbright bursu almıştır. Türkiye’den de Fulbright bursu alan isimler var. Onlarca liste var. Buraya baktığınızda yaklaşık 70 senedir devam ediyor ve bir amaca göre yapılıyor. Parlak, geleceği olan kişiler ABD’ye getiriliyor ve burada okutuluyor.
Daha sonra bu kişilerle irtibat devam ediyor. Biz diğer burs programlarından farklıyız. Türkiye Bursları ile Türkiye’ye gelen öğrenci, muhabbetle ayrılsın. Kültürümüzü görsün, tanısın. Gün sonunda biz bu öğrencilerin bir gönül elçisi olarak Türkiye’den ayrılmalarını istiyoruz. Tabii ki de iyi yerlere gelmelerini istiyoruz ama şüphesiz diğer burs programlarından farklı olarak bizimkinin ruhu var.
Son dakika gelişmelere anında ulaşmak için Haber7 uygulamasını akıllı cihazlarınıza (iOS, Android) kurabilir, Twitter’da @Haber7 hesabını takip edebilirsiniz.
App Store Google Play Takip Et
Samsun’un Türk turizminin Karadeniz’deki lokomotifi olduğunu belirten Ersoy, “Dünya Turizm Örgütü verilerine göre Türkiye bugün ilk beş turizm ülkesinden biridir. Ziyaretçi sayısı, turizm geliri, ürün çeşitliliği, tesisleşme ve altyapı, sürdürülebilirlik uygulamaları, pazar çeşitliliği, yıl boyuna ve ülke geneline yayılan turizm hareketi derken her başlıkta büyük ilerlemeler kaydettik. Bunu kamu ve özel sektör paydaşlarımızla birlikte başardık. Kazanımlarımızı koruyarak bu başarının devamlılığını da yine birlikte sağlayacağız.” ifadesini kullandı.
“Dünyanın en büyük ve kapsamlı festivali”
Bu yükseliş ivmesinin sadece turizmle sınırlı olmadığına işaret eden Ersoy, şöyle devam etti:
“Rekorlar kıran izleyici ve temsil sayılarıyla, ödülleri ve ihraç başarılarıyla konserlerden sergilere, tiyatrodan opera ve bale temsillerine, sinemadan dizi sektörüne bugün sanatta da Türk rüzgarı esmektedir. Yine dünyanın en yoğun ve kapsamlı arkeoloji çalışmalarıyla, aldıkları ödüllerle gerek yapısal gerek işlevsel anlamda uluslararası birer mimari simgeye dönüşen kültür sanat merkezleri ve müzelerimizle, yasa dışı yollarla yurt dışına çıkarılan kültür varlıklarımızın iade çalışmalarındaki başarımızla, gelenekselden evrensele uzanan kültür ürünlerimiz ve bilimsel faaliyetlerimizle kültür sahasında da öncü ve özgün bir Türkiye var artık. İşte Türkiye Kültür Yolu Festivali bütün bu başarıların hem sonucu olan hem de onlara katkı sunarak sürekliliği sağlaması için düşünülmüş bir projedir. Dünyanın en büyük ve kapsamlı festivalidir. Avrupa Festivaller Birliği üyeliğine kabul edilmiştir ve her yıl rekorlarla yoluna devam etmektedir. Samsun da artık bu büyük markanın bir parçası, kültür ve sanatla bütünleşmiş turizm vizyonumuzun bir aktörüdür.”
“Birbirinden özel sergiler sanatseverler için kapılarını açacak”
Festival boyunca konserlerden opera ve bale temsillerine kadar vatandaşları çok geniş yelpazede sahne performanslarıyla buluşturacaklarına dikkati çeken Ersoy, “Batı Park’a kurduğumuz ana sahnemizde Oğuzhan Koç, Buray, Uğur Aslan, Ferhat Göçer, Can Bonomo, Mert Demir, Fatma Turgut, Cem Adrian ve Bengü sahne alacaklar. Aslı Hünel, Dolapdere Big Gang, Şükriye Tutkun gibi farklı müzik dallarından daha birçok sanatçımız, koro ve topluluklarımız da verecekleri konserlerde Samsunlularla buluşacak. Sanatseverler, Devlet Tiyatroları ile Devlet Opera ve Balesi sanatçılarımızın eşsiz performanslarını da izleme imkanı bulacaklar. Farklı oyun ve temsillerin yanında ‘Şahmeran’ operasının dünya prömiyerinin, festival kapsamında Samsun’da gerçekleştirileceğini özellikle belirtmek isterim. Çok değerli sanatçılarımızın eserlerini içeren ‘Atatürk Kültür Yolunda’, ‘Samsun’dan Cumhuriyet’e Yüzde 100’, ‘Anadolu ve Zümrüd-ü Anka’ gibi resim, fotoğraf, hat, deri rölyef ve dijital içerikli birbirinden özel sergiler sanatseverler için kapılarını açacak.” diye konuştu.
“15 festival lezzet durağı oluşturduk”
Gastronominin de festivalin önemli başlıklarından biri olduğunu vurgulayan Ersoy, sözlerini şöyle sürdürdü:
“15 festival lezzet durağı oluşturduk. Ziyaretçilerimiz hem bu coğrafyanın köklü ve geleneksel lezzetlerini tadacaklar hem de onların hikayesini, içeriğini ve yapılışını öğrenecekler. Merak ettikleri konulara cevap bulsunlar, ilgi ve bilgileri artsın, perçinlensin istiyoruz. Söyleşi ve panel gibi etkinlikleri bu bilinçle düzenliyoruz. Yeşilçam’ın duayenleri Ediz Hun ve Türkan Şoray gibi yıldızlarımızın da arasında bulunduğu Türk sinemasının çok değerli isimleriyle söyleşiler yapılacak. Bununla birlikte ‘Rıfat Becerikli ve Aydın Sarman ile Orhan Gencebay Film ve Müzik Okumaları’ etkinliği de bu alana meraklı vatandaşlarımız için son derce bilgilendirici ve aydınlatıcı olacak. ‘Pelin Çift İle Gündem Ötesi- Yerinde Tarih’ programında Doç. Dr. Ali Faik Demir ile Atatürk’ün yolculuğu her yönüyle masaya yatırılacak. Herkesi bir devrin başlangıcına, Türk tarihinin yeni merhalesine dair ayrıntıları dinlemeye ve öğrenmeye davet ediyorum. Yaklaşık bin sanatçımızın katılımıyla 30’dan fazla noktada 600’e yakın etkinlik olacak.”
“Filistin halkı galip gelecek, özgürlüğünü kazanacaktır”
Bakan Ersoy, Hazreti Musa’nın Firavuna karşı verdiği mücadele gibi bugün de Filistin halkının İsrail’e karşı mücadele ettiğinin altını çizerek, “Firavunu aratamayan bir vahşet, acımasızlık ve kibirle İsrail soykırım yapmaktadır. Ancak bilinsin ki dünyanın vicdanında çoktan mahkum edildiler. Hiç kimse unutmasın ki Allah’ın izni ve yardımıyla Filistin halkı galip gelecek, özgürlüğünü kazanacaktır. Bütün bu gerçekleri her platformda vurguladığımız gibi sanat ve kültür çatısı altında da Filistin’in özgürlük mücadelesini anlatmaya devam ediyoruz. Türkiye Kültür Yolu Festivali şehirlerinde bu doğrultuda etkinliklerimiz oluyor ve olmaya devam edecek.” değerlendirmesinde bulundu.
FTI grubunun operasyonlarını durdurma kararı alması
Ersoy, Almanya’nın tur operatörü FTI grubunun operasyonlarını durdurma kararı almasını da değerlendirerek, “Almanya’nın en büyük tur operatörlerinden biri olan FTI grubu; 4 Haziran itibarıyla operasyonlarını dünya genelinde durdurma kararı aldı. Bakanlığımızca kriz masası oluşturduk. İlk olarak ülkemizde tatilde bulunan 25 binden fazla FTI misafirinin ülkelerine dönüşleri, herhangi bir mağduriyet oluşmasına izin verilmeden ve çok büyük oranda sorunsuz şekilde organize edildi. Bu bağlamda sürece yapıcı şekilde yaklaşan ve işbirliği yapan başta FTI Türkiye çalışanları olmak üzere konaklama tesislerimize, transfer şirketlerimize, hava yolu firmalarımıza, kamu görevlilerimize bakanlığım ve sektörüm adına teşekkür ederim.” diye konuştu.
FTI bünyesinde bulunan ileriye dönük 400 bin ziyaretçi rezervasyonunun minimum iptalle tekrar Türkiye’ye yönlendirilmesi için çalışma yaptıklarını anlatan Ersoy, şöyle konuştu:
“Başta firmaya atanan kayyum heyeti olmak üzere bu rezervasyonlara talip olan, içlerinde Türk kökenli operatörlerin de yer aldığı Almanya’nın önde gelen tur operatörlerinin yöneticileri ile görüşmelerimizi tamamladık. Dün itibarıyla da Bakanlık ve TGA olarak Almanya genelinde mevcut kampanyalarımıza ilave olarak yoğun ve uzun süreli tanıtım kampanyasını da başlattık. Tüm bu gelişmelerin sonucu olarak aldığımız bilgilere göre FTI misafirlerinin ileriye dönük Türkiye rezervasyonları, çok büyük oranda yine Türkiye olarak gerçekleşmekte. Türkiye genelinde işletmelerden olan alacaklarının işletmelere olan borçlarından çok daha fazla olduğunu sözlü olarak beyan etmektedirler. Bu konudaki mutabakat süreci sürmektedir.”
Krize yakalanan misafirlerin seyahat süreçlerinin diğer ülkere nazaran sorunsuz şekilde gerçekleştiğini vurgulayan Ersoy, “Tur operatörleri ile başlattığımız yeni kampanyanın da olumlu etkisi ile süreci Türkiye olarak çok az kayıpla kapatacağımızı ve sezon başında belirlediğimiz 7 milyon Alman ziyaretçi hedefini yakalayacağımızı öngörüyoruz. Bugün sınava YKS adayı bütün gençlerimize başarılar diliyorum. Sınavlardan sonra buyursunlar, festivalimizde bu uzun maratonun yorgunluğunu atsınlar. Bir kez daha festivalimizin Samsun’a hayırlı olmasını, gerek kültürel gerek sosyal gerekse ekonomik alanda Samsunlu vatandaşlarımızın hayatında fark ve fayda yaratmasını temenni ediyorum.” dedi.
Basın toplantısına Samsun Valisi Orhan Tavlı, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş, AK Parti Samsun milletvekilleri Ersan Aksu ve Orhan Kırcalı, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı ve İlkadım Belediye Başkanı İhsan Kurnaz da katıldı.
Samsun’un Türk turizminin Karadeniz’deki lokomotifi olduğunu belirten Ersoy, “Dünya Turizm Örgütü verilerine göre Türkiye bugün ilk beş turizm ülkesinden biridir. Ziyaretçi sayısı, turizm geliri, ürün çeşitliliği, tesisleşme ve altyapı, sürdürülebilirlik uygulamaları, pazar çeşitliliği, yıl boyuna ve ülke geneline yayılan turizm hareketi derken her başlıkta büyük ilerlemeler kaydettik. Bunu kamu ve özel sektör paydaşlarımızla birlikte başardık. Kazanımlarımızı koruyarak bu başarının devamlılığını da yine birlikte sağlayacağız.” ifadesini kullandı.
“Dünyanın en büyük ve kapsamlı festivali”
Bu yükseliş ivmesinin sadece turizmle sınırlı olmadığına işaret eden Ersoy, şöyle devam etti:
“Rekorlar kıran izleyici ve temsil sayılarıyla, ödülleri ve ihraç başarılarıyla konserlerden sergilere, tiyatrodan opera ve bale temsillerine, sinemadan dizi sektörüne bugün sanatta da Türk rüzgarı esmektedir. Yine dünyanın en yoğun ve kapsamlı arkeoloji çalışmalarıyla, aldıkları ödüllerle gerek yapısal gerek işlevsel anlamda uluslararası birer mimari simgeye dönüşen kültür sanat merkezleri ve müzelerimizle, yasa dışı yollarla yurt dışına çıkarılan kültür varlıklarımızın iade çalışmalarındaki başarımızla, gelenekselden evrensele uzanan kültür ürünlerimiz ve bilimsel faaliyetlerimizle kültür sahasında da öncü ve özgün bir Türkiye var artık. İşte Türkiye Kültür Yolu Festivali bütün bu başarıların hem sonucu olan hem de onlara katkı sunarak sürekliliği sağlaması için düşünülmüş bir projedir. Dünyanın en büyük ve kapsamlı festivalidir. Avrupa Festivaller Birliği üyeliğine kabul edilmiştir ve her yıl rekorlarla yoluna devam etmektedir. Samsun da artık bu büyük markanın bir parçası, kültür ve sanatla bütünleşmiş turizm vizyonumuzun bir aktörüdür.”
“Birbirinden özel sergiler sanatseverler için kapılarını açacak”
Festival boyunca konserlerden opera ve bale temsillerine kadar vatandaşları çok geniş yelpazede sahne performanslarıyla buluşturacaklarına dikkati çeken Ersoy, “Batı Park’a kurduğumuz ana sahnemizde Oğuzhan Koç, Buray, Uğur Aslan, Ferhat Göçer, Can Bonomo, Mert Demir, Fatma Turgut, Cem Adrian ve Bengü sahne alacaklar. Aslı Hünel, Dolapdere Big Gang, Şükriye Tutkun gibi farklı müzik dallarından daha birçok sanatçımız, koro ve topluluklarımız da verecekleri konserlerde Samsunlularla buluşacak. Sanatseverler, Devlet Tiyatroları ile Devlet Opera ve Balesi sanatçılarımızın eşsiz performanslarını da izleme imkanı bulacaklar. Farklı oyun ve temsillerin yanında ‘Şahmeran’ operasının dünya prömiyerinin, festival kapsamında Samsun’da gerçekleştirileceğini özellikle belirtmek isterim. Çok değerli sanatçılarımızın eserlerini içeren ‘Atatürk Kültür Yolunda’, ‘Samsun’dan Cumhuriyet’e Yüzde 100’, ‘Anadolu ve Zümrüd-ü Anka’ gibi resim, fotoğraf, hat, deri rölyef ve dijital içerikli birbirinden özel sergiler sanatseverler için kapılarını açacak.” diye konuştu.
“15 festival lezzet durağı oluşturduk”
Gastronominin de festivalin önemli başlıklarından biri olduğunu vurgulayan Ersoy, sözlerini şöyle sürdürdü:
“15 festival lezzet durağı oluşturduk. Ziyaretçilerimiz hem bu coğrafyanın köklü ve geleneksel lezzetlerini tadacaklar hem de onların hikayesini, içeriğini ve yapılışını öğrenecekler. Merak ettikleri konulara cevap bulsunlar, ilgi ve bilgileri artsın, perçinlensin istiyoruz. Söyleşi ve panel gibi etkinlikleri bu bilinçle düzenliyoruz. Yeşilçam’ın duayenleri Ediz Hun ve Türkan Şoray gibi yıldızlarımızın da arasında bulunduğu Türk sinemasının çok değerli isimleriyle söyleşiler yapılacak. Bununla birlikte ‘Rıfat Becerikli ve Aydın Sarman ile Orhan Gencebay Film ve Müzik Okumaları’ etkinliği de bu alana meraklı vatandaşlarımız için son derce bilgilendirici ve aydınlatıcı olacak. ‘Pelin Çift İle Gündem Ötesi- Yerinde Tarih’ programında Doç. Dr. Ali Faik Demir ile Atatürk’ün yolculuğu her yönüyle masaya yatırılacak. Herkesi bir devrin başlangıcına, Türk tarihinin yeni merhalesine dair ayrıntıları dinlemeye ve öğrenmeye davet ediyorum. Yaklaşık bin sanatçımızın katılımıyla 30’dan fazla noktada 600’e yakın etkinlik olacak.”
“Filistin halkı galip gelecek, özgürlüğünü kazanacaktır”
Bakan Ersoy, Hazreti Musa’nın Firavuna karşı verdiği mücadele gibi bugün de Filistin halkının İsrail’e karşı mücadele ettiğinin altını çizerek, “Firavunu aratamayan bir vahşet, acımasızlık ve kibirle İsrail soykırım yapmaktadır. Ancak bilinsin ki dünyanın vicdanında çoktan mahkum edildiler. Hiç kimse unutmasın ki Allah’ın izni ve yardımıyla Filistin halkı galip gelecek, özgürlüğünü kazanacaktır. Bütün bu gerçekleri her platformda vurguladığımız gibi sanat ve kültür çatısı altında da Filistin’in özgürlük mücadelesini anlatmaya devam ediyoruz. Türkiye Kültür Yolu Festivali şehirlerinde bu doğrultuda etkinliklerimiz oluyor ve olmaya devam edecek.” değerlendirmesinde bulundu.
FTI grubunun operasyonlarını durdurma kararı alması
Ersoy, Almanya’nın tur operatörü FTI grubunun operasyonlarını durdurma kararı almasını da değerlendirerek, “Almanya’nın en büyük tur operatörlerinden biri olan FTI grubu; 4 Haziran itibarıyla operasyonlarını dünya genelinde durdurma kararı aldı. Bakanlığımızca kriz masası oluşturduk. İlk olarak ülkemizde tatilde bulunan 25 binden fazla FTI misafirinin ülkelerine dönüşleri, herhangi bir mağduriyet oluşmasına izin verilmeden ve çok büyük oranda sorunsuz şekilde organize edildi. Bu bağlamda sürece yapıcı şekilde yaklaşan ve işbirliği yapan başta FTI Türkiye çalışanları olmak üzere konaklama tesislerimize, transfer şirketlerimize, hava yolu firmalarımıza, kamu görevlilerimize bakanlığım ve sektörüm adına teşekkür ederim.” diye konuştu.
FTI bünyesinde bulunan ileriye dönük 400 bin ziyaretçi rezervasyonunun minimum iptalle tekrar Türkiye’ye yönlendirilmesi için çalışma yaptıklarını anlatan Ersoy, şöyle konuştu:
“Başta firmaya atanan kayyum heyeti olmak üzere bu rezervasyonlara talip olan, içlerinde Türk kökenli operatörlerin de yer aldığı Almanya’nın önde gelen tur operatörlerinin yöneticileri ile görüşmelerimizi tamamladık. Dün itibarıyla da Bakanlık ve TGA olarak Almanya genelinde mevcut kampanyalarımıza ilave olarak yoğun ve uzun süreli tanıtım kampanyasını da başlattık. Tüm bu gelişmelerin sonucu olarak aldığımız bilgilere göre FTI misafirlerinin ileriye dönük Türkiye rezervasyonları, çok büyük oranda yine Türkiye olarak gerçekleşmekte. Türkiye genelinde işletmelerden olan alacaklarının işletmelere olan borçlarından çok daha fazla olduğunu sözlü olarak beyan etmektedirler. Bu konudaki mutabakat süreci sürmektedir.”
Krize yakalanan misafirlerin seyahat süreçlerinin diğer ülkere nazaran sorunsuz şekilde gerçekleştiğini vurgulayan Ersoy, “Tur operatörleri ile başlattığımız yeni kampanyanın da olumlu etkisi ile süreci Türkiye olarak çok az kayıpla kapatacağımızı ve sezon başında belirlediğimiz 7 milyon Alman ziyaretçi hedefini yakalayacağımızı öngörüyoruz. Bugün sınava YKS adayı bütün gençlerimize başarılar diliyorum. Sınavlardan sonra buyursunlar, festivalimizde bu uzun maratonun yorgunluğunu atsınlar. Bir kez daha festivalimizin Samsun’a hayırlı olmasını, gerek kültürel gerek sosyal gerekse ekonomik alanda Samsunlu vatandaşlarımızın hayatında fark ve fayda yaratmasını temenni ediyorum.” dedi.
Basın toplantısına Samsun Valisi Orhan Tavlı, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş, AK Parti Samsun milletvekilleri Ersan Aksu ve Orhan Kırcalı, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı ve İlkadım Belediye Başkanı İhsan Kurnaz da katıldı.
Müşteri memnuniyeti odaklı çalışmalarını aralıksız sürdüren Türk Telekom’un, yılın ilk çeyreğinde toplam abone sayısı 52,8 milyon, mobil abone sayısı 26,2 milyon, sabit genişbant abone sayısı 15,2 milyon oldu. Sabit internet ve mobil, Türk Telekom’un ilk çeyrekteki faaliyet gelirlerinin yüzde 72,6’sını oluşturdu. İki iş kolunun gelirlerindeki toplam 2,6 milyar TL’lik artış yıllık büyümeye önemli katkı sağladı.
TÜRK TELEKOM TÜRKİYE’NİN 81 İLİNİ FİBER AĞLARLA ÖRMEYE DEVAM ETTİ
Türk Telekom, “Memleketin bir şehrinde değil her şehrinde” anlayışıyla Türkiye’nin 81 ilini fiber ağlarla örmeye devam etti. Yarının teknolojileri için olmazsa olmazların başında gelen fiber altyapı uzunluğunu 2024 birinci çeyrek itibarıyla 441 bin km’ye taşıyan Türk Telekom’un fiber hane kapsaması ise 32,2 milyon oldu. Fiber abone sayısı 13 milyona ulaşan Türk Telekom’un, FTTC (Saha Dolabına Kadar Fiber) abone sayısı 8,6 milyon olurken, FTTH/B (Eve / Binaya Kadar Fiber) abone sayısı 4,5 milyona yükseldi. Türk Telekom’un bir önceki yıl yüzde 79,8 olan fiber abonelerinin toplam sabit genişbant aboneleri içindeki payı yüzde 85,7’ye yükseldi.

2024’e tüm yıl için paylaştıkları öngörü setini teyit eder şekilde sağlam bir başlangıç yaptıklarını belirten Türk Telekom CEO’su Ümit Önal, “Öncü iş kollarımızda devam eden ivme ile yıla tatmin edici bir giriş yaptık. 1Ç’24 hedefleriyle karşılaştırdığımızda, gelir artışı beklentimize paralel gerçekleşirken, FAVÖK marjı beklentimizden yüksek gerçekleşti.
Mobil, pazardaki yoğun rekabete rağmen üstün performansı ile bir kez daha konsolide gelir büyümesinin itici gücü oldu. Sabit genişbant ise öngördüğümüz üzere ARPU büyümesindeki hızlanmayla katkısını artırırken daha fazlası için gerekli aksiyonları almayı sürdürdü” dedi.
“GÜÇLÜ FİBER AĞIMIZ İLE YARININ TEKNOLOJİLERİNE HAZIRIZ”
Türkiye’nin dijital dönüşüm yolculuğunda lokomotif rol üstlendiklerinin altını çizen Önal, “Herkes için yüksek hızda erişilebilir internet mottosuyla Türkiye’nin her köşesini fiber ağlarla örüyoruz. Yarının teknolojileri için olmazsa olmazların başında gelen fiber alanında son derece yüksek bir motivasyon ve özveri ile yatırımlarımıza devam ediyoruz.
Yılın ilk çeyreği itibarıyla 441 bin km’ye ulaşan fiber ağ uzunluğumuz, 32,2 milyon haneyi kapsıyor. Fiber abone sayımız 2024’ün ilk çeyreğinde 13 milyona ulaşırken, FTTC abone sayımız 8,6 milyon olurken, FTTH/B sayımız ise 4,5 milyona yükseldi.
Yüksek teknoloji birikimimizi hayatın tüm alanlarına yansıtarak Türkiye Yüzyılı’nı, dijitalin yüzyılı yapma vizyonuna liderlik etmeyi sürdüreceğiz. Her sektörde kendi teknolojisini üreten ve dünyaya ihraç eden bir Türkiye için çalışmalarımıza hız kesmeden devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“5G İÇİN BAZ ISTASYONLARINI FIBERLEŞTIRIYORUZ, LTE MOBİL BAZ ISTASYONLARIMIZIN YÜZDE 52’SI FIBERLE BAĞLI”
Fiber ağ altyapısını günden güne büyüterek dijital geleceğin inşasında önemli rol oynayan Türk Telekom, mobil ve 5G alanındaki öncü adımlarını sürdürüyor. Türk Telekom, sağlıktan finansa, eğitimden sanayiye, kültür-sanattan spora birçok alanda ilklere imza atarak sektöre yön veren uygulamalar geliştiriyor. 5G’nin efektif şekilde kullanılması için en önemli unsurlardan olan baz istasyonlarının fiberleşmesi kapsamında önemli çalışmalar yapan Türk Telekom, LTE mobil baz istasyonlarının yüzde 52’sini fiberle bağlayarak yarının teknolojileriyle uyumlu hale getirdi. Önal “Yaptığımız çalışmalarla Türkiye’nin 5G’ye en hazır operatörüyüz. Türkiye’nin ilk özel endüstriyel 5G mobil şebekesi, ilk canlı 5G maç yayını, 5G destekli ilk çevrim içi uzaktan ameliyat, tarımda ilk akıllı traktör kullanımı, dünyanın ilk 5G VR Kukla Tiyatrosu gibi yenilikçi çalışmalara imza attık. Teknoloji birikimimizle hayatın her alanına yön vererek dijital geleceğin mimarlığını üstleniyoruz” dedi.
TÜRK TELEKOM MOBILDEKI GÜCÜYLE BÜYÜMEYI SÜRDÜRÜYOR
Mobil alandaki stratejilerinin olumlu yansımalarına paralel olarak mobil iş kolunun büyümeye devam ettiğinin altını çizen Önal, “Mobilin olağanüstü performansı ve büyümeye katkısı sürüyor. Son on iki ayda 1,7 milyon civarı net abone artışı kaydeden faturalı segment oldukça güçlü bir performans sergiledi. Mobil abonelerimizin yüzde 72,3’ü faturalı paket kullanıyor. Yatırımlarımız sonucunda kapsama ve kapasite olarak mobildeki konumumuzu günden güne güçlendirmeye devam ediyoruz.

4.5G ihalesi sonrası frekans sahipliğimizi 3 katına çıkardık. Hız için önemli olan abone başı frekansta ve 5G için de kritik öneme sahip 1800 Mhz frekans sahipliğinde pazar lideriyiz. Müşteri tabanımızın ve yüksek kaliteli altyapımızın yanı sıra çeyreklerdir süren üstün performansımız sayesinde pazarda artan gücümüz, bizi mobil iş kolumuzun potansiyeli konusunda iyimser olmaya teşvik ediyor.
Bireysel ve kurumsal kullanıcılarımızın yenilikçi çözümlerle buluşturmaya devam ederek, müşteri deneyimini odağa aldığımız stratejimizle yukarı yönlü ivmelenen bu performansımızı yıl boyunca sürdürmeyi amaçlıyoruz” dedi.
FİNANS SEKTÖRÜ DIŞINDA İLK SÜRDÜRÜLEBİLİR TAHVİL İHRACI
Teknolojiyi iyilik ve faydaya dönüştürme vizyonuyla çalışmalarına devam ettiklerini söyleyen Önal, “Geleceği iyileştiren teknoloji anlayışımızla sürdürülebilirlik ilkelerini tüm iş süreçlerimize entegre ederek, dijital dönüşümdeki öncü rolümüzle çevreci adımlar atmayı sürdürüyoruz. Sürdürülebilir Tahvilimizin ihracını yakın zamanda tamamlamış olmanın gururunu yaşıyoruz.
Sürdürülebilir Finansman Çerçevemiz kapsamında uluslararası Sürdürülebilir Tahvil ihraç eden finans sektörü dışındaki ilk Türk şirketi olarak 500 milyon USD doları tutarında başarılı bir ihraç gerçekleştirdik. Sürdürülebilir bir enstrüman ihraç ederek finansman stratejimizi de sürdürülebilirlik yol haritamız ve hedeflerimiz ile uyumlu hale getirdik. Ülkemizde sürdürülebilir dönüşümün sağlanması adına öncü bir rol üstlenerek gerçekleştirdiğimiz bu ihracın şirketimizin çevreci teknoloji yatırımlarını finanse edecek önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz” dedi.
Alman ve Türk ekonomi paydaşları, kurum ve devlet temsilcilerinden oluşan yaklaşık 600 kişi kutlama programında bir araya geldi. 1994 yılından bu yana Türkiye ile Almanya arasındaki ticaretin gelişmesine katkı sağlayan ve uluslararası bağlantıları ile bu sürece destek veren Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası, 30’uncu yılını etkinlikle kutladı.
Etkinliğin açılışında konuşan Almanya’nın İstanbul Başkonsolosu Johannes Regenbrecht, Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası’nın yeni Genel Sekreteri Burkhardt Hellemann’a başarılar dileyerek, bir önceki Genel Sekreter Dr. Thilo Pahl’ın başarılarını da takdir etti.

Regenbrecht, 1200’e yakın Türk ve Alman şirketini temsil eden Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası’nın ticari alışverişi ve yatırımı teşvik etme konusunda vazgeçilmez çalışmalar yürüttüğünü belirterek, “Türkiye ve Almanya arasındaki ticaret hacminin 60 milyar avroya doğru ilerlemesi ve şirketlerin partner ülkeye yatırım yapma konusundaki ilgisinin giderek artması esasen Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası sayesindedir. AHK Türkiye’ye ülke ekonomisine verdikleri katkı için teşekkür ediyoruz.” dedi.
“TİCARİ İLİŞKİLERİ GÜÇLENDİRMEYİ MİSYON EDİNDİK”
Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası (AHK) Türkiye Başkanı Pınar Ersoy da AHK Türkiye olarak, iki ülke arasındaki ticari ilişkileri güçlendirmek için birlikte çalışmanın ne kadar önemli olduğunu bildiklerini kaydetti.
Ersoy, “Bu ilişkiler sayesinde sayısız başarıya imza attık, Birlikte, iyi ve kötü günlerde yan yana durduk; çünkü gücümüz, hepimizin ortak gücüdür. Biz her zaman üyelerimiz arasındaki işbirliğini ve iki ülke arasındaki ticari ilişkileri güçlendirmeyi misyon edindik.” diye konuştu.

Üyelerin çeşitli sektörlerden gelmesinin ve gösterdikleri bağlılığın, kendilerini güçlü ve dinamik bir topluluk yapmakta olduğunu aktaran Ersoy, “Bu gece, uzun yıllar boyunca emek vererek oluşturduğumuz işbirliği ağımızın ne kadar değerli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor ve bu özel anı hep birlikte paylaşmaktan gurur duyuyoruz. Hedefimiz üyelerimiz arasındaki diyaloğu sağlamak ve Almanya ile Türkiye arasındaki ticari ilişkileri güçlendirmek.” açıklamasını yaptı.
AHK Türkiye Genel Sekreteri Burkhardt Helleman ise Alman-Türk ekonomik ilişkilerini geliştirmek için çalışmayı dört gözle beklediğini ifade ederek, ekonomik ilişkilerin ötesinde, iki ülkenin insanları olarak birlikte büyümeyi hedeflediklerini vurguladı.
Helleman, “AHK Türkiye, yaklaşık 1200 üyesiyle Türkiye’nin en büyük ikili odasıdır, çok aktif bir yönetim kuruluna sahiptir ve ayda yaklaşık 10 üye odaklı etkinlik düzenlemektedir. Bir oda ancak üyelerin katılımı ile gelişebilir. Sizi gelecekte de bizimle ihtiyaçlarınızı ve isteklerinizi paylaşmaya davet ediyorum. İki ülke arasındaki ticaret hacminin 60 milyar avroya doğru ilerlemesinde Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası’nın çalışmaları etkilidir.” değerlendirmesinde bulundu.
Etkinliğin ana partneri Mengerlerg Group’tan, Mengerler Ankara Genel Müdürü Ünal Keskin de Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası’nın kuruluşunun 30’uncu yılını kutladıklarını ve bugüne kadar üyeleri ile birlikte ülke ekonomisine yaptıkları katkılardan dolayı teşekkür ettiklerini kaydetti.
Keskin, “Üyesi olmaktan onur duyduğumuz AHK Türkiye’nin, kuruluşundan bugüne kadar sağladığı hizmet çeşitliliği ile daima yanımızda olduğunu bilmek, bizler için büyük bir güvence oluşturmaktadır.” şeklinde konuştu.
Son dönemlerde insansız hava araçlarının Türk Donanması’na ait platformlarda konuşlanmasına ilişkin önemli haberler duyuyoruz. Aslında bu Türkiye’nin yenilikçi harekat konseptlerine uyum sağlama çabaları olarak da okunuyor. Sadece İHA ve SİHA’ların değil insansız helikopterlerin de Mavi Vatan’da görev üstleneceği yıllar pek de uzak görünmüyor.
Türkiye’nin insansız sistemlerde ortaya koyduğu başarı özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yeni döneme ilişkin planlamalarında hem elini rahatlatıyor hem de kurmay sınıfın çok farklı enstrümanları bir arada kullanabilmesinin önünü açıyor.
Halihazırda İHA ve SİHA’ların gemilere iniş-kalkış yapabilmesi için çalışmalar devam ediyor. Arka planda ise insansız helikopterlerin de benzer görevlerde rol oynayabilmesi adına ciddi bir emek harcanıyor. Türkiye’nin neden bu konuya son zamanlarda daha çok yoğunlaştığını ve muhtemel yol haritasını Savunma/Denizcilik Uzmanı Kozan Selçuk Erkan ile konuştuk…
DİKİNE İNİŞ-KALKIŞ YAPABİLEN ARAÇ İHTİYACI ARTIYOR
Türk Deniz Kuvvetleri’nin gemi sayısının hızla arttığını ve gelecek dönemde de yeni platformların listeye ekleneceğini söylüyor Erkan. TCG Anadolu, istif sınıfı firkateynler, açık deniz karakol gemileri ve belki de uçak gemisi akla ilk gelenler.
Erkan burada bir parantez açıyor ve bazı yeni gemilerin helikopter taşıyabilme kabiliyeti olduğunun altını çiziyor. Haliyle bu gemilerde kullanılacak helikopter ihtiyacı da doğuyor. İşte bu noktada insansız sistemlerin daha çok konuşulduğunu söylüyor.
“Son zamanlarda yeni bir helikopter alım ihalesi duymadık. Belli ki ilk etapta bu ihtiyacı dikine iniş-kalkış yapabilen insansız hava araçları ve insansız helikopterlerle çözmek gibi bir plan var. Kamuoyuna yansıyan kimi gelişmeler bunu doğrular nitelikte” diyerek yakın ve orta gelecekteki muhtemel yol haritasından bahsediyor.

CAN KAYBI RİSKİ YOK VE ÇOK DAHA UCUZ
İnsansız sistemlerin bu denli baskın olmasında sahip oldukları kritik teknolojiler de etkin ancak aslan payı, hem personel kaybı riskini ortadan kaldırmaları hem de insansız platformlara göre üretim/işletme maliyetlerinde çok daha ucuz olmaları.
Gemiden kalkıp keşif-gözetleme-istihbarat işleri için bir uçak kaldırmakla insansız bir sistem kaldırmak arasında mali açıdan ciddi farklar var.
Tabii insansız sistemlere yönelen tek ülke Türkiye değil… Kozan Selçuk Erkan, ABD ve özellikle Avrupa donanmalarında insansız deniz helikopterlerinin neredeyse standart hale geldiğini, hatta çok önemli görevleri yerine getirmeye başladıklarından bahsediyor.
Çinliler için de ayrı bir parantez açıp, “Onlar da neredeyse her gün yeni bir model dikine kalkış yapabilen insansız hava aracı tanıtıyor. Bu konuda geç kalmadan bir an evvel bu işe çok farklı hava araçlarıyla başlamamız gerek. Aksi halde geç ve geride kalma riskimiz var” uyarısında bulunuyor.

“ENTEGRASYON İÇİN BİRAZ GAZA BASMAK ŞART”
Türkiye’nin TCG Anadolu ve kimi diğer gemilere insansız uçar sistemler entegre edeceği sır değil… Bayraktar’ın TB-3’ü, dikey iniş-kalkış yapabilen KALKAN DİHA’sı ve KIZILELMA akla ilk gelenler. Öte yandan ülkemizin insansız ilk helikopteri ALPIN için de deniz platformlarına yönelik çalışma başladığını biliyoruz. Yine TUSAŞ’ın kargo İHA çalıştığı ve belki de onun da deniz platformlarında kullanılabileceği konuşuluyor.
Tüm bunları alt alta eklediğimizde Türk Donanması’nın insansız hava platformlarıyla çok yoğun bir mesai harcayacağı tablosu çıkıyor ortaya. Kozan Selçuk Erkan, Türkiye’nin bu konuda biraz daha hızlanmasının şart olduğuna dikkati çekip, sözlerini şöyle tamamlıyor:
“Savunma sanayinde teknolojiyi çok yakından takip etmek zorundasınız. Aksi halde siz ne kadar güçlü ya da büyük olursanız olun teknolojisi yüksek küçük sistemler sizi denklem dışına itebilir. Dünyanın geldiği nokta itibarıyla bu alanda artık kaybedecek tek bir dakikamız yok. İnsansız sistemlerin deniz platformlarıyla birlikteliği adına eldeki imkanları hızla geliştirmek ve entegrasyonu sağlamak zorundayız.
Eğer bunu başarabilirsek sadece kendi kuvvet unsurlarımız için muazzam bir çözüm üretmekle kalmayacağız. Aynı zamanda dünyaya satmaya başladığımız savaş gemileri için de çok kritik bir ‘tamamlayıcı ürün’ elde edeceğiz. Haliyle gemiyi sipariş eden ülkenin bu tür sistemleri alma ihtimali de artacak. İşin arka planında böylesine büyük bir ihracata potansiyeli de olduğunu es geçmemek gerek.”
Kurtulmuş, yaptığı konuşmada, toplantının Türk dünyasına hayırlı olmasını dileyerek, ev sahibi Azerbaycan Milli Meclisi Başkanı Sahibe Gafarova’ya misafirperverlikleri için şükranlarını dile getirdi.

“Bağımsız Türk devletlerinin Ulusal Meclis Başkanları olarak bizleri aynı çatı altında buluşturan TÜRKPA’nın her geçen yıl güçlendiğini görmekten büyük memnuniyet duyuyorum” diyen Kurtulmuş, kuruluşundan bugüne kadar geçen süre zarfında ele alınan konular ve çeşitlenen faaliyetlere bakıldığında TÜRKPA’nın, Türk dünyası işbirliği kurumları arasında özgün bir yer edindiğini, günden güne büyüdüğünü ve geliştiğini gördüklerini belirtti.
Bu gelişim çizgisini, son 30 yılda yıldızı yükselen Türk devletleri arasındaki yakınlaşmadan, boyut ve derinlik kazanan ikili ve çok taraflı ilişkilerden bağımsız tutmanın mümkün olmayacağını ifade eden Kurtulmuş, şunları söyledi:
“Türk dünyasının kardeş toplumları, araya giren uzun ayrılık yıllarının ardından bugün yeniden kucaklaşmaktadır. Kardeşlik ahdini tazelemekte, her alanda birbirine yakınlaşmaktadır. Son 30 yıldır, devletlerimiz ve toplumlarımız arasında her alanda ilişkilerin ilerlediğini, güçlendiğini ve kökleştiğini görüyoruz.
Öte yandan dünya siyaseti ve dünya ekonomisinde de çok ciddi değişikliklerin olduğu bir dönemde Türk devletlerinin ağırlıklarının da artmakta olduğuna şahit oluyoruz. Orta Asya’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan Balkanlar’a ve Avrupa’ya uzanan bir büyük hat üzerindeki 300 milyonu aşkın dinamik nüfusuyla Türk coğrafyası, yeni bir jeopolitik güç ve çekim merkezi olarak öne çıkmaya başlamıştır. Tarihe yeniden doğmanın, tarihi yeniden yapmanın imkan ve fırsatlarının olduğunu görüyoruz. Türlü sebeplerle duraklayan veya yavaşlayan uygarlık yürüyüşümüzü canlandırma sorumluluğunun, her birimizin üzerinde olduğunu biliyoruz. Köklerden göklere uzanan medeniyet ağacımızın çiçeğe durma, meyve verme vaktinin de geldiğine inanıyoruz.

Aynı zamanda büyük çatışma ve kırılmaların yaşandığı bir coğrafyada medeniyet iddiamızı sürdürmenin yolu, dostluk ve ittifakımızı güçlendirmekten geçmektedir. Türk dünyası dilde, işte ve fikirde işbirliğini tesis ettiği takdirde üstesinden gelemeyeceği hiçbir sorun, çözemeyeceği hiçbir problem yoktur. Parlamenter boyutta fikir ve eylemlerimizi yakınlaştırmanın kurumsal imkan ve müşterek fırsatı, platformu olan meclisimiz TÜRKPA’dır. Kardeşler arasındaki bu aile meclisini genişletmek en büyük arzumuzdur.”
– “MACARİSTAN VE KKTC’NİN TAM ÜYE SIFATIYLA ÇALIŞMALARIMIZA KATILMASI EN BÜYÜK TEMENNİMİZ”
Özbekistan ve Türkmenistan’ın en yakın zamanda tam üye statüsünü kazanmasını beklediklerini ifade eden Kurtulmuş, “Ümit ediyorum ki bu süre çok yakındır, buna da önümüzdeki günlerde şahit oluruz. Macaristan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin de gözlemci statü sıfatıyla katıldığı çalışmalarımıza, yine en yakın süre içerisinde tam üye sıfatıyla katılması en büyük temennimizdir. İnşallah TÜRKPA yakın bir gelecekte bütün bağımsız Türk devletlerinin meclislerini çatısı altında bir araya getirecektir. Bu umut ve beklentiyle TÜRKPA olarak çalışmalarımızı sürdürüyor ve hedeflerimizi ortaya koruyoruz.” diye konuştu.

– “TÜRKPA’NIN GÜÇLENMESİ İÇİN TİTİZLİKLE GAYRET GÖSTERDİK”
Geçen 16 yıl içinde bir uluslararası kuruluş olarak önemli bir tecrübe ve birikim sahibi olan TÜRKPA’nın çatısı altında, bölgede ve dünyada barışın hükümferma olması için çalışmaya devam edeceklerini bildiren Kurtulmuş, Türk yurdunun her köşesinde barış, düzen, adalet ve kalkınma amaçlarına ulaşmak için durmadan ve yılmadan çalışmayı sürdüreceklerini vurguladı.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
Türkiye’nin dönem başkanlığında her bir ülkeye ve her birinize, yürütülen çalışmalara verdiğiniz samimi, içten ve yapıcı destekler dolayısıyla yürekten teşekkür ediyorum.
Desteklerini ve kardeşliğini daima yanımızda hissettiğimiz Azerbaycan Milli Meclis Başkanı Sayın Sahibe Gafarova’ya, Kazakistan Meclis Başkanı Sayın Yerlan Koşanov kardeşimize, Kırgızistan Meclis Başkanı Sayın Nurlanbek Şakiev’e çok teşekkür ediyorum. Fevkalade güzel bir dayanışma ve işbirliği içerisinde bir yıllık süreç içerisinde görevlerimizi sürdürdük, başarılı bir dönemi geride bıraktığımıza inanıyorum.”
Gafarova’ya, dönem başkanlığında başarılar dileyen Kurtulmuş, “Bütün gücümüzle, Türkiye Cumhuriyeti ve Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak Sayın Gafarova’nın bu görevi sırasında tüm desteğimizin kendileriyle birlikte olacağını ve inşallah önümüzdeki dönemde TÜRKPA’nın çok daha güçlü bir şekilde çalışmalarını sürdürerek, bir uluslararası platform olarak adından sıkça söz ettireceğine inanıyorum.” ifadesini kullandı.

– TÜRKPA DÖNEM BAŞKANLIĞI’NI AZERBAYCAN’A DEVRETTİ
Kurtulmuş, konuşmasının ardından, 28 Nisan 2023’ten bu yana TBMM Başkanı tarafından yürütülen “Dönem Başkanlığı”nı, Azerbaycan Milli Meclisi Başkanı Gafarova’ya devretti.
TÜRKPA Dönem Başkanlığı’nı devralan Gafarova, TBMM Başkanı Kurtulmuş’a teşekkür ederek, başkanlıkları döneminde üye ülkeler arasında ilişkileri daha ileri taşımak ve TÜRKPA’yı daha etkin kılmak için çaba sarf edeceklerini kaydetti.
Numan Kurtulmuş, daha sonra TÜRKPA üyesi ülkelerin Meclis Başkanlarıyla aile fotoğrafı çektirdi.
Müşteri memnuniyeti odaklı çalışmalarını aralıksız sürdüren Türk Telekom’un, yılın ilk çeyreğinde toplam abone sayısı 52,8 milyon, mobil abone sayısı 26,2 milyon, sabit genişbant abone sayısı 15,2 milyon oldu. Sabit internet ve mobil, Türk Telekom’un ilk çeyrekteki faaliyet gelirlerinin yüzde 72,6’sını oluşturdu. İki iş kolunun gelirlerindeki toplam 2,6 milyar TL’lik artış yıllık büyümeye önemli katkı sağladı.
Türk Telekom, “Memleketin bir şehrinde değil her şehrinde” anlayışıyla Türkiye’nin 81 ilini fiber ağlarla örmeye devam etti. Yarının teknolojileri için olmazsa olmazların başında gelen fiber altyapı uzunluğunu 2024 birinci çeyrek itibarıyla 441 bin km’ye taşıyan Türk Telekom’un fiber hane kapsaması ise 32,2 milyon oldu. Fiber abone sayısı 13 milyona ulaşan Türk Telekom’un, FTTC (Saha Dolabına Kadar Fiber) abone sayısı 8,6 milyon olurken, FTTH/B (Eve / Binaya Kadar Fiber) abone sayısı 4,5 milyona yükseldi. Türk Telekom’un bir önceki yıl yüzde 79,8 olan fiber abonelerinin toplam sabit genişbant aboneleri içindeki payı yüzde 85,7’ye yükseldi.
2024’e tüm yıl için paylaştıkları öngörü setini teyit eder şekilde sağlam bir başlangıç yaptıklarını belirten Türk Telekom CEO’su Ümit Önal, “Öncü iş kollarımızda devam eden ivme ile yıla tatmin edici bir giriş yaptık. 1Ç’24 hedefleriyle karşılaştırdığımızda, gelir artışı beklentimize paralel gerçekleşirken, FAVÖK marjı beklentimizden yüksek gerçekleşti.
Mobil, pazardaki yoğun rekabete rağmen üstün performansı ile bir kez daha konsolide gelir büyümesinin itici gücü oldu. Sabit genişbant ise öngördüğümüz üzere ARPU büyümesindeki hızlanmayla katkısını artırırken daha fazlası için gerekli aksiyonları almayı sürdürdü” dedi.
“GÜÇLÜ FİBER AĞIMIZ İLE YARININ TEKNOLOJİLERİNE HAZIRIZ”
Türkiye’nin dijital dönüşüm yolculuğunda lokomotif rol üstlendiklerinin altını çizen Önal, “Herkes için yüksek hızda erişilebilir internet mottosuyla Türkiye’nin her köşesini fiber ağlarla örüyoruz. Yarının teknolojileri için olmazsa olmazların başında gelen fiber alanında son derece yüksek bir motivasyon ve özveri ile yatırımlarımıza devam ediyoruz.
Yılın ilk çeyreği itibarıyla 441 bin km’ye ulaşan fiber ağ uzunluğumuz, 32,2 milyon haneyi kapsıyor. Fiber abone sayımız 2024’ün ilk çeyreğinde 13 milyona ulaşırken, FTTC abone sayımız 8,6 milyon olurken, FTTH/B sayımız ise 4,5 milyona yükseldi.
Yüksek teknoloji birikimimizi hayatın tüm alanlarına yansıtarak Türkiye Yüzyılı’nı, dijitalin yüzyılı yapma vizyonuna liderlik etmeyi sürdüreceğiz. Her sektörde kendi teknolojisini üreten ve dünyaya ihraç eden bir Türkiye için çalışmalarımıza hız kesmeden devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“5G İÇİN BAZ ISTASYONLARINI FIBERLEŞTIRIYORUZ, LTE MOBİL BAZ ISTASYONLARIMIZIN YÜZDE 52’SI FIBERLE BAĞLI”
Fiber ağ altyapısını günden güne büyüterek dijital geleceğin inşasında önemli rol oynayan Türk Telekom, mobil ve 5G alanındaki öncü adımlarını sürdürüyor. Türk Telekom, sağlıktan finansa, eğitimden sanayiye, kültür-sanattan spora birçok alanda ilklere imza atarak sektöre yön veren uygulamalar geliştiriyor. 5G’nin efektif şekilde kullanılması için en önemli unsurlardan olan baz istasyonlarının fiberleşmesi kapsamında önemli çalışmalar yapan Türk Telekom, LTE mobil baz istasyonlarının yüzde 52’sini fiberle bağlayarak yarının teknolojileriyle uyumlu hale getirdi. Önal “Yaptığımız çalışmalarla Türkiye’nin 5G’ye en hazır operatörüyüz. Türkiye’nin ilk özel endüstriyel 5G mobil şebekesi, ilk canlı 5G maç yayını, 5G destekli ilk çevrim içi uzaktan ameliyat, tarımda ilk akıllı traktör kullanımı, dünyanın ilk 5G VR Kukla Tiyatrosu gibi yenilikçi çalışmalara imza attık. Teknoloji birikimimizle hayatın her alanına yön vererek dijital geleceğin mimarlığını üstleniyoruz” dedi.
TÜRK TELEKOM MOBILDEKI GÜCÜYLE BÜYÜMEYI SÜRDÜRÜYOR
Mobil alandaki stratejilerinin olumlu yansımalarına paralel olarak mobil iş kolunun büyümeye devam ettiğinin altını çizen Önal, “Mobilin olağanüstü performansı ve büyümeye katkısı sürüyor. Son on iki ayda 1,7 milyon civarı net abone artışı kaydeden faturalı segment oldukça güçlü bir performans sergiledi. Mobil abonelerimizin yüzde 72,3’ü faturalı paket kullanıyor. Yatırımlarımız sonucunda kapsama ve kapasite olarak mobildeki konumumuzu günden güne güçlendirmeye devam ediyoruz.
4.5G ihalesi sonrası frekans sahipliğimizi 3 katına çıkardık. Hız için önemli olan abone başı frekansta ve 5G için de kritik öneme sahip 1800 Mhz frekans sahipliğinde pazar lideriyiz. Müşteri tabanımızın ve yüksek kaliteli altyapımızın yanı sıra çeyreklerdir süren üstün performansımız sayesinde pazarda artan gücümüz, bizi mobil iş kolumuzun potansiyeli konusunda iyimser olmaya teşvik ediyor.
Bireysel ve kurumsal kullanıcılarımızın yenilikçi çözümlerle buluşturmaya devam ederek, müşteri deneyimini odağa aldığımız stratejimizle yukarı yönlü ivmelenen bu performansımızı yıl boyunca sürdürmeyi amaçlıyoruz” dedi.
FİNANS SEKTÖRÜ DIŞINDA İLK SÜRDÜRÜLEBİLİR TAHVİL İHRACI
Teknolojiyi iyilik ve faydaya dönüştürme vizyonuyla çalışmalarına devam ettiklerini söyleyen Önal, “Geleceği iyileştiren teknoloji anlayışımızla sürdürülebilirlik ilkelerini tüm iş süreçlerimize entegre ederek, dijital dönüşümdeki öncü rolümüzle çevreci adımlar atmayı sürdürüyoruz. Sürdürülebilir Tahvilimizin ihracını yakın zamanda tamamlamış olmanın gururunu yaşıyoruz.
Sürdürülebilir Finansman Çerçevemiz kapsamında uluslararası Sürdürülebilir Tahvil ihraç eden finans sektörü dışındaki ilk Türk şirketi olarak 500 milyon USD doları tutarında başarılı bir ihraç gerçekleştirdik. Sürdürülebilir bir enstrüman ihraç ederek finansman stratejimizi de sürdürülebilirlik yol haritamız ve hedeflerimiz ile uyumlu hale getirdik. Ülkemizde sürdürülebilir dönüşümün sağlanması adına öncü bir rol üstlenerek gerçekleştirdiğimiz bu ihracın şirketimizin çevreci teknoloji yatırımlarını finanse edecek önemli bir kaynak olacağına inanıyoruz” dedi.

Her yıl Dünya Kahvaltı Günü, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından her Haziran ayının ilk Pazar günü olarak kutlanmaktadır. Türkiye Büyükelçisi Prof. Dr. Hamit Ersoy, sabahı geleneksel Türk kahvaltısıyla kutlamak için konuklarını rezidansında ağırladı.
Büyükelçilik Şefi Adem Can’ın hazırladığı Türk mutfağı, misafirlere çok çeşitli tat ve lezzetler sundu. Türkiye Büyükelçisi Prof. Dr. Hamit Ersoy, açılış konuşmasında kahvaltının Türk kültüründeki merkezi önemine dikkat çekti.
Türk insanı için toplumun merkezi ailedir ve ailenin merkezinde de güne birlikte başladıkları kahvaltı masası vardır; bu, istisnasız tüm ailelerin vazgeçilmezidir. Büyükelçi, kahvaltının aile üyelerinin bir araya gelerek günlük programlarını paylaştıkları ve akşam için planlar yaptıkları bir zaman olduğunu söyledi.

“Pazar kahvaltılarının özellikle büyük önem taşıdığını, ardından geleneksel şekilde demlenen Türk çayı ve Türk kahvesinin geldiğini ve çoğu zaman keyifli bir aile ve arkadaş buluşmasına dönüştüğünü” sözlerine ekledi.
Geçen yıl sadece Türkiye genelinde değil, dünya genelindeki 257 yurt dışı temsilciliğinde de çeşitli etkinlikler gerçekleştirildi. Kutlamaların odağında geniş, çeşitli ve zengin kahvaltı sofralarıyla dünya kahvaltı başkenti olarak anılan Türkiye’nin Doğu ili Van yer aldı.
Türkiye, 2020 yılında ‘Dünya Kahvaltı Günü’nü başlatarak bunu, her Haziran ayının ilk Pazar günü olarak ilan etti. Türkiye, sevilen kahvaltı kültürünün Dünya Somut Olmayan Kültür Mirası olarak tescil edilmesi için 2022 yılında UNESCO’ya başvuruda bulundu.
Türk mutfağı, mutfak sanatı ve gastronomi dünyasının en iştah açıcı ve zengin mutfaklarından biridir ve Türk halkının da Brunei’liler gibi yemeğe oldukça tutkulu olduğu bilinmektedir.

Kahvaltı Türk Milleti için kültürün ayrılmaz bir parçasıdır. Bölgelere göre değişmekle birlikte genel Türk kahvaltısı besin açısından zengin, lezzetli ve en sağlıklı çeşitlerle doludur. Kahvaltıda bol miktarda yeşillik, domates, salatalık, biber, Akdeniz zeytinyağı, peynir ve reçel çeşitleri, zeytin, menemen, bal ve tereyağı genellikle çok tahıllı köy ekmeği, mısır ekmeği ve susamlı simit ile birlikte yenir.
Brunei Sultanlığı’nda Yunus Emre Enstitüsü Brunei Türk Kültür Merkezi (Brunei YETKM) ile işbirliği halinde TC Bandar Seri Begavan Büyükelçiliği’nin Kültür Diplomasisi alanındaki Faaliyetleri;
Grup hem Cumhuriyet resepsiyonlarımızda hem de Türk kahvaltısı günlerinde ücretsiz canlı performans sergilemeye devam edecektir.
]]>
ÖNDER İmam Hatipliler Derneği, İstanbul Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü desteğiyle ve Turkcell ana sponsorluğunda düzenlenen organizasyonda, İstanbul’daki 350 imam hatip lisesinden 4 bin 500 öğrenci 10 branşta mücadele etti.
Organizasyonun ödül töreni, basketbol gösterisiyle başladı. Gösterinin ardından Kur’an-ı Kerim tilaveti yapıldı.
Etkinlikte saha içi koltukları, Filistinli çocukları temsilen boş bırakıldı ve üzerlerine Filistin bayrağı konuldu.

Burada açıklamada bulunan Davut Gül, 1 milyon lisanslı sporcuya ulaşmayı hedeflediklerini dile getirdi.
Organizasyon için ÖNDER ve Öncü Kulübüne teşekkür eden Gül, şöyle konuştu:
“Bu yarışmaların kaybedeni yok. Katılan herkes mutlaka kazanıyor. Önemli olan müsabaka keyfini tatmak. Sayın Cumhurbaşkanımız gençlerimizi bize emanet etti. Lisanslı sporcu sayımızda hedefimiz 1 milyon. O hedefe doğru emin adımlarla gidiyoruz. Sadece lisans çıkarmak yeterli değil. İhtiyaçları olan her malzemeyi temin edip okullara veriyoruz.”

– BİLAL ERDOĞAN: SPORDA LİSANSLAŞMANIN ÖNEMİNE İNANIYORUZ
Bilal Erdoğan, son yıllarda lisanslı sporcu sayısında çok ciddi artışlar yaşadıklarını ve sporda lisanslaşmanın önemine inandıklarını söyledi.
Ödül töreninin hayırlı olması temennisinde bulunan Erdoğan, “Bizler Türkiye’de sporda lisanslaşmanın önemine inanıyoruz. Lisanslı sporcu sayısında çok ciddi artışlar elde ettik. Türkiye’de ilk defa okçulukta Mete Gazoz ile olimpiyatlarda altın madalya aldık. Bu sene ise şu anda 4 kotayı garantiledik belki 2 kişi daha gidebilir. 6 sporcumuz Paris’te madalya mücadelesi verebilir. Türkiye, okçulukta dünyanın zirvesine oynuyor. Başka branşlarda da benzer başarıları izliyoruz.” şeklinde görüş belirtti.
Mücadelelere katılan tüm öğrencileri tebrik eden Erdoğan, şunları aktardı:
Abdullah Ceylan ise “Yılı geride bıraktık sezonu kapatıyoruz. Herkes yıl boyunca çok yoruldu. Bir yandan derslerinizle uğraştınız, bir yandan salonlarda ter döktünüz. Hepinizi tebrik ediyorum.” diye konuştu.

Murat Mücahit Yentür de”Ön sıralar Filistinli çocuklara ayrılmış. Çok duygulu ve anlamlı. Eğitim öğretim yılımızı kapatıyoruz ama Filistinli, Gazzeli çocuklarımız maalesef karnelerini alamayacak. Burada başarılara imza atan öğrencilerimiz inanıyorum ki başarılarını Gazzeli çocuklar için kaldıracak. Biz dünyada şefkatin temsilcisiyiz.” değerlendirmesinde bulundu.
Muhittin Özbay ise şunları kaydetti:
“Türkiye Yüzyılı’nın en büyük neferi, en kuvvetli geleceği sevgili gençler. Arkadan bakınca ön sıralar gözükmüyor ama buradan bakınca kayıplarımızı görebiliyoruz. Sporcu Cumhurbaşkanımız, sporcu Bakanımız ve sporu çok seven bir Valimiz var. Sporu mahallelere kadar yaymamak bu durumda imkansız bir şey.”
Enes Eminoğlu da “Bakanlık olarak her daim gençlerimizin yanında olmaya devam ediyoruz. Sanatta, sporda, tüm alanlarda Türk gençliğinin çok daha güzel başarılara imza atması için her zaman gençlerin yanındayız. Bakanlık olarak Türkiye Yüzyılı’nın gençlerin yüzyılı olması için canla başla 81 ilde gençlerimize tüm hizmetleri sunma gayretindeyiz.” ifadelerini kullandı.

– ÖDÜL 550 BİN LİRA
Yapılan yarışmalar sonucunda öğrenciler ve öğretmenlere toplam 550 bin lira ödül verildi.
Törende sporculara madalyaları ve kupaları ile ödül kartları da takdim edildi. 700 öğrenci ve birincilerin öğretmenlerinden oluşan 150 öğretmen, ödüllerin sahibi oldu.






Şenocak, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1984’te Türkiye’nin önde gelen firmaları tarafından kurulan derneğin 40. yılını bu ay özel bir etkinlikle kutlayacağını bildirdi.
Derneğin temel amacının iki ülke arasındaki iş çevrelerini bir araya getirmek olduğunu belirten Şenocak, “Türkiye ve İsviçre iş dünyası taraflarının birbirini daha iyi anlamasını, bu vesileyle de sinerjilerinin ortaya çıkmasını amaçlıyoruz. Yaklaşık 160 üyemiz var. Üretim, ticaret, hizmet alanında faaliyet gösteren İsviçre veya Türk sermayeli üyelerimiz bulunuyor.” diye konuştu.

Şenocak, İsviçre’nin Türkiye’de 8. yatırımcı konumunda bulunan bir ülke olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Çeşitli sektörlerde, finansal hizmetlerden gıdaya, sanayiden ticarete farklı sektörlerde yatırımlar mevcut. Şu anda görüştüğümüz İsviçreli şirketler, mevcut yatırımlarını artırmaya yönelik fırsatları değerlendiriyor. Bu ülkeden, Türkiye pazarına giriş yapmak isteyen çok firma var. Dolayısıyla hemen hemen her alanda Türkiye ile ilgili olumlu bir beklenti var. Sadece fırsatı değerlendiriyorlar. Doğru zamanı bekliyorlar.”
Türkiye ile İsviçre arasındaki ticaret hacminin uzun yıllardan beri son derece dengeli devam ettiğini, ihracatla ithalatın aynı seviyelerde kaldığını belirten Şenocak, yaklaşık 300 İsviçreli şirketin Türkiye’de toplam 10 milyar doların biraz üzerinde yatırımı bulunduğunu anlattı. Şenocak, “Bunun da yatırım koşullarının iyileşmesiyle birlikte artmaya devam etmesi bekleniyor.” ifadelerini kullandı.
“EKONOMİ POLİTİKASI ÇOK OLUMLU KARŞILANDI”
Şenocak, Türkiye’nin genel ekonomik koşullarına bakıldığında ülkenin son birkaç yıldır zorlu bir dönemden geçtiğini dile getirerek, “Fakat son dönemde ekonomi politikası ve alınmış kararlarla birlikte atılan adımlar çok olumlu karşılandı ve bu yönde devam edeceği şeklinde bir beklenti de var. Bu da yatırım iştahına olumlu yansıyacaktır.” görüşünü paylaştı.
Genel olarak Avrupalı yatırımcıların beklentisinin şeffaflık, öngörülebilirlik ve kamu kurumlarının bağımsız işlediği bir ortam olduğuna işaret eden Şenocak, güvenin önemli olduğunu aktardı.
Şenocak, “İsviçreli yatırımcılar burada yatırımlarını kısa vadeli düşünmüyor. Üyelerimiz arasında Türkiye’de 50-60 yıllık, hatta 100 yılı bile aşan yatırımları olan şirketler var. Dolayısıyla Türkiye’ye çok uzun vadeli olarak bakıyorlar.” dedi.
Türk firmaların AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’na uyum için çalışmalarına da değinen Şenocak, şunları kaydetti:
“Türkiye’deki firmaların Avrupa’ya yönelik ihracatlarını da bu çerçevede organize etmeleri gerekecek. Gözlenmediğimiz kadarıyla 1-2 senedir çok yoğun çalışmalar yürütülüyor. Bu da memnuniyet verici. Türk firmaların bu değişimin önemini gördüğünü, gözlemlediğini tespit ediyoruz. Bu nedenle hazırlıkların yürütülmesi, çalışmaların bu anlamda yürütülmesi son derece memnuniyet verici. Sürece hazır değiliz ama en azından ihracatın önemli bir hacmini yaratan, üreten firmaların hazır olduğunu görüyoruz. KOBİ’lerde de yavaş yavaş bu duyarlılığı hissediyoruz.”

“TÜRKİYE’NİN 5 YILLIK KREDİ RİSK PRİMİNİN DÜŞÜŞÜ YATIRIMLARA OLDUKÇA OLUMLU YANSIYOR”
Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk priminin (CDS) düşüşünün yatırımlara oldukça olumlu yansıdığını kaydeden Şenocak, bu düşüşün yatırım maliyetleri bakımındanda da son derece önemli olduğunu vurguladı.
Şenocak, “Gri liste konusunda da umuyoruz ki önümüzdeki haftalarda olumlu haberlerle karşılaşırız. Tabii yatırım kararlarını etkileyen parametrelerden biri de bu. Bu olumlu tablo herkesin elini kolaylaştıracaktır. Yatırım kararlarının da çok rahat çıkmasını sağlayacaktır.” görüşlerini kaydetti.
İki ülke arasında yatırım ortamının iyileştirilmesi konusunu dernek üyeleri ve paydaşlarıyla düzenli görüştüklerini belirten Şenocak, burada en önemli noktalardan birinin de eğitim olduğunu, bu konuda da çeşitli üniversitelerle, meslek kuruluşlarıyla bir araya gelmeye çalıştıklarını anlattı.
Şenocak, eylül ayında İsviçre Başkonsolosluğunun önderliğinde Swiss Days organizasyonunu düzenleyeceklerini anlatarak, sözlerini şöyle tamamladı:
“Ana temamız yine orada eğitim. Üniversiteler, meslek kuruluşları ve üyelerimizden oluşan bir toplulukla üniversite gençlerine, meslek lisesi gençleri öğrencilerimizle birlikte aslında sohbet ederek iş hayatına dair karşılıklı beklentileri ve gereklilikleri paylaşarak gençlerimizin iş hayatına daha da hazır olmasını ve nitelikli katkılar sağlayabilmelerini sağlayacak bir ortam yaratmaya çalışacağız.”
Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmeliğe göre, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarına konut edinme hakkının birden, üçe çıkartılmasına karar verilirken; gözler Yavru Vatan’daki gayrimenkul piyasasına çevrildi.
Gayrimenkul Yatırım Uzmanı Hasan Ceran, KKTC’de en gözde lokasyonların, Magusa, Esentepe, Gaziveren ve İskele olduğunu belirtirken, “KKTC’de konut yatırımına Rus, İranlı ve Avrupalılar’dan sonra Türkiye’den de talep yüksek. Resmi Gazete’de yayımlanan son karar da talebi oldukça arttıracaktır” dedi.

İNŞAATLAR ARTTI
Girne’nin merkezinde 1+1 bir daire kiralarının 400 ile 650 İngiliz Sterlin’i arasında değiştiğini dile getiren Ceran, şu bilgileri verdi:
“2 bin 500, 3 bin Sterlin karşılığında kiralık penthouse daireler de bulunuyor. Girne, Lefkoşa, Gazimağusa gibi merkez bölgelerde artan kiralık ihtiyacı bu bölgelerde inşaat faaliyetlerini artırdı. Satılık 1+0 dairelerin fiyatı ise 55 bin Sterlin. KKTC, 20’den fazla üniversitesi, 110 binden fazla öğrencisi ile hem eğitim hem de turizm adası konumunda. Dolayısıyla turistlere ve öğrencilere kısa süreli kiralamaların son derece karlı ve avantajlı olması gayrimenkul yatırımcılarını adaya yöneltiyor.”

DUBAİ HAREKETLİ
Türk vatandaşlarının konut yatırımında bir diğer gözde lokasyonu ise Dubai. Uluslararası Gayrimenkul Uzmanı Şerif Nadi Varlı, piyasalarda bulutlu ortamların kalkması durumunda Dubai’nin sıçrama yapabileceğini belirtirken, Tüm dünyada enflasyon dolayısıyla, konut kredi faizlerinin yüksek olmasından ötürü genel bir durgunluk hakim ancak Dubai’de bunun tam tersi söz konusu. Dubai emlak pazarındaki işlem sayısı 2024 yılının ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 20 artarak 34 bin 178 adet ile rekor kırdı” diye konuştu.
ARZ-TALEP BOZULDU
Yoğun talep nedeniyle arz-talep dengesinin bozulduğunu da sözlerine ekleyen Varlı, “2024 yılının ilk üç ayında Dubai’de nüfus 26 bin kişi artarken, sadece 6 bin 500 civarında yeni konut teslim edildi. Bu durumun arz-talep dengesizliğine yol açtı. Hazır ev sıkıntısı, kiralık stok üzerinde dalgalanma etkisi yarattı ve kira fiyatlarında yıllık yüzde 22’lik bir artışa neden oldu. Daire ve villaların ortalama satış fiyatları da yüzde 3 ve yüzde 13 arttı” bilgisini verdi.
ERTELEMEK DOĞRU MU?
Uluslararası gayrimenkul analisti Hakan Bucak ise global ölçekte emlak piyasası için durgunluk beklenmediğini söylerken, şu tahminleri gündeme taşıdı:
“Konut alımında bir erteleme var ama bu ertelemenin getirdiği bir stres de söz konusu. Çocuğunuzu evlendiriyorsunuz, deprem nedeniyle yeni konuta geçmeye çalışıyorsunuz ama fiyatların düşmediğini görüyorsunuz. Dolar bazlı ülke genelinde düşüş olabilir ama fiyatlarda büyük bir gerileme olacağını sanmıyoruz. Hatta faiz oranları dengelendiğinde, bugünkü fiyatları arıyor olacağız.”
“Dostluk Rehberi Fethi Gemuhluoğlu” adlı kitabı kaleme alan Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) İstanbul Şube Başkanı Mahmut Bıyıklı, Gemuhluoğlu’na ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, yazarın son devrin öncü şahsiyetlerinden biri olduğunu söyledi.

Gemuhluoğlu’nu tanımaya duyulan ihtiyacı vurgulayan Bıyıklı, “Fethi Gemuhluoğlu, bir nesil yetiştirme ideali taşıyan ve bu ideal uğrunda bir ömür tüketen bir büyüğümüz. Türkiye’nin son yüz yılında farklı yönleriyle öne çıkan şahsiyetler arasında özgün bir yere sahip. Nevi şahsına münhasır bir zat. Binlerce yürekte iz bırakmış, binlerce insan yetiştirmiş bir gönül adamı.” dedi.

Bıyıklı, Gemuhluoğlu’nun hayatına bakıldığında hasreti çekilen ideal insanla karşılaşıldığını belirterek, “Yeni nesillerin onu tanımasını, kendilerine yol ve yön belirlemeleri açısından önemli buluyorum. Dostluk rehberi olan Gemuhluoğlu, bize neye dost olmamız, neye dost olmamamız gerektiğini öğreten müstesna bir şahsiyettir.” değerlendirmesini yaptı.
‘BÜYÜK TÜRKİYE İDEALİNE SAHİPTİ’
Gemuhluoğlu’nun yaşadığı dönemde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden Kerkük’e, Azerbaycan’dan Türkistan’a, Kırım’dan Finlandiya Türklerine kadar uzanan Türk dünyasını yakından takip edip onların dertleriyle dertlendiğine işaret eden Bıyıklı, şunları kaydetti:
“Başta Balkanlar olmak üzere, Osmanlı’nın çekilmek zorunda kaldığı topraklarda Türkiye’nin de söz sahibi olması gerektiğini ifade etmiş, milletimizin dünyada hak ettiği yeri yeniden kazanabilmesi için adeta çırpınmıştır. Gemuhluoğlu’nun ‘Büyük Türkiye’ ideali vardır. Bu idealin hareket alanı bütün yeryüzüdür. Ona göre Büyük Türkiye, türküsünü Asya’da, Afrika’da, Avrupa’da, Balkanlarda ve Orta Doğu’da da söylemelidir. Ömrünü bu ideale adamış, bu sevdayı taşıyacak gençler yetiştirmiştir. Geleceğin Türkiye’sini yönetecek kadrolara büyük devlet olmanın mesuliyetini yüklemiştir.”
Mahmut Bıyıklı, büyük bir medeniyet savaşçısı olan Gemuhluoğlu’nun kitapsız, peygambersiz, ilahi terbiyeden nasipsiz, besmelesiz toplumlar üretmeye ant içmiş bir avuç bozguncu zihniyete karşı destansı bir kavga verdiğinin altını çizerek, oğlu Ali’ye yazdığı mektupta “Türkiyemizin bütün çocukları ve anneleri için kavgaya katılmayı ibadet addediyorum.” yazdığını anlattı.

Tarihçi Mehmet Genç’in Gemuhluoğlu için söylediği “Cevheri olan insanları keşfetmiyordu. Her insanda bir cevher keşfediyordu.” ifadesini aktaran Bıyıklı, şöyle devam etti:
“Fethi Bey hizmetleriyle adeta bugünleri mayalamıştır. Bugün ülkemize edebiyatta, akademide, siyasette ve diğer alanlarda hizmet eden çok sayıda insanda onun emeği vardır. Bir yere gelmesine vesile oldukları kişilere, nefislerini aşarak memleket namına çalışmalarını tavsiye etmiştir. ‘Makam size değil, siz makama hükmediniz.’ diyerek sıkı tembihlerde bulunmuş, ‘Hadim olmayan, mahdum olamaz.’ sözünü akıllarından çıkarmamalarını istemiştir.”
SANAT VE EDEBİYATLA UĞRAŞANLARI DAİMA TEŞVİT ETMİŞTİR’
Gemuhluoğlu’nun en özgün yanlarından birisinin sloganların ülkenin her yanını sardığı bir dönemde ısrarla ve inatla sanata vurgu yapması olduğunu dile getiren Bıyıklı, “Sanat ve edebiyatın toplumları etkileyen çok etkili araçlar olduğunu iyi bildiği için sanat ve edebiyatla uğraşanları daima teşvik etmiştir. Bu ufuk, Gemuhluoğlu ufkudur. Yanına gelen gençlere, ‘Cebinizde kalan son lirayla simit alıp da karnınızı doyurmayın, gidin onunla bir film yahut bir tiyatro seyredin.’ diyen bir insandır. Sanatla başlayan yabancılaştırma projesinin sanatla çökertileceğini iyi bilenlerdendir.” görüşünü paylaştı.
Bıyıklı, 5 Ekim 1977’de vefat eden Gemuhluoğlu’nun olaylara ve meselelere dar bir açıdan değil geniş bir perspektifle yaklaştığını, sezgilerinin güçlü olduğunu dile getirdi.

‘DOSTLUK KÖPRÜLERİ KURMAYA DEVAM EDİYOR
Ülke sorunları üzerine kafa yorulması ve çözümler üretilmesi konusunda da telkinlerde bulunan Gemuhluoğlu’nun yüreğine ülkenin bütün evlatlarını sığdırdığını, bütün Türk gençliğinin ağabeyi olduğunu belirten Bıyıklı, şunları ekledi:
“Aramızdan ayrılalı onlarca yıl olmasına rağmen, adı dillerde saygıyla anılmakta, hatırası gönüllerde muhabbetle yaşatılmaktadır. Hayatında olduğu gibi vefatından sonra da Türk milletinin evlatlarına rehberlik yapmayı sürdürmektedir. Gerek yazdıklarını okuyanlar gerekse hakkında yazılanları okuyanlar, içlerindeki dostluk ağacını büyütmeye devam etmektedir. Milletimizin yeni fetihler yapabilmesi için ‘Yeni Fethiler’ yetiştirme mecburiyeti vardır. Yeni Fethilerin yeşermesi için de Gemuhluoğlu’nu hakkıyla tanımaya ve anlamaya ihtiyacımız var. Milleti için yaşayan büyük şahsiyetler ebediyen aramızda yaşar. Bizim Yunus, ‘Aşıklar ölmez’ derken, bu sırra işaret eder. Son yüz yılın aşıklarından olan Fethi Gemuhluoğlu dostluk köprüleri kurmaya devam ediyor. Sözünün ve sohbetinin tesiri hala yüreklerde hissediliyor. Aziz ruhu şad olsun.”
KİTAP HAKKINDA
Mahmut Bıyıklı’nın “Dostluk Rehberi Fethi Gemuhluoğlu” adlı kitabı geçen ay Türkiye Diyanet Vakfı Yayınlarından çıktı. Ömrünü milletine adayan gönül ve kültür insanının örnek hayatına dair notların okuyucuyla paylaşıldığı eser, yeni nesillerin Gemuhluoğlu’nu tanıması bakımından önemli bir kaynak olma özelliği taşıyor.
]]>Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmeliğe göre, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarına konut edinme hakkının birden, üçe çıkartılmasına karar verilirken; gözler Yavru Vatan’daki gayrimenkul piyasasına çevrildi.
Gayrimenkul Yatırım Uzmanı Hasan Ceran, KKTC’de en gözde lokasyonların, Magusa, Esentepe, Gaziveren ve İskele olduğunu belirtirken, “KKTC’de konut yatırımına Rus, İranlı ve Avrupalılar’dan sonra Türkiye’den de talep yüksek. Resmi Gazete’de yayımlanan son karar da talebi oldukça arttıracaktır” dedi.

İNŞAATLAR ARTTI
Girne’nin merkezinde 1+1 bir daire kiralarının 400 ile 650 İngiliz Sterlin’i arasında değiştiğini dile getiren Ceran, şu bilgileri verdi:
“2 bin 500, 3 bin Sterlin karşılığında kiralık penthouse daireler de bulunuyor. Girne, Lefkoşa, Gazimağusa gibi merkez bölgelerde artan kiralık ihtiyacı bu bölgelerde inşaat faaliyetlerini artırdı. Satılık 1+0 dairelerin fiyatı ise 55 bin Sterlin. KKTC, 20’den fazla üniversitesi, 110 binden fazla öğrencisi ile hem eğitim hem de turizm adası konumunda. Dolayısıyla turistlere ve öğrencilere kısa süreli kiralamaların son derece karlı ve avantajlı olması gayrimenkul yatırımcılarını adaya yöneltiyor.”

DUBAİ HAREKETLİ
Türk vatandaşlarının konut yatırımında bir diğer gözde lokasyonu ise Dubai. Uluslararası Gayrimenkul Uzmanı Şerif Nadi Varlı, piyasalarda bulutlu ortamların kalkması durumunda Dubai’nin sıçrama yapabileceğini belirtirken, Tüm dünyada enflasyon dolayısıyla, konut kredi faizlerinin yüksek olmasından ötürü genel bir durgunluk hakim ancak Dubai’de bunun tam tersi söz konusu. Dubai emlak pazarındaki işlem sayısı 2024 yılının ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 20 artarak 34 bin 178 adet ile rekor kırdı” diye konuştu.
ARZ-TALEP BOZULDU
Yoğun talep nedeniyle arz-talep dengesinin bozulduğunu da sözlerine ekleyen Varlı, “2024 yılının ilk üç ayında Dubai’de nüfus 26 bin kişi artarken, sadece 6 bin 500 civarında yeni konut teslim edildi. Bu durumun arz-talep dengesizliğine yol açtı. Hazır ev sıkıntısı, kiralık stok üzerinde dalgalanma etkisi yarattı ve kira fiyatlarında yıllık yüzde 22’lik bir artışa neden oldu. Daire ve villaların ortalama satış fiyatları da yüzde 3 ve yüzde 13 arttı” bilgisini verdi.
ERTELEMEK DOĞRU MU?
Uluslararası gayrimenkul analisti Hakan Bucak ise global ölçekte emlak piyasası için durgunluk beklenmediğini söylerken, şu tahminleri gündeme taşıdı:
“Konut alımında bir erteleme var ama bu ertelemenin getirdiği bir stres de söz konusu. Çocuğunuzu evlendiriyorsunuz, deprem nedeniyle yeni konuta geçmeye çalışıyorsunuz ama fiyatların düşmediğini görüyorsunuz. Dolar bazlı ülke genelinde düşüş olabilir ama fiyatlarda büyük bir gerileme olacağını sanmıyoruz. Hatta faiz oranları dengelendiğinde, bugünkü fiyatları arıyor olacağız.”
Avrupa’nın en büyük üç büyük tur operatöründen biri olan Almanya- Münih merkezli FTI Group’un iflası, Türkiye’nin içinde bulunduğu Akdeniz çanağındaki ülkelerde büyük kriz yarattı. Almanya’dan gelen iflas haberi, Antalya’da turizm sektörünü alarma geçirdi. FTI tur operatörü aracılığıyla rezervasyon yapan onlarca otellerde, kriz masası düzeyinde ekipler oluşturuldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı, FTI ile Türkiye’ye gelen 25 bin turistin ülkelerine geri gönderilmesi için çalışma başlattı.
BORÇLARINI ÖDEYEMEZ OLDU
Antalya Kent Konseyi Turizm Çalışma Grubu Başkanı Recep Yavuz, 24 yıllık geçmişe sahip, dünya genelinde 124 ülkeye turist götüren ve dünya turizminde ciddi bir hareketlenme yaratan FTI’nin Mısır, Türkiye, İtalya, Yunanistan, İspanya gibi ağırlıkla Akdeniz ülkelerinde güçlü bir tur operatörü olduğunu söyledi. Yavuz, “Pandemiden önce yaşadıkları ekonomik zorluklar gittikçe daha ağırlaştı. Pandemide devletten 600 milyon euro civarında bir destek aldılar. Geri ödemekte çok zorlandılar. Büyük kısmını ödeyemediler. Tekrar başvurdular. Ama Alman hükümeti, ikinci desteği vermeyi kabul etmedi. Bunun üzerine şirket yönetimi önceki gün sabah iflasını ilan etti” dedi.
ANTALYA’YA 1 MİLYON TURİST
Türkiye ve Akdeniz ülkeleri başta birçok turizm ülkesinin iflastan etkileyeceğine dikkati çeken Yavuz, “Bugünden itibaren bütün operasyonları durdu. Türkiye’ye yansıması nasıl olur? Özellikle Antalya, bunu çok yakından hisseder. Çünkü Antalya’ya, 1 milyonun üzerinde Avrupalı turist getiriyordu. Şu anda yaklaşık 900 bin civarında Antalya ve Türkiye tatili almış misafir var. Bu durum da bir belirsizliğe girdi. Bunlar ne olacak? Paraları iade mi edecek? İptal mi edecekler? Önümüzdeki günlerde göreceğiz ama büyük olasılıkla diğer tur operatörleri birtakım alternatifler hazırlayarak, bu yolcuların gelmesini sağlayacaklardır diye düşünüyorum. Ama yine de bir kısım kayıp olacaktır” diye konuştu.
‘BU İŞLER, ÇOK MAĞDUR YARATIYOR’
Alman acente aracılığıyla Türkiye’ye gelmiş 25 bin misafir bulunduğunu belirten Yavuz, şunları kaydetti: “Bu misafirlerin sorunsuz ve problemsiz bir şekilde geri gitmesi gerekiyor. Ama maalesef bu işler, çok mağdur yaratıyor. Bir kere elinde biletiyle havaalanında olup da uçağa binemeyen kişi de mağdur. Haftaya gelmeyi düşünen, iznini almış, bütün planını yapmış, parasını ödemiş olan turist de mağdur. Uçak şirketi de mağdur, otel de mağdur. Şirketin 11 bin çalışanı var, onlar şu anda ne olacağını bilmiyorlar, onlar da mağdur. Bu iflas, çok ciddi bir mağduriyet yaratıyor. Bunu geçtiğimiz Thomas Cook döneminde yaşadık. Bu tarz firmaların yeri kolay kolay da dolmuyor. O yüzden Akdeniz ülkeleri bu süreçte bir bocalama dönemine girecektir.”
‘BİRAZ MORALLER BOZULDU’
Kundu’daki beş yıldızlı bir otelin Genel Müdürü İsmail Çağlar, Rusya- Ukrayna, İsrail- Filistin arasındaki savaşlara da dikkati çekerek, hem Rusya pazarında hem Orta Doğu pazarında ciddi kayıplar yaşandığını söyledi. Son olarak Almanya’dan da kötü bir haber aldıklarını ve FTI gibi büyük bir tur operatörünün iflas ettiğini söyleyen Çağlar, “Türkiye için çok önemli bir tur operatörüydü. Orada ciddi kayıplarımız var. Türkiye için yaklaşık 1 milyar euro gibi bir ciro oluşturan yapıdan bahsediyoruz. Dün itibarıyla operasyonlarını durdurdu. Bu bizim için kötü bir durum. Şimdi onun çalışmasını yapıyoruz. Bayram moralimizi düzeltmişti ama dün itibarıyla biraz moraller bozuldu. Şu an onu çözmek için tüm turizmciler harekete geçti. İnşallah kısa sürede çözeriz” dedi.
500 BİNİ AŞKIN REZERVASYON
Bu yıl rekor beklenen Alman pazarı için bu iflasın olumsuz yansımalarının olacağını belirten Çağlar, “Şu anda Türkiye’ye 500 bin aşkın misafirin rezervasyonu gözüküyor. Bu rezervasyonlar gelebilecek mi? Mevcut rezervasyonları her an getirecek bir yapı yok. Çünkü halihazırda orada iki farklı tur operatörü var. Onlar da kendi planlamasını yapmıştır. Bu işin operatör ayağı var, acente ayağı var, otel ayağı var. Bunları tamamlamak kolay değil. Büyük bir insan hareketinden bahsediyoruz, çok zor. Belli bir kısmı illaki gelecektir. Çünkü tatil Avrupa’da temel ihtiyaç ama bunun tamamının gelmesinin zor olduğunu düşünüyorum. Sigorta şirketleri aracılığıyla zannediyorum zararlar karşılanacaktır” diye konuştu.
Money 20/20 Europe’a 2023 yılında 8 üyesiyle katılan TÖDEB, bu yıl fuarın en büyük alanlarından birinde 20 üyesiyle katılım sağladı. TÖDEB öncülüğünde ve Ticaret Bakanlığı destekleriyle kurulan Türkiye pavilyonunda Türk firmaları yer alıyor.

AMSTERDAM’DA DEV SEKTÖR BULUŞMASI
Pavilyon aynı zamanda Lahey Büyükelçisi Selçuk Ünal, Amsterdam Başkonsolosu Mahmut Burak Ersoy, Lahey Büyükelçiliği Hazine ve Maliye Müşaviri Zafer Düzenli, Lahey Büyükelçiliği Ticaret Müşaviri Aşkın Pekel, Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi Başkanı Prof. Dr. Göksel Aşan, Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi Başkan Yardımcısı Necip Fazıl Kaymak, Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi Daire Başkanı Ozan Çağrı Gazitürk, Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi Benelüks Bölgesi Ülke Danışmanı Ethem Tokgozlu, Fahri Konsolos Titus Kramer ve DTİK Avrupa Temsilciler Kurulu Başkanı Turgut Torunoğulları tarafından ziyaret edecek. Ziyaretin akabinde Lahey Büyükelçiliği himayesinde TÖDEB iş birliğiyle, TÖDEB Yönetim Kurulu Üyesi Erkan Kork ve BankPozitif’in destekleriyle Hollanda Türk İş Dünyası ve Finans Sektörü Buluşması gerçekleşiyor.

“TÜRKİYE PAVİLYONU’NDAN DÜNYAYA SESLENECEĞİZ”
TÖDEB Yönetim Kurulu Başkanı Ufuk Bilgetekin, “Money 20/20 Fuarı TÖDEB olarak ilk katıldığımız uluslararası fuar olma özelliğini taşıyor. İlk adımı Avrupa’nın en büyük fuarında atmıştık ve çok olumlu tepkiler almıştık. Bu sene çok daha büyük bir alanda 20 üyemizle temsil edileceğiz.
Burada olmak, tüm dünyanın gözünün üstünde olduğu bir etkinlikte en büyük katılımcılardan biri olmak bizim için çok önemli. Amsterdam’da kurduğumuz Türkiye pavilyonu hem bizim hem de sektörümüz için bir gövde gösterisi. Biz de üyelerimizin talebi, ülkemizin hedefleri ve sektörümüzün gelişimini takip ederek buraya geldik” dedi.
“AVRUPA HER DAİM İŞ ORTAĞIMIZ”
Bilgetekin, “Money 20/20 Europe’u sadece bir Avrupa fuarı olarak görmememiz gerekiyor. Burası fintek sektörünün kalbinin attığı yer. İş birliklerinin yapıldığı, imzaların atıldığı, geleceğin şekillendiği bir alan burası. Hem ülkemiz hem de üyelerimiz için Avrupa doğal ticaret paydaşımız. Regülasyonlardaki uyum sebebiyle de dünyaya açılma kapımız. Bu sebeplerle Money 20/20 Europe Fuarı’nda olmak Türk ödeme ve elektronik para sektörü için kıymetli ve değerli.
Bu etkinliğin Ticaret Bakanlığımızın desteğiyle milli katılım olması ayrıca önemli. Türkiye Pavilyonu’nda ülkemizin bayrağı altında temsiliyet sağlamak bizi gururlandırıyor. Bu çabamız sırasında bize her türlü desteği veren Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, Ticaret Bakanımız Ömer Bolat’a, Merkez Bankası Başkanımız Fatih Karahan’a ve Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi Başkanımız Göksel Aşan’a şükranlarımı sunuyorum. Onların ön açıcı desteği ve üyelerimizin çabaları ile sektörümüzü Avrupa’nın yıldızı haline getireceğiz” dedi.
Money 20/20 Europe’a 2023 yılında 8 üyesiyle katılan TÖDEB, bu yıl fuarın en büyük alanlarından birinde 20 üyesiyle katılım sağladı. TÖDEB öncülüğünde ve Ticaret Bakanlığı destekleriyle kurulan Türkiye pavilyonunda Türk firmaları yer alıyor.

AMSTERDAM’DA DEV SEKTÖR BULUŞMASI
Pavilyon aynı zamanda Lahey Büyükelçisi Selçuk Ünal, Amsterdam Başkonsolosu Mahmut Burak Ersoy, Lahey Büyükelçiliği Hazine ve Maliye Müşaviri Zafer Düzenli, Lahey Büyükelçiliği Ticaret Müşaviri Aşkın Pekel, Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi Başkanı Prof. Dr. Göksel Aşan, Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi Başkan Yardımcısı Necip Fazıl Kaymak, Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi Daire Başkanı Ozan Çağrı Gazitürk, Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi Benelüks Bölgesi Ülke Danışmanı Ethem Tokgozlu, Fahri Konsolos Titus Kramer ve DTİK Avrupa Temsilciler Kurulu Başkanı Turgut Torunoğulları tarafından ziyaret edecek. Ziyaretin akabinde Lahey Büyükelçiliği himayesinde TÖDEB iş birliğiyle, TÖDEB Yönetim Kurulu Üyesi Erkan Kork ve BankPozitif’in destekleriyle Hollanda Türk İş Dünyası ve Finans Sektörü Buluşması gerçekleşiyor.

“TÜRKİYE PAVİLYONU’NDAN DÜNYAYA SESLENECEĞİZ”
TÖDEB Yönetim Kurulu Başkanı Ufuk Bilgetekin, “Money 20/20 Fuarı TÖDEB olarak ilk katıldığımız uluslararası fuar olma özelliğini taşıyor. İlk adımı Avrupa’nın en büyük fuarında atmıştık ve çok olumlu tepkiler almıştık. Bu sene çok daha büyük bir alanda 20 üyemizle temsil edileceğiz. Burada olmak, tüm dünyanın gözünün üstünde olduğu bir etkinlikte en büyük katılımcılardan biri olmak bizim için çok önemli. Amsterdam’da kurduğumuz Türkiye pavilyonu hem bizim hem de sektörümüz için bir gövde gösterisi. Biz de üyelerimizin talebi, ülkemizin hedefleri ve sektörümüzün gelişimini takip ederek buraya geldik” dedi.
“AVRUPA HER DAİM İŞ ORTAĞIMIZ”
Bilgetekin, “Money 20/20 Europe’u sadece bir Avrupa fuarı olarak görmememiz gerekiyor. Burası fintek sektörünün kalbinin attığı yer. İş birliklerinin yapıldığı, imzaların atıldığı, geleceğin şekillendiği bir alan burası. Hem ülkemiz hem de üyelerimiz için Avrupa doğal ticaret paydaşımız. Regülasyonlardaki uyum sebebiyle de dünyaya açılma kapımız. Bu sebeplerle Money 20/20 Europe Fuarı’nda olmak Türk ödeme ve elektronik para sektörü için kıymetli ve değerli. Bu etkinliğin Ticaret Bakanlığımızın desteğiyle milli katılım olması ayrıca önemli. Türkiye Pavilyonu’nda ülkemizin bayrağı altında temsiliyet sağlamak bizi gururlandırıyor. Bu çabamız sırasında bize her türlü desteği veren Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, Ticaret Bakanımız Ömer Bolat’a, Merkez Bankası Başkanımız Fatih Karahan’a ve Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi Başkanımız Göksel Aşan’a şükranlarımı sunuyorum. Onların ön açıcı desteği ve üyelerimizin çabaları ile sektörümüzü Avrupa’nın yıldızı haline getireceğiz” dedi.
Bakan Kacır’ın açıklamaları şöyle:
“Haberleşme uydularını yurt dışından temin eden ülkemiz Türksat 6A ile birlikte haberleşme uydusu üretebilen 10 ülkeden biri olacak. Ülkemizin stratejik güvenliği için milli uydu markamızı oluşturacağız.
Uzayın sunduğu sınırsız fırsatlardan yararlanmaya hazırız. Ay programımız kapsamında milli imkanlarla geliştirdiğimiz uzay aracıyla aya erişeceğiz.”
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu fırlatma süreci ve sonrasına ilişkin önemli detayları paylaştı. Uraloğlu’nun açıklamalarından öne çıkan detaylar şu şekilde:
Gerçekten mühendis olarak bu günü yaşamanın haklı gururunu hissediyoruz. Burada sonuçta bir uydu ortaya çıkardık. Yüzde 80’in üzerinde yerlilik oranıyla hayata geçirdik. Paketlenmiş durumda uydumuzun ana parçasını koyarak dünyanın en büyük kargo uçağı Antonov’la birlikte yola çıkarıyoruz. Florida’ya göndermiş olacağız. Temmuz’un ikinci haftasında başlayan süreçte hava şartlarına bağlı olarak bir haftalık zaman diliminde inşallah bunu yörüngesine oturacak. Dünyanın 3.5 milyon insanın yaşadığı kısma uydularımız hizmet veriyor. Bu uyduyla 5 milyar nüfusu kapsamış olacağız. 250 milyar dolara üretilmiş uydumuzun geri dönüş sürecini yakalamış olacağız. Neler yapabildiğimizi göstermiş olan eserden bahsediyoruz.
“DÜNYADAKİ 10 HABERLEŞME UYDU ÜRETİCİSİNDEN BİRİ OLDUK”
2005 yılında başlayan, 2014 yılında ete kemiğe bürünen bir sürecin sonuna geldik. Bu heyecan verici. Türk mühendis ve teknisyenlerinin Cumhurbaşkanımız önderliğinde neler yapabileceğinin bir kanıtı bu. Hem yönetici olarak hem de mühendis olarak bu gururu yaşıyorum. Dünyadaki 10 haberleşme uydu üreticisinden biri olduk.
“YÜZDE 80-90 ORANINDA YERLİ ÜRETİMLE İMAL ETTİK”
Buradaki en önemli amacımız bizim ihtiyaçlarımızı karşılamak ama bu uydu da ses görüntü ve data noktasında güvenlik haberleşmesinin ve askeri sistemlerin mutlaka emin olacağımız sistemlerle gerçekleştirilmesi gerekir. Bu uyduyla birlikte yüzde 80-90’lara varan yerli üretimimizle bizim haberleşme ihtiyacımızı göreceği gibi dünyadaki eriştiği coğrafyalarda da bu hizmeti satıp bu anlamda da bir gelir elde etmenin yolunu açmış oluyoruz.
“DÜNYADAKİ 10 HABERLEŞME UYDU ÜRETİCİSİNDEN BİRİ OLDUK”
2005 yılında başlayan, 2014 yılında ete kemiğe bürünen bir sürecin sonuna geldik. Bu heyecan verici. Türk mühendis ve teknisyenlerinin Cumhurbaşkanımız önderliğinde neler yapabileceğinin bir kanıtı bu. Hem yönetici olarak hem de mühendis olarak bu gururu yaşıyorum. Dünyadaki 10 haberleşme uydu üreticisinden biri olduk.
“YÜZDE 80-90 ORANINDA YERLİ ÜRETİMLE İMAL ETTİK”
Buradaki en önemli amacımız bizim ihtiyaçlarımızı karşılamak ama bu uydu da ses görüntü ve data noktasında güvenlik haberleşmesinin ve askeri sistemlerin mutlaka emin olacağımız sistemlerle gerçekleştirilmesi gerekir. Bu uyduyla birlikte yüzde 80-90’lara varan yerli üretimimizle bizim haberleşme ihtiyacımızı göreceği gibi dünyadaki eriştiği coğrafyalarda da bu hizmeti satıp bu anlamda da bir gelir elde etmenin yolunu açmış oluyoruz.
“TÜRKSAT 6-A İLE 5 MİLYAR NÜFUSA ERİŞECEĞİZ”
Şu anda 5 uydumuzla bunları dünyadaki uydu üreticilerine imal ettirmiştik. 3.5 milyar insanı kapsayan (Afrika’nın kuzeyi, Avrupa, ülkemiz, yakın coğrafyamız Kafkaslar, Orta Asya ve Hindistan’ın da bir bölümü), artık bu uyduyla birlikte 5 milyar nüfusa erişeceğiz. Bu da dünya nüfusunun yüzde 65’i demektir. Buralara hizmet satacağız ve hem kendi ihtiyacımız hem de kapsadığı ülkelerdeki ihtiyacı görmüş olacağız. Haberleşme uydumuz Temmuz’un ikinci haftasında yörüngesine fırlatılmış olacak. Sene sonunda da işletmeye, hizmet vermeye tamamıyla açılacak.”
]]>MHP 31 Mart’ta yapılan Pınarbaşı’ndaki seçimlerde usulsüzlük olduğunu ispat etmiş ve tekrarı sağlanmıştır. CHP Başkanı müfteriliğine yeni bir halka eklendi. Ağzından çıkacak sözler bunlar mı olmalıydı? MHP’nin herhangi bir mensubunu terörle ilişkilendirmek yumuşama pozu veren biz zatın edepsiz beyanıdır. CHP başkanı terör ve terörist görmek hususunda merakta ise yanı başında vazo gibi tuttuğu DEM’li bölücülere bakması en doğal tercih olacak. Bize üslup uyarısı yapan kişinin önce kendi ağzını yıkaması tavsiyemdir. Yalan iddialarda bulunan CHP başkanının yolu yol değildir.
Bir yanağımıza tokat atana diğerini dönemeyiz, Ya aynısı ile karşılık veririz ya da o eli kırar atarız. Dümenciliğin sonu aylaklık ve ayakçılıktır. Taktik üstünlüklerle avunmak yerine Türk milletine karşılıksız sevda ile hizmet etmeyi, kararlılıkla sürdüreceğiz. Bizde geri adım olmaz. bizde meselelere hesabi yaklaşmak diye bir şey de olamaz. Bizim kalbimizde çarpan vatan ve millet sevgisidir. Yumuşama arayanlar önce bu sevgide uzlaşacak cesareti göstermelidir. Açılan tiyatro perdelerine karnımız toktur.
Onun bunun değirmen taşında öğütülecek ne bir arkadaşımız ne de siyasetimiz vardır. yumuşama diyenler Türk ve Türkiye sevgisinde, Türk milletinin ortak paydasında buluşmaya tamam diyorlarsa haydi buyursunlar bize her yer Türkiye’dir.
HAKKARİ BELEDİYE BAŞKANI’NIN GÖREVDEN ALINMASI
31 Mart’ta seçilmiş bir belediye başkanı düşünün, örgütlerde görev almış olsun. Sözde vergiler toplasın, terörist cenazelerini organize etsin, kepenk kapatmaya karşı çıkan esnafı tehdit etsin, Mehmetlerimize ve polislerimize eylem amacıyla dağdan şehre inmiş aileleri evinde barındırsın, Hakkari Belediye Başkanı görevden uzaklaştırılmıştır. İçişleri Bakanlığımız hukuk sınırları dahilinde harekete geçmiştir. İçişleri Bakanımızı yürekten kutluyorum. Bir teröristin aday gösterilmesi, devlet ile yöre halkını karşı karşıya getirmenin hazırlığını yapmaktır. Örgüt propagandası yapmak suçlarından yargılanması süren ve hakkındaki kararın açıklaması an meselesi olan birinin seçimler katılması başlı başına bir skandaldır. Demokrasi ve özgürlük istismarı ile Türk düşmanlığı yapanlar bellidir. Terör örgütüne destek veren kimlik ve kişilik yoksunları bellidir. Türk devletinin ve Türk milletinin mukadder gücü yılının başını ezer. PKK’lı sözde Hakkari Belediye Başkanı’nın kirli yakasından nasıl tutulmuşsa, diğer milletvekillerinin de yakalarından öyle tutulacaktır.
“TÜRKİYE İŞGAL ÜLKESİ DEĞİLDİR”
Türkiye muz cumhuriyeti ya da işgal ülkesi değildir. Türk milletinin kudretini göreceklerdir. Türkiye’nin bölünmesini planlayanlar unutmasınlar ki Türk milletinde kahramanlar bitmez. Terörist başkan, vekil istemiyoruz. Kayyum edebiyatı bakanlar PKK’ya nasıl baktıklarını DEM’e nasıl baktıklarını netliğe kavuştursunlar. Beşinci kol faaliyeti içinde nasıl zehir döktüklerini açıkça göreceksiniz. Yumuşama sözlerini tedavüle sokan CHP’ye sorarım hangi konuda yumuşamamızı bekliyorsunuz. Yumuşayarak hangi karara varacaksınız? Terörist Demirtaş ve DEM’e övgüler yağdıranlar, maksadınız hangisi, hangisinde yumuşayalım, hangisine seyirci kalalım. Size aldandık diyelim, aziz ecdadımıza ne anlatacağız? Eğer bildiğiniz bir şey varsa itiraf ediniz.
Devletimiz çöküntüye uğrasa da milletimiz ayaktaysa, ayrışmamışsa kaybettiğimiz değerleri yeniden inşa ederiz. İçi boş demokrasi arzusunu milletin önüne çıkaran gafillerin nasıl yıkıma götüreceğini anlamak için son iki asırlık tarihimize bakmak yeterli.
“OYUN UŞAKLARI KURNAZDIR”
MHP ve Cumhur ittifakı Türkiye’nin temel harcı ve güvencesidir. MHP ve ülkücü gençlik böyle bir kavganın tarafı olmayacaktır. Biz terör konusundaki duruşumuz, kırmızı çizgilerimiz çok iyi bilinmektedir. DEM’lenmişlerin bu konularda nerede bulunduklarına göz atması tutarlılık gereğidir. Menfur saldırıların asıl maksadı gözümüzden kaçmamakta. Provokasyon ve saldırı mekaniği hız kazanmakta. Oyun uşakları kurnazdır. Tehlike küresel mahiyetlidir. Karanlık senaryolar artan dozlarda ilerletilmekte.
Yargıya intikal eden cinayette partimizin ve ülkü ocaklarının suçlanması tesadüf değildir. Hepsini biliyoruz. Verilmeyecek bir hesabımızın olmadığını cümle aleme paylaşıyoruz. Dostumuzu da düşmanımızı da tefrik edecek karakter bizde vardır.
“ONLARLA HER SEVİYEDE HESAPLAŞACAĞIZ”
Elinde ülkücü kanı olanlarla hesaplaşmayı buradan teklif ediyorum. Hesaplaşmaktan kaçmayız. Başkaları için küçük bizim için büyük ayrıntı da şudur, hesaplaşacağız ama affetmeyeceğiz. Dün kanımızı dökenlerin bugün mahkeme kurmaları utanmazlığın sınır tanımadığına acıklı örnektir. Ülkücülüğü terörle ilişkilendirenler eninde sonunda mağlup olacak. İlk mermiyi atanların binlerce dava arkadaşımızın kanına girdiğini biliyoruz. Onlarla her seviyede hesaplaşacağız.
Hesaplaşma teklifimizi tekrar ediyorum. Hatta hodri meydan diyorum, bir ara partimizde yer alsa da neyin hesaplaşması diyen çürüklerin ipliğini pazara çıkarmak davamıza vefa borcudur. Aramızda açık hesap olanlar sanmasınlar ki kapandı defterler.
Pirinç taşlarının içindeki beyaz taşları ayıkladık. Davamız ağırdır, davamız zordur. Davamız Türk milliyetçiliği davasıdır. Şehitlerimiz ve gazilerimiz kurşun gibi ağır dönemlerin tanığıdır. Kutlu davamız dua ile koruma altındadır.
MHP 31 Mart’ta yapılan Pınarbaşı’ndaki seçimlerde usulsüzlük olduğunu ispat etmiş ve tekrarı sağlanmıştır. CHP Başkanı müfteriliğine yeni bir halka eklendi. Ağzından çıkacak sözler bunlar mı olmalıydı? MHP’nin herhangi bir mensubunu terörle ilişkilendirmek yumuşama pozu veren biz zatın edepsiz beyanıdır. CHP başkanı terör ve terörist görmek hususunda merakta ise yanı başında vazo gibi tuttuğu DEM’li bölücülere bakması en doğal tercih olacak. Bize üslup uyarısı yapan kişinin önce kendi ağzını yıkaması tavsiyemdir. Yalan iddialarda bulunan CHP başkanının yolu yol değildir.
Bir yanağımıza tokat atana diğerini dönemeyiz, Ya aynısı ile karşılık veririz ya da o eli kırar atarız. Dümenciliğin sonu aylaklık ve ayakçılıktır. Taktik üstünlüklerle avunmak yerine Türk milletine karşılıksız sevda ile hizmet etmeyi, kararlılıkla sürdüreceğiz. Bizde geri adım olmaz. bizde meselelere hesabi yaklaşmak diye bir şey de olamaz. Bizim kalbimizde çarpan vatan ve millet sevgisidir. Yumuşama arayanlar önce bu sevgide uzlaşacak cesareti göstermelidir. Açılan tiyatro perdelerine karnımız toktur.
Onun bunun değirmen taşında öğütülecek ne bir arkadaşımız ne de siyasetimiz vardır. yumuşama diyenler Türk ve Türkiye sevgisinde, Türk milletinin ortak paydasında buluşmaya tamam diyorlarsa haydi buyursunlar bize her yer Türkiye’dir.
HAKKARİ BELEDİYE BAŞKANI’NIN GÖREVDEN ALINMASI
31 Mart’ta seçilmiş bir belediye başkanı düşünün, örgütlerde görev almış olsun. Sözde vergiler toplasın, terörist cenazelerini organize etsin, kepenk kapatmaya karşı çıkan esnafı tehdit etsin, Mehmetlerimize ve polislerimize eylem amacıyla dağdan şehre inmiş aileleri evinde barındırsın, Hakkari Belediye Başkanı görevden uzaklaştırılmıştır. İçişleri Bakanlığımız hukuk sınırları dahilinde harekete geçmiştir. İçişleri Bakanımızı yürekten kutluyorum. Bir teröristin aday gösterilmesi, devlet ile yöre halkını karşı karşıya getirmenin hazırlığını yapmaktır. Örgüt propagandası yapmak suçlarından yargılanması süren ve hakkındaki kararın açıklaması an meselesi olan birinin seçimler katılması başlı başına bir skandaldır. Demokrasi ve özgürlük istismarı ile Türk düşmanlığı yapanlar bellidir. Terör örgütüne destek veren kimlik ve kişilik yoksunları bellidir. Türk devletinin ve Türk milletinin mukadder gücü yılının başını ezer. PKK’lı sözde Hakkari Belediye Başkanı’nın kirli yakasından nasıl tutulmuşsa, diğer milletvekillerinin de yakalarından öyle tutulacaktır.
“TÜRKİYE MUZ DEVLETİ DEĞİLDİR”
Türkiye muz devleti değildir. Türk milletinin kudretini göreceklerdir. Türkiye’nin bölünmesini planlayanlar unutmasınlar ki Türk milletinde kahramanlar bitmez. Terörist başkan, vekil istemiyoruz. Kayyum edebiyatı bakanlar PKK’ya nasıl baktıklarını DEM’e nasıl baktıklarını netliğe kavuştursunlar. Beşinci kol faaliyeti içinde nasıl zehir döktüklerini açıkça göreceksiniz. Yumuşama sözlerini tedavüle sokan CHP’ye sorarım hangi konuda yumuşamamızı bekliyorsunuz. Yumuşayarak hangi karara varacaksınız? Terörist Demirtaş ve DEM’e övgüler yağdıranlar, maksadınız hangisi, hangisinde yumuşayalım, hangisine seyirci kalalım. Size aldandık diyelim, aziz ecdadımıza ne anlatacağız? Eğer bildiğiniz bir şey varsa itiraf ediniz.
Devletimiz çöküntüye uğrasa da milletimiz ayaktaysa, ayrışmamışsa kaybettiğimiz değerleri yeniden inşa ederiz. İçi boş demokrasi arzusunu milletin önüne çıkaran gafillerin nasıl yıkıma götüreceğini anlamak için son iki asırlık tarihimize bakmak yeterli.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi’nin daveti üzerine gittiği Pekin’deki “Çin ve Globalleşme Merkezi” adlı düşünce kuruluşunda “Değişen Dünya Düzeninde Türkiye-Çin İlişkileri” konulu konuşma yaptı.
Fidan, Türkiye’nin, Çin gibi proaktif ve sonuç odaklı dış politikasıyla küresel zorluklarla mücadelede giderek artan bir rol oynadığını söyledi.
“ŞU ANDA GAZZE’DE GÜVENLİ SAYILABİLECEK BİR YER YOK”
Filistinlilerin çektiği acıların yeni bir olgu olmadığını ancak 7 Ekim 2023’ten bu yana eşi benzeri görülmemiş seviyeye ulaştığını anlatan Fidan, “Gazze, dünyanın en büyük açık hava hapishanesi olarak anılıyordu. Şimdi, dünyanın en büyük açık hava mezarlığı haline geldi. Şu anda Gazze’de güvenli sayılabilecek bir yer yok. Gözlerimizin önünde yaşanan insanlık trajedisi, İsrail’in Refah’a saldırısıyla daha da kötüleşiyor.” diye konuştu.
Fidan, Türkiye’nin, İsrail’in Ekim 2023’te Gazze’ye saldırmasından bu yana ateşkesi sağlamak, çatışmanın coğrafi olarak yayılmasını önlemek ve Gazze Şeridi’ne insani yardımların kesintisiz şekilde ulaştırılması için çabaladığını, Çin gibi, iki devletli çözüm kapsamında, 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğü haiz Filistin Devletinin gerekliliğini vurguladığını söyledi.
Çatışmaların barışçıl çözümü için diplomatik kanalların kullanıldığı başka bir bölgenin de kuzeyde yer aldığını belirten Fidan, Rusya-Ukrayna Savaşı’na işaret etti.
Fidan, “Rusya-Ukrayna Savaşı’nın, ateşkes, kalıcı ve adil bir barış anlaşması yoluyla sona erdirilmesi dış politika önceliklerimiz arasında.” dedi.
BÖLGEDEKİ TERÖR FAALİYETLERİ VE BARIŞ ÇABALARI
Fidan, bölgede kalıcı barış ve güvenlik için terörizmle mücadelenin ehemmiyetine dikkati çekerek, Türkiye’nin FETÖ, PKK/PYD/YPG ve DEAŞ gibi terör örgütlerini bertaraf etmek için askeri, ekonomik, diplomatik ve diğer yolları kullandığını belirtti.
PKK/PYD/PYG’nin bölgedeki en istikrarsızlaştırıcı aktör olduğunu ve Irak ile Suriye topraklarından Türkiye’ye saldırılarına devam ettiğini anlatan Fidan, bu örgütlerin ayrılıkçı gündemine dikkati çekti.

Fidan, Suriye’nin terör örgütlerinin yuvası haline gelmesini önlemek için azami gayreti gösterdiklerinin altını çizerek, “Çatışmanın siyasi bir süreçle, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve birliği temelinde çözümünü destekliyoruz. Ayrıca Suriyelilerin ülkelerine gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşünü teşvik etmek için çalışıyoruz.” diye konuştu.
Türkiye’nin, Orta Asya ülkeleriyle ilişkilerinin dış politikanın temel yönlerinden birini teşkil ettiğini kaydeden Fidan, bu ülkelerin her biriyle birçok alanda genişletilmiş işbirliği gündemini sürdürdüklerini anlattı.
Bakan Hakan Fidan, Türk Devletleri Teşkilatı çerçevesinde yürütülen çok taraflı işbirliğine işaret ederek, “Teşkilat aracılığıyla bölgesel bağlantısallığı güçlendirmek, ekonomik entegrasyonu hızlandırmak ve toplumlarımızdaki siyasi, ekonomik ve sosyal standartları yükseltmek üzerine çalışıyoruz.” ifadesini kullandı.
TÜRKİYE-ÇİN EKONOMİK İLİŞKİLERİ
Fidan, “iki büyük uygarlık” olan Türkiye ile Çin arasındaki bağların zengin tarihi ve kültürel etkileşimlerle şekillendiğini dile getirerek, bunun güçlü ve kalıcı ortaklığın temelini oluşturduğunu söyledi.
Tarihi İpek Yolu’nun iki medeniyet arasında geniş kültürel ve ticari etkileşime ev sahipliği yaptığı değerlendirmesinde bulunan Fidan, Osmanlıların, Çin’e Osmanlı tüfekleri taşıyan çok sayıda elçi gönderdiğini, bunun da o dönemin “teknoloji transferi” olarak adlandırılabileceğini anlattı.
Fidan, ikili işbirliğinin bu sağlam temel üzerine kurulduğunu söyleyerek, ilişkilerin gelişiminin hızlandığını görmekten memnuniyet duyduklarını kaydetti.
2010’da Türkiye ile Çin’in, ilişkilerini “stratejik ortaklık” olarak tanımladığına işaret eden Fidan, “İki tarafın da bu işbirliğini genişletme niyeti, Cumhurbaşkanı (Recep Tayyip) Erdoğan’ın 2019’da Çin’e yaptığı ziyaret esnasında ve Eylül 2022’de başkanlarımızın, Semerkant’taki toplantısı sırasında vurgulanmıştı.” dedi.
Çin’in, Türkiye’nin Asya’daki en büyük, dünyadaki en büyük 3. ticari ortağı olduğunu hatırlatan Fidan, ikili ticaret hacminin 2023’te rekor kırarak 48 milyar doları aştığına dikkati çekti.
Fidan, ikili ticaret dengesinin Çin’in lehine olduğunu belirterek, “İkili ticaretimizi dengelemek için yeni alanları keşfederek ticari ilişkilerimizin sürdürülebilirliğinden emin olmalıyız.” dedi.
Çin’in doğrudan yatırımlarının ekonomik ilişkilerde kilit rol oynadığına işaret eden Fidan, Türkiye’nin yabancı şirketlere yatırım dostu ortam sağladığını söyledi.
TÜRKİYE’NİN JEOSTRATEJİK KONUMU
Fidan, Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki Gümrük Birliği’ne dikkati çekerek, “Türkiye’nin jeostratejik konumuyla beraber geniş ticari bağlarımız, Avrupa’dan Orta Doğu’ya, Kuzey Afrika’ya ve Orta Asya’ya uzanan, yaklaşık 1,5 milyar nüfusa ve 28 trilyon dolar değerindeki pazara ücretsiz ve kolay erişim sağlıyor. Bunların hepsi 4 saatlik uçuş mesafesinde.” diye konuştu.
Dışişleri Bakanı Fidan, yine de ekonomik potansiyeli ortaya çıkarma konusunda geride kaldıklarını ifade etti.

DOĞU-BATI ORTA KORİDOR GİRİŞİMİ
Fidan, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne (BRI) paralel olarak Türkiye’den başlayıp Kafkasya, Hazar Denizi ve Orta Asya devletlerini geçerek Çin’e ulaşacak Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridor Girişimi’ne de değindi.
Orta Koridor’un, Avrupa ile Asya arasında 2 bin kilometre daha kısa kara yolu bağlantısı sağladığını, deniz yolunu 15 gün kısalttığını belirten Fidan, bu nedenle girişimin, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’yle doğal uyum içinde olduğunu kaydetti.
Fidan, Orta Koridor’un Karadeniz ve Akdeniz havzalarının yanı sıra Avrupa ve Afrika’ya kesintisiz ve daha hızlı ulaşım sağladığını belirterek, bu bağlamda 2015’te Çin ile söz konusu iki girişimi uyumlu hale getirmek ve işbirliğini artırmak için mutabakat zaptının imzalandığını hatırlattı.
Orta Koridor’un, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi ile uyumlu hale getirilmesinin önemine dikkati çeken Fidan, projenin, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın devam ettiği ve Gazze’deki savaşın Kızıldeniz’i etkilediği ve jeopolitik risklerin arttığı bu dönemde daha da önemli hale geldiğini vurguladı.
Fidan, Orta Koridor ile Kuşak ve Yol Girişimi’nin, Kalkınma Yolu Projesi gibi diğer bağlantısallık projeleri ile arasında sinerji oluşturulmasının önemine dikkati çekerek, bunun müreffeh bölgesel entegrasyon için Avrasya’nın ekonomik güç merkezlerini bağlayabileceğini dile getirdi.
Bakan Fidan, G20 ülkeleri olan Türkiye ve Çin’in, “küresel tedarik zincirlerinin” korunmasında önemli rollerinin bulunduğunu belirtti.
Dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin’in, küresel ekonominin büyümesinde ve tedarik zincirinde önemli rol oynamaya devam ettiğini dile getiren Fidan, Türkiye’nin de güçlü üretim kapasitesi, genç ve dinamik nüfusu, gelişmiş altyapısı, siyasi istikrarı ve lojistik imkanları ile öne çıkan bir ülke olduğunu vurguladı.
Fidan, AB ile Gümrük Birliği’ne sahip Türkiye’nin BRICS gibi farklı platformlarda çeşitli ortaklarla yeni işbirliği fırsatlarını aramaya devam ettiğini kaydederek, gelecek hafta Rusya’da düzenlenmesi planlanan BRICS toplantısına katılacağını belirtti.
Dışişleri Bakanı Fidan, Asya’nın yanı sıra Afrika’da da işbirliğini ve çok taraflılığı desteklediklerini sözlerine ekledi.
Bakanlığın X sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda da Fidan’ın, Pekin ziyareti sırasında “Çin ve Globalleşme Merkezi” adlı düşünce kuruluşunda Değişen Dünya Düzeninde Türkiye-Çin İlişkilerini anlattığı bildirildi.
24 adet TB2 Bayraktar SİHA’sının Polonya’ya teslimatı uluslararası savunma basınında geniş yankı buldu.
270 MİLYONLUK ANLAŞMA
ABD merkezli savunma haber sitesi Defense News Türkiye’den Polonya’ya gerçekleşen söz konusu ihracatın 270 milyon dolar değerinde olduğu bilgisini paylaşırken anlaşmanın TB2’lerin yanı sıra aracın donanım ekipmanlarının tedariğini de kapsadığı bilgisine yer verdi. Analiz yazısında yer alan bilgilere göre anlaşma çerçevesinde TB2’lerin yer istasyonları da Polonya’ya teslim edildi. Yayın organında TB2’lerin Polonya’nın 12. İnsansız Hava Araçları Askeri Üssü’ne getirildiği ifade edilirken “TB2’lerin Polonya’da hangi görevlerde kullanılacağı ya da Ukrayna’ya da verilip verilmeyeceği merak ediliyor” yorumunda bulunuldu.
TB2’YE ÖVGÜ
ABD merkezli bir başka yayın organı C4ISRNET sitesi de TB2’lerin Varşova’ya teslimatı hakkındaki haberi ön sayfasından duyurdu. Yayın organı TB2’lerin Ukrayna tarafından Rusya’ya karşı gerçekleştirilen hava saldırılarında etkin şekilde kullanıldığı bilgisine de yer verdi. C4ISRNET TB2’yi “orta irtifada uzun süre görev yapabilen SİHA’lar gözlem/keşif, topçu birlikleri için gökyüzünden hedef belirleme misyonlarını gerçekleştirebiliyor. SİHA otonom kalkış, iniş, uçuş ve görev keşif kabiliyetine de sahip” ifadeleriyle okuyucularına tanıttı.
MOSKOVA’YA KARŞI KULLANILACAK
İngiltere merkezli Jane’s yayın organında ise satışa ilişkin “Polonya Silahlanma Ajansı yetkilileri TB2’lerin alımının ülke için mihenk taşı olduğunu ifade ediyorlar. TB2’lerin Rusya’ya karşı keşif ve istihbarat görevlerinde sıklıkla kullanılması bekleniyor” yorumunda bulunuldu.
Uluslararası medya Türk ‘NMS 4×4 Zırhlı Savaş Aracı’nın Asya’daki büyük savunma fuarında dikkat çektiğini vurguladı.
FUARIN GÖZDESİ TÜRK ZIRHLISI
Diğer yandan Asya’nın en büyük askeri fuarlarından olan Malezya DSA 2024’de sergilen Türkiye’nin yeni zırhlı askeri aracı ‘NMS 4X4’ de küresel medyada geniş yankı uyandırdı. Dünyanın en saygın savunma haber organı Jane’s, Nurol Makina tarafından geliştirilen ‘NMS 4×4 Zırhlı Savaş Aracı’nın modüler zırhı, ‘V’ şeklindeki gövdesi ve 11 personel kapasitesi ile fuarda dikkat çektiğini vurguladı. Malezya ordusu tarafından da ithal edilmek istenen savaş aracının zorlu zeminlerde güçlü performans sergilediği, sol ve sağ bölümlerine farklı silah sistemleri entegre edilebildiği ve gövdesinin mayın, ani saldırı ve balistik korumaya sahip olduğu bilgilerine de yayın organında yer verildi.
ENTEGRASYONU YÜKSEK ZIRHLI
NMS 4×4 savaş aracı hem kent içinde hem de kırsal alanlarda hızlı ve yüksek manevra kabiliyetiyle ön plana çıkmakta. Füze aracı, anti-tank aracı, keşif ve gözlem aracı, zırhlı SWAT aracı ya da radar aracı gibi farklı misyonlara adapte olacak şekilde tasarlanan NMS sudan geçebilmesi, yüzde 80 derecelik dik eğimlerde ve yüzde 40 derecelik yan eğimlerde hareket edebilmesiyle rakiplerinden ayrılıyor.
Bakü YEE, bir dizi etkinlikle misafirlerine “Çocukça Bir Gün” yaşattı.
Enstitünün ev sahipliğindeki programda çocukların kendilerini ifade etmelerini, fikirlerini paylaşmalarını ve duygularını ifade etmelerini sağlayacak ortamlar oluşturulmasının yanı sıra çok sayıda aktivite düzenlendi.
Azerbaycan’da eğitim alan çocukların katılımıyla gerçekleştirilen resim, heykel boyama, yüz boyama, kitap ayracı hazırlama, kum ve ebru sanatı atölyeleriyle çocukların yaratıcılıkları ön plana çıkarıldı. Oyun ustasıyla mantık oyunları ve eğlenceli oyunlar, çocukların gelişimine yönelik gerçekleştirilen etkinlikler arasında yer aldı.

Pekin YEE tarafından da özel bir faaliyet düzenlendi. Enstitünün ev sahipliği yaptığı faaliyete Tianjin şehrindeki çeşitli okullardan 7-12 yaş aralığında 60 çocuk ve velileri katıldı.
Faaliyet, Pekin YEE Koordinatörü Ali Oğuzhan Yüksel’in konuşmasıyla başladı. Yaklaşık 150 kişinin ağırlandığı faaliyette ilk olarak Türkiye’nin tanıtımı yapıldı. Tanıtım kapsamında gösterilen videolar ve gerçekleştirilen sunumla Türkiye’nin kültürel zenginlikleri, turistik yerleri ve Türk mutfağının çeşitliliğine vurgu yapıldı.
Türkiye tanıtımının ardından çocuklar, atölye çalışmasına katılarak resim yaptı, su kabakları üzerine Türk kültüründe yer alan çiçeklerin motiflerini çizerek boyadı.
Faaliyetin üçüncü bölümünde, Türk mutfağı lezzetlerinin çocuklara ve velilere tanıtılması amacıyla gastronomi etkinliği düzenlendi. “Geleneksel Maraş” kıyafetiyle Maraş dondurmasının ikramı, çocukların beğenisini kazandı. Gastronomi etkinliği kapsamında ayrıca davetlilere Türk mutfağından lahmacun ve sütlaç gibi lezzetlerin yer aldığı çeşitli yiyecek ve tatlılarla Türk kahvesi ile çayı ikram edildi.
– ÇOCUKLAR EBRU SANATINI UYGULAMALI OLARAK ÖĞRETTİ
Tiflis YEE, Tiflis Belediyesinin geleneksel düzenlediği “Çocuk Festivali”ne katıldı.
Tiflis Mtatsminda Parkı’nda bu yıl 6’ncısı gerçekleştirilen festivalde, Tiflis YEE çocuklara özel etkinlikler hazırladı. Enstitünün ebru eğitmeni Dariko Chikhladze, çocuklara ebru gösterisi yaptıktan sonra uygulamalı olarak ebru sanatını öğretti. Ebru sanatına ilgi gösteren çocuklar kendi eserlerini hazırladı.
Enstitünün bulunduğu alanda yüz boyama ve resim atölyeleri düzenlendi. Ayrıca alanı ziyaret eden çocuklara Türk firmasının sponsorluğunda hazırlanan balon ve oyuncak başta olmak üzere hazırlanan çeşitli hediyeler verildi.
Enstitü festivalde, Tercihim Türkçe Projesi’ni ve enstitünün çocuklara özel olarak hazırladığı Türkçe öğretimi materyallerini tanıttı.
Bükreş ve Köstence YEE, Romanya’da Dünya Çocuk Günü’nü ve 5 Haziran Türkçe Günü’nü birleştirerek, Parlamento Sarayı’nın bahçesi ile Köstence’de bir dizi etkinlik gerçekleştirdi.
YEE’nin standında çocuklar için örnek Türkçe kursu atölyesi, oyunlarla Türkçe, bilgi yarışmaları düzenlendi. Ayrıca standı ziyaret eden çocuklar ebru sanatı atölyesiyle kendi eserlerini yapma imkanı buldu. Misafirlere stantta sponsorların desteğiyle tedarik edilen simit, poğaça, baklava ve diğer lezzetlerle Türk çayı ve kahvesi ikram edildi.
YEE standını ziyaret eden Türkiye’nin Bükreş Büyükelçisi Özgür Kıvanç Altan, enstitü tarafından sponsorların desteğiyle hazırlanan hediye çantaları çocuklara takdim etti.
Köstence’de düzenlenen çocuk şenliğinde ise çocuklar, renkli kumla boyama atölyesinde rengarenk balonlar oluşturdu, ebru sanatı atölyesina katıldı. Katılımcılara kullanılan malzemelerin ve renklerin Türkçe karşılıkları öğretildi.
“Slime” olarak da bilinen zıp zıp hamuru yapımı atölyesinde ise çocuklar hem üretti hem eğlendi. Ayrıca çocuklar Poiana Basmelor Oyun Parkı’nda masal kahramanları ve sihirbazla birlikte oyunlar oynadı, dans etti.
Sponsorların desteğiyle hazırlanan sürpriz paketler de çocuklara hediye edildi.
]]>Karakaya’nın canlı yayında yaptığı açıklamalardan başlıca öne çıkan başlıklar şu şekilde;
3 İLÇE VE 4 BELDEDE MİNİ YEREL SEÇİM
Bu hemen 31 Mart’ın ardından yapılan seçim olduğu için 3 ilçe ve 4 beldenin sonuçlarından bir şeyler çıkartmak, genel merkezi yönetimle ilgili bir sonuç çıkarmak mümkün değil.
AK Parti ile ortak aday girdiğimiz, ayrı ayrı girdiğimiz yerler var. Demokrasi işliyor. Pınarbaşı’nda usulsüzlükler vardı. Malum medyada bu konuda tamamen yanlı hareket ettiler. MHP’nin somut ortaya koyduğu deliller YSK tarafından onaylandı ve seçim yenilendi.

SİYASETTE LİDERLAR ARASI DİYALOG DÖNEMİ
Sayın Genel Başkanımız bu konuyu çok güzel ifade etti. Dedi ki; “Normalleşmek için ilk önce anormal bir durumda olduğumuzu kabul etmek lazım.” Yumuşama ve normalleşmenin temel ilkeleri neler olacak? Ana Muhalefet Partisi normalleşelim diyor. Bir açılım yapması gerekiyordu ve bu kapsamda yumuşama isteyen bir lider pozisyonuna girdi. Sayın Özel CHP’yi her şeye itiraz eden parti formatından çıkartmak istiyor.
Terörle mücadelemiz devam ediyor. Bu konuda CHP’nin ve genel başkanının durduğu yeri netleştirmesi gerekiyor. Terörle arasına mesafe koymayan DEM ile demlenecekse; o siyasi partinin mensuplarıyla birlikte iş birliği yapan bir şekilde kalacaksa normalleşme nerede olacak?

Bugüne kadar kavgaların temelinde de bu konular var. Bunu nasıl ortadan kaldıracağız? Teröre aleni bir şekilde destek veren ve bir takım belgelerle hüküm giymiş olan Demirtaş ile ilgili siz arkasında durmaya devam ediyorsanız bu normalleşme nasıl olacak?
CHP DİYALOG SÜRECİNDE İKTİDARDAN NE BEKLİYOR?
Gezi olaylarında hüküm giymişler ve deliller ortaya koymuş, Türk kanunlarına göre ceza almışlar. Burada Gezi olayları son derece masumane başlamış olabilir ama bu süreçte özellikle terör örgütlerinin devreye girmesiyle bambaşka bir boyuta geldi. Bu şahıslar da manipülasyonların içinde olduğu yargı tarafından ortaya kondu. ‘Biz yumuşayalım ama hüküm giymiş kişileri biz bozduralım, yargıya müdahale edelim’ dediğiniz zaman iş başka bir yere gider. Herkesin bağımsız Türk yargısının verdiği karara saygılı olması gerekir.

Normalleşme, Türk Anayasa’sına uygun olarak sadece söylemde değil uygulamada da olur. Bu çelişkinin giderilmesi lazım.
Hukukun üstünlüğünü tartışma konusu nedense iş ülkenin bekası konusuna evriliyor. Selahattin Demirtaş’ın terörle ilgili açıklamaları ortada. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni aşağılayıcı açıklamaları ortada. Siz diyorsunuz ki ‘bunu affedin, aksi takirde Türkiye’de hukukun üstünlüğü diye bir şey kalmayacak’. Bunların terör faaliyetleri ve teröre destek verme olaylarından dolayı hapse atıldıklarını unutuyorlar.

EKONOMİK GELİŞMELER
Ekonomi Bakanımızın uyguladığı bir ekonomi politikamız var. Tabi ki ekonomideki enflasyonist döneme girilmesi özellikle pandemi ile birlikte doğal olarak fiyatlarda yükselmelere neden oldu.
Ekonomi politikasıyla birlikte sonuçlar alınmaya başlandı. Ekonomik büyüme az değil. Bu ekonomideki düzelmeye önemli bir işaret. Uzun bir süredir dış talebin ekonomideki büyümeye etkisi yoktu. İlk defa pozitife döndü. Bu önemli bir ilerleme olma noktasında iyi bir işaret. Buradaki asıl sıkıntımız hayat pahalılığı.
Ama yeni trend gelişmelerle enflasyonda aşağıya doğru eğilmeler başlıyor. Hane halkı harcamalarında da büyüme oldu.
Terörün kökünü kazıdığımızda ekonomide büyük sıçrama yaşayacağız.
Şuan Özgür Özel’in yaptığı tavlama yönetimiyle ortalığı ısıtarak kendi yerini sağlamlaştırmaya çalışıyor. Önümüzdeki günlerde o samimiyetlerini göreceğiz.
“CUMHUR İTTİFAKI ÇELİKTİR”
Cumhur İttifakı bir çeliktir. Haddelemeyle, baskılamayla şekillendirecek bir ittifak değildir. Cumhur İttifakı çeliğinin suyu iyi verilmiş.
ABD’de yoğunlaşan bilanço döneminde, özellikle teknoloji ve yapay zeka alanında faaliyet gösteren şirketlerin beklentilerden iyi performans göstermesi pay piyasalarını yukarı yönlü destekliyor, Fed’in ne zaman faiz indirimine başlayacağına yönelik belirsizlik ise risk iştahını törpüleyen ana etken olarak öne çıkıyor.
Analistler, para piyasalarındaki fiyatlamaların Fed’in faiz indirimine gitme ihtimalinin yılın son çeyreğine ötelendiğine işaret ettiğini vurgulayarak, diğer önemli merkez bankalarının Fed’den önce faiz indirimlerine başlamasına kesin gözüyle bakıldığını anımsattı.
Özellikle, Avrupa Merkez Bankasının (ECB) ilk faiz indiriminin ardından nasıl adımlar atacağına yönelik belirsizliğin devam ettiğini aktaran analistler, söz konusu bankanın gevşeme hızının, doların diğer önemli para birimleri karşısındaki değerini etkileyebileceğini dile getirdi.
Analistler, olası bir “güçlü dolar” senaryosunda, pay piyasalarında oynaklığın artabileceğini ifade ederek, bu yüzden Fed’in faiz indirim zamanlamasının yatırımcıların odağında kalmayı sürdürdüğüne dikkati çekti.
BIST 100’DEN DOLAR BAZLI SON 9 YILIN EN YÜKSEK AYLIK KAPANIŞI
Bu yıl teknoloji şirketleri öncülüğünde New York borsasında başlayan ralli, Avrupa ve Asya pay piyasalarına da taşınırken, BIST 100 endeksi dünya genelinde önemli endeksleri geride bırakan performansına ara vermeden devam ediyor.
Yılbaşından bu yana ABD’de New York Borsası’nda Nasdaq endeksi yüzde 11,48, S&P 500 endeksi yüzde 10,64, Dow Jones ise yüzde 2,64 yükselirken, Avrupa tarafında Almanya’da DAX 40 endeksi yüzde 10,42, İngiltere’de FTSE 100 endeksi yüzde 7,01, Fransa’da CAC 40 endeksi yüzde 5,96, İtalya’da MIB 30 endeksi yüzde 13,64 artış kaydetti.
Bu dönemde, Asya’da da Japonya’da Nikkei 225 endeksi yüzde 15,04, Çin’de Şanghay bileşik endeksi yüzde 3,76, Hong Kong’da Hang Seng endeksi yüzde 6,06 ve Hindistan’da Sensex endeksi yüzde 2,38 yükselirken, Güney Kore’de Kospi endeksi yüzde 0,72 geriledi.
Aynı dönemde, BIST 100 endeksi yüzde 39,23 artışla 10.400,48 puana çıkarak önemli dünya endekslerini geride bıraktı, aynı zamanda aylık kapanış rekoru kırdı. Endeks gördüğü en yüksek seviyeyi de 11.088,01 puana taşıdı.
BIST 100 endeksi, yılbaşından bu yana dolar bazlı da yüzde 27,41 artış kaydederek 322,94 puan olurken, 2015’in şubat ayından itibaren en yüksek aylık kapanışını gerçekleştirdi.
Sektör endeksleri detaylı incelendiğinde, 2024’ün başından bu yana bankacılık endeksinin yüzde 72,79, holding endeksinin yüzde 45,88 artış kaydettiği göze çarpıyor.
Bu yıl tüm sektör endeksleri yatırımcısını sevindirirken, en çok kazandıran yüzde 90,30 ile sigorta oldu. Ana endekslere bakıldığında ise mali endeksin yüzde 51,93’lük yükselişi dikkati çekti.
Bu süreç hisse bazlı incelendiğinde de BIST 100 endeksine dahil hisselerden 80’inin değer kazandığı, 20’sinin düşüş kaydettiği gözlemlendi. Ocak-mayıs döneminde en çok işlem gören hisse senetleri Türk Hava Yolları, Ereğli Demir Çelik, Türkiye İş Bankası (C), Yapı ve Kredi Bankası ile Akbank oldu.
Yılbaşından itibaren en fazla yükseliş kaydeden hisseler arasında yüzde 124 ile Tav Havalimanları, yüzde 93 ile Garanti BBVA, yüzde 91 ile Anadolu Sigorta ilk üç sırada yer alırken, Qua Granite yüzde 41, Hektaş yüzde 27, Europower Enerji yüzde 27 ile en çok değer kaybeden şirketler oldu.
Öte yandan, bu yıl BIST 100 endeksinde, günlük ortalama 108,1 milyar liralık işlem hacmi oluşurken, geçen yıl ise gün başına ortalama işlem hacmi 97,8 milyar lira olmuştu.
Geçen yıl, 224,9 milyar dolar ile 24 Ağustos’ta hacim rekoru kıran endeks, bu yıl 21 Mayıs’ta 215,5 milyar dolar ile tüm zamanların en yüksek ikinci hacimli gününü kaydetti.
TÜRKIYE’NİN 5 YILLIK CDS’I 261 BAZ PUANA GERİLEDİ
Analistler söz konusu seyirde, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadele kapsamında attığı adımların etkili olduğunu vurgulayarak, ortodoks ekonomi politikalarına dönüşün ardından yerli ve uluslararası yatırımcılar arasında güvenin iyileşmesiyle birlikte TL varlıklara artan ilginin devam ettiğini kaydetti.
Uluslararası kurum ve kuruluşların da Türkiye ekonomisi için açıkladığı olumlu raporlara dikkati çeken analistler, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu yükselttiğini anımsattı.
Standard & Poor’s (S&P), geçen hafta Türkiye’nin kredi notunu “B”den “B+”ya yükseltirken, kuruluş yaptığı değerlendirmede, Türkiye’de yerel seçimlerin ardından dış dengelenmenin de etkisiyle para, maliye ve gelirler politikası arasındaki koordinasyonun iyileşeceğinin düşünüldüğünü belirterek, gelecek 2 yıl içinde portföy girişlerinin artacağını, cari açığın daralacağını, enflasyon ve dolarizasyonda düşüşün öngörüldüğünü bildirmişti.
Fitch Ratings de mart başında Türkiye’nin kredi notunu “B”den “B+”ya yükseltmiş, not görünümünü “durağan”dan “pozitif”e çıkarmıştı. Moody’s de bu yılın başında Türkiye’nin kredi notunu “B3” olarak teyit ederek not görünümünü “durağan”dan “pozitif”e çevirmişti.
Analistler, gelecek dönemde enflasyonda kalıcı yavaşlamanın sağlanabilmesi ve cari açıkta düşüşün gerçekleşmesi durumunda Moody’s’in 19 Temmuz’da açıklaması beklenen Türkiye değerlendirmesinde, not artışı gelebileceğine yönelik beklentilerin sıcaklığını koruduğunu söyledi.
Söz konusu gelişmelerle Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk primi (CDS) de düşüş eğilimine devam ederken, cuma günü 261 baz puanla Şubat 2020’den bu yana en düşük seviyeye indi.
]]>Destici, Büyük Birlik Partisi olarak her zaman iç siyasette yumuşamanın tarafı olduklarını söyleyerek, “Siyasi partilerin diyalog içinde olmasını, özellikle dış politikada birlikte olmasını, iç politikada anayasa başta olmak üzere devletin varlığını, ülkenin bütünlüğünü, milletin istiklalini ve istikbalini ilgilendiren konularda iş birliği yapılabilmesini her zaman önceledik. Bu konuda öncü parti olduk, adımlar attık. Bütün siyasi partilerimizle görüştük. En son İYİ Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi başta olmak üzere siyasi partilerimize, ziyaretlerimiz oldu. Bu ziyaretlerimiz de devam edecek. Çünkü Büyük Birlik Partisi Türkiye’nin birliğini, ülkesinin bütünlüğünü, milletinin istiklalini ve istikbalini ve dahi Adriyatik’ten Çin Seddi’ne Türk birliğini önceleyen Türk İslam ülkücülerinin partisidir. Ve o yolda da yürümeye devam edeceğiz. Tabii bu dönemde partimizi güçlendireceğiz. İlk önceliğimiz teşkilat olacak. Eksik teşkilatlarımızın tamamlanması olacak. Üye sayımızın bu yıl içinde 200 bini geçmesi öncelenecek. Ve ondan sonra da tabii belediyelerimizle birlikte, yerel yönetimlerimizle birlikte de bunu yapacağız. Şu andaki Sivas Belediyemiz başta olmak üzere kazandığımız tüm belediye başkanlıklarında il, ilçe ve beldelerde belediye başkanlarımız çok başarılı bir şekilde çalışmalarını sürdürüyorlar. Bize teslim edilen il ve ilçeleri beldeleri kalkındıracağız. Bu bizim vatandaşlarımıza sözümüz. Sözümüzün arkasındayız” diye konuştu.

‘BU HALKAYI GENİŞLETECEĞİZ’
Destici, BBP Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığına atanan Türker Yörükçüoğlu’nun rozet takdimini gerçekleştirdi. Destici, “Kendisi Nizamı Alem Ocaklarında birlikte görev yaptığımız üniversite teşkilatlarımızın başında bulunmuş eğitimin başında bulunmuş bir arkadaşımız, bir kardeşimiz. Aynı zamanda Şehit Muhsin Başkanımıza siyasi danışmanlık yapmış bir kardeşimiz. Ve ben onu aşağı yukarı çeyrek asırdan fazla bir süredir tanıyorum. Hem ocakla birlikte olduğumuz dönemde hem daha sonra partide birlikte olduğumuz dönemde şehit liderimize danışmanlık yaptığı dönemde ve farklı başbakanlıkta bulunduğu dönemde, mecliste bulunduğu dönemde farklı noktalarda bulunduğu dönemde de bizim hep kendisiyle görüşmemiz, istişarelerimiz hep devam etti. Biz kendisinden bugüne kadar hiçbir şekilde kopmadık. Tabiri caizse Türker kardeşimiz yuvasına döndü. Ben kendisine hoş geldin, şeref verdin diyorum. İnşallah Büyük Birlik Partisi olarak bu halkayı genişleteceğiz. Çünkü Türkiye’nin Büyük Birliğe ihtiyacı var. Ve Büyük Birlik kadroları bu ihtiyacı karşılamaya hazırdır. İnşallah sizlerle birlikte yeni arkadaşlarımızla birlikte biz milletin muktedir iktidarını gerçekleştireceğiz ve devletin varlığına, ülkenin bütünlüğüne ve milletin kardeşliğine uzanan elleri hep birlikte kıracak, Türkiye’yi ve Türk milletini layık olduğu yere taşıyacak” dedi.

‘TÜRK DEVLETİ’NİN ESKİ PARLAK GÜNLERİNE DÖNDÜRÜLMESİ İÇİN ELİMİZDEN GELENİ YAPACAĞIZ’
Türker Yörükçüoğlu ise, konuşmasında, “Sizlerin tarafınızda bulunmaktan dolayı gerçekten çok mutluyum, şeref duyuyorum. Genel başkanımızın daveti üzerine gözlerimizi açmış olduğumuz siyasi hayatta ve millete hizmet yolunda yürüdüğümüz serüvenimiz boyunca bu millete hizmet etmeye çalıştık çabaladık, dertlendik, mücadele ettik. Ve her daim aklımızda hep siyasi hayatta ilk gözümüzü açtığımız bir Büyük Birlik Partisi ve Alperen Ocakları gelmiştir. Biz Türk milliyetçileri, Türk milletine, Türk milliyetçiliğine bağlı olduğumuz kadar Türk milletinin milli manevi değerlerine de bağlıyız. Türk milletinin bin yıllık milli ve manevi değerlerinin tecessüs etmiş hali olan Büyük Birlik Partisi yine bu değerleri taşıyan tüm Türk milletinin mensuplarının yegâne adresi ve yuvasıdır. Yeniden burada bulunmaktan dolayı tekrar Genel Başkanıma buna vesile olduğu için çok teşekkür ederim. İnşallah Sayın Genel Başkanımız da ve sizlerle birlikte milletimize çok değerli hizmetler yapacağız. İnşallah omuz omuza milletimizin rahatsız olduğu şeylere yönelik hazırlıklarımızı yapacağız. Milletimizi mutlu, müreffeh, güçlü hale getirmek için çabalayacağız. Derdimizi anlatacağız. Milletin derdiyle dertleneceğiz. Türk birliğinin kurulması, Türk milletinin yüceltilmesi, Türk Devleti’nin eski parlak günlerine döndürülmesi için hep birlikte kadro olarak elimizden geleni yapacağız” diye konuştu.
‘ONLAR İSTESE DE İSTEMESE DE ÇOCUKLARIMIZ KURANI KERİM’DE ÖĞRENMELİDİR’
Destici, milli eğitimin Türkiye’nin en önemli konularından birisi olduğunu belirterek, “Son dönemlerde yeni bir öğretmen akademisinin kurulması, müfredatın açıklanması, öğretmenlik formasyonuyla ilgili çalışmalar, öğretmenlikle ilgili yeni kanun, yasa hazırlıkları bütün bunları en yakından takip eden siyasi partiyiz ve siyasi parti genel başkanlarının başında geliyorum. Sadece görüşlerimizi kamuoyuyla paylaşmıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızla görüşmelerimizde bunu dile getiriyoruz. Müfredat konusuna gelince de maalesef kamuoyunda ön yargılar var. Öte yandan hala imam hatiplere ön yargılar var. Hala liselerde okutulacak Kur’an-ı Kerim derslerine, sevgili Peygamberimizin hayatını konu alan derslere maalesef hala tepkiler var. Biz bunu anlamakta zorluk çekiyoruz. Bir taraftan bu ülkenin yüzde 99’u Müslüman görürüz. Ama diğer taraftan liselerin 8’inde 9’unda ya da 10’unda sürekli de değil, 1 yıl haftada iki saat okutulacak Kur’an-ı Kerim dersinden rahatsızlar. Rahatsız olan siyasetçilerimiz var. Rahatsız olan gazetecilerimiz var. Bunlar artık bu hülyalarından vazgeçsinler. Burası Türk İslam memleketidir. Liselerde onlar istese de istemese de çocuklarımız Kuranı Kerim’de öğrenmelidir. Peygamber Efendimizi de öğrenmelidir. Ve İslam’ın temel bilgilerini de öğrenmelidir. Ve bunları öğrenerek liselerden mezun olmalıdır. Dolayısıyla bu yönüyle destekliyoruz. Elbette müfredatın diğer kısımlarıyla ilgili bizim de eksik bulduğumuz ya da noksan bulduğumuz ya da tavsiye edeceğimiz kısımlar var. Ama bazı kesimler maalesef bakış açısı sadece ve sadece din ve İslam. Bir de bunlar Atatürkçü ve milliyetçi olarak ortalıkta geziyorlar. Bu milletin inancına, kültürüne ve kimliğine kimse dil uzatamaz. Kim dil uzatırsa o dil kopartırız, kim elini kaldırırsa o eli kırarız” dedi.
]]>Dışişleri Bakanı Fidan’ın ziyaret kapsamında mevkidaşı Vang’ın yanı sıra Çin Devlet Başkanı Yardımcısı Han Cıng ile Çin Komünist Partisi (ÇKP) Merkezi Siyasi ve Hukuki İşler Komisyonu Başkanı Çın Vınçing ile de görüşmesi öngörülüyor.
Çin’de yaşayan Türk vatandaşlarıyla buluşması da planlanan Fidan’ın, Pekin’deki temaslarının ardından 4-5 Haziran’da Urumçi ve Kaşgar şehirlerini ziyaret etmesi bekleniyor.
SİNCAN UYGUR BÖLGESİ ZİYARETİ
Bakan Fidan’ın Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ni ziyareti, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde Nisan 2012’de bölgeye yaptığı ziyaretten sonra Türkiye’den en üst düzeyli ziyaret olacak.

Son dönemde Çin’in tüm bölgeleriyle ilişkilerini güçlendirmek için adımlar atan Türkiye, bu çerçevede Çin’deki diplomatik mevcudiyetini Pekin Büyükelçiliği, Guangcou, Şanghay ve Hong Kong Başkonsolosluklarına ilave olarak geçen yıl açtığı Çıngdu Başkonsolosluğuyla pekiştirdi.
ÖNEMLİ KONULAR GÜNDEME GELECEK
Türkiye-Çin ikili ticaret hacminin 2023’te 48 milyar doları geçtiği ve Çin’in Türkiye’nin Asya’da birinci, dünyada üçüncü büyük ticaret ortağı olduğu bir zamanda Bakan Fidan’ın bu ülkede yapacağı temaslarda ekonomik-ticari ilişkiler önemli yer tutuyor.
Görüşmelerde, ikili ticaretin daha dengeli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması ile Çin’den Türkiye’ye özellikle yeni teknolojiler alanında yatırımlara dair işbirliği imkanları da ele alınacak.
UKRAYNA VE GAZZE KONUSU
Bakan Fidan’ın temaslarında, Ukrayna, Gazze ve Kızıldeniz’deki gelişmelerin küresel tedarik hatlarının güvenliğini ve bazı ulaştırma koridoru projelerini olumsuz etkilediği bir dönemde Kuşak ve Yol Girişimi ile Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridor Girişimi’nin uyumlaştırılması çalışmaları hakkında da görüş alışverişinde bulunulacak.
Enerji, sivil havacılık, turizm işbirliğinin de diğer gündem konuları arasında yer alacağı görüşmelerde, tek Çin politikası izleyen Türkiye, Çin’in egemenliğine ve toprak bütünlüğüne verdiği öneme vurgu yapacak.
Görüşmelerde, başta Gazze olmak üzere Ukrayna ve Asya-Pasifik’teki gelişmelerin de değerlendirilmesi öngörülürken, Çin ve Türkiye özellikle Filistin meselesinde benzer görüşlere sahip.
Bakan Fidan’ın Pekin’de yapacağı temaslarda Gazze’de bir an önce kalıcı ateşkes sağlanması ve iki devletli çözümün sağlanması için atılabilecek adımlar önemli yer tutacak.
ÇİN’İN FİLİSTİN TAVRI
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin-Arap Ülkeleri İşbirliği Forumu 10. Bakanlar Konferansı açılış töreninde yaptığı konuşmada Çin’in, 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan tam bağımsız Filistin devletinin kuruluşunu ve Filistin’in Birleşmiş Milletlere (BM) tam üyeliğini savunduğunu, çözüm için geniş kapsamlı, yetkin ve etkili bir uluslararası barış konferansının toplanmasını desteklediğini belirtmişti.
Türkiye, Uygur Türklerinin temel hak ve özgürlüklerinin korunması ve Çin’de refah ve huzur içinde yaşamalarının önemini de tüm ikili temaslarda gündeme getirecek.
Ziyaret vesilesiyle yapılacak temaslar, bu konuların tekraren ele alınması bakımından önemli bir fırsat oluşturacak.
]]>
‘BU HALKAYI GENİŞLETECEĞİZ’
Destici, BBP Siyasi İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığına atanan Türker Yörükçüoğlu’nun rozet takdimini gerçekleştirdi. Destici, “Kendisi Nizamı Alem Ocaklarında birlikte görev yaptığımız üniversite teşkilatlarımızın başında bulunmuş eğitimin başında bulunmuş bir arkadaşımız, bir kardeşimiz. Aynı zamanda Şehit Muhsin Başkanımıza siyasi danışmanlık yapmış bir kardeşimiz. Ve ben onu aşağı yukarı çeyrek asırdan fazla bir süredir tanıyorum. Hem ocakla birlikte olduğumuz dönemde hem daha sonra partide birlikte olduğumuz dönemde şehit liderimize danışmanlık yaptığı dönemde ve farklı başbakanlıkta bulunduğu dönemde, mecliste bulunduğu dönemde farklı noktalarda bulunduğu dönemde de bizim hep kendisiyle görüşmemiz, istişarelerimiz hep devam etti. Biz kendisinden bugüne kadar hiçbir şekilde kopmadık. Tabiri caizse Türker kardeşimiz yuvasına döndü. Ben kendisine hoş geldin, şeref verdin diyorum. İnşallah Büyük Birlik Partisi olarak bu halkayı genişleteceğiz. Çünkü Türkiye’nin Büyük Birliğe ihtiyacı var. Ve Büyük Birlik kadroları bu ihtiyacı karşılamaya hazırdır. İnşallah sizlerle birlikte yeni arkadaşlarımızla birlikte biz milletin muktedir iktidarını gerçekleştireceğiz ve devletin varlığına, ülkenin bütünlüğüne ve milletin kardeşliğine uzanan elleri hep birlikte kıracak, Türkiye’yi ve Türk milletini layık olduğu yere taşıyacak” dedi.

‘TÜRK DEVLETİ’NİN ESKİ PARLAK GÜNLERİNE DÖNDÜRÜLMESİ İÇİN ELİMİZDEN GELENİ YAPACAĞIZ’
Türker Yörükçüoğlu ise, konuşmasında, “Sizlerin tarafınızda bulunmaktan dolayı gerçekten çok mutluyum, şeref duyuyorum. Genel başkanımızın daveti üzerine gözlerimizi açmış olduğumuz siyasi hayatta ve millete hizmet yolunda yürüdüğümüz serüvenimiz boyunca bu millete hizmet etmeye çalıştık çabaladık, dertlendik, mücadele ettik. Ve her daim aklımızda hep siyasi hayatta ilk gözümüzü açtığımız bir Büyük Birlik Partisi ve Alperen Ocakları gelmiştir. Biz Türk milliyetçileri, Türk milletine, Türk milliyetçiliğine bağlı olduğumuz kadar Türk milletinin milli manevi değerlerine de bağlıyız. Türk milletinin bin yıllık milli ve manevi değerlerinin tecessüs etmiş hali olan Büyük Birlik Partisi yine bu değerleri taşıyan tüm Türk milletinin mensuplarının yegâne adresi ve yuvasıdır. Yeniden burada bulunmaktan dolayı tekrar Genel Başkanıma buna vesile olduğu için çok teşekkür ederim. İnşallah Sayın Genel Başkanımız da ve sizlerle birlikte milletimize çok değerli hizmetler yapacağız. İnşallah omuz omuza milletimizin rahatsız olduğu şeylere yönelik hazırlıklarımızı yapacağız. Milletimizi mutlu, müreffeh, güçlü hale getirmek için çabalayacağız. Derdimizi anlatacağız. Milletin derdiyle dertleneceğiz. Türk birliğinin kurulması, Türk milletinin yüceltilmesi, Türk Devleti’nin eski parlak günlerine döndürülmesi için hep birlikte kadro olarak elimizden geleni yapacağız” diye konuştu.

‘ONLAR İSTESE DE İSTEMESE DE ÇOCUKLARIMIZ KURANI KERİM’DE ÖĞRENMELİDİR’
Destici, milli eğitimin Türkiye’nin en önemli konularından birisi olduğunu belirterek, “Son dönemlerde yeni bir öğretmen akademisinin kurulması, müfredatın açıklanması, öğretmenlik formasyonuyla ilgili çalışmalar, öğretmenlikle ilgili yeni kanun, yasa hazırlıkları bütün bunları en yakından takip eden siyasi partiyiz ve siyasi parti genel başkanlarının başında geliyorum. Sadece görüşlerimizi kamuoyuyla paylaşmıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızla görüşmelerimizde bunu dile getiriyoruz. Müfredat konusuna gelince de maalesef kamuoyunda ön yargılar var. Öte yandan hala imam hatiplere ön yargılar var. Hala liselerde okutulacak Kur’an-ı Kerim derslerine, sevgili Peygamberimizin hayatını konu alan derslere maalesef hala tepkiler var. Biz bunu anlamakta zorluk çekiyoruz. Bir taraftan bu ülkenin yüzde 99’u Müslüman görürüz. Ama diğer taraftan liselerin 8’inde 9’unda ya da 10’unda sürekli de değil, 1 yıl haftada iki saat okutulacak Kur’an-ı Kerim dersinden rahatsızlar. Rahatsız olan siyasetçilerimiz var. Rahatsız olan gazetecilerimiz var. Bunlar artık bu hülyalarından vazgeçsinler. Burası Türk İslam memleketidir. Liselerde onlar istese de istemese de çocuklarımız Kuranı Kerim’de öğrenmelidir. Peygamber Efendimizi de öğrenmelidir. Ve İslam’ın temel bilgilerini de öğrenmelidir. Ve bunları öğrenerek liselerden mezun olmalıdır. Dolayısıyla bu yönüyle destekliyoruz. Elbette müfredatın diğer kısımlarıyla ilgili bizim de eksik bulduğumuz ya da noksan bulduğumuz ya da tavsiye edeceğimiz kısımlar var. Ama bazı kesimler maalesef bakış açısı sadece ve sadece din ve İslam. Bir de bunlar Atatürkçü ve milliyetçi olarak ortalıkta geziyorlar. Bu milletin inancına, kültürüne ve kimliğine kimse dil uzatamaz. Kim dil uzatırsa o dil kopartırız, kim elini kaldırırsa o eli kırarız” dedi.
Konuşmaların ardından Destici, yeni Başkanlık Divanını da açıkladı.
Bakan Yardımcısı Bilal Durdalı’nın da yer aldığı kabulde bir konuşma yapan Güler, Hava Kuvvetlerinin kuruluş yıl dönümünü kutlayarak, “Semalarımızın çelik kanatlı savunucuları olan Hava Kuvvetlerimizin 113’üncü kuruluş yıl dönümü münasebetiyle, sizlerle bir araya gelmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum.” ifadelerini kullandı.
Güler, 20’nci yüzyılın başında ilk motorlu uçağın havalanışından kısa bir süre sonra, 1911 yılında ilk havacıların pilotaj eğitimine gönderilmesi ve Harbiye Bakanlığına bağlı Havacılık Komisyonunun kurulması ile Türk Hava Kuvvetlerinin şanlı yürüyüşüne başladığını belirtti.
Kuruluşundan itibaren tüm komutan ve personelin çok büyük gayretler gösterdiğini anlatan Güler, “Adını tarihe altın harflerle yazdıran Hava Kuvvetlerimiz, dünyanın en güçlü, en seçkin ve en saygın hava güçleri arasındaki yerini almıştır.” dedi.
Güler, Türkiye’nin uluslararası arenada etkin roller üstlendiğini ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin son bir asrın en kapsamlı faaliyetlerini icra ettiğini aktararak, Hava Kuvvetlerinin de aynı etkinlik ve yoğunlukta faaliyetlerini sürdürdüğünü belirtti.
Hava Kuvvetlerinin köklü tarihi, yetenekli personeli, üstün teknolojisi, elde ettiği büyük başarılarıyla Türkiye’nin iftihar kaynağı olduğunu söyleyen Güler, “Hava Kuvvetleri bugün, dünyada kendi pilotlarını, hatta dost ve müttefik ülkelerin de pilotlarını yetiştirebilen sayılı ülke hava kuvvetlerinden biri konumundadır.” açıklamasında bulundu.
Bu günlere kolay gelinmediğini vurgulayan Güler, “Sizler gibi nice kahramanlar, Hava Kuvvetlerimizin bu uzun ve meşakkatli yolculuğunda önemli bir mihenk taşı olan yerli ve milli savunma sanayi hamlemizin gelişmesi için büyük gayret sarf etti, mücadele verdi.” diye konuştu.
“DAHA ÇOK ÜRETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Bakan Güler, birbirinden değerli ve kritik projeleri hayata geçiren savunma sanayisinin karada ve denizde olduğu gibi semaların emniyetini en iyi şekilde sağlayacak hava araçlarında da büyük adımlar attığını belirterek, şunları kaydetti:
“Temel eğitim ve hafif taarruz uçağımız ‘HÜRKUŞ’, jet eğitim uçağımız ‘HÜRJET’, genel maksat helikopterimiz ‘GÖKBEY’ ile savunma sanayimizin ulaştığı üstün seviyeyi ortaya koyan 5’inci nesil, ilk yerli-milli savaş uçağımız KAAN, ülkemizin hava platformlarındaki büyük atılımlarının en somut göstergeleridir. Tüm bunlarla birlikte Türkiye, artık kendi savaş ve eğitim uçağını, helikopterlerini üretebilen dünyanın sayılı ülkelerinden biri olmuştur.
Bizlere düşen de Hava Kuvvetlerimizi ve kahraman ordumuzu, en gelişmiş, en modern silah, araç ve gereçlerle donatmaya devam etmektir. Zira içinde bulunduğumuz kaotik güvenlik ortamı ve yaşanan krizler, ülkemizin hak ve menfaatlerini tavizsiz bir şekilde koruyabilmemiz için her açıdan güçlü, etkin ve caydırıcı bir hava kuvvetlerine sahip olmamızı zorunlu kılmaktadır. Bunun bilinciyle sahip olduğumuz yüksek motivasyon, azim ve kararlılıkla çalışmaya, daha çok üretmeye devam edeceğiz.”
Eskiye göre daha güçlü ve kararlı olduklarını belirten Güler, yapılan tüm faaliyetlerdeki üstün çabalardan dolayı personele çok güvendiklerini ifade etti.
Hava Kuvvetlerinin Türkiye’nin iftihar kaynağı olduğunu belirten Güler, sözlerini şöyle tamamladı:
“Cumhuriyetimizin ikinci asrına başladığımız bu tarihi dönemde ve ‘Türkiye Yüzyılı’ vizyonumuz doğrultusunda, sahip olduğu imkan ve kabiliyetler ile sizler gibi yetenekli personelinin ortaya koyacağı gayretlerle, büyük başarılara imza atacağına ve asil milletimizin gurur kaynağı olacağına yürekten inanıyorum. Bu vesileyle Hava Kuvvetlerimizin ulaştığı bu üstün seviyeye gelmesinde emeği geçen, katkıda bulunan bütün komutanlarımızı ve kahraman personelimizi minnetle anıyorum. Başta Hava Kuvvetleri Komutanımız olmak üzere tüm seçkin personelimiz ile silah ve mesai arkadaşlarıma teşekkür ediyor, Hava Kuvvetlerimizin 113’üncü kuruluş yıl dönümünü bir kez daha yürekten kutluyorum.”
Bakan Yardımcısı Bilal Durdalı’nın da yer aldığı kabulde bir konuşma yapan Güler, Hava Kuvvetlerinin kuruluş yıl dönümünü kutlayarak, “Semalarımızın çelik kanatlı savunucuları olan Hava Kuvvetlerimizin 113’üncü kuruluş yıl dönümü münasebetiyle, sizlerle bir araya gelmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum.” ifadelerini kullandı.
Güler, 20’nci yüzyılın başında ilk motorlu uçağın havalanışından kısa bir süre sonra, 1911 yılında ilk havacıların pilotaj eğitimine gönderilmesi ve Harbiye Bakanlığına bağlı Havacılık Komisyonunun kurulması ile Türk Hava Kuvvetlerinin şanlı yürüyüşüne başladığını belirtti.
Kuruluşundan itibaren tüm komutan ve personelin çok büyük gayretler gösterdiğini anlatan Güler, “Adını tarihe altın harflerle yazdıran Hava Kuvvetlerimiz, dünyanın en güçlü, en seçkin ve en saygın hava güçleri arasındaki yerini almıştır.” dedi.
Güler, Türkiye’nin uluslararası arenada etkin roller üstlendiğini ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin son bir asrın en kapsamlı faaliyetlerini icra ettiğini aktararak, Hava Kuvvetlerinin de aynı etkinlik ve yoğunlukta faaliyetlerini sürdürdüğünü belirtti.
Hava Kuvvetlerinin köklü tarihi, yetenekli personeli, üstün teknolojisi, elde ettiği büyük başarılarıyla Türkiye’nin iftihar kaynağı olduğunu söyleyen Güler, “Hava Kuvvetleri bugün, dünyada kendi pilotlarını, hatta dost ve müttefik ülkelerin de pilotlarını yetiştirebilen sayılı ülke hava kuvvetlerinden biri konumundadır.” açıklamasında bulundu.
Bu günlere kolay gelinmediğini vurgulayan Güler, “Sizler gibi nice kahramanlar, Hava Kuvvetlerimizin bu uzun ve meşakkatli yolculuğunda önemli bir mihenk taşı olan yerli ve milli savunma sanayi hamlemizin gelişmesi için büyük gayret sarf etti, mücadele verdi.” diye konuştu.
AZİM VE KARARLILIKLA ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ
Bakan Güler, birbirinden değerli ve kritik projeleri hayata geçiren savunma sanayisinin karada ve denizde olduğu gibi semaların emniyetini en iyi şekilde sağlayacak hava araçlarında da büyük adımlar attığını belirterek, şunları kaydetti:
“Temel eğitim ve hafif taarruz uçağımız ‘HÜRKUŞ’, jet eğitim uçağımız ‘HÜRJET’, genel maksat helikopterimiz ‘GÖKBEY’ ile savunma sanayimizin ulaştığı üstün seviyeyi ortaya koyan 5’inci nesil, ilk yerli-milli savaş uçağımız KAAN, ülkemizin hava platformlarındaki büyük atılımlarının en somut göstergeleridir. Tüm bunlarla birlikte Türkiye, artık kendi savaş ve eğitim uçağını, helikopterlerini üretebilen dünyanın sayılı ülkelerinden biri olmuştur.
Bizlere düşen de Hava Kuvvetlerimizi ve kahraman ordumuzu, en gelişmiş, en modern silah, araç ve gereçlerle donatmaya devam etmektir. Zira içinde bulunduğumuz kaotik güvenlik ortamı ve yaşanan krizler, ülkemizin hak ve menfaatlerini tavizsiz bir şekilde koruyabilmemiz için her açıdan güçlü, etkin ve caydırıcı bir hava kuvvetlerine sahip olmamızı zorunlu kılmaktadır. Bunun bilinciyle sahip olduğumuz yüksek motivasyon, azim ve kararlılıkla çalışmaya, daha çok üretmeye devam edeceğiz.”
Eskiye göre daha güçlü ve kararlı olduklarını belirten Güler, yapılan tüm faaliyetlerdeki üstün çabalardan dolayı personele çok güvendiklerini ifade etti.
Hava Kuvvetlerinin Türkiye’nin iftihar kaynağı olduğunu belirten Güler, sözlerini şöyle tamamladı:
“Cumhuriyetimizin ikinci asrına başladığımız bu tarihi dönemde ve ‘Türkiye Yüzyılı’ vizyonumuz doğrultusunda, sahip olduğu imkan ve kabiliyetler ile sizler gibi yetenekli personelinin ortaya koyacağı gayretlerle, büyük başarılara imza atacağına ve asil milletimizin gurur kaynağı olacağına yürekten inanıyorum. Bu vesileyle Hava Kuvvetlerimizin ulaştığı bu üstün seviyeye gelmesinde emeği geçen, katkıda bulunan bütün komutanlarımızı ve kahraman personelimizi minnetle anıyorum. Başta Hava Kuvvetleri Komutanımız olmak üzere tüm seçkin personelimiz ile silah ve mesai arkadaşlarıma teşekkür ediyor, Hava Kuvvetlerimizin 113’üncü kuruluş yıl dönümünü bir kez daha yürekten kutluyorum.”
]]>Kentin kültür ve tarih varlığına dair farkındalığı ulusal ve uluslararası anlamda ne denli geniş bir kitleye kazandırabilirlerse Bursa’nın sosyal ve ekonomik hayatında o denli fark yaratabileceklerini vurgulayan Ersoy, “İlk günden başlayarak Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin yapılış amacı ve nihai hedefi de tam olarak budur. Bölge bölge, il il bu farkı mümkün kılmaktır.
Bu yıl festival şehirlerimiz arasına kattığımız Bursa için bunu gerçekleştirmenin çok güçlü bir adımını atıyoruz. Bu vesileyle Bursa Valisi Sayın Mahmut Demirtaş’a, Bursa Büyükşehir Belediyesine, Bursa’daki çok değerli turizm ve kültür, sanat paydaşlarımıza ayrıca katılımlarıyla festivalimize değer katan bütün sanatçılarımıza teşekkür ediyorum.” ifadesini kullandı.
Ersoy, 2021’den bu yana 4 yıldır her yaş ve kesimden insana, her tarzda ilgi ve beğeniye hitap eden, herkesin kendisi için ve kendisinden bir şeyler bulabileceği bir festival düzenlediklerini dile getirdi.
“9 GÜNLÜK BİR KÜLTÜR, SANAT ŞÖLENİ BURSALILARLA BULUŞACAK”
Bursa’nın da eşsiz organizasyonun dünyanın en kapsamlı ve en büyük festivalinin bir parçası olduğunu ifade eden Ersoy, şunları söyledi:
“1-9 Haziran’da konserlerden sergilere, söyleşilerden atölyelere, lezzet duraklarından çocuk etkinliklerine, tiyatro, opera, bale ve sinema, temsil ve gösterimlerine uzanan 9 günlük bir kültür, sanat şöleni Bursalılarla buluşacak.
Yaklaşık 1000 sanatçımızın performans, eser ve gösterilerini içeren 500’e yakın etkinlikle bu festivalde eğlenmekten öğrenmeye farklı deneyimler yaşanacak. Bütün vatandaşlarımızı unutulmayacak anlara ve anılara açılan bu kapıdan içeriye davet ediyoruz. Festival kapsamında gerçekleştirilecek etkinlikler için 50’ye yakın mekan belirledik. Kültür merkezleri, tiyatrolar, hem özel hem de bakanlığımıza bağlı müzeler, sanat galerileri, kütüphaneler ve açık alanlar etkinliklere ev sahipliği yapacak.
Festivalimizin ana sahnesini Yunuseli Havaalanı’na kurduk. Semicenk, Norm Ender, Madrigal, Bengü, Mert Demir, Sinan Akçıl, Simge, Can Bonomo ve Oğuzhan Koç konserleri burada gerçekleştirilecek. Özellikle 2 Haziran’daki Liselere Geçiş Sınavı ile 8-9 Haziran tarihlerinde Yükseköğretim Kurumları Sınavı sonrası genç kardeşlerimi bu yoğun temponun stresini atmak için konserlere bekliyorum.”
Bakan Ersoy, 2 Haziran’da Norm Ender, 9 Haziran’da ise Oğuzhan Koç’un Yunuseli Havaalanı’nda konser vereceğini aktardı.
YAPAY ZEKA DESTEKLİ DİJİTAL SANAT UYGULAMALARI YER ALACAK
Yunuseli Havaalanı dışında farklı sahnelerde de halk müziğinden tasavvuf musikisine kadar farklı nice ses ve namenin Bursa’da yankılanacağını aktaran Ersoy, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ayrıca, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğümüze bağlı koro ve topluluklar da festivalimizde sahne alacaklar. Müziğin çeşitliliğine, resimden fotoğrafa, el sanatlarından arkeolojiye uzanan sergilerimizin çeşitliliği eşlik edecek. Yapay zeka destekli dijital sanat uygulamalarının yer aldığı ‘Atatürk Kültür Yolu’nda sergisiyle Cumhuriyet’imizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk bizlere rehberlik ederken, Türkiye’nin tarih ve kültür zenginliğini gözler önüne sereceğiz. Herkesin görmesi gereken bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Elbette tiyatro sahnelerimiz de festivalimiz dahilinde sanatseverlerimiz için perdelerini açacaklar.”
Mehmet Nuri Ersoy, Bursa’nın hem Osmanlı hem Cumhuriyet döneminde Türk tiyatrosunun öncü şehirlerinden biri olduğunu hatırlattı.
Devlet Tiyatroları ile Devlet Opera ve Balesinin sezon boyunca kapalı gişe oynayan, adeta salonlardan taşan muhteşem performanslarıyla Bursalı sanatseverlerin farklı dünyalarda farklı insan hikayelerine şahitlik edeceğini anlatan Ersoy, şunları söyledi:
“En başından beri Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin mümkün olduğu ölçüde kültürümüzün bütün unsurlarına yer veren, bunları insanlarla buluşturan, dinlemenin ve seyretmenin yanında deneyimlemenin, anlamanın ve öğrenmenin de olduğu bir platform olmasını istedik. Kültür ve sanatla ilgili insanlarımızın özellikle çocuk ve gençlerimizin heves ve meraklarının bu çatı altında bir karşılık bulması, izlerini takip ettikleri insanların bilgi ve deneyimlerinden faydalanmalarını istiyoruz.
Söyleşi ve atölye etkinliklerimiz bu yüzden var ve bundan dolayı çok önemli ve çok değerliler. Hülya Koçyiğit, Türkan Şoray, Ahmet Mekin, Selma Güneri ve Yusuf Sezgin gibi Türk sinemasını çok değerli isimleriyle söyleşiler de bu festival boyunca olacak. Yine düzenlenecek diğer söyleşi, konferans panellerle de zengin ve derin sohbetlerin kapılarını açacağız. Bütün vatandaşlarımızın bilgiye, öğrenmeye, paylaşmaya ve anlamaya meyleden bu sohbetlerin keyfini çıkarmasını diliyorum.”
Ersoy, sevgi evleri ve huzurevi sakinlerini 7 farklı sinema salonunda gerçekleştirecekleri film gösterilerinde ağırlayacaklarını dile getirdi.
“Engelsiz sinema” kapsamında “Ertuğrul 1890” adlı filmin gösteriminin de festivalde yapılacağını duyuran Ersoy, “Geleneksel sanatlarımızla ilgili olarak da etkinliklerimiz olacak. Yaşayan miras ustaları çalıştayı ve yaşayan miras uygulamaları atölyeleri bunlardan sadece ikisi. Sözün özü ‘yok yok’ diyebileceğimiz bir festival Bursalıları bekliyor. Vatandaşlarımız daha fazla etkinlik bilgisi için kulturyolufestivali.com web sitemizi ve sosyal medya adreslerimizi takip edebilirler.” diye konuştu.
FİLİSTİNLİ SANATÇILARIN ESERLERİNE VURGU
Bakan Ersoy, festivalin önceki durağı Şanlıurfa’da olduğu gibi Bursa’da da Filistin’i konu alan etkinlikler yapılacağını aktararak, şunları belirtti:
“Kendisi de İsrail’in bir suikasti sonucu hayatını kaybeden usta karikatür sanatçısı merhum Naci el-Ali’nin Filistin’in özgürlük mücadelesine bir simge haline gelen çocuk karakteri ‘Hanzala’ sergisi Türk-İslam Eserleri Müzesi’nde olacak. Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde Halil Necipoğlu ile insanlık sahnesi Filistin şiirleri ve konseri gerçekleştirilecek.
Hüdavendigar Parkı yazlık sinema ‘Büyük Gelen Palto’ filminin gösterimine ev sahipliği yapacak. Ayrıca filmin yönetmeni Nawras Abu Saleh ile Rıza Oylum’un katılacağı ‘bir film, bir yönetmen, Filistin sineması üzerine’ söyleşisi düzenlenecek. Bu etkinliklerin her biri çok önemli, çok değerli.
“GERÇEKLER MUTLAKA KAZANACAK VE FİLİSTİN MUTLAKA ÖZGÜR OLACAKTIR”
Yaşanan kıyıma, insanlık suçlarına, bunların süregeldiği onlarca yıllık tarihe dair lütfen hafızamızı taze ve güçlü tutalım. Bu etkinlikleri her şeyden önce bu amaca hizmet edecek bir hatırlatıcı olarak görün. İsrail, insanlık tarihinin utanç silsilesinin bir parçası olmaktan kurtulamayacak.
Dünya kirli çıkarlar uğruna mazlumu zalim, zalimi mazlum gibi göstermek için elinden gelen her şeyi yapsa da biz unutmadıkça çocuklarımıza bu hafızayı, bu gerçekleri aktardıkça asla başaramayacaklar. Gerçekler mutlaka kazanacak ve Filistin mutlaka özgür olacaktır.”
Ersoy, Türkiye’de ülke ve millet için güçlü, tam bağımsız, huzur ve refah içinde bir geleceği inşa etmenin kararlılığıyla çalışmalarımızı sürdürdüklerini söyledi.
Son 23 yılda elde edilen sayısız ve benzersiz kazanımları koruyarak daha fazlasını yapmak, eser ve hizmet üretmek için yoğun mesaiyle yola devam ettiklerini vurgulayan Ersoy, şöyle konuştu:
“Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak sorumluluk sahamızda bu iradeyle attığımız adımların karşılığını aldık ve almaya da devam ediyoruz. Turizmde elde edilen rekor ziyaretçi ve gelir rakamları sosyal hayatın ayrılmaz bir parçası haline getirdiğimiz temsil ve izleyici sayılarında rekorlar kıran sanat etkinlikleri, uluslararası ödüllerle ortaya koyan kültür sanat merkezleri, dünyada yürütülen en yoğun ve en kapsamlı arkeoloji çalışmaları gibi nice proje, hizmet ve eser ülkemize yakışan bir kültür turizm ekosistemini inşa ettiğimizin ispatıdır. Bugün, Dünya Turizm Örgütü verileri Türkiye’nin dünya turizm sıralamasında ilk 5 ülkeden biri olduğunu göstermektedir.
Süper lige çıkmakla kalmadık, liderlik için mücadele vermekteyiz. Arkeolojiden gastronomiye, geleneksel sanatlardan dijital enstalasyonlara, konserlerden sergilere, kültür sanat adına ne varsa tek çatı altında topladığımız Türkiye Kültür Yolu Festivali dünyanın en kapsamlı ve en büyük festivali olarak artık Türkiye’nin uluslararası bir markasıdır.
Nice medeniyetin gözde yerleşim alanı olmuş ve cihan devleti Osmanlı’ya başkentlik yapmış olan Bursa, tarihi kültür varlığı, ekonomik faaliyet ve kapasitesiyle bugün de Türkiye Cumhuriyeti’nin marka kentidir. İnanıyorum ki Türkiye Kültür Yolu Festivali’yle Bursa’nın marka değeri de katkı sağladığımız gibi Bursa’da Türkiye’de uluslararası kültür sanat markası olan festivalimize değer katacaktır.”
Toplantıya, Bursa Valisi Mahmut Demirtaş, AK Parti Bursa Milletvekili Refik Özen, Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, AK Parti İl Başkanı Davut Gürkan ile diğer ilgililer katıldı.
19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı kutlamaları kapsamında ilk kez Türk Havacılık Uzay Sanayiinin (TUSAŞ) Kahramankazan tesislerinden ayrılıp Samsun’da özel bir gösteri gerçekleştiren, ardından EFES-2024 Birleşik, Müşterek Fiili Atışlı Arazi Tatbikatı kapsamında İzmir’de uçan HÜRJET, gösteri uçuşu gerçekleştirdi.
Yurt içindeki bu uçuşların ardından HÜRJET, ilk kez yurt dışında gökyüzüyle buluşmaya hazırlanıyor. HÜRJET, 3-5 Eylül’de gerçekleştirilecek Egypt International Airshow’a katılacak, yapılması planlanan gösteriyle yeteneklerini sergileyecek.
Bu sınıfta bir uçak arayışında olan Mısır, HÜRJET ile ilgileniyor. Airshow kapsamında başta Mısır olmak üzere bölge ülkeleriyle HÜRJET ve diğer TUSAŞ ürünleriyle ilgili görüşmeler gerçekleştirilecek.
Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinin en prestijli havacılık ve savunma etkinliklerinden biri olan Egypt International Airshow, uluslararası havacılık endüstrisinin önde gelen isimlerini, savunma sanayisi profesyonellerini ve teknoloji meraklılarını bir araya getiriyor.
Yeni iş ortaklıkları ve bölgesel pazarlarla bağlantı kurma fırsatı sunan etkinlikte, Boeing, Airbus, Lockheed Martin, Dassault Aviation gibi küresel üreticiler ürün ve teknolojilerini tanıtıyor.
Etkinlikte, ayrıca dünyaca ünlü akrobasi timleri, askeri hava kuvvetleri ve çeşitli hava araçları uçuş gösterileri gerçekleştiriyor.
PAZAR RÜZGARI HÜRJET’İN ARKASINDAN ESİYOR
HÜRJET’in dahil olduğu jet eğitim uçağı pazarı önemli bir potansiyel barındırıyor.
Bu alandaki pazar büyüklüğü 20 yıl içerisinde yıllık ortalama 1,6 milyar dolara ulaştı.
Gelecek 10 yıl içerisinde Türk Hava Kuvvetleri de dahil olmak üzere pek çok silahlı kuvvetin mevcut jet eğitim uçaklarının yerini gelişmiş sürümlerine bırakacak olması sebebiyle artan ihtiyacı karşılamak üzere ABD, Avusturalya, Brezilya, Avusturya, Bulgaristan, Belçika, Kolombiya, Fransa, Tayvan, Peru, Birleşik Arap Emirlikleri ve İsveç gibi ülkeler çalışmaya başladı.
Aynı zamanda, yeni nesil savaş uçaklarının üstün performansları ve harp teknikleri, jet eğitim uçaklarında daha üst seviye performans ihtiyacını beraberinde getirdi. Bu da buna uygun yeni nesil jet eğitim olan uçaklarına olan ilgiyi artırıyor.
HEDEF AYDA 2 HÜRJET
Yerli ve milli imkanlarla geliştirilen HÜRJET Jet Eğitim ve Hafif Taarruz Uçağı Projesi kapsamında çalışmalar Ağustos 2017’de başladı.
Türkiye’nin ilk jet motorlu süpersonik eğitim uçağı HÜRJET, 30 Ocak 2023’te ilk kez motor çalıştırdı. Taksi testleri için 18 Mart 2023’te pistle buluşan HÜRJET, 25 Nisan 2023’te ilk kez gökyüzüyle buluştu.
TUSAŞ, HÜRJET’in seri üretim sürecinde ilk yıl 6-7 uçak yapıp sonraki seneden itibaren ayda 2, yılda 24 uçak imal etmeyi hedefliyor. 2025’ten sonra her ay 2 HÜRJET’in müşteriye teslim edilebilir olması amaçlanıyor.
HÜRJET’in Türk Hava Kuvvetlerine teslimatlarının da 2025’te başlaması planlanıyor.

Açılışta konuşan Kurtulmuş, İpek Yolu’nun yaklaşık 300 milyonluk bir nüfusa ulaşan Türk dünyasının tam da göbeğinde yer aldığını ve uluslararası bir hattı oluşturduğunu belirterek, “Özellikle Çin’in Yol ve Kuşak Projesi’yle Türk dünyasını da içine alacak İpek Yolu Projesi’nin birbirleriyle bütünleştirilebilecek yapılar olduğu aşikardır. Önümüzdeki dönemde, dünya sistemindeki farklı mücadele alanlarından birisi de bu çok kutupluluk üzerinde, özellikle Asya’da gelişecek olan yeni eğilimlerdir. Bu yeni eğilimlerin merkez üslerinden birisi de nasıl tarihte İpek Yolu’nun önemli kervansarayları Konya’da yer aldıysa, bu dönem içerisinde bu hattın ağırlık merkezi olarak da Türkiye, Anadolu kıtası ortaya çıkmaktadır” dedi. Türk Dünyası Belediyeler Birliği ve Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, “10 bin yıllık tarihiyle her daim stratejik bir öneme sahip olan Konya’mız İpek Yolu üzerinde bulunan en önemli kadim şehirlerimizden birisidir. İki asır Selçuklu’ya başkentlik yapmış darülmülk Konya’mızın İpek Yolu üzerinde inşa edilen yüzlerce kervansarayı mevcuttur. Hamdolsun ki böyle müstesna bir şehrin hizmetkarı olmak bizlere nasip oldu. Bugün hala bu eserlerin bir kısmı dönemin ekonomik ve kültürel canlılığının da en önemli eserleri olarak yüzyıllardır ayakta duruyor” diye konuştu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Konya Büyükşehir Belediyesi, Türk Dünyası Belediyeler Birliği, İnsan ve Medeniyet Hareketi, İstanbul Ticaret Üniversitesi ve Bahariye Sanat Atölyeleri iş birliğiyle hazırlanan “Zamanını Aşan Miras; İpek Yolu Sergi ve Sempozyumu” Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş’un katıldığı programla açıldı.
İstanbul Bahariye Mevlevihanesi’nde gerçekleştirilen etkinliğin açılışında konuşan İnsan ve Medeniyet Hareketi Başkanı Kemal Özden, projenin Tarihi İpek Yolu havzasındaki neredeyse tüm ülkelerden sanatçıların katılımıyla bir zenginlik taşıdığını ifade ederek, “Projemize desteklerinden dolayı Konya Büyükşehir Belediye Başkanımıza teşekkür ediyoruz. Çünkü Konya Büyükşehir Belediyemiz olmasaydı bu projeyi hayata geçirmemiz çok zor olurdu” ifadelerini kullandı.

“10 BİN YILLIK TARİHİYLE KONYA İPEK YOLU ÜZERİNDE BULUNAN EN ÖNEMLİ KADİM ŞEHİRLERİMİZDEN BİRİSİDİR”
Türk Dünyası Belediyeler Birliği ve Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, dilleri, kültürleri, medeniyetleri ve inançları birbirleriyle buluşturan İpek Yolu’nun, geçtiği yerleri sadece ekonomik anlamda değil, pek çok noktada ileri taşıyan bir insanlık mirası olduğuna işaret etti.
Tarih boyunca Türklerin yaşadığı coğrafyalardan geçen bu yolun, Türk milletinin Orta Asya’dan batıya doğru başlayan göç sürecinde de çok etkin bir role sahip olduğuna dikkat çeken Başkan Altay, “Bu çok yönlü tarihi ve kültürel katkı, medeniyetleri besleyen bir nehir gibi deveran etmiştir. 10 bin yıllık tarihiyle her daim stratejik bir öneme sahip olan Konya’mız İpek Yolu üzerinde bulunan en önemli kadim şehirlerimizden birisidir. İki asır Selçuklu’ya başkentlik yapmış darülmülk Konya’mızın İpek Yolu üzerinde inşa edilen yüzlerce kervansarayı mevcuttur. Hamdolsun ki böyle müstesna bir şehrin hizmetkarı olmak bizlere nasip oldu. Bugün hala bu eserlerin bir kısmı dönemin ekonomik ve kültürel canlılığının da önemli eserleri olarak yüzyıllardır ayakta duruyor” diye konuştu.

“KONYA BU İNSANLIK MİRASINA SAHİP ÇIKMAK İÇİN ÖNEMLİ BİR ADIM ATTI”
Binlerce yıllık tarihi, geçmişinin de omuzlarına yüklediği sorumluluk bilinci içerisinde olan Konya’nın İpek Yolu’nun merkezinde yer almasından dolayı, bu insanlık mirasına sahip çıkmak ve onu yeni nesillere anlatmak amacıyla önemli bir adım attığını vurgulayan Başkan Altay, şöyle devam etti:
“İpek Yolu’nu tanıtmak ve yeniden canlandırmak adına Büyükşehir Belediyemiz İnsan ve Medeniyet Hareketiyle birlikte Zamanı Aşan Miras: İpek Yolu adlı bu önemli projeyi ortaya koymuştur. İnanıyoruz ki uluslararası niteliğe hayiz olan bu proje kıtaları birbirine bağlayan gönül coğrafyamızın bir araya gelmesi, kaynaşması ve güç birliğine gitmesine önemli bir köşe taşı olacaktır. Türkiye’mizde Konya ve İstanbul’da, Özbekistan’da Semerkand ve Taşkent’te, Azerbaycan’da da Bakü şehrinde birbirinden farklı sergiler, sunumlar, geziler, söyleşiler, konferanslar ve workshop’larla zengin bir içerikten oluşan bu eserimiz yeni ufuklar açacak. Yine bu kıymetli eser vesilesiyle 41 kıymetli zanaatkar ve 36 bilim insanı buluşturulmuş tema üzerinde hazırlanan 60 parça özgün eserden oluşan müstesna bir sergi oluşturulmuştur. 5 aylık süreyi kapsayan bu projenin gönül coğrafyamıza ve fikir dünyamıza yeni açılımlar sağlayacağına canı gönülden inanıyorum.”
Başkan Altay, programa katılan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a ve projenin hayata geçmesine vesile olan tüm paydaşlara teşekkür ederek konuşmasını tamamladı.
“TARİH BOYUNCA KÜLTÜR, SANAT, MEDENİYET VE BİLİM AKTARIMININ YAPILDIĞI YOLLAR OLDU”
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ise, tarih boyunca siyaset, devletler arası ilişkiler ve dünya üzerinde hakimiyet mücadelesinin verildiği ve kültür, sanat, medeniyet ve bilim aktarımının yapıldığı yolların bulunduğunu anımsatarak, bu anlamda İpek Yolu’nun, Baharat Yolu’nun, Tuz Yolu’nun ve Amber Yolu’nun geçmişte kendi bölgeleri içerisinde önemli fonksiyonlar icra ettiğini dile getirdi. Özellikle İpek Yolu’nun yaklaşık 300 milyonluk bir nüfusa ulaşan Türk dünyasının tam da göbeğinde yer aldığını ve uluslararası bir hattı oluşturduğunu ifade eden Kurtulmuş, Orta Asya’dan başlayarak Anadolu kıtasına kadar gelen ve buradan da Balkanlar’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada, İpek Yolu’nun vermiş olduğu dayanışmanın, kültürel ve bilim alanındaki aktarımların çok büyük tarihsel önemi bulunduğunu vurguladı.
“ÇOK KUTUPLU DÜNYANIN KURULMASINDA FARKLI KÜLTÜR VE MEDENİYET HAVZALARININ HAREKETE GEÇMESİ KAÇINILMAZ”
Kurtulmuş, uluslararası ilişkiler ve dünya dengeleri bakımından yeni bir dönemin başladığını belirterek, bu yeni dönemin çok kutuplu bir dünya sistemi olacağını ifade etti.
Bu çok kutuplu dünyanın kurulmasında farklı kültür ve medeniyet havzalarının harekete geçmesinin kaçınılmaz olduğunu dile getiren Kurtulmuş, “Bu çerçevede tam da doğu-batı ekseninde, dünyanın bütün mücadele alanlarının neredeyse en stratejik bölgelerinde yer alan ve tamamına yakını Türk-İslam medeniyetinin bir parçası olan, Türkçe konuşan Türk topluluklarının yer almış olduğu 300 milyonluk bir akstan bahsediyoruz. Tarihte bu aksa ‘Turkuaz Aksı’ adı verilmiş. Bunun yeniden canlanması, hareketlenmesi için de özellikle son yıllarda fevkalade ciddi bir ivme yakalanmıştır” diye konuştu.
“SİYASİ VE KÜLTÜREL İŞ BİRLİKLERİNİN ARTIRILMASINA VESİLE OLACAKTIR”
İpek Yolu Projesi’nin Çin ve diğer Asya ülkelerinin de içinde olabileceği küresel büyük bir proje haline dönmesi istidadında olduğunu gördüklerini ifade eden Kurtulmuş, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Özellikle Çin’in Yol ve Kuşak Projesi’yle Türk dünyasını da içine alacak olan İpek Yolu Projesi’nin birbirleriyle bütünleştirilebilecek yapılar olduğu aşikardır. Böylesine önemli bir girişimin dünya ticaretinin gelişmesine büyük katkısı olacağı gibi, üzerinden geçtiği bu hat boyunca ülkelerin de siyasi ve kültürel iş birliklerinin arttırılmasına vesile olacaktır. İşin bu siyasi tarafı ayrı bir konu. Ama çok önemli, çok dinamik bir konu olarak önümüzde duruyor. Önümüzdeki dönemde, dünya sistemindeki farklı mücadele alanlarından birisi de bu çok kutupluluk üzerinde, özellikle Asya’da gelişecek olan yeni eğilimlerdir. Bu yeni eğilimlerin merkez üslerinden birisi de nasıl tarihte İpek Yolu’nun önemli kervansarayları Konya’da yer aldıysa, bu dönem içerisinde bu hattın ağırlık merkezi olarak da Türkiye, Anadolu kıtası ortaya çıkmaktadır. Bunu önümüzde dikkatle, titizlikle çalışmamız gereken bir alan olarak görüyor ve kabul ediyoruz.”
İslam medeniyetlerinin, medreselerle bir taraftan dini ve manevi ilimleri güçlü bir şekilde öğretirken, diğer taraftan da dünyayı anlamak için maddi ilimlerde de zirve olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, “Bir tarafta Uluğ Bey’in, Fergani’nin, İbni Sina’nın, Farabi’nin diğer tarafta Bahaddin Nakşibendi’den Ubeydullah Ahrar Hazretlerine, Maturidi’ye ve Buhari’ye kadar büyük alimlerin yer aldığı, tabiri caizse iki kanadı da çok kuvvetli bir kuş gibi yükselebilen bir medeniyeti inşa etmeyi başarmışlardı” dedi.
“TÜRKİYE’NİN KÜLTÜR VE SANAT ALANINDAKİ GELİŞMELERİ ISKALAMASI DÜŞÜNÜLEMEZ”
Kurtulmuş, İslam medeniyetinin bütün büyük eserlerinin hepsinde denge ve itminanın ortaya koymuş olduğu olağanüstü yüksek bir simetri bulunduğunu söyledi.
Süleymaniye Camisi’nin hiçbir noktasında bir simetri eksikliği görülemeyeceğini, o yapıyı ortaya koyan insanların hepsinin itminan içerisinde hareket eden ve kainatı bir denge içerisinde gören insanlar olduğunu ifade eden Kurtulmuş, Türkiye olarak bu noktada hassas davranmaları gerektiğini söyledi.
Projeye katkıda bulunan bütün kurum ve kuruluşları tebrik eden Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Önümüzdeki dönem dünya siyasetinde, dünya dengelerinde çok kutuplu bir dünya sisteminin kurulacağı bir dönem olduğu gibi Türkiye için de fevkalade önemli, tarihsel bir dönemdir. Cumhuriyet’in ikinci asrı ya da yeni Türkiye Yüzyılı olarak ortaya koymuş olduğumuz bu hedefler sadece bir tek alanla kısıtlı kalamaz. Türkiye, ekonomisi güçlü bir ülke olacak, milli savunma sanayisinde güçlü bir ülke olacak, altyapıları dünyada rekabet edebilen bir ülke olacak ama bütün bunların üstünde ve belki bütün bunları da ortaya çıkaracak şekilde Türkiye’nin mutlaka kültürde, sanatta, edebiyatta ve bu anlamdaki estetik değerleri önceleyen çalışmalarda da öncü olması lazım. Türkiye gibi küresel ölçekte iddiası ve hedefi olan bir ülkenin özellikle kültür, sanat alanındaki bu gelişmeleri ıskalaması asla düşünülemez. Bunun için her alanda güçlü bir şekilde çalışmayı sürdüreceğiz. Özellikle İpek Yolu Projesi’ni bu anlamda çok anlamlı bulduğumu ifade etmek istiyorum. Burada yeniden küresel ölçekteki medeniyet, kültür, sanat ve estetik değerlerimizi öne çıkaracak çalışmaları ortaya koyacağız.”
Konuşmaların ardından 60 parça özgün eser, mücevher ve parfümden oluşan serginin açılışı gerçekleştirildi. Kurtulmuş ve protokol daha sonra 41 sanatçıya ait hat, tezhip, çini ve ahşap eserlerin yer aldığı sergiyi gezdi.
Programa, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Serdar Çam, IRCICA Genel Direktörü Mahmud Erol Kılıç, sanatçılar ve akademisyenler katıldı.
“Zamanı Aşan Miras; İpekyolu Sergisi”, Eyüpsultan’daki Bahariye Mevlevihanesi’nde 25 Haziran’a kadar ziyaret edilebilecek.
Uluslararası nitelikte hazırlanan proje kapsamında 13 Ekim’e kadar Konya başta olmak üzere, Özbekistan’ın Semerkand ve Taşkent şehirlerinde ve Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de sergiler ve sempozyumlar gerçekleştirilecek
]]>
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde bulunan altı ilde sürdürülebilirlik odaklı proaktif yaklaşımla elektrik dağıtım hizmeti veren Dicle Elektrik, kaçak elektrik kullanımı ile mücadelede etkili stratejiler önererek çalışmalarını sürdürüyor. Dicle Elektrik Genel Müdürü Yaşar Arvas, Nisan ayında yapılan kontrollerde 351 adet kayıt dışı trafo tespit edilmesine de ilişkin olarak, kaçak elektrik kullanımının milli ekonomiye verdiği zararları ve trafo ticaretinin kontrolsüzlüğüne dair açıklamalarda bulundu.

KAÇAK TÜKETİMİN FATURASI TÜRKİYE’YE ÇIKIYOR
Dicle Elektrik Genel Müdürü Yaşar Arvas, “Dicle Elektrik olarak bölgedeki kaçak elektrik kullanımıyla mücadeleye devam ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından belirlenen regülasyonlara uyum gösteren bir elektrik dağıtım şirketi olarak, kaçak elektrikle mücadelede ciddi bir efor sarf ediyoruz. Tarımsal sulama sahalarında kendini gösteren ve sayıları binlere ulaşan kaçak trafoların bertaraf edilmesi için çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Kaçak elektrik kullananların normalden 9-10 kat daha fazla enerji tükettiğini gözlemliyoruz. Elektrik iletim hatlarında çoğu kez kalıcı hasarlar bırakan kaçak kullanımın faturası tüm Türkiye’ye çıkıyor.” dedi.

KAÇAK TRAFO MONTAJINDA ÖLÜMLÜ KAZALAR OLUYOR
Açıklamalarını daha etkin regülasyonlara ihtiyaç duyulduğunu belirterek sürdüren Arvas, “Türkiye’nin bir problemi olan trafo ticareti belli başlı illerde adeta bir sektöre dönüşmüş durumda. 150-200 bin TL’yi veren herkes bu trafoları temin edebiliyor. Bu trafolar ile tüketilen aşırı ve kaçak elektrik tüketimi bir yana, kaçak trafo montajı esnasında meydana gelen kazalar zaman zaman can kaybına da yol açıyor. Milli ekonomimizi milyarlarca Türk Lirası zarara uğratan kaçak trafoların denetim ve ticaretinin daha etkin regülasyonlarla kontrol altına alınması gerektiği sonucu ortaya çıkıyor. Başta Ticaret Bakanlığı olmak üzere tüm paydaşlarla konunun çok yönlü ele alınması ve regülasyonların yeniden gözden geçirilmesi, sürdürülebilir enerji arz güvenliğini garanti altına almak adına önemli bir adım teşkil edecektir.” ifadelerini kullandı.
2024 YILINDA 2800 KAÇAK TRAFO TESPİT EDİLDİ
Kaçak trafoların insana ve doğaya verdiği zararın yanında, ülkeye maliyeti milyar dolarlarla ifade edilecek bir milli servete denk geldiğinin altını çizen Arvas, “Geçtiğimiz Nisan ayında, Şanlıurfa’da yaptığımız kontrollerde asgari 100 bin nüfuslu bir ilçeye yetecek yaklaşık 53 bin 500 KVA gücünde 351 adet kayıt dışı elektrik trafosu tespit etmiştik. Ayrıca 2024 yılının ilk günlerinden bu yana 650 adeti drone ile olmak üzere toplam 2800 kaçak trafo tespiti gerçekleştirdik. Kaçak trafo kullanıcıları, normalden 9-10 kat fazla enerji tüketiyor. Sadece Mardin’de tüketilen kaçak enerji, 1.2 milyon hanenin tüketimine eşit. Her hanede 4 kişinin yaşadığını varsayarsak, bu da 4 milyon 800 bin kişinin enerji tüketimine denk geliyor.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:
“Bugün 1071’le başlayan fetihler zincirinin altın halkası olan İstanbul’un fethinin 571’inci sene-i devriyesini milletçe idrak ediyoruz. Daha 21 yaşında askeri ve siyasi dehasıyla birinci sınıf mühendisliğiyle, ilmiyle, cesaretiyle İstanbul’u milletimize armağan eden Fatih Sultan Mehmet ve ordusunu bir kez daha rahmetle yad ediyoruz.
“FETİH ANLAŞILMADAN KIZIL ELMA ANLAŞILMAZ”
İstanbul o tarihten itibaren Türk ve İslam dünyasının güç, idare, bilim ve sanat merkezi haline gelmiştir. İstanbul’un fethi dünya tarihi için ne kadar önemliyle milletimizin kurucu gücü Fatih Millet kimliği bakımından da mühimdir. Fetih anlaşılmadan Kızıl Elma ideali anlaşılmaz. Fetih anlaşılmadan, gemileri karadan yürüten azim, inanç anlaşılmaz.
“İSTANBUL TÜRK’TÜR, MÜSLÜMANDIR”
Fethe ‘işgal’ diyenlerin İstanbul’un duvarlarını ‘Zulüm 1453’te başladı’ yazılarıyla kirletenlerin, İstanbul’un fethinden 250 yıl önce şehri istila edip, kadınların çeyizlerine kadar yağmayalan Haçlı sürülerinden farkı yoktur. İstanbul’un fetih ruhundan koparılmasına göz yummayacağız. Birileri hala kabullenemeseler de İstanbul Türk’tür, Müslümandır. İstanbul’a şehirlerden bir şehir olarak bakmadık, bugün de bakmıyoruz. İstanbul her şeyden önce bize Fatih Sultan Mehmet’in ve kutlu ordunun tüm neferlerinin emanetidir. Aziz İstanbulumuzu kollamaya, güzelleştirmeye devam edeceğiz.
“O HANÇERİN MİLLETİMİZİN SIRTINA SAPLANMASINA İZİN VERMEDİK”
28 Mayıs seçimleri sonrasında ifşa olan gizli-saklı anlaşmalar ülkemizi nasıl büyük bir felaketin eşiğinden döndüğünü ortaya koyuyor. Sağda solda vatan, millet edebiyatı yapanların tüm değerleri nasıl kolayca sattıklarını hep beraber ibretle takip ediyoruz.
Altılı koalisyon masasının cumhurbaşkanı adayının hazır bolca vakti varken, üzerindeki şüphe bulutlarını temizlemesi önemlidir. Gereksiz tartışmaların içine ülkemizi sürüklemek yerine çıksın milletin zihnindeki soru işaretlerini gidersin. İşaret diliyle ve imalarla konuşmayı bıraksın. Her şeyi açık açık itiraf etsin. Biz kimin kimi hançerlediği meselesiyle hiç ilgilenmedik. Ama ucundan kan damlayan o zehirli hançerin, milletimizin saplanmasına da izin vermedik.
HÜKÜMETİN 1 YILLIK KARNESİ AÇIKLANACAK
85 milyon vatandaşımızın tamamının güvenine layık olmak için durmadan koşturmaya devam ediyoruz. Türkiye Yüzyılı’nın inşası için güçlü bir Türkiye için canla başla çalışıyoruz. Kabine toplantımız sonrasına inşallah hükümetimizin 1 yıllık karnesini kamuoyu ile paylaşacağız. Ülkemize hangi eserleri kazandırdığımızın hesabını milletimize vereceğiz.
“15 BİN MASUM ÇOCUKTAN NE İSTEDİNİZ?”
İsrail’in Gazze’de yürüttüğü soykırım, milyonlarca sivilin sığındığı Refah’a yapılan saldırılarla çok daha kanlı bir safhaya girdi. Güvenli bölgedeki sivillerin çadırlarına düzenlenen saldırıda en az 45 masum şehit edildi. Görünütlere bakmaya can dayanmıyor. Bir baba sadece birkaç aylık kafası kopmuş bebeğini, eğer kaldıysa, dünyanın insanlığın vicdanına gösteriyor. 15 bin masum çocuktan ne istediniz? İnsanlığa bu kadar mı düşmansınız. Hiçbir din şu vahşeti meşrulaştırmaz. Dünya Netanyahu denen kanla beslenen vampirin vahşetini canlı yayında izliyor. ABD sen de bu soykırımdan sorumlusun.
“GAZZE’DE İNSANLIK ÖLÜRKEN, AVRUPA’DA DEMOKRASİ ÖLÜYOR”
Gazze’de insanlık ölürken, Avrupa’da demokrasi ölüyor, insan hakları, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, kadın hakları, çocuk hakları ölüyor. Kimse kusura bakmasın, bundan sonra hiçbir Avrupalı çıkıp da kibirle bize demokrasiden, insan haklarından, ifade özgürlüğünden, basın özgürlüğünden bahsetmesin.
“GAZZE’DE SADECE İNSANLIK DEĞİL, BM DE ÖLMÜŞTÜR”
Ey BM, 21’inci yüzyılıda canlı yayında tüm insanlığın izlediği soykırımı durduramayacaksan, sen ne işe yararsın? Eğer dünyanın geleceği 5 ülkenin keyfine kaldıysa ne gerek var o devasa binalara? Bırakın soykırımı durdurmayı, BM kendi personelini, kendi yardım çalışanlarını dahi koruyamadı. Gazze’de sadece insanlık değil, BM de ruhuyla birlikte ölmüştür.
“İSRAİL TÜM İNSANLIK İÇİN TEHDİT”
İsrail, uluslararası hukukun kontrolüne girmeden, kendini uluslararası hukuka bağlı görmeden, hiçbir ülke güvende değildir. Bunu açık açık söylüyorum. Buna Türkiye de dahil. Bu barbarlık Gazze ile sınırlı mı zannediyorsunuz? Kan içmeye doymayacaklar. Hukuk ve kural tanımaz bir İsrail, sadece Filistin için değil tüm insanlık için bir tehdittir. Netanyahu’nun bugün izinden gittiği Hitler, ABD ve Sovyetler Birliği’nin ittifakıyla geç de olsa durdurulmuştu. Daha geç olmadan Netanyahu ve cinayet şebekesi tamamen kontrolden çıkmadan bu barbarlık artık durdurulmalıdır.
“147, 5’TEN BÜYÜKTÜR”
Şu an itibariyle 147 ülke Filistin’i bir devlet olarak tanımış durumdadır. BM’ye üye 193 ülkenin 4’te 3’ünden fazlası Filistin’i egemen bir devlet olarak kabul ediyor. 147 üyenin ortak kararı 5 üyeden oluşan Güvenlik Konseyi’nin keyfine bırakılamaz. Tekrar söylüyorum; dünya 5’ten büyüktür. 147, 5’ten büyüktür.
Gençler, siyonizmin nasıl kural tanımaz bir sapkınlık olduğunu görmeye başladı. Bu devrimin siyonist sapkınlıktan arınmış bir dünyayı kuracağını umuyorum. Türkiye olarak soykırım şebekesinin hesap vermesi için atılan tüm adımlara destek veriyoruz. İlk günden beri ziyaret ettiğimiz tüm ülkelerde bu konuyu gündeme getirdik. Uluslararası Adalet Divanı’nda açılan soykırım davasına müdahil olmayı kararlaştırdık. İsrail yönetiminin ve siyonist lobinin Adalet Divanı ve yargıçları açıktan tehdit ederek baskı altına almaya çalıştıklarını görüyoruz.”
]]>17 farklı ülkeden 45 temsilcinin katılımı ile FEAP (Federation of European Aquaculture Producers- Avrupa Su Ürünleri Yetiştiricileri Federasyonu) Genel Kurulu, Ege, İstanbul ve Akdeniz Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği organizasyonunda, 23-24 Mayıs tarihlerinde İstanbul Wyndham Grand Istanbul Levent Otelde gerçekleşti.
Su ürünleri sektöründe dünyanın en modern tesisleri Türkiye’de
Toplantıda Türkiye adına söz alan Sektör Kurulu Başkanı Sinan Kızıltan, Türk girişimcilerinin son 20-25 yılda su ürünleri sektöründe dünyanın en modern ve entegre tesislerini dünyaya kazandırdıklarını, başta levrek, çipura, alabalık, somon ve ton balığı taze ve soğutulmuş, dondurulmuş bütün veya fileto olarak ve ayrıca tütsülenmiş olarak ihraç ettiklerini aktardı.
Levrekten 517 milyon dolar, çipuradan 418 milyon dolar döviz elde ettik
“Bu tesislerde ürettiğimiz protein zengini su ürünlerimizi 100’den fazla ülkeye ihraç edecek duruma geldik” diye konuşan Kızıltan, “Balıkçılık ve su ürünleri ihracatımız 2023 yılında 1.679 milyar dolara ulaştı. Sektörün 2019 yılı sonunda gerçekleştirdiği 1.02 milyar dolarlık ihracat hacmiyle, 2023 ihracat hedeflerine ilk ulaşan sektörler arasında yer aldık ve ilk kez 1 milyar dolar barajını geçtik. 2023 yılında 1,6 milyar dolarlık ihracatımızın haklı gururunu yaşıyoruz. Başlıca ihraç ürünlerimiz ise Akdeniz Levreği, Çipura, Türk Somonu, Gökkuşağı Alabalığı, Mavi Yüzgeçli Orkinos ve Kaya Levreğidir. Levrek ihracatımız 517 milyon dolar olurken, çipura ihracatımız 418 milyon dolar, Türk somonu, Türk deniz ürünleri sektörünün yükselen yıldızı konumunda. Türk Somonu önemli bir üretim ve ihracat artışı göstererek 2023 yılında yaklaşık 376 milyon dolarlık değere ulaştı. Alabalık ihracatımız 112 milyon dolar, orkinos ihracatımız 51 milyon dolar oldu. Kaya levreğinden 10 milyon dolar döviz geliri elde ettik” şeklinde konuştu.
TURQUALITY ve UR-GE Projeleri pazarlamaya itici güç
Turkish Tastes TURQUALITY Projesi sayesinde, 2018 yılından bu yana Türk deniz ürünleri ürünlerinin ABD pazarında etkin bir tanıtımını yaptıkları bilgisini veren Kızıltan sözlerini şöyle tamamladı: “Son dönemde hayata geçirdiğimiz Turkish Sea Food Turquality projemiz, Türk deniz ürünlerinin eşsiz lezzetlerini dünya çapında sergilemeyi amaçlıyor. Bu projeler kapsamında, dünya genelinde sektör profesyonelleriyle güçlü bağlar kurmak istiyoruz. Üniversiteler, restoran dernekleri ve mutfak federasyonları gibi prestijli kurumlarla iş birliği yapıyoruz. Çeşitli tadım etkinlikleri ve şef yarışmaları aracılığıyla olağanüstü kaliteyi vurgulamaya devam ediyoruz. TURQUALITY ve UR-GE Projeleriyle Türk su ürünleri ihracatının 2028 yılında 2 milyar doları aşması için çaba gösteriyoruz.”
Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürü Turgay Türkyılmaz; “Protein ihtiyacını yetiştiricilikle karşılayabileceğiz”
Dünya nüfusunun artmasıyla birlikte hayvansal proteine olan ihtiyacında arttığına dikkati çeken Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürü Turgay Türkyılmaz, denizlerde avcılık yoluyla elde edilen su ürünlerinde sınır noktasına ulaşıldığı için avcılık yoluyla üretimi artırmaktan yanında, bilim insanlarınca kabul gören temel yaklaşımın; avcılıkta stokların korunarak üretimin sürdürülmesi, ihtiyaç duyulan hayvansal proteinin yetiştiricilik yoluyla elde edilen su ürünlerinden karşılanması yönünde olduğunun altını çizdi.

TÜRKİYE’DE SU ÜRÜNLERİNİN YÜZDE 60’I YETİŞTİRİCİLİKTEN KARŞILANIYOR
Türkiye’nin su ürünleri yetiştiriciliğinde Avrupa’da 1. sırada dünyada ise 17. sırada yer aldığı bilgisini paylaşan Genel Müdür Türkyılmaz, “Türkiye’de su ürünleri üretimi 2023 yılında yaklaşık 1 milyon tona ulaşmış olup bunun yaklaşık yüzde 60’a yakını yetiştiricilikten elde edildi. 2023 yılında 1 milyar 700 milyon dolar ihracat yaparken, ithalatımız 2023 yılında 272 milyon dolarda kaldı. Türkiye net su ürünleri ihracatçısı bir ülke konumunda. İhracatımızın yaklaşık yüzde 80’ini çiftliklerde üretilen balıklar oluşturmaktadır” dedi.
SÜRDÜRÜLEBİLİR VE DİRENÇLİ BİR SU ÜRÜNLERİ SİSTEMİ KURUYORUZ
Balıkçılık ve su ürünleri sektöründe mavi dönüşüm (blue transformation) ve iklim değişikliğine uyum alanlarında Türkiye’deki girişimlerin hızlandığı bilgisini FEAP Genel Kuruluna 17 ülkeden gelen katılımcılarla paylaşan Türkyılmaz sözlerini şöyle tamamladı: “Bu alanda yürütülen çeşitli projeler kurumsal ve yasal alt yapı çalışmalarımıza büyük katkı vermektedir. Mavi dönüşüm ve iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlanması sürecinde en önemli hedefimiz, üretimden son tüketime, sürdürülebilir ve dirençli bir su ürünleri gıda sistemi ortaya koyabilmektedir. Bakanlık olarak öncelikli politikamızın temelinde, deniz ve iç sularımızdaki su ürünleri kaynaklarımızı koruyup bunların sürdürülebilirliğini sağlamak vardır. Unutulmamalı ki doğal kaynaklarımız sonsuz değildir. Bu kaynakların, bizlere gelecek nesillerin emaneti olduğu bilinciyle hareket ediyor, uygulamalarımızı bu yaklaşımla hayata geçiriyoruz.”
FEAP Genel Kurulunda Fütürist Ufuk Tarhan, fütürizm konulu bir sunum yaparken, Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Daire Başkanı Tanju Özdemirden, Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Bedri Girit, Başkan Yardımcısı Melih İşliel, yönetim kurulu üyeleri Ufuk Atakan Demir ve İsmail Aksoy da katılım sağladı.
Geçen haftalarda İncirlik’teki “10. Tanker Üssü”nün operasyonel rolünün değiştirilerek “10. Ana Jet Üssü”ne çevrildiğini hatırlatan Yunan general, bunun bir strateji değişikliğine işaret ettiğini söyledi.
Aydınlık gazetesi haberine göre, Kambouridis’in “Türkiye: Hava Kuvvetlerinde Strateji Değişikliği ve Yeniden Yapılanma” başlıklı makalesinde şu değerlendirmeler yer aldı:
‘TÜRKİYE’NİN TEHDİT TANIMLAMASI DEĞİŞTİ’
“Türkler 10. İncirlik/Adana Tanker Üssü’nün adını, 10. Ana Jet Üssü olarak değiştirdi. Bu karar, Türk stratejisi açısından da önemli değişikliklerin unsurlarını içermektedir. Bu değişiklik, jeopolitik gelişmeler ışığında Türk Silahlı Kuvvetlerinin dönüşümü bağlamında alınan kararlar zincirinin bir halkası olması nedeniyle, Türkiye’deki savunma politikasının ve askeri doktrinin yeni yönelimi açısından özel bir önem taşımaktadır.

“İncirlik’teki Türk hava üssünün inşasına Türkiye’nin NATO’ya katılmasından bir yıl önce, 1951 yılında Amerikalılar tarafından başlanmış ve üs 1954 yılında kullanıma açılmıştır. Akdeniz’e 56 kilometre mesafededir. Suriye’ye, Akdeniz ile Süveyş’ten Avrupa’ya, Irak ile Suriye’den Akdeniz-Avrupa’ya giden ikmal ve enerji hatlarına yakın olması nedeniyle konumu büyük stratejik öneme sahiptir. Üssün operasyonel rolünün yükseltilmesinde son beş yılda yapılan değişiklikler, Doğu Akdeniz’in enerji-jeopolitik değerinin artmasını takiben Türkiye’nin güney deniz bölgelerine olan ilgisinin artmasıyla ilgilidir. Ancak 10. Tanker Üssü’nün adının değiştirilmesi ve operasyonel rolünün yükseltilmesinin nedeni, esas olarak İsrail’in Türkiye’ye yönelik bir numaralı tehdit olarak tanımlanmasıyla ilgilidir ve bu unsur Türkiye’nin şu anda hazırlanmakta olan yeni Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde (Kırmızı Kitap olarak da bilinir) ve Türkiye’nin askeri stratejisinin oluşturulmasında ona bağlı olan tüm kurumsal belgelerde yer alacaktır.

‘TÜRKİYE İSRAİL’İ KC-135’LER İLE VURABİLİR’
“PKK ile mücadele ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin Suriye ve Irak’taki operasyonları gibi zorluklar karşısında, Malatya ve Diyarbakır’daki hava üslerinin takviye edilmesi beklenirdi. Özellikle de Irak’ta yeni bir büyük askeri operasyon için siyasi ve operasyonel hazırlıkların yapıldığı ve bunu Irak topraklarında kalıcı askeri üslerin kurulmasının izleyeceği şu günlerde… Bunun yerine Türk liderliği, HAMAS’a verdiği açık destek nedeniyle Tel Aviv ile tehdit mesajları alışverişinde bulunduktan sonra, İncirlik Hava Üssü’nü geliştirmek için harekete geçti.

Türk tarafı, füze programı henüz İsrail içindeki hedefleri vurmaya hazır olmadığı için, İsrail topraklarına yönelik güçlü bir hava cephaneliğine sahip olması gerektiğine inanıyor. Bu da ancak İncirlik’te konuşlu KC-135 havada yakıt ikmal uçakları tarafından desteklenebilecek savaş uçaklarının kullanılmasıyla mümkün.

‘CEPHE GENİŞLİYOR’
“Öte yandan Türk askeri liderliği, İsrail’in bu üssü hedef alan olası bir saldırısına karşı, dolaylı bir caydırıcı kalkan olarak üssün içinde bulunan Amerikan nükleer silahlarının varlığına güvenmektedir. Son yıllarda Türk Hava Kuvvetleri Ege’ye yönelmişken, Doğu Akdeniz’deki ve özellikle İsrail’deki gelişmelerin Türkiye’yi hava gücünü güneye doğru da yönlendirmeye zorladığı gözlemlenebilir. Yani Türk Hava Kuvvetleri, Ege’ye yönelik tüm bu operasyonel unsurları muhafaza ederken, Doğu Akdeniz’deki ve özellikle İsrail’deki gelişmeler nedeniyle ilgisini güneye de çevirmekte ve böylece dış tehditlere karşı cepheyi genişletmektedir.”

Bu kapsamda Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ne uygun 9 ortak dersin öğretim programı ile bir ortak metin, Temel Eğitim Genel Müdürlüğünce 9 zorunlu dersin öğretim programı ile okul öncesi eğitim programı, Din Öğretimi Genel Müdürlüğünce 2 zorunlu dersin öğretim programı ile 4 seçmeli dersin öğretim programı ve 1 anadolu imam hatip lisesi meslek dersi öğretim programı güncelleme ve sadeleştirmeler yapılarak hazırlandı.
SADELEŞTİRİLMİŞ İÇERİK
Yeni müfredat çalışmalarında ülke bazlı yapılan karşılaştırmalarda mevcut müfredatın muadillerinden iki kata yakın bir düzeyde daha ağır olduğu belirlendi. Bilgi erişiminin zor olduğu dönemlerde yapılan müfredatların dünya genelinde de revize edildiği ve bilgi edinmedeki kolaylıklardan hareketle seyreltilmeye gidildiği tespiti yapıldı.
Yapılan incelemelerde mevcut müfredatın öğrenme çıktılarının incelenen ülkelere göre yüzde 50 fazla olduğu belirlendi. Bu kapsamda yeni müfredatta yüzde 35 oranında öğrenme çıktılarında seyreltme gerçekleştirildi.
Böylece, öğrenciye bilişsel yük oluşturan ve yaşam becerilerinin gelişimine katkı sağlamaktan uzak içerikler, yeni öğretim programlarında kaldırıldı.

“ORTAK METİN” OLUŞTURULDU
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nde, tüm öğretim programlarının genel çerçevesini ve bileşenlerini ihtiva eden “Ortak Metin” oluşturuldu.
Yeni müfredatta dünyada değişen durum ve ihtiyaçlara göre yeniden düzenlenebilecek şekilde esnek bir yapı benimsendi. Bu kapsamda tüm derslerin öğretim programında güncel bilim ve teknolojik gelişmelerin öğrenme ortamlarına daha kolay yansıtılabildiği bir anlayış benimsendi.
“ERDEM-DEĞER-EYLEM MODELİ”
Birçok bileşenden oluşan yeni öğretim programlarının en önemli bileşeni “Erdem-Değer-Eylem Modeli” oldu. Modelin ana hedefi, eylemlerden değerlere, değerlerden erdemli insana, erdemli insandan ise nihai hedef olan “huzurlu aile ve toplum” ile “yaşanabilir çevrede huzurlu insana ulaşmak” olarak belirlendi.
BÜTÜNCÜL EĞİTİM YAKLAŞIMI
türkiye Yüzyılı Maarif Modeli öğretim programları ile öğrenciyi bilişsel, sosyal, duygusal, fiziksel ve ahlaki açıdan bir bütün olarak gören “Bütüncül Eğitim Yaklaşımı” benimsendi.
Programlar ile bilgi ve beceriyi sentezleyen, soyut zihinsel süreçleri somutlaştıran, milli, manevi ve evrensel değerleri özümseyen ve uygulayan aktif, çevresiyle etkileşim içerisinde bireyler yetiştirmek amaçlandı.
Ayrıca, günlük hayatta ihtiyaç duyulan okuryazarlık becerileri, sistem düşüncesi etrafında öğretim programlarına yansıtıldı.
Bağlamsal ve çevresel özelliklerin dikkate alınması ilk kez okul temelli planlama bileşeni yoluyla öğretim programlarında yer buldu.
Öğretmen geribildirimleri yoluyla öğretim programlarının sürekli değerlendirilmesi anlayışı geliştirildi. Uygulamaya dönük süreç ve durum temelli ölçme ve değerlendirme anlayışı benimsendi.

FARKLILAŞTIRILMIŞ EĞİTİM
Öğrenci farklılıklarının göz ardı edilmesinin önüne geçilerek farklılaştırma etkinlikleri oluşturuldu. Böylece eğitimde imkan ve fırsat eşitliğinin sağlanması amaçlandı. Bu kapsamda yeni müfredatta ilk kez sınıflarda farklı yeteneklere ve ilgilere sahip öğrencilere yönelik “zenginleştirilmiş” ve “destekleyici” eğitimlerin sunulacağı “farklılaştırılmış eğitim” yaklaşımı kapsamlı şekilde yansıtıldı.
OKUL ÖNCESİ EĞİTİM PROGRAMI
Okul öncesi eğitim programında çocukların içinde bulunduğu dönemler dikkate alınarak “gelişim alanı” yaklaşımından “öğrenme alanı” yaklaşımına geçildi.
Ayrıca, okul öncesi eğitimin mevcut programındaki yoğunluk giderilmeye çalışıldı. Bileşen sayısının azaltıldığı program, her bir alanda ortalama yüzde 50 oranında sadeleştirildi.
Ortak metinde yer alan tüm bileşenler, okul öncesi eğitim programına uyarlandı. Bunun yanında, değerler ve bunun eylemleri çocukların gelişimsel özellikleri göz önüne alınarak yeniden yazıldı.
Değerlerin uygulanmasında öğretmenlere rehberlik etmek ve değerlerin bağlayıcılığını vurgulamak üzere söz konusu başlık altında öğretmenlerin aylık planda en az 4 değere yer vermesi, bu değerleri aylık plan takip çizelgesine işlemesi, çocukların değerlere ilişkin becerilerini izlemek üzere her eğitim öğretim yılında ikişer kez olmak üzere “beceri gözlem formu” ve “beceri edinim raporu”nun doldurması zorunlu tutuldu.

TÜRKÇE DERSLERİNDE “DÖR DİL BECERİSİ” ODAKLI KÖKLÜ DEĞİŞİKLİK
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nde Türkçe’nin bütün zenginliğiyle toplumun birbiriyle iletişimine, bu iletişimi anlamlandırma çabalarına ve kültür unsurlarını nesilden nesile aktarılmasına öncülük ve eşlik ettiğine vurgu yapıldı.
Bu nedenle Türkçenin öğretimi ve öğrencilerin dil becerilerinin geliştirilmesi, eğitim sisteminde temel bir politika olarak yer aldı.
Türkçenin etkili kullanılmasına yönelik becerilerin kazandırılması da tüm derslerin ortak hedefi olarak belirlendi. Türkçe öğretiminde dört dil becerisinin geliştirilmesine yönelik kademeler arasında bütünlük sağlandı.
Türkçe, Türk dili ve edebiyatı dersi öğretim programlarında sanat odaklı yaklaşım benimsendi.
Bu derslerin öğretim programlarında yer alan “üretim atölyeleri” ve “edebiyat atölyeleri” bölümleri ile araştıran, öğrenen, analiz eden, üreten ve kendini ifade edebilen bireyler hedeflendi.

ÇOCUKLAR İLK ANNE YAZACAK
İlkokul Türkçe Dersi Öğretim Programı’nda harflerin veriliş sırası “Ses Esaslı İlk Okuma Yazma Öğretimi” ilkelerine uygun biçimde, kolaydan zora, yakından uzağa olarak tasarlandı.
Ses gruplarının oluşturulmasında kolay sesletim, kullanım sıklığı, yazım kolaylığı, sözcük üretimi, harflerin sesleri ve formları dikkate alındı. İlk oluşturulan hece ve kelimelerin “an”, “ana” ve “anne” olmasının da çocuğun yakın çevresinden örnekler verebilmesine imkan tanıyacağı belirtildi.
Harflerin kullanım sıklığı dikkate alınarak anlamı bilinen hece ve sözcüklere ulaşma yoluyla okuduğunu anlama becerisini desteklemek amaçlandı.
Ezberden uzak ve anlamlı öğrenmenin sağlanması için sadece anlamlı hece ve sözcüklerle çalışılması gerektiği açıkça vurgulanarak, harflerin öğretiminde uyulması gereken süreler programda belirtildi.

TÜRKİYE’NİN KALKINMA HAMLELERİ
Yeni müfredattaki bazı derslerde Türkiye’nin kalkınma projelerine dair çeşitli içeriklere de yer verildi. T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersinde, Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş tarihinin yanı sıra milli sanayi hamleleri de yer alacak. Biyoloji dersinde Türkiye’nin aşı geliştirme projeleri, bor madeniyle yürütülen çalışmalar, “Sıfır Atık Projesi”, coğrafya dersinde “Mavi Vatan” ve “Gök Vatan” kavramları ele alınacak. TÜBİTAK UZAY ve TUA, Türkiye’nin ilk uzay yolcusu Alper Gezeravcı, ilk yerli otomobil TOGG ve milli kalkınmada etkili olan diğer projeler de müfredatta yer aldı.
“ULUSAL VE ULUSLARARASI SULARIN GELECEKTEKİ DURUMU” YENİ MÜFREDATTA
Coğrafya dersi öğretim programında ise Türkiye’nin kara, deniz ve hava egemenlik alanıyla bir bütün olarak vatan şeklinde algılatılması sağlandı.
Böylece programda ülkenin kara, deniz ve hava sahasını da içeren bütüncül bir coğrafya öğretiminin verilmesi amaçlandı. Programda Türkiye ve Türk dünyasını merkeze alan ve bu pencereden dünyanın tarihi, siyasi, hukuki, ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan yorumlanmasını ve açıklanmasını temel alan bir yaklaşım izlendi.
Türkiye’nin KKTC ve diğer Türk devletleri başta olmak üzere bölgesel açıdan tarihi, kültürel ve jeopolitik bağları daha kapsamlı ele alındı.
Ayrıca, ülkenin Mavi Vatan’da gerçekleştirdiği hidrokarbon (enerji) aramaları ile denizlerdeki coğrafi ve hukuki haklar, ulusal ve uluslararası suların gelecekteki durumu ve ülke için önemi vurgulandı.
Jeopolitik yönüyle denizlerin ve ulusal hava sahasının Türkiye, Türk dünyası, bölge devletler ve diğer dünya devletleri için önemine yer verildi.
Ülkede gerçekleştirilen uzay çalışmaları, Antarktika’daki faaliyetler, yurt dışında ve yurt içinde gerçekleştirdiği milli üretim faaliyetleri de yeni öğretim programlarında yer aldı.
Bunların yanı sıra, coğrafya ve ilgili öğretim programlarında afetlerden korunma yöntemlerine ve afetlerden etkilenme riski yüksek olan savunmasız gruplar (çocuklar, yaşlılar, özel ihtiyaçlı bireyler vb.) ile afet ve acil durumlarda çocuk haklarına yer verildi.

“FİLİSTİN MESELESİ” DE YENİ MÜFREDATTA
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli müfredatında “bilgi aktarımı” odaklı öğretimden “tarihsel düşünme becerilerini” merkeze alan tarih öğretimine geçildi.
Ortaöğretim 9, 10 ve 11. sınıf tarih ile ortaöğretim 12. sınıf T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersleri program taslaklarını ve eğitim uzmanlarının görüşlerini derledi.
Bu kapsamda liselerde haftada 2 ders saati olarak okutulan tarih dersi programında, insanı ve onun faaliyetlerini geçmiş, bugün ve gelecek bağlamında anlamlandırabilmek için gerekli bilgi, beceri ve değerlerle donanmış “tarih okuryazarı” bireyler yetiştirmek amaçlandı.
Bunların yanı sıra, tarih dersi aracılığıyla öğrencilerin, Türk milletinin insanlığa katkılarına dair kanıtlar göstermeleri, Türk tarihini ve kültürünü oluşturan temel öge ve süreçleri açıklamaları, milli kimliğin oluşum sürecini çözümlemeleri, medeniyetin dayandığı milli ve manevi değerleri davranışlarına yansıtmaları ve insanlığın ortak mirasının korunmasında ve yaşatılmasında duyarlılık göstermeleri hedeflendi.
Lise 12. sınıflardaki T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersi öğretim programının temel amacı, Türk milletinin yakın tarihte gösterdiği milli birlik, beraberlik ve dayanışmayı kavrayarak Türk inkılabının ruhunu ve amaçlarını geliştirecek bilgi, beceri ve değerlere sahip bireyler yetiştirmek olarak yer aldı.
Ders aracılığıyla öğrencilerin, Atatürk’ün kişilik özelliklerini ve yeteneklerini örnek almaları, Atatürk’ün ve Türk milletinin insanlığa katkılarına dair kanıtlar göstermeleri, Milli Mücadele’nin ve Türk inkılabının anlamını ve önemini yorumlamaları, Türk modernleşmesi ile Atatürk ilke ve inkılapları arasındaki ilişkiyi çözümlemeleri, Türkiye’nin jeopolitik önemini bölgesel ve küresel etkileri açısından değerlendirmeleri hedeflendi.
T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Dersi Öğretim Programı’na göre öğrenciler, 2. Dünya Savaşı’nın neden ve sonuçlarını siyasi, sosyal ve ekonomik bağlamda sınıflandırma yetisi edinecek, savaş sonrasında Soğuk Savaş Dönemi’nin başlaması, Birleşmiş Milletler ve IMF’nin kuruluşu, siyonist hareketler, Filistin meselesi ve sömürgeciliğin şekil değiştirmesi hususlarını kendi cümleleriyle ifade edebilecek.
Yeni müfredatta “Soğuk Savaş” dönemi’nin başlaması, Birleşmiş Milletler ve IMF’nin kuruluşu, Filistin Meselesi ve sömürgeciliğin şekil değiştirmesi konularına da yer verilecek; Kıbrıs sorunu, Pontus ve Ermeni iddialarının asılsızlığı gibi konularla ilgili kitaplar okuma listesine dahil edilecek.
Öğrenciler, örnek metin ve olaylardan hareketle siyonist faaliyetleri ve Filistin meselesini hakkaniyetli davranmanın önemi bakımından değerlendirecek.
Öğrencilerden 2. Dünya Savaşı’nın neden ve sonuçlarını değerlendirilebilmeleri amacıyla verilen neden-sonuç formunu doldurmaları istenecek. Öğrenciler, Soğuk Savaş Dönemi’nin başlangıcından itibaren Türkiye’deki siyasi gelişmelerin gösterildiği infografiği inceleyebilecek.
MATEMATİK VE FEN BİLİMLERİ ÖĞRETİM PROGRAMI
Matematik ve fen öğretiminde günlük hayatla ilgili becerilere ağırlık verildi.
Matematik alan becerileri ilkokul, ortaokul ve lise düzeyini kapsayan ve süreç bileşenleri ile modellenebilen beceriler dikkate alınarak belirlendi. Yeni müfredatta yer verilen beş matematik alan becerisi, matematiksel muhakeme, matematiksel problem çözme, matematiksel temsil, veri ile çalışma ve veriye dayalı karar verme, matematiksel araç ve teknoloji ile çalışma olarak planlandı.
Matematik dersi öğretim programlarında, mevcut öğretim programlarında yer almayan “sayma ve algoritma, algoritma ve bilişim, istatiksel araştırma süreci” temalarına yer verildi.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nde 13 farklı fen bilimleri alan becerisi tanımlandı. Fen bilimleri alan becerileri, bilimsel gözlem, sınıflandırma, bilimsel gözleme dayalı tahmin, bilimsel veriye dayalı tahmin, operasyonel tanımlama, hipotez oluşturma, deney yapma, bilimsel çıkarım yapma, bilimsel model oluşturma, tümevarıma dayalı akıl yürütme, tümdengelime dayalı akıl yürütme, kanıt kullanma ve bilimsel sorgulama becerilerinden oluştu.
Fen bilimleri alan becerilerinin tamamı birbiriyle ilişkili, bazıları ise birden fazla beceriyi kapsayacak biçimde yapılandırıldı.
Fen bilimleri öğretim programlarında ilk defa “toprağı tanıyorum, tarımı keşfediyorum” ünitesi öğretim programına 3. sınıf düzeyinde eklendi. Bu yolla “toprak ve tarım” konusunda farkındalığı artıracak bir temel oluşturulması amaçlandı.
SOSYAL BİLİMLER İÇİN 17 ALAN BECERİSİ BELİRLENDİ
Yeni müfredatta sosyal bilimler alan becerileri kapsamında yerli ve yabancı literatür, alanın kendine özgü yapısı ve çağın gereklilikleri göz önünde bulundurularak, 21. yüzyıl becerileri ile de güçlü ilişkileri olan 17 alan becerisi belirlendi.
Bunlar, “zamanı algılama ve kronolojik düşünme”, “kanıta dayalı sorgulama ve araştırma”, “tarihsel empati”, “değişim ve sürekliliği algılama”, “sosyal katılım”, “girişimcilik”, “mekansal düşünme”, “coğrafi sorgulama”, “coğrafi gözlem ve saha çalışması”, “harita”, “tablo, grafik, şekil ve diyagram”, “mantıksal muhakeme”, “felsefi sorgulama”, “felsefi muhakeme”, “felsefi düşünce ortaya koyma”, “eleştirel sosyolojik düşünme”, “tarihsel sorun analizi ve karar verme” becerileri olarak sıralandı.
]]>Uluslararası savunma yayın organları ayrıca Malezya’nın da orta ve ufak ölçekli deniz savaş araçlarını Türkiye’nin anti-gemi füzesi ‘Kuzgun’ ile donatmak istediği bilgisine yer verdiler. Öte yandan yayın organına konuşan ABD’li yetkililer ise KAAN’ın bir hava üstünlük uçağından giderek çok görevli kompleks bir savaş uçağa dönüştüğünü vurgularken, “2028-2029 yılları arasında KAAN’ın ilk yerli motora sahip olması için çalışmalarına devam ediliyor” açıklamasında bulundular.
SÜPERSONİK HIZA ULAŞACAK
ABD merkezli savunma yayın organı Military Leaks’de yayınlanan analiz yazısında Türkiye’nin milli savaş uçağı KAAN’ın ikinci uçuş testini başarıyla tamamladığı bilgisine yer verildi. Yazıda 10 bin feet yükseklikte (3 bin metre) 14 dakika havada kalan ve 426 km hıza ulaşan KAAN’ın performansı için “sıra dışı bir ilerleme ve başarı ortaya koydu” yorumunda bulunuldu.

SÜPER GÜDÜMLÜ FÜZELER
2023 Şubat ayından bu yana testlerine devam edilen KAAN’ın 55 bin feet yükseklikte (yerden 16.7 km yükseklikte) saatte 2 bin 222 km hıza ulaşması bekleniyor. Analiz yazısında düşük görünürlük hava üstünlük savaş uçağı sınıfında bulunan KAAN’ın düşük radar seviyesinde manevra kabiliyetine sahip olması ve süper güdümlü füzelerle donatılmasının da beklendiği vurgulandı.
ETKİLEYİCİ ÖZELLİK
Analiz yazısında çift motora sahip KAAN’ın tüm hava koşullarında faaliyet gösterebileceği ve Türk Hava Kuvvetleri’nin envanterinde bulunan F-16 savaş uçaklarının yerine geçeceği vurgulandı. Uluslararası savunma piyasasına sunulması da beklenen milli muharip uçak KAAN için “Havadaki olağanüstü hızına karşın 26 bin 215 kilo mühimmat taşıyabilmesi KAAN’ı farklı kılıyor. Türkiye’nin savaş uçağındaki gelişmiş AESA radar sistemi, elektronik savaş sistemi, yapay zeka ile çalışabilen savaş gücü ve yeni jenerasyon silahlarla isabetli hava çatışmalarına girebilmesi etkileyici özellikleri arasında” ifadelerine yer verildi.
ÇİFT MOTOR VURGUSU
ABD merkezli Breaking Defense yayın organında da 2028 yılında 20 adet KAAN savaş uçağının envantere girmiş olacağı ifade edilerek “Türk yetkililer milli jetlerinin F-35 savaş uçağının performansını geçeceğini düşünüyorlar” yorumuna yer verildi. Analiz yazısında “yetkililer F-35’in tek motorlu itiş gücüne karşın KAAN’ın çift motorlu itiş gücüne sahip olduğuna vurgu yapıyorlar” yorumunda bulunuldu.

MALEZYA’NIN GÖZÜ ‘KUZGUN’DA
Küresel denizcilik yayın organı Naval News’deki haberde ise hem SİHA’lardan hem de silahlı insansız deniz araçlarından (SİDA) fırlatılabilen ve TÜBİTAK SAGE tarafından geliştirilen ‘Kuzgun’ anti-gemi füzesine yer verildi. Küresel savunma piyasalarında füzeye ilişkin talebin arttığı ve son olarak Malezya’nın satın almak istediği detayına yer verilen analiz yazısında “Malezya Kraliyet Donanması’ndaki ufak ölçekli deniz araçlarının Kuzgun füzesiyle donatılması planlanıyor” bilgisine yer verildi.
Kuzgun’un Malezya donanması envanterinde bulunan ‘Laksamana’ sınıfı korvetler ve ‘Perdana’ sınıfı füze botlarına entegre edilebilir olmasının bu seçimde belirleyici olduğu vurgusu yapılan analiz yazısında “TÜBİTAK SAGE yetkilileri Malezya deniz komutanlarını önümüzdeki aylarda Türkiye’ye Kuzgun’un canlı atış gösterisini izlemeye davet ettiler” bilgisine de yer verildi.
HABER7
Başkanlık sistemine itiraz eden, Bakanlar Kurulu’ndaki cinsiyet oranıyla ilgili açıklama yapan, internet düzenlemesine muhalif duran, askeri operasyonları eleştiren, Gezi Parkı olaylarıyla ilgili sık sık beyanat veren, yerel seçimlerdeki YSK kararını gündemine alan, İstanbul Sözleşmesi’nin iptal esilmemesini isteyen, imam hatip okullarının sayısının azaltılması gerektiğini savunan Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) ilgili ilgisiz her konuda açıklama yapmasıyla biliniyor.
TÜSİAD, alakasız hususlarda görüş beyan etme alışkanlığını müfredat çalışmasında da sürdürdü.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırladığı ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ başlıklı yeni müfredat taslağına yönelik ilk değerlendirmesinde, ”Gerçek beka meselesi olan eğitimde müfredat değişikliği oldubittiye getirilmemelidir” çağrısında bulunan TÜSİAD’dan konuya ilişkin yeni açıklama geldi.
Talim Terbiye Kurulu’nun onayladığı yeni eğitim müfredatıyla ilgili TÜSİAD’ın X hesabından yayınlanan açıklamada, “Cumhuriyet değerlerine uygunluk konusundaki eleştirilerin giderilmesi gerektiği” savunuldu.
TÜSİAD açıklamasında şu ifadeler yer aldı:
SANKİ MUHALEFET PARTİSİ
Gündemdeki hemen her konuda adeta muhalefet partisi gibi çıkışlarda bulunan “seküler patron kulübü” TÜSİAD’ın yakın geçmişte gerçekleştirdiği ilgisiz açıklamalardan bazıları şöyle listeleniyor:









Haber7 – ÖZEL
Türkiye’nin dünyaya açılan markası Türk Hava Yolları’nın Madrid’de gerçekleştirdiği görkemli Türkiye tanıtım gecesinde gazetecilerin sorularını cevaplandıran Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Dr. Ahmet Bolat, önemli konulara değindi.
THY’nin yatırımlarında Türkiye’nin tanıtımına katkı verildiğini belirten Ahmet Bolat, geçtiğimiz yıl ülkeye 18 milyar dolarlık döviz girdisi sağladıklarını kaydetti. İspanya’da en çok izlenen 10 dizinin 9’unun Türk dizisi olduğuna vurgu yapan Bolat bu şekilde Türkiye’nin tanıtımı konusunda faaliyetler yürüttüklerini ifade etti. Kapadokya’nın ardından Frigya Vadisi’nin tanıtımı üzerinde çalıştıklarının altını çizen Ahmet Bolat, THY’nin dünden bugüne nereden nereye geldiğine dair yaşanmış örneklerle de birçok noktaya temas etti.
Haber7 Genel Yayın Yönetmeni Osman Ateşli’nin de yer aldığı gazetecilere röportaj veren THY Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Bolat’ın açıklamaları şöyle…
UÇAKLARDAKİ KRİTİK PARÇALARIN BİR KISMI ÜLKEMİZDE ÜRETİLİYOR
Havacılıkta en önemli sıkıntı uçak yokluğu. Boeing’deki üretim ve kalite sıkıntıları devam ediyor. Airbus’ta da üretim sıkıntıları var. Onunla ilgili olarak Türkiye’de lansman yaptık. Özellikle Airbus’ta Türkiye’deki üretim hatlarını yani tedarik zincirlerini nasıl güçlendirebilirler diye… Uçakta 3 milyon parça oluyor. Kritik parçaların bir kısmı Türkiye’de üretilebiliyor. Özellikle motor parçaları. 787 motorlarının, G motorlarının ekseri parçası Türkiye’de üretiliyor. Bizde böyle kabiliyet var. Bunu Airbus’ta kullanarak kendi tedarik zincirlerindeki güçlendirmeleri yapabilirler diye böyle bir anlaşma yaptık, bunu takip ediyoruz.
Ama kısa dönemde problem çözülmeyecek gibi gözüküyor. O açıdan; iç hatlarda olsun, dış hatların bazılarında olsun kapasite kesmek zorunda kalıyoruz. İç hatlarda başka şekilde ulaşılabilen yerlerde Türk Hava Yolları olarak çekilebiliyoruz. Neden? Onun yerine Avrupa’dan özellikle dar gövdelerde, Orta Doğu’dan ülkemize turist getirmek üzere kurguluyoruz. O şekilde optimize ediyoruz.

THY TÜRKİYE’YE 1 YILDA 18 MİLYAR DOLAR DÖVİZ GETİRDİ
Fakat 2023 rakamlarına baktığımızda Türk Hava Yolları Türkiye’ye 18 milyar dolar döviz getirmiş. Bunun 8 milyarı cari fazlalık olarak Türkiye’de dolar olarak kalmış. Yani Türkiye’nin ithalat-ihracatla özellikle enerji sektöründe 100 milyar dolara yakın cari açığı var. Bunun 12’de 1’ini Türk Hava Yolları kapatmış, 8 milyarla. O açıdan optimize ederken kapasiteyi, Türkiye’ye turizm gelirleri getirecek hatlarda kalmaya çalışıyoruz. Keseceğimiz diğer hatlarda kesmeye çalışıyoruz.
Uzak hatlar güzel… Atlanta’da aldığımız bir yolcu Phuket’e gidiyorsa, 40-50 dolar ucuz bulduğunda başka hava yoluna gidiyor. Bu yolcu İstanbul Havalimanı’nda birkaç saat kalıyor ve gidiyor. Türkiye’ye o kadar büyük katkısı olmuyor. Ama Atlanta’dan gelen yolcu Türkiye’de tatil yapmaya, 3-4 bin dolar harcamaya geliyorsa bilet fiyatları 100-150 dolar fazla olduğunda bu insan onu önemsemiyor. Yani, Türkiye’ye ve Türk turizmine gelen yolcunun, Türk Hava Yolları’na böyle bir katkısı olur.
Aslında biz sadece Türk turizmi için değil, dolaylı olarak Türk Hava Yolları’nın gelirini de optimize ediyoruz. Ama biliyorsunuz Türk Hava Yolları olarak bütün dünyaya herkesi en hızlı bağlayan bir hava yoluyuz biz. İstanbul Havalimanı’na gelen bir yolcu, ortalamada 2 saat 20 dakika bekliyor bir sonraki seferine gidebilmesi için bağlantılarda. Bazı havalimanlarında görürsünüz yerlerde uyuyan bazı yolcular falan… İstanbul’da pek görülmez bu. Çünkü bizim büyük bir ağımız, sürekli frekansımız olduğu için yolcu bir sonraki sefere hemen bağlanabiliyor. Bu özelliğimiz devam edecek. Yani, dünyada insanları sevdiklerine en kolay, en çabuk ve en güvenli, konforlu hizmette bağlayan havayolu olmaya devam edeceğiz. Ama bunun yanında şimdi şunu anlatıyoruz, onun için ekibi de ona göre hep takviye ediyoruz.
Türkiye, sadece medeniyetin başlangıç noktası olmamış; aynı zamanda birçok medeniyetin geliştiği, yayıldığı ve başka bir yere geçtiği kavşak olmuş. Bunu anlatıyoruz bütün dünyaya. Medeniyetleri de birleştiren bir ülke Türkiye aslında.

İSPANYA’DA EN ÇOK İZLENEN 10 DİZİNİN 9’U TÜRK YAPIMI
Biz artık yeni yeni şeyler buluyoruz. Özellikle Kerem Bürsin gibi tanınan artistlerimiz var. Mesela bu akşam Melis Sezen de bizimle beraber. Melis Sezen ile birlikte Frigya Vadisi ve Afyon’da bir takım çekimler yaptık.
Kapadokya, İspanyollar tarafından çok biliniyor. Türkiye’ye gelen İspanyolların çoğu Kapadokya’ya gidiyor. Ama Frigya Vadisi, Kapadokya’dan daha büyük bir yer, Türkiye’de de çok az biliniyor. Şimdi onu dünyaya tanıtmaya çalışıyoruz. 3000 yıla yakın bir medeniyetin yaşadığı bir yer. İşte bizim hep çocukken duyduğumuz Midas’ın memleketi, Midas’ın kulaklarının olduğu yer Frigya. Kördüğümün olduğu yer Gordion, Ankara’dan başlayarak Afyon’u içine alan 540 kilometrelik bir kültür patikası var.
Şimdi AJET ile Ankara’ya getirip oradan başlayacağımız bir kültür turu var, Kapadokya’yı da içine alıyor. Ankara, Eskişehir, Afyon, Konya ve Nevşehir ve tekrar Ankara…
Ankara’ya 5 milyon turist getirme projemiz var. Ankara, Türkiye’nin 3.büyük turizm destinasyonu. Ülkemizin tarih, medeniyet ve kültür özelliğini ön plana çıkarıyoruz. Antalya; deniz, kum, güneş… İspanyollara onu anlatmanın bir anlamı yok.
İspanyollar dini açıdan koyu Katolikler. Türkiye’ye geliyorlar. Türkiye inanç turizminin bir parçası. Mesela dünyadaki 7 kaya kilisesinin 2’si Türkiye’dedir. Bir Kapadokya, diğeri de Frigya’dır. Biz de yavaş yavaş ülkemizi keşfederek 21 adet UNESCO miras listemizi birer yıl arayla tanıtmaya çalışıyoruz. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile buradaki yayınları 3 katına çıkardık.
İspanya’da HBO kanalında en çok izlenen 10 dizinin 9’u Türk dizisi. Türkiye artık çok biliniyor İspanya’da, çok tutuluyor. Bizim de Madrid’e uçuşumuzun 40. yılı… O nedenle buraya geldik, 2009 yılında 374 bin İspanyol Türkiye’ye gelmiş. Geçen sene Türkiye’ye gelen İspanyol sayısı 324 bin. Şimdi hedefimiz Türkiye’ye 1 milyon İspanyol’u getirmek. Bu 3 katı demek oluyor. Çok zor bir hedef değil, Kapadokya gibi diğer şehirlerimizi anlatmaya çalışıyoruz.
Mesela Güney Amerika’da da böyle bir hedefimiz var ama Güney Amerikalı bir turistin tekrardan Türkiye’ye gelme ihtimali biraz daha düşük olabiliyor İspanya’ya nazaran. Ama İspanya 4 saat, Barcelona 3 saat… O açıdan Türkiye’ye gelen bir İspanyol’u tekrardan Türkiye’ye getirmek için böyle programlarımız var.

“1 AY TÜRKİYE’DE KAL TÜRKÇE ÖĞREN”
Şimdi burada ilan edeceğimiz ‘4 hafta Türkiye’de kal, dizileri izle, Türkçe öğren’ gibi bir paket programımız olacak özel bir fiyatla. 4 yıldızlı otellerde kalacaklar, İstanbul Üniversitesi’yle ortak çalışıyoruz. Sabahları öğlene kadar işin teorisini öğrenecek. Öğleden sonra da çıkacak Sultanahmet Meydanı’nda, Kapalıçarşı’da pratiğini yapacak. Özellikle emekli olmuş ev kadınları, evde sürekli oturması gerekmeyen insanlar için güzel bir program. Onun da tutacağına inanıyoruz.
Bu akşam 130’dan fazla acentemiz geliyor. Aslında biz yeni bir şey başlatmıyoruz, olan bir şeyi biraz daha ivme kazandırmak için yaptığımız bir çalışma. Yoksa bizim tanıtım faaliyetlerimiz sürekli sürüyor. Gelir yönetimi, pazarlama ve satış açısından… Yoksa Türk Hava Yolları bu kadar başarılı olamazdı. Biliyorsunuz havacılıkta her sene 1-2 şirket batıyor. Evet, insanlar seyahat ediyor ama havacılık hakikaten zor bir sektör. O açıdan çok başarılı tanıtım ve pazarlama stratejisinin olması lazım.
Türk Hava Yolları’nın son 2 senedir, pandemiden sonra işe başlayamayan firmaların yolcusunu da aldı. Ama şimdi bütün hava yolları uçuyor artık. Ekstra kapasiteler koyuyorlar. O açıdan bizim pazarlama ve satış aynı hızda devam ediyor. Yeni soluk getirmek için özellikle nokta atışı bazı ülkelere gidiyoruz. Burası da o kapsamda yapıldı. AJET’i de programlara koyuyoruz artık. Böyle çeşit çeşit programlarla ülkemizin turizm kapasitesini, özelliklerini, varlıklarını dünyaya tanıtarak hizmet ihracatındaki rakamı artırmaya çalışıyoruz.
HİZMET İHRACATININ TAŞIMA KOLUYUZ
2023 yılında hizmet ihracatı rakamı 100 milyar dolar oldu. AJET’teki rakamlar bizim rakamlara çok benzer. Hizmet ihracatının cari fazlası 52 milyar dolar oldu. Bu 100’e çıktığında, 2 katına çıktığında Türkiye’deki cari açık kapanmış olacak. O açıdan 10 sektörle beraber hizmet ihracatının taşıma kolu, turizm kolu olarak ülkemize katkıya devam edeceğiz.
İspanya’dan Türkiye’ye gelen turist sayısı 2023’te 324 bindi. Bu seneki faaliyetlerle bunu 500’e, sonrasında 1 milyona çıkarmaya çalışıyoruz.
İspanya’da Türk dizileri çok meşhur ve yaygın. Artistler de çok biliniyor. Burası Akdeniz ülkesi, o açıdan bir sıcaklık var. İspanyollar Türkiye’ye gelince evinde gibi hissediyor, yabancı bir yere gitmiyor. ‘Biz insanlara nasıl hitap edelim ki Türkiye’ye olan ilgiyi daha fazla artıralım, ülkemize gelsinler’. Bunun için beraber çalışıyoruz.
İSPANYA’YA 154 ÜLKEDEN YOLCU TAŞIDIK
Önce İstanbul, sonra Kapadokya.
İspanya’ya da 1.4 milyon yolcu taşımışız geçen sene. Bunların yaklaşık 220 bini Türk turistler oluşturuyor. Diğerleri de dünyanın 154 ülkesinden gelmiş. Yani bu önemli bir şey. şöyle ki ekonomik olarak da Türk Hava Yolları gittiği ülkeye değer katıyor. Dünyanın 154 noktasından herhalde bu kadar geniş ağı olan başka firma yok herhalde.
Biz buranın ekonomisine katkıda bulunmuşuz. Burada şu anda uçuş hakları konusunda sınıra geldik. İspanyalılar Avrupa Birliği üyesi olduğu için AB’den bir takım bir takım kısıtlar var maalesef. Onu aşmaya çalışıyoruz ki ülkeler daha fazla gelişsin. Ülke ekonomilerine daha fazla katkıda bulunalım.
AB İLE AŞILMASI GEREKEN ENGEL VAR
Vize serbestliği var zaten. Şimdi Avrupa Birliği uçuş hakları konusunda Türkiye’nin imzalamasını istediği Kıbrıs Rum Kesiminin ‘Kıbrıs’ olarak tanınması da içinde geçiren bir anlaşma var. Biz orada bazı maddeleri kabul ettik. Bizde normalde şöyle; İspanya sivil havacılığın tanıdığı İspanyol bir şirket İspanya’dan Türkiye’ye geçebilir. Türkiye’de de öyle; bir Türk taşıyıcı İspanya’ya geçebilir. Başka bir yerdeki taşıyıcı Türkiye’den yolcu alıp İspanya’ya 5’inci frekans hakkı yoksa uçamaz. Ama Avrupa Birliği diyor ki; ‘ben bir komünite olarak bakıyorum. AB ülkelerinin hepsi Macaristan sivil havacılığında izni olan bir havayolu, İspanya’dan gelip Türkiye’ye taşısın…’. Bunu da kabul ettik, razı olduk. Ama AB işin siyasi yönü gelince bunu kullanmak istiyor. Orada bir tıkanma oldu. O nedenle AB üyelerinin frekanslarını artırarak Türkiye’den buraya gelmemiz zorlaştı. Onu bugün yapacağımız otoritelerle görüşmelerde ilişkilerimizin iyi olması sebebiyle bunları aşmaya çalışıyoruz.

DÜNYANIN EN BÜYÜK AIRBUS İŞLETİCİSİ OLACAĞIZ
Evet, 9 sene kaldı.
100. yılı taçlandıracak şey şu… Havacılık kırılgan bir sektör. Bir takım beklenmedik olaylar karşısında batan şirketler oluyor. Biz THY’nin bu tür olaylara karşı dayanıklılığını artırmak üzere projeler geliştiriyoruz. Mesela kargo bölümümüzün Kuveyt’te olması çok işimize yaradı. Onun gibi başka alanlarda da bakım ve üretim konusunda THY Teknik AŞ.’de 330 yolcu uçağı kargo uçağına dönüştürebiliyor. AFW bir Alman şirketiyle beraber ortak olarak 330 uçağın ortası kaldırılıyor, kargoya dönüştürülüyor, güçlendiriliyor. Bunun gibi diğer projelere de bakıyoruz. Yine bir motor bakım şirketi kurma çalışmalarımız var. Rolls-Royce ve Airbus uçakları aldık. Onlar geldiğinde dünyada en büyük Airbus işleticisi olacağız…
Senede aşağı yukarı 50-60 tane motor bakıma girecek. Bu nedenle işte bir Rolls Royce bakım şirketi kurma konusunda çalışmalarımız devam ediyor. Kargo muhtemelen ayrı bir şirket olacak birkaç sene sonra. O devam ediyor. Teknoloji şirketimizin dışa açılımı var. Ürettiği yazılımların dışa satılması projemiz var. Ama hubların hepsi stratejimizde yazılmış şeyler. Yani yeni birtakım şeyler keşfetmeyeceğiz. Ankara Esenboğa ve İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan THY’nin tamamen çıkması, AJET’e bırakması, çok önemli bir strateji.
Bunları birer birer hayata geçirerek daha güçlü bir THY oluşturacağız. Bu sene Türkiye’ye katkımız direkt ve yan katkılarla beraber 53-54 milyar dolar oldu. 10 yıl sonra hedefimiz 144 milyar dolar. Ve bu doğrultuda adımlar atıp, yatırımlar yapıp yolumuza devam ediyoruz. En önemli şey 2 kat büyürken, katkı nasıl 3 kat büyüyecek? Türkiye’ye daha fazla katkı sağlayacak, yolcuları bulup getirerek.
Onun için Taştepeler’de Bakanlıkta bir anlaşma yaptık. Diğer 10 tane Taştepe’nin geliştirilmesi konusunda bir THY karşılama merkezi şu anda kuruluyor. Bunun üzerinde çalışmalar devam ediyor. 5 yıllık bir program. Diğer ülkemizin değerlerini artıracak turizm, kültür alanındaki projelere destek vermeye devam edeceğiz. Bir de görünmeyen desteklerimiz var. Türk yürüyüşü oluyor. Bandı, mehteri ücretsiz taşıyoruz. Bunlar görülmeyen şeyler. Ama ülkemize katkı sağlayacak her türlü şeyde çalışıyoruz.
Şimdi biz bir sonraki tanıtım faaliyetimizi Londra’da yapacağız. İngiltere de bizim için çok önemli bir pazar. Yani Avrupa’daki kârımızın büyük bir kısmı İngiltere’den geliyor. İngiltere’den Türkiye’ye İspanya’dan daha fazla turist geliyor. Türkiye, İngiltere’de çok daha fazla biliniyor. Ama bunu tekrardan yeni birtakım formatlara koymak için tanıtım faaliyetlerimiz var.
Berlin yine bizim ilk uçtuğumuz hatlardan bir tanesi.

TÜRK HAVACILIĞININ İVMELENMESİNİN EN ÖNEMLİ DİNAMİĞİ BAŞKAN ERDOĞAN
Bizim uçuş hatları konusunda en büyük destekçimiz Cumhurbaşkanımız. Her gittiği ülkede her gelen konuklar muhakkak THY’nin uçuş haklarını soruyor, ‘sıkıntı var mıdır’ diye. Bunlar her şekilde gündeme geliyor. O açıdan son 20 sene Türk havacılığının böyle ivmelenmesinin en önemli dinamiği Sayın Cumhurbaşkanımızın havacılığa olan ilgisi. 2003 yılında THY’nin 65 uçağı vardı. Bu rakamlar hep unutuluyor. Zannediyorlar ki insanlar THY hep böyleydi. 2005 yılını ben iyi biliyorum. 2005 yılında THY’nin stratejik hedefi Iberya’nın seviyesine ulaşmaktı. Iberya, İspanyolların bayrak testi. Çünkü Avrupa hava yolları birliğinde Iberya 8, THY ise 15. sıradaydı. Iberya verilere göre büyümesine devam etmiş, şu anda 120 civarında filosunda uçağı var. Türkiye de şu anda Iberya’ya göre büyüseydi 130 uçağı olacaktı. Ben arada onu hatırlatıyorum bütün çalışanlara. THY normal verilere göre yılda ortalama %4,5 büyürdü. Öyle olsaydı 130 uçak olurdu, Atatürk Havalimanı’nda mutlu mesut yaşardık. Ama Atatürk Havalimanı en yoğun operasyonda saatte 71 operasyon yapmış. Toplam inen kalkan uçak sayısı 71’e çıkabilmiş. Daha fazla olmamış. Uçak inerdi, taksi yapamaz beklerdi. 45 dakika bir kuyruk boşalacak da uçak inecek… Yeni havalimanında saatteki operasyonlar şu anda 115’lere çıktı. Yani Atatürk Havalimanında kalsaydık biz 300 uçaktan fazla büyüyemezdik.
IMF PROGRAMI ÇERÇEVESİNDE FOTOKOPİ BİLE ALINAMAYAN ZAMANLAR…
Ama Cumhurbaşkanımızın koyduğu vizyonla Türkiye’nin İstanbul’da yeni bir havalimanına ihtiyacı vardı. THY’nin özelleştirilmesi olmasaydı, ben o dönemleri hatırlıyorum. O zamanlar Devlet Planlama Teşkilatı vardı. IMF’nin verdiği program çerçevesinde bize ‘fotokopi alma’ deniliyordu. Ofiste fotokopi almak, ofise telefon almak Ankara’dan izne tâbiydi. Böyle büyüyebilir misin? Böyleydi yani o zamanlar… Ama ne zaman ki THY özelleşti, ne zaman ki yeni yatırımlar yapıldı, yeni havalimanları yapıldı, Türkiye’de havacılık gelişti.
Lufthansa (Alman havayolu şirketi) falan hepsi networkte arkamızda kaldı. Böyle de devam eder inşallah. Son 20 yılın getirdiği şeyler bunlar. İtalya Havayolu mesela. Battılar. Yılda 70 milyon turistin geldiği havayolu battı. Lufthansa dünya deviydi, 700 milyon dolar zarar etti. ‘Neden?’ diye sorduğumuzda ‘bunun 400 küsuru grevlerden geldi’ denildi. Bizim sendikalarımızla beraber toplu iş sözleşmelerini barış ve harmoni içinde yürütmemizin de neticeleri bunlar. Yani bir başarı birçok faktörler bir araya geldi.
İlk çeyrekte Air France zarar etti.
Biz ise geçen senekine benzer bir performans gösterdik. Herkes oyunun içine girmesine rağmen. İşte bu tür faaliyetlerle ülkemizin kendi katma değeriyle beraber birleştirerek bu başarılar elde ediliyor.
Bizim Orta Doğu’da da rakiplerimiz var. Onlarda olmayıp ülkemizde olan en önemli özellikle tarih, medeniyet ve kültür. Bu başka yerde yok. Bunu anlatıyoruz bütün dünyaya. Google’a girdiğinizde dünyada çok güzel köşeler var, onu her yerde bulabilir insan. Fakat tarihi bulamaz. Bunları yeterince anlatıyor muyuz? Anlatmıyoruz. Onun için işte yeni genel müdürümüz Türk Telekom’dan geçti. Daha çok işbirliği yapacağız.
Çin’den 2 milyon turist getirme projemiz var. Tayland, Endonezya, Malezya Avusturalya… Batı’da da Amerika, Kanada ve Meksika. Bu 11 ülkeden 10 milyon turist, 30 milyar dolar hedefimiz bu. Çünkü bunlar hep kültür ve tarih turizmine gelen grup. Bu şekilde beraber çalışıyoruz.

SÜRDÜRÜLEBİLİR HEDEFLER
Bugün biz BM Turizm bölümü ile beraber sürdürülebilir turizm anlaşması imzalayacağız. Turizmin de sürdürebilir olması önemli. Doğa dostu olması açısından. Bizim özel bir müdürlüğümüz ve başkan yardımcılığımız var. Sürdürülebilirlik üzerine. Mesela Afrika’da bir su kuyusu açarak bu karbon off-set’e katkıda bulunuldu. Çünkü temiz suya ulaşmak için insanlar yine fosil yakıt kullanıyorlar. Bu tür projelerimiz var. Ama teknolojik olarak bir gerçek var, nedir o? Tamamen fosil olmayan yakıtla bir filo kurmak hemen hemen imkansız. Çünkü çok pahalı. Yapılan araştırmalar bunu gösteriyor.
Sürdürülebilirlik kapsamında 2050 yılında Zero Carbon Emissions programı var ve çok iddialı bir program. Emine Hanım’ın diğer yönettiği projelerde de birlikte hareket ediyoruz. Örneğin; Afrika Evi gibi… Kadınla alakalı bütün projelere, ulaşım noktasında elimizden gelen bütün çalışmayı sağlıyoruz.
KAPADOKYA’DAN SONRA ADRES FRİGYA
Televizyon reklamları yapıyoruz. Hem Türk Hava Yolları hem de Türkiye reklamları yayınlanıyor. Bloggerlarla iş birliği yapıyoruz. Buradan bloggerları takipçi kitlelerine uygun şekilde Türkiye’nin çeşitli yerlerine gönderiyoruz. Bu uygulamayı da belirli bir program çerçevesinde gerçekleştiriyoruz. Bizim bu etkinliğimizde bu programın bir parçası aslında. Türkiye tanıtımı yapıyoruz bu kapsamda. Afyon, Kapadokya, Göbeklitepe ve İstanbul gibi yerlere yoğunluk veriyoruz. Bloggerlar, yabancı gazeteciler, 170 büyük acente ve televizyon kanalları ile kampanyalar yürütüyoruz. 170 büyük acentenin içerisinde sadece Rusya’dan gelen 2 acentenin Türk Hava Yolları ile iş birliği 500 milyon dolar. Kampanyalarımızın büyüklüğü buradan yola çıkarak anlaşılabilir. Bu konuya da oldukça önem veriyoruz. Proje kapsamında youtuberlar ile anlaşmalarımız var. Geçen seneden bugüne kadar Şanlıurfa’ya odaklanmıştık ancak bu dönem Afyon ve Frigya Vadileri’ne odaklanıyoruz. Türkiye’nin az bilinen güzelliklerini tanıtmaya ve anlatmaya çalışıyoruz. Örneğin; Kapadokya Türkiye’nin en çok ziyaretçi alan şehirlerinden biri. Kapadokya’ya uğrayan biri Frigya’ya da uğrasın. Bunu sağlamak istiyoruz.

FİLOYA 355 UÇAK DAHA GELECEK
Güzel bir noktaya değindiniz. Zaman zaman Türk Hava Yolları pahalı gibi şikayetler geliyor. Özellikle Amerika’dan İstanbul’a gelen yolcuların çok fazla seçeneği var. Frankfurt, Londra, Paris üzerinden gelebilir. Yolcunun bu tür alternatifleri var. Örneğin; New York-Frankfurt-İstanbul yolculuğunun maliyeti yolcuya 900 dolar. Bilet ve pazar regülasyonu noktasına değinmek istiyorum burada. Başka bir hava yolu şirketi benden yolcu almak istediğinde 100,150 dolar fark koyacak. Yolcu orada diyor ki ‘Frankfurt’a ineceksin saatlerce bekleyeceksin sonra tekrar uçağa bineceksin’ bu mantıkla uğraşmak istemiyor. İşte bu noktada 100,150 dolar fark koyacağım ki yolcu gelsin. 200 dolar yaparsam gelmez yolcu. Sistem bu şekilde işliyor. Biz bütçeye göre geçen seneki gibi bir kar yaptığımızda, 2024 yılında yatırımlara 1 milyar dolar fazladan nakit ayırıyoruz. O büyüklükte bir yatırım yapıyoruz. Bu yatırımları yapmazsak ne olur… Örneğin uçak almazsak kiralamak zorunda kalırız. Sonra filo bozulacak, daha pahalı olacak. O yüzden bizim kendi uçaklarımızı kendimizin alması gerekir. 355 tane daha Airbus uçağı sipariş verdik mesela. Sipariş ve teslimat süresi içerisinde ödeminin yüzde 40’ını gerçekleştiriyoruz. Ön ödemelerle büyük bir bütçe çıkıyor. O sebeple Türk Hava Yolları’nın kurumsal marka olarak belirli oranlarla kar etmesi gerekir. Ancak dediğimiz gibi fiyatı da istediğimiz gibi belirleyemeyiz çünkü yolcu haklı olarak gelmiyor. Böyle bir süreç ilerliyor bu anlamda.

İSPANYA’DA TANITIM FİLMİ İÇİN İZİN VERİLEN TEK MARKAYIZ
Türk Hava Yolları 1947 yılında ilk yurt dışı uçuşunu Atina’ya gerçekleştirdi. 1982 yılında THY Amerika’ya uçmuyordu. Öğrenci olarak gitmiştim Amerika’ya. Brüksel’e gelmiştim. THY’nın New York’a ilk uçuşu 1988 yılında aktarmalı şekilde gerçekleşmişti. Şimdi ise haftada Fransa’ya 84 sefer yapıyoruz. Sadece buraya turist taşımıyoruz, ülkemize de turist getiriyoruz. Hedefimiz 1,5 milyon turist getirmek. Bunu hep söylüyoruz. Türkiye’yi gezdirmekle kalmıyoruz aynı zamanda anlatmaya da devam ediyoruz. Dizilerle de yer alıyoruz. Tanıtım filmi çekmek üzere İspanya’da tek izin verilen markayız. Bizim ekranlarımızda da izleyeceğiz. Gerekli sponsorlukları bu anlamda takip ediyoruz.
“Son 10 yılda dünyada ilk defa iki sene üst üste üretimde azalma görülmekte”
Toplantıya çevrimiçi olarak katılan Uluslararası Zeytin Konseyi İcra Direktörü Jaime Lillo, “Şuanda dört kıtadan 20’ye yakın ülke üyemiz var. Türkiye’nin de üye olduğu konseyimiz; ayrıca gözlemci ülke niteliğinde olan Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya ve Brezilya gibi ülkelerle de iş birliği yapmakta. Bunun yanında özel sektörle düzenli bir diyalog yürütmek amacıyla kurulan bir danışma komitemiz de bulunmakta. Son 30 yıldır dünyada zeytin ve zeytinyağı üretimi ikiye katlanmış durumda. Dünyadaki en büyük beş tüketici ve beş üretici ülkeden biri Türkiye. Son 10 yılda ise dünyada ilk defa iki sene üst üste üretimde azalma görülmekte. İklim değişikliğinin zeytinyağı üretimi üzerindeki etkisine şimdiden tanık oluyoruz. Özellikle Akdeniz bölgesinde bu eğilimi görüyoruz. Öngörülemeyen hava şartlarıyla başa çıkmak ve üretim ve tüketim dengesini kurmak için Konseyimizin standardizasyon ve araştırmaya yönelik uzun süredir devam eden çalışmaları var. Zeytin ağacının beşiği olan Akdeniz havzası dışındaki coğrafyalarda da zeytin ve zeytinyağı üretimindeki büyümeyi desteklemek için çalışıyoruz” şeklinde konuştu.
ZEYTİN AĞACI SAYISI 202 MİLYONA ULAŞTI
Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mustafa Tan da, “Ülke olarak bir miras üzerinde oturuyoruz. Türkiye, zeytin ağacının ana vatanıdır. Bunu bilerek üretimimizi, tüketimimizi, ihracatımızı arttırmalıyız. 2007 yılında kurulan Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi, Türkiye’de ilk kurulan konseydir. Uluslararası Zeytin Konseyi neyse Türkiye’de de Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi odur. Sektörün bileşenlerinin içinde olduğu, ortak akılda buluştuğu çatı kuruluştur. Hedef çok önemlidir. Hedef başarının kutup yıldızıdır. 2007 yılında bir hedef koyduk. Zeytin alanını 660 bin hektardan 1 milyon hektara, zeytin ağacı sayısını 144 milyondan, 180 milyona çıkarmayı hedefledik. 2023 Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılında, zeytin ağacı sayımıza baktığımız zaman şu anda 202 milyon. Zeytinyağı üretimi ise 115 bin tonlardayken geçtiğimiz yıl 421 bin tonla dünya hedefi ikinciliğe ulaştık. Bizim Konsey olarak en onurlu hedefimiz, zeytin ağacını ana vatanında layık olduğu yere getirmektir. Gelecek öngörümüz dünyada birinci ülke olmak. Binlerce yıllık kültür birikimi, müthiş bir iklim ve toprak şartlarına sahibiz. Zeytinyağı ihracatımız, 70 bin tondan 150 bin tona çıktı. Ülkemizde, resmi ağaç sayımızın üstüne her yıl ilave olarak 5 milyon zeytin fidanı dikilmekte. Güneydoğu Bölgemizde özellikle Güneydoğu Anadolu Projesi’nde öyle arazilerimiz var ki dünyaya yetecek kadar zeytinyağı üretebiliriz. Türkiye sofralık zeytinde dünya birincisidir. Kaliteli üretim bizim şiarımızdır” diye konuştu.
TÜRK KAHVESİNİN İNCELİKLERİNİ ANLATTI
İzmir Kahve Fuarı kapsamında gerçekleştirilen söyleşiler de ziyaretçilerden büyük ilgi görüyor. Türk kahvesi ile ilgili çalışmalarıyla tanınan kahve yazarı ve eğitmen Atilla Narin, “Türk kahvesinin 500 yıllık öyküsü ve yeni nesil yapım teknikleri” başlıklı oturumda konuştu. Atilla Narin, Türk kahvesinin dünyanın ilk nitelikli kahvesi olduğunu belirterek, “Kahve, 500 yıldır Türklerin hayatında önemli bir yere sahip. Türk kahvesinin tarihine baktığımızda kökleri Etiyopya’ya, dalları bir Arap Yarımadası ülkesi olan Yemen’e kadar uzansa da Osmanlı coğrafyasında kimliğini kazanan kahvenin Avrupa’ya tanıtılması Türkler aracılığıyla olmuştur. Kahvenin Türkiye’ye girdiği 16. yüzyılın ortalarından itibaren kahve ile Türkler arasında tutkulu bir ilişki kuruldu. Kahve bitkisinin Türkiye’de yetiştirilmesi ne kadar imkansız olsa da kahve çekirdeklerini kavurmaktan başlayıp fincana dökene kadar olan süreçte Türkler tarafından geliştirilen hazırlama yöntemi Türk kahvesi olarak bilinir” dedi.
TÜRK KAHVESİ NASIL HAZIRLANMALI
İyi bir Türk kahvesinin nasıl yapılması gerektiğini de anlatan Atilla Narin, “Suyun sıcaklık derecesi, kahve yapısı, kahvenin yapılacağı cezve, içine konulacağı fincanın yapısı ve kahvenin sunumu çok önemli. Türk kahvesi pişirilirken köpük rengi, dolgunluğu ve yapısı dikkate alınır, kremamsı kıvam aranılan özelliklerdir. Büyük hava kabarcıkları olmaması gerekmektedir. Telvenin içerken dipte kalıp ağza gelmemesi önem taşır. Öncelikle iyi bir çekirdek, doğru kavrularak, doğru biçimde taze olarak öğütülmeli. Bir fincan için yedi gram kahve kullanın, kahveyi kalın bakır cezve içerisine boşaltın, üzerine kullandığınız fincanın hacmi ki yaklaşık 70 mililitre kadar suyu gezdirerek boşaltın. Fazla acılaşmayı engellemek için oda sıcaklığında ılık su kullanın, kullanılan su arıtma suyu ve temiz bir su olmasına özen gösterin, musluk suyu kullanmayın, tüm kahvenin suyla teması için 8-10 tur karıştırın, orta derece ateşte pişirin ve demlenme esnasında kesinlikle karıştırmayın. İki-iki buçuk dakika demlenme süresinde kaynamadan ocaktan alın ve altı geniş, üst kısmı ise dar olan fincan tercih edin. Kahveyi içmeden önce de tepkimenin sona ermesi için bir dakika bekleyin. Biraz su ile damağınızı temizledikten sonra kahvemizi afiyetle içebilirsiniz” diye konuştu.
Bu misyonu gerçekleştirmeden önce Türk gençliğine bir söz verdiklerini belirten Kacır, “Alper Gezeravcı bu tarihi misyonunu gerçekleştirecek, sonrasında da bu deneyimini, bundan çok daha büyük işleri başaracağına inandığımız Türk gençleriyle buluşmalarda paylaşacak demiştik. Bu sözümüzü tutmaktan mutluluk duyuyoruz. Bu sözü tutmak üzere Türkiye’nin en önemli üniversitelerinden, Türkiye’ye çok kıymetli isimler yetiştirmiş ve yine Türkiye’nin geleceğine imza atacak çok değerli isimleri yetiştirmekte olan Karadeniz Teknik Üniversitesinde bulunmaktan hakikaten mutluluk duyuyoruz.” ifadelerini kullandı.
“BAŞARI HİKAYEMİZİ GENCECIK İNSANLAR YAZIYOR”
Kacır, gençlere güvendiklerini, Türkiye’nin en büyük gücünü genç ve çalışkan nüfustan aldığını vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Bizim nüfusumuzun ortanca yaşı 33. Avrupa’nın ortanca yaşı 43. Almanya gibi bazı Avrupa ülkelerinin ortanca yaşı 47-48. Biz onlardan 15 yaş daha genciz.
Bu, çok değerli, çünkü bütün dünyayı, günlük yaşamımızı, bütün sektörleri yenilikçi teknolojiler geliştiriyor, dönüştürüyor ve dünyaya bu yenilikçi teknolojileri gencecik insanların kurduğu ekipler kazandırıyor. Türk gençliği milli teknoloji hamlesinin öncüsü olduğunu bütün dünyaya ispat ediyor.
Bizim savunma sanayinde bu dünyanın dikkatini çeken başarı hikayemizi gencecik insanlar yazıyor. Bugün milli insansız hava araçlarımız dünyada bir numara. Bu araçları geliştiren ekiplerin yaş ortalamaları 27-28. Düşünebiliyor musunuz?
Henüz 20’li yaşlarında dünya tarihine damga vuran işlere imza atan bir gençliği var bu milletin. Biz gençlerimizin önünü açtığımızda, onların önlerindeki engelleri kaldırdığımızda ne kadar büyük işlere imza atabildiklerini gökyüzünde ispat etmiş bir milletiz.”
“BIR YIL İSTANBUL’DA, BİR YIL ANADOLU’DA DÜZENLIYORUZ TEKNOFEST’İ”
Türkiye’nin çok daha ileri başarılara imza atabileceğine dikkati çeken Kacır, şunları kaydetti:
“Biz TEKNOFEST’ler düzenliyoruz. Geçtiğimiz yıllarda Karadeniz’de de TEKNOFEST düzenledik. Bir yıl İstanbul’da, bir yıl Anadolu’da düzenliyoruz TEKNOFEST’i. İstanbul’da Atatürk Havalimanı’nda düzenlendi. Atatürk Havalimanı’nda bizden 60 yıl önce düzenlenmiş arkadaşlar. Duymuş muydunuz?
Bizden 60 yıl önce Nuri Demirağ Türkiye’de yerli uçaklar üretmiş. Bu uçakların üretim süreçlerine katılacak teknisyenler, mühendisler yetişsin, bu uçakları uçuracak pilotlar yetişsin istemiş. İstanbul’da, memleketi Sivas’ta gök okulları açmış ve yine Atatürk Havalimanı’nda gök şenlikleri düzenlemiş.
Tıpkı TEKNOFEST’lerdeki gibi yediden yetmişe milletin fertleri Atatürk Havalimanı’nda buluşmuşlar, Türkiye’nin yerli uçaklarını görmüşler. Onların uçuşlarını izlemişler ve yüzlerce, binlerce gencin gönlüne havacılık ateşi düşmeye başlamış aslında. Bütün bunları nereden biliyoruz?
Kitaplarda Nuri Demirağ’ın hikayesi anlatılıyor. Ürettiği uçakların resimleri bulunuyor, açtığı gök okullarının, düzenlediği gök şenliklerinin fotoğrafları bulunuyor. Ama dünya gözüyle Nuri Demirağ’ın ürettiği uçakları görme imkanımız maalesef yok. Çünkü toprağa gömülmüştür.”
“Etimesgut Havalimanı’nda bir uçak fabrikası kurulduğunu duymuş muydunuz?”
Bakan Kacır, Vecihi Hürkuş’un da İstiklal Savaşı kahramanı olduğuna dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Önemli bir isim Vecihi Hürkuş. Sözüne, işine itibar edilebilecek bir isim. Vecihi Hürkuş bu ülkede uçak üretmiş 1930 ve 1940’larda. Fakat renkli uçakları uçurmasına izin verilmemiş arkadaşlar. ‘Bu uçakların havacılık sertifikası yok, bunları uçuramazsın’ denilmiş. ‘
Peki o zaman başvurayım, ben ürettiğim uçaklara güveniyorum, sertifika alayım’ demiş. Bu defa da ‘Senin uçakların için sertifika düzenleyecek bir müessesemiz maalesef yok’ cevabını almış. 1941 yılında Etimesgut Havalimanı’nda bir uçak fabrikası kurulduğunu duymuş muydunuz?
Bu ülkede 1941 yılında Etimesgut Havalimanı’nda tam bizim TEKNOFEST’i düzenlediğimiz yerde bir uçak fabrikası kurmuş. 9 yıl bu fabrika faaliyetlerine devam etmiş. 1949’a kadar bu fabrikada 950 kişi çalışıyor arkadaşlar. Ne olmuş bu uçak fabrikasına? Kapatılmış. Ne için kapatılmış? Marshall yardımları 2. Cihan Harbi’nden sonra Türkiye gibi ülkelere Batılı ülkeler tarafından verilen sözüm ona kalkınma yardımı. Bu yardımlar elbette karşılıksız gelmiyor.
Yani bu yardımları yapanlar diyorlar ki; ‘Türkiye biz sana bu yardımları yapacağız, senin kalkınmanı arzu ederiz ama sakın öyle riskli işlere yatırım yapma, sakın boyunu geçecek işlerle meşgul olma, altından kalkamayacağın işlere kısıtlı kaynağını sakın harcama. Biz sana bu kaynaklarla neler yapabileceğini söyleyeceğiz ve sen o alanlarda yatırım yapacaksın.’ ve nihayetinde 1948’de Marshall yardımları bu ülkeye geliyor ve 1949’da Etimesgut’ta uçak fabrikası kapatılıyor.”

“TERÖRÜ TOPRAKLARIMIZDAN MİLLİ SİHA’LARIMIZ SAYESİNDE KAZIDIK, ATTIK”
Bakan Mehmet Fatih Kacır, 2000’li yılların başında insansız hava aracı diye bir kavram bilinmediğini belirterek, “İHA denildiğinde aklınıza İhlas Haber Ajansından başka bir şey de gelmiyordu. Heron diye bir şey biliyor muyuz? Peçeteye ‘Selpak’ der gibi İHA’ya ‘Heron’ diyorduk. Zannediyorduk ki bir tek İsrail’in yaptığı insansız hava araçları var, onların markası Heron ve biz onları alıp onlarla terörle mücadele etmeye çalışıyorduk.
Ne zaman ki kendi evlatlarımızın, bu ülkenin insan kaynağının geliştirdiği milli İHA’lar devreye girdi, Türkiye o zaman terörle mücadelede netice elde etti. Terörü topraklarımızdan milli SİHA’larımız sayesinde kazıdık, attık.
Yetmedi, sınırlarımızın ötesinde kurulmaya çalışılan teröristan haritalarını da milli SİHA’larımızı kullanan Silahlı Kuvvetlerimiz sayesinde şimdi yırtıyoruz. O teröristlerin arkasında kim olursa olsun, hangi ağababalarına güveniyor olurlarsa olsunlar, gözlerinin yaşlarına bakmıyoruz, bakmayacağız.” diye konuştu.
Havacılık alanında geriden gelinmesine rağmen önemli işlere imza atıldığına işaret eden Kacır, “Havacılıkta bizden çok daha tecrübeli, çok daha fazla yatırım yapmış, yüzyıl boyunca yüzlerce, binlerce, on binlerce hava aracı üretmiş, uçaklar üretmiş, helikopterler üretmiş başka ülkeler olmasına rağmen teknolojide paradigma değişimine odaklandığımızda hepsinin önüne geçebiliyormuşuz.
İşte bunu savunma sanayinde gördük, havacılıkta gördük. Arzumuz, iddiamız, hedefimiz sanayinin, teknolojinin tüm alanlarında benzer başarı hikayeleri elde edebilmek. Çünkü biliyoruz ki teknoloji her alanda benzer fırsat pencereleri açıyor bize. Yeter ki vakitlice bu fırsatların farkında olalım ve bunlara yönelik hazırlıkları hep birlikte yapalım.” ifadelerini kullandı.
“TÜRKIYE O YILLARI BÜTÜNÜYLE ISKALADI, KAYBETTİ”
Savunma sanayideki başarının bir benzerini uzay bilimi ve teknolojilerinde de gerçekleştirmek istediklerini vurgulayan Kacır, Türkiye’nin bu alanda tecrübeli bir ülke olduğunu söyledi.
Kacır, 20 yıldır bu alanda önemli mesafe katettiklerini belirterek, “Aslında 1980’lerde rahmetli Özal başbakanlığı döneminde bir yandan Türkiye’nin uzayda sahip olmasını hayal ettiği uydular için yörünge haklarını güvence altına alırken, bir yandan da Orta Doğu Teknik Üniversitesi yerleşkesinde bir uzay araştırmaları merkezi kurdu. Ne zamandan bahsediyoruz, 40 yıl öncesinden. 80’li yıllardan bahsediyoruz. Ama maalesef 80’li yılların sonları ve 90’lı yıllar tümüyle Türkiye’de siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklarla geçti. Bütün dünyada bilgisayar ve internet devrimi yaşanırken Türkiye o yılları bütünüyle ıskaladı, kaybetti.” dedi.
“İNŞALLAH TEMMUZ AYINDA TÜRKSAT 6A’YI UZAYA GÖNDERECEĞİZ”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başlattığı programlar sayesinde Türkiye’nin milli uydu geliştirme kabiliyetleri kazandığına dikkati çeken Kacır, “İlk milli haberleşme uydusunu, şimdi inşallah temmuz ayında Türksat 6A’yı uzaya göndereceğiz. Haberleşme uydularını yerli olarak geliştirebilen 11 ülkeden biri olacağız.” diye konuştu.
Yine durmayacaklarını, yeni nesil uydu projeleri başlatacaklarını ifade eden Kacır, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Alçak yörünge uydularını yerli olarak geliştirmeye dönük programlar başlatacağız. Bütün bu projelerde elde ettiğimiz birikimle bu defa ay programında hibrit roket motoru teknolojisinde dünyanın önüne geçme fırsatı elde edeceğiz. Biz her projede ‘milletimiz ne kazanır?’ buna odaklanıyoruz. ‘Türk milletinin bu projelerle kazanımı ne olur? Türkiye’nin hem ekonomik hem stratejik kazanımları hangi alanlarda ilerler?’ buna odaklanıyoruz.
Biliyoruz ki uzay hem stratejik hem ekonomik açıdan çok kıymetli bir alan. Küresel düzenin uzay ekonomisi 600 milyar dolar. 10-12 yıl içerisinde 1,5 trilyon dolara erişeceği öngörülüyor. Biz hem bu büyüyen ekonomiden pay almak istiyoruz. Elde edilmiş kabiliyetlerle dünyaya yüksek teknoloji ihraç edebilen bir ülke olmak istiyoruz uzay alanında da tıpkı havacılıkta olduğu gibi.”
“UYDU HABERLEŞMESI SAYESINDE BU ZOR COĞRAFYADA AKINCI GÖREVINI ICRA EDIYOR”
Bakan Kacır, savunma sanayi gibi kritik alanlarda kullanılan teknolojilerin hepsinin uzay sistemleriyle entegre çalıştığına işaret ederek, şunları kaydetti:
“Bakın geçtiğimiz hafta komşumuz İran’da bir helikopter kazası yaşandı ve İran Cumhurbaşkanı ve İran Dışişleri Bakanı’nın içinde bulunduğu helikopter düştü. Daha sonra komşumuz bizden helikopterin yerinin tespiti için AKINCI Taarruzi İnsansız Hava Aracımızı talep etti. Türkiye’nin milli insansız hava aracı AKINCI Türkiye’den kalktı, İran coğrafyasına geçti ve çok zor hava koşulları altında, çok sarp bir vadide, çok sisli bir havada, çok kısa bir zaman içerisinde, 1,5 saatte düşen helikopterin lokasyonunu tespit etti ve İranlı makamlara bildirdi.
Bu zor coğrafyada bu misyonu yapabilmesi AKINCI’nın sahip olduğu uydu bağlantısı sayesinde mümkün oldu. Uydu haberleşmesi sayesinde bu zor coğrafyada AKINCI görevini icra ediyor ve elbette sahip olduğu diğer teknik kabiliyetler sayesinde. Tabii bu misyon aslında Türkiye’nin teknoloji geliştirmeye bakış açısını da gösteriyor. Biz teknolojiyi insanlık yararına olduğu ölçüde kıymetli buluyoruz arkadaşlar. Teknoloji insanlığa hizmet ettiği ölçüde bir değer ifade ediyor Türk milleti için. Biz yüzyıllarca dünyaya adaleti, merhameti götürmüş bir milletiz ve bütün bu milli teknolojide elde edilmiş kazanımların dünyayı yeniden adaletle ve merhametle buluşturabildiği ölçüde kıymetli olacağına inanıyoruz.”
“ROKET MOTOR TEKNOLOJİSİNDE HALİHAZIRDA DÜNYADA İLK DÖRT ÜLKE ARASINDAYIZ”
Kacır, 10 yıllık Milli Uzay Programı ile Türkiye’nin çok önemli ve iddialı hedefleri ortaya koyduğuna dikkati çekerek, “Bir yandan duyuru programlarını geliştirirken, bir yandan uzaya bağımsız erişimi gerçekleştirebilmek için roket programlarını yürütüyoruz. Burada da çok başarılı roket takımları var. Az önce kendilerinden de geldikleri seviyeyi dinlemiş olduk. Gurur duyuyoruz kendileriyle. Bir yandan uluslararası uzay limanını inşallah inşa edeceğiz. Bir uluslararası işbirliğiyle Türkiye bir uzay limanının paydaşı olacak önümüzdeki yıllarda. Böylelikle uzaya bağımsız erişebilen bir ülke olacağız.” dedi.
Roket motor teknolojisinde halihazırda dünyada ilk dört ülke arasında olduklarının altını çizen Kacır, “İnşallah ay programını gerçekleştirdiğimizde bu teknolojiye uzayda tarihçe kazandıran ilk ülke olacağız ve bu kazanım Türkiye’nin yörüngeler arası uydu transferleri gibi zorlu uzay misyonlarını icra edebilecek uzay araçları geliştirilmesini mümkün kılacak. Böylelikle uzay ekonomisinden o alanda da pay elde etme imkanına sahip olacağız.” diye konuştu.
Bakan Kacır, 2021 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından ilan edilen Milli Uzay Programı’nın önemli amaçlarından birinin de Türkiye’nin ilk astronotunu uzaya göndermek olduğunu ifade ederek, 30 binden fazla vatandaşın Türkiye’nin ilk astronotu olmak için başvurduğunu söyledi.
Süreç boyunca yapılan taramalar ve testler sonucunda 2 kişinin bu misyonu gerçekleştirmek için seçildiğini hatırlatan Kacır, şöyle konuştu:
“Türkiye’nin ilk astronotu olarak uzun yıllar Hava Kuvvetlerimize pilot olarak hizmet etmiş Alper Gezeravcı seçildi. Türkiye’nin ikinci astronotu Tuva Cihangir Atasever. O da ROKETSAN’da elektronik mühendisi olarak uzun yıllar çalışmış, çok başarılı bir genç. Şimdi inşallah çok yakında, haziran ayında Tuva Cihangir Atasever yörünge altı araştırma uçuşuyla uzay deneyini gerçekleştirmiş olacak. Böylelikle 90 kilometre kabul edilen uzay sınırını aşan ikinci Türk vatandaşı olacak.”
Toplantının yapılacağı alana kendi sürdüğü Togg aracıyla gelen Bakan Kacır, kendi yaptığı astronot kıyafetiyle karşılamada bulunan anaokulu öğrencisi Taha Eren Er ile bir süre sohbet etti.
Kacır, KTÜ’deki programının ardından yine kendi kullandığı Togg aracıyla ziyarette bulunmak üzere Trabzon Büyükşehir Belediyesine gitti.
MADRİD’DE TÜRKİYE TANITIM GECESİ
THY’nin Türkiye tanıtımını içeren yeni reklam filmi de ilk kez Madrid’de yayınladı. Oyuncu Melis Sezen’in rol aldığı yeni kampanya filmi, özellikle Frigya Vadisi üzerinden, şehrin turizm potansiyelini artırmayı ve uluslararası arenada tanıtmayı hedefliyor. Madrid’deki Türkiye tanıtım gecesine Türkiye’nin İspanya Büyükçelçisi Nükhet Küçükel Ezberci ve THY yetkilileri de katıldı.
Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Ahmet Bolat, Türkiye’nin İspanya Büyükelçisi Türk Hava Yolları’nın diğer üst düzey yöneticilerinin yanı sıra sinema ve medya sektöründen oyuncu Melis Sezen, Haber7 Genel Yayın Yönetmeni Osman Ateşli‘nin de aralarında bulunduğu basın mensupları katılım sağladı. Ayrıca Türkiye’nin büyüsünü sergileyen turistik ve tarihi “Göbeklitepe Zamanın Sıfır Noktası” sergisi de yer aldı.

Geçen yıl İspanya’dan Türkiye’ye 324 bin turistin geldiğini, bu yıl bu rakamın 500 bin civarında beklendiğini ve sonrasında ise 1 milyon İspanyol turistin hedeflendiğini söyleyen Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Ahmet Bolat, şunları söyledi:
“Türkiye’nin ulusal bayrak taşıyıcısı olarak, benzersiz hizmet anlayışımızla İspanya ile Türkiye arasındaki bağların güçlenmesine katkıda bulunmaktan mutluluk duyuyoruz. 40. yıl dönümümüz sadece geçmişteki başarılarımızı kutlamak değil, aynı zamanda bu iki canlı ülke arasındaki kültürel alışverişi, turizmi ve ekonomik bağları geliştirmeye olan bağlılığımızın da bir kez daha teyit edilmesidir.”
Türkiye Cumhuriyeti’nin İspanya Büyükelçisi Nüket Küçükel Ezberci, “İspanya ile Türkiye arasındaki 40 yıllık güçlü ortaklığı kutlamak bir onurdur” dedi. Ezberci, “Türk Hava Yolları 40 yıldır iki ülke arasında binlerce insanı birbirine bağlıyor. Köklü turizm faaliyetlerini sürdürme kararlılığımızın ve ulusal bayrak taşıyıcımızın başarısının gerçek bir yansıması olan bu kutlama, Türkiye’nin İspanya ile kurduğu güçlü ilişkinin bir göstergesidir.” diye konuştu.

İSPANYA-TÜRKİYE: KALICI BÜYÜME İÇİNDE BİR İLİŞKİ
Türk Hava Yolları, 1984 yılından bu yana milyonlarca insanı en iyi hizmet ve kaliteyle birbirine bağlayarak İspanya ve Türkiye arasındaki ortaklığın güçlendirilmesine yardımcı oldu. 40. yıldönümünün kutlanması, iki ülke arasındaki güçlü ilişkiye olan kalıcı bağlılığı yansıtıyor. Bu ilişkinin gücü, 2023 yılında 680 binden fazla yolcunun İspanya-İstanbul arasında uçmak için Türk Hava Yolları‘nı tercih etmesiyle rakamlardan açıkça görülüyor. Türk Hava Yolları’nın İspanya’daki uçuş kapasitesini 2024 takviminde yüzde 10’dan fazla artırmasıyla bu rakamın daha da fazla yukarılara çıkması bekleniyor.

İspanya’da seferlerini 14 kat artıran Türk Hava Yolları, 1984’te Madrid’den başlayarak, 1992’de Barselona, 2011’de Malaga, 2011’de Valencia ve 2012’de Bilbao’yla devam eden köprüler kurma yolculuğunun 40 yılı boyunca, İspanya ile Türkiye arasında milyonlarca yolcu taşıdı. Mayıs 2024 itibarıyla, her iki ülke arasında 450 binden fazla yolcuyu birbirine bağlayan şirket, Valensiya ve Bilbao bağlantılarında olduğu gibi kapasitesini artırmaya devam etmeyi bekliyor.
Türk Hava Yolları‘nın 2024 yaz uçuşları baz alındığında, İspanya‘dan haftada toplam 84 sefer gerçekleştirdiği, en fazla bağlantının olduğu Barselona ve Madrid’in olduğu, ardından Malaga, Valensiya ve Bilbao’nun geldiği görülüyor.

BM İLE YAKIN İŞ BİRLİĞİ
Türk Hava Yolları, Birleşmiş Milletlerin turizm alanında önde gelen uluslararası kamu kuruluşu olan Dünya Turizm Örgütü (BM Turizm Örgütü) ile yakın iş birliği içerisinde çalışmak ve sürdürülebilir turizmi teşvik etmek için önemli bir mutabakat zaptı (Momerandum of Understanding) imzaladı. Gerçekleştirilen imza törenine Türkiye Cumhuriyeti İspanya Büyükelçisi Nüket Küçükel Ezberci’de katılım sağladı.
Bu potansiyel iş birliği ile taraflar, sürdürülebilir turizm uygulamalarını ve havacılığın gelişimi teşvik etmeyi planlıyorlar. Gelişmekte olan destinasyonlarda hava bağlantısındaki ilerlemeleri desteklemek için kamu ve özel sektör iş birliğinin genişletilmesine odaklanılacak. Her iki taraf da kendi alanlarındaki uzmanlıklarından yararlanarak, bilgi alışverişinde bulunarak sürdürülebilir havacılık yakıtı gibi konular üzerinde çalışmalar yapacak.

İmzalanan mutabakat zaptıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Dr. Ahmet Bolat, “Sürdürülebilir turizmi teşvik etme ve küresel bağlantıyı güçlendirme yönündeki ortak hedeflerimize ulaşmak için BM Turizm ile stratejik bir ortaklık kurma yolculuğuna çıkmanın heyecanını yaşıyoruz. Bu potansiyel ortaklık, sürdürülebilir turizme olan bağlılığımızın göstergesi olarak dünya çapında insanları ve kültürleri bir araya getiren küresel bir havayolu olan rolümüzü de vurguluyor” dedi.
Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü Bağlı Üyeler Direktörü Ion Vilcu ise, “Mutabakatın imzalanmasıyla, sürdürülebilir ve sorumlu turizme olan bağlılığımızı ilerletmek için bir ortaklığa imza atıyoruz. Türk Hava Yolları, turizmin ve kültürel alışverişin desteklenmesinde küresel bir öncüdür. Bu şüphesiz sivil katılımı ve kültürel çeşitliliği teşvik etmemize ve yerel mirası öne çıkarmamıza olanak tanıyacak tarihi bir gün” ifadelerini kullandı.
Türk Hava Yolları ile Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü arasında imzalanan mutabakat zaptı, turizm ve havacılık sektörlerini yönlendirme açısından stratejik ortaklıkların önemini ortaya koymakta olup, her iki kuruluş da yakın iş birliği içinde çalışarak, ortak fayda sağlayacak konularda istişarede bulunarak küresel turizm için daha sürdürülebilir bir gelecek oluşturmayı amaçlamakta.
__________
11 ÜLKE, 10 MİLYON TURİST, 30 MİLYAR DOLAR GELİR
Turist sayısını artırmaya yönelik çalışmaları sürdüren THY; ABD, Kanada, Meksika, Avustralya, Singapur, Güney Kore, Endonezya, Japonya, Çin, Tayvan ve Malezya‘ya yönelik 2023’te ciddi sonuçlar aldı. THY, 2023 yılında bu 11 ülkeden gelen turist sayısını yüzde 43 artırarak 1 yılda 1,9 milyondan 2,8 milyona çıkardı. THY, bu ülkelerden 10 milyon turist ve 30 milyar dolar gelir hedeflediğini açıkladı.
MADRİD’DE TANITIM GECESİ
THY’nin Afyonkarahisar tanıtımını içeren yeni reklam filmi de ilk kez Madrid’de yayınladı. Oyunca Melis Sezen’in rol aldığı yeni kampanya filmi, özellikle Frigya Vadisi üzerinden, şehrin turizm potansiyelini artırmayı ve uluslararası arenada tanıtmayı hedefliyor. Madrid’deki tanıtım gecesine Türkiye’nin İspanya Büyükçelçisi Nükhet Küçükel Ezberci ve THY yetkilileri de katıldı.
Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Ahmet Bolat, Türkiye’nin İspanya Büyükelçisi Türk Hava Yolları’nın diğer üst düzey yöneticilerinin yanı sıra sinema ve medya sektöründen oyuncu Melis Sezen, Haber7 Genel Yayın Yönetmeni Osman Ateşli‘nin de aralarında bulunduğu basın mensupları katılım sağladı. Ayrıca Türkiye’nin büyüsünü sergileyen turistik ve tarihi “Göbeklitepe Zamanın Sıfır Noktası” sergisi de yer aldı.

Geçen yıl İspanya’dan Türkiye’ye 324 bin turistin geldiğini, bu yıl bu rakamın 500 bin civarında beklendiğini ve sonrasında ise 1 milyon İspanyol turistin hedeflendiğini söyleyen Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Ahmet Bolat, şunları söyledi:
“Türkiye’nin ulusal bayrak taşıyıcısı olarak, benzersiz hizmet anlayışımızla İspanya ile Türkiye arasındaki bağların güçlenmesine katkıda bulunmaktan mutluluk duyuyoruz. 40. yıl dönümümüz sadece geçmişteki başarılarımızı kutlamak değil, aynı zamanda bu iki canlı ülke arasındaki kültürel alışverişi, turizmi ve ekonomik bağları geliştirmeye olan bağlılığımızın da bir kez daha teyit edilmesidir.”
Türkiye Cumhuriyeti’nin İspanya Büyükelçisi Nüket Küçükel Ezberci, “İspanya ile Türkiye arasındaki 40 yıllık güçlü ortaklığı kutlamak bir onurdur” dedi. Ezberci, “Türk Hava Yolları 40 yıldır iki ülke arasında binlerce insanı birbirine bağlıyor. Köklü turizm faaliyetlerini sürdürme kararlılığımızın ve ulusal bayrak taşıyıcımızın başarısının gerçek bir yansıması olan bu kutlama, Türkiye’nin İspanya ile kurduğu güçlü ilişkinin bir göstergesidir.” diye konuştu.

İSPANYA-TÜRKİYE: KALICI BÜYÜME İÇİNDE BİR İLİŞKİ
Türk Hava Yolları, 1984 yılından bu yana milyonlarca insanı en iyi hizmet ve kaliteyle birbirine bağlayarak İspanya ve Türkiye arasındaki ortaklığın güçlendirilmesine yardımcı oldu. 40. yıldönümünün kutlanması, iki ülke arasındaki güçlü ilişkiye olan kalıcı bağlılığı yansıtıyor. Bu ilişkinin gücü, 2023 yılında 680 binden fazla yolcunun İspanya-İstanbul arasında uçmak için Türk Hava Yolları‘nı tercih etmesiyle rakamlardan açıkça görülüyor. Türk Hava Yolları’nın İspanya’daki uçuş kapasitesini 2024 takviminde yüzde 10’dan fazla artırmasıyla bu rakamın daha da fazla yukarılara çıkması bekleniyor.

Türk Hava Yolları, 1984’te Madrid’den başlayarak, 1992’de Barselona, 2011’de Malaga, 2011’de Valensiya ve 2012’de Bilbao’yla devam eden köprüler kurma yolculuğunun 40 yılı boyunca, İspanya ile Türkiye arasında milyonlarca yolcu taşıdı. Mayıs 2024 itibarıyla, her iki ülke arasında 450 binden fazla yolcuyu birbirine bağlayan şirket, Valensiya ve Bilbao bağlantılarında olduğu gibi kapasitesini artırmaya devam etmeyi bekliyor.
Türk Hava Yolları‘nın 2024 yaz uçuşları baz alındığında, İspanya‘dan haftada toplam 84 sefer gerçekleştirdiği, en fazla bağlantının olduğu Barselona ve Madrid’in olduğu, ardından Malaga, Valensiya ve Bilbao’nun geldiği görülüyor.

BM İLE YAKIN İŞ BİRLİĞİ
Türk Hava Yolları, Birleşmiş Milletlerin turizm alanında önde gelen uluslararası kamu kuruluşu olan Dünya Turizm Örgütü (BM Turizm Örgütü) ile yakın iş birliği içerisinde çalışmak ve sürdürülebilir turizmi teşvik etmek için önemli bir mutabakat zaptı (Momerandum of Understanding) imzaladı. Gerçekleştirilen imza törenine Türkiye Cumhuriyeti İspanya Büyükelçisi Nüket Küçükel Ezberci’de katılım sağladı.
Bu potansiyel iş birliği ile taraflar, sürdürülebilir turizm uygulamalarını ve havacılığın gelişimi teşvik etmeyi planlıyorlar. Gelişmekte olan destinasyonlarda hava bağlantısındaki ilerlemeleri desteklemek için kamu ve özel sektör iş birliğinin genişletilmesine odaklanılacak. Her iki taraf da kendi alanlarındaki uzmanlıklarından yararlanarak, bilgi alışverişinde bulunarak sürdürülebilir havacılık yakıtı gibi konular üzerinde çalışmalar yapacak.

İmzalanan mutabakat zaptıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Dr. Ahmet Bolat, “Sürdürülebilir turizmi teşvik etme ve küresel bağlantıyı güçlendirme yönündeki ortak hedeflerimize ulaşmak için BM Turizm ile stratejik bir ortaklık kurma yolculuğuna çıkmanın heyecanını yaşıyoruz. Bu potansiyel ortaklık, sürdürülebilir turizme olan bağlılığımızın göstergesi olarak dünya çapında insanları ve kültürleri bir araya getiren küresel bir havayolu olan rolümüzü de vurguluyor” dedi.
Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü Bağlı Üyeler Direktörü Ion Vilcu ise, “Mutabakatın imzalanmasıyla, sürdürülebilir ve sorumlu turizme olan bağlılığımızı ilerletmek için bir ortaklığa imza atıyoruz. Türk Hava Yolları, turizmin ve kültürel alışverişin desteklenmesinde küresel bir öncüdür. Bu şüphesiz sivil katılımı ve kültürel çeşitliliği teşvik etmemize ve yerel mirası öne çıkarmamıza olanak tanıyacak tarihi bir gün” ifadelerini kullandı.
Türk Hava Yolları ile Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü arasında imzalanan mutabakat zaptı, turizm ve havacılık sektörlerini yönlendirme açısından stratejik ortaklıkların önemini ortaya koymakta olup, her iki kuruluş da yakın iş birliği içinde çalışarak, ortak fayda sağlayacak konularda istişarede bulunarak küresel turizm için daha sürdürülebilir bir gelecek oluşturmayı amaçlamakta.
TÜRKİYE İÇİN AĞIZ BİRLĞİ YAPTILAR
ABD merkezli bankacılık devleri Citi ve Bank of America (BofA), Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Ünlü İngiliz ekonomist Timothy Ash de iki bankaya benzer bir yorumda bulundu
Citi tarafından yayımlanan raporda, Türk yetkililerin tutumlarının para politikasında normalleşmeye doğru değişmesinin Türk varlıklarına ilgiyi canlandırdığı kaydedildi.
Türk piyasalarının rönesansın eşiğinde olduğu belirtilen raporda, şu ifadelere yer verildi:
“Yurt içi piyasalara sıfıra yakın yabancı girişinin yaşandığı son birkaç yılın ardından Türkiye’ye yönelik yatırımcı ilgisinin artması üzerine varlık sınıfları genelinde görüşümüzü paylaşıyoruz. Türk lirası ve Türk tahvillerinin performansı genel olarak TCMB’nin dezenflasyon ve ters dolarizasyon için çok önemli olan beklentileri yeniden çıpalama başarısına, geleneksel olmayan, alışılmamış regülasyon önlemlerinin sona erdirilmesine yönelik net bir stratejiye, dezenflasyon süreci ve cari denge düzenlemeleri için gerekecek güvenilir bir mali konsolidasyona bağlı.”
Politika yapıcıların bu alanlardaki başarılarının makroekonomik görünürlüğün iyileştirilmesi, yatırımcı duyarlılığının desteklenmesi ve canlandırılması ile çok ihtiyaç duyulan yüksek kaliteli sermaye akışının çekilmesi için odak noktası olacağı aktarılan raporda, TCMB’nin doğru politika patikasında olduğu ve para politikasının piyasalar tarafında fiyatlanana göre daha uzun ve daha sıkı kalabileceği belirtildi.
Raporda, Türk varlıklarındaki yüksek primin, getirinin ve kalitenin kendisini açık bir şekilde yurt içi tarafta gösterdiği vurgulandı.
“KREDİ DERECELENDİRME KURULUŞLARI, DEĞERLENDİRMELERİNDE POLİTİKA NORMALLEŞMESİNİ VE TEMEL İYİLEŞMELERİ YANSITIYOR”
Türkiye’nin kredi notunun “BB-” olan ülkelere yaklaşmaya başladığı bildirilen raporda, bütün kredi derecelendirme kuruluşlarının, değerlendirmelerinde politika normalleşmesini ve temel iyileşmeleri yansıttığının görüldüğü vurgulandı.
Yaklaşan kredi notu gözden geçirmelerinde bir miktar yukarı yönlü baskı olabileceği belirtilen raporda, devlet tahvili ihracının tarihi ortalamayla aynı çizgide kalması ve bu yıl yaklaşık 5 milyar dolarlık bir arzın gelmesinin beklendiği bildirildi.
Raporda ayrıca, “Türkiye’nin diğer gelişmekte olan ülkelerdeki şirketlere göre tarihsel olarak üstün performansı göz önüne alındığında, Türk şirketlerinin kredileri konusunda yapıcı olmamak zordur.” ifadesine yer verildi.

TL’DE UZUN POZİSYON TAVSİYESİ
Bank of America (BofA) da yüksek carry getirisi, cari dengede mevsimsel pozitif görünüm, sıkı parasal koşullar ve rezervlerdeki artışa dikkat çekerek Türk Lirası’nda uzun pozisyon tavsiyesinde bulundu.
BofA, Dolar/TL tahmininin forwardların ima ettiği patikadan daha düşük olduğunu belitti.

TİMOTHY ASH’TEN TÜRK EKONOMİSİNE ÖVGÜ
Öte yandan Türkiye ekonomisindeki gelişmeleri yakından izleyen ve anlık değerlendirmelerini sosyal medya hesabından paylaşayan İngiliz ekonomist Timothy Ash, piyasaların Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in planını satın aldığını ifade etti. Ash, Bakan Şimşek’i ”rönesans adamı” olarak tanımladı.
Gelişmekte olan ülkelerin piyasalarını takip eden İngiliz ekonomist Timothy Ash, Türkiye ekonomisine ilişkin görüşlerini paylaşmayı sürdürüyor.
Ash, X (Twitter) hesabından bugün dikkat çeken mesajlar paylaştı. Türkiye’de verimli piyasa döngüsünün görüldüğünü ifade eden Ash, ”Piyasalar Şimşek’in planını satın alıyor. Portföy girişleri sağlıyor, TL’yi destekliyor, dezenflasyon sürecine yardımcı oluyor, rezerv birikimi sağlıyor, güven oluşturuyor” ifadelerini kullandı.
Timothy Ash, uluslararası bankaların Türkiye’ye yönelik görüşlerindeki değişimi ise “olağanüstü” olarak nitelendirirken CITI, Bank of Amerika, JP Morgan ve Goldman Sachs’ın inanılmaz derecede olumlu görüşler ortaya koyduğunu ifade etti.
Ash, ”Citi, Türk piyasaları için ‘rönesans’ anından bahsediyor. Bir yıl önce Türkiye yatırım yapılamaz olarak görülüyordu” ifadelerini kullanırken, Bakan Şimşek’, ‘rönesans adamı’ olarak tanımladı.
]]>Bakanlık olarak ITF’ye her yıl katıldıklarını dile getiren Uraloğlu, etkinlikte yoğun bir şekilde ele alınan alternatif ulaşım sistemlerinin hayata geçirilmesi konusunda hava, kara ve deniz yolu ulaşımının da ele alındığını anlattı.
Uraloğlu, alternatif ulaşım koridorlarının oluşturulması noktasında da istişarelerin ve tartışmaların yapıldığını kaydederek, Süveyş Kanalı’nda bir geminin karaya oturması sonrası buradaki sistemin durmasında ve dünya ekonomisinin 10 milyar dolar civarında zarara uğramasına değindi.
Son dönemde de Husilerin Kızıldeniz’de yaptığı saldırılar nedeniyle ciddi sıkıntılar yaşandığını anımsatan Uraloğlu, Türkiye’nin uluslararası ticaretteki en önemli projelerinden biri olan ve Hindistan, Güney Asya ile Basra Körfezi ülkelerinden gelecek yüklerin, Irak’ın Faw Limanı aracılığıyla Avrupa’ya taşınmasını sağlayacak Kalkınma Yolu Projesi’ne dikkati çekti.
Uraloğlu, bu projeyi dünyanın takip ettiğini belirterek, “Orada geldiğimiz aşamayı ITF’de anlattık. Bu konuda dörtlü mutabakat sağladık ve bu bizim için kıymetliydi. Ondan sonra dünyanın ilgisinin biraz daha arttığını söyleyebilirim.” dedi.
Toplantıda Türkiye’nin Orta Koridor’daki rolünden, Kalkınma Yolu Projesi’nden, Türkiye’nin demir yolu taşımacılığında karbon emisyonunun sıfırlanmasına ilişkin yatırımlarından bahsettiklerini söyledi.

“TÜRK ŞİRKETLERİN UKRAYNA’DAKİ PROJELERİN FİNANSMANI İÇİN GÖRÜŞMELERİMİZ VAR”
Bakan Uraloğlu, ITF’de Ukrayna Hakkında Özel Bakanlar Yuvarlak Masa Toplantısı gerçekleştirdiklerini belirterek, toplantıda Ukrayna’nın yeniden yapılanmasını masaya yatırdıklarını bildirdi.
Bu toplantıda gündemlerinin ulaştırma olduğunu dile getiren Uraloğlu, çok sayıda katılımcıyla Ukrayna’da neler yapılabileceğinin tartışıldığını kaydetti.
Uraloğlu, Türkiye’nin zaten Ukrayna’nın yeniden imarı için imzaladığı mutabakat zaptı olduğunu ve bu noktada elinden gelen her şeyi yaptığını kaydederek, Türk müteahhitlik sektörünün de Ukrayna’da çok ciddi yatırım ve taahhütleri bulunduğunu aktardı.
Savaşın ilk andaki şiddetinden sonra hasar gören ulaştırma yapılarının tekrar bu ülkeye dönen Türk firmaları tarafından yapıldığını dile getiren Uraloğlu, “Onları, o anlamda da biz teşvik ettik. Tabii herkesin temennisi orada savaşın bir an önce durması. Yoksa savaş altında yapılacak her şey hem daha riskli hem daha çok pahalı.” diye konuştu.
Savaşın bitmesi için Türkiye’nin çabalarından ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı görüşmelerden bahseden Uraloğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türk şirketlerin Ukrayna’daki projelerinin finansmanı noktasında Güney Kore ve Japonya ile görüşmelerimiz var. Güney Kore olsun, Japonya olsun, onların finansman noktasında destek verip Türk şirketleriyle orada (Ukrayna’da) belli bir şeyler yapılması konusunda görüşmelerimiz var. İyi günde firmalarımız iş yaptı, para kazandı ama kötü günde de firmalarımız orada. Rusya ile de ilişkilerimiz iyi, Ukrayna ile de iyi. Kesinlikle bizim temennimiz savaşın bir an önce bitmesidir.”
“TÜRKİYE’NİN HEM EKONOMİK OLARAK HEM DE STRATEJİK OLARAK KAZANIMLARINI KORUYACAĞIZ, GELİŞTİRECEĞİZ”
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu, Türkiye’nin küresel ticaret için koridorlar arasındaki boşluğu doldurmaya çalıştığını belirterek, ülkenin sahip olduğu konumu sayesinde daha kısa sürede ve daha az maliyetle taşımacılık imkanı sunduğunu anlattı.
Zengezur Koridoru’ndan Kalkınma Yolu Projesi’ne kadar çok sayıda koridor geliştirdiklerini vurgulayan Uraloğlu, “Diğer koridorlardan yük almamıza gerek yok, artanı taşımamız bile yeterli olacaktır. Herkes daha güvenli, daha kısa, daha ekonomik koridorları tercih edecektir. Ama bunlar olduğu yerde olmuyor, gayret edeceğiz, ediyoruz, daha iyisini yapacağız ve oradan da ülkemizin hem ekonomik olarak hem de stratejik olarak kazanımlarını koruyacağız, geliştireceğiz.” değerlendirmesini yaptı.
Abdulkadir Uraloğlu, Kalkınma Yolu Projesi’nin Türkiye’ye sunacağı avantajlara işaret ederek, şu anda bu koridor üzerindeki istasyonların nereye yapılacağını dahi konuşmaya başladıklarını, sürecin yönetilmesi ve sonrasında işletilmesinde yer alacaklarını bildirdi.
Projenin ortaya konulması ve hayata geçirilmesi konusunda Katar’dan BAE’ye, Irak’tan diğer Körfez ülkelerine kadar birçok ülkeyle görüştüklerini belirten Uraloğlu, somut çıktılar almaya başladıklarının altını çizdi.
“ZENGEZUR KORİDORU İLE TÜRK DÜNYASINA NAHÇIVAN ÜZERİNDEN DAHA RAHAT ULAŞMA İMKANI OLACAK”
Bakan Uraloğlu, Türkiye’nin Zengezur Koridoru kapsamındaki çalışmalarıyla ilgili de koridorun ulaşımda herhangi bir problemle karşılanırsa alternatif güzergah olacağına dikkati çekti.
Türkiye’nin şu andaki ulaşımının Hazar geçişli olarak Bakü, Tiflis ve Kars hattından sağlandığını anlatan Uraloğlu, şöyle konuştu:
“Bir yıldır kapalıydı ve ciddi onarımlar yapılması gerekiyor burada. Hattın bir kapasitesi var. Bu kapasitenin mutlaka geliştirilmesi gerekir. Alternatifin olması gerekir. Zengezur Koridoru bu anlamda bir kapasite artırımı sağlayacak. İkincisi sizin elinizde herhangi bir problemle karşılaşırsanız alternatif bir güzergah olacak.
Yine Azerbaycan Bakü geçişli daha yakın bir güzergah olacak. Daha uygun coğrafyadan iklim şartlarından geçen bir güzergah olacak. Bunu bitirdiğimiz an Türk dünyasına Nahçıvan üzerinden daha rahat ulaşma imkanı olacak.
Ermenistan’dan geçerse 43 kilometrelik, İran’dan geçerse yaklaşık 60 kilometrelik bir koridordan bahsediyoruz. Görüşmeler devam ediyor. Netleştiği zaman oradan da geçiş sağlanacak ama Azerbaycan tarafındaki bir kısım yapıldı. Bir kısım yapım çalışmaları devam ediyor. Türkiye tarafında da Dilucu-Iğdır-Kars arası 224 kilometrenin ihalesini yaptık, bu sene başlıyoruz.”
“BUNDAN SONRA İHTİYACI OLANA UYDU YAPIP SATMAYA BAŞLAYACAĞIZ”
Uraloğlu, temmuz ayında uzaya fırlatılması planlanan Türkiye’nin ilk yerli ve milli haberleşme uydusu Türksat 6A’ya değinerek, askeri ve sivil haberleşme için uyduların önemine işaret etti.
Özellikle askeri haberleşme için bugüne kadar gerekli önlemleri aldıklarını ancak yüzde 90 yerliliğe sahip Türksat 6A ile daha da güvende olunacağını dile getiren Uraloğlu, “Artık yazılımıyla` her türlü donanımıyla daha güvende olacağız. (Türksat 6A ile) Dünyadaki 10 uydu üreticisinden bir tanesi olduk. İnşallah önümüzdeki ay ABD’ye oradan da temmuzda yörüngesine fırlatarak hem kaliteyi artıracağız hem kapsama alanını artıracağız. Faydası ne olacak? Hem o uydunun aldığı görüntüleri haberleşmeyi daha güvenli ve kaliteli yapmış olacağız hem de bundan sonra ihtiyacı olana uydu yapıp satmaya başlayacağız.” ifadelerini kullandı.
“6G’Yİ DE KAÇIRMAYACAĞIZ”
Bakan Uraloğlu, Türkiye’nin 5G’ye geçişiyle ilgili, “5G’ye doğru zamanda ve doğru fiyatla geçelim istiyoruz. Lisans ve yetkilendirme sürecini tamamlayıp muhtemelen 2026’da 5G’ye geçmiş oluruz. Esasında geçeceğimiz 5G olmayacak, 5,5G gibi olacak. Çünkü zaten o belli bir noktaya geldi. 6G’yi de dünyada takip ediyoruz ve bununla ilgili toplantılara katılıyoruz. O süreci de kaçırmayacağız.” dedi.
Gençlere, doğru bilinende sonuna kadar ısrar edilmesi tavsiyesinde bulunan Uraloğlu, başarmak için önce kendilerine güvenmeleri gerektiğini, “yapabilirim” duygusunun çok önemli olduğunu sözlerine ekledi.
Küresel ekonomik dönüşümler ve jeopolitik gerilimlerin hakim olduğu bu dönemde, finans sektörü düzenleyicileri ve paydaşlarının bankaları ve finans kurumlarını sağlam, sürdürülebilir ve yenilikçi bir geleceğe yönlendirmesinin hayati önem taşıdığını ifade eden Kavcıoğlu, küresel ekonominin Türkiye’nin de aralarında bulunduğu birçok ülkeyi etkileyen değişen jeopolitik koşulların baskısı altında olduğunu belirtti.
Jeopolitik değişimlerin yarattığı baskılara karşı koyabilecek istikrarlı bir ekonomik ortamın geliştirilmesinin şart olduğunu vurgulayan Kavcıoğlu, “Bunun ön koşulu olarak da ekonomik ve bölgesel gelişim üzerinde etkisi tartışmasız olan finansal iletişim ve işbirliğinin geliştirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Bu zirvenin bunun için önemli bir fırsat olacağı noktasında şüphe duymamaktayım.” ifadelerini kullandı.
Kavcıoğlu, yatırımların etkili sonuçlar doğurmasının finans kanallarının etkin bir şekilde kullanılmasıyla mümkün olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“Türk bankacılık sektörü aktif kalitesi, sermaye yapısı, likidite yeterliliği ve karlılık bakımından kendini ispat etmiş, pek çok badireli dönemi güçlenerek atlatmış ve performansı açısından diğer gelişmekte olan ülkelerden pozitif yönde ayrışmıştır. Güçlü ve sağlıklı mali bünyeleriyle, bankalarımız uluslararası standartlara tam uyumlu bir şekilde ekonomimizin güven çıpası olmaya devam etmektedir.”
“ARAP ÜLKELERİNİN TÜRKİYE’DE YÖNETTİKLERİ AKTİF TOPLAMI 3,8 TRİLYON LİRA”
Şahap Kavcıoğlu, Arap ülkelerinin sadece bulundukları coğrafi bölgede değil, sınırları ötesinde gösterdikleri finansal mevcudiyet ve ticaret ortaklığının dost ülkelerin ekonomilerine de katkıda bulunduğunu söyledi.
Kavcıoğlu, “Bankalarımız arasında Arap komşularımızın iştiraklerinin de bulunması, hem küresel oyuncular açısından çeşitliliği artırması hem de ülkelerimiz arasındaki ilişkileri ve işbirliğini destekleyen yönüyle ayrıca mutluluk vericidir. Türkiye’de faaliyet gösteren 8 bankada 28,7 milyar lira sermaye ile önemli bir paya sahip Arap ülkelerinin Türkiye’de yönettikleri aktif toplamı 3,8 trilyon liradır. Bu tutar sektördeki toplam aktifin yüzde 14,7’sini oluşturmaktadır.” diye konuştu.
Arap bankalarıyla ilişki ve işbirliği kapsamında Türk bankalarının da Arap coğrafyasında faaliyetlerini sürdürdüğüne işaret eden Kavcıoğlu, Türkiye’de faaliyet gösteren bankaların Bahreyn’de 8, Irak’ta 7, Katar’da 1, Somali’de 1, Sudan’da 1 ve Suudi Arabistan’da 1 şubesi, ayrıca Mısır’da 1 temsilciliği bulunduğunu aktardı.
Türkiye ile Arap dünyası arasındaki derin ve köklü ilişkilerin, bankacılık ve finans sektörleri vasıtasıyla yeni bir güç kazandığını ve bu birlikteliğin her geçen gün daha da pekiştiğini ifade eden Kavcıoğlu, ilgili kuruluşların işbirliğini merkeze alarak, ticaretten turizme pek çok alanda yenilikçi girişimlerin yaygınlaştırılmasında önemli bir fonksiyon üstlendiğini kaydetti.
Kavcıoğlu, gelişen ikili ilişkilerin, yeni süreçlere ilişkin ürün ve hizmetlerin geliştirilmesi, ekolojik problemlerin çözümüne yönelik farkındalığın artırılması, jeopolitik gerilimlerin arttığı bir dönemde operasyonel sürekliliğin sağlaması yönleriyle de paha biçilmez katkılar sağlayacağını dile getirdi.
“BDDK OLARAK, BANKACILIKTA DİJİTAL DÖNÜŞÜMÜ SADECE BİR TREND DEĞİL, BİR ZORUNLULUK OLARAK GÖRÜYORUZ”
BDDK Başkanı Kavcıoğlu, bankacılık sektörünün uluslararası düzeyde ekonomik, sosyal, jeopolitik ve teknolojik gelişmeler ile uyumlu, bunlar doğrultusunda ortaya çıkan ihtiyaçların giderilmesi noktasında etkili bir şekilde geliştirilmesi hususundaki duyarlılığın ve bu yöndeki çalışmaların temelinde dost ülkeler arasındaki stratejik ilişkilerin sürdürülmesi noktasında önemli bir sinerji oluştuğunu söyledi.
İklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik politikaların bankacılık sektörü için hem büyük bir sorumluluk hem de önemli bir fırsat sunduğunu belirten Kavcıoğlu, şöyle devam etti:
“BDDK olarak, yeşil finansman ve sürdürülebilir bankacılık uygulamalarını destekleyerek bu küresel mücadelede aktif bir rol oynamaktayız. Bankalarımız, sadece iklim değişikliğiyle ilgili risklerini azaltmak için değil, aynı zamanda yeşil finansman fırsatlarından yararlanmak için sürdürülebilirliği stratejilerinin merkezine almaktadır. Biz de dönüştürücü iklim politikalarını finans sektörünün geleceğini güvence altına almanın ve finansal sistemin sürdürülebilirliğini artırmanın anahtarı olarak görüyoruz.”
Şahap Kavcıoğlu, Türkiye’nin yeni teknolojileri benimseme konusundaki hızıyla dijital bankacılıkta önemli adımlar attığını ifade ederek, Türk bankacılık sektörünün, dijital dönüşüm ve teknolojik yeniliklere yaptığı yatırımlarla verimliliğini artırırken, yeni iş modelleri oluşturarak ekonomik zorluklara karşı daha dirençli bir yapı sergilediğini dile getirdi.
BDDK olarak, bankacılıkta dijital dönüşümü sadece bir trend değil, bir zorunluluk olarak gördüklerini aktaran Kavcıoğlu, dijital altyapı ve finansal hizmetlerinin güvenli, kapsayıcı ve yenilikçi olmasını sağlamak için daha da güçlendirmeye kararlı olduklarını sözlerine ekledi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, sosyal medyadaki videoda bir işletmede askeri üniforma giyen bir şahsın mekanda bulunan masalara askeri üniforma ile servis yapıldığının görüldüğü üzerine soruşturma işlemlerine başlandığı ve söz konusu işletme mesul müdürünün Abdulkadir Güler, işletme sahibinin Adnan Kalkmaz, video içerisinde askeri üniforma giyerek servis yapan kişinin ise Suriye uyruklu Yousuf Jaafer olduğunun tespit edildiği anlatıldı.

Hazırlanan iddianamede, şüphelilerin yayınlamış oldukları videonun devletin askeri teşkilatının şeref ve saygınlığını zedeleyici niteliğinin bulunduğu, video içeriğinin düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmesinin mümkün olmadığı, toplumun gelişmesine katkıda bulunmadığı gibi devletin askeri teşkilatını alenen aşağılamaya yönelik olduğu aktarıldı.
Söz konusu videonun kışkırtıcı tutum ve davranışlar sergilemeye yönelik hareketler içerdiğinin belirtildiği iddianamede, hareketlerin halkın bir kesiminin diğer kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa, ayrımcılığı gerektirecek nefrete yönlendirici nitelikte olduğu, hareketlerin bulunduğu videonun sosyal medya ve basın yayın organlarında yayınlanmasının ardından birçok hesap ile grup tarafından yorumlarla birçok defa paylaşılarak medyada gündem oluşturduğu, ilaveten tahrik edilenler nazarında endişe yaratacak şekilde bir etki oluşturarak kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıktığı kaydedildi.
“TÜRK ASKERİ ÜNİFORMASI OLDUĞUNU BİLMİYORDUM”
Şüpheli Yousuf Jaafer’in iddianamede de yer alan ifadesinde şunları söylediği öğrenildi:
“’Ben 2017 yılının yaz aylarında yasal yollar vasıtasıyla Suriye’den Türkiye’ye giriş yaptım. Türkiye’ye geldikten sonra ilk olarak İstanbul ili Bakırköy ilçesi sonrasında Beylikdüzü ilçesinde restoranlarda çalışmaya başladım. Daha sonra 2022 yılı yaz aylarında sosyal medya vasıtasıyla video çekmeye ve gelir elde etmeye başladım. Söz konusu restorana gittiğimde burada müşteri olarak bulunan, Dubai’den geldiklerini söyleyen yabancı uyruklu 2 kişi, Eminönü’nden almış oldukları askeri üniformayı bana getirerek video çekme teklifinde bulundular.
“VİDEOYU ÇEKME AMACIM KESİNLİKLE TÜRK ASKERİ TEŞKİLATINI AŞAĞILAMAK DEĞİLDİR”
Ben de askeri üniformalı videonun daha fazla izleneceğini düşünerek bu teklifi kabul ettim. Video içerisinde et servisi yaptığım masada bulunan iki kişi bana askeri üniformayı getirerek video teklifinde bulunan tanımadığım 2 kişidir. Giymiş olduğum üniformanın üzerinde herhangi bir bayrak ya da yazı yoktu, Türk askeri üniforması olduğunu bilmiyordum. Çok pişmanım. Videoyu çekme amacım kesinlikle Türk askeri teşkilatını aşağılamak değildir.”
Şüpheli Jaafer’in askerlik mesleğine özgü elbiseleri başkalarını yanıltacak biçimde giyerek çektiği ve hesabından yayınlamış olduğu videoyu daha sonra sildiğinin de belirtildiği iddianamede, işletme mesul müdürü şüpheli Abdulkadir Güler ve işletme sahibi şüpheli Adnan Kalkmaz’ın, işletme üzerindeki yetkileri ve konumları gözetilerek videonun bilgileri dışında çekilerek yayında kaldığına yönelik savunmalarına itibar edilmeyeceği de belirtildi.
7’ŞER YIL 6’ŞAR AYA KADAR HAPİS TALEBİ
Hazırlanan iddianamede şüpheliler Abdulkadir Güler, Adnan Kalkmaz ve Yousuf Jaafer’in “devletin askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılama”, “özel işaret ve kıyafetleri usulsüz kullanma” ve “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik veya aşağılama” suçlarından toplamda ayrı ayrı 2 yıl 3 aydan 7 yıl 6 aya kadar hapis cezasına çarptırılmaları talep edildi. Şüphelilerin yargılanmasına önümüzdeki günlerde İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi’nde başlanacak.
]]>
‘GÖRÜŞLERİMİZİ KARŞILIKLI OLARAK TEYİT ETTİK’
Özbekistan Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda gerçekleşen görüşmenin ardından Özbek ve Türk medyasının sorularını yanıtlayan Kurtulmuş, Taşkent’te bugün çok verimli görüşmeler yaptıklarını; Cumhurbaşkanı Mirziyoyev ile gerçekleştirdiği görüşmeyle de bunları taçlandırdıklarını söyledi.
Mirziyoyev ile son derece samimi, yapıcı ve güzel bir görüşme gerçekleştirdiklerini ifade eden Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Yasama Meclisi Başkanı ve Senato Başkanıyla yaptığımız görüşmelerin bir özetini ortaya koyduk. Sayın Mirziyoyev’in başlatmış olduğu ‘üçüncü büyük medeniyet yürüyüşü’ ya da ‘üçüncü rönesans’ ismini verdiği reform programını yakinen takip ettiğimizi ifade ettik. Bu programın sadece Özbekistan için değil aynı zamanda bütün İslam dünyası ve hatta insanlık için fevkalade önemli bir medeniyet projesi olduğunu aktardık. Her iki tarafta da birbirini çok iyi tanıyan, ‘kardeşim’ diyerek hitap eden Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Sayın Cumhurbaşkanımız Şevket Mirziyoyev’in olduğu bu dönemde, el ele, gönül gönüle vererek hem Türk dünyasının birlik ve beraberliğinin sağlanması hem de yeni, adil, hakkaniyetli bir dünyanın kurulabilmesi için görüşlerimizi karşılıklı olarak teyit ettik.”

‘CANLA BAŞLA ÇALIŞACAĞIZ’
Görüşmede, Türkiye ve Özbekistan arasında ticari, ekonomik ve kültürel alandaki ilişkileri konuşma fırsatı bulduklarını dile getiren Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Mirziyoyev’in, Özbekistan Yasama Meclisi, Özbekistan Senatosu ve TBMM arasında üçlü, parlamenter diplomasinin imkanlarını arttırabilecek çalışmalara ilişkin görüşlerini ifade ettiğini aktardı.
Kurtulmuş, “İnşallah biz de Özbekistan Yasama Meclisi, Özbekistan Senatosu ve TBMM olarak dostluk gruplarımızı çalıştırarak en kısa zamanda parlamenter diplomasi bakımından iki ülkenin köprülerini sağlam bir şekilde kurmuş olacağız. Zaten var olan ilişkileri çok daha kuvvetlendirmek, dostluk grupları, ihtisas grupları üzerinden parlamenter diplomasinin imkanlarını arttırmak için canla başla çalışacağız.” dedi.
‘İNSANLIĞA ÇOK BÜYÜK FAYDALARI OLACAĞI KANAATDEYİM’
Mirziyoyev’e, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selamlarını ve sevgilerini ifade ettiğini aktaran Kurtulmuş, “O da aynı şekilde Cumhurbaşkanımıza selamlarını gönderdi. İki ülkenin kardeşliğinin, dostluğunun bölgeye, Türk dünyasına ve insanlığa çok büyük faydaları olacağı kanaatindeyim.” diye konuştu.

MİRZİYOYEV TÜRKİYE’YE GELİYOR
İlişkilerin daha da güçlendirilmesi için ne gibi çalışmaların yapılması gerektiği yönündeki soru üzerine Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Devam eden ve şu anda 3 milyar dolar seviyesini aşmış olan ikili ticaret hacmi var. Öncelikle bunun orta vadede 5 milyar dolara, uzun vadede 10 milyar doların üzerine çıkarılması lazım. Ticari ilişkilerin yanı sıra turizm alanında çok büyük bir potansiyel var. Ayrıca milli savunma sanayinde önemli potansiyeller var.
Karşılıklı olarak yüksek düzeyli işbirliği toplantıları gerçekleşiyor. Yüksek düzeyli işbirliği toplantısı önümüzdeki dönemde Türkiye’de gerçekleşecek. İki cumhurbaşkanının eş başkanı olarak katıldığı bu toplantılarda çok teferruatlı olarak bu konular gündeme gelecek. Zaten başlamış olan bu süreci hızlandırarak daha da güçlü bir şekilde bu ilişkiler somut projeler üzerinden sürdürülecek. İnşallah başarılı olur. Türkiye’deki toplantıya da Sayın Mirziyoyev katılacağını ifade etti.”
Kurtulmuş, başka bir soruya cevap verirken, en kısa sürede bir mutabakat imzalayarak parlamentolar arasında ilişkileri de kuvvetlendireceklerini vurguladı.
İran halkı Reisi’yi uğurluyor: 3 gün sürecek cenaze töreni başladı



















İran Genelkurmay Başkanlığı; Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, Tebriz Cuma İmamı Ayetullah Ali Haşim dahil 9 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazasına dair bir açıklama yayımladı.
“BİZİM İHA’MIZ HİNT OKYANUSU’NDA GÖREVDEYDİ”
Açıklamada, kazanın yaşandığı anda “SAR” radarıyla donatılmış İHA’larının Hint Okyanusu’nda bir görevde olduğu o sebepten ötürü bölgeye hızlıca intikal etmesinin mümkün olmadığı ifade edildi:
“Cumhurbaşkanı’nın (Reisi) ve beraberindeki heyetin helikopter kazası sonrasında, çok elverişsiz hava koşullarının varlığı, bölgenin coğrafi karmaşıklığı ve dağlık yapısının yanı sıra, ‘SAR’ radarıyla donatılmış, gelişmiş İran insansız hava araçlarının Hint Okyanusu’nun kuzeyinde görevde ve uzak mesafede olması, helikopter kaza yerinin tespiti için kurtarma güçlerinin kara yoluyla bir arama operasyonu başlatmasını mecbur kıldı…”

“ENKAZI TÜRK İHA’SI DEĞİL, GÖREVDEN DÖNEN İHA’MIZ BULDU”
Bu sebepten ötürü komşu ülkelerden yardım talep edildiğini ve Türkiye’nin çağrıya olumlu cevap verdiğinin belirtildiği açıklamada, “…Bu durumda Genelkurmay Başkanlığı, dost ülkelerin işbirliğini duyurdu ve Türkiye’nin teklifini kabul etti. Türkiye bölgeye gece görüşlü ve termal kameralı İHA göndermesine rağmen, bulutların altındaki noktaları tespit ve kontrol etme ekipmanının bulunmaması nedeniyle, helikopterin düştüğü yeri doğru bir şekilde bildiremedi ve nihayetinde Türkiye’ye döndü. Pazartesi sabahı (20 Mayıs) erken saatlerde helikopter kazasının tam yeri, Hint Okyanusu’nun kuzeyindeki görevinden çağrılan İran insansız hava araçları tarafından tespit edildi.” ifadelerine yer verildi.

IRNA: TÜRK İHA’SI ENKAZIN TESPİTİNDE 7 KİLOMETRE YANILDI
İran resmi haber ajansı IRNA ise, AKINCI İHA’nın helikopter enkazı olarak verdiği koordinatlarla (38.7677778, 46.6925000) Tevil köyü yakınlarını işaret ettiğini ancak burada yapılan incelemelerde helikopter izine rastlamadığını aktardı.
Helikopter enkazının kesin yerini, pazartesi sabahı (20 Mayıs) bölgeye ulaşan ve tarama yapan İran İHA’sının, Uzi köyünün batısı olarak tespit ettiğini belirtti.
IRNA, Türk İHA’sının keşfettiği nokta ile İran İHA’sının bulduğu kazanın ana noktası arasında 7 kilometrelik mesafe olduğunu kaydetti.

ANADOLU AJANSI’NIN HABERİ VE TÜRKİYE’DEN YAPILAN AÇIKLAMA
Helikopter enkazının Akıncı İHA tarafından bulunduğu gelişmesi, ilk olarak Anadolu Ajansı’nın (AA) haberine yansımıştı. Haberlerde, 19 Mayıs’ta İran makamlarının yardım teklifini kabul etmesi üzerine bir adet Bayraktar AKINCI Taarruzi İnsansız Hava Aracı’nın (TİHA) saat 23.30’da Batman’dan havalanarak saat 00.45’te kaza bölgesine ulaştığı belirtilmişti. AA, pazartesi günü (20 Mayıs) sabah saatlerinde ise, “Akıncı İHA, İran Cumhurbaşkanı Reisi’yi taşıyan helikopterin enkaz bölgesini tespit edip yurda döndü.” başlığı ile hava aracının Van’a geldiğini duyurmuştu. Söz konusu haberlerin ardından İran Kızılay Başkanı Pir Hüseyin Kolivend, salı günü (21 Mayıs) konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Sabah saat 05.00 sıralarında helikopterin enkazını bulanlar İranlı kurtarma ekipleriydi.” demişti.
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler de konuyla alakalı şu ifadeleri kullanmıştı:
“Olayın haber alınmasını müteakip İran makamlarından gelen gece görüş kabiliyetli helikopter talebi üzerine hazırlıklara başladık, bu kapsamda tarafımızdan mevcut şartlarda daha faydalı olabileceği değerlendirilerek AKINCI İHA’nın da hazırlanması talimatı verildi. Cumhurbaşkanlığımızın onayı ve İranlı yetkililerin ‘olur’u sonrasında silahsız AKINCI İHA saat 23.30’da Batman’dan havalanarak saat 00.12’de İran hava sahasına giriş yaptı. İlgili bölgede yapılan taramalarda saat 02.36’da ilk görsel temas sağlanmış ve tespit edilen ısı kaynağı İran makamlarıyla paylaşılmıştır. Saat 05.50’de ise, İranlı yetkililerle kurulan temas sonucu enkaza ulaşıldığı bilgisi alınmıştır. Görevini başarıyla tamamlayan AKINCI İHA’mız, saat 06.45’te Türkiye hava sahasına giriş yapmıştır.”
Fidan, Türk dünyasının milli güvenlik mimarisi oluşturması için parlamenterler düzeyinde bir araya gelinmesi ve bir zeminin oluşturulmasının önemli bir konu olduğunu söyledi.
Batı dünyasının parlamenter diplomasiyi baskı oluşturmada, pozisyon ilerletmede çok yoğun bir şekilde kullandığını anlatan Fidan, Türk dünyasının da son yıllarda TÜRKPA altında çeşitli konularda hem birbirleriyle paylaşım yaparak hem de zemin kazanarak ilerlemesinin stratejik önem taşıdığını vurguladı. Fidan, milli savunma alanının ekosistem oluşturulması gereken bir alan olduğunu söyledi.
Bakan Fidan, TÜRKPA 13. Genel Kurulu’nun 5-6 Haziran’da Bakü’de gerçekleştirileceğini belirterek, dünyanın artan çatışmalar ve istikrarsızlıklarla karşı karşıya kaldığı ve küresel rekabetin hızlandığı dönemde TÜRKPA, Milli Savunma Komisyonu Başkanlarının bugün bir araya gelmesinin ayrı bir anlama sahip olduğunu kaydetti.
Fidan, Türk dünyasının her alanda olduğu gibi savunma ve güvenlik alanlarında da daha fazla işbirliği ve bütünleşme içinde olmasının zaruri olduğunu aktardı.
TÜRKİYE YÜZYILI VİZYONU VURGUSU
Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye Yüzyılı vizyonu çerçevesinde yürütülen dış politikasının, Türkiye’nin ötesinde, Türk dünyasında da barış, refah ve güvenliğe katkı sunarak Türk devrine kendilerini taşıdığını söyledi.
1990’lı yılların başında bağımsızlığını kazanan genç cumhuriyetlerin, Türk dünyasının köklü devlet ve teşkilatlanma geleneği sayesinde hızla devletleşme yoluna girdiğini ve her alanda kapasitelerini güçlendirdiğini belirten Fidan, Türkiye’nin Türk Cumhuriyetlerine her zaman büyük destek verdiğini kaydetti.
Bakan Fidan, şöyle devam etti:
“Türk devletleri arasındaki ilişkiler ve örgütleşme süreci, ulus devletleri arasındaki ilişkilerin ötesinde olmalı ve tarihin bizlere sunduğu fırsatlardan istifadeyle ilerletilmelidir. Asya’nın yükselişinin sürdüğü ve Türk coğrafyasının öneminin her geçen gün daha da arttığı bir dönemdeyiz. Bunun bir sonucu olarak bölge dışı aktörlerin coğrafyamıza ilgisinin de giderek arttığını gözlemliyoruz. Avrasya’nın kalbinde yer alan coğrafyamızın küresel güç rekabetine sahne olmasının önüne geçmenin tek yolu var: O da saflarımızı sıklaştırmak. Bölgesel sahiplenme amacıyla küresel rekabetin yıkıcı biçimde bölgemize yansıtılmasına izin vermemeyi amaçlıyoruz.”
Bölgede sorunların ortaya çıkmadan önlenmesini, ortaya çıkan sorunların da bir aile olunduğu bilinciyle yine aile içinde, bu ailenin ferdi olmanın sorumluluğuyla çözüme kavuşturulmasını amaçladıklarını belirten Fidan, mevcut uluslararası sistemin barış, istikrar ve adalet üretemediğini, bölgesel sahiplenme ve işbirliğinin daha da önemli ve gerekli hale geldiğini dile getirdi.
Dışişleri Bakanı Fidan, son dönemde Afganistan’da, Doğu Avrupa’da ve Orta Doğu’da meydana gelen gelişmelerin, Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan Türk dünyası halkının küresel ve bölgesel ölçekte önemini bir kez daha gösterdiğini vurguladı.
GAZZE’DEKİ KATLİAM
Gazze’de kadın ve çocuk olmak üzere on binlerce insanın hayatını kaybetmesine neden olan vahşetin sürdürülebilir ve kalıcı biçimde durdurulabilmesi için iki devletli çözümün hayata geçmesinin gerektiğini aktaran Fidan, şunları kaydetti:
“Yaşanan zulüm ve insani kriz karşısında Batı sessizliğe gömülmüş, uluslararası kuruluşlar ve normlar yetersiz kalmıştır. İhtilafın coğrafi yayılması ve toplumsal tırmanma tehlikesi de her geçen gün artmaktadır. Bu ortamda, Türk dünyasının ortak duruş sergileyerek uluslararası topluma örnek teşkil etmesi, Türk dünyasının ahlaki ve güç olarak da öne çıkmasını sağlayacaktır. İhtilafın coğrafi yayılması ve toplumsal tırmanmayı beraberinde getirmesi tehlikesinin bertaraf edilmesine de katkıda bulunacaktır.”
Fidan, Türkiye’nin Gazze konusunda ilk günden itibaren ilkeli bir duruş ve aktif bir politika sergilediğini söyledi.
Gazze’ye ulaştırılan uluslararası yardımların yaklaşık 3’te 1’ini Türkiye’nin sağladığını hatırlatan Fidan, Türkiye’nin ayrıca yardım sağlayan ülkelerin de başında geldiğini aktardı.
Fidan, şöyle devam etti:
“En başından beri soruna adil ve kalıcı bir çözümün şart olduğunu, Filistin devletinin tanınması ve iki devletli çözüme odaklanılması gerektiğini vurguladık. İsrail’e karşı bu hedef doğrultusunda somut adımlar attık. Mevcut aşama itibariyle ikili ticaretimizi sonlandırdık. Güney Amerika Cumhuriyeti tarafından İsrail’e karşı Uluslararası Adalet Divanında açılan davaya müdahil olma kararımızı açıkladık. Her türlü insan haklarının ve uluslararası hukuk ilkesinin daha fazla çiğnenmemesinin ve buna göz yumulmamasının önüne geçmek için tek yol var; İsrail’e yönelik uluslararası baskıların her alanda arttırılması. Bu çerçevede Türk dünyasındaki tüm kardeşlerimizi Gazze’deki vahşet karşısında seslerini daha fazla yükseltmeye, bu zulme son vermek için daha fazla ve daha somut adımlar atmaya çağırıyorum.”
UKRAYNA-RUSYA SAVAŞI
Bakan Fidan, Ukrayna-Rusya Savaşı’nda daha fazla kan dökülmesini önlemek için çabaları sürdürdüklerini belirterek, “Ukrayna’nın egemenliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne desteğimiz tamdır. Öte yandan, savaşın başından bu yana çatışmaların sona ermesi, müzakere yoluyla barışçıl bir çözüme ulaşılması gerektiğini vurguluyoruz. Bu kapsamda farklı alanlarda arabuluculuk görevlerini sürdürdük, sürdürmeye devam ediyoruz.” dedi.
“Malumunuz, Avrupa’nın ortasında 21’inci yüzyılda, son 2 yılda 500 bin kişinin hayatını kaybettiğine, bir ülkenin alt yapısı ve üst yapısının tamamıyla yok olduğuna, konvansiyonel bir savaşın devam ettiğine şahit olmaktayız.” diyen Fidan, böyle bir manzaranın Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında da görüldüğünü söyledi.
Fidan, yüz binlerce insanın öldüğü bu trajik tablonun önemli dersler ve ikazlar sunduğunu dile getirerek, TÜRKPA Milli Savunma Komisyonu Başkanları 1’inci Toplantısı’nda bir araya gelinmesinin önemini vurguladı.
Milli güvenlikle ilgili tehditlerin her zaman baş gösterebileceğine işaret eden Fidan, bunun için hazırlıklı olunması gerektiğini ifade etti.
Fidan, Ukrayna-Rusya Savaşı’nda çatışan tarafları bir araya getirerek Karedeniz Tahıl Girişimi’nin hayata geçirildiğini, bu yolla dünyanın sürükleneceği bir gıda krizinin önlenmesinin amaçlandığını hatırlatarak, “Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğini sağlayacak düzenlemeler için taraflar arasında görüşmelerimiz devam ediyor.” diye konuştu.
AZERBAYCAN’A TAM DESTEK
Azerbaycan’ın, 30 yıldır süregelen Karabağ işgaline son vererek Güney Kafkasya’da kalıcı barışın önünü açmasından büyük memnuniyet duyduklarını kaydeden Fidan, Ermenistan’ın işgali altında bulunan 4 köyün Azerbaycan’a iade edilmesi ve Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ile Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan’ın 11 Mayıs’ta Kazakistan’ın Almatı şehrinde gerçekleştirdikleri görüşmelerin olumlu gelişmeler olduğunu bildirdi.
Fidan, Türkiye’nin bu süreçlerde Azerbaycan’a tam desteğini sürdürdüğünün altını çizerek, “Azerbaycan ve Ermenistan arasında nihai barış anlaşmasının imzalanması halinde bunun yalnızca iki ülkeye değil, tüm bölgeye olumlu yansımaları olacaktır.” ifadesini kullandı.
Türkiye’den Orta Asya’ya kadar bölgedeki tüm ülkelerin refahına katkı sunacak adımların atılmasını, bölgenin refah ve istikrar koridoruna dönüşmesini arzuladıklarını bildiren Fidan, ekonomi, ticaret ve finans sektörlerinin, askeri güç gibi yüksek politika alanlarından biri haline geldiğini kaydetti.
Fidan, küresel ölçekte yeni ticaret yolları arayışlarının hız kazandığını anlatarak, “Jeopolitik ve jeoekonomik iç içe geçmiştir. Bu ortamda Türk devletleri, bağlantısallık, ticaret, enerji güvenliği gibi kritik alanlarda büyük işbirliği potansiyeli taşımaktadır.” dedi.
TÜRK DEVLETLERİYLE İŞBİRLİĞİ VURGUSU
Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) bölgede istikrar ve büyüme konusunda üstlenebileceği role dikkati çeken Fidan, ulaştırma ile altyapı projelerine ve çeşitli alanlardaki yatırımlara önemli mali destek kaynağı sağlayacak olan Türk Yatırım Fonu’nun kurulmasını “bütünleşmenin ekonomik boyutunda atılmış çok önemli bir adım” olarak nitelendirdi.
Fidan, “Bağlantısallığın önemli bir boyutunu oluşturan ulaştırma ağlarını geliştirme hedefimiz doğrultusunda, ulaşım ve ticarette işbirliğimizi güçlendirerek 170 milyonu aşkın bir nüfusu bünyesinde barındıran birliğimizin lojistik boyutunu da inşa etmeyi arzuluyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Bakan Fidan, Hazar Geçişli Orta Koridor’un hayata geçirilmesinin yalnızca tedarik zincirinin güvenliğine değil, aynı zamanda Avrupa’dan Çin’e kadar geniş bir alanda refah ve istikrarın sağlamlaştırılmasına katkı sağlayacağını vurguladı.
Savunma sanayi alanında işbirliğinin geliştirilmesi ve Türk devletleri arasında savunma sanayi ekosisteminin oluşturulmasının gerekliliğine işaret eden Fidan, “Bunu sürdürülebilir kılmak için tedarik, eğitim, bakım, yan ürünler gibi konularda gereken adımları süratle atmalıyız. Türkiye, savunma sanayi alanında işbirliği konusunda kardeş Türk devletlerine her türlü desteği sağlamaya her zaman hazır olmuştur.” dedi.
YÜKSEK TEKNOLOJİ, EKONOMİNİN LOKOMOTİFİ
Fidan, yüksek ve kritik teknoloji alanlarının, ekonominin lokomotifine dönüşmüş durumda olduğunu ve yapay zeka gibi çığır açıcı teknolojilerin, ekonomiden güvenliğe pek çok alanda oyun değiştirici faktör olarak insan hayatına girdiğini anlatarak, “Ne amaçla kullanılacağına ve ne yönde gelişeceğine bağlı olarak aynı anda hem riskler hem de fırsatlar taşımaktadır.” ifadesini kullandı.
İklim değişikliğinin etkisiyle uluslararası alanda gerçekleşen yeşil ve dijital dönüşüme işaret eden Fidan, Türk dünyasının bu yeni gelişmelere hızla adapte olması gerektiğini söyledi.
Fidan, küresel ve bölgesel istikrarsızlıklar, yasa dışı göç ve örgütlü suç gibi konularda ortak mücadele vurgusu yaparak, Pakistan ziyaretinde Afganistan ile ilgili konuları ele aldıklarını dile getirdi.
Türkmenistan ve Özbekistan başta olmak üzere Türk dünyasının Afganistan’daki gelişmeleri yakından takip ettiğini belirten Fidan, “Özellikle terörizmle, göçle, sınır güvenliğiyle ilgili konular kardeş ülkeler için birinci derecede öncelikli güvenlik sorunu. Bu konuyu da ilgili kurumlarımızla çok yakından takip ediyoruz. Kardeş Türk devletlerinin ilgili kurumlarıyla bu konuları da ele alıyoruz.” diye konuştu.
TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATININ BÜTÜNLEŞMESİ
Bakan Fidan, TDT’nin her alanda kurumsallaşan ve sağlam temellere dayanan bir teşkilat haline geldiği değerlendirmesinde bulunarak, “Yol haritamızı teşkil eden 2040 Türk Dünyası Vizyon Belgesi’nin de ortaya koyduğu üzere her alanda ortak hedefleri ve vizyonu olan bir teşkilatın mensuplarıyız.” dedi.
TDT’nin ekonomi, enerji, savunma, turizm, kültür ve eğitim gibi pek çok alanda projeler yürüttüğünü anlatan Fidan, Türk Yatırım Fonu, Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY), Türk Kültürü ve Mirası Vakfı, Uluslararası Türk Akademisi, TÜRKPA, Türk Konseyi Ortak Ticaret ve Sanayi Odası gibi kurumlarla bütünleşme alanında önemli adımlar attıklarını ifade etti.
Fidan, TDT’nin daha güçlü kurumsallaşması ve bölgesinin öncü kuruluşlarından biri olması yönünde çabaları kararlılıkla sürdürdüklerine işaret ederek, “Teşkilatın Sekreteryasını güçlendirmek ve daimi temsilciler atamak suretiyle yürütülen projelerin verimliliğini ve hızını artırmayı; ayrıca ortak savunma sistemi oluşturmayı ve ortak kabiliyet geliştirmeyi, atılması gereken başlıca adımlar arasında görmekteyiz.” dedi.
TDT’nin uluslararası görünürlüğünün arttığını vurgulayan Fidan, farklı ülkeler ve uluslararası kuruluşların TDT ile kurumsal işbirliği arayışlarının arttığını aktardı.
KKTC’NİN TÜRK DÜNYASINDAKİ YERİ
Bakan Fidan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC), Türk dünyasının ayrılmaz bir parçası olduğunun altını çizerek, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, anayasal adıyla gözlemci üye olarak, 2022’de Türk Devletleri Teşkilatına, 2023’te ise TÜRKPA’ya katılımı aile meclisimizi, Türk dünyasında olması gerektiği gibi kapsamaya bir adım daha yaklaştırdı.” diye konuştu.
KKTC’nin ileriki dönemde TDT etkinliklerine katılımının ve uygun şekilde temsilinin önem arz ettiğini dile getiren Fidan, Türk bütünleşmesini desteklemekten memnuniyet duyduklarını kaydetti.
Fidan, Dışişleri Bakanı olarak göreve geldiğinde dış politikada 4 temel stratejik hedef belirlediğini anımsatarak, “Bunlar, bölgemizde barış ve güvenliği tesis etmek; dış ilişkilerimizi yapısal zemine oturtmak; refah ortamını geliştirmek ve küresel hedeflerimize ilerlemek.” dedi.
Türk devletleri ile ilişkilerin ve Türk dünyasının bütünleşmesinin daha ileri aşamalara taşınmasının öneminin altını çizen Fidan, “Bu doğrultuda geçtiğimiz ay yapılan değişiklikle, Dışişleri Bakanlığımız bünyesinde Orta Asya ve Türk Devletleri Teşkilatı Genel Müdürlüğünü kurduk. Bu düzenleme, Türk dünyasının bütünleşmesine daha yoğun katkıda bulunma hedefimizin ve dış politika vizyonumuzda Türk dünyasına atfettiğimiz önceliğin somut göstergesidir.” ifadelerini kullandı.
Fidan, beraberliğin güçlenmesinin Türk dünyasını küresel düzende baş aktörlerden biri haline getireceğini dile getirerek, bunun “Balkanlar’dan Çin’e uzanan geniş coğrafyada barış, refah ve güvenlik koruması sağlayacağını” söyledi.
Parlamenter diplomasi icra eden milletvekillerine, liderlere tavsiyede bulunmak ve toplumu yönlendirmek açısından büyük rol düştüğünü kaydeden Fidan, toplantının, Türk dünyası için hayırlara vesile olması dileğinde bulundu.
]]>Türkiye’de çeşitli şubelerden 70’den fazla üyeyle ABD’ye geldiklerinin bilgisini veren Asmalı, burada önemli faaliyetler gerçekleştirdiklerini anlattı.
Asmalı, ABD’nin New Jersey eyaletinde, Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Sedat Önal’ın yanı sıra iş insanları ve yerel siyasetçilerin de katılımıyla network etkinliği düzenlediklerini kaydederek, aynı gün MÜSİAD New York Şubesinin ofis açılışını yaptıklarını bildirdi.
Türk-Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesi (TASC) ile Türkiye’nin ihracatına ve diaspora çalışmalarına destek verenleri ödüllendirdiklerini dile getiren Asmalı, TASC ile mutabakat zaptı imzaladıklarının bilgisini paylaştı.
Asmalı, New York’ta düzenledikleri bilgilendirme ve tecrübe paylaşımı etkinliklerine işaret ederek, burada çeşitli eyaletlerden gelen şube başkanları ile eyaletlere özgü yatırım fırsatlarının değerlendirildiğini söyledi.
MÜSİAD’ın ABD’de 9 temsil noktası olduğunu hatırlatan Asmalı, “Yıl sonuna kadar buna Ohio, Illinois, Pennsylvania ve Florida eyaletlerini de ekleyerek temsil noktası sayımızı 13’ye çıkarmayı hedefliyoruz.” dedi.
“BURANIN KANUNLARINI, STANDARTLARINI İYİ BİLİP; PLANLI, PROGRAMLI HAREKET ETMELİYİZ”
Mahmut Asmalı, ABD’nin önemli bir pazar ve Türkiye’nin Almanya’dan sonra en çok ihracat yaptığı ülke olduğunu belirterek, ABD ile ikili ticaret hacminin 30 milyar dolar seviyelerine yükseldiğini bildirdi.
İki ülke arasında 100 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefi bulunduğuna değinen Asmalı, “Henüz üçte birini gerçekleştiriyoruz. Oysa Amerika dünyanın en büyük ekonomisi ve büyük bir pazar. Yapacak çok işimiz var. Burasının Çin pazarından kurtulup farklı pazarlara açılma stratejisi olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla Türk iş insanlarına burada çok büyük bir görev düşüyor.” diye konuştu.
Asmalı, Türk iş insanlarının ABD’yi iş yapmak için uzak bir ülke gibi gördüğünü belirterek, gelişen lojistik imkanlardan bahsetti.
Türk iş insanlarına ABD pazarına yoğunlaşmaları çağrısında bulunan Asmalı, ülkenin yaklaşık 80 bin dolar olan kişi başına düşen milli gelirinin Avrupa Birliği’nin neredeyse 1,5 katı olduğunu söyledi.
Asmalı, bu nedenle ABD’nin ciddi ihtiyaçlarının bulunduğuna değinerek, “Bizim buranın kanunlarını, standartlarını, ölçeklerini iyi bilip; planlı, programlı hareket etmemiz lazım.” değerlendirmesinde bulundu.
Bu kapsamda gerçekleştirilen tecrübe paylaşımı etkinliğinde de hukukçulardan mali müşavirlere kadar birçok kişinin bilgilendirme sunumu yaptığını dile getiren Asmalı, “Geldiğimiz günden bu yana her anımızı değerlendirmek için buradayız. Amerikalı iş adamlarıyla gerek Türkiye’de gerek burada, hatta üçüncü ülkelerde birlikte yatırım yapma imkanlarını araştırıyoruz.” ifadesini kullandı.
“İŞ İNSANLARINA GÜÇLÜ TİCARİ BAĞLANTILAR KURMA GÖREVİ DÜŞÜYOR”
MÜSİAD Genel Başkanı Asmalı, Türkiye ile ABD’nin iki önemli müttefik olduğuna işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Siyasette zaman zaman inişler ve çıkışlar da olabiliyor ama biz iş insanlarına düşen görev, buralarda çok güçlü ticari bağlantılar kurup Amerikalı siyasetçilere de Türkiye’nin siyasi tezlerini anlatabilmek. Biz ne kadar temas eder, ne kadar iyi ilişkiler kurarsak Türkiye’nin diplomasi alanındaki tezlerini buradaki siyasetçilere çok daha iyi anlatırız. Bu açıdan bizlere çok önemli bir görev düşüyor. İnşallah MÜSİAD olarak da bu noktada üzerimize düşeni yapmaya hazırız.”
Asmalı, New York’taki etkinliklerin ardından, Pennsylvania ve Delaware eyaletlerinde de üye iş yerlerini ziyaret edeceklerini kaydederek, başkent Washington’da da tecrübe paylaşımı, network toplantıları ve B2B görüşmeler gibi etkinlikler yapacaklarını anlattı.
ABD iş seyahatine yönelik bir rapor da hazırlayacaklarının bilgisini veren Asmalı, “Türkiye’ye dönünce 14 bini aşkın üyemize burada gözlemlediğimiz fırsatları bir rapor olarak sunacağız ve Amerika pazarının asla ihmal edilmemesi, boş bırakılmaması gerektiğini duyuracağız.” şeklinde konuştu.
Bolat, yaptığı konuşmada, birlikte çalıştıkları Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ile ticaret diplomasisi kapsamında, Türk iş dünyasının kuruluşlarının temsilcileriyle, bu toplantılarda muhatap olunan ülkelerin iş insanlarıyla karşılıklı yatırım, ticaret ve ekonomik ilişkileri artırmak için bir araya getirdiklerini söyledi.
Çekya’nın Türkiye ile son derece sağlıklı ilişkileri olan, ciddi bir siyasi ya da ticari ihtilafının olmadığı dost bir ülke olduğunu aktaran Bolat, Avrupa Birliği (AB) içinde ilişkiler noktasında da Türkiye’ye destek veren bir ülke konumunda bulunduğunu ifade etti.
“ÇEKYA İLE TİCARET HACMİ SON 20 YILDA 13 KAT ARTARAK 6 MİLYAR DOLARA YAKLAŞTI”
Bolat, Çekya ile ticaretin 20 yıl önce 450 milyon dolar olduğunu anımsatarak, şöyle konuştu:
“Aşağı yukarı 13 katı artışla 6 milyar dolara yaklaştı. Değerli büyükelçimizin ortaya koyduğu 10 milyar dolarlık hedef ulaşılabilir bir hedef. Çünkü biz Ticaret Bakanlığı olarak 2028’de 375 milyar dolar mal ticareti, 200 dolar da hizmetler ihracatı hedefi koyduk. Orta Vadeli Program’a (OVP) göre de 2026 sonunda 302 milyar dolar mal ihracatı ve 150 milyar dolar da hizmet ihracatları hedefimiz bulunmakta. Bu hedeflerimiz doğrultusunda Çekya ile de 10 milyar dolarlık mal ihracatı hedefine ulaşmamak mümkün değil. Bunu akıllı çalışarak, katma değeri artırarak, yeni pazar imkanları arayarak, yeni ihracat kanalları bularak hep birlikte başaracağız.”
Asıl büyük fonksiyonun Türkiye’nin ihracatını hem hizmetlerde hem mallarda artırmak olduğuna dikkati çeken Bolat, bu kapsamda dış ticaret açığını azaltarak, Türkiye’nin cari işlemler açığını azaltmayı hedeflediklerini dile getirdi.
Bolat, bu konuda bakanlığın bütçesinin yüzde 60’ını ihracatçılar lehine kullandırdıkları bilgisini paylaşarak, “Eximbank ile ve bakanlık olarak destek enstrümanlarımızla sizlere destek olmaya her zamankinden daha fazla gayret edeceğiz. Bu noktada 2024’te Çekya, Türkiye’nin hedef ülkeleri arasında yer almaktadır. Bu şu anlama geliyor, ihracatçılarımız için, ihracat desteklerimizde hedef ülkelere daha fazla imkan sağlıyoruz. Bu nedenle mobilyada, inşaat malzemelerinde, ambalaj ve paketleme ürünlerinde, otomotiv, yan sanayi ürünlerinde, demir-çelikte, konteynerde ve yangın söndürücüleri, vinç ve tarım ürünlerinde ihracat potansiyelimiz önemli.” ifadelerini kullandı.
“ÇEKYA İLE YATIRIM, TİCARET, TURİZM İLİŞKİLERİMİZİN DAHA FAZLA ARTTIRMAK İSTİYORUZ”
Bakan Bolat, Çekya’nın 11 milyon nüfusu olduğunu, bir yılda gelen turist sayısı ile bu rakamın 22 milyona çıktığını kaydetti.
Bolat, “Buradaki pazar imkanlarını 11 milyon olarak görmemek lazım. Çok sayıda yabancı turistin olduğunu gördük. Demek ki hizmetler sektörünün ana omurgası olan turizmde yapılacak çok işler var. Türkiye de dünyanın çok önemli bir turizm ülkesi. Turist sayısı olarak dünya dördüncüsüyüz. Turizm geliri olarak dünya yedincisi. 57 milyon turist, 56 milyar dolar turizm geliri var.” diye konuştu.
Turizmcilerin Çekya’da yapacağı işler olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:
“Çekya gerçekten takdir edilmesi gereken bir ülke. Yüz ölçümü ve nüfus olarak çok büyük olmasa da mühendislikte, metal sektöründe, otomotivde ve enerjide başarıya ulaşmış. Şöyle dünyanın gelişmiş ülkelerine baktığımızda, ABD, Japonya, Almanya, Çin gibi ülkelere, en önemli özellikleri mühendislik, metal ve otomotiv sektörlerindeki başarıları, gelişmişlikleri ve dünyaya yoğun ihracat yapmaları geliyor. Çekya da onların bir örneği olarak bu başarıya ulaşmış. Biz tabii gönülden tebrik ediyoruz ve Çekya ile yatırım, ticaret, turizm ilişkilerimizi daha fazla arttırmak istiyoruz.”
“ÇEK ŞİRKETLERİNİN ENERJİ KONUSUNDA TÜRKİYE’DE CİDDİ DESTEKLERİ, KATKILARI VE YATIRIMLARI VAR”
Bolat, Çek şirketlerinin enerji konusunda Türkiye’de ciddi destekleri, katkıları ve yatırımları olduğuna vurgu yaparak, Türkiye ile AB ilişkilerinde enerji ve yeşil ekonominin büyük önem taşıdığını belirtti.
Bolat, artık karbon salımını azaltan yeşil enerji yatırımlarına büyük ihtiyaç olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:
“Türkiye olarak son 20 yılda güneş enerjisini, rüzgar enerjisini, jeotermali keşfettik. Toplam enerji üretimimizin yüzde 16’sı sadece güneş ve rüzgar kaynaklarından geliyor. Hidrolik kaynaklarda da yüzde 26’mız var. Toplamda yüzde 42’mizi yenilenebilir enerji kaynaklarından elde ediyoruz. Bu Avrupa ortalamasının üzerinde. Avrupa ortalaması yüzde 30’larda. Bu anlamda yakında nükleer enerjimizin bu sene sonuna kadar ilk ünitesinin devreye girmesi planlanıyor. O da gelecek. Çekya’nın da Türkiye’nin hidrolik santrallerinde 8 tane 575 megavat miktarında üretimi var hidrolik enerjide, bu açıdan önemli.”
Çekya ile Türkiye arasındaki ilişkilerde kritik konulardan birincisinin vize, ikincisinin de Türkiye’nin Batı ve Kuzey Avrupa’ya giderken kara yolları taşımalarında kota ve bu kamyonların şoförlerinin vize alamaması engeli olduğunu kaydeden Bolat, Ekonomi ve Ticaret Ortak Komite toplantısında bu konuları yeniden ele alacakları bilgisini verdi.
“TÜRKİYE İLE AB ARASINDA YÜKSEK DÜZEYLİ TİCARET KOMİTESİ KURULMASI TEKLİF EDİLDİ”
Ömer Bolat, Avrupa Birliği Komisyonu ile temasların son derece sıkılaştığı ve gelecek hafta Türkiye İhracatçılar Meclisinin (TİM) Brüksel ofisini açacaklarını, Avrupa Birliği Komisyon Başkan Yardımcısı ile de ikili görüşmesi olacağını söyleyerek, “Türkiye ile AB arasındaki yüksek düzeyli ticaret komitesi teklif ettiler, kuralım diye. Biz de çok memnun olduk. Burada karşılıklı ikili sorunlarımızı çözme noktasında önemli bir platform olacak bu komite.” dedi.
Avrupa Birliği Komisyonunun Avrupa Birliği Konseyine sunduğu bir rapora dikkati çeken Bolat, raporda Türkiye ile ilişkileri geliştirme, Gümrük Birliğini modernize etme, hizmetler sektörünü Gümrük Birliğinin içine alma, vize kolaylıklarını sağlamak ve taşımacılıktaki sorunlara kolaylık sağlama konusunda yapıcı ve samimi öneriler sunulduğunu aktardı.
“AB İÇİN DE TÜRKİYE ASLA KÜÇÜMSENMEYECEK BİR ORTAK KONUMUNDA”
Bakan Bolat, yeşil dönüşüme de değinerek, 2053’e kadar sıfır karbonla bir hayata geçişin sağlanmasını hedeflediklerini ifade etti.
Bolat, “2026 başında başlayacak karbon vergisi noktasında da reel sektörün firmalarımızın zarar görmemesini, bir gider yüküyle karşılaşmamasını sağlamak. Çevre Bakanlığımızın koordinasyonunda Emisyon Ticaret Sistemi kuruluş hazırlıkları tamamlandı.” şeklinde konuştu.
AB ile ticaret rakamlarına ilişkin bilgi veren Bolat, şunları kaydetti:
“AB, bizim yüzde 41 ihracat yaptığımız en önemli ticaret ortağımız. OECD ülkeleri, Kuzey Amerika’yı eklediğimizde ticaretimizin yüzde 60 civarında yaptığımız bir bölge. Yatırımlarımızda da doğrudan yatırımlar da 265 milyar dolar Türkiye’ye doğrudan yatırım geldi. Bunun da yüzde 65’i bu bölgeden geliyor, Batı Avrupa ve Kuzey Amerika bölgesinden. Bizim için tabii önemli ortaklarımız. Asla göz ardı etmememiz gereken ortaklarımız. Ticaret olarak da Avrupa Birliği’nin üçüncü ülkeler anlamında beşinci ortağı Türkiye. Yani AB için de Türkiye asla küçümsenmeyecek bir ortak konumunda. O yüzden sizler işlerinizi yaparken başınız dik, arkanızda güçlü Türkiye’nin, güçlü Türk ekonomisinin desteğiyle daha rahat çalışabilirsiniz.”
Bolat, ekonominin büyümeye devam ettiğini, 3 Haziran’da dış ticaret rakamlarını açıklayarak güzel haberler paylaşacaklarını sözlerine ekledi.
Milli Savunma Bakan Yardımcısı Celal Sami Tüfekci, açılışta yaptığı konuşmada, askeri teknolojilerle sivil teknolojiler arasındaki ilişkiye dikkati çekerek, birinci ve ikinci dünya savaşlarında uçak ve jet motorları geliştirildiğini ve çok geçmeden de dünya genelinde sivil hava taşımacılığının yaygınlaştığını söyledi.

Bugün küresel şirketlerin teknolojiye büyük yatırımlar yaptığını belirten Tüfekci, “Meydana gelen bu durum, savunma sektörünü sivil dünyadaki gelişmeleri de yakından takip etmeye itmektedir. Bu sebeple eskiden askeri alanda meydana gelen gelişmeler, sivil hayatta kullanılan teknolojilere evrilirken günümüzde bu durum biraz daha dengelenmiş ve sivil alandaki gelişmeler askeri alana aktarılmaya başlanmıştır. Bunun en güzel örneğini haberleşme teknolojilerinden olan 5G’de görüyoruz.” dedi.
Tüfekci, savunma sanayisinin Türkiye’nin güvencesi haline geldiğinin altını çizerek, “Modern Türk Silahlı Kuvvetleri oluşturabilmek için teknolojiden büyük oranda faydalanılmalı, diğer gelişmiş ülke orduları, sivil firmalar, üniversiteler ve araştırma kurumları düzenli bir biçimde takip edilmeli. Aynı zamanda dost ve müttefik ülkelerle ortak çalışmalar gerçekleştirilmelidir.” değerlendirmesini yaptı.
Ankara Ticaret Odası (ATO) Yönetim Kurulu Üyesi Ömer Çağlar Yılmaz da SEDEC’in artık bir marka olduğuna dikkati çekerek, “Türk savunmasının başarısı burada dünyanın gözleri önüne seriliyor. Türkiye gibi jeopolitik olarak önemli konumdaki ülkeler için savunma sanayisi stratejik değere sahip bulunuyor. Savunma sanayinin geliştirdiği teknolojik yenilikler aynı zamanda diğer sektörleri de etkiliyor.” diye konuştu.

“AMACIMIZ DAHA BAĞIMSIZ BİR TÜRKİYE”
Savunma ve Havacılık Sanayii İmalatçılar Derneği (SASAD) Genel Sekreteri Oğuz Hamşioğlu da güvenlik ve savunmanın hem Türkiye’nin hem de dünyanın en önemli gündem maddelerinden biri haline geldiğini ifade etti.
Türkiye’nin bölgesel anlamda güçlü bir aktör olarak varlığını sürdürebilmesi için bölgesel gelişmeleri takip etmesi gerektiğini vurgulayan Hamşioğlu, “Hem küresel hem de bölgesel anlamda önemli bir aktörüz. Dünya barışı ve güvenliğine katkıda bulunacak ülkelerin başında geliyoruz. Bizim bu kararlılığımız sektörümüzün gelişimine de yansıyor. 5,5 milyar dolara ulaşan Türkiye’nin savunma sanayi ihracatı potansiyeli önemli bir ölçek olarak karşımızda duruyor. Bu sektör dinamik ve öncü bir sektör. Giderek Türkiye ekonomisinde rolü artıyor. Bu rakamlar sektör açısından yeterli değil. Sonraki yıllarda bu hedeflerin daha ileri götürülmesi hem bizlerin hem de sektördeki bütün firmaların hedefi. Amaç dışa bağımlılığı azaltmak, yerlileşme oranlarını yükseltmek ve daha bağımsız bir Türkiye’dir.”
“ÜNIVERSİTE-SANAYİ-TEKNOPARK İŞBİRLİĞİ MODELİ ÖNEMLİ”
Teknopark Ankara Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Gültekin, anayurt ve sınır güvenliğinin ulusal egemenliğin sürdürülmesi, toprak bütünlüğünü ve vatandaşların güvenliğini sağlamak için olmazsa olmaz olduğunu söyledi.
SEDEC’in en yeni teknoloji ve işbirliklerini sunarak global düzeyde farkındalık ve işbirliği yaratmayı amaçladığını aktaran Gültekin, artık güvenlik tehditlerinin askeri ve fiziksel olmanın yanı sıra siber ve hibrit gibi yeni nesil risklerle daha karmaşık hale geldiğini anlattı.

Gültekin, SEDEC’in son teknoloji güvenlik çözümlerini sergilemek ve global güvenlik sorunlarına pratik çözümler sunmak üzere hazırlandığını belirterek, şunları kaydetti:
“Bu etkinlikler, ülkemizin savunma güvenlik kapasitesini artıran ve uluslararası alanda ülkemizin itibarını pekiştiren önemli bir araçtır. Ekonomilerin dönüşümünde kritik role sahip olan üniversite-sanayi işbirliğinin gelişmiş versiyonu olan üniversite-sanayi-teknopark işbirliği modeli önemlidir. Bu model bilgi ve teknolojinin ticarileştirilmesi, yüksek katma değerli ürünlerin geliştirilmesi ve ekonomik büyümenin desteklenmesi için önemli katkılar sağlamaktadır. Ülkemiz genç nüfusa, geniş bir sanayi tabanına ve köklü üniversitelere sahip olup bu işbirliğini güçlendirecek büyük bir potansiyele sahiptir. Bu modelin Türkiye’de kurulmuş ve kurulacak üniversitelerde uygulanması, bölgelerin kalkınması ve ülkelerin ekonomik büyümesine önemli katkılar sağlayacaktır.”
“TÜRK SAVUNMA SANAYISI BU GİBİ ETKİNLİKLERLE GÜÇLENECEK”
Teknokent Savunma Sanayi Kümelenmesi Yönetim Kurulu Başkanı Bilal Aktaş da savunma sanayinde yerlilik oranının yüzde 20’lerden yüzde 80’lere ulaştığını belirterek, bu başarının savunma sanayi projelerinde yerli ana yüklenicilerin tercih edilmesi, sanayileşme yükümlülüklerinin belirlenen stratejiler doğrultusunda kararlılıkla uygulanması ve üniversite-sanayi işbirliğini teşvik eden devlet destekleriyle mümkün olduğunu anlattı.
Aktaş, Türk savunma sanayinin son 20 yılda kat ettiği bu yolun stratejik planlama, devlet destekleri, yerli ve milli teknolojilere yapılan yatırımlar ve inovasyona dayalı bir büyüme modelinin sonucu olduğunu belirterek, “SEDEC kapsamında ortaya çıkacak yeni işbirlikleriyle başarının devam edeceğine ve Türk savunma sanayinin uluslararası arenada bu gibi etkinliklerle daha güçlü konuma geleceğine inanıyorum.” diye konuştu.

SEDEC Organizasyon Komitesi Başkanı Hilal Ünal da güvenliğin en önemli unsurlardan biri olduğunu vurgulayarak, bu meselenin sadece bir ülkenin iç güvenliği meselesi değil küresel istikrar için de önemli bir unsur olduğunu söyledi.
SEDEC kapsamında güvenlik ve teknoloji uzmanlarının bir araya geldiğine dikkati çeken Ünal, etkinlik kapsamında bilgi paylaşımı ve işbirlikleri yapılacağını bildirdi.
Savunma Sanayii Başkanlığı ile Savunma ve Havacılık Sanayi İhracatçıları Birliğinin desteğiyle organize edilen SEDEC 2024’te, ana yurt güvenliği, sınır güvenliği, iç güvenlik sistemleri ve savunma tedarik zinciri konularında güvenlik sektörünün geleceğine yön veren adımlar atılması bekleniyor.
Etkinlik, aynı zamanda önceden planlanan ikili iş görüşmeleri kapsamında yurt dışındaki orijinal ekipman üreticileri ile birinci ve ikinci seviye tedarikçileri, Türk güvenlik ve savunma sanayisi firmalarıyla buluşturacak. Türk firmalarının, özellikle KOBİ’lerin, yetenekleri ve başarıları, yabancı katılımcılara daha yakından tanıtılacak.
Gazze’de masumların kanı hala dökülmektedir. Barbarlık güncelleşmiş, yeni sürümü ile Gazze Şeridi’ni kırıp geçirmiştir. Çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere sayıları 35 bini aşan sivil ve masum Filistinli kardeşlerimiz soykırım suçunun kurbanı olmuştur.
NETANYAHU’NUN GÜVENDİĞİ DAĞLARA KAR YAĞDI
Küresel vicdan İsrail’e karşı baskısını arttırmalıdır. Uluslararası toplum ve kuruluşlar barış için devrede olmalıdır. Durdurulması gereken ülke İsrail’dir. Gördüğümüz kadarıyla İsrail hükümetinde bir yanılma söz konusudur. Protestolar yoğunluk kazanmıştır. Savaş ve insanlık suçları nedeniyle caniler için çemberin daraldığını görülmektedir. Soykırımcıların kaçışı ya da kurtuluşu yoktur. Netanyahu’nun güvendiği dağlara kar yağmaktadır. Gazze meselesi hem ahlaken hem dinen Türkiye’nin de meselesidir. Gazze düşerse sık sık ifade ettiğim üzere milli tehditler artacaktır. Siyonizmin kuklası bölücü terör örgütüdür.
Anadolu’ya vaat edilmiş toprak tanımı getirenler kanı bozuk düşman çevreleridir. Kayıtsızlık gösterilirse bunun sonuçları ağır olacaktır.
BEBEKLERİN ÖLÜMÜNE SESSİZ KALAN BİR DÜNYA TÜKENMİŞTİR
Misakı milli mülkü millettir millet ise Türk’tür. Misakı millinin mühürlenmiş sayfaları açıktır. Milli kültürümüzün yaşatıldığı her yer bizim için vatandır.
Gazze’ye baktığımızda 400 yıllık anılarımızı görüyoruz; oyunlarla elimizden çekip alınan masum bir şehrin hüznüne şahit oluyoruz. Bebeklerin ölümüne sessiz kalan bir dünya tükenmiş ve sönmüş bir dünyadır. Eğer öngörü ile hareket edemezsek, yarının temellerini bugünden atamazsak Gazze’dekinin aynısına vatanımızda maruz kalmamız muhtemeldir. Bir Filistin devletinin kurulması Orta Doğu’yu ve Türkiye’yi rahatlatacaktır.
“TÜRKİYE’NİN SORUMLU TUTULMASI UTANMAZLIKTIR”
Kaledonya kaosun içine sürüklendi. Kıbrıs konusunda Türkiye’ye parmak sallayan AB ülkelerinin Fransa’ya ne arıyorsun diye soramaması bize göre batının ikili yüzünden başka bir şey değildir. Fransa’nın Kaledonya’daki olaylarda Türkiye’yi sorumlu tutması utanmazlıktır.
Dünya kabuk değiştirmekte ve bu sancılı olmaktadır. Nasıl açılacağı, açılınca nelerle karşılaşılacağı belirsizdir. Liberal düzenin kıyıya vuran enkazı doğudan vuran aydınlıkla kaldırılıp atılacaktır. Bu aydınlık Türk aklıdır.
Başta ekonomi olmak üzere pek çok alanda uygulanan oyun teorisinde oyunculardan biri kazanıyor diğerleri kaybediyorsa bunun adı sıfır toplamlı oyundur. Dikkatli oyuncu kayıplarını en aza çekecek strateji izleyecektir. Bizim teklifimiz sıfır toplamlı değil artı toplamlı oyundur.
REİSİ’NİN ÖLÜMÜ AYDINLATILMALI
Kutlu hedeflerin zorlu etapları vardır. Çevremizde birbiri ile iç içe geçen olaylar vuku bulmakta. Helikopter kazası İran lideri ve beraberindeki herkesin hayatını kaybetmesine, küresel gerilimin tırmanmasına yol açmıştır. Allahtan rahmet niyaz diliyor, İran’a baş sağlığı diliyorum. Kaza mıdır sabotaj mı bilemem ama iç yüzünün en kısa sürede açıklığa kavuşması bölgesel huzur adına zorunluluktur. Reisi’nin ölümü aydınlatılmalı. İsrail’in rolü ve ABD’nin nerede durduğu berraklaşmalı. Türkiye İran’ın yanındadır. Akıncı İHA’lar sevk edilmiş ve Türkiye her türlü desteği sağlamıştır.
“İSRAİL VE ABD’NİN ROLÜ NEREDE DURDUĞU BELLİ OLMALIDIR”
İsrail ve ABD’nin rolü nerede durduğu belli olmalıdır. BM derhal inisiyatif üstlenmelidir, bu zor günlerde Türkiye İran’ın yanındadır. Kazanın duyurulduğu ilk andan itibaren Türkiye her türlü desteği sağlamıştır. İran’ın sabır, sükünet, birlik – beraberlik, dayanışma ile bu çetin süreci atlatacağına inancımız tamdır.
“HDP VE DEVAMI KAPATILMALIDIR”
Anayasa mahkemesi HDP’nin kapatma davasını neden sürüncemede bırakmaktadır, HDP bugün değilse ne zaman kapatılacaktır? Onun uzantısı DEM’in Türkiye’ye kastetmesinin hesabı ne zaman sorulacaktır. Bay Zühtü’nün gitmesinin ardından AYM’nin elini tutan kalmamıştır. O halde bu iş bitmelidir, HDP ve devamı kapatılmalıdır.
Devletin bütünlüğünü bozma amacı taşıyanların hepsine sıra gelecektir. Sokakları savaş alanına çevirenlere sahip çıkanlar aynı suçun tarafındadır. Terör ve bölücülükten bir şey beklemek akıl çıkmazıdır.
“DEM’E SÖZ VERDİNİZ Mİ?”
CHP yönetiminin 6-8 Ekim olayları kararlarına siyasi demesi normalleşme ortamına aykırı görmesi rezaletin ta kendisidir. Özgür beye ve yönetimine soruyorum; İmralı canisinin ve terör mahkumlarının affını istiyor musunuz? Türkiye topraklarında Bağımsız Kürdistan kurulmasından yana mısınız? DEM’e söz verdiniz mi? Cezalar hukuksuz ise sizin için hukuk nedir, adalet nedir, millet nedir?
Gazze’de masumların kanı hala dökülmektedir. Barbarlık güncelleşmiş, yeni sürümü ile Gazze Şeridi’ni kırıp geçirmiştir. Çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere sayıları 35 bini aşan sivil ve masum Filistinli kardeşlerimiz soykırım suçunun kurbanı olmuştur.
NETANYAHU’NUN GÜVENDİĞİ DAĞLARA KAR YAĞDI
Küresel vicdan İsrail’e karşı baskısını arttırmalıdır. Uluslararası toplum ve kuruluşlar barış için devrede olmalıdır. Durdurulması gereken ülke İsrail’dir. Gördüğümüz kadarıyla İsrail hükümetinde bir yanılma söz konusudur. Protestolar yoğunluk kazanmıştır. Savaş ve insanlık suçları nedeniyle caniler için çemberin daraldığını görülmektedir. Soykırımcıların kaçışı ya da kurtuluşu yoktur. Netanyahu’nun güvendiği dağlara kar yağmaktadır. Gazze meselesi hem ahlaken hem dinen Türkiye’nin de meselesidir. Gazze düşerse sık sık ifade ettiğim üzere milli tehditler artacaktır. Siyonizmin kuklası bölücü terör örgütüdür.
Anadolu’ya vaat edilmiş toprak tanımı getirenler kanı bozuk düşman çevreleridir. Kayıtsızlık gösterilirse bunun sonuçları ağır olacaktır.
BEBEKLERİN ÖLÜMÜNE SESSİZ KALAN BİR DÜNYA TÜKENMİŞTİR
Misakı milli mülkü millettir millet ise Türk’tür. Misakı millinin mühürlenmiş sayfaları açıktır. Milli kültürümüzün yaşatıldığı her yer bizim için vatandır.
Gazze’ye baktığımızda 400 yıllık anılarımızı görüyoruz; oyunlarla elimizden çekip alınan masum bir şehrin hüznüne şahit oluyoruz. Bebeklerin ölümüne sessiz kalan bir dünya tükenmiş ve sönmüş bir dünyadır. Eğer öngörü ile hareket edemezsek, yarının temellerini bugünden atamazsak Gazze’dekinin aynısına vatanımızda maruz kalmamız muhtemeldir. Bir Filistin devletinin kurulması Orta Doğu’yu ve Türkiye’yi rahatlatacaktır.
“TÜRKİYE’NİN SORUMLU TUTULMASI UTANMAZLIKTIR”
Kaledonya kaosun içine sürüklendi. Kıbrıs konusunda Türkiye’ye parmak sallayan AB ülkelerinin Fransa’ya ne arıyorsun diye soramaması bize göre batının ikili yüzünden başka bir şey değildir. Fransa’nın Kaledonya’daki olaylarda Türkiye’yi sorumlu tutması utanmazlıktır.
Dünya kabuk değiştirmekte ve bu sancılı olmaktadır. Nasıl açılacağı, açılınca nelerle karşılaşılacağı belirsizdir. Liberal düzenin kıyıya vuran enkazı doğudan vuran aydınlıkla kaldırılıp atılacaktır. Bu aydınlık Türk aklıdır.
Başta ekonomi olmak üzere pek çok alanda uygulanan oyun teorisinde oyunculardan biri kazanıyor diğerleri kaybediyorsa bunun adı sıfır toplamlı oyundur. Dikkatli oyuncu kayıplarını en aza çekecek strateji izleyecektir. Bizim teklifimiz sıfır toplamlı değil artı toplamlı oyundur.
REİSİ’NİN ÖLÜMÜ AYDINLATILMALI
Kutlu hedeflerin zorlu etapları vardır. Çevremizde birbiri ile iç içe geçen olaylar vuku bulmakta. Helikopter kazası İran lideri ve beraberindeki herkesin hayatını kaybetmesine, küresel gerilimin tırmanmasına yol açmıştır. Allahtan rahmet niyaz diliyor, İran’a baş sağlığı diliyorum. Kaza mıdır sabotaj mı bilemem ama iç yüzünün en kısa sürede açıklığa kavuşması bölgesel huzur adına zorunluluktur. Reisi’nin ölümü aydınlatılmalı. İsrail’in rolü ve ABD’nin nerede durduğu berraklaşmalı. Türkiye İran’ın yanındadır. Akıncı İHA’lar sevk edilmiş ve Türkiye her türlü desteği sağlamıştır.
“İSRAİL VE ABD’NİN ROLÜ NEREDE DURDUĞU BELLİ OLMALIDIR”
İsrail ve ABD’nin rolü nerede durduğu belli olmalıdır. BM derhal inisiyatif üstlenmelidir, bu zor günlerde Türkiye İran’ın yanındadır. Kazanın duyurulduğu ilk andan itibaren Türkiye her türlü desteği sağlamıştır. İran’ın sabır, sükünet, birlik – beraberlik, dayanışma ile bu çetin süreci atlatacağına inancımız tamdır.
“HDP VE DEVAMI KAPATILMALIDIR”
Anayasa mahkemesi HDP’nin kapatma davasını neden sürüncemede bırakmaktadır, HDP bugün değilse ne zaman kapatılacaktır? Onun uzantısı DEM’in Türkiye’ye kastetmesinin hesabı ne zaman sorulacaktır. Bay Zühtü’nün gitmesinin ardından AYM’nin elini tutan kalmamıştır. O halde bu iş bitmelidir, HDP ve devamı kapatılmalıdır.
Devletin bütünlüğünü bozma amacı taşıyanların hepsine sıra gelecektir. Sokakları savaş alanına çevirenlere sahip çıkanlar aynı suçun tarafındadır. Terör ve bölücülükten bir şey beklemek akıl çıkmazıdır.
“DEM’E SÖZ VERDİNİZ Mİ?”
CHP yönetiminin 6-8 Ekim olayları kararlarına siyasi demesi normalleşme ortamına aykırı görmesi rezaletin ta kendisidir. Özgür beye ve yönetimine soruyorum; İmralı canisinin ve terör mahkumlarının affını istiyor musunuz? Türkiye topraklarında Bağımsız Kürdistan kurulmasından yana mısınız? DEM’e söz verdiniz mi? Cezalar hukuksuz ise sizin için hukuk nedir, adalet nedir, millet nedir?
ABD’nin Florida eyaletindeki New College of Florida Okulunun Bilgisayar Bilimleri Bölümünden Mayıs 2023’te mezun olduğunu belirten Genç, lisans eğitimini yurt dışında tamamlamanın kendisine çok farklı bir vizyon kattığını söyledi.

“Ufkumu açan bilgileri kendi ülkemde, sahiplenebileceğim bir işte değerlendirmek için, bu şekilde ülkeme fayda sağlayabileceğimi düşündüğümden döndüm.” diyen Genç, “Ülkemizde ekonomi kötü olabilir, bazı durumlardan memnun olmayabiliriz, fakat ülkemizin bizim gibi mühendislere, genç doktorlara ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden döndüm.” ifadelerini kullandı.
Türk Yapay Zeka (TURK AI) şirketinin bünyesinden çıkan AppFab’in en son ürünü Gipi’nin ürün sorumlusu olarak görev yaptığını anlatan Genç, yürüttükleri çalışmalara ilişkin şu bilgileri verdi:
“Gipi bir yapay zeka arkadaş. Yapay zeka arkadaş uygulaması olmasının yanında size istediğiniz konularda öğretmenlik yapabilen de bir uygulama. Uygulamaya girdiğinizde yapay zekayla konuşuyorsunuz. O sizinle sohbet ediyor, sizinle ilgileniyor. Herhangi bir şey olduğunda onunla paylaşabiliyorsunuz ve bunu hatırlıyor. Benim için en önemli şeylerden biri 170’ten fazla ülkeden yarım milyondan fazla kullanıcımız var. Birçok kullanıcıya hitap edebilmek, buradan dünyanın her yerine dokunabilmek, onların hayatlarında bir şeyleri değiştirebilmek benim için çok önemliydi. Türkiye’de olmam benim için globale açılma konusunda bir sıkıntı yaratmadı. Sahiplendiğim bu işin gelişmesi için bir şeyler katabiliyorum. Gipi’nin kişiliğinde, yapılma şeklinde, oluşturuluşunda ve yani Gipi’nin en başından beri buradayım, işin içerisindeyim. Her noktada bir söz hakkım oldu.”

– “DÜNYA DEVLERİYLE YARIŞMAMIZI SAĞLAYAN…”
Yapay zeka alanında her gün yeni bir gelişme yaşandığını ve giderek hayatın her alanına entegre olmaya başladığını vurgulayan Genç, yapay zekanın gelecekte sosyal medyanın yerini alacağına inandığını dile getirdi.
Nisanur Genç, şöyle konuştu:
“Bir akıllı telefon kadar yaygın olacağına, hep kulağımızda, elimizde olan bir araca dönüşeceğine inanıyorum. Herkesin kendisine ait bir yapay zeka arkadaşı olacak ve son gelişmeler de bunu biraz daha kanıtlıyor aslında. Çok daha güzel olan bir şey şu anda Türkiye’den dünya devleriyle yarışıyoruz ve bunun bir parçası olmak benim için çok önemli. Biz bunu burada yapabiliyoruz. Çok fazla yeteneğimiz var Türkiye’de ve eminim ki gelecek arkadaşlarımız da bu konuda çok büyük katkı sağlayacaklar. Alan açık, yapılacak çok şey var ve yapacak insana da ihtiyaç var. Yapılan herhangi bir işin en tatmin edici yanı o işi sahiplenmek. O işi kendi işinizmiş gibi sadece maaş bazlı değil severek, inanarak yapmak. Çünkü asıl farkı yaratan bu. Baktığınızda dünya devleriyle yarışmamızı sağlayan şey bu.”
– “BUNU BİZİM DIŞIMIZDA KIMSE YAPAMAZ”
Lisans eğitimine gittiğinde etrafında çok az kadın gördüğüne değinen Genç, kadın mühendis sayısının giderek arttığını, ancak düşünüldüğü kadar da fazla olmadığını ifade etti. Genç, şunları kaydetti:
“En çok bu eksikliği fark ettim. Aslında istediğim şeylerden birisiydi Türkiye’ye dönüp, bir şeyler başarıp, daha genç insanlara dokunup, onların hayatlarında bir şeyleri değiştirebilmek. Onlara tavsiyem, imkanlar dahilinde yurt dışına çıkabiliyorlarsa çıkmaları, dillerini kesinlikle geliştirmeleri, fakat başka şeylere odaklanmayıp gelip kazandıkları tecrübeleri ülkede onların da arkasından gelecek mühendislerle, gençlerle beraber daha da büyük şeyler inşa edip istedikleri değişimi burada yaratmaları olur. Çünkü bunu bizim dışımızda kimse yapamaz.”

– “GELECEK ÇOK HEYECANLI, ÇOK UMUT VERİCİ”
Gipi’nin kariyeri için bir başlangıç olduğunu ve gideceği yeri çok merak ettiğini vurgulayan Genç, kişisel hedeflerinden birinin projede aktif rol alırken nereye gittiğini, globalde nasıl bir yer aldığını görmek olduğunu söyledi.
Nisanur Genç, “Gelecek çok heyecanlı, çok umut verici ve bunun bizim ülkemizden çıkmış olması, bunu bizim yapıyor olmamız çok daha farklı bir umut veriyor bana. Bunu etrafımdaki insanlarda da görüyorum. Herkese anlatıyorum Gipi’yi ve dünya devleriyle bizi karşılaştırıp yerli ve milli mi yani, biz mi yaptık şeklinde tepkiler alıyorum. Evet bir şeyler başarıyoruz diyorum, buna devam etmek istiyorum. Ülkemizi bu şekilde ileriye taşımak, ne katabiliyorsam bunu katmak istiyorum.” ifadelerini kullandı.
Her şeyin inanmakla başladığının altını çizen Genç, “İnanmamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bazen kendi ülkemizden bir şey çıkabileceğine inanmadığımızda çıkmıyor. Eğer buna inanırsak, gerçekten dünya çapında üne sahip olabileceğine inanıyorsak bir projenin, bunun başarıyı besleyeceğini düşünüyorum. Onun dışında birbirimizi desteklememiz gerektiğini düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Kız çocuklarına da seslenen Genç, “Eğer mühendislikse hedefiniz ve etrafınızdan baskı varsa vazgeçmeyin. Çünkü ilerisi çok aydınlık. Bunu başarabiliriz, başarabilirsiniz. Burada devam etmeleri gerektiğini düşünüyorum.” dedi.
Vatan toprağını korumak için yıllarını cephelerde geçiren, Yıldırım Orduları Grup Komutanlığından 3 Kasım 1918’de İstanbul’a dönen Mustafa Kemal, yurdun kurtulması için harekete geçti.
Samsun ve çevresindeki Rumlar, 17-18 Mart 1919’da Samsun’a asker çıkaran İngilizlerin de desteğiyle çete baskınları yapıp kargaşa çıkararak, Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 7. maddesi gereği bölgeyi İtilaf Devletlerinin işgaline açmak istiyordu.
Bu gelişmeler üzerine Türk halkı kendini savunmak için teşkilatlanmaya, can ve mal güvenliklerini korumaya çalışınca bu durumdan endişe eden İngiliz Yüksek Komiserliği ve Karadeniz Ordusu Başkumandanlığı, 21 Nisan 1919’da İstanbul Hükümeti’ne nota vererek, bölgedeki gerilimin yatıştırılmasını, Rumlara karşı yapılan sözde saldırıların önlenmesini talep etti.
Bölgede asayişi sağlaması için 9. Ordu Müfettişi olarak görevlendirilen Mustafa Kemal, İzmir’in işgal edildiği 15 Mayıs 1919’un ertesi günü, Bandırma Vapuru ile İstanbul’dan yola çıktı.
Mustafa Kemal ve arkadaşları, Samsun’a ilk adımlarını 19 Mayıs’ta Reji İskelesi’nden attı. Birinci Dünya Savaşı’nda Ruslar tarafından kentin bütün iskeleleri bombalanmış ancak sadece Fransızlara ait Reji (Tekel idaresi) İskelesi sağlam kalmıştı. Fransızlar o dönemde Samsun’da kurulu bir fabrikada sigara üretiyordu. İskelenin adı bu nedenle “Tütün İskelesi” olarak da geçiyordu.
Samsun’a gelişinin İngilizlerde tedirginlik oluşturması üzerine Mustafa Kemal, Samsun’da 6 gün kaldıktan sonra 25 Mayıs’ta Havza’ya geçti.
Kurtuluş’a giden yolda Mustafa Kemal Paşa’nın ikinci durağı olan Havza’da ilk miting de gerçekleştirildi. Mustafa Kemal Paşa’nın talimatıyla yapılan mitingde, İzmir’in işgali protesto edildi.
Bir sonraki durağı Amasya olacak Mustafa Kemal, 18 gün boyunca Havza’da Milli Mücadele için önemli çalışmalar yürüttü.
Havza’daki hareketlilikten haberdar olan İngilizlerin yaptığı baskı ile 9. Ordu Müfettişliği görevinden alınması üzerine Mustafa Kemal, Havzalılara sivil olarak veda etti.
Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının Samsun’a çıkarak yaktığı Milli Mücadele meşalesi sırasıyla Amasya, Erzurum ve Sivas’ta da yakılarak tüm yurda yayıldı. Milli Mücadele sonunda 29 Ekim 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti, bu yıl 101. yaşına giriyor.

“TÜRK MİLLETİNİ HEM BÖLGESİNDE HEM DE DÜNYADA ETKİN GÜÇ OLMAKTAN UZAKLAŞTIRMAK İSTİYORLAR”
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Kaya Tuncer Çağlayan, AA muhabirine, Türk milleti olarak İslamiyet öncesi ve sonrasında dünya tarihine yön veren büyük bir milletin mensupları olduklarını söyledi.
Yirminci yüzyılın başına gelindiğinde dünyada yeni bir düzen kurulduğuna işaret eden Çağlayan, “Bu yeni düzen içinde Avrupa’nın hakim güçleri, İngiltere, Fransa, İtalya ve diğerleri, Türk milletine Osmanlı Devleti şahsında hayat hakkı tanımak istemiyor. Birinci Dünya Savaşı’nı bitiren, özellikle bizimle ilgili olan Mondros Mütarekesi’nden sonra Türk toplumunu Anadolu’yu küçük bir yere sıkıştırmak istiyorlar.” diye konuştu.
Hakim güçlerin burada bazı amaçları olduğunu belirten Çağlayan, şu değerlendirmede bulundu:
“Türk milleti hem İslam Birliği politikası izlemesin, Orta Doğu’dan, Arap coğrafyasından koparmak hem de Hazar Türkleriyle ilişkimizi koparmak adına, doğuda bir Kürdistan ve Ermenistan devleti kurmak, batıda Yunanistan’ı büyütmek istiyorlar. Böylece tekrar Türk milletini hem bölgesinde hem de dünyada etkin güç olmaktan uzaklaştırmak istiyorlar. İşte Milli Mücadele, Batı’nın geliştirdiği Sevr projesi olarak tanımlayabileceğimiz, Türk milletini bölgeden ve dünyadan uzaklaştırmak veya etkisini kırmak adına Türklere dayatılan bu projeyi reddeden mücadelenin adıdır. Yani Türk milleti kültürüyle fiziki varlığıyla tarihten aldığı misyonu, yani insanlık adına hizmet etme misyonunu yarınlara taşımak adına bu mücadeleyi vermiştir.”

“(MUSTAFA KEMAL) TÜRK MİLLETİNİ AYAĞA KALDIRAN HAREKETİ BAŞLATTI”
Çağlayan, ümitsizliğin zirveye çıktığı bir dönemde Mustafa Kemal Atatürk’ün Milli Mücadele hareketinin lideri olarak tekrar Türk milletini ayağa kaldıran hareketi başlattığını vurguladı.
Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’u kendisinin tercih ettiğini dikkati çeken Çağlayan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ama biraz da şartlar onu oraya getirmiştir. Yani kendi tercihi olmasının sebebi, Samsun bölgesel bir merkezdi, günümüzde olduğu gibi. Karadeniz’de en büyük şehir şu an ama aynı zamanda Samsunluların Karadeniz halkı içinde Mustafa Kemal Paşa’ya öz güven verecek potansiyele sahip olması… Tabii Karadeniz’de bir Pontus devleti oluşturma girişimleri var. Samsun’da, Yunanistan’ın desteğiyle İstanbul’daki Patrikhanenin organize ettiği, Samsun Amasya Metropolitliği Germanos’un koordine ettiği bir Pontus faaliyeti var. Eski adıyla Engiz, 19 Mayıs ilçemize bağlı Nebiyan Dağı’nda yaklaşık 40 Pontuslu çete var. Burada ciddi Pontus baskısı var. Bunlar Müslüman köylere, Türk köylerine taarruz ediyor, saldırıyorlar. Birtakım çatışmalar var. Bundan dolayı da rahatsızlık var ama Samsun Metropolitliği, ‘Türkler Rum köylerine saldırıyor’ şeklinde durumu aksettirince İngiltere nota veriyor Osmanlı hükümetine. O tarihte Damat Ferit Paşa hükümette. Hükümet de askeri tedbirleri alacağını ve bu tedbirler kapsamında bir ordu müfettişliği kurulacağını, Samsun ve Karadeniz’de, Anadolu’da bu müfettişlik mahiyetiyle asayişin sağlanacağını beyan etti. Bu göreve Mustafa Kemal Paşa seçiliyor. Görev bölgesi ve görevin yetki alanını bizzat Mustafa Kemal Paşa kendi çalışarak genişletiyor Genelkurmay’da. Kabaca Ankara’yı merkeze alırsanız, Ankara’nın doğusunun tamamında neredeyse hem askeri müfettiş hem de mülki müfettiş olarak iki müfettişlik yetkisini üzerine alıyor. Dolayısıyla burada icra görevi var. Atama yapabiliyor, görevden alabiliyor.”

“SAMSUN, MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN FİKİRLERİNİ İLK TEST ETTİĞİ YERDİR”
“Mustafa Kemal Paşa’nın gelmesi hem tarihi olayların bir sonucudur hem de biraz kendi tercihidir.” diyen Çağlayan, şu görüşleri dile getirdi:
“Samsun’dan başlayıp bütün vatana, yurda dönük bir Milli Mücadele’nin başlaması için gelmiştir diyebiliriz. Mustafa Kemal Paşa’nın Milli Mücadele fikri İstanbul’da doğmuş ama Samsun’da olgunlaşmıştır. Samsun, Mustafa Kemal Paşa’nın fikirlerini ilk test ettiği yerdir. Milli Mücadele’nin liderleri askerler olacak ama hareketin öznesi asıl milletin bizzat kendisi olacak. Dolayısıyla milletin bu davete, yani mücadeleye davete icabet edip etmeyeceğini Mustafa Kemal Paşa ilk kez Samsun ve Havza’da test etmiştir. Halkın önde gelen isimleriyle yapmış olduğu görüşmelerde ve diğer faaliyetlerde, özellikle Havza mitinglerinde o coşkuyu görünce bu hareketi gerçekleştirebileceğini kavramıştır. Zaten 1924’te tekrar Samsun’a geldiğinde bunu ifade edecektir; ‘Ben Samsun’u gördüğüm zaman, bütün tasavvurlarımın gerçekleşebileceğine inandım.’ diye. Bu, Samsun’un Milli Mücadele’nin ilk ateşinin, ilk kıvılcımın yakıldığı yer olması açısından önemlidir.”
Büyük bir zafer kazanıldığının altını çizen Çağlayan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Milli Mücadele’nin iki amacı başarıyla hayata sokulmuştur. Birincisi vatanın bölünmez bütünlüğü ki Erzurum ve Sivas Kongrelerinde alınan. İkincisi ise milli iradeye dayalı demokratik bir cumhuriyetin inşa edilmesi süreçleri. Her ikisi adım adım yürütülmüştür. Bugün baktığımızda, milletimiz çok şükür dünyada saygın bir yere sahip. Türkiye ve Türk dostu pek çok ülke var. Soydaşlarımız var ve Türkiye Yüzyılı politikası doğru bir politikadır. 85 milyon nitelikli, eğitimli, donanımı güçlü bir Türkiye, dostlarıyla birlikte inşallah 21. yüzyılın belirleyici gücü olacaktır. Kendi içlerimizdeki birlik ve beraberliğimizi koruduğumuz müddetçe dünyanın bizden alacağı, öğreneceği ve dünyaya medeniyet olarak hizmet edeceğimiz daha çok şey bulunmaktadır.”


Türkiye-ABD ilişkilerinin uzun yıllara sâri bir geçmişe sahip olduğuna işaret eden İletişim Başkanı Altun, bu süreçte dünyanın karşı karşıya olduğu bölgesel ve küresel sınamalar dikkate alındığında iki ülke arasındaki iş birliği ve diyalogun ne denli önemli olduğunun daha iyi anlaşılacağını belirtti.
’İSRAİL’İN FİLİSTİN’DEKİ SALDIRILARI, BARIŞA OLAN İNANCI ZAYIFLATAN VE ULUSLARARASI GÜVENİ SARSAN BİR NİTELİK TAŞIYOR’
Yakın zamanda Rusya- Ukrayna Savaşı’na, tedarik zincirinin bozulmasından gıda krizinin çözümüne kadar Türkiye’nin bu süreçteki yapıcı rolünün, daha büyük ve derin krizlerin önüne geçilmesini sağladığını vurgulayan Altun, sözlerine şöyle devam etti:
“Bölgemizi ve tüm küresel aktörleri etkileyen son gelişme ise sizlerin de malumu olduğu üzere İsrail’in 7 aydan beri devam eden saldırılarıdır. İsrail’in Filistin’deki saldırıları küresel sorunları artıran, barışa olan inancı zayıflatan, uluslararası değerlere olan güveni ortadan kaldıran bir mahiyet arz ediyor. Bu katliamlara karşı da Türkiye ilk günden itibaren saldırıların durması için insani ve diplomatik imkânlarını seferber etmiştir. Türkiye, Gazze’de İsrail’in yol açtığı insanlık dramını sona erdirecek çözüm perspektifi ile diplomatik girişimlerini sürdürmektedir. Türkiye’nin ABD ile iş birliği yapmayı beklediği konular bunlarla sınırlı değil. Türkiye-ABD ilişkilerinin müttefiklik ve stratejik ortaklık anlayışına saygı çerçevesinde bölgesel ve küresel meselelere barış, güvenlik ve refah odaklı yaklaşımlar geliştirme potansiyeline olan inancımızı hâlâ koruyoruz.”
Bölgesel bir güç ve küresel bir aktör olarak Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı meselelere dair gerçekçi ve kapsayıcı politikalar üreten, parçası olduğu ittifak ve ortaklıkları güçlendiren, onları değerli kılan bir ülke olduğunu dile getiren Altun, Türkiye’nin düzensiz göç, mülteciler ve terör başta olmak üzere yerel ve uluslararası düzlemde her soruna kapsayıcı ve kalıcı çözümler getirmeyi odağına alan bir perspektif ve vizyona sahip olduğunu bildirdi. Altun, sahip olduğu imkânlar, bu imkânları kullanma biçimi, hedefleri ve vizyonunun Türkiye’nin bölgesel ve küresel düzlemde istikrar sağlayıcı rolünü pekiştirdiğinin altını çizdi.
‘TERÖR ÖRGÜTLERİNE DESTEĞİN KESİLMESİ, TÜRKİYE’NİN MÜTTEFİKLERİNDEN EN DOĞAL BEKLENTİSİDİR’
Türkiye’nin, milli güvenliğini tahkim ederken bölgesel ve küresel istikrarı da hedefleyen çok boyutlu mücadelesinin müttefikleri nezdinde hak ettiği değeri görmesinin müttefiklik ruhunun gereği olduğuna dikkati çeken İletişim Başkanı Altun, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu bağlamda FETÖ’nün ABD’deki varlığı ve faaliyetleri bizim için olduğu kadar, Amerikan toplumu için de bir tehdittir. Türkiye’nin mücadele ettiği terör örgütlerinin desteklenmesi, teröristlerin teslim edilmemesi stratejik ortaklık ve müttefiklik anlayışı ile örtüşmemektedir. Teröristlerin teslimi, terör örgütlerine desteğin kesilmesi, Türkiye’nin müttefiklerinden en doğal beklentisidir. İkili ilişkilerimizi olumsuz etkileyen sorun alanlarının ve görüş ayrılıklarının yapıcı, gerçekçi ve kararlı bir yaklaşımla etkin bir şekilde yönetilmesi hem Türkiye’nin hem de ABD’nin faydasına olacaktır. Türkiye ve ABD’nin aynı zamanda NATO müttefiki olduğunu da hatırlatmak istiyorum. NATO müttefiki iki ülkenin ilişkilerindeki çok boyutlu ve derinlikli iş birliğinin ülkelerimizin güvenlik, istikrar ve barışı için elzem olduğunu tekrar vurgulamak istiyorum.”
Erdoğan’ın konuşmalarından öne çıkanlar şu şekilde:
‘TÜRKİYE’NİN GÜRCİSTAN’A GÜÇLÜ DESTEĞİNİ BİR KEZ DAHA VURGULADIK’
Gürcistan Başbakanı Kobakhidze’ye hoş geldiniz diyorum. Slovakya Başbakanı’na yönelik menfur bir saldırı yaşandı. Sayın Başbakana ve Slovakya halkına tekrar geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Dost Gürcistan halkının bağımsızlık gününü şimdiden tebrik ediyorum. Sayın Kobakhidze’ye görevinde başarılar diliyorum. İki dost ülke olarak verimli görüşmeler gerçekleştirdik.
Türkiye’nin Gürcistan’a güçlü desteğini bir kez daha vurguladık. Sayın Başbakan, Gürcistan’daki iç siyasi durum hakkında bizimle görüş paylaştı. Türkiye olarak gelişmelerin Gürcistan halkı adına olumlu sonuçlanmasını temenni ediyorum.
‘İKİ ÜLKE OLARAK TİCARET HACMİNİN 5 MİLYAR DOLAR SEVİYESİNE GELMESİ ÜZERİNDE ANLAŞTIK’
İki ülke olarak ticaret hacminin 5 milyar dolara seviyesine gelmesi üzerinde anlaştık. Orta Koridor’un bel kemiği Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu’nun yeniden tam kapasiteyle faaliyete geçmesi için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Havaalanları, limanlar, yollar gibi Gürcistan’ın büyük altyapı projelerinde destek olacağımızı Sayın Başbakana ilettik.
‘DEVLETİMİZİN NEFESİ TERÖR VE SUÇ ÖRGÜTLERİ MENSUPLARININ ENSESİNDE OLMAYA DEVAM EDECEKTİR’
FETÖ ve PKK başta olmak üzere terör örgütleri ve organize suç şebekeleriyle mücadelemizi daha etkin kılacak adımlar üzerinde durduk. Devletimizin nefesi terör ve suç örgütleri mensuplarının ensesinde olmaya devam edecektir.
Bölgesel ve küresel meseleleri de ele aldık. Filistin halkının özgürlük mücadelesi her zeminde desteklenmeli. 10 Mayıs’ta BMGK’nin aldığı karar uluslararası toplumun durduğu noktayı gösteriyor. Dünyanın her yerindeki Filistin desteğini çok anlamlı buluyorum. Sayın Başbakan ile Rusya-Ukrayna arasındaki savaşını da görüşme fırsatı bulduk. Azerbaycan ve Ermenistan arasında imzalanacak barış anlaşmasının bölge açısından tarihi bir fırsat olduğunu görüştük.
2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda A Milli Takımımız Gürcistan ile aynı grupta yer alıyor. Takımlarımıza şampiyonada şimdiden başarılar diliyorum.
Gürcistan Başbakanı Kobakhidze’nin açıklamaları şu şekilde:
Gürcistan Başbakanı olarak ilk defa dost ve komşu ülkemizi ziyaret etmekten çok mutluyum. Stratejik ortaklığımızın olduğu bir ülke Türkiye. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ı ziyaret etmekten çok mutluyum. Sadece Cumhurbaşkanı değil tüm Türk halkının da menfaatini koruyan gerçek bir lider. Sizin gösterdiğiniz liderlik hepimize örnek oluyor.
ERDOĞAN, GÜRCİSTAN’I ZİYARET EDECEK
Sayın Cumhurbaşkanı aynı zamanda size bize gösterdiğiniz sıcak karşılama ve misafirperverlik için teşekkür ederiz. İkili ve çok taraflı iş birliği gündemimizi tartıştık. Çok çeşitli konularda fikir alışverişinde bulunduk. İlişkileri en üst seviyede tutma konusunu konuştuk.
Sayın Cumhurbaşkanı Gürcistan’ı ziyaret edeceğine söz verdi. En yakın zamanda bu ziyarette gerçekleşecek.
‘AZERBAYCAN VE ERMENİSTAN ARASINDAKİ BARIŞ ANLAŞMASI GERÇEKTEN ÇOK ÖNEMLİ BİR GELİŞME’
Gürcistan, Avrupa Birliği aday ülkesi, geleceğe yönelik planlarımız bağlamında aynı zamanda bölgesel gelişmeleri de ele aldık. Biz Kafkaslarda ülkelerin barışçıl bir şekilde beraber yaşamasını istiyoruz. Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki Barış Anlaşması gerçekten çok önemli bir gelişme.
Güvenlik sınamaları açısından bakacak olursak Ukrayna’daki savaşı ele aldık. Bu savaş bölgenin barış altyapısında bir tehdit oluşturuyor.
Konuşmasına Türk halkının en içten sevgilerini ileterek başlayan Emine Erdoğan, Afrika’nın doğal güzellikleri, kültürel çeşitliliği ve her ülkede karşılaştığı içten misafirperverliğin, her gelişinde kendisini derinden etkilediğini belirtti.

Program dolayısıyla dünyanın farklı köşelerinden gelen ülke temsilcileriyle bir arada olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Emine Erdoğan, “13. İslam Zirvesi marjında Türkiye’de düzenlediğimiz ilk oturumun ve yayınladığımız ‘İstanbul Deklarasyonu’nun üzerinden 8 yıl geçti. 2018 yılında Burkina Faso’da ve şimdi de Nijerya’da gerçekleştirilen seminerler, seneler önce ektiğimiz tohumların filizlendiğini gösteriyor.” diye konuştu.
Emine Erdoğan, etkinliğin hayırlara vesile olması ve ülkeler arasında ilim ve şifa köprüleri kurması dileklerini de iletti.
Dünya Sağlık Örgütünün gelecek 15 yıl içinde 30 milyona yakın insanın kansere yakalanacağını, yarısından fazlasının ise hayatını kaybedeceğini öngördüğünü aktaran Emine Erdoğan, “Günümüzde, küresel ölçekte her 6 ölümden birisi kanser yüzünden gerçekleşiyor.” dedi.
Kanser vakalarının yüzde 90’ının çevresel faktörlerden kaynaklandığına dikkati çeken Emine Erdoğan, hastalıktan önce ona sebebiyet veren, yaşanan çevrenin değişen kimyasının konuşulması gerektiğini belirtti.
Emine Erdoğan, “Bugün Afrika’da kanser kaynaklı ölümler, AIDS, tüberküloz, sıtma gibi bulaşıcı hastalıkların toplamından daha fazla can kaybına neden oluyor. Bu tablo karşısında, tüm Afrikalı kardeşlerim adına soruyorum; daha önce kıtada çok ender görülen kanser vakaları neden böylesine arttı? Cevap, hepimizi ürkütecek kadar yalın, Afrikalıyı koruyan yerel yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarıyla birlikte sağlık hali kayboldu.” diye konuştu.

Çağın aşıladığı tüketim kültürü sebebiyle binlerce yıldır nesilden nesile aktarılan kadim yaşam öğretilerine sırt dönüldüğüne işaret eden Emine Erdoğan, geçmişte Asya’da, Anadolu’da ve Afrika’da, şifayı hayatın merkezine alan bir hayat tarzının hakim olduğunu anımsattı.
Geleneksel öğretilerin, sağlık ile doğal yaşam bağlantısını vurguladığını, İslam dininin helal ve temiz gıdayı emrettiğini aktaran Emine Erdoğan, şöyle konuştu:
“Evimizi ve soframızı işgal eden kimyasallar ile mücadele etmekten bizi ne alıkoyuyor? Üstelik gıda sektöründeki bu zehirli dönüşüm, artık topraktan, ekilen tohumdan başlıyor. Küresel gıda sistemleri, artan nüfusu doyurabilmek için GDO’ya mecbur olduğumuzu ileri sürerek, kanserojen olabilecek yapay ürünleri dayatıyor. Oysa hepimiz, tarladan sofraya varıncaya dek heba edilen ürünlerin yalnızca üçte biriyle küresel açlığın engelleneceğini biliyoruz. Doğal ve helal olanı yeryüzünde hakim kıldığımız, tabiat ile aramıza ördüğümüz yapay duvarları yıktığımız oranda gelecek nesillere, önlenebilir hastalıklardan arındırılmış, yaşanabilir bir dünya bırakacağımıza inanıyorum.”
“Sağlık ordumuz sayesinde yüzümüzü güldüren sonuçlar alıyoruz”
Emine Erdoğan, Türkiye’nin kanserle mücadele politikalarına değinerek, “Bu mücadeleye, hiçbir vatandaşımızın çaresiz hissetmemesi için sağlık altyapımızı herkes için erişilebilir olacak şekilde güçlendirerek başladık.” dedi.
Türkiye’nin her hastaya oda tahsis edilen şehir hastaneleri ve her semtteki aile hekimlikleriyle, uluslararası kabul görmüş tanı ve tedavilere ücretsiz erişimle, sağlık sisteminde adeta çağ atladığını vurgulayan Emine Erdoğan, “İnsan hayatının kutsallığına yürekten inanan, hastalara sevgi, saygı ve şefkatle yaklaşan sağlık ordumuz sayesinde, yüzümüzü güldüren sonuçlar alıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Kanser başta olmak üzere, birçok kronik hastalığın sebebi olan kimyasal düzeni, doğal olan ile değiştirmeye çalıştıklarını dile getiren Emine Erdoğan, şöyle devam etti:
“Himayemde başlattığımız ‘Mirasımız Ata Tohumu Projesi’ ile ülkemizdeki yerel türleri kayıt altına alıyor, yüksek teknoloji içeren gen bankalarında koruyor, toprakla buluşturup çoğaltarak vatandaşlarımıza ulaştırıyoruz. Yine himayemde başlattığımız Sıfır Atık Projesi kapsamında, organik atıklardan kompost yapımını teşvik ediyor, toprağımızı ve bedenimizi kimyasal gübrelerden korumayı hedefliyoruz. Başkanlığını yürüttüğüm Birleşmiş Milletler Sıfır Atık Danışma Kurulu bünyesinde, dünyadaki iyi sıfır atık uygulamalarını araştırıyor ve yaygınlaştırmak için çalışıyoruz. Bu süreçte Türkiye, bilgi ve deneyimini paylaşmanın yanı sıra milli gelirine kıyasla dünyanın en cömert ülkesi olmayı ve dayanışmayı sürdürüyor.”
“Türkiye, bugün dumansız hava sahasına sahip”
Emine Erdoğan, obeziteyi azaltarak, fiziksel aktiviteleri artırarak, gençliği her türlü bağımlılıktan kurtaracak etkinlikleri de önemsediklerini belirtti. 2009 yılında yürürlüğe giren kapalı alanlarda sigara içme yasağına elektronik sigaraları da ekleyen Türkiye’nin bugün dumansız hava sahasına sahip olduğunu vurgulayan Emine Erdoğan, “Tam bağımsızlığa giden yolun, zihni berrak, bedeni sağlıklı, vatansever, merhametli ve iyi eğitimli gençler yetiştirebilmekten geçtiğine inanıyorum. Bu nedenle yurt içinde ve yurt dışında yürüttüğü faaliyetlerle her türlü bağımlılıkla mücadele eden Yeşilay camiamızı, özgürlük savaşçıları olarak görüyor ve tüm kalbimle destekliyorum.” şeklinde konuştu.
Kansere bağlı ölümlerin yüzde 70’inin, imkanları kısıtlı olan az gelişmiş ülkelerde yaşandığını anlatan Emine Erdoğan, “Afrika ülkelerinin yine küresel bir sorunun meydana gelmesinde payı olmadığı halde sonuçlarından orantısız biçimde etkilendiğini görüyoruz. Kıta ülkelerinin de kanserle mücadele alanında, teşhis, takip ve tedavide, dünyanın geri kalanının sahip olduğu imkanlara erişebilmesi gerekiyor. Bu konuda, uluslararası örgütler kadar hatta daha fazla, İslam İşbirliği Teşkilatının sorumluluk üstlenmesinin, komşuluğun, kardeşliğin ve ümmet bilincinin bir gereği olduğunu düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Tıbb-ı Nebevi’nin hikmet reçetelerini insanlığın hizmetine sunma konusunda tarihi bir misyonları olduğu düşüncesini de paylaşan Emine Erdoğan, şunları kaydetti:
“Peygamber Efendimizin bütüncül sağlık yaklaşımını yeniden benimsediğimizde yitirdiğimiz şifayı bulacağımıza tüm kalbimle inanıyorum. Türkiye’de, kadim tıp bilgeliği ile Batı’nın teşhis ve tedavi olanaklarını entegre edecek çalışmalar yürütüyoruz. Yüzyılların deneyimini günümüze aktarmak için arşivlerimizdeki nadide el yazması tıp eserlerini tercüme ederek günümüz literatürüne kazandırıyoruz. İnanıyorum ki Türkçe külliyatı ve 3 bini endemik toplam 12 bin bitki türünün yetiştiği Anadolu’nun hazineleri, kanıta dayalı yöntemlerle reçetelere eklendikçe, medeniyetimiz yeniden şifa yurdu olacaktır. “
“Her insanın barış içinde yaşayabildiği, müreffeh bir dünya diliyorum”
Emine Erdoğan, bu birikimlerini paylaşmaya, her türlü işbirliğine ve desteğe açık olduklarını vurgulayarak, “Sözlerime son vermeden önce, Filistin halkına soykırım uygulayan ırkçı ve siyonist anlayışın, insanlığın kanseri olduğunu ifade etmek istiyorum. 7 Ekim’den bu yana şiddetini giderek artıran ve masum insanları katleden işgali lanetliyor, dini, milliyeti, rengi ne olursa olsun, her insanın barış içinde yaşayabildiği, müreffeh bir dünya diliyorum.” diye konuştu.
Zirvenin, Afrika başta olmak üzere tüm insanlığa faydalı olması, sağlıklı ve güçlü bir ümmetin inşasına hizmet etmesi temennisinde bulunan Emine Erdoğan, gösterdiği küresel liderlik ve ev sahipliği için Nijerya Devlet Başkanı Bola Ahmed Tinubu’nun eşi Oluremi Tinubu’ya şükranlarını sundu.
Emine Erdoğan, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Nijerya başta olmak üzere organizasyonda emeği geçenlere de teşekkür etti.
Programdan notlar
İsrail’in saldırıları altındaki Filistin’e dair konuşma yapan tek kişi olan Emine Erdoğan’ın sözleri salondan büyük alkış aldı.
Programa ev sahibi Nijerya Devlet Başkanı Bola Ahmed Tinubu’nun eşi Oluremi Tinubu’nun yanı sıra, Sierra Leone Cumhurbaşkanı Julius Maada Bio’nun eşi Fatima Maada Bio, Gambiya Cumhurbaşkanı Adama Barrow’un eşi Fatoumatta Bah-Barrow da katıldı.
Emine Erdoğan, program öncesi lider eşleriyle, kendilerine ayrılan salonda bir araya gelerek, görüş alışverişinde bulundu.
Programda Emine Erdoğan’a Sağlık Bakanı Fahrettin Koca eşlik etti.
Konuşmaların ardından lider eşleri ve diğer katılımcılar toplu fotoğraf çektirdi.
]]>Kesici, “Yeşil OSB kavramı, Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu çerçevesinde; kaynak ve enerji verimliliği, yalın üretim, endüstriyel atık işbirliği ve çevreye duyarlı uygulamaları ile öne çıkan çevresel, ekonomik, sosyal ve yönetimsel açıdan Bakanlıkça belirlenen kriterler çerçevesinde Türk Standardları Enstitüsü tarafından sertifikalandırılan OSB’leri ifade etmektedir.” şeklinde konuştu.
Dünyada iklim krizinin önüne geçmek adına 2015 Eylül’de Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda belirlenerek yürürlüğe girdiğini aktaran Kesici, “2016’da Paris Anlaşması imzalandı ve Türkiye de 175 ülkeyle birlikte bu anlaşmada yer aldı. Bu kapsamda yeşil dönüşüm hedefinin en önemli ayaklarından biri de ‘Yeşil OSB’ olmak.” dedi.
Kesici, “Yeşil OSB”nin uluslararası anlaşmalar dahilinde yasal zorunluluk olduğunu belirterek, “Bu zorunlulukları yerine getiren firmalar ve OSB’ler ekonomik anlamda ciddi bir hibe ve teşvik imkanından faydalanma şansına sahip olacak ve Avrupa’nın Sınırda Karbon Emisyonu Uygulaması’nın başlamasıyla beraber ‘Yeşil OSB’ kavramı önem kazanacaktır. Aynı zamanda Türkiye olarak 2053’te ‘Sıfır Karbon’ hedefimizin hayata geçirilmesi için ülkemizde her geçen yıl ‘Yeşil OSB’ kavramı ciddi şekilde önem kazanacak.” ifadelerini kullandı.
“TÜRKiYE, ULUSLARARASI ALANDA DA VAR”
Türkiye’nin çevresel sürdürülebilirlik ve yeşil ekonomi alanlarında önemli adımlar attığını bildiren Kesici, şöyle devam etti:
“Türkiye, ‘Yeşil OSB’lerin gelişimine büyük önem vermiştir. Yeşil OSB’ler, endüstriyel faaliyetlerin çevresel etkilerini en aza indirerek doğal kaynakların korunmasına ve toplumun refahının artırılmasına katkıda bulunmayı hedefler. Türkiye, Yeşil OSB’leri çeşitli politika ve stratejik yaklaşımlarla desteklemekte ve yeşil ekonomiye geçmek amacıyla çeşitli teşvikler sağlamakta. Bunlar arasında vergi indirimleri, kredi imkanları, altyapı desteği ve çevresel sürdürülebilirlik konularında eğitim ve danışmanlık hizmetleri bulunmakta.”
Kesici, Türkiye’nin ayrıca “Yeşil OSB”lerin teknolojik altyapısını güçlendirmek ve yenilikçi çözümler geliştirmek için çaba harcadığına vurgu yaparak, “Bu çerçevede, yeşil teknolojilerin ve sürdürülebilir üretim yöntemlerinin benimsenmesi ve yaygınlaştırılması hedeflenmektedir. Uluslararası alanda da Türkiye, ‘Yeşil OSB’lerin gelişimi konusunda işbirliklerine ve uluslararası ilişkilere önem veriyor. Uluslararası kuruluşlarla yapılan işbirlikleri, en iyi uygulamaların paylaşılmasını ve teknik destek sağlanmasını sağlıyor.” diye konuştu.
Türkiye’nin Yeşil OSB’ler konusundaki konumunun çevresel sürdürülebilirlik ve yeşil ekonomi alanlarındaki çabalarıyla güçlendiğini dile getiren Kesici, bu çabaların Türkiye’nin ulusal çevre politikalarını güçlendirmeye ve uluslararası alanda çevresel liderlik rolünü üstlenmeye yönelik olduğunu aktardı.
“KARBON AYAK İZİ HESAPLAMALARI GERÇEKLEŞTİRDİK”
Onur Kesici, 349 firmada 17 bin 490 istihdamın gerçekleştiği ve yıllık 1,5 milyar dolar katma değerin sağlandığı bir OSB oldukları bilgisini paylaşarak, “Mevcut ekosistemimizin tüm ihtiyaçlarını karşılamak adına yoğun bir şekilde mevcut hizmetlerimiz ve proje, iş geliştirme süreçlerimizde devam ediyoruz. Bu kapsamda ISO standartları gereğince Çevre, Enerji, İSG ve kalite yönetim sistemlerimizi kurduk. Bölgemiz içerisinde kendimize ait tesisler için tüketimin tamamını denk gelecek TEK-G (Yenilenebilir Enerji Kaynak Garanti Sistemi) belgesini EPİAŞ’tan temin ettik.” dedi.
Bölgelerindeki sanayicilerin Güneş Enerjisi Santrali (GES) yatırımlarına öncü ve destekçi olarak katkı sağladıklarına işaret eden Kesici, 13 firmalarının GES işletmekte olduğunu, 14 firmalarının ise proje yapım aşamasında olduklarını söyledi.
Kesici, geçen yıl GES üretimlerinin sanayi tüketiminin yüzde 2,3’ünü karşıladığını, bu yıl ise hedeflerinin yüzde 6 olduğunu aktardı.
Uluslararası geçerliliği olan bir firmayla karbon ayak izi hesaplamaları gerçekleştirdiklerine dikkati çeken Kesici, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bununla beraber eğitim ve bilinçlendirme faaliyetlerimizi planlamaya devam ediyoruz. ‘Yeşil OSB’ kriterlerinin hepsini İMES OSB olarak tamamlamış bulunmaktayız. 2024 yılının ikinci yarısında ‘Yeşil OSB’ belgesini alarak, uluslararası sürdürülebilirlik hedeflerine dair faaliyetlerimizi sürdürmeye devam etmekteyiz.
Gelecek planlarımız; sanayici katılımcı düzeyinde bu konudaki eğitim faaliyetleri düzenlemek, İSO Yönetim Sistemleri kapsamındaki sertifikalarımızı tamamlamak, bölgemizde karbon ayak izinin düşürülmesine yönelik eğitim ve farkındalık çalışmalarının sağlanması ve sürdürülebilirliğe yönelik çalışmaların arttırılmasını sağlamaya çalışıyoruz.”
Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şu şekilde;
“ENGELLERİ SIRT SIRTA VEREREK AŞTIK”
Milletin emanetini taşıyan bir siyasetçi olarak Türk ekonomisinin nabzının attığı TOBB Genel Kurulları’na iştirak etmeye her zaman önem verdim. Sizlerin burada dile getirdiği yapıcı eleştirilerden faydalanmaya gayret ettim. Dünyayı takip eden vizyoner ve ufuk sahibi siz kardeşlerimin katkılarının bizim nazarımızda daima özel bir yeri oldu. Meselelerimizi sizlerle konuştuk. Sorunlarımıza ortak akılla çözüm aradık. Engelleri sırt sırta vererek birlikte aştık. Siz bize yol gösterdiniz, yoldaşlık ettiniz, zor zamanlarımızda yanımızda durdunuz. Özellikle son dönemde oda ve borsalarımızın kapasiteleri müthiş arttı. Dünyanın en iyi ve en çok hizmet üreten ilk 3 oda sisteminden biri haline geldiniz. Biz de bu süreçte size daima destek olduk. Hedeflerinizi ve hayallerinizi gerçekleştirmeniz için önünüzü açtık.
“TOGG İLE ELEKTRİKLİ ARAÇ SEKTÖRÜNDE ‘BİZ DE VARIZ’ DEDİK”
Geçen sene milletimizin 60 yıldır içinde bir ukde olarak kalan Türkiye’nin otomobili TOGG’u birlikte hayata geçirdik. Bugün yollarımızı aşındıran binlerce TOGG’da siz kardeşlerimin desteği ve emeği bulunuyor. Çeşitli sabotaj girişimlerine rağmen Türkiye’ye kazandırdığımız TOGG’un ne kadar stratejik bir hamle olduğu gün daha iyi anlaşılıyor. Elektrikli araç piyasası son bir sene içerisinde çok büyük bir ivme kazandı. Uzakdoğu ülkelerinin piyasaya agresif bir şekilde girdiklerini görüyoruz. Uzun yıllar sonra bu defa treni ve trendi kaçırmadık. Yerli ve milli markamız TOGG’la hızla gelişen elektrikli araç sektöründe biz de varız dedik.

“BİRLİKTE YOL YÜRÜMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Biliyorsunuz o dönem sadece mali zorluklarla mücadele etmedik. Daha ziyade zihinlere kazınmış, öğrenilmiş çaresizlikle mücadele ettik. Daha emekleme safhasından itibaren projenin kolunu, bacağını kırmak için çok uğraştılar. Fabrikasından tasarımına kadar her şeyi eleştiri konusu yaparak projeyi itibarsız hale getirmek için her yolu denediler. Bugün milli savaş uçağımız KAAN ile ilgili neler söyleniyorsa, insansız hava araçlarımıza ve üreticilerine hangi iftiralar atılıyorsa Türkiye’yi ekonomide bir üst lige taşıyacak hamleleri baltalamak için kimler devreye giriyorsa, hepsine ve daha fazlasına elektrikli araç imalat sürecinde şahitlik ettik. Ama biz bunların hiçbirine kulak asmadık. Başkaları yapıyorsa biz niçin yapmayalım dedik. Başkaları üretebiliyorsa biz niçin üretmeyelim dedik. Sizlerin de gayretleriyle elektrikli araç teknolojisinde dünyadaki birçok ülkeye göre yerimizi çok önceden aldık. Bundan sonra da ülkemizin diğer projelerinde sizlerle birlikte çalışmaya, birlikte yol yürümeye devam edeceğiz.
Ülkemiz maalesef seçim atmosferinden bir türlü kurtulamadı. Yine bu dönemde başta Gazze krizi olmak üzere bölgemizde ülkemizi de doğrudan tekileyen çatışmalar patlak verdi. Tek başına seçim gündeminin bile bürokrasiyi, yatırımları, iş dünyamızın gelecek planlarını yavaşlattığı hakikattir. 31 Mart seçimlerinin de geride bırakılmasıyla inşallah 4 yıllık seçimsiz bir döneme girmiş bulunuyoruz. Bundan sonra asıl meselelerimize daha fazla odaklanabilecek, milletimizin gerçek gündemine daha fazla vakit ve kaynak ayırabileceğiz. Küresel ekonominin son 5-6 yıldır fırtınalı sulardan geçtiğini zaten sizler de biliyorsunuz. Salgının çok öncesinde başlayan belirsizlik iklimi Rusya-Ukrayna savaşı ve diğer bölgesel çatışmalarla daha da kesifleşti.

“5 YILA AİT YOL HARİTAMIZI BELİRLEDİK”
28 Mayıs seçimlerinden hemen sonra ekonomide güçlü bir ekip kurduk. Ardından Orta Vadeli Program ve 12’nci Kalkınma Planı ile gelecek 5 yıla ait yol haritamızı belirledik. Son 11 aydır da bu yol haritasını harfiyen uyguluyoruz. Mahali idareler seçimlerinde pek çok eleştiriyi göğüsleme hatta sandıkta bedel ödeme pahasına kararlı duruşumuzu esnetmedik. Vaatlerin havada uçuştuğu bu dönemde popülizme meyil etmedik. Daha önce de söyledim, şahsi ikbalimiz için ülkemize ve milletimize ilave yük oluşturacak hiçbir adım atmadık bundan sonra da atmayacağız. Hükümetimizin 31 Mart seçim sürecinde sergilediği özverili tavrın değeri inanıyoruz ki gelecekte daha iyi anlaşılacaktır. Bugün bize serzenişte bulunanlar inşallah yarın hayır dua edeceklerdir.
“G20’DE DÖRDÜNCÜ OLDUK”
TOBB ile ve iş dünyamızın tüm kesimleriyle geliştirdiğimiz yakın diyaloğun ekonomiye de olumlu yansıdığını görüyoruz. Ekonomi programımızın neticelerini çeşitli alanlarda görmeye başladık. Geçen seneyi yüzde 4,5 gibi tahminlerimizin de üzerinde bir büyüme ile kapattık. Bu oranla Avrupa’da birinci, OECD ülkelerinde ikinci, G20’de ise dördüncü olduk. 2023 yılında milli gelirimiz 1 trilyon 119 milyar dolara, kişi başına gelir ise 13 bin 110 dolara çıktı.

Ekonomi programımızın neticelerini görmeye başladık.
Dış talepteki zayıf görünüme ve depremin etkilerine rağmen cumhuriyet tarihimizin rekorunu kırdık.
Bizim için hayati önem taşıyan diğer konu istihdamdır. İşsizlik oranı son 11 yılın en düşüğündedir. Arz talep dengesizliğini mutlaka gidereceğiz. Nitelikli istihdamı artırmaya yönelik politikalara ağırlık vereceğiz. Ülkemizin risk primi giderek düşüyor. Dış finansmana erişim kolaylaşıyor.
Orta vadeli programımızı güçlendirecek kritik adımlar atıyoruz. Programın güçlendirilmesinde 3 temel önceliğimiz var.
Türkiye hem üreterek büyümek hem de kaynaklarını en verimli şekilde kollanmak zorunda olan bir ülkedir. Alın terimizden ve bileğimizin gücünden başka hiçbir şeye bel bağlayamayız.
Biz tüyü bitmemiş yetimin hakkı olan kamu malının korunmasına ihtimam göstermiş bir ülkeyiz.
Bu pakete birlikte çok güçlü bir uygulama modelini hayata geçirtiyoruz. Tedbirler tüm kamuyu kapsıyor. Tasarruf tedbirlerine tüm kamu kuruluşu ve personeli uymak zorundadır. Hepimiz Türkiye gemisinin yolcularıyız.
Göreve seçilmek orayı akraba çiftliğine çevirmeye hak vermez
Herkesi tasarruf paketine uymaya devam ediyorum.
Kamu malının korunmasına 21 yıldır daima ihtimam gösterdik. Harcanan her kuruşun hesabını soran bir kültürü etkin kılıyoruz. Tasarruf kültürü yaygınlaştırılacak. Kamuda tasarruf 3 yıl olarak görülmemeli, bir anlayış olmalı.
Son dakika gelişmelere anında ulaşmak için Haber7 uygulamasını akıllı cihazlarınıza (iOS, Android) kurabilir, Twitter’da @Haber7 hesabını takip edebilirsiniz.
App Store Google Play Takip Et
Haber7-ÖZEL
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 7 Aralık 2023‘te Atina’da düzenlenen Yüksek Düzeyli İş Birliği Konseyi vesilesiyle Yunanistan’ı ziyaretiyle iki ülke ilişkilerinde yeni döneme girildi.
Türkiye ile Yunanistan arasında son dönemdeki yumuşama sinyallerinin ardından peş peşe önemli gelişmeler yaşandı. Yunanistan’ın bazı Ege adalarında Türklere kapıda vize uygulamasını başlatması ve verilen iyi siyasi mesajlar sonrası liderler tekrar bir araya geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunanistan Başbakanı Miçotakis’i Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde kabul etti.
Erdoğan-Miçotakis görüşmesi Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan sorunların çözümünü tekrar gündeme getirirken, uzmanlar iki liderin görüşmesini Haber7‘ye değerlendirdi. Yunan Gazeteci Manolis Kostidis ve Dış Politika Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Bilgin, Erdoğan-Miçotakis görüşmesine ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.
HEDEF ÖNCELİKLE EKONOMİK KONULAR
Erdoğan-Miçotakis görüşmesine ilişkin konuşan Yunan Gazeteci Manolis Kostidis, bu görüşmelerle birlikte iki ülke ilişkilerinde normalleşmenin söz konusu olduğunu söyledi. Türkiye ile Yunanistan arasındaki görüş ayrılıklarına rağmen liderlerin görüşmesinin önemli olduğunu vurgulayan Kostidis, “Hedef en azından ekonomik manada, yatırım alanında, turizm alanında bir normalleşmeye gitmek. Diğer sorunları da daha sonra ele alınabilecek konular arasına eklemek gibi görünüyor.” ifadelerini kullandı.
Türkiye ile Yunanistan’ın 2002 yılından 2016’ya kadar bunu başardığını söyleyen Kostidis, “Yunanistan’la Türkiye’nin Ege, Doğu Akdeniz gibi konularda birçok görüş ayrılığı vardı. Ama ona rağmen beraber ilerleyebiliyorlardı. Tekrar eski duruma dönmek söz konusu.” dedi.

KITA SAHANLIĞI SORUNUNUN ÇÖZÜLMESİ BİRÇOK SORUNU ÇÖZER
İki ülke arasındaki en büyük sorunların başında Kıbrıs, Doğu Akdeniz ve Ege’deki kıta sahanlığı meselesinin geldiğini söyleyen Yunan Gazeteci, kıta sahanlığı konusunun çözülmesinin birçok konuyu çözüme kavuşturabileceğini ancak kısa vadede bu konuların çözümünün hem teknik hem de siyasi manada mümkün olmadığını belirterek “Elbette ki bu Ege’deki sakin sular döneminin bir yılı aşmış olması, aynı zamanda dün söylendiği gibi ekonomik manada 6 milyar dolardan hedef on milyar dolara yükseliyor. Bu adımlar atılırsa siyasilerin işi biraz daha kolaylaşır diyebiliriz ama kısa vadede 50 yıldır çözülmeyen sorunların kısa vadede çözülmesini beklemek açıkçası biraz zorlu diyebiliriz.” şeklinde konuştu.
ÖNCE YUNANİSTAN’IN NORMALLEŞMESİ GEREKİYOR
Türkiye’nin Yunanistan’la ilişkileri normalleştirmek ve ‘yumuşama’ adı verilen süreci başlatmak için elinden geleni yaptığını söyleyen Dış Politika Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Bilgin, Yunanistan’la normal ilişkiler kurmanın sadece Türkiye’nin elinde olan bir şey olmadığını bu durumun aynı zamanda Yunanistan’ın normalleşmesiyle alakalı bir süreç olduğunu söyledi. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’nın daha birkaç gün önce Fatih’te bulunan ve 79 yıl sonra yeniden ibadete açılan Kariye Camii’nin açılışını kınayan bir açıklama yaptığını söyleyen Bilgin, “Şimdi 500 yıldır cami olan Kariye Camii’nin tekrar ibadete açılmasına dair açıklama yapmak Yunanistan’ın normalleşip normalleşmeyeceğine dair büyük soru işaretleri yaratıyor. Çünkü yani biz Yunanistan diye bilinen topraklarda eski Türk vilayetlerinde yok edilen yıkılmış binlerce camiyi, türbeyi, okulu, mektebi, kütüphaneyi konuşmadan Türkiye’deki 500 sene önce açılmış camiyi mesele yapıyor olmak bu işte anormal bir süreç işaret ediyor.” dedi.

YUNANİSTAN ULUSAL KİMLİĞİNİ TÜRK KARŞITLIĞI OLARAK BELİRLEDİ
Yunanistan’ın kuruluşundan itibaren ulusal kimliğini Türk karşıtlığını esas alarak belirlediğini ve sol hükümet de olsa, sağ hükümet de olsa, nesiller de değişse, hükümette de değişse Türkiye karşıtlığı ana ekseni hala orada durduğunun altını çizen Bilgin, “Kariye Cami’nin açılışını mesele yapmasının yanı sıra Yunan medyası hafta boyunca mesela Kaan uçağını ikinci defa havaya çıkmasına konuştu. Bunu tehdit olduğunu söyledi. Dönelim bir Türk yiyeceği olarak tescil edilmesinin Yunanistan’ın yemeğinin çalınması olarak değerlendirdi. Yani Yunanistan’ın hem hükümet hem de kamuoyunda ciddi bir anormallik var.” şeklinde konuştu.
Bilgin, Türkiye’nin ilişkileri normalleştirmek için elinden geleni yaptığını belirterek “Sayın Cumhurbaşkanı bu konuda çok büyük emek harcıyor. Ama Yunanistan tarafında bu normalleşme sürecinin nasıl anlaşılacağı büyük bir soru işareti. Yunanistan’ın normalleşip, normalleşemeyeceği büyük bir soru işareti.” ifadelerini kullandı.
ABD BÜYÜK FAKTÖR
Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde ABD’nin büyük belirleyici faktör olduğunu söyleyen Bilgin, ABD’nin Yunanistan’ı garnizona dönüştürdüğünü belirterek Türkiye’ye karşı bir operasyon unsuruna çevirdiğini söyledi. Son dönemde İsrail’i korumak için kalkan uçakların bile Güney Kıbrıs’tan kalktığının altını çizen Bilgin şu ifadelere yer verdi;
Ülkede Türk karşıtı konumunun hiç değişmiyor olması, Yunan kamuoyundaki Türk karşıtlığını çok canlı oluyor olması hem de ABD’nin bir şekilde Yunanistan’a sürekli Türkiye’ye karşı teşvik ediyor oluşu, Yunanistan ve Türk ilişkilerinin normalleşmesinin önünde çok büyük sorunlar ve engeller oluşturuyor. Ona rağmen Türkiye elinden geleni yapıyor. Yunanistan işin aslında bu önemli bir fırsattır Türkiye’nin diyalog kapısını açması. Zeytin Dalı’nın uzatıyor olması. Yunanistan’ı değerlendirebilirse Yunanistan kazanacaktır.
YUNANİSTAN’IN İSTEKLERİ EGEMENLİK HAKKIMIZI İHLAL EDİYOR
Türkiye ile Yunanistan’ın sorunlarının çözümüne ilişkin de açıklamalarda bulunan Bilgin, Yunanistan’ın Doğu Akdeniz ve Ege‘deki isteklerinin Türkiye’nin egemenlik haklarını ihlal ettiğini söyledi.
Bilgin şu sözleri sarf etti;
Ege’de on iki mil için ısrarcılar. Kıbrıs meselesi orada duruyor. Doğu Akdeniz meselesinde İsrail’le birlikte gaz forumu kurdular. Bizim hem Mavi vatanımızdaki egemenlik haklarımızı ihlal ediyorlar, hem de Ege’deki egemenlik hakkımızı ihlal ediyorlar. Batı Trakya’daki Türklerin haklarını da ihlal ediyorlar. Onlara Türk bile demiyorlar.
Yani burada ben Türkiye ile Yunanistanın kolay kolay uzlaşabileceğini düşünmüyorum. Ama en azından sorunları ciddi büyük krize dönüşmeden yönetebilmeye çalışıyorlar. Zaten diplomasi bu demektir.
Haber7-ÖZEL
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 7 Aralık 2023‘te Atina’da düzenlenen Yüksek Düzeyli İş Birliği Konseyi vesilesiyle Yunanistan’ı ziyaretiyle iki ülke ilişkilerinde yeni döneme girildi.
Türkiye ile Yunanistan arasında son dönemdeki yumuşama sinyallerinin ardından peş peşe önemli gelişmeler yaşandı. Yunanistan’ın bazı Ege adalarında Türklere kapıda vize uygulamasını başlatması ve verilen iyi siyasi mesajlar sonrası liderler tekrar bir araya geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunanistan Başbakanı Miçotakis’i Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde kabul etti.
Erdoğan-Miçotakis görüşmesi Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan sorunların çözümünü tekrar gündeme getirirken, uzmanlar iki liderin görüşmesini Haber7‘ye değerlendirdi. Yunan Gazeteci Manolis Kostidis ve Dış Politika Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Bilgin, Erdoğan-Miçotakis görüşmesine ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.
HEDEF ÖNCELİKLE EKONOMİK KONULAR
Erdoğan-Miçotakis görüşmesine ilişkin konuşan Yunan Gazeteci Manolis Kostidis, bu görüşmelerle birlikte iki ülke ilişkilerinde normalleşmenin söz konusu olduğunu söyledi. Türkiye ile Yunanistan arasındaki görüş ayrılıklarına rağmen liderlerin görüşmesinin önemli olduğunu vurgulayan Kostidis, “Hedef en azından ekonomik manada, yatırım alanında, turizm alanında bir normalleşmeye gitmek. Diğer sorunları da daha sonra ele alınabilecek konular arasına eklemek gibi görünüyor.” ifadelerini kullandı.
Türkiye ile Yunanistan’ın 2002 yılından 2016’ya kadar bunu başardığını söyleyen Kostidis, “Yunanistan’la Türkiye’nin Ege, Doğu Akdeniz gibi konularda birçok görüş ayrılığı vardı. Ama ona rağmen beraber ilerleyebiliyorlardı. Tekrar eski duruma dönmek söz konusu.” dedi.

KITA SAHANLIĞI SORUNUNUN ÇÖZÜLMESİ BİRÇOK SORUNU ÇÖZER
İki ülke arasındaki en büyük sorunların başında Kıbrıs, Doğu Akdeniz ve Ege’deki kıta sahanlığı meselesinin geldiğini söyleyen Yunan Gazeteci, kıta sahanlığı konusunun çözülmesinin birçok konuyu çözüme kavuşturabileceğini ancak kısa vadede bu konuların çözümünün hem teknik hem de siyasi manada mümkün olmadığını belirterek “Elbette ki bu Ege’deki sakin sular döneminin bir yılı aşmış olması, aynı zamanda dün söylendiği gibi ekonomik manada 6 milyar dolardan hedef on milyar dolara yükseliyor. Bu adımlar atılırsa siyasilerin işi biraz daha kolaylaşır diyebiliriz ama kısa vadede 50 yıldır çözülmeyen sorunların kısa vadede çözülmesini beklemek açıkçası biraz zorlu diyebiliriz.” şeklinde konuştu.
ÖNCE YUNANİSTAN’IN NORMALLEŞMESİ GEREKİYOR
Türkiye’nin Yunanistan’la ilişkileri normalleştirmek ve ‘yumuşama’ adı verilen süreci başlatmak için elinden geleni yaptığını söyleyen Dış Politika Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Bilgin, Yunanistan’la normal ilişkiler kurmanın sadece Türkiye’nin elinde olan bir şey olmadığını bu durumun aynı zamanda Yunanistan’ın normalleşmesiyle alakalı bir süreç olduğunu söyledi. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’nın daha birkaç gün önce Fatih’te bulunan ve 79 yıl sonra yeniden ibadete açılan Kariye Camii’nin açılışını kınayan bir açıklama yaptığını söyleyen Bilgin, “Şimdi 500 yıldır cami olan Kariye Camii’nin tekrar ibadete açılmasına dair açıklama yapmak Yunanistan’ın normalleşip normalleşmeyeceğine dair büyük soru işaretleri yaratıyor. Çünkü yani biz Yunanistan diye bilinen topraklarda eski Türk vilayetlerinde yok edilen yıkılmış binlerce camiyi, türbeyi, okulu, mektebi, kütüphaneyi konuşmadan Türkiye’deki 500 sene önce açılmış camiyi mesele yapıyor olmak bu işte anormal bir süreç işaret ediyor.” dedi.

YUNANİSTAN ULUSAL KİMLİĞİNİ TÜRK KARŞITLIĞI OLARAK BELİRLEDİ
Yunanistan’ın kuruluşundan itibaren ulusal kimliğini Türk karşıtlığını esas alarak belirlediğini ve sol hükümet de olsa, sağ hükümet de olsa, nesiller de değişse, hükümette de değişse Türkiye karşıtlığı ana ekseni hala orada durduğunun altını çizen Bilgin, “Kariye Cami’nin açılışını mesele yapmasının yanı sıra Yunan medyası hafta boyunca mesela Kaan uçağını ikinci defa havaya çıkmasına konuştu. Bunu tehdit olduğunu söyledi. Dönelim bir Türk yiyeceği olarak tescil edilmesinin Yunanistan’ın yemeğinin çalınması olarak değerlendirdi. Yani Yunanistan’ın hem hükümet hem de kamuoyunda ciddi bir anormallik var.” şeklinde konuştu.
Bilgin, Türkiye’nin ilişkileri normalleştirmek için elinden geleni yaptığını belirterek “Sayın Cumhurbaşkanı bu konuda çok büyük emek harcıyor. Ama Yunanistan tarafında bu normalleşme sürecinin nasıl anlaşılacağı büyük bir soru işareti. Yunanistan’ın normalleşip, normalleşemeyeceği büyük bir soru işareti.” ifadelerini kullandı.
ABD BÜYÜK FAKTÖR
Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde ABD’nin büyük belirleyici faktör olduğunu söyleyen Bilgin, ABD’nin Yunanistan’ı garnizona dönüştürdüğünü belirterek Türkiye’ye karşı bir operasyon unsuruna çevirdiğini söyledi. Son dönemde İsrail’i korumak için kalkan uçakların bile Güney Kıbrıs’tan kalktığının altını çizen Bilgin şu ifadelere yer verdi;
Ülkede Türk karşıtı konumunun hiç değişmiyor olması, Yunan kamuoyundaki Türk karşıtlığını çok canlı oluyor olması hem de ABD’nin bir şekilde Yunanistan’a sürekli Türkiye’ye karşı teşvik ediyor oluşu, Yunanistan ve Türk ilişkilerinin normalleşmesinin önünde çok büyük sorunlar ve engeller oluşturuyor. Ona rağmen Türkiye elinden geleni yapıyor. Yunanistan işin aslında bu önemli bir fırsattır Türkiye’nin diyalog kapısını açması. Zeytin Dalı’nın uzatıyor olması. Yunanistan’ı değerlendirebilirse Yunanistan kazanacaktır.
YUNANİSTAN’IN İSTEKLERİ EGEMENLİK HAKKIMIZI İHLAL EDİYOR
Türkiye ile Yunanistan’ın sorunlarının çözümüne ilişkin de açıklamalarda bulunan Bilgin, Yunanistan’ın Doğu Akdeniz ve Ege‘deki isteklerinin Türkiye’nin egemenlik haklarını ihlal ettiğini söyledi.
Bilgin şu sözleri sarf etti;
Ege’de on iki mil için ısrarcılar. Kıbrıs meselesi orada duruyor. Doğu Akdeniz meselesinde İsrail’le birlikte gaz forumu kurdular. Bizim hem Mavi vatanımızdaki egemenlik haklarımızı ihlal ediyorlar, hem de Ege’deki egemenlik hakkımızı ihlal ediyorlar. Batı Trakya’daki Türklerin haklarını da ihlal ediyorlar. Onlara Türk bile demiyorlar.
Yani burada ben Türkiye ile Yunanistanın kolay kolay uzlaşabileceğini düşünmüyorum. Ama en azından sorunları ciddi büyük krize dönüşmeden yönetebilmeye çalışıyorlar. Zaten diplomasi bu demektir.
Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:
AK Parti’ye gönül veren tüm vatandaşlarıma selam ve sevgilerimi gönderiyorum. 2024 senesinin bu ilk İl Başkanları toplantısında sizlerle birlikte olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum.
31 Mart seçim çalışmalarını devam ettirirken, teşkilatlarımızla irtibatımızı en üst seviyede tuttuk.
“DEMOKRASİNİN KAZANDIĞI YERDE KAYBEDEN OLMAZ”
Bölücü örgüt uzantılarının seçmeni etki altına almaya çalışmaları dışında bir sorun yaşanmadı.
Demokrasi asla ve asla sıfır toplamlı bir oyun değildir. Demokrasinin kazandığı yerde kaybeden olmaz. Sivil siyaseti güçlendiren her sonuç Türk siyaseti açısından eşsiz bir başarıdır.
Neredeyse her 10 yılda bir demokrasimiz vesayet odaklarının saldırısına uğradı. En son 15 Temmuz’da darbe girimini püskürttük. Vesayet odaklarının asla pes etmediğini hepiniz çok iyi biliyorsunuz.
“MİLLETİ SUÇLAMA GİBİ YOLLARA TEVESSÜL ETMEDİK”
14 Mayıs seçimlerinde cumhurbaşkanlığı seçimleri ikinci tura kalırken, ikinci turda milli irade farklı şekilde tecelli etmiştir. Sandık sonuçlarından dolayı milleti suçlama gibi yollara tevessül etmedik.
31 mart yerel yönetimler seçimlerinde yine milletimizin takdiriyle Türkiye haritası daha çok sayıda renge boyandı. Bu tablo karşısında başkaları gibi 14 Mayıs gecesi sahnelenen öndeyiz müsamerelerine başvurmadık. Bizim için önemli olan Türk demokrasisinin kazanmasıdır.
“İÇ MUHASEBEMİZİ YAPTIK”
AK Parti ve Cumhur ittifakının olgun duruşu siyasetin genel havasını da değiştirmiştir. Bu iklimin geçici bir bahar esintisi değil, Türk siyasetinin genel haline gelmesini temenni ediyoruz. Muhalefetti muhataplarımızın da dirayetli davrandığını görüyor bundan da memnuniyet duyuyoruz.
31 Mart seçimlerini göz ardı etmiyoruz. İç muhasebemizi yaptık, yapmaya devam ediyoruz.
“AK PARTİ’Yİ KURBAN EDEMEYİZ”
Yanlışta ısrar etmek kaybettirir. Nereden geldiğinizi unutmazsanız hedeflerinizden de kopmazsınız. Her zaman söylediğimiz gibi AK Parti milletin kurduğu bir partidir. Siyasette rotamızı bugüne kadar hep milletimiz çizdi. Millet bize bakında hep kendini gördü. Aynı zamanda sıkıntılarını çözecek güçlü bir irade gördü.
Bugün bir kez daha açık ve net söylemek istiyorum, AK Parti milletin partisidir ve ebediyen öyle kalacaktır. Biz emekçilerin, çiftçilerin, esnafın, tüccarın, Türkiye’nin aydınlık yarınları gençlerimizin, kadınlarımızın, tüm mazlumların, büyük ve güçlü bir Türkiye sevdalısı her bir bireyin partisi olmayı sürdüreceğiz.
Partimizin ve davamızın geleceği her türlü kişisel hesabın üzerindedir.
Kampanya döneminde 52 ilimizi ziyaret ettim. AK Parti’yi kibirleri boyunlarını aşan muhterislere kurban edemeyiz. Siyasetçisiyle, bürokratıyla, kimse partimize gönül verenlerin geleceklerini şahsi hesapları için feda edemez.
“KONGRE SÜRECİNİ BAŞLATACAĞIZ”
Son MYK toplantımızda, geleneksel istişare kampımızı yakında toplama kararı aldık. Önce milletvekilleri, ardından belediye başkanlarıyla bir araya geleceğiz.
İstişare ve yenilenme sürecimizin sonucunda, AK Parti olarak yolumuza çok daha güçlü bir şekilde devam etmekte kararlıyız. AK Parti’nin alameti farikası kendini yenileme, geliştirme, yeni şartlara adapte etme kabiliyetine haiz olmasıdır. Kongre sürecini bunun en önemli vesilesi olarak görüyoruz.
Milletin sınıfta bıraktığını baş tacı edemeyiz. Kırarak dökerek dağıtarak değil, tam tersine birleştirerek kucaklayarak ilerleyeceğiz. Saflarımızı sıklaştıracağız, partimizi büyüteceğiz. Partimizin emektarlarına vefasızlık göstermeyeceğiz.
Biz üye sayısı itibarıyla Türkiye’nin en büyük ailesiyiz. Nasıl Türkiye’nin son 21 yılına mührümüzü bastıysak inşallah geleceğine de biz yön vereceğiz. Bizden güç devşirecek değil, bize güç katacak kişiler lazım.
Milletimiz bizin daha çok çalışmamızı yeniden yola revan olmamızı bekliyor.
Trade Winds Forumu kapsamında Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Amerikan ticaret heyetinin bulunduğu forumda sunum yaptı. Bakan Bolat, Türkiye’deki yatırım fırsatlarını anlattı.
Bakan Bolat, ‘‘Son yirmi yılı aşkın bir süre içinde istikrarlı şekilde uygulanan proaktif politikalar sayesinde, 2002 ile 2024 yılları arasında ülkemizdeki toplam yabancı yatırımlar 265 milyar dolara ulaşmıştır. Bu dönem zarfında, ABD firmalarının artan bir şekilde Türkiye’yi bir üretim ve ihracat üssü olarak konumlandırdıklarını görmekten de memnuniyet duyuyoruz’’ dedi.
ABD’nin, Türkiye’nin en büyük ikinci ihracat pazarı haline geldiğini ifade eden Bolat, ‘‘2008 yılında İstanbul’da Ticaret Rüzgarları programı yapıldığında, 16 milyar dolar olan ticaret hacmi, yüzde 110 oranında artarak 2023 yılında 33,5 milyar dolara erişmiştir. O dönemde 4,3 milyar dolar olan ABD’ye ihracatımız bugün 14,8 milyar dolara çıkmıştır. Bugün ABD, Türkiye’nin en büyük ikinci ihracat pazarı haline gelmiştir. Tıpkı ticaret gibi, yatırımlar da ekonomik ilişkilerimizin önemli bir unsuru haline geldi. Yatırım akışı, her iki yönde de oldukça canlıdır ve daha da önemlisi karşılıklı yatırım farklı sektörlere yönelerek çeşitlenmektedir’’ şeklinde konuştu.
‘‘ABD KAYNAKLI YABANCI YATIRIMLARIN TUTARI 15 MİLYAR DOLARA ERİŞTİ’’
ABD kaynaklı yatırımlarda artış yaşandığına da dikkat çeken Bolat, ‘‘ABD firmalarının artan bir şekilde Türkiye’yi bir üretim ve ihracat üssü olarak konumlandırdıklarını görmekten memnuniyet duyuyoruz. ABD kaynaklı yabancı yatırımların tutarı 15 milyar dolar erişmiştir. Böylece ABD, ülkemizdeki en büyük ikinci yabancı yatırımcı haline gelmiştir. 2000’den fazla Amerika firması Türk ekonomisinin gücüne ve potansiyeline inanarak Türkiye’ye yatırım yapmıştır. Bu firmalar, Türk ekonomisine 60 milyar doların üstünde katkıda bulunuyor ve 110 binden fazla kişiye istihdam sağlıyor’’ diye konuştu.
“100 MİLYAR DOLAR TİCARET HACMİ HEDEFİNİ KOLAYLIKLA GERÇEĞE DÖNÜŞTÜREBİLİRİZ”
Bakan Bolat, iki ülke arasında ticaret hacminin 100 milyar doları aşabileceğini vurgulayarak, “ABD ve Türkiye’deki iş çevreleri ile birlikte bu fırsatları değerlendirebilirsek, devlet başkanlarımız tarafından belirlenen 100 milyar dolar ticaret hacmi hedefini kolaylıkla gerçeğe dönüştürebiliriz. Kararlı olmaya devam edersek, bu ulaşılabilir bir hedeftir. İstanbul’da 3 gün boyunca esecek olan ticaret rüzgarlarının, ekonomik bağlarımızı daha da yükseğe çıkaracağından ve ticari ilişkilerimizi artıracağından şüphe duymuyorum” dedi.
Türkiye’nin ekonomik verilerine ilişkin de bilgi eren Bakan Bolat, ‘‘2003 ve 2023 yılları arasında Türkiye’nin ekonomik büyümesi ortalama yüzde 5,4 olarak gerçekleşmiştir. Küresel ekonomiyi çevreleyen darboğazlara ve tedarik zinciri aksaklıklarına rağmen, Türk ekonomisi 2023 yılında da istikrarlı büyümesini yüzde 4,5 oranında sürdürmüş ve GSYİH 2002 yılına göre beş kat artarak ilk defa 1 trilyon dolar seviyesini geçerek 1 trilyon 118 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. IMF verilerine göre, satın alma gücü paritesi kapsamında Türkiye, artık dünyanın en büyük 11. ekonomisidir. Geçen yıl, 355 milyar doları aşan mal ve hizmet ihracatımız, 2002 yılına göre 7 kat büyümüştür. İhracat, Türkiye ekonomisinin büyümesinin ana unsurlarından birisidir ve dünya mal ihracatındaki payımız yüzde 1,08’e, hizmet ihracatındaki payımız ise yüzde 1,29’a erişmiştir. İhracatımızın sağladığı ivme sayesinde, bu yıl sonunda yüzde 4 oranında büyüme sağlamayı bekliyoruz. Ekonomimizdeki bu olumlu gelişmeleri başarırken, temel odağımız önde gelen pazarlarımızda rekabet gücümüzü korumak, firmalarımızı desteklemek ve daha iyi bir iş ve yatırım ortamı kurmaya çalışmaktır’’ açıklamalarında bulundu.
Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:
Türkiye-Yunanistan arasındaki iş birliği ruhunun güçlendirilmesi tüm bölgemiz için hayırlı olacağı inancındayız. Sayın Başbakan ile biraz önce son derece verimli, samimi ve yapıcı görüşme gerçekleştirdik. Görüşmelerimizde ikili gündemimizde yer alan konuları gözden geçirdik. Geçtiğimiz yıl 6 milyar dolar olarak gerçekleşen ikili ticaretimizi 10 milyar dolara çıkarma hedefiyle çalışıyoruz.
“TERÖRLE MÜCADELE KONUSUNDA BİRLİĞİMİZ GİDEREK GÜÇLENİYOR”
Deprem kuşağında yer alan ülkelerimiz, komşuluk hukukunu hep yerine getirmiş birbirlerinin yardımına ilk koşan ülkelerden olmuşlardır. Görüşmelerimizde Türk – Yunan ilişkilerindeki birbiriyle bağlantılı sorunları ele aldık. Sorunlarımızı samimi diyalog, iyi komşuluk, uluslararası hukuk dahilinde çözme irademize bağlıyız. Terör örgütleriyle mücadele gündemimizin üst sırasındayız. Yunanistan’la terörle mücadele konusunda anlayış birliğimiz giderek güçleniyor. Terör örgütlerine, bölgemizin geleceğinde yer olmadığına dair mutabıkız Komşumuz ve NATO müttefikimiz Yunanistan’dan beklentilerimizi bugün paylaştım. Kıbrıs sorununun Ada’daki gerçekler temelinde adil, kalıcı çözüme kavuşturulması mühimdir. Böyle bir adım, bölgemizin istikrar ve huzurunu güçlendirecektir
FİLİSTİN MESAJI
Görüşmelerimizde Gazze’de yaşanan soykırım başta olmak üzere bölgesel gelişmeler ele alındı. İsrail yönetimi ateşkes çağrılarına kulak tıkadı. Masum sivillerin son sığınağı olan Refah’ı hedef almaya devam ediyor. 15 bini çocuk 35 bini aşan sivili masum sivilin katledilmesi konusunda uluslararası toplum sesini artık daha gür çıkarmalıdır. Bu zulme ortak olmayalım çağrısıyla her hafta meydanları dolduran tüm vicdanlı insanları saygıyla selamlıyoruz. Filistinli kardeşlerimiz adına sayın Başbakan’a teşekkürlerimi iletiyorum. Türkiye olarak İsrail’i ateşkese zorlamaya ve Filistin devletinin tanınırlığını artırmaya yönelik diplomatik temaslarımızı sürdüreceğiz.
DİYALOG KANALLARIMIZI AÇIK TUTUYORUZ
Her görüşmemizde iş birliğimizin geleceğine dair ümitlerimiz daha da artıyor. Görüş ayrılıklarına rağmen diyalog kanallarımızı açık tutarak olumlu gündeme odaklanıyoruz. Türkiye kültürel mirasın korunması noktasında örnek alınan ülkedir. Kariye camimizi 2020 yılında aldığımız karar sonrasında yeniden ibadete ve ziyarete açtık. UNESCO kültür varlığı olan her bir eserin korunmasına önem veriyoruz. Kariye camisi de herkesin ziyaretine açıktır. Biz pozitif gündeme, yapıcı fikirlere yoğunlaşmakta kararlıyız.
ERDOĞAN’DAN HAMAS RESTİ
Mutabık kalmadığımız çok önemli bir konu var. Ben Hamas’ı bir terör örgütü olarak görmüyorum. Hamas toprakları işgal edilmiş ve bu işgalden sonra da topraklarını koruma altına alan bir direniş örgütüdür. Oraları koruma mücadelesi veren bir direniş örgütü durumundadır. Bunu görmemiz lazım. 40 bin insanını kaybetmiş Hamas’a eğer terör örgütü dersek bu haksızlık olur. Hamas’ı kendi insanını koruma mücadelesi veren insanlar olarak görüyorum. Bunlara karşı sizlerin de BM’de olumlu oy vermek suretiyle bu acımasızlığa katılmadınız.
Miçotakis’in açıklamalarından satır başları:
Bu yaklaşım elle tutulur sonuç vermiş bulunuyor. Bu sonuçları kazan kazan zemininde elde etmiş bulunuyoruz. Yatırımlar artmıştır, ekonomi ve ticaret işbirliği hacmi gelişmektedir. Geçen ay mart ayında Türk ve Yunan iş adamları konsey gerçekleştirdi. Konsey üyelerinin çalışmaları sayesinde hedefimizi gerçekleştirme konusunda kararlılığımızı ifade edebilirim. İki halk çok önemli bir inisiyatifin meyvelerinden faydalanmaya başladılar. 10 Ege Adasında serbestçe ziyaret edebiliyorlar. Sınır kapısında yapılan kısa bir kontrolden sonra hızlı ve kısa sürede gerçekleştirilen bir süreçtir. Bu ekonomik alanda da önemlidir. Düzensiz göç meselesine değinme fırsatımız oldu. İnsan tacirlerini durdurmak için sarf ettiğimiz çabalar olumlu sonuçlar vermeye başladı. Türkiye bu konuda çok pozitif katkılar verdi. Avrupa kararları ışığında Türkiye’nin Avrupa fonlarından faydalanabilmesi için de çalışıyoruz. Azınlıklar iki ülkenin renklerine katkıda bulunmakta. Trakya’da Hristiyan ve Müslüman nüfus bir arada yaşamlarını sürdürmektedir. Azınlıkların dini azınlık olduğunu Lozan Anlaşması çerçevesinde görebiliriz. Eşit vatandaşlık ilkesi ışığında Müslüman vatandaşlarımıza Yunan devletinin bu ilke sayesinde iyi davrandığına inanıyorum. Burada da dini özgürlük ve Hristiyan eserlerinin UNESCO şartlarında öngörüldüğü gibi korunması gerektiğine inanıyoruz. Tarihi caminin tekrar ibadet yeri olarak işlev görmesi bizim için üzüntü yaratan bir gelişme oldu. Bu olağanüstü mekanın bütün insanlığın bir eseri olduğunu insanlığa ait olduğuna inanıyorum.
“TÜRKİYE’NİN AB ÜYELİĞİNİ DESTEKLİYORUZ”
Ukrayna ve Ortadoğu’daki gelişmeleri görüşme fırsatımız oldu. Hem Rusya’nın despotik tavrını hem de Ortadoğu’daki gelişmeler karşısında biz bunları reddettiğimizi dile getirdik. Türkiye ile Ortadoğu konusunda görüş ayrılığı söz konusu olmaktadır. İsrail’in Gazze bölgesine girmesi ve terör örgütü olarak kabul ettiğimiz Hamas’ın Türkiye’nin değişik bir niteleme ile gördüğünü biliyoruz. Gazze’de sivil vatandaşların korunması gerektiği konusunda hemfikiriz. Kara işgalinin kabul edilmez bir hareket olacağı konusunda hemfikir kaldık. Kıbrıs konusunda da uluslararası mevzuat ışığında bir çözüm bulmak mümkün oldu. Güvenlik Konseyi’nin öngördüğü yapıcı görülmeler sayesinde iki tarafın sorunu çözüme bağlayacağı fikrine katılıyoruz. Yunanistan, Türkiye’nin AB üyeliğine katkıda bulunmayı desteklemektedir. Sayın Cumhurbaşkanı ile ikimizin de sivil koruma konularında işbirliğimizi geliştirme konusunda mutabık kaldık. Deprem coğrafyaları içinde yer almamız acil durum yönetimi konusunda bizi işbirliğine götürüyor. Dışişleri Bakanlarımızın görüşmeleri sayesinde önemli adımlar atmış bulunuyoruz. NATO’nun 75. yıldönümü sayesinde görüşme fırsatı bulacağımıza inanıyorum.
Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:
Türkiye-Yunanistan arasındaki iş birliği ruhunun güçlendirilmesi tüm bölgemiz için hayırlı olacağı inancındayız. Sayın Başbakan ile biraz önce son derece verimli, samimi ve yapıcı görüşme gerçekleştirdik. Görüşmelerimizde ikili gündemimizde yer alan konuları gözden geçirdik. Geçtiğimiz yıl 6 milyar dolar olarak gerçekleşen ikili ticaretimizi 10 milyar dolara çıkarma hedefiyle çalışıyoruz.
“TERÖRLE MÜCADELE KONUSUNDA BİRLİĞİMİZ GİDEREK GÜÇLENİYOR”
Deprem kuşağında yer alan ülkelerimiz, komşuluk hukukunu hep yerine getirmiş birbirlerinin yardımına ilk koşan ülkelerden olmuşlardır. Görüşmelerimizde Türk – Yunan ilişkilerindeki birbiriyle bağlantılı sorunları ele aldık. Sorunlarımızı samimi diyalog, iyi komşuluk, uluslararası hukuk dahilinde çözme irademize bağlıyız. Terör örgütleriyle mücadele gündemimizin üst sırasındayız. Yunanistan’la terörle mücadele konusunda anlayış birliğimiz giderek güçleniyor. Terör örgütlerine, bölgemizin geleceğinde yer olmadığına dair mutabıkız Komşumuz ve NATO müttefikimiz Yunanistan’dan beklentilerimizi bugün paylaştım. Kıbrıs sorununun Ada’daki gerçekler temelinde adil, kalıcı çözüme kavuşturulması mühimdir. Böyle bir adım, bölgemizin istikrar ve huzurunu güçlendirecektir
FİLİSTİN MESAJI
Görüşmelerimizde Gazze’de yaşanan soykırım başta olmak üzere bölgesel gelişmeler ele alındı. İsrail yönetimi ateşkes çağrılarına kulak tıkadı. Masum sivillerin son sığınağı olan Refah’ı hedef almaya devam ediyor. 15 bini çocuk 35 bini aşan sivili masum sivilin katledilmesi konusunda uluslararası toplum sesini artık daha gür çıkarmalıdır. Bu zulme ortak olmayalım çağrısıyla her hafta meydanları dolduran tüm vicdanlı insanları saygıyla selamlıyoruz. Filistinli kardeşlerimiz adına sayın Başbakan’a teşekkürlerimi iletiyorum. Türkiye olarak İsrail’i ateşkese zorlamaya ve Filistin devletinin tanınırlığını artırmaya yönelik diplomatik temaslarımızı sürdüreceğiz.
DİYALOG KANALLARIMIZI AÇIK TUTUYORUZ
Her görüşmemizde iş birliğimizin geleceğine dair ümitlerimiz daha da artıyor. Görüş ayrılıklarına rağmen diyalog kanallarımızı açık tutarak olumlu gündeme odaklanıyoruz. Türkiye kültürel mirasın korunması noktasında örnek alınan ülkedir. Kariye camimizi 2020 yılında aldığımız karar sonrasında yeniden ibadete ve ziyarete açtık. UNESCO kültür varlığı olan her bir eserin korunmasına önem veriyoruz. Kariye camisi de herkesin ziyaretine açıktır. Biz pozitif gündeme, yapıcı fikirlere yoğunlaşmakta kararlıyız.
ERDOĞAN’DAN HAMAS RESTİ
Mutabık kalmadığımız çok önemli bir konu var. Ben Hamas’ı bir terör örgütü olarak görmüyorum. Hamas toprakları işgal edilmiş ve bu işgalden sonra da topraklarını koruma altına alan bir direniş örgütüdür. Oraları koruma mücadelesi veren bir direniş örgütü durumundadır. Bunu görmemiz lazım. 40 bin insanını kaybetmiş Hamas’a eğer terör örgütü dersek bu haksızlık olur. Hamas’ı kendi insanını koruma mücadelesi veren insanlar olarak görüyorum. Bunlara karşı sizlerin de BM’de olumlu oy vermek suretiyle bu acımasızlığa katılmadınız.
Miçotakis’in açıklamalarından satır başları:
Bu yaklaşım elle tutulur sonuç vermiş bulunuyor. Bu sonuçları kazan kazan zemininde elde etmiş bulunuyoruz. Yatırımlar artmıştır, ekonomi ve ticaret işbirliği hacmi gelişmektedir. Geçen ay mart ayında Türk ve Yunan iş adamları konsey gerçekleştirdi. Konsey üyelerinin çalışmaları sayesinde hedefimizi gerçekleştirme konusunda kararlılığımızı ifade edebilirim. İki halk çok önemli bir inisiyatifin meyvelerinden faydalanmaya başladılar. 10 Ege Adasında serbestçe ziyaret edebiliyorlar. Sınır kapısında yapılan kısa bir kontrolden sonra hızlı ve kısa sürede gerçekleştirilen bir süreçtir. Bu ekonomik alanda da önemlidir. Düzensiz göç meselesine değinme fırsatımız oldu. İnsan tacirlerini durdurmak için sarf ettiğimiz çabalar olumlu sonuçlar vermeye başladı. Türkiye bu konuda çok pozitif katkılar verdi. Avrupa kararları ışığında Türkiye’nin Avrupa fonlarından faydalanabilmesi için de çalışıyoruz. Azınlıklar iki ülkenin renklerine katkıda bulunmakta. Trakya’da Hristiyan ve Müslüman nüfus bir arada yaşamlarını sürdürmektedir. Azınlıkların dini azınlık olduğunu Lozan Anlaşması çerçevesinde görebiliriz. Eşit vatandaşlık ilkesi ışığında Müslüman vatandaşlarımıza Yunan devletinin bu ilke sayesinde iyi davrandığına inanıyorum. Burada da dini özgürlük ve Hristiyan eserlerinin UNESCO şartlarında öngörüldüğü gibi korunması gerektiğine inanıyoruz. Tarihi caminin tekrar ibadet yeri olarak işlev görmesi bizim için üzüntü yaratan bir gelişme oldu. Bu olağanüstü mekanın bütün insanlığın bir eseri olduğunu insanlığa ait olduğuna inanıyorum.
“TÜRKİYE’NİN AB ÜYELİĞİNİ DESTEKLİYORUZ”
Ukrayna ve Ortadoğu’daki gelişmeleri görüşme fırsatımız oldu. Hem Rusya’nın despotik tavrını hem de Ortadoğu’daki gelişmeler karşısında biz bunları reddettiğimizi dile getirdik. Türkiye ile Ortadoğu konusunda görüş ayrılığı söz konusu olmaktadır. İsrail’in Gazze bölgesine girmesi ve terör örgütü olarak kabul ettiğimiz Hamas’ın Türkiye’nin değişik bir niteleme ile gördüğünü biliyoruz. Gazze’de sivil vatandaşların korunması gerektiği konusunda hemfikiriz. Kara işgalinin kabul edilmez bir hareket olacağı konusunda hemfikir kaldık. Kıbrıs konusunda da uluslararası mevzuat ışığında bir çözüm bulmak mümkün oldu. Güvenlik Konseyi’nin öngördüğü yapıcı görülmeler sayesinde iki tarafın sorunu çözüme bağlayacağı fikrine katılıyoruz. Yunanistan, Türkiye’nin AB üyeliğine katkıda bulunmayı desteklemektedir. Sayın Cumhurbaşkanı ile ikimizin de sivil koruma konularında işbirliğimizi geliştirme konusunda mutabık kaldık. Deprem coğrafyaları içinde yer almamız acil durum yönetimi konusunda bizi işbirliğine götürüyor. Dışişleri Bakanlarımızın görüşmeleri sayesinde önemli adımlar atmış bulunuyoruz. NATO’nun 75. yıldönümü sayesinde görüşme fırsatı bulacağımıza inanıyorum.
Yayımlanan notta, dolar/TL tahminlerini TCMB’nin yeni enflasyon tahminini ve son enflasyon beklenti anketini baz alarak güncellediklerini aktaran HSBC yetkilileri, makro ve mali değerlendirmelerinin “büyük ölçüde” değişmediğini aktardı.
HSBS söz konusu notta, dolar/TL’nin yukarı yönlü yavaş ve sınırlı hareket edeceği yönündeki görüşlerini koruduğunu ve 36,0 olan yıl sonu tahminlerini değiştirmedikleri kaydedildi.
Öte yandan, TL’nin reel olarak istikrarlı kalması durumunda dolar/TL’nin yılı 37-40 aralığında tamamlayabileceği belirtildi
Yayımlanan notta, Mart yerel seçimleri öncesinde döviz talebinin yüksek olduğu bir dönem yaşanırken, döviz talebi ve arzı arasında daha iyi bir denge kurulmasıyla birlikte durumun normalleştiği kaydedildi. Diğer taraftan, nominal faizlerin yüksek seviyesi ve yılsonuna doğru pozitif reel faizlerin ortaya çıkmasının önümüzdeki aylarda TL talebini daha da artıracağı açıklandı.
“MAKRO TARAFTA VERİ SİNYALİ OLUMLU GELMEYE DEVAM EDİYOR”
Türkiye’nin enflasyon verilerine ve makro ekonomik görünüme değinilen notta şu ifadeler yer aldı:
“Makro tarafta veri sinyali olumlu gelmeye devam ediyor. Yıllık enflasyon oranı henüz zirve noktasına ulaşmamış olsa da (muhtemelen bu ay), düşüş eğiliminin ikinci yarıda açıkça görülmesi bekleniyor. Finansal ve makro eğilimlerin de TL’yi desteklemesi nedeniyle dolar/TL’nin önümüzdeki aylarda ılımlı ve yavaş yükseleceğine olan inancımız artıyor. Mevduat faizlerinin yılın geri kalanında sabit kalması durumunda, ikinci yarıda enflasyonun yavaşlaması nedeniyle TL mevduatların daha da cazip hale gelmesi muhtemeldir. TCMB’nin döviz rezervleri mart ayının sonundan itibaren arttı ve net yabancı pozisyonunda iyileşme görüldü. Sürdürüldüğü takdirde, büyük sermaye girişleri de döviz rezervlerinin artmasına katkıda bulunacaktır.”
Bloomberg’in görüşlerini derlediği kurumlara göre mevcut politikaların devamı ve enflasyonda düşüş ivmesinin etkisiyle TL’de carry trade işlemlerinin getiri sunmaya devam edeceğini ifade etti.
ABD doları cinsinden borçlanıp Türk lirası varlıklara yatırım yapmak, gelişmekte olan piyasalarda son 6 ayın en fazla getiri sağlayan “carry-trade” işlemi oldu. Bazı bankacılar ortodoks politikaların devamı ve enflasyonda düşüşün başlayacak olması nedeniyle bunun daha başlangıç aşaması olduğunu düşünüyor.
Yatırımcıların ABD, Avrupa ve Japonya gibi daha düşük faizli bölgelerde borçlanıp bu parayı Türkiye gibi yerlerde daha yüksek getirili finansal varlıklara yatırdığı arbitraj ticareti, dolar cinsinden borçlanan yatırımcılara son altı ayda yaklaşık yüzde 12’lik bir kazanç sağladı. Bu orana en yakın getiriler Meksika ve Rusya’da, yaklaşık yüzde 8 ile sınırlı kaldı.
William Blair International’da portföy yöneticisi olan Daniel Wood, bunun Türkiye’nin yükselişinin sadece başlangıcı olabileceğini düşünenler arasında.
“Türkiye enflasyonu anlamlı bir şekilde düşürmeyi başarırsa, Türk lirasının uluslararası yatırımcılar için güçlü bir carry cazibesine sahip olmasının sonundan ziyade başlangıcına çok daha yakınız demektir” diyen Wood, “Bu stratejinin değerini artıran en önemli faktör politikaların sürekliliği” değerlendirmesinde bulundu.
MERKEZ’İN AÇIKLAMALARI YATIRIMCIYA GÜVEN SAĞLADI
Columbia Threadneedle Investment’tan Gordon Bowers’a göre Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın son dönemde verdiği mesajlar, daha önce politikada geri adım atılabileceği endişesi taşıyan yatırımcılara bir miktar güvence sağladı.
SOCGEN’DEN TL’DE UZUN POZİSYON TAVSİYESİ
Bowers, “Merkez Bankası daha güçlü bir reel döviz kuru oluşturmak için hem kabiliyete hem de istekliliğe sahip. Yabancı portföy yatırımcıları da offshore swaplara getirilen sınırlamaların hafifletilebileceği ve mali tarafta sıkılaşmaya gidilebileceği yönündeki haberlerden cesaret alıyor” dedi.
Türk lirasında uzun pozisyon tavsiyesi veren Societe Generale Gelişmekte Olan Piyasalar Araştırma Müdürü Phoenix Kalen de Merkez Bankası’nın daha ortodoks politikalara geri dönüşünün Türkiye’de faizlerin ve döviz piyasalarının istikrara kavuşmasında kilit rol oynadığını söyledi.
]]>Miçotakis, yapacağı ziyaret öncesi Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Özay Şendir’in sorularını yanıtladı. 2 ülke arasındaki tansiyonun yükselmesi ihtimaline ilişkin konuşan Miçotakis, “Uluslararası hukuk ve iyi komşuluk ilişkileri doğrultusunda diyalog yoluyla” çözülmesi gerektiğini söyleyerek “Birbirimiz hakkında konuşmak yerine birbirimizle daha fazla konuşmalıyız diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.
“LEZZETLİ YEMEKLER, YUNANLAR VE TÜRKLER ARASINDA ÇOK GÜÇLÜ BİR BAĞ”
Yunanlılar ve Türkler arasındaki bir diğer güçlü bağın lezzetli yemekler ve lezzetlere aşinalık olduğuna değinen Miçotakis “Lezzetli yemekler ve lezzetlere aşinalık, Yunanlar ve Türkler arasında çok güçlü bir bağ. Aynı şey Türkiye için de geçerli. Bir yemek tutkunu olarak, deneyimlerime dayanarak size Atina’nın çok canlı bir gastronomi ortamına sahip olduğunu, geleneksel Yunan mutfağını daha da ileriye götürdüğünü, yeni olasılıkları deneyip keşfedebildiğini söyleyebilirim. Şehirler yaşayan organizmalardır, değişir ve gelişirler. Modern Atina, yalnızca görkemli bir antik geçmişe sahip bir metropol değil, aynı zamanda geçmişle gelecek arasında köprü kuran dinamik bir şehir” diye konuştu.
“BU PROGRAMIN BAŞARISINDAN ÇOK MUTLUYUM”
Başbakan Miçotakis, Yunanistan’ın, 10 ada için Türk vatandaşlarına yönelik ekspres vize uygulaması başlatmasına ilişkin “10 Yunan adasına yönelik “kapıda vize” programının Schengen kurallarından bir muafiyet olduğunun altını çizmeliyim; Yunan hükümetinin Avrupa Komisyonu ile başarıyla müzakere ettiği bir muafiyet. Felsefesi, Türkiye kıyılarına feribot bağlantısı olan Yunan adalarına kısa ziyaretlerdir. Kurallardan muafiyet olarak Komisyon ile yapılan anlaşmada açıkça tanımlanmıştır ve genişletilemez. Bu programın başarısından çok mutluyum. Hem Yunan adalarının güzelliklerinin tadını çıkarmak isteyen Türk vatandaşları hem de bölge halkı için bir kazan-kazan. Bu program, halklar arası temaslar, diplomasi ve karşılıklı yarar sağlayan iş birliği için bir model” dedi.
“İLİŞKİLERİMİZİN TÜM POTANSİYELİNİ ORTAYA ÇIKARABİLECEĞİNE İNANIYORUM”
Yunan-Türk İş Konseyi’ne yönelik konuşan Yunanistan Başbakanı, önceliğinin “İnşaat, altyapı, dijitalleşme ve tarım ürünlerine doğrudan yatırımların artırılması” olduğunu söyledi ve “Cumhurbaşkanı Erdoğan’la iş dünyalarımızı bir araya getirecek bir araç olarak Yunan-Türk İş Konseyi kurma kararımızın ikili ekonomik ilişkilerimizin tüm potansiyelini ortaya çıkarabileceğine inanıyorum” ifadelerini kullandı.
“2 KOMŞU ÜLKENİN TİCARETTE BİRLİKTE ÇALIŞTIĞINI GÖRMEK İSTERİM”
Miçotakis, 10 yıl sonrası için Türk-Yunan ilişkilerine dair beklentileri hakkında “2 komşu ülkenin ticarette, ekonomide işbirliği yaptığını, ortak girişimler başlattığını, çağımızın büyük zorlukları üzerinde birlikte çalıştığını görmek isterim. Halklar arasındaki bağların daha da güçleneceğini ve Ege’nin her iki kıyısındaki hükümetlere bağımlı olmayacağını umuyorum. İlişkilerimizde, Doğu Akdeniz’de barış ve güvenlikte yeni bir dinamiği ortaya çıkaracak olan Ege ve Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarının sınırlandırılması meselesiyle ilgili farklılığımızı halledeceğimizi umuyorum. Ama o noktaya ulaşamasak bile, dileğim şu ki, bundan on yıl sonra ilişkilerimizde yeni ve kalıcı bir sayfa açmış olacağız: Gerginlik ve kriz olmadan, dürüstlüğe, karşılıklı saygıya ve anlayışa dayalı bir sayfa” dedi.
]]>
Ödül töreni sonrasında konuşan Bilal Erdoğan, “Bugün Kayseri’ye geldik. Çünkü imam hatiplilerin sporda çok daha başarılı olmasına önem veriyorum. İmam hatip ortaokullarımızın ve imam hatip liselerimizin spor müsabakalarında önde olmasına çok önem veriyorum. Türkiye’de lisanssız sporcu sayısı içinde, imam hatipli sporcu oranının yüzde 15-20’nin üzerinde olmasını gönülden arzu ediyorum. Bu yaz Paris’te olimpiyat oyunları olacak. Gönül istiyor ki, imam hatipli sporcularımız, olimpiyatlarda bayrağı göndere çeksin, milli marşımızı dinletsin” diye konuştu.

‘KUDÜS’TE ZULMÜN SONA ERMESİNİ BÜTÜN GÜCÜMÜZLE İSTİYORUZ’
Spor programlı imam hatip liselerinin sayısının arttığını sevinerek takip ettiklerini belirten Erdoğan, “İnşallah, Kayseri’de yapılan imam hatip okulları arası spor müsabakalarının Türkiye’nin her tarafından yaygınlaşarak devam ettiğini de görmek istiyoruz. Bakın her tarafta, Filistin bayrağı, Türk bayrağımızla yan yana. Bugün burada her etkinliğimizde olduğu gibi Filistin davasında duruşumuzu çok net bir şekilde ortaya koyuyoruz. Çünkü bizim ecdadımızın 500 yıl boyunca barış içinde hükmettiği İslam’ın kutlu beldesi, Kudüs’te zulmün sona ermesini bütün gücümüzle istiyoruz. Ama daha güçlü olmak zorundayız. Türkiye olarak, İsrail’in bir daha soykırıma teşebbüs edemeyeceği kadar güçlü olmak zorundayız” ifadelerini kullandı.

‘ÜZERİMİZE DÜŞENİ, İMAM HATİP NESLİ OLARAK YAPACAĞIZ’
İsrail-Filistin meselesinin unutulmaması için ellerinden geleni yapacaklarını aktaran Erdoğan, “İmam hatip nesli, bu fikrin ve duygunun ülkemizde, kökleşmesi için bu mesajı çok güçlü bir şekilde herkese yaymak durumunda. Ümit ediyorum ki İsrail muvaffak olamayacak. Rabbim, Filistinli kardeşlerimize hak ettikleri özgürlüklerini, hak ettikleri zaferi nasip edecek. Rabb’im, Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın özgür günlerini de bizlere gösterecek. Ama bu kuru dualarla, kuru laflarla olmaz. Fiili dualara ihtiyacımız var. Boykotsa boykot edeceğiz. Sosyal medyadan mesaj göndermekse mesaj göndereceğiz. Ama bunun unutulmaması için üzerimize düşeni, imam hatip nesli olarak yapacağız. Allah’ın izniyle Türkiye 21’inci yüzyılda o kadar güçlü olacak ki, Mescid-i Aksa da Kudüs’te, Ayasofya zincirlerini kırdığı gibi zincirlerini kırıp özgürlüklerine, İslam’ın oradaki izzetli duruşuna kavuştuğu günlere erişecek” dedi.

‘DİĞER İLLERİMİZDE DE BENZER BİR ÇALIŞMANIN OLMASINI TEMENNİ EDİYORUM’
Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Nazif Yılmaz ise “Hamdolsun, imam hatip okullarımızın sadece akademik alanda değil, ilimde, sanatta ve bugün Kayserimizde görüldüğü gibi, sporda da nice başarılara imza attığına şahidiz. Kayser’imizin dışında diğer illerimizde de benzer bir çalışmanın olmasını temenni ediyorum. Türkiye’mizde 2016 yılından itibaren imam hatip okullarında yeni bir dönem başladı. İmam hatip okullarımız artık fen programı, güzel sanatlar, musiki, teknoloji, spor programı ve örgün eğitim ile birlikte hafızlık çalışmaları uyguluyor” diye konuştu.

‘TÜRKİYE’YE ÖRNEK BİR PROJE OLDU’
Vali Gökmen Çiçek de sporcuları tebrik ederek, “Karşımızda Türkiye’nin parlak geleceği ve istikbali duruyor. Sizlere baktıkça geleceğimizi daha ümitli görüyoruz. Bugün düzenlenen bu olimpiyat, Kayseri’mize çok yakıştı. Türkiye’ye örnek bir proje oldu. Bundan dolayı emeği geçen herkesi tebrik ediyorum” ifadelerini kullandı.
Bakan Şimşek’in açıklamalarından öne çıkanlar:
İç talep halen güçlü seyrediyor. Programımız dezenflasyona geçiş dönemini öngörüyor. İç talep bir miktar yumuşayacak, net ihracatın katkısı politikalar ve ana ticaret ortaklarımızdaki toparlanmayla birlikte iyileşecek. Ana pazarımız AB, Orta Doğu, Kuzey Afrika gibi bölgeler. Amaç enflasyonu tek haneye indirmek. Kur sübvansiyonu, faiz sübvansiyonuyla bir yere varamayız. Geçmişte arzuladığımız sonuçları alamadık. Tüm sektörlerin durumunu hassasiyetle takip edip elimizden gelen desteği sağlayacağız. Tüm sektörler bizim için çok değerlidir. Kamu bankaları örnek oluyor. ATM ortak havuzu kuruyorlar, böylece verimliliği artırıyorlar. Tüm sektörlerde bu anlayışla hareket etmek lazım. Verimliliği artıracağız, yenilikçilik peşinde koşacağız. Dünyada pazar payı kapmanın başka yolu yok.
Bizim büyümemiz kompozisyondaki iyileşme çok net şekilde çalışıyor. Bu sürdürülebilir büyümeye yönelik önemli bir çıkıştır. Cari açık geçen sene Mayıs ayı itibarıyla yıllık cari açık 60 milyar doların üzerindeydi. 32 milyar doların altına düştük, Şubat ayı itibarıyla. 30 milyar doların altına cari açık düşmüştür. Cari açığı milli gelirin yüzde 2,5 altına çekmeyi hedefliyoruz. Eğer Türkiye’de cari açık milli gelire oranla yüzde 2’nin altına düşerse Türkiye’nin dış borcunun milli gelire göre oranı düşüyor.
Cari açığın kalıcı şekilde yüzde 2.5’in altına düşürülmesi için yeşil, dijital dönüşüm, yeni sanayi politikası uygulamaya koyuyoruz. Bunun birçok bileşeni var. STB’nin çok güzel girişimleri var. Sanayiyi sadece piyasalara bırakamayız. Sanayide dönüşümü kamunun rehberliğinde biraz iteklemesiyle hızlandıracağız. Dolayısıyla cari açıkta kalıcı olarak yüzde 2,5’i hatta yüzde 2’nin altını bekliyoruz. Altına yönelik kota uygulamasına gittik, çıkar çevreleri memnun değil, kusura bakmasınlar. Ülkede olmayan metali ithal edeceksiniz, bir köşede atıl olarak duracak. Vatandaşın tercihine saygılıyım. Ülkemizin menfaatine kaynaklarımızı yatırıma, üretime, istihdama ve nihai olarak ihracata dönüştüreceğiz. Bu Cumhurbaşkanımızın vizyonu. Bunun için ne gerekiyorsa yapacağız. Bankaların fiyatlamasına karışmak istemiyoruz. Kamunun kaynakları kıttır, tercih yapmak zorundasınız.
Bankalara söyledim. Biz yatırımı, istihdamı, üretimi ve özellikle de ihracatı önceliklendireceğiz. Verimlilik ekonomisi peşindeyiz. Tasarruf yaptığınız ölçüde yatırım yapabiliyorsunuz ya da dışarıdan borçlanıyorsunuz. Biz isteriz ki tasarrufları yatırımları artıralım, doğru alanlara bunları kanalize edelim. Cari açık 60 milyar dolardan 30’un altına düşmesi muhtemelse bu programın çok iyi çalıştığını gösteriyor.
Finansmana erişimde şu anda sorun yok. Türk bankaları ve şirketleri küresel finansmana erişimde giderek çok daha iyi bir noktaya geldi. Geçen senenin ilk 5 ayında bankaların dış borç çevirme oranı yüzde 96’ydı. Bankalar 100 dolar borç ödüyordu, 96 dolar bulabiliyordu. Bugün 100 dolar borç ödediğinde 148 dolar bulabiliyor.
Finansmana erişim artmıştır. Uluslararası bankalarda Türkiye’nin konumu çok güçlüdür, bölgemizde bir numarayız, dünyada da ilk üçteyiz. Kredi derecelendirme kuruluşları da bu gelişmeleri fark ettiler, gecikmeli de olsa, notumuzu artırıyorlar, hepsinin görünümü pozitif. Bu program devam etsin, biz notu artıracağız demek.
Türkiye’nin risk primi bugün 300 baz puanın altında. 2020 yılının başından bu yana en düşük düzey. Dışarıdan kaynak bulduğunuzda benzer vadedeki ABD hazine kağıtlarının maliyeti üzerine genelde bunu koyarlar. Finansman maliyetimiz azalıyor.
Vatandaş enflasyon yüksek diyebilir. Mayıs ayı enflasyonu son 12 ayın enflasyonudur. Nisan ayı enflasyonu son 12 ayda gerçekleşen enflasyondur. Ülkemizde çok büyük bir deprem felaketi yaşandı. Bunun sektörel olarak fiyat baskısı var, bütçe açığı üzerinden fiyat baskısı var. Tedbir almasaydık yüzde 10’a doğru gidiyordu.
Tedbirlerin bir kısmı enflasyonist. Ne yaptık, bazı vergileri artırdık, KDV’yi artırdık, bu sene artıracak mıyız, hayır. Bu Temmuz Ağustos’ta sistemden çıkınca enflasyon aşağı gelecek. Bu işi yapanlar az biraz okumuşlar bilirler ki, para politikası etkileri gecikmeyle etkili olur.
Pazartesi günü tasarruf verimlilik paketini açıklayacağız. Buna benzer yoğun şekilde yaptığımız çalışmalar var. Çalışmalarımızı aralıksız devam ettireceğiz. Program çalışıyor ve çalışmaya devam edecek.
Enflasyonla ilgili dün Merkez Bankası geniş değerlendirmelerde bulundu, çok iyi iş çıkarıyorlar, ekip çok güçlü. Piyasada bu işi bilenlerin beklentisi önümüzdeki 12 ayda enflasyonun yüzde 35 civarına ineceği. Bu bizim öngörülerimizin üzerinde. Enflasyon düştükçe aşağı yönlü ivme kazandıkça hedef ve öngörüler arasındaki makasın kapanacağını düşünüyoruz. Türkiye’yi fiyat istikrarına kavuşturacağız. En büyük önceliğimiz vatandaşın bu hayat pahalılığı baskısını azaltmaktır. Enflasyonu tek haneye düşürmek için ne gerekiyorsa yapacağız. Gelir, kurumlar, KDV’yle oynamayacağız dedik. Belli çevreler hala bu konuda spekülasyon üretmeye devam ediyorlar. Seçim arefesinde vatandaşı bu çevreler yanlış yönlendirdiler.
Finansman o kadar bol ki, almak zorunda kalıyoruz. Buraya güven var. Uluslararası normlara dayalı politika seti var. İhracatçımızın yanındayız ve onlarla birlikte sorunları çözeceğiz, verimliliği artıracağız.
Yapısal dönüşüm zaman alıyor, sürekli iyileştirme gerekiyor. Öğlenden sonra yatırım programının iyileştirmeye yönelik toplantıya gideceğiz.
Son dakika gelişmelere anında ulaşmak için Haber7 uygulamasını akıllı cihazlarınıza (iOS, Android) kurabilir, Twitter’da @Haber7 hesabını takip edebilirsiniz.
App Store Google Play Takip Et
]]>Miçotakis’in 13 Mayıs’ta Türkiye yapacağı ziyarete ilişkin soruları yanıtlayan Yerapetritis, Türk ve Yunan liderler arasındaki görüşmelerin “dramatize” edilmemesi gerektiğini ifade etti.
“KRİZLERİ BERTARAF EDİP, SONRAKİ ADIMLARI ATMAMIZ ÖNEMLİ”
Yerapetritis, Türk ve Yunan liderlerin buluşmalarının, diğer tüm ülke liderlerinin ikili görüşmeleri gibi olağan değerlendirilmesi gerektiğini belirterek “Buluşup, konuşup, krizleri bertaraf edip, sonraki adımları atmamız önemli.” dedi.
Kariye Camii’nin ibadete açılmasının ardından Miçotakis’in Türkiye ziyaretini ertelemesi gerektiği yönündeki Yunanistan muhalefetindeki yorumları da değerlendiren Yerapetritis, hükümet olarak böyle bir ihtimali hiç düşünmediklerini kaydetti.
Yerapetritis, Kariye Camii’nin ibadete açılması kararından Yunanistan’ın duyduğu memnuniyetsizliği dile getirerek, bunun yeni bir karar değil, 2020’de alınmış bir karar olduğuna dikkat çekti.
“TÜRK-YUNAN YAKINLAŞMASINDAN BEKLENTİMİZ…”
Türk-Yunan ilişkilerinde her iki ülkenin de temel tezlerinin değişmesine yönelik bir beklenti bulunmadığını belirten Yerapetritis, “Türk-Yunan yakınlaşmasından beklentimiz sükunet dolu bir dönemdir.” diye konuştu.
Yerapetritis, Yunanistan’ın bir başka beklentisinin de iki taraf arasında iletişim kanallarının açık kalması olduğunu vurgulayarak, bu şekilde olası krizlerin de önlenebileceğine işaret etti.
13 MAYIS’TA MİÇOTAKİS’İN TÜRKİYE ZİYARETİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 7 Aralık 2023’teki Atina ziyaretinde iki taraf arasında imzalanan anlaşmaların iki ülke ilişkilerini ileriye taşıyan önemli anlaşmalar olduğunu vurgulayan Yerapetritis, bu anlaşmaların, sistematik olarak ilerlediğini ve pazartesi günü Ankara’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Miçotakis arasında yapılacak görüşmenin de bir parçası olacağını kaydetti.
Yerapetritis, 13 Mayıs’ta Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Miçotakis arasında yapılacak görüşme için “Bence beklememiz gereken samimi bir görüşme olmasıdır. Ortaya konması gereken konular ortaya konacaktır. Dikenli konular da liderler ve heyetlerimiz arasında ele alınacaktır. Pozitif gündem, siyasi diyalog ve güven artırıcı önlemleri içeren görüşmelere yönelik sonraki adımlar için bir yol haritası çizilecektir.” diye konuştu.
Miçotakis’in 13 Mayıs’taki Türkiye ziyaretinin ikili ilişkilerde atılacak önemli bir adım olduğunu ifade eden Yerapetritis, bir sonraki önemli adımın ise iki liderin NATO Zirvesi kapsamında temmuzda Washington’da buluşması olduğunu belirtti.
EDİ RAMA’NIN ZİYRETİ
Arnavutluk Başbakanı Edi Rama’nın Arnavutluk diasporası ile buluşma amacıyla hafta sonu Yunanistan’a yapmayı planladığı özel ziyareti de değerlendiren Yerapetritis, ziyaretin zamanlamasını doğru bulmadığını ifade etti.
Yerapetritis, hem Arnavutluk’ta 2025’te düzenlenecek seçimlere kadar daha çok zaman olduğuna hem de Yunanistan’ın Avrupa Parlamentosu seçimleri arifesinde bulunduğuna dikkat çekti.
Arnavutluk’taki belediye seçimlerinde Himara’dan aday olan Yunan kökenli siyasetçi Alfred Beleri, 12 Mayıs 2023’te “seçimlerde aktif yolsuzluk” yaptığı suçlamasıyla gözaltına alınmıştı.
14 Mayıs 2023’te düzenlenen yerel seçimlerde Beleri, Himara Belediye Başkanı seçilmişti.
Arnavutluk Yolsuzluk ve Organize Suçlara ilişkin Özel Mahkemesi, 22 Mayıs 2023’te Beleri’nin tutuklanmasına karar vermişti
Beleri’nin tutuklanması, Arnavutluk ve Yunanistan’daki siyasi partilerin ve yetkililerin tepkilerine neden olmuştu.
Yunanistan’da iktidardaki Yeni Demokrasi Partisi, nisanda Beleri’yi Avrupa Parlamentosu (AP) milletvekili seçimleri için aday göstermişti.
Sertifika programına Türkiye’nin Cezayir Büyükelçisi Muhammet Mücahit Küçükyılmaz, AA Genel Müdür Yardımcısı Oğuz Enis Peru, Cezayir’in Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı Faysal Allek, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Kamu Diplomasisi Dairesi Başkanı Doç. Dr. Oğuz Güner ve AA Akademi Müdürü Zeynep Bayramoğlu Öztürk katıldı.

AA Genel Müdür Yardımcısı Peru, AA’nın 1920’de Anadolu’nun haklı mücadelesini dünyaya duyurmak amacıyla Gazi Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde kurulduğunu hatırlatarak, “Bugün 104 yaşında olan Ajans’ımız sadece haber üreten bir fabrika olmakla kalmayıp sosyal sorumluluktan kültür sanata birçok alanda bir akademi, bir okul misyonu da üstlendi.” dedi.

2012’den bu yana AA Akademi yapılanması bünyesinde gerçekleştirdiği eğitim programlarıyla AA’nın bu misyonunu sürdürdüğünü belirten Peru, AA’nın düzenlediği eğitim programlarına 2023’te 1413’ü kurumdan, 170’i kurum dışından olmak üzere 1583 gazeteciye farklı konularda eğitimler verildiğini söyledi.

Peru, AA’nın 137 ülkede 39 ofis ve yayın merkeziyle faaliyet gösterdiğini, 76 farklı ülkeden abonesinin olduğunu, 13 farklı dilde yayın yaptığını ve 2023’te toplam 2,1 milyon içerik ürettiğini aktardı.

AA Akademi tarafından 2012’den beri profesyonel eğitmenlerce verilen Savaş Muhabirliği Eğitimi’ne dikkati çeken Peru, verilen “Savaş Muhabirliği Sertifikası”nın uluslararası geçerliliğe sahip olduğunu belirterek katılımcıları Savaş Muhabirliği Eğitimi’ne de davet etti.

Peru, Cezayirli gazetecilerin, Gazetecilik Etkileşim Programı kapsamında 3 günlük sürede önemli tecrübeler edindiklerini ve daha önce de 27 Cezayirli gazetecinin AA Akademi bünyesinde verilen enerji muhabirliği, savaş muhabirliği, afet haberciliği programlarına katıldığını kaydetti.
Cezayir Büyükelçisi Küçükyılmaz, programı gerçekleştirdikleri için İletişim Başkanlığı ve AA’ya teşekkür etti.
Cezayir ve Türkiye halklarının kardeş olduğunu fakat devlet olarak ilişkilerinde “kayıp zaman” oluştuğuna dikkat çeken Küçükyılmaz, bu kayıp zamanı telefi etmek için çalışılması gerektiğini belirterek, “Bu etkinlik, bu koşmanın nişanelerinden, işaretlerinden bir tanesidir çünkü birbirimizin pozisyonlarını, birbirimizin tavırlarını, sorunlarını anlamaya ihtiyacımız var.” diye konuştu.

Küçükyılmaz, 2010’da AA muhabiri Hakan Çopur ile Türk basınında “dış habercilik” üzerine bir çalışma yaptığını hatırlatarak, “O çalışmayı yaparken şunu fark etmiştim; 2010 yılı itibarıyla biz Türkiye’de, Türk basını olarak kavramlarımızı henüz inşa edememiştik. Batılı ajanslardan besleniyorduk. Müslüman dünyaya, özellikle Arap dünyasına, Orta Doğu’ya, Afrika’ya, Batılı tercüme kavramlar üzerinden bakmaktaydık ve bu bizim tarihsel dini, kültürel kardeşlerimizle bağımızı zedeleyen bir unsura dönüşmüştü. İşte o gün yaptığımız küçük mütevazı çalışmada ben gördüğümüz pek çok sorunun şimdi Türkiye’de ortadan kalktığını görüyorum.” ifadelerini kullandı.
Dünyanın çeşitli yerlerine muhabir yollayan ajansların, Batılı ve büyük sermayeye sahip olduklarına dikkati çeken Küçükyılmaz, bu ajansların kendi ideolojik öncelikleri çerçevesinde, siyasal öncelikleri çerçevesinde bir haber dili inşa ettiklerini söyledi.
Küçükyılmaz, kayıp zamanın telafisi için iki ülke arasındaki insan hareketliliğinin artırılması gerektiğini vurguladı.

İki ülke arasında ortak tarihi şahsiyetlere de değinen Küçükyılmaz, bağların güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Cezayir’in Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı Allek de iki ülke arasında ortak tarih ve kültürün olduğunu belirterek iki ülkenin de aynı bakış açısına sahip olduğunu ve cumhurbaşkanları seviyesindeki görüşmenin iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendirdiğini ifade etti.

Gazetecilik Eğitim Programı’nda 15 Cezayirli gazeteci 3 gün boyunca birçok konu başlığı altında eğitimler aldı. Akademi bünyesinde eğitim alan Cezayirli gazeteci sayısı 42 oldu.
Veri Görselleştirme, Teyit Haberciliği, Görsel Yetkinlik, Sosyal Medya, Siber Güvenlik, Kriz Yönetimi ve Stratejik İletişim konularında uzman kişiler tarafından verilen eğitim sonrası katılımcılara sertifika verildi.
Arsava, 10 Mayıs İnme Farkındalık Günü kapsamında AA muhabirine yaptığı açıklamada, beynin bir bölümüne kan akışının kesilmesi veya azalması sonucu ya da beyin damarlarının duvarında bir yırtılma sonucu oluşan acil tıbbi durumun “inme” olarak tanımlandığını söyledi.
İnmenin, kalıcı felç, konuşma bozukluğu, görme kaybı, denge bozukluğu ve hatta ölümle sonuçlanabildiğinin altını çizen Arsava, hastalığın genellikle ani olarak ortaya çıktığını vurguladı. Arsava, en sık gözlenen bulgularının yüz, kol veya bacakta his veya güç kaybı, denge ya da koordinasyon bozukluğu, konuşma veya anlama güçlüğü, görme kaybı ve çift görme ile kendini gösterdiğini dile getirdi.
Türkiye’de ve dünya genelinde inmenin, ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu ifade eden Arsava, ölüm oranlarına ilişkin şu bilgileri verdi:
“TÜİK tarafından açıklanan 2020 ve 2021 ölüm istatistikleri, akut inme sıklığını ve etkilerini göstermektedir. 2020’de Türkiye’de kaydedilen 507 bin 938 ölümün 183 bin 109’u kalp-damar sistemi hastalıklarından kaynaklanmıştır. İnme nedeniyle ölenlerin sayısı ise 35 bin 880’dir. Diğer bir deyişle, Türkiye’de her 15 dakikada bir kişi inme nedeniyle yaşamını yitirmektedir.
2021’de ise ölüm sayısı bir önceki yıla göre yüzde 11,4 artarak 565 bin 594’e ulaşmış, ölümlerin yüzde 33,4’ünden sorumlu olan kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları yine en yaygın ölüm nedenleri arasında yer almıştır.”
“RİSK FAKTÖRLERİ OLAN KİŞİLER, MUTLAKA HEKİM KONTROLÜNDE OLMALI”
Arsava, inmede erken müdahalenin sadece hayat kurtarıcı olmakla kalmayıp, inme sonrası gözlenebilecek sakatlık oranını da asgari düzeye indirdiğine dikkati çekti.
İnme belirtileri görüldüğünde hemen 112 ile temasa geçilmesinin hayati önem taşıdığını vurgulayan Arsava, inme riskinin azaltılmasına yönelik yapılacaklara ilişkin şunları kaydetti:
“İnme riskini azaltmak için sağlıklı yaşam tarzı benimsenmeli. Bunun için sigara ve alkol tüketiminden uzak durulmalı, düzenli egzersiz yapılmalı, sağlıklı beslenilmeli, stresten uzak kalmaya gayret gösterilmeli. Ayrıca yüksek tansiyon, diyabet, yüksek kolesterol gibi risk faktörleri olan kişiler, mutlaka hekim kontrolünde olmalı ve düzenli kontrollerini yaptırmalı. Hastalık tanısı bulunanlar ise mutlaka tedavi edilmeli.”
Prof. Dr. Arsava, inmenin önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğuna işaret ederek, herkesin bu tıbbi acil durumu tanımada, önlemede ve tedavi etmede önemli bir rol oynayabileceğini söyledi.
İnme risk faktörlerinin bilinmesi, belirtilerinin tanınmasının erken müdahale konusunda bilinçlenme üzerinde etkili olduğunu vurgulayan Arsava, İnme Farkındalık Günü’nün bu yılki temasının da “İnmeye dur de” olarak belirlendiğini kaydetti.

‘ÇOK UZUN ZAMANDIR TÜRKİYE’Yİ GÖRMEK İSTİYORDUM’
Türkiye ziyaretinden ve Türk halkının misafirperverliğinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Csak, “Bu benim Türkiye’ye ilk ziyaretim, çok uzun zamandır Türkiye’yi görmeyi istiyordum.” diye konuştu.
Csak, Macaristan-Türkiye arasındaki diplomatik ilişkilerin başlamasından bu yana iki milletin her zaman birbirlerinin sorunlarına karşı samimi bir anlayışı benimsediğini ve ilişkilerin uzun yıllara dayandığını vurguladı.
‘BİZ MACARLAR KENDİMİZİ BİR TÜRK MİLLETİ OLARAK GÖRÜYORUZ’
Csak, “İki ülke arasındaki ilişkiler daha önce hiç bu kadar iyi olmamıştı. Biz Macarlar, kendimizi Orta Asya’dan hatta Orta Asya’nın doğusundan gelen bir Türk milleti olarak görüyoruz. Kendimizi doğuya en yakın batı, batıya en yakın doğu ülkesi olarak görüyoruz.” ifadelerini kullandı.
Macaristan’ı Türkiye’ye benzeten Csak, Türkiye’nin de Avrupa ve Asya olmak üzere iki ayağı olduğunu ve bunun kültürel, entelektüel hatta manevi ilişkiler için iyi bir temel olduğunu kaydetti.

Csak, tarih boyunca birçok zorlukla mücadele eden milletlerin (Türkiye-Macaristan) benzer özelliklere sahip olduğunu ve bu tecrübelerini dünyayla paylaşma sorumlulukları olduğunu söyledi.
‘TÜRKİYE BÜYÜK BİR KARDEŞ GİBİ’
“Biz Macarlar için Türkiye büyük bir kardeş gibi. Nüfus olarak kalabalık, çok aktif, çok samimi ve meraklı, bu bölgede büyük bir jeopolitik rol oynayan bir ulus.” diyen Csak, ülkesinin Avrupa’da çok açık ve güzel bir konumda olması nedeniyle önem verilen alanlardan birinin, çevrelerindeki dünyayı anlamak olduğunu dile getirdi.
Janos Csak, Macaristan’ın doğuya, batıya, kuzeye ve güneye açılan bir kapı olduğunu söyleyerek diğer ülkelerle benzer kültürel özelliklere sahip olduğunu anlattı.
Bunun bazen benzerlikten daha derin olduğunu söyleyen Csak, ünlü Macar besteci Bela Bartok’un 100 yıl önce Türkiye’yi ziyaret etmesinin ve Türk müziğine dair eserleri toplamasının şaşırtıcı olmadığını belirtti.
Bakan Csak, tarih boyunca, Türkiye’nin endüstriyel ve kültürel başarısına katkıda bulunan birçok Macar olduğuna işaret etti.

Csak, “Macaristan’da 150 yıl önce birlikte yaşadığımız dönemden birçok eser var.” diyerek Macarların her zaman Türkiye’ye, İstanbul’a, Akdeniz kıyı şeridine ve tarihi bölgelere ilgi duyduğunu, kültüre aşina olduğu için Türkiye’yi ziyaret ettiklerinde gönülden yakınlık duyduğunu söyledi.
Macaristan’da da çok sayıda pastanenin ve restoranın Türkler tarafından işletildiğini dile getiren Csak, “İkili ilişkilerin kültürel, politik ve diğer alanlarda da mükemmel olduğunu söyleyebilirim.” dedi.
Csak, bu ilişkilerin devamlılığının sağlanması için çalıştığını söyleyerek insanlar birbirini daha çok tanıdığında, mirasına sahip çıktığında, geçmişini ve sahip olduklarını unutmazsa bunun barışı korumanın en doğru yolu olduğunu söyledi.
Dünyada devam eden savaşlara işaret eden Janos Csak, barışı korumanın önemini yineleyerek “Türkiye’yi Macaristan’ın stratejik ortağı olarak görüyoruz.” diye konuştu.

HABER7
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “hastalıklı zihniyet” olarak işaret ettiği CHP’li belediyelerin Arapça tabelalara yönelik haddi aşan uygulamaları ülke geneline yayıldı. Ticari hareketliliğe katılan esnafın tabelasındaki Arapça harflerle yazılı bölümlere savaş açan CHP’li belediyeler, zabıta marifetiyle dükkanlara baskın düzenliyor. Büyük bir suça karşı harekete geçiyormuş edasıyla kameralar eşliğinde yapılan bu baskınlarda esnaflar rencide edildiği gibi, tabela ve camlarındaki Arapça ifadeler sökülüyor. Kimi CHP’li belediyeler dükkan mühürlemeye kadar ileri gidiyor.
Ecdadın asırlar boyunca kullandığı harflere savaş açan CHP’li belediye başkanlarının, tabelaları adeta çepeçevre saran İngilizce ibarelere dokunmaması ise, geri planda yatan esas maksadın Türklük ve Türkçe olmadığı hakikatini ifşa ediyor.
Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın başlattığı nefret uygulamaları, 31 Mart yerel seçimlerinde CHP’nin ele geçirdiği bazı belediyelere sıçradığı kayıtlara geçiyor.
TEK İCRAATLARI MUHACİR KARŞITLIĞI
Yeniakit gazetesinden Sebahattin Ayan’ın haberine göre Bursa, Uşak, Afyonkarahisar, Kilis gibi şehirlerde seçim sonrasında yaşanan Arapça tabela avcılığı örneklerinden bazıları şöyle kayıtlara geçti:
Başkanlık koltuğuna otur oturmaz belediyenin kritik koltuklarına akrabalarını atayan CHP’li Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mustafa Bozbey, ilk meclis toplantısında yabancı tabelaların kaldırması kararını aldı.
Uşak Belediyesi’ni ele geçiren CHP’li Özkan Yalım, şehirde yaşayan mültecilerin nikah ücretlerini 705 liradan, 15 bin liraya yükseltti. Uşak Belediyesi, muhacirlere ait 5 iş yerini mühürledi.

CHP’li Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal, mazbatayı alır almaz ilk iş olarak Türkiye’ye sığınan muhacirlerin iş yerlerini mühürletti. Köksal daha sonra vatandaşlar için 400 TL olan nikah işlemleri ücretini mülteciler için 10 bin TL‘ye yükseltti.

CHP’li Kilis Belediye Başkanı Hakan Bilecen‘in talimatıyla zabıta ekipleri, Arapça tabelalı iş yerlerine adeta savaş açtı. Kilis Belediyesi zabıtaları, iş yerlerinde bulunan Arapça tabelaları ve posterleri söktü.

Yalova Belediyesi‘nde de ilk icraat olarak benzer uygulamalara imza atıldı. CHP’li Mehmet Gürel‘in yönettiği Yalova Belediyesi’ne bağlı zabıta ekipleri, şehitdeki Arapça tabelaları kaldırdı.

Geçtiğimiz yıllarda sık sık mülteci düşmanlığıyla gündeme gelen ve belediye hizmetlerinden muhacirleri mahrum bırakan CHP’li Tanju Özcan ise “Afrika’dan gelen öğrencilerin otobüs biletlerine astronomik bir zam yapacağız” diyerek yabancı karşıtlığına farklı bir boyut kazandırdı. CHP’li Özcan’ın şahsi ev işlerinde çalıştırmak üzere ise Faslı yabancı uyruklu bir kadını 1 yıl istihdam ettiği ortaya çıkmıştı.
İYİ Parti’den Nevşehir Belediye Başkanı seçilen Rasim Arı‘nın da ilk talimatı şehirdeki Arapça tabelaların kaldırılması oldu.
_________
|
“FAŞİST ÇAPULCULARIN DERDİ NE TÜRKİYE NE DE TÜRKÇE” Son dönemde artan benzer söylem ve uygulamalara tepki tepki gösteren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, “Türkiye’ye yabancı öğrenci gelmesin demek ülkemiz kabuğunu kırmasın demektir. Bazı beşinci kol elemanları tarafından medyada körüklenen lümpen ırkçılığın asla iyi niyetli olmadığı açıktır. Türk ekonomisine katkı veren herkese saldıran bu başı bozuk güruh maşa olarak kullanılmaktadır. Son dönemde tekrar ayyuka çıkan Arapça alerjisinin de gerisinde aynı hastalıklı zihniyet vardır. Bunların derdi ne Türkiye’dir ne de Türkçe’dir. Bunlar egolarını tatmin etmeye çalışan zavallılardır. Yabancı turistleri, öğrencileri, sığınmacıları nefret unsuru hâline getiren bu faşist çapulculara asla müsaade edemeyiz.” demişti. |
]]>
Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:
Değerli vekiller, muhterem misafirler, basınımızın mümtaz temsilcileri, hepinizi hürmetle selamlıyorum. Bugünkü toplantımızı takip eden vatandaşlarımıza selamlarımı gönderiyorum.
Hangi şartlar altında kalırsak kalalım hakikati haykırmaktan çekinmeyeceğiz. Suyun üstünde bile yürüsek yüzme bilmiyorlardı diyenler çıkacak. İşimize, önümüze bakacağız. Mücadelemizden taviz vermeyeceğiz. Zulüm karşısında mazlumların yanındayız.
1 MAYIS TEPKİSİ
1 Mayıs’ı her yerde kutlamak mümkün, Taksim ısrarı niye?
Polisimiz asıl emekçidir. Türk polisiye iftihar ediyor, hepsine teşekkür ediyorum.
NETANYAHU İÇİN HESAP GÜNÜ YAKIN!
Türkiye UAD’deki davaya müdahil oluyor. İsrail ile ticaretin durdurulması yerinde bir karardır. Netanyahu için hesap günü yakındır. Netanyahu, 35 bin Filistinli mazlumun kanında boğulacaktır. Bundan kaçış ve kurtuluşu yoktur.
ATEŞKES VE REHİNE ANLAŞMASININ ÇIKMAZA GİRMESİ!
Netanyahu, müzakere sürecini dinamitlemektedir. Netanyahu’nun ateşkese yanaşmaması bir insanlık sorunudur. Bedel ödemesi artık hukuk namusudur. BM artık devreye girmelidir. Bölge bıçak sırtındadır. ABD’nin güvenilmez politikaları cinayetleri teşvik etmekte. Gazze dünya için turnosol kağıdıdır.
“İÇ VE DIŞ DÜŞMANA ŞAMAR İNDİRİLECEK”
Türkiye, yeri zamanı geldiğinde gereğini yapacak dirayete sahip.
SİYASETTE BAHAR HAVASI
Siyasette duvar örersek yanlışa düşeriz. Sıkılı yumrukların açılması, yumuşamanın hakim olması halisane dileğimizdir. Siyaset kavga arenası değil konuşma sahasıdır. Muhabere yerine müzakere ile Türkiye’mizin yükseliş sürecine herkes destek vermelidir. DEM’lenmek yerine şekerli suyu tercih etmek akla en yatkın seçenektir. Sayın cumhurbaşkanımız ile CHP başkanının görüşmesini es geçip boşa düşmeleri kendi bilecekleri şeydir. Biz ülkesi için dolu hevesi olanların ne söylediğine bakıyoruz. Siyasetin yumuşamasının vasatı Türkiye’nin ortak çıkarları, ortak geleceğidir.
“KİMSE MAHKEMEYE TALİMAT VEREMEZ”
Hiçbir organ mahkemelere emir vermez, tavsiyede bulunamaz. Yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili beyanda bulunamaz. Mahkeme kararları değiştirilemez. Yargıya talimat vermek suçtur. Kavala’nın yeniden yargılanması hususunda sipariş süreç ilerletilmektedir. Bahse konu şahıs Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırma suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılmıştır. Diğer sanıklar da 18’er yıl ceza almıştır. Sayın Özel’in kolunda saati yok mudur? Sayın Özel’in saati sormak yerine PKK ve FETÖ’ye verilen destekleri muhataplarının yüzüne vurması gerekmez miydi? Kanun kaçağı FETÖ ve PKK’lıları Türkiye’ye ne zaman iade edeceksiniz diye soramaz mıydı. Bana saati sorar ise köstekli saatimi açar kendisi ile açık açık paylaşırım.
SİNAN ATEŞ CİNAYETİ DAVASI
Beklentimiz iddianamenin kabul edilip yargılamanın başlamasıdır.
MHP’ye iftira atan alçaklar koalisyonu devlet düşmanlarına kucak açmaktadır. Kimin elinde hangi bilgi ve belge varsa mahkemeye sunmalıdır. Şahit olmak isteyenlere mahkeme kapısı açılmalıdır. TV ekranlarında mahkeme yargılanamaz. Sinan Ateş davası derhal başlamalı. Ne biliyorlarsa acilen mahkemeye yetiştirsinler. Bakalım hukuki süreç Ankara’da mı bitecek Pensilvanya’ya mı dayanacak hep beraber göreceğiz. Ellerinde ülkücü kanı olanların feriştahı gelse bizde yaprak dahi kımıldamaz.
MHP ve Cumhur İttifakı şer sahiplerine müsaade etmeyecek sonuna kadar direnecektir.
BAHÇELİ-ÖZEL GÖRÜŞMESİ
Devlet Bahçeli ile Özgür Özel’in görüşmesi bugün saat 12.00’de TBMM’de gerçekleşecek.
Görüşmenin ana gündeminin yeni anayasa çalışmaları olması bekleniyor.
CİRO 3.5 MİLYAR EURO
“Türkiye, Avrupa’da döner savaşını başlatıyor” şeklinde başlıklar kullanan Yunan haber siteleri, başvuruda dönerin gerek malzemesi, gerek hazırlanışı, gerekse de kesişi ile ilgili kriterlere de dikkat çekti. Aynı haberlerde “Döner satışlarının Avrupa’daki yıllk cirosu 3.5 milyar Euro. Türkiye’nin başvurusuna 3 ayda itiraz eden çıkmazsa, Avrupa’da döner satan müesseselerin büyük bölümü zarara uğrayacak. Türkiye’nin “geleneksel ürünü” olarak tescil edilmesi halinde, dönerin 3-5 milimetre kalınlıkta kesilmesi gerekecek” denildi.

‘MÜŞTERİ DOYMAZ’
Yunan Skai televizyonu, Atina’da lokantalara giderek, çalışanların ve müşterilerin döner ile ilgili görüşlerini sordu. Cevaplar ise özetle şöyle: “Müşteri gelip, 3-5 milimlik dilimlerden şikâyet ederse, biz de gidin Türklere anlatın diyeceğiz. Bu kalınlıkta kesilmiş etle müşteri doymaz. Biz Yunanistan’da “giros” yiyoruz. Daha lezzetli. Giros daha doyurucu. Döner de aslında bizim. Türkler bizden aldı.”
GİROS
Yunanistan’da ‘giros’ domuz etinden yapılıyor. Kesilirken, kalın ve küçük parçalara dağılan giros’un yanı sıra bazen “mosharisios giros” (sığır etinden) bazen de “Doner” adıyla döner satılıyor. Yunanistan’daki dönerin, büyük bölümü kıymadan oluşuyor.
OSMANLI’DAN MİRAS
Özge Samancı (Yemek araştırmacısı): Dönerin tarihte ilk nerede ve nasıl çıktığına dair kesin kanıtlar yok ancak bazı kayıtları yorumlayabiliyoruz. Örneğin 1660’lı yıllarda Kırım’ı ziyaret eden Evliya Çelebi, cağ kebabı benzeri bir kebap türünü tarif ediyor. Döner de zaten bir kebap türüdür ve kuru ateşte susuz pişirme tekniğini ifade eder. Bu terim ve teknik Selçuklulardan beri kullanılır. Dönerle ilgili en ilginç kanıt ise Osmanlı döneminde, 1855 yılında İstanbul’da çekilen bir dönerci fotoğrafı. Bu da o dönemlerde dönerin yaygın olduğunu anlatıyor. Anılarını yazan Fransız bir gezgin de 1880’li yıllarda İstanbul’u ziyaret ediyor ve anılarında şiş kebap ve döner kebaptan bahsediyor. Osmanlı Türkçesiyle yazılmış yemek kitaplarında da ilk olarak 1883 yılında karşımıza çıkıyor.
ALMANYA’DA DA GÜNDEM: DÖNER KUPONU VERİLSİN
Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier’in 22-24 Nisan tarihlerinde Türkiye’ye yaptığı resmi ziyarete “Berlin döneri” götürmesi iki ülkede de farklı şekilde yorumlanırken, Almanya’da Sol Parti, döner fiyatlarında artışın engellenmesi için devlet desteği verilmesini gündeme getirdi. Alman Bild gazetesine göre, Sol Parti döner fiyatlarında artışın frenlenmesi için devletin 4 milyar Euro parasal katkıda bulunması ve ülke genelinde herkese “döner kuponu” dağıtılmasını önerdi. Sol Parti’nin ekmek arası döner için öğrencilerin 2.5 Euro, diğerlerinin de 4.9 Euro ödemelerini, üzerindeki farkın ise devlet tarafından karşılanmasını içeren bir ‘döner önerisi’ hazırladığı bildirildi. Almanya’da ortalama 7.90 Euro olan döner fiyatının Münih ve Frankfurt gibi kentlerde 10 Euro sınırına dayandığına işaret edilirken, enflasyon başta olmak üzere enerji fiyatlarındaki artışın yanı sıra kiraların yükselmesi nedeniyle dönercilerin de fiyatları artırmak zorunda kaldıkları belirtildi.
Cumhurbaşkanı Steinmeier, Türkiye’deki resepsiyonda Almanya’dan getirilen döneri kesti.
Türkiye Yüzyılı vizyonumuzu hayata geçirme azmiyle yurt içinde ve yurt dışında canla başla çalışmaya devam ediyoruz. Bu sabah millî savaş uçağımız Kaan ikinci defa gökyüzüyle buluştu. Yılbaşından beri iki kez milletimizin göğsünü kabartan TUSAŞ’ı ve Savunma Sanayii Başkanlığımızı tebrik ediyorum. Gaziantep’te meydana gelen minibüs kazasında vefat eden 9 kardeşimize Allah’tan rahmet diliyorum.
AFRİKA’DAKİ YATIRIMLAR
Son toplantımızdan bu yana özellikle dış politikada ziyaretlere ağırlık verdik. Tanzanya Devlet Başkanı Samia Suluhu Hassan’ın ziyareti, 14 yıl sonra Türkiye’ye yapılan ilk ziyaretti. Türk firmaları bugüne kadar Tanzanya’da 6,5 milyon dolar yatırım yaptı. Afrika’daki Türk yatırımlarının değeri 10 milyar doları aştı. Bugüne kadar kıtaya 50’den fazla ziyaret gerçekleştirdim. Türkiye, terör örgütlerine karşı Afrika’daki kardeşlerine en güçlü destek veren ülkedir. Afrika kıtasını ziyaretlerimizde Türkçe konuşan bakanlarla, iş insanlarla, akademisyenlerle karşılaşıyoruz. Bu tablo yıllarca Afrika’nın kaynaklarını sömürmüş emperyalist güçleri rahatsız etmektedir.
“DERTLERİ NE TÜRKİYE, NE TÜRKÇE”
Türkiye’ye yabancı öğrenci gelmesin demek ülkemiz kabuğunu kırmasın demektir. Bazı beşinci kol elemanları tarafından medyada körüklenen lümpen ırkçılığın asla iyi niyetli olmadığı açıktır. Türk ekonomisine katkı veren herkese saldıran bu başı bozuk güruh maşa olarak kullanılmaktadır. Son dönemde tekrar ayyuka çıkan Arapça alerjisinin de gerisinde aynı hastalıklı zihniyet vardır. Bunların derdi ne Türkiye’dir ne de Türkçe’dir. Bunlar egolarını tatmin etmeye çalışan zavallılardır. Yabancı turistleri, öğrencileri, sığınmacıları nefret unsuru haline getiren bu faşist çapulculara asla müsaade edemeyiz.

IRAK ZİYARETİ
13 yıllık aradan sonra gerçekleştirdiğimiz Irak ziyareti tarihi öneme sahipti. Irak cumhurbaşkanı ve başbakanıyla ortak gündemimizdeki konuları detaylıca ele aldık. Farklı alanlarda imzaladığımız 27 anlaşmayla ziyaretimizi taçlandırdık. Halihazırda 20 milyar dolar seviyesinde seyreden ticaret hacmimizi daha üst seviyelere taşımak istiyoruz. Irak Türkmeni kardeşlerimizle bir araya gelerek yanlarında olduğumuzu dile getirdik. Erbil’de de son derece verimli istişareler gerçekleştirdik. Burada şu noktayı belirtmek durumundayım DEAŞ ve PKK fark etmeksizin Türkiye için olduğu kadar Irak için de büyük bir tehdit kaynağıdır. Kuzey Irak’taki terör bataklığını tamamen kurutana kadar mücadelemizi sabırla sürdüreceğiz. Suriye’de yarım kalan işimizi vakti ve saati geldiğinde mutlaka tamamlayacağız. PKK ırak ve Suriye’de hayat alanı bulduğu müddetçe kendimizi güvende hissetmemiz mümkün değildir. Kandil ve Suriye’deki terör baronları her fırsatta ülkemizi karıştırmaya, vatandaşlarımız üzerinde baskı kurmaya devam edeceklerdir. Hiçbir devlet böyle bir tehdidi görmezden gelemez. Irak ve Suriye operasyonlarımız neticesinde manevra alanı daralan bölücü örgüte neşteri önümüzdeki süreçte vuracağız.
ALMANYA CUMHURBAŞKANININ TÜRKİYE ZİYARETİ
Almanya Cumhurbaşkanının resmi ziyareti Avrupa Birliği, ekonomik ilişkiler ve artan yabancı düşmanlığı konularını tekrar gözden geçirmemiz için fırsat teşkil etti. İki müttefike yakışmayan savunma kısıtlamalarının kaldırılması gerektiğini açıkça söyledik. Irkçı saldırıların engellenmesi ve faillerinin cezalandırılması konusunda da beklentilerimizi ifade ettik. 50 milyar doları bulan ikili ticaretimizi 60 milyar dolara ulaştırmayı hedefliyoruz. Türkiye, AB ve birlik üyesi ülkelerle ilişkilerini geliştirmeye isteklidir. Avrupa Birliği’nin stratejik körlükten kurtulması ve Türkiye’yi dışlamaktan vazgeçmesi gerekiyor. Avrupa liderler bu gerçeği ne kadar erken görür ve kabullenirse kendileri için o kadar iyi olacaktır. Biz ortak coğrafyamızın daha kötüye gitmemesi, savaşların yayılmaması için çalışmayı sürdüreceğiz.
HAMAS KARARI SONRASI AÇIKLAMA
Bizim telkinlerimizle Hamas’ın ateşkesi kabul ettiğini açıklamasından memnuniyet duyduk. Aynı adım İsrail tarafından da atılmalıdır. Biz dostlarımızın sayısını artırmanın peşindeyiz. Yarın Kuveyt Emiri kardeşimi ülkemizde ziyaret edeceğiz.
Beşiktaş 29 işçi kardeşimiz göz göre göre hayatını kaybetti. İstanbul Küçükçekmece’de belediyenin bıraktığı 5 yaşındaki evladımız can verdi. Engellenebilecek insani dramları tekrar tekrar yaşamak istemiyoruz. Hepimize sorumluluk düşüyor. İlgili bakanlıklarımız denetimlerini bundan sonra yoğunlaştıracak. Milletin yüreğine ateş düşürenler hukuk önünde hesap verecek. 1 Mayıs emek ve dayanışma gününün iş cinayetlerinin gündeme taşındığı gün olmasını beklerdim. Birkaç vicdan sahibi kuruluş dışında bu konuları konuşan olmadı.
ENFLASYONU TEK HANEYE DÜŞÜRMEKTE KARARLIYIZ
Bölgemizdeki savaşlar ve krizler bizi zorlasa da ekonomi programımızı kararlılıkla uyguluyoruz. Şubat ayında işsizlik oranımız yüzde 8,7 olarak gerçekleşti. Ancak işgücü piyasamızda bir dengesizlik oluştuğunu görüyoruz. Bundan sonra işgücü piyasasında ihtiyaç duyulan beceri ve yetkinlikleri geliştirmeye odaklanacağız. 13. Çalışma Meclisi sorunların tespiti bakımından gayet faydalı oldu. Hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısını çözmek için gerekli adımları atıyoruz. Enflasyonu tek haneye düşürmekte kararlıyız. Bunu daha önce yaptık yine başaracağız. Bizim amacımız geçici rahatlamalarla sorunu ötelemek değil 85 milyonun tamamı için kalıcı refah artışını sağlamaktır. Verimliği artırmak ve ekonomizi daha rekabetçi kılmak için yapısal reformlara hız kazandıracağız. Yılık enflasyon yaz aylarından itibaren düşüşe geçecektir. Konut ve araç piyasasında oluşan fiyat balonu sönmeye başlamıştır. Dış ticaret dengesi önemli ölçüde iyileşti.
Yetkililerden alınan bilgiye göre, 16 Aralık 2023’te göreve başlayan Kuveyt Emiri Sabah, Arap dünyası haricinde ilk yurt dışı resmi ziyaretini yarın Türkiye’ye yapacak.
Diplomatik ilişkilerin 60. yıl dönümünde düzenlenecek ziyaret, 7 yıl aradan sonra Kuveyt’ten Türkiye’ye emir düzeyindeki ilk ziyaret niteliğini taşıyor.
İki ülke arasındaki dostluk ve kardeşlik ilişkileri köklü tarihi bağlara dayanıyor.
Ticaret, savunma sanayisi, turizm ve yatırım konularında çok boyutlu işbirliği mekanizmalarına sahip iki ülke arasında bölgesel meselelerde barış ve istikrarın korunmasına yönelik görüş ve vizyon birliği bulunuyor.
Türk ve Kuveytli yetkililer, bölgede ve dünyada yaşanan gelişmelerin iki ülke için daha sık ve düzenli diyaloğu zorunlu kılmasıyla yakın diyalog ve işbirliğini artırıyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Kuveyt Emiri Sabah’ın iki ülke arasındaki dostluğu pekiştirme iradesi, ilişkileri farklı kulvarlarda derinleştirme arayışlarını destekliyor.
İSRAİL-FİLİSTİN MESELESİ, BÖLGESEL ANLAMDA İSTİŞARE EDİLECEK EN ÖNEMLİ KONU
Kuveyt Emiri Sabah’ın ziyareti çerçevesinde yapılacak görüşmelerde ikili ilişkilerin yanı sıra Gazze’deki durum ve İsrail’in Gazze’ye saldırıları başta olmak üzere bölgesel gelişmeler de istişare edilecek.
İki ülkenin ortak pozisyona sahip bulunduğu İsrail-Filistin meselesi, bölgesel anlamda ele alınacak en önemli konu olarak görülüyor.
İkili gündemde ise ticaret, savunma sanayisi, turizm ve yatırım gibi konuların olduğu önemli başlıklar bulunuyor.
Kuveyt’le ekonomi, ticaret, inşaat, sağlık, turizm, enerji ve savunma sanayisi gibi alanlarda mevcut işbirliğinin daha da güçlendirilmesi hedefleniyor. Bu bağlamda taraflar arasında yeni anlaşmalar imzalanacak.
TÜRKİYE’NİN İNŞAAT SEKTÖRÜNDE KUVEYT’TE ÜSTLENDİĞİ PROJELERİN DEĞERİ 9,2 MİLYAR DOLAR
Kuveyt Haber Ajansının (KUNA) Emir Sabah’ın ziyaretine ilişkin haberinde de Türkiye ile ilişkilerin geçmişine dair 1983’te ekonomi, sanayi ve teknik alanlarında, 1988’de de yatırım teşviki anlaşmasının imzalandığı bilgisi paylaşıldı.
Haberde Türk-Kuveyt Ortak İşbirliği Komitesinin ilk toplantısının Ekim 2013’te düzenlendiği ve çeşitli alanlarda 62 anlaşmanın imzalandığı bildirildi.
Kuveyt ile Türkiye’nin ticaret hacmi 2023’te yaklaşık 700 milyon dolara ulaşırken sektörel çeşitlendirme ve yeni işbirliği mekanizmalarıyla karşılıklı ticaret ve yatırımların artırılması hedefleniyor.
KUNA’ya göre Türkiye’de Kuveyt’e ait 400’den fazla şirket, Kuveyt’te de 50 civarında Türk şirketi faaliyet yürütüyor.
Kuveyt’teki Türk şirketleri, çoğunlukla inşaat sektöründe faaliyet gösteriyor, bu firmalar Kuveyt’in yeni uluslararası havalimanı da dahil 50 proje çalışması yaptı. Bugüne kadar Türkiye’nin inşaat sektöründe Kuveyt’te üstlendiği projelerin değeri 9,2 milyar dolara, Kuveyt’in Türkiye’deki doğrudan yatırımlarının değeri de 2 milyar dolara ulaştı.
Kuveyt yönetiminin 2035 vizyonu çerçevesinde yeni yatırımlar ve projeleri hayata geçirip petrol gelirine bağımlılığı azaltma hedefi doğrultusunda girdiği dönüşüm sürecine Türk firmalarının daha fazla katkı sağlaması hedefleniyor.
Türkiye, bir taraftan da Kuveyt vatandaşlarının turizm, tedavi ve emlak yatırımlarında en fazla tercih ettiği ülkelerin başında geliyor. Kuveyt, nüfusuna oranla Türkiye’ye en fazla turist gönderen ülke konumunda ve Kuveyt vatandaşları Türkiye’de emlak satın alan yabancılar sıralamasında ilk 10’da yer alıyor.
Türkiye, 2023’te yaklaşık 400 bin Kuveytli turiste ev sahipliği yaparken Türk vatandaşlarının da Kuveyt’i turizm destinasyonu olarak görmesi hedefleniyor.
]]>Türkiye’nin İsrail’le tüm ticaretini durdurarak ambargo kararı alması Tel Aviv yönetimini telaşlandırdı. Türkiye’den yıllık 6 milyar dolara yakın mal tedariki yapan İsrail, Türkiye’nin hamlesine karşı çare arıyor. İsrail basınına yansıyan haberlere göre ülkede öncelikle inşaat sektörü durma noktasına gelecek.
Akşam Gazetesi’nin haberine göre; Türkiye’nin ambargosu gıda fiyatlarını yükseltecek. Türkiye’nin kararını İsrail’de tam bir sürpriz olarak karşılandığını yazan İsrail basınına göre Türk ürünlerine alternatif bulmak da uzun bir süreç alacak. İşte ambargo sonrası İsrail’i telaşlandıran tablo:
ENDÜSTRİ: Türkiye’nin ambargosu, petrol, çimento, elektrik kabloları üretimi gibi ekonominin işlevsel devamlılığı açısından kritik olan endüstrilerde etkisini gösterecek. Bu sektörlerde başka ithalat kaynakları bulmak zaman ve anlaşmalar gerektiriyor ve anlaşma sağlansa bile malların fiyatları navlun nedeniyle Türkiye’den yüksek olacak. Bu fiyat farkı da hayat pahalılığından şikayetçi olan İsrailli tüketicilerin cüzdanlarında hissedilecek.
İNŞAAT: İsrail’in Türkiye ile ticaretinde ilk ciddi hasar, 1 ay önce 54 kategoride Türkiye’nin getirdiği yasak üzerine inşaat ve sanayide yaşanmıştı. İsrail Türkiye’den çelik, çimento, cam, alüminyum profil, kimyasal ve boya alırken sadece Türk çeliğine yılda 1.7 milyar dolar ödüyor. İsrail medyasına göre şu an bu ürünlere alternatifler aranıyor. Alternatifler arasında Mısır ve İspanya da var. Ancak alternatif bulunsa bile daire fiyatlarında inşaattaki yavaşlama nedeniyle keskin artış bekleniyor.
NAKLİYE: Türkiye’den İsrail’e giden kargonun büyük çoğunluğu deniz yoluyla ulaştırılıyordu. İsrail basınına göre kısa mesafe olan Türkiye’den ithalatın durması sonrası alternatif kaynaklar daha uzakta olacak ve teslimat süreleri de daha uzun olacak.
HAVACILIK: Türkiye, İsrail için hava kargosunun dördüncü büyük ithalatçısı konumundaydı. Ayrıca 2023’te İsrailli turistlerin ana destinasyonu Türkiye oldu ve bağlantılı uçuşlar dahil 2.3 milyon yolcu uçtu.
PETROL: İsrail basınına göre ocak ayında İsrail, Azerbaycan’dan 300 milyon dolar değerinde petrol ithal etmişti. Bu petrol ise Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) boru hattından alınıyor.
OTOMOTİV: Türkiye’den İsrail’e Hyundai I-20, Toyota Corolla, Ford Transit gibi markalar gidiyor. Geçen yıl İsrail Türikye’den 23 bin 363 otomobil ithal etti.
OECD’YE ŞİKAYET ETTİLER
İsrail Ekonomi Bakanı Nir Barkat, OECD Başkanı Mathias Cormann’a, Türkiye’nin ticaret sınırlandırma kararını şikayet ettiğini duyurdu. Barkat ‘deniz ticareti yasalarının ihlal edildiğini ve küresel arzın sürekliliğine zarar verildiğini iddia etti. Barkat “OECD’nin Türkiye’ye karşı harekete geçmesini bekliyoruz” dedi. Bu arada Times of İsrael gazetesi dört maddelik plan ile Türkiye’ye yaptırım uygulanacağını yazdı. İsrail Dışişleri Bakanı İsrael Katz “Bazı adımlar atılacak” derken söz konusu kararlar şöyle sıralandı:
Türkiye ile Gazze arasındaki her türlü ekonomik ilişkinin azaltılması için harekete geçilmesi.
Ticaret anlaşmalarının ihlal edildiği gerekçesiyle uluslararası ekonomik forumlara başvurulması.
İthal edilen ürünlerde alternatifler bulmak için geniş bir alternatifler data bankası kurulması.
Etkilenen ihracat sektörlerine yardım.
İSRAİL BASINI: FİYATLAR ARTACAK
İsrailli gazete Calcalist yayınladığı analizde “Sanayi için temel hammaddeler gelmeyecek ve emtia fiyatları önümüzdeki günlerde artacak” ifadesi kullanıldı. Gazete ayrıca gıda fiyatlarının da Türkiye’nin yaptırımlarımdan etkileneceğini duyurdu. Calcalist, ambargo sonrası gereken ürünlerin üretiminin ‘bir tuşla’ gerçekleşmeyeceğini dolayısıyla ekonomik olarak Tel Aviv’i zor günlerin beklediğini yazdı ve “Üretim hatlarının kurulması, işçilerin işe alınması ve eğitilmesi konusunda önemli yatırımlar yapılması uzun sürecek” dedi. Gazete, kaplama ve seramik ürünlerindeki krizin her geçen gün derinleştiğini çünkü Türkiye dışında bu konuda alternatifin olmadığını belirtti. Gazete hem işçi kıtlığı hem de Türkiye’nin ambargosu sebebiyle inşaat sektörünün durma noktasına geleceğini ve ev fiyatlarının savaşın uzaması durumunda iki katına çıkabileceğini yazdı.
]]>Enflasyonun yılın ikinci yarısında düşürüleceğine yönelik güçlenen beklenti, yerli ve yabancı yatırımcıları, Türk lirası başta olmak üzere, TL varlıklara ilgisini zirveye taşıdı. Fitch’in ardından, Standard & Poor’s’un da notunu artırdığı Türkiye’ye önümüzdeki dönemde yabancı girişinin hızlanarak devam etmesi bekleniyor. Not artırımının devam edeceği ve Türkiye’nin risk priminin (CDS) 200’ün altına inmesinin beklendiği önümüzdeki 1 yıllık süreçte, ciddi bir sermaye girişi olabileceği ifade ediliyor.
TL MEVDUAT REKOR KIRDI
Sabah Gazetesi’nin haberine göre; Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun verilerine göre TL mevduat 29 Nisan 2024 tarihinde 9 trilyon 285 milyar lira ile tarihin en yüksek seviyesine çıktı. TL mevduatta, 29 Mart’taki yerel seçimlerin ardından yaşanan artış 590 milyar lira oldu. TL mevduatta Mayıs 2023 seçimlerinden bu yana ise 3 trilyon liranın üzerinde artış yaşandı.
TL mevduatta yaşanan artışta Merkez Bankası’nın politika faiz tuttuğu toplantının ardından TL zorunlu karşılıklarda attığı adım da etkili oldu. Türk lirası mevduat payının artırılması ve kur korumalı mevduattan (KKM) Türk lirası mevduata geçişin desteklenmesi amacıyla atılan adımlar sonuçlarını verdi. KKM’de 18 Ağustos 2023’te başlayan düşüş süreci art arda 36 haftadır devam ediyor. 18 Ağustos 2023’te 3.4 trilyonu geçen KKM büyüklüğü, 26 Nisan 2024 itibarıyla 2 trilyon 257 milyara geriledi.
6 MİLYAR DOLAR TL’YE DÖNDÜ
BDDK verilerine göre TL mevduat artarken, döviz hesaplarındaki çözülme de hızlandı. Döviz hesaplarının büyüklüğü 29 Nisan 2024 itibarıyla 204.1 milyar dolara indi. Döviz hesaplarında 29 Mart’tan bu yana yaşanan düşüş 6 milyar 248 milyon dolara çıktı. Bu dönemde bireylerin hesaplarında 3.1 milyar dolar, şirketlerin hesaplarında ise 3.2 milyar dolara yakın çözülme yaşandı. 26 Nisan itibarıyla son 1 yıllık dönemde döviz hesaplarındaki düşüş 15.4 milyar dolara ulaştı.
8.2 MİLYAR DOLAR YABANCI GİRİŞİ
Yerli yatırımcıların dövizden çıkıp TL varlıklara geçtiği özellikle son 1 aylık dönemde, yabancıların da rotayı Türkiye’ye çevirdiği dikkat çekti. Merkez Bankası ile TCMB verilerine göre, 29 Mart-26 Nisan tarihleri arasındaki bir aylık dönemde yabancıların hisse senedi alımları 225 milyon dolar, tahvil-bono alımları 843 milyon dolar, swap kanalıyla girişleri ise 6.8 milyar dolar oldu. 15 Mart’tan bu yana ise yabancılar 580.4 milyon dolarlık hisse senedi, 850.9 milyon dolarlık tahvil-bono alımı yaptı.
Böylece 15 Mart-26 Nisan arasındaki yabancı girişi 8 milyar 236 milyon dolara ulaştı. 2023 yılı ilk beş ayında 2.9 milyar dolar net portföy çıkışı olurken, Haziran 2023-Şubat 2024 döneminde 16.8 milyar dolar net portföy girişi gerçekleşti. Yılın ilk dört ayında 3.7 milyar doları sermaye benzeri olmak üzere bankalar 10.7 milyar dolar, özel sektör ise 1,6 milyar dolar eurobond ihraç etti.
Genel kurul oturumunda konuşan Yılmaz, Özbekistan’ın gelecekteki başarısına yönelik güveni artırdığını, geleceğe dönük olumlu sonuçlar alındığında yatırımların da Özbekistan’a yöneleceğini ifade etti. DEİK/Türkiye-Özbekistan İş Konseyi Başkanı Özgür Onur Özgüven ise “Özbekistan Cumhuriyeti’nin 6 sektörle ilgili Türkiye’den talebi oldu. Bunlar mobilya sektörü, İlaç sektörü, kuyumculuk, Tekstil, İnşaat malzemeleri ve Şişe cam. Özellikle bu 6 sektörle ilgili Türkiye’den yatırım ve destek bekliyorlar” dedi.
Forum, başkentteki kongre merkezinde 2 Mayıs Perşembe günü saat 10.00’da başladı. 93 ülkeden 2 bin 500 katılımcının yer aldığı foruma Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yanı sıra Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası Başkanı Odile Renaud-Basso, Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu İcra Sekreteri Tatiana Molcean, OPEC Uluslararası Kalkınma Fonu Başkanı Dr. Abdulhamid Alkhalifa, Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman, Azerbaycan Ekonomi Bakanı Mikayıl Cabbarov da katıldı. Forumda dijital dönüşüm, ulaşım ve lojistik rotalarının geliştirilmesi, alt yapı ve ‘yeşil ekonomi’ alanlarında konuşmalar yapıldı.
Forumun açılış konuşmasını Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev yaptı. Mirziyoyev geçen 3 yılda bu etkinliğin çok taraflı işbirliğinin genişletilmesi, önemli konuların tartışılması, ileri fikir ve yaklaşımların geliştirilmesi için etkili bir forum haline geldiğini belirtti.

“HİÇ BİR ÜLKE BU KADAR CİDDİ SORUNLARI TEK BAŞINA ÇÖZEMEZ”
Miziyoyev “Dünya düzeninde derin dönüşüm süreçleri yaşanıyor. Mal ve hizmet tedarik zincirlerindeki aksamalar, uluslararası ticaretin azalması, yatırım akışlarının azalması, iklim felaketlerinin artması durumun ne kadar istikrarsız ve kırılgan olduğunu açıkça gösteriyor. Elbette, bugün dünyada yatırımcılar açısından benzeri görülmemiş bir mücadelenin yaşandığını çok iyi anlıyoruz. Ancak değişmez bir gerçek giderek daha açık hale geliyor. Hiçbir ülke bu kadar ciddi sorunları tek başına çözemez. Karşılıklı güven ve saygı ruhu, karşılıklı destek ilkesi, uzun vadeli işbirliğinin güçlü bir dayanağı olmaya devam edecektir” dedi.
“ANA HEDEFİMİZ ÖZBEKİSTAN’I YABANCI YATIRICILAR İÇİN GÜVENİLİR HALE GETİRMEK”
Cumhurbaşkanı Mirziyoyev “Ülkemizdeki yatırım ve iş ortamını temelden iyileştirmek ve bu yoldaki engelleri kademeli olarak ortadan kaldırmak için kararlı adımlar attık. Bu nedenle her yatırımcının kendini özgür ve güvende hissedebilmesi için büyük çaplı reformlar gerçekleştiriyoruz. Ana hedefimiz Özbekistan’ı yabancı yatırımcılar için güvenilir ve uzun vadeli bir ortak haline getirmektir Devletimiz piyasa ilişkilerinin geliştirilmesini, yatırımcıların haklarının güvenilir şekilde korunmasını, elverişli yatırım ve iş ortamının daha da iyileştirilmesini, adil rekabet için daha geniş koşulların yaratılmasını, özel mülkiyetin dokunulmazlığını ve yargı sisteminin bağımsızlığını üstlenir” ifadelerini kullandı.
YATIRIMLAR ÖZBEKİSTAN’A YÖNELECEK
Mirziyoyev’in açılış konuşmasının ardından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da genel oturumda konuşma yaptı. Yılmaz konuşmasında Özbekistan gibi reform ve dönüşüm yapabilen ülkelerin çok az olduğunu belirtti. Yılmaz, Özbekistan’ın gelecekteki başarısına yönelik güveni artırdığını, geleceğe dönük olumlu sonuçlar alındığında yatırımların da Özbekistan’a yöneleceğini ifade etti.
TÜRK UZMANLARLA BİRLİKTE ÇALIŞIYORUZ
Özbekistan Tarım Bakanı Ibrohim Abdurahmonov “Elbette her ülkenin yatırıma ihtiyacı var. Gayri safi yurtiçi hasılayı daha da iyileştirmek ve istihdam yaratmak için yatırıma ihtiyaç var. Bu forum sadece Özbekistan için değil, diğer ülkeler için de önemli. Bugünkü foruma 93 ülkeden 2 bin 500 katılımı var. Türkiye ile olan sözleşmelerimiz ve ilişkilerimiz her yıl artmaktadır. Tarım arazilerini genişletmek için Türk uzmanların deneyimlerinden yararlandık. Türkiye Cumhuriyeti Tarım Bakanlığı arazi sulama için önerilerde bulundu. Denemek için birkaç bölge seçtik ve bir tarımsal sulama sistemi getirdik. Meraları genişletmek ve ekolojik sorunları çözmek için Türk uzmanlarla birlikte çalışıyoruz. Türkiye’den ilk defa pamuk alanında yeni çeşitler getiriyoruz, bu da yeni yatırımlara zemin hazırlıyor.” dedi.
1.7 MİLYAR DOLARLIK TÜRK YATIRIMI VAR
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Özbekistan İş Konseyi Başkanı Özgür Onur Özgüven “Bu 3’üncüsü, ben diğerlerine de katıldım. İlkinde panelist olarak katılmıştım. İnşaat sektörünü anlatmak üzere, ilk yıla göre bu yıl ki katılım olağanüstü. 93 ülkeden katılım var. Bunu nedeni de Özbekistan’ın büyüme trendinde olması, 2018 yılından bu yana yüzde 100 oranında bir büyüme var. Yıllık ticaret hacmi 90 milyarın üzerinde… Ülke nüfusuna göre az ama bunu büyütmek için çalışmalar yapılıyor. Büyük yatırımlar var. Enerji anlamında büyük yatırımlar düşünüyorlar ve planlıyorlar. Bu da dünya ülkelerinin bu foruma ilgi göstermesinin sebebi. Türk firmaları da forumda var. 2017 yılında yani Özbekistan dünya piyasasına açıldığında Türkiye’li firmalarında buradaki yatırımları büyüdü. Yaklaşık 1.7 milyar dolarlık Türk yatırımları var. Enerji, Sağlık ve tekstil alanında Türk yatırımları da çoğalıyor. Toplamda 260 projeyi Türk müteahhitler üstlendi. Bunun da rakamı yaklaşık 7 milyar dolar seviyesinde. Türk yatırımları büyüyerek gidiyor bizde, DEİK Türkiye-Özbekistan İş Konseyi olarak yatırımların çoğalması için burada uğraşıyoruz. Türk yatırımcılara destek olmaya çalışıyoruz.
6 SEKTÖRLE İLGİLİ TÜRKİYE’DEN YATIRIM BEKLİYORLAR
Özgüven “2023 yılının Aralık ayında, Karma Ekonomik Komisyon toplantısı yapıldı. Orada Özbekistan Cumhuriyeti’nin 6 sektörle ilgili Türkiye’den talebi oldu. Bunlar mobilya sektörü, İlaç sektörü, kuyumculuk sektörü, Tekstil, İnşaat malzemeleri ve Şişe cam. Özellikle bu 6 sektörle ilgili Türkiye’den yatırım ve destek bekliyorlar. Bizde önümüzdeki dönem bununla ilgili çalışmalar yapacağız. Bizim de bir çalışmamız olacak. Onu da duyurmak istiyorum. Özbekistan’da 12 vilayet var. Biz de 12 ay 12 vilayet mottosuyla Özbekistan’ın bütün vilayetlerini aylık olarak Türk iş insanlarına tanıtmak istiyoruz. 2017 yılının sonunda geldik biz buraya. O zamanki firma sayısı ikili rakamlardaydı. Şuan Bin 900 Türk firma var. Kayıtlı Türk çalışan 2017 yılında 4 bindi, şuan 10 binin üzerinde. Türk iş insanların ciddi anlamda buraya yoğun ilgisi var. Bunun en büyük nedeni kültürel bağ, buraya gelen herkes kendini vatanında kabul ediyor.
FIRSATLARI DEĞERLENDİRMEK İÇİN BURADAYIZ
Serman İnşaat İş Geliştirme Direktörü Ulaş Hacıefendioğlu “Özbekistan’daki yatırım fırsatlarını değerlendirmek için buradayız. Özellikle enerji ve data sever yatırımları konusunda çok hızlı atılımlar içinde bizde bu atılımları takip etmek olası fırsatları değerlendirmek için buradayız. Yurt dışından çok fazla katılımcı var. Oldukça güzel projelerin imzaları atıldı. Türkiye’den çok fazla katılım görmedim. Genel de orta doğu ve Avrupalı şirketler çok fazla. Ama pazarda özellikle enerji ve diğer madem yatırımlarından dolayı ciddi bir büyüme gözüküyor.” dedi.
Deepfake sahte ve ses klonlama gibi yapay zeka tabanlı uygulamalar, kişisel hak ve özgürlüklerimiz için ciddi bir tehdit oluşturuyor.
CNN Türk televizyonlarına konuşan uzmanlar yapay zekanın tehlikelerinden ve yapay zeka yasasının Türkiye’de uygulanması gerektiği ile ilgili açıklamalarda bulundu.
DEEPFAKE VİDEOLAR GERÇEKLİĞİ BÜKÜYOR
Derin sahte teknolojisi, videolar ve ses kayıtları üzerinde oynamalar yaparak gerçekmiş gibi görünen sahte içerikler üretmeyi mümkün kılıyor.
Bu içerikler, siyasi propaganda, dezenformasyon yayma, itibar zedeleme ve hatta kimlik hırsızlığı gibi amaçlar için kullanılabiliyor. Bu durum, bireylerin mahremiyetini ve itibarını koruma hakkını tehdit ediyor.
SES KLONLAMA SAHTE KİMLİKLER OLUŞTURUYOR
Ses klonlama teknolojisi ise bir kişinin sesini kopyalayarak, sanki o kişi konuşmuş gibi yeni ses kayıtları üretmeyi sağlıyor.
Bu teknoloji de dezenformasyon yaymak, sahte haberler üretmek ve hatta dolandırıcılık yapmak için kullanılabilir. Bu durum, bireylerin ifade özgürlüğü ve özel hayatın gizliliği hakkını tehdit ediyor.
BÜLENT ERSOY’DAN SKYFALL PERFORMANSI…
Son zamanlarda ortaya çıkan yapay zeka videoları şaşırtmaya devam ediyor. Artık sözlerden şarkı bile üretebilen ürünlerin ortaya çıkması insanları düşündürmeye yetiyor. Son olarak ses klonlama alanında ortaya çıkan bir yapay zeka aracı görenleri hayrete düşürdü. Öyle ki bu yapay zeka aracı ile kullanıcılar Bülent Ersoy’a Adale’nin Skyfall şarkısını söylettirebildi…

YAPAY ZEKANIN KÖTÜ KİŞİLERİN ELİNE GEÇMESİ NÜKLEER SİLAHLARDAN DAHA TEHLİKELİ
CNN Türk televizyonuna konuşan Bilişim Uzmanı Gökhan Say ve Prof. Dr. Ali Murat Kırık, yapay zeka teknolojisinin kötü niyetli kişilerin eline geçmesi durumunda nükleer silahlardan daha tehlikeli bir durumun ortaya çıkacağını belirtti.
Uzmanlar ayrıca yaptıkları açıklamada yapay zeka anayasasının bir an önce Türkiye’de çıkarılması gerektiğini belirtti. Murat Kırık’ın konuyla ilgili açıklamaları bu şekilde:
Amerika’da konuyla ilgili şuan çalışmalar yapılıyor. Joe Biden’ın da bu konuda ciddi adımlar attığını görüyoruz. Şuan AB Parlamentosunun almış olduğu bir Yapay Zeka yasası söz konusu.
Yapay zekayı dört boyuta inceliyor, değerlendiriyor; çok ciddi bir risk, orta risk, az risk ve risksiz olarak değerlendiriyor. Bunlar tabi ki önemli. Eğer Türkiye’de böyle bir anayasa oluşturulacaksa ki bence ivedilikle bunun oluşturulması gerekiyor.”

KÖTÜ ELLERE GEÇERSE NÜKLEER SİLAHTAN DAHA TEHLİKELİ OLUR
Yapay zeka anayasasının Türkiye’de bir an önce çıkarılması gerektiğine değinen Bilişim Uzmanı Gökhan Say’ın açıklamaları ise şu şekilde: Kesinlikle olmalı. Olmazsa çok büyük felaketlerin yaşanması ihtimali var. Yapay zekanın gerçekten tehlikeli ellerin altında olması, başımıza gelebilecek nükleer silahtan daha büyük bir felaket diyebiliriz. Yapay zeka iyiler için mi kullanılacak yoksa kötülerin eline mi geçecek, bu noktada iyilerin bile nasıl kullanacağının tanımlanması gerekiyor.
Çünkü bugün bile yaşadığımız pek çok olay, yapay zekayla pek çok suçun işlendiğini, hem de yapay zekanın bunu birtakım hatalar yaparak da işlediğini gösteriyor. Kanunla bu kodların muhakkak kontrol altında tutulması, kanunla muhakkak yapay zekanın şeffaf etik bir şekilde davranmasının sağlanması şart.”
YAPAY ZEKAYA KARŞI YAPAY ZEKAYA İHTİYACIMIZ VAR
Deepfake videolarını kontrol etmek mümkün mü sorusuna çarpıcı bir cevap veren Say, soruyu “yapay zeka, yapay zekaya karşı” diyerek cevapladı;
Tespit etmek aslında birtakım araçlarla mümkün ama bunların da başarı yüzdesi yüzde 97-98 oranında değişiyor. Yani hata yüzdesi var. Yapay zekayla hazırlanmış bir görüntüyü yine yapay zekayla hazırlanmış birtakım araçlarla anlayabiliyoruz. Yani yapay zeka yapay zekaya karşı dediğimiz bir dünyayı yaşıyoruz.”
Türk İslam halk düşüncesinin en önemli yapı taşlarından Yunus Emre’nin 1307-1308’de yazdığı “Risaletü’n-Nushiyye” ile vefatının ardından sevenlerinin derlediği şiirlerinden oluşan “Divan” isimli iki önemli eseri bulunuyor.

Her müminin arzuladığı ilahi aşkı anlattığı şiirlerini halk diliyle yazan, “Sevelim sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz” dizelerinin sahibi, Anadolu irfanının sembolü Yunus Emre, her yıl mayıs ayının başında Eskişehir’de Yunus Emre Kültür ve Sanat Haftası’nda düzenlenen etkinliklerle anılıyor.
Vefatının 703. yılı dolayısıyla Mihalıççık ilçesine bağlı eski adı Sarıköy olan kırsal Yunusemre Mahallesi’ndeki türbesinde Valilik tarafından yarın gerçekleştirilecek törenle yad edilecek büyük Türk düşünürü anısına 12 Mayıs’a kadar çeşitli etkinlikler yapılacak.
– “DİNİ DÜŞÜNCEYİ HALKIN ANLAYACAĞI TÜRKÇE İLE ANLATIYOR”
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) İlahiyat Fakültesi İslam Felsefesi Öğretim Üyesi ve Yunus Emre Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Kamil Sarıtaş, AA muhabirine, Yunus Emre’nin tasavvufun ilkelerini insanlığa anlatan bir Türk düşünürü olduğunu söyledi.
Yunus’un yaşadığı dönemde meselelerin divan edebiyatı ve benzeri edebiyat dilleriyle anlatıldığını belirten Sarıtaş, “O dönemde belki de ilk defa Yunus Emre anlatmak istediği dini düşünceyi halkın anlayacağı Türkçe ile anlatıyor. Böylece insanlar yalın bir dille rahatlıkla okuduklarında veya dinlediklerinde İslam’ın güzelliklerini anlayıp hayatlarına uygulayabiliyorlar.” dedi.

Sarıtaş, o dönem insanların Yunus Emre’nin arı, duru anlatım tarzından çok etkilendiğini vurguladı.
Allah’ın dizelerle ancak onun yazdığı kadar güzel anlatılabileceğini ifade eden Sarıtaş, “İslam’ın ahlaki ilkelerini Risaletü’n-Nushiyye adlı eserinde çok güzel bir şekilde anlatıyor. Genel anlamda İslam’ı karşıdaki halkın anlayacağı dille en güzel şekilde anlatmış olması en büyük özelliklerinden biridir. Divan adlı eseriyle insanın gönlünü beslerken, Risaletü’n-Nushiyye ile ahlaki öğütleri anlatıyor. Diğer taraftan da insanın zihnini inşa etmeye çalışıyor.” diye konuştu.

– “YUNUS EMRE İNSANİ MERKEZE KOYUYOR”
Sarıtaş, Yunus Emre’nin herkesle barışık, iyi geçinen, ahlaklı, vatansever bir insan profili ortaya koyduğunu dile getirdi.
Moğol akınları ve Haçlı seferlerinin yaşandığı dönemde öğütleriyle Anadolu insanının umudunu diri tutan Yunus’un, din, dil, ırk, mezhep ayırt etmeden bütün insanların gönlünde ahlaki güzellikleri anlatan rol model bir insan haline geldiğini belirten Sarıtaş, şunları kaydetti:
“Bütün gönüllere sevgiyi, insanı, saygıyı, samimiyeti merkeze alarak anlatmış olması da aslında Yunus Emre’yi çok önemli bir düşünür haline getiriyor. Yunus Emre’nin, Avrupa’da veya başka yerlerde çok satan eserlerin yerini tutabilecek bir güzelliğe sahip eserleri var. Sevgiyi, saygıyı, samimiyeti, ahlaklı olmayı, Allah’ı sevmeyi, Yaradan’dan dolayı bütün yaratılmışları sevmeyi ön plana çıkarması dolayısıyla, her insan Yunus Emre’de kendini buluyor. Kendimizi bildiğimizde zaten her şey halloluyor. Mesela bugün bu kadar savaş ve benzeri sıkıntılar var. Yunus Emre’yi bildiğimizde sanki zihnimize şöyle bir şey oluyor: ‘Yunus Emre olsaydık bunların sanki çoğu olmazdı.’ Çünkü o bize daha çok paylaşmayı, bir olmayı, beraber olmayı, dünyanın faniliğini, kısalığını bir müddet sonra gelip geçeceğini anlatıyor. Yunus Emre’nin öğütlerini tuttuğumuzda aslında hepimiz birbirimizle kardeş olduğumuzu hatırlıyoruz. Buna göre daha mutlu, huzurlu, umut dolu yarınlara bakacağız. Yunus Emre insanı merkeze koyuyor.”
Prof. Dr. Sarıtaş, Yunus Emre’nin insanlığın vefa borcu hissettiği Türk düşünürlerinden biri olduğunu sözlerine ekledi.
HEM KALİTELİ HEM UYGUN FİYATLI TÜRK ÜRÜNÜ ALAMAYACAK
Türkiye’nin uyguladığı yaptırımların ardından İsrail’in yeni tedarikçi bulma sıkıntısı yaşayacağı da biliniyor. Zira, daha önce ucuza ve kaliteli olarak Türkiye’den temin ettiği ürünleri şimdi İsrail; uzak pazarlardan daha pahalıya alacak. Kızıldeniz krizinin yaşandığı, navlun fiyatlarının arttığı, küresel ticarette daralmanın yaşandığı bir ortamda İsrail’in zor durumda kalacağına vurgu yapılıyor.
Öte yandan, iki ülke ekonomik ilişkileri İsrail’in Gazze’ye yönelik acımasız saldırılarına paralel azalarak bugüne kadar geldi. İsrail ile Türkiye arasındaki ticaret hacminde işgalin başladığı Ekim 2023’ten itibaren dikkat çekici bir düşüş yaşandı. Hatta İsrailli firmalar, aylar öncesinde söz konusu gerilemenin ülke ekonomisine ciddi zarar vereceği yönünde açıklamalarda bulunmuştu. Pazar ağını her zaman artırarak ürünlerini dünyanın dört bir yanına ulaştıran Türk ihracatçıların yöneldikleri alternatif ülkeler kısa sürede İsrail’in yerini aldı.

ÇELİK SEKTÖRÜ ALMANYA İLE IRAK’A YÖNELDİ
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre; İsrail’e nisanda yapılan dış satım, işgalden önceki eylül ayına kıyasla yüzde 39,42 azalarak 461,9 milyon dolardan 279,8 milyon dolara kadar indi. İsrail, eylül ayında çelik sektörünün en fazla ihracat yaptığı ikinci ülkeyken, nisanda 22’nci sıraya düştü. Çelik sektörünün eylülde 92,4 milyon dolar olan ihracatı nisan ayında yüzde 82,46 azalarak 16,2 milyon dolara geriledi. Söz konusu süreçte çelik sektörü, İsrail yerine özellikle Almanya, ABD ve Irak’a yöneldi.
HUBUBAT VE YAŞ SEBZENİN PAZARI HAZIR
Hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri ihracatında İsrail en çok dış satım yapılan 8’inci ülke iken nisan ayı itibarıyla 14’üncü sırada bulunuyor. Eylülde yaş meyve ve sebze sektörünün en fazla dış satım yaptığı 5’inci ülke olan İsrail, nisanda 36’ncı sıraya kadar çekildi. Ülkeye, hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri ihracatı 33,1 milyon dolardan 15,3 milyon dolara; yaş meyve ve sebze sektörünün dış satımı da 10,3 milyon dolardan 426 bin dolara indi. İsrail’in yerine hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektöründe Suriye, Almanya, Libya, Venezuela; yaş meyve ve sebzede ise Ukrayna, Polonya ve Bulgaristan öne çıktı.
“YETERLİ GÜCÜMÜZ VE TECRÜBEMİZ VAR”
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, Türkiye’nin ihracat hedeflerine ulaşmasının İsrail’le yapılan ticarete bağlı olmadığını, bunun ötesinde bir çerçeve taşıdığını vurguladı. Avdagiç, “İsrail ile ticareti tamamen durdurmamızın amacı, bu ülkeyi “kalıcı ateşkese” zorlamak ve “Gazze’ye kesintisiz yardımların” bir an önce başlamasını sağlamak. Bundan sonra açık ki, ticareti yeniden başlatmak İsrail’in atacağı adımlara bağlıdır. Bu sürede iş dünyamızın ve hükümetin yapacağı çalışmalar, muhtemel kayıpları en aza indirecektir. Kazanacağımız yeni pazarlar, İsrail ile ticareti tamamen durdurmadaki gücümüzü ve kararlılığımızı gösterecektir. İhracatının büyük bölümünü İsrail’e yapan firmalarımızın önümüzdeki süreçte üretimden kopmamaları için desteklenmeleri yerinde olacaktır” dedi.
“İNSANLIK TİCARİ KAYIPTAN ÖNEMLİ”
İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Kazım Taycı, devletin ticaret yasağı kararına saygı duyduklarını, karşı tarafta ciddi bir zulüm ve soykırım olduğunu dile getirdi. Taycı, “Bunun neticesinde ticari faaliyetlerin durdurulması da zulmün önüne geçme noktasında bir engel ise biz tabii ki bu adımı sonuna kadar destekliyoruz. Yani buradaki ticari kaybımızı önemsemeksizin destekliyoruz. Bizler yine üreticiler olarak ihracat kaybımızı karşılamak üzere hem bölgemizde hem de dünyanın diğer bölgelerinde hızla pazar arayışına girmemiz lazım diye düşünüyorum. Şu anda ben İsrail’e şu kadar mal satıyordum diye üzülmenin artık hiç kimseye bir faydası yok. Yapmamız gereken hemen numunelerimizi ve bavullarımızı elimize alıp sahaya çıkmak” diye konuştu.
“AÇIĞI HER TÜRLÜ KAPATABİLİRİZ”
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili ve İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Tecdelioğlu, hükümetin aldığı kararı takdirle karşıladıklarını belirterek, “Orada Müslüman kardeşlerimize yapılan uygulamalardan biz de çok büyük üzüntü duyuyoruz. Uzun yıllardan beri İsrail’le olan ticaretimiz ve alınmış işlerle ilgili ciddi mağduriyet söz konusu. Özellikle metal, alüminyum ve mutfak sektörünün birçok alınmış projeleri bulunuyor. Firmalarımızın mağduriyetleri giderecek bir çözüm noktasında hükümetimizin alacağı kararları beklemekteyiz. Biz kaybı telafi edecek yeni pazarlar ararız. İhracatçılar Birliği olarak dünya pazarlarında muhakkak alternatif pazarlar bulunarak onu telafi etme yönünde çalışmalarımıza devam edeceğiz” açıklamasını yaptı.

“OTOMOTİVDE TİCARET DENGESİ LEHİMİZE”
Türkiye’den otomotiv de ihraç edilmeyeceği için bu konuda ülkemize bağımlı olan İsraillerin binecek araç bulamayacak hale gelebileceği değerlendiriliyor. Çünkü Türkiye, Orta Doğu pazarının üretim ve dağıtım üssü konumunda. Bölgenin otomotiv ihtiyacının çoğu buradan karşılanıyor.
Türkiye’nin İsrail’e yaptığı otomotiv ticareti yıllık 600 milyon doları geçiyor. İsrail’e karşı ticaretimizde en avantajlı sektör olan otomotivde 2022 ihracatımız binek araçlarda 561 milyon 581 bin doları gördü.
Bu rakam 2011’de yıllık 343 milyon 993 bin dolardı. Her yıl artarak devam eden otomotiv ihracatında Türkiye net satıcı pozisyonunda. Verilere göre; İsrail’den aldığımız otomotiv ve yedek parça miktarı ise yalnızca 1 milyon 481 bin dolar seviyesinde. İsrail otomotiv ticareti yaptığımız ülkeler arasında ilk 20 ülke arasında iken, tam sıralamada 11’inci sırada bulunuyor.
SATIŞLARIN %60’I BİTMİŞ ARAÇLAR
İsrail’in Türkiye’den satın aldığı otomobillerin yüzde 60’ı binmeye hazır bitmiş ürün durumunda. Ticaret Bakanlığı istatistiklerine göre; 2022’de alınan binmeye hazır otomobillerin parasal karşılığı 393 milyon 877 bin dolar olarak hesaplandı. İhracatın kalan 168 milyon dolarlık kısmını otomotiv yedek parça ve aksesuarları oluşturuyor.
Otomotiv sektöründe İsrail’den neredeyse sıfıra yakın ithalat yapılıyor. Türkiye’nin üretim üssü olması ve ithal markaların da dağıtım ağının ülkemizde bulunması İsrail’in otomotiv konusunda elini kolunu bağlıyor.
Şimşek, “Bir sunum yapmak istiyorum hem Türkiye ekonomisinin içinden geçtiği süreçle ilgili olarak hem de Türk-Alman ilişkileri ile ilgili olarak. Biz Türk girişimcilerin Almanya’da yatırım yapmasından memnunuz, aynı zamanda Türkiye’de yatırım yapmanızı isteriz. O nedenle çok kısa bir şekilde Türkiye’nin neden yatırımcı için cazip bir ülke olduğundan bahsedeceğim” dedi.

ORTA VADELİ PROGRAM
Orta vadeli bir programları olduğunu belirten Şimşek, “Temel makroekonomik dengesizlikleri çözmek için uygulamaya koyduğumuz bir program. Ve bu programımız da çalışıyor. Türkiye, Almanya kadar olmasa da büyük bir ekonomi. Geçen sene cari kurlarla 1,1 trilyonu aştı ama nüfusuna, çalışma çağındaki nüfusuna, satın alma gücü paritesiyle milli gelirine baktığınız zaman neredeyse 15-17 Avrupa Birliği üyesi ülke büyüklüğünde bir ülke. Yatırım yapmak için gittiğiniz pazarın büyük olması önemli. O anlamda Türkiye büyük ve önemli bir partner” diye konuştu.
“BORÇLULUĞUN DÜŞÜK OLMASI BÜYÜME AÇISINDAN ÖNEMLİ”
Büyüme potansiyeline bakıldığı zaman son yüzyılda ortalama büyümenin reel olarak yüzde 4 olduğunu söyleyen Şimşek, “Ama son 20 yıla baktığınız zaman ortalama reel büyüme yüzde 5,4. Türkiye’nin reel performansı 2002’yi 100 olarak alırsanız 2023’de 300’ün üzerine çıkmış. Aynı dönemde Çin, Hindistan hariç gelişmekte olan ülkeler 100’den 217’ye çıkmış. Dolayısıyla gerçekten Türkiye hem büyük bir ekonomi, hem de son 20 yılda performansı güçlü bir ekonomi” ifadelerini kullandı.
Dünyada büyük bir borç sorununun olduğunu aktaran Şimşek, “Faizler yüksek. O nedenle borçluluğun düşük olması büyüme açısından önemli. Almanya bu konuda en dirayetli ve en disiplinli ülkelerden bir tanesi. Türkiye’nin toplam borcu, özel sektör, hane halkı, şirketlerin, finans sektörünün, devletin toplam borcu milli gelire oranı yüzde 108. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde bu oran yüzde 255, dünyada da yüzde 330’un üzerinde” şeklinde konuştu.
Jeostratejik rekabetlerin gerilimlere yol açtığını dile getiren Şimşek, “Dünyada ticarette kırılmalar var. Jeostratejik rekabet gerilimlere yol açıyor ve ticarette parçalanmalar var. Türkiye bu dönemde yakın coğrafyalardan tedarik konusunda avantajlı. Avrupa Birliği ile 1963’ten beri bir diyaloğumuz var, angajmanımız var ve bir ortaklığımız var. O nedenle biz Avrupa’yla dostuz” dedi.

“ÖNCELİĞİMİZ FİYAT İSTİKRARI”
Görüş farklılıklarının olduğunu ancak yine de Gümrük Birliği üzerinden Avrupa Birliği ile kendilerini dost olarak gördüklerini vurgulayan Şimşek, “Dolayısıyla hem yakınız hem dostuz. Orta Asya‘yla, Kuzey Afrika‘yla, Orta Doğu‘yla hem yakınız hem dostuz. Dolayısıyla dünyadaki bu jeostratejik rekabetten kaynaklı fragmentasyonun, yani ticaretteki parçalanmanın bizi çok olumsuz etkilememesi bekleniyor” diye konuştu.
Önceliklerinin enflasyonun tek haneye düşürülmesi olduğunu söyleyen Şimşek, “Bizim önceliğimiz fiyat istikrarı, yani enflasyonun tek haneye düşürülmesi, mali disiplin ve tabii ki yapısal dönüşüm. Yapısal dönüşümden kastettiğimiz yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm ve sanayide dönüşüm bütün bunlar bize daha yüksek sürdürebilir büyümenin imkanını arttıracak” ifadelerini kullandı.

“REFORM AMACI TÜRKİYE’NİN REKABET GÜCÜNÜ ARTTIRMAK”
Yapısal reformlara değinen Şimşek, “Tabii ki önce insanımıza yatırım yapacak, niteliklerini arttıracağız. Eğitimin kalitesini arttıracağız, yatırım ortamını iyileştireceğiz. Bütün bu reformların amacı Türkiye’nin rekabet gücünü arttırmak, Türkiye’de verimliliği arttırmak ve büyüme potansiyelini arttırmak. Program çalışıyor mu, evet gerçekten çalışıyor. Biz rasyonel politikalar ve yapısal reformlarla yola çıktık, yatırımcının güveni geldi, şimdi tabii ki portföyü tercihleri liradan yana dönüştü. Reel kurda bir istikrar var, enflasyon Hazirandan itibaren hızlı bir şekilde düşmeye başlayacak, ekonomi yeniden dengelenecek” diye konuştu.
“ALMANYA İLE ASLA AYRILAMAYIZ”
Almanya ile Türkiye’nin çok güçlü bağları olduğuna vurgu yapan Şimşek, “Bugün ben Türkiye’de herhangi bir ile gitsem bu kadar büyük iş insanına hitap etme ihtimalim zayıf. Almanya demek ki bizim bağlarımız çok güçlü. Bu sadece ticaretle sınırlı değil, sadece ekonomi ile sınırlı değil daha çok halktan halka bağımız var” dedi.
Almanya’yı değerli bir ortak olarak gördüklerini söyleyen Şimşek, “NATO’da ortağız, Avrupa Birliği sürecinde Almanya’nın yapıcı tutumunu her zaman önemsedik. Biz Almanya ile asla ayrılamayız. Almanya‘yla çok güçlü bağlarımız var. Şimdi sizlerin sayesinde bu bağları güçlendirmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Ziyarette, Azerbaycan Milli Marşı’nın ve “Çırpınırdın Karadeniz” şiirinin yazarı Ahmed Cevad’ın doğumunun 132. yılına ithafen, ailesinin de isteği doğrultusunda Bahçeli’ye Türk dünyasına hizmetleri, Türk milli ülküsüne katkıları dolayısıyla “Ahmed Cevad Onur Madalyası” takdim edildi.
Bahçeli, ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirdi, madalya dolayısıyla teşekkür etti.
Devlet Bahçeli, 1967-68 döneminden bu yana ülkücü hareketin içerisinde bulunduğunu belirtti. Çok uzun bir mücadele verildiğini ifade eden Bahçeli, şunları söyledi:
“O mücadeleyi şekillendiren törenler, şölenler yapıldı. Her şölenin başında İstiklal Marşı’mızı okurduk. Fakat bir gün ‘Çırpınırdın Karadeniz’ okunmaya başladı. Çok kişi şaşırdı, ‘Kimdir bu, ne zaman yazıldı, nasıl oldu, bunun manası nedir?’ Sonradan hepimizin yetişmesinde ve her türlü siyasi düşüncenin ötesinde kültürel faaliyetlerde milliyetçi insanlarımızın her zaman gönlünde yaşayan bir değer oldu Ahmed Cevad ve eseri. Bu bakımdan böyle bir eseri ortaya koyan ailenin de bugün Milliyetçi Hareket Partisinde bulunması, TÜRKSOY’un bunun önderliğini yapmış olması Milliyetçi Hareket Partisini gururlandırmıştır.

Çırpınırdın Karadeniz, hepimizin yetişmesinde şahsen bizim de işte söylediğimiz ilk şeylerden bir tanesidir, arkası da Çankaya Yokuşu’dur.”
“Çırpınırdın Karadeniz”in bugün Türklerin önemli birleştirici bir değeri olduğunu ifade eden Bahçeli, “Sözün başı ve geleceğin sonsuzu olan Ahmed Cevad’a hepinizin huzurunda şükranlarımı sunuyorum. Allah gani gani rahmet eylesin. Onun emanetleri bizim emanetimizdir. Bu yavrularımız için ne varsa yapmaya hazırım. İster Azerbaycan’da bulunsunlar ister burada bulunsunlar her konuda hayatları boyunca bizim yetişmemize vesile olan muhterem büyüğümüzün bize emanetleri olarak kabul ediyorum.” diye konuştu.

“TÜRK DÜNYASININ MÜMTAZ ŞAHSİYETİ”
Sultan Raev de istiklal şairi Ahmed Cevad’ın Türk dünyasının mümtaz şahsiyeti ve bir cesaret timsali, hayatı ve ortaya koyduğu eserlerle dönemin en parlak, en güçlü temsilcilerinden biri olduğunu söyledi.
Cevad’ın milli duruşlu bir fikir adamı, hümanist ve hayırsever bir entelektüel olarak ismini sadece Azerbaycan’ın ve Türkiye’nin değil tüm Türk dünyasının edebiyat ve düşünce tarihine altın harflerle yazdırmayı başardığını belirten Raev, Ahmed Cevad’ın isminin bugün bile Türk dünyasının bağımsızlığı ve özgürlüğü ile anıldığını vurguladı.
Ankara’daki TÜRKSOY merkezi için arsa tahsisi ve inşasının Bahçeli’nin inisiyatif ve oluru ile gerçekleştiğini belirten Raev, TÜRKSOY adına şükranlarını sundu.

“ÇIRPINIRDIN KARADENİZ ŞİİRİNİN KALEME ALINMASININ 110. YILI”
Öte yandan açıklamada, şu bilgiler paylaşıldı:
“Türk dünyası sevdalısı Ahmed Cevad’ın yürekten duyguları sadece Azerbaycan’ın Milli Marşı’na değil, tüm Türk dünyasının ve Türk milletinin marşı olarak kabul edilen ‘Çırpınırdın Karadeniz’e hayat vermiş ve ölümsüzleştirmiştir. Bu sene, tüm Türklerin büyük bir coşkuyla söylediği, Türk milleti ve Türk milliyetçiliği ile bütünleşen, Türk milli ülküsü olan Türk yurdunun bütünlüğünün yeniden kurgulanması ve şimdiye taşınmasını sağlayan Türk dünyasının birliğini ve ebediliğini simgeleyen ‘Çırpınırdın Karadeniz’ şiirinin kaleme alınmasının 110. yılıdır. Şiirin Üzeyir Hacıbeyli’nin bestesiyle Anadolu’da ilk kez 1924 yılında Kars’a ziyareti sırasında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün huzurunda seslendirilmesinin de 100. yılıdır.”
Oktay, temasları boyunca Kongre üyeleriyle ikili ve bölgesel ilişkilerden ticari ortaklıklara kadar geniş bir perspektife iki ülkeyi ilgilendiren birçok konuyu görüştüklerini ve Kongre üyeleriyle görüşmelerinin çok yapıcı geçtiğini aktardı.
Oktay, “Özellikle Temsilciler Meclisi ve Senato boyutunda daha yapısal bir ilişkiyi geliştirme ve var olan mekanizmaları çalıştırma amacıyla buradayız. TBMM ile Kongre arasında daha yapısal ilişkileri kurmanın vakti geldi.” dedi ve bu yöndeki uzun zamandır bazı hazırlıkların yapıldığını söyledi.

4 senatör ve 12 Temsilciler Meclisi üyesiyle bir araya gelerek doğrudan Türk-Amerikan ilişkilerini ilgilendiren konuları ele aldıklarını anlatan Oktay, terörle mücadeleden Gazze’ye kadar birçok başlıkta Türkiye’nin durduğu yeri muhataplarına aktardıklarını belirtti.
ABD İLE ORTAK ÇIKARLARIMIZIN OLDUĞU GİBİ GÖRÜŞ AYRILIKLARI VAR
“ABD ile ortak çıkarlarımızın olduğu gibi görüş ayrılıklarımızın olduğu konular da var.” diyen Oktay, son bir yılda Türkiye ile ABD arasında işbirliği ve koordinasyon gerektiren pek çok başlık olduğuna dikkat çekti.
İki ülke arasında 7. Stratejik Mekanizma Toplantısının icra edildiğini kaydeden Oktay, kendilerinin de parlamentolar arasındaki bağları güçlendirmek üzere bu tür ziyaretleri yaptıklarını ifade etti.
GÖRÜŞMELERDE TERÖRLE MÜCADELE VE GÜVENLİK BAŞLIĞI
Dışişleri Komisyonu Başkanı, Kongre üyeleriyle görüşmelerinde özellikle NATO güvenlik şemsiyesi ve terörle mücadele başlıklarının önemli şekilde ele alındığını ve Türkiye’nin NATO’nun İsveç ve Finlandiya ile genişlemesi sürecinde hem şeffaf hem de yapıcı şekilde süreci yönettiğini vurguladı.
“NATO bir güvenlik şemsiyesi ise, ki öyledir, her bir üyenin diğerlerine mutlak şekilde güveniyor olması lazım.” diyen Oktay, özellikle İsveç’in NATO’ya üyelik süreciyle ilgili Ankara’nın gündeme getirdiği terörle mücadele hassasiyetlerini Kongre’de de anlattıklarını belirtti.
Oktay, ABD’nin Suriye’de terör örgütü YPG/PKK’ya verdiği destekle ilgili olarak, “Özellikle PKK ile mücadele noktasında, DEAŞ’la mücadele yani bir terör örgütüyle mücadele bahanesiyle bir başka terör örgütüyle ortaklık yapmasının kabul edilemeyeceğini doğrudan ifade ettik.” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin tüm terör örgütleriyle mücadelede ilkesel hareket ettiğini vurgulayan Oktay, bir NATO müttefikinin bir terör örgütüyle ortaklık yapıyor olmasının kabul edilemez olduğunun altını çizdi.
ABD’nin YPG/PKK’ya desteğini kesmesi durumunda ikili ilişkilerde yepyeni bir sayfanın açılabileceğini kaydeden Oktay, bir Kongre üyesinin de aynı şekilde bu durumun kabul edilemez olduğunu söylediğini belirtti.
Terörle mücadele konusunda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile mücadele bağlamını da gündeme getirip tüm detayları aktardıklarını söyleyen Oktay, ilgili kurumlar nezdinde sürecin devam ettiğini söyledi.
GAZZE KONUSUNDA GÖRÜŞ AYRILIKLARIMIZ VAR
Oktay, yaptıkları görüşmelerde Gazze meselesinin ana başlıklardan biri olduğunu ifade ederek, “Gazze konusunda görüş ayrılıklarımız var, özellikle hangi açıdan baktığımızla alakalı; İsrail’in güvenliği ve Hamas’la ilgili bakış açısı.” dedi.
35 binden fazla insanın ölümüne sebebiyet veren olayların sadece Hamas parantezine alınarak açıklanamayacağını, Filistin’deki sorunun neredeyse yüz yıldır devam ettiğini vurguladı.
İsrail-Filistin meselesinin tek taraflı bir bakış açısıyla çözülemeyeceğini vurgulayan Oktay, “Bugün orada zulüm altında olanların Filistinliler olduğunu görüyoruz.” dedi.
Türkiye’nin İsrail halkıyla bir sorunu olmadığını, sorunun İsrail yönetiminin Gazze’deki şiddeti ve politikaları olduğunun altını çizen Oktay, Gazze’de ateşkesin sağlanması ve bir an önce insani yardımların bölgeye girmesinin öncelikleri olduğunu belirtti.
İki devletli çözüm konusunda aslında tarafların mutabık olduğunu ancak bunun yöntemi ve detayları konusunda birçok görüş farkının olduğunu hatırlatarak, “Bu savaşı durduracak taraflardan biri asıl ABD tarafıdır, İsrail nezdindeki baskıyı artırması gerekir. Türkiye olarak biz de Filistin nezdinde her türlü katkıyı verebiliriz.” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin İsrail’le ticari ilişkilerini askıya alma sürecini anlatan Oktay, buradaki amaçlarının bir an önce Gazze’de ateşkesin sağlanması olduğunun altını çizdi ve bu konudaki duruşlarını ABD’li muhataplarına da aktardıklarını söyledi.
RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI
Oktay, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını temel aldıklarını ve hem ABD hem de Rusya’daki ilgili muhataplarıyla görüşmelerinde açıkça dile getirdiklerini anlattı.
Rusya ile Ukrayna’yı yeniden barış masasına getirme amacının devam ettiğini ve bunun için çaba gösterdiklerini ifade eden Oktay, bununla beraber tek taraflı yaptırımlara sıcak bakmadıklarını kaydetti.
Oktay, F-16’ların teslimatı konusunda, satışın Kongre’den geçmesinin önemli olduğunu ancak teslimatların ivedi yapılabilmesi noktasında süreci yakından takip ettiklerini, “Biz burada sürecin bir an önce tamamlanması hususunu Kongre üyelerine ilettik.” sözleriyle belirtti.

CAATSA YAPTIRIMLARI KALDIRILMALI
Oktay, “ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşılık Verme Yasası” (CAATSA) olarak bilinen Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemlerini alması sürecinde Ankara’ya uygulanan yaptırımların artık yeniden tartışılması ve kaldırılması gerektiğini vurguladı.
Oktay, “Biz özellikle artık bu CAATSA yaptırımlarının kaldırılmasının zamanın geldiğini söyledik. O zaman S-400’lerin F-35’lerle karıştırılması olayı, ilgisiz birçok olay birbiriyle karıştırıldı orada.” dedi ve Türkiye’nin son yıllarda bu alanda ciddi yerli imkan ve kabiliyetler geliştirdiğini söyledi.
Türkiye’nin bu konudaki ana amacının CAATSA yaptırımlarının kaldırılması olduğunu söyleyen Oktay, Türkiye’nin F-35 programına dönüş gibi bir durumla çok da yakından ilgilenmediğini belirtti.
TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Oktay, ayrıca Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile ilgili Türkiye’nin önceliklerini, Doğu Akdeniz’le ilgili tezlerini, Azerbaycan-Ermenistan barış süreciyle ilgili görüşlerini ve Irak gibi önemli bölgesel komşularla ortak başlıkları da Kongre üyeleriyle paylaştıklarını anlattı.
]]>KISITLAMANIN ARDINDAN ŞİMDİ DE DURDURMA KARARI
Ticaret Bakanlığı yaptığı açıklamada, İsrail’in hükümetinin uluslararası ateşkes çabalarını karşılıksız bıraktığı ve insani yardımları engellediği vurguladı ve “Türkiye bunun üzerine 9 Nisan 2024 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, 54 ürün grubunun İsrail’e ihracatını kısıtlamıştır. Alınan bu kararda, İsrail Gazze’de derhal ateşkes ilan edene ve yeterli miktarda ve kesintisiz insani yardım akışına izin verinceye kadar kısıtlama tedbirlerinin yürürlükte kalacağı vurgulanmıştır. Buna rağmen, İsrail Hükümetinin saldırgan tutumunu sürdürdüğü, Filistin’deki insani trajedinin kötüleştiği müşahede edilmektedir. Bu itibarla, devlet düzeyinde alınan tedbirlerin ikinci aşamasına geçilmiş, İsrail’le ilgili ihracat ve ithalat işlemleri tüm ürünleri kapsayacak şekilde durdurulmuştur” dedi.
İSRAİLLİ BAKAN, CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’I HEDEF ALDI
Türkiye’nin aldığı kritik kararı resmi sosyal medya hesabından duyuran İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz, Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ilgili skandal açıklamalarda bulundu. Türkiye’yi ticaret anlaşmalarını ihlal etmekle suçlayan Katz, İsrail Dışişleri Bakanlığı’na yerel üretim ve diğer ülkelerden ithalata odaklanarak ticarette alternatifler aranması talimatı verdiğini söyledi.

İSRAİL BASINI TİCARETİN KESİLMESİNE ÖFKELENDİ
Türkiye’nin kararı sonrası İsrail medyasında gözle görülür bir öfke hakim. Maariv gazetesi “Erdoğan adım atıyor, İsrail kambur duruyor” başlıklı haberinde, Türkiye’nin kararının İsrailli iş insanları arasında öfkeye neden olduğunu yazdı.
İbranice yayın yapan Maariv gazetesi ‘Erdoğan adım atıyor, İsrail kambur duruyor’ başlıklı haberinde, Türkiye’nin kararının İsrailli iş insanları arasında öfkeye neden olduğunu manşetine taşıdı. Gazeteye konuşan Merhavim Belediye Başkanı Shay Hajaj “Defalarca uyarıda bulunduk. İsrail taze gıda üretiminde bağımsız olmalı, diğer ülkelere bağımlı olmamalıdır.” dedi.
Yine Maariv’e konuşan Üreticiler Birliği Başkanı Dr. Ron Tomer ise, “Türkiye’den yapılan tüm ithalata hemen şimdi üç yıl süreyle %100 oranında koruyucu gümrük vergisi uygulanmalı ve bazı ürünlerin ithalatı tamamen yasaklanmalıdır.” ifadelerini kullandı. Tomer ayrıca, “Hükümet Türkiye’ye bağımlılıktan kurtulmak için elinden gelen her şeyi yapmalıdır.” dedi.

“TÜRK BOYKOTUNUN SONUÇLARI ÇOK BÜYÜK OLACAK”
Calcalist, “Türk boykotunun İsrail ekonomisi üzerindeki sonuçları çok büyük olacak” başlıklı haberinde Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nden Yigal Maor’un sözlerine yer verdi.
Türkiye’nin şimdiye kadar birçok ürünün makul fiyatlarla temin edildiği bir kaynak olduğunu söyleyen Maor, Ankara’nın hamlesinin sonuçlarının İsrail için çok ağır olacağını belirterek şunları söyledi;
“Tatlı ve konservelerden, sebze ve meyvelere kadar aklınıza gelebilecek her şey Türkiye’den geliyor. Uluslararası şirketler Türkiye’de montaj yapıyor. Örneğin Toyota Corolla Türkiye’de monte ediliyor ve şimdi İsrail’e araba göndermenin mümkün olmadığı söyleniyor. Durum gemilerin İstanbul ve Çanakkale Boğazı’ndan geçmesinin engellenmesi veya Türkiye semalarında uçuş yasağı getirilmesiyle daha da kötüleşebilir”
]]>
Bakanlığın görev alanına giren konularda faaliyet gösteren uluslararası kuruluşlar ile ilişkileri yürüttüğünü ifade eden Işıkhan, ikili ve çok taraflı anlaşmaların müzakere ve uygulanma süreçlerini de yakından takip ettiklerini belirtti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarına büyük önem atfetmekte ve kendilerine sunulan hizmetleri yakından takip ettiğini hatırlatan Işıkhan Türkiye’nin yurttaşlarla ve kardeş topluluklarla irtibat ve ilişkilerini, son 21 yılda, Cumhuriyet tarihi boyunca hiçbir dönemde olmadığı kadar yoğun ve samimi bir noktaya taşıdığını söyledi.
”TÜRK DİASPORASI’NIN SON 21 YILDA ÇOK DAHA GÜÇLENDİĞİ VE ÖZGÜVEN KAZANDIĞI YADSINAMAZ BİR GERÇEKTİR”
Cumhurbaşkanının liderliğinde, AK Parti hükümetlerinin küresel yönetim vizyonu sayesinde sadece Türkiye’nin geleceği ile değil aynı zamanda 7 kıtada yaşayan Türk vatandaşlarının geleceği ile de yakından ilgilenildiğini kaydeden Işıkhan, ”Özellikle Türk Diasporası’nın son 21 yılda çok daha güçlendiği ve özgüven kazandığı yadsınamaz bir gerçektir. Hiç kuşkusuz bu sağlam bağları geliştirmemizdeki en büyük etken, yurt dışındaki her bir kardeşimizin ve akraba topluluklarımızın sorunlarıyla, ihtiyaçlarıyla birebir ilgilenmemiz olmuştur. Özellikle çalışma hayatı bağlamında çok önemli adımlar atılmıştır. Bu hususta izninizle, sizlere, Bakanlığımızın yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza sunduğu hizmetlere ve yürüttüğü çalışmalardan söz etmek istiyorum” ifadelerini kullandı.
”2023 YILI İÇERİSİNDE YURT DIŞI TEŞKİLATIMIZ ÜÇ YÜZ YEDİ BİN VATANDAŞIMIZA HİZMET VERMİŞTİR”
29 ülkede 57 yurt dışı birimi ile çalışma, istihdam, sosyal güvenlik, ailevi ve sosyal konular başta olmak üzere; ayrımcılık, aile birleşimi, ikamet ve çalışma izinleri, yurtdışı müteahhitlik işleri gibi alanlarda, vatandaşlara hizmet sunduklarını aktaran Işıkhan, ”Bununla birlikte, görev yapılan ülkenin ulusal mevzuatı, taraf olunan uluslararası sözleşmeler incelenerek çalışma hayatından ve sosyal güvenlikten kaynaklanan sorunlarına yönelik Müşavirliklerimiz/Ataşeliklerimiz aracılığıyla vatandaşlarımıza destek oluyoruz. Yurt dışı birimlerimizin ulaştığı toplam vatandaş sayısı yurt dışı kadroların doluluk oranına göre yılda iki yüz bin ile beş yüz bin arasında değişmektedir. 2023 yılı içerisinde yurt dışı teşkilatımız tarafından toplam 546 bilgilendirme toplantısı düzenlenmiş, yaklaşık üç yüz yedi bin vatandaşımıza hizmet verilmiştir. Sunduğumuz hizmetlerin etkinliğinin ve verimliliğinin artırılmasına yönelik de yoğun mesai harcıyoruz” dedi.
Bilişim sistemlerinin çok hızlı ilerlemesi sebebiyle devletin vatandaşlarına sağladığı hizmetlerin, bu hıza ayak uydurmasının uzaktan hizmet alan vatandaşlar için büyük önem arz ettiğinin altını çizen Işıkhan, yurt dışında yaşayan vatandaşların Türkiye’ye gelmeleri, burada yaşamaları, vatan hasretlerini gidermeleri kendilerini her zaman mutlu ettiğini ifade etti.
”YURT DIŞINDA YAŞAYAN VATANDAŞLARIMIZIN ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİĞE İLİŞKİN İŞLERİNİ DİJİTAL OLARAK YAPABİLMESİ İÇİN ÇALIŞMALARA BAŞLADIK”
Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarına müjde veren Işıkhan, ”Bakanlık olarak, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın, çalışma ve sosyal güvenliğe ilişkin tüm işlem ve başvurularını Müşavirlik ve Ataşeliklerimiz vasıtasıyla dijital olarak yapabilmesi için çalışmalara başladık. Bu kapsamda, tüm başvuruları elektronik ortama taşıyarak, vatandaşlarımızın zaman ve maddi açıdan tasarruf yapmaları şu an en önemli gündem maddelerimizden birisidir. Bunun hukuki ve teknik altyapı hazırlıklarını Sosyal Güvenlik Kurumumuz, İş Kurumu Genel Müdürlüğümüz, Dışişleri Bakanlığımız ve Ticaret Bakanlığımız ile birlikte yürütmekteyiz” diye konuştu.
Hükümet olarak, yurt dışından emekli olan Türk vatandaşlarının Türkiye’ye araçlarıyla gelmeleri durumunda, 2 yıl olan araç bulundurma süresini 4 yıla çıkarttıklarını belirten Işıkhan bu işlemler için Konsolosluklara onaylatılan yurt dışı emeklilik belgesinin de sistem üzerinden (YTYBS) doğrudan ilgili gümrük idarelerine gönderilmesini sağlamayı planladıklarını söyledi.
Türk vatandaşlarının yurt dışında yaşadığı sıkıntılara değinen Işıkhan, ”Vatandaşlarımızın, yaşadıkları ülkelerde ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda pek çok sorunla karşılaştığı yadsınamaz bir gerçektir. Vatandaşlarımızın, özellikle son dönemde giderek artan ayrımcılık, yabancı düşmanlığı, ırkçılık, İslamofobi gibi gayriinsani tutum ve davranışlara maruz kaldığına şahit oluyoruz. Özellikle işyerinde ırkçılık ve yabancı düşmanlığından kaynaklanan saldırılar sonrasında mağdur vatandaşlarımızı/işçilerimizi ziyaret ediyoruz, konuyla ilişkili olarak ilgili ülkelerin makamlarıyla görüşüyoruz” diye konuştu.
]]>Son olarak çeyrek asrı aşan mühendislik deneyimiyle savunma teknolojilerine yönelik proje ve ürünler geliştiren Altınay Savunma Teknolojileri, halka arz için Sermaye Piyasası Kurulundan (SPK) onay aldı.
Altınay Savunma Teknolojilerinin halka arzında konsorsiyum lideri olarak TSKB, konsorsiyum eş liderleri olarak ise Ziraat Yatırım ve Yatırım Finansman görev alacak.
Birim pay fiyatı 39,30 lira olarak belirlenen Altınay Savunma Teknolojilerinin halka arz büyüklüğünün yaklaşık 2,3 milyar lira, halka açıklık oranının ise yüzde 25 olması öngörülüyor. Halka arz kapsamında 58 milyon 823 bin 530 nominal/adet hisse satışa sunulacak.
Havada, karada, denizde teknoloji geliştiriyor
Altınay Savunma Teknolojileri; hareket kontrol sistemleri, insansız sistemler, deniz sistemleri, silah sistemleri, mühimmat imha ve kritik üretim sistemleri alanlarında geleceği tasarlayacak projelere imza atıyor. Yurt içi ve yurt dışındaki kamu, özel sektör paydaşlarına ürün ve teknolojiler sunarak, kritik projelerin de yükleniciliğini üstlenen şirket, oluşturduğu yüksek katma değer ile başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu öncelikli teknolojileri hayata geçiriyor.
Robotik, makine, yazılım, elektrik ve elektronik, otomotiv gövde üretim teknolojileri, enerji depolama, savunma ve havacılık konularında 10 milyon saati aşan AR-GE ve ÜR-GE birikimi bulunan Altınay Savunma Teknolojileri, Türkiye için oldukça önemli olan Altay Tankı, milli muharip uçak KAAN, milli gemi MİLGEM gibi çeşitli projelerde yer alıyor. Şirket, halka arz süreci ile birlikte küresel bir oyuncu olma hedefiyle kabiliyet ve imkanlarını artırma yolunda çalışmalarına devam ediyor.
İHA’lardan KAAN’a
Altınay Savunma Teknolojilerinin 2019 yılında döner kanatlı İHA’ların kavramsal tasarımından üretim ve entegrasyonuna kadar tüm aşamaları hayata geçirmek amacıyla kurduğu DASAL Havacılık Teknolojileri, Altınay Savunma ve ASELSAN ortaklığı ile faaliyetlerini sürdürüyor.
Şirketin bir başka bağlı ortaklığı olan ve 2019’da TUSAŞ ortaklığıyla kurulan TAAC Havacılık Teknolojileri ise havacılık standartlarındaki kritik uçuş kontrol sistemleri, iniş takımı sistemleri ve test sistemlerinin yerli ve milli olarak geliştirilmesi konularında çalışmalar gerçekleştiriyor. Milli muharip uçak KAAN için geliştirdiği iniş takımı projesinde ana yüklenici olarak görev alan TAAC, yurt dışı pazarına da açılarak küresel oyuncu olma yolunda ilerliyor.
Yeni tesisle üretim kabiliyeti artacak
Kara, deniz ve hava platformlarına yönelik anahtar teslim çözümleri, teknolojik ürünleri ve kritik alt sistemleri ile yerli ve milli çözümler üreten Altınay Savunma Teknolojileri, Türkiye’nin savunma endüstrisine ve ulusal güvenliğe sağladığı katkıyı artırmayı hedefliyor.
Şirket, Kocaeli Dilovası Makine İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde savunma ve havacılık sanayisine yönelik tasarlanan 12 bin 500 metrekare kapalı alana sahip yeni tesisiyle Türkiye’nin savunma sektöründeki üretim kabiliyetlerini geliştirmek için çalışmalarını sürdürüyor.
Enflasyonun gıda ve hizmet fiyatlarındaki artışın katkısıyla yüzde 3’ten fazla yükselmesi bekleniyor. Yıllık enflasyonun yüzde 70’i aşabileceği ifade ediliyor.
Tüketici Fiyat Endeksi, martta yüzde 3,16 artış kaydetmişti. Merkez Bankası, yıl sonu enflasyon hedefini yüzde 36 olarak açıklamıştı.
ENFLASYON BEKLENTİLERİ NE YÖNDE?
Merkez Bankası’nın Piyasa Katılımcıları Anketi’nde nisan ayı enflasyon artış beklentisi yüzde 3,25 oldu. Cari yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 44,19’dan yüzde 44,16’ya geriledi.
AA Finans enflasyon beklenti anketinde nisan ayında enflasyonun yüzde 3,22 artacağını tahmin edildi. Yıllık enflasyonun ise yüzde 69,87’ye çıkacağı öngörüldü. Ekonomistlerin 2024 sonu enflasyon beklentisi yüzde 43,65 oldu.
Reuters anketinde enflasyonun aylık bazda yüzde 3,4 artacağı beklentisi hakim durumda. Yıllık enflasyonun ise yüzde 70,3 ile Kasım 2022’den bu yana en yüksek seviyesine çıkması öngörüldü. Katılımcıların yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 43,5 olarak gerçekleşti.
ÖNCÜ GÖSTERGELER NEYE İŞARET ETTİ?
Öncü göstergeler de enflasyonda artışa işaret etti. İstanbul’da perakende fiyatlar nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 4,89 yükseliş kaydetti. Toptan fiyatlar ise yüzde 4,87 arttı. Yıllık bazda perakende fiyatlar yüzde 78,81, toptan fiyatlar 65,94 yükseldi.
Türk-İş verilerine göre gıda fiyatları nisan ayında yüzde 5,55 arttı. Son 12 ay itibarıyla değişim oranı yüzde 74,88 olarak hesaplandı.
Nisan ayında açlık sınırı, 17 bin 725 liraya yükselerek bu yıl ilk kez asgari ücreti geride bıraktı. Asgari ücret ocak ayında 17 bin 2 lira olarak belirlenmişti.
DOLARIN ATEŞİ SÖNDÜ
Son haftalarda döviz piyasasında denge Türk Lirası lehine değişti. Türk Lirası, nisan ayında dolar karşısında yüzde 0,04 ile sınırlı kazanç elde etti.
Türk Lirası’nın dolar karşısında değer kaybı ocak-mart döneminde yüzde 9 oldu. Bu dönemde enflasyon ise yüzde 15 artış kaydetti.
Böylece ilk üç ayda dolar ile enflasyon arasında 5-6 puanlık fark oluştu.
ENFLASYON TAHMİNLERİ NETLEŞİYOR
Yıl sonu enflasyon beklentileri de netleşmeye başladı.
İstanbul Ticaret Odası, 2024 yılı için enflasyon tahminini yüzde 43-44 olarak açıkladı.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) Türkiye için yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 55,5 oldu. Kuruluş, 2025 enflasyonu için yüzde 28,9 öngörüsünde bulundu.
Tahminlerin Merkez Bankası’nın enflasyon beklentisinden uzak kalması dikkat çekti.
“PİYASA ÜÇ AY GECİKECEK”
Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, Olağan Genel Kurul Toplantısı’nda aylık fiyat gelişmelerini yakından takip edeceklerini belirtti.
Karahan, “Enflasyon beklentileri öngörülen tahmin aralığına yakınsayana kadar sıkı para politikası duruşumuzu sürdüreceğiz.” dedi.
ABD’deki sunumunda ise Karahan, TCMB’nin yüzde 36 seviyesindeki yıl sonu enflasyon tahminine piyasanın üç ay gecikme ile ulaşmasını öngördüğünü söylemişti.
Merkez Bankası, geçen hafta politika faizini yüzde 50 seviyesinde sabit bırakmıştı.
MAYISTA ZİRVE, İKİNCİ YARIDA SERT DÜŞÜŞ BEKLENİYOR
Finansal koşulların önemli ölçüde sıkılaştığını belirten TCMB, enflasyonda belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda para politikası duruşunu sıkılaştıracağı görüşünü yineledi.
Merkez Bankası, enflasyonun mayısta zirve yaptıktan sonra yılın ikinci yarısında düşüş eğilimine girmesini öngörüyor.
Yıllık enflasyonda zirve beklentisi yüzde 73-75 bandında tahmin ediliyor.
]]>Haber7 – ÖZEL
Türkiye’de akademik anlamda nitelik konusu ile yeniden gündemde. Günümüzde artan üniversite sayısı eğitimde kalite noktasında geride kalıyor. Araştırmalar, Türk üniversitelerinin akademik performansını dünya sıralamasının altında kaldığını gösteriyor.
Bilimsel araştırmalar, üniversite sayısının çok fazla olması sebebiyle eğitimde niteliğin düştüğünü bu nedenle üniversite sayısından ziyade eğitim kalitesinin yükseltilmesi gerektiğine işaret ediyor. Türkiye’de son yıllarda artan üniversite, fakülte, enstitü ve yüksekokul sayıları eğitimde nitelik tartışmalarını da beraberinde getirerek pek çok akademik araştırmaya da konu oluyor.
AKADEMİK ENFLASYONUN VERİLERİ
Türkiye’de Ocak 2024 itibarıyla 208 yükseköğretim kurumu bulunuyor.
RWU verilerine göre, Türkiye’den ilk bine giren üniversite sayısı toplam üniversite sayının %3,8’ine tekabül ediyor. Bu oran ile Türkiye, Suudi Arabistan, Güney Kore ve Mısır gibi ülkelerin gerisinde.
Nüfus dikkate alındığında üniversite kalitesi açısından Türkiye’nin birçok benzer ülkeden geride kaldığını gözler önüne seriyor. Türkiye’nin özellikle nitelikli devlet üniversiteleri 2015’ten bu yana sıralamalarda irtifa kaybediyor.
| Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) kamuoyuyla paylaştığı verilere göre, 2023-2024 öğretim yılında Türkiye’de açık öğretim hariç üniversitelerdeki öğrenci sayısı bir önceki yıla göre yüzde 3,18 artarak 4 milyon 245 bin 360’a çıktı. |
ÖĞRENCİ BAŞINA DÜŞEN ÖĞRETİM GÖREVLİSİ SAYISI AZALDI
YÖK verilerine göre, 2023-2024 öğretim yılında öğretim elemanı sayısı, 184 bin 566’dan 184 bin 21’e indi. Öğretim elemanlarının 36 bin 740’ı profesör, 23 bin 933’ü doçent, 44 bin 741’i doktor öğretim üyesi, 36 bin 341’i öğretim görevlisi ve 42 bin 766’sı araştırma görevlisi olarak görev yapıyor.

Türkiye’de üniversite öğrencilerinin sayısı artarken öğretim elemanı sayısı azaldı. Öğrenci başına düşen öğretim görevlisinin azalması eğitim kalitesinde düşüşü de beraberinde getirdi. Araştırmalara göre, Türk üniversitelerinin akademik performansları dünya sıralamalarının altında kaldı.
İLK 500’DE TÜRK ÜNİVERSİTE YOK
ODTÜ Enformatik Enstitüsü bünyesinde bulunan URAP Araştırma Laboratuvarı’nın 2023 sıralamasında ilk 500’e Türk üniversitelerinin girememesi dikkat çekti. Türkiye’de bulunan 208 yükseköğretim kurumu ilk 500’de kendine yer bulamadı.

Bilimsel üretkenlik ve akademik ürünlerin kalitesini temel alarak hazırlanan sıralamada Türkiye’den 119 üniversite yer alırken, Hacettepe Üniversitesi 554’üncü sırayla Türkiye’yi temsil etti. Üniversitelerin akademik performansı, akademisyenlerin yayın sayısı, atıf sayısı, uluslararası işbirliği gibi kriterlerle belirlenen listede, İstanbul Teknik Üniversitesi 783’üncü, İstanbul Üniversitesi 799’uncu, Ankara Üniversitesi 800’üncü, ODTÜ ise 868’inci sırada yer aldı.
KOMŞU ÜLKEDE ÜNİVERSİTE DAHA AZ FAKAT 3 KAT DAHA ÜRETKEN
Yunanistan’da toplam bulunan üniversite sayısı Türkiye’nin kat kat altında olmasına rağmen eğitim kalitesinin daha yüksek olduğu yapılan araştırmalar ve ortaya çıkan yayınlarda açıkça görülüyor. Yunanistan’da ülke çapında toplam 25 üniversite olmasına rağmen Türkiye’den yaklaşık üç kat fazla makale ürettiği belirlendi. Türkiye’de 1 milyon kişiye düşen yayın sayısı 525 olurken, bu rakamın Yunanistan’da ise 1440 seviyesinde olduğu belirtiliyor. Öte yandan Türkiye’deki üniversitelerin makalelerinden alıntı ortalaması 0,36 olurken bu rakamın Yunanistan üniversitelerinde ise 0,65 olduğu tespit edildi.
ÜNİVERSİTE SAYISI MI EĞİTİM KALİTESİ Mİ?
Yüksekokul sayılarında ciddi anlamda artış yaşanması, üniversitelerde kontenjanın dolmaması ve öğrencilerin nitelikli olmayan üniversiteleri tercih etmemeleri nedeniyle çok sayıda birim kapatıldı. Edinilen bilgilere göre, 2020’de Türkiye genelinde 12 enstitü, 88 fakülte, 35 yüksekokul pasif hale geldi.
ÜNİAR tarafından yapılan araştırmalarda üniversitelerde nitelikli öğretim gerçekleşmediği, öğrenci memnuniyetinin sağlanamadığı, idari ve akademik kadroların yeterli donanıma sahip olmadığı ve yayın sayısının azlığı gibi sonuçlar eğitimin niteliğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Uzmanlar, üniversite sayısının azaltılması ile akademide eğitim seviyesinin daha üst seviyeye çıkarılabileceğini savunuyor. Eğitim kalitesinin artmasına yönelik çözüm önerilerinden biri ise üniversite taban puanlarının artırılması uzmanlar tarafından öneriliyor.
Bu noktada Türk Amerikan İş Konseyi TAİK ve American Turkish Business Roundtable ATBR arasındaki temaslar ve iş birliği hızla artıyor. Türk Amerikan İş Konseyi’nin ABD karşılığı American Turkish Business Roundtable (ATBR) Başkanı Emekli General James Jones, Türkiye ile ABD arasındaki ekonomik ilişkiler hakkında açıklamalarda bulundu.
TÜRKİYE İLE ABD TİCARİ İLİŞKİLERİNDE BÜYÜK POTANSİYEL BULUNUYOR
Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri, stratejik ortaklar ve 70 yıldan uzun bir süredir müttefikler. Güçlü diplomatik ilişkileri, savunma ortaklığı içerisinde onyıllar öncesine uzanan müttefiklik ilişkileri var. Türkiye ve ABD’nin ticaret ilişkilerinin sahip olduğu büyük potansiyeli gerçeğe dönüştürmek için de yıllardır büyük çaba sarf ediliyor. Bu sebeple Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD eski Başkanı Donald Trump ile başlayan ve ABD Başkanı Joe Biden ile devam eden ticaret hacmi hedefini 100 milyar dolara çıkarma hedefinde hızla ilerleme sağlanıyor.
“ABD TÜRKİYE İLİŞKİLERİNDE HEYECAN VERİCİ BİR DÖNEMDEYİZ”
NATO Müttefik Kuvvet eski Yüksek Komutanı ve Beyaz Saray eski Ulusal Güvenlik Danışmanı olarak da görev yapan Jones, Washington DC’de yakından tanınan, başta savunma olmak üzere birçok alanda ABD yönetimi ve kurumlarıyla bağlantıları olan bir isim olarak karşımıza çıkıyor.
Emekli General James Jones, verdiği özel mülakatta ABD ile Türkiye arasında gerek ticari gerek siyasi ilişkilerde heyecan verici bir dönemde olduklarını söyledi.
ATBR, Amerikan Türk Konseyi ATC’nin yerini aldı. ATBR Başkanı Emekli General James Jones, ATC’nin yerini ATBR’nin alma sürecini şöyle anlattı:
“ATC uzun yıllar boyunca çok faydalı bir girişimdi. Ancak özellikle hükümetlerimiz arasındaki siyasi durum zorlaştıkça bu girişim de çok zor olmaya başladı. O zamanlar bana göre ATC’nin ABD Ticaret Odası’ndaki ABD Türkiye İş Konseyi ile birleşmesi daha iyi bir fikirdi ve ABD Ticaret Odası da bunu kabul etti. ATBR’nin oluşturulması, Ticaret Odası veya ATC ile rekabet etmek değil, tamamlayıcı olmak amacını taşıyor. ATBR, ABD Ticaret Odası’nın yapmadığı şeyleri yapabilir. Mesela Türk şirketlerinin ABD’de yerleşmelerine yardımcı olabilir. Ayrıca Kongre’deki Türk grubunu eski haline getirmek istiyoruz. Ticaretin, ticari ilişkilerin çok daha üst seviyelere çıkmasını istiyoruz. Sanırım şu anda 45 milyar civarındayız ve bunu ikiye katlamak istiyoruz”
“TÜRK AMERİKAN İLİŞKİLERİNİN YENİDEN TESİSİNDE TAMAMLAYICI OLMAYI AMAÇLIYORUZ”
ATBR Başkanı James Jones, TAİK Başkanı Murat Özyeğin ve heyetin Washington’a gerçekleştirdiği ziyareti ve görüşmeyi değerlendirdi.
“Bildiğiniz gibi son dönemde TAİK Başkanı değişti, dostum Murat TAİK başkanı oldu. Burada, Washington’da harika bir toplantı yaptık, birlikte nasıl çalışacağımız ve bu yeni ilişkiyi nasıl kuracağımız konusunda anlaştık. Dünya çapında geleneksel Türk-Amerikan ilişkilerinin yeniden tesis edilmesi açısından iyi şeyler yapmayı amaçlayan diğer mevcut ilişkilerin tamamlayıcısı olmayı amaçlıyoruz. Türk delegasyonlarının Amerika Birleşik Devletleri’nin farklı yerlerini ziyaret etmesine sponsor olmak, farklı bölgelerin valilerle buluşması, ticareti ve Türk şirketlerinin ABD’deki varlığını artırıp artıramayacağımızı görmek gibi çok yenilikçi şeyler yapacağız. Ve tabi Ticaret Odası’nın yaptığı gibi Amerikan şirketlerinin Türkiye’deki varlığını artırmak istiyoruz”
“TÜRK SANAYİ ÜSSÜNÜN USTALIĞINA HAYRANIM”
Türk özel sektöründen hayranlıkla bahseden ATBR Başkanı James Jones, “Türk özel sektörünün her zaman hayran kaldığım yönlerinden biri de gerçekten iyi işler yapmaları değil, aynı zamanda çok hızlı olmalarıdır. Afganistan’dayken, Kabil’de ABD Büyükelçiliği’ni inşa eden Türk şirketini hatırlıyorum. çok hızlı bir şekilde harika bir iş çıkardı. Ve ben her zaman dünyanın her yerindeki Türk sanayi üssünün ustalığına hayran kaldım. Bundan öğrenebiliriz, biliyorsunuz tekstilden ileri askeri teçhizata kadar, İki NATO ülkesinin bu ortaklığın başaramayacağı hiçbir şey yok. Türkiye, NATO’da çok çok önemli bir ülke. ABD de çok önemli bir ülke. Türkiye, İttifak’ın en büyük Avrupa ordusuna sahip. Yani Türkiye’nin stratejik konumu, coğrafi konumu, Türkiye’nin canlı, canlı ve çok hızlı sanayi üssü. Özellikle yeteneklerimiz ve teknolojimizle birleştiğinde, dünyada daha fazla barış ve istikrarın yeniden tesis edilmesine kesinlikle yardımcı olacak, yeniden canlanan bir ortaklığın temeline sahip olduğumuzu düşünüyorum” dedi.
James Jones, hızla gelişen ve büyüyen Türk savunma sanayinin NATO, Avrupa ve demokrasiler açısından çok iyi olduğunu söyledi.
Jones, “İyi bir şey (Türkiye’nin savunma sanayinin hızla büyümesi) İttifak için iyi bir şey, Avrupalılar için de iyi bir şey. Ve bu ABD ile ikili ilişkiler açısından iyi bir şey. Bu, Türkiye’nin kolektif yaşam tarzımız ve demokrasilerimiz açısından ne kadar önemli olduğunun altını çiziyor. ATBR’nin şu anda gördüğümüz olumlu eğilime katkıda bulunacağını umuyorum” dedi.
“TÜRKİYE VE ABD KAMU VE ÖZEL SEKTÖRLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİLERE DERİNDEN İNANIYORUM”
Türkiye ve ABD’nin ekonomik rolüne dikkat çeken Jones, “Size şunu söyleyebilirim ki, Türkiye ve ABD kamu ve özel sektörleri arasındaki ilişkilere derinden inanıyorum. Türkiye’nin özel sektörü ile ABD’nin özel sektörünün birlikte çalışmasının büyük bir istikrar yaratabileceğini ve içinde yaşadığımız bu son derece istikrarsız dünyanın barış ortamına, hatta belki devam eden savaşların çözümüne katkıda bulunduğunu düşünüyorum. Yani Türkiye’nin ekonomisi, Türkiye’nin stratejik konumu, Türkiye’nin tarihi rolü ve ABD’nin rolü; bu, dünyada hepimizin karşılaştığı pek çok sorunun çözümünde hayati önem taşıyan bir ortaklık.” ifadeleri kullandı.
ATBR Başkanı James Jones, iki ülke arasında sağlıklı bir ticari ilişkiye sahip olmak için iki hükümetin birlikte çalışmasının yararlı olduğunu söyledi. Jones ticari ilişkilerin gelişmesinin Türkiye ve ABD toplumlarının birbirini daha iyi tanımalarına ve bunun da tüm ilişkilere katkı sağlayacağı görüşünde olduğunu dile getirdi.
“TÜRKİYE CANLI BİR EKONOMİ, CANLI VE DEMOKRATİK BİR ÜLKE”
Her iki ülke yatırımcılarına çağrıda bulunan American Turkish Business Roundtable ATBR Başkanı Emekli general James Jones, “Amerikalılara, Türkiye’nin canlı bir ekonomi, canlı bir ülke, demokratik bir ülke olduğunu ve bu potansiyeli gerçekten düşünmeleri gerektiğini söyleyebilirim. Amerikan şirketleri için Türkiye’de var olmak, Türkiye’ye yatırım yapmak çok iyi bir fikir. Türk iş insanlarına ise şunu söyleyebilirim; her zaman Washington’a gelip her şeyi yapmak zorunda değilsiniz. Yapmak istediğimiz, Türk şirketlerinin beş ya da 10’ar gruplar halinde gelip, ülkenin farklı yerlerini ziyaret etmelerine sponsor olmak ve o bölgeye faydalı olacak şeyleri üretmeleri. Dolayısıyla ABD-Türk ticari ilişkileri ve siyasi ilişkileri açısından da çok heyecan verici bir dönem olduğunu düşünüyorum” dedi.
FED kararlarında sürprize rastlanmazken, piyasaların gözü FED Başkanı Jerome Powell’ın yapacağı açıklamadaydı. Jerome Powell karar sonrası yaptığı açıklamada, ”Enflasyona ilişkin veriler beklentilerin üzerinde geldi, enflasyonun düşeceğine dair güvenin kazanılması beklenenden daha uzun sürebilir” dedi.
Enflasyonda yüzde 2 hedefine ulaşma konusunda kararlılık mesajı veren Powell, “Ancak son aylarda enflasyonun yüzde 2 hedefimize doğru ilerleme kaydedemediği görüldü ve enflasyon risklerine karşı son derece dikkatli olmaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Politika odağının para politikasının ne kadar süre kısıtlayıcı tutulacağı olduğunu aktaran Powell, “Bir sonraki politika hamlesinin faiz artırımı olmasının muhtemel olmadığını düşünüyorum” dedi.

ALTINDA HAREKETLİ DAKİKALAR
Altın fiyatları, Fed’in hâlâ faiz indirimlerinden yana olduğuna işaret etmesinin ardından yükselirken yatırımcılar yarın açıklanacak ABD tarım dışı istihdam verisini bekliyorlar.
Gram altın bir önceki kapanışı 2 bin 422 liradan yaparken; 2 Mayıs Perşembe günü saat 7:30 itibarıyla 2 bin 407 TL’ye geriledi. Bir önceki kapanışı 3 bin 961 liradan tamamlayan çeyrek altın ise bugün 3 bin 937 TL’den alıcı buluyor.
GÜNCEL ALTIN SATIŞ FİYATLARI
* Gram altın satış fiyatı: 2.413,19 TL
* Çeyrek altın satış fiyatı: 4.029,00 TL
* Yarım altın satış fiyatı: 8.081,00 TL
* Tam altın satış fiyatı: 15.857,95 TL
* Cumhuriyet altını satış fiyatı: 16.053,00 TL
* Gremse altın satış fiyatı: 39.766,49 TL
* Ons altın satış fiyatı: 2.321,14 dolar
TL DEĞER KAZANIYOR
Yarın açıklanacak enflasyon ve S&P’nin Türkiye notları öncesinde Türk Lirası dolar ve euro karşısında değer kazanıyor. Türk Lirasının değer kazanmasında güç kaybeden doların da etkisi oldu. Kur bugüne 32,35 TL’den başladı. Euro/TL ise 34,68 TL’den başladı.
Türk Lirası lehine pozisyon alanlar arasına ABD’li yatırım bankası Citibank’ta katıldı. Citi’den yayımlanan raporda Türkiye’nin sermaye akışı çekeceği söylenirken, 6 aylık forward işlemleri üzerinden Türk lirasında dolara karşı uzun pozisyon alınmasını önerdi.

Bir dönem TL’nin cazibesini artırmak için uygulanan stopaj oran indirimleri sona erdi. Oranlar yeniden belirlendi. Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararına göre 6 aya kadar vadeli hesaplarda stopaj oranı yüzde 5’ten yüzde 7.5’e yükseldi. 1 yıla kadar olan vadeli hesapların stopaj oranı, yüzde 3’ten yüzde 5’e yükseldi. KKM hesaplarındaki stopaj istisnası ise devam edecek.
TCMB’nin olağan genel kurul toplantısında konuşan TCMB Başkanı Fatih Karahan, enflasyon hedefine ulaşıncaya kadar sıkı para politikasını duruşunu sürdüreceklerini söyledi. Enflasyon görünümünün bozulması halinde para politikası duruşunu sıkılaştıracakların söyledi.
Yarın açıklanacak enflasyon öncesinde öncü gösterge niteliğinde olan İstanbul’un enflasyonunda perakende fiyatlar, aylık yüzde 4,89; yıllık bazda ise yüzde 78,81 oranında arttı. Yarın TÜİK’in saat 10:00’da açıklayacağı enflasyonun ise aylık yüzde 3.2 ila yüzde 3.4 arasında artması bekleniyor. Yıllık bazda ise 69,87 ila yüzde 70 arasında gerçekleşmesi bekleniyor.
]]>TEMSA’nın Adana’daki üretim tesisinde gerçekleştirilen törenle tanıtılan FUSO eCanter, Türk hafif kamyon pazarının yeşil dönüşümüne öncülük etmeyi amaçlıyor.
Sabancı Holding Mobilite Çözümleri Grup Başkanı Cevdet Alemdar, törende yaptığı konuşmada, TEMSA ve FUSO arasındaki iş birliğinin, Türk otomotiv sektöründeki en başarılı ve uzun soluklu iş ortaklarından biri olduğunu belirtti.
Bu iş birliğinin 40’ıncı yılını kutlamaktan büyük mutluluk duyduklarını ifade eden Alemdar, şöyle konuştu:
“Sabancı Topluluğu, kuruluşundan bu yana Türkiye’de birçok ilke imza atmıştır. Hayata geçirilen tüm ilklerin yanında, Sabancı, bu topraklara ‘ortaklık kültürü’nü kazandırmıştır. Bunu yaparken de Sabancı’nın yüksek amacı her zaman Türkiye’nin kalkınması, Türk insanının refahı olmuştur. ‘Bu topraklardan kazandığını, bu toprakların insanıyla paylaşma’ prensibi, tüm bu adımlarda Sabancı’ya yol göstermiştir. Bir ortaklık yaratmaktan daha önemlisi, bu ortaklığı sorunsuz şekilde devam ettirebilmektir. İşte bu kültür, Sabancı’nın genlerindedir. Bunun için, FUSO ve TEMSA işbirliğimizde de ilk günden bu yana sadece Sabancı için doğru olana değil, işimiz için doğru olana odaklanıyoruz. Araçlarımızda kullandığımız malzemeler değişebilir, motor seçenekleri konvansiyonelden elektrikliye dönebilir ama bizim için işbirliklerimizin asıl ham maddesi, işte bu ortaklık kültürüdür.”

TEMSA Üst Yöneticisi (CEO) Tolga Kaan Doğancıoğlu da 40 yıllık güç birliğini, hafif kamyon pazarının elektrikli dönüşümü için seferber edeceklerini ifade etti.
En büyük önceliklerinin kendi güç, teknoloji ve kaynaklarını Canter ekosistemin dönüşümü için kullanmak olduğunu belirten Doğancıoğlu, “Canter ekosistemi de diğer odak alanımız olan otobüs ekosistemi gibi geniş. Kamu, inşaat, gıda, perakende gibi aslında Türkiye’nin bel kemiği olan sektörlerin tam merkezinde. Dolayısıyla eCanter’in açtığı bu yol, aslında sadece hafif kamyon pazarının yeşil dönüşümüne değil, bunun komşuluk alanlarındaki, Canter’in müşteri portföyündeki tüm sektörlerin dönüşümüne de önemli katkı sağlayacak.” değerlendirmesinde bulundu.
TEMSA’nın bugün sıfır emisyonlu araç gamında dünyanın önde gelen markalarından olduğunu anlatan Doğancıoğlu, eCanter’e kadar 8’i elektrikli, 2’si ise hidrojenli olmak üzere toplam 10 farklı sıfır emisyonlu araçları olduğunu, eCanter ile bu sayıyı 11’e yükselttiklerini bildirdi.
Mitsubishi Fuso Truck and Bus Corporation Uluslararası Satış ve Müşteri Hizmetleri Grup Başkanı Andreas Deuschle de sıfır emisyonlu hafif kamyon eCanter’i TEMSA ile birlikte Türkiye’ye getirerek, ticari araçlardaki yetkinliklerini bir ileri seviyeye taşımaktan dolayı son derece heyecanlı olduklarını belirterek, “TEMSA ile uzun süreli işbirliğimizi sürdürerek, ticari araç endüstrisine öncülük etmeye devam edeceğiz.” ifadesini kullandı.
FUSO eCanter
FUSO eCanter; 6, 7,5 ve 8,5 ton segmentlerinde, toplam 5 farklı modelle piyasa sunulacak. 2 parça 82 kilovatsaat ve 3 parça 124 kilovatsaat olmak üzere iki farklı batarya alternatifiyle müşterilerine sunulan eCanter araçların menzili, 200 kilometreye kadar çıkabiliyor. 82 kilovatsaat bataryaya sahip araçlar, hızlı şarj özelliğiyle sadece 72 dakikada şarj olabiliyor.
FUSO eCanter’de 3 yıl /100.000 kilometre araç garantisi bulunurken, batarya için de 6 yıl / 200.000 kilometre garanti sağlanıyor.
FUSO eCanter, anahtarsız erişim, dijital gösterge, multimedya ekranı, LED arka farlar, fonksiyonel direksiyon, ısıtmalı sürücü koltuğu, direksiyon ve ön cam, geliştirilmiş kabin izolasyonu gibi pek çok özelliğiyle, ergonomi, konfor ve teknolojiyi aynı anda kullanıcılarına sunuyor.
Sürüş konforunun yanında güvenliği de ön planda tutan eCanter, ABA 5 – acil fren sistemi, yaya uyarı sistemi (AVAS), acil devre kesici buton ve çarpışma algılama sistemi, uzun far asistanı, geri görüş kamerası, elektrikli park freni, AEBS (ABS, ASR, ESP) ve sürücü hava yastığı gibi çok kapsamlı güvenlik paketine sahip.
]]>Bu gelişimin en net görüldüğü platformlardan biri TCG İstanbul fırkateyni. Yerlilik/millilik oranıyla öne çıkan geminin muharip gücü de oldukça yüksek. Bugüne kadar Türk savaş gemileri 8 adet gemisavar füzesi taşıyabiliyorken TCG İstanbul ile bu sayı tam iki katına çıkıyor.
Peki, TCG İstanbul’un atışa hazır 16 gemisavar füzesi taşıması neden önemli ve gelecek için ne anlam ifade ediyor?
Muharebe sahasının şartları değişiyor
Halihazırda gerek Rusya-Ukrayna savaşı gerek Kızıldeniz başta olmak üzere bölgede yaşanan gelişmeler gerekse de İsrail-İran arasındaki gerilim harp sahası açısından da ciddi dersler barındırıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de gelişmeleri yakından takip edip önemli çıkarımlar yapmış olması sürpriz sayılmaz.
TCG İstanbul ile gemisavar füze kabiliyetinin iki katına çıkarılması işte bu değişimin bir yansıması olarak yorumlanıyor. Modern bir savaş gemisine karşı yapılacak füze atışlarında düşmanın hava savunma sistemlerini geçmek pek kolay olmayabiliyor. Haliyle aynı hedefe birden fazla kez atış yapmanız gerekiyor. Batırılan Rus savaş gemilerinde görüldüğü üzere kimi zaman 4-5 gemisavar füze aynı hedefe gönderiliyor.
Bu durum, geminizde bulunan 8 adet gemisavar füzenin hızla tükenmesi sonucunu da beraberinde getiriyor. Böyle bir durumda füzesi biten gemi için lojistik süreç başlıyor. Çünkü gemisavar füzeleri anlık olarak değişebileceğiniz ve yola devam edebileceğiniz ürünler değil.
Boşalan lançerler için ya dev vinçlerle ayrı bir süreç yürütmeniz gerekiyor ya da en yakın limana yanaşmanız. Haliyle geminizin füze atabilme kapasitesi ne kadar az ise sıcak sahadan da bir o kadar uzak kalmanız anlamına geliyor.
Donanmanın harekat planları değişebilir
TCG İstanbul’da gemisavar füze sayısının 16’ya yükselmesi bir başlangıç. Belli ki ilgili kuvvet gelecek dönemlerde de benzer bir yol haritası izleyecek ve diğer gemiler için de 16 sayısı geçerli olacak.
Bu durum Türk donanmasının harekat planlarını da doğrudan etkileyebilecek önemli bir kilometretaşı olarak da kabul edilebilir. Deniz harbinde ‘kuvvet çarpanı’ terimi var ve bu yetkinlik sahip olunan silah sistemleri, sensörler, lojistik açıdan yetkinlik ile benzer parametrelerle ölçülüyor. Tüm bunları alt alta koyduğunuzda da bir kuvvet modeli çıkıyor ortaya.
İşte tam da bu noktada sayının 16’ya yükselmesini Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki kurmay yapının bir isteği olarak düşünmek yanlış olmaz. Gemisavar füzesi sayısının katlanması her geminin sürekli 16 Atmaca ile gezeceği anlamına gelmiyor. Türk Ordusu’ndaki yüzer unsurların da diğer ülkelerde olduğu gibi barış zamanı ve harp zamanı olarak iki farklı yük tipiyle göreve çıktığı biliniyor.
Atmaca füzesi için çalışmalar devam ediyor
Bilindiği üzere Türk savaş gemileri gemisavar füzesi olarak ABD yapımı Harpoon kullanıyor. Yerli ve milli imkanlarla geliştirilen Atmaca füzesi seri üretimde ve halihazırda TCG Kınalıada korvetinde yüklü.
Diğer yandan daha gelişmiş yeni versiyonlar için de çalışmalar devam ediyor. Atış testleri devam eden füze için en kritik virajlardan biri üzerindeki motorun da yerlileştirilmesi. İlk etapta Fransa’dan motor tedarik edildiği ancak sonrasında ambargoya maruz kalındığı biliniyor.
Buna karşı Ankara’nın da yerli motor yoluna ağırlık verdiği ve KTJ-3200 ile başarılı sonuçlar elde edildiği konuşuluyor. Atmaca’nın menzili Harpoon’a oranla neredeyse iki kat daha fazla. Ancak sadece menzilin daha çok olması tek başına yeterli bir parametre değil. Atmaca’nın da çok farklı testlerle ve ileride gerçek bir harp sahasında rüştünü ispat ettikten sonra Türkiye’nin elini oldukça kolaylaştıracağını söylemek mümkün.
Her ne kadar ilk adım TCG İstanbul ile atılsa da gemisavar füzesi sayısının 16’ya çıkarılması konusu sadece istif sınıfı gemilerde değil modernizasyonu devam eden envanterdeki diğer platformlarda da gerçekleşecek. Bu süreç tamamlandığında Türk donanması sadece Mavi Vatan’da değil bayrak gösterdiği her bölgede ciddi bir caydırıcılık gücüne kavuşacak.
Etkinlikte Türk havacılık ve uzay endüstrisi için ekonomik değer yaratacak 15 yıllık ‘Stratejik Türkiye İlerleme Programı’nın da lansmanı yapıldı. Türk havacılık ve savunma endüstrisine 20 milyar dolarlık katkı sağlaması beklenen işbirliği kapsamında daha çok motor ve uçak parçalarının Türkiye’de üretileceği açıklandı.
İşbirliği programına; Airbus ve Rolls-Royce üst yönetiminin yanı sıra bakanlar Ömer Bolat, Mehmet Fatih Kacır ve Abdulkadir Uraloğlu ile Milli Savunma Bakan Yardımcısı Bilal Durdalı ve Türk havacılık şirketlerinin temsilcileri ile İngiltere Başkonsolosu, Fransa ve İspanya’nın müsteşarları katıldı.
15 YILLIK ANLAŞMA
Törende konuşan THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Dr. Ahmet Bolat, projenin 15 yıllık bir dönemi kapsadığını belirterek, bu stratejik hamlenin THY’nin küresel havacılık sahnesindeki konumunu güçlendireceğini vurguladı.
Airbus’ın halihazırda Türkiye’deki 45’ten fazla tedarikçiden ürün ve hizmet aldığını aktaran Bolat, “Bu kapsamda oluşan yıllık iş hacmi 500 milyon dolardan fazladır. 2009’dan bu yana devam eden program kapsamında da Türk havacılık ekosistemine 4 milyar doları aşan katkı sağladık. Yeni işbirliği firmaların teknik kabiliyetini artıracak” diye konuştu.

800 UÇAĞI AŞACAK
Türkiye’nin Hürkuş, Hürjet, Kaan gibi yerli uçak üretimiyle havacılık alanında ciddi bir mühendislik ve üretim tecrübesi edindiğine dikkat çeken Bolat, “Bu yapılan anlaşmayla bu tecrübeyi yeni teknolojiler üretmek için kullanabiliriz” dedi.
Son alınan uçak anlaşmasıyla THY’nin uçak sayısının 2023 sonunda 440’a çıktığını hatırlatan Bolat, 2033 yılında ise 800 uçağı aşmayı hedeflediklerini ifade etti.
10 yıllık stratejik planlarına dikkat çeken Bolat:
“600 uçak alımı için üreticilerle görüşmelere başladık. Airbus ile kesin ve opsiyonlu olmak üzere 355 uçağın anlaşmasını tamamladık. Geriye 235 uçak kaldı. Bu konuda hem Airbus hem de Boeing’le müzakere halindeyiz. Boeing’deki üretim sıkıntıları ve kalite problemi sürüyor. 235 uçak için karar verirken acele etmeyeceğiz” dedi.
4 MİLYAR DOLAR YATIRIM YAPTI
AIrbus olarak bugüne kadar Türkiye’ye 4 milyar dolar yatırım yaptıklarını ifade eden Airbus CEO Guillaume Faury; 2030’a kadar bu rakamın 6 milyar dolara çıkacağını söyledi.
Royce CEO’su Tufan Erginbilgiç ise şunları kaydetti:
“Yapılan ortaklık doğrultusunda Rolls-Royce, potansiyel bir Bakım, Onarım ve Revizyon operasyonunun kurulması ve daha fazla tedarik zinciri çözümleri sağlanması gibi projelerimiz olacak.”
KAZAN-KAZAN İLİŞKİSİ
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, THY’nin Türkiye ekonomisine 56 milyar dolar katkı sağladığını açıklayarak, “2024 yılı sonunda ise bu katkının 63 milyar dolara ulaşmasını bekliyoruz. Önümüzdeki 10 yıllık plan kapsamında da katkının 144 milyar dolar olmasını hedefliyoruz” dedi.
Bu önemli anlaşmayla firmalar arasında ikili görüşmeler gerçekleştirileceğini ifade eden Ticaret Bakanı Ömer Bolat da “Bu görüşmeler, halihazırda havacılık sektörünün tedarik zincirinde yer alan firmalarımız için olduğu gibi, tedarik zincirinin henüz bir parçası olmayan firmalarımız için de yeni fırsatlar oluşturacak. Bu bir al-sat ya da sat-al ilişkisi değil, birlikte büyüme, kazan-kazan ilişkisi olacak” diye konuştu.
HER UÇAKTA TÜRK ÜRÜNLERİ VAR
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, havacılık sanayiinin, birçok küresel uçak ve motor üreticisinin tedarik ortakları arasında yerini aldığını belirterek, şunları söyledi:
“Bir yolcu uçağının gövdesinde bulunan tüm parçaları üretme kabiliyetine sahibiz. Uçak ve helikopter motorunda fan, kompresör ve türbinde üretim yetkinliğine sahibiz. Bugün dünyadaki tüm yeni nesil yolcu uçaklarında Türkiye’de üretilmiş bir parça mevcut.”
]]>Etkinlikte Türk havacılık ve uzay endüstrisi için ekonomik değer yaratacak 15 yıllık ‘Stratejik Türkiye İlerleme Programı’nın da lansmanı yapıldı. Türk havacılık ve savunma endüstrisine 20 milyar dolarlık katkı sağlaması beklenen işbirliği kapsamında daha çok motor ve uçak parçalarının Türkiye’de üretileceği açıklandı.
İşbirliği programına; Airbus ve Rolls-Royce üst yönetiminin yanı sıra bakanlar Ömer Bolat, Mehmet Fatih Kacır ve Abdulkadir Uraloğlu ile Milli Savunma Bakan Yardımcısı Bilal Durdalı ve Türk havacılık şirketlerinin temsilcileri ile İngiltere Başkonsolosu, Fransa ve İspanya’nın müsteşarları katıldı.
15 YILLIK ANLAŞMA
Törende konuşan THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Dr. Ahmet Bolat, projenin 15 yıllık bir dönemi kapsadığını belirterek, bu stratejik hamlenin THY’nin küresel havacılık sahnesindeki konumunu güçlendireceğini vurguladı.
Airbus’ın halihazırda Türkiye’deki 45’ten fazla tedarikçiden ürün ve hizmet aldığını aktaran Bolat, “Bu kapsamda oluşan yıllık iş hacmi 500 milyon dolardan fazladır. 2009’dan bu yana devam eden program kapsamında da Türk havacılık ekosistemine 4 milyar doları aşan katkı sağladık. Yeni işbirliği firmaların teknik kabiliyetini artıracak” diye konuştu.

800 UÇAĞI AŞACAK
Türkiye’nin Hürkuş, Hürjet, Kaan gibi yerli uçak üretimiyle havacılık alanında ciddi bir mühendislik ve üretim tecrübesi edindiğine dikkat çeken Bolat, “Bu yapılan anlaşmayla bu tecrübeyi yeni teknolojiler üretmek için kullanabiliriz” dedi.
Son alınan uçak anlaşmasıyla THY’nin uçak sayısının 2023 sonunda 440’a çıktığını hatırlatan Bolat, 2033 yılında ise 800 uçağı aşmayı hedeflediklerini ifade etti.
10 yıllık stratejik planlarına dikkat çeken Bolat:
“600 uçak alımı için üreticilerle görüşmelere başladık. Airbus ile kesin ve opsiyonlu olmak üzere 355 uçağın anlaşmasını tamamladık. Geriye 235 uçak kaldı. Bu konuda hem Airbus hem de Boeing’le müzakere halindeyiz. Boeing’deki üretim sıkıntıları ve kalite problemi sürüyor. 235 uçak için karar verirken acele etmeyeceğiz” dedi.
4 MİLYAR DOLAR YATIRIM YAPTI
AIrbus olarak bugüne kadar Türkiye’ye 4 milyar dolar yatırım yaptıklarını ifade eden Airbus CEO Guillaume Faury; 2030’a kadar bu rakamın 6 milyar dolara çıkacağını söyledi.
Royce CEO’su Tufan Erginbilgiç ise şunları kaydetti:
“Yapılan ortaklık doğrultusunda Rolls-Royce, potansiyel bir Bakım, Onarım ve Revizyon operasyonunun kurulması ve daha fazla tedarik zinciri çözümleri sağlanması gibi projelerimiz olacak.”
KAZAN-KAZAN İLİŞKİSİ
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, THY’nin Türkiye ekonomisine 56 milyar dolar katkı sağladığını açıklayarak, “2024 yılı sonunda ise bu katkının 63 milyar dolara ulaşmasını bekliyoruz. Önümüzdeki 10 yıllık plan kapsamında da katkının 144 milyar dolar olmasını hedefliyoruz” dedi.
Bu önemli anlaşmayla firmalar arasında ikili görüşmeler gerçekleştirileceğini ifade eden Ticaret Bakanı Ömer Bolat da “Bu görüşmeler, halihazırda havacılık sektörünün tedarik zincirinde yer alan firmalarımız için olduğu gibi, tedarik zincirinin henüz bir parçası olmayan firmalarımız için de yeni fırsatlar oluşturacak. Bu bir al-sat ya da sat-al ilişkisi değil, birlikte büyüme, kazan-kazan ilişkisi olacak” diye konuştu.
HER UÇAKTA TÜRK ÜRÜNLERİ VAR
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, havacılık sanayiinin, birçok küresel uçak ve motor üreticisinin tedarik ortakları arasında yerini aldığını belirterek, şunları söyledi:
“Bir yolcu uçağının gövdesinde bulunan tüm parçaları üretme kabiliyetine sahibiz. Uçak ve helikopter motorunda fan, kompresör ve türbinde üretim yetkinliğine sahibiz. Bugün dünyadaki tüm yeni nesil yolcu uçaklarında Türkiye’de üretilmiş bir parça mevcut.”
]]>“ŞİMDİ ROLLER DEĞİŞTİ”
Emekli general el-Kays, küresel aktörlerin 36. Paralel ve Çekiç Güç uygulamaları ile oluşturduğu boşlukta yuvalanan PKK terör örgütü için sonun yaklaştığını ifade etti. Irak kuzeyi için çok fazla gücün stratejik kesişme noktası tespitinde bulunan el-Kays “Askerî, ekonomik, siyasi ve enerji rezervleri baz alındığında burası gerçek manada stratejik değeri çok üst boyutta bir alan. Bu sebeple PKK oraya yerleştirildi. Bugüne dek Bağdat yönetiminin by-pas edilmesini de aynı güçler sağladı. Irak’ın kendisi için bu kadar büyük bir tehlikeyi terör olarak nitelendirememesi dahi olayı açıklıyor. Ancak şimdi roller değişti. Türkiye hem Körfez hem de ABD ve İran üzerinde ciddi bir etki sağladı. Tahran ve Batı kanadı bu nedenle sessiz. Elbette hem Zaho-Erbil hem de Kamışlı-Semelka koridorlarında askerî varlığını sürdüren ABD ve Irak’ta Haşdi Şabi ile askerî etki sahibi İran’a karşı Türk ordusu gerekli tedbirleri alacaktır. Türkiye önemli bir denklem kurdu. Bu yaşanan sürecin mutlaka askerî sonuçları olacak” dedi.
‘KALKINMA YOLU’ KADAR ÖNEMLİ
“Irak ordusunun 1. Sınır Muhafız Alayının sınırda aldığı pozisyon da olumlu katkı mesajı olarak okunmalı” tespitinde bulunan general el-Kays “Türkiye zaten 1991’den bu yana orada operasyonlar gerçekleştiriyor. Bu harekât, Irak Kuzeyinde Duhok, Zaho, Erbil kırsalı, Kandil, Süleymaniye, Sincar bölgelerinden Semelka-Kamışlı koridoruna kadar uzanan bir mahiyet arz ediyor. Irak yönetimi Kalkınma Yolu Projesini bir can simidi olarak görüyor ancak PKK ve terörden sahanın temizlenmesi en az proje kadar ehemmiyet arz ediyor. Bir anlamda devrim niteliği taşıyor. Türk ordusunun 383 kilometrelik sınır boyundan ibaret kalmayan bu askerî planlaması koridorun güvenliği ve Irak kuzeyinin istikrarı açısında da büyük fırsat. Irak ordusunun 1991 yılında terk etmek zorunda kaldığı sınıra dönmesi de bunun en açık göstergesi” sözlerini kullandı.
“SINIRI VE HACMİ GİZLİ TUTULAN OPERASYONLA BÖLGENİN GELECEĞİ DEĞİŞECEK”
Irak ve Türk ordusu ile istihbarat birimleri arasında ciddi anlamda bilgi akışı ve koordinasyon olduğunu kaydeden emekli Komutana göre hangi bir sıkıntı çıkmaması adına yoğun bilgi paylaşımı var. Ankara’nın kararlı tutumunu Bağdat’ın anladığı görüşünü savunan el-Kays “İlişki düzeyi belki de tarihin en iyi noktasında. Sınırı ve hacmi gizli tutulan operasyonla bölgenin geleceğini değişecek. Kürt, Arap ve Türkmen tüm Iraklılarda bu durumdan payını alır” dedi.
Uraloğlu, burada yaptığı konuşmasında, yakın bir zaman önce Türk Hava Yolları’nın Airbus firmasından 80 adedi kesin ve 25 adedi satın alma hakkı olmak üzere toplam 105 adet A350 tipi ve 150 adedi kesin 100 adedi satın alma hakkı olmak üzere toplam 250 adet A321NEO tipi uçağın satın alım anlaşmasını imzaladığını belirterek, “Rolls-Royce firmasıyla da A350 uçaklarının motor bakım hizmeti ile yedek motorlarının temin edilmesi yönünde anlaşmaya vardı. Ayrıca, söz konusu uçak alımları kapsamında Airbus ve Rolls-Royce ile Rekabetçi Endüstriyel İş Birlikleri konusunda da müzakereler yapıldı. Türk Hava Yolları, Airbus ve Rolls-Royce arasında ülkemize yeni iş paketleri getirilmesi ve yerli havacılık servis sağlayıcıları ve parça üreticilerinin bu firmalarla buluşturularak ülkemizin havacılık alanındaki üretiminin artırılması konusunda mutabık kalındı” dedi.
“4 SAATLİK UÇUŞ SÜRESİYLE 1,4 MİLYAR İNSANİN YAŞADIĞI LOKASYONA SAHİBİZ”
Airbus ve Rolls-Royce firmalarının üst düzey yöneticileriyle birlikte hem Türk Hava Yolları’nın hem de Türk havacılık firmalarının kabiliyetlerinin gelişmesine yönelik belirlenecek stratejiler, potansiyel iş birlikleri ve Türkiye’de hayata geçirilmesi planlanan yatırımlar için düzenlenen toplantılarla bir araya geldiklerini belirten Uraloğlu, “Ülkemiz, Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının ortasındaki kilit konumuyla, gelişmiş pazarlarla gelişmekte olan pazarlar arasındaki uçuş rotaları üzerinde yer almaktadır. Türkiye olarak 4 saatlik uçuş süresiyle 1,4 milyar insanın yaşadığı 67 ülkenin merkezinde avantajlı ve muhteşem bir lokasyona sahibiz” diye konuştu.
“131 ÜLKEDE 346 NOKTAYA UÇUŞ GERÇEKLEŞTİRİYORUZ”
2002 yılından sonra havacılığı özel sektör işletmelerine açarak rekabet ortamı oluşturduklarının altını çizen Uraloğlu, İstanbul Havalimanı başta olmak üzere yeni havalimanları inşa ettiklerini söyledi. İç hatlardaki aktif havalimanı sayısını 26’dan 57’ye yükselttiklerini vurgulayan Bakan Uraloğlu, “2053 hedeflerimiz kapsamında mevcutta 57 olan aktif havalimanı sayımızı da 61’e çıkaracağız. Hava Ulaştırma Anlaşmamız bulunan ülke sayısının ise 81’den 174’e çıkararak 2002 yılında dış hatlarda 50 ülkede 60 noktaya uçuş gerçekleştiriliyorken bugün 131 ülkede 346 noktaya ulaştık” dedi.
“UÇUŞ SAYISI BİR ÖNCEKİ YILA GÖRE YÜZDE 14,9 ARTIŞ GÖSTERDİ”
Geçen sene 57 havalimanında 214 milyon insan yolculuk yaptığının altını çizen Uraloğlu, “Yolcu trafiğinde; İstanbul Havalimanımız; Avrupa’da 1’inci, Dünya’da 7’inci, Antalya Havalimanımız; Avrupa’da 10’uncu Dünya’da 41’inci, Sabiha Gökçen Havalimanımız ise; Avrupa’da 11’inci, Dünya’da 43’üncü sırada yer aldı. Avrupa birincisi olan İstanbul Havalimanımız da günlük ortalama 1.386 uçuş gerçekleşiyor. Avrupa’da ilk kez İstanbul Havalimanımız da hayata geçirilecek 3 paralel pist ile aynı anda 3 uçağın inip kalkması sağlanacak. Bu sistem hayata geçtiğinde İstanbul Havalimanının bir daha birinciliği kaptırmayacağına emin olabilirsiniz. Ayrıca Türk hava sahamızda 2023 yılında gerçekleşen transit üst geçişler dâhil uçuş sayısı, bir önceki yıla göre yüzde 14,9 artış göstererek 2 milyon 167 bin 19’a yükseldi. Yani, 2023 yılında Türkiye semalarından yaklaşık her 15 saniyede bir uçak geçti” diye konuştu.
“TÜRK HAVA YOLLARI DÜNYAYI KANATLARI ALTINA ALMIŞ BULUNUYOR”
Tüm bu uygulamalar ve yatırımlarla birlikte Türk Hava Yolları’nın 20 Mayıs 1933’te 5 uçak ve 30’dan az çalışanla başlayan serüveninin, bugün, dünyanın en fazla ülkesine uçan hava yolu olarak devam ettiğini belirten Uraloğlu, “Türk Hava Yolları’nın bugün dünya sivil havacılık sektöründe dünya devleriyle yarışır bir konuma gelmesindeki bu sıra dışı başarının altında az önce sizlere anlattığım gerçekler ve Yönetici kadrosundan pilotuna, teknisyeninden kabin ve kokpit ekibine Türk Hava Yolları bünyesinde geçmişten günümüze çalışan binlerce Türk Hava Yolları çalışanın gayretleri ve emekleri ile Türk Hava Yolları’nın yıllardır tıkır tıkır çalışan kusursuz organizasyonu yatıyor. Tüm bunlar sayesinde de Türk Hava Yolları, 91 yıllık bilgi birikimi, modern altyapısı ve 440 uçaklık zengin filosuyla bugün neredeyse tüm dünyayı kanatları altına almış bulunuyor” dedi.
“TÜRK HAVA YOLLARI 85 MİLYONUN GURUR KAYNAĞIDIR”
Havacılık sektöründe büyük hedefleri olduğunu belirten Uraloğlu, “Bu hedeflere kısa sürede ulaşabilmek için yöneticilerinden teknisyenine tam anlamıyla kenetlenmiş bir Türk Hava Yolları emin adımlarla yoluna devam edecektir. Hiç şüphesiz Türkiye’nin en büyük markası olan Türk Hava Yolları, 85 milyon insanımızın gurur kaynağıdır. Sizlerin bu motivasyonla çalışarak önümüzdeki hedefleri yakalayacağınıza eminim. Unutmayalım ki Türkiye Yüzyılı hedeflerimizin gökyüzündeki en güçlü temsilcisi Türk Hava Yolları’dır. THY, 24 kargo uçağı ve 416 yolcu uçağıyla 133 ülkedeki 364 noktada sunduğu hava kargo hizmetleriyle, geçen yıl taşıdığı ücretli kargo miktarını yüzde 16 artırdı. Turkish Cargo’da, Ayeta verilerine göre 2023’te dünyanın en büyük 4. Hava kargo taşıyıcısı oldu. Ayrıca, THY 2023 yılında Apex ve Skytrax gibi kuruluşlardan önemli ödüller almayı sürdürdü. Hiç şüphesiz Türk Hava Yolları ülkemizin en değerli markasıdır. Ve yeni atılımlarıyla bu başarısını sürdürmeye devam edecektir. Bu markayı çok iyi korumak ve geliştirmek 85 milyon olarak hepimizin görevidir” ifadelerine yer verdi.
“İSTANBUL HAVALIMANI 2023’TE UÇUŞ SAYISI BAKIMINDAN AVRUPA’NIN EN YOĞUN HAVALİMANI OLDU”
Aynı Türk Hava Yolları gibi İstanbul Havalimanının da her yıl yeni rekor ve başarılarla havacılık sektörüne hizmetine devam ettiğinin altını çizen Uraloğlu, “2022’de toplam 64 milyon 518 bin 73 yolcunun kullandığı havalimanımızda yüzde 18’lik bir artışla 2023 yılında 78 milyon yolculuk oldu. İstanbul havalimanımız 2023’te uçuş sayıları açısından Avrupa’nın en yoğun havalimanı oldu. Dünyanın en büyük havayolu şirketlerinden biri olan Türk Hava Yolları da İstanbul Havalimanımız ile birlikte artık dünyanın 1 numaralı havayolu şirketi olma yolunda emin adımlarla yürümektedir” dedi.
“TÜRK HAVA YOLLARI TÜRK EKONOMİSİNE 56 MİLYAR DOLAR KAZANDIRDI”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde tüm ulaşım modlarında Türkiye’yi bir merkez haline getirmek istediklerini vurgulayan Uraloğlu, “Bu nedenle Türk Hava Yolları’nın global pazardaki rekabet gücünü daha da artırmak zorundayız. Biliyoruz ki Türk Hava Yolları, kıtalararası yolcu akışından daha büyük pay almak için de hem Avrupa hem de Orta Doğu menşeli dev havayolu firmalarıyla kıyasıya rekabet ediyor. Bu rekabet kapsamında Türk Hava Yolları uçak filosunu da her daim genç tutmayı planlıyor. Türk Hava Yolları tedarik zinciri, turizm ve diğer dolaylı katkılar ile Türkiye ekonomisine 56 milyar dolar kazandırdı. 2024 yılı hedefimiz ise 63 milyar dolar. Önümüzdeki yaklaşık 10 yıllık plan kapsamında da bu katkının 144 milyar dolar olmasını hedefliyoruz” dedi.
“İSTANBUL HAVACILIK ALANINDA GLOBAL BİR ULAŞIM ÜSSÜ OLDU”
Uraloğlu, Türk Hava Yollarının 2033 yılına kadar Uçak filosu büyüklüğünü 813’e, Yolcu sayısını 171 milyona, kargo miktarını ise 3,9 Milyon Tona taşımayı hedeflediğini belirterek, “Dijitalleşme hususunda havayolları arasında dünyada ilk 3 içerisine girmeyi ve Karbon Nötr Havayolu olmayı planlıyor. Bahsettiğim hedefler ve hem ülkemiz havayolu sektörü hem de Türk Hava Yolları adına paylaştığım istatistikler iki şeyi ortaya koyuyor. Türk Hava Yolları hızla büyüyen bir hava yolu şirketi ve İstanbul da havacılık alanında global çapta önemli bir ulaşım üssü oldu.” şeklinde konuştu.
“REKORLARA İMZA ATACAĞIMIZA İNANIYORUM”
Türk Hava Yolları ile Airbus ve Rolls-Royce firmalarının karşılıklı kazanımlara dayanan çok uzun soluklu bir geçmişleri olduğunu belirten Uraloğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Aramızda bulunan Airbus ve Rolls-Royce’un kıymetli yöneticileri sizler de bunları çok iyi biliyorsunuz. Bu uzun süreli ilişkiler elbette karşılıklı güvenin sonuçları. İşte bu güven ortamını kazan-kazan ilkesine dayalı yeni atılım ve yatırımlarla taçlandırarak uzun dönemli iş birliklerimize yenilerini katmalıyız. Böylece havacılık alanında hep rekorlarla geride bıraktığımız son 22 yıl gibi 2024 yılında da sizlerin çabaları ve desteğiyle inşallah yine rekorlara imza atacağımıza canı gönülden inanıyorum. Bu düşüncelerle Türk Hava Yolları ile Airbus ve Rolls-Royce Firmaları arasında imzalanan stratejik iş birliklerine dayalı niyet mektubunun şimdiden başta tüm paydaşları olmak üzere Türk havacılık sektörümüze ve ülkemize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.”
THY, Airbus ve Rolls-Royce tarafından gerçekleştirilen etkinlikte, havacılık alanında gelecek 15 yıl içinde ekonomik değer oluşturacak, Türk havacılık ve uzay endüstrisini THY’nin uzun vadeli stratejik büyüme planı doğrultusunda daha da geliştirecek Stratejik Türkiye İlerleme Programı’nın (Strategic Türkiye Enhanced Programme – STEP) lansmanı da yapıldı.
Bakan Kacır, etkinlikte yaptığı konuşmada, Avrupa’nın en genç filolarından birine sahip THY’nin gerçekleştirdiği yatırımların, Türk sivil havacılığının kalite ve sürdürülebilirlik odaklı büyümesinde bir kilometre taşı olmasını temenni ettiğini söyledi.
Sivil havacılık sektörünün, özellikle son yıllarda gerçekleştirdikleri yatırım ve projelerle kalite odaklı hizmet anlayışını tüm dünya ile buluşturduğunu aktaran Kacır, “Ülkemizin sivil havacılık alanındaki vizyonunun önemli bir örneği olan İstanbul Havalimanı yalnızca beş yıl gibi kısa bir sürede Avrupa’nın en yoğun havalimanı unvanını aldı.” diye konuştu
Kacır, İstanbul Havalimanı’nın modern altyapısı ve sunduğu yolcu deneyimiyle İstanbul’u küresel bir kesişim noktasına dönüştürdüğüne işaret ederek, “Kıtaları buluşturan, küresel finans ve ticaret üssü, turizm destinasyonu konumundaki İstanbul’un küresel cazibe merkezi rolünü perçinledi.” ifadelerini kullandı.
Başta İstanbul Havalimanı olmak üzere yurdun dört bir yanında gerçekleştirilen sivil havacılık altyapı yatırımlarını doğru ve vizyoner bir iş stratejisiyle buluşturan THY’nin de elde edilen başarının önemli bir mimarı olduğunu belirten Kacır, “Türkiye ve İstanbul’u havacılıkta dünyada en üst sıralara taşıyan THY, jeopolitik riskleri, makroekonomik belirsizlikleri ve pandemi sürecini başarıyla yönetti. Büyüme yolculuğuna emin adımlarla ilerliyor.” dedi.
Kacır, Türkiye’nin havacılık sanayisinin köklü bir geçmişe sahip olduğunu anımsatarak, şöyle devam etti:
“Milli Teknoloji Hamlesi vizyonumuz doğrultusunda Cumhurbaşkanımızın liderliğinde teknoloji üreten ve geliştiren Türkiye’yi inşa ederken bilgi yoğun ve ileri teknoloji odaklı bu sektörde, özellikle savunma sanayinin AR-GE’de, inovasyonda ve üretimde uzun vadeli bakış açısı paradigma değişimlerine odaklanan yaklaşımı ile üretim ve teknoloji geliştirme kabiliyetlerimizi üst düzeye taşıyoruz.”
Havacılık sanayini, ana ve alt yükleniciler, KOBİ’ler, araştırma kuruluşları ve üniversitelerle Türkiye’nin yüksek teknolojide öncü sektörü haline getirdiklerini ifade eden Kacır, “Bugün Türk havacılık sanayi kendi özgün platformlarını geliştirme ve üretebilme kabiliyetine haizdir.” şeklinde konuştu.
Kacır, havacılık sanayisinin birçok küresel uçak ve motor üreticisinin tedarik ortakları arasında yerini aldığına dikkati çekerek, “Bir yolcu uçağının gövdesinde yer alan tüm parçaları üretme kabiliyetine sahibiz. Bugün dünyadaki tüm yeni nesil yolcu uçaklarında Türkiye’de üretilmiş bir parça mevcut.” dedi.

“HAVACILIK YAPISALLARINDA 10 MİLYAR DOLAR SÖZLEŞME BÜYÜKLÜĞÜNE ULAŞTIK”
Dünyanın dördüncü büyük havacılık kompozit tesisini ülkeye kazandırdıklarını belirten Bakan Kacır, havacılık yapısallarında geçen yıl bir milyar dolar ihracat hacmine ve 10 milyar dolar sözleşme büyüklüğüne ulaştıklarını ve bu alanda yetkin insan kaynağının 10 bini bulduğunu dile getirdi.
Kacır, inşa edilen tesislerle bugün her türlü uçak motoru parçasını test edebilecek altyapının ülkede mevcut olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“Uçak ve helikopter motorunda fan, kompresör ve türbinde üretim yetkinliğine sahibiz. İnovasyon ve teknoloji geliştirmede özellikle kritik rol üstlenen yeni nesil malzeme teknolojilerinde özellikle yüksek sıcaklığa dayanıklı nikel tabanlı inconel ve kobalt tabanlı alaşımların üretiminde yetkinlik oluşturduk.
Havacılık alanında kazandırdığımız tesislerle sanayimizin ihtiyaç duyduğu hassas dökümleri de ülke içerisinde gerçekleştirebiliyoruz. Havacılık sanayinde elde ettiğimiz birikim ve deneyimi en az havacılık kadar zorlu bir alan olan uzay sanayine taşıyoruz.”
Gelecek dönemde Uluslararası Uzay İstasyonu’nda yeni bilimsel araştırmalar yürütmek ve uluslararası işbirliklerini güçlendirmek adına programlar başlatacaklarını vurgulayan Kacır, “Yeni nesil uydu geliştirmede küresel bir oyuncu olmayı, bölgesel konumlandırma ve zamanlama sistemimizi geliştirmeyi ve uzay limanı kurarak uzaya erişimi güvence altına almayı hedefliyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Kacır, 2035’e kadar 1,8 trilyon dolara ulaşması öngörülen küresel uzay ekonomisinden alınan payı artıracaklarını belirterek, uzayın kendilerine sunduğu yeni teknoloji geliştirme kabiliyetlerinden en üst düzeyde yararlanacaklarını söyledi.
Yerli ve milli imkanlarla geliştirilen İMECE uydusunun, geçen yıl uzaya fırlatılarak yörüngesine başarıyla yerleştiğini hatırlatan Kacır, “Böylece Türkiye, kendi yer gözlem uydusunu geliştirebilen ülkeler arasında yerini aldı. Yer gözlem uydularında elde ettiğimiz tasarım, test, montaj, entegrasyon ve üretim yetkinliği, haberleşme uydularımızın da geliştirilmesini tetikledi.” diye konuştu.

“TEKNOLOJİK YETKİNLİKLERİMİZİ YÜKSELTECEK YATIRIMLARIN DESTEKÇİSİ OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Bakan Kacır, uzun süren çalışmalar sonunda, bütün kritik alt sistemlerini yerli ve milli olarak geliştirdikleri TÜRKSAT 6A haberleşme uydusunun üretim süreçlerini tamamladıklarını ve temmuz ayında uzaya fırlatmaya hazırlandıkları milli haberleşme uydusunun yerlilik oranının yüzde 80’i aştığını söyledi.
TÜRKSAT 6A’yı devreye aldıklarında Türkiye’nin kendi haberleşme uydusunu üretebilen 11 ülkeden biri olacağına işaret eden Kacır, “Tüm bu başarı ve kazanımlar; Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlı liderliğiyle birlikte, yıllardır ortaya koyduğu siyasi irade ve Türkiye’ye çizdiği vizyon sayesindedir. ‘Milli Teknoloji Hamlesi!’ vizyonuyla ülkemizin kritik teknolojileri geliştirme yetkinliğini perçinleyerek, başarı hikayelerine hep birlikte yenilerini ekleyeceğiz.” dedi.
Kacır, “Dünyanın en büyük ve en geniş katılımlı havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST bünyesinde helikopter tasarımından rokete, insanız hava araçlarından jet motor tasarımına, havacılık ve uzay sektörünün birçok alanında düzenlediğimiz yarışmalarla yetkin insan kaynağımızı güçlendiriyoruz.” ifadelerini kullandı.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak havacılık ve uzay sanayinde rekabet gücümüzü artıracak, insan kaynağını güçlendireceklerini belirten Kacır, aynı zamanda bu alanda hem yerli hem küresel yatırımlarla teknolojik yetkinleri yükseltecek projelerin destekçisi olmaya devam edeceklerini bildirdi.
Kacır, 2012’den bu yana havacılık ve uzay sektöründe toplam yatırım büyüklüğü 4 milyar doları aşan 144 yatırım için teşvik belgesi düzenlediklerini anımsatarak, “Yatırım teşviklerimizle havacılık ve uzay sanayi gibi yüksek teknoloji alanlarında üretim kabiliyetlerini güçlendirecek yatırımlara kapsamlı ve yatırımcıların ihtiyaçlara yönelik teşvik paketleri sunuyoruz.” diye konuştu
“4 SAATLİK UÇUŞ SÜRESİYLE 1,4 MİLYAR İNSANIN YAŞADIĞI LOKASYONA SAHİBİZ”
Airbus ve Rolls-Royce firmalarının üst düzey yöneticileriyle birlikte hem Türk Hava Yolları’nın hem de Türk havacılık firmalarının kabiliyetlerinin gelişmesine yönelik belirlenecek stratejiler, potansiyel iş birlikleri ve Türkiye’de hayata geçirilmesi planlanan yatırımlar için düzenlenen toplantılarla bir araya geldiklerini belirten Uraloğlu, “Ülkemiz, Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının ortasındaki kilit konumuyla, gelişmiş pazarlarla gelişmekte olan pazarlar arasındaki uçuş rotaları üzerinde yer almaktadır. Türkiye olarak 4 saatlik uçuş süresiyle 1,4 milyar insanın yaşadığı 67 ülkenin merkezinde avantajlı ve muhteşem bir lokasyona sahibiz.” diye konuştu.

“131 ÜLKEDE 346 NOKTAYA UÇUŞ GERÇEKLEŞTİRİYORUZ”
2002 yılından sonra havacılığı özel sektör işletmelerine açarak rekabet ortamı oluşturduklarının altını çizen Uraloğlu, İstanbul Havalimanı başta olmak üzere yeni havalimanları inşa ettiklerini söyledi. İç hatlardaki aktif havalimanı sayısını 26’dan 57’ye yükselttiklerini vurgulayan Bakan Uraloğlu, “2053 hedeflerimiz kapsamında mevcutta 57 olan aktif havalimanı sayımızı da 61’e çıkaracağız. Hava Ulaştırma Anlaşmamız bulunan ülke sayısının ise 81’den 174’e çıkararak 2002 yılında dış hatlarda 50 ülkede 60 noktaya uçuş gerçekleştiriliyorken bugün 131 ülkede 346 noktaya ulaştık.” şeklinde konuştu.
“UÇUŞ SAYISI BİR ÖNCEKİ YILA GÖRE YÜZDE 14,9 ARTIŞ GÖSTERDİ”
Geçen sene 57 havalimanında 214 milyon insan yolculuk yaptığının altını çizen Uraloğlu, “Yolcu trafiğinde; İstanbul Havalimanımız; Avrupa’da 1’inci, Dünya’da 7’inci, Antalya Havalimanımız; Avrupa’da 10’uncu Dünya’da 41’inci, Sabiha Gökçen Havalimanımız ise; Avrupa’da 11’inci, Dünya’da 43’üncü sırada yer aldı. Avrupa birincisi olan İstanbul Havalimanımız da günlük ortalama 1.386 uçuş gerçekleşiyor. Avrupa’da ilk kez İstanbul Havalimanımız da hayata geçirilecek 3 paralel pist ile aynı anda 3 uçağın inip kalkması sağlanacak. Bu sistem hayata geçtiğinde İstanbul Havalimanının bir daha birinciliği kaptırmayacağına emin olabilirsiniz. Ayrıca Türk hava sahamızda 2023 yılında gerçekleşen transit üst geçişler dâhil uçuş sayısı, bir önceki yıla göre yüzde 14,9 artış göstererek 2 milyon 167 bin 19’a yükseldi. Yani, 2023 yılında Türkiye semalarından yaklaşık her 15 saniyede bir uçak geçti” diye konuştu.
“TÜRK HAVA YOLLARI DÜNYAYI KANATLARI ALTINA ALMIŞ BULUNUYOR”
Tüm bu uygulamalar ve yatırımlarla birlikte Türk Hava Yolları’nın 20 Mayıs 1933’te 5 uçak ve 30’dan az çalışanla başlayan serüveninin, bugün, dünyanın en fazla ülkesine uçan hava yolu olarak devam ettiğini belirten Uraloğlu, “Türk Hava Yolları’nın bugün dünya sivil havacılık sektöründe dünya devleriyle yarışır bir konuma gelmesindeki bu sıra dışı başarının altında az önce sizlere anlattığım gerçekler ve Yönetici kadrosundan pilotuna, teknisyeninden kabin ve kokpit ekibine Türk Hava Yolları bünyesinde geçmişten günümüze çalışan binlerce Türk Hava Yolları çalışanın gayretleri ve emekleri ile Türk Hava Yolları’nın yıllardır tıkır tıkır çalışan kusursuz organizasyonu yatıyor. Tüm bunlar sayesinde de Türk Hava Yolları, 91 yıllık bilgi birikimi, modern altyapısı ve 440 uçaklık zengin filosuyla bugün neredeyse tüm dünyayı kanatları altına almış bulunuyor.” açıklamasında bulundu.

“TÜRK HAVA YOLLARI 85 MİLYONUN GURUR KAYNAĞIDIR”
Havacılık sektöründe büyük hedefleri olduğunu belirten Uraloğlu, “Bu hedeflere kısa sürede ulaşabilmek için yöneticilerinden teknisyenine tam anlamıyla kenetlenmiş bir Türk Hava Yolları emin adımlarla yoluna devam edecektir. Hiç şüphesiz Türkiye’nin en büyük markası olan Türk Hava Yolları, 85 milyon insanımızın gurur kaynağıdır. Sizlerin bu motivasyonla çalışarak önümüzdeki hedefleri yakalayacağınıza eminim. Unutmayalım ki Türkiye Yüzyılı hedeflerimizin gökyüzündeki en güçlü temsilcisi Türk Hava Yolları’dır. THY, 24 kargo uçağı ve 416 yolcu uçağıyla 133 ülkedeki 364 noktada sunduğu hava kargo hizmetleriyle, geçen yıl taşıdığı ücretli kargo miktarını yüzde 16 artırdı. Turkish Cargo’da, Ayeta verilerine göre 2023’te dünyanın en büyük 4. Hava kargo taşıyıcısı oldu. Ayrıca, THY 2023 yılında Apex ve Skytrax gibi kuruluşlardan önemli ödüller almayı sürdürdü. Hiç şüphesiz Türk Hava Yolları ülkemizin en değerli markasıdır. Ve yeni atılımlarıyla bu başarısını sürdürmeye devam edecektir. Bu markayı çok iyi korumak ve geliştirmek 85 milyon olarak hepimizin görevidir.” ifadelerine yer verdi.
“İSTANBUL HAVALİMANI 2023’TE UÇUŞ SAYISI BAKIMINDAN AVRUPA’NIN EN YOĞUN HAVALİMANI OLDU”
Aynı Türk Hava Yolları gibi İstanbul Havalimanının da her yıl yeni rekor ve başarılarla havacılık sektörüne hizmetine devam ettiğinin altını çizen Uraloğlu, “2022’de toplam 64 milyon 518 bin 73 yolcunun kullandığı havalimanımızda yüzde 18’lik bir artışla 2023 yılında 78 milyon yolculuk oldu. İstanbul havalimanımız 2023’te uçuş sayıları açısından Avrupa’nın en yoğun havalimanı oldu. Dünyanın en büyük havayolu şirketlerinden biri olan Türk Hava Yolları da İstanbul Havalimanımız ile birlikte artık dünyanın 1 numaralı havayolu şirketi olma yolunda emin adımlarla yürümektedir” dedi.
“TÜRK HAVA YOLLARI TÜRK EKONOMİSİNE 56 MİLYAR DOLAR KAZANDIRDI”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde tüm ulaşım modlarında Türkiye’yi bir merkez haline getirmek istediklerini vurgulayan Uraloğlu, “Bu nedenle Türk Hava Yolları’nın global pazardaki rekabet gücünü daha da artırmak zorundayız. Biliyoruz ki Türk Hava Yolları, kıtalararası yolcu akışından daha büyük pay almak için de hem Avrupa hem de Orta Doğu menşeli dev havayolu firmalarıyla kıyasıya rekabet ediyor. Bu rekabet kapsamında Türk Hava Yolları uçak filosunu da her daim genç tutmayı planlıyor. Türk Hava Yolları tedarik zinciri, turizm ve diğer dolaylı katkılar ile Türkiye ekonomisine 56 milyar dolar kazandırdı. 2024 yılı hedefimiz ise 63 milyar dolar. Önümüzdeki yaklaşık 10 yıllık plan kapsamında da bu katkının 144 milyar dolar olmasını hedefliyoruz.” diye konuştu.
“İSTANBUL HAVACILIK ALANINDA GLOBAL BİR ULAŞIM ÜSSÜ OLDU”
Uraloğlu, Türk Hava Yollarının 2033 yılına kadar Uçak filosu büyüklüğünü 813’e, Yolcu sayısını 171 milyona, kargo miktarını ise 3,9 Milyon Tona taşımayı hedeflediğini belirterek, “Dijitalleşme hususunda havayolları arasında dünyada ilk 3 içerisine girmeyi ve Karbon Nötr Havayolu olmayı planlıyor. Bahsettiğim hedefler ve hem ülkemiz havayolu sektörü hem de Türk Hava Yolları adına paylaştığım istatistikler iki şeyi ortaya koyuyor. Türk Hava Yolları hızla büyüyen bir hava yolu şirketi ve İstanbul da havacılık alanında global çapta önemli bir ulaşım üssü oldu.” şeklinde konuştu.

“REKORLARA İMZA ATACAĞIMIZA İNANIYORUM”
Türk Hava Yolları ile Airbus ve Rolls-Royce firmalarının karşılıklı kazanımlara dayanan çok uzun soluklu bir geçmişleri olduğunu belirten Uraloğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Aramızda bulunan Airbus ve Rolls-Royce’un kıymetli yöneticileri sizler de bunları çok iyi biliyorsunuz. Bu uzun süreli ilişkiler elbette karşılıklı güvenin sonuçları. İşte bu güven ortamını kazan-kazan ilkesine dayalı yeni atılım ve yatırımlarla taçlandırarak uzun dönemli iş birliklerimize yenilerini katmalıyız. Böylece havacılık alanında hep rekorlarla geride bıraktığımız son 22 yıl gibi 2024 yılında da sizlerin çabaları ve desteğiyle inşallah yine rekorlara imza atacağımıza canı gönülden inanıyorum. Bu düşüncelerle Türk Hava Yolları ile Airbus ve Rolls-Royce Firmaları arasında imzalanan stratejik iş birliklerine dayalı niyet mektubunun şimdiden başta tüm paydaşları olmak üzere Türk havacılık sektörümüze ve ülkemize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.”
]]>Meksika’ya giden turizm işletmecileri ve hava yollarının yetkilileriyle burada görüşmeler yaptıklarını aktaran Torruco, “Kapıları Çalma Operasyonu olarak adlandırılan bu süreç, son dönemde bize güzel sonuçlar verdi, bunu uyguladık ve Meksiko’yu iş şehrinden turizm şehrine dönüştürmeyi başardık.” dedi.

Torruco, Meksiko’nun bugünlerde Cancun’dan sonra Latin Amerika’da en çok konaklamanın yapıldığı ve turistlerin en çok ziyaret ettiği ikinci şehre dönüştüğünü vurguladı.
Türkiye’den 101’e yakın turizm işletmecisine Meksika konulu seminer düzenlediklerini kaydeden Torruco, “Uçuşları ve turizmi daha da artırmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. 2023’te bu güzel ülkeden 38 bine yakın turist Meksika’mızı ziyaret etti ve ülkemize yaklaşık 42,6 milyon dolar ekonomik fayda sağladı. Türkiye, bugün Meksika’yı en çok ziyaret eden ülkeler sıralamasında 35. sırada yer alıyor, bu rakam bizim birbirimize mesafe olarak çok da uzak olmadığımızı gösteriyor.” ifadelerini kullandı.
ÇOK SAYIDA MEKSİKALI TÜRKİYE’YE AKIN ETTİ
Torruco, karşılıklı ziyaretlerin her yıl giderek arttığını belirterek “2019’da THY uçuşlarının desteğiyle başlattığımız seferler arttı ve bu gerçek bize şunu gösterdi: Daha önce görülmemiş şekilde çok sayıda Meksikalı, Türkiye’ye geldi.” diye konuştu.
Türkiye’nin turizm alanındaki tecrübesinden nasıl faydalandıklarının sorulması üzerine Torruco, “Türkiye’den öğrendiğimiz en büyük özelliklerinden biri, turizm konusundaki potansiyel gücüdür. Türkiye, bugün turizm hususunda dünyanın en büyük güçlerinden biri olarak dikkati çekiyor ve turizmde dördüncü sırada yer alıyor.” diye konuştu.
TÜRK LİDERLER BÜYÜK BAŞARI ELDE ETTİ
Meksika Turizm Bakanı Miguel Torruco Marques, “Türk liderler, son derece başarılı diziler ve filmlerle gerçekleştirdikleri tanıtımla büyük başarı elde etti, sınırları aşıp Meksika’ya ulaştı. Türkiye’nin güler yüzlülüğünü ve dostluğunu gösterdi.” dedi.
Bunun Meksikalılara yönelik çok iyi bir tanıtım olduğunu söyleyen Torruco, “Zira (Türk dizilerinin) Meksikalıların Türkiye’ye gelmesinde ciddi bir motivasyon kaynağı olduğunu düşünüyorum.” görüşünü paylaştı.
Torruco, Türk dizilerinin kalitesinde şaşırtan ilerleme olduğuna, özellikle Latin Amerika’da, Meksika’da ailelerin rağbet gösterdiğine işaret ederek, “(Diziler) Anlamlı tartışmalarının güzelliğinin yanı sıra gezilecek etkileyici yerler hakkında da bir motivasyon kaynağı. Bu da Meksika’dan bu güzel ülkeye ve özellikle İstanbul’a turist akışının arttığını gösteriyor.” diye konuştu.
TÜRK EKMEĞİ ÇOK LEZZETLİ
Türk mutfağını nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine Bakan Torruco, “Birçok deniz ürününü deneme fırsatım oldu ve tabii ki tipik Türk ekmeği de çok lezzetli. Kendisine has özel tadı var.” ifadelerini kullandı.
Torruco, İstanbul’a ilk kez 1965’te annesi, anneannesi ve kız kardeşiyle geldiğini belirterek “Yerebatan Sarnıcı, Topkapı, Kapalıçarşı, Sultanahmet Camisi, Ayasofya ve İstanbul Boğazı’na hayran kalmıştık. Bu, İstanbul’a 3. gelişim.” şeklinde konuştu.
İstanbul’a ikinci kez şubat ayında gelişinde yaklaşık 41 saatlik en uzun seyahat canlı video yayını rekorunu kırdığını anımsatan Torruco, “İstanbul’a gece uçaktan baktık, tıpkı filmlerinde, dizilerinde yansıtıldığı gibi çarpıcı bir şehir.” dedi.
Torruco, ülkesinin tarih boyunca göçmenler konusunda, kültür ve geleneğin desteklenmesinde her zaman dost olduğunu belirterek, Meksika kültürünün yabancı kültürlerin karışımı olduğunu kaydetti.
Meksika’nın dost canlısı olduğunu vurgulayan Torruco, “UNESCO’da sınıflandırılan tarihi miras alanlarında 35 miras alanıyla Latin Amerika’da 1’inci, dünya çapında ise 7’nci sıradayız.” diye konuştu.
– “Acapulco, önümüzdeki iki yıl içinde yeniden altın çağındaki gibi parlayacak”
Acapulco Limanı’nı vuran kasırganın ardından bölgedeki son duruma ilişkin değerlendirmede bulunan Torruco, limanın ulusal ve uluslararası düzeyde önemli siyasetçilerin gözde mekanı olduğunu ancak kasırganın çok geçmeden 5. kategori seviyesine dönüştüğünü ve Acapulco’yu harap ettiğini dile getirdi.
Bakan Torruco, Acapulco’da 21 bin otel odasının hasar gördüğünü, Meksika Devlet Başkanı Andres Manuel Lopez Obrador’un bunların restorasyonu için birlik çağrısında bulunduğunu belirterek halihazırda 9 bin 500 otel odasının kullanımda olduğunu söyledi.
Acapulco’nun yeniden küllerinden doğduğunu ve eski canlılığını sürdüreceğini vurgulayan Torruco, “Acapulco’nun önümüzdeki iki yıl içinde yeniden altın çağındaki gibi parlayacağını biliyorum.” dedi.
]]>Boğaziçi Üniversitesi Yaşam Bilimleri ve Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (Boğaziçi LifeSci) “Yaşam Bilimleri KOBİ’leri İçin Küresel Rekabetçiliğe Doğru AR-GE Destek Laboratuvarlarına Destek Projesi” Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın da katılımıyla tanıtıldı. Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Naci İnci, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’nun Yenilik, Araştırma, Kültür, Eğitim ve Gençlikten Sorumlu Üyesi Iliana Ivanova ile proje koordinatörü Prof. Dr. Cengizhan Öztürk ile merkez müdürü Prof. Dr. Rana Sanyal’ın katıldığı toplantıyla Boğaziçi Üniversitesi Yaşam Bilimleri ve Teknolojileri Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (Boğaziçi LifeSci)’ın çalışmaları hakkında bilgi verildi.

“BOĞAZİÇİ LIFESCI 20’DEN FAZLA ULUSLARARASI PATENTE SAHİP”
Konuyla ilgili düzenlenen tanıtımda konuşan Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Naci İnci; Boğaziçi LifeSci merkezinin Türkiye’ye evrensel ölçekte yeni bilimsel kazanımlar sağlamanın yanında, ulusal sağlık endüstrisine de önemli katkılar sunduğunu ifade etti. Bu merkezin ulusal ve uluslararası uzun soluklu desteklerle sürdürülebilirliğinin sağlanmasının çok önemli olduğunu hatırlatan Rektör Prof. Dr. Naci İnci şunları söyledi:
“Dünya çapında bilimsel araştırmalar üreten, pek çok açıdan örnek ve öncü bir merkeze dönüşen Boğaziçi LifeSci, üniversitemizin 13 bölümünden sayısı 50’yi aşan akademisyen üye, yaklaşık 380 lisansüstü öğrenci ve 30 teknik personelden oluşuyor. Merkezin çalışma alanları arasında mikro ve nano aygıtlar, moleküler düzeyde görüntüleme yöntemleri ve analizleri, robotik cihazlar, biyoalgılama platformları için malzemeler, akıllı ilaç taşıma sistemleri, aşı teknolojileri, yosundan gıda takviyeleri gibi çok farklı başlıklar bir arada yer alıyor. Bu çalışmalar, ülkemize evrensel ölçekte yeni ve özgün bilimsel kazanımlar ve sağlık endüstrimize de önemli katkılar sağlıyor. Bahsi geçen projelerden TEAMING olarak adlandırılan Horizon-Widera-2023-Access-01-01-two-stage kapsamında başvurulan CHIRON-T3’ projesidir. CHIRON-T3 projesi, Türkiye’nin ARGE kapasitesini kendi odak alanında önemli ölçüde güçlendirmeyi amaçlıyor. Bu proje Boğaziçi Üniversitesi Yaşam Bilimleri Merkezi bünyesinden doğan ve 6550 sayılı kanun kapsamında kurulması planlanan Boğaziçi Üniversitesi Hedefli Tedavi Teknolojileri Merkezi’nin tamamlayıcısı ve hızlandırıcısı olarak kurgulanmıştır.”

“BRÜKSEL’DE TEMSİL EDİLEN TEK ÜNIVERSİTEYİZ”
Brüksel’deki Avrupa Birliği kurumları nezdinde temsil edilen Türkiye’den tek yükseköğretim kurumunun Boğaziçi Üniversitesi olduğunun bilgisini paylaşan Rektör Prof. Dr. İnci “Türkiye’nin ilk inovasyon diplomasisi birimini açarak bu alanda faaliyet yürüten, üniversitelerin Avrupa Birliği daimi temsilcilerini bir araya getiren UniLion’da yer alan tek Türk üniversitesiyiz. Bilimsel ve teknolojik temelleri güçlendirmek ve rekabet edebilirliği artırmak, teşvik mekanizmalarını yakından takip etmek, bilimsel diyaloğu ve iş birliklerini artırmak amacıyla Brüksel’deki Avrupa Birliği kurumları nezdinde temsil edilen tek üniversite Boğaziçi Üniversitesi. Tüm bu adımlar sayesinde üniversitemiz, Türkiye’nin inovasyon ekosisteminin Brüksel’deki ‘de facto’ temsilcisi rolünü üstleniyor. Bu çalışmalarını daha da ileriye götürmeye kararlı üniversitemizin Boğaziçi LifeSci öncülüğünde başlayan yapay zekadan sürdürülebilir finansa değin kapsayıcı bir stratejisi ve bu stratejiye destek veren Teknoloji Transfer Ofisimiz bünyesinde kurulmuş bir ekibi bulunuyor” diye konuştu.
“BOĞAZİÇİ LIFESCI’DEN SAĞLIK ALANINDA TURCORN ÇIKACAĞINA INANIYORUM”
Projenin tanıtım toplantısında konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır “Ülkemizin sağlık girişimcilik ekosisteminin gelişmesine katkı sağlayacak teknolojiler geliştirerek, bünyesinde desteklediği akademik girişimcilik faaliyetlerinin gelişimiyle örnek başarı hikayeleri doğurdu. Prof. Dr. Rana Sanyal ve ekibi tüm geliştirme faaliyetleri Türkiye’de yapılan, fikri hakları tamamen Türkiye’ye ait, klinik araştırmalar için Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’ndan onay alan ülkemizin ilk ilaç adayını geliştirdi. Kendi kaynaklarımızla bir molekülün laboratuvardan hastalara ulaştırılmasının ilk defa başarılması ve bunun yapılabilirliğinin kanıtlanmış olması çok değerli. Prof. Sanyal hocamızı ve ekibini bu başarı için huzurlarınızda bir kez daha tebrik ediyorum.” dedi.
Bakan Kacır, Türkiye’nin sağlık alanında henüz bir “unicorn” a sahip olmadığını da belirterek ”Ülkemiz teknoloji ekosistemi bugüne dek milyar dolar değeri aşan 7 teknoloji girişimi, 7 ‘unicorn’, bizim ifademizle de 7 ‘Turcorn’ çıkardı. Ama henüz sağlık alanında bir Turcorn çıkaramadık. İnanıyorum ki hocamız ve ekibinin geliştirdiği ilaç faz-2 ve faz-3 çalışmalarını da başarıyla tamamlar ve kendisinin de kurucuları arasında yer aldığı girişim ve onları izleyen pek çok girişim Türkiye adına küresel ölçekte başarı hikâyelerine dönüşür. Bu doğrultuda ülkemizin küresel ölçekte hızlı büyüme potansiyeli taşıyan teknoloji girişimlerinin hızlı ölçeklenmesine ve küresel pazarlara açılmasına destek olmak üzere oluşturduğumuz ‘Turcorn 100’ programına Rana hocamız ve ekibinin çalışmalarını da dahil ettik” şeklinde konuştu.

AB Komisyonu üyesi tebriğini sundu
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’nun Yenilik, Araştırma, Kültür, Eğitim ve Gençlikten Sorumlu Üyesi Iliana Ivanova da bu yıl Avrupa Birliği Avrupa Yenilik Konseyi (EIC) tarafından verilen “Avrupa Kadın Yenilikçiler Ödülü”ne layık görülen Prof. Dr. Rana Sanyal’ı tebrik etti. Boğaziçi LifeSci’nin Türkiye ve AB’nin ortak bir başarısı olduğu ifade eden Ivanova, AB’nin yeni ufuk programlarıyla sağlık alanında öne çıkan projeleri desteklemeyi sürdüreceğini söyledi.
]]>“AVRUPA’NIN HALİ HAZIRDA EN BÜYÜK BORU HATTI PROJESİ”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz törene ilişkin yaptığı açıklamada, “Romanya programlarımız kapsamında; Karadeniz Kıyısı-Podişor Doğalgaz Boru Hattı İlk Boru İndirme Töreni’ne katıldık. Yıllık 12 milyar metreküpü aşkın kapasitesiyle Podişor Doğal Gaz Boru Hattı Projesi, Avrupa’nın hali hazırda en büyük boru hattı projesi.
Bu anlamda gerek Romanya’nın Karadeniz’deki gaz rezervlerinin ülkenin iç kesimlerine ulaştırılması noktasında gerekse AB’nin artan gaz ihtiyacının karşılanması noktasında stratejik bir öneme sahip. Çelik boru temininin de Türkiye’den sağlandığı bu proje kapsamında yaklaşık bin 200 kişi istihdam edilecek. Ülkemiz için de çok önemli ve gurur duyduğumuz bu projeye imza atan Türk firmalarımıza teşekkür ediyor, projenin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum” dedi.

Neacşu, törende yaptığı konuşmada, Romanya’nın uygun ve doğru bir yolda olduğunu ifade ederek şunları kaydetti:
“Romanya genelinde uygulanan programlar, fonlar her yerde inşa ediliyor. Altyapı inşaatları var. Karadeniz’de gaz çıkartmaya başladık. Bu gazları taşıyabiliyoruz. Ülkemizin tamamı refaha doğru gidiyor. İnsanlar da aynı şekilde gelişiyor. Romanya bir bölge hub’ı olabilir ve olması gerektiği söylendi. Enerji açısından… Çünkü Avrupa ülkelerinde böyle bir imkan yok. Ucuz ve çok enerji elde edebiliyoruz. Gazı enerjiye dönüştürüyoruz. Çok iyi yenilenebilir enerji kaynaklarımız var. Rüzgarın güçlü olduğu bölgelerimiz var. Aynı zamanda Karadeniz platformu da buna eklenmiştir. Burada da rüzgar enerjisi üretilebilir.”
“BU PROJENİN BABASI SAYILABİLİRİM”
Romanya’da “her bir projenin vaftiz babası olduğunun” söylendiğini belirten Neacşu, “Bu projenin babası sayılabilirim. Başbakan yardımcısı olarak ilk katıldığım toplantılardan biri bu projenin başlaması talimatı oldu. Hazirandı. Bugün buradayım. Fiilen bu boruyu toprağa gömüyoruz. Bu da ilk adımın atılması demek. Sağlıklı olursak önümüzdeki sene haziran ayında işlerin bitimini de kutlarız. Bu projeyi babası olarak takip edeceğim.” diye konuştu.
Türk ve Rumen şirketlerinin güçlerini bir araya getirip başka pazarlarda başarılı sonuçlar elde edebileceğini ifade eden Neacşu, “Birlikte çalışmaya çaba gösterin. Çünkü birbirimizi tamamlıyoruz.” ifadesini kullandı.
İki ülke arasındaki ticaretin arttığını vurgulayan Neacşu, bir dönem dengeli olmayan turist sayısının son zamanlarda eşitlenmeye başladığını söyledi.
“PROJENİN YAPIM BEDELİ YAKLAŞIK 500 MİLYON AVRO”
Kalyon İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Murathan Kalyoncu da Kalyon İnşaat olarak, bu kıymetli projede, önemli bir kilometre taşına ulaşmaktan dolayı son derece mutlu ve gururlu olduklarını vurguladı.
80 yıl önce Anadolu’da yerel bir girişim olarak başladıkları yolculuklarının artık ülke sınırlarını aştığını belirten Kalyoncu, “Faaliyet gösterdiğimiz alanlardaki tecrübemiz sayesinde, Türkiye’de ve küresel ölçekte çok büyük projelere imza atar duruma geldik. Farklı ülkelerdeki çalışmalarımızla, Türk mühendislik kalitesini dünyaya taşımak da bizim için çok kıymetli.” diye konuştu.
Türkiye ve Romanya arasındaki ekonomik ve kültürel ilişkilerin uzun tarihi köklere dayandığına işaret eden Kalyoncu, iki ülke arasında hem kültürel alışveriş ve turizm faaliyetleri hem de ekonomik anlamda ticaret hacminin her geçen gün arttığına dikkati çekti.
Bu projenin hem Avrupa’nın hem de Romanya’nın artan gaz ihtiyacını karşılamak ve enerjide arz güvenliği sağlamak adına stratejik öneme sahip olduğunu ve Avrupa Birliği Ortak Fayda Projeleri Listesi’nde yer aldığını bildiren Kalyoncu, şöyle devam etti:
“SNTGN Transgaz’ın yatırımı olan projenin yapım bedeli yaklaşık 500 milyon avro. Hat tamamlandığında toplam 308 kilometre uzunluğunda bir doğal gaz iletim hattı olacaktır. Proje kapsamında ayrıca, kullanılacak boruların temini, 20 adet vana istasyonu, enerji temini, katodik koruma ve fiber optik imalatları da yer alıyor. Proje kapsamında Kalyon İnşaat tarafından toplamda 100 bin ton ağırlığında çelik boru Türk tedarikçilerden temin edilmektedir.
Toplam süresi 24 ay olan projenin, Haziran 2025’te tamamlanması hedeflenmektedir. Projenin en yoğun dönemde 1200 kişilik bir iş gücü istihdamı sağlanacaktır. Bugün ilk boruların kanala indirilmesine birlikte şahit olacağımız Karadeniz Kıyısı-Podişor Doğalgaz Boru Hattı’nın, Romanya ile olan ekonomik ilişkimize yeni bir ivme ve dinamizm kazandıracak önemde proje olduğunu düşünüyorum. Kalyon İnşaat olarak bu projede gösterdiğimiz başarı, sadece şirketimizin değil, ülkemizin de mühendislik kapasitesi ve gücünü de yansıtıyor.”
Kalyoncu, Türk şirketleri olarak, dünya çapında önemli altyapı projelerine imza atmak ve bu yönde rekabetçi avantaj kazanmak için kararlılıkla ilerlediklerini ifade etti.
“RUMEN VE TÜRK ŞİRKETLERİ AFRİKA’DA BİRLİKTE ÇALIŞABİLİR, ORADA YAPACAK ÇOK İŞ VAR”
Transgaz Genel Müdürü Ion Sterian ise işlerin yüzde 30’una geldikleri projenin Romanya için büyük önem taşıdığını vurguladı.
Türk şirketleri ile birçok proje imkanının olduğu Afrika’ya gidilmesi önerisinde bulunan Sterian, “Rumen ve Türk şirketleri Afrika’da birlikte çalışabilir, orada yapacak çok iş var. Türkiye’deki şirketler çok iyi çalışıyor. Kalyon bunun için iyi bir örnek. Kalyon’un, ekonomik yayılmamızda yanımızda olmasını istiyoruz.” dedi.
Konuşmaların ardından Kalyon Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cemal Kalyoncu, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz ve Romanya Başbakan Yardımcısı Neacşu, Transgaz Genel Müdürü Sterian’e plaket verdi.
Törende daha sonra Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz ve Romanya Başbakan Yardımcısı Neacşu, Transgaz Genel Müdürü Sterian, Cemal Kalyoncu ve Murathan Kalyoncu tarafından butonlara basılarak boru indirme töreni gerçekleştirildi.
Törene Türkiye’nin Bükreş Büyükelçisi Özgür Kıvanç Altan, Kalyon Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekili Lütfi Elvan, Kalyon Holding Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Kalyoncu, iş insanları Mehmet Cengiz ve Ali Kibar’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi katıldı.
KARADENİZ-PODİŞOR DOĞALGAZ BORU HATTI PROJESİ
Verilen bilgiye göre, Kalyon Holding, Romanya’nın Karadeniz Kıyısı-Podişor Doğal Gaz Boru Hattı ihalesini 2020’de kazandı. SNTGN Transgaz ile imzaların atılmasının ardından projenin inşası için geçen haziran ayında işe başlama talimatı verildi.
Proje, Romanya’nın Karadeniz’de yer alan doğal gaz rezervlerinde yapacağı kapasite artırımı ile çıkaracağı ilave gazın ülkenin iç kesimlerindeki bağlantı noktalarına ulaştırılmasını kapsıyor. Aynı zamanda AB ve Romanya’nın artan gaz ihtiyacının karşılanması ve enerji arz güvenliği açısından önem taşıyor.
Podişor doğal gaz boru hattı ihalesi projesi ile Kalyon Holding, inşaat ve enerji konusundaki bilgi ve deneyimi ile mühendislik ve büyük proje yönetme yeteneğini Avrupa’ya taşıyor. Bu başarıda proje için en iyi teknik çözümün sunulması ve TANAP Doğal Gaz Boru Hattı ile Silivri BOTAŞ Doğal Gaz Depolama Tesisi gibi projelerde gösterdiği mühendislik kabiliyeti ve tecrübesi etkili oldu.
Çelik boru temininin Türkiye’den sağlandığı projede, boru indirme töreni gerçekleştirildi.
PROJENİN DETAYLARI
Toplam 308 kilometre uzunluğunda 48 ve 40 inçlik boru çapına sahip olan Tuzla-Podişor Doğal Gaz Boru Hattı inşa ediliyor. Hat, BRUA koridoru ile birleşecek. BRUA; Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Avusturya üzerinden geçen Avrupa’nın enerji güvenliği açısından çok önemli bir koridor konumunda bulunuyor.
Proje kapsamında, kullanılacak boruların temini, 20 adet vana istasyonu, enerji temini, katodik koruma ve fiber optik imalatları da yer alıyor.
Yıllık 12 milyar metreküpü aşkın kapasiteye sahip olacak hattan taşınacak gaz ile Romanya’daki tüketimin önemli bir kısmı karşılanacak.
Karadeniz Kıyısı-Podişor Doğal Gaz Boru Hattı Projesi kapsamında ayrıca, Kalyon Holding tarafından yaklaşık 100 bin ton ağırlığında çelik boru da tedarik ediliyor.
]]>Bakan Güler, kardeş ülke KKTC’de bulunmaktan ve Kıbrıs adasının güvenliğine yönelik önemli bir fonksiyon üstlenen 28’inci Mekanize Piyade Tümen Komutanlığı’nda Mehmetçik ile bir arada olmaktan büyük bir mutluluk duyduğunu belirterek, “Bölgemizde ve dünyada çok boyutlu gelişmelerin yaşandığı; artan risk ve tehditler nedeniyle güvenlik paradigmalarının sürekli değiştiği kritik bir süreçten geçiyoruz. Bu süreçte jeopolitik ehemmiyeti yüksek bir coğrafyada bulunan ülkemizin de tüm bu tehdit ve tehlikelere karşı, daima güçlü ve uyanık bulunması bir zorunluluk haline geliyor. Dolayısıyla Milli Savunma Bakanlığı (MSB) olarak bizler de ülkemizin bekası, asil milletimizin güvenlik ve huzuru için son bir asrın en yoğun ve en etkin faaliyetlerini gerçekleştiriyoruz. Bu kapsamda şanlı ordumuz, yurt içinde ve sınır ötesinde icra edilen operasyonlar ile terörle mücadelede büyük başarılar elde ediyor. Kahraman Mehmetçiklerimiz, son teröristi de etkisiz hale getirme kararlılığıyla mücadelesini büyük bir gayretle sürdürüyor. Operasyonlarımızla eş zamanlı olarak hudutlarımızın emniyetini de en yoğun ve etkili tedbirlerle sağlarken; Mavi ve Gök Vatanımızda hak ve menfaatlerimizi de tereddütsüz ve tavizsiz koruyoruz. Milli meselemiz olan Kıbrıs’ta da Garanti ve İttifak Antlaşmaları kapsamında bulunurken, güvenlik ve barışın korunmasına yönelik faaliyetlerimizi de siz kahraman silah arkadaşlarımın büyük fedakarlıklarıyla başarıyla yerine getiriyoruz” ifadelerini kullandı.
’50 YIL ÖNCE SOYDAŞLARIMIZIN VARLIĞI GARANTİ ALTINA ALINDI’
Türkiye’nin, Kıbrıs sorununa ortaya çıktığı ilk andan itibaren, uluslararası hukuk temelinde, hakkaniyet esasıyla yaklaştığını kaydeden Güler, “Diplomasiyi önceleyerek ve ilgili taraflarla görüşerek sürece çözüm bulmak için yoğun gayret sarf etmiştir. Ancak tüm bu çabalarımıza rağmen Kıbrıs’taki soydaşlarımıza karşı artan baskı ve hatta katliama dönüşen eylemler, garantör devlet olarak barışın tesisi ve soydaşlarımızın korunmasına yönelik adım atmamızı gerekli kılmıştır. Bu çerçevede kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz (TSK), 1974’te büyük bir başarıyla icra ettiği Kıbrıs Barış Harekatı’yla Ada’ya barış ve huzur getirmiştir. Şurası muhakkaktır ki, o süreçte asil milletimizin tüm fertlerinin yüreği, buradaki soydaşlarımızın haklı mücadelesi için atmıştır. Kıbrıs Barış Harekatı’na verilen güçlü destek de Türk milletinin sarsılmaz birlik ve dayanışma ruhuna yeni bir örnek teşkil etmiştir. Bu sene 50’nci yıl dönümünü idrak ettiğimiz bu önemli harekat sayesinde soydaşlarımızın Ada’daki varlığı güvence altına alınmış ve KKTC’nin kuruluşuna giden yol da açılmıştır. O tarihten itibaren Türk Silahlı Kuvvetlerimizin Ada’daki varlığı, barış ve güvenliğin teminatı olup huzur ortamının devamı için en büyük güvencedir. Bugün burada görev yapan siz kahraman silah ve mesai arkadaşlarımın varlığı da barışın ve istikrarın korunması bakımından son derece kıymetlidir, hayatidir” diye konuştu.
Kıbrıs’ın sahip olduğu stratejik konumun, sadece Ada’nın değil; bölgedeki genel güvenlik ve istikrarın devamı bakımından da kritik önemde olduğunun unutulmaması gerektiğine dikkat çeken Bakan Güler, “Dolayısıyla böylesine tarihi bir görevi Kıbrıs Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’nın değerli personeli ile büyük bir özveri içerisinde icra ettiğiniz için her birinizi tebrik ediyor; sizleri gözlerinizden öpüyorum. Bu vesileyle ifade etmek isterim ki, nasıl 50 yıl önce soydaşlarımızın yaşadığı zulüm ve acılara sessiz kalmadıysak, bugün de aynı anlayışla Kıbrıs Türk’ünün haklarını koruma azim ve kararlılığına sahibiz” dedi.
‘EGEMEN EŞİTLİK OLMAZSA OLMAZDIR’
Türkiye’nin uluslararası meşruiyeti tamamen elinde bulundurarak Kıbrıs adasındaki varlığını sürdürdüğüne işaret eden Güler, “Türkiye’nin varlığını sorgulayan zihniyete, ülkemizin garantör devlet olma vasfını ve bölgeyle olan tarihi bağlarını bir kez daha hatırlatmak isteriz. Ayrıca Kıbrıslı kardeşlerimizin kazanılmış hakları olan egemen eşitlikleri ve eşit uluslararası statülerinin teyidi, bizim için olmazsa olmazdır. Muhataplarımızı artık; miadı dolmuş, statükocu ve provokatif söylemleri bir kenara bırakmaya; bunun yerine tarihi ve mevcut gerçeklere uygun, makul ve mantıklı bir şekilde çözüme yönelmeye davet ediyoruz. Hem Kıbrıslı Türkler hem de Rum komşularımızın müreffeh geleceği ve Ada’da kalıcı huzur ve barış iklimi için en doğru yolun bu şekilde olacağı muhakkaktır. Sonuç olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da garantör devlet olarak güvenlik, barış ve istikrar için Ada’da bulunmaya ve kardeş KKTC’nin meşru çıkarlarını her koşulda desteklemeye devam edeceğiz” açıklamasında bulundu.
Türkiye’nin ‘İki devlet ve tek yürek’ olduğu KKTC’nin yanında olmayı sürdüreceğini aktaran Güler, Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, bugüne kadarki tüm devlet büyüklerini ve komutanları saygıyla andığını belirtti. Ayrıca; Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinin lideri Dr. Fazıl Küçük’ü, KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı, şehitleri, Kıbrıslı mücahitleri ve yaşamını yitiren gazileri rahmet ve minnetle yad ettiğin, hayatta olan gazilere, şehit ve gazilerin ailelerine saygı ve şükranlarını sunduğunu kaydetti.
AA muhabirinin müfredat taslağından derlediği bilgilere göre, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nde Türkçenin bütün zenginliğiyle toplumun birbiriyle iletişimine, bu iletişimi anlamlandırma çabalarına ve kültür unsurlarını nesilden nesile aktarılmasına öncülük ve eşlik ettiğine vurgu yapıldı.

Bu nedenle Türkçenin öğretimi ve geliştirilmesi, eğitim sisteminde temel bir politika olarak yer aldı. Eğitimin her aşamasında, Türkçenin öğretimine, doğru kullanımına titizlikle dikkat edilecek. Türkçenin etkili kullanılmasına yönelik becerilerin kazandırılması da tüm derslerin ortak hedefi olarak belirlendi.
Müfredatta dil bilgisi yapıları dinleme ve okuma metinlerine katkısı yönüyle ele alındı, öğrencilerin ortaokul düzeyinde işlevsel olarak öğrendikleri dil bilgisi kuralları lisede metin tahlili bölümünde yapıların metne katkısı yönünden ele alındı.
Öğrencilerin metne olan katkısını değerlendirdikleri bu dil yapılarını, edebiyat atölyesinde konuşma ve yazma becerilerine ilişkin görevlerde doğru bir şekilde kullanmaları amaçlandı.

– METİNLERİN İŞLENİŞİNDE 4 DİL BECERİSİNİN EDİNİMİNİ ÖNE ÇIKARAN YAKLAŞIM BENİMSENDİ
Bu kapsamda, ilkokullarda tüm sınıf düzeylerindeki Türkçe öğretimi, 2024 Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Türkçe 1-4. sınıflar taslak öğretim programı, önceki öğretim programlarında da olduğu gibi ilk okuma yazma öğretimi ve Türkçe öğretimi ile ilgili kısımları içerdi. Bu kapsamda öğretim programı, daha önceki programlarda seçimlik ve (zorunlu genelde 3) temalar içerirken uygulama birlikteliğini sağlamak için taslak program her sınıf düzeyinde 8 zorunlu tema öngördü.
Bir önceki öğretim programı, 4 yıllık süreçte toplam 289 kazanıma odaklanırken taslak program 80 öğrenme hedefine ve bu öğrenme hedeflerinin alt göstergelerine odaklandı.
Taslak öğretim programında ilk okuma yazma öğretiminde ses gruplarında uygulamadaki olumsuzlukları en aza indirmek amacıyla değişikliğe gidildi.

– İLK KELİMELER YAKIN ÇEVREDEN SEÇİLDİ, ÇOCUKLAR İLK OLARAK “ANNE” YAZACAK
Ses gruplarının oluşturulmasında kolay sesletim, kullanım sıklığı, yazım kolaylığı, sözcük üretimi, harflerin sesleri ve formları dikkate alındı. İlk oluşturulan hece ve kelimelerin “an”, “ana” ve “anne” olmasının da çocuğun yakın çevresinden örnekler verebilmesine imkan tanıyacağı belirtildi.
2018 Türkçe Dersi Öğretim Programı’nda ses gruplarının öğretiminde süre öngörülmemişken taslak öğretim programında seslerin öğretimi için belli süreler öngörüldü. Uygulama birlikteliğini sağlamak, öğretmen ve veliden kaynaklanan gereksiz aceleyi önlemek için ortalama süreler bağlamında bir takvimlendirme yapıldı.
Matematik dersine de okuma yazma öğrenimiyle eş zamanlı olarak başlangıç yapılması planlandı.
Daha önceki programlarda ilk okuma yazma öğretiminde dört çizgi üç aralıktan oluşan 1,3 santimetre genişliğinde yazma alanı kullanılıyordu. Taslak öğretim programında ilk okuma yazma öğretiminde iki çizgi tek aralıktan ve kesik çizgilerle iki eşit parçaya ayrılan 1 santimetre genişliğinde yazma alanına geçildi.
Taslak öğretim programında, metin işlenişinde metinle etkileşim öncesi, metinle etkileşim esnası ve metinle etkileşim sonrasında yapılanlar temelli bir model oluşturuldu.
Metinlerin işlenişinde 4 dil becerisinin edinimini öne çıkaran yaklaşım benimsendi.

– ÇEVRİM İÇİ OKUMA, DİJİTAL ORTAM UNSURLARI YENİ MÜFREDATTA
Taslak öğretim programında çevrim içi okuma, yazma gibi dijital ortam unsurlarına özellikle yer verildi.
Bu bağlamda teknolojinin yaşamın her alanında etkin bir şekilde kullanıldığı bugünün dünyasında ilkokul düzeyinde de öğrencilerin dijital ortamları doğru ve etkin kullanmalarını sağlayacak etkinlikler planlandı.
Öğrenciler, hem dinleme/izleme, konuşma, okuma ve yazma becerilerini edinirken hem de kavramsal, sosyal duygusal, okuryazarlık becerilerini edinecek. Bunun yanı sıra “Erdem, Değer, Eylem” modeli ile bütünleşik bir biçimde değerler de yer alacak.
– ATÖLYE FAALİYETLERİ ORTAOKULDA BAŞLIYOR
Ortaokul Türkçe dersi öğretim programında, Milli Eğitim Bakanlığı öğretim programlarının genel perspektifine uygun olarak her bir öğrencinin ana dilini iyi ve etkili kullanan, üst düzey düşünme becerileri gelişmiş, kimlik ve karakteri olgun fertler olarak yetişmesine katkı sağlayacak bir yaklaşım ortaya konuldu.
Ortaokul Türkçe dersi öğretim programında daha önceki programlara göre dikkat çekici nitelikte öne çıkan düzenlemeler yapıldı.
Program, 5’inci sınıftan 8’inci sınıfa kadar hem anlama hem de anlatmada ihtiyaç duyulan alan becerilerini ve kavramsal becerileri geliştirmeye odaklandı. Bu doğrultuda bütün dil becerilerine eşit önem verildi, her bir beceri için atölye faaliyetleri tasarlandı.
Programda öğrencilerin belirli bir akış içerisinde dil gelişimleri sağlanırken kavramsal, sosyal-duygusal öğrenme ve okuryazarlık becerilerinin geliştirilmesine; sahip oldukları eğilim ve değerlerin olgunlaştırılmasına öncelik verildi.
Kavramsal kabiliyetler, okuryazarlık becerileri, değerler, eğilimler, sosyal-duygusal öğrenme becerileri, disiplinler arası ilişkiler ve Türkçe dersi alan kabiliyetleri birlikte işletildi.

Programın genel işleyişi anlama ve anlatma becerilerinin birbirlerini destekleyen biçimde işletilmesi üzerine kuruldu.
Özellikle konuşma kabiliyetine önceki programlara göre daha fazla önem verildi, öğrenme hedefleri de bu doğrultuda şekillendirildi. Konuşma becerisine yönelik öğrenme hedefleri “sözlü üretim” ve “sözlü etkileşim” olmak üzere iki grupta ele alındı.
Programda, Türkçe dersi kapsamında gerçekleştirilen eğitim-öğretim faaliyetlerinin ürüne dönüşmesini hedefleyen atölye uygulama çalışmalarına yer verildi. Bu kapsamda, üretim atölyesi uygulama esasları, dinleme/izleme atölyesi uygulama esasları, okuma atölyesi uygulama esasları programa konuldu.
– YENİ METİN TÜRLERİ MÜFREDATTA
Metin türlerine daha önceki programlarda yer almayan “hiper metin, infografik, grafik simge, vlog, ilk gösterim filmi (fragman), belgesel, dijital öykü” gibi türler dahil edildi.
Programda temalar sınıf seviyelerine göre zorunlu hale getirildi. Böylece farklı yayınevleri tarafından hazırlanacak kitaplarda aynı zamanda aynı temanın işlenmesi sağlanacak. Bu ve temalara yönelik zorunlu öğrenme hedeflerinin belirlenmesinin, öğrencilerin ortak sınavlara ortak içerikle girmesine katkı sunacağı vurgulandı.

– DİL BECERİLERİNİ GELİŞTİRMEK İÇİN TEMA SAYISI 6’YA DÜŞÜRÜLDÜ
Önceki programlarda her bir sınıf seviyesi için 8 tema kullanımı söz konusu iken bu programda tema sayısı 6’ya indirildi. Bunun gerekçesi olarak dil becerilerine yönelik etkinliklere yeterince zaman ayrılamaması gösterildi.

– DİL BİLGİSİ ÖĞRETİMİNDE YAKLAŞIM DEĞİŞİKLİĞİ
Programda geleneksel dil bilgisi öğretimi anlayışından uzaklaşıldığını kavramsal düzeyde gösterebilmek için “dil bilgisi” yerine “dil yapıları” ifadesi kullanıldı.
Ortaokul Türkçe müfredatında, dil bilgisi öğretiminde yaklaşım değişikliği yapıldı. İşlevsel dil bilgisi öğretimine gidildi.
Dil yapılarının işlenişi, öğretmenin konuyu tahtaya yazdığı, öğrencilerin de defterine aktardığı, edilgen ve ezbere dayalı bir süreç olmayacak. Bu nedenle programda dil yapıları ile ilgili ayrı bir öğrenme hedefine yer verilmeyerek öğretim aşamasında dil yapılarının bir “amaç” olarak görülmesinin önüne geçildi.
Öğrencilerin dil yapılarını bir “araç” olarak kullanıp okuduklarını ve dinlediklerini daha iyi anlayabilmeleri, daha nitelikli sözlü ve yazılı üretimler yapmaları hedeflendi. Böylece hem dil yapılarının hem de söz varlığının işlevlerine odaklanılarak ezberin önüne geçilmesi amaçlandı.
Öğrencinin teknoloji ve finans gibi kavramları edinebileceği temalara da programda yer verildi. Bunun yanı sıra öğrencinin teknolojiyi kullanarak öğrenme ve üretme süreçlerinde dil becerilerini etkin kullanmasını teşvik edecek öğrenme hedefleri hazırlandı.
Programın ekler bölümünde dil becerilerinin ölçme ve değerlendirilmesinde kullanılabilecek örnek niteliğinde araçlara yer verildi.
Dil becerilerine yönelik strateji, yöntem ve tekniklerin sınıfta nasıl uygulanacağı ve öğretileceğine ilişkin yol haritası “kademeli sorumluluk devri modeli” oluşturuldu.
Programlar arası bileşenler olan sosyal-duygusal öğrenme becerileri, okuryazarlık becerileri ve değerler, öğrenmenin anlamlı bir parçası haline getirildi.

– LİSELERE EDEBİYAT ATÖLYELERI KURULUYOR
9. sınıftan 12. sınıfa kadar tüm lise kademelerinde okutulacak “Türk dili ve edebiyatı dersi” öğretim programı ile öğrencilerin Türk dilinin inceliklerini keşfetmeleri, günlük hayatlarında iletişim yoksunluğu yaşamamaları için dinleme, konuşma, okuma ve yazma becerilerini etkin bir şekilde kullanmaları, edebiyatla tanışmaları, metinler aracılığıyla üst düzey düşünme becerilerini geliştirmeleri ve estetik zevk edinmeleri amaçlandı.
Böylece Türk Dili ve Edebiyatı, bilgi ve becerinin birlikte ele alındığı bir ders hüviyeti kazandı. Bunun için programda tematik yaklaşım benimsendi. Her sınıf düzeyinde 4 tema yer aldı.
Temaların oluşturulmasında bir örüntü takip edildi. Hazırlık ve 9. sınıfta öğrencilerin edebiyatla tanışmalarını, 10. sınıfta Türk edebiyatının değişim, dönüşüm ve kırılma noktalarını fark etmeleri, 11. sınıfta dil farkındalığı kazanmaları, 12. sınıfta ise edebiyatın günlük hayatla ilişkisini görmelerini sağlayan temalara yer verildi.
Metin türlerinin seçiminde sınıf düzeyi ve tema içeriği dikkate alındı. Öğrencilerin bir metni bütün yönleriyle kavrayabilmeleri adına programda tam metin okutulması benimsendi.

Buna göre, her temada 2 okuma, 1 dinleme metni tam metin şeklinde sunulacak.
Temayla ve kullanılan tam metinlerle ilişkili kısaltılmış metinler, öğrencilerin metin tahliline yardımcı olmak için kullanılabilecek. Böylece öğrencilerin içeriğe ilişkin zengin söz varlığıyla karşılaşmaları da sağlanacak.
Türk dili ve edebiyatı dersi, öğretim programı, metin tahlili (anlama: dinleme ve okuma) ve edebiyat atölyesi (anlatma: konuşma ve yazma) olmak üzere iki temel bileşenden oluştu.
Öğrenciler, dinleme ve okuma metinlerini tahlil etmeyi öğrenecek sonrasında ise edindikleri bilgi ve beceriyi edebiyat atölyesinde konuşarak ve yazarak uygulamalı bir şekilde sergileyecek.
Türk dili ve edebiyatı öğretimi, sadece sınıf içi etkinliklerle değil sınıf dışına ve günlük hayatın her safhasına yayılan uygulamalarla gelişecek aşamalı bir süreç olacak. Bu nedenle dersle ilişkili sınıf dışı etkinlik ve görevler tasarlanacak, bu sürece ailelerin de katılımı desteklenecek.
Öğrenciler ortaokulda işlevsel dil bilgisi öğretimiyle edindikleri dil yapılarını, lisede dinleme ve okuma metinlerinde görerek pekiştirecek, konuşma ve yazma becerilerindeki görevlerinde de hatasız kullanmaları sağlanacak.
Bu bağlamda dil yapıları, metinlerin anlamına katkıları ve işlevleri bakımından değerlendirildi.
Yaygın türler arasından seçilmek kaydıyla tüm sınıf düzeylerinde her dönem 2, öğretim yılı boyunca 4 eser okunacak ve bir eleştirel film analizi yapılacak.
Okunacak eserlerin ve izlenecek filmlerin belirlenmesinde programda yer alan metin seçimi ölçütleri dikkate alınacak. Bu ölçütler doğrultusunda zümre üyeleri tarafından öğrencilerin yaş ve sınıf seviyelerine uygun olarak belirlenen eserlerin okutulması sağlanacak. Öğrenciler, değerlendirmelerini bir sunu seklinde sunacaklar ve bu sunum performans görevi olarak dönem sonunda notla değerlendirilecek.

Türk Dili ve Edebiyatı Dersi Öğretim Programı ile edebiyatı günlük hayatın bir parçasına dönüştürmeleri hedeflendi.
Bu kapsamda öğrencilerin, dil becerilerini etkin kullanmayı alışkanlık haline dönüştürmeleri, zengin söz varlığına sahip olmaları, üst düzey düşünme becerilerini geliştirmeleri, milli ve manevi değerleri içselleştirmeleri, etkin okur kimliği kazanmaları, çoklu medya ve basından amaçlarına uygun güvenilir bilgiyi seçmeleri, sanatsal değerleri fark edip estetik zevk edinmeleri, Türk ve dünya edebiyatına ait metinler aracılığıyla evrensel farkındalık geliştirmeleri, kültürel duyarlılık kazanmaları amaçlandı.
Liselerde, ezber bilgiden uzak durmayı, öğrenilen bilginin günlük hayatta kullanımını öncelediğinden doğrudan bir dil bilgisi öğretimi programa konulmadı. Öğrencilerin ortaokulda işlevsel dil bilgisi öğretimiyle edindikleri dil yapılarını, lisede dinleme ve okuma metinlerinde görerek kullanım amacını pekiştirmelerini, konuşma ve yazma becerilerindeki görevlerinde de hatasız kullanmalarını sağlamak hedeflendi.
MEHMET BÜYÜKEKŞİ’DEN AÇIKLAMALAR:
“EURO ÖNCESİ GENEL KURUL OLMAZ”
“Şiddetle 18 Temmuz’a karşı çıkan bir grup var ve gerekçeleri de sezon açılışı öncesi yeni yönetimin sıkıntı yaşayacağı. Sıkıntı yaşanır mı?”
“Kurullar diyorlar, MHK diyorlar, her şeyi diyorlar… Ama kurullar seçimle gelmiyor, onlar bağımsız. Federasyon değişse bile istifa etmedikleri sürece 4 yıl görevde kalabilirler. Bu da olayın ne kadar saptırıldığının ispatı. Bizim için en önemli konu ne? Yurt dışında da yaşayanlarla birlikte 100 milyon insanımız var. Milli Takım başarılı olduğunda hep birlikte sevineceğiz. Ülkede en çok neye ihtiyacımız var, birlik ve beraberliğe. Tam şampiyonaya giderken bir genel kurul, bu ekibin motivasyonunu, başarısını bozar. Sorumlular değişecek. Bir takım şeyler uğruna siz ne yapmak istiyorsunuz? Türk Milli Takımı hepimizin. Herkesin aynı anda mutlu olduğu başka bir şey yok. Milli Takım’ın başarısında herkes omuz omuza veriyor. Bizim olmazsa olmazımız Milli Takım’ın başarılı olmasıdır. Ben böyle zorlamalar olduğunda onların niyetinden şüphe duyarım. Biz seçimli genel kurul kararı aldık mı aldık. Sizin niyetiniz üzüm mü yemek, bağcıyı mı dövmek?”
“HER ŞEYİ BİTİRDİK BAHANE ÜRETMESİNLER”
“2022’de göreve ilk geldiğimizde naklen yayın ihalesi yapılmamıştı. Ortada imzalanan bir sözleşme yoktu. Yabancı konusu belli değildi. Harcama limitleri net değildi. Kulüpler transfer yapacak, ihale olmadığı için eline geçecek parayı bilmiyor. Transfer yapacak, kaç yabancı olacak belli değil. 1 milyar 900 milyon Lira’ya anlaşmış ama imzalamamışlar. Biz hızlı bir şekilde devreye girip 2 milyar 200 milyon liraya aynı hafta imzaları attırdık. Dakika 1, gol 1 misali 300 milyon gibi bir artış sağladık. Bunun için de kendi networklarımızı kullandık. 8+3’ü bir yıl devam ettirme kararı aldık kulüplerin sıkıntısı olmasın diye. Harcama limitlerini açıklasak, 13-14 Anadolu kulübü hiç transfer yapamayacaktı. Düzenlemeler yaptık. Bu yıl Trendyol ile reklam anlaşması yaptık. Yaklaşık 700 milyon Lira, o günkü parayla 30 milyon dolardı. Avrupa’daki en büyük üçüncü isim hakkını aldık. Bu isim hakkı, naklen yayın parası ile kıyaslandığında 85 milyon dolar 3/1’ini geçen bir para. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok. Sponsorluk gelirlerinde yüzde 200-230 arası artışlar sağladık. Bu da yaptığımız çalışmaların ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Mart ayındaki ihalede ise 2 milyar 620 milyon TL’ydi. 182 milyon dolara getirdik. Çıkardığımız rakam bu kadar problemli bir sezonda, rekor sayılabilir. Tamamı yüzde yüz TL olan bir rakamın yüzde 50’sini dolar olarak ve bir sene önce enflasyonun yarısı kadar artık olan rakamı tamamı kadar artışa getirdik. TL kısmı, enflasyon rakamı neyse onun üzerine eklenecek. Döviz artışından etkilenmesi yüzde 50 olacak. Bu niye önemli, kulüpler yabancı oyuncu alıyor. Kur arttıkça oyuncuların maliyetleri de artıyor. 2 yıldır çalışıyoruz, bitti. Süper Lig’e Trendyol dışında ana sponsorluklar kazandırarak gelirlerini artıracağız. Mart ayında naklen yayın ihalesi bitti mi bitti. A Takım listesine yazılacak yabancı sayısını 14’ten 12’ye düşürdük. İlk 11’de sınırsız yerli ya da yabancı kuralını 5 yıla kadar ne zaman açıkladık ocak ayında. Harcama limitinde kural şu; 30 Mayıs’ta tüm kulüpler gelir ve giderlerini bildirecek, biz 10 Haziran’da açıklayacağız zaten. Bunun federasyon değişikliği ile ilgisi yok. Bahane üretmesinler.”
“HAKEMİ BEN Mİ DÖVDÜM?”
Bu sezonla ilgili şöyle bir algı yapılıyor. İlk problem olarak görülen şey, Halil Umut Meler’in yumruklanması. Meler, Türkiye’nin en değerli hakemi. Avrupa Şampiyonası’nda görev yapacak 19 elit hakemden biri oldu. Kulüplerimizin maçlarında istemediği Alper Ulusoy, VAR hakemi olarak EURO 2024’te görev yapacak. Süper Lig’de büyük hatası olmamasına rağmen yumruklandı, bu TFF’ye mal edildi. Hakemi ben dövmedim. Kulüp başkanının yaptığı bir hareket TFF’ye mal edilemez. Arkasından bir takım (İstanbulspor) hakemi bahane ederek sahadan çekildi. Marka değerine zarar veriliyor ama suçlu TFF ilan ediliyor.”
“TRABZON’DAN SONRA YABANCI HAKEM İSTEDİLER”
“Riyad olayı yaşandı, bazı kesimler bize fatura çıkarmaya kalktı. Biz iki kulübümüzün 4.5 milyon dolar kazanması için çalıştık. Her ikisine 1.6 milyon dolar avans verdik. Ve Trabzon-F. Bahçe maçı. Türkiye’nin en iyi hakemi Halil Umut Meler sahadaydı. Karşılaşma sonrası yaşanan olaylarla yine suçlu federasyon ilan edildi. Süper Kupa, Şanlurfa’da oynanacak diye 2 ay önceden açıkladık, itiraz yoktu ama Trabzon maçından sonra ‘Tarih değişsin, yabancı hakem gelsin’ dendi.”
Çıkarlar dünyasında hiçbir çıkarımız olmadan, vazifemiz olduğu için çalışıyoruz.
“ALİ KOÇ, RİYAD’DA ‘YABANCI HAKEM YOKSA U19’ DEDİ”
Bunun öncesi de şu; Riyad maçı öncesi Riva’daki Kulüpler Birliği toplantısında Ali Koç, Bakan Bey’in (Osman Aşkın Bak) yanında ‘Riyad’daki maçta yabancı hakem olmazsa U19’la çıkacağız’ dedi. Biz de ‘Bunu düşünelim’ dedik. Ancak Halil Umut Meler’in yumruklanması sonrası o atmosferde Türk hakemliğine zarar vereceği için kabul etmedik. F.Bahçe, U19 takımını Riyad’a getirdi.
‘Olympiakos’un, PSG’nin maçları ertelendi’ diye bir haber ortaya atıldı. Halbuki böyle bir şey yoktu. Biz ‘Süper Kupa’yı oynayın, 14 Nisan’daki maçınızı (Fatih Karagümrük) erteleyelim’ dedik. Bunu kabul etmediler. Hepsini üst üste koyarsanız hiçbirinde TFF’nin dahili yoktur, olamaz da. Bahanelerle algı yapılıyor. Kulüpler Birliği’nde küçük bir azınlık, çoğunluğa tahakküm ediyor.
“SADECE 8 KULÜP İMZA VERDİ”
“Kendi yalanlarına inanların manipülasyonları ile hakikaten vazgeçecek değiliz. Emin olana yemin, dürüst olana şahit gerekmez. Çıkarlar dünyasında hiçbir çıkarımız olmadan, vazifemiz olduğu için çalışıyoruz. Göreve geldiğimiz ilk günden beri hep reform yapmaya çalışıyoruz. Yaptığımız işlerin çoğu doğru ve neticelerini alıyoruz. Yarı otomatik ofsayt sistemi sadece İtalya ve bizde uygulanıyor. VAR kayıtlarını açıkladık. Avrupa’da bunu sadece İspanya yapıyordu. Bir şey yapmasaydım eleştirilmezdim. İyi niyetli değiller. Nisanın 1’inden bu yana imza topluyorlar. Süper Lig’den sadece 8 kulübün delegelerinin imzası geldi. 1. Lig hiç imza vermedi. 2. Lig’den 7 kulüp, bir tane de şahıs, geçen hafta 55 imza geldi. 130 kulüp, 325 delege var. Bize gelen imza 62 adet.”
“YABANCILARA TESLİM DOĞRU MU?”
“Ülke olarak her şeyde yerli ve milliyi savunurken, futbolda her şeyi yabancılara teslim etmemiz doğru mu?”
Haklısınız ama bizim bir adım atmamız gerekiyordu. ‘Havuzda istediğimiz kalitede yeteri kadar yerli oyuncu yok’ deniyor. Almanya, Hollanda, Belçika’dan Türk oyunculara yöneliyorlar. O yüzden akademi olayına girdik. Her Süper Lig takımından 10’u altyapı biri de direktör hocayı bir yıl eğittik. Önümüzdeki sene yabancı sayısı 14’ten 12’ye düşecek. Önce altyapıyı hazırlamak lazım. Bunun altyapısı, binası, doktoru, ruhsal ve fiziksel gelişimi var.
İlkokul ve ortaokul düzeyinde 500 bin çocuğa ulaştık. UEFA ve FIFA yıllardır uğraşıyor, 230 bin çocuğa erişmişler. Biz 6 ayda 500 bin çocuğa ulaştığımızı FIFA Başkanı Infantino’ya anlattık, ‘Lansmanına beni de çağırın’ dedi. Bizim yaptığımız işler tribüne yönelik değil. 3-5 yıl sonra faydası görülecek işler yapıyoruz. Altyapıyı sağlam yapacaksınız ki bina sağlam olsun.
“LİG TESCİL EDİLECEK Mİ?”
FIFA, UEFA ve üye ülke federasyonlarla üst düzey ilişkilerimiz var. Karşılıklı ziyaretlerle Türk Futbolu’nun gelişimine yönelik çalışmalar artarak sürmektedir. Bugünlerde Riva’da ve Antalya’da alt yaş kategorilerinde UEFA’nın uluslararası turnuvalarına ev sahipliği yapıyoruz. 2024 ve ev sahibi olacağımız 2032 Avrupa Futbol Şampiyonaları hazırlık sürecinde FIFA’nın müdahalesi, ligin tescil edilmemesi gibi manipülatif ve yalan beyanlara itibar edilmemeli.
Türk futbolu üzerinden Türkiye’nin uluslararası arenada itibarsızlaştırılmaya yönelik manipülatif, spekülatif algı operasyonları yapılmaya çalışıldığının farkındayız. Ulusal güvenliğimizi ve huzurumuzu bozmak isteyenler amacına asla ulaşamayacaklar.
“YÜZ YÜZEYKEN SORUN YOK BASIN ÖNÜNDE ATIŞ SERBEST”
“Avrupa Şampiyonası’nda da başkan olarak tribünde olmak istiyorum demiyor musunuz?”
Diyoruz ama… Tribünde olmaktan öte Montella’yı bu takımın başına ben getirmişim. Sorumluluklarımız var. Her şey kağıt üzerinde olmuyor. İlişkiler önemli. Muhatap biziz. Başarıda da başarısızlıkta da sorumlu biziz. Moralin, motivasyonun bu kadar önemli olduğu bir şampiyona öncesi süreklilik önemli. Hocamızı futbolcular da çok seviyor. İnşallah başarılı olacağız. Hocamız çok çalışkan.
NAPOLI – MONTELLA
“Napoli iddiaları var Montella için düşünceniz ne?”
Evet var öyle şeyler (gülüyor). Hocamız diyor ki, ‘Macaristan 5 yıldır bir hocayla (İtalyan Marco Rossi) çalışıyor. Biz 5-6 aydır buradayız şimdiden onlarla aynı seviyeye geldik.’ Bu insanlarla ne konuşuyorsunuz dediniz ya karşı karşıya hiç sorun yok. Basının karşısına ya da sosyal medyaya gelince atış serbest oluyor.
EMRE BELÖZOĞLU’NA YANIT
“Emre Belözoğlu, “Türk futbolunun selası okundu” dedi. Nasıl yorumlarsınız?”
Bir söz var ‘Herkes kendi evinin önünü süpürürse sokaklar tertemiz olur’ diye. Buradan bizim işe gelirsek, herkes kendi işini yaparsa ve doğru yaparsa Türk futbolu da tertemiz olur. Futbolcu, teknik direktör, yönetim ve federasyon herkes kendi işini mükemmel yaparsa sela okunuyor mu okunmuyor mu ortaya çıkar. İnsanların önce bir kendine bakması gerekir.
“BEN DE GÜNAH KEÇİSİ OLMAK İSTEMİYORUM”
“MHK’de Alman modeli uygulamak istiyoruz. Bir şirket kuruluyor ve yönetiminin yüzde 51’ini TFF, yüzde 49’unu Kulüpler Birliği atıyor. Eğer sistem değişmezse aynı şeyler devam eder. Herkes sadece bağırıyor. Ben de günah keçisi olmak istemiyorum.”
“MHK’DE ALMAN MODELİ”
“Yeni Merkez Hakem Kurulu için Alman modeli ne zaman devreye girecek? Çalışma bitmiş.”
Evet çalışmayı tamamladık. Almanya iki yıldır uyguluyor, UEFA’dan izin almışlar. Bir şirket kuruluyor, şirketin %51’i Futbol Federasyonu’nda, %49’u Kulüpler Birliği’nde oluyor. 51 olması da UEFA’nın talebi. Buraya bir yönetim kurulu atanıyor. 5 kişiyse 3’ü federasyondan, 2’si Kulüpler Birliği’nden. Bunlar ne yönetim kurulu olacak ne de başkan olacak. Profesyonel olarak çalışacaklar. O yöneticiler MHK’yi atayacaklar. Biz izin verip statüyü değiştireceğiz.
“YABANCI GÖZLEMCİ İLE SAHADAKİNİN NOTLARI UYUMLU”
Kararı MHK ile birlikte verdik. Zaten sezon başından bu yana en büyük şikâyet VAR hakemlerindendi. İki hafta oldu başlayalı. Kararı 7 hafta için almıştık. Bazı eleştirmenlere bakıyorum “Bunlar FIFA hakemi değil” falan diyorlar. Kimse en iyi hakemini size vermez. Ama biz büyük bir mücadele örneği göstererek en iyi hakemleri seçmeye çalıştık. Kamuoyuna çok yansımadı ama kulüplerin de şöyle bir şikâyeti vardı, ‘Hakemler emekli oluyor onları gözlemci yapıyorsunuz, onlar da sahadaki hakemler arkadaşları, akrabaları olduğu için değerlendirirken pozitif yaklaşıyorlar.’ Milli aradan sonra yaptığımız yeniliklerden biri de gözlemci sayısını ikiye çıkardık. Biri saha diğeri televizyon gözlemcisiydi. TV gözlemcisini yabancı gözlemci yaptık. 10 maçın tamamının TV gözlemcisi yabancı ve hepsi de çok iyi isimler. Yüzde 80-90 puanlar birbiriyle destekli. Gözlemciler maçı canlı seyretmiyorlar. Maç bitince link gönderiyoruz. Amaç ne? Tekrar tekrar oynatıp, detaylı inceliyorlar.
“PARA DÜŞÜK KULÜPLER HAKLI”
“Spor Toto gelirlerinin düşüklüğünden şikayet ediliyor, gündeminizde bunu düzeltmek var mı?”
O konuda kulüpler haklılar. 7 yıldan beri özellikle Süper Lig kulüpleri 4.5 milyon lira civarında bir rakam alıyorlar. Doğru bir şey değil. Ben inceledim bu 7 yılda asgari ücret yaklaşık 10 kat artmış, enflasyon 10 kat artmış. Bu rakamın da günün bedellerine getirilmesi gerek. Sayın Bakan ile konuştuk. Önümüzdeki yıl için düzenleme yapılacağını söyledi.
“FAHİŞ FİYATA NEDEN OLANLARA VE FIRSATÇILARA TAVİZ VERMEYECEĞİZ”
Toplantıda konuşan Ticaret Bakanı Ömer Bolat, “Cumhurbaşkanımızın liderliğinde; bir yandan meydana gelen bölgesel krizleri yönetmeye çalışırken, diğer yandan ekonomik yol haritamız olan OVP’yi titizlikle uyguluyoruz. Ülkemizin güven inşa etmek için gösterdiği tüm gayretleri boşa çıkarmak için uğraşan, didinen kimseler her zamanki gibi iş başındadır. 21 yılda yıllık yüzde 5,4 ve son 14 çeyrektir büyüyen bir ekonomiyi, rekorlar kıran ihracatı, azalan dış ticaret açığı ve azalan cari işlemler açığını kabullenemiyorlar. Fakat tüm bunlar bizim kararlılığımızın önüne geçemez. Biz bugünü sağlam inşa etmek ve geleceği doğru şekillendirmekle mükellefiz. Esnafımızı, girişimcilerimizi, üreticilerimizi, tüketicilerimizi ve emeklilerimizi desteklemeye devam edeceğiz. Daha zam haberi duyulmadan, gündeme alınmadan fiyatları artıranlar da maalesef oluyor. Ticaret Bakanlığı ve bazı durumlarda diğer bakanlıklardan ekiplerimiz sürekli sahada denetim halindedir. Bu konuda taviz vermeyeceğiz, fırsatçılara, stokçulara, tamahkarlığa, karaborsa zihniyetine izin vermeyeceğiz” dedi.
“ESNAF VE SANATKÂRLARIMIZIN EKONOMİNİN CAN DAMARI OLARAK HİZMET ETMEKTEDİRLER”
Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu ve ilgili birlikler ile meslek odalarının Türkiye ekonomisinin ve ticaretinin gidişatında birer kutup yıldızı olduğunu vurgulayan Bolat, “Özellikle zor zamanlarda esnaf ve sanatkârlarımızın rehberi olan bu yapılar, sürdürülebilir kalkınma ve yerel ekonominin can damarı olarak hizmet etmektedirler. Bu yüzden, esnaf ve sanatkârlarımızı, bakkal ve bayilerimizi sadece ticari faaliyetlere katkıda bulunan girişimciler olarak değil, aynı zamanda ülkemizin en ücra köşelerine kadar ulaşan toplumsal hafıza ve dayanışma noktaları olarak da değerlendiriyoruz. Ticaret Bakanlığı olarak, yaklaşık 2 milyon 200 bin esnaf ve sanatkârımıza hizmet vermekle birlikte, görev alanımızda 3000’e yakın esnaf meslek odası, 82 birlik, 13 federasyon ve konfederasyon yer alıyor” diye konuştu.
Konuşmasında ülke genelinde 142 bini aşan esnaf sayısı ile bakkallık, bayilik ve büfecilik gibi meslek kollarının yer aldığını belirten Bolat, meslek odası başkanlarının, illerdeki en kalabalık meslek gruplarının temsilcileri arasında bulunmaları nedeniyle, bu toplantıya ayrıca önem verdiklerini söyledi. Bakan Bolat konuşmasından sonra katılımcılara ve basın mensuplarına ekonomik ve ticari verilere ilişkin sunum yaptı.
Bakan Bolat’ın konuşması ve sunumundan önce katılımcılara seslenen Bendevi Palandöken, “Ülkede en önemli mesele gıda. Gıda fiyatlarının artmasının önü alınamıyor. Yaz geliyor. Bu nedenle sebze ve meyvede fiyatlar düşecek gibi gözüküyor. Bu eğilimle inşallah temenni ediyorum ki sıkı bir denetimle gıda fiyatlarının artmasının önüne geçilir. Ekmekde ki fiyatın yükselmemesi ile ilgili elimizden gelen gayreti sarf ediyoruz. Her 50 metrede fırın var. Ekmek yönetmeliğine uyulmuyor. Önceden kasaplar tavuk satamazdı. Şimdi herkes her şeyi satıyor. Şimdi tavuğun kıyması satılıyor. Bunlar hangi nizamnameye göre satılıyor. Değerli Bakanım söylenecek söz çok” dedi.
“KOOPERATİFLERDE PİYASA ÜRÜNLERİ SATILMAMALI”
Her şeyin bol olduğu Türkiye’de fiyatları ayarlayamamanın sıkıntısını yaşadıklarını ifade eden Palandöken, “Eti ithal ediyorsun ama fiyat düşüremiyorsun. Kooperatif kuruluyor. Devletin elindeki ürünlerini satan bir durumdur. En azından zincirlere karşı diğer özel marketlere karşı mücadele eden bir yapı olmalı. Türk Şeker, Et Balık Kurumu Fiskobirlik gibi kooperatifler. Ama maalesef o marketlerde incik boncuk satılıyor. Sen Tarım Kredi Kooperatifisin. Tarım ürünleri satmalısın. Piyasa ürünlerini satılmamalı kooperatiflerde” ifadelerini kullandı.
]]>ASELSAN olarak denizin derinliklerinden uzayın derinliklerine kadar her alanda her platforma kritik sistemler geliştirdiklerini belirten Akyol, “Bir taraftan da sivil dünyaya da hizmet etmeye çalışıyoruz. 2023 çok önemli başarılarla geçti. 2024 yılına da milletimizin beklediği önemli projelerde güzel gelişmeler katederek girdik.” diye konuştu.

“ASELFLIR-500 RAKİPLERINE ORANLA YÜZDE 30 DAHA İYİ PERFORMANS GÖSTERİYOR”
Akyol, İHA kameralarına Kanada tarafından uygulanan ambargoları anımsatarak, “O dönem Savunma Sanayii Başkanlığımızın liderliğinde bir geliştirme projesi başlattık. Önce ambargoyu bertaraf edecek bir kamera yapmak daha da ötesinde dünyada bu alandaki en iyi kamerayı da yapabilmek üzere yola çıkmıştık. Geldiğimiz noktada İHA kameramız ASELFLIR-500’ü tamamladık. Artık operasyonel olarak Silahlı Kuvvetlerimizin kullanımına da girdi.” ifadelerini kullandı.
ASELFLIR-500’ün rakiplerine oranla yüzde 30 daha iyi performans sergilediğine dikkati çeken Akyol, kameranın lazer işaretlemedeki başarısıyla da güdümlü mühimmatların daha hassas vuruş kabiliyeti kazanmasını sağlamış olduğunu vurguladı.
Akyol, “Bugün gururla şunu söyleyebiliriz; bu kamera artık gökyüzünün yıldızları SİHA’larımızın dünyadaki en nitelikli kamerası olarak hem Silahlı Kuvvetlerimizin hizmetine girmiş hem seri üretim safhasında önemli bir aşama katetmiş hem de artık dost ve müttefik ülkelere ihraç edilebilecek bir noktaya gelmiştir.” şeklinde konuştu.
Hava savunmada alçak, orta, yüksek irtifa olarak katmanlı bir mimari olduğunu belirten Akyol, Türkiye’nin yaptığı yatırımlarla artık uçtan uca katmanlı hava savunmayı tamamlama noktasına geldiğinin altını çizdi.
Akyol, ASELSAN’ın alçak irtifada KORKUT sistemi olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kendisine yönelen dron, seyir füzesi ve benzeri tüm tehditleri parçacıklı mühimmatlarla önce tespit edip sonra onları engellemeye dayalı bir teknoloji. Bu envantere kazandırdığımız ve seri üretimini devam ettirdiğimiz bir sistem. Bunun bir üstünde HİSAR-A diye isimlendirdiğimiz bu sefer biraz daha irtifanın arttığı artık füzelerin devreye girdiği bir sistem var. Burada da Roketsan ile güzel bir işbirliğimiz var. Füzeleri onlar bize sağlıyorlar, biz de bütün sistemi bir araya getirerek alçak irtifalı HİSAR-A’yı tamamlayıp envantere kazandırdık.
Bir üstünde de HİSAR-O’muz var. Orta menzilde. Bunun da envantere kazandırıldığını ve seri üretime devam edildiğini söyleyebilirim. Şimdi de uzun menzilli hava savunma sistemimiz SİPER’i Türk Silahlı Kuvvetlerimizin envanterine kazandırıyoruz. Böylece çok alçak irtifadan yüksek irtifaya kadar katmanlı hava savunmasını 2024 yılında tamamlamış oluyoruz.”

“TÜRKIYE DÜNYADAKI SAYILI ÜLKELERDEN BIRI HALINE GELECEK”
Hava savunmasının mobilitesinin de önemli olduğunun altını çizen Akyol, bu anlamda hibrit hava savunma olarak adlandırdıkları GÜRZ sistemini de birkaç yıl içinde envantere kazandıracaklarını söyledi.
Akyol, “Böylece hem irtifa bazında bütün katmanları hem de fonksiyon bazında değişik fonksiyonları da envantere almış ve hava savunma alanında çözüm sağlayabilen dünyada belki 5-6 ülkeden biri haline gelmiş olacağımızı da söyleyebilirim.” dedi.
Bu yıl gemilerin muhasım denizaltıların çok uzak mesafelerden tespit edilmesini sağlayan düşük frekans aktif sonar DÜFAS’ı tamamladıklarını anımsatan Akyol, EYP ve mayın ile mücadele kapsamında da YENER sistemini bu sene tamamlayıp Türk Silahlı Kuvvetlerine teslim ettiklerini anlattı.
kyol, TOLUN mühimmatını tamamladıklarını söyleyerek, “Aynı anda bir uçaktan 8 tane atılabilmesi, bir motoru olmadığı için çok maliyet etkin bir mühimmat olması ve motoru olmadığı halde süzülerek 100 kilometreden fazla bir menzile gidebilmesi üç tane stratejik konu olarak ön plana çıkıyor.” şeklinde konuştu.
Gelecek planlamaları ile ilgili bilgi veren Akyol, giderek artan dron tehditlerini engellemek için dronları radyo dalgası yayarak durdurabilen bir teknoloji üzerine çalışmalarına devam ettiklerini söyledi.
ASELSAN’ın lazer silahı GÖKBERK’ten bahseden Akyol, lazerin kaynağını da yerli olarak geliştirdiklerini vurguladı. Akyol, otonominin, üzerinde çalıştıkları önemli başlıklardan olduğunu aktararak, “Deringöz isminde yeni bir ürün üzerine çalışıyoruz. Geçtiğimiz günlerde ilk dalışını yaptık. Yapay zeka destekli otonom sürüş algoritmalarına sahip. Denizin altına 600 metreye kadar dalabilen sonarları olan, su altında haberleşme ve su altında keşif gözetleme kabiliyetine sahip bir ürün.” diye konuştu.
ASELSAN’DAN 400 MILYON DOLARLIK YATIRIM
ASELSAN’ın Ankara’da 400 milyon dolarlık yeni bir yatırıma başladığının altını çizen Akyol, yatırımla beraber binin üzerinde ilave nitelikli istihdamı Türkiye’ye kazandıracaklarını anlattı.
“BÜTÜN ÇALIŞMALARDA YAPAY ZEKA ROBOTLARINI KULLANIR DURUMA GELDIK”
Ahmet Akyol, ASELSAN’ın geliştirdiği bütün ürünlerde ve sistemlerde yapay zeka fonksiyonunun mutlaka bir gereksinim olarak konulmasını iç işleyişlerine dahil ettiklerini belirterek, ürünlerde yapay zekayı etkin kullanmanın öncelikleri olduğunu söyledi.
Karar vericilerin yapay zeka destekli algoritmalarla işini kolaylaştırmak ve büyük veriyi işlemek üzere komuta kontrol sistemlerinde yapay zekayı etkin olarak kullandıklarını aktaran Akyol, “Gerek insansız kara, deniz araçlarında gerek otonominin olduğu diğer sistemlerde yapay zeka destekli algoritmalarla burada fark yaratmaya çalışıyoruz. ASELSAN içerisindeki bütün çalışmalarda yapay zeka robotlarını kullanır duruma geldik. Bunu içerideki süreçlerimizde adım adım yaygınlaştırıyoruz.” dedi.
Akyol, çip teknolojisinin çok kritik olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Çip teknolojisinin askeri ve sivil boyutu var. Bizim açımızdan askeri boyutunda bağımsızlık stratejik öncelik. Bu amaçla Bilkent Üniversitesi ile ortak bir şirketimiz var. Yine ASELSAN’ın İstanbul’da MKR-IC ve TÜYAR isimli iki ayrı çipe odaklanmış alt şirketi var. Bu üç alt şirketle ve kendi bünyemizdeki çip tasarım ekiplerimizle buraya önemli miktarda kaynak ve yatırım yapıyoruz. Özellikle radar ve elektronik harpte kullanılan son derece stratejik olan galyum nitratta, transistör seviyesinde millileştirmeyi tamamladık.
Bir radarda yaklaşık 1000’den fazla çip bulunuyor. Bu çipleri kendimiz tasarlıyoruz. 2024 itibarıyla bu çipleri Ankara’da seri üretebilme imkanına kavuştuk. Alt transistörlerini Bilkent Üniversitesi ile ortak şirketimizde, üstündeki çip seviyesi üretimleri de ASELSAN’da çoklu adetlerde yapabilecek duruma geldik. Binlerce çipi seri ürettiğimizi söyleyebilirim. Bu, askeri alandaki bağımsızlığımız açısından önemli.”
“TÜRKİYE’NİN İHRACAT BAŞARISINA ÖNEMLİ BİR KATKI SUNUYORUZ”
Akyol, kuantum alanında da bir dizi proje yürüttüklerini ifade ederek, kuantumun bir taraftan radar, lidar boyutuna, diğer taraftan da kuantum anahtar dağıtım sistemleri, kuantum kriptoloji konusuna yatırım yaptıklarını söyledi.
TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi ile kurdukları KUANTAL laboratuvarına değinen Akyol, “Gebze Teknik Üniversitesi ile de kuantum alanında işbirliğimiz var. Normalde radar sinyalini göndererek radarda tespit imkanı varken, kuantum foton kaynaklarıyla bir radar yapılabilmesi bir teori şu anda. Teori aşamasındayken biz buna yatırım yapıyoruz. Bunu çok erken safhada Türkiye’ye kazandırmak istiyoruz. Başarılı aşamalar sağlandı ama bu uzun bir yolculuk.” diye konuştu.
Akyol, güvenli haberleşmede kuantum sistemleri çıktığında kuantum anahtar dağıtımının önemli bir konu haline geleceğine işaret ederek, “Konvansiyonel sistemlerin yaptığı kriptolojinin kuantum bilgisayarlarıyla bertaraf edilmesi çok kolay. Dolayısıyla burada kuantuma dayanıklı algoritmalar, kriptoloji önemli bir konu haline geliyor.” dedi.
Yurt dışından bilim adamlarının, çalışanların Türkiye’ye dönüşü için “Next Big Move to Türkiye” programları olduğuna değinen Akyol, “Her yıl çağrılara çıkıyoruz. 2023 yılında 27 arkadaşımızı ASELSAN’a döndürdük. Türk milletine gurur veren, Türk devletine güç veren ve mühendislerimize heyecan veren bu çalışmalara arkadaşlarımız katılmaktan gurur duyuyorlar.” ifadesini kullandı.
“ÜRÜN IHRAÇ ETTIĞIMIZ ÜLKE SAYISINI 86’YA ÇIKARDIK”
Akyol, 2023’te yeni ihracat sözleşmeleri açısından kendi iç rekorlarını kırdıklarını dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“2023’te 601 milyon dolarlık yeni ihracat sözleşmesini, 30 farklı ülkeyle imzalamış olduk. İlk defa geçen yıl 16 yeni ürünü ihraç etme başarısına ulaştık. Ürün ihraç ettiğimiz ülke sayısını 86’ya çıkardık. ASELSAN’ın bu yıl yeni ihracat sözleşmeleri açısından 1 milyar dolara yaklaşma hedefi var. Sözleşmelerin hacimleri artırıyor ve dolayısıyla ihracat tutarı da artacak. Türkiye’nin ihracat başarısına önemli bir katkı sunuyoruz. Doğrudan satışları artırmak için de ekiplerimiz dünyanın dört bir yanında.
16 noktada dünyanın çeşitli yerlerinde ofislerimiz var. Geçen yıl Şili’de büyük rakiplere karşı tank modernizasyon ihalesi kazandık. Şili’deki ofisimizi açacağız. Yeni ofisler planladık. Yeni ofislerle ilgili önümüzdeki dönem Özbekistan, Umman var, Endonezya, Nijerya gelebilir. NATO’ya ihracat için de özel birim kurduk. Bu, yüksek standartta ihracat yapabilme kabiliyetinizi gösteriyor. Bütün NATO unsurlarıyla çalışıyoruz ve burada da önemli bir gelişmeyi bekliyoruz.”
“Sağlıkta, kent güvenliğinde, sivil güvenlik alanında, enerjide ve ulaşımda ürünlerimiz var”
Ahmet Akyol, Körfez ülkelerinin, coğrafi ve kültürel yakınlık ile pazar büyüklüğü açısından stratejik öncelikleri arasında olduğunu aktararak, ASELSAN’ın Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Umman ve diğer bölge ülkelerinde geçmiş dönemde başarılı çalışmalarının olduğunu hatırlattı.
Körfezdeki ofisleri tekrar canlandırdıklarını ve olmayanları eklediklerini anlatan Akyol, “Temaslar, toplantılar adım adım devam ediyor ve sözleşmeler yavaş yavaş başladı. Geçtiğimiz aylarda Abu Dabi ofisimizi açtık. Katar’da 30’dan fazla çalışanımız var. Suudi Arabistan’da zaten ofisimiz vardı, biraz büyüttük. Belki Umman’ı ekleyeceğiz yakında. Ürdün’de fabrikamız var.” diye konuştu.
Akyol, askeri teknolojilerdeki yetkinliklerinin sivil alanlara da aktarılmasının ASELSAN’ın temel misyonlarından biri olduğuna dikkati çekerek, şu değerlendirmede bulundu:
“Bu hem Türkiye’deki kritik alanlarda millileşmeyi sağlayacağı gibi ASELSAN’ın büyümesine de ciddi katkı sağlayacak bir alan. Sağlıkta, kent güvenliğinde, sivil güvenlik alanında, enerjide ve ulaşımda ürünlerimiz var. Yeni çıkardığımız mobil röntgen cihazını Hacettepe Üniversitesi’nde envantere aldık. Bu alanda geçtiğimiz dönemde ventilatörler üretmiştik, 6 binden fazla satışı oldu. Ani kalp durmalarına karşı müdahale cihazını ürettik, satışı 10 bin 500’ü geçti, ihracatı da oluyor. Sağlık alanında önemli bir boşluğu doldurmayı hedefliyoruz.
Bir başka alan ise ulaşım. İstanbul’da bizim mühendislerimizin geliştirdiği yüzde 100 milli sinyalizasyon sistemi kullanılıyor. Bir taraftan metro sinyalizasyon yaparken bir taraftan da Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryollarının tren setlerini akıllı hale getirip bu sinyalizasyonla birleştiriyoruz. COBALT isimli yazılımımızla da bu sistemi uçtan uca yönetiyoruz. Kendi sinyalizasyon sistemimizi yapabilen dünyada 5 ülkeden 1’i olduk.”

“İSTANBUL’DA BU YIL ASELSAN GIRIŞIMCILIK MERKEZI’NI AÇACAĞIZ”
Türkiye’nin bütün il ve ilçelerinde yaklaşık 200 bin kameralık bir kent güvenlik sistemlerinin kullanımda olduğunu dile getiren Akyol, “Jandarmamız ve emniyetimiz bunu kullanıyor. Sadece kamera değil, bunun arkasındaki bütün görüntü işleme algoritmaları, yapay zeka destekli sistemler, analizler, uçtan uca büyük verinin entegrasyonu dahil kullanılıyor. Bunu biraz daha uca yaymak için polis ve jandarmamızın yaka kameralarını da yaptık. Görev sahalarında bunu yaygınlaştırıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığına bu alanda bize yol açtıkları için teşekkür etmek isterim.” ifadelerini kullandı.
Akyol, ASELSAN’ın her yıl etrafındaki ekosistemle birlikte büyüdüğünü belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu ekosistemde bugün itibarıyla 3 bin 400 yerli paydaş bulunuyor. Girişimciliği çok kritik görüyoruz. İstanbul’da bu yıl ASELSAN Girişimcilik Merkezi’ni açacağız. Çalışmalarımız bitmek üzere. Sadece mevcut tedarik ekosistemindeki firmalara değil, bizim bir ihtiyacımız olduğunda bunu bir girişim üzerinden yapmayı bir model olarak tasarladık. Türkiye’nin değişik yerlerinde 17 alt iştirakimiz var.
ASELSAN’ın Konya’da silah ve uzak komuta silah sistemleri üzerine devasa bir tesisi var. Sivas’ta optik tesisimiz var. Bu sene de Malatya’yı açtık, içinin kurulumu yapılıyor, nisan, mayıs ayında üretim başlayacak. Adıyaman’da TUSAŞ, ASELSAN, Roketsan bir araya gelerek konnektör kablo alanında bir fabrikayı tesis ediyoruz. Bir taraftan Anadolu’daki ekosisteme can vermek, bir taraftan yüksek teknolojide odaklanma sağlamak, bazen de ticari olarak bir alanın daha özel geliştirilmesini sağlamak gibi yurt içinde ve zaman zaman yurt dışında iştirak çalışmalarımız var.”
2002 yılı sonunda bölünmüş yol seferberliğiyle önemli mesafeler kat ettiklerini belirten Uraloğlu, “Bölünmüş yol ağımız 22 yıl önce 6 bin 101 km uzunluğunda ve sadece 6 ilimizi birbirine bağlıyordu. Bugün bölünmüş yol ağımız toplam 29 bin 405 km’ye çıktı, 77 ilimiz bölünmüş yollarla birbirine bağlandı.” şeklinde konuştu. Uraloğlu, Kamu harcamalarında tasarruf ilkesini gözden kaçırmayacaklarını belirterek, “Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kamu kaynaklarının efektif kullanımı konusunda azami dikkati göstermenizi özellikle istirham ediyorum.” dedi.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Karayolları Genel Müdürlüğü 74. Bölge Müdürleri toplantısında konuştu. Karayolları Bölge Müdürleri Toplantılarının yol haritası belirlemede bir Karayolculuk geleneği olduğunun altını çizen Uraloğlu, “Tam 34 yıl kesintisiz olarak hizmet verdiğim Karayolları Teşkilatının bu toplantılarına daha önce bölge müdürü ve genel müdür olarak katılmıştım. Bu toplantılarda ilk kez bakan olarak yer alıyorum. Bugün sizlerle yine aynı heyecanı, aynı idealleri paylaşıyorum. Bir karayolcu olarak aranızda bulunmaktan büyük mutluluk duyuyorum.” dedi.
Karayolları Genel Müdürlüğünün, her mensubunun daima işini daha iyi yapmanın, geleceğin ihtiyaçlarını planlayarak yüksek hizmet standardını getirmenin gayreti içerisinde olduğunun altını çizen Uraloğlu, “Karayolu yatırımlarıyla her bölgenin erişim ağını yükselterek rekabetçi bir konuma gelmesinde de kaldıraç görevi görmüştür. Bu noktada Bölge Müdürleri Toplantıları da bizlere; birbirimizle olan bağlarımızı güçlendirmek, deneyimlerimizi paylaşmak ve Karayolları Teşkilatımızın hedeflerini belirlemek adına çok önemli bir fırsat sunuyor. Sizler de çok iyi biliyorsunuz ki coğrafi konumu itibarıyla stratejik öneme sahip ülkemizin; uluslararası alanda siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel yönden avantajlarını koruması ve ona göre stratejiler oluşturması şarttır.” diye konuştu.
“22 YILLIK ESER VE HIZMET SIYASETIMIZIN LOKOMOTIFI OLDU”
Güçlü bir toplumun en temel ihtiyacı olan ulaşım altyapısının, küresel etkileşimin sürekli olarak arttığı günlerde, giderek daha fazla önem kazandığını vurgulayan Uraloğlu, “Dolayısıyla bizlere medeniyet yolunu açan, dünya ile entegre olmamızı, ulaşım ve erişimde söz sahibi olmamızı sağlayan Karayolları Genel Müdürlüğü’müzdür. Bu güzide kurum, 85 milyon vatandaşımıza dokunduğumuz 22 yıllık eser ve hizmet siyasetimizin de lokomotifi olmuştur.” şeklinde konuştu.

“BÖLÜNMÜŞ YOL AĞIMIZI 29 BIN 405 KILOMETREYE ÇIKARDIK”
2002 yılı sonunda Acil Eylem Planı kapsamında başlatılan bölünmüş yol seferberliğiyle önemli mesafeler kat ettiklerini belirten Uraloğlu, “Bölünmüş yol ağımız 22 yıl önce 6 bin 101 km uzunluğunda ve sadece 6 ilimizi birbirine bağlıyordu. Bugün bölünmüş yol ağımız toplam 29 bin 405 km’ye çıktı, 77 ilimiz bölünmüş yollarla birbirine bağlandı. Bölünmüş yollarımız; toplam yol ağının yaklaşık yüzde 43’ünü oluşturmakla birlikte tüm yol ağında hareket eden trafiğin yüzde 83’üne hizmet vermektedir. Bu nedenle güvenli ve konforlu ulaşım için kritik önemdedir. Yıllar itibariyle karayollarımızda seyreden araç sayısı artarken, bölünmüş yollarımızdaki hızımızı iki katından fazla yükselttik, seyahat süresini yarı yarıya azalttık. Bu sayede iş gücü ve akaryakıt tasarruflarıyla ülke ekonomisine katkı sağladık.” dedi.
“OTOYOL AĞIMIZI 3 BIN 726 KILOMETREYE ULAŞTIRDIK”
Son 22 yılda 3 bin 920 adet köprü inşa ederek, Türkiye’de toplam köprü uzunluğunu 777 kilometreye ulaştırdıklarının altını çizen Uraloğlu, “Coğrafyamızın sarp noktalarını tüneller, köprüler ve viyadüklerle birbirine bağladık. Tünel uzunluğumuzu ise 14 kat artırarak, 753 kilometreye çıkardık. Geçit vermez denilen dağları tünel konforuyla geçtik. Denizlerin ayırdığı kıtaları köprülerle birleştirdik. Kamunun tecrübesini özel sektör dinamizmi ve uluslararası finans kuruluşlarının mali desteğiyle bir araya getirerek risk paylaşımı sağladık. 2003 öncesi 1.714 km olan otoyol ağımızı 2 bin 12 kilometre artırarak 3 bin 726 kilometreye ulaştırdık.”
“OTOYOLLARI AĞIMIZI GENIŞLETTIK”
İleri teknoloji gerektiren büyük ölçekli projelerle ulaşım altyapısını çağın ilerisine taşıdıklarını vurgulayan Uraloğlu, “Marmara Ringinin önemli bir parçası olan Kuzey Marmara Otoyolu ile Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü hayata geçirdik. İstanbul ile Türkiye’nin diğer büyük sanayi kentlerini yakınlaştıran İstanbul-İzmir Otoyolu ile Osmangazi Köprüsü’nü, Malkara-Çanakkale Otoyolu ve 1915 Çanakkale Köprüsü’nü, Ankara-Niğde Otoyolu, Menemen-Aliağa-Çandarlı Otoyolu ve son olarak Aydın-Denizli Otoyolu’nun bir bölümünü tamamlayarak otoyolları ağımızı genişlettik.” açıklamasında bulundu.
“ÇITAYI EN TEPEYE ÇIKARDIK”
Aydın-Denizli Otoyolu’nun kalan bölümünü bu yıl bitirerek, devamında yapmayı planladıkları Denizli-Burdur ve Burdur-Antalya Otoyolları ile Avrupa’dan Akdeniz’e uzanacak otoyol ağını da tamamlayacaklarını vurgulayan Uraloğlu, “Türkiye yüzyılı vizyonuna yakışan projeler ile çıtayı en tepeye çıkardık. Son dönemde inşa edilen önemli projelerimiz pek çok uluslararası ödülün sahibi oldu. Son olarak Zigana Tüneli ve Eğiste Hadimi Viyadüğü de ödüllü projeler vitrinimizdeki yerini aldı. Mühim başarılar elde eden projelerimiz gösteriyor ki ülkemiz mühendislik alanında dünyanın önde gelen ülkeleri arasında ve alınan ödüller de bunun tescilidir.” diye konuştu.

“TÜRK İNŞAAT FIRMALARININ BAŞARILARI GURUR VERICIDIR”
Türk Müteahhitlerinin yüklenici oldukları nice büyük projelerin yapımı sırasında kazanmış oldukları deneyimleri sayesinde Türkiye’de hayata geçen diğer yeni projelerin de kısa zamanda ve başarılı bir şekilde inşa edilmesine fayda sağladıklarını belirten Bakan Uraloğlu, “Hatta bugün Türk müteahhitlik firmalarının hem yurtiçi hem yurt dışında inşa ettiği yapılar, Ülkemizi dünyaya mühendislik ihraç edecek seviyeye yükseltti. Bugün Avrupa’dan Afrika’ya, Türk Cumhuriyetlerinden Arap Yarımadasına birçok ülkede Türk müteahhitleri tarafından inşa edilen yolları, havalimanlarını, metro hatlarını görüyoruz. Türk inşaat firmalarının bu başarıları hem ülkemiz hem de milletimiz adına gurur vericidir.” dedi.
“ZENGEZUR KORIDORUYLA, TÜRKIYE ILE ORTA ASYA ARASINDA YENI BIR BAĞLANTI KURACAĞIZ”
Uluslararası standartta yol ağıyla kuzeyi-güneye, doğuyu-batıya bağladıklarını anımsatan Uraloğlu, “Türkiye’nin yeni İpek Yolu olacak Kalkınma Yolu Projesi ve Zengezur Koridoru kapsamında planlanan kara ve demir yolları için çalışmalarımızı başlattık. Hindistan, Doğu Asya ve Basra Körfezi üzerinden Irak’a gelecek yükleri, demiryolu ve karayolu bağlantısıyla Avrupa’ya ulaştıracak projelerin geniş bir coğrafyaya fayda sağlayacağını öngörüyoruz. Kalkınma Yolu Projesinin 1.923 kilometrelik karayolu koridoru için 1.592 kilometrelik yolumuz mevcut durumda. Şanlıurfa-Ovaköy arasındaki 331 kilometrelik yeni otoyol yatırımını da planladık. Türkiye ile Azerbaycan arasında doğrudan demiryolu ve karayolu ulaşımı sağlayacak Zengezur Koridoruyla da Türkiye ile Orta Asya arasında yeni bir bağlantı kurmuş olacağız. Görüldüğü üzere Türkiye’nin sadece kendi içinde değil dünyaya entegre olduğu uluslararası ulaşımına öncelik veriyoruz. Karayolu koridorlarımızda bu ağın önemli bir parçası. Her birini tamamlayan ve geliştiren yeni lojistik koridorlar oluşturarak eksik bölümlerimizi hızla tamamlıyoruz.” açıklamasında bulundu.
“BÖLÜNMÜŞ YOL AĞINI 38 BIN 60 KILOMETREYE ÇIKARACAĞIZ”
Küresel eğilimleri dikkate alarak ulaştırma politikalarını planlayıp yatırımlara dönüştürerek, Türkiye’nin kalkınmasına destek olmak için çalıştıklarını belirten Uraloğlu, “Bu doğrultuda, 2053 yılına kadar öngördüğümüz Ulaştırma ve Lojistik Ana Planı’nı hazırladık. Gelecek planımızın gereği olarak 2053 yılına kadar bölünmüş yol ağını 38 bin 60 kilometreye yükseltmeyi hedefliyoruz. Geleceğin ulaşım sistemlerinde entegrasyonu merkeze koyarak bizleri daha ileriye taşıyacak proaktif politikalarımızla yeni bir ulaşım çağı başlatıyoruz.
“YENI ÇAĞIN ODAK NOKTASI AKILLI ULAŞIM SISTEMLERI”
Bu yeni çağın odağında Akıllı Ulaşım Sistemleri bulunduğunu ifade eden Uraloğlu, “Hızla gelişen otonom araç, araç-araç, araç-altyapı haberleşme teknolojileri gibi yeni nesil teknolojilerin takibi amacıyla, ülkemiz için bu alanda ilk örnek çalışma olacak Kooperatif Akıllı Ulaşım Sistemleri (K-AUS) Uygulama Koridorunun kurulması için Bakanlık olarak çalışmalara başladık. İstanbul’da Hasdal ve İstanbul Havalimanı arasında kurulacak koridor ile kazaların ve trafik sıkışıklığının azaltılması, trafik güvenliğinin sağlanması, yakıt tüketimi ve çevresel olumsuz etkilerin azaltılmasını amaçlıyoruz. Karayolları Genel Müdürlüğü’nün akıllı ulaşım sistemlerinden azami ölçüde faydalanması gerektiğini ve buna yönelik yatırımlarını arttırması gerektiğine inanıyorum.” ifadelerini kullandı.
“ANA TEMA, BİRBİRİYLE ENTEGRE OLMUŞ ULAŞIM SİSTEMLERİDİR”
Türkiye’nin sahip olduğu coğrafi yapı itibariyle mevcut bulunan ulaşım modları arasında gerek ulaşım ağı ve gerekse teknolojik bakımdan uyum sağlamanın, zaruri olduğunun altını çizen Uraloğlu, “Biliyorsunuz ki son 22 yıldır yapmış olduğumuz tüm ulaşım projelerinin ana teması, birbiriyle entegre olmuş ulaşım sistemleridir. Hayata geçirdiğimiz imalatların tamamlayıcı olması gerekir. Yapımları devam etmekte olan projeleri biran evvel tamamlamalıyız. Öncelikle yeni BSK yapmak yerine mutlaka eksik aşınmaların ve BSK onarımlarının yapılmasının doğru olduğunu unutmamalıyız. Ve elbette tüm çalışmalarımızda kaliteliden asla ödün vermeyeceğiz. Yapım sırasında gerçekleştirilecek her türlü kontrol, yapım metotları, taraflar arasında olması gereken diyaloglar ve bilgi akışı, geçici ve kesin kabul kriterleri gibi konularda son derece titiz olacağız. İnşa ettiğimiz yollara hem canlarımızı hem de malımızı emanet ettiğimizi asla aklımızdan çıkarmayacağız.” dedi.
“YOL SAYESİNDE YATIRIM GELİR”
Türkiye’nin göstermiş olduğu bu ekonomik başarılarda hiç şüphesiz ulaşım ve iletişim alanında gerçekleştirilen yatırımların etkisinin tartışılmaz olduğunu söyleyen Uraloğlu, “Ulaştırmaya yapılan yatırımlar aslında üretim yeteneği olan bölgelerimizin ürettiklerini hem yurtiçi hem yurtdışındaki alıcılara en modern en hızlı en güvenli şekilde ulaştırması yönünde ciddi katkılar sağlamaktadır. Bir ülke ekonomisinin nasıl gelişeceğine dair hiçbir bilgisi olmayan bazı kişiler tarafından bunca yol yaptınız da ne oldu?
Vatandaş yol mu yiyecek? gibi akıl dışı sözler ediliyor. Bu tür sözler asla çalışma azminizi ve şevkinizi kırmasın. Sayın Cumhurbaşkanımızın da belirttiği üzere “yol yenmez ama yol sayesinde üretim olur”. Çiftçi mahsulünü satar, turist seyahat eder. Sanayici ihracat yapar, nakliyeci malzeme taşır. Yol yenmez ama yol sayesinde yatırım gelir.” diye konuştu.
Karayollarında hayata geçirilen projeler ve başarıların birer gurur kaynağı olduğunun altını çizen Uraloğlu, “Sanayi gelişir, ülke kalkınır, ekonomi büyür, istihdam oluşur. 85 milyon vatandaşımız hem birbirine kavuşur hem de evine helal rızık götürür. Yani yol; tıpkı enerji, teknoloji, inovasyon gibi ekonominin, üretimin, sanayinin bel kemiğidir.
Bugün, Türkiye’nin her tarafında Bölgelerde, Şubelerde, Şantiyelerde görev yapan binlerce on binlerce arkadaşımızın, yüklenicimizin, altyüklenicimizin bu projelerin gerçekleştirilmesinde ciddi katkıları vardır. Bu vesileyle gece gündüz demeden çalışan siz değerli Karayolcu arkadaşlarıma; yollarımızın planlanmasından projelendirilmesine, yapımından bakımına kadar verdiğiniz emek için teşekkür etmek istiyorum.” şeklinde konuştu.
“KAMUDA TASARRUF İLKESİNİ GÖZDEN KAÇIRMAYACAĞIZ”
Bundan sonraki süreçte de başarıları sürdürerek ve daha da ileriye taşıyarak kararlı bir şekilde çalışmaya devam edeceklerini vurgulayan Bakan Uraloğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bu bağlamda hem ulusal hem de uluslararası pazar dinamiklerindeki değişime uyum sağlayan entegre, insan ve çevre odaklı, güvenli, hızlı ve konforlu bir ulaşım ağı geliştirmek ve daha güçlü bir Türkiye inşa etmek için birlikte hareket etmeye devam edeceğiz.
Bundan sonraki çalışmalarımızda da her adımı birlikte atacağımızdan, hizmet bayrağını devraldığımız noktadan çok daha ilerilere götüreceğimizden ve çalışma motivasyonunuzun yükselmesinde elimizden geleni yapacağımızdan emin olmanızı istiyorum. Çalışmalarınızda maddi ve manevi desteğimiz konusunda tereddüt yaşamayın, kaynak temini için elimizden gelen her imkânı seferber edeceğiz. Ancak, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kamuda tasarruf ilkesini gözden kaçırmayarak; kamu kaynaklarının efektif kullanımı konusunda azami dikkati göstermenizi özellikle istirham ediyorum.
2024 yılında yapılacak tüm çalışmaların bütçede ayrılan ödenekler ve yapılan planlamalar çerçevesinde olmasını istiyorum. Bu duygularla, 74’üncüsü düzenlenen Bölge Müdürleri toplantısının, bugüne kadar elde edilen tecrübeler ışığında; içinde bulunduğumuz bilgi ve iletişim çağının gereklerine uygun kararlar alınması açısından verimli geçmesini temenni ediyorum.”
Ankara’nın halihazırda yaklaşık 30 Afrika ülkesiyle Savunma Sanayii İş Birliği Anlaşması var. Bu anlaşmalar sadece savunma sanayii platformlarının satışını kapsamıyor.
Askeri çerçeve anlaşmalarıyla Türkiye ile Afrika’daki ülkeler arasında geliştirilen güvenlik ilişkileri de giderek derinleşiyor. Ortaya çıkan tabloda iki taraf için kazan-kazan ilkesiyle inşa edilen bu yeni süreç farklı dinamikleri de beraberinde getiriyor.
Gelinen noktada Afrika’daki kimi ülkelerin merkezi hükümeti, elindeki Türk SİHA’ları ile ayrılıkçı unsurlara ya da terör gruplarına operasyonlar düzenleyebiliyor. Günün sonunda Kara Kıta’da uzun yıllar sonra merkezi hükümetler ‘devletin gücünü’ bir şekilde Türk hava araçları vasıtasıyla göstermiş oluyor.
Savunma Sanayii Araştırmacısı Ahmet Alemdar ile Türkiye’nin Afrika’daki bu yansımasını ve sürecin detaylarını konuştuk…

KISITLI İMKANLARLA KAPSAMLI ÇÖZÜM ARAYIŞI
Afrika genelinde artan ve çeşitlenen güvenlik tehditleri haliyle ülkelerin savunma harcamalarında artışa gitmelerine sebep oldu. Alemdar, eldeki imkanların oldukça kısıtlı olduğundan bahsedip, haliyle bu tür tehditler ve risklerle mücadele için verimli bir yapı inşa edilmesi gerektiğinin altını çiziyor.
“Son dönemde Afrika ülkelerine yapılan SİHA satışlarını bu yönüyle okumak lazım” dedikten sonra bölgedeki devletlerin, yeni tedarik edilen hafif savaş uçakları ve İHA sistemleriyle bir şekilde güncel kalmaya çalıştığını kaydediyor.

KEŞİF, GÖZETLEME VE İSTİHBARAT ‘OLMAZSA OLMAZ’
Bahse konu tehditlerle mücadele noktasında teçhizat ve eğitimli personel sorunları olduğu bilgisini de paylaşıyor Alemdar. Karadan, denizden ve havadan müdahale için hem personel hem zırhlı araç ve gereçlerin ne nitelik ne de sayısal olarak yeterli olmadığına dikkat çekiyor.
İşte bu noktada Türkiye’den alınan SİHA’lar öne çıkıyor. Çünkü elinizdeki kısıtlı imkanları en verimli şekilde kullanabilmek için çok iyi bir keşif, gözetleme ve istihbarat üçgeni kurmanız gerekiyor.
Alemdar, “Tüm bunlara ek olarak bu hava araçlarının son derece hassas mühimmatları da var” diyor ve böylece anında angajman gerektiren hedeflerin etkisiz hale getirilmesinin mümkün olduğunu söylüyor

“TÜRK SİHA’LARI AFRİKA İÇİN EN İDEAL ÇÖZÜM”
Türk yapımı Bayraktar TB2 veya ANKA gibi MALE sınıfı İHA sistemlerinin Afrika ülkeleri için çok ideal çözümler oluşturduğu görüşünde Ahmet Alemdar. Sebebini sorduğumuzda şöyle yanıtlıyor:
“Uzun süre havada kalabilmeleri, faydalı yüklerinin etkinliği gibi konular bir tarafa işletme maliyetlerinin jet motorlu uçaklara kıyasla oldukça düşük olması Türk SİHA’ları öne çıkarıyor.
Kaldı ki jet motorlu uçakların pilot eğitimleri de oldukça masraflı. Bir saatlik görev uçuşu işletme maliyeti elinizdeki Türk SİHA’sının kat be kat fazlası. Tüm bunları alt alta koyduğunuzda Türk insansız hava araçları sahip oldukları yüksek teknoloji, hassas vuruş kabiliyetleri ve maliyet etkin yapılarıyla Afrika’daki tüm ülkelerin dikkatlerini üzerine çekiyor.”

DAHA ÖNCE YARDIM İSTENEN ÜLKELERDEN FAYDA SAĞLANAMADI
Sürecin askeri tarafından sonra bir başka konu başlığına geliyor Ahmet Alemdar ve Türk SİHA’larının kıta genelinde ortaya koyduğu performansın politik yansımalarına işaret ediyor.
Afrika kıtasında zayıf veyahut başarısız olarak tanımlanabilecek devletler bulunduğunu anımsatıp devam ediyor:
“Ülkelerin merkezi hükümetleri iç güvenlik ve sınır sorunlarında yetersiz kalabiliyor. Hatırlanacağı üzere bir dönem Afrika ülkelerinde bahse konu tehditlerle mücadele için ABD, Rusya ya da Fransa desteğine yoğun ilgi vardı. Uluslararası partnerlerle çözüm arayışlarına girişen ülkeler yolun sonunda maalesef sömürgecilik noktasına varan uygulamalara maruz kaldı.
Mali örneğini ele alalım… Fransızlar, ülkedeki ayrılıkçılarla mücadele için neredeyse 10 yıldır buradaydı. Çözüm gelmediği gibi merkezi hükümet de zayıfladı. Günümüzde ise bu tehditlerle mücadele için Türk SİHA’larını kullanan Mali’de merkezi hükümetin güçlendiği rapor ediliyor. Yakın zaman önce Mali Dışişleri Bakanı, ‘Türk SİHA’ları durumu değiştiriyor’ demişti.
Mali tek örnek değil… Ayrılıkçılar ve silahlı gruplarla etkin mücadelede Etiyopya örneği de gözümüzün önünde. Burada Türk SİHA’ların performansı merkezi hükümetin ciddi bir güç kazanmasını sağladı.
Son dönemde Afrika ülkelerinin TB2, Akıncı, ANKA ve Aksungur SİHA platformlarına olan ilgisi işte bu noktayı işaret ediyor. Maliyet etkin bir şekilde güvenlik tehditleri ile mücadele ve merkezi hükümetin güçlü kılınması…”

“ÜLKELERİN EKONOMILERİNE KATKISI DA ÇOK FAZLA”
Kısaca günümüzde Türk SİHA’ları hem bölgedeki sömürgecilik anlayışında hem de merkezi hükümetlerin güçlerinde değişiklik görülmesini sağlıyor. Haliyle tam bağımsız bir merkezi hükümetler tesis edilebiliyor.
Bu noktada Ahmet Alemdar, sınırların kontrolü başta olmak üzere kimi farklı başlıklarda elde edilen kazanımların aslında ülkelerin ekonomisini de olumlu anlamda etkilediğini söylüyor.
İşler kontrolden çıktığında merkezi hükümetin yasal gelirleri ve paralel olarak kaynaklarının azaldığını anlatan Alemdar, “Türk SİHA’ları hem asayiş ve denetim hem de terörle etkin mücadele kapsamında başrol oynuyor. Bu kabiliyetleri gelişen merkezi hükümetler ekonomik açıdan da rahatlıyor ve haliyle ülke kalkınma açısından olumlu bir seyir izliyor” diyerek sözlerini tamamlıyor.
Türkiye, zırhlı araç üreticilerinin geliştirdiği koruma seviyesi ve hareket kabiliyeti yüksek, muharebe sahasında kendini kanıtlamış ürünlerle bu alanda dünyadaki önde gelen ülkeler arasında ismini yazdırmayı başardı. Öyle ki Türk zırhlı araç üreticileri yurt dışındaki ihalelerin finalinde sıklıkla birbirlerine rakip olmaya başladı.
Güvenlik güçlerine teknolojinin sunduğu en iyi araçları kazandırmak isteyen 50’yi aşkın ülke Türk zırhlı araç üreticilerinin geliştirdiği 4×4, 6×6, 8×8 taktik tekerlekli araçlar ile paletli araçları tercih etti. Bu ülkeler temin ettikleri araçları kendi ihtiyaçları yanında uluslararası görevlerde de kullanıyor.

Dünyada askeri ve güvenlik anlamındaki en önemli uluslararası faaliyetlerden birini Birleşmiş Milletlerin (BM) barış operasyonları oluşturuyor.
Barışı Destekleme ve Koruma Operasyonları kavramı ilk kez 1948 yılında BM Güvenlik Konseyinin aldığı kararla, Orta Doğu’da ateşkesin muhafazası için oluşturuldu, böylece çatışmaların önlenmesi ve kriz yönetimi için önemli bir araç olarak gündeme geldi.
Aradan geçen zaman içinde, özellikle “soğuk savaş” sonrası dönemde, çatışmaların doğasında meydana gelen değişikliklere paralel olarak Barışı Destekleme ve Koruma Operasyonları’nın kapsamı, amaçları, niteliği değişti ve genişledi.
Çatışmaların önlenmesinden kalıcı barışın tesisi ve sürdürülmesine kadar uzanan geniş yelpazedeki faaliyetler, bu operasyonların içine dahil edildi. Buna bağlı olarak, askeri birliklerin yanı sıra önemli sayıda sivil personel ve polis gücü de operasyonlara katılmaya başladı.
Barışı Destekleme ve Koruma Operasyonları bugün uluslararası barış ve istikrarın korunmasında uluslararası toplumun elindeki en önemli araçlardan biri olma özelliğini koruyor.

BARIŞIN ELÇİSİ TÜRK ZIRHLILARI
BM Barış Operasyonları’na ülkeler, asker ve polis, araç, ekipman başta olmak üzere çeşitli katkılarda bulunuyor. Türkiye’den araç temin eden ülkeler de söz konusu operasyonlarda asker ve araçlarıyla yer alıyor.
Otokar tarafından üretilen yaklaşık 500 Cobra ve Cobra II aracı, BM Barış Operasyonları kapsamında UNMISS, UNISFA, MINUSCA, SAMIM, MINUSMA, MONUSCO, UNMIL, AMISOM, MINUSTAH görevlerinde Güney Sudan, Orta Afrika, Mozambik, Mali, Gambiya, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Liberya, Somali ve Haiti’de aktif olarak görev yapıyor.
Ayrıca Yemen, Afganistan, Osetya, Ukrayna, Karabağ gibi yerlerde görev yapan COBRA, COBRA II, ARMA araçları da eklendiğinde bu sayı 1000’e yaklaşıyor.
Nurol Makina tarafından üretilen araçlar da UNIFIL, MINUSMA ve MINUSCA görevlerinde kullanıldı. Çad için üretilen Ejder Yalçın 4×4 taktik tekerlekli zırhlı araçlar Mali sınırında görev yaptı. Malezya’ya ait Ejder Yalçın araçları da Lübnan’da aktif olarak kullanılıyor. Senegal’e teslim edilen bazı araçlar da Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki BM görevinde bulundu.
BM tarafından bugüne kadar üstlenilen en zorlu ve en çok kayıp verilen görev olarak tanımlanan Mali’deki BM Çok Boyutlu Entegre İstikrar Misyonu (MINUSMA), kendine özgü coğrafyası, arazisi, hava koşulları ve sık sık yaşanan terör saldırıları nedeniyle diğerlerinden ayrılıyor. Çad, BM’nin kararıyla diğer ülkelerle birlikte bölgeden çekilene kadar Mali’deki birincil korumalı hareket kabiliyetinin temel taşı olarak birkaç yıl boyunca Ejder Yalçın zırhlı araçlarına güvendi. Çok sayıda el yapımı patlayıcı ve balistik saldırıya maruz kalmalarına rağmen araçların sağladığı koruma sayesinde Çad kuvvetleri sıfır kayıp verdi.

BMC tarafından Bangladeş ordusuna teslim edilen 5 bin litrelik 24 su tankeri de sivil halkın hizmetinde kullanıldı. 4×4 yürüyüş düzenindeki araçlar her türlü arazi şartlarında görevini başarı ile yerine getirecek özellik ve donanımda üretildi.
Türk zırhlı araç üreticileri toplamda 1000’den fazla araçla BM’nin Barış Operasyonları’na katkı sağlıyor.
Bahçeli mesajında gündemdeki konulara ilişkin mesajlar verdi.
Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki belediye başkanlığı mazbata töreni sonrasında Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alan sözler sonrası bir kişinin tutuklandığı olayı işaret eden Bahçeli, “Aziz Atatürk ile Cumhurbaşkanımıza kaba ve yaralayıcı ifadeler kullanan bölücü alçaklar bu milletin evladı, Türkiye Cumhuriyeti’nin de mensubu olamazlar.” ifadelerini kullandı.
“VATANDAŞLIKTAN DERHAL ÇIKARILMALIDIR”
MHP lideri, “Türk bayrağını kabullenemeyen şerefsizlerin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından derhal çıkarılması, mallarına-mülklerine el konulması, bunun yanında DEM Parti hakkında kapatma davasının açılarak bölücü milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması, müfettiş görevlendirilmesiyle oyalanmaktan ve zamana oynamaktan vazgeçilmesi tarihe, ecdada, vatana ve millete namus borcudur.” ifadelerini kullandı.
Bahçeli’nin açıklaması şöyle:
“23 Nisan 1920 Cuma günü Ulus’taki tek katlı taş binada milli iradenin tecellisiyle beraber Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri atılmış, meşalesi yakılmıştır.
Kuran-ı Kerim tilavetleriyle, kesilen kurbanlarla, dudaklardan dökülen aminlerle, yüreklerden kopan dileklerle İlk Meclis tarih sahnesindeki yerini muazzam bir inançla almıştır.
Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mart 1920 tarihinde yayımladığı Genelge kapsamında seçimler yapılmış, seçilen mebuslar Meclis-i Mebusan’dan iltihak eden mebuslarla birlikte Ankara’da toplanmıştır.
Türk milleti makus talihini yenmek, tarihsel rotasını yenilemek amacıyla bizzat devreye girmiştir.
O tarihte tadilatı tamamlanmamış binada toplumun her kesiminden, ülkenin her yöresinden, her meslek grubundan, farklı farklı dünya görüşleri olsa bile ortak paydaları vatanseverlik olan mebuslar istiklal sevdasıyla bir araya gelmişlerdir.
Dünya üzerinde, zillet ve zulmete, işgal ve ihanete Meclisi’nin etrafında kenetlenip savaş açan ikinci bir millet o güne kadar ne duyulmuş ne de görülmüştür.
Nitekim Meclis’in kurulması milli kurtuluş fikrinin demokratik olarak teşkilatlanması, maşeri vicdanda kök salmasıdır.
İlk Meclis, imkânsızlığa karşı imanın adı, yıkıma karşı yükselişin ahlakı, zalimlere karşı milletin aklı haline gelerek; ordular kurup ordular yönetmiş, zaferden zafere koşarak vatanın harem-i ismetinden düşmanı söküp atmıştır.
Meclisimizin açılışı, milletler mücadelesinin acımasızca sürdüğü bir dönemde Türk milletinin;
– Tam bir mutabakatla, milli kimlik, milli onur ve milli hedefte buluşmasının kaynağı,
– Yıllardır süren kayıpların çöküntüsünü atarak güç ve moral depolamasının kararı,
– Teslimiyet ve tavizlere son vererek derlenip toparlanmasının kararlılığı,
– Silahla verilen bir mücadelede bile demokratik, hukuki ve toplumsal uzlaşmayla sağlanan milli meşruiyetin kalpgahıdır.
23 Nisan 1920 tarihi, elbette üç yıl sonra varlığını ve bağımsızlığını bütün dünyaya ilan edecek olan Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi ve hukuki alt yapısının hazırlandığı bir dönemin başlangıcıdır.
Bu yönüyle İlk Meclis Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu iradesidir.
Gerek Büyük Millet Meclisi’nin açılış şartları, gerekse müteakiben yaşanan hadiselerin tamamı; mukadderatımıza ve mukaddesatımıza el ve dil uzatmaya yeltenen, gücümüzü sınamaya kalkışan müstevlileri, hatta onların işbirlikçilerini nasıl bir akıbetin beklediğini göstermesi bakımından tarihi bir ibret ve ihtar levhasıdır.
Yedi düvelin başımıza üşüştüğü karanlık yıllarda Türk milleti varoluş haklarından, istiklal şerefinden, irade haysiyetinden asla ödün vermemiş, gazilik ve şehadet pahasına husumet cephesine meydan okumuştur.
İlk Meclis işte bu meydan okuyuşun cesaret, celadet, fazilet, hamiyet, feragat ve dirayet mefkûresi olarak teçhiz ve teşkil edilmiş halidir.
31 Mart seçimlerinden kısa süre sonra, DEM’lenmiş bazı belediye başkanlıklarında sahnelenen azgın tahrikler, Türkiye Cumhuriyeti’nin hükmü şahsiyetine yönelik hakaretamiz muamele ve haince tacizler geçmişten ders almayan muhasım tortularının dış bağlantılı sipariş eylemleridir.
Vatanımızın bir bölümünde İstiklal Marşının söylenmesine direnen, Türk bayrağının asılmasını ve şehitlerimize saygı duruşunu reddeden, Aziz Atatürk ile Cumhurbaşkanımıza kaba ve yaralayıcı ifadeler kullanan bölücü alçaklar bu milletin evladı, Türkiye Cumhuriyeti’nin de mensubu olamazlar.
Ülkemizi fiilen işgal altında gösterme provalarını hazmetmek mümkün değildir.
Türk milletini “yerel halk” ifadesiyle değersizleştirmeye hizmet eden müfsit zihniyetin, son günlerde maruz kaldığımız skandalların asal sorumlusu olduğunu hiç kimse inkar edemeyecektir.
Küresel Emperyalizmin tasallut ve telkini altında iç huzur ortamını zedelemek suretiyle faal halde bulunan terör sevicilere boyun eğmek, serpilen hıyaneti özgürlük ve demokrasi çerçevesinde normalleştirip yumuşatmak, bilinmelidir ki, milli felakete çanak tutmak, devlete ve millete kast etmektir.
Ay yıldızlı al bayrak bağımsızlığımızın simgesi, İstiklal Marşı hürriyet namusumuzun, birlik ve beraberlik hissiyatımızın manzum seslenişidir.
Bunlara kim karşı geliyorsa, bunlarla kimlerin sorunu varsa, mutlak surette hukukun amir hükümleri işletilerek hesaba çekilmelidir.
Gelişmeler karşısında aziz milletimiz infial halindedir.
Türk bayrağını kabullenemeyen şerefsizlerin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından derhal çıkarılması, mallarına-mülklerine el konulması, bunun yanında DEM Parti hakkında kapatma davasının açılarak bölücü milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması, müfettiş görevlendirilmesiyle oyalanmaktan ve zamana oynamaktan vazgeçilmesi tarihe, ecdada, vatana ve millete namus borcudur.
Türkiye Cumhuriyeti’ni sömürge ülkesi veya çadır devleti görenlerin taşıdıkları sorumluluk ne olursa olsun bedel ödemeleri hayat memat konusudur.
Sandık sonuçlarını, bekamızın ve bağımsızlığımızın önüne, hatta üstüne çıkarmaya gayret eden terör maşalarının ateşle oynadıklarını ikazla bildirmek tarihi bir vazifemizdir.
Bu nedenle, Millet Meclisimizin açılması ile başlayan sürecin manasını ayrıntıları ile bilmenin, devlet ve millet hayatımızda yeniden karşımıza çıkan tehditlerin doğru anlaşılmasında mühim bir tesiri olacağına inanıyorum.
Türkiye’yi Mondros ve Sevr şartlarına tekrar sürüklemeye çalışan terör piyonları bu hesap hatasının sonuçlarına en ağır şekilde katlanmak durumundadır.
En müşkül anlarda bile Türk milletine gücü yetmeyenlerin, bugün yeni metotlarla şanslarını bir kez daha denemeye kalkışmaları beyhude bir çabadır.
Tarihin acı ve tatlı hatıralarla kapanmış sayfalarını, son bulmayan intikam duygularıyla, asla hak etmediğimiz insanlık dışı iftiralarla yeniden açılmasına heveslenmek dikkat etmemiz gereken bir tehlike olarak karşımızdadır.
Türkiye’nin yükselişi, tıpkı 23 Nisan 1920‘de tecelli eden şuurda anlamını bulduğu gibi; ayrışmayı değil birleşmeyi, dağılmayı değil buluşmayı, parçalanmayı değil kucaklaşmayı, farklılaşmayı değil bütünleşmeyi hedefleyen kolektif anlayışla mümkündür.
Dün olduğu gibi bugün de, kardeşliğimize musallat olan gelişmeler karşısında en önemli direnç gücümüz milli birlik ve dayanışma ruhumuzdur.
Meclis’i Gazi, varlığı Gazi, devleti Gazi olan bir milletin teröre ve hıyanete bulaşmış, dış düşmanlarla el ele vermiş siyasi bölücülere göz yumması düşünülemeyecektir.
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ve millet ise Türk’tür.
Hiçbir bölücü odağın, terörizme yardım ve yataklık yapan hiçbir menfur oluşumun, Mehmetlerimize kurşun sıkan hiçbir hain örgüt uzantısının, İstiklal Marşımıza ve Türk bayrağına düşmanlık besleyen hiçbir işgal artığının Gazi Meclis’te yeri olamaz, demokrasi adına söyleyecek tek bir sözleri dahi bulunamaz.
Dün en buhranlı anlarda, en ağır şartlarda bile demokrasinin erdeminden ayrılmayan Gazi Meclis’te her fikre cevaz vardır, ama ihanete, bölücülüğe, bölünmeye icazet yoktur, izin yoktur, fırsat yoktur, katiyen de olamayacaktır.
Bu tarihi ve milli kararlılığa herkesin riayeti samimi dileğimdir.
Cumhuriyetimizden üç yıl önce açılmış olan TBMM, nasıl ki yeni Türk devletinin doğuşunu müjdelemişse, pırıl pırıl çocuklarımız da ülkemizin onurlu ve yüksek geleceğini müjdelemektedir.
Milletimiz, bağrından yetişen yeni nesillerle varlığını sürdürecek, devletimiz genç kuşaklarla geleceğe umutla bakmaya devam edecektir.
Bu vesileyle sevgili çocuklarımızın ve bugünün kendilerine ithaf edildiği dünyadaki bütün çocukların 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutluyor, hepsinin gözlerinden öpüyorum.
Yüzyıllarca hüküm sürdüğümüz coğrafyalarda, varlığını feda ederek huzur içinde yatan meçhul kahramanların muhterem hatıralarını minnetle yâd ediyorum.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde hayat ve vücut bulmamızı sağlayan kahraman şehitlerimizi, kutlu Meclis’i emanet eden büyük Atatürk’ü, ilk Meclis’in muhterem üyelerini, ebediyete irtihal etmiş tüm milletvekillerini rahmetle, hürmetle anıyorum.
TÜRKİYE, SINIRLARI AŞIP HİNT OKYANUSU’NA UZANDI
Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü (ASPI), son imzalanan anlaşma çerçevesinde Türkiye ile Somali arasındaki ilişkiye ilişkin çarpıcı bir analiz yazısı kaleme aldı. “Türkiye’nin etkisi doğuya doğru artıyor. Bu hoş bir şey” başlıklı analiz yazısında, “Türkiye’nin Somali ile güçlendirilen ilişkileri, Ankara’nın muhtemelen Batı’nın yararına olacak şekilde Hint Okyanusu meselelerine daha fazla dahil olma ihtimalini artırıyor” ifadeleri kullanıldı.
ÇİN, TÜRKİYE’NİN DOĞUDAKİ ARTAN VARLIĞINDAN RAHATSIZ
Batı’nın Türkiye’nin doğusundaki bölgede artan varlığını memnuniyetle karşılaması gerektiğini dile getirilen yazıda, “Çin’in bu gelişmeyi hiçbir şekilde hoş karşılaması mümkün değil” denildi. Türkiye ile Somali arasında imzalanan son anlaşma “çığır açıcı” olarak nitelendirilirken anlaşmanın Somali ile Etiyopya arasındaki gerilimin arttığı bir dönemde imzalanmasına dikkat çekildi.
TÜRK NÜFUZUNUN DOĞUYA DOĞRU GENİŞLEMESİ BATI’NIN YARARINA
Anlaşmanın içeriğine ilişkin bilgilerin yer aldığı analiz yazısında, “Bütün bunlar, NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip ülke olan Türkiye’nin Hint Okyanusu’nun kuzeybatısında iyice yerleşmesine olanak sağlıyor. Bu arada, zorlu ilişkiler döneminin ardından Türkiye Batı’yla, özellikle de ABD’yle yeniden yakınlaşmaya başladı. Çin’in Orta Doğu ve Orta Asya’da artan nüfuzu bu hareketin arkasında yatan bir faktör olabilir. Türkiye’nin Batı’yla yeniden etkileşime girmesine örnek olarak İsveç’in NATO hedefini onaylaması, Yunanistan’la yakınlaşma, İngiltere ve diğer NATO ortaklarıyla savunma işbirliğinin artırılması ve ABD’li yetkililerle proaktif ilişkiler gösterilebilir. Dolayısıyla Türk nüfuzunun doğuya doğru genişlemesi, her açıdan bakıldığında Batı’nın yararına olacaktır” denildi.
TÜRKİYE, AFRİKA BOYNUZU’NUN ÖTESİNE GEÇTİ
Gelişmeler kapsamında Türkiye’nin kuzeybatı Hint Okyanusu ile sınırlı olmayacağını iler süren ASPI, “Son anlaşma Türk dış politikasındaki daha büyük değişimin bir parçası. Eskiden yakın yerlere (Orta Doğu, Güney Kafkasya ve Akdeniz) odaklanıyordu. Ancak bugünlerde çok daha iddialı bir şekilde Afrika Boynuzu ve ötesine uzanıyor” değerlendirmesinde bulundu.
2019’dan bu yana Türkiye’nin Japonya, Güney Kore, Güneydoğu Asya ülkeleri, Orta Asya’daki Türk devletleri ve Afrika Boynuzu’ndaki ülkelerle bağlarını güçlendirmeye çalıştığına vurgu yapılan yazıda, “Türkiye, Doğu Asya’daki Müslüman ülkeler ve gelişmiş ekonomilerle daha yakın ilişkiler kurmak amacıyla 2019 yılında Yeniden Asya Girişimi’ni açıklamıştı. Malezya, Bangladeş, Güney Kore ve Filipinler ile güvenlik ve savunma iş birliğini güçlendirdi. Zaten Afrika Boynuzu’nda bulunan Türkiye, Somali, Sudan ve Etiyopya ile askeri işbirliği yoluyla nüfuzunu önemli ölçüde artırdı. Somali’deki ekonomik varlığı 2010 yılından bu yana genişlemektedir. Dikkate değer başarılar arasında Mogadişu limanlarının 2014 yılında yeniden açılması ve Somali Ulusal Ordusunu desteklemek için bir askeri eğitim kampı kurulması yer almaktadır” ifadeleri kullanıldı.
TÜRKİYE, ÇİN’İN SAHİP OLMADIĞI AVANTAJLARI VAR
Türkiye’nin Afrika’da genel olarak Çin’le rekabet ettiği kaydedilen analiz yazısında, “Artık Türkiye ile Somali arasındaki anlaşma, Cibuti’nin ötesinde Afrika Boynuzu’nda nüfuz arayışında olan ancak bölgeye coğrafi ve kültürel uzaklığı nedeniyle engellenen Çin’i rahatsız ediyor olmalı. Türkiye’nin Uzakdoğu ve Güneydoğu Asya’daki ağırlığı Çin’e kıyasla çok daha az olacak. Ancak Ankara’nın Pekin’in bu bölgelerde sahip olmadığı avantajları var: Müslüman kimliği, Japonya ve Güney Kore ile daha sağlam ilişkiler, oradaki ülkelerle toprak anlaşmazlıklarının olmaması, Malezya ve diğerleriyle savunma bağları. Körfez, Afrika Boynuzu ve Orta Asya’yı da ekleyince Ankara’nın daha fazla manevra alanı ve oynayabileceği daha büyük bir rol var. Türkiye yeni ilişkiler geliştirirken elbette çıkarlarını gözetecektir. Ancak Batı, doğunun kendi nüfuzu dahilindeki hareketini tanımalı ve desteklemelidir ki bu kesinlikle Çin’in aleyhinedir.” denildi.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla 14. Uluslararası Barış Ekmeği Festivali’ne ev sahipliği yapan Esenler Belediyesi, bu yıl savaşın çocuklarını ağırladı. 7 Ekim’den bu yana devam eden İsrail saldırıları sonrası Türkiye’ye gelen 22 Gazzeli çocuk, Esenler Dörtyol Meydanı’nda düzenlenen program ile tüm dünyaya barış mesajları verdi.
Programa Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, İstanbul Valisi Davut Gül, Esenler Belediye Başkanı M. Tevfik Göksu, Esenler İlçe Milli Eğitim Müdürü Feyzullah Sert, AK Parti Esenler İlçe Başkanı Emrullah Erkuş, siyasi parti temsilcileri, belediye meclis üyeleri, çok sayıda vatandaş ve çocuk katıldı.
Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan program, Uluslararası Barış Ekmeği Festivali’ni anlatan sinevizyon gösterimiyle devam etti. Gazzeli Meryem,’in tüm insanlığın vicdanına seslendiği mektubu ise katılımcılara duygu dolu anlar yaşattı.
DÜNYA ÇOCUKLARIN ACISINI GÖRMÜYOR
Esenler Belediye Başkanı M. Tevfik Göksu, yaptığı konuşmada, “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ülkemizdeki çocuklara ve dünyada da çocukların adı verilen en önemli bayramlardan bir tanesi. Bu bayramın temel özelliği çocuklar. Sadece geçen sene deprem dolayısıyla programımızı yapamadık. 14 yıldır programımızı yapıyoruz. Dünyanın değişik yerlerinden gelen çocukları Esenler’de misafir ettik. Bu misafir ettiğimiz çocuklarımız, ülkelerinden un getirdiler. Burada ekmek pişirdiler. Sonra bu ekmekle birlikte bir mektup yazarak dünyadaki bütün liderlere mektup gönderdik. Eserler’deki çocuklarla beraber dünya çocuklarını birbirleriyle buluşturduk. ‘Ey dünyanın küresel güçleri! Ey dünyanın egemen güçleri! Artık masum insanların kanını emdiğiniz yeter. Bakınız 21. yüzyılda insanlığın gözü önünde 7 Ekim’den bir katliam ve soykırım yaşanıyor. Göz göre göre katil Siyonist İsrail, Gazze’yi, Gazze’deki çocukları katlediyor. Dünya sessiz, dünya suskun. Dünya görmüyor. Annelerin feryadını dünya görmüyor. Çünkü feryatta bulunan anneler Müslüman. Çünkü katledilen çocuklar Müslüman. Küresel emperyalistler için Müslümanların kanı çok ucuz” ifadelerini kullandı.
GAZZE’DE YİYECEK BİR ŞEY YOK
Göksu sözlerini şöyle sürdürdü:
“İşte biz bugün 23 Nisan’da dünyadan çocukları çağırmak yerine 7 Ekim’den bu yana soykırımı yaşayan çocuklarımızı ağırladık. Tabii onlardan un getirmesini bekleyemezdik. Çünkü Gazze’de un yok. Çünkü Gazze’de yiyecek bir şey yok. Gazze’de sadece katil İsrail’in attığı bombalar var. Gazze’de sadece katil İsrail’in askerleri var. Az önce Meryem’in mektubunu hep beraber dinledik. Bugün çocuklarımızdan 22 tanesi burada. Yeniden o barış
ekmeğini, bu toprakların ruhunda var olan özgürlük, bu toprakların ruhunda var olan merhamet ve vicdanı da içine katarak, mayasına katarak dünya liderlerine mektup yazacağız. Belki anlarlar. Belki hissederler. Belki insanlıklarından utanırlar. Belki aynaya bakarlar ve aynanın karşısına geçerken belki insanlıklarını hatırlarlar diye biz üzerimize düşen görevi yapacağız.”
VİZYONUN YANINDA VİZDANI GÖSTERİYOR
İstanbul Valisi Davut Gül, “Burada tarihe şahitlik ediyoruz. Esenler Belediyesi, ilçe belediyeleri içerisinde bir vizyonu gösteriyor. Dünya çapında bir organizasyona ev sahipliği yapan Tevfik Başkanımızı tebrik ediyorum, teşekkür ediyorum. Bu sene programa sadece Gazzeli çocuklar davet edildi. Bu da vizyonun yanında vicdanı gösteriyor. Bu da zalimlerin zulümlerini alt edecektir. Tıpkı Türkiye’nin geçmiş yüzyıllarda yaptığı gibi. Sayın Cumhurbaşkanımız Birleşmiş Milletler’de ‘Dünya 5’ten büyüktür’ demesiyle Barış Ekmeği’ni herkese yeteceğini göstermiştir” ifadelerini kullandı.
ÇOCUKLAR ÖLÜRKEN SESSİZ KALINMAZ
Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak da şunları kaydetti:
“Sayın başkanımızla beraber ilk ekmeği pişirmiştik. O günden bugüne dünyanın dört bir yanından çocuklarımız Esenler’e geliyor, İstanbul’un güzel yerlerini dolaşıyorlar. Ve barışı, ekmeği paylaşmayı öğreniyorlar. Bu yıl hüzünlüyüz. Çocuklar uyurken sessiz kalınır. Çocuklar ölürken sesimizi yükseltmemiz lazım. İşte bu sesi dünyada yükselten yine Türkiye, yine Türkiye’nin lideri Recep Tayyip Erdoğan. Herkes gözünü kapatmış zulme ortaklık ediyor ama bu aziz millet, bu Türk milleti her zaman mazlumun yanında zalimin karşısında olmuştur. Gazze’den gelen çocukların o heyecanlarını, o haykırışlarını beraber göreceğiz. Esenlerin çocuklarına, onlarla geçirdikleri zaman için teşekkür ediyoruz. Tekrar emeği geçenlere saygılarımızı sunuyoruz.”
BÜTÜN KÖTÜLÜKLERİ GÖRDÜK
Gazzeli Salih Keshta, ülkesindeki savaşın bir an evvel bitmesini ümit ederek “Savaş olduğu için çok üzgünüz artık bitmesini istiyoruz. Festival harika geçti. Çok beğendim, arkadaşlarımla oyunlar oynadık. Vapur gezisi yaptık, çok eğlendik. Yeni şarkılar ezberledik” diye konuştu.
Gazzeli Abdullah Alnunu ise “Türkiye’ye 5 ay önce geldik. Filistin’de çok kötü şeyler yaşanıyor, çok korktuk. Açlık, susuzluk bütün kötülükleri gördük. Kuzenlerim şehit oldular. Türkiye bize yardım etti, bizi oradan çıkardılar. Yeni arkadaşlarla tanıştık, eğlendik. Bizim için festival hazırladıkları için teşekkür ederiz” dedi.
GAZZELİ KARDEŞLERİMİZİN YANINDAYIZ
Türk öğrenci Miraç Çomak da Gazzeli arkadaşlarını çok sevdiğini kaydederek “Gazze’den gelen arkadaşlarımızla tanıştık, çok güzel vakit geçirdik. Gezdik, parka gittik. Festivale birlikte hazırlandık. Barış Ekmeği Festivali çok eğlenceli geçti. Onların yaşadıkları savaş için çok üzülüyorum, Gazzeli kardeşlerimizin hep yanında olduğumuzu söylemek istiyorum” diyerek duygularını dile getirdi.
EKMEKLER DÜNYA LİDERLERİNE GÖNDERİLDİ
Protokol konuşmalarının ardından Bakan Bak, Vali Gül ve Göksu önlük giyerek, Gazzeli çocuklarla birlikte Barış Ekmeği’nin hamurunu hazırladı. Türkiye’nin sevgi ve kardeşlik mayasıyla karılan ekmek “Bismillah” denilerek sahneye kurulan fırında pişirildi.
Barış Ekmeği, Başkan Göksu ve diğer protokol üyelerince fırından çıkarıldı ve ilk olarak çocuklara ikram edildi. Ekmek dilimleri, dünya liderlerine gönderilmek üzere etkinlik alanında bulunan PTT aracına teslim edildi.
DABKE DANSI YAPTILAR
Gazzeli ve Türk öğrenciler tarafından boyanan Mescid-i Aksa görselinin yer aldığı Barış Duvarı’nın açılışı ise Bakan Bak ve Başkan Göksu’nun katılımıyla gerçekleşti. Program sonunda ise Türk ve Gazzeli çocuklar direnişin sembolü haline gelen “dabke” dansı ile dünyaya barış mesajları verdiler. Program, Türk öğrencilerin halk oyunları gösterimiyle sona erdi.
Sanayi yatırımlarının büyümeye katkısının 2022’de yüzde 0,3 iken 2023’te 2,2 puana çıktığını dile getiren Avdagiç, yatırım iştahındaki bu artışın Türk sanayisi için umut verici olduğunu söyledi.
Avdagiç, geçen yıl yatırım harcamalarında 2022’ye göre reel olarak yüzde 10,7 artış yaşandığını anımsatarak, “Sanayi üretim endeksine baktığımızda da şubatta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 11,5 yükseliş kaydettik. Böylece endekste yıllık bazda artış son 2 yılın en yüksek seviyesine ulaştı.” ifadelerini kullandı.
İstanbul’da sanayi arsası konusunda bir çalışma yaptıklarını kaydeden Avdagiç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şöyle bir hedefimiz var: İstanbul’da sanayi arsası satın almak artık çok kolay değil. Var olan çok pahalı. Biz bütün Trakya’yı, Çanakkale, Bursa, Sakarya ve bütün çevredeki Organize Sanayi Bölgeleri’ni canlı izleyen, OSB radarı gibi çalışacak bir sistem kurguluyoruz. OSB’lerle ilgili sanayi arsaları sorunu İstanbul’da çok büyük sorun. Bir çalışma yürütüyoruz. Bu çalışmada İstanbul’un etrafındaki OSB’lerin yer aldığı bir proje hazırlayacağız. Nerede hangi OSB var, bunların fiyatları ne kadar… Bize gelip, ‘arsa bulamıyorum’ diyen üyelere yardımcı olacağız. Hangi OSB’de boş yer bulunduğunu, fiyatının ne kadar olduğunu, OSB’leri taradığımız bu çalışmayla ortaya koyacağız.”
“İLK ÇALIŞMAMIZI YAPTIK”
Şekib Avdagiç, İTO olarak oda üyelerinin organize sanayi bölgesi ihtiyacına yönelik projelerinin ilk çalışmasını yaptıklarını belirterek, “İstanbullu sanayiciye, ‘Sevgili kardeşim, senin için İstanbul’un etrafında 20 tane OSB var. Bunların bazıları özel amaçlı OSB, bazıları genel OSB’ diyeceğiz. Fiyatlarla ilgili bilgi vereceğiz. ‘Buralarda satın alabilirsiniz’ diye genel bir hinterlant bilgisi vererek bu işi biraz rahatlatmaya çalışacağız.” şeklinde konuştu.
TÜRKİYE HANNOVER SANAYİ FUARI’NDA ÜÇÜNCÜ BÜYÜK ÜLKE OLDU
İTO Başkanı Avdagiç, Türkiye’nin sanayide elde ettiği başarının uluslararası fuarlara da yansıdığına işaret ederek, Almanya’da bugün başlayan ve İTO’nun 32 yıldır Türkiye mili katılımını yaptığı 75. Hannover Sanayi Fuarına Türkiye’den 153 şirketin katıldığını söyledi.
Türk şirketlerin, Hannover Sanayi Fuarı’nda ev sahibi Almanya ve Çin’den sonra üçüncü sırada yer aldığını dile getiren Avdagiç, “Bu gurur verici. Hannover Messe 2024 Türkiye milli katılım organizasyonu 5 ayrı salonda yaklaşık 2 bin metrekarelik alanda toplam 80 katılımcı firma ile gerçekleştiriliyor. Fuara 73 Türk firması ise bireysel stantlarıyla katılıyor.” diye konuştu.
Avdagiç, “Tıpkı Hannover Fuarı’nın 2024 temasındaki gibi, Türkiye sürdürülebilir sanayiye enerjisini veriyor. Hannover Messe endüstriyel dönüşüm fırsatlarının çekim noktası. Burada Türkiye’nin sıra dışı ve inovasyona dayalı ürünleriyle yer alması önem taşıyor. Burada atılan tohumlar, ne mutlu ki sektörün küresel bağlantılarını daha da kuvvetlendiriyor.” değerlendirmesinde bulundu.
“ENDÜSTRİDE BİR SONRAKİ NORMALE EN HIZLI ŞEKİLDE ADAPTE OLMALIYIZ”
Şekib Avdagiç, teknolojik gelişmeler, iklim değişikliği ve jeopolitik gerilimlerin küresel üretim ortamını değiştirdiğinden bahsederek, Türk girişimcisinin endüstride bir sonraki normale en hızlı şekilde adapte olması gerektiğini vurguladı.
Avdagiç, “İmalat firmalarımız geleceğe hazırlık için entegre teknoloji ve inovasyon stratejilerini daha yaygın şekilde benimsiyor. İmalatın geleceğini, her şeyin özünde insan ve otomasyon etkileşiminin yattığını unutmadan şekillendireceğiz.” diye konuştu.
Hannover Messe 2024’ün bu yılki ana temasının “Sürdürülebilir endüstriye enerji veriyor” olarak belirlendiğini anımsatan Avdagiç, “Fuarda öne çıkan endüstri trendleri arasında yapay zeka, karbon nötr üretim, iklim koruma, sürdürülebilirlik, endüstri 4.0, hidrojen ve yakıt hücreleri öne çıkıyor.” ifadelerini kullandı.
Avdagiç, Türk sanayi şirketlerinin fuarın “otomasyon-hareket ve sürücüler”, “enerji çözümleri”, “mühendislik parçaları ve çözümleri”, “dijital ekosistemler” ile “Future Hub” olmak üzere 5 salonunda yer aldığını kaydederek, İTO’nun iştirakleri arasında yer alan Bilgiyi Ticarileştirme Merkezinden 3 girişimcinin, Teknopark İstanbul’dan da 4 girişimcinin Future Hub bölümünde bulunduğunu sözlerine ekledi.
]]>“TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği”ne katılan çocuklar, Ankara Millet Bahçesi’nde şenlik yürüyüşüne katıldılar. Ardından Millet Bahçesi’nde kurulan sahnede ülkelerine özgü dans gösterilerini sergilediler.

MİLLET BAHÇESİ’NDEDKİ ETKİNLİK TÜM ÇOCUKLARA “ÖN BAYRAM” YAŞATTI
Bu yılki ana teması “Dünya Çocukları Barış İçin El Ele” olan “TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği”ne katılan yüzlerce çocuk Ankara Millet Bahçesi’ndeki şenlik yürüyüşüne katıldı. Kortej yürüyüşünün ardından dünya çocukları ülkelerine özgü dans gösterilerini sergilediler. Aynı sahne, gösterilerin ardından TRT Çocuk’un sevilen yapımı Rafadan Tayfa’nın müzikaline de ev sahipliği yaptı. Halka açık olarak düzenlenen etkinlikte katılımcı misafirlere yönelik de birbirinden keyifli gösteri ve etkinlikler yer aldı.
TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği’nde; Arnavutluk, Azerbaycan, Birleşik Krallık, Bosna Hersek, Bulgaristan, Çin Halk Cumhuriyeti, Endonezya, Estonya, Filistin, Gagauz Özerk Yeri, Güney Afrika, Gürcistan, Irak, Kazakistan, Kırgızistan, Kosova, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kuzey Makedonya, Litvanya, Macaristan, Moğolistan, Özbekistan, Pakistan, Sırbistan, Tacikistan, Türkmenistan, Ukrayna, Venezuela ve Türkiye’den yüzlerce çocuk bir araya geliyor.

“FİLİSTİN’İ ONU KONUĞU ÜLKE OLARAK ÜLKEMİZE DAVET ETTİK”
Etkinliğin açılış konuşmasını yapan ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 29 ülkeden gelen çocukları selamlayan TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı, “Türkiye’nin kamu yayıncısı olarak bu müstesna bayramı 1979 yılından bugüne kadar ruhuna yakışır bir şekilde kutlamaya gayret ediyoruz. Bu süreç içerisinde dünya çocuklarının arasında sevginin, barışın ve dostluğun gelişmesi için çok büyük bir çaba sarf ediyoruz. Aynı zamanda şenliğimiz Türkiye’nin tanıtımına da çok büyük bir katkı sağlıyor. Daha da önemlisi Türk kültürünün ve misafirperverliğinin dünya çocuklarının zihninde ve kalbinde yerleşmesine aracılık ediyor. Bugüne kadar 45 kere çocuk şenliği gerçekleştirdik, bu çocuk şenliklerimize toplamda 125 ülkeden 30 binin üzerinde çocuk, lider ve basın mensubu katıldı. Bu yıl şenliğimizin mottosunu ‘Dünya Çocukları Barış İçin El Ele’ olarak belirledik ve Filistin’i bu senenin onur konuğu ülkesi olarak ülkemize davet ettik. 46’ncısını düzenlediğimiz bu şenlikte 29 ülkeden 500 çocuğumuzu Türkiye’de ağırlıyoruz.” ifadelerine yer verdi.
“TRT GAZZE’DE OLUŞTURDUĞU İLETİŞİM KORİDORUYLA YAŞANANLARI KAMUOYUNA DUYURDU”
Filistin’in davet edilmesinin şenliği çok daha anlamlı kıldığını aktaran Sobacı, “Gönül istiyor ki, dünya çocuklarının her biri her gün bu bayram neşesini yaşasın. Ancak bildiğiniz gibi şu anda Filistin’de böyle bir durum söz konusu değil. 7 Ekim’den bu yana İsrail Filistin’de, Gazze’de çok büyük bir katliam gerçekleştiriyor, bir soykırım gerçekleştiriyor. İsrail hiçbir uluslararası norm tanımadan, hiçbir evrensel değeri gözetmeden, bebekleri, çocukları, sivilleri, kadınları, basın mensuplarını öldürüyor, bir milleti yok ediyor. Bunun karşısında TRT başta olmak üzere Türkiye, Gazze’den bir iletişim koridoru oluşturdu ve Gazze’de olanları tüm çıplaklığıyla uluslararası kamuoyuna ve ulusal kamuoyuna duyuruyor. Haberciliğimizin yanı sıra birçok etkinliğimizde, uluslararası zirvede Filistin’e, Gazze’ye özel oturumlar, özel paneller ve özel belgeseller yaptık. Dolayısıyla uluslararası çocuk şenliğimizde de onur konuğu olarak Filistin’i çağırdık. Çünkü Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde nerede bir mezalim varsa ona karşı duran ve vicdanlılığın sorumluluğunu üstlenen bir Türkiye var. Mazlumlardan ve haklılardan yana tavır alan bir Türkiye var. Dünyadaki tüm çocuklar için daha adil bir dünyanın mümkün olduğu çağrısını yapan bir Türkiye var,” şeklinde konuştu.
TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği’nin bu anlayışın bir yansıması olduğunu vurgulayan Sobacı, bugün Türkiye’de bulunan dünya çocuklarının her birinin, ilerleyen süreçlerde dünyanın geleceğinde söz sahibi olacağını ve kardeşlik ve barış ikliminin yeşermesinde çok önemli bir rol oynayacaklarını söyledi.
GALA, CUMHURBAŞKANLIĞI KÜLLİYESİ’NDE
Her yıl olduğu gibi çocuklar bu 23 Nisan’daki “büyük gala” öncesinde de önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ve Ankara Valisi Vasip Şahin’i ziyaret edecek.
23 Nisan Salı günü ise TRT 46. Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği Gala Programı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılım ve himayesiyle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenecek. Gala gösterisi 15.30-20.00 saatleri arasında TRT Çocuk ve TRT 1’de canlı yayınla ekranlarda olacak.
4 HAFTA KESİNTİSİZ ALIM
Merkez Bankası’nın açıkladığı verilere göre yabancı yatırımcılar 15 Mart-9 Nisan 2024 tarihleri arasındaki 4 haftada, Borsa İstanbul’da kesintisiz net alım gerçekleştirdi. Yabancıların 4 haftadaki net alım tutarı 1.2 milyar dolar oldu. Yabancılar bu dönemde, ters repo ve teminatlara verilenler de dahil olmak üzere 190 milyon dolarlık tahvil-bono alımı yaptı. Böylelikle hisse senedi ile tahvil-bono piyasasına 4 haftadaki net giriş 1 milyar 408 milyon dolara ulaştı. Bu dönemde swap kanalıyla giriş ise 3.5 milyara dolar oldu.
Sabah Gazetesi’nin haberine göre; Yabancı yatırımcılar, hisse senedi ile tahvil-bononun yanı sıra, swap tarafında da TL lehine pozisyon almaya başladı. Yabancıların TL swap pozisyonu seçim sonrası yedi iş gününde 1.8 milyar dolar artarak 3.5 milyar dolara çıktı. Böylelikle Şubat 2022’den bu yana ilk kez yabancılar swap piyasasında TL lehine döndü. 2021 Şubat ayında yabancı yatırımcıların swap piyasasında TL lehine pozisyonu 24.3 milyar doları görmüştü. Sonrasında bu pozisyonlanmada aşağı yönlü bir ivme dikkat çekmişti. Bu ivmenin sonucunda Şubat ayında yabancının swap piyasasında pozisyonu TL aleyhine dönmüştü. 2022 Aralık ayına gelindiğinse ise bu pozisyon eksi 18.6 milyar dolar ile dip seviyeyi görmüştü.
BORSA İSTANBUL CAZİP
Borsa İstanbul’da endeksin ilk hedefinin 10 bin puanı aşmak olduğuna dikkat çeken analistler, hisse fiyatlarının gelişmekte olan ülkelere göre cazip seviyelerde bulunduğunu vurguladı. Borsa İstanbul’daki şirketlerin hisse fiyatlarının toplam kârlarına oranını gösteren Fiyat/Kazanç (F/K) oranı gelişmekte olan ülkeler arasında en düşük seviyelerde bulunuyor Gelişmekte olan ülkeler içinde en düşük F/K oranı 3.20 ile Pakistan Borsası’na ait. İkinci sırada 4.90 F/K oranı ile Borsa İstanbul’da. Gelişen ülke borsalarının ortalaması ise 12.20 olarak dikkat çekiyor. Borsa İstanbul, kendi liginde borsalara göre yüzde 60’a yakın iskonto barındırıyor.
REZERVLER GÜÇLENİYOR
Yabancı yatırımcıların Türk varlıklarına artan ilgisi ile TL’de değerlenmenin kapısını açarken, bu durum Merkez Bankası’nın rezervlerine de yansımaya başladı. Merkez Bankası’nın 29 Mart’ta 123 milyar 126 milyon dolar olan döviz rezervleri, 9 Nisan itibarıyla 128 milyar 446 milyon dolara çıktı. Rezervlerde iki haftalık artış 5 milyar 320 milyon dolar oldu. Bu dönemde döviz tevdiat hesapları da 5 milyar 356 milyon dolar azaldı.
YABANCILAR ROTAYI ÇEVİRDİ
Dünya devi finans kurumları, yerel seçimlerin ardından yayımladıkları raporlarda TL’nin önümüzdeki dönemde güçleneceğine işaret etmişti. ABD merkezli Wells Fargo, dolar kurunun 2025 yılında 30 liranın altına ineceği görüşünü tekrarladı. Deutsche Bank, seçimlerin ardından Türk varlıklarının performans göstermesi için daha fazla alan gördüğünü belirtti. Goldman Sachs ekonomistleri de seçimin geride kalmasıyla artan sermaye akımlarıyla Türk lirasının geçtiğimiz aylara kıyasla daha iyi performans sergileyeceğine işaret etti. Dünyanın ikinci büyük varlık yönetim şirketi Vanguard yetkileri de TL’nin reel bazda değer kazanacağını açıklamıştı.
KARAHAN DÜNYA BANKASI VE IFC YETKİLİLERİYLE GÖRÜŞTÜ
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, Washington’da Dünya Bankası ve Uluslararası Finans Kurumu (IFC) yetkilileriyle bir araya geldi. Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Humberto Lopez, Dünya Bankasının Avrupa ve Orta Asya bölgesinden sorumlu Başkan Yardımcısı Anna Bjerde ile IFC Türkiye ve Orta Asya Bölge Direktörü Wiebke Schloemer’in katıldığı görüşmede TCMB Başkanı Karahan’a, TCMB Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Hatice Karahan eşlik etti.
]]>
ATATÜRK VE MASARYK’İN SÖZLERİNE YER VERİLECEK
Türkiye’nin başkentinden esinlenilerek yaklaşık 20 yıl önce ‘Ankarska’ adı verilen cadde boyunca yer alan bölge, belediye bünyesindeki Ulaştırma ve Çevre Dairesi tarafından haritalandırıldı ve alanın proje kapsamında park olarak yapılandırılmasını ve düzenlenmesini içeren bir çalışma hazırlandı. Ulaştırma ve Çevre Dairesi ayrıca, projeye Çek-Türk ikili işbirliği hakkında ziyaretçiler için bilgilendirici bazı unsurlar ekledi. Parkta yer alacak banklar ve panolarda yüz yıl önce diplomatik ilişkileri başlatan iki ülkenin kurucu liderleri Atatürk ve Masaryk hakkında bilgilere ve bu iki kurucu liderin tarihe geçmiş sözlerine yer verileceği öğrenildi.
23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI VURGUSU
İnşa edilecek parkın içinde bulunan levhalara ve diğer figürlere, dünyada çocuklara bayram hediye eden Cumhuriyetin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, çocuklarla ilgili sözleri yazılacağı ifade edildi.
TEMELİ 6 HAZİRAN’DA ATILACAK
Türk-Çek iş birliğinde yapılacak olan parkın temeli, 6 Haziran 2024 tarihinde atılacak. Belediye açıklamasında, projenin yaklaşık maliyetinin 750 bin Çek kronu (yaklaşık 30 bin Euro) civarında olacağını açıkladı. Türk tarafının sponsorlar aracılığıyla maliyetin yarısını üstlenmeye hazır olduğu bildirildi.
PRAG 6 BELEDİYE BAŞKANI STAREK: KARŞILIKLI İŞ BİRLİĞİNİ SOMUTLAŞTIRACAK
Prag 6 Belediye Başkanı Jakub Stárek konuya ilişkin yaptığı açıklamada; “Prag 6, pek çok ülkenin Büyükelçiliklerinin burada yerleşik olması ve Büyükelçilerin ikametgahlarının da bu bölgede bulunması ile bilinmektedir. Bu da beraberinde büyük bir sorumluluk getirmekte ve aynı zamanda bölgemizle bu ülkeler arasında karşılıklı güven ve iş birliğinin geliştirilmesine katkıda bulunma fırsatı sunmaktadır. Çek Cumhuriyeti ve Türkiye arasındaki karşılıklı iş birliğinin bir yeşil alan projesi şeklinde somutlaştırılacak olmasından memnuniyet duyuyorum” dedi.
PRAG BÜYÜKELÇİSİ EGEMEN BAĞIŞ: TÜRK-ÇEK İLİŞKİLERİNİN BİR SEMBOLÜ OLACAKTIR
Türkiye Cumhuriyeti Prag Büyükelçisi Egemen Bağış, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bağımsız Çekoslovak Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasında diplomatik ilişkilerin başladığı 1924 yılından bu yana ülkemizin Büyükelçilik ve İkametgah binaları Prag 6 bölgesinde yer almıştır. 1924 yılında Türkiye ve Çekya arasında her ikisi de çok büyük liderler olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı Atatürk ve Çekoslovak Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı Masaryk tarafından 100 yıl sürecek bir iş birliği başlatılmıştır. Onların izinden gitmekten ve bu iki büyük millet arasındaki dostane ittifakı güçlendirmeye yönelik miraslarını sürdürmekten onur duyuyoruz. 2022 sonunda Avrupa Siyasi Topluluğu zirvesine katılmak üzere Prag’a teşrif eden Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan beyefendinin talimatıyla Cumhuriyetimizin kuruluşunun ve Çek’ler ile diplomatik ilişkilerimizin yüzüncü yılını hakkıyla idrak edebilmek için birçok proje yaptık. Prag’daki devlet mülkü binamız hakkında yayınladığımız kitap gibi bu park da kalıcı bir eser olarak Türk Çek ilişkilerinin ve dostluğunun bir sembolü olacaktır” ifadelerini kullandı.
BAĞIŞ’TAN MURATPAŞA BELEDİYESİ’NE TEŞEKKÜR
Ayrıca Büyükelçi Egemen Bağış, süreç boyunca iş birliği ve dayanışması için Prag 6 ilçe belediyesinin kardeş şehri Antalya Muratpaşa Belediyesine ve Başkanı Ümit Uysal’a da teşekkür etti.
OAG veri firmasına göre geçen yıl İstanbul Havalimanı, uçuş sayıları açısından bölgenin en yoğun havalimanı olurken, Türk Hava Yolları da Ryanair ve easyJet’in ardından üçüncü en yoğun havayolu oldu.
Habere göre Türkiye’nin havacılık sektörünün rakiplerine göre hızlı bir şekilde genişlemesi, ülkenin Avrupa pazarında baskın bir oyuncu haline gelmesine de yol açtı. Büyüme ise; ülkedeki havayollarının ve havalimanlarının iyileştirilmiş altyapı ve filolara yatırım yapması ve salgının ardından kapasiteyi hızlı bir şekilde geri getirmesiyle ortaya çıktı.
Konuya yönelik konuşan Aviation Advocacy Danışmanı Andrew Charlton, “Türkiye, potansiyel olarak orta sınıfa dönüşebilecek ve tüm ülkeyi ileriye taşıyabilecek demografik yükselişe sahip gelişmekte olan bir ülke. Bu nedenle politika ayarları büyümeye yelken açacak” dedi.
Türk Hava Yolları, rota haritasını ve uçak filosunu genişletirken, sektör için önemli bir kapasite ölçüsü olan arz edilen Koltuk Kilometre (ASK) değerini geçen yıl 2019’a göre yaklaşık yüzde 25 artırdı. Pegasus da benzer şekilde pandemiye rağmen filosunu inşa ederek kapasitesini artırdı.
Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği’ne göre, sektör genelindeki ASK, pandemi sırasında birçok taşıyıcının işten çıkarılmasıyla aynı dönemde yüzde 5,6 küçüldü. Türk Hava Yolları, Aralık ayında 200’den fazla Airbus uçağı siparişi verdikten sonra daha da genişlemeyi planlıyor. Pegasus ise önümüzdeki beş yıl içinde orta mesafe uçuşlara yönelik 68 adet tek koridorlu Airbus jetinin teslim alınmasını bekliyor.
İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’nda yakın zamanda ikinci bir pist açılırken, başkent Ankara ve turizm merkezi Antalya’da da genişletme çalışmaları sürüyor. Türkiye’nin hakim turizm sektörü aynı zamanda havacılık sektörü için de itici güç olmuştur. Geçen yıl rekor 54 milyar dolara ulaşan turizm gelirlerinin, zayıf para birimi sayesinde yabancı ziyaretçi sayısında güçlü bir artışla 2024’te 60 milyar dolara ulaşması bekleniyor.
FactSet verilerine göre 2023 yılında Türk Hava Yolları’nın geliri neredeyse yüzde 14 artışla 21 milyar dolara yükseldi ve satış açısından ilk 10 küresel havayolu şirketi arasında yer aldı. Faiz vergisi amortismanı ve amortisman öncesi kazanç yüzde 11,7 artarak 5,5 milyar dolara yükseldi.

“AVRUPA’DA TABLO TAM TERSİ”
Türk havacılığının yükselişine karşın Batı Avrupa’da ise tam tersi bir tablo söz konusu. Bölgenin büyük ulusal havayolu grupları IAG, Air France-KLM ve Lufthansa, işlerini salgının getirdiği aksaklığa karşı dikkatli bir şekilde yeniden inşa etmesine rağmen halen 2019’a göre daha kısıtlı tarifelerle uçuyor.
Bununla beraber önde gelen havalimanları da, gürültü ve kirliliğin yerel halk üzerindeki etkisi ve artan uçuşlardan kaynaklanan karbon emisyonlarının yükselmesi nedeniyle genişleme konusunda zorluk çekiyor. Londra’daki Heathrow Havalimanı, üçüncü bir pist inşa etmek için onlarca yıldır süren mücadelelerin ardından daha küçültülmüş bir büyüme planına odaklanırken, Hollanda hükümeti Amsterdam Schiphol’deki uçuş sayısını azaltmak için baskı yapıyor.
2019’da açılan 11 milyar dolarlık uluslararası transit merkezi yani İstanbul Havalimanı’nın, yaklaşık 200 futbol sahası büyüklüğünde devasa bir terminale sahip olduğu belirtilirken, İstanbul’dan yaklaşık 76 milyon yolcunun geçtiği ve bu rakamın Heathrow’un 79 milyon yolcu sayısının biraz altında olduğu ifade edildi.

“BU ENDİŞE VERİCİ”
Avrupalı bir havayolu yöneticisi, “Daha sıkı düzenleme, insanları daha az düzenlemenin olduğu bölgelere çekebileceğiniz anlamına geliyor” derken ismini açıklamak istemeyen bir diğer yönetici ise “Bu endişe verici. AB’de kirliliğin maliyetinin daha ucuz olduğu 2019’da bunu pek umursamadık ama şimdi ‘aman tanrım’ diye düşünüyoruz” diye konuştu.
Analistlere göre jeopolitik gerginliklere rağmen Avrupalı havayolları, Türk havayollarının ve aktarmalar yoluyla doğu ile batıyı birbirine bağlayan Körfez’deki havayollarının büyümesini artan bir endişeyle izliyor, izlemeye de devam edecek gibi görünüyor.
Cumhurbaşkanı Steinmeier’in, siyasi temaslarda bulunmak üzere 24 Nisan’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ankara’da bir araya gelmesi planlanıyor.
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Almanya İş Konseyi Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ, söz konusu ziyaret ile iki ülke arasındaki ticari ilişkilere ve yatırım fırsatlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Türk ve Alman iş dünyası temsilcilerinin daha yakın çalışmasının önemine işaret eden Yalçındağ, özellikle Kovid-19 salgının, dünya ticaretinde “friendshoring (ticareti ve yatırımı dost ile yap)” ve “nearshoring (tedarikini ve yatırımını yakın coğrafyadan yap)” kavramlarını öne çıkardığını dile getirdi.
Yalçındağ, 6 Şubat depremlerinde yıkılan bölgelerin toparlanması konusundaki işbirliği beklentisine ilişkin, “İnsan yatırımının en önemli yatırım olduğuna inanıyoruz. Alman firmalarla işbirliği yaparak bölgedeki eğitimli insan potansiyelini değerlendirmek için çalışmaların yapılmasının faydalı olacağını düşünüyoruz.
Ayrıca, bölgenin altyapısının yeniden inşa edilmesi sürecinde, geleceğin standartlarını karşılayacak şekilde planlanmasını önemsiyoruz. Akıllı şehir konseptinin, çevreci ve yeşil enerji odaklı şehirlerin oluşturulması için Alman ortaklarımız ile yakın çalışmayı hedefliyoruz.” ifadelerini kullandı.

“ALMANYA, TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK TİCARİ ORTAKLARINDAN”
DEİK Türkiye-Almanya İş Konseyi’nin, iki ülke arasındaki bağı daha da güçlendirmeyi, ticaret ve yatırımı teşvik etmeyi hedeflediğini vurgulayan Yalçındağ, Almanya’nın Türkiye’nin en büyük ticari ortaklarından biri olarak öne çıkmaya devam ettiğini bildirdi.
Yalçındağ, Türkiye’nin bu ülkeye ihracatının geçen yıl 21,9 milyar dolar, Almanya’dan ithalatın ise aynı dönemde 28,7 milyar dolar olduğuna işaret ederek, “Türkiye ile Almanya’nın 2023 yılı ticaret hacmi 50,6 milyar dolar olarak gerçekleşti. Ancak bu hacmin gerçek potansiyelimizi yansıttığını düşünmüyorum. İki ülke arasındaki potansiyelin daha fazla olduğunu biliyor ve adımlarımızı bu çerçevede atıyoruz.” dedi.
Türkiye’nin Almanya’ya ihracatında makinelerden örme giyim eşyasına, elektrikli cihazlardan demir veya çelik eşyaya kadar çeşitli ürünlerin öne çıktığını belirten Yalçındağ, Almanya’dan ise makineler, plastikler, hava taşıtları, demir ve çelikten eşya, eczacılık ürünleri ile optik cihazların ithal edildiğini kaydetti.
“TÜRKİYE’DE 8 BİN 125 ALMAN FİRMASI BULUNUYOR”
Yalçındağ, Türkiye’nin yeşil ve dijital dönüşümde attığı adımların, Alman firmalarının dikkatini çektiğini dile getirerek, Alman şirketlerinin 2002’den bu yana Türkiye’ye yaptığı 11,5 milyar dolarlık yatırımın, bu potansiyelin yansıması olduğunu söyledi.
Almanya’nın Türkiye’deki doğrudan stok yatırımlarının 2022 yılında 24,3 milyar dolar seviyesinde olduğunu ifade eden Yalçındağ, ülkeden giden stok yatırımın ise 2,9 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiğini aktardı.
Yalçındağ, Türkiye’de 8 bin 125 Alman firmasının faaliyet gösterdiğini dile getirerek, “Türkiye’nin Almanya’ya yatırım fırsatlarına baktığımızda, bilgi iletişim, yazılım, makine ve mekatronik mühendisliği içeren, ülkemizdeki kalifiye iş gücünü öne çıkaran sektörler olduğunu görüyoruz. Otomotiv yan sanayisinden gıda sektörüne çeşitli alanlarda ikili ilişkilerimizin geliştirilmesiyle de birçok fırsat çıkabileceğini değerlendiriyoruz. Türk firmalar için önümüzdeki dönemde Almanya’da şirket alımları ve ortaklıklar kurulması konusunda fırsatlar oluşacağını düşünüyoruz.” diye konuştu.
Üçüncü ülkelerdeki yatırımların önemine de işaret eden Yalçındağ, şöyle devam etti:
“Türk iş dünyasının Afrika, Orta Doğu, Orta Asya ile olan yakın temasları, Alman iş dünyası için de önemli bir potansiyel işbirliği alanı oluşturuyor. İnşaattan enerjiye kadar birçok sektörde güçlü ve tecrübeli firmalarımız bulunuyor. Almanya’nın kendi güçlü finansman yapısını yeni açılımlar için kullanabileceğini ve Türk iş dünyası olarak bu çerçevede ortaklılara hazır olduğumuzu ifade etmek isterim. Turizm konusunun da iki toplumun birbirlerini daha yakından tanımasını önemsiyoruz. 2023 yılı verileri, Alman turistlerin tercihlerinde ülkemizi en ön sıralara koyduklarını gösterdi.”
“İKİ ÜLKE ARASINDA BEŞERİ SERMAYE YATIRIMLARINI ÖNEMSİYORUZ”
Yalçındağ, Türkiye ve Almanya’da güçlü küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin (KOBİ) bulunduğuna da dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Bu durum, KOBİ’ler arasında işbirliklerinin önemini vurgulamamıza olanak sağlıyor. İş Konseyi olarak, iki ülkenin KOBİ’lerinin, ikiz dönüşümüne hazırlanmasında tecrübe paylaşımının faydalı olacağını düşünüyoruz. Alman eğitim yapısı, iş dünyası ihtiyaçları ile entegre edilmiş durumda.
Bu da güçlü Alman sanayisi ve yüksek katma değerli hizmetlerini de beraberinde getiriyor. Bu çerçevede iki ülke arasında beşeri sermaye yatırımlarına önem veriyoruz. Eğitimli Türk gençlerimiz, Almanya’da hem ülkemizi temsil ediyor hem de iki iş dünyası arasında önemli bir köprü oluyor.”
Türkiye ve Almanya’daki genç dinamik yönetici ve iş sahibi yeni jenerasyonun, iki ülkenin ticaret hacmini yukarıya taşıyacağını ifade eden Yalçındağ, iki ülke iş dünyası arasındaki temasları sıklaştırmanın önemini vurguladı
]]>Eren, AA muhabirine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 22 Nisan’da gerçekleştirilmesi planlanan Irak ziyareti öncesinde sektörün bu ülkedeki hedeflerine yönelik değerlendirmelerde bulundu.

Irak’ın, Suudi Arabistan’la birlikte Türk müteahhitler için önemli hedef ülkelerden olduğuna işaret eden Eren, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Irak’a ziyaretinin bu açıdan önem taşıdığını ve kendilerinin de heyette yer alacağını söyledi.
Eren, Irak’ta önceki yıllarda yaşanan siyasi sorunlar nedeniyle hükümet kurulamadığını ve bu nedenle ülkeye yeni yatırım yapılamadığını dile getirerek, hükümetin kurulmasının ardından Ticaret Bakanı Ömer Bolat öncülüğündeki müteahhitlik heyeti olarak Bağdat’a gittiklerini ve burada ilgili makamlarla görüşmeler gerçekleştirdiklerini anlattı.
Irak’ta yapılmayı bekleyen büyük yatırımlar olduğuna ve bunların başında Kalkınma Yolu Projesi’nin bulunduğuna dikkati çeken Eren, “Bu projeyle, Basra Körfezi’nde yeni yapılan limandan Türkiye sınırında yeni açılacak Ovacık Sınır Kapısı’na kadar 1200 kilometrelik otoyol ve 1200 kilometrelik demir yolu ağı yapılacak.” diye konuştu.

Eren, Süveyş Kanalı’nda yaşanan sorundan dolayı uluslararası ticaret yapan gemilerin Afrika kıtasını dolaşarak Avrupa’ya ulaşabildiği söyledi.
Kalkınma Yolu Projesi’nin gerçekleşmesi halinde ticaretin, Basra Körfezi ile Irak ve Türkiye üzerinden demir ve kara yoluyla sağlayacağını belirten Eren, şunları kaydetti:
“Bunun hem Irak’a hem Türkiye’ye ekonomik ve stratejik olarak çok önemli getirisi olacak. Devletimizin bu projede Irak’a tecrübelerini aktarması için Karayolları ve TCDD genel müdürlüklerimiz Iraklı makamlarla işbirliği yapıyor. Ben de geçen yıldan beri Iraklı yetkili makamlara direkt teklif etmiştim. Kalkınma Yolu Projesi’nin tamamını Türk müteahhitleri olarak yapmaya talibiz, projenin tamamını yapabileceğimizi Türkiye’de yaptığımız otoyollar, köprüler ve demir yollarıyla çok kolaylıkla gösterebiliyoruz.”
“KONUT SEKTÖRÜ İÇİN ÇOK BÜYÜK PAZAR AÇILACAK”
Eren, Kalkınma Yolu Projesi’nin diğer getirilerine de dikkati çekerek, “Proje, Irak’ta başka projelere de kapı açacak görünüyor çünkü bu projenin güzergahı boyunca yeni şehirler, yerleşim yerleri yapmak istiyorlar, konut sektörü için çok büyük pazar açılacak. 100’e yakın yeni hastane yapmak istiyorlar, binlerce okula ihtiyaçları olacak. O nedenle ben Irak’ta Türk inşaat sektörüne çok büyük bir kapı açılacağını düşünüyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızın yapacağı bu ziyaret ve bizlerle beraber yapacağı toplantıdan çok olumlu sonuçlar alınacağını düşünüyorum.” diye konuştu.

700-800 MİLYAR DOLAR YATIRIM YAPILACAK
Eren, Irak’ın hastane ve okul gibi altyapı ihtiyaçlarına para harcamayı düşündüğünü aktararak, “Irak, geçmişten beri bizim büyük bir pazarımız. Irak’ta şimdiye kadar yaklaşık 35 milyar dolarlık iş yapmış durumdayız. Sanıyorum 1100’ün üstünde proje tamamlamışız ama son yıllarda yatırımlar durunca ara verilmişti. Şimdi bu yatırımların üstüne hiç değilse yaklaşık 700-800 milyar dolara varan yatırımlar olacağını düşünüyorum. Bunun içinde de Türk firmaları olarak mutlaka yer almamız lazım.” dedi.
Son dönemde Türk bakanların bu ülkeye yönelik ziyaretlerini anımsatan Eren, “Irak Hükümeti, hem ticari hem müteahhitlik anlamında yüzünü yukarıya yani Türkiye’ye dönme kararında. Kendi Başbakanlarının ağzından ben şahsen duydum. Dolayısıyla ben Irak’ı çok önemsiyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
IRAK VE SUUDİ ARABİSTAN PROJELERİ HEDEFTE
Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan dolayı müteahhitlik sektörünün en büyük pazarı olan Rusya’nın daraldığına işaret eden Eren, bu pazarda oluşan açığı Suudi Arabistan ve Irak’ta yapılacak yeni projelerle kapatmayı ümit ettiklerini söyledi.
Eren, meslektaşlarına hedef ülke olarak Irak ve Suudi Arabistan’ı gösterdiğini belirterek, şunları kaydetti:
“Biz en önemli misyon olarak başka ülkelerin kaynaklarından, bütçelerinden Türk insanına, mühendisine ve işçisine istihdam sağlama sorumluluğunu yerine getirmeye çalışıyoruz. Uluslararası müteahhitlik sektörü olarak Türk inşaat malzemelerine yeni ihracat kapısı açmaya çalışıyoruz. Bu amacımızla ilgili olarak devletimizin, bankalarımızın desteğiyle çözülmesi gereken teminat mektubu, kredi gibi sorunlar var. O konularda alacağımız destekle de mutlaka hedeflerimizi daha ileriye götüreceğiz.”
Kıtada 62 noktaya uçan THY, TİKA, Maarif Vakfı ve Yunus Emre Enstitüsü gibi kurumlar eliyle kardeş kıta ve oradaki halklarla daima gönül gönle olduklarını kaydeden Yılmaz, Afrika’da 2002 yılında 12 olan büyükelçilik sayısının bugün 44’e ulaştığını, Ankara’daki Afrika büyükelçiliklerinin sayısının ise 2008 yılı başında 10 iken bugün 38’e yükseldiğini aktardı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, “Afrika Ülkeleriyle Ticari ve Ekonomik İlişkilerin Geliştirilmesi Stratejisi” ile daha da artan temasların hem kıta ülkeleriyle olan güçlü siyasi ve dostluk bağlarında hem de ekonomi, ticaret ve yatırım ilişkilerinde kendisini gösterdiğine işaret ederek, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) tarafından Afrika ülkeleriyle kurulan iş konseylerinin sayısının 48’e ulaştığını belirtti.
Afrika’daki Türk yatırımlarının piyasa değerinin 10 milyar doları aştığını dile getiren Yılmaz, kıtada faaliyet gösteren müteahhitlik firmalarının bugüne kadar piyasa değerinin yaklaşık 87 milyar dolar olan 1885 projeyi üstlendiğini anlattı.
Afrika ülkeleriyle ticari ilişkilerin karşılıklı anlayış ve kazan-kazan ilkeleri temelinde her geçen gün geliştirdiklerine dikkati çeken Yılmaz, “Afrika kıtası ile 2003 yılında 5,4 milyar dolar olan ticaret hacmimiz 2023 yılında 37 milyar dolara ulaşmıştır. Bu dönem zarfında ihracatımızın 2,1 milyar dolardan 22 milyar dolara, ithalatımızın ise 3,3 milyar dolardan 15 milyar dolara yükseldiğini görüyoruz. Bunlar çok önemli gelişmeler ama hala katedecek çok mesafemiz var. Bunu da ifade etmek isterim.” diye konuştu.
Yılmaz, Türkiye’nin Afrika’yla ilgili bakış açısının son derece güçlü olduğunun altını çizerek, şöyle devam etti:
“Biz, 21. yüzyılın ‘Türkiye Yüzyılı’ ve ‘Afrika Yüzyılı’ olacağına inanıyoruz. Afrika son derece genç ve dinamik bir kıta. Geçmişte Kalkınma Bakanı olarak uzun süre görev yaptım. O dönemde de hep altını çizerdim. Nüfus dinamikleri çok önemli. 21. yüzyılda dünyadaki nüfus artışının yarıya yakının Afrika’dan geleceği düşünülüyor. Ve bu nüfus, genç, dinamik nüfus daha iyi eğitimle ve girişimci bir kültürle dünya ekonomisine katıldığında hem dünya ekonomisinin gelişimine güç verecektir hem de Afrika’yı çok farklı bir seviyeye taşıyacaktır. Buna yürekten inanıyorum.”
“Yaşlanmadan zenginleşmek lazım”
Yaşlanmadan zenginleşmek gerektiğini vurgulayan Yılmaz, bazı kıtaların ve ülkelerin Avrupa başta olmak üzere yaşlandığını gördüklerini söyledi.
Yılmaz, bu yaşlı kıtaların zenginleşmişlerse yaşlı nüfuslarıyla idare edebileceğini vurgulayarak, “Ama hem yoksul hem de yaşlı olursanız işte o çok kötü. Dolayısıyla yaşlanmadan zenginleşmek lazım. Bunu da Afrika’nın başaracağına ben yürekten inanıyorum.” ifadelerini kullandı.
Tanzanya’nın son dönemde yaptığı reformlar ve elde ettiği yüksek büyüme oranıyla Türkiye’nin Afrika ilişkilerinde önemli ve ayrıcalıklı bir konuma sahip olduğunu dile getiren Yılmaz, bu ülkeye yönelik geliştirdikleri dostluk ve kardeşlik ikliminin kendilerini daha çok birbirine bağladığını, aralarındaki engel ve mesafeleri ortadan kaldırdığını söyledi.
Yılmaz, Tanzanya Cumhurbaşkanı Samia Suluhu Hassan ile heyetinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a gerçekleştirdiği ziyaretin ikili ilişkilerini daha da ileriye taşıyacak, tarihi önemde bir kilometre taşı olduğunun altını çizerek, dün Ankara’da verimli toplantılar yapıldığını, çok önemli anlaşmalar imzalandığını anlattı.
Tanzanya’dan Türkiye’ye Cumhurbaşkanı düzeyinde, 14 yıl sonra yapılan bu ziyaretin hayırlara vesile olmasını dileyen Yılmaz, dost ülke Tanzanya ile 2003 yılında yaklaşık 11 milyon dolar olan ikili ticaret hacminin, 2023 yılında yaklaşık 350 milyon dolar seviyesine ulaştığını bildirdi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, “Türk müteahhitleri günümüze kadar Tanzanya’da 6,4 milyar dolar değerinde 14 adet proje üstlenmişlerdir. Son derece önemli bir rakam olduğunu görüyoruz. İyileşen yatırım ortamı ve olası işbirliği fırsatları, Türk firmalarının Tanzanya’ya olan ilgisini artırmaktadır. Dünya çapında rekabetçi, kurumsal ve uzmanlaşmış yapısıyla Türk firmaları, Tanzanya’nın altyapı ve yatırım ihtiyaçları için işbirliğinde öne çıkmaktadır.” dedi.
“Türkiye, Afrika’ya çok farklı bir perspektifle yaklaşıyor”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:
“Şunun da altını çizmek isterim: Türkiye olarak bizim geçmişimizde bir sömürgecilik bagajı yok çok şükür. Türkiye, Afrika’ya çok farklı bir perspektifle yaklaşıyor. Kazan-kazan prensibiyle yaklaşıyor. Gittiği her yerde firmalarımız o ülkeye de değer katıyorlar. Oradaki işletmeciliğin, girişimciliğin gelişmesine katkıda bulunuyorlar. Oradaki iş gücünün niteliğini bir taraftan artırıyorlar. Bu anlamda Türk firmalarının hem ticari hem de ikili ilişkilerimiz anlamında son derece olumlu katkılarda bulunduğunu ifade etmek isterim.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Tanzanya Cumhurbaşkanı Hassan’ın önlerine 1 milyar dolar ticaret hedefi koyduğunu belirten Yılmaz, kamu ve özel sektör olarak birlikte çalıştıklarında bu hedefi yakın zamanda yakalayacaklarına ve çok daha ötesine geçeceklerine inandığını belirtti.
Türk firmalarının Tanzanya’da üstlendiği büyük çaplı projelerin gelecek vadettiğini ve örnek olduğunu kaydeden Yılmaz, enerji, madencilik, ulaştırma, turizm, tarım, gıda, yenilenebilir enerji ile müteahhitlik sektörleri başta olmak üzere Türkiye-Tanzanya işbirliklerini genişletecek pek çok fırsat alanı bulunduğunu, Türk inşaat sektörü açısından özellikle konut, alışveriş merkezleri, kongre ve konferans merkezleri ile yol ve köprü inşasına yönelik iş imkanları olduğunu bildiklerini dile getirdi.
Bu doğrultuda iş insanlarının aralarında kuracakları yeni bağların ve işbirliklerin önemine işaret eden Yılmaz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye-Tanzanya ticari ilişkilerinde potansiyellerini tam olarak kullanmanın zamanının artık geldiğine yönelik ifadelerini aktardı.
“Bu potansiyeli en iyi şekilde değerlendirerek, Türkiye-Tanzanya ikili ticari, ekonomik ve yatırım ilişkilerinde bugün ulaşılan rakamları önümüzdeki dönemde çok rahat aşacağınıza inanıyorum.” diyen Yılmaz, hedeflerinin iki ülkenin artılarını öne çıkararak, kardeşlik, dostluk ve karşılıklı anlayış temelinde yeni işbirliği imkanları yaratmak olduğunu dile getirdi.
Ortak amacın, tesis edilecek olan iş ve yatırım süreçlerini kolaylaştırmak olduğuna dikkati çeken Yılmaz, gelecekte de iş ve yatırım forumları, iş konseyi toplantıları ve karşılıklı ticaret heyeti gibi farklı organizasyonlarla işbirliği imkanlarını artırmaları gerektiğini sözlerine ekledi.
Forum, oturumlarla devam ediyor
Programa, Tanzanya Cumhurbaşkanı Hassan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Tanzanya Sanayi ve Ticaret Bakanı Ashatu Kijaji, Türkiye’nin Darüsselam Büyükelçisi Mehmet Güllüoğlu, DEİK Başkanı Nail Olpak, DEİK Türkiye-Tanzanya İş Konseyi Başkanı Erdem Arıoğlu ile iş dünyasından bazı davetliler katıldı.
Tanzanya Cumhurbaşkanı Hassan, Ticaret Bakanı Bolat ve DEİK Başkanı Olpak da programda konuşma yaptı.
Açılış programı, protokol üyelerinin aile fotoğrafı çektirmesiyle sona ererken forum oturumlarla devam ediyor.
10 yıl boyunca prototipler ve gösterimler geliştirdi ve 2012 yılında ilk ciddi Türk taktik İnsansız Hava Aracı (İHA) için bir sözleşme imzaladı. Baykar’ın İHA programı aslında çok daha önce savunma sanayi işbirliği için bir platform haline geldi.
İlk yatırımlarını 2011’de yapan Katar, Baykar İHA’ları için bir yatırımcı ve müşteri olma potansiyelini uzun bir süredir taşıyor. Baykar, 2012 ve 2015 yılları arasında sahaya sürme ve test çalışmalarını tamamlayarak, askeri ve jeopolitik tarih üzerinde etki yaratmaya hazır bir taktik olan İHA Bayraktar TB2’yi üretti.
BAYKAR TB2: ÇOK KISA SÜREDE ÇOK BÜYÜK ETKİ
Baykar’ın amiral gemisi Bayraktar, sahaya sürüldükten sonraki 6 yıl içinde, 2016 ve 2022 yılları arasında dünyayı değiştirecek potansiyele sahipti. Diğer Türk endüstrilerinin hassas sensör ve mühimmatlarının TB2 ile eşleştirilmesi, en az 6 büyük uluslararası ve bölgesel çatışmayı etkileyen düşük maliyetli bir hassas vuruş aracı sağlayacaktı. TB2, Türkiye’nin terör örgütü PKK’ya karşı Irak ve Suriye’deki operasyonlarını mümkün kıldı. Bununla beraber TB-2 Libya’daki Trablus kuşatmasının sona ermesinde kilit rol oynadı ve Etiyopya’daki Abiy rejimini kurtardı. TB2’nin bir diğer önemli başarısı ise Azerbaycan ve Ukrayna’da oldu. TB-2 Azerbaycan’ın Ermenistan tarafından işgal edilen topraklar üzerindeki egemenliğini geri kazanmasına yardımcı olurken Ukrayna’nın 2022’de Kiev’i hedef alan Rus saldırılarını engellemesine yardımcı oldu. Gerçek şu ki çok az silah ya da teknoloji bu kadar kısa bir süre içinde bu kadar büyük bir etki yaratacak şekilde olgunlaşır.
Peki, Baykar ya da TB2, askeri alanda bir devrim ya da Türk askeri doktrininde bir devrim yarattı mı? Uygun bir alçakgönüllülükle, hayır. Çünkü hiçbir teknoloji ya da şirket bunu yapamaz. Ancak dünyada insansız teknolojileri genel olarak kesinlikle bir devrim oluşturdu ve Baykar Türkiye’yi mevcut süreçte lider konumuna yükseltti. Türk askeri doktrini açıkça yayınlanmasa da, pratiğe baktığımızda Baykar’ın Türkiye’nin birleşik silahlı savaş yaklaşımında önemli bir kuşak değişikliği sağladığını tespit edebiliriz. Baykar’ın sistemleri, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii’nin (TAI) sistemleri ile tamamlanarak Türk firmaları ASELSAN, ROKETSAN, HAVELSAN ve diğerlerinin elektronik, haberleşme ve mühimmat çözümleri ile desteklendi. Baykar, Türk savaş tarzında bir devrime öncülük etti. Kalıcı gözetleme, hassas vuruş, hızlı konuşlanma, kullanım kolaylığı, uygun maliyet, birleşik silahlarla entegrasyon ve ortakları konuşlandırma ve eğitme çevikliği; bunların hepsi 2012’den önce teorik olarak Türk birleşik silah savaşının bir parçasıydı. Baykar’ın yerli ve milli teknolojinin merkezinde lider konumu ise onu pratikte de operasyonel hale getirdi Baykar’ın Türk askeri doktrinine katkısı bu oldu.
TÜRK SAVUNMA DİPLOMASİSİNDE ANA AKTÖR OLDU
Son 10 yılda Türk askeri doktrini, yerel ortaklarla beraber sınır ötesi çalışarak yerli yetenekler yoluyla caydırıcılığın güçlendirilmesi, teröre ve hibrit tehditlere karşı önleyici savunma kapasitesinin geliştirilmesi yönünde gelişti.[1]
Baykar sistemleri, özellikle de TB2, bunların her birini mümkün kılan ana aktör oldu. Bu anlamda, Baykar sadece bir savunma sanayi lideri olmakla kalmadı, aynı zamanda Türk devlet yönetiminin birincil aracı olan güven ve işbirliği ağlarını kurduğu savunma diplomasisinin de ana aktörü haline geldi. Baykar, TB2’nin başarısını sürdürerek, stratejik İnsansız hava aracı AKINCI, insansız savaş uçağı KIZILELMA, deniz insansız hava aracı TB3 ve insansız hava aracından fırlatılan mini seyir füzesi KEMANKEŞ gibi yeni teknolojileri ve sistemleri de Türk Savunma Sanayii envanterine dahil etti.
Baykar’ın yenilikçi bir şirket olduğunu ve savunma sanayii alanındakiler de dahil olmak üzere yenilikçi şirketlerin genellikle büyüme arayışında olduğunu belirtmeliyiz. 10 yıl boyunca Türkiye’nin savunma ve diplomatik kabiliyetlerini etkileyerek kısa vadede etkileyici bir başarı elde eden Baykar’ın, ülkesinin ve bölgesinin uzun vadeli yörüngesini etkileyen bir firma olup olmayacağı ise önemli sorulardan biridir. Alman şirket Krupp ve Amerikan şirketi Boeing gibi savaş dönemlerinde mütevazı ve araçsal bir şekilde kurularak sonrasında küresel pazar liderlerine ve kendi başlarına jeopolitik güçler haline gelen emsaller mevcut. 300 yıl içinde Krupp Alman gücüyle eş anlamlı hale gelirken Boeing ise İkinci Dünya Savaşı’nda ABD Hava Kuvvetleri için insanlı savaş uçağı üreterek köklerinden büyürken dünyanın en büyük havacılık firması haline geldi. Ürüne ve döneme özgü bir liderden ziyade çeşitlendirilmiş bir tekniğe ve teknolojik motora sahip olan Baykar da muhtemelen bu tür firmaların Türkiye’deki eşdeğeri olma yolunda büyük çaplı planlarla uzun vadeli düşünüyor. Baykar’ın bu görevdeki başarısı Türkiye’nin önümüzdeki süreçte ekonomik ve jeopolitik beklentileri ve Orta Doğu’daki komşu bölgeleri üzerinde büyük bir etkiye sahip olacaktır.
Hassan, Türk iş insanlarını Tanzanya’da yatırım yapmaya davet ederek, “Türkiye’de olmaktan çok mutluyum ve burada misafir eden DEİK’e bu önemli forumu düzenledikleri için teşekkür ediyorum.” dedi.
Ziyaretle iki ülkenin ticaret potansiyelinin ortaya çıkarılmasını amaçladıklarını dile getiren Hassan, Tanzanya’daki yatırım fırsatlarına ve ülkesinin ideal bir yatırım merkezi olduğuna dikkati çekti.
Hassan, “Tanzanya, güney ve doğu Afrika için 500 milyon kişiye kapı açmaktadır. Bu nedenle Tanzanya’da yatırım yapmak, başka bölgelere de ulaşmak anlamına geliyor.” dedi.
Demir yoluna yatırım yaptıkları bilgisini paylaşan Hassan, Hint Okyanusu’ndan Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ne (KDC) bir ağ oluşturmayı planladıklarını belirtti.
Hassan, ülkesinin doğal kaynaklar açısından zengin ve tarım için verimli topraklara sahip olduğunu ifade etti.
Tanzanya’nın 30 yaş altı yaklaşık 65 milyonluk nüfusuyla yatırım için uygun bir pazar olduğunu söyleyen Hassan, “Siyasi istikrar mevcut ve ekonomik refaha doğru gidiyoruz. Tanzanya hükümeti de yatırım için birçok teşvik sunmaktadır.” ifadelerini kullandı.
Tanzanya’nın doğal ve kültürel kaynaklarına dikkati çeken Hassan, ülkesinin turizm sektöründe önemli konumda bulunduğu ve turist sayısını artırmayı amaçladıkları bilgisini paylaştı.
Hassan, Darusselam’da haziranda düzenlenmesi planlanan iş fuarına Türk iş insanlarını davet ederek, “Allah, Türkiye’yi ve Tanzanya’yı korusun.” dedi.
TİCARET HACMİNİN BİR MİLYAR DOLARA ÇIKARILMASI HEDEFLENİYOR
İki ülke arasında ticari işbirliğini ve bağlantıları artırmak için karşılıklı ziyaretler yapıldığını belirten Tanzanya Endüstri ve Ticaret Bakanı Kijaji, yıllık 380 milyon dolar civarındaki ticaret hacminin yeterli olmadığını ve artırılması gerektiğini söyledi.
Kijaji, “Türkiye ile Tanzanya, tarihsel olarak güçlü bir ortaklık gerçekleştirmiştir. İki ülke arasında ekonomik işbirliğini daha da geliştirmeliyiz ve bu iş forumu da atılan önemli bir adım oldu.” dedi.
Tanzanya olarak önemli reformlar yaptıklarının altını çizen Kijaji, “İki ülke arasında en az bir milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşmayı hedefliyoruz ve bu, gerçekleştirilebilir hedeftir. Bunun için de özellikle Türkiye’nin tekstil alanındaki deneyimini Tanzanya’da tecrübe etmek istiyoruz.” şeklinde konuştu.
Kijaji, Türkiye’den yatırımcıları ülkesine davet ederek Tanzanya Ticaret Bakanlığının her türlü desteğe hazır olduğunu vurguladı.
Tanzanya Özel Sektör Kurumu (TPSF) Yönetim Kurulu Üyesi Theolbald Sabi de “Bu forum sayesinde iki ülke ilişkilerinin daha da güçleneceğine inanıyoruz. Son yıllarda atılan adımlarla Tanzanya, ekonomik anlamda yatırım merkezi haline gelmeye başladı.” dedi.
İki ülke arasındaki ticaret hacminin artırılması gerektiğini vurgulayan Sabi, Türk iş insanlarını ülkesinde yatırım yapmaya çağırdı.
Sabi, Türkiye ile Tanzanya arasında başta turizm olmak üzere farklı alanlarda anlaşmalar imzalandığını belirterek, ikili ilişkileri geliştirmek istediklerini söyledi.
Tanzanya Cumhurbaşkanı Hassan’ın Türkiye’ye resmi ziyareti kapsamında iki ülke arasında eğitim, teknoloji ve yatırım alanlarında 6 anlaşma imzalandı.
Tanzanya’dan 14 yıl sonra ilk kez cumhurbaşkanlığı düzeyinde Türkiye’ye yapılan bu ziyaretle iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi hedefleniyor.
Foruma, Türk Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği Başkanı ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Şekib Avdagiç, Kıbrıs Türk Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Deniz, Türk Devletleri Teşkilatı Genel Sekreter Yardımcısı Merey Mukazhan, Türk Yatırım Fonu Başkanı Baghdad Amreyev, katıldı.
“AB ÜLKELERİ GİBİ BİZ KARDEŞ ÜLKELERDE BİRLİK OLMALIYIZ”
Toplantıya konuşmacı olarak katılan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu, “Türk Devletleri Teşkilatını oluşturan Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkiye ile gözlemci üyeler KKTC, Macaristan ve Türkmenistan; yaklaşık 1,5 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğe, 1 trilyon dolarlık dış ticaret hacmine ve 185 milyonluk büyük bir nüfusa sahiptir. Sadece bu rakamlar bile, bir araya geldiğimizde, nasıl büyük bir küresel güce dönüşebileceğimizi göstermektedir. Türk devletleri olarak, aramızdaki ticaret hacmi sadece 42 milyar dolar. Toplam dış ticaretimiz içinde yüzde 10’u bile değil. Oysa Avrupa ülkelerinin kendi aralarındaki ticaretin payı yüzde 70’lerde. AB benzeri bir bütünleşme ve başarı hikâyesini, biz de kardeşler olarak yazmalıyız. Bugün burada alınacak kararların hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Daha iyi bir gelecek umudumuzu hiç azaltmadan, omuz omuza çalışacağımız güzel günlerde yeniden buluşabilmeyi diliyorum” ifadelerini kullandı.
“TÜRK ASRI HEDEFİNE, ANCAK GİRİŞİMCİ TÜRK KADINI İLE BİRLİKTE ULAŞACAĞIZ”
Türkiye iş dünyası olarak, 21’inci Yüzyılın Türk asrı olması ülküsüyle çalıştıklarını belirten İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç, “Türk asrı hedefine, ancak girişimci Türk kadını ile birlikte ulaşacağız. Olmaz denen her şeyi, kadınlarımızla birlikte olur kılacağız. Bu yüzden Türk Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği himayesinde Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Macaristan ve KKTC’nin iştirakiyle faaliyet gösteren “Kadın Girişimciler Komitesine” büyük görev düşüyor. Bizim Türk kadınının geleneksel sektörlerin dışındaki üretimin ve ticaret alanlarından da öncü ve başarılı olmasına ihtiyacımız var. Türk illerinin devletlerinin, hem kendi aralarında ticarî ve ekonomik işbirliklerini artırmak için, hem de ulusal ekonomilerini geliştirmek için, kadının Türk toplumundaki eski gücüne kavuşmasına ihtiyacı var” şeklinde konuştu.
“TÜRK KADININ KALBİ, HER DAİM TÜRKÜN OLDUĞU YERDE, TÜRKÜN ANA VATANINDA ATAR”
Avdagiç, sözlerine şöyle devam etti: “Ben inanıyorum ki, Özbek kadın girişimci sayısı arttıkça Türkiye ekonomisi daha da büyüyecek. Azerbaycanlı kadın girişimci sayısı arttıkça Türkiye ekonomisi daha da büyüyecek. Kazak kadın girişimci sayısı arttıkça Türkiye ekonomisi daha da büyüyecek. Kırgız kadın girişimci sayısı arttıkça Türkiye ekonomisi daha da büyüyecek. Bu cümleleri, Türkiye sözcüğünün yerine bir de Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan ve KKTC sözcüğünü koyarak okuyun. O zaman göreceksiniz ki, aslında Türk ilinin herhangi birinde kadın girişimci sayısının artması, tüm Türk illerinde güçlü bir refah ve kalkınma rüzgârı estirecektir. Çünkü inanın ki, Türk kadının kalbi, her daim Türkün olduğu yerde, Türkün ana vatanında atar. İTO olarak, tıpkı Türk Kadın Girişimcilerine verdiğimiz destek gibi, Türk Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği Kadın Girişimciler Komitesi’ne de her türlü desteği vermeye hazırız. Bu düşüncelerle, 740 bin firmayı temsil eden İTO çatısı altında yer alan 110 bin 522 kadın girişimcinin de başkanı olarak, Türk dünyasının kadın girişimcilerine başarılar diliyorum” dedi.
Toplantı öncesi yapılan genel kurulda Türk Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği Kadın Girişimciler Komitesi Başkanlığına Kazakistan’dan Lazzat Ramazanova seçildi.
Katılımcı paneli kapatıldı.
Afrika kıtasında yer alan ülkelerle ilişkilerde son 22 yılda kayda değer bir ivme kazandıklarını belirten Kacır, yurtdışındaki misyonlar aracılığıyla Afrika’da son derece proaktif bir dış politika yürüttüklerini vurguladı.
AFRİKA ÜLKELERİ İLE KURULAN İŞ KONSEYLERİNİN SAYISI 47’Yİ GEÇMİŞ DURUMDA
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 31 Afrika ülkesine 50’den fazla ziyaret gerçekleştirdiğini hatırlatan Kacır, ”Kıtada faaliyet gösteren 44 büyükelçiliğimiz ve ülkemizdeki 38 Afrika ülkesinin büyükelçilikleri bu aktif dış politikanın en önemli göstergeleridir. Türk Hava Yolları, kıtada 62 noktaya sefer düzenlemekte. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) tarafından Afrika ülkeleri ile kurulan iş konseylerinin sayısı ise 47’yi geçmiş durumda. Kıtaya sadece ticari ve ekonomik alanlarda değil, her alanda katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Afrika ülkeleri ile ilişkilerimizin günden güne gelişmesi için çaba harcıyoruz. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı’nın (TİKA) kıtada 22 ofisi bulunmaktadır” şeklinde konuştu.
TİCARET HACMİMİZİ 50 MİLYAR DOLARA ÇIKARMAYI HEDEFLİYORUZ
Afrika kıtasına toplam ticaret 2003 yılında 5,4 milyar dolar düzeyinde iken, 2023 yılı itibarıyla 37 milyar dolar düzeyine yükseldiğini söyleyen Bakan Kacır, ”Önümüzdeki yıllarda ticaret hacmimizi 50 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Afrika kıtasındaki ticari faaliyetlerimize ek olarak, müteahhitlik ve yatırım faaliyetlerimizin gelişmesi için iş birliklerimizi genişletiyoruz. Bu çerçevede Afrika’daki Türk yatırımları 10 milyar dolara ulaştı. Sektörde kendini ispat etmiş ve Afrika ülkelerinde de deneyim kazanmış müteahhitlik firmalarımız, kıtada bugüne dek bin 885 projeyi başarıyla üstlendiler” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2018 yılında Mali’ye gerçekleştirdiği ziyarette ikili ticaret hacminin 500 milyon dolar değerine ulaşması hedefinde mutabık kaldıklarını hatırlatan Kacır, Türkiye-Mali arasındaki ticaret hacminin bu tarihten sonra sürekli artarak 2023 yılında tarihinin en yüksek seviyesine ulaşarak 255 milyon doları aştığını ifade etti. Türk müteahhitlerinin Mali’de bu zamana kadar altyapı ve üst yapı, rehabilitasyon gibi alanlarda 450 milyon dolar değerinde 10 adet proje üstlendiğinin altını çizen Kacır, ‘‘Ülkelerimiz arasındaki iktisadi ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi için ciddi bir potansiyel olduğunu görüyoruz. Bu potansiyelin değerlendirilmesi ve ticari ve ekonomik ilişkilerimizin artırılması sadece ülkelerimizin ortaklığını güçlendirmekle kalmayacak, milletlerimizin refahına da büyük katkı sağlayacak. Türk ve Malili iş insanlarının daha güvenli bir iş ortamında hareket etmeleri ve yatırım yapabilmeleri için bazı temel anlaşmaların da yürürlükte olması gereklidir. Bu bağlamda yine Cumhurbaşkanımızın 2018 yılında gerçekleşen Mali ziyaretinde imzalanan Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması’nın onay sürecinin en kısa sürede tamamlanması ve Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi Anlaşması’nın müzakerelerinin bir an önce tamamlanarak imzalanmasını arzuluyoruz” diye konuştu.
TİKA’nın özellikle su sanitasyonu, insani yardımlar, kültürel mirasın korunması gibi alanlarda Mali’de aktif rol oynadığını belirten Kacır, Türk Maarif Vakfı’nın Mali’de bulunan farklı seviyelerdeki 28 okul ile 3 bin 200’den fazla Malili öğrencinin eğitimlerine katkıda bulunduğunu söyledi. 4. Dönem Karma Ekonomik Komisyonu Toplantısı, Türkiye ile Mali arasında imzalanan iş birliği protokolüyle sona erdi.
Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre; TBMM Genel Kurulu’nda, Turist Rehberliği Meslek Kanunu ile 2012 yılında yürürlüğe giren turist rehberliği hizmetine ilişkin faaliyet, görev ve sorumlulukların düzenlendiği 6326 sayılı kanun maddelerinde düzenleme yapıldı. Konuya ilişkin açıklama yapan Bakan Ersoy, kanundaki en önemli değişikliğin, rehberlikle ilgili bazı kararların bakanlık yetkisine tekrar geri verilmesi olduğunu belirterek, “Onun dışında özellikle yabancı dil sınavlarıyla ilgili bir düzenleme getirildi. Artık ÖSYM’deki kriterler esas alınarak ÖSYM sınavları baz alınarak yapılıyor. En önemli nokta, değişiklerden biri de Türkçe rehberlik. Rehberlik eğitimini tamamlamış olan kişiler sınavları başarıyla geçtikten sonra lisan sınavına giriyorlar. Hangi dillerden başarılı olurlarsa sonuçları kokartlarına işleniyor ve o ülkenin vatandaşları, o dili konuşan ülkenin vatandaşlarına kokartlarında belirtilen lisanlarda rehberlik yapabiliyorlar” dedi.
”TÜRK VATANDAŞLAR İÇİN BİR AYRICALIK GETİRDİK”
Düzenleme ile artık Türk vatandaşlarına rehberlik edecek kişilerin yabancı dile sahip olma zorunluluğunun da ortadan kalktığını ifade eden Ersoy, “Türk vatandaşları için bir ayrıcalık getirdik. Türkçe bilmesi yeterli. Yani Türk vatandaşlarına çıkacak olan rehberlerin yabancı dil bilmesi gerekmiyor. Sadece Türkçe bilmeleri, kendi anadillerini konuşuyor olmaları, rehberlikle ilgili eğitimleri tamamlamış olmaları yeterli. Zaten herhangi bir Türk gruba İngilizce anlatma gerekmiyor, Fransızca anlatma gerekmiyor, Almanca anlatma gerekmiyor. Kendi orada sadece Türkçe yazıyorsa sadece Türk gruplara çıkabiliyor. Eğer orada sadece Türkçe yazıyorsa yabancı bir gruba da çıkamıyorsunuz. Zaten öyle bir şey olursa kanunen ruhsatınız iptal olur. Bir daha zaten rehberlik yapamazsınız. Bu da detaylı bir şekilde kontrol ediliyor” değerlendirmesinde bulundu.
”TURİZMDEKİ EN BÜYÜK TEHLİKELERDEN BİRİ HANUTÇULUK”
Turizmdeki en büyük tehlikenin ‘hanutçuluk’ olduğunu belirten Ersoy, bu anlamda yeni yaptırımların gündeme geldiğini vurgulayarak, “Hanutçulukla ilgili rehberlik ruhsatının iptaline kadar varan ve para cezaları içeren yeni yaptırımlar getirildi. En hassas konulardan biri bu. Maalesef yoğun bir şekilde turizmde, halkın anlayacağı dilde ‘komisyonculuk’ diyelim, rehber camiasında ‘hanutçuluk’ diye geçiyor, bu maalesef çok yaygın. Turizmin en büyük tehlikelerinden biri. Gelişmiş turizm ülkelerinin hiçbirinde böyle bir şey yok ama maalesef ülkemizde çok yoğun bir şekilde var. Biz de bunlarla çok etkili bir şekilde savaşmak istiyoruz. Turizmin önündeki en büyük engellerden biri olarak görüyoruz. Yasada bazı düzenlemeler yaptık, gerekirse başka düzenlemeler de ileride yaparız. Mutlaka bu dönemde hanutçulukla ilgili sıkıntıyı Türk turizminin çözmesi gerekiyor. Bizim de en çok önem verdiğimiz ve maalesef rehberler aracılığıyla yapılan bir konu olduğu için çok hassas davrandığımız bir konu. Bu şekilde turizm olmaz. Dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde bu şekilde turizm yapılmıyor. Bizim ülkemizde de yapılmaması gerekiyor. Hem esnafa çok zarar veriyorlar, gelirin adaletli bir şekilde dağılımını engelliyorlar bu da turizmde savaşmamız gereken konuların başında geliyor. Biz gerekli savaşı ısrarlı bir şekilde yapacağız” dedi.
”SON DÖNEMDE BİRÇOK YENİLİK GELDİ”
Türkiye’nin, turist sayısı bakımından dünyada 4’üncü sıraya yükseldiğini kaydeden Ersoy, bu anlamda hedeflerinin 3’üncü sıraya yükselmek olduğunu belirterek, “Hedefimiz de dünyada ilk 3’e girmek. Dünyada ilk 5’e, 6’ya, 7’ye giren ülkeler sıralamasındaki kurallar ki bunlar genelde Batılı ülkeler oluyor, onlarla aynı seviyeye kurallarımızı getirmeye çalışıyoruz. Çok hızlı bir şekilde de regülasyonlar yapıyoruz. Sadece rehberlikle ilgili düzenlemeler değil, turizm konutlarının düzenlemesi, konaklama tesislerinin belgelendirmesine kadar son dönemde birçok yenilik geldi. Tabii bunların adaptasyonu, düzenlenmesi, uyum sağlaması bir süreç. Bu süreci de kısa bir sürede Türkiye olarak tamamlayıp ülkemizi 60 milyon-100 milyon bandında turist alan ülkeler seviyesine getirmeyi hedefliyoruz” açıklamasında bulundu.
]]>Aras, AA muhabirine, son dönemde yaşanan çatışmalar ve gerginlikler nedeniyle gündeme taşınan ulaşım koridorlarına ilişkin değerlendirme yaptı.
Kalkınma Yolu Projesi’nin başlatılmasının önemine dikkati çeken Aras, Türkiye’nin gerek Irak gerekse bu ülke üzerinden Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt ve Umman gibi Körfez ülkeleriyle yaptığı ticaretin gelişimi açısından bu hattın kritik önem taşıdığına işaret etti.
Aras, Irak üzerinden söz konusu ülkelere yönelik yıllık 200 bini aşan kara yolu seferi gerçekleştirildiği bilgisini vererek, şöyle konuştu:
“Irak’ın güney tarafında süregelen güvenlik sorunlarının çözülmesi halinde, özellikle İsrail-İran çatışmasının boyut değiştirmesi durumunda Kalkınma Yolu Projesi, etkin bir alternatif koridora dönüşebilecek. Irak’ın Mart 2023’te küresel transit sistemi olan TIR Sözleşmesi’ne katılmış 78. ülke olması, Habur Sınır Kapısı’ndan geçişlerde sorunların çözümüne yönelik Irak tarafının Türk tarafına sağladığı destek, özellikle salgın sürecinde geçişlerin durmaması için Türk ve Irak makamlarının etkin işbirliği yürütmesi önemliydi. Türkiye ile Irak arasında pozitif seyreden siyasi ilişkiler, bu açıdan olumlu ancak olası bir İsrail-İran savaşı durumunda Irak’ın da müdahil olmasının yaratacağı güvenlik risklerini ve bölgede halihazırda ciddi güvenlik sıkıntıları yaratmakta olan terör örgütü faaliyetlerini de dikkate almak zorundayız.”

“KALKINMA YOLU PROJESİ ÖNEMLİ BİR FIRSAT”
Mevcut tedarik zinciri koridorlarında yaşanan ani gelişmeler ve çatışmalar nedeniyle ülkelerin sınır noktalarını güçlendirdiğine dikkati çeken Aras, alternatif güzergahların açılmasının küresel ekonomi açısından önemli hale geldiğini dile getirdi.
Şerafettin Aras, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Irak’a yapacağı ziyaretin önemine işaret ederek, “Bu ziyaret, dünyaya alternatif, güvenli ve hızlı transit koridorunun açılması ve duyurulması için önemli bir fırsat olabilir.” dedi.
İran ile İsrail arasındaki gerilime değinen Aras, ulaşımda İran-Türkmenistan güzergahının, Rusya-Ukrayna Savaşı’nda kapanan Kuzey Koridoru ve Gürcistan’dan başlayarak Hazar Denizi geçişiyle Orta Asya’ya devam eden Orta Koridor üzerindeki maliyetlerin ve transit sürelerinin uzunluğu nedeniyle Türkiye için alternatif temel güzergahlardan biri olduğunu anlattı.
Aras, gerginliğin artması veya savaşa evrilmesinin, İran’a yönelik taşımaların ötesinde Orta Asya bölgesine yönelik ticaret ve taşımalar için de önemli bir transit koridorunu yitirmek anlamına gelebileceğini belirterek, şöyle konuştu:
“2023 itibarıyla İran’a yönelik yaklaşık 3,3 milyar dolar değerindeki ihracatın yüzde 86’sı kara yoluyla gerçekleştiriliyor. Yıllık yaklaşık 88 bin ihracat seferiyle Türkiye’den İran’a ağırlıklı olarak makine ve makine aksamı, yedek parçaları ve motorlu taşıt parçaları, plastikler ve çeşitli kimyasal ürünler, tarım ürünleri (özellikle işlenmiş) ve metal cevherleri ihraç ediliyor.”
“ZENGEZUR KORİDORU ÖNEMLİ İHTİYAÇ”
Aras, muhtemel savaş halinde, Orta Asya bölgesine yönelik Gürbulak ve Esendere sınır kapılarından çıkarak İran üzerinden transit taşıma yapan 29 bini Türk plakalı olmak üzere yaklaşık 34 bin aracın olumsuz etkileneceğini bildirdi.
Bu araçların diğer doğu sınır kapılarına yönelmesiyle Türkiye’nin Gürcistan ile sınır kapılarında sorun yaratan yoğunlukları artıracağına dikkati çeken Aras, Orta Asya bölgesine yönelik ticaretin lojistik maliyetlerindeki yükseliş ve transit sürelerindeki artışlarla beraber ticarette ve tedarik zincirlerinde ciddi aksamalara yol açabileceğini dile getirdi.
Rusya-Ukrayna Savaşı ve Süveyş Kanalı krizinin etkisiyle Avrupa-Orta Asya bağlantılı uluslararası tedarik zincirlerinin sürdürülebilirliği için “Hazar Geçişli Uluslararası Taşımacılık Koridoru”nun giderek önem kazandığını belirteren Aras, “Koridordaki maliyetlerin, güzergah üzerindeki ülkelerin transit taşımalarda uyguladığı ücretler ve vergiler, ayrıca Hazar Denizi üzerinden gerçekleşen taşımalarda, Ro-Ro kapasitesinin yetersizliğinden kaynaklı sorunlar nedeniyle bir türlü düşürülememesi, son birkaç yıldır gündemde olan Zengezur Koridoru’nu önemli bir ihtiyaç olarak önemli kılıyor.” diye konuştu.
Rekabet kanununda değişikliğe gidileceğini ve yakın zamanda TBMM’ye sunulacağını söyleyen Bolat, teklifin firmalara uygulanan alt ceza sınırının yükseltilmesi ve 15 günlük geçici kapatma dahil pek çok yaptırımı kapsadığını belirtti.

Bakan Bolat’ın açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:
FAHİŞ FİYAT ARTIŞLARIYLA İLGİLİ REKABET KANUNUNDA DEĞİŞİKLİĞE GİDİLİYOR
Enflasyonla mücadele ve fahiş fiyat artışı gibi uygulamalarla mücadele etmek için bir çalışma yaptık. AK Parti parlamento grup yönetimine sunduk. Fahiş fiyat artışıyla ilgili olarak getirilen rekabet kanununda bu değişiklikleri yapacağız. Son dokunuşlarını yaptıktan sonra parlamentoya sevk edilecek yakın zamanda.

Aldatıcı reklam, zararlı ürün satışları yapanlara cezalar kesiliyor. Biz cezaların artırılması ile ilgili çalışma yaptık. Fahiş fiyat artışına karşı alt ceza sınırı uygulaması kanuna göre 2020’de 10 bin liraydı. 2024’te 52 bin oldu. Biz 80 bin olmasını talep ettik.
Önemli olan uygulamaları tavizsiz yapmaktır. Alt ceza sınırı 100 bin idi stokçulukta bunu da 800 bin liraya yükselteceğiz. Üst sınır ise 2 milyon yazıyor şu an, teklifimiz ise 11 milyon liraya çıkarılması.
’15 GÜNE YAKIN GEÇİCİ KAPATMA UYGULAMASI DA TEKLİF ARASINDA’
Stokçulukla amansız bir mücadele yapacağız. Bu işe tevessül edenler vazgeçsinler. Çünkü geçici kapatma uygulaması da teklifimiz arasında. Parlamentoda nasıl geçecek bilmiyorum ama 15 güne yakın geçici kapatma uygulaması da teklif arasında.

‘STOKÇULUK VE KARABORSACILIK TÜRÜ FAALİYETLER HORTLADI’
Türkiye 1973-2003 yılları arasında 2 haneli ve 3 haneli enflasyon problemiyle boğuştu. 2020 Mart ayında patlak veren salgın krizi birçok üründe lojistik ve tedarik sorunlarını beraberinde getirdi. Karantina zamanları gıda başta olmak üzere stokçuluk ya da karaborsacılık türü faaliyetler hortladı.
Marketler neredeyse iki, üç günde bir rafları doldurmaya çalışıyordu. İşte bu arz-talep dengesizliği döneminde bütün dünyada olduğu gibi enflasyonla karşı karşıya kaldık. Aşırı talep ortaya çıktı.
Talebin aşırı artması arz yetersizliği ve tamahkarlıkla birleşince 2022’ye kadar devam etti. 2022’de de bunun asıl sebebi Ukrayna ile savaşa tutuşması. Enerji fiyatlarında petrolde iki kat, doğalgazda beş kat artışlar oldu. Tahıl ve yağda da çok ciddi bir fiyat artışı oldu.

Bu süreçte Cumhurbaşkanımızın önceliği başta asgari ücret, memur ücretleri ve çiftçileri destekleme fiyatlarında her dönem enflasyonun üstünde zamlar vererek alım gücünün artması sağlandı.
‘İSRAİL CİDDİ MALİYETLER OLUŞTURULAN 1019 KALEM ÜRÜNDE İHRACATA MÜSAADE ETMEME KARARI ALDIK’
Devletimizin ilgili kurumları toplandı. İsrail’in ateşkese yanaşmaması BM’nin aldığı ateşkes kararı ve Gazze’ye yönelik tutumu karşısında Türkiye’nin yardımlarını engelleme çabaları üzerine yeni tedbirler aldık. İsrail’e ciddi maliyetler oluşturulan 1019 kalem üründe ihracata müsaade etmeme kararını aldık.
‘DÜNYADA BÜYÜK SES GETİRDİ’
Bu dünyada büyük ses getirdi. Gazze’ye yardımın açılması ve İsrail’i sıkıştırmak ile dünyaya bir mesaj vermek istedik. Biz bu kararı alırken İsrail’e ambargo kararı alan tek ülke Türkiye.

54 ürün grubu tespit edilirken listede jet yakıtı uçak benzini başlığı görünce hemen aldığımız karar karşısında İsrail konusunu seçim öncesi oy istismarcısı yapan partilerin önemli bir aracı ellerinden alındı.
BOLAT’TAN UÇAK YAKITI İDDİALARINA ÇOK SERT TEPKİ
Büyük bir yalan uydurdular. Sosyal medya gibi lağım çukurunda iftiralar oluyor. Türkiye İsrail’e jet yakıtı satmıyor. Ekim Kasım aylarında Antalya gibi turistik yerlerde uçaklarına yakıt aldılar. 800 bin İsrailli turist geldi bize. 25 bin dolarlık uçak yakıtı almışlar. Bir başka firma 25 bin dolarlık yakıt almış. Toplam 109 bin dolarlık yakıt alınmış. Acımasızca ve vicdansızca suçlamalar yaptılar.

‘TOPLAMDA 109 BİN DOLARLIK YAKIT ALINMIŞ, VİCDANSIZCA SUÇLAMALAR YAPTILAR’
Türkiye İsrail’e jet yakıtı satmıyor. Ekim Kasım aylarında Antalya gibi turistik yerlerde uçaklarına yakıt aldılar. 800 bin İsrailli turist geldi bize. 25 bin dolarlık uçak yakıtı almışlar. Bir başka firma 25 bin dolarlık yakıt almış. Toplam 109 bin dolarlık yakıt alınmış. Acımasızca ve vicdansızca suçlamalar yaptılar. Israrla yalana devam ettiler. İftiranın ne demek olduğunu dini hassasiyeti olanlar iyi bilir. Allah ıslah etsin diyorum.
Bunlar turistik uçaklardır ve askeri uçak değildir. Ocak şubat Mart aylarında 910 dolarlık benzin verilmiş. Herhalde bir özel uçak. 40 kere bir yalanı söylersek herkes inanır mantığındalar. Bu ticaret özel şirketlerin ticareti.
’54 YAPTIRIM GRUBUNDA GELİŞMELERE GÖRE ARTIŞ OLABİLİR’
Açık söylüyorum Hamas’a terörist diyen kim? Ana muhalefet lideri. Hamas’ın çocukları ve torunu şehit oldu. Bir telefon açıp başsağlığı dilediler mi? Jet yakıtı yalanını çürüttükten sonra ne dediler, 9 nisan sabahı biz bilgisayar sistemini kapattık. Birkaç gün önce tescili yapılan varsa o gider. 9 Nisan’dan sonrakiler gidemez. 1019 kalem ürünün bölgeye gitmesine izin vermedik. 54 grubun gelişmelere göre artış olabilir. Amacımız İsrail’i ateşkese zorlamak ve yardım faaliyetlerinin açılması. Halkımız müsterih olsun. Hepimizin davası Filistin davasıdır. Filistinlilerin yanındayız. Filistinliler Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a güveniyorlar.
‘NETANYAHU ERDOĞAN’I ARAYIP ÖZÜR DİLEDİ’
Birazcık ar duyguları varsa bu iftiraları atanların halkımızdan özür dilemesi gerekir. İsrail 1948’de kuruldu. Tarihinde İsrail’e kim özür diletti? Netanyahu Mavi Marmara baskınıyla ilgili Erdoğan’ı arayıp resmen özür diledi. Ailelere yönelik tazminat ve Gazze’ye geçişi kolaylaştıran kararı aldırdı. Bunu hangi lider yapabildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bayram haftası boyunca yoğun diplomasi trafiği yürüttü. İkili ilişkiler, bölgesel ve küresel konuların konuşulduğu görüşmelerin başlıca gündem maddesi ise Gazze oldu.
Erdoğan, Pakistan Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari ile görüşmesinde iki ülke ilişkilerini her alanda güçlendirme kararlılığını ifade etti, Pakistan’daki terör saldırılarında yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet diledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Malezya Başbakanı Enver İbrahim ile telefon görüşmesinde de ikili ilişkilerin ele alınmasının ardından, Filistin’e destek konusunda gayretlerin kararlılıkla sürmesi gerektiğini vurguladı.
Erdoğan’ın görüştüğü bir diğer isim Türkmenistan Milli Lideri ve Halk Maslahatı Başkanı Gurbanguli Berdimuhamedov oldu. Türkiye-Türkmenistan ilişkilerinin, bölgesel ve küresel konuların konuşulduğu telefon görüşmesinde Erdoğan, Türkmenistan’ın Türk Devletleri Teşkilatına yönelik artan ilgisinin memnuniyet verici olduğunu belirtti.
CEZAYİR CUMHURBAŞKANI TEBBUN İLE GÖRÜŞME
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun’un telefon görüşmesinde iki ülke ilişkileri, bölgesel ve küresel konular ele alındı. Erdoğan, İsrail ile Filistin arasında kalıcı ateşkesin tesisi, insani yardımların kesintisiz şekilde bölgeye ulaştırılması ve iki devlet temelinde adil çözüm için Türkiye’nin Cezayir ile müşterek gayretlerini artırmaya hazır olduğunu ifade etti.
Erdoğan’ın, Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev ile telefon görüşmesinde de ikili ilişkilerin yanında bölgesel ve küresel konular ele alındı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kazakistan’daki sel felaketinden dolayı üzüntüsünü paylaştı ve Türkiye’nin yardıma hazır olduğunu bildirdi.
NİJERYA DEVLET BAŞKANI TİNUBU İLE TELEFONDA GÖRÜŞTÜ
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Nijerya Devlet Başkanı Bola Ahmed Tinubu ile telefon görüşmesinde yine ikili ilişkilerinin yanında bölgesel ve küresel konular değerlendirildi. Erdoğan görüşmede Sahel bölgesindeki gelişmelerin yakından takip edildiğini belirtti ve Türkiye’nin Nijerya ile savunma sanayisindeki tecrübe, kabiliyet ve imkan paylaşımına devam edeceğini kaydetti.
Erdoğan’ın İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ile görüşmesinde de ikili ilişkiler, bölgesel ve küresel konular değerlendirildi.
ÖZBEKİSTAN CUMHURBAŞKANI MİRZİYOYEV İLE GÖRÜŞME
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın telefonda görüştüğü bir başka lider Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev oldu. Görüşmede Erdoğan, ikili ilişkileri daha da derinleştirecek adımların atılmasını sağlama kararlılığını belirtti.
Erdoğan’ın, Irak Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid ile telefon görüşmesinde de Türkiye ve Irak ilişkileri, terörle mücadele, Kalkınma Yolu Projesi ve bölgesel konular konuşuldu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile de telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Türkiye ile Pakistan ikili ilişkileri ve küresel konuların ele alındığı görüşmede Erdoğan, Pakistan’da son dönemdeki terör saldırılarında hayatını kaybedenlere rahmet ve yakınlarına başsağlığı diledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Umman Sultanı Heysem bin Tarık ile yaptığı telefon görüşmesinde de başlıca gündem maddesi İsrail’in Gazze’ye saldırıları oldu. Erdoğan, İsrail’in Filistin topraklarına saldırılarının durdurulması ve bölgeye acil insani yardımların istenilen ölçüde gönderilmesi için gayretlerin devam etmesinin, İslam dünyasının bu konuda birlik içinde adımlar atmasının önemini vurguladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile telefon görüşmesinde de ikili ilişkilerin yanında bölgesel ve küresel konular ele alındı.
Erdoğan’ın, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman bin Abdülaziz El Suud ile telefon görüşmesinde, Türkiye ile Suudi Arabistan ikili ilişkileri, küresel ve bölgesel konular ele alındı. Erdoğan görüşmede, İsrail’in Filistin’e saldırılarının bir an önce sonlandırılması ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin ateşkes kararının uygulanması için İslam dünyasının sonuç alıcı biçimde birliktelik sergilemesi gerektiğini ifade etti.
ENDONEZYA DEVLET BAŞKANI WİDODO İLE GÖRÜŞME
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bayram haftası görüştüğü liderler arasında, Endonezya Devlet Başkanı Joko Widodo da yer aldı. Türkiye ile Endonezya ilişkilerinin ele alındığı görüşmede Erdoğan, başkanlık seçimi ve genel seçimlerin Endonezya halkı için hayırlara vesile olmasını diledi.
Erdoğan, Widodo’yla iki ülke ilişkilerinin seyri konusunda yakalanan ivmenin, halefi Subianto’yla da sürmesini beklediğini belirtti. Erdoğan ayrıca Filistin davası başta olmak üzere, İslam dünyasının karşı karşıya olduğu küresel meydan okumalarla mücadele konusunda gayretlerin artırılması gerektiğini vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Endonezya’nın seçilmiş Devlet Başkanı Prabowo Subianto ile telefon görüşmesinde de iki ülke ilişkileri ve küresel gelişmeler ele alındı. Seçim zaferinden ötürü Subianto’yu tebrik eden Erdoğan, yeni dönemde köklü ilişkilerin daha da gelişeceğine; iki ülkenin her alanda işbirliklerinin karşılıklı güven çerçevesinde ilerletileceğine dair beklentisini ifade etti.
Erdoğan, Filistin davası ve İslam alemini ilgilendiren tüm konularda Endonezya ile güç birliğine devam etmenin önemli olduğunu da belirtti.
FİLİSTİN DEVLET BAŞKANI ABBAS İLE GÖRÜŞME
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’la yaptığı telefon görüşmesinde, “Ne olursa olsun, İsrail’in Gazze’ye yönelik barbarca saldırıları karşısında biz dik durmaya devam edeceğiz ve İsrail bu zulmün bedelini elbet ödeyecek. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kararı dahil ateşkes için tüm imkanları seferber etmemiz gerekir” ifadesini kullandı.
Erdoğan ayrıca, üç çocuğu ve üç torunu İsrail saldırısında şehit olan Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’yi telefonla arayarak başsağlığı diledi. Erdoğan, görüşmede, İsrail’in, işlediği insanlık suçlarının hesabını hukuk önünde mutlaka vereceğini ifade etti.
ERDOĞAN’DAN, KATOLİKLERİN RUHANİ LİDERİ PAPA FRANCİSCUS’A MEKTUP
Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Katoliklerin ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa Franciscus’a da “Filistin mektubu” gönderdi. Erdoğan mektubunda, insanlığın, Gazze’de uluslararası hukukun ve uluslararası insancıl hukukun çiğnenmesine daha fazla müsaade etmemesi gerektiğini belirtti.
Sultanahmet Meydanı’ndaki tarihi Alman Çeşmesi’nin yanına kurulan sahnede “Filistin’de öldürülen gazeteciler için nöbetteyiz” yazısı yer aldı.
Saat 14.00 itibarıyla başlayan yayına ilk olarak AYF Başkanı Sinan Burhan, Akşam gazetesi yazarı Mustafa Kartoğlu ve CNN Türk spikeri Fulya Öztürk katıldı.
Anadolu’da yayın yapan 20 televizyon kanalı ile sosyal medya platformlarından canlı yayınlanan programda ulusal basından çok sayıda gazeteci yer alacak.
FAHRETTİN ALTUN: İSRAİL AÇIKÇA HEDEF ALARAK GAZETECİLERİ KATLEDİYOR
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Anadolu Yayıncılar Federasyonunun Filistinli gazeteciler için Sultanahmet Meydanı’nda düzenlediği canlı yayın etkinliğine telefon bağlantısı ile katıldı.
Altun, Türk medyasının Filistin’de ve Gazze’de işgalci İsrail tarafından yapılan saldırılara karşı çok şanlı mücadele bir yaptığını belirtti.
Ulusal ve uluslararası her ortamda haklı Filistinlilerin haklı mücadelesine destek vermeye çabaladıklarını söyleyen Altun, İsrail’in zulümlerine karşı Türkiye’nin güçlü şekilde ses çıkardığını ifade etti.
Altun, hakikati perdelemeye dönük çok sistematik bir çaba sarf edildiğini vurgulayarak bu karşı mücadele verenlerin de gazeteciler olduğunu kaydetti.
“İsrail açıkça hedef alarak gazetecileri katlediyor” diyen Altun, Batı dünyasının buna göz yumduğunu vurguladı.
“BATI ELİTLERİ İSRAİL’İN DEZENFORMASYON ÇABALARINA DESTEK VERİYOR”
Batı dünya düzeninin elitlerinden bir ses gelmediğini belirten Altun, İsrail’in faşist dezenformasyon kampanyalarına da Batı’nın destek verdiğini ifade ederek, “Müslümanlara karşı olumsuz bir imaj oluşturulduğunu bu çabalarla açık ve net bir şekilde İsrail’in desteklenmeye çalışıldığını görüyoruz.” dedi.
“İSRAİL’İN PROPAGANDA MAKİNASI SURET-İ HAKTAN GÖRÜNENLERİ DE ETKİLEYECEK ŞEKİLDE…”
Ülke içerisinde İsrail’in kara propaganda faaliyetlerine katılanların olduğunu ifade eden Altun, “Bugün itibariyle İsrail, uluslararası alanda herhangi bir platformda kendisine düşman olarak en temelde kimi görür? İsrail’in bu anlamda tam anlamıyla ‘bir düşmanlaştırmadır.’ Neden? Çünkü Türkiye, gerçek anlamda Filistin davasının arkasındadır. Gerçek anlamda İsrail’in zulümlerini sonlandırmak için çok ciddi yoğun bir mesai ortaya koymuştur. Sahada gerçekten var olan neyin ne olduğunu çok açık ve net bir şekilde biliyorlar. İsrail’in propaganda makinası sadece uluslararası alanda değil, yer yer üzülerek de gördük ki, suret-i haktan görünenleri de etkileyecek şekilde ne yazık ki ülke içerisinde de işletildi. Ve burada her zaman çok yoğun bir şekilde hızlı ve şeffaf şekilde neyin ne olduğunu izaha dönük adımlar atmamıza rağmen burada İsrail’in propaganda yaklaşımı devam ettirildi. Niçin? Sözüm ona ideolojik takıntılarla sözüm ona birtakım avantajlar elde etmek için. Fakat eğer ki siz siyaseti hakla hakikatle değil yalanla yaparsanız o takdirde başarısızlığa mahkum olursunuz.” diye konuştu.
“BU GAZETECİLER FİLİSTİN HALKININ SESİ OLUYORDU”
AYF Başkanı Burhan yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un destekleriyle bu yayını gerçekleştirdiklerini, politik bir amaç taşımadıklarını ve yayınlarının herhangi bir parti yayını olmadığını söyledi.
Yaptıkları yayının dili, dini, ırkı, mezhebi ne olursa olsun, mazlum ve mağdur insanlara sahip çıkma yayını olduğunu belirten Burhan, şunları söyledi:
“Filistin’de 140 gazetecimiz şehit edilmiş ya da öldürülmüş. Bu gazeteciler ne yapıyordu? Filistin halkının sesi oluyordu. İsrail devlet terörünü dünyaya duyuruyordu. Açlığı, susuzluğu, bütün bunları duyuruyordu. Ne oldu? İsrail devleti önce gazetecileri hedef aldı. Biz de bunun farkında olduğumuzu belirtmek için burada eylem yapıyoruz. Bugün başlayan eylemimiz yarın saat 14.00’e kadar devam edecek, 80 gazeteci katılacak. Açılışı Fulya Öztürk yaptı, Mustafa Kartoğlu, Çetiner Çetin, Başak Şengül, Erkan Tan, Ekrem Kızıltaş, Rahim Er, Emin Pazarcı, Zafer Şahin, İsmail Küçükkaya, Halk TV. Biz dedik ki ‘Tüm gazeteciler katılabilir, bizim için gazetecilik önemli.’ Kimseye bizim bir ön yargımız yok. Katılan tüm arkadaşlara biz teşekkür ediyoruz. Burada 24 saat Anadolu kanallarıyla ortak yayın yaparak Filistinli gazeteciler adına biz ayakta olduğumuzu, nöbette olduğumuzu, Filistin’in sesi olacağımızı duyurduk.”
“GAZETECİLER SADECE BU SOYKIRIMI BELGELEMEK İÇİN ORADAYDILAR”
Akşam gazetesi yazarı Mustafa Kartoğlu ise İsrail’in bir süredir bölge ülkeleriyle başlattığı normalleşme çabalarının samimi olmadığını, genişlemenin ve bölge ülkelerini yumuşatmanın bir yöntemi olarak bunu kullandığını 7 Ekim’den sonra gösterdiğini dile getirdi.
Kartoğlu, 7 Ekim saldırıları karşılığında İsrail’in meşru taleplerinin dikkate alınabileceği yeni bir dönemin başlatılabileceğini ancak bunun yerine çok daha büyük bir intikamın soykırımla alınma yoluna gidildiğini ifade etti ve şöyle devam etti:
“Gazeteciler sadece bu soykırımı belgelemek için oradaydılar. Onlara mani olundu. Daha dün TRT ekibi bombalandı, daha önce Anadolu Ajansı muhabirleri saldırıya uğramıştı, Aljazeera aynı şekilde. Bölgenin sesinin çıkmasını istemiyorlar, görüntülerin dağılmasını istemiyorlar. İnterneti kesiyorlar, telefon bağlantılarını koparıyorlar, bağlantı kuranları tespit edip sinyal gelen yere bomba yağdırıyorlar. Ve bütün dünya sessiz sedasız orada İsrail katliamını izlesin istiyorlar. İsrail tarafından yapılan propagandanın dinlenmesini ve sadece onun duyulmasını istiyorlar. Fakat bunu başaramıyorlar. Gazeteciler canları pahasına orada olan biteni bütün dünyaya anlatıyor, bütün dünyaya gösteriyor.”
Gerçeği haykıranların bir parçası olmaya sembolik bile olsa çaba gösterdiklerine dikkati çeken Kartoğlu, “Bütün dünyada eğer halkların, yönetimleri üzerinde etkili olduğu bir demokrasiden söz edilecekse bütün dünyada yönetimlerin bugün ayağa kalkmış olan halklarının sesine destek vermesi, bu sesi dinlemesi beklenir.” dedi.
Kendisinin ve birçok gazetecinin bu çağrıyı yaptığını kaydeden Kartoğlu, “Aksi halde giderek bugün dünya hukuk sistemini, dünya devletler sistemini, insan hakları ilkelerini ortadan kaldıran, çiğneyen bir İsrail’in varlığı, İsrail yönetiminin varlığı bu şekilde korunur ve bir ölçüde de kutsanırsa, dokunulmaz hale getirilirse ne ülkelerin birbirine güveni kalır ne de insanların kendi ülkelerine, kendi yönetimlerine, kendi devletlerine güveni kalır. Bu güvensizlik ortamı giderek aslında Avrupa demokrasilerini tehdit eder ve bütün dünyayı tehdit eder. Biraz da aslında bu sesimizi yükseltmemizin sebebi dünyanın kendi kendini yok etmeye doğru gitmesine mani olmak.” ifadelerini kullandı.
“GAZZE HALKININ HAYKIRIŞI ANADOLU’DAN DUYULDU”
Türkiye Haber Kameramanları Derneği Başkanı Aytekin Polatel, 7 Ekim’de başlayan İsrail saldırıları sonucu bir gazeteci cinayetinin ortaya çıktığını, İsrail’in inanılmaz ölçüde, bölgede görev yapan her türlü gazeteciyi hedef gözetmeksizin öldürmeye başladığını söyledi.
İsrail’in Gazze halkına uyguladığı şiddetin, ablukanın, katliamın bir insanlık dramı olduğunu vurgulayan Polatel, “Bunu görmezden gelemeyiz. Gazze halkının oradaki haykırışı Anadolu’dan duyuldu. Ve Anadolu halkı Gazze halkıyla birlikte beraber, yek bir vücut olmaya çalıştı.” görüşünü sundu.
Bu noktada Türkiye Haber Kameramanları Derneği’nin bölgede görev yapan habercilerin anılarından oluşan bir kitap hazırladığını aktaran Polatel, “Gelecek nesillere de İsrail devletinin masum insanları nasıl katlettiğini, nasıl abluka yaptığını anlatan bir kitap olacak.” diye konuştu.
İsrail’in katlettiği gazeteci sayısının 140’ı bulduğuna işaret eden Polatel, “Onların da sesi olmak, dünya kamuoyuna ‘Burada bir katliam var.’ demek için bugün burada 24 saat bir yayın düzenleniyor. Ben de Türkiye Haber Kameramanları Derneği Başkanı olarak bu yayında, orada yaşadıklarımızı, meslektaşlarımızın yaşadıklarını anlatmak için bir büyük çaba içerisinde olacağım.” ifadelerini kullandı.
“KATLİAMI BELGELEYEN BİR TÜRK MEDYASI VAR”
Türkçe Konuşan Ülkeler Uluslararası Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Güngör Yavuzaslan, AYF’nin yaptığı bu etkinliğin dünyada bir ilk olduğunu belirterek “Tarihe tanıklık ediyoruz. Bu 24 saatlik yayın kamuoyu oluşturma açısından çok önemli.” dedi.
Yavuzaslan, İsrail’in AA ve TRT örneğinde olduğu gibi özellikle Türk gazetecileri hedef aldığını, Gazze içinden gerçekleri dünyaya en üst düzeyde ulaştıran kurumlar AA ve TRT nedeniyle bunu yaptığını anlattı.
Lahey Adalet Divanı’nda Güney Afrika Cumhuriyeti’nin hazırladığı dosyada dijital materyaller olarak adlandırılan materyallerin hepsinin AA ve TRT’nin sahadaki çalışmaları olduğuna dikkati çeken Yavuzaslan, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Katliamı belgeleyen bir Türk medyası var. Bu da ister istemez ki dün hareket halinde araç içinde vurulan meslektaşların orda hedef olmasına neden oluyor. Hem gazeteci hem de mesleki örgüt yöneticisi olarak dayanışmayı en üst düzeyde göstereceğiz. 6 aydır devam eden bir katliam var. Bu katliamı duyuran bir Türk medyası var. Filistinli meslektaşlarımız açısından biz bunu çok önemsiyoruz. Gazze insanlığın öldüğü yer, bir vicdan testi. Testte kim iyiler ikliminde, kim kötülerin yanında görüyoruz. Türkiye ve Türk gazeteciler her zaman iyilerin ve masumluğun yanında olduğu bir kez daha gösterdi.”
“İSRAİL GAZETECİLERİ BİLEREK, İSTEYEREK VE PLANLAYARAK HEDEF ALMAKTADIR”
Filistinli araştırmacı ve gazeteci Muin Naim, “Son 6 ay içinde Gazze’de olup bitenler belki de basın tarihinin en büyük gazeteci katliamdır. Çünkü 1. Dünya Savaşı’nda, 2. Dünya Savaşı’nda veya Rusya’nın Ukrayna’ya yaptığı saldırılarda bu kadar gazeteci, hatta yarısı bile öldürülmemişti. Ama İsrail gazetecileri bilerek, isteyerek ve planlayarak hedef almaktadır.” diye görüş belirtti.
İsrail’in Gazze’de birçok yabancı, yerli basın kuruluşunun temsilcilerini ve gazetecileri hedef aldığını aktaran Naim, “İsrail bugün hakikati susturmaya çalışıyor ama Filistin’deki ve Filistin dışındaki gazetecilerin bu hakikati susturmamak için elinden geleni yapacağına inanıyoruz. Örneğin şu anda Refah Sınır Kapısı’nda yüzlerce gazeteci bekliyor. Aylardır bekliyorlar ki ilk fırsatta Gazze’ye girmeye çalışıyorlar. Hatta bazı yardım kuruluşlarının dahi çalışanları kendileri hakikate aktarmak için gazeteci görevine üstlenmek zorunda kaldılar.” ifadelerini kullandı.

“GAZETECİLERDEN KORKUYORLAR”
Yeni Akit Gazetesi ve yeniakit.com.tr Genel Yayın Yönetmeni Murat Alan, Batının “inşa edilmiş gerçeklik” planını gazetecilerin yıktığını söyledi. Alan, 7 Ekim’den bu yana İsrail’in 140’tan fazla gazeteciyi katletmesinin arkasındaki planı anlattı.
Moderatör Fulya Öztürk’ün, “İsrail’i, Amerika’yı kim durduracak?” sorusuna cevap veren Murat Alan, şunları söyledi:
“Sadece Amerika’yı tek başına değerlendirmemek lazım. Batı medeniyeti dediğimiz şey ortak paydada birleşiyor. Ortak payda dediğimizde İslam coğrafyasındaki zulüm ve kargaşadır.
Kendi dertlerine düştüklerinde bu coğrafyanın aslanları ne kadar güçleniyorlar. Hatırlayın pandemi çok büyük bir yüktü insanlık için. Özellikle bizim coğrafyamız için daha da ezici bir sıkıntıya neden oluyordu. Ama pandemide batılı devletler kendi derdine düştüler. Altı ay kadar maske peşinde koştular.
O maske peşinde koşan ülkeler kendi dertlerine düşünce Türkiye Libya’nın yarısında ilerledi. Bugün illegaliteyle ilişkili BM’nin tanımadığı yönetimi bertaraf etti durdurdu. Neden? Türkiye muazzam bir şekilde askeri kabiliyetle mi gitti? Tabii ki TSK çok güçlü bir şekilde hareket ediyor, kurmaylık ve savaş zekâsı çok iyi ama onları organize eden güç kendi derdine düşünce oraya odaklanamadı.
Belçika’da bir terör saldırısı olduğunda Fransa yardım gönderdi. Fransız dışişleri bakanının bir sözü vardı; Belçika gibi ülkeler aynı anda iki terör faaliyetiyle hareket edemez. Birine odaklanırken diğerini kaçırıyorlar. Aslında şunu demek istiyor. Biz daha küresel çerçevede değerlendirirsek, kendi dertlerine düştüklerinde başka şeye odaklanamıyorlar, bizi kaosa sürükleyemiyorlar.

Ümmetle bir paydaş noktamız var. Kendi kız kardeşim orada olabilir. Mavi Marmara şehidi Cevdet kılıçlarla birlikte çalıştık. Elinde fotoğraf makinesiyle İsrail helikopterlerinin insanları nasıl öldürdüğünü gösterebilmek için alnından vurularak şehit edildi. İsrail bunu nasıl izah etti? Evet gazeteci olduğunu biliyorduk, fotoğraf makinesi olduğunu da biliyorduk ama Gazze’ye geliyordu.
Maalesef dünyada da egemen güçler belirliyor kuralları. Halkının kim olduğunu da şu dönemde onlar belirliyor. Bir tarih inşa etmeye çalışıyorlar. Ben bunlara inşa edilmiş tarih diyorum. Batılı devletler 300 Spartalı filmiyle yeni bir tarih inşa etmeyi örnek veriyor.
Batı 7 Ekim’den sonra kendi ‘haklılıklarını’ kanıtlıyor gibi bir vaziyet çizdi. Sonrasında medya mensupları, katledilenler, ezilenler şehit edilenler meslektaşlarımız dünyaya öylesine iyi anlattılar ki ortamı… algı değişti. Şu an ilk günlerdeki “ama, fakat, lakin” sözleri tamamen değişmiş durumda.
Batı kamuoyunda “İsrail çocukları katlediyor, gazetecileri öldürüyor” olgusunu biz oturtabilirsek Amerika oradan çıkmak zorunda kalacak. Bana göre onursuz ama onlara göre onurlu bir şekilde İsrail’i masaya oturtacak. Neden? Çünkü kaybediyorlar.
Bir avuç mücahit, hayvan yemleri, kuru ekmekler yiyerek savaşan mücahitler, terör örgütüne baş kaldırıyor. Bunu neye karşı yapıyor? İnşa edilmiş gerçekliğe karşı yapıyor.
Biz o inşa edilmiş gerçekliği yıkıyoruz. Bir gün biz kendi tarihimizi yazana kadar dünya avcıların, batılı devletlerin kahramanlık hikayesini dinleyecek. Batının inşa etmeye çalıştıkları gerçekliği iskambil kağıtlarından oluşturdukları kuleleri tek tek altlarından çekiyoruz. Bir zırhımız mı var? Çelik yeleğimiz mi var? BM mi bizi koruyor? Adamlar BM’nin gazetecilerini öldürüyor.
Gazeteciler inşa edilmiş gerçekliği yıkmaya muktedir oldukları için gazetecilerden korkuyorlar.
İnşa edilmiş gerçeği yıkıyoruz, yıkmaya devam edeceğiz, belki saldırıya uğrayıp öleceğiz ama bunu yapmaya devam edeceğiz.
Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesi olmak değil mi? Biz Filistin’de tam olarak bunu yapmaya çalışıyoruz.
Türkiye özgürlükler sıralamasında Mozambik ile aynı sırada diyorlar. İngiltere’de Almanya’da gazeteciler Filistin’e gönderilmiyor. Avrupa’da Filistin’e yardım toplanan üniversitede rektör görevden alınıyor.
İnşa etmek istedikleri gerçekliğe karşı çıkan herkesin üstüne çöküyorlar.”
Törende konuşan İsmet Büyükataman, 31 Mart Mahalli ve İdari Seçimleri’nin büyük bir demokratik olgunluk içerisinde geçtiğini söyledi. Seçimlerin, Türk demokrasisinin yüksek standartlara ulaştığını ve tüm dünyaya örnek olacak bir noktaya eriştiğini bir kez daha gösterdiğini belirten Büyükataman, “Bu vesile ile hem 31 Mart Mahalli İdareler seçimlerinde, hem de son bir yıl içerisinde gerçekleştirdiğimiz 14 ve 28 Mayıs seçimlerinde, partimizin ve Cumhur İttifakı’nın başarısı için durmadan, yorulmadan mücadele eden, gecesini gündüzüne katan ve samimi bir gayret içerisinde çalışan kıymetli ülküdaşlarıma ve parti teşkilatlarımıza, teşekkür ediyorum” dedi.

Konuşmasında, “Milletimizin kararı ne olursa olsun her zaman başımızın üzerindedir” diyen MHP Genel Sekreteri İsmet Büyükataman, şöyle konuştu:
“Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu seçimlerde, milletimizin verdiği mesajı doğru okumak, tüm boyutlarıyla değerlendirmek ve milletimize daha iyi hizmet edebilmek üzere çalışmalarımıza başladık. Ekonomik sorunların sosyal ve siyasal hayata olan yansıması sonucu ortaya çıkan tepkilerin farkındayız. Bu anlamda bir önceki seçimlere göre sandığa gitme oranının da düştüğünü görüyoruz. Aziz milletimiz Yerel Seçimler vasıtasıyla sıkıntılarını paylaşmış, önümüzdeki sürecin gündemini belirlemiştir. Cumhur İttifakı olarak milletimizin sandığa yansıttığı tüm sorun ve sıkıntıları dikkatle inceleyecek ve inşallah her vatandaşımızı refaha kavuşturacak bir vizyonla çalışmalarımızı tüm hızıyla sürdüreceğiz. Ancak şunu unutmamak gerekir ki; Türkiye bu seçimlerde önümüzdeki beş yılın yerel yöneticilerini seçmiştir yani Türkiye’de bir iktidar değişikliği yoktur. Cumhurbaşkanımız ve Kabinesi görevinin başındadır. Türkiye Cumhuriyeti, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile yoluna devam etmekte ve Cumhur İttifakı’nın sarsılmaz iradesi ile yükselişini sürdürmektedir. Mahalli idareler seçimleri sonrası oluşan atmosferde siyasi fırsatçılığa soyunup erken seçim çığırtkanlığı yapanlar, Türkiye’de bir kriz ortamı yaratmaya çalışanlar büyük bir yanılgı içerisindedir”
‘TÜRK MİLLETİ KİRLİ SENARYOLARA GEÇİT VERMEYECEKTİR’
Seçimlerden sonra, iktidar değişikliği olmuş gibi bir algı oluşturulduğunu öne süren İsmet Büyükataman, “Aziz Milletimiz bu zihniyete ülkenin emanet edilemeyeceğinin kararını, Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri’nde çok net vermiştir. Sanki iktidar değişikliği olmuş gibi yaygara koparıp milli ve manevi değerlerimize saldırmak için el ovuşturanlar bilsinler ki, bu sinsi arayış hüsrana uğramaya mahkumdur. Türkiye, erken seçim söylemleri üzerinden yaratılmak istenen istikrarsızlığa, teslim olamaz ve olmayacaktır. 31 Mart Mahalli İdareler Seçimleri’nin hemen ardından, DEM Parti İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan adayının CHP’li İmamoğlu’na yönelik ‘Aldığı oylar benim demesin sakın, aldığı oylar bizim seçmenimizindir’ şeklindeki sözleri her şeyi gözler önüne sermiş, seçimlerden önce işaret ettiğimiz sinsi ittifakın adeta itirafı olmuştur. Kendi seçmeninin iradesini DEM’lendiği kapılara peşkeş çeken CHP’nin maskesi bir kez daha düşmüş, sözde ‘Kent Uzlaşısının’ esasında ‘PKK İttifakı’ olduğu tüm açıklığı ile ortaya çıkmıştır. Ayrıca seçimlerin hemen ardından sokakları karıştırmak için ortaya çıkan, şehirlerimizi savaş alanına çevirmeye yeltenen terör yandaşlarının karanlık emelleri yine en büyük desteği CHP yönetiminde bulmuştur. Ne yazık ki CHP, terör örgütü PKK’nın çağrısı ile sokaklara çıkan bu anarşist güruha hiç zaman kaybetmeden can suyu olmuştur. Terör örgütünün çağrısı ile sokaklara çıkanlar, ekranlarda erken seçim çığırtkanlığı yapanlar, Türkiye’yi bir karanlığa sürüklemeye çalışanlar ve DEM’lenmiş CHP şunu unutmamalıdır: Büyük Türk milleti bu kirli senaryolara asla geçit vermeyecektir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu sinsi tezgahları başınıza geçirmeye muktedirdir. Cumhur İttifakı aşılmaz bir set olarak Türk ve Türkiye düşmanlarının karşısında dimdik ayaktadır. Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin de ifade ettiği gibi; “Cumhur İttifakı istikbalin mimarı, Türk Devri’nin mihmandarı, yeni yüzyılın mihveri ve mihenk taşıdır” diye konuştu.
‘MHP TÜRKİYE’NİN VE CUMHUR İTTİFAKI’NIN GÜCÜNE GÜÇ KATMIŞTIR’
Açıklamalarında, tüm sorunların çözümünün Cumhur İttifakı ve Milliyetçi Hareket Partisi’nde olduğunu belirten İsmet Büyükataman, “Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Türk milleti uğruna verdiğimiz mücadele, karamsarlığa mahal vermeden, ümitsizliğe kapılmadan, büyük bir azimle ve hızlanarak devam etmektedir. Kim ne derse desin, yandaş yorumcular, son kullanma tarihi geçmiş sözde yazarlar nasıl yorumlarsa yorumlasın, Milliyetçi Hareket Partisi 31 Mart Mahalli İdareler Seçimleri’nde etkili bir başarı elde etmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi ülke genelinde 220 belediye kazanarak umutları yeşertmiş, Cumhur İttifakı’nın ve Türkiye’nin gücüne güç katmıştır. Önümüzdeki süreçte milletimizin sıkıntılarını aşmak için her zamankinden daha çok çalışacak ve tüm sorunları aşacağız. Bu inanmışlık ve milletimize karşı yüklendiğimiz sorumlulukla, yılgınlığa ve yorgunluğa izin vermeden çalışacak, müreffeh yarınlara mutlaka ulaşacağız. Bu duygu ve düşüncelerle, Cumhur İttifakı’na gönül vermiş tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyor, Ramazan Bayramı’nızı en içten dileklerimle kutluyorum” ifadelerini kullandı.
]]>20’nci Zırhlı Tugay Komutanlığında gerçekleştirilen video telekonferans toplantısında, yurt içinde ve sınır ötesinde görev yapan birliklerin komutanlarına seslenen Bakan Yaşar Güler şunları söyledi:
ARTIK ÖRGÜTÜN HAREKET KABİLİYETİ BİTME NOKTASINA GELDİ
“Bugün, hep birlikte bir bayrama daha ulaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Bu güzel bayram gününde, sizlerle birlikte bulunmaktan büyük mutluluk duyduğumu belirtmek istiyorum. Bayramlar; mutlulukların paylaşılarak arttığı, geleneklerin yaşatıldığı, toplumsal dayanışmanın derinden hissedilerek birlik ve beraberlik ruhunun güçlendiği çok özel ve çok anlamlı günlerdir. Bu vesileyle Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle kutluyor; sevdiklerinizle birlikte sağlık, huzur ve mutluluk dolu nice bayramlar geçirmenizi temenni ediyorum. Küresel ve bölgesel düzeyde kritik gelişmelerin yaşandığı bu hassas dönemde artan risk, tehdit ve tehlikeler karşısında ülkemizin ve asil milletimizin güvenliğini sağlamak, hak ve menfaatlerimizi korumak için azim ve kararlılıkla çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Yurt içinde ve sınır ötesinde icra edilen başarılı operasyonlar ile terör örgütüne ağır darbe vurulmuş; artık, örgütün hareket kabiliyeti bitme noktasına gelmiştir. Bunda bütün pay, aziz şehitlerimiz ve kahraman gazilerimizle birlikte kahraman Mehmetçiklerimize aittir. Şu ana kadar büyük bir başarıyla sahada tesis ettiğimiz kontrolün geliştirilmesi ve genişletilmesi, terör örgütünün eylem ve hareket kapasitesinin sıfırlanması için gözümüzün değmediği, ayağımızın basmadığı yer bırakmayacağız. Kahraman ordumuzun son bir asrın en kapsamlı, en yoğun ve en etkili faaliyetlerini gerçekleştirdiği bu hassas dönemde, terörle mücadele ile birlikte hudutlarımızı da personel sayısı ve teknolojik bakımından en yoğun, tedbirlerle sağlıyoruz. Mavi ve Gök Vatanımızda hak ve menfaatlerimizin korunmasına yönelik faaliyetlerimizi de başarıyla sürdürüyoruz. Bu faaliyetlerimizle eş zamanlı olarak; – Karada, denizde ve havada bugüne kadarki en kapsamlı tatbikatları icra ediyor; – Her geçen gün yenilerini envantere kazandırdığımız yerli, millî ve modern savunma sanayi ürünü silah sistemleriyle, şanlı ordumuzun imkân ve kabiliyetlerini sürekli geliştiriyoruz.

BARIŞ VE İSTİKRARA KATKI SAĞLIYORUZ
Çatışma ve ihtilafların çevrelediği bölgenin tam kalbinde yer alan ülkemiz, krizlerin ve sorunların çözümüne yönelik Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde önemli girişimlerde bulunmaktadır. Bu kapsamda; Karabağ’da, Libya’da, Ukrayna-Rusya Savaşı’nda, Ortadoğu’daki ve yakın coğrafyamızdaki birçok sorunun çözümünde yoğun gayretler sarf ederek büyük ve kıymetli inisiyatifler üstlendik, üstleniyoruz. Türk Silahlı Kuvvetleri olarak bizler de başta Kıbrıs ve Azerbaycan olmak üzere kardeş, dost ve müttefik ülkelerin haklı davasına destek veriyor; küresel ve bölgesel güvenlik, barış ve istikrara katkı sağlıyoruz. Tüm bu girişim ve faaliyetler, Türkiye’nin küresel bir aktör hâline dönüştüğünü, uluslararası müzakere masalarının ve güvenlik mimarisinin vazgeçilmez bir üyesi hâline geldiğini, ordumuzun da dünyanın en güçlü, en etkin ordularından biri olduğunu en açık şekilde ortaya koymaktadır.

Bugün Türkiye olarak ulaştığımız bu üstün seviyeyi, Silahlı Kuvvetler olarak aynı anda birçok görevi başarıyla icra edebilme kabiliyetimizi çok iyi idrak etmemiz gerekmektedir. Bu başarı hikâyesinde sizler de çok önemli bir rol üstlenmektesiniz. Sizlerin de gayretleriyle şu ana kadar her alanda elde ettiğimiz başarıların korunması ve daha yüksek seviyelere çıkarılması temel önceliğimizdir. Türk Silahlı Kuvvetlerimizin bölgesinde ve dünyadaki seçkin ve saygın konumunu muhafaza edebilmesinde şüphesiz ki en önemli unsur, sahip olduğumuz insan kaynağımızdır. Siz kahraman silah arkadaşlarım da piramidin en üst çatısında yer alan komutanlar olarak ordumuzun öncüsü ve liderleri konumundasınız. İçinde bulunduğumuz savunma ve güvenlik ortamında her zamankinden daha dikkatli, uyanık olmak ve çok çalışmamız hayati önemi haizdir.
Sonuç itibarıyla Cumhuriyetimizin ikinci asrına başladığımız bu tarihî süreçte,
Sözlerime son verirken bayramınızı en içten dileklerimle bir kez daha kutluyor, görevlerinizde üstün başarılar diliyor, sizleri sevgiyle selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.”
Haber7
Ticaret Bakanlığı, Filistin’e saldırılarına devam eden soykırımcı işgalci İsrail’e yönelik 54 ürün grubunda ihracat kısıtlaması uygulanmasına karar verdi. İş dünyasının temsilcileri de Bakanlığın bu kararını yerinde bulduklarını, bunun diğer ülkelere de sirayet etmesini umduklarını ifade etti.
TÜSİAD’DAN SES YOK!
İş dünyasının önemli bir kesimi, alınan kararı memnuniyetle karşılayarak destek verdi. Ancak Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD), Türkiye’nin aldığı bu karara sessiz kaldı. Her olayda bir açıklama yapan TÜSİAD, ne Gazze’deki soykırımı durdurmak için atılan adıma ne de İsrail’in yaptırım tehdidine herhangi bir açıklama yapma gereği duymadı.
İSTANBUL TİCARET BORSASI: İNSANİ DURUŞUMUZUN GEREĞİ
İstanbul Ticaret Borsası (İSTİB) Başkanı Ali Kopuz, yaptığı yazılı açıklamada, sınırlama kararını olumlu bulduklarını belirtti.
Kopuz, “İslam dünyası olarak bayrama girdiğimiz şu günlerde Gazze maalesef toplu mezar olmuş, cenaze evine dönmüştür. Hal böyleyken soykırım ve insanlık suçu işleyen İsrail’e karşı atılan her türlü adım gibi Gazze’de ateşkes ilan edilene kadar yapı sanayi ürününde ihracat kısıtlaması getirilmesi kararını da iş dünyası olarak olumlu buluyoruz. İsrail’in acımasız ve insanlık dışı katliamlarını durdurmak için yapılanları amasız, fakatsız benimsemek insani duruşumuzun gereğidir” ifadelerini kullandı.
Gazze’ye gıdaya erişimi keserek masum insanların açlığa terk edildiğini vurgulayan Kopuz, “İnsani yardımların ulaşmasını engelleyen katiller ordusuna karşı ülkemizin aldığı kararın, İsrail zulmüne karşı dünyada yeni bir dönemi başlatacağı aşikardır. Bu tür yaptırımların kapsamı genişler ve insanlık onuru kalmış her devlet tarafından da benimsenir ise Filistin’de devam eden bu dramın sona ermesine önemli katkı sağlayacağına inanıyorum. Zulme karşı durmak, her zaman önceliğimizdir ve bu bağlamda ticaret erbabı olarak bir an önce ateşkes yapılarak Filistin halkına yapılan soykırımın son bulmasını diliyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
ASKON: İSRAİL BUNU ÇOKTAN HAK ETMİŞTİ, YAPTIRIM GENİŞLEMELİ
Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği (ASKON) Genel Başkanı Orhan Aydın, İsrail’in zulümde geldiği nokta itibarıyla bu tarz yaptırımları ziyadesiyle hak ettiğini kaydetti.
Aydın, Türkiye’nin atmış olduğu bu adımın, başta İslam ülkeleri olmak üzere tüm dünyaya örnek teşkil ederek yaptırımlarının genişlemesi gerektiğini vurguladı.
Gazze’ye saldırılardan bu yana Türkiye’nin aldığı pozisyon ve eylemlerin net olduğunu belirten Aydın şunları kaydetti:
“İsrail Devleti’nin Gazze’de Müslümanlara yönelik nefret temelli soykırım yaptığı aşikar. İnsanlık bugüne kadar bu asrın zulmüne yönelik ciddi adımlar atmış değil. Bunun nedeni gelişmiş medeni dediğimiz ülkelerin İsrail’e hamilik yapması. Gazze’ye saldırılardan bu yana Türkiye’nin aldığı pozisyon ve eylemleri net. İsrail Devleti’ne yönelik alınan ihracat kısıtlaması bunun bir parçası. İsrail Devleti bu uygulamayı çoktan hak etmişti.
Bu iradeden dolayı Cumhurbaşkanı’mız Sayın (Recep Tayyip) Erdoğan’a ve Ticaret Bakanı’mız Sayın (Ömer) Bolat’a şükranlarımızı arz ediyorum. Milletimizin hislerine tercüman oldular. Dileriz Türkiye’nin atmış olduğu bu adım başta İslam coğrafyası olmak üzere tüm devletlere sirayet ederek büyür ve genişler.”
TİM: DEVLETİMİZİN YANINDAYIZ
Türkiye İhracatçılar Meclisi’nden (TİM) yapılan yazılı açıklamada, Ticaret Bakanlığı tarafından bugün açıklanan İsrail’e ihracat kısıtlaması kararına ilişkin şu değerlendirmede bulunuldu:
“Türkiye İhracatçılar Meclisi olarak her zaman serbest ticaretten yanayız. Ancak ülkemizin milli menfaatleri gerektirdiğinde ve insani dramların sona erdirilmesine yönelik alınacak her türlü yaptırım kararında devletimizin yanındayız. İsrail’i bir an önce ateşkese ve insani yardım sürecinin sağlanması için ilgili kararları almaya davet ediyoruz. Ramazan Bayramı ile Filistin halkına yönelik katliamların son bulmasını temenni ediyoruz.”
MÜSİAD: İSRAİL’DEN İTHALAT İÇİN DE AYNI ADIM ATILMALI
Sosyal medya hesabından açıklama yapan MÜSİAD Balşkanı Mahmut Asmalı şunları söyledi:
“25 Mart tarihinde BMGK’de alınan ve Ramazan ayında acil ateşkeş sağlanması talep edilen bağlayıcı karara rağmen kılını kıpırdatmayan ve vahşi saldırganlığına devam eden İsrail’e karşı, dünyada ilk kez Türkiye ihracat kısıtlamasına dair geç de olsa bir adım atmış oldu.
Bu ve buna benzer kısıtlama kararlarının, Gazze’de kalıcı bir ateşkes sağlanana kadar başta İslam dünyası olmak üzere tüm vicdan sahibi ülke yöneticileri tarafından alınmasını bekliyoruz.
Bu kararın alınması ve yürürlüğe konulmasında emeği geçenleri tebrik ediyor; MÜSİAD olarak, aynı şekilde İsrail’den ithal edilen ürünlere de benzeri bir kısıtlamanın konulması gerektiğini dile getiriyoruz.”
TÜMSİAD: GAZZE İÇİN ATILAN HER ADIMI DESTEKLİYORUZ
Tüm Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜMSİAD) Genel Başkanı Yaşar Doğan, sosyal medyadan yaptığı açıklamada şu ifadelerde bulundu:
“TÜMSİAD olarak başta Gazze olmak üzere bütün dünyada zulüm altındaki kardeşlerimize destek için atılan her adımı destekliyoruz.
Bu kapsamda bugün alınan ihracat kısıtlama kararını memnuniyetle karşılıyoruz.”
AA muhabirinin, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının bağlı kuruluşu TÜRKPATENT verilerinden yaptığı derlemeye göre, Kurum, coğrafi işaretli ürünlere yönelik tescil işlemlerinin sonuçlandırılması için oldukça yoğun mesai harcıyor.
Bu kapsamda Kurum, tescilli ürünlerin korunması ve bu ürünlerin yarattığı katma değerle ülke ekonomisine katkı sağlaması amacıyla ülkenin pek çok ilindeki yerel paydaşlarla fiziki ve çevrim içi görüşme gerçekleştirdi. Böylece potansiyel ürünlerin belirlenmesi ve başvuru dokümanlarının oluşturulması sürecine de aktif destek sağlandı.
Yöresel ürünlerin tescillenmesi için başvurular illerde valilikler, belediyeler, sanayi ve ticaret odaları, ziraat odaları ve dernekler tarafından yapılıyor. Coğrafi işaret tescil ettiren tüzel kişilikler arasında ilk sırada ticaret ve sanayi odaları yer alıyor.
Türkiye’nin coğrafi işaret tescilli ürün sayısı 2023 sonu itibarıyla 1512 oldu. Kuruma geçen yıl 371 ürün için başvuru yapıldı ve bunlardan 209’u coğrafi işaret tescili aldı.
Kuruma en çok coğrafi işaret başvurusunda bulunan il 58 ürünle Hatay olurken, ürünleri en fazla tescillenen il ise 105’le Gaziantep olarak kayıtlara geçti.
Coğrafi işaret başvurusunda 58 ürünle ilk sırada yer alan Hatay’ın 2023 sonu itibarıyla Antakya künefesi, kaytaz böreği, kömbe ve Antakya kağıt kebabının da aralarında yer aldığı 25 ürünü tescil edildi.
Hatay’ı, Alaca tirit yemeği, İskilip gül baklavası ve Dodurga kapari turşusunun da aralarında olduğu 52 ürünle Çorum takip etti. Diyarbakır da elma dizmesi, zingil tatlısı ve kahki gibi ürünlerin de bulunduğu 21 coğrafi işaret başvurusuyla Çorum’u izledi.
Diyarbakır’ın ardından 4’üncü sırada Kızılırmak kilimi, Kurşunlu helvası ve Çerkeş lokumunu gibi ürünleriyle Çankırı yer aldı. Bu il, 12 ürünü için tescil başvurusu yaptı. Çankırı’yı çömlek kömbesi ve lokurun da aralarında olduğu 11 ürünüyle Karaman takip etti.
Gaziantep 7 ürün için sonuç bekliyor
Coğrafi işaretli ürün tescili alan iller arasında 105’le ilk sırada yer alan Gaziantep de baklava, beyran, muska, firik, Araban sarımsağı gibi ürünlerini tescilledi. Kentin fıstıklı-cevizli sakız helvası, fıstıklı dondurması ve sarımsak turşusunun da aralarında olduğu 7 coğrafi ürününe ilişkin başvuru süreci ise devam ediyor.
Konya, Akşehir hersesi, tandır kebabı, Derbent fasulyesi ve Konya irmik helvasının da aralarında bulunduğu 73 ürünle 2’nci sırada dikkati çekti. Burma kadayıfı, ciğer kebabı, ekşili dolması ve hasır bileziğiyle öne çıkan Diyarbakır da 56 ürün tesciliyle 3’üncü sırada yer aldı.
Erzurum, 55 tescil ve ayran aşı çorbası, ayva yahnisi, civil peyniri ve çılbır gibi ürünleriyle Diyarbakır’ı takip etti. Şanlıurfa da Siverek tavası, Suruç narı, Karaköprü tat karpuzunun aralarında yer aldığı 47 ürünle 5’inci sırada yer buldu.
Yılın ilk 3 ayına ilişkin veriler
Öte yandan, bu yılın ilk 3 aylık döneminde TÜRKPATENT’e 107 coğrafi işaret başvurusu yapıldı. Kurum 3 ayda 47 coğrafi işareti tescilledi.
Söz konusu dönemde en fazla başvuru yapan iller 29’la Hatay, 11’le Diyarbakır ve 6’yla Malatya oldu. TÜRKPATENT bu dönemde Diyarbakır’ın 6, Çankırı’nın 4, Balıkesir’in 3 coğrafi işaretini tescilledi.
AB’de tescilli coğrafi işaret sayısı artıyor
Türkiye’nin ürünlerini Avrupa Birliği (AB) nezdinde tescil ettirme süreci de devam ediyor.
AB’ye geçen yıl Kilis zeytinyağı, Isparta gülyağı, Urla sakız enginarı, Bursa şeftalisi, Manisa mesir macunu, Hüyük çileği, Rize çayı, Bingöl balı, Silifke yoğurdu, Tarsus sarıulak zeytini, Hatay kaytaz böreği, Osmaniye yer fıstığı, melli inciri, Kayseri pastırması, Adana şalgamı, Milas çekişke zeytini, Sinop kestane balı, Kayseri sucuğu, Aydın çam fıstığı, Söke pamuğu, Şanlıurfa keten köyneği fıstığı, Kayseri mantısı, Manisa sultani çekirdeksiz üzümü, Fethiye kaya inciri, Gaziantep fıstık ezmesi ve Antep lahmacunu olmak üzere 26 ürün için başvuru yapıldı.
Antakya künefesi, Suruç narı, Çağlayancerit cevizi, Gemlik zeytini, Edremit zeytinyağı, Milas yağlı zeytini, Ayaş domatesi, Maraş tarhanası, Edremit Körfezi yeşil çizik zeytini ve Ezine peyniri geçen yıl AB nezdinde tescil edilen ürünler arasında yer aldı.
AB nezdinde tescilli coğrafi işaretli ürün sayısı geçen yıl sonunda 18 olurken, Safranbolu safranı, Aydın memecik zeytinyağı ve Araban sarımsağının da tescillenmesiyle bu sayı 2024’te 21’e çıktı.
AB nezdinde işlemleri devam eden coğrafi işaret başvuru sayısı ise 49 oldu.
Türk kahvesi, Türk lokumu, Türk yoğurdu ve Türk baklavası ürünleri için de AB nezdinde geleneksel ürün adı başvuruları yapıldı.
YTB Başkanı Abdullah Eren, Ramazan ayında yaptığı programlarda vatandaş ve gönül coğrafyamız başta olmak üzere tüm İslam alemine huzur, birlik ve beraberlik mesajları verdi. Eren ayrıca bayram mesajında da Ramazan boyunca olduğu gibi Bayram’da da duaların Gazze’deki zulmün sona ermesi ve tüm mazlumların felaha ermesi için olacağını belirtti.

Abdullah Eren, YTB’nin Ramazan boyunca yurt dışındaki vatandaşlardan gönül coğrafyasına Türkiye’de okuyan uluslararası öğrencilerden dünyanın farklı noktalarındaki Türkiye Mezunlarına çok geniş bir yelpazede çeşitli programlar yaptığına ve birçok programa da katkı sunmaya gayret ettiğinin altını çizdi.
‘‘Ana vatan Türkiye’den kilometrelerce uzaktaki vatandaşlarımızın da gönül coğrafyamızın da yanında olmak, Türkiye’nin onları Ramazan’da da yalnız bırakmadığını göstermek ve Ramazan’ın bereketini hep beraber paylaşmak istedik.’’ açıklamasında bulunan Eren, ‘‘Türk dünyası başta olmak üzere dünyanın farklı noktalarından gelen uluslararası öğrencilerimiz de memleketlerinden ve ailelerinden uzakta olsalar da kendilerini yalnız hissetmesinler düşüncesiyle onlarla beraber de farklı illerimizde iftar programları ve çeşitli etkinlikler düzenledik. Çünkü biliyoruz ki onlar bizlere ailelerinin, ülkelerinin ve ülkelerinin geleceklerinin emaneti. Türkiye ve ülkeleri arasındaki ilişkilerde çok önemli görevler üstlenecekler.’’ değerlendirmesinde bulundu.

BAYRAMI BELÇİKA’DAKİ VATANDAŞLARIMIZLA KARŞILAYACAĞIZ
YTB olarak Bayramın ikinci gününü Belçika’da vatandaşlarımızla birlikte karşılayacaklarını belirten Abdullah Eren, ‘‘Memleketlerinden uzakta olan vatandaşlarımızı Bayramda da inşallah yalnız bırakmayacağız. Belçika’da hep beraber bayramlaşıp, bayramın sevincini sıladan gurbete taşıyacağız.’’ dedi.
‘‘Gazze’de aylardır süren zulüm ve katliam hepimizi derinden üzdü. Maalesef Ramazan da bunun burukluğuyla geçti. Duamız bu insanlık dışı müdahalelerin bir an önce son bulması.’’ diyen YTB Başkanı Eren, ‘‘Bayramın tüm Türk ve İslam alemine, insanlığa huzur ve esenliğe vesile olmasını diliyorum.’’ şeklinde konuştu.
YTB RAMAZAN’I DOLU DOLU GEÇİRDİ
YTB Ramazan ayının başında yurt dışındaki vatandaşlarımıza Avrupa’da Ramazan’ın nasıl idrak edildiğini sordu ve vatandaşların duygu ve düşüncelerini içeren bir video hazırlayarak sosyal medya hesaplarından paylaştı.
YTB Ramazan ayında yurt dışında yaşayan Türk gençleri için harika bir fırsat olan Evliya Çelebi Hareketlilik Programlarını duyurdu. Programlar kapsamında yurt dışında yaşayan gençleri kamp ve gezi faaliyetlerine davet etti.
YTB Başkanı Abdullah Eren, KDTP Genel Başkanı ve Bölgesel Kalkınma Bakanı Fikrim Damka’nın ev sahipliğinde Kosova Demokratik Türk Partisi tarafından düzenlenen iftar programına katılarak soydaşlarımızla bir araya geldi.
YTB Heyeti de Türk Alman İş Adamları Derneği (DTGB) tarafından Frankfurt’ta düzenlenen İftar programı kapsamında vatandaşlarımız, iş adamları ve siyasetçilerle bir araya geldi. Bunun yanında YTB Heyeti, İslam Toplumu Millî Görüş Ludwigsburg şubesinin Marktplatz Meydanı’nda yaklaşık 3 bin vatandaşımızın katılımıyla düzenlediği iftar programına katıldı.
YTB Heyeti, Almanya’da Rheinland-Pfalz eyaleti Başbakanı ve Mainz Başkonsolosluğunun iştirak ettiği Türk-Alman Bilim ve Ekonomi Akademisi tarafından düzenlenen iftar programına da katılım sağladı.
YTB tarafından derlenen “Kıbrıs’ın Gönül Dili: Kıbrıs İlahileri” Lefkoşa Atatürk Kültür Merkezi’nde Ahmet Özhan ve ekibi tarafından icra edilen muhteşem bir konserle dinleyicisiyle buluştu. KKTC’deki kültürel mirasımızın önemli bir parçası olan Kıbrıs ilahileri, Ahmet Özhan ve ekibinin yorumuyla hayat buldu.
YTB tarafından yürütülen “Gönül Köprüsü 2024 Projesi” kapsamında Başkent Lefkoşa’da bulunan Alayköy’de bir iftar programı düzenlendi. YTB Başkanı Eren iftar programında Kıbrıs Türkü soydaşlarımızla bir araya geldi. İftar programı öncesinde ise Abdullah Eren başkanlığındaki YTB Heyeti, köy ziyareti yaparak vatandaşlara ve çocuklara Ramazan hediyeleri ikram etti.

YTB Başkanı Eren, Ramazan ayında şiirleriyle gönül dünyamıza dokunan çok kıymetli şair ve yazar Prof. Dr. Nurullah Genç’in sunumuyla ekranlara gelen “Bir Başka Ramazan” programına da konuk oldu.
YTB’nin uluslararası öğrencilere yönelik düzenlediği geleneksel iftar programları bu yıl da gerçekleştirildi. Türk dünyası başta olmak üzere uluslararası öğrencilere yönelik iftar programları organize edildi. Programlarda ülkelerinin gelenek ve göreneklerini tanıtan stantlar kuruldu. Ayrıca Ankara’da okuyan uluslararası öğrenciler İftara Az Kala programı ile Ankara’da trafikte iftara yakalanan vatandaşlarımıza iftariyelikler dağıttı.
Filistin’de yaşanan zulüm de YTB tarafından unutulmadı. YTB, Filistinli uluslararası öğrenciler, aileleri, Filistin’den getirilen yaralılar, ailelerini kaybetmiş Filistinli öksüz ve yetimlere yönelik de iftar ve Ramazan programları hayata geçirdi.
Ülkemizde eğitim almış ve Türkiye ile ülkeleri arasındaki ilişkilerde önemli görevler üstlenen Türkiye Mezunları da Ramazan’da unutulmadı. Kardeş Azerbaycan’da ve dost ülke Somali’de Türkiye Mezunları düzenlenen iftar programlarında bir araya geldi.
Son olarak YTB, yurt dışındaki vatandaş coğrafyalarımızdan olan İngiltere, ABD ve İtalya’da yapılan iftar programlarına da katkılar sunarak; oralardaki insanımızın da yanında olmaya gayret etti.
]]>Bahçeli, mesajında Ramazan ayında yapılan ibadetlerin, ettiğimiz duaların ve tutulan oruçların kabul ve makbul olması temennisinde bulundu. Ayrıca, bölgesel ve küresel huzursuzlukların arttığı bir dönemde milli birlik ve dayanışma ruhunun güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Dünyada yaşanan çatışmalar, terörizm ve çeşitli krizlerin insanlığın değer ve miras zenginliğini tehdit ettiğini belirten Bahçeli, adalet, huzur, güvenlik ve müreffeh bir geleceğin inşası için her ülkenin ve milletin ortak sorumluluk üstlenmesi gerektiğini dile getirdi.
Bahçeli, Türk milletinin birlik ve dayanışma içinde olması gerektiğini vurgulayarak, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu iç ve dış tehditlere karşı birlik ve beraberlik içinde hareket etmesi gerektiğini ifade etti. Ayrıca, Türkiye’nin demokratik olgunluğu, tarihsel ve kültürel birikimi ile istikbalin huzur, istikrar, kudret, refah ve güvenlik timsali olacağına inandığını belirtti.
Bahçeli, mesajını, kahraman şehitleri rahmetle anarak, şehit ailelerinin ve gazilerin bayramını kutlayarak sonlandırdı.
MHP Lideri Bahçeli, mesajında şu ifadelere yer verdi:
“Bir yanda tekrarına cümlemizin ulaşmasını niyaz ettiğim Mübarek Ramazan-ı Şerif’i uğurlarken, diğer yanda bayram günlerine kavuşmanın sevincini ve sıcaklığını yaşıyoruz.
Evvelemirde dileğim, her günümüzün bayram tadında ve tavında geçmesidir.
Ramazan ayında yaptığımız ibadetlerin, ettiğimiz duaların, hakkını vererek tuttuğumuz oruçların kabul ve makbul olması gönülden temennimdir.
Bölgesel ve küresel huzursuzluk sarmalının gittikçe sertleştiği günümüzde milli birlik ve dayanışma ruhumuzun takviye ve tahkimi her alan ve aşamada temin edilmelidir.
Maddi, mekanik, melez ve menfaat temelli bir dünya tablosunun insanlığın değer ve miras zenginliğini sürekli tahrip ettiği, hoşgörü ve merhamet duygularını tehlikeli ölçülerde zedelediği izahtan varestedir.
Siyasi, ticari, diplomatik ve ekonomik cepheleşmelerin medeniyet ve milletler arasında çok boyutlu kriz ve anlaşmazlıklara yol açtığı, hatta çatışma ve savaş ortamlarına davetiye çıkardığı pek çok tecrübeyle sabittir.
Maalesef beşeriyetin pençesine düştüğü anlam ve maneviyat bunalımı devamlı derinleşip genişlemektedir.
Bundan mülhem huzursuzluk ve güvensizlik yaygın haldedir.
Öngörülemez bir dünyanın önüne geçilemeyen karmaşa ve kaos girdabı devamlı surette yoğunluk kazanmaktadır.
Rusya ile Ukrayna arasında süregelen savaş, Gazze’yi ablukaya alan İsrail soykırımı, İran ile İsrail’in karşılıklı alarma geçmesi, terörizmin hunhar eylem ve emelleri, yeni bir dünya savaşının telaffuz edilmesi küresel çapta barış, istikrar ve sükunete akut ihtiyaç olduğunu resmetmektedir.
Adil, adaletli, huzurlu, güvenli ve müreffeh bir geleceğin inşası her ülkenin, her toplum ve milletin ortak sorumluluğudur.
Aksi halde nevzuhur bir ortaçağın doğuşu, bugüne kadar elde edilen kazanımların mahvı kaçınılmazdır.
Sadece Türk ve İslam coğrafyalarının değil, tüm dünyanın da bayramların manevi iklimine muvafık ve müzahir şekilde kucaklaşması, sıkılı yumrukların açılması, münakaşayı ve hegemonya mücadelelerini ikame edecek iyi niyetli, dostane ve kalıcı ilişki ağlarının kurulması yaşanabilir bir dünya için elzem ve mecburidir.
İnsanlık vicdanı zulme karşı seferber olmalıdır.
Zalimlerin şiddet ve nefret politikalarına karşı aynı cenahta bulunmak haysiyet ve hakkaniyet gereğidir.
Milyarlarca insan aç ve yoksul haldeyken, hak ve hürriyetlerden mahrumiyet içinde çırpınırken, sınırlı ve sayılı seviyedeki sözde ayrıcalıklı ve kaymak tabakanın servet ve lüks içinde hayat sürmesi, bunun yanında eşitsizliğin ve haksızlığın küreselleşmesi elbette iyimser bekleyişleri acze düşürmektedir.
Esasen çözülmesi gereken ilk düğüm de budur.
Denetimsiz hırsın, dizginsiz nefsin, dipsiz heva ve hevesin peşinde sürüklenen; daha çok kazanma, daha çok yeme, daha çok hakimiyet kurma, daha çok elde etme gayesiyle hiçbir insani ve vicdani eşik tanımayanların dünyayı ateşe vermek için adeta yarış halinde olduklarını inkar etmek mümkün değildir.
İnsanı saran sert kabuğun kırılarak özün ortaya çıkarılması, yeniden ortak değerler ve maneviyat dairesinde buluşulması mutlak hedef olmalıdır.
Bayramın vaaz ve vaat ettiği yakın ve yalın gerçek de bu hedefin tezahürünün gönül birliğiyle ifa ve ifadesidir.
Bayramın mehabetinde küslük ve kutuplaşma yoktur.
Bayramın muhabbet ikliminde dargınlık ve ayrılık yoktur.
Bayramın mana ve muhteva iradesinde sıla-i rahim güzelliği, vuslat aydınlığı, ayrı kalmış ellerin yeni baştan tutuşmasının yanı sıra mesafeli gönüllerin samimiyetle kavuşması ve kaynaşması yer almaktadır.
İnanıyorum ki, Türk ve Türkiye Yüzyılı da Türk milletine, gelecek nesillere zamanlar üstü bayram lezzeti yaşatacaktır.
Bu lezzete zehir katmanın arayış ve amacında olanların mevzi kazanımlarla şımarmaya başlaması, içine gömüldükleri yılgınlığı mal bulmuş mağribi gibi çılgınlıkla telafi çabaları siyasi şuursuzluktan daha çok Türkiye’nin ve dünyanın gidişatını okumayan miyop bakıştan ve vizyon fukaralığından kaynaklanmaktadır.
Hiçbir umut, ufuk ve parlak bir gelecek sunmadan, emperyalizmin suflesi ve PKK ittifakıyla yol yürüyenlerin ilk virajda devrilecekleri kesindir.
Bugün dönemsel yükselişlerinden dolayı böbürlenip değişim methiyesiyle caka satanların Türkiye’yi kuruluş ilkelerinden koparması söz konusu olamayacaktır.
Demokratik hakları anarşiye tahvil etmeye kalkışan bedhah bölücülerin dün olduğu gibi bugün de meydanın boş olmadığını, Türk devletinin egemenliğini zedeleyici mütehakkim eylemlerinin acıklı sonuçlarına maruz kalacaklarını bilmelerinde sayısız yarar vardır.
Van’da hukuki bir meseleyi çarpıtıp sokakları savaş alanına çevirenler esasen demokrasi celladı, devlet ve millet muarızıdır.
Hukuken seçime girmesi baştan yanlış olan ve bölücü terör örgütü PKK’ya övgüler düzdüğü bilinen bir şahsa belediye başkanlığı mazbatasının verilmesi de baştan ayağa skandaldır ve yanlıştır.
Bunun millet iradesine saygı olduğunu ileri sürmek ise ahmaklık ve aldatmadır.
Çünkü Türk milletinin muazzez iradesi her türlü bölücüye, bölünmeye, teröre ve teröriste sonuna kadar karşıdır ve karşı duracaktır.
Sokakların hak arama yeri olmadığı, şiddet ve zor kullanarak olmayan bir hakkın alınamayacağı iyi bilinmelidir.
Tam tersi bir süreç devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü sarsacak ve devlette zaaf oluşturacaktır.
Üstelik devlet ile milleti karşı karşıya getirme sinsilikleri, bilahare devleti kötü gösterme niyetleri bilhassa 31 Mart seçimlerinden sonra hızlanmıştır ki, buna tahammül etmek ve görmezden gelmek milli iflasa çanak tutmak demektir.
Zira tarihimizin her döneminde devlet ile milletin kaderi bir ve aynıdır.
İkisini birbirinden ayırma ve ayrıştırma çabalarının uzun vadede hain senaryoların tedavülüne, milli güç unsurlarının zayıflamasına kapı aralaması muhtemeldir.
“Cam tavanı kırdık” diyenlerin Türk devletinin çatısını ve Türk milletinin varlığını dinamitlemesine asla fırsat verilmeyecektir.
Türkiye Cumhuriyeti sandıkta kurulmamıştır.
Türk tarihi sandıkta yazılmamıştır.
Herkes aklını başına almalı, rüzgar ektiği müddetçe fırtına biçeceğini unutmamalıdır.
Türkiye demokratik olgunluğu, tarihsel ve kültürel müktesebatı, birlik ve kardeşlik duygularıyla istikbalin huzur, istikrar, kudret, refah ve güvenlik timsali olarak sivrilecektir.
Türk milletine kan, renk ve ruh veren Türk vatandaşlarının tamamı birdir, eşittir ve hepsi bin yıllık kardeşliğin aziz mensuplarıdır.
Bu duygu ve düşüncelerle, kahraman şehitlerimizi rahmetle, hürmetle anıyor; şehit analarımızın, şehit babalarımızın ve şehit yakınlarımızın bayramını gönülden kutluyorum.
Gazilerimize en iyi dileklerimi sunuyor, halen tedavi altında bulunanlara şifa temennilerimle hayırlı bayramlar diliyorum.
Nerede yaşıyorsa yaşasın, yurt içinde ve yurt dışında hayatın yükünü omuzlamış değerli vatandaşlarımızın, büyük Türk milletinin, gönül ve kültür coğrafyalarında varoluş mücadelesi veren kardeşlerimizin mübarek Ramazan Bayramı’nı içtenlikle tebrik ediyor, selam ve saygılarımı sunuyorum.
Her günümüz bayram olsun.
Cenab-ı Allah yar ve yardımcımız olsun.
Ümit ederim ki, bu bayramda uzatılan hiçbir el geri çevrilmesin, barış ve kardeşliğimiz ebediyete kadar var olsun.”
Türkiye’yi bakan olmadan önce de bakanlığı döneminde de yılda en az iki üç kez Türkiye’yi ziyaret ettiğini kaydeden Useyli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk hükümeti ve Türk halkıyla ilişkilerinin çok iyi olduğunu vurguladı.
Useyli, Türkiye ile kardeş olduklarını belirterek, her zaman Türk hükümeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan güzel destek aldıklarını söyledi.
58 İslam ülkesinin katıldığı bir toplantıda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çok güçlü bir açılış konuşması yaptığını kaydeden Useyli, burada gösterilen Gazze’deki katliamı ve soykırımı anlatan iki dakikalık videonun da önemli olduğunu aktardı.
Useyli, Erdoğan’ın bu konuşmada Gazze’de ateşkesin durdurulması için çaba gösterilmesini ve Gazze halkına insani yardımın artırılmasını istediğini hatırlattı.

“FİLİSTİN İLE TÜRKİYE ARASINDAKİ RESMİ TİCARET HACMİ 1 MİLYAR DOLAR GERÇEK RAKAM BELKİ DE İKİ KATI”
Türkiye ile Filistin arasındaki ticari ilişkinin her geçen yıl arttığına işaret eden Useyli, rakamların gerçek hacmi yansıtmadığını söyledi.
Görev süresi boyunca son 5 yılda Filistin ile Türkiye arasındaki ticaret yılda ortalama yüzde 15 arttığına dikkati çeken Useyli, “2020’yi 2023’le kıyaslayacak olursam ticarette yüzde 48’lik bir artış yaşadık. Filistin ile Türkiye arasında neredeyse 1 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaştık.” dedi.
Useyli, Türkiye ve Filistin arasındaki ticaretine ilişkin resmi rakamların gerçek hacmi yansıtmadığına dikkati çekerek, “Filistin ve Türkiye arasındaki resmi ticaret hacmi 1 milyar dolar. Ama asıl olan belki de bunun iki katı. Bunun nedeni de İsrail’in konşimentoda varış noktası İsrail olması konusundaki ısrarı. Eğer ki buraya Batı Şeria ya da Filistin yazılırsa, yaklaşık yüzde 12 fazladan vergi ödenmesi gerekiyor. İthalatçılarımız varış noktasını İsrail olarak yazıyor ki maliyeti düşürerek rekabet etmeye çalışıyor. Bu rakamların gerçeği yansıtmamasının arkasındaki nedenlerden birisi de bu.” diye konuştu.
Filistin’in en yüksek ticaret hacminin işgal nedeniyle İsrail ile olduğunu belirten Useyli, onun ardından Filistin’in bir numaralı ticaret ortağının Türkiye olduğunu vurguladı.
“BURADAKİ ÜRÜNLERİN BÜYÜK BİR KISMININ TÜRK OLDUĞUNU GÖRECEKSİNİZ”
“Buradaki herhangi bir süpermarkete, perakende satış mağazalarına giderseniz ürünlerin büyük bir kısmının Türk olduğunu göreceksiniz.” diyen Useyli, son birkaç yıldır bakanlığı döneminde özel sektörden ve iş dünyasından Türk şirketlerin buradan resmi bayilikler vermeye teşvik ettiğini söyledi.
Useyli, Filistin’de birçok Türk markasının görülebileceğini belirterek, bakanlık döneminde Türkiye ile ilişkilerin artmasından memnuniyet duyduğunu, ticari ilişkilerin daha da artacağını dile getirdi.
Bakanlık döneminde Türkiye’deki tüm bakanlarla ilişkilerinin çok iyi olduğunu, Ticaret Bakanı Ömer Bolat ile de yakın çalıştıklarını kaydeden Useyli, “Son toplantıda Türkiye’ye hurma kotasının 3 bin tondan 5 bin tona çıkarılmasını istemiştim ki 5 yıl önce göreve geldiğimde bu rakam Türkiye’de yüzde 25 vergi muafiyetiyle yılda 1000 tondu.” ifadelerine yer verdi.
Useyli, bu artışın parlamentoda kabul edilmesini beklediklerini belirterek, “O zaman yılda 5000 ton olacak, bu da neredeyse dünyaya hurma ihracatımızın yüzde 50’sine denk gelecek.” dedi.
Öte yandan Cenin Sanayi Bölgesi’nin inşa edilmesiyle ilgili Useyli, bu nihayete erdirildiğinde Türk şirketlerinin Türkiye’deki avantajlarından buradaki üretimde de yaralanabileceğini söyledi.

“TÜRK ÜRÜNLERİNİ ALIYORUZ”
İki ülke arasındaki ticaretin boyutlarının sorulması üzerine Useyli, “Endüstriyel makineler dahil ithal ettiğimiz tüm ürünler, her şeyimiz var. Ya İtalyan makineleri alırdık, ya Alman makineleri, hatta Uzak Doğu’dan, Çin’den makineler alırdık. Bunları Türk makineleriyle değiştirdiler. Burada şunu görüyoruz, şunu söyleyebilirim, Türk ürünleriyle, Türk makineleriyle ‘Alman kalitesini Türk fiyatına’ aldık. Bu son derece önemli.” diye konuştu.
Useyli, Filistin’deki fabrikalar ziyaret edildiğinde Türkiye’de üretilen birçok makinelerin görülebileceğine işaret ederek, “Gıda maddeleri, inşaat malzemeleri ve deri dahil olmak üzere diğer tüm ürünler neredeyse burada. Türk ürünlerini alıyoruz” ifadelerini kullandı.
Useyli, öte yandan bazı projelerin TİKA finansmanıyla yapıldığını belirterek, inşaat malzemelerinin çoğunun Türkiye’den geldiğini aktardı.
“GAZZE PİYASASI, FİLİSTİN PİYASASININ YÜZDE 40’INI TEMSİL EDİYOR”
Useyli, Filistin’de üretimin düştüğünü belirterek, bazı şirketlerin kapandığını ve iflas ettiğini söyledi.
Turizm ve diğer sektörlerde küme halinde yüzde 50’den fazla bir düşüş yaşandığına işaret eden Useyli, “Çünkü Gazze piyasası, Filistin piyasasının yüzde 40’ını temsil ediyor. Bu Gazze piyasasındaki yüzde 40’ı kaybettik. Aynı şey Gazze için de geçerli. Gazze, Batı Şeria’ya birçok ürünü ihracat yapardı ancak savaş süresince bu artık yok. Gazze’de işsizlik şu anda yüzde 95 oranında.” diye konuştu.
Useyli, Gazze’de işsizlik oranın önceden yüzde 25 olduğunu dile getirerek, birçok şirketin varlığını sürdüremediğine de işaret etti.
Gelirin birçoğunun kaybedilmesi nedeniyle nakit para akışı ve dövizin de kısıtlı olduğunu anlatan Useyli, önceden ürünlerin ithalatından elde edilen vergi ödemelerinin yüzde 80’ini de İsrail’in aldığını söyledi.
Useyli, Filistin parasının da alındığını kaydederek, “Bu bir tür hırsızlık. Buradaki para akışı daha az, insanlar daha az para harcıyor ve fabrikalardaki tüm ürünleri de bu durum etkiliyor.” dedi.
Bazı ürünlerin yurt dışından satın alınması için ithalat izin lisansı gerektiğine işaret eden Useyli, bunu sağladıklarını çünkü İsrail’in bu izin belgesini görmesi gerektiğini anlattı.
İTHAL EDİLEN TÜM ÜRÜNLER İSRAİL ÜZERİNDEN GELMEK ZORUNDA
Useyli, “İthal edilen tüm ürünler İsrail limanına geliyor ve gümrüğünden geçiyor. Yani İsrail üzerinden gelmek zorundalar. Bazı ürünler İsrail standart kurumu tarafından kontrol ediliyor ve İsrailli ithalatçılar için bu bir günden daha az sürüyor. Bu bizim için haftalar alabiliyor. Haftalar sürdüğünde daha fazla pahalı ve maliyetli oluyor. Rekabet edemiyoruz çünkü ekstra maliyetimiz oluyor.” ifadelerini kullandı.
Bazen sağlık sertifikası gibi belgeler istediklerini anlatan Useyli, kargo faturasında da Filistin’e gelecek olsa bile son varış noktasının İsrail olarak gösterilmesi gerektiğine dikkati çekti.
Useyli, İsrail vatandaşı Filistinlilerin de İsrail’e ithalat yapacakları zaman, İsrail kurumlarına gittiklerini ama onların da aynı süreci izlemeleri gerektiğini söyledi.

“FİLİSTİN İÇİN İSTİSNA VAR”
Useyli, Türkiye’den birçok bakanı tanıdığını ve bir şey istediklerinde bakanların izin verdiklerini anlatarak, Kovid-19 salgını süresince yasak olsa bile ihtiyaç duyulan ürünlerin ihracına ya da ithalatına Türkiye’nin Filistin’i istisna tutarak izin verdiğini söyledi.
Salgın döneminde “dünyada eksikliği çekilen ve birçok ülke tarafından ihracat yasağı getirilen hammaddelere” Türkiye’nin Filistin için izin verdiğini kaydeden Useyli, “Tüm sağlık ürünlerini ve ilaçları burada üretiyoruz, buna ihtiyacımız vardı ve bize izin verdiler, bunu sağladılar. Bu istisnai bir ihracat. Her şeyi, her zaman, Türkiye’den aldık. Tüm bakanlar ‘Filistin için istisna var, ne isterseniz verebiliriz’ dediler.” diye konuştu.
Haber7
Algı operasyonu merkezi gibi çalışan dijital medya platformu Netflix, Türkiye karşıtı yayınlarına devam ediyor.
Daha önce Türkiye’ye yönelik kara propaganda dizileri yayınlayan ve tepki çeken Netflix, “3 Cisim Problemi” adıyla yayınlanan 8 bölümlük dizide terör örgütü üyesini ‘kahraman’laştırmaya çalıştı.

TERÖRİST KIYAFETİYLE BM’DE ‘KURTARICI’ İLAN EDİLDİ
Dizide terör örgütü YPJ/PKK mensubu “Leyla Ariç” isimli terörist, Birleşmiş Milletler’de dünyayı istila etmek isteyen uzaylılara karşı sözde ‘kurtarıcı’ olarak gösterildi. BM yetkilisi tarafından vahşi eylemlere imza atan PKK’lı teröristin ‘insanlığı kurtaracağı’ iddia edildi.

NETFLİX’İN İLK VUKUATI DEĞİL
Algı operasyonlarıyla gündeme gelen Netflix, daha önce çok sayıda içerikle Türkiye’yi hedef aldı. Sinemayı silah olarak kullanan dijital platformun Türkiye’yi karalayan birçok dizi ve sineması büyük tepki topladı.
İşte kara propaganda yapan içeriklerden bazıları:
SÖZDE ‘TÜRK’ KARAKTERLERLE ALGI OPERASYONU
Collateral isimli dizide “Dünyanın en berbat yeri” denilerek Türkiye karalanırken, La Casa De Papel‘de ise Osman adlı Türk karakterin işkenceci kötü bir adam rolünde gösterilmesi algı operasyonunu gözler önüne serdi.

TÜRK ASKERİ İÇİN AŞAĞILAYICI İFADELER
Netflix’te Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yönelik karalama propagandaları da yer aldı. ‘Yakamoz S-245‘ dizisinde, Türk ordusu çamur atılırken ‘Into the Night’ta Türkiye’ye hakaretler edildi. Ayrıca ‘Into the Night‘ dizisinde, İtalyan asker Terenzio tarafından Türkler için “Bir askeri zaferleri bile yok” gibi aşağılayıcı ifadeler kullanıldı.

TÜRKLER KÖTÜ VE CANİ GÖSTERİLDİ
PKK terör örgütü sempatizanlarının sokakları yakıp yıktığı 6-7 Eylül olaylarını konu eden, “Kulüp” isimli dizide; Türkler her yeri durduk yere yakıp yıkan bir millet gibi gösterildi.
Sözde ‘Türk’ yapımı ‘Zeytin Ağacı’ dizisinde ise bir Türk vatandaşının bir Rum kadını denize atıp boğduğu ekranlara yansıtıldı.

TÜRKİYE’Yİ BÖLDÜLER
Kara propagandayı Türkiye’nin toprak bütünlüğünü hedef alacak kadar ileri götüren Netflix, MOSSAD ajanlarını konu alan ‘The Spy’ isimli dizide, duvara asılı bölünmüş Türkiye haritası gösterildi.

TÜRKİYE’YE DARBE YAPAN AMERİKALILAR
Amerikalı bir milyarderin etrafında toplanmış 6 kişilik bir suikast timinin ‘Turgistan’ın başındaki diktatörü darbeyle yönetimden indirme planını konu edinen ‘6 Underground’ isimli filmde, Türkiye’ye göndermeler yapıldı. Filmde Amerikalı sözde ‘kahramanlar’ın düzenlediği darbeyle koltuğundan edilen diktatörün sonunun Kaddafi gibi olduğu ekranlara yansıtıldı.

FETÖ PROPAGANDASI
15 Temmuz darbe girişiminin failleri olan FETÖ’cüleri aklama görevi edinen ‘Designated Survivor‘ adlı dizide, kalkışmanın FETÖ ile alakasının olmadığı iddia edildi. Dizide ‘Nuri Şahin‘, Türk Cumhurbaşkanı ‘Fatih Turan’ tarafından, Türkiye’deki darbe girişiminin aktörü olarak suçlandı. ABD ise Şahin’i korumaya aldı. Bazı sahnelerde Türkiye Cumhurbaşkanına ağır hakaret edildi.

TÜRKLERİ DAEŞLİ GİBİ YANSITTILAR
‘Shooter’ dizisinde Almanya’da terör saldırısı gerçekleştiren DAEŞ’li teröristler, ‘Türklerden oluşan bir hücre’ olarak gösterildi.

PKK PAÇAVRASI KAPI VE DUVARA ASILDI
ABD’li film ve dizi platformunda yayınlanan “Tear Along The Dotted Line (İşaretli Yerden Kesin)” adlı çizgi dizide, terör örgütü PKK/YPG paçavralarının kapı ve duvara asıldığı görüldü.


Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın ardından son olarak Adana Demirspor ve İstanbulspor kulüpleri de Türkiye Futbol Federasyonu’nun seçimli genel kurulun 18 Temmuz’da yapılacağını açıklamasına tepki gösterdi.
İki Süper Lig kulübü de yaptıkları açıklamada, Türkiye Futbol Federasyonu başkanlık seçimleri için belirlenen 18 Temmuz tarihinin çok geç olduğunu belirtirken, genel kurulun daha erken bir tarihe alınmasını istedi.
İşte Adana Demirspor ve İstanbulspor’un açıklamalarının tamamı;
ADANA DEMİRSPOR:
“TFF Yönetim Kurulunun, bugün açıklamış olduğu 18 Temmuz 2024 tarihli genel kurulunda gerçekleşecek seçim kararının, mevcut Türk Futbolunun yaşamış olduğu kaos durumu içerisinde geç bir tarih olacağı kanısındayız. Konuya ilişkin olarak, hiçbir öneri almadan, hiçbir demokratik sürece ihtiyaç duymadan belirlenen bu tarihin ivedilikle 2023 – 2024 sezonunun hemen bitiminde yapılmasına ihtiyaç olduğu görüşümüzü kamuoyu ile paylaşıyoruz.
“TÜRK FUTBOLUNA ZARAR VERECEKTİR”
Yeni sezonda her şeyden önce, Türk Futbolunun bu sezon yaşamış olduğu tüm olumsuzlukları değerlendirerek, bir daha yaşanmaması adına atılacak tüm adımlar ve kararlar önceliğimiz olmalıdır. 9 Ağustos 2024 tarihinde başlayacak olan 2024 – 2025 Trendyol Süper Ligi’nin sağlıklı ve profesyonel bir şekilde ilerleyebilmesi için; tüm kurulları ile yenilenmiş ve doğru organize edilmiş bir Futbol Federasyonu’na ihtiyaç duyduğu bir gerçektir. Türkiye Futbol Federasyonu’nun aynı anlayış ve aynı tutumla 18 Temmuz 2024 gibi bir tarihe kadar daha yönetilmesi Türk futboluna sadece zarar verecektir.
18 Temmuz tarihinin bir an önce öne çekilmesi hususunun değerlendirilerek, doğru zamanlama ile önümüzdeki sezon Futbolumuzu yeniden hak ettiği konuma taşımak gayesi ve inancı şu an Türk Futbolunun tüm dinamiklerinin önceliği olmalıdır.”
İSTANBULSPOR:
“Yeni sezona etki edecek tüm önemli kararları alıp, seçime gitme amacınızın,
Sizden sonra gelecek yeni yönetimin bu şekilde elini kolunu bağlama düşüncenizin, A Milli Takımın başarısından nemalanarak yeniden seçilirim ümidinizin,
“HALA ANLAMADINIZ MI?”
Deve kuşu gibi kafanızı kuma gömerek, nasılsa düzelir anlayışınızın, Anlamadığınız işleri, anladığını iddia edenlerle yapmaya çalışmanızın, Her türlü kararı alırken adil ve adaletli olmak yerine, tarafgirlik yaparak taraf toplama beklentinizin, Futbolun içinde olduğu ateşi söndüreceğiz diye su sıkmak yerine, hala farklı yolları veya kişileri öne atarak benzin dökmenizin, Bize bir şey olmaz nasılsa diye suskun kalmanızın, Beyhude bir çaba olduğunu hala anlamadınız mı?
Türk Futbolunu düşürdüğünüz kaosun derhal sona ermesi için, yarından tezi yok olağanüstü seçimli genel kurula gitmesi gereken kişilerin, Türk Futbolunu düşünmek yerine, kendi koltuklarını düşünmeyi tercih ettiğini, bugün yapılan açıklama ile tüm kamuoyu teyit etmiş durumdadır. Bu yaklaşımın yarattığı sorunların giderilmesi bile çok uzun sürecekken, kendi koltuğunu korumak isteyenlerin seçim kararını daha da ötelemeye çalışması beyhudedir.
“Söz ağızdan bir kere çıkar!” yaklaşımını düstur edinen İstanbulspor olarak, sözümüzün arkasında olduğumuzu yineleyerek; futbolun diğer paydaşlarını da aynı yaklaşım çerçevesinde, içinde bulunduğumuz kaosu yarından tezi yok sona erdirmek için, TFF Statüsü uyarınca toplanabilecek en kısa sürede olağanüstü seçimli genel kurulun yapılması için gereğini yapmaya çağırmaktayız. 18.07.2024 tarihinde yapılacak bir seçimin 2024/2025 sezonunun da boşa harcanmasına neden olacağını unutmadan; tüm futbol paydaşları da, üzerlerine düşen sorumluluğu gereğince yerine getirmek zorundadır.
“EN ERKEN TARİHTE YAPILMALI”
Bu doğrultuda TFF Yönetiminin de, kendilerini futbol paydaşı saymaları halinde, TFF Statüsünün 29/2. Maddesi uyarınca, yeni seçilecek yönetimin de önünü kapatmamak adına ve A Milli Takım’ın Avrupa Şampiyonası öncesinde bu kaotik ortamdan etkilenmemesi için; Sayın Mehmet Büyükekşi’nin yeniden aday olmayacağına dair beklenen açıklaması ile birlikte, ligler bitmeden, bugün itibarıyla yapılabilecek en erken tarihte olağanüstü seçimli genel kurul toplantısı yapmaya ve bu genel kurul vesilesiyle Türk futbolunun geleceğini kurtarmaya davet ediyoruz.”
FENERBAHÇE VE BEŞİKTAŞ NELER SÖYLEMİŞTİ?
Fenerbahçe Başkanı Ali Koç ve Beşiktaş da dün yaptığı açıklamalarda şu ifadeleri kullanmıştı;
ALİ KOÇ:
“18 Temmuz’da TFF seçim yapacakmış. Gerçekten futboldan hiç anlamadıklarının bir ispatı daha. Kendilerine göre akıllıca bir plan. Futboldan niye anlamıyorlar? 18 Temmuz geldiği zaman bazı playoff maçları başlamış olacak. Yeni yönetim sezon için planlama yapamayacak, hakemler hakkında tasarruf alınamayacak. 18 Temmuz’dansa hiç yapmamak daha iyidir. Akıllıca, niye? Ligler biter, gerginlik söner, millet tatile gider, EUR0’dan iyi sonuç alırız ve bir şekilde devam ederiz. Aday olmayacağız demiyorlar. Kulüplerin ziyadesiyle istediği TFF’nin devam etmemesi.”
BEŞİKTAŞ:
“Türk futbolunun tüm hatlarıyla kaos yaşadığı, yeni ve yıpranmamış bir yönetime ivedilikle, en çok ihtiyaç duyduğu dönemde 2024-2025 sezonunun başlamasına birkaç hafta kala 18 Temmuz tarihinde seçime gitmek Türk futboluna faydadan çok zarar getirecektir.
Bu duyurunun, futbolumuzun içinde bulunduğu kaotik durumun örneğinin yaşandığı bir günde bu şekilde yapılmasını doğru bir tutum olarak değerlendirmediğimizi ve kabul etmediğimizi belirtmek isteriz.”
]]>Alparslan Türkeş, Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinin Yukarı Köşkerli köyünde yaşayan Koyunoğlu ailesinin, bir toprak meselesi yüzünden giriştiği kavga sonucu Sultan Abdülaziz’in fermanıyla Kıbrıs’a sürgün edilmesi nedeniyle 25 Kasım 1917’de, Koyunoğlu soyuna mensup Tuzlalı Ahmet Hamdi Bey ve eşi Fatma Zehra Hanımın oğulları “Ali Arslan” olarak Lefkoşa’da doğdu.
İlkokul ve rüştiye yıllarında Hüsnü Bey, Selahattin Bey, Mehmet Asim Bey, Ragıp Tüzün Bey, Turgut Bey, Osman Zeki Bey ve Faiz Kaymak gibi Türklük ve Türkçülük şuuruyla bilenmiş hocalardan feyz alan Türkeş’in adı Osman Zeki Bey tarafından “Sultan Alparslan’a denk bir yiğit Türk ol” diyerek, “Alparslan” olarak değiştirildi.
Ailesiyle 1933 yılında İstanbul’a yerleşen Türkeş, Kuleli Askeri Lisesi’ne kayıt oldu. 1936’da Kuleli Askeri Lisesi’ni pekiyi derece ile asteğmen olarak bitiren Türkeş’in, Ankara ve Harp Akademisi yılları başladı. Türkeş, 1938’de genç bir teğmen olarak Harbiye’den mezun oldu.
Türkeş, 1944’te “Muzaffer Şükriye” ile evlendi. Bu evlilikten Ayzit, Umay, Selcen, Sevenbige (Çağrı) ve Yıldırım Tuğrul adlı çocukları olan Türkeş, 1974’te eşini kaybetti.
Daha sonra, Seval Hanım ile ikinci evliliğini yapan Türkeş’in, Ayyüce ve Ahmet Kutalmış adlı iki çocuğu daha dünyaya geldi.
1944’te üsteğmen rütbesindeyken Nihal Atsız ve Nejdet Sançar ile “Irkçılık-Turancılık” davasından yargılanan Türkeş, 9 ay 10 gün Tophane Askeri Hapishanesinde kaldı. 1945’te de Askeri Yargıtay kararıyla tahliye edilen Türkeş, 1947’de beraat etti.
Türkeş, 1947’de 15 Türk subayıyla ABD Kara Harp Akademisi ve Piyade Okulunda iki yıl eğitim gördü. 1951’de kurmaylık sınavını kazanan Türkeş, 1955’de Harp Akademisi’nden Kurmay Binbaşı olarak mezun oldu.
Daha sonra, dış görev için açılan sınavı kazanarak ABD Pentagon’da NATO Türk Temsil Heyeti üyeliğine atanan Türkeş, bu arada ekonomi eğitimi de aldı.
1957’de Türkiye’ye dönen Türkeş, 1959’da Almanya’ya Atom ve Nükleer Okulu’na gönderildi. Alparslan Türkeş, bu okulu başarıyla bitirmesinin ardından kurmay albaylığa yükseldi.
27 Mayıs 1960’da, Milli Birlik Komitesi’nin ülke yönetimine el koyduğunu açıklayan bildiriyi radyodan okuyan Türkeş, ihtilal hükümetinde Başbakanlık Müsteşarlığı görevini üstlendi. Türkeş, bu vazifesi sırasında Devlet Planlama Teşkilatı, Devlet İstatistik Enstitüsü ve Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü gibi kurum ve kuruluşları kurdu.
Milli Birlik Komitesi’nde ortaya çıkan anlaşmazlıklar nedeniyle, 13 Kasım 1960’da, Türkeş ve “ondörtler” olarak bilinen arkadaşları, emekliye sevk edilerek tasfiye edildi ve zorla evlerinden alınıp yurt dışında görevlendirilmek suretiyle sürgün edildi. Türkeş, Türkiye’nin Hindistan Büyükelçiliği müşaviri sıfatıyla sürgüne gönderildi.
1963 yılında yurda dönen Türkeş, dava arkadaşlarıyla kadro oluşturup partileşmek amacıyla “Huzur ve Yükseliş Derneği”ni kurdu.
Kısa bir süre sonra Talat Aydemir’in giriştiği darbe teşebbüsüne karıştığı iddiasıyla tutuklanan ve Mamak Askeri Cezaevinde 4 ay hücre hapsinde yatan Türkeş, yargılandı ve beraat etti.
Türkeş, 1965’de Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisine (CKMP) katıldı ve partinin Büyük Kurultay’ında Genel Başkanlığa seçildi. Türkeş, aynı yıl yapılan genel seçimlerde de Ankara milletvekili oldu.
CKMP’nin adı 1969’da, Milliyetçi Hareket Partisi, amblemi de üç hilal olarak değiştirilirken, Türkeş o yıl yapılan genel seçimlerde Adana milletvekili seçildi.
Türkeş, ilki 31 Mart 1975 -13 Haziran 1977 yılları, ikincisi de 1 Ağustos – 31 Aralık 1977 tarihlerinde, Süleyman Demirel başkanlığında kurulan koalisyon hükümetlerinde MHP Genel Başkanı olarak, Başbakan Yardımcılığı ve Devlet Bakanlığı yaptı.
Türkiye’de 1968 yılından itibaren Marksist ve komünist gençlik hareketlerinin üniversitelerde yer almaya başlaması ile Türkeş, toplanan çok az sayıdaki gence verdiği seminerlerle Türk toplumculuğu ve milliyetçiliğini anlattı. Kısa zamanda çoğalan ve örgütlenen gençler, “Dokuz Işık” etrafında toplandı.
12 Eylül 1980’de gerçekleşen askeri darbeden 3 gün sonra teslim olan Türkeş, önce Uzunada’da daha sonra da Ankara Askeri Dil Okulu’nda ve hastalandığı dönemde de Mevki Hastanesinde 4,5 yıl hapis yattı. Bu süreçte Türkeş ve 218 ülkücünün idamı istendi. Türkeş, 9 Nisan 1985’de tahliye oldu ve beraat etti.
Türkeş, 1987’de siyaset yapma yasağının kalkmasının ardından Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) olağanüstü kongresinde partinin Genel Başkanı oldu. Türkeş, 1991 yılındaki genel seçimlerde MÇP’nin, Refah Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi ile yaptığı seçim ittifakı neticesinde Yozgat milletvekili seçildi.
1992’de 12 Eylül’ün kapattığı partilerin tekrar açılabilmesine ilişkin değişikliğin ardından MHP’nin son kurultay delegeleri, MHP’nin isim ve amblemini MÇP’nin kullanabilmesine karar verdi.
Bu çerçevede, 1992’de yapılan MÇP’nin 4. Olağanüstü Kurultayı’nda partinin adı MHP, amblemi üç hilal olarak değiştirildi, genel başkanlığa tekrar Alparslan Türkeş seçildi.
Türkeş, 4 Nisan 1997’de geçirdiği kalp krizi sonucu 80 yaşında hayatını kaybetti. Türkeş için 8 Nisan 1997’de düzenlenen cenaze törenine yoğun katılım oldu. Türkeş’in naaşı, Beşevler’deki anıt mezara defnedildi. Türkiye’nin tüm illeri ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kırım, Balkanlar ve Türkistan’daki Hoca Ahmet Yesevi’nin türbesinden getirilen topraklar, Türkeş’in mezarına konuldu.
Dış hatlarda ise kapasite artışı yüzde 16’ya yaklaşırken, yolcu sayısı yüzde 14 yükselişle 53 milyona ulaştı. Yurt dışında özellikle Türk vatandaşlarının yoğun yaşadığı Avrupa ülkelerindeki yolcu sayısı artışı yüzde 20’yi aştı.
THY, COVID-19 ÖNCESİ DÖNEMİN YÜZDE 27 ÜZERİNE ÇIKTI
Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliğinin (IATA) yayımladığı verilere göre, geçen yıl küresel dış hat yolcu kapasitesi COVID-19 öncesi dönem olan 2019’un yüzde 12 gerisinde kalırken, THY, o yılın yüzde 27 üzerine çıkarak sektörün en önde gelen hava yollarından biri olmaya devam etti. Türkiye’nin havacılık altyapısına olan yatırımlarının bir neticesi olarak da İstanbul Havalimanı, Avrupa’nın en çok uçuş sunan havalimanı oldu.
2023’TE DÜNYANIN EN BÜYÜK 4. HAVA KARGO TAŞIYICISI OLDU
24 kargo uçağı ve 416 yolcu uçağıyla 133 ülkedeki 364 noktada hava kargo hizmetleri sunan THY, geçen yıl taşıdığı ücretli kargo miktarını 2019’a göre yüzde 16 artırdı. Son 10 yılda kargo taşımacılığındaki pazar payını 3 katından fazla artıran Turkish Cargo, IATA verilerine göre, 2023’te dünyanın en büyük 4. hava kargo taşıyıcısı olarak başarısını sürdürdü.
100. Yıl Stratejisi çerçevesinde 2033’te 800 uçağı aşan bir filoya sahip olmayı hedefleyen THY, küresel havacılık sektöründe yaşanan tedarik problemlerine ve üretimdeki darboğaza rağmen geçen yıl filosuna 46 uçak ekledi ve yüzde 12’lik artışla uçak sayısını 440’a yükseltti
1 TRİLYON LIRAYİ AŞAN TOPLAM VARLIK
THY, 1 trilyon lirayı (35,7 milyar dolar) aşan toplam varlığı, geçen yıl Türkiye’ye kazandırdığı 16,3 milyar dolarlık ihracat geliri ve 8,1 milyar dolarlık döviz katkısıyla Türkiye ekonomisi için önemli bir değer kaynağı oluşturmayı sürdürdü.
Türkiye’nin milli bayrak taşıyıcısı, ülke tarihinin en büyük felaketlerinden olan Kahramanmaraş merkezli depremlerin ilk gününden itibaren desteklerini aralıksız sürdürdü. Başta vatandaşların tahliyesi olmak üzere yurt içi ve yurt dışından arama kurtarma ekipleri ve yardım malzemelerinin bölgeye ulaştırılması için yolcu ve kargo seferleri ücretsiz gerçekleştirildi.
Şirket, bölgede oluşan ihtiyaçlarda kullanılmak üzere yaptığı 2 milyar liralık bağışın yanı sıra ihtiyaç sahiplerine bağışlanmak üzere 1000 adet konut için gerekli olan ödemeyi de yıl içinde AFAD’a takdim etti.
ULUSLARARASI ÖDÜLLERİ ALMAYA 2023’TE DE DEVAM ETTİ
THY, güçlü 2023 yılı sonuçlarıyla tüm paydaşları için yüksek değer üretecek şekilde oluşturduğu 2033 vizyonuna ulaşmaktaki kararlılığını gösterdi. 100. yılında gelirinin 50 milyar doları, yolcu sayısının da 170 milyonu geçmesini hedefleyen THY’nin, yolcu deneyiminde mükemmelleşme, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik alanlarındaki çalışmaları sektörün önde gelen kurumları tarafından takdirle karşılandı.
Bu çerçevede THY, 2023 yılında APEX (Airline Passenger Experience Association) tarafından 3. kez “5 yıldızlı küresel hava yolu” ödülüne ve Skytrax tarafından 8. kez “Avrupa’nın en iyi hava yolu” ödülüne layık görülürken, World Finance tarafından da ikinci kez “En Sürdürülebilir Bayrak Taşıyıcı Hava Yolu” olarak seçildi.
İştirakleri ile birlikte bugün 83 binin üzerinde kişiye istihdam sağlayan THY, “eşsiz” uçuş ağı, modern filosu, üstün hizmet anlayışı ve başarılı 2023 yılı performansıyla sektörüne yön veren bir marka olarak hava taşımacılığının devleri arasında yer alıyor. THY, gelecek yıllarda da Türkiye’nin kalkınma hedefleri ve 2033 stratejisi doğrultusunda sektörün sürdürülebilir büyümesine olan katkısını artırarak sürdürecek.
Sıradan bir seçim yaşanamadığını belirten Nedim Şener, “31 Mart seçimlerini gözümüzün önünde yaşananları görmezden gelerek sıradan bir seçim ve sonucu da sıradan görmek büyük hata olur. Görmezden gelmek isteyenler ne demek istediğimi kısa süre sonra daha iyi anlayacak. O zamana kadar da seçmen tamam da ‘Soykırımcı İsrail, PKK’lılar, FETÖ’cüler, Türk düşmanı Geert sonuca neden seviniyor?’ diye düşünsün yeter…” diye yazdı.
Nedim Şener, yazısında şu ifadelerde bulundu:
“Kazananın da kaybedenin de sonuçlarına şaşırdığı bir seçimi geride bıraktık.
Seçimde umduğunu bulamayan partilerin ve seçmenlerinin üzüntülerini, kazananların sevincini anlamak mümkün.
Ancak vatan haini Fetullahçı Terör Örgütü üyelerinin, bölücü terör örgütü PKK’nın destekçilerinin, Gazze’de soykırıma girişen İsrail’in, Türkiye ve Türk düşmanı Hollandalı ırkçı siyasetçi Geert Wilders’in ortaya çıkan seçim sonuçlarına sevinmesi ilginç değil mi?
Bunların arasında Gazze’de soykırım yapan İsrail Dışişleri Bakanı Katz’ın 31 Mart seçimleri sonrası İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı tebrik mesajı önemliydi.
KUTLAYAN TEK DIŞİŞLERİ BAKANI
İsrail Dışişleri Bakanı herhalde Türkiye’deki yerel seçim sonuçları için kutlama mesajı yayımlayan tek dışişleri bakanı olmuştur. Katz’ın İbranice ve Türkçe olarak attığı X sosyal medya mesajı okuduğunuzda amacının kutlamadan çok Cumhurbaşkanı Erdoğan’a mesaj olduğunu anlıyorsunuz;
“Türkiye’de yerel seçimler Erdoğan’ın adayları için ağır bir yenilgiyle sonuçlandı. İstanbul’da Ekrem İmamoğlu, Ankara’da Mansur Yavaş’a tebrikler. Bu Erdoğan’a açık bir mesaj; İsrail’e saldırmak artık işe yaramıyor, yeni malzeme bulması gerekir.”
Peki, soykırımcı İsrail’in bakanı ülkede yönetim değişikliği ile ilgisi olmayan yerel seçim sonrası kutlama mesajını neden yayımladı?

FAŞİST GEERT’IN MESAJI
Elbette bir çok Batı medyasında olduğu gibi, bunun Türkiye’de yerel yönetim seçimi değil Türkiye’de iktidarı değiştirecek bir dalgaya dönüşmesini istiyorlar. Nitekim tüm Batı basınının manşetleri Erdoğan’ın iktidarının değişeceği yönünde yazı ve haberlerle çıktı.
Türk ve Türkiye düşmanı Hollandalı ırkçı faşist siyasetçi Geert Wilders de seçim gecesi attığı mesajla sonuçları değerlendirmek yerine arzusunu ifade ederken, “Bay bay Erdoğan, AK Parti. Türkiye laiklik ve özgürlüğü istiyor” diye yazdı.
Soykırımcı İsrail ve ırkçı faşist Hollandalı siyasetçinin mesajlarındaki duygu ve düşüncelerin, ABD ve Avrupa’da birçok emperyalist ülkede siyasetçiler ve egemen medya yönetimleri tarafından paylaşıldığını söyleyebiliriz.
FETÖ’CÜLER UMUTLANDI
Elbette Batılı ülkeler ve soykırımcı İsrail’i andıktan sonra onların tetikçi taşeronu olan PKK terör örgütü ile Fetullahçı Terör Örgütü boş durur mu?
FETÖ mensupları, örgüt üyelerine moral vermek için önceden çekilip çekilmediği bilinmeyen FETÖ elebaşı Gülen’in ellerini dua eder gibi açtığı bir fotoğrafı paylaştı. Firari FETÖ mensupları özellikle Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kazanması ve PKK’nın siyasi kolu DEM ile işbirliğinin sonuç vermesinden son derece memnun. Vatan hainleri 2028 seçimlerinde de benzer sonucun alınacağı ve yeniden devlete yerleşeceklerini umarak sevinç mesajları attılar.

PKK SURİYE’DE KUTLADI
Ama asıl önemlisi ve ilginci PKK/DEM’in destek verdiği ve “kent uzlaşısı” adını verdikleri işbirliği sonucu ortaya çıkan sonuç ile ilgili terör örgütü destekçilerinin kutlamalarıydı. Sadece PKK terör örgütünün Türkiye’deki uzantıları değil Irak ve Suriye’deki kolları, Avrupa’daki elemanları gerek sokakta gerek sosyal medyada sonuçları kutladı. Suriye’deki PKK/YPG Ayn el-Arab’da, Deyrizor’da havai fişeklerle seçim sonuçlarını kutlarken, İstanbul ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki bazı illerde bölücü PKK elebaşının posterleri ve sloganları ile kutlama yapıldı.
PKK/DEM ‘MAĞLUBİYETİ’ KUTLADI
İstanbul’da oyları yüzde 2’ye gerileyen, Türkiye genelinde ise yüzde 5 civarında oy alan PKK/DEM yönetici ve taraftarlarının bundan üzüntü duymasını beklersiniz değil mi? Özellikle İstanbul’daki adayları Meral Danış Beştaş’ın oyların yüzde 2’ye inmesinden sonra sokağa çıkamaması gerekir değil mi?
Ama o daha seçim gecesi seçimi kazanmış bir hava ile İBB Başkanı seçilen Ekrem İmamoğlu’na, genel olarak da CHP yönetimine “İmamoğlu bu oylar benimdir demesin sakın, aldığı oylar onun değil. Bizim seçmenlerimiz oraya oy verdi, neden? Çünkü AKP›yi cezalandırmak istedi” sözleriyle gözdağı verdi.
Her şeye laf yetiştiren İmamoğlu ya da CHP yöneticilerinden buna dair bir açıklama ya da itiraz duydunuz mu? Elbette hayır.
KANDİL UZLAŞMASI
Çünkü İstanbul’daki seçim sonucu PKK/DEM faktörü ile Türkiye’nin geleceğini yakından ilgilendiriyor. Sadece İmamoğlu’nun İBB Başkanı seçilmesi için PKK/DEM ile belediye meclis üyelikleri, belediye başkan yardımcılıkları, belediyede daire başkanlığı ve kadro vaat eden ve veren CHP’nin 2028 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde neler vaat edeceğini ve neler vereceğini kestirmeniz mümkün bile değil.
CHP’nin bu seçim sonrası girdiği yol şimdilik PKK/KCK’yı da memnun etmiş. Terör örgütü PKK/KCK Avrupa sorumlularından Remzi Kartal bunu açıkça ifade etmiş:
“…CHP, geçen parti kongresinden sonra yeni bir kulvara girdi. Yani Türkiye siyasetinde yeni bir söylem. Yani AKP’nin bugüne kadar Kürt sorununa söylediklerini tekrar etmiyor. Terör söyleminden farklı bir söylem. Kürt sorunuyla ilgili farklı bir dilde ve bir alternatif olarak çıktı. Devletin Kürt sorunundaki yürüttüğü tekçi inkârcı politikalarda erime var. Bunun etrafında yürüyen partilerde bir çözülme, erime var ve ‘Türkiye yeni bir siyasi sürece giriyor’ dediniz ya, bu ölümcül bir darbe AKP-MHP iktidarı için… Bu 100 yıllık tekçi faşist politikaları temsil eden bu hükümet için ölümcül bir darbeydi.”
31 Mart seçimlerini gözümüzün önünde yaşananları görmezden gelerek sıradan bir seçim ve sonucu da sıradan görmek büyük hata olur. Görmezden gelmek isteyenler ne demek istediğimi kısa süre sonra daha iyi anlayacak. O zamana kadar da seçmen tamam da ‘Soykırımcı İsrail, PKK’lılar, FETÖ’cüler, Türk düşmanı Geert sonuca neden seviniyor?’ diye düşünsün yeter…”
Vanguard Gelişmekte Olan Piyasalar Aktif Sabit Gelir Küresel Eş Başkanı Nick Eisinger Türk devlet tahvillerinde şu anda küçük bir miktarda yatırımlarının bulunduğunu; bunu artırmalarının enflasyonun seyrine ve TCMB’nin şahin duruşunu korumasına bağlı olduğunu söyledi.
“TL İÇİN FAYDALI OLACAK”
Eisinger, yerel seçimlerin ardından Türkiye’ye yabancı yatırım girişlerinin artmasını sağlayacak en önemli faktörün enflasyonun zirveyi görüp ardından düşmeye başlaması olduğunu belirterek, “Enflasyonun düşüşe geçmesi tahvil piyasasına yatırım akışını destekleyip pozitif reel faize katkıda bulunacak ve bu da TL için faydalı olacaktır” dedi.
“BAZI ÜLKELER POZİTİF AYRIŞICAK”
Eisinger Avrupa’daki ılımlı büyüme nedeniyle Fed’den önce ECB’nin faiz indirme olasılığına dikkat çekerek, küresel ekonominin yılın geri kalan kısmındaki seyrine ilişkin beklentilerini de paylaştı. Gelişmekte olan ülkeler için önemli bir faktör olan Çin’in, emlak piyasasında süregelen sorunlar ve büyük iç borç yükü nedeniyle bu yıl yavaş büyümesini beklediklerini belirten Eisinger, büyük merkez bankalarının faiz indirimleriyle birlikte gelişmekte olan piyasalara ilişkin öngörülerini de aktardı. Eisinger, gelişmiş ekonomilerden kaçan varlıkları çekme konusunda bazı ülkelerin pozitif ayrışacağını söyledi.
* 2024 yılının geri kalan kısmında küresel ekonominin nasıl bir performans göstereceğini düşünüyorsunuz?
ABD’de büyüme, bir miktar yavaşlama yaşansa bile muhtemelen güçlü kalacak. Bu, Fed’in faiz oranlarını yavaş yavaş, belki de piyasanın şu anda fiyatladığından daha fazla düşürebileceğini gösteriyor. Avrupa’da büyüme görünümü daha ılımlı ve bu, Fed’den önce ECB’nin faiz indirimlerini destekleyebilir. Gelişmekte olan ülkeler için önemli bir faktör olan Çin, emlak piyasasında süregelen sorunlar ve büyük iç borç yükü nedeniyle bu yıl yavaş büyüyecek.
* Türkiye’nin gelişmiş ekonomilerden kaçan varlıkları çekme konusunda pozitif ayrışmasını bekliyor musunuz?
Fed’in zamanlaması hala belirsiz olsa bile, gelişmiş ekonomilerin merkez bankaları muhtemelen bu yıl para politikalarını gevşetmeye başlayacak. Enflasyonu düşen ve reel faiz oranlarının yüksek olduğu Brezilya ve Meksika gibi temkinli politika duruşlarına sahip gelişmekte olan ülkelerin yanı sıra Asya’nın bazı bölgeleri, merkez bankalarının para politikasını gevşetmeye devam etmeleriyle birlikte daha fazla yabancı yatırımcı çekebilir.
* Yerel seçimlerin de geride bırakılmasıyla birlikte, Türkiye’ye döviz girişinde artış bekliyor musunuz? Vanguard Türk devlet tahvilleriyle ilgileniyor mu? Yatırım yapmak için hangi koşulları izliyor?
En önemli faktör enflasyonun zirveyi görüp oradan düşmeye başlaması. Bu, Türkiye’deki tahvil piyasasına daha fazla yabancı yatırım akışını ve pozitif reel faizi destekleyecektir ki bu da TL için faydalı olacak. Yabancı yatırımcılar Türkiye’deki yerel tahvil piyasasına oldukça yetersiz yatırım yapmaya devam ediyor. Geçmişte yabancı yatırımcılar Türk tahvil pazarının %25’inden fazlasını elinde bulunduruyordu, ancak şu andaki seviye düşük tek haneli rakamlarda. Vanguard olarak elimizde az miktarda Türk devlet tahvili var. Enflasyonun zirveyi görüp düşüşe geçeceğinden ve TCMB’nin şahin duruşunu korumaya devam edeceğinden emin olduğumuzda Türkiye’de devlet tahvillerine yatırımlarımızı artıracağız. Ülkeye yatırım girişlerinin artması ve halkın ABD doları mevduatı yerine TL mevduatına yönelmesiyle döviz rezerv pozisyonunda istikrarın sağlanması da önemli olacaktır.
* TL’nin önümüzdeki döneme ilişkin seyriyle ilgili tahminlerinizi paylaşmak ister misiniz?
Enflasyonun önümüzdeki birkaç ay içerisindeki seyri ve TCMB’nin şahin tavrını sürdürmesi durumunda TL’nin reel anlamda değer kazanacağını düşünüyoruz.
Bahçeli açıklamasında şunları söyledi;
Türk siyaset ve demokrasi hayatına derin izler bırakan müstesna isimlerin maşeri vicdanda muhkem bir mevkii olmakla birlikte takdir, tazim ve şükranla hatırlanması milletimize özgü alicenap ve vefakâr bir özelliktir.
Vatan ve millet sevgisiyle mücehhez değerli şahsiyetlerin sadece yaşadıkları dönemleri değil, kendilerinden sonraki devirleri de fikir, görüş ve düşünceleriyle etkilediği apaçık bir gerçektir.
Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey işte böyle bir vasfa ve vakara ziyadesiyle sahiptir.
Ülkemizin zor ve sıkıntılı yıllarında haklı mücadelesiyle adından en çok bahsettiren, milli birlik ve kardeşlik hissiyatını en fazla benimseyen liderlerden birisi Merhum Türkeş Bey’dir.
Ülke ve ülkü sevdasıyla tebarüz etmiş; dava, devlet ve siyaset insanı hüviyetiyle gündeme gelmiş, gönüllere girmişti.
Kaldı ki inançlarından ve ilkelerinden hiç taviz vermemişti.
Önce Türk tarih ve kültürünün özsuyuyla beslenip tomurcuklanan, arkasından serpilip köklerini derinlere salan, sonra da siyasallaşıp toplumsal harekete dönüşen Türk milliyetçiliği fikriyatının geçmiş ve geçirmiş olduğu safhalarda onun muteber rolü olduğunu hiç kimse inkar edemeyecektir.
Merhum Türkeş Bey’in iki kutlu emaneti olan Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkü Ocakları bugünkü zaman diliminde, bir yanda milli ve manevi değerlerin muhafızı diğer yanda da milletimizin istikbal ve istiklal güvencesi mertebesine erişmiştir.
“MHP, CUMHUR İTTİFAKI’NIN GÜCÜNE GÜÇ EKLEMİŞTİR”
Kara propagandaların, karanlık projelerin, karamsar palavraların biteviye faal ve faaliyet halinde olduğu şu günlerde Milliyetçi Hareket Partisi Türk siyasetinin istikrar ve itibar aydınlığı olarak öne çıkmıştır.
Bu gerçeğin ışığında, 31 Mart 2024 Mahalli İdareler Seçimlerinde de Milliyetçi Hareket Partisi yüzde 16,62’lik oy oranı ve kazandığı 220 belediye başkanlığıyla hamd olsun umutları diriltmiş, Cumhur İttifakı’nın gücüne güç eklemiştir.
Partimiz milli özlem ve hedeflere her zaman tercüman olmuş, milletimiz ne diyorsa ona kulak vermiştir.
Nitekim hayata ve hadiselere bakışımızın fikri mihveri olan Türk milliyetçiliği, demokrasiyle ayrılmaz ve ayrıştırılması imkansız bütünlük içindedir.
Merhum Türkeş Bey hayattayken, sürekli tefrika ve tezvirat çıkaran, Türkeş’siz MHP’yi tesis etmek için çırpınan kim varsa, bugün onun adı ve anıları kapsamında istismar ve istila teşebbüsleriyle Milliyetçi Hareket Partisi’ni zaafa uğratmak için yarış halindedir.
Makûs niyet sahiplerinin sahte ve samimiyetsiz duruşlarını elbette ciddiye alacak, aldırış edecek, ikna olacak sağduyulu hiçbir insanımız da yoktur.
“PARTİMİZİN VE TÜRKİYE’MİZİN ÖNÜ AÇIKTIR”
Unutulmamalıdır ki, Milliyetçi Hareket Partisi demek; Türklüğün alemdar yüreği, Türkiye’nin ahlak yüksekliği, Türk ve Türk milletinin akıl, gönül, güven ve iman yüzü demektir.
55 yıllık bir maziyi kucaklayıp geleceğin Türk asırlarında kutup yıldızı gibi parlayacak olan Milliyetçi Hareket Partisi çağın ruhunu kavrayıp, zamanın ters ve bozucu akıntılarına karşı müteyakkız bir iradeyle mukabele edecektir. Partimizin ve Türkiye’mizin önü açıktır.
Seçimsiz geçecek yaklaşık 4 yıllık sürede ülkemiz her alana teşmil edilecek reformlarla yükselişini devam ettirecektir.
Siyasette elde ettikleri geçici mevzi kazanımlarla şımarmaya ve tahriklerini göstermeye başlayanların günün sonunda nasıl bir demokratik akıbetle karşılaşacağını da herkes görecektir.
Türk ve Türkiye Yüzyılı hedeflerine mutlaka ulaşılacaktır.
Türk birliğinin hasretini çekip hayallerini kuran Merhum Türkeş Bey’in inanıyorum ki ruhu şad olacaktır.
Vefatının 27’inci yıl dönümünde Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Beyi, aziz şehitlerimizi, tarih boyunca, vatan ve millet sevdası ile can veren muhterem ecdadımızı; bu değerler uğruna hayatlarını kaybetmiş ülküdaşlarımızı rahmet, minnet ve şükran hislerimle anıyorum.
Mekânları Cennet, Cenab-ı Allah hepsinden ayrı ayrı razı olsun.
Bahçeli açıklamasında şunları söyledi;
Türk siyaset ve demokrasi hayatına derin izler bırakan müstesna isimlerin maşeri vicdanda muhkem bir mevkii olmakla birlikte takdir, tazim ve şükranla hatırlanması milletimize özgü alicenap ve vefakâr bir özelliktir.
Vatan ve millet sevgisiyle mücehhez değerli şahsiyetlerin sadece yaşadıkları dönemleri değil, kendilerinden sonraki devirleri de fikir, görüş ve düşünceleriyle etkilediği apaçık bir gerçektir.
Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey işte böyle bir vasfa ve vakara ziyadesiyle sahiptir.
Ülkemizin zor ve sıkıntılı yıllarında haklı mücadelesiyle adından en çok bahsettiren, milli birlik ve kardeşlik hissiyatını en fazla benimseyen liderlerden birisi Merhum Türkeş Bey’dir.
Ülke ve ülkü sevdasıyla tebarüz etmiş; dava, devlet ve siyaset insanı hüviyetiyle gündeme gelmiş, gönüllere girmişti.
Kaldı ki inançlarından ve ilkelerinden hiç taviz vermemişti.
Önce Türk tarih ve kültürünün özsuyuyla beslenip tomurcuklanan, arkasından serpilip köklerini derinlere salan, sonra da siyasallaşıp toplumsal harekete dönüşen Türk milliyetçiliği fikriyatının geçmiş ve geçirmiş olduğu safhalarda onun muteber rolü olduğunu hiç kimse inkar edemeyecektir.
Merhum Türkeş Bey’in iki kutlu emaneti olan Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkü Ocakları bugünkü zaman diliminde, bir yanda milli ve manevi değerlerin muhafızı diğer yanda da milletimizin istikbal ve istiklal güvencesi mertebesine erişmiştir.
MHP, 220 BELEDİYE VE YÜZDE 16,62’LİK OY ORANI KAZANDI
Kara propagandaların, karanlık projelerin, karamsar palavraların biteviye faal ve faaliyet halinde olduğu şu günlerde Milliyetçi Hareket Partisi Türk siyasetinin istikrar ve itibar aydınlığı olarak öne çıkmıştır.
Bu gerçeğin ışığında, 31 Mart 2024 Mahalli İdareler Seçimlerinde de Milliyetçi Hareket Partisi yüzde 16,62’lik oy oranı ve kazandığı 220 belediye başkanlığıyla hamd olsun umutları diriltmiş, Cumhur İttifakı’nın gücüne güç eklemiştir.
Partimiz milli özlem ve hedeflere her zaman tercüman olmuş, milletimiz ne diyorsa ona kulak vermiştir.
Nitekim hayata ve hadiselere bakışımızın fikri mihveri olan Türk milliyetçiliği, demokrasiyle ayrılmaz ve ayrıştırılması imkansız bütünlük içindedir.
Merhum Türkeş Bey hayattayken, sürekli tefrika ve tezvirat çıkaran, Türkeş’siz MHP’yi tesis etmek için çırpınan kim varsa, bugün onun adı ve anıları kapsamında istismar ve istila teşebbüsleriyle Milliyetçi Hareket Partisi’ni zaafa uğratmak için yarış halindedir.
Makûs niyet sahiplerinin sahte ve samimiyetsiz duruşlarını elbette ciddiye alacak, aldırış edecek, ikna olacak sağduyulu hiçbir insanımız da yoktur.
“PARTİMİZİN VE TÜRKİYE’MİZİN ÖNÜ AÇIKTIR”
Unutulmamalıdır ki, Milliyetçi Hareket Partisi demek; Türklüğün alemdar yüreği, Türkiye’nin ahlak yüksekliği, Türk ve Türk milletinin akıl, gönül, güven ve iman yüzü demektir.
55 yıllık bir maziyi kucaklayıp geleceğin Türk asırlarında kutup yıldızı gibi parlayacak olan Milliyetçi Hareket Partisi çağın ruhunu kavrayıp, zamanın ters ve bozucu akıntılarına karşı müteyakkız bir iradeyle mukabele edecektir. Partimizin ve Türkiye’mizin önü açıktır.
Seçimsiz geçecek yaklaşık 4 yıllık sürede ülkemiz her alana teşmil edilecek reformlarla yükselişini devam ettirecektir.
Siyasette elde ettikleri geçici mevzi kazanımlarla şımarmaya ve tahriklerini göstermeye başlayanların günün sonunda nasıl bir demokratik akıbetle karşılaşacağını da herkes görecektir.
Türk ve Türkiye Yüzyılı hedeflerine mutlaka ulaşılacaktır.
Türk birliğinin hasretini çekip hayallerini kuran Merhum Türkeş Bey’in inanıyorum ki ruhu şad olacaktır.
Vefatının 27’inci yıl dönümünde Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Beyi, aziz şehitlerimizi, tarih boyunca, vatan ve millet sevdası ile can veren muhterem ecdadımızı; bu değerler uğruna hayatlarını kaybetmiş ülküdaşlarımızı rahmet, minnet ve şükran hislerimle anıyorum.
Mekânları Cennet, Cenab-ı Allah hepsinden ayrı ayrı razı olsun.
Vanguard Gelişmekte Olan Piyasalar Aktif Sabit Gelir Küresel Eş Başkanı Nick Eisinger Türk devlet tahvillerinde şu anda küçük bir miktarda yatırımlarının bulunduğunu; bunu artırmalarının enflasyonun seyrine ve TCMB’nin şahin duruşunu korumasına bağlı olduğunu söyledi.
“TL İÇİN FAYDALI OLACAK”
Eisinger, yerel seçimlerin ardından Türkiye’ye yabancı yatırım girişlerinin artmasını sağlayacak en önemli faktörün enflasyonun zirveyi görüp ardından düşmeye başlaması olduğunu belirterek, “Enflasyonun düşüşe geçmesi tahvil piyasasına yatırım akışını destekleyip pozitif reel faize katkıda bulunacak ve bu da TL için faydalı olacaktır” dedi.
“BAZI ÜLKELER POZİTİF AYRIŞICAK”
Eisinger Avrupa’daki ılımlı büyüme nedeniyle Fed’den önce ECB’nin faiz indirme olasılığına dikkat çekerek, küresel ekonominin yılın geri kalan kısmındaki seyrine ilişkin beklentilerini de paylaştı. Gelişmekte olan ülkeler için önemli bir faktör olan Çin’in, emlak piyasasında süregelen sorunlar ve büyük iç borç yükü nedeniyle bu yıl yavaş büyümesini beklediklerini belirten Eisinger, büyük merkez bankalarının faiz indirimleriyle birlikte gelişmekte olan piyasalara ilişkin öngörülerini de aktardı. Eisinger, gelişmiş ekonomilerden kaçan varlıkları çekme konusunda bazı ülkelerin pozitif ayrışacağını söyledi.
* 2024 yılının geri kalan kısmında küresel ekonominin nasıl bir performans göstereceğini düşünüyorsunuz?
ABD’de büyüme, bir miktar yavaşlama yaşansa bile muhtemelen güçlü kalacak. Bu, Fed’in faiz oranlarını yavaş yavaş, belki de piyasanın şu anda fiyatladığından daha fazla düşürebileceğini gösteriyor. Avrupa’da büyüme görünümü daha ılımlı ve bu, Fed’den önce ECB’nin faiz indirimlerini destekleyebilir. Gelişmekte olan ülkeler için önemli bir faktör olan Çin, emlak piyasasında süregelen sorunlar ve büyük iç borç yükü nedeniyle bu yıl yavaş büyüyecek.
* Türkiye’nin gelişmiş ekonomilerden kaçan varlıkları çekme konusunda pozitif ayrışmasını bekliyor musunuz?
Fed’in zamanlaması hala belirsiz olsa bile, gelişmiş ekonomilerin merkez bankaları muhtemelen bu yıl para politikalarını gevşetmeye başlayacak. Enflasyonu düşen ve reel faiz oranlarının yüksek olduğu Brezilya ve Meksika gibi temkinli politika duruşlarına sahip gelişmekte olan ülkelerin yanı sıra Asya’nın bazı bölgeleri, merkez bankalarının para politikasını gevşetmeye devam etmeleriyle birlikte daha fazla yabancı yatırımcı çekebilir.
* Yerel seçimlerin de geride bırakılmasıyla birlikte, Türkiye’ye döviz girişinde artış bekliyor musunuz? Vanguard Türk devlet tahvilleriyle ilgileniyor mu? Yatırım yapmak için hangi koşulları izliyor?
En önemli faktör enflasyonun zirveyi görüp oradan düşmeye başlaması. Bu, Türkiye’deki tahvil piyasasına daha fazla yabancı yatırım akışını ve pozitif reel faizi destekleyecektir ki bu da TL için faydalı olacak. Yabancı yatırımcılar Türkiye’deki yerel tahvil piyasasına oldukça yetersiz yatırım yapmaya devam ediyor. Geçmişte yabancı yatırımcılar Türk tahvil pazarının %25’inden fazlasını elinde bulunduruyordu, ancak şu andaki seviye düşük tek haneli rakamlarda. Vanguard olarak elimizde az miktarda Türk devlet tahvili var. Enflasyonun zirveyi görüp düşüşe geçeceğinden ve TCMB’nin şahin duruşunu korumaya devam edeceğinden emin olduğumuzda Türkiye’de devlet tahvillerine yatırımlarımızı artıracağız. Ülkeye yatırım girişlerinin artması ve halkın ABD doları mevduatı yerine TL mevduatına yönelmesiyle döviz rezerv pozisyonunda istikrarın sağlanması da önemli olacaktır.
* TL’nin önümüzdeki döneme ilişkin seyriyle ilgili tahminlerinizi paylaşmak ister misiniz?
Enflasyonun önümüzdeki birkaç ay içerisindeki seyri ve TCMB’nin şahin tavrını sürdürmesi durumunda TL’nin reel anlamda değer kazanacağını düşünüyoruz.
Altun’un makalesi İtalya’nın İl Messaggero gazetesi, Yunanistan’ın Kathimerini gazetesi, ABD’nin Harlem Times haber portalı, Rusya İnterfax ajansı, Fransız Musulmans en France haber portalı, Çin’in Sina ve Sohu internet portalları, İsviçre’de Türk diasporasına ait Post Gazetesi, Malezya’nın Astro Avani haber portalı, Bosna Hersek, Özbekistan, Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan, KKTC’nin önde gelen gazete ve haber portallarında olmak üzere 14 ülkede 50’den fazla mecrada yayımlandı.
SEÇİMLERE KATILIM ORANI
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Altun, makalesinde, adil, şeffaf ve düzenli yapılan seçimlerim modern demokrasilerin en temel unsuru olduğunu belirtti.
Demokrasilerin asgari şartının yönetenlerin yetki ve otoritelerini seçmenlerden yani yönetilenlerden alması olduğunu ifade eden Altun, düzenli yapılan seçimlerle bu yetkilerin yenilendiğini kaydetti.
Seçimler vasıtasıyla, yönetilenlerin, yönetenlerin politikalarını ve performanslarını oyladığını, olumlu ya da olumsuz anlamda yönetenleri değerlendirdiğini aktaran Altun, şu değerlendirmelerde bulundu:
“1946 yılında çok partili hayata geçilmesinden bu yana Türkiye düzenli, adil ve şeffaf seçimlerin yapıldığı ülkelerin başında gelmektedir. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) gibi ihdas edilen kurumlar vasıtasıyla Türkiye’deki seçimler bağımsız yargıçlar nezaretinde yapılmaktadır. Bu yüzden de seçim güvenliğinin sağlanması, vatandaşların sandığa duyduğu güven noktasında Türkiye gelişkin bir siyasal kültüre sahiptir. Türkiye’deki seçim ve sandıklara olan güveninin tecellisini seçimlere katılım oranlarında görmek mümkündür. Seçimlere katılım oranı itibarıyla Türkiye, 14 Mayıs 2023’te yapılan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili seçimleriyle Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ülkeleri arasında seçime katılımın en yüksek gerçekleştiği 3. ülke olmuştur. YSK verilerine göre, 14 Mayıs’taki seçimlerde yurt içinde katılım oranı yüzde 88,92, Cumhurbaşkanlığı seçimleri için ikinci turun yapıldığı 28 Mayıs’taki seçimlerde de 85,72 olarak gerçekleşmiştir. OECD ile Uluslararası Demokrasi ve Seçim Yardımı Enstitüsünün (IDEA) verilerine göre, Türkiye, 14 Mayıs’ta yurt içi seçimlere katılım oranıyla ABD, Fransa, Almanya, İngiltere gibi birçok Batılı OECD üyesini geride bırakmıştır. Bu verilerin bir diğer çarpıcı tarafı ise Türkiye’deki seçime katılım oranının seçimlere katılımın yüzde 80’lerde seyrettiği İsveç, Danimarka, Yeni Zelanda, İzlanda, Hollanda ve Norveç gibi ülkelerden bile yüksek olmasıdır.”
“TÜRKİYE BÖLGEDE ÖNDE GELEN DEMOKRATİK OLGUNLUĞA SAHİP ÜLKELERDEN BİRİ”
Fahrettin Altun, Türkiye’nin 31 Mart Pazar günü Mahalli İdareler Genel Seçimleri için tekrar sandık başına gideceğini anımsattı.
Türkiye’nin demokratik değerlere bağlılığı ve yerel yönetimlere dair yenilikçi vizyonunu öne çıkaran, 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nin ulusal ve uluslararası alanda büyük bir önem teşkil ettiğini anlatan Altun, “Aynı zamanda bu seçim sürecinde güvenli ve adil şartlarda yapılan kampanyalar, yerel yönetimlere gösterilen ehemmiyet açısından Türkiye’nin bölgede önde gelen demokratik olgunluğa sahip ülkelerden biri olduğunun nişanesidir.” değerlendirmesini yaptı.
Altun, halkın ihtiyaç ve taleplerinin karşılanmasında birincil muhataplar olan yerel yönetimlerin çağın şartlarına uygun bir vizyon ve perspektife sahip olmasını çok önemsediklerini belirterek, şöyle devam etti:
“Bu sürecin halkın demokratik katılımı ile yerel yönetimlerle olan iletişiminin güçlenmesinde etkili bir rol oynadığı kaçınılmaz bir gerçektir. Yıllardır sahip olduğumuz yenilikçi belediyecilik anlayışını farklı kılan, teknoloji ve sürdürülebilir kalkınma projeleriyle halkın yaşam kalitesini yükseltmeyi, şeffaflığı, her koşulda hesap verebilirliği ve en önemlisi de vatandaş odaklı yönetimlerin inşasını hedefliyor olmasıdır. Bu vizyonun ilk adımı ve somut bir örneği olan 1994 yerel seçimleriyle İstanbul Büyükşehir Belediyesini yönetme görevini üstlenen Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde, Türkiye belediyecilik alanında halkın yaşam kalitesinin artmasına yönelik önemli adımlar atmıştır. 30 yıl önce Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu hizmet siyasetini ve vizyonunu sürdürmek belediyelerimizin temel politik tasavvurunu teşkil etmektedir. Bu nedenle, önümüzdeki yerel seçim ile benzer bir vizyonu ve hizmet anlayışını sürdürmenin ulusal ve uluslararası alanda demokratik değerlerimizi ve toplumsal bütünlüğümüzü daha da güçlendireceği inancındayız.”
“SEÇİMLERDEN SONRA 4 YIL İÇİNDE YENİ BİR SEÇİM YAPILMAYACAK”
İletişim Başkanı Altun, 31 Mart 2024 yerel seçimlerini Türkiye’nin demokrasi yolculuğunda önemli bir kilometre taşı olarak gördüklerini bildirdi.
Bu seçimin aynı zamanda Türkiye’nin bölgesel liderlik vizyonunun güçlenmesinin bir diğer adımı olduğunu düşündüğünü ve evrensel açıdan Türkiye’nin demokratik olgunluğunu ve toplumsal katılımını artıran önemli bir faaliyet olarak kabul ettiklerini dile getiren Altun, şunları kaydetti:
“Bundan önceki tüm seçimler gibi bu seçimler de Türk halkının demokratik süreçlere katılımını daha etkin bir şekilde sağlayacak, böylece demokrasimizin güçlenmesine katkı sunacaktır. 31 Mart seçimlerinin bir diğer önemli tarafı da bu seçimlerden sonra 4 yıl içinde yeni bir seçimin yapılmayacak olmasıdır. Bu 4 yıl içerisinde Türkiye, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde başlatmış olduğu kalkınma atılımlarına hız kesmeden devam edecektir. Son yıllarda iletişimden diplomasiye, ekonomik kalkınmadan altyapı yatırımlarına kadar her alanda yapılan hizmetler devam ettirilecektir. Ayrıca Türkiye Yüzyılı’na yeni ve sivil bir anayasayla girme amacı da gelecek 4 yılın en önemli ülküsü ve gündemi olacaktır. Bu vizyon çerçevesinde Türkiye, demokratik standartlarını yükseltmiş, gelir ve refah düzeyini artırmış, bölgesel ve küresel bir aktör olarak Türkiye Yüzyılını inşa etmenin çabası içerisinde olacaktır. Batılı müttefiklerimizle ortak çıkarlarımızı geliştirmek, yeni ve stratejik işbirliklerini artırmak bu dönemdeki önceliklerimiz olmaya devam edecektir. PKK, FETÖ, DAEŞ gibi terör örgütleriyle mücadele başta olmak üzere Türkiye’nin politik hassasiyetlerinin gözetilmesi müttefiklik hukukunun bir gereği olarak en temel beklentimizdir. 31 Mart seçimleriyle Türkiye hem demokratik kültürüne başarıyla gerçekleştirdiği yeni bir seçim ekleyecek hem de İstanbul ve Ankara gibi şehirler başta olmak üzere tüm vilayetlerini Türkiye Yüzyılı’na hazırlayacaktır.”
Ulusal kalkınma, 6 Şubat depremindeki şehirlerin ihyası ve inşası, İstanbul gibi deprem riski yüksek şehirlerin dirençli kentlere dönüştürülmesinin seçim sonrasındaki en önemli vizyonları olacağını aktaran Altun, şu ifadeleri kullandı:
“Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Türkiye demokratik usuller çerçevesinde seçimlerini yapacak, iktidarı ve muhalefetiyle sandıktan çıkan sonuçlara itibar edecek ve en önemlisi uluslararası arenada istikrarlaştırıcı bir güç olarak Türkiye Yüzyılı inşasına devam edecektir. Bu yüzden 31 Mart Mahalli İdareler Seçimleri’nin iç ve dış dinamikleri itibarıyla Türkiye’nin gelecekteki on yıllarını etkilemeye matuf bir seçim olduğunu söylemek mümkündür.”
]]>AJet’in, daha önce de AnadoluJet olarak Ankara’yı, Türkiye’nin ve dünyanın çeşitli yerlerine bağladığını hatırlatan Bolat, şöyle devam etti: “AJet, 2024 yılına 104 uçakla 24 milyon yolcu hedefiyle başlıyor. 1,8 milyar dolar gelirimiz olacak. 2028 yılında ise uçak sayımızı 200’e çıkarmaya çalışacağız. Gelirimiz ise 4,1 milyar dolar olacak. Bugün AJet hem Sabiha’dan hem de Ankara’dan ülkemizi dünyaya açan kapılar olacak. 2024 yılında Ankara’dan yaz tarifemizde 22 ülke 31 şehir ve haftalık 1137 frekansta Avrupa’ya, Orta Doğu’ya ve ön Asya’ya bağlıyoruz. 2028 yılında ise bu sayı 34 ülke, 52 şehir olacak. THY’de daha önce 10 yılda koyduğumuz hedeflere 5 yılda ulaştığımız çok oldu. Burada da ümit ediyoruz ki 2028 hedeflerimize daha kısa zamanda da ulaşabiliriz.”
“SAĞLIK HIZMETİ İÇİN GELENLERE ÖZEL PAKETLER SUNACAĞIZ”
Bu hedeflere ulaşmak için güçlü bir ekosistem kurmaları gerektiğini aktaran Bolat, Türkiye’de UNESCO Mirası listesinde 21 tarihi ve kültürel alan olduğunu, Almanya’da ve Fransa’da bu oranın 50’nin, Amerika’da ise 30’un üstüne çıktığını dile getirdi.
Ahmet Bolat, şu değerlendirmeyi yaptı: “Geçici Miras Listesi’nde ise 90’dan fazla yerimiz var. Ankara’da UNESCO Miras Listesi’nde 2 yer var. İki saat yakınlıktaki mesafede ise 5 tane daha yer var. AJet olarak Ankara’da güçlü bir ekosistem kurarak 5 yıl içerisinde Ankara’ya gelecek turist sayısını kademeli olarak 5 milyon hedefliyoruz.
Bunun için oteller, acentelerle, tur operatörleriyle programlar yapacağız. Ankara’da yetkilendirilmiş sağlık hizmeti veren tesis sayısı 446, ancak Ankara’ya sağlık turizmi için gelen turist ise çok az. Sağlık turizminde ülkemiz 2,5 milyar dolar gelir sağlıyor. Ankara’nın payına düşen ise az. AJet olarak Ankara’ya, İstanbul’da yaptığımız gibi yurt dışında sağlık hizmeti almaya gelecek kişiler ve aileleri için özel paketler sunacağız.”
Ankara’ya yurt dışından gelecek öğrenci sayısını artırmayı hedeflediklerini de kaydeden Bolat, öğrenci ailelerinin kente gelmesi için çalışmalar yapacaklarını ifade etti.
“AJET DE THY GIBI TÜRKIYE’YE DÖVIZ GETIRECEK”
Ankara’ya tanıtmak için Türk dizilerinden faydalanacaklarını anlatan Bolat, “Ankara’da 2028 yılında 5 milyon turist ve 5 milyar dolar gelir getirmek üzere programlar yapacağız. AJet olarak, ülkemizin 3’üncü büyük turizm kenti olması için Ankara’ya yatırım yapacak ve buradaki paydaşlarımızla çalışacağız. AJet de Türk Hava Yolları gibi Türkiye’ye döviz getirecek.” diye konuştu.
“6 AYDA 104 UÇAKLIK BİR HAVAYOLUNU KURMANIN GURURUNU YAŞIYORUZ”
AJet Genel Müdürü Kerem Sarp da AJet’in sadece ismini değiştirmekle kalmadığını, aynı zamanda THY’nin güçlü mirası üzerine inşa edilen, kendi yolunu çizen yenilikçi ve müşteri odaklı bir marka olarak havacılık sektöründe önemli bir oyuncu olarak yoluna devam edeceğini söyledi.
Yıllar içinde THY ve AnodoluJet olarak havacılık sektöründe ulusal ve uluslararası alanda pek çok başarıya imza attıklarını vurgulayan Sarp, “Bu başarıların bir sonucu olarak bundan böyle AJet’in bağımsız bir marka olarak yola devam etme kararı artık yeni bir dönemin başlangıcını simgeliyor. 6 ay gibi kısa sürede 104 uçaklık bir havayolunu kurmanın gururunu yaşıyoruz. Dünyada sektörde karşılaştırdığınızda 104 uçakla kurulan bir havayolu örneğine rastlamadık. Bu manada Türk insanı olarak ve THY ailesi böyle büyük bir başarıya imza attığımızdan da büyük onur ve gurur duyuyoruz.” görüşünü paylaştı.
AJet’in tarifeli seferlerine 31 Mart’ta başlayacağını hatırlatan Sarp, “AJet, AnadoluJet’in dönüşümü olduğu için mevcutta AnadoluJet’in kapsadığı ve uçtuğu bütün noktalara AJet misafirleri erişebilecek. Bundan sonraki süreçte AJet’imizi büyüterek ve daha fazla noktaya uçarak yolcularımızı hızlı güvenli konforlu bir uçuş deneyimiyle yeni noktalara bağlamayı hedefliyoruz.” dedi.
]]>Her yıl milyonlarca Rus turist, başta Antalya, İzmir ve İstanbul olmak üzere Türkiye’yi ziyaret ediyor.
Rusya, geçen yıl 6 milyonu aşkın kişiyle Türkiye’ye en çok turist gönderen ülkeler arasında ilk sırada yer aldı.
Türkiye, Türk Hava Yolları gibi firmaların yaptığı sık uçuşlarla ulaşım kolaylığı konusunda da ön plana çıkıyor.
“Rusya, Türk turizmciler için her zaman önemli bir pazar”
Tur şirketi Lisav Travel’in Başkanı Bahattin Abi, Türk ve Rus turizmcilerin yoğun ilgi gösterdiği Moskova Uluslararası Turizm Fuarı’nda, Rusya’nın Türk turizmciler için her zaman önemli bir pazar olduğunu söyledi.
“Geçen sene Türkiye’de 6 milyon civarı Rus turist ağırladık”
Türkiye’nin de Rusya için önemli bir destinasyon olduğunu belirten Abi, şöyle konuştu:
Geçen sene 6 milyon civarı Rus turist ağırladık Türkiye’de. Bu sene bu rakamı daha da yukarılara çekeceğimize inanıyorum.
“Bu yıl rahatlıkla 6 milyonu aşacağımıza inanıyorum”
Abi, Rusya’nın “sonu gelmeyen büyük bir pazar” olduğunu dile getirerek, “Yeni havalimanının açılması da transit uçuşlarda çok büyük bir etki yarattı. Bu yıl rahatlıkla 6 milyonu aşacağımıza inanıyorum.” diye konuştu.
“Alanya bilinen bir yer”
Alanya Turizm Tanıtma Vakfı Başkan Yardımcısı Mehmet Dahaoğlu da Alanya’nın çok bilinen bir yer olduğunu, Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan sonra daha da bilinir hale geldiğini söyledi.
“Yetkililer, 2024’ün Alanya’nın yılı olacağını söylüyor”
Alanya’nın güvenli olmasının ön önemli tercih nedeni olduğunu dile getiren Dahaoğlu şu ifadeleri kullandı:
Geçen yıllardan bu yana gelen turistlerin mutlu bir şekilde ülkelerine dönmesi ve anlatmasıyla daha fazla turist almaya başladık. Konuştuğumuz yetkililer, 2024’ün Alanya’nın yılı olacağını söylüyor.
“Ulaşım önemli”
Ulaşımın önemine işaret eden Dahaoğlu, yaptırımlar nedeniyle uçuşların etkilendiğini ve bu sebeple daha fazla kapasite yaratacak çözümler bulunmasını beklediklerini vurguladı.
“Alanya, güvenli ve huzurlu”
Dahaoğlu, turizmin hassas bir denge üzerine kurulduğuna işaret ederek, şu değerlendirmede bulundu:
İnsanların Alanya’yı tercih etmesindeki en büyük nedenlerden biri, güvenli bir liman ve huzur şehri olması. Aslında Türkiye’nin her yeri başarılı bu konuda. Gerçekten de destinasyon anlamında, fiyat dengesi ve kalite anlamında bu işi birçok ülkeden daha iyi yapıyoruz.
“Türkiye, uygun fiyatlı bir tatil merkezi olmaya devam ediyor”
Mehmet Dahaoğlu, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın tüketici bütçesi de olumsuz etkilendiğini, Türkiye’deki turizmcilerin ise kaliteden ödün vermemek adına fiyat yükseltmek zorunda kaldıklarını söyledi. Bunlara rağmen Türkiye’nin uygun fiyatlı bir tatil merkezi olmaya devam ettiğini vurgulayan Dahaoğlu, “En azından Ruslar için özellikle bu sene 6 milyon rakamını geçeceğimizi düşünüyorum. Yeter ki uçakların kanatlarına zeval gelmesin.” diye konuştu.
Rus turistlerin Türkiye sevgisi
Fuarın ziyaretçilerinden Rusya vatandaşı Veronika, Türkiye’yi sıklıkla ziyaret ettiğini ve çok beğendiğini söyledi.
Türkiye’nin, özellikle şu anda en rahat gidebildikleri ülkelerden olduğuna işaret eden Veronika, “Türkiye’yi özellikle ulaşım kolaylığı, uçağa atlayıp az bir sürede gidebilmemiz açısından çok seviyorum. Denizi de çok güzel.” dedi.
Veronika, en yakın zamanda Türkiye’yi tekrar ziyaret etmek istediğini belirterek, “O kadar gitmeme rağmen İstanbul’a hala gitmedim. İstanbul’u görmek istiyorum. Tarih açısından özellikle. Kapadokya’ya gitmek de yine gelecek planlarım arasında yer alıyor.” ifadesini kullandı.
“Türkiye’de her zevke göre tatil yapabilirsiniz”
Rus Vlada da Türkiye’nin çok güzel bir ülke olduğunu dile getirdi. “Türkiye şüphesiz güzel bir ülke, herkese, her zevke göre tatil yapabilirsiniz.” diyen Vlada, Türk mutfağını da çok beğendiğini söyledi.
Bu yıl da Türkiye’yi ziyaret etmek istediğini belirten Vlada, “Türkiye herkese hitap eden bir tatil yeri. Tarihi bir tatil yaparak tarihi mekanları gezmek veya Türkiye’nin güney kıyı şeridinde plaj tatilini seçmek mümkün.” diye konuştu.
Terör örgütü PKK geçtiğimiz günlerde bir video yayınlayarak insansız hava araçlarını hedef aldığını açıkladı.
Ve iddialarına delil olarak birkaç İHA parçasını propaganda kanallarından sergiledi.
Parçalarda herhangi bir yanık izi bulunmaması, araçların teknik arıza sebebiyle düşmüş olabileceğini analizlerini beraberinde getirdi.
PKK sözde saldırıda hangi silahların kullanıldığı duyurulmazken akıllara İngiltere merkezli Middle East Eye’in önemli haberi geldi.
İsmini vermeyen bir Türk yetkili terör örgütünün kamikaze İHA sistemleri edinmeye çalıştığını doğruladı.
Ancak tedarikçilerinin kim olduğu konusunda bilgi paylaşmadı.
Adının açıklanmasını istemeyen farklı kaynaklarsa PKK’nın İran yapımı Meraj İHASAVAR kamikaze sistemlerini satın aldığını öne sürdü.
Bu sistemlerin Tahran’la bağlantısı olan farklı kanallardan terör örgütüne aktarıldığı belirtildi.
En önemli kanalın ise Türkiye’nin PKK/SDG ile yakın ilişkilere sahip olduğu için uyardığı Süleymaniye’de söz sahibi olan Bafil Talabani olduğu iddia edildi.
Ankara bu yakınlık sebebiyle, 2023 yılında KYB’nin kalesi olan Irak Kürdistanı’nın Süleymaniye kentine hava sahasını kapattı.
PKK’nın yaklaştığı tahmin edilen Kuzey Irak operasyonu öncesinde bölgede tutunamadığı biliniyor.
Bunun da en büyük sebeplerinden biri, başarılı kara operasyonlarının yanı sıra, silahlı insansız hava araçlarıyla gerçekleştirilen operasyonlar…
Dolayısıyla örgütün SİHA’ları hedef almak için çözümler üretmeye çalışması normal.
Ancak bu konuda başarı elde edemedikleri de açık.
PKK, ABD’nin örgüte hibe ettiği MANPADS uçak savar füzeleri, Türkiye’nin diplomatik gücünden ötürü kullanılamıyor.
Washington, ortaklık konusunda ciddi ihlallerde bulunmuş olsa da halen Ankara’nın NATO müttefiki…
Ve analistlere göre daha önce olduğu gibi Türkiye ile doğrudan askeri olarak karşı karşıya gelmek istemiyor.
İRAN’IN BÖYLE BİR ALIŞVERİŞTEN ÇIKARI NEDİR?
İran, Türkiye ile dost ilişkiler geliştirmek istese de, Şii Hilali olarak bilinen, Bahreyn’den başlayarak Irak,Suriye ve Lübnan’ı kapsayan alanda nüfuzunu korumayı amaçlıyor.
Her bölgenin de kendisine has dinamikleri mevcut.
Suriye’nin başka, Irak’ın, Lübnan’ın bambaşka..
Analistler Tahran’ın Irak denkleminde dengeleri sağlayabilmek adına kendisinden tamamen bağımsız hareket eden bir Bağdat yönetimini istemediğini değerlendiriyor.
Zira bu durumda Türkiye ile yakınlaşacak olan Irak yönetiminin zaman ilerledikçe hem ticari anlaşmalarda farklı rotalar çizebileceği;
Hem de ülke içindeki on binlerce Şii milisi tasfiye edebileceği değerlendiriliyor.
Bu iki durum da İran’ın lehine değil.
Dolayısıyla Ankara-Bağdat yakınlaşmasında söz sahibi olmak için Haşdi Şabi üyelerini toplantılarda bulunduran Tahran, bir yandan da PKK terör örgütü örtülü alışverişini sürdürüyor olabilir.
Ayrıca bu alışverişten gelen maddi kazanç da söz konusu.
Öte yandan İran’ın iddia edilen bu faaliyeti gerçekleştirdiği ispatlanırsa, Türkiye ve ayrılmaz müttefiki Azerbaycan ile yaşayabileceği gerginliğin artacağı biliniyor.
Bafil Talabani’nin ise MİT’in operasyonlarının Süleymaniye’ye kadar ulaştığı bir dönemde, teröristlerden taraf olmamasının kendi iktidarı adına yararlı olacağı değerlendirmeleri yapılıyor.
IRAK PKK’YI YASAKLI ÖRGÜT İLAN ETTİ, OPERASYON YAKLAŞIYOR
Bu ayın başlarında Irak ve Türkiye arasında, tarihi güvenlik görüşmeleri gerçekleştirildi.
Güvenlik Mekanizması Görüşmesi’nin tamamlanmasının ardından terörle mücadelede ortak hareket etme kararı alındı.
Ortak Daimi Komitelerin kurulması kararlaştırıldı.
Bağdat’la varılan uzlaşma sonucunda, başlatılması planlanan kara operasyonuyla 378 kilometrelik Irak sınırından 30-40 kilometre derinliğe inilerek “güvenli hat” oluşturulacağı öngörülüyor.
Kandil ve Gara bölgelerinin ana hedefler olabileceği değerlendiriliyor.
Örgüt militanlarının da bu konuda hazırlıklar yaptığı ve ailelerini Suriye’ye tahliye etmeye başladıkları öne sürülüyor.
Eski Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin vefatıyla bölgesel bir güç mücadelesi olduğu biliniyor.
Bafil ve Kubad kardeşler iktidar konusunda çekişme içinde.
Bafil’in PKK-YPG terör örgütüyle ilişkilerini geliştirerek Erbil’e karşı bir güç oluşturmak ve İran’ın yanı sıra ABD’den de destek almak istediği değerlendirmeleri yapılıyor.
Bölücü örgütün Erbil yönetimiyle arasının iyi olmadığı biliniyor.
PKK’nın sözde yetkilileri yaptıkları art arda açıklamalarla KDP ve Barzani yönetimini suçlayarak “Türk” dostu olduğunu savunuyor.
TARİHİ PROJE ÖNCESİ ADIMLAR ATILIYOR
Ankara, PKK’nın Körfez’i Irak üzerinden Türkiye’ye bağlayacak 1.200 km’lik bir otoyol ve demiryolu kurmayı amaçlayan Irak Kalkınma Yolu Projesi’ni tehdit ettiğini belirtiyor.
Middle East Eye’e konuşan bir başka Türk yetkili ise İran’ın PKK ile mücadele konusunda Irak’ı olumsuz etkilediğini ifade etmişti.
Kalkınma Yolu Projesi’nin haritası, Talabani’nin hüküm sürdüğü Süleymaniye bölgesini içine almıyor.
İran’ın da proje dışında kalmak istemediği aşikar.
Özellikle kendilerine yönelik ABD yaptırımları düşünüldüğünde bu durum doğrudan bir zorunluluk olarak değerlendiriliyor.
Türkiye İran’ı düşman olarak nitelendirmiyor ancak Tahran’ın isteğinin lojistik açıdan pek mümkün olmadığı belirtiliyor.
Ankara yine de Tahran’a açık kapı bırakmış durumda.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan “Anlaşmanın ekonomik ve güvenlik boyutlarına İran da dahil olabilir.” açıklamasında bulundu.
Tabi bu durumda Tahran’ın, istikrar kazanan ve gelişen bir Irak’ın kendilerine yarar sağlayacağı değerlendirmesi yapması bir zorunluluk olarak görülüyor.
]]>Altınay, Türk savunma sanayisinin sahip olduğu teknolojik yetkinliğin, özellikle son 20 yılda yapılmış çalışmaların büyük bir iradeyle arkasında durulmasıyla gerçekleştiğini vurguladı.
Türkiye’nin uluslararası düzeyde birçok alanda dünyadaki üçüncü, bazen dördüncü ve beşinci sanayi üreticisi konumuna geldiğine işaret eden Altınay, “Türkiye, teknolojiyi geliştiren ve bunu seri olarak üretebilme yeteneğini kazanmış bir ülke. İnsansız hava araçlarımız özellikle son dönemde birçok muharebe alanında etkin olarak kullanılmış ve o muharebenin seyrini başarıyla değiştirebilme yeteneğini göstermiştir.” ifadesini kullandı.
Kritik zırhlıların modernizasyonunda yeni ve özgün ürünler geliştirildi
Altınay Teknoloji Grubu’nun 1991’de İstanbul Teknik Üniversitesinde ilk AR-GE şirketini kurarak yola çıktığını belirten Altınay, “Türkiye’nin ilk sanayi robotunu geliştiren firmayız. Hareket, kontrol, hassas mekanizma tekniği konularında 30 yıllık önemli bir kazanıma sahibiz. 30 yılda 10 milyon saatlik AR-GE birikimine ulaştık. 1000’in üzerinde çalışanımız var.” dedi.
Altınay, 2006’da NATO’nun şemsiyesi altında mühimmat teknolojisiyle ilgili bir projeyle savunma alanındaki çalışmalarının başladığını anlatarak, şunları kaydetti:
“Bu projede ana sorumlu proje lideri Roketsan’ın altında ona özgün ve yenilikçi bir çözüm sunduk. Mühimmatları insansız sökebilen ve söktükten sonra da ayrıştıran ve ayıklayan sistemler yapma konusunda projemiz uluslararası düzeyde takdir gördü. 2007 sonuna geldiğimizde entegre tek bir çatı altında farklı tipteki mühimmatları söken, ayrıştıran bir tesise kavuşturmuş olduk. Bu aynı zamanda NATO’nun elde ettiği en büyük akıllı mühimmat teknolojileri altyapısı oldu ve bunu Türkiye’de gerçekleştirdik.”
Altınay Teknoloji Grubu’nun kısa zamanda mühimmatları sökebilen geniş bir teknolojik yetkinliğe sahip olmasının savunma alanındaki yeni projelerde büyümesine imkan sağladığını aktaran Altınay, 2010’lu yıllarda Türkiye’nin milli tank projesinde namlu eyleyicisinin hareket kontrolünü sağlayan hassas mekanik sistemlerin geliştirilmesinde görev almaya başladıklarını, kritik zırhlıların modernizasyonunda yeni ve özgün ürünler geliştirdiklerini, Leopard tankının ve Fırtına obüsünün eyleyicileri konusunda da bir çalışma gerçekleştirdiklerini belirtti.
Yerli hava ve deniz platformları milli teknolojilerle donatıldı
Altınay, 2011’de havacılık alanında yeni teknolojiler geliştirmeye başladıklarını dile getirerek, “Şu anda Türkiye’nin en geniş hava aracı ailesine sahibiz. Mikro, mini, hafif, orta ve ağır sınıf olmak üzere 12 ayrı üründe hava aracı geliştiren bir altyapımız var. ASELSAN ile ortak DASAL firmamızla, bir cepte rahatlıkla taşıyabileceğiniz hava aracından yaklaşık 700 kilogram ağırlığında, faydalı yükü 200 kilograma kadar olan geniş bir ürün yelpazesi içinde ürünler geliştiriyoruz.” dedi.
Hakan Altınay, 2019’da TUSAŞ’la TAAC şirketini kurduklarını belirterek, bu şirketin Türkiye’nin yerli ve milli savaş uçaklarının ihtiyacı olan uçağı havada tutan bütün uçuş kontrol eyleyicileri geliştirmek amacıyla kurulduğunu söyledi.
TAAC’ın ayrıca dünyada sadece uçak yapabilen ülkelerin geliştirdiği, yerde uçmayacak şekilde fakat uçuş simülasyonunun yapıldığı Demir Kuş Test Sistemi’ni geliştirdiğine değinen Altınay, milli muharip uçak KAAN’ın iniş takımlarının da TAAC tarafından yapıldığını vurguladı.
Altınay, milli gemiye inen helikopterleri güvenli şekilde yakalayıp geminin içine alan KUŞKAPANI sistemini de geliştirdiklerine dikkati çekerek, şunları söyledi:
“3 yıl öncesine kadar Türkiye bu ürünleri yurt dışından alıyordu fakat sonra ülkemize bununla alakalı bir sınırlama getirildi. 2 yıllık bir çalışmayla gerçekleştirdik ve TCG İstanbul fırkateynimizde helikopter yakalama sistemimizi başarıyla devreye aldık. Bütün milli gemi platformlarımızda da geliştirdiğimiz KUŞKAPANI’mızı başarılı şekilde uygulamak için çalışıyoruz.”
Dünyanın sayılı ülkesinde olan sistemle mühimmatlar güvenli şekilde atılıyor
Hakan Altınay, mühimmatların yerli uçaklarda güvenli şekilde taşınması, taşınan mühimmatların ses üstüne yakın hızlarda uçaktan güvenli atılmasını sağlayan mühimmat bırakma sistemlerini geliştirdiklerini, bunun dünyada 4-5 ülkenin geliştirdiği bir yapı olduğunu kaydetti.
Savunma sanayisinin stratejik kurgusunun temel bir yapısı olduğuna değinen Altınay, “En yukarıda büyük teknoloji geliştiren firmalarımız bulunuyor. Sistem düzeyinde ara firmalara ihtiyacımız var. Bu ara firmaları arzu ettiğimiz seviyede büyütebilirsek bu piramidi ülkemiz açısından tamamıyla gerçekleştirmiş olacağız.” dedi.
Altınay Savunma Teknolojileri AŞ’nin Kocaeli Dilovası Makine İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde yüksek teknolojili üretim tesisi yatırımından bahseden Altınay, şöyle konuştu:
“Savunma grubumuzun ihtiyacı olan alanlardaki kapasitesini, teknolojik ürünlerde üretim kabiliyetini artırmak, özellikle kendi elektronik kart dizaynlarımızı yaptıktan sonra kendi kartlarımızı da kendi dizgi altyapımızda üreterek hayata geçirmek istiyoruz. 2023 Mart’ta başladığımız, yaklaşık 13 bin metrekare kapalı alana sahip tesisimiz bitmek üzere. En kısa zamanda devreye alınacak. 100’e yakın yeni insan kaynağı istihdam edilecek.”
]]>MHP Lideri Bahçeli’nin açıklaması şu şekilde:
Yeni yüzyılın ilk seçimi 31 Mart 2024 tarihinde yapılacak, bu kapsamda aziz Türk milleti kutlu iradesini sandığa yansıtacaktır.
Türkiye’nin milli varlığı ve milli istikbali için bu seçimler hayati önemde, stratejik değerdedir.
Ayırmadan, ayrışmadan, aldatanlara ve ayrılıkçı emellere aldanmadan, elbette demokratik akıl ve ahlakla 31 Mart eşiğinin aşılması en temel arzumuzdur.
“Güçlü Yasama, Kararlı Yürütme, Uyumlu Belediye” hedefinin bütünüyle gerçekleşebilmesi için artık sayılı günler kalmıştır.
Yerel yönetimlere vurulan zillet prangalarının sökülüp atılması sadece bir zaman meselesidir.
Adına “kent uzlaşısı” denilen, aslı “PKK ittifakı” olan karanlık oluşumun milli irade marifetiyle çökertilerek ülkemizin önünün açılması mukadder bir akıbettir.
DEM’in ve CHP’nin yönetimi altında bulunan belediyelerin kötü ve kötürüm hallerine daha fazla tahammül etmek, sabır göstermek, seyirci kalmak ne mümkün ne de muhtemeldir.
Bu nedenle DEM’lenmiş CHP’nin perdesi 31 Mart’ta kapanmalıdır.
Merkezi yönetime hakim olan siyasi ve idari istikrar aynısıyla yerel yönetimlere de sirayet etmeli, Türkiye’miz herhangi bir yol kazasına maruz kalmadan yükselişini sürdürmelidir.
14 ve 28 Mayıs 2023 tarihlerinde yapılan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği Genel Seçimleri önümüzdeki Pazar günü pekişmeli, Türk ve Türkiye Yüzyılı seferberliği güçlü bir ivme almalıdır.
Bölgesel ve küresel gelişmelerin karmaşık yapısı, hatta bulaşıcı mahiyetli kaotik seyri Türkiye’nin dikkatli ve uyanık olmasını mecburi hale getirmektedir.
Bilhassa çevremizin terör kuşatmasına alındığı ortadadır.
RUSYA’DAKİ SALDIRI
22 Mart 2024 Cuma günü Moskova’daki bir konser salonuna düzenlenen terör saldırısında 139 kişi hayatını kaybetmiş, çok sayıda insan da yaralanmıştır.
Müteessir bir hissiyatla Rusya Federasyonu’na taziyelerimizi iletiyor, sivil ve masum insanların canına kast eden kanlı terör saldırısını tüm varlığımla lanetliyorum.
Terörizm insanlığın ortak düşmanı olup topyekun mücadele etmek küresel huzur, refah ve güvenliğin teşkili adına zorunluluktur.
İleri sürülecek hiçbir bahane, iddia edilecek hiçbir tez ve iddia terörizmin çok boyutlu kumpas ve komplikasyonlarını, bununla mündemiç terör örgütlerinin cinayet ve hıyanet döngüsünü haklı gösteremeyecektir.
Hangi coğrafyada sökün ederse etsin, terörün ve bölücülüğün her türü mutlak surette etkisiz hale getirilmelidir.
22 Mart Moskova saldırısını resmiyette DEAŞ-K terör örgütü üstlense de, geniş açıdan bakıldığında bazı ülke ve istihbarat kuruşlarının bu saldırının arka planında rol paylaşımı içinde hareket ettiğini, bundan mülhem bölgesel krizi derinleştirmek amacına matuf sistematik nitelikli tahrik ve tertip ortamını genişletmenin planlandığını ileri sürmek vehim olarak değerlendirilmemelidir.
Nitekim benzeri uyarıların geçmişte ülkemizde de yapıldığı gibi, ABD’nin Moskova Büyükelçiliği’nin 9 Mart 2024 tarihinde, bu ülkede bulunan vatandaşlarını konserler dahil kalabalık alanlardan uzak durmaya çağırması çok dikkat çekicidir.
22 Mart terör saldırısından sonra Rusya Federasyonu yönetimi, Ukrayna’yla olan çatışmaları özel operasyon kavramı yerine düpedüz savaş olarak tanımlamaya başlamıştır.
Üçüncü Dünya Savaşı tartışmalarının kızıştığı; Avrupa Rusya, NATO-Rusya savaş söylentilerinin maalesef yaygınlık kazandığı bir dönemde Rusya’nın 11 Eylül’ü olarak tarif edilen terör saldırısı felaket senaryolarına yeni bir halka eklemiştir.
Bunun yanı sıra, Karadeniz hesaplaşma sahası olarak görülmekte ve Montrö Antlaşmasının ihlali için kutuplaşan ülkeler sert ve seri şekilde pozisyon almaktadır.
Hem ülkemiz hem de dünya için önümüzdeki süreç oldukça riskli ve tehlikelerle doludur.
Türkiye’mizin etrafı adeta husumetle örülmüş, hegemonya mücadelesi halinde olan ülkeler ve bunların kiralık cinayet şebekesi olarak kullandıkları terör örgütleri tarafından ihata edilmiştir.
Üçüncü Dünya Savaşı ihtimalini telaffuz etmek bile korkunçtur.
Dünyanın savaşa değil barışa ihtiyacı vardır.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Gazze’de ilk defa ateşkes çağrısı yapması bir nebze de olsa teselli vericidir.
Mübarek Ramazan ayında, bu ateşkes çağrısına tarafların riayet ederek kalıcı hale getirilmesi, adil ve hakkaniyetli bir barış ortamıyla iki devletli çözümün vasat bulması bölge ve dünya huzuruna muhkem bir destek sağlayacaktır.
BELÇİKA’DAKİ SALDIRI
Belçika’da bir Türk mahallesine bölücü teröristlerin saldırması, bir vatandaşımızın yaralanması ve Ülkü Ocağımızın kundaklanması hainlerin nerelere kadar yuvalandığını açıkça gözler önüne sermiştir.
CHP’nin ortakları her yerde Türk vatandaşlarına nefret saçmaktadır.
Ülkü Ocağımızı yakmaya kalkışan hainler kuşkusuz bu alçak eylemlerinin hesabını mutlaka vereceklerdir.
Ocağımızı ateşe verenlerin iki dünyası da cehennem ateşindedir ve sabrımızı test etmeye hiçbir bedhah, hiçbir Türkiye düşmanı cüret etmemelidir.
Bu vesileyle Belçika’daki gönül ve kültür elçilerimizi yürekten selamlıyor, geçmiş olsun dileklerimi paylaşıyor, provokasyonlara karşı tedbirli ve sağduyulu şekilde hareket etmelerini bekliyorum.
DEM’lenmiş CHP’nin terörist yandaşları Türkiye’nin gücünü ve kudretini tanıyacaklar ve tadacaklardır.
Bundan kaçış ve kurtuluş yoktur.
31 Mart imtihanından vatan ve millet sevdalıları alınlarının akıyla çıkmalıdır.
Bölgesel ve küresel gelişmelerin sarpa sardığı böylesi bir dönemde, merkezi yönetimle yerel yönetimler arasında en küçük farklılık ve uçurum milli bekamız, milli güvenliğimiz ve milli geleceğimiz için öngörülemeyecek sıkıntılar doğuracaktır.
PKK ittifakı 31 Mart’ta tasfiye, telin ve tecziye edilmelidir.
Türkiye’nin ve Türk milletinin huzuruna, kardeşliğine, güvenliğine, dayanışmasına ve istiklaline pusu kuran, zehir hazırlayan, yıkım için tam yol ileri parolasıyla mesafe alan, demlenip İngiliz mülküyle milliyetçilik taslayan siyasi devşirme ve maşaların kaybetmesi vatan borcu, millet şereftir.
Türk milletinin desteğiyle, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin muazzam imkanlarıyla Türk ve Türkiye Yüzyılı hedefleri birer birer hayata geçecek, hadisata ve tarihin akışına yön verecektir.
Ayırmadan, ayrışmadan Türkiye için canla, başla çalışacağız.
Barışmak ve kucaklaşmak için fırsat arayan her vatandaşımı Türkiye ve Türk milleti ortak değerleri etrafında buluşmak için Milliyetçi Hareket Partisi’ne ve Cumhur İttifakı’na davet ediyorum.
Kimler ve hangi karanlık güçler, hangi oyunları tedavüle sokarlarsa soksunlar, hangi ihanetlerin içine girerlerse girsinler bizim irademiz bellidir ve herkesçe bilinmektedir.
Neye inanırsak inanalım,
Hangi partiye, fikriyata veya ideolojiye gönül verirsek verelim,
Doğduğumuz yöre, kökenimiz, mezhebimiz ne olursa olsun,
Helal oyumuzu kullanmak için sandığa gidip Türk milleti ortak paydasında buluşmak, Türkiye’mizin gücüne güç katmak hepimizin ve herkesin hedefi olmalıdır.
Cumhur Bizim, Türkiye Hepimizindir.
Hüsran siyasetiyle hizmet siyasetini aynı kefeye koyulmamalıdır.
Entrika siyasetiyle erdem siyaseti aynı kalıba sokulmamalıdır.
Doğruya doğru, yanlışa yanlış, haine hain, kahramana da kahraman demek maşeri vicdanın onurlu duruşudur.
Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı vatandaşlarımıza mutlu ve müreffeh bir hayat imkânı sunmak, güvenli ve huzurlu bir geleceği elbirliğiyle inşa etmek için çok çalışacaktır.
“Ayırmadan, Ayrışmadan, Yerelde İktidar, Ülkede İstikrar” iradesindeyiz.
“Aklın Yolu Birdir, Genelden Yerele Birlik, Ülkede Yönetimde Dirlik” anlayış ve amacındayız.
“Merkezden Yerele, İstikrarı Bozmadan Umuda Doğru” yürüme azmindeyiz.
Bizim belediyeciliğimizin temeli insan sevgisidir.
Bizim belediyeciliğimizde insanı bilmek, insanla hemhal ve can beraberi olmak asıldır ve ön plandadır.
Bugüne kadar Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı yönetimindeki belediyelerde esas ve bağlayıcı husus hep bu olmuştur.
Hizmet edenin himmet göreceğine; dürüst ve samimi olanın dua ve rıza kazanacağına; helal-haram ayrımı yapanın iki dünyasını da kurtaracağına iliklerimize kadar inanıyoruz.
Günübirlik siyasi hesap ve mevzi kazanımlar peşinde değiliz.
Bizim için vatandaşlarımızın huzuru, refahı ve güvenliği her şeyden önceliklidir.
Çünkü milletimiz huzursuz ve memnuniyetsizse geleceğe umutla bakılamaz.
Milletin desteği olmadan hiçbir siyasi hedef başarıya ulaşamaz.
Halden, dertten, gönülden anlamayan yüksek hedeflere varamaz.
En büyük arzumuz milletimizi her açıdan layık olduğu şekilde temsil etmek, hak ettiği gelişmişlik seviyelerine çıkarmak, sorunlarını kökten çözebilmektir.
Her insanımızın beklentilerini karşılamak; dik baş, tok karın, mutlu yarına ulaşmaktır.
31 Mart’ta tarihi bir seçim yapılacaktır.
31 Mart’ta milli bekamız üzerindeki hain senaryolar yırtıp atılacaktır.
31 Mart’ta sadece belediye başkanı seçilmeyecek, aynı zamanda Türkiye’nin üzerindeki muhasım hesaplar bozulacaktır.
Sadece il genel meclis üyesi, belediye meclis üyesi, köy ve mahalle muhtarları belirlenmeyecek, aynı şekilde küresel ve bölgesel şer oyunlar, bu oyunların şirret figüranları berhava edilecektir.
Türkiye’nin ilerleyiş ve yükseliş momenti hız kesmeden devam etmelidir.
Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı bu hedefe kilitlenmiştir.
Türkiye’mizin son elli beş yılına damgasını vurmuş olan Milliyetçi Hareket Partisi gücünü mukaddesattan, milletimizin destek ve hayır duasından almaktadır.
Millî menfaatlerimize aykırı davranan, milletimizin birlik, beraberlik ve kardeşliğini bozmaya çalışan her kim ya da kimler varsa onlara karşı duruşumuz sarsılmayacak ve tavsamayacaktır.
Cesaretimizin kaynağı tarihtir, ilhamımızın kaynağı ecdadımızdır, istiklalimizin kaynağı bu topraklara sere serpe uzanıp yatan kahraman şehitlerimizdir, irademizin kaynağı da büyük Türk milletidir.
Dünyaya istikamet verecek kudrette bir Türkiye’nin mimarisi, ancak ve ancak Türk-İslam kültüründen feyzini alan, Türklük gurur ve şuuru ile İslam ahlak ve faziletiyle bezenen fedakarlık numunesi bir ahlaki kucaklaşmayla mümkündür.
Nitekim bu kucaklaşmanın adı Cumhur İttifakı’dır.
Milli ve ahlaki kucaklaşmanın devlet ve millet hayatında kök salmasına da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi refakat etmektedir.
Bu sistemin uzlaşmacı vasfında temerküz etmiş muktedir ve tesirli yürütme, güçlü ve fonksiyonel yasama, bağımsız ve tarafsız yargı sayesinde Türkiye’nin önünü hiçbir mihrak kesemeyecektir.
Bu kutlu yürüyüşün neticesinde “Gelen Türk Asrı, Geleceğin Gücü Türkiye” olacaktır.
Devir Türk Devri’dir.
İnancımız budur, iddiamız budur, irademiz budur.
Hep Birlikte Türkiye’yiz.
Hepimiz Türk milletiyiz.
Gayret bizden tevfik Allah’tandır.
Rabbim bizleri ve milletimizi mahcup etmesin.
31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerinin ülkemize ve demokrasimize mümtaz sonuçlar getirmesini özellikle diliyor, aziz vatandaşlarımıza saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
Yerli siber güvenlik ürünleri üretme çalışmaları kapsamında, 2023 yılında özellikle en büyük 5 atak trendi arasında yer alan oltalama ataklarına odaklanan Türk Telekom, bu ataklara karşı kurum olgunluklarını artırma amacı ile “Altay Oltalama Simülasyonu” platformunu oluşturdu. “Altay Oltalama Simülasyonu” platformu ile standart ve kuruma özel şablonlarla kurum çalışanlarının siber güvenlik olgunluklarını ölçümleyip ilgili eğitimlerin atanması için uçtan uca çözüm sağlıyor.
Ayrıca, DDoS atak simülasyonu hizmetiyle network seviyesinden uygulama seviyesine kadar üç yüzden fazla “bot” üzerinden simülasyon yapan şirket, bu sayede kurumların DDoS olgunluk matrisini çıkarıyor. Türk Telekom, yerli iş birlikleri kapsamında, belirli olgunluktaki ürünlerin hem gelişim çalışmaları hem de saha penetrasyonun artması için çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor.
Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi himayesinde kurulan “Siber Kümelenme”de bulunan firmalarla yerli ekosistemi destekleyen Türk Telekom, Türkiye’nin ilk ticari ulusal güvenlik duvarını geliştiren Labris işbirliği ile yerli DDoS servisini hayata geçirdi.
Türk Telekom’un Labris Network ortaklığıyla hayata geçirdiği yerli DDoS servisi, çevrimiçi hizmetleri kesintiye uğratan ve dijital alanda hasara neden olan saldırıların önüne geçmeyi hedefliyor.
Türk Telekom bu çözümle gelişmiş ve karmaşık DDoS ataklarına karşı kurumsal ağları ve online servislerin sürekliliğini sağlarken, müşterilerinin kritik altyapılarının güvenliğini milli teknolojilere emanet ediyor. Türk Telekom, yaptığı yerli çözüm yatırımları sayesinde, yeni çıkan güvenlik ürün ve servislerini, dünya ile eş zamanlı olarak Siber Güvenlik Merkezi’nde müşterilerinin hizmetine sunmaya devam edecek.
“TÜM SEKTÖRLERE YÖNELİK UÇTA UCA SİBER GÜVENLİK HİZMETLERİ SUNUYORUZ”
Açıklamada görüşlerine yer verilen Türk Telekom Pazarlama ve Müşteri Deneyimi Genel Müdür Yardımcısı Zeynep Özden, Türkiye’nin lider bilgi ve iletişim teknolojileri şirketi olarak resmi kurumlardan sivil kuruluşlara kadar birbirinden farklı pek çok tüketici ve sektöre hizmet sağladıklarını belirtti.
Özden, her alanda uçtan uca sundukları çözümlerle müşteri odaklı bir pazarlama evreni oluşturduklarını aktararak, şunları kaydetti:
“Siber güvenlik alanında da oluşturduğumuz bu evrenden aldığımız geri bildirimler ile ürün ve hizmetlerimizi çeşitlendiriyoruz. Ürün ve hizmetlerimizi, Türk mühendislerinden oluşan AR-GE ekipleri ve yerli siber güvenlik firmalarının geliştirdiği ürünlerle zenginleştiriyor, otomotivden finansa, e-ticaretten sağlığa tüm sektörlere yönelik uçta uca siber güvenlik hizmetleri sunuyoruz.
Türkiye’nin siber güvenlik seviyesini artırmak için çalışmalarımıza aralıksız devam ederken, Siber Güvenlik Merkezi’mizdeki yerli çözümlerle zenginleştirilmiş ürün portföyümüzü, alanında uzman sertifikalı siber güvenlik mühendisleriyle kullanıcılarımıza sunuyoruz.”
Siber güvenlik servis sağlayıcısı konumundaki ilk operatör olarak, kurumsal müşterilerine 10 yılı aşkın süredir yönetilebilir güvenlik servislerini sunduklarını ifade eden Özden, “3 bini aşkın müşterimizle bugün Türkiye’nin en büyük siber güvenlik operatörü konumundayız. Hem Türkiye hem de global standartlara uyumlu 7/24 proaktif servisler sağlıyoruz. Milli sorumluluklarımız arasında gördüğümüz siber güvenlik ekosistemini güçlendirecek çözümlerimizi artırmaya devam edeceğiz” değerlendirmelerinde bulundu.
]]>Komarov, farklı ülkelerden çok sayıda basın mensubunun katıldığı soru cevap oturumunda nükleer enerji sektörünü siyasi anlamda değerlendirmenin profesyonellikten uzak olduğunu ifade etti ve “Nükleer sektör her zaman profesyonel, güvenli ve bütün insanlığa açık olması lazım” ifadelerini kullandı.

“RUS TEKNOLOJİSİNİ KULLANARAK BAŞKA BİR SANTRAL İNŞA ETMEK ÖNEMLİ”
Türkiye’deki öncelikli gündemlerinin Akkuyu olduğunu söyleyen Komarov, “Bugün gündemimizde Türkiye’deki amiral gemimiz Akkuyu Nükleer Santrali var. Bu proje bizim için çok önemli bir proje. Sorumluluk ve yatırım açısından da çok büyük bir proje. Türk medyasının temsilcileri olarak sizler, Türkiye’nin yap-sahip ol-işlet modeliyle nükleer santral inşaatını uygulayan ilk ülke olduğunu biliyorsunuz. Yani Rosatom aynı anda hem teknolojinin sahibi hem yatırımcı, hem santralin sahibi, hem de tesisi inşa eden yüklenici olarak hareket etmektedir. Bu nedenle nihai sonuçtan tamamen biz sorumluyuz. Türkiye’de yapmamız gereken ilk şey, santralin hükümetler arası anlaşmamızda belirtilen süre içerisinde inşa edilmesini sağlamaktır. Dört ünitenin de 2028 yılı sonuna kadar tamamlanması gerekmektedir. İlk ünitede şu anda çok yüksek tempoda hazırlık var. Devreye alma çalışmaları devam ediyor. Akkuyu projesiyle ilgilenmeye başladığımız 2011 yılından bu yana edindiğimiz deneyimleri sizinle paylaşacağım. Akkuyu projesi sayesinde çok sayıda Türk şirketi nükleer sanayi için çalışmayı öğrendi. Artık bu şirketler önemli deneyimler elde ettiler, ekipman da üretebiliyorlar. İnsanlar nükleer güç santrallerinin inşasında zor işleri de yerine getirebilirler. Bu deneyimleri kaybetmek üzücü olur. Bu benzersiz uzmanlık alanında binlerce insan benzersiz bir deneyim kazanıyor. Akkuyu sahasında çoğu Türk vatandaşı olmak üzere yaklaşık 30 bin kişi çalışıyor. Dolayısıyla, bu kadar çok deneyim ve bilgi birikimine sahip olan tüm bu insanların deneyim ve bilgilerini daha fazla kullanabilmelerini istiyoruz. Elbette bunun için en iyi yol, Rus teknolojisini kullanarak başka bir santral inşa etmek olacaktır” diye konuştu.

“TÜRK HÜKÜMETİYLE GÖRÜŞÜYORUZ”
Sinop’ta kurulması planlanan ikinci bir nükleer santralin inşası ile ilgili projeye yönelik de açıklamalarda bulunan Komarov, “Sinop Nükleer Güç Santrali’nde Rus teknolojisine dayalı bir projenin hayata geçirilmesi olasılığını Türk hükümetiyle görüşüyoruz. Bugün, henüz görüşmelerin ilk aşamasındayız, dolayısıyla tam olarak nasıl bir model olacağını, tarifenin ve zaman çerçevesinin ne olacağını söylemek için çok erken. Ancak kendi adımıza, biriktirdiğimiz tüm deneyimin ve en önemlisi Türk şirketlerinin ve ortaklarımızın bu projede edindikleri deneyimin bir sonraki NGS’nin inşasına yansıtılmasını sağlamak için her türlü çabayı göstereceğimizi belirtmek isterim. Bugün Akkuyu NGS projesi çerçevesinde Türk şirketleriyle 5 milyar doların üzerinde sözleşme imzalanmış durumdayız. 5 milyar dolar, sadece Türk şirketlerinin Akkuyu için halihazırda yaptığı iş içindir ve bununla bitmeyecektir. Şu anda ilk reaktörü tamamlama aşamasındayız, dolayısıyla bu rakamlarda da bir büyüme gerçekleşecektir. Biz bu projede kazanılan deneyimin bir sonraki nükleer santralin inşasına yansıtılmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Dünyada nükleer enerjiye olan talep ve ilginin arttığını ifade eden Komarov, Türkiye, Mısır, Bangladeş, İran ve Çin gibi farklı coğrafyalarda nükleer enerji alanında çalışmaların devam ettiğini de aktardı.

Işıkhan, AK Parti Kırşehir İl Başkanlığı ziyaretinde yaptığı konuşmada, 2023 yılında Türkiye ekonomisinin yüzde 4,5 büyüme ile AB ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke olduğunu, dolar bazında milli gelirde Türkiye tarihinde ilk kez 1 trilyon doların aşıldığını söyledi.
Kişi başına milli gelirin de 13 bin 110 dolarla tarihin en yüksek düzeyini gördüğünü vurgulayan Işıkhan, şöyle konuştu:
“2023 yılı iş gücü verileri açıklandı. 2023 yılında işsizlik oranı bir önceki yıla göre 1 puanlık azalışla yüzde 9,4 seviyesine geriledi. İşsiz sayısı 2023 yılında, bir önceki yıla göre 318 bin kişi azalarak 3 milyon 264 bin kişiye geriledi. Toplam işsizlik oranı ve genç işsizlik oranı son 10 yılın en düşük seviyesindedir. Hem kadın hem genç hem de toplam istihdam oranı ve iş gücüne katılım oranı son 21 yılın en yüksek düzeyindedir. Kıymetli kardeşlerim tüm bunları sizlerle birlikte başardık. Bu birlik ve beraberlik ruhuyla, başta çalışma hayatı olmak üzere Türkiye’yi küresel anlamda hak ettiği konuma taşıyacak ve her alanda geliştirmeye devam edeceğiz.”
Işıkhan, tüm engellere ve finansal krizlere rağmen Türkiye ekonomisinin istikrarla büyüdüğüne dikkati çekerek, yıl sonu itibarıyla enflasyonun düşüşe geçeceğini belirtti.
İşçisiyle, işvereniyle, emekçisiyle, memur ve emeklisiyle 85 milyon vatandaşın refahının, aynı zamanda Türkiye’nin refahı ve gücü demek olduğunu vurgulayan Işıkhan, emeklilerin bu refahı en çok hak edenler arasında yer aldığını dile getirdi.
AK Parti olarak attıkları adımlarla, sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemi inşa ettiklerine değinen Işıkhan, şöyle devam etti.
“İlaç kuyruklarından maaş kuyruklarına, emeklilerimize zulüm olan her uygulamayı biz bitirdik. Seyyanen ve oransal artışlarla emekli aylıklarında reel olarak yüzde 87 ile 636 oranında artış sağladık. En son kıymetli emeklilerimize minnet ve saygımızı ifade etmek, emeklilerimizin gündemimizde olduğunu ve onların hayatlarını her yönden kolaylaştıracak adımları hayata geçirmeye devam edeceğimizi duyurmak adına Sayın Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle 2024 yılını emekliler yılı ilan ettik. Emekliler yılı kapsamında, bankalarla yeni bir emekli aylığı promosyon ödemesi sürecini başlattık. Biliyorsunuz Sosyal Güvenlik Kurumumuz, bankalar aracılığıyla emekli maaşlarını ödemektedir. 2017’de emeklilerimize ilk kez banka promosyonu ödenmesini yine biz başlatmıştık.”
EMEKLİLERE ÖZEL İNDİRİM VE KAMPANYA
Kamu bankalarında emekli aylığı promosyon ödemelerini, emekli ve hak sahiplerinin aldığı aylık miktarına göre yaklaşık 2 katına çıkardıklarını hatırlatan Işıkhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“SGK olarak, diğer bankalarla da kamu bankalarının miktarları asgari olacak şekilde promosyon ödemelerinde artış sağlanması yönündeki çalışmalarımızı yürütüyoruz. Banka protokolleri yürürlüğe girdikten sonra emeklilerimiz, bankalara başvurarak bu promosyon ödemelerinden faydalanabilecekler. Kamu bankalarında başvurular bugün başladı. Ayrıca emeklilerimize bayram ikramiyesi ödemeleri, Ramazan Bayramı öncesinde 2-5 Nisan arasında banka hesaplarına yatırılacak. Bunun dışında, emeklilerimizin yaşam kalitesini artıracak, fiziksel ve ruhsal sağlık, sosyal ve kültürel yönden zenginleştirecek birçok çalışmayı, emekliler yılı kapsamında hayata geçiriyoruz. PTT AVM’de, Tarım Kredi Kooperatif Marketleri’nde, Türk Hava Yolları’nda, TCDD’de, GSM operatörlerinde, sinema ve tiyatrolarda, PTT Kargo’da emeklilere özel indirimler ve kampanyalar başlatacağız. Ayrıca Türkiye’nin önde gelen zincir marketlerinde ve giyim mağazalarında emeklilere özel indirimler sağlayacağız. Belediyeler Birliği ile protokol yaparak emeklilerimizin kültür turlarıyla ücretsiz olarak Türkiye’yi şehir şehir dolaşmalarının temellerini atacağız. Bunun gibi emeklilerimize imtiyaz sağlayan birçok uygulamayı emekliler yılı kapsamında günbegün kamuoyuyla paylaşacağız.”
‘EMEKLİLERİMİZ MÜSTERİH OLSUN‘
Bakan Işıkhan ayrıca “Kıymetli emeklilerimiz müsterih olsun, muhalefetin tahriklerine kapılmasın. Emekliler, bizim başımızın tacı. Nasıl emeklilerimize dokunacak en iyi ve en yeni politikaları bugüne kadar AK Parti hayata geçirdiyse bundan sonra da aynı şekilde hizmetlerimize devam edeceğiz. Liderimizin her zaman söylediği gibi, denge ve disiplin içinde ekonomimizi güçlü bir şekilde yükselttikçe artan refahtan pay vereceğimiz en büyük kesim yine emeklilerimiz olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
Işıkhan, AK Parti Kırşehir Belediye Başkan Adayı Osman Arslan’ın şehri hak ettiği büyük hizmetlerle buluşturacağını sözlerine ekledi.
AK Parti Kırşehir Seçim İrtibat Bürosu’nu da ziyaret eden Bakan Işıkhan, partililerle bir süre sohbet etti.
]]>
Yerel seçimlere son altı gün kala Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:
Tokat, bizim demokrasi ve kalkınma yolculuğumuz yanında oldu.
Bugün katılım 45 bin. Maşallah. Tokatlı kardeşlerimiz bir kez daha vesayet heveslilerine derslerini vermiştir. İnşallah 31 Mart’ta Tokat milli irade bayrağını en yukarı dikerek kendine yakışanı yapacaktır. Tokat’ta çıkacak sonuçla sadece yerel yöneticileri seçmeyecek tüm dünyaya önemli bir mesaj vereceksiniz. Ben sizden bir şey daha isteyeceğim.

İstanbul’da Tokat nüfusu fazla. İstanbul’daki hemşehrilerinizi arayarak Murat kardeşime destek isteyeceksiniz. İstanbullu kardeşlerimizi CHP zulmünden kurtaracağız. Aynı şekilde Ankara’da da. CHP zihniyeti yerini hep vesayet ve darbe safında belirlediği için siyasi muhalefet tarafı boş kaldı.
Ben size inanıyorum. Kale içeriden fethedilir. Kale içinde kimler var. Kadınlar var.

“MESELE ERDOĞAN DEĞİL TÜRKİYE VE TÜRK MİLLETİ”
Türkiye’nin tökezlemesini pusuda bekleyenler var. Akıl ve vicdan sahibi herkes biliyor ki mesele Tayyip Erdoğan, AK Parti değil, mesele doğrudan Türkiye ve Türk milleti. Ülkemizin bu müstesna duruşundan rahatsız olanlar var. Bunu yüzümüze söyleyen batılı devlet adamları oldu.
Tüm ecdadının övgüyle bahsettiği Tokat budur. 900 yıldır görebileceğiniz Tokat budur. İnşallah 31 Mart’ta milli irade bayramını Ramazan bayramından önce kutlayacağız.
Birileri 31 Mart seçimine neden bu kadar önem verdiğimizi soruyor. En az 50 ilde miting yapma hedefi ile yola çıktık. Bizim siyasetimizin merkezinde milletimiz var. Şehirlerimize gitmek bizi yormaz. Tam tersi enerji verir, moral verir. Tokat’tan İstanbul’a Ankara’ya selamlar gönderelim. Buradan Çorum’a geçiyoruz. Daha nice güzel günlerde birlikte olacağız. Çorum’da da Ankara’ya İstanbul’a mesajlar isteyeceğiz.
CHP’YE DEM TEPKİSİ
Sırf 3-5 belediye fazla almak uğruna DEM’le girdikleri ittifaka kimlerin koçluk ettiğini görüyorsunuz, değil mi? Talimat nereden geliyor, Kandil’den.
Örgüt militanları tarafından tokatlanan siyasetçilerle particilik, belediyecilik yapılamaz. CHP’nin böyle bir partiyle yol yürüme hesabı anlaşılır değil. 14-28 Mayıs’ın tamamlayıcısı olacak 31 Mart’tan sonra ülkemiz, bu çorak ve çarpık muhalefet anlayışının tasfiyesine şahitlik edecektir.

Ülkemizi 21 yılda 3 kat nasıl büyüttüysek 2 kat daha büyüterek en büyük 10 ekonomi arasına çıkartacağız.
ERDOĞAN’DAN ENFLASYON VE EMEKLİ MESAJI
Fiyat istikrarını sağlamadan maaş zamlarının nasıl eridiğini en iyi sizler biliyorsunuz. İnşallah yılın 2. yarısından itibaren enflasyonun düşmeye başladığını göreceksiniz.
Emeklilerin yaşadığı sıkıntının farkındayız. Bir defaya mahsus 5 bin lira ödenmesinden yüzde 50 maaş zammına, banka promosyonuna kadar elimizden geleni yapıyoruz. Kamu bankalarımız maaş tutarına göre promosyonu 8-12 bin liraya yükseltti. İkramiyeleri 2-5 Nisan tarihleri arasında hesaplara yatırıyoruz. Yılın ikinci yarısından itibaren enflasyonun düşmeye başladığını göreceğiz. Önümüzdeki yıldan itibaren çalışanlarımızın ve emeklilerimizin alım gücünü yukarı çıkaracağımıza inanıyoruz. Yeter ki biz aramıza kimseyi sokmayalım.
Son 21 yılda Tokat’a 93 milyarı aşkın kamu yatırımı yaptık.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türk bayraklı gemilerin hurdaya ayrılarak yerlerine yeni gemilerin inşasını teşvik etmek amacıyla yürürlükteki yönetmelikte önemli değişiklikler yaptıklarını bildirdi. ”Hurdaya Ayrılan Türk Bayraklı Gemilerin Yerlerine Yeni Gemi İnşa Edilmesinin Teşvikine Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzası ile 23 Mart 2024 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandığını açıklayan Uraloğlu, mevcut teşviklerin genişletildiğini söyledi.

HURDAYA AYRILACAK GEMİ TONAJI 10 KAT ARTIRILDI
Bakan Uraloğlu, yapılan değişikliklerle, hurdaya ayrılacak gemilerin minimum tonajının 10 kat artırılarak 5 bin GT’dan 50 bin GT’ye yükseltildiğini, bununla birlikte 25 bin GT ile sınırlı olan hurda teşvik başvurularının da iki kat artarak 50 Bin GT’na çıkarttıklarını bildirdi. Uraloğlu, Ayrıca, teşvikten yararlanabilecek gemi tipleri ve hurdaya ayrılacak gemilere ilişkin belgelerin kapsamını da genişlettiklerini kaydederek, ”Söz konusu değişiklik ile teşvik kapsamına alınan gemi sayısının önemli miktarda artmış olacak. Bu durum da sektörde yatırım miktarında önemli artış sağlayacak” dedi.
”GEMİ İNŞA SANAYİSİNDE İSTİHDAM ARTACAK”
Uraloğlu, teşvik mekanizmamızda sektör lehine önemli değişiklikler yaptıklarını ifade ederek söz konusu değişiklik ile Türkiye’nin ortalama gemi filosunun yaşını azaltarak gençleştirmeyi amaçladıklarının altını çizdi. Uraloğlu, ”Ayrıca yönetmelikte yapmış olduğumuz bu değişiklik, Türk tersanelerindeki gemi inşa sanayisine hem inovasyon hem de yatırım anlamında katkı sağlamış olacak. Hatta bu alandaki istihdamın da artırılmasını sağlayacağız. Attığımız her adımı planlarken tüm denizcilik sektörüne sağlayacağı faydayı da hesaplıyoruz” dedi.

BAŞVURU SÜRECİ BİR AYDAN BİR YILA ÇIKARTILDI
Uraloğlu, özellikle gemi inşası ve hurdaya ayrılma işlemleri ile ilgili olarak süreçte de önemli kolaylıklar sağladıklarını bildirdi. Önemli bir yeniliğin de gemi inşası ve hurdaya ayrılma işlemleri ile ilgili olarak klas kuruluşlarının yanı sıra yeminli mali müşavirlerin de süreçlere dahil edilmesi olduğunu belirten Uraloğlu, bu sayede işlemlerin daha çeşitli ve esnek bir yapıya kavuşmasının da sağalmış olacağını söyledi. Teşvik başvuruları ile ödemelerinin etkin ve hızlı gerçekleştirilmesi için bürokratik süreçleri basitleştirdiklerini belirten Uraloğlu, ”Ayrıca 1 ay ile sınırlı olan başvuru sürecini de tüm seneye yaydık. Bu düzenlemeler Türk bayraklı ticari filonun yenilenmesine yönelik olmakla binlikte hem çevresel standartlara hem de teknolojik yeniliklere uyum sağlanmasını da hedefliyor. Bu desteklerden sektörümüze yararlanmaya ve Türk denizciliğine yatırım yapmaya davet ediyoruz” dedi.
“DENİZCİLİKTE LİDER ÜLKELER ARASINDA HAK ETTİĞİMİZ YERİ ALACAĞIZ”
Bakan Uraloğlu, Bu değişikliklerle, Türk denizcilik sektörünün uluslararası rekabet gücünü artırmanın yanı sıra daha sürdürülebilir bir yapıya kavuşmasına da katkı sağlamış olacaklarının altını çizerek, ”Dünya ticaretinin yüzde 90’ını üstlenen deniz taşımacılığının dünya ekonomisinin belkemiği olduğunu bilerek hareket ediyoruz. Bu nedenle de Türk deniz filosunun büyümesi için her türlü kolaylığı sağlıyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye’nin dünya deniz ticaretinden aldığı payı artırmanın ve denizciliğin her alanında ‘Lider Denizci Ülkeler’ arasında hak ettiği yere ulaşması amacıyla gerekli adımları da atmaya da devam edeceğiz. İnanıyorum ki, sektöre yönelik adımlarımızla Türkiye, denizcilik alanındaki ağırlığını gelecekte daha fazla hissettirecek ve rekabet gücünü yükselterek denizcilik sektöründe dünyanın lider ülkelerinden biri olacaktır” diye konuştu.
]]>Burada konuşan Bakan Kacır, “Biz Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde sürdürdüğümüz milli teknoloji hamlesi yolculuğunda, hayata geçirdiğimiz her programda, her projede, işin merkezine her daim Türk gençliğini, TEKNOFEST kuşağını yerleştiriyoruz. İnanıyoruz ki Türk gençliğinin önündeki engel kaldırılırsa, bizler onların yanlarında olursak alanında en iyi işleri başarabilme kabiliyetine sahipler. Türk gençleri bunu ispat ettiler. Son 22 yılda milli teknoloji hamlesinde elde ettiğimiz kazanımlar, Türkiye’nin kritik teknolojileri kendi imkanlarıyla geliştirebilen, üretebilen ve rekabetçi şekilde dünyaya ihraç edebilen bir ülke olma yolculuğu sizler gibi gencecik insanlar sayesinde oldu. Biz en büyük kuvvet çarpanımızın genç ve dinamik nüfusumuz olduğunun bilincindeyiz. Bizim nüfusun ortanca yaşı 33’dür. Avrupa’nın ortanca yaşı 43. Almanya’nın ortanca yaşı 47-48. Bizden 15 yaş daha yaşlılar. Biz onlardan 15 yaş daha genciz. Gençlerimizin önünü açmaya devam edersek milli teknoloji hamlesi hedeflerimize bir bir ulaşacağız” ifadelerini kullandı.

‘BU MİLLETİ ÖĞRENİLMİŞ VE ÖĞRETİLMİŞ ÇARESİZLİKLERDEN KURTARALIM’
Bu milletin evlatlarının her şeyin en iyisini başarabilecek kabiliyete sahip olduğunu belirten Bakan Kacır, “Türkiye’nin havacılık tarihi akamete uğratılmış hikayeler tarihi iken 2000’li yıllarda terörle mücadelede kendi ihtiyacımızı, kendimizin gidermemiz gerektiği gerçeğiyle yüzleştiğimiz anda bir sağlam irade çıktı ve ‘Bu ülkenin neye ihtiyacı varsa biz onu kendi evlatlarımızın alın teriyle, akıl teriyle kendi imkanlarımızla geliştireceğiz, üreteceğiz’ dedi. Nihayetinde ne oldu? Bayraktar’la, Anka’yla, Akıncı’yla, Aksungur’la, Hürkuş’la, Hürjet’le ATAK’la Gökbey’le, Kaan’la, Kızılelma’yla Türk milleti gökyüzüne imzasını attı. Demek ki bu milletin evlatları her şeyin en iyisini başarabilecek kabiliyete sahiplermiş. Yeter ki önlerindeki engelleri kaldıralım. Yeter ki bu milleti öğrenilmiş ve öğretilmiş çaresizliklerden kurtaralım. Biz kendi imkanlarına güvenen, kendi öz evlatlarının alın ve akıl terine yaslanan, inanan Türk gençliğini TEKNOFEST kuşağının heyecanına, coşkusuna eşlik eden bir anlayışla bu başarı hikayelerini adım adım gerçekleştiriyoruz. Arzu ve ümit ediyoruz ki, bu başarı hikayesinin bir de üzerini uzay biliminde, uzay teknolojilerinde de hep birlikte gerçekleştirelim” diye konuştu.

‘TÜRKİYE İSTİKRARSIZLIKLAR YÜZÜNDEN KAYBETTİ’
1980’lerde Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın, ODTÜ kampüsünün içinde TÜBİTAK Uzay Araştırmaları Enstitüsü’nü kurduğunu belirten Bakan Kacır, “Ancak bu enstitü 80’lerin sonunda ve 90’larda üzerine düşen işleri maalesef gerçekleştiremedi. Özal’ın hayali Türkiye’nin kendi uydularını geliştirebilmesiydi. 1980’ler ve 1990’lar Türkiye’de siyasi ve ekonomik istikrarsızlık dönemi oldu. Maalesef dünyanın dilinde, teknolojide bilgisayar devrimiyle internet devrimi ile çığır açıcı gelişmeler kaydettiği bir dönemi, Türkiye istikrarsızlıklar yüzünden kaybetti. Ancak 2000’li yıllarda yine aynı sağlam irade, Türkiye’nin kendi uydularını geliştirmesine ilişkin bir program başlattı. Türkiye önce Bilsat görüntüleme uydusunda ortak üretim faaliyetine girdi. Sonra RASAT görüntüleme uydusunu yerli olarak üretti. Sonra Göktürk görüntüleme uydusunu yerli olarak üretti. Yerli ve milli görüntüleme uydumuz İMECE’yi kendi imkanlarımızla geliştirdik, ürettik ve Cumhuriyetin 100’üncü yılında uzaya gönderdik” dedi.

‘MİLLİ HİBRİT ROKET MOTORUMUZU UZAYDA ATEŞLEYECEĞİZ’
Sözlerini sürdüren Bakan Kacır, şöyle konuştu: “Şimdi ilk milli haberleşme uydumuz TÜRKSAT 6-A’yı uzaya göndermeye hazırlanıyoruz. İnşallah 4 ay kaldı. Bütün çalışmaları tamamladık. İnşallah TÜRKSAT 6-A’yı uzaya gönderdiğimizde, Türkiye, dünyada haberleşme uydularını yerli ve milli olarak geliştirebilen 10 ülkeden biri olacak. İMECE 600 kilometrede, yaklaşık 600 kilogram. TÜRSAT 6-A, 36 bin kilometrede görev yapacak. Yaklaşık 4.5 tonluk bir uydu. Ay programıyla 380 bin kilometre ötede Ay’a erişeceğiz. Milli hibrit roket motorumuzu uzayda ateşleyeceğiz, kullanacağız ve inşallah bunu başaran dünyadaki ilk ülke olacağız. Bütün bu projeler sizin sayenizde mümkün olacak arkadaşlar. Savunma sanayiinde nasıl dev bir ekosistem inşa ettiysek, bugün 3 binden fazla savunma sanayii girişimimizde 80 binden fazla insanımız alın teri, akıl teri döküyorsa uzay alanında da inşallah böyle bir ekosistemi hep birlikte inşa edeceğiz.”

Program, Alper Gezeravcı’nın gençlere tecrübelerini anlatmasıyla devam etti.
1905 GSYİAD Başkanı İbrahim Hatipoğlu ve yönetim kurulu üyelerinin ev sahipliğinde bir otelde düzenlenen iftara, Galatasaray Kulübü Başkanı Dursun Özbek, sarı-kırmızılı kulübün yönetim kurulu üyeleri, Futbol Direktörü Yardımcısı Ayhan Akman, Galatasaraylı futbolcu Kerem Demirbay ve eski Galatasaraylı futbolcu Arda Turan katıldı.
Dursun Özbek: “Türk futbolunda bir miladın peşindeyiz”
Dursun Özbek, çok güzel bir akşamda beraber olduklarını belirterek şunları söyledi:
“Bugün oluşan bu topluluk sevginin göstergesidir. Biz Galatasaraylılar olarak çok güzel bir sevgi iklimini yaşıyoruz. Türk futbolunda bir miladın peşindeyiz. Türk futbolunda istenmeyen ve kimsenin görmek istemediği sataşmalarla karşı karşıyayız. Büyük camiaları temsil ettiğimizden, söylediklerimizde dikkatli olmalıyız. Çok büyük kitleleri temsil ediyoruz. Söylediklerimiz kitleleri harekete geçirebilir. Türk futboluna sesleniyorum. Provokasyona gelmemeyi tavsiye ediyorum. Birbirimizi sevmeliyiz ve birbirimize söylediğimiz şeylere dikkat etmeliyiz. Burada en önemli husus, ülkemizin bütünlüğü ve beraberliğidir. Temsil ettiğimiz camialar, ülkenin bütünlüğünü gösteriyor. Galatasaray’ın misyonlarından bir tanesi de Türk sporuna sevgi iklimini getirmektir. Bunun için elimizden geleni yapacağız.”
Antrenman tesislerinin Kemerburgaz’a taşınacağını belirten Özbek, “İnşaatın kaba işleri bitti. İnce işlerine girdik. GSYİAD sayesinde iki sahamız yapılıyor. GSYİAD, kulübümüze büyük bir destek veriyor. Yeni yerleşkemiz, Florya’daki tesislere göre 3-4 kat daha büyük bir yer. Tesisin tamamen tamamlanması biraz zaman alacaktır. Hepimizin iftihar edeceği, getirdiğimiz yıldız oyuncuların performansını yükseğe çıkartacak bir tesis yapacağız. Burada birçok kişinin ve derneğin çok büyük desteği oldu. Bu desteklerden dolayı onlara teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı.
Ekonomik olarak kulübü daha iyi hale getirmek istediğini dile getiren Özbek, “Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi ‘Zaferler, ekonomik sonuçlarla taçlandırılmazsa kalıcı olmuyor’. Bunun için elimizden geleni yapıyoruz. Bunun kalıcı olması için bazı şartlarımız olacak. Galatasaray’ın geleceği için elde edilecek fonların dikkatli kullanılmasını istiyoruz.” diye konuştu.
Galatasaray’ın futboldan ibaret olmadığını vurgulayan Özbek, “Amatör sporlarda da başarılı bir çizgimiz var. Önümüzdeki dönem bu sporları başka bir yere taşıyacağız. Amatör şubelerimiz, önümüzdeki dönemde daha iyi finansal koşullarla sahalarda mücadele edecek.” dedi.
Özbek, geçen yıl Kahramanmaraş’ta meydana gelen depremde, afet bölgesine giden ilk kulüp olduklarını hatırlatarak, şunları söyledi:
“Buradaki faaliyetlerimiz herkese örnek olacak şekilde gerçekleşmiştir. 29 Mart’ta da yine deprem bölgesinde olacağız. Orada bir iftar düzenleyeceğiz. Oradaki insanların ve acıların unutulduğu hissiyatı var. Oradaki acılar daha bitmedi. Ramazan gününde oradaki depremzede kardeşlerimizle beraber olmak büyük mutluluk. Onlara sarılmanın ve onlarla birlikte olmanın hazzını hiçbir şey vermiyor. Orada sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyacağım.”
Hatipoğlu: “Cumhuriyetimizin 2. yüzyılının ilk şampiyonu olmak istiyoruz”
Hatipoğlu ise her geçen gün derneğin güçlendiğini belirterek, “GSYİAD olarak 1000’e yakın aktif üyemiz var. Geçtiğimizi dönemde Dursun Özbek’in verdiği görevi yerine getirmenin mutluluğu yaşıyoruz. Galatasaray’ın antrenman tesisleri yakın bir zamanda Kemerburgaz’a taşınıyor. Başkan da bize bu tesislerde yapılacak 2 sahanın inşaat görevini verdi. Biz de GSYİAD olarak bu göreve soyunduk.” ifadelerini kullandı.
Futboldaki kaos ortamının her geçen gün artığını belirten Hatipoğlu, şunları kaydetti:
“Başkanımıza ve yönetim kurulumuza, bu ortamda bizi temsil ettikleri için teşekkür etmek istiyorum. Başkanımız, göreve geldiği ilk günden beri sevgi iklimi oluşturmak istiyordu. Kulübümüz içinde bu ilkim gerçekleştirildi. Cumhuriyetimizin 100. yılında bu sevgi iklimiyle şampiyon olduk. Önümüzde 8 tane maç var. Cumhuriyetimizin 2. yüzyılının ilk şampiyonu olmak istiyoruz. Bunu engellemeye çalışanların nafile çabalarına rağmen stadımızda 19 Mayıs’ta geçen sezonki gibi eze eze yenerek kupayı kaldıracağız.”
Galatasaray’ın ekonomik bağımsızlığını kazanması gerektiğini vurgulayan Hatipoğlu, “Sayın başkanımız ve ekibi, kulübü borçsuz bir hale getirecek ve bizi Bankalar Birliği’nin anlaşmasından çıkaracak. 24. şampiyonluğa giderken hocamız Okan Buruk’un rekorlarına da şahitlik ediyoruz. Geçen sezonki şampiyonlukta 14 kez üst üste kazanmıştık. Bu yıl da çok büyük rekorların eşiğindeyiz. Önümüzdeki Hatayspor maçını kazandığımız takdirde yine Galatasaray’a ait olan 18 maçlık evinde peş peşe kazanma rekorunu kıracağız. Takımımız, kalan 8 maçı kazandığında, 100 puan barajını aşarak şampiyon olmuş ilk Türk takımı olacak.” değerlendirmesinde bulundu.
Konuşmalardan sonra 25 Mart’ta doğum günü olan Dursun Özbek’in yeni yaşı kutlandı ve pasta kesildi. Özbek’in doğum gününün kutlanmasının ardından 1905 GSYİAD’ın yeni üyeleri için berat töreni düzenlendi.
]]>Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:
Tüm Çankırı’yı selamlıyorum. Bugün Çankırı bir başka. Epeydir Çankırı ile hasret gidermek istiyorduk, nasip bugüneymiş. Görüyorum ki Çankırılı yarenler de bizi özlemiş. Aşkınız için sevdanız için her birinize teşekkür ediyorum.
Bu ne güzel bir manzara, bu ne güzel bir muhabbet. Buraya gelirken Emniyet’ten bilgiyi aldım. Belki siz de şaşıracaksınız, alanda 45 bin kişi var.
Bugüne kadar girdiğimiz tüm seçimlerde sizlerin güçlü desteğini daima yanımızda hissettik. Rekor oy oranları ile daima mücadelemize sahip çıktı. 14 -28 Mayıs seçimlerinde, milletvekilliğinde ve cumhurbaşkanlığında yüzde 78’e yaklaşan oy oranı ile cumhur ittifakına destek vererek bir tarih yazdınız. Bu oran ile bize en çok destek veren il oldunuz. Çankırı’yı bu sonuçlardan dolayı tebrik ediyorum. Siz ne güzel insanlarınız böyle. Rabbim hepinizden razı olsun. Çankırı’ya bugüne kadar biz mahcup olmadık, yine olmayacağız.

“MİNNET BORCUMUZU DAHA FAZLA ÇALIŞARAK ÖDEYECEĞİZ”
Kentsel dönüşüm, TOKİ bizden, fabrikalar da başkan Hüseyin beyden. Sizlerin bu halini gördükten sonra Cumhurbaşkanı olarak sizlerin yanındayım. Çankırı’ya olan minnet borcumuzu daha fazla çalışarak, daha fazla eser üreterek ödeyeceğiz. Bunun için 31 Mart çok ama çok önemli, sizlerden 31 Mart’ta bir kez daha destan yazmanızı bekliyorum.
Sadece Mart ayının başından beri, 23 farklı ilimizi ziyaret ettim. Mitingler yaptım. Durmak yok yola devam. Yabancı misafirlerimizin yanı sıra, şehit ailelerimizden, sağlık çalışanlarımızla kucaklaştık. Karabük’te de meydan aynen böyleydi. Karabük’te de 40 bin kişi meydandaydı. Yarın Ankara, pazar günü İstanbul. Muhteşem mitinglerimizi yapacağız.
Şehirlerimize kazandırdığımız eserleri ve yatırımların resmi açılışlarını gerçekleştirdik. Telefon diplomasisi ile bölgemizdeki krizlere ve savaşlara çözüm gerçekleştirmeye çalıştık. Ankara’da yarenler çok. Ankara’daki yarenleri Çankırılıları, benim Çankırılı kardeşlerim tek tek telefonla arayacaklar ve Ankara’da da Turgut Altınok kardeşimizi kazandıracağız. Mazlumlara el uzatmak, zalimlerin zulümlerine dur demek Gazze başta olmak üzere çalıştık, çalışıyoruz.
Bizim gündemimizde deprem bölgesi var. Bizim gündemimizde dünyanın dört bir yanındaki kardeşlerimiz var. Aziz milletimizi layıkıyla temsil etmek var. Bizim gündemimizde içinde bulunduğumuz asra Türk mührünü vurmak var. Bizim gündemimizde Türkiye’yi dünyanın devler ligine yükseltmek var.
GÖK VATANIMIZI KAAN İLE KORUYACAĞIZ
Görüyorsunuz, savunma sanayiinde her gün yeni bir başarıya imza atıyoruz. Bir dönem toplu iğne üretemezken bugün kendi gemimizi, tankımızı, füzemizi, savaş uçağımızı imal eder hale geldik. KAAN’ın göğe süzülüşünü izlediniz değil mi? Her türlü ambargoya rağmen 5. nesil savaş uçağımız KAAN ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi. Müzmin muhalifler kalorifer peteği diyerek başarıyı küçümsemeye çalıştı. KAAN dosta güven düşmana korku saldı. 2028’de KAAN’ı hava kuvvetlerimize teslim edeceğiz. Gök vatanımızı artık KAAN ile koruyacağız. İHA’larımızın başarılarını artık cümle alem biliyor. Dünyanın 50’ye yakın ülkesinde TB2’ler, AKINCI’lar, AKSUNGUR’lar kullanılıyor. Bölücü terör örgütü mensupları için artık hiçbir şey güvenli değil. Sınırlarımızın 300-350 kilometre ötesinde teröristleri tespite ediyor, hiç ummadıkları anda etkisiz hale getiriyoruz.
Devletimize kast etmenin, vatan evlatlarına saldırmanın bedelini, bu katil sürülerine misliyle ödetiyoruz. Donanmamızın amiral gemisi Anadolu’dan ardından daha büyük bir uçak gemisi yapmak için şu anda hazırlıklara başladık. Savunma sanayinde tam bağımsız Türkiye hedefine ulaşıncaya kadar inşallah durmayacağız, yolumuza devam edeceğiz.
MUHALEFETİN DURUMU İÇLER ACISI
Biz Çankırı ile birlikte tüm Türkiye için canla başla çalışırken CHP’nin başını çektiği muhalefetin durumu ise içler acısı. Vizyon, proje, ufuk, eser, icraat desen zaten hak getire. Ziya Paşa’nın güzel bir beyiti var. Eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri. Biz hizmet ve eser bırakıyoruz.
MİLLETİM SİZİ SANDIKLARA GÖMECEK
Muhalefet bavullarla, çantalarla taşınan balya balya paralar dışında elle tutulur işleri yok. Dolarlar çantalarda, euro’lar çantalarda. Nereye kadar böyle gideceksiniz. 31 Mart’a kadar. 31 Mart’ta benim milletim sizi sandıklara gömecek. Bürolarda paralarla kule yapıyorlar. Açıkla deyince sağa sola saldırıyorlar. Bunlar değişim diye bir şey başlatmışlardı. Sonuç. Tam fiyasko oldu. Genel Başkan değişti ama CHP’nin darbeci kodlarında zerre dönüşüm olmadı.
CHP GENEL BAŞKANI DARBESEVER ÇIKTI
CHP’nin yeni Genel Başkanı, darbesever çıktı. Televizyonda gülerek darbenin faziletlerinden bahsediyor. Neymiş, belli yaşın altındakiler milli iradeye kast ederse bu Türkiye için iyiymiş. Kafaya bak ya. Bunların eski genel başkanının 15 Temmuz’da tankların arasından Bakırköy Belediyesi’ne gittiği akşamı hatırlıyorsunuz değil mi? Bay bay Kemal’e Ankara’da daire tuttular. Orada istirahat ediyor. Aklı başında, demokrasiyi özümsemiş genel başkanlar böyle şeyler söylemez.
TÜRKİYE’DE DARBELER DÖNEMİ KAPANDI
Dünyanın hiçbir medeni ülkesinde ekranlarda darbe güzellemesi yapan genel başkana rastlayamazsınız. Sandıktan umutlarını her kestiklerinde buna sarılıyorlar. Özgür efendiye şu gerçeği hatırlamak istiyorum, Türkiye’de darbeler dönemi kapanmıştır. Her kim milletin iradesine kast ederse, karşısında bizi bulur. 15 Temmuz gecesinde olduğu gibi 85 milyonu bulur.
ÖZGÜR EFENDİNİN ÖZÜR BORCU VAR
Siyasette değişim olacaksa bunun yolu darbe değil sandıktır. Özgür efendinin darbelerde acı çekenler başta olmak üzere tüm Türkiye’ye bir özür borcu vardır. Kendisinin çıkıp istismar ettiği gençlerden özür dilemelidir. Demokrasi adına biz bunun takipçisi olacağız. Buna hak ettiği dersi milletimizin sandıkta vereceğine inanıyorum.
Kentler ve Kültürler Buluşmasına Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, KKTC Cumhurbaşkanı Tatar, KKTC Başbakanı Ünal Üstel, Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan adayı Murat Kurum ve çok sayıda davetli katıldı.

Buluşma kapsamında düzenlenen “Kuzey Kıbrıs’ı İstanbul’da Yaşamak” sergisinin açılışını yapan Tatar, Üstel ve Kurum, daha sonra sergiyi gezdi.
Açılışın ardından iftar yapıldı
KKTC Cumhurbaşkanı Tatar, iftarın ardından yaptığı konuşmada, yol, altyapı ve iletişimdeki yatırımların ardından gelecek dönemde kabloyla elektriğin de gelmesiyle KKTC’nin başka bir dönemle buluşacağını dile getirdi.
Tatar, Kıbrıs’ta egemen eşitlik ve eşit uluslararası statünün ne anlama geldiğini bir kez daha dünyaya güçlü şekilde duyuracaklarını belirterek, “Biz bir kez daha federal temelde bir anlaşmayla bizleri bir tehlikeye sürükleyebilecek entrikalara hayır diyoruz.” dedi.
Artık yeni bir siyasetin varlığına işaret eden Tatar, “Bu siyaset milli bir siyasettir.” ifadesini kullandı.

Ersin Tatar, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, bağımsız bir Türk devleti olarak Türk devletlerinin en güneydeki bir temsilcisi ve dolayısıyla tümünün Akdeniz’e açılan bir kapısı, bir penceresidir.” diye konuştu.
Tatar, kendisinin başbakanlık döneminde Maraş açılımını yaparken Murat Kurum’un çok yardımlarının olduğunu belirterek, Kurum’a seçimde başarılar diledi.
– “TÜRKİYE’DE YAŞAYAN KIBRISLI İŞ ADAMLARINA KKTC’DE YATIRIM YAPMAK İÇİN KAPILARIMIZI AÇIYORUZ”
KKTC Başbakanı Üstel de İsrail’in “insafsız şekilde sivil, çocuk ve kadın demeden Gazze halkına bombalar yağdırdığını” dile getirerek, “Dünya oturdu seyrediyor. Bir tek Türkiye Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın girişimleri var.” dedi.
Geçmişte Türkiye’ye gelmiş ve burada yaşayan Kıbrıslı iş insanlarına seslenen Üstel, “Bundan sonraki süreçte değerli Kıbrıslı iş adamlarına KKTC’de yatırım yapmak için kapılarımızı açıyoruz. Bürokrasiden kendilerini kurtarıyoruz. Kendilerinin, ülkemizde bizimle birlikte bu hayata devam etmelerini arzuluyoruz.” diye konuştu.

Üstel, KKTC’nin “ana vatan Türkiye ile hiçbir zaman ayrılmadığını” kaydederek, Türkiye’nin her zaman KKTC’deki büyük projelerin destekçisi olduğunu vurguladı.
KKTC Başbakanı, Türkiye ile Anadolu’dan gelen suyu Mesarya Ovalarıyla çok yakında buluşturacaklarını aktararak, bunun için çalışmaların başladığını söyledi.
Türkiye’den KKTC’ye kabloyla enerji gelmesi için protokol imzaladıklarını kaydeden Üstel, artık KKTC’de enerji sorununun kalmayacağını dile getirdi.

MURAT KURUM: BİZ HER ZAMAN KIBRIS TÜRKÜNÜN YANINDA DURDUK
Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan adayı Murat Kurum, “Kıbrıs’ın güneyinde Rum devleti varsa kuzeyinde de Türk devleti vardır, KKTC vardır ve bu hiçbir şekilde değişmedi, değişmeyecektir. Çünkü Kıbrıs hepimizin milli davasıdır. Biz her zaman Kıbrıs Türkünün yanında durduk, yine aziz milletimizin desteğiyle durmaya devam edeceğiz.” dedi.
Taksim’de bir otelde düzenlenen Kentler ve Kültürler Buluşması programında konuşan Kurum, Kıbrıslılarla ne zaman buluşsa, Kıbrıs’ın nasıl kurtulduğunu hatırladığını söyledi.
Kıbrıs’ın kurtuluşunun her şeyden önce Kıbrıs Türk halkının mazisinde şanlı bir sayfa, şanlı bir dönüm noktası olduğunu belirten Kurum, “Kıbrıs’ın asil halkı geçmişte yaşanan belirsizliklere, zulümlere, işkencelere rağmen mücadelesinden asla vazgeçmemiş, on yıllarca Rumlara karşı korkusuzca direnmiştir. Can vermiş ama asla hürriyetinden, egemenliğinden taviz vermemiştir, boyun eğmemiştir. Kıbrıslılar yurt edindiği, memleket bildiği toprakları hiçbir zaman bırakmamıştır.” diye konuştu.
1974 Barış Harekatı ile bu şanlı mücadelenin Mehmetçik ve Kıbrıs Türkü kardeşlerinin kahramanlığıyla yerini kutlu bir zafere bıraktığını vurgulayan Kurum, “O günden bugüne sizler, Kıbrıs Türkü soydaşlarımız, kardeşlerimizin, Kıbrıs’ımızın istiklaline ve istikbaline sonuna kadar sahip çıkıyor, bu zaferin haklı gururunu yaşıyorsunuz. Bizim için de hak ve eşitlik mücadelesinde nice zorluklara göğüs geren Kıbrıs Türkünün azmi ve dirayeti, ayrılmaz parçası olduğu Türkiye için gurur kaynağıdır, iftihar tablosudur.” ifadelerini kullandı.

– “KIBRIS MİLLİ DAVAMIZDIR”
Her Kıbrıs meselesi gündeme geldiğinde KKTC’nin dünyada tanınması için yapılan çalışmalara değinen Kurum, şöyle devam etti:
“Bugün KKTC, adanın iki eşit parçasından biridir. Toprağıyla, nüfusuyla, demokrasisiyle, ticaretiyle, turizmiyle her alanda bir devlet olma hakkına ve hukukuna sahiptir. Her ne kadar bu gerçeği Rum tarafı sulandırmak istese de bu böyledir ve bundan sonra da böyle olmaya devam edecektir. Bugün 144 ülkeden öğrencinin bulunduğu, 100’den fazla ülkeye ticari ilişkilerin olduğu ve yine 100’den fazla ülkeden turistin geldiği KKTC zaten dünyanın bildiği, tanıdığı bir coğrafyadır, bir yerdir. Kıbrıs’ın güneyinde Rum devleti varsa kuzeyinde de Türk devleti vardır, KKTC vardır ve bu hiçbir şekilde değişmedi, değişmeyecektir. Çünkü Kıbrıs hepimizin milli davasıdır. Biz her zaman Kıbrıs Türkünün yanında durduk, yine aziz milletimizin desteğiyle durmaya devam edeceğiz. Maraş’ın açılımı da dahil olmak üzere birlikte attığımız tarihi adımlarla milli davamızı yüceltmeye ve yükseltmeye devam edeceğiz. Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde, haksız ve hukuksuz tüm ambargolara rağmen biz Kıbrıs’ı Doğu Akdeniz’in incisi, gözdesi yapacağız, bambaşka bir cazibe merkezi haline getireceğiz.”

– “TARİHİMİZDEN ALDIĞIMIZ GÜÇ VE İLHAMLA 31 MART AKŞAMI GELİYORUZ”
Kurum, İstanbul’un Türkiye’nin kalbi, ekonominin lokomotifi, medeniyetin başkenti olduğunu, İstanbul ne kadar güçlüyse Türkiye ve KKTC’nin de o kadar güçlü olduğunu kaydetti.
İstanbullulara hizmet etmek, eser üretmek için kutlu bir yolculuğa çıktıklarını dile getiren Kurum, “Bizler tarihimizden aldığımız güç ve ilhamla 31 Mart akşamı geliyoruz. Nasıl ki 81 ilimizde gece gündüz demeden tüm sorunlarını çözmek için koştuysak, şimdi de İstanbul’umuzun problemleri için koşacağız, üreteceğiz, çalışacağız.” diye konuştu.
Kurum, İstanbul’un trafik çilesini, ulaşım sorununu çözüme kavuşturmak için hızla harekete geçeceklerini anlattı.
Ayrıca Kurum, “Kuzey Kıbrıs’ı İstanbul’da Yaşamak” sergisini gezdi.
Herkes için erişilebilir ve yüksek hızda iletişim sunmak amacıyla Türkiye’yi uçtan uca fiber ağlarla ördüklerini belirten Türk Telekom CEO’su Ümit Önal, “Türkiye’nin dijital dönüşümüne öncülük ederken, sadece merkeze değil herkese hizmet anlayışıyla, ülkemizin her köşesindeki kullanıcıları yüksek hızda internetle buluşturmak için yatırımlarımızı aralıksız sürdürüyoruz. Yenilikçi çözümlerdeki öncü rolümüzle; bölgemizin teknoloji sağlayıcısı olmak ve Türkiye’yi yeni nesil teknolojilerde dünyaya yön veren bir konuma taşımak hedefimizle çalışmalarımıza devam ediyoruz.

Yeni nesil teknolojilerin ve 5G’nin olmazsa olmazı fiber altyapı için de gece gündüz çalışarak 81 ilimizin her noktasına fiber taşıyoruz. Türkiye’de 5G ve yeni nesil teknolojilerin verimli çalışmasına olanak sağlayacak fiber altyapı sürecini başarılı bir strateji ile emin adımlarla yürütüyoruz. FTTH Council Europe’un güncel raporu da bu konuda ne kadar kararlı olduğumuzu kanıtlıyor” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de dijital dönüşüme öncülük eden Türk Telekom, herkes için erişilebilir yüksek hızda internet için fiber altyapı yatırımlarını artırarak sürdürüyor. Türkiye’yi uçtan uca fiber ağlarla örerek fiber altyapı uzunluğunu 437 bin km’ye ulaştıran Türk Telekom, FTTH/B (Eve kadar fiber) erişim sayısında Türkiye’yi Avrupa ülkeleri arasında ikinci sıraya taşıdı.
FTTH Council Europe’un 20 Mart 2024 tarihinde Almanya Berlin’de açıkladığı Eylül 2023 tarihli FTTH/B Market Panorama in Europe raporuna göre; Türkiye FTTH/B verilerinde 18 milyon hane erişimi ile Avrupa’da Fransa’nın ardından ikinci sırada yer aldı.
Türkiye’nin dijital dönüşüm yolculuğunda lokomotif rol üstlendiklerini vurgulayan Türk Telekom CEO’su Ümit Önal, “Yeni dijital dünyanın gereksinim duyduğu hızlı ve kesintisiz iletişim hizmetini sunmak için Türkiye’nin en doğusundan en batısına, en kuzeyinden en güneyine kadar her köşesini fiber ağlarla örüyoruz. Fiber yatırımlarımızı her yıl artırarak, sadece kârlı değil karlı bölgelere ulaştırıyoruz.
Türkiye’nin Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Raporu 3. çeyrek verilerine göre 549 bin km’lik toplam fiber ağ uzunluğunun 427 bin km’sini Türk Telekom olarak tek başımıza tesis etmiş durumdayız. 2023 yıl sonu itibariyle fiber ağ uzunluğumuzu 437 bin km’ye çıkardık. Türkiye fiber altyapı konusunda Avrupa’nın önde gelen ülkeleri arasında yer alıyor.

FTTH Council Europe’un Eylül 2023 verilerine dayanarak hazırladığı rapora göre FTTH/B (Eve kadar fiber) erişim sayısında 18 milyon hane ile Avrupa’da ikinci ülke konumundayız. Aynı kurulun bir önceki raporunda üçüncü sırada yer alıyorduk. Bu kısa sürede ikinci sıraya yükselmemiz fiber altyapı konusunda ne kadar kararlı ve istikrarlı bir biçimde çalıştığımızın önemli bir göstergesi. Ayrıca, hem eve kadar fiber erişim artışında hem de abone artışında Avrupa’da ilk 5 ülke arasında yer almamız bizim adımıza gurur verici.
Türkiye Yüzyılı’nda hayatın her noktasına değer katan çalışmalarımızla, istisnasız herkes için erişilebilir bir dijital gelecek inşa etmeyi hedefliyoruz. Türk Telekom olarak, insanı merkeze alan yaklaşımımızla teknoloji birikimimizi doğru yatırımlarla güçlendirerek bu yolculuğa liderlik etmeyi sürdüreceğiz” diye konuştu.
14 Mart’ta Irak’ın başkenti Bağdat’ta Türk ve Irak heyetleri arasında gerçekleştirilen görüşme terörle mücadelede atılacak ortak adımlar için önemli bir dönüm noktası oldu. Görüşmede Ankara’yı Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve beraberlerindeki heyet temsil etti. Toplantıda Iraklı üst düzey yetkililerin yanı sıra, Haşdi Şabi Komisyonu Başkanı ve IKBY İçişleri Bakanı bulundu. Bu durum, Irak’taki siyasi tablonun bir özeti niteliğindeydi. Zira ülkede meşru Irak hükümetinin yanı sıra, İran tesiri ve bölgesel yönetimin varlığı da oldukça önemli bir yer kaplıyor. Güvenlik Mekanizması Görüşmesi’nin tamamlanmasının ardından Türkiye ve Irak terörle mücadelede ortak hareket etme kararı aldı. Ortak Daimi Komitelerin kurulması kararlaştırıldı.
Görüşmenin ardından sonuç bildirisi yayımlandı. Irak Güvenlik Konseyi tarihinde ilk kez PKK’yı yasaklı bir örgüt olarak tanımladı. PKK’nın ortak bir tehdit olduğu vurgulandı.
Bağdat’la varılan uzlaşma sonucunda, başlatılacak kara operasyonuyla 378 kilometrelik Irak sınırından 30-40 kilometre derinliğe inilerek “güvenli hat” oluşturulacağı öngörülüyor. Operasyonun Ramazan ayı sonrasında Başkan Erdoğan’ın bölgeye gerçekleştireceği ziyaretin ardından başlayabileceği değerlendiriliyor. Yasaklı örgüt olarak ilan edilen PKK henüz Irak meclisinde terör örgütü olarak kabul edilmedi ancak bu durumun kısa bir süre sonra değişmesi muhtemel. Sonrasında ise diplomatik engellerin aşıldığı ve Irak sınırının kontrol altına alınması hedeflenen operasyonun başlaması bekleniyor.
Operasyon öncesinde Tahran yönetimiyle yakın ilişkilere sahip Bafel Talabani’nin Süleymaniye’de PKK’ya alan açtığı görülüyor. Süleymaniye bölgesi “Yeni Kandil” olarak değerlendirilmeye başlandı. Teröristlere bu alanda ABD tarafından verilen lojistik destekle eğitimin İran’ın etkisinin olduğu bir bölgede olması ise dikkat çekici.
TÜRKİYE İPLERİ KOPARMADI ANCAK UYARILARINI SÜRDÜRÜYOR!
Önce Başkan Erdoğan ardından Dışişleri Bakanı Hakan Fidan konuyla ilgili uyarılarını sürdürdü. Dışişleri Bakanı Fidan son olarak Talabani yönetimine seslendi. “Süleymaniye’deki arkadaşlarımızın yol yakınken hatalarından geri dönmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı. Bu bölgede terör örgütlerine yer olmadığını vurguladı.
Fidan, Türkiye’nin operasyonda kararlı olduğunu belirtti. PKK’lı teröristlerin bu bölgeden faydalanmasını engellemenin Türkiye’nin hakkı olduğunu söyledi. Fidan, açıklamasında Süleymaniye halkının düşman olmadığının da altını çizdi. Bu ifadelerin daha önce ABD ve Batı medyasında çıkan, “Türkler Kürtleri öldürüyor” yalanının şimdiden önüne geçmek için kullanıldığı değerlendiriliyor.
Süleymaniye bölgesindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin yönetimi, PKK ile yakın ilişkilere sahip. Bu durumun da Türkiye’nin milli güvenliğine ve bölgesel çıkarlarına tehdit olduğu biliniyor.
Eski Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin vefatıyla bölgesel bir güç mücadelesi olduğu biliniyor. Bafil ve Kubad kardeşler iktidar konusunda çekişme içinde. Bafil’in PKK-YPG terör örgütüyle ilişkilerini geliştirerek Erbil’e karşı bir güç oluşturmak ve İran’ın yanı sıra ABD’den de destek almak istediği değerlendirmeleri yapılıyor. Bölücü örgütün Erbil yönetimiyle arasının iyi olmadığı biliniyor. PKK’nın sözde yetkilileri yaptıkları art arda açıklamalarla KDP ve Barzani yönetimini suçlayarak “Türk” dostu olduğunu savunuyor.
MİT SÜLEYMANİYE’DE, TALABANİ PKK İLE İYİ İLİŞKİLER KONUSUNDA DİRETMEMELİ!
Milli İstihbarat Teşkilatı Suriye’de olduğu gibi Irak’ta da operasyon derinliğini genişletmiş durumda. Dağlarda başlayan teröristleri etkisiz hale getirme faaliyetleri Irak’ın iç noktalarına ulaştı. Sadece Mart ayı içinde, terör örgütünün sözde sorumlularından Rojda Bilen’le Hüsnü Kümek, sözde gençlik yapılanması sorumlusu Gülsün Silgir gibi isimler Süleymaniye’de etkisiz hale getirildi. Kümek’in PKK’nın elebaşlarından Cemil Bayık ve Duran Kalkan’ın kurye ve korumalığını yaptığı biliniyordu. SİHA’lar ayrıca Arbat Havaalanı’nda bulunan PKK’nın işlettiği dron üretim merkezini havaya uçurdu.
İran’ın Süleymaniye’deki yönetime verdiği destek açık. Ancak statünün değişmesi durumunda Tahran’ın Talabani için Türkiye ile çatışma riskine girmeyeceği de öngörülüyor. Nitekim İsrail’in Körfez ve Azerbaycan ile olan ilişkileri göz önünde bulundurulduğunda, İran yeni bir düşman istemeyecektir. ABD’nin ise teröristlere verdiği tüm desteğe rağmen, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerçekleştirdiği operasyonlarda, Ankara ile karşı karşıya gelmemeyi tercih ettiği görüldü.
Dolayısıyla Bafil’in tüm bunları göz önünde bulundurarak, teröristlere destek vermek yerine, köklü bir devlet geleneğine sahip, kendisini de henüz düşman olarak tanımlamamış Türkiye ile ilişkilerini düzeltmesinin kendi iktidarı için de faydalı olabileceği değerlendirmesi yapılabilir. Nitekim Irak yönetiminin de terörle mücadele alacağı karar, yalnız başlarına olmayacak.
İran destekli Haşdi Şabi’nin ikna edilmesiyle gerçekleşecek. Bafil’in bu durumda kendisini koruyabilecek bir silahlı gücü kalmıyor. Mevcut iktidar mücadelesinde Ankara’nın kritik bir rolü olduğunu da bildiği için Türkiye ile temasa geçmek istediği ifade ediliyor. Türkiye’nin bu konuda tavrı net. PKK’ya verilen tavizler sona ermeden Bafil ile görüşme olmayacağı net bir şekilde iletiliyor.
]]>
BAYKAR’IN ENVANTERİ GENİŞLİYOR
Çakır füzesiyle ilk uçuşunu da geçtiğimiz haftalarda gerçekleştiren Akıncı hedefini başarıyla vurdu. Jane’s Report, Akıncı’nın yine milli üretim olan mini güdümlü akıllı füze ‘MAM-L’ ve ‘MAM-T’ füzelerini de envanterinde bulundurduğuna dikkat çekti. Füzelerin lazer yönlendirme sistemine sahip olduğunu da ifade eden Jane’s ”Akıncı aynı anda MAM-L, MAM-T ve daha ufak olan MAM-C füzelerini taşıyabiliyor. Baykar, Çakır’ı da SİHA’ya entegre ederek mühimmat envanterini genişletiyor” ifadelerine yer verdi.

DERİNGÖZ DENİZCİLİK BASININDA
Dünyanın saygın denizcilik yayın organlarından Naval Today de Aselsan tarafından üretilen ve savunma dünyası tarafından performansı merakla beklenen Türkiye’nin ilk insansız otonom sualtı aracı (İSA) ‘Deringöz’ün dalış testlerinin tamamlandığını küresel savunma sektörüne duyurdu.
İSA’nın hem askeri hem de sivil görevlerde kullanılabildiğinin altını çizen yayın organı ”yüksek manevra kabiliyeti, isabetli navigasyon kapasitesi, görev mühimmatının çeşitliliği, optik ve sonar görsel teknolojileri ve kablosuz iletişim özellikleriyle dikkat çekiyor” ifadeleriyle Deringöz’ün tanıtımını yaptı.

MİDLAS TANITILDI
600 metre derinlikte görev yapabilen ve “üstün kabiliyetli” olarak tanımlanan Deringöz için Naval Today sitesinde İSA’nın görev yelpazesi de “sualtı araştırma, gözlem, istihbarat, mayın yer belirleme, boru hattı yeri belirleme, liman ve üs koruma” ifadeleriyle tanıtıldı. Naval Today ayrıca Türkiye’nin ilk ulusal firkateyni olan TCG Istanbul’dan (F-515) ilk milli dikey füze fırlatma sistemi olan MİDLAS’ın başarıyla HİSAR-D RF füzesini fırlattığını da okuyucularına duyurdu. Yayın organında “böylece Türkiye’de ilk kez ulusal bir hava savunma platformu, ulusal bir deniz savaş aracından milli bir fırlatma sistemi kullanılarak test edildi” yorumunda bulunuldu.
“TÜRK GÜCÜ DURMAYACAK”
Naval Today’de ayrıca “Türkiye’nin deniz mühendislik gücü donanmasını gelişmiş teknolojilere sahip savaş platformlarıyla donatmaya devam edecek gibi görünüyor” yorumunda bulunuldu. Yayın organı TCG Istanbul’un geçtiğimiz Ocak ayında Türk Deniz Kuvvetleri’ne katıldığının da altını çizdi.
900 BİN KM’İ TB2 KORUYACAK
Bir başka savunma yayın organı ABD merkezli The Defense Post ise Hint Okyanusu’nda yer alan Maldivler’in ulusal güvenlik ve gözlem/keşif görevlerini gerçekleştirebilmek amacıyla ilk TB2 Bayraktar SİHA’larını aldığının altını çizdi. TB2’lerin bir hafta içinde operasyon görevlerine çıkmaya başlayacaklarının altını çizen yayın organı ülkenin bu sayede 900 bin kilometre karelik münhasır ekonomik bölgesini korumayı planladığını da iddia etti.
HİNDİSTAN GERİLİMİ TB2’Yİ GETİRDİ
Yayın organında 37 milyon dolarlık anlaşma ile temin edilen TB2’lerin Türkiye’den ithal edilmesinin arka planında ise ada ülkesinin Hindistan ile yaşadığı gerilimler olduğu ileri sürüldü. Yayın organındaki bilgilere göre Hindistan’ın bölgede hamilik ve hak iddia etmesi Maldivler’i TB2’lerin acil temini noktasında harekete geçirdi.
“TÜRK DİZİSİ GİRDİĞİ ÜLKEYİ MUTLAKA FETHEDİYOR”
Türk dizilerinde daha çok “olayların insanlar üzerinde etkilerinin” ve “duyguların” öne çıktığını dile getiren Aksoy, “Türk dizilerinin tabii içerdiği farklı etkenler de var. Aile ortamında seyredilebilir olması Türk dizilerinin bütün dünyada çok başarılı olmasına yol açtı. Türk dizisi girdiği ülkeyi mutlaka fethediyor.” dedi.
Aksoy, Türk dizilerinin halihazırda Latin ülkeleri, Orta Doğu, Doğu Avrupa, Türk Cumhuriyetleri, Asya, Rusya, Afrika, İspanya, Portekiz gibi bölgelerde ve ülkelerde yoğun talep gördüğünü belirterek, Kuzey Amerika’da da İspanyolca yayın yapan televizyon kanallarından ilgi gördüğünü anlattı. Aksoy, Türk dizilerinin sıradaki hedefinin Çin pazarına girmek olduğunu, bu sayede orada da başarılar elde edileceğini anlattı.
Türkiye’de 6 televizyon kanalının “prime time” boyunca dizi yayınladığına dikkati çeken Aksoy, “Bunların her biri aşağı yukarı bir yılda 10-12 dizi ısmarlıyorlar. Demek ki yılda 60-70 dizi çekiliyor. Zaten bunların da 10-12 tanesi başarılı oluyor. O başarılı olanların içerisinde erkek hikayesi olan diziler pek satılamıyor. Yani daha çok kadın hikayeleri olanlar satılıyor.” diye konuştu.
“100 BİN DOLARA İHRAÇ EDİLEN DE, 300 BİN DOLARA DA”
Fatih Aksoy, Türklerin dizi algısıyla, dünyadaki Türk dizisi algısının farklı olduğunu belirterek, yurt dışındakilerin Türk dizilerinin en başarılı olanlarını izlediğini söyledi.
Aksoy, “En başarılı olanları izledikleri için de Türk dizisi algıları çok yüksek. ‘Türkler çok iyi dizi yapıyor’ diye düşünüyorlar. Halbuki Türkiye’de insanlar dizilerin hem iyisini hem de tutmayanlarını görüyor. Dolayısıyla Türkiye’deki algı biraz daha farklı. Ama yabancılar yalnızca dizilerin en iyilerini gördükleri için çok yüksek algıları var. 170 ülkeye her yıl 8-10 dizi satılıyor.” ifadelerini kullandı.
Dizilerde bölüm başı maliyetin yaklaşık 300 bin dolar seviyesinde olduğu bilgisini veren Aksoy, yapımcıların yurt dışı satışlarıyla birlikte para kazandıklarını bildirdi.
Reklam gelirlerinin televizyon kanallarından dijitale doğru kaymasıyla kanalların para kazanmakta zorluk çekmeye başladığını ifade eden Aksoy, bu yönde televizyon kanallarının desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
Aksoy, “Bahar” ve “Yargı” dizilerinin şu an çok fazla talep gördüğünü belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir Türk dizisinin, dünyada 800 milyon izleyiciye ulaşabilecek potansiyeli bulunuyor. Şunu söylemem gerekir; dizilerde sezon satılır. İhracat rakamı da ülkeye ve projeye göre değişiyor. 100 bin dolara ihraç edilen de vardır, 300 bin dolara da… Hem bölüm sayısının çok olması hem de çok fazla ülkeye satılmış olması sebebiyle ‘Muhteşem Yüzyıl’ ve ‘Yasak Elma’ dizilerinin muhtemelen en fazla gelir elde edilen işler olduğunu düşünüyorum. Bölüm sayısı çok fazla olunca ve hepsi de satılınca ciddi bir gelir elde edildiğini düşünüyorum.”
“TÜRKİYE KENDİ DİZİLERİNİ BÜTÜN DÜNYAYA İZLETEN BİR ÜLKE HALİNE GELDİ”
HİB Eğlence ve Kültür Hizmetleri Komitesi Başkanı Aksoy, Türk dizilerinin Türkiye turizmine de olumlu katkılar sağladığını belirterek, “İstanbul’un dünyada en fazla turist çeken şehir” olmasında Türk dizilerinin önemli bir katkısı olduğunu vurguladı.
Dizilerin popüler olmasıyla İstanbul’u ziyaret etme isteği arasında bağlantı olduğunu anlatan Aksoy, “Bizde mesela Japon ve Çinli turist Roma, Paris gibi şehirlere göre daha azdır, o turistlerin henüz gelmemesine rağmen birinci sıradayız. Onun dışında Türk üniversitelerinin, Türk hastanelerinin yanı sıra Türk mallarının kullanımıyla ilgili olarak, siz bir ülkenin dizisini seyreder ve onu severseniz o ülkeyle ilgili iyi bir duyguya sahip olursunuz. Böylece o ülkenin malı da size daha güvenilir gelir.” diye konuştu.
“DİZİLERDE ABD’NİN YERİNİ BÜYÜK ÖLÇÜDE TÜRKİYE ALDI”
Fatih Aksoy, Türk dizilerinin Türkiye’nin algısını olumlu etkilediğini kaydederek, sözlerini şöyle tamamladı:
“ABD de filmler üzerinden gitti ve filmleri öne çıkararak dünya imparatorluğu haline dönüştü. Amerikan film sektörü gayet başarılı, dizi sektörü o kadar değil artık. Onun yerini büyük ölçüde Türkiye aldı. Türk dizilerinin dünyadaki yaygınlığı Amerikan dizilerini geçti. Amerikan sinema ve dizi endüstrisi daha büyük ihracat yapıyor. Ama dizinin yaygınlığına bakarsak Türk dizileri şu anda dünyanın en yaygın biçimde izlenen dizileri. Bunun da Türkiye ile ilgili batı basınında zaman zaman çıkan tezviratı, çok boşa çıkartan bir yönü var. Siz ne kadar Türkiye ile ilgili olumsuz bir şey söylerseniz söyleyin, insanlar akşam oturup bir Türk dizisi seyrediyor, ‘Bugün bir şey okudum ne alakası var Türkler gayet güzel eğleniyor.’ diye düşünüyor. Bu anlamda, Türkiye kendi dizilerini bütün dünyaya izleten bir ülke haline geldi.”
“FİLM PLATOSUNDA 50 BİNİ AŞKIN TURİST AĞIRLADIK”
Yapımcı ve senarist Mehmet Bozdağ da dünyada dizi ihtiyacının büyük bir kısmını Türkiye’nin karşıladığını belirterek, “Örneğin, salgında bütün dünya durmuşken, biz büyük bir başarıyla hem izole olup hem de kaliteli içerikler üretmeye devam ettik. Bu olay bizi dünyada bir adım daha ileriye taşıdı.” dedi.
Bozdağ Film olarak ürettikleri içerikleri 105’i aşkın ülkeye ihraç ettiklerini dile getiren Bozdağ, ABD’den Tayland’a, Güney Afrika’dan Rusya’ya kadar birçok coğrafyada geniş kitlelere hitap ettiklerini söyledi.
Bozdağ, “Bizim kadim hikayelerimiz, çekim kalitemiz ve hızlı içerik üretiyor oluşumuz dünya pazarını, tabiri caizse, yoğun bir şekilde besliyor. Ülkemiz, kültürümüz, töremiz dünyanın dört bir yanında büyük ilgi görüyor. Yaptığımız içerikler sayesinde hem kültürümüzü yabancılara aktarıyor hem de ülkemizin tanıtımına katkı sağlıyoruz.” şeklinde konuştu.
Bozdağ Film Platolarını yakın zamanda ziyarete açtıklarını anımsatan Mehmet Bozdağ, şu ana kadar platoda 50 bini aşkın turist ağırladıklarını bildirdi.
Mehmet Bozdağ, platoya ziyarete gelen turistlerin kimi zaman Türkçe konuştuğunu, kimi zaman da Türk tarihiyle ilgili hikayeler anlattığını ifade ederek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Sektörün gelişmesi adına devletimizin öncülüğünde bir birliğin sağlanmasının çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu kapsamda yapılan her çalışmaya katılıp ülkemizi ve kültürümüzü anlatmak adına yoğun mesai harcıyoruz. Hedefimiz platolarımızda yıllık 1 milyon ziyaretçiyi ağırlamak. Yaptığımız bu çalışmalar ve içerikler yiyecek-içecek sektöründen turizme kadar birçok sektörün gelişmesinde önemli rol oynuyor.”
Ramazan sofralarında yapılan duaların bütün insanlığın esenliğine, refahına ve huzuruna vesile olmasını temenni eden Kurtulmuş, “Bizler bu ortamda rahat bir şekilde iftarlarımızı yaparken dünyanın dört bir tarafında yokluk, kıtlık, açlık, baskı, zulüm altında ramazanlarını idame ettirmeye, oruçlarını tutmaya gayret gösteren, gerçekten büyük bir güvenlik endişesi içerisinde yaşayan milyonlarca Müslüman kardeşimize de Cenabıallah’tan esenlik ve barış diliyoruz. İnşallah bu ramazan, başta Gazzeli Müslümanlar olmak üzere, bütün Müslümanların içinde yaşadıkları zorlukları aştıkları sabırla, selamete eriştikleri son ramazan olur diye temenni ve dua ediyorum.” İfadelerini kullandı.
İnsanlık tarihinin en zor, en büyük, en önemli kriz ve kaoslarının yaşandığı, büyük belirsizliklerin iç içe geçtiği bir dönemin yaşandığını belirten Kurtulmuş, modern çağlarda bu kadar çok sorunun üst üste ve iç içe yaşandığı dönemlerin çok nadir olduğunu söyledi.
Küresel iklim krizinden çevre krizlerine, düzensiz göç meselesinden işgallere, iç çatışmalara ve ülkeler arasındaki huzursuzluklara, Gazze’de son örneği görülen uluslararası kuralları yok sayan insanlık dışı davranışlara kadar birçok alanda büyük felaketler yaşandığını anlatan Kurtulmuş, şöyle konuştu:
“İnsanlığın tecrübesi bize açık bir şekilde göstermiştir ki bugün yaşadığımız bu sorunların hiçbirisini tek başına bir tek ülkenin aşması mümkün değildir. Uluslararası alanda yaşadığımız krizleri ve kaosları, bu büyük problemleri hep beraber uluslararası camia olarak dayanışma içerisinde aşmayı başaracağız. Aksi takdirde terörden iklim değişikliklerine kadar, ülkelerin iç çatışmalarından, düzensiz göç meselesine, İslamofobiye kadar bugün karşılaştığımız bütün bu sorunlar bizleri yutacak, içine alacak ve bu sorunların çözümsüzlüğü içerisinde insanlık maalesef başka bir yere savrulacaktır.
Onun için uluslararası sofra niteliğinde olan bu soframızda bir kere daha açıkça ifade ediyor ve ilan ediyoruz ki gelin, uluslararası camia olarak insanlığın sorunlarını hep beraber müzakere ederek, anlayış içerisinde, karşılıklı rıza içerisinde çözebilelim. Eğer sorunlarımızı tartışıp bunlar için çözüm noktasına odaklanabilirsek inanın ki bugün karşımızda devasa sorunlar gibi duran bu işlerin, bu gelişmelerin her birisi bizler için yeni bir fırsata dönebilir. Bu fırsatları yaratabilmek, oluşturabilmek uluslara camianın elindedir.”

“Diplomasi masasının gücünü Türkiye olarak hiçbir zaman ihmal etmedik”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Türkiye’nin dış politikada son derece aktif ve yoğun bir dönemin içerisinden geçtiğini bildirdi.
Dış politikada çok farklı alanlarda sürdürdükleri çabalara işaret eden Kurtulmuş, “sorunlara karşı barışçıl çözümleri ortaya koyabilme iradesi”nin Türk dış politikasındaki önemli dayanaklardan olduğunu belirtti.
“Sorunlar ne kadar büyük olursa olsun diplomasi masasının gücünü Türkiye olarak hiçbir zaman ihmal etmedik, diplomasiyi ötelemedik.” diyen Kurtulmuş, sorunların çözümü için karşılıklı rızaya dayalı müzakereleri açık tuttuklarını ve diplomasinin bütün kanallarından istifade ettiklerini kaydetti.
Bölgesel ve küresel sorunların çözülebilmesi için “küresel ölçekte adaletin temin edilmesi”nin Türk dış politikasının ana ekseni olduğunu ifade eden Kurtulmuş, “Bu iki temel prensip çerçevesinde Türkiye olarak karşılaştığımız her bir sorunu bir diğerinden ayırt etmeksizin, tek tek muhataplarıyla çözmek için gayret sarf ediyoruz.” şeklinde konuştu.

Rusya-Ukrayna savaşı
Türkiye’nin dış politika anlayışının ana ayaklarından birisinin “barış ve istikrarın sağlanması” olduğunu dile getiren Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Barış ve istikrarı sağlama perspektifine sahip olmayan hiçbir uluslararası çabanın çözüm üretmesinin mümkün olmadığını biliyoruz. Hele ki bizim gibi bütün çevresi sorun alanlarıyla dolu olan bir ülkede birinci hedefinizin barışı ve istikrarı sağlamak olması aşikardır. Bu çerçevede sadece iki alandaki çabalarımızı hatırlatmak isterim. Bunlardan birisi, hemen yanı başımızda Rusya ve Ukrayna arasında devam eden çatışmada Türkiye olarak başından itibaren barışçıl, hakkaniyetli bir çözümden yana olduk. Her ikisi de komşumuz olan, her ikisiyle de ilişkilerimiz olan Rusya ve Ukrayna arasındaki savaşın bir an evvel bitirilmesinin sadece iki ülkenin lehine değil bölgenin, Avrupa’nın ve bütün dünyanın menfaatine olduğunu biliyoruz. Bunun için Sayın Cumhurbaşkanımız her iki ülke lideriyle yakın temasla, neredeyse meseleyi çözüm noktasına getirmişken maalesef bazı ülkelerin tavırları yüzünden çözüm noktasından uzaklaşıldı.”
Türkiye’nin, Rusya-Ukrayna arasında kalıcı ve adil bir barışı savunurken aynı zamanda bu savaşın yayılma potansiyelini de gören bir ülke olarak bunu açık bir şekilde ifade ettiğini aktaran Kurtulmuş, “Çünkü hepimiz biliyoruz ki Rusya ve Ukrayna arasındaki savaş, sadece Rusya-Ukrayna arasında değil, Rusya ile bütün Batı dünyası arasında bir savaş olma potansiyeline sahiptir. Hatta daha ileriye gidelim. Allah korusun, Rusya-Ukrayna savaşı barışçıl bir şekilde sonlandırılamazsa üçüncü dünya savaşının ayak seslerini duymamız bile mümkündür.” ifadelerini kullandı.
Rusya ve Ukrayna ile eş zamanlı görüşebilen dünyadaki tek ülkenin Türkiye olduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, bunu sürdürmeye gayret ettiklerini söyledi.
Kurtulmuş, iki ülke arasındaki savaşın adil, hakkaniyetli bir şekilde sona ermesi temennisinde bulundu.

İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları
Kurtulmuş, İsrail’in 7 Ekim 2023’te başlattığı Gazze’ye yönelik saldırılarına değinerek, şunları kaydetti:
“Türkiye olarak biz, başından itibaren iki devletli çözümün tek çıkar yol olduğunu söylüyoruz. Maalesef özellikle 7 Ekim’den sonra modern zamanların gördüğü en büyük insani katliamlardan birisini yapan, hatta Holokost’a dair İsrail’in bütün propagandalarını yerle bir eden, Yahudilere karşı Avrupa’da yapılan Holokost’tan daha acısını, daha sancılısını, daha vahşisini Filistinlilere karşı gerçekleştiren bir holkostla karşı karşıyayız. Türkiye olarak ilk günden itibaren Müslüman Gazze halkına karşı yapılan soykırıma varan bu katliamın durdurulması, acil ateşkes ve insani yardımın gerçekleştirilmesi için barışçıl bütün mekanizmaları harekete geçirmeye çalıştık. Ama ne yazık ki İsrail, bazı çevrelerden aldığı desteklerle bu pervasız saldırganlığını sürdürdü.
Şunu çok açık ifade ermek gerekir ki aslında Gazze’ye karşı yapılan bu saldırı, doğrudan doğruya insanlığa yapılmış bir saldırıdır. Gazze saldırısı karşısında aslında bütün devletler, bütün ülkeler ve sekiz milyara yakın insanlığın tamamı bir sınavla karşı karşıyadır. Bu katliamı görmezden gelenler, bu katliama destek olanlar, bu katliamı sessiz bir şekilde izleyenler en az bu soykırıma varan katliamı gerçekleştirenler kadar suçludur. Onun için biz başından itibaren bütün dünyada bu konuda bir uyanışın gerçekleşmesi için ülke olarak üzerimize düşen bütün sorumlulukları yerine getirmeye gayret ettik.”

“İsrail’in saldırıları yeryüzünün her yerinde insanlık cephesinin kurulmasını sağladı”
Gazze’de 35 binden fazla insanın öldürüldüğünü, binlerce insanın yıkıntıların altında olduğunu belirten Kurtulmuş, Gazze’deki insanların bir bardak su, yarım lokma ekmek bulamayacak kadar yokluk içerisinde olduklarını kaydetti.
Gazze’de bütün bunlar olurken bir taraftan da dünyanın birçok başkentinde milyonların sokağa çıkarak “Yeter artık bu vahşeti durdurun.” diyerek hükümetlerine rağmen insanlıklarını ortaya koyduğunu ifade eden Kurtulmuş, İsrail hükümetinin Gazze’ye yaptığı insanlık dışı saldırılarla yeryüzünün her yerinde insanlık cephesinin kurulmasını, dirilmesini ve canlanmasını sağladığını söyledi.
Kurtulmuş, Türkiye olarak bu bölgesel sorunun çözülebilmesi ve bölgede güven ve istikrarın temin edilebilmesi için acilen ateşkesin sağlanması, İsrail’in ölüm mekanizmasının durdurulması gerektiğini vurguladı.

“Türkiye, terör örgütlerinin tamamına karşı mücadele vermektedir”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, adına ticaret ya da vekalet savaşları denilen yeni tür savaşların terör örgütlerini cesaretlendirdiğini, halklar arasında fitne ve fesat yayılmasına neden olduğunu, Orta Doğu’da, Afrika’da, Asya’da binlerce masum insanın öldürülmesine neden olduğunu ifade etti.
“Bazı ülkeler ‘vekalet savaşları’ adı altında terör örgütlerini, kendi araçları olarak görüp dış politikalarının bir kartı olarak kullanırken Türkiye, terör örgütlerinin tamamına karşı hiçbir ayrım gözetmeksizin mücadele vermektedir.” ifadesini kullanan Kurtulmuş, bu anlamda güven ve istikrarın sağlanmasının Türk dış politikasının bir numaralı önceliklerinden olduğunun altını çizdi.

“Ekonomik alanlarda işbirliği ancak karşılıklı menfaat ilişkisine göre sürdürülebilir”
Kurtulmuş, ekonomik büyüme ve her alandaki işbirliğinin karşılıklı kazan-kazan prensibi çerçevesinde, muhatap ülkelerin müşterek menfaatleri oluşacak şekilde geliştirilmesinin dış politikadaki bir başka önemli konu olduğuna işaret etti.
Türkiye’nin Afrika, Asya, ve Avrupa başta olmak üzere dünyanın dört bir tarafında ikili ilişkilerini geliştirdiği ülkelerin tamamıyla kazan-kazan perspektifiyle ticari, kültürel ve diğer alandaki ilişkilerini yürüttüğünü söyleyen Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Ekonomik alanlarda işbirliği ancak karşılıklı menfaat ilişkisine göre sürdürülebilir, hiçbir ülkenin bir diğerini ekonomik olarak baskı altına alabileceği bir şekilde devam ettirilemez. Türkiye olarak, bütün bu alandaki çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bu karşılıklı fayda esasında özellikle Afrika ve Asya’da kültürel diplomasi gücümüzü de kullanarak bu bölgenin halklarıyla dayanışmamızı artırıyoruz.”
“İslam karşıtlığına karşı mücadele etmek uluslararası camianın topyekun boynunun borcudur”
Kurtulmuş, “küresel sorunlara çözüm bulma” başlığının Türk dış politikasının bir diğer konusu olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:
“Karşılaştığımız küresel sorunların hepsine hep beraber çözüm üretmek, çözümleri geliştirmek ve müşterek bir şekilde mücadele etmek zorundayız. İslamofobiyle mücadele, bir ülkenin tek başına yapabileceği bir iş değildir. İslamofobiyle mücadele, sadece Müslüman ülkelerin de yapacağı bir mücadele değildir. İslamofobi, aslında ırkçılığın, faşizmin, ötekileştirmenin, insanlar arasında bir hiyerarşi kurmanın en açık suçlarından birisidir. Özellikle Batı ülkelerinde yabancı düşmanlığı ve göçmen karşıtlığının arkasına gizlenen bu İslam karşıtlığına karşı mücadele etmek uluslararası camianın topyekun boynunun borcudur. Özellikle Avrupalı dostlarımız için şunu söylemek isterim; Bugün Avrupa’da artan ve hepimizin endişeyle izlediği ırkçılık ve yükselen faşizm dalgası, aşırı sağ akımlar, İslamofobi ve yabancı düşmanlığı aslında Avrupa’nın mutedil, makul, ana akım siyasetinin damarlarını köreltmektedir. Bu çerçevede, hep birlikte bütün bu küresel sorunlara karşı, çözüm bulma iradesini ortaya koyacağız.”
İklim krizlerine ya da teröre karşı da bir ülkenin tek başına mücadele etmesinin mümkün olmadığını belirten Kurtulmuş, “Bu sorunların hiçbirisini bir diğerinden ayırt etmeksizin, ‘Bizim işimize geliyor-işimize yaramıyor’ diye tasnif etmeksizin bütün insanlık olarak el birliğiyle bu sorunları ortadan kaldırmak için mücadele etmeliyiz.” dedi.

“Uluslararası camia, sorunları bir sonuç olarak ele alıyor”
Bugün uluslararası camiayı meşgul eden sorunların birçok sebebi olduğunu ifade eden Kurtulmuş, Afganistan’ın işgalinin Afgan göçmen sorununu doğurduğunu, Irak’ın işgalinin yüzbinlerce Iraklıyı yerlerinden, yurtlarında ettiğini anlattı.
Kurtulmuş, “Eğer vekalet savaşları üzerinden Suriye bugün paramparça hale getirilmeseydi Suriye’nin insanları başka yerlere göç etme ihtiyacı hissetmeyeceklerdi. Eğer dünya bir araya gelip açlık sorununu çözebilecek adımları atsaydı, Afrika’nın aç insanları sadece yarım lokma ekmek için Avrupa’ya göç etmek için baskı kurmayacaktı. Sadece sonuçlara odaklanmak değil, onları ortaya çıkaran nedenleri tek tek ortadan kaldırmak uluslararası toplumun başlıca vazifesidir.” değerlendirmesinde bulundu.
“Yeryüzünde yeni, adil, hakkaniyetli bir küresel sisteme ihtiyaç vardır”
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Türkiye’nin dış politikasının en önemli ana direklerinden birisinin de küresel ölçekte adalete, hakkaniyete dayalı yeni bir dünya sisteminin kurulması olduğunu aktardı.
Kurtulmuş, “Tek başımıza kaldığımızda herhalde hiçbirimiz bugünkü dünya sisteminin işlediğini söyleyemez. Hatta bugünkü dünya sisteminin sahibi olarak kendisini görenler dahi bugünkü dünya sisteminin çalıştığını iddia edemez. Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere dünyanın bütün kurum ve kuruluşları iflas etmiştir.” ifadesini kullandı.
Birleşmiş Milletlerin (BM) iflasının en hazin görüntüsünün, BM Genel Sekreteri Antonia Guterres’in Refah Sınır Kapısından içeri girmek için bekletilmesi olduğunu belirten Kurtulmuş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Barışı sağlayacak Birleşmiş Milletlerin Genel Sekreteri bile barışı sağlayabilmek için o zulmün yapıldığı topraklara giremiyor. Yeryüzünde yeni, adil, hakkaniyetli bir küresel sisteme ihtiyaç vardır. Şu anda anlı şallı dünyanın hemen hemen bütün kurumlarının tamamı iflas etmiş, tamamı fonksiyonsuz hale gelmiştir. Bunun birçok nedeni var. Nedenler üzerinde durmadan şunu söylemek istiyorum. İki temel meseleyi alıp önümüze koymadan yeni bir dünya sistemi kuramayız. Bunlardan birisi, yeryüzünde yaşayan insanların tamamının yaratılışta eşitliğidir. Hiçbir insan rengi, dili, dini ne olursa olsun bir diğerinden üstün değildir. Beyaz adamın kara tenli adama, erkeğin kadına, zenginin fakire üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin bir diğerine üstünlüğü yoktur. Üstün ırk, insanlığın ürettiği en şeytani düşüncedir. Bu anlamda yeni bir sistem kuracaksak önce sekiz milyar insanın her birinin yaratılışta birbirinin eş olduğu bir anlayışı inşa etmemiz lazım.”
Kurtulmuş, yeryüzündeki devletlerin hepsinin de egemenlikte eşitliğinin kabul edilmesi gerektiğini belirtti.
Gazze olayları karşısında insanlık cephesi dirilmiştir
TBMM Başkanı Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllardır BM kürsüsünden dile getirdiği “Dünya 5’ten büyüktür” sözünün, “insanlık vicdanının gönül sızısı” olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
“Dünya beş tane ülkenin insafına terk edilemez. Terk edilemeyeceğini dün Ruanda’da gördük, bugün Gazze’de görüyoruz. Dünyada 140 ülke bu yapılan zulme, ‘Bu zulümdür, adil ateşkes sağlansın.’ diyor, bir tane ülke veto ediyor ve karar alınamıyor. Böyle bir sistem olmaz. Bu sistem çağ dışıdır. Bu sistem, insanlığı taşıyamamaktadır. BM Güvenlik Konseyinde Afrikalı dostlarımız temsil ediliyor mu? Hiç edilmiyor. BM Güvenlik Konseyinde nüfusu iki milyara yaklaşan İslam alemi temsil ediliyor mu? Edilmiyor. Dünyanın birçok yerinde insanların büyük bir çoğunluğu temsil edilmiyor. Artık BM başta olmak üzere Dünya Sağlık Örgütünden tutun Dünya Bankasına kadar birçok kurum ve kuruluşun hatta üzülerek ifade ediyorum ki Avrupa Birliğinin bile birçok açıdan artık fonksiyonlarının yerine getirilememekte olduğunu görüyoruz. Hep birlikte bir uyanışa, bir silkinişe ihtiyacımız var. Bu sadece bir tek ülkenin yapabileceği bir şey değil.”
Gazze olayları karşısında insanlık cephesinin dirildiğini, milliyeti, rengi, dili ne olursa olsun, haktan yana, adaletten yana olanların dünyanın her yerinde seslerini yükselttiğini dile getiren Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Ümit ediyoruz, öyle olmasını temenni ediyoruz ki inşallah yer yüzünde yeni bir dünyanın kurulması, hakkaniyetin, adaletin tesis edilmesi mümkün olur. Bunun için uluslararası camianın mensupları olarak hep birlikte hareket etmek ve ortak kararlar almak mecburiyetindeyiz. Türkiye’deki dostlarımız olarak, burada faaliyet gösteren büyükelçileri, siz değerli dostlarımızı, uluslararası kuruluşların temsilcilerini, Türkiye’nin dış politika vizyonunda tabii ortaklarımız, tabii fikir alışverişinde bulunacağımız dostlarımız olarak telakki ediyoruz. Burada gelişecek, Türkiye’nin de içinde bulunduğu yeni bir dünya arayışının kendi ülkeleriniz ve hükümetleriniz nezdinde de dile getirilmesi için sizlerden insanlık adına, insanlık cephesine destek olmanızı bekliyoruz.”
Slogan ve teması “Ülke için var olduk, bir ülküye yar olduk. Ülkeye sevda, ülküye yemin” ve “Ülkümüz ömür boyu candan öte” olarak belirlenen kurultayda Genel Başkan ile 75 üyeden oluşan Merkez Yönetim Kurulu (MYK) ve 9 üyeden oluşan Merkez Disiplin Kurulunu (MDK) seçilecek. Ardından MYK içinden 15 üyenin yer aldığı Başkanlık Divanı oluşturulacak.
Kurultayda ayrıca 25 yedek MYK ve 5 yedek MDK üyesi de seçilecek. Böylece, MHP Lideri Devlet Bahçeli, 11. kez genel başkanlığa aday gösterilmiş olacak.
BAHÇELİ’DEN ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR
Kurultayda konuşan Bahçeli’nin açıklamalarından satır başları:
Aziz Türk milleti, kurultay divanımızın başkan ve üyeleri bugünkü heyecanımızı paylaşan misafirlerimiz, vatan ve millet sevdalısı ülküdaşlarım, sevgili bozkurtlar, sevgili asenalar, değerli basın mensupları böylesi bir coşkuya sahip ömrümün en gurur bahşeden anlarından birisidir.
Sizler gibi dava arkadaşlarına sahip olduğum için bahtiyarım. Verdiğiniz güvenle bastığınız yerleri titreten güçtesiniz. Ötelerin ötesinden geliyor yürekli sesiniz. Gün oldu şehadet düştü hayat sahnemize, gün oldu tanık olduk saldırılara. Aldanmadık satanlara, aldırış etmedik dünya saltanatına.
Yurt içinden ve yurt dışından kurultayımızı takip eden vatandaşlarımızı selamların en güzeli ile selamlıyorum. Türk milletinin ahlak ve yürek gücünün timsali olan sizlerle iftihar ediyorum. Türkiye’mizin 81 ilini temsilen hazır bulunuyorsunuz bu salonda.
Doğusundan batısından güneyinden kuzeyine tüm güzellikleriyle tüm renkleriyle görkemiyle Türkiyemiz hamdolsun buradadır. Şehitlerimizin aziz hatıraları gazilerimizin fedakarlıkları Yusuf yüzlülerimizin anıtlaşmış mücadeleleri bizimledir. Alparslan Türkeş Bey’in kutlu emanetleri başımızın üstünde kalbimizin tahtındadır.
Türk milletinin kutup başı olan bütün değerlerimiz aramızda, yanımızdadır. Mücadeleleri mücadelemiz, hedefleri hedeflerimizdir.
Ülkümüzden dönersek, döneklere güvenirsek gök girsin kızıl çıksın. Yeni yüzyıla damgamızı vurmazsak gök girsin kızıl çıksın. Haktan hakikatten milim ayrılırsak gök girsin kızıl çıksın.
Aziz milletimizin, Türk İslam aleminin Ramazan’ı şerifi mübarek olsun. Oruç ibadetinin hakkını vermeliyiz. Dili başka kalbi başka olan densiz olan zihniyetlere benzemeyiz. Demlenmiş müflis tellalları olamayız. Olduğumuz gibi görünmek bizim faziletimizdir.
Davamız ağırdır, önüne gelenin kaldırması imkansızdır. Davamız Türklüğün, Türk milletinin davasıdır. Davamız mazlumların, gariplerin davasıdır. Allah’ın davasıdır. Dua ile koruma altındadır. Ne mutlu davasından ödün vermeyenlere.
55 yıl boyunca Çanakkale savunması gibi milli ve manevi değerlerimizi savunduk. Biz ferdi kahramanlık sahneleri ile meşgul olmuyoruz. Çanakkale savaşı vatan topraklarında uğradığımız en vahim suikasttır.
Türkiye Cumhuriyetinin yüz yıllık mirasını yağmalayan güruh milletimizi mağlup etmek için yanıp tutuşuyor. Ardışık kumpaslarla Türk siyasetini zehirleme gayretindeler. 14-28 Mayıs tarihlerindeki seçimlerde hayal kırıklığına uğrayan muhalefet birbirini yiyip bitirerek 31 Mart’a kara propaganda ile hazırlanıyor.
“CHP’Yİ SARAÇHANEDEN YÖNETEN ZAT İÇİN VEDA VAKTİ GELDİ”
Türkiye’de bir muhalefet bozgunu yaşanmaktadır. Değişimler baş döndüren kıvama erişmişken muhalefetin çağın gerisinde çakılı kalması ülkemiz adına endişe verici talihsizliktir. Muhalefet hastadır, bu hastalık demokratik sistemi tehdit etmektedir. CHP demlenerek metruk tekneyi aratmayacak şekilde rotasını kaybetmiş korsanlar tarafından rehin alınmıştır. CHP’ye oy veren vatansever vatandaşlarımızın ızdıraplarına kederlenmemek elde değildir. Dem CHP’yi tarihin istikametinden koparmıştır. CHP mayına basmış, siyasi seçenek olmaktan uzaklaşmıştır. Ayaklar baş başlar ayaktır bu partide. Birisi çıkar seçilince belediye kapısından DEM giremez der, biri yanlış anlamadan bahsederek yalancı durumuna düşer. Biri de çıkar DEM’e laf eden başka parti bulsun diyerek PKK avukatlığına heveslenir. Ataşehir’de zikirmatik dağıtan, ofislerde para sayan CHP yönetimi ne yapsa beyhudedir. PKK ile organik bağ kurmasının bedelini sandıkta ödeyecektir. Ankara’daki PKK ile ittifak yapanların hesabını vatandaşımız soracaktır. Büyükşehir belediyesini sıçrama tahtası gören, CHP’yi Saraçhane’den yöneten zat için veda vakti gelmiştir.
“SAYIN CUMHURBAŞKANIM AYRILAMAZSIN, BIRAKAMAZSIN”
CHP’de kimin genel başkan olduğu belli değil. Partisini yönetemeyen yerel yönetimde hizmet edemez.
Cumhur İttifakı 31 Mart’ta millet tarafından verilecek görev için hazırdır. MHP ve Cumhur İttifakı’nın başarması Türk milletinin şahlanmasıdır.
Sayın cumhurbaşkanı yanınızdayız, Türk milletini yalnız bırakamazsınız. Ayrılamazsın, bırakamazsın, Türkiye Yüzyılına beraber yürüyeceğiz. Yeni yüzyılın kurtarıcısı olarak sizi görüyoruz.

ERDOĞAN MESAJ GÖNDERDİ
MHP’nin 14. Olağan Büyük Kurultayı’na Cumhurbaşkanı Erdoğan yazılı bir mesaj gönderdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ankara Arena Kapalı Spor Salonu’nda düzenlenen kurultayda MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın tarafından okunan mesajında şu ifadelere yer verdi:
“Milliyetçi Hareket Partisi’nin 14. Olağan Büyük Kurultayı’nın parti camiası ile birlikte ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum. 15 Temmuz darbe gecesinden beri devletimizin bekası, milletimizin huzuru, ülkemizin güvenliği için Cumhur İttifakı çatısı altında MHP ile yol yürüyoruz. Cumhur İttifakı olarak girdiğimiz her mücadelede sahip olduğumuz ortak zeminin genişliğini ve derinliğini bir kez daha gördük. Biz bu kutlu, ilkeli ve uzun soluklu yoldaşlıktan şeref duyuyoruz. Cumhuriyetimizin ilk asrından en büyük demokrasi ve kalkınma atılımı olan, ilk tohumlarını Devlet Bahçeli’nin attığını bildiğimiz 2023 hedeflerini birlikte hayata geçirdik. Şimdi de Türkiye Yüzyılı’nın inşası için içeride ve dışarıda beraberce zorlu bir mücadele yürütüyoruz. Allah’ın izni, milletimizin desteği, MHP’yi var eden ve yaşatan ülkü devlerinin katkısıyla Türkiye Yüzyılı bayrağını dünyanın burcuna dikeceğimize inanıyorum. Bu duygularla MHP 14. Olağan Büyük Kurultayı’nın bir kez daha hayırlı olmasını diliyorum. Sizlerin şahsında tüm MHP’li kardeşlerimin mübarek Ramazan-ı Şerifini tebrik ediyor, her birinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.”
Slogan ve teması “Ülke için var olduk, bir ülküye yar olduk. Ülkeye sevda, ülküye yemin” ve “Ülkümüz ömür boyu candan öte” olarak belirlenen kurultayda Genel Başkan ile 75 üyeden oluşan Merkez Yönetim Kurulu (MYK) ve 9 üyeden oluşan Merkez Disiplin Kurulunu (MDK) seçilecek. Ardından MYK içinden 15 üyenin yer aldığı Başkanlık Divanı oluşturulacak.
Kurultayda ayrıca 25 yedek MYK ve 5 yedek MDK üyesi de seçilecek. Böylece, MHP Lideri Devlet Bahçeli, 11. kez genel başkanlığa aday gösterilmiş olacak.
BAHÇELİ’DEN ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR
Kurultayda konuşan Bahçeli’nin açıklamalarından satır başları:
Aziz Türk milleti, kurultay divanımızın başkan ve üyeleri bugünkü heyecanımızı paylaşan misafirlerimiz, vatan ve millet sevdalısı ülküdaşlarım, sevgili bozkurtlar, sevgili asenalar, değerli basın mensupları böylesi bir coşkuya sahip ömrümün en gurur bahşeden anlarından birisidir.
Sizler gibi dava arkadaşlarına sahip olduğum için bahtiyarım. Verdiğiniz güvenle bastığınız yerleri titreten güçtesiniz. Ötelerin ötesinden geliyor yürekli sesiniz. Gün oldu şehadet düştü hayat sahnemize, gün oldu tanık olduk saldırılara. Aldanmadık satanlara, aldırış etmedik dünya saltanatına.
Yurt içinden ve yurt dışından kurultayımızı takip eden vatandaşlarımızı selamların en güzeli ile selamlıyorum. Türk milletinin ahlak ve yürek gücünün timsali olan sizlerle iftihar ediyorum. Türkiye’mizin 81 ilini temsilen hazır bulunuyorsunuz bu salonda.
Doğusundan batısından güneyinden kuzeyine tüm güzellikleriyle tüm renkleriyle görkemiyle Türkiyemiz hamdolsun buradadır. Şehitlerimizin aziz hatıraları gazilerimizin fedakarlıkları Yusuf yüzlülerimizin anıtlaşmış mücadeleleri bizimledir. Alparslan Türkeş Bey’in kutlu emanetleri başımızın üstünde kalbimizin tahtındadır.
Türk milletinin kutup başı olan bütün değerlerimiz aramızda, yanımızdadır. Mücadeleleri mücadelemiz, hedefleri hedeflerimizdir.
Ülkümüzden dönersek, döneklere güvenirsek gök girsin kızıl çıksın. Yeni yüzyıla damgamızı vurmazsak gök girsin kızıl çıksın. Haktan hakikatten milim ayrılırsak gök girsin kızıl çıksın.
Aziz milletimizin, Türk İslam aleminin Ramazan’ı şerifi mübarek olsun. Oruç ibadetinin hakkını vermeliyiz. Dili başka kalbi başka olan densiz olan zihniyetlere benzemeyiz. Demlenmiş müflis tellalları olamayız. Olduğumuz gibi görünmek bizim faziletimizdir.
ERDOĞAN MESAJ GÖNDERDİ
MHP’nin 14. Olağan Büyük Kurultayı’na Cumhurbaşkanı Erdoğan yazılı bir mesaj gönderdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ankara Arena Kapalı Spor Salonu’nda düzenlenen kurultayda MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın tarafından okunan mesajında şu ifadelere yer verdi:
“Milliyetçi Hareket Partisi’nin 14. Olağan Büyük Kurultayı’nın parti camiası ile birlikte ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum. 15 Temmuz darbe gecesinden beri devletimizin bekası, milletimizin huzuru, ülkemizin güvenliği için Cumhur İttifakı çatısı altında MHP ile yol yürüyoruz. Cumhur İttifakı olarak girdiğimiz her mücadelede sahip olduğumuz ortak zeminin genişliğini ve derinliğini bir kez daha gördük. Biz bu kutlu, ilkeli ve uzun soluklu yoldaşlıktan şeref duyuyoruz. Cumhuriyetimizin ilk asrından en büyük demokrasi ve kalkınma atılımı olan, ilk tohumlarını Devlet Bahçeli’nin attığını bildiğimiz 2023 hedeflerini birlikte hayata geçirdik. Şimdi de Türkiye Yüzyılı’nın inşası için içeride ve dışarıda beraberce zorlu bir mücadele yürütüyoruz. Allah’ın izni, milletimizin desteği, MHP’yi var eden ve yaşatan ülkü devlerinin katkısıyla Türkiye Yüzyılı bayrağını dünyanın burcuna dikeceğimize inanıyorum. Bu duygularla MHP 14. Olağan Büyük Kurultayı’nın bir kez daha hayırlı olmasını diliyorum. Sizlerin şahsında tüm MHP’li kardeşlerimin mübarek Ramazan-ı Şerifini tebrik ediyor, her birinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.”
Milli Muharip Uçak KAAN, Uzakdoğu ve Güney Asya’yı sarsmaya devam ediyor. 21 Şubat 2024 tarihinde gerçekleşen ilk uçuşu takip eden günlerde Japonya ve Güney Kore’de haber bültenleri KAAN’a geniş yer ayırmış, Türklerin 5. nesil bir savaş uçağı yapmayı başardığını görenler, haber bülteninin yüklendiği Youtube platformuna yorum yağdırmıştı.

TAYLAND HALKINDAN KAAN’A ÖVGÜ
Japonlarla Korelilere şimdi Tayland halkı eklendi. KAAN’ın uçuş görüntülerine yer veren PPTV36 sosyal medya platformlarında adeta yorum yağmuruna tutuldu. Taylandlıların 5. nesil uçak teknolojisini Türkiye’nin başarmış olmasına verdiği olumlu tepkiler dikkat çekti. Taylandlıların mesajını okuyan spiker, Türklerin başarısıyla gurur duyduklarını söylerken, “Sizleri gururla takip etmeye devam edeceğiz.” şeklinde mesajlar verdi.

TÜRKİYE’YE KAAN ÖVGÜLERİ
Türkiye’nin, kendi silahını üretme konusunda öncü ve tek Müslüman millet olduğunun altı çizildi. ABD’nin Türkiye’ye F-35 vermemekle hata yaptığını söyleyenler de oldu. Türkiye’nin, bundan sonra kimseden savaş uçağı almasına gerek kalmayacağı belirtildi.
Tayland halkı, Türkiye’nin bu alanda artık kendi kendine yetebilen bir ülke haline geleceğini vurguladı.

“TÜRKİYE’DEN TEDARİK EDEBİLİRİZ ÇÜNKÜ DOSTUZ”
Türk Havacılık ve Uzay Sanayii’nin (TUSAŞ) imza attığı uçağın tasarımına dikkat çekilen yorumlarda şu ifadeler kullanıldı:
ABD bize F-35 savaş uçağı satmaz, ancak Türkiye’den KAAN tedarik edebiliriz çünkü biz dostuz. Türk halkının mutluluğu bizi de mutlu ediyor.
F-35 programından çıkarılan Türkiye, bazı uçak parçalarını üretme kapasitesine zaten sahip.

5 ÜLKE ARASINDA YER ALACAK
Milli Muharip Uçak KAAN ile Türkiye, 5’inci nesil seviyesinde uçak üretebilen 5 ülkeden biri olacak.

“GÜNEY KORE’DEN FARKIMIZ YOK”
Öte yandan Tayland’ın da bu tür uçaklar üretebilmesi gerektiğine ilişkin mesajlar paylaşıldı. Devletin böylesi projeleri desteklemesi gerektiği belirtilerek, Tayland’da yetenekli insanların varlığından söz edildi.
Tayland’ı “ilham kaynağı” olarak tanımlayan Asya ülkesindeki halk, Güney Kore’den bir farklarının olmadığını kaydetti.

İşte Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) üretimi KAAN’ı izleyen Taylandlıların Türkiye ve Türkler hakkındaki sıcak mesajlarından bazıları:
]]>
Türkiye’deki STK’ler ramazanda da sahada! Yardımlarıyla binlerce gönüllere dokunacak



















Haber7-ÖZEL
Dünya Müslümanları bu yıl mübarek Ramazan ayına büyük bir acı ve buruklukla girdi. Filistin’e yıllardır her türlü zulmü uygulayan İsrail yönetimi, 7 Ekim 2023‘ten bu yana Gazze’de eşi benzeri görülmemiş bir katliam uygulamaya başladı. Hava, kara ve denizden saldırılarını her geçen gün arttıran İsrail, 5 aylık süreçte 12 binden fazlası çocuk, 8 bin 500’ü kadın olmak üzere 30 binden fazla insanı katletti.
İsrail yönetimi hayatta kalan insanların açlık ve ölümle mücadelesini izlerken, Filistin’de durum her geçen gün daha da kötüye gidiyor. Özellikle gıdaya ulaşım konusunda Gazzeliler büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalıyor.
Gazze’de hayat zor şartlar altında devam ederken Türkiye; Devlet, Sivil Toplum Kuruluşları ve yardım kuruluşlarıyla bu süreçte Gazze halkının yanında yer almaya devam ediyor. İsrail’in yardımları engelleme ve Gazzelileri açlığa mahkum etme çabalarına rağmen Türk vakıf ve yardım kuruluşları Türk halkından aldıkları bağışları, Türkiye’den Gazze’ye gerek hava gerekse deniz yoluyla gönderebilmek için seferber olmuş durumda.
Bazı sosyal medya hesapları üzerinden Gazze’ye yardımı engellemenin önüne geçmek için provokatif girişimlerde bulunulsa da Türk yardım kuruluşları mübarek Ramazan ayı boyunca da Filistin halkına yardımlarını aralıksız sürdürmeye devam edecek. Peki bu yardımlar İsrail’in engellemelerine rağmen Filistin’e nasıl ulaştırılacak? Ramazan ayı boyunca Gazzelilere ulaşacak Türk yardım kurum ve kuruluşlarının yöneticileri, Gazze’de yapılan yardımları ve devam eden yardım süreçlerini Haber7‘ye anlattı.
AFAD HAVA KÖPRÜSÜ OLUŞTURDU, GEMİLER GÖNDERDİ
Edinilen bilgilere göre 7 Ekim’de Filistin-İsrail savaşının başlamasının ardından toplanan yardımlar AFAD koordinasyonunda özellikle Mısır ve Ürdün üzerinden Gazze’ye sokuluyor. AFAD, bölgeye ilk günden itibaren hava köprüsü oluştururken 13 hava aracı ve 7 gemi seferi ile Filistin halkına insani yardımları ulaştırdı.

Ayrıca AFAD’dan yapılan açıklamada “AFAD koordinasyonunda hava köprüsü, gemi seferleri, yerelden temin ve uluslararası yardım kuruluşları iş birliğinde gönderilen insani yardım malzemelerinin toplamı 40.000 tonun üzerindedir.” denildi.

Bugüne kadar AFAD koordinasyonunda gönderilen insani yardımların listesi şu şekilde;
TÜRK KIZILAY’I, MISIR VE FİLİSTİN KIZILAYI İLE BİRLİKTE YARDIMLARI ULAŞTIRIYOR
Bölgede en etkin kurumlardan biri de şüphesiz ki Türk Kızılay‘ı. Türk Kızılay’ı başı dertte olan herkeste olduğu gibi Gazze halkının yanında oluyor ve olmaya devam ediyor.

Gazze’de yapılan son yardımları aktaran Bağışçı İlişkileri ve Kaynak Geliştirme Direktörü Cengizhan Salih, olayın patlak vermesinden itibaren insani yardım diplomasisi ve tedarik zinciri kurmayı hedeflediklerini ve kurduklarını söyledi. Şu anda Mısır, Filistin ve Türk Kızılay’ının koordine şekilde yardımları ulaştırdığını söyleyen Salih, süreci şu şekilde aktardı;
Biz buradan yardımları topluyoruz, bu yardımları gemi ile Mısır’a gönderiyoruz. En son gönderdiğimiz gemi şu ana kadar gönderdiğimiz en büyük gemiydi. Yaklaşık 3 bin tona yakın faydalı yük ve insani yardım vardı. Tabi gönderdiğimiz tüm ürünlerin içeriye girecek standartlarda olması lazım. Daha sonra bu malzemeler Mısır Kızılay’ı ile birlikte bizim ekibimiz, malzemeleri tırlara yüklüyorlar. Refah sınır kapısında kontrol ediliyor İsrailliler tarafından. Oradan geçtikten sonra Filistin Kızılay’ına teslim ediliyor. Filistin Kızılay’ı ekipleri de bunun bölgedeki dağıtımını sağlıyor.

Gazze’ye son gönderilen geminin bugüne kadar giden en büyük gemi olduğunu ekleyen Salih, “İçinde 3 tane mobil mutfak var. İçerde de aşevlerimiz var. Orada kazan kazan yemekler pişiyor, ancak milyonlarca insan var. Bu yardımlar yetersiz kalıyor.” ifadelerini kullandı.
BAĞIŞLAR KAHİRE’DEKİ LOJİSTİK MERKEZİNDE TOPLANIYOR
Filistin-İsrail savaşının başladığı günden bu yana Gazze halkının yanında olan ve Ramazan ayı boyunca da İsrail’in tüm engellemelerine rağmen Filistinlilerin yanında olmaya devam eden kurumlardan bir diğeri de Deniz Feneri Derneği oluyor. Deniz Feneri Derneği ekipleri de Gazze’de insanlara umut olmak için seferber olmuş durumda. Deniz Feneri Derneği, toplanan bağışlarını sıcak yemek ve gıda paketleri olarak Ramazan ayında da Gazze halkına ulaştırıyor.

Toplanan bağışları Kahire’de bulunan lojistik merkezinde hazırlayan Deniz Feneri Derneği ekipleri, AFAD koordinasyonundaki gemilerle de yardımlarını Filistin’e gönderiyor. Deniz Feneri Derneği dün de temel ihtiyaç malzemeleri, konserve kahvaltılık yüklü bir TIR’ı daha Refah Sınır kapısına doğru gönderdi.
GAZZE’YE YARDIM GÖTÜRME YÖNTEMLERİ
Gazze’ye yardım ulaştırma konusunu detaylı bir şekilde anlatan Deniz Feneri Derneği Genel Başkanı Mehmet Cengiz, Filistin’e yardım yapmanın önüne geçecek bir takım emarelere karşın yardımların ulaşmasına ilişkin bilgi verdi.
Cengiz “‘Gazze’ye hiçbir yardım girmiyor’ şeklinde kara propaganda yapılıyor. Yardım yapmanın önüne geçecek bir takım emareler özellikle sosyal medyadan yayılıyor. Biz bir şekilde Türkiye’nin yardım kuruluşları olarak hem Mısır’dan merak edildiği için açıklama yapmakta fayda olduğunu düşünüyorum. Gazze’ye yardımlar şu şekilde sokulabiliyor; AFAD Mersin Limanı’ndan STK’lar üzerinden toplanan yardımları Mısır’ın Ariş Limanı’na götürüyor ve orada Mısır’ın Kızılay’ına teslim ediyor. İsrail’in izin verdiği ve planladığı çerçevede yardımlar Refah’tan Gazze’ye girmiş oluyor” dedi.
Gazze’ye yardım diğer yardım ulaştırma yöntemlerini de paylaşan Cengiz sözlerini şu şekilde sürdürdü;
Diğer bir yardım gönderme yönteminin Filistinli kardeşlerimizin Türkiye’de kurduğu STK’lar üzerinden yapıldığını belirten Cengiz, “İstanbul’da Filistinli kardeşlerimizin STK’larının merkezleri var. Onlara biz toplamış olduğumuz yardımları nakit olarak aktarıyoruz. Onlar projeler yapıyorlar ve bir şekilde satın alma yapma suretiyle tüccarlar üzerinden Gazze’nin içinde de bu kardeşlerimiz yardım dağıtıyorlar.”
Yardımın bir başka yolu da yine Türkiye’deki STK’lar olarak Mısır’a gidiyoruz. Mısır’da bir partner kuruluş üzerinden satın alma yapıyoruz. Oradan yardım malzemelerini TIR’lara yükleyip Refah’a gönderiyoruz. Bu şekille de yaklaşık 2-3 hafta arasında Kahire’den yüklenen bir TIR, kısıtlı da olsa Gazze’ye girme imkanı buluyor.
TÜM İNSANİ YARDIMLAR BİR ŞEKİLDE GAZZE’YE ULAŞIYOR
Gecikmeli de olsa kısıtlı da olsa hemen hemen tüm insani yardım malzemelerinin Gazze’ye ulaştığını söyleyen Cengiz, toplumumuzun yardım duygusunun ölmemesi için bu gerçeğin Türk halkına anlatılması gerektiğinin altını çizdi.
Cengiz “Aynı zamanda Ramazan’ın başlamasıyla birlikte de Filistinli kuruluşlar üzerinden de sıcak yemek dağıtımları yapmaya başladık. Deniz Feneri olarak söyleyeyim ben, 3 ayrı bölgede 4 bin kişiye her gün sıcak yemek çıkartacak bir pozisyonu elhamdülillah yakaladık.” açıklamasında bulundu.
İHH: GÜNDE 85 BİN KİŞİYE SICAK YEMEK VERİLİYOR
Gazze’de devam eden çalışmalarını aktaran İHH Medya Koordinatörü Mustafa Özbek, krizin ilk anından bu yana hem sıcak yemek dağıtımı, gıda dağıtımı, diğer ihtiyaçların dağıtımı gibi tüm desteği verdiklerini belirterek yardımların Gazze’ye Ürdün ve Mısır üzerinden gönderildiğini söyledi. Özbek, Gazze’nin farklı bölgelerinde oluşturdukları mutfaklarla günde ortalama 85 bin kişiye sıcak yemek verdiklerini ve sıcak yemek dağıtımının Ramazan ayı boyunca da devam edeceğini söyledi.

Bölgede İsrail yönetimi nedeniyle yardımları ulaştırma konusunda zorluklar çektiklerini belirten Özbek, “Özellikle Mısır Refah Sınır Kapısı’nda yardımların geçmesi çok yavaş ilerliyor. Günde 700 TIR ihtiyacı varken şu an ortalama 70 TIR geçiyor, 50 tır geçiyor. Bu da aslında ihtiyacın çok altında. Bu şekilde olduğunda da insanlar daha az öğün tüketerek hayatlarını sürdürmeye çalışıyor.” dedi.

“MAVİ MARMARA GİBİ BİR GEMİ GÖNDERECEĞİZ”
Özbek, toplanan bağışları AFAD’la birlikte bölgeye gönderdiklerini belirterek Mavi Marmara organizasyonuna benzer bir oluşum içerisinde olduklarını şu sözlerle anlattı;
Mavi Marmara sürecinde olduğu gibi bir gemi organizasyonumuz olacak inşallah. Bu ayın sonuna yetiştirmeyi planlıyoruz bunu. Hem insani yardım olacak içinde hem de dünyanın farklı aktivist insanlarının olduğu Gazze’yi daha fazla gündem yapmak için bir organizasyonun içerisinde olacağız. Bununla alakalı gemi satın alım süreçleri gerçekleştiriliyor.

İDDEF KAHİRE’DE LOJİSTİK MERKEZİNDEN GAZZE’YE ULAŞIYOR
İDDEF Gazze’ye yönelik soykırımın başlatıldığı 7 Ekim’den bu yana “Gazze İçin Harekete Geç” sloganıyla yardımlarını bölgeye ulaştırmak için yoğun çaba sarf ediyor. İDDEF, 2011 yılından bu yana eğitim, insani yardım, kalıcı eser ve kalkınma projeleriyle bulundukları Gazze’de şimdi yardım çalışmalarıyla öne çıkıyor.

İDDEF, ‘Gazze ve tüm mazlum coğrafyalara Ramazan Ol’ anlayışıyla topladığı bağış, zekat ve fitreleri bölgeye ulaştırırken, kendi fırınlarında ürettikleri günlük 50 bin ekmek ve 9 bin kişilik sıcak yemekle Gazze’de bulunuyor. Sahada 3 İDDEF ambulansının görev yaptığı Gazze’de günde 30 bin kişiye ise su artıma tesislerinden sağlıklı su sağlanıyor.
Mısır’ın başkenti Kahire’de oluşturulan İDDEF Acil Yardım Lojistik Merkeziyle Gıda, kışlık kıyafet, un, ilaç ve tıbbi malzemeler depodan tırlarla Gazze’ye düzenli olarak ulaştırılıyor.

SADAKATAŞI: YARDIMLAR BÖLGEDEKİ TEMSİLCİLER VE MISIR ÜZERİNDEN GERÇEKLEŞİYOR
Sadakataşı Derneği, Ramazan çalışmalarını bu yıl ‘‘Birlikte Bereketli Olsun’’ çağrısıyla başta Türkiye ve Gazze olmak üzere 30 ülkede gerçekleştirecek. Haber7‘ye konuşan Sadakataşı Derneği’nden Ufuk Oruç, bölgede Sadakataşı’nın gönüllü temsilcilerinin olduğunu belirterek Gazze’deki yardımları Mısır üzerinden gerçekleştirdiklerini söyledi. Oruç “Mersin tarafından TİKA önderliğinde gelen gemilerimiz var. Gelen yardımları buradaki tırlar ile bölgeye taşımaya çalışıyoruz.” dedi.

Ramazan ayında her gün 10 bin insana iftar verildiğini söyleyen Oruç “İnşallah Ramazan bayramında da bayramlık dağıtmayı hedefliyoruz. Dağıttığımız bu iftarlıklar sizin bizim gibi insanların gönderdiği yardımlar ile yapılıyor.” şeklinde konuştu.
HASENE VAKFI: 100 ÜLKEDEN GAZZE’YE YARDIM GÖTÜRÜYORUZ
Gazze’deki mazlumların yanında olmaya devam eden yardım kuruluşlarından biri de Hasene Vakfı olarak öne çıkıyor. Filistin’deki yardımlarını Haber7‘ye anlatan Hasene Vakfı Başkanı Bekir Altaş, 2020 yılında BM’nin Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu (UNRWA) ile bir anlaşma imzaladıklarını ve anlaşma çerçevesinde Ürdün, Lübnan, Suriye başta olmak üzere yardım çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi.

7 Ekim’den itibaren Gazze’nin yanında daha çok olmaya çalıştıklarını belirten Altaş, Hasene olarak gıda, temiz su ve acil yardım çalışması yaptıklarını söyledi. Altaş ortalama 100 ülkeden Gazze’ye yardım toplayarak Gazze’ye götürdüklerinin de altını çizdi.

HASENE’DEN GAZZE’DE ÖZEL PROJE
Gazze’de hazırlandıklarını özel bir çalışma hakkında bilgi veren Altaş şu sözleri sarf etti;
Gazze’deki UNRWA temsilcileriyle yapmış olduğumuz toplantılar sonucunda gıda ve temiz su dışında neler yapabiliriz, çalışmalarımızı hızlandırmaya çalışıyoruz. Özel bir proje var; Kayıp çocukları bulmak, annesini babasını kaybetmiş çocukların aileleriyle kavuşturulması. Ama o süreç içerisinde bakıcı olacak, bu çocuklara sahip çıkabilecek aileleri tespit etmek ve maddi destek vermek. Avrupa’daki çalışmalarımızdan hareketle bu konuda bizim çok ciddi tecrübelerimiz var.

TUVALET BÜYÜK İHTİYAÇ
Gazze’de en büyük problemlerden birinin de tuvalet problemi olduğunu söyleyen Altaş, UNRWA’nın ‘12 bin insana 10-20 tane tuvalet sunabiliyoruz’, dediğini belirterek “Avrupa’dan Türkiye’den seyyar tuvaletlerin götürülmesiyle alakalı araştırmalarımızı yaptık. Bunların hepsi İsrail’in iznine tabi. UNRWA üzerinden bu durumu bildirmiş olduk. İsrail tarafı kabul ederse şu anda hızlı bir şekilde temin edebildiğimiz 150 kadar seyyar tuvaleti götürmeye gayret edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Filistin’de ambulansın da çok ciddi ihtiyaç olduğunu söyleyen Altaş, “Onlar da izne tabi. Spesikasyonları istediler, gönderdik şimdi onların izninin çıkmasını bekliyoruz. İzin çıkarsa eğer ambulans göndereceğiz. Şu anda sınırda konserve etlerimiz bekliyor. Bu hafta içerisinde onları da Gazze’ye sokacağız.” dedi.
Etkinlik kapsamında üç panel düzenlendi ve Bulgaristan’daki iş fırsatları ile iki ülke arasında ticaretin nasıl geliştirilebileceği konuları masaya yatırıldı.
Forum’un açış konuşmalarını BULTİŞAD Onursal Başkanı Fikret İnce, DEİK Bulgaristan İş Konseyi Başkanı Zeki Saribekir, Türkiye Burgaz Başkonsolosu Tolga Orkun, Burgaz Belediye Başkanı Dimitar Nikolov, Bulgaristan İnovasyon ve Büyüme Bakanlığı adına Bulgaristan Avrupa Rekabet Edebilirlik Fonları Genel Müdürü Radoslav Rizov yaptı.
Yapılan konuşmalarda Bulgaristan’ın bu ay sonu itibariyle Schengen Bölgesi’ne dahil olacağına dikkat çekildi. Bulgar-Türk Ticaret Forumu’nda, Bulgaristan İnovasyon ve Büyüme Bakanlığı yetkilileri iki ülke arasındaki potansiyele dikkat çekerek Türk iş dünyasını, artık vize yönünden de tam anlamıyla Avrupa’nın bir parçası olan Bulgaristan’a yatırım yapmaya davet ettiler.

İNCE: REKABET AVANTAJI VAR
Burgaz Uluslararası Kongre Merkezi’nde düzenlenen Forum’un açış konuşmacılarından biri olan BULTİŞAD Onursal Başkanı Fikret İnce, Bulgaristan’ın, Türkiye’nin ihracatının yaklaşık yarısının yapıldığı Avrupa’ya açılan kapı olduğunu vurguladı.
Aynı zamanda Bulgaristan’daki en büyük Türk yatırımlarından biri olan Alcomet firmasının Yönetim Kurulu Başkanı da olan İnce, “Türkiye’nin Avrupa’ya giden yolu Bulgaristan’dan geçiyor. Bu yolun ilk durağı Burgaz. Önemli, stratejik bir yer. Havaalanı, limanları var. Bizi her konuda destekleyen bir belediye başkanı var. Buradaki yatırımlarımızı geliştirmeliyiz. Burgaz, Türkiye’nin Avrupa’ya açılan önemli bir kapısı.
İstanbul da Bulgaristan’ın Asya ve Orta Doğu’ya açılan kapısı. 30 yıldır Bulgaristan’da iş geliştiriyorum ve şunu söylemek istiyorum; bu ülke bizi kardeş olarak kabul ediyor ve bunun için minnettarız. Ülkenin en önemli avantajlarından biri makroekonomik istikrara sahip olmasıdır.
Para birimi istikrarlı ve enflasyon kabul edilebilir sınırlar içinde. Bulgaristan’da bir işletme için konumun yanı sıra çok önemli olan öngörülebilirlik de var. Burada özellikle teknoloji sektöründe yetkin bir iş gücü de var. İşletmeler için maliyetler düşük
ve bankacılık sistemi çok iyi, yatırım kredileri Euro ve BGN cinsinden çok iyi faiz oranlarıyla sunuluyor” dedi.
BULTİŞAD’ın da iki ülke ticaret ve yatırım ilişkilerini geliştirmek üzere 10 yıldır faaliyet gösterdiğini belirten İnce, düzenlenen bu forumun da o faaliyetlerden biri olduğuna dikkat çekti. İnce, Türk iş dünyasını Bulgaristan’a yatırım yapmaya davet ederken, Bulgar iş insanlarını da Türkiye’ye yatırım yapmaya beklediklerini vurguladı.

ORKUN: GÜÇLÜ EKONOMİK BAĞLAR VAR
Türkiye’nin Burgaz Başkonsolosu Tolga Orkun da, “Bulgaristan bizim için çok önemli bir ülke çünkü burada 150’nin üzerinde Türk şirketi faaliyet gösteriyor.
Türkiye’nin Bulgaristan’da yaptığı yatırımların tutarı 2.5 milyar avronun üzerinde. Her yıl 1,5 milyondan fazla kamyon Bulgaristan-Türkiye sınırını geçiyor ve toplam araç sayısı 3 milyonu aşıyor.
Bu da Bulgaristan ile Türkiye arasındaki ekonomik bağların ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Amacımız bu bağlantıları daha da başarılı hale getirmek. Ortak hedefimiz iki ülke arasındaki ticaret ve yatırımı artırarak istihdamı yükseltmek.
Halihazırda son derece başarılı olduğunu düşündüğümüz çok sayıda ikili görüşme gerçekleştirdik. Türkiye ile diğer Balkan ülkeleri arasında yeni bir işbirliği platformu da oluşturuldu. Bu sayede Balkanlar’da ekonomik işbirliği alanında ikili ve çok taraflı faaliyetler desteklenecek” dedi.
İKİ FİRMA DAHA YATIRIM YAPTI
Burgaz Belediye Başkanı Dimitar Nikolov da forumun mekanı olarak Burgaz şehrinin seçilmesinden dolayı minnettar olduğunu kaydetti. Burgaz’daki tüm olanakları Türk iş dünyasının hizmetine sunmaya hazır olduklarını dile getiren Nikolov, Türk şirketlerinin yerel sanayi bölgelerindeki yatırımları da dahil olmak üzere olumlu sonuçların altını çizdi ve Burgaz’ın önemli bir iş destinasyonu olarak cazibesini anlattı. Nikolov, geçen yılki forumdan sonra iki Türk firmasının Burgaz’a yatırım yaptığına da dikkat çekti.
Forum’da iki ülkenin de jeopolitik konumu ile öne çıktığına dikkat çekilirken, her iki ülkenin de birbirine “komşu” diye hitap etmesinin çok önemli olduğun kaydeden DEİK Bulgaristan İş Konseyi Başkanı Zeki Sarıbekir de iki ülke arasındaki ticaretin çok büyük potansiyel barındırdığına vurgu yaptı. Bulgaristan Avrupa Rekabet Edebilirlik Fonları Genel Müdürü Radoslav Rizov da sürdürülebilir ekonomik kalkınmayı teşvik etmede yüksek teknolojilerin ve yeşil girişimciliğin önemli rolünü vurguladı.
PANELİSTLERDEN İŞBİRLİĞİ ÇAĞRISI
Etkinlikte Dünya Kadınlar Günü nedeniyle, Türkiye ve Bulgaristan’da kadın girişimciliğine odaklanan özel bir bölüm yer aldı. Creative Mornings kurucusu Blagovesta Pugova, DEİK Yurtdışı Yatırımlar İş Konseyi Başkanı Kübra Orakçıoğlu Kazan, TOBB Bursa Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Sabriye Şen gibi isimlerin yer aldığı panelde iki ülkede kadınların liderliğindeki işletmelerin ortaklaşa daha iyi bir geleceği nasıl şekillendirebileceği tartışıldı.
Etkinliğin Bulgar ve Türk Yenilikçi Teknoloji Ekosistemleri konulu panelinde ise BASSCOM Yönetim Kurulu Başkanı Dobroslav Dimitrov, Yazılım Sanayicileri Derneği (YASAD) Başkanı Gönül Kamalı, İstanbul Gedik Üniversitesi Rektörü Ahmet Kesik ve Başarsoft Yönetim Kurulu Başkanı Alim Küçükpehlivan görüşleriyle teknoloji sektörlerinde işbirliği fırsatlarını değerlendirdi. Panelde, ekonomik büyümeyi ve rekabet gücünü artırmada teknoloji ve inovasyonun kritik rolü masaya yatırıldı ve bu dinamik sektörde işbirliği fırsatları tartışıldı.
YASAD Başkanı Gönül Kamalı, iki ülke yazılım sanayicilerinin yazılım sektörünün geliştirilmesi için işbirliği yapmasını teklif etti. Gedik Üniversitesi Rektörü Ahmet Kesik de Gedik Holding’in faaliyet gösterdiği alanlardan birinin kaynakçılık olduğunu ve bu sektörde birçok eğitim verdiklerini dile getirdi.
Kesik, Bulgaristan’daki kadınlara ücretsiz olarak kaynakçılık eğitimi vermek istediklerini belirterek üniversite sanayi işbirliğinin de geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Kesik ayrıca, Karadeniz işbirliği projelerinde ve Avrupa Birliği projelerinde Bulgar kurumlarla ortak projeler geliştirmek istediklerini dile getirdi.
BENZER BİR FORUM TÜRKİYE’DE DE YAPILACAK
Yeşil Ekonomi, Lojistik ve Yakın Tedarik Fırsatlarına Sürdürülebilir Yatırım konulu panelin moderatörlüğünü Ekonomi Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ yaptı. Bulgaristan ve Türkiye arasındaki potansiyel yatırım ve lojistik fırsatları masaya yatırıldı.
Panelde Bulgaristan Avrupa Rekabet Edebilirlik Fonları Genel Müdürü Radoslav Rizov, DEİK Bulgaristan İş Konseyi Başkan Yardımcısı M. Emrah Sazak, Bulgaristan Yatırım Ajansı (IBA) Direktörü Mila Nenova ve BMF Port Burgas İcra Direktörü Boris Balev konuştu. Konuşmacılar Bulgaristan’ın yatırım teşviklerini ve bir yatırım destinasyonu olarak çekiciliğini değerlendirdi. Bölgedeki mevcut lojistik ve yakın kaynak fırsatlarına da ışık tutuldu.
Etkinliğin sonuç bölümünde iki ülke arasındaki ticaretin şu an 7 milyar avro düzeyinde olduğu belirtilerek çok kısa sürede 10 milyar avro seviyesine çıkabilecek potansiyele sahip olunduğu kaydedildi. Ayrıca Bulgar-Türk Ticaret Forumu’nun benzerinin önümüzdeki süreçte Türkiye’de de yapılmasının planlandığı da dile getirildi.
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, NATO’ya katılmasının 72. yılını kutlayan Türkiye’nin İttifak’a sunduğu katkıları, Türk savunma sanayisinin NATO’nun mevcut ve gelecekteki imkan ve kabiliyetlerindeki yerini, Avrupa Birliği’nin (AB) kendi savunma stratejisini geliştirirken attığı adımların NATO çatısı altında yürütülen faaliyetler nezdinde bir ikilem oluşturup oluşturmadığını AA’ya değerlendirdi.
Eski Norveç Başbakanı olan Stoltenberg, 32 üyesi bulunan İttifak’ın genel sekreterliği görevini 1 Ekim 2014’ten bu yana sürdürüyor. Stoltenberg’in görev süresi daha önce 4 kez uzatıldı. Geçen yıl temmuzda yapılan son uzatma, 1 Ekim’de sona erecek.
NATO kariyerinde yaklaşık 10 yılı geride bırakan Stoltenberg, İttifak’a yeni genel sekreter arayışında kendisinin yer almayacağını, göreve yeniden talip olmayacağını belirtti.
Stoltenberg, Türkiye’nin 72 yıllık NATO üyeliğinde tanık olduğu 10 yılda, müttefik liderlerle kurduğu yakın işbirliğinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la yürüttükleri çalışmaları da AA’ya anlattı.

“Türkiye’nin savaş uçakları dahil yeni üst düzey gelişmiş kabiliyetlere yatırım yapma çabası önemli”
Sayın Genel Sekreter, Anadolu Ajansını (AA) NATO karargahında ağırladığınız için çok teşekkür ederim. Türkiye’nin çok önemli bir ülke olarak 10 yıllardır kolektif güvenlik ve bölgesel istikrara katkıda bulunduğunu birçok kez ifade ettiniz. Bu yıl Türkiye, NATO’ya katılımının 72. yılını kutluyor. İttifak’a yaklaşık 10 yıl hizmet etmiş bir NATO Genel Sekreteri olarak Türkiye’nin NATO’ya katkısını nasıl değerlendirirsiniz?
Türkiye, önemli ve çok değerli bir NATO müttefikidir. Sizler (Türkiye) 72 yıldır bu İttifak’ın üyesisiniz. Daha geçen ay (Türkiye’nin NATO’ya üyeliğinin 72.) yıl dönümünü kutladık. Türkiye, ortak güvenliğimize, ortak savunmamıza pek çok farklı şekilde katkıda bulundu. Türkiye, İttifak’ın en büyük 2’nci ordusuna, iyi eğitimli ve donanımlı askeri güçlere sahiptir. Kosova ve Irak dahil NATO misyonlarına ve operasyonlarına katılıyorsunuz. Bununla da kalmıyor, Türkiye’nin Irak ve Suriye’nin yanı sıra Karadeniz ve kuzeyde de Rusya ile sınırı olan coğrafi stratejik konumu elbette tüm İttifak için önemli. Türkiye terörle mücadelede, özellikle de IŞİD’le mücadelede önemli rol oynamaktadır. NATO müttefikleri ve hepimiz terörle mücadeleye yardımcı olmak için Türkiye’deki altyapı üslerini kullandık. Dolayısıyla İttifak’ın kilit bir müttefik olmaya devam etmesini desteklemek için Türkiye’nin sarf ettiği tüm çabaları takdirle karşılıyorum.
“Ukrayna savaşıyla birlikte Avrupa’da savunma sanayi üretiminin artırılmasına ilişkin ihtiyacın en fazla hissedildiği bir dönemden geçiyoruz” demek, sanırım yanlış olmaz. Türkiye, artan askeri caydırıcılık kabiliyetiyle bu alanda önde gelen müttefiklerden biri haline geldi. Ülke, 10 yıl içinde 9 yerli uçak geliştirdi. Bunlara son örnek, beşinci nesil savaş uçağı KAAN oldu. Savaş uçağı KAAN ve Türk savunma sanayisinin bugünün ve geleceğin NATO’sundaki rolü hakkında ne düşünüyorsunuz?
Savunma sanayisi çok önemli. Ukrayna’daki savaş, güçlü savunma sanayisine sahip olmanın önemini ortaya koydu. Türk hükümetinin ve aynı zamanda Türk savunma sanayisinin savaş uçakları dahil yeni üst düzey gelişmiş kabiliyetlere yatırım yapma çabalarını memnuniyetle karşılıyorum, bu önemli. Türkiye’nin uzun yıllar boyunca çok etkili olduğu kanıtlanmış Bayraktar insansız hava araçlarını üretmiş olmasını da memnuniyetle karşılıyorum. (Bayraktarlar) Ukraynalılar için kendi ülkelerini savunmada önemli rol oynadılar.
Türk savunma sanayisi ile İttifak’ın diğer ülkelerinin savunma sanayisi arasında daha fazla işbirliği yapılacağına dair yakın zamanda yapılan duyuruları da memnuniyetle karşılıyorum. Ayrıca ABD’nin artık daha fazla F16’yı yenileyecek ve teslim edecek olması, Kanada ve Türkiye’nin Bayraktar insansız hava araçları ve insansız hava araçlarının Kanada tarafından teslim edilen parçalarına ilişkin çalışması ya da örneğin; İsveç ve Türkiye’nin savunma sanayisi projelerini geliştirmek için birlikte daha yakın çalışacağını duyurması memnuniyet vericidir. Bunlar, Türkiye’nin bir müttefik olarak bireysel şekilde yaptıklarıdır. Ancak bunun da ötesinde asıl önemli olan, Türkiye’nin askeri kabiliyetler geliştirme ve üretmede tüm müttefiklerle birlikte çalışıyor olmasıdır.
“NATO müttefikleri kendi aralarında savunma ticaretinde herhangi bir kısıtlamaya maruz kalmamalı”
Türkiye, müttefikler arasındaki savunma ticareti kısıtlamalarının kaldırılması konusunu sık sık gündeme getiriyor. Bu konudaki mevcut durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
NATO müttefiklerinin kendi aralarında savunma ticaretinde herhangi bir kısıtlamaya maruz kalmaması gerektiğine kuvvetle inanıyorum. Birbirimizi koruyacağımıza, savunacağımıza ve eninde sonunda birbirimiz için öleceğimize söz verdiğimiz bir İttifak’ın içindeyiz. Elbette birbirimiz arasında savunma teçhizatı ticareti de yapabilmeliyiz. Vilnius’taki NATO Zirvesi’nde müttefiklerin savunma teçhizatı ticaretinin önündeki engelleri kaldırmayı kabul ettiği çok güçlü bir açıklama yaptık, karar aldık. Ayrıca F16’lar ve Türkiye’nin diğer NATO müttefiklerinden satın aldığı önemli kabiliyet ve ekipman örneklerinde görüldüğü gibi, müttefiklerin artık Türkiye ile daha fazla ticaret yaptığını görmek de memnuniyet verici.
“Hem NATO hem de AB üyesi olan NATO müttefiklerinin iki ayrı hedefi olamaz”
AB’nin savunma sanayisi yeteneklerini geliştirmeye yönelik yeni stratejileri hakkında bir sorum var. Bu alandaki üretimin ve tedarikin, AB üyeleri içinde olmasını teşvik eden “Avrupalı olanı al” şeklinde bir strateji oluştu. Bu ülkelerin çoğunun aynı zamanda NATO üyesi olduğunu göz önünde bulundurursak; NATO çatısı dışına çıkılarak atılan ve ABD, İngiltere ve Türkiye gibi savunma sanayisi devlerini dışarıda bıraktıkları izlenimini veren bu adımları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bence AB ve NATO müttefiklerinin savunma alanında daha fazla çaba sarf etmeleri önemli. Örneğin; savunma harcamalarının artırılması, savunma alanındaki çabaların anlamlı şekilde çoğalması için bir ön koşuldur. NATO, yıllardır Avrupalı müttefiklerine savunma alanında daha fazla harcama yapmaları çağrısında bulunuyordu ve şimdi daha fazla harcama yapıyorlar, bu iyi bir şey. AB’nin Avrupa savunma sanayisindeki parçalanmışlığın üstesinden gelmek için daha fazla çaba ortaya koyması da iyi bir şey. Elbette AB’nin yaratıcılığı, gelişimi ya da yeni kabiliyetleri teşvik etmek için yaptığı her şey iyidir.
İyi olmayan şey; NATO’nun çabalarını mükerrer kılmak, rekabet etmek ve üst üste bindirmektir. Örneğin; iş müttefiklerimizin neye yatırım yapacaklarına karar vermesi ve kabiliyet hedeflerinin belirlenmesine geldiğinde, bu NATO’nun temel sorumluluğudur. Savunma planlamasının bir parçasıdır. Çünkü doğru bir kolektif savunma, savaş alanında da birbirini tamamlayan unsurlara dayanmak zorundadır. Dolayısıyla NATO’nun savunma planlaması, her bir müttefik için belirli kabiliyet hedefleri belirlemek, NATO’nun işidir.
NATO içinde elbette iki kanatlı savunma planlama süreçlerimiz olamaz. Hem NATO hem de AB üyesi olan NATO müttefiklerinin iki ayrı hedefi olamaz. Yani iki hedef birden olamaz. NATO’nun temel kabiliyeti, standartlar da NATO’nun belirlediği bir şey olmalıdır. NATO müttefikleri arasında yeni bariyerler kurmak, kolektif savunmayı güçlendirme çabalarımızı baltalayacaktır. Çünkü yeni engeller fiyatları artıracak, kaliteyi düşürecek ve yaratıcılığın önüne geçecektir. Bu nedenle elbette İngiltere, Kanada, ABD, Türkiye veya Norveç gibi AB üyesi olmayan müttefikleri de kapsayan bir transatlantik savunma sanayisi ekosistemine inanıyorum. Bu çabalar için tek platform NATO olmalı çünkü AB üyesi NATO müttefikleri, NATO’nun savunma harcamalarına ayırdığı payın yüzde 20’sini temsil etmektedir. NATO’nun savunma harcamaları bütçesinin yüzde 80’i AB üyesi olmayan NATO müttefiklerinden gelmektedir. Bu nedenle aralarında engeller yaratmaya değil, elbette tüm ailenin ve yüzde 100’ünün birlikte çalışmasına ihtiyacımız var.

“(Cumhurbaşkanı Erdoğan) Kendisi kararlı bir NATO müttefiki, birlikte çalışmaktan memnunum”
Şimdiden bir veda mesajı vermek için erken olduğunu biliyorum, NATO’yu Washington’da düzenlenecek zirveye hazırlıyorsunuz. Ancak geriye dönüp yaklaşık 10 yıllık Genel Sekreterlik döneminize baktığınızda görev sürenizin en göze çarpan kısmı neydi? NATO’da bir yıl daha görevinizde kalmanız gibi bir durum söz konusu mu?
IŞİD’in Irak ve Suriye’nin büyük bir bölümünü ele geçirdiği, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal ettiği ve elbette NATO’nun müttefiklerini bir arada tutarak önemini her zamankinden daha fazla kanıtladığı, güvenliğimiz açısından çok önemli bir dönemde tarihin en başarılı ittifakında görev yapmak benim için bir ayrıcalıktı. Böyle bir dönemde Genel Sekreterlik yapmak benim için çok anlamlı.
Müttefik liderlerle kurduğum yakın işbirliğini de çok kıymetli görüyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile uzun yıllar boyunca geliştirdiğim dostluk ve işbirliğini de değerli buluyorum. Kendisi kararlı bir NATO müttefiki, birlikte çalışmaktan memnunum. Kendisiyle terörle mücadele, ortak savunmamızın güçlendirilmesi ve Ukrayna’ya destek dahil pek çok farklı alanda çalışma imkanı buldum.
“(NATO Genel Sekreterliği için) Müttefiklerin mükemmel bir halef bulacağına kesinlikle eminim”
NATO’da bir yıl daha görevinizde kalmanız söz konusu mu?
Müttefiklerin mükemmel bir halef bulacağına kesinlikle eminim. NATO’da pek çok karardan ben sorumluyum ama halefimi seçmek gibi bir sorumluluğum yok. Müttefiklerin iyi bir çözüm bulacağına eminim.
Peki, adaylara mesajınız nedir?
Adaylara bir mesaj verme konusunda çok dikkatli davranıyorum. Çünkü bu sürecin bir parçası değilim ama müttefiklerin iyi bir çözüm bulacağından eminim.
Stoltenberg, NATO’ya katılmasının 72. yılını kutlayan Türkiye’nin İttifak’a sunduğu katkıları, Türk savunma sanayisinin NATO’nun mevcut ve gelecekteki imkan ve kabiliyetlerindeki yerini, Avrupa Birliği’nin (AB) kendi savunma stratejisini geliştirirken attığı adımların NATO çatısı altında yürütülen faaliyetler nezdinde bir ikilem oluşturup oluşturmadığını AA’ya değerlendirdi.
Eski Norveç Başbakanı olan Stoltenberg, 32 üyesi bulunan İttifak’ın genel sekreterliği görevini 1 Ekim 2014’ten bu yana sürdürüyor. Stoltenberg’in görev süresi daha önce 4 kez uzatıldı. Geçen yıl temmuzda yapılan son uzatma, 1 Ekim’de sona erecek.
NATO kariyerinde yaklaşık 10 yılı geride bırakan Stoltenberg, İttifak’a yeni genel sekreter arayışında kendisinin yer almayacağını, göreve yeniden talip olmayacağını belirtti.
Stoltenberg, Türkiye’nin 72 yıllık NATO üyeliğinde tanık olduğu 10 yılda, müttefik liderlerle kurduğu yakın işbirliğinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la yürüttükleri çalışmaları da AA’ya anlattı.

“TÜRKİYE’NİN YATIRIMLARI ÖNEMLİ”
Soru: Sayın Genel Sekreter, Anadolu Ajansını (AA) NATO karargahında ağırladığınız için çok teşekkür ederim. Türkiye’nin çok önemli bir ülke olarak 10 yıllardır kolektif güvenlik ve bölgesel istikrara katkıda bulunduğunu birçok kez ifade ettiniz. Bu yıl Türkiye, NATO’ya katılımının 72. yılını kutluyor. İttifak’a yaklaşık 10 yıl hizmet etmiş bir NATO Genel Sekreteri olarak Türkiye’nin NATO’ya katkısını nasıl değerlendirirsiniz?
Stoltenberg: Türkiye, önemli ve çok değerli bir NATO müttefikidir. Sizler (Türkiye) 72 yıldır bu İttifak’ın üyesisiniz. Daha geçen ay (Türkiye’nin NATO’ya üyeliğinin 72.) yıl dönümünü kutladık. Türkiye, ortak güvenliğimize, ortak savunmamıza pek çok farklı şekilde katkıda bulundu. Türkiye, İttifak’ın en büyük 2’nci ordusuna, iyi eğitimli ve donanımlı askeri güçlere sahiptir. Kosova ve Irak dahil NATO misyonlarına ve operasyonlarına katılıyorsunuz. Bununla da kalmıyor, Türkiye’nin Irak ve Suriye’nin yanı sıra Karadeniz ve kuzeyde de Rusya ile sınırı olan coğrafi stratejik konumu elbette tüm İttifak için önemli. Türkiye terörle mücadelede, özellikle de IŞİD’le mücadelede önemli rol oynamaktadır. NATO müttefikleri ve hepimiz terörle mücadeleye yardımcı olmak için Türkiye’deki altyapı üslerini kullandık. Dolayısıyla İttifak’ın kilit bir müttefik olmaya devam etmesini desteklemek için Türkiye’nin sarf ettiği tüm çabaları takdirle karşılıyorum.
Soru: “Ukrayna savaşıyla birlikte Avrupa’da savunma sanayi üretiminin artırılmasına ilişkin ihtiyacın en fazla hissedildiği bir dönemden geçiyoruz” demek, sanırım yanlış olmaz. Türkiye, artan askeri caydırıcılık kabiliyetiyle bu alanda önde gelen müttefiklerden biri haline geldi. Ülke, 10 yıl içinde 9 yerli uçak geliştirdi. Bunlara son örnek, beşinci nesil savaş uçağı KAAN oldu. Savaş uçağı KAAN ve Türk savunma sanayisinin bugünün ve geleceğin NATO’sundaki rolü hakkında ne düşünüyorsunuz?
Stoltenberg: Savunma sanayisi çok önemli. Ukrayna’daki savaş, güçlü savunma sanayisine sahip olmanın önemini ortaya koydu. Türk hükümetinin ve aynı zamanda Türk savunma sanayisinin savaş uçakları dahil yeni üst düzey gelişmiş kabiliyetlere yatırım yapma çabalarını memnuniyetle karşılıyorum, bu önemli. Türkiye’nin uzun yıllar boyunca çok etkili olduğu kanıtlanmış Bayraktar insansız hava araçlarını üretmiş olmasını da memnuniyetle karşılıyorum. (Bayraktarlar) Ukraynalılar için kendi ülkelerini savunmada önemli rol oynadılar.

Türk savunma sanayisi ile İttifak’ın diğer ülkelerinin savunma sanayisi arasında daha fazla işbirliği yapılacağına dair yakın zamanda yapılan duyuruları da memnuniyetle karşılıyorum. Ayrıca ABD’nin artık daha fazla F16’yı yenileyecek ve teslim edecek olması, Kanada ve Türkiye’nin Bayraktar insansız hava araçları ve insansız hava araçlarının Kanada tarafından teslim edilen parçalarına ilişkin çalışması ya da örneğin; İsveç ve Türkiye’nin savunma sanayisi projelerini geliştirmek için birlikte daha yakın çalışacağını duyurması memnuniyet vericidir. Bunlar, Türkiye’nin bir müttefik olarak bireysel şekilde yaptıklarıdır. Ancak bunun da ötesinde asıl önemli olan, Türkiye’nin askeri kabiliyetler geliştirme ve üretmede tüm müttefiklerle birlikte çalışıyor olmasıdır.
“NATO MÜTTEFİKLERİ HERHANGİ BİR KISITLAMAYA MARUZ KALMAMALI”
Soru: Türkiye, müttefikler arasındaki savunma ticareti kısıtlamalarının kaldırılması konusunu sık sık gündeme getiriyor. Bu konudaki mevcut durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Stoltenberg: NATO müttefiklerinin kendi aralarında savunma ticaretinde herhangi bir kısıtlamaya maruz kalmaması gerektiğine kuvvetle inanıyorum. Birbirimizi koruyacağımıza, savunacağımıza ve eninde sonunda birbirimiz için öleceğimize söz verdiğimiz bir İttifak’ın içindeyiz. Elbette birbirimiz arasında savunma teçhizatı ticareti de yapabilmeliyiz. Vilnius’taki NATO Zirvesi’nde müttefiklerin savunma teçhizatı ticaretinin önündeki engelleri kaldırmayı kabul ettiği çok güçlü bir açıklama yaptık, karar aldık. Ayrıca F16’lar ve Türkiye’nin diğer NATO müttefiklerinden satın aldığı önemli kabiliyet ve ekipman örneklerinde görüldüğü gibi, müttefiklerin artık Türkiye ile daha fazla ticaret yaptığını görmek de memnuniyet verici.
“NATO MÜTTEFİKLERİNİN İKİ AYRI HEDEFİ OLAMAZ”
Soru: AB’nin savunma sanayisi yeteneklerini geliştirmeye yönelik yeni stratejileri hakkında bir sorum var. Bu alandaki üretimin ve tedarikin, AB üyeleri içinde olmasını teşvik eden “Avrupalı olanı al” şeklinde bir strateji oluştu. Bu ülkelerin çoğunun aynı zamanda NATO üyesi olduğunu göz önünde bulundurursak; NATO çatısı dışına çıkılarak atılan ve ABD, İngiltere ve Türkiye gibi savunma sanayisi devlerini dışarıda bıraktıkları izlenimini veren bu adımları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Stoltenberg: Bence AB ve NATO müttefiklerinin savunma alanında daha fazla çaba sarf etmeleri önemli. Örneğin; savunma harcamalarının artırılması, savunma alanındaki çabaların anlamlı şekilde çoğalması için bir ön koşuldur. NATO, yıllardır Avrupalı müttefiklerine savunma alanında daha fazla harcama yapmaları çağrısında bulunuyordu ve şimdi daha fazla harcama yapıyorlar, bu iyi bir şey. AB’nin Avrupa savunma sanayisindeki parçalanmışlığın üstesinden gelmek için daha fazla çaba ortaya koyması da iyi bir şey. Elbette AB’nin yaratıcılığı, gelişimi ya da yeni kabiliyetleri teşvik etmek için yaptığı her şey iyidir.
İyi olmayan şey; NATO’nun çabalarını mükerrer kılmak, rekabet etmek ve üst üste bindirmektir. Örneğin; iş müttefiklerimizin neye yatırım yapacaklarına karar vermesi ve kabiliyet hedeflerinin belirlenmesine geldiğinde, bu NATO’nun temel sorumluluğudur. Savunma planlamasının bir parçasıdır. Çünkü doğru bir kolektif savunma, savaş alanında da birbirini tamamlayan unsurlara dayanmak zorundadır. Dolayısıyla NATO’nun savunma planlaması, her bir müttefik için belirli kabiliyet hedefleri belirlemek, NATO’nun işidir.
NATO içinde elbette iki kanatlı savunma planlama süreçlerimiz olamaz. Hem NATO hem de AB üyesi olan NATO müttefiklerinin iki ayrı hedefi olamaz. Yani iki hedef birden olamaz. NATO’nun temel kabiliyeti, standartlar da NATO’nun belirlediği bir şey olmalıdır. NATO müttefikleri arasında yeni bariyerler kurmak, kolektif savunmayı güçlendirme çabalarımızı baltalayacaktır. Çünkü yeni engeller fiyatları artıracak, kaliteyi düşürecek ve yaratıcılığın önüne geçecektir. Bu nedenle elbette İngiltere, Kanada, ABD, Türkiye veya Norveç gibi AB üyesi olmayan müttefikleri de kapsayan bir transatlantik savunma sanayisi ekosistemine inanıyorum. Bu çabalar için tek platform NATO olmalı çünkü AB üyesi NATO müttefikleri, NATO’nun savunma harcamalarına ayırdığı payın yüzde 20’sini temsil etmektedir. NATO’nun savunma harcamaları bütçesinin yüzde 80’i AB üyesi olmayan NATO müttefiklerinden gelmektedir. Bu nedenle aralarında engeller yaratmaya değil, elbette tüm ailenin ve yüzde 100’ünün birlikte çalışmasına ihtiyacımız var.
“ERDOĞAN İLE BİRLİKTE ÇALIŞMAKTAN MEMNUNUM”
Soru: Şimdiden bir veda mesajı vermek için erken olduğunu biliyorum, NATO’yu Washington’da düzenlenecek zirveye hazırlıyorsunuz. Ancak geriye dönüp yaklaşık 10 yıllık Genel Sekreterlik döneminize baktığınızda görev sürenizin en göze çarpan kısmı neydi? NATO’da bir yıl daha görevinizde kalmanız gibi bir durum söz konusu mu?
Stoltenberg: IŞİD’in Irak ve Suriye’nin büyük bir bölümünü ele geçirdiği, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal ettiği ve elbette NATO’nun müttefiklerini bir arada tutarak önemini her zamankinden daha fazla kanıtladığı, güvenliğimiz açısından çok önemli bir dönemde tarihin en başarılı ittifakında görev yapmak benim için bir ayrıcalıktı. Böyle bir dönemde Genel Sekreterlik yapmak benim için çok anlamlı.
Müttefik liderlerle kurduğum yakın işbirliğini de çok kıymetli görüyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile uzun yıllar boyunca geliştirdiğim dostluk ve işbirliğini de değerli buluyorum. Kendisi kararlı bir NATO müttefiki, birlikte çalışmaktan memnunum. Kendisiyle terörle mücadele, ortak savunmamızın güçlendirilmesi ve Ukrayna’ya destek dahil pek çok farklı alanda çalışma imkanı buldum.
Soru: NATO’da bir yıl daha görevinizde kalmanız söz konusu mu?
Stoltenberg: Müttefiklerin mükemmel bir halef bulacağına kesinlikle eminim. NATO’da pek çok karardan ben sorumluyum ama halefimi seçmek gibi bir sorumluluğum yok. Müttefiklerin iyi bir çözüm bulacağına eminim.
Soru: Peki, adaylara mesajınız nedir?
Stoltenberg: Adaylara bir mesaj verme konusunda çok dikkatli davranıyorum. Çünkü bu sürecin bir parçası değilim ama müttefiklerin iyi bir çözüm bulacağından eminim.
Türkiye ve İngiltere’nin askeri ve siyasi açıdan iki güçlü ortak olduğunu, ekonomi ve ticaret alanında da güçlü ilişkileri bulunduğunu dile getiren Bolat, iki ülke arasındaki mevcut serbest ticaret anlaşmasının İngiltere’nin Avrupa Birliğinden ayrılması sonrasında karşılıklı ticaretin yasal bir zemine oturması için yapıldığını anımsattı.
Bolat, söz konusu anlaşmanın 2021 başında yürürlüğe girdiğini ve Kovid-19 salgını şartlarında dahi oldukça başarılı ilerlediğini kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Karşılıklı ticaretimiz 19 milyar dolara yükseldi ve bu ticarette geçen yıl itibarıyla Türkiye 6 milyar dolar fazla kazandı. Ama ticaret yıllar içinde değişebiliyor. Önemli olan karşılıklı ticaretteki ivmenin devam etmesi. Mevcut serbest ticaret anlaşması sanayi ürünlerini kapsıyordu. Hizmetler sektörünü, yani eğitim, sağlık, fuarcılık, bankacılık, telekomünikasyon, taşımacılık, kara, hava, deniz ve demir yolu taşımacılığı ve turizm sektörlerini de dahil etmek, ortak yatırımları kurala bağlamak ve teşvik etmek, geliştirmek ve tarımsal ürünlerde de karşılıklı bazı tavizlerin elde edilmesi zeminini konuşmak üzere STA’nın güncellenmesi müzakerelerini her iki ülke birbirine teklif etti.”

Bolat, Londra’da mevkidaşı Badenoch ile bu süreci başlattıklarını belirterek, müzakerelerin zaman alabileceğini, İngiltere’nin yoğun bir seçim dönemine girdiğini ancak teknik düzeyde müzakerelerin 10 Haziran’da Londra’da başlayacağını söyledi.
“UKEF, DEMİR YOLU VE YENİLENEBİLİR ENERJİ PROJELERİNE 4 MİLYAR DOLAR FİNANSMAN SAĞLADI”
Bakan Bolat, söz konusu yeni alanlarda her iki ülkenin fayda sağlayabileceği ve kazan-kazan ilkesi temelinde bir STA için müzakerelerin yapılacağını ifade ederek, şunları söyledi:
“Biz kendi ülkemize azami fayda ve avantaj sağlamaya çalışacağız. Onlar da kendi ülkeleri için masaya taleplerini koyacaklar. Yani iki taraf da bu taleplerde anlaşamazsa zaten anlaşma olmaz. Mevcut serbest ticaret anlaşması devam eder, sanayi ürünlerinde. Ama iki ülkenin de kazan kazan ilkesiyle ticaretlerini artırabileceği bir ortam ve şartlar oluştuğu takdirde de anlaşmaya varılır.”
Bolat, Türkiye’nin Birleşik Krallık ile turizm haricinde dahi 5 milyar dolarlık hizmetler ticareti bulunduğunu belirterek, üçüncü ülkelerdeki müteahhitlik hizmetlerinde her iki ülke firmalarının birlikte çalışması noktasında iki ay önce İstanbul’da bir niyet mektubu imzalandığını anımsattı.
Bu kapsamda Türk ve İngiliz firmalarının birlikte iş yapmasının teşvik edileceğini dile getiren Bolat, “Yine, Birleşik Krallık resmi İhracat Kredi Kuruluşu (UKEF) Türkiye’de demir yolu projeleri ve yenilenebilir enerji gibi bazı önemli projelere 4 milyar dolar civarında finans desteği verdi. Bu da ülkemizde bu projelerin tamamlanması açısından büyük önem arz ediyor. Kendilerine bu iş birliğinin devamını istediğimizi belirttik.” diye konuştu.

20 MİLYAR DOLAR HEDEFİ
İki ülke arasında 19 milyar doları bulan ticaret hacminin dünya ticaretinin küçüldüğü ve küresel ekonominin durgunluk içinde olduğu bir dönemde gerçekleştiğini belirten Bolat, “İlk planda bu seneki hedefimiz 19 milyar doları aşarak karşılıklı ticarette 20 milyar dolara ulaşmak.” dedi.
“TÜRKİYE’NİN SAVUNMA SANAYİ ÜRETİMİ VE İHRACATI 5 YILDA GEOMETRİK HIZLA BÜYÜYECEK”
Ticaret Bakanı Bolat, Türk Hava Yollarının Airbus’a verdiği uçak siparişini anımsatarak, bazı modellerin ağırlıklı İngiltere’de yapılacağını ve bazı uçaklarda İngiliz motor şirketinin motorlarının bulunacağını belirterek, “Dolayısıyla İngilizler Türkiye ile ekonomik ilişkilerin artmasına büyük önem veriyor.” ifadesini kullandı.
Türkiye’nin de savunma sanayisi ürünlerinde Avrasya’da önemli bir üretim ve tedarik ülkesi haline geldiğine işaret eden Bolat, şöyle konuştu:
“Türkiye dostlarına ya da kendisinden ürün almak isteyenlere ‘sana şunu dayatırım ya da ambargo uygularım’ gibi dostane olmayan yaklaşımlar hiçbir zaman uygulamıyor. Bu anlamda da Türkiye güvenilir bir tedarikçi ve satıcı ülke konumunda. Savunma sanayimizin önünde daha çok güzel günler var. İnşallah daha büyük hedeflere ulaşacağız. Önümüzdeki 5 yıllık süreçte Türk savunma sanayisi üretimi ve ihracatı adeta geometrik bir hızla büyüyecek, gelişecek ve ülkemize de teknoloji ve katma değer katacak. Aynı zamanda savunma sanayisinde, ihracat pazarlarında ürün ortaya koyduğunuz ve bu da alıcı bulduğu zaman, ülkenizin genel sanayisine çok büyük değer veriliyor.”
Etkinlik kapsamında üç panel düzenlendi ve Bulgaristan’daki iş fırsatları ile iki ülke arasında ticaretin nasıl geliştirilebileceği konuları masaya yatırıldı. Forum’un açış konuşmalarını BULTİŞAD Onursal Başkanı Fikret İnce, DEİK Bulgaristan İş Konseyi Başkanı Zeki Saribekir, Türkiye Burgaz Başkonsolosu Tolga Orkun, Burgaz Belediye Başkanı Dimitar Nikolov, Bulgaristan İnovasyon ve Büyüme Bakanlığı adına Bulgaristan Avrupa Rekabet Edebilirlik Fonları Genel Müdürü Radoslav Rizov yaptı.
Yapılan konuşmalarda Bulgaristan’ın bu ay sonu itibariyle Schengen Bölgesi’ne dahil olacağına dikkat çekildi. Bulgar-Türk Ticaret Forumu’nda, Bulgaristan İnovasyon ve Büyüme Bakanlığı yetkilileri iki ülke arasındaki potansiyele dikkat çekerek Türk iş dünyasını, artık vize yönünden de tam anlamıyla Avrupa’nın bir parçası olan Bulgaristan’a yatırım yapmaya davet ettiler.
İnce: Rekabet avantajı var
Burgaz Uluslararası Kongre Merkezi’nde düzenlenen Forum’un açış konuşmacılarından biri olan BULTİŞAD Onursal Başkanı Fikret İnce, Bulgaristan’ın, Türkiye’nin ihracatının yaklaşık yarısının yapıldığı Avrupa’ya açılan kapı olduğunu vurguladı. Aynı zamanda Bulgaristan’daki en büyük Türk yatırımlarından biri olan Alcomet firmasının Yönetim Kurulu Başkanı da olan İnce, “Türkiye’nin Avrupa’ya giden yolu Bulgaristan’dan geçiyor. Bu yolun ilk durağı Burgaz. Önemli, stratejik bir yer. Havaalanı, limanları var. Bizi her konuda destekleyen bir belediye başkanı var. Buradaki yatırımlarımızı geliştirmeliyiz. Burgaz, Türkiye’nin Avrupa’ya açılan önemli bir kapısı. İstanbul da Bulgaristan’ın Asya ve Orta Doğu’ya açılan kapısı. 30 yıldır Bulgaristan’da iş geliştiriyorum ve şunu söylemek istiyorum; bu ülke bizi kardeş olarak kabul ediyor ve bunun için minnettarız. Ülkenin en önemli avantajlarından biri makroekonomik istikrara sahip olmasıdır. Para birimi istikrarlı ve enflasyon kabul edilebilir sınırlar içinde. Bulgaristan’da bir işletme için konumun yanı sıra çok önemli olan öngörülebilirlik de var. Burada özellikle teknoloji sektöründe yetkin bir iş gücü de var. İşletmeler için maliyetler düşük ve bankacılık sistemi çok iyi, yatırım kredileri Euro ve BGN cinsinden çok iyi faiz oranlarıyla sunuluyor” dedi.

BULTİŞAD’ın da iki ülke ticaret ve yatırım ilişkilerini geliştirmek üzere 10 yıldır faaliyet gösterdiğini belirten İnce, düzenlenen bu forumun da o faaliyetlerden biri olduğuna dikkat çekti. İnce, Türk iş dünyasını Bulgaristan’a yatırım yapmaya davet ederken, Bulgar iş insanlarını da Türkiye’ye yatırım yapmaya beklediklerini vurguladı.
Orkun: Güçlü ekonomik bağlar var
Türkiye’nin Burgaz Başkonsolosu Tolga Orkun da, “Bulgaristan bizim için çok önemli bir ülke çünkü burada 150’nin üzerinde Türk şirketi faaliyet gösteriyor. Türkiye’nin Bulgaristan’da yaptığı yatırımların tutarı 2.5 milyar avronun üzerinde. Her yıl 1,5 milyondan fazla kamyon Bulgaristan-Türkiye sınırını geçiyor ve toplam araç sayısı 3 milyonu aşıyor. Bu da Bulgaristan ile Türkiye arasındaki ekonomik bağların ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Amacımız bu bağlantıları daha da başarılı hale getirmek. Ortak hedefimiz iki ülke arasındaki ticaret ve yatırımı artırarak istihdamı yükseltmek. Halihazırda son derece başarılı olduğunu düşündüğümüz çok sayıda ikili görüşme gerçekleştirdik. Türkiye ile diğer Balkan ülkeleri arasında yeni bir işbirliği platformu da oluşturuldu. Bu sayede Balkanlar’da ekonomik işbirliği alanında ikili ve çok taraflı faaliyetler desteklenecek” dedi.
İki firma daha yatırım yaptı
Burgaz Belediye Başkanı Dimitar Nikolov da forumun mekanı olarak Burgaz şehrinin seçilmesinden dolayı minnettar olduğunu kaydetti. Burgaz’daki tüm olanakları Türk iş dünyasının hizmetine sunmaya hazır olduklarını dile getiren Nikolov, Türk şirketlerinin yerel sanayi bölgelerindeki yatırımları da dahil olmak üzere olumlu sonuçların altını çizdi ve Burgaz’ın önemli bir iş destinasyonu olarak cazibesini anlattı. Nikolov, geçen yılki forumdan sonra iki Türk firmasının Burgaz’a yatırım yaptığına da dikkat çekti.
Forum’da iki ülkenin de jeopolitik konumu ile öne çıktığına dikkat çekilirken, her iki ülkenin de birbirine “komşu” diye hitap etmesinin çok önemli olduğun kaydeden DEİK Bulgaristan İş Konseyi Başkanı Zeki Sarıbekir de iki ülke arasındaki ticaretin çok büyük potansiyel barındırdığına vurgu yaptı. Bulgaristan Avrupa Rekabet Edebilirlik Fonları Genel Müdürü Radoslav Rizov da sürdürülebilir ekonomik kalkınmayı teşvik etmede yüksek teknolojilerin ve yeşil girişimciliğin önemli rolünü vurguladı.

Panelistlerden işbirliği çağrısı
Etkinlikte Dünya Kadınlar Günü nedeniyle, Türkiye ve Bulgaristan’da kadın girişimciliğine odaklanan özel bir bölüm yer aldı. Creative Mornings kurucusu Blagovesta Pugova, DEİK Yurtdışı Yatırımlar İş Konseyi Başkanı Kübra Orakçıoğlu Kazan, TOBB Bursa Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Sabriye Şen gibi isimlerin yer aldığı panelde iki ülkede kadınların liderliğindeki işletmelerin ortaklaşa daha iyi bir geleceği nasıl şekillendirebileceği tartışıldı.
Etkinliğin Bulgar ve Türk Yenilikçi Teknoloji Ekosistemleri konulu panelinde ise BASSCOM Yönetim Kurulu Başkanı Dobroslav Dimitrov, Yazılım Sanayicileri Derneği (YASAD) Başkanı Gönül Kamalı, İstanbul Gedik Üniversitesi Rektörü Ahmet Kesik ve Başarsoft Yönetim Kurulu Başkanı Alim Küçükpehlivan görüşleriyle teknoloji sektörlerinde işbirliği fırsatlarını değerlendirdi. Panelde, ekonomik büyümeyi ve rekabet gücünü artırmada teknoloji ve inovasyonun kritik rolü masaya yatırıldı ve bu dinamik sektörde işbirliği fırsatları tartışıldı. YASAD Başkanı Gönül Kamalı, iki ülke yazılım sanayicilerinin yazılım sektörünün geliştirilmesi için işbirliği yapmasını teklif etti. Gedik Üniversitesi Rektörü Ahmet Kesik de Gedik Holding’in faaliyet gösterdiği alanlardan birinin kaynakçılık olduğunu ve bu sektörde birçok eğitim verdiklerini dile getirdi. Kesik, Bulgaristan’daki kadınlara ücretsiz olarak kaynakçılık eğitimi vermek istediklerini belirterek üniversite sanayi işbirliğinin de geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Kesik ayrıca, Karadeniz işbirliği projelerinde ve Avrupa Birliği projelerinde Bulgar kurumlarla ortak projeler geliştirmek istediklerini dile getirdi.
Benzer bir forum Türkiye’de de yapılacak
Yeşil Ekonomi, Lojistik ve Yakın Tedarik Fırsatlarına Sürdürülebilir Yatırım konulu panelin moderatörlüğünü Ekonomi Gazetesi Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Güldağ yaptı. Bulgaristan ve Türkiye arasındaki potansiyel yatırım ve lojistik fırsatları masaya yatırıldı. Panelde Bulgaristan Avrupa Rekabet Edebilirlik Fonları Genel Müdürü Radoslav Rizov, DEİK Bulgaristan İş Konseyi Başkan Yardımcısı M. Emrah Sazak, Bulgaristan Yatırım Ajansı (IBA) Direktörü Mila Nenova ve BMF Port Burgas İcra Direktörü Boris Balev konuştu. Konuşmacılar Bulgaristan’ın yatırım teşviklerini ve bir yatırım destinasyonu olarak çekiciliğini değerlendirdi. Bölgedeki mevcut lojistik ve yakın kaynak fırsatlarına da ışık tutuldu.
Etkinliğin sonuç bölümünde iki ülke arasındaki ticaretin şu an 7 milyar avro düzeyinde olduğu belirtilerek çok kısa sürede 10 milyar avro seviyesine çıkabilecek potansiyele sahip olunduğu kaydedildi. Ayrıca Bulgar-Türk Ticaret Forumu’nun benzerinin önümüzdeki süreçte Türkiye’de de yapılmasının planlandığı da dile getirildi.
]]>
Türkevi’nde, moderatörlüğünü Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) Washington Araştırma Direktörü Kılıç Buğra Kanat’ın gerçekleştirdiği programda konuşan Göktaş, Filistin gibi çok sayıda ve yıkıcı krizlerle karşı karşıya olunan bu dönemde kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasının her zamankinden daha önemli olduğunu belirtti.
Gelecek nesiller için daha güvenli bir dünya sağlamanın tek yolunun kadınların ve kız çocuklarının haklarını korumak ve onları hayatın her alanında güçlendirmek olduğunu aktaran Bakan Göktaş, “Kadınların onurlu işlerde çalışabilmesi, üst düzey yönetim pozisyonlarında yer alabilmesi, medyada güçlü temsil edilebilmesi, karar alma süreçlerine katılabilmesi ve toplumda genel olarak ön plana çıkabilmesi yönündeki tüm çabaları canıgönülden kutluyorum.” diye konuştu.
Türkiye’de son 21 yılda anayasa ve kanunlarda kadına yönelik önemli ilerlemelerin kaydedildiğini ifade eden Göktaş, şunları söyledi:
“Anayasanın 10. maddesinde yapılan değişiklikle kadınlara yönelik pozitif ayrımcılığı güvence altına aldık. 2002’de yürürlüğe giren Yeni Türk Medeni Kanunu’nda, kadınlarla erkekler arasındaki ayrımcılığı sona erdirmeye yönelik önlemleri içeren düzenlemeler yaptık. Kadınların ve kız çocuklarının eğitim ve istihdama katılımını destekleyen faaliyetleri hızlandırdık. Ailede ve toplumda kadını erkekle eşitleyen, kadın emeğini görünür kılan yeni düzenlemeleri hayata geçirdik. 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi Hakkında Kanun ile şiddet, ihmal ve istismara karşı mücadelemiz güçlü bir hukuki zemine kavuşmuştur.”

Eğitimin, kadının sosyal statüsünü artırmanın yanı sıra aile içindeki işlevini de güçlendirdiğini belirten Göktaş, “Türkiye’de kadınların ve kız çocuklarının eğitim ve öğretimine destek olmayı önceledik. Kadınların okuryazarlığını ve kız çocuklarının okullaşma oranını artırmak için seferberlik başlattık. Kadınların iş-yaşam entegrasyonunu destekleyen tedbirleri hayata geçirdik.” dedi.
Doğum ve ebeveyn izni kapsamında önemli düzenlemeler yaptıklarını, evde bakım desteği, kreş desteği, işyerlerinde kreş zorunluluğu, sigorta primi destekleri, yarı zamanlı çalışma, esnek çalışma gibi uygulama ve teşvikleri hayata geçirdiklerini aktaran Bakan Göktaş, şöyle konuştu:
“Mesleki Eğitim Kursları, İşbaşı Eğitim ve Girişimcilik Eğitim Programları ile kadınların iş gücüne katılmasını ve becerilerini geliştirmesini teşvik ettik. 2002 yılında yüzde 25,3 olan kadın istihdam oranını yüzde 31,4’e, yüzde 27,9 olan kadınların iş gücüne katılma oranını da yüzde 35,9’a çıkardık. Türkiye’de kadın istihdamının artmasındaki en önemli etkenlerden biri kadın girişimcilerimizin sektöre rol model olma başarısını göstermesidir. Kadın girişimcilerimizin gücüne inanıyoruz. Girişimcilik, bilgi ve deneyimle yenilikçi fikirlerin itici gücüdür. Bu konuda her türlü çaba ve gayreti önemsiyor ve bu yolda atılan her adımı gönülden destekliyoruz. Girişimciliği ekonomik büyümenin önemli bir bileşeni olarak görüyor ve kadın girişimci sayısını artırmayı hedefliyoruz. Kadın kooperatiflerini de kadın girişimciliği ve kadın istihdamı açısından benzersiz bir iş modeli olarak görüyoruz. Bilim, teknoloji ve mühendislik alanlarında varlıklarını artıran kadınlar, dijital teknolojilerde ve inovasyonda öncülük yaparak Türkiye’nin küresel rekabetteki konumunu güçlendiriyor. Bu bağlamda, iş gücü piyasasının değişen ihtiyaçlarını ve yeni ortaya çıkan meslek alanlarını dikkate alarak, kız çocuklarının bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik (STEM) alanlarında kariyer yapmalarını teşvik etmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.”

– KADININ HAYATIN HER ALANINDA GÜÇLENDİRİLMESİ
Göktaş, kadınların tüm karar alma mekanizmalarına aktif katılımını, sosyal ve kamusal hayatta aktif rol almasını, sorunlarına çözüm bulunmasını sağlamak için çalıştıklarını belirterek, “Bakanlık olarak önümüzdeki dönemde de kadının hayatın her alanında güçlendirilmesi için çalışmalarımızı sürdüreceğimizi, kadının gücüne inandığımızı ve onların önünü açmak için elimizden geleni yaptığımızı vurgulamak isterim.” dedi. Bakan Göktaş, şunları kaydetti:
“Kadınların maruz kaldığı çatışma kaynaklı şiddete karşı birlik olup sesimizi yükseltmemiz gerektiğini bir kez daha vurgulamak istiyorum. Filistin’de kadınlar ve çocuklar her an şiddete ve vahşete maruz kalıyor. Bu zulme bir an önce son verilmeli ve çözüm için adımlar atılmalıdır. Bu noktada kadınların çatışmaların çözümünde büyük etkisi olduğunu vurgulamak isterim. Kalıcı ve sürdürülebilir barışın ancak kimsenin dışlanmadığı bir süreçten ortaya çıkabileceği unutulmamalıdır. Sayın Emine Erdoğan Hanımefendinin de belirttiği gibi, ‘Toplumun temel ve dönüştürücü parçası olan kadınların yer almadığı bir barış sürecinin başarıya ulaşması beklenemez.’ Bu doğrultuda, herkesi bu adaletsizliğe karşı sesimizi yükseltmeye ve Filistin halkının daha parlak, daha barışçıl bir geleceği için birlikte durmaya çağırıyoruz.”

– KADEM GENEL BAŞKANI GÜMRÜKÇÜOĞLU
KADEM Başkanı Doç. Dr. Saliha Okur Gümrükçüoğlu ise ramazan ayının Müslümanlar için teslimiyet, özdenetim ve tefekkür ayı olduğunu belirterek, bu ayın kişinin inancını derinleştirmesi ve erdemli bir yaşam sürme ve kendini geliştirme yolundaki kararlılığını yenilemesi için bir fırsat olduğunu söyledi.
Oruç tutan kişilerin iftar öncesi yaptıkları duanın kabul edildiğine inanıldığını anlatan Gümrükçüoğlu, “Sizleri de bizimle beraber dünya barışı ve huzuru için dua etmeye davet ediyorum.” dedi.
Gümrükçüoğlu, etkinliğin sivil toplum kuruluşu temsilcileri, aktivistler ve iş dünyasından kadınları buluşturan önemli bir platform teşkil ettiğini kaydederek, “Burada işbirliği fırsatı buluyoruz, çalışmalarımızı konuşuyoruz ve birlikte güçlü bir kadın ağı geliştiriyoruz.” diye konuştu.
Etkinlik kapsamında geçen yıl 10 ülkeden 25 kadınla bir araya geldiklerini, bu yıl ise Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının desteğiyle etkinliğin daha da büyüdüğünü ifade eden Gümrükçüoğlu, KADEM’in esas aldığı temel ilkeyi “Varoluşta eşitlik, sorumlulukta adalet” olarak tanımladı.
Gümrükçüoğlu, KADEM’in kadınların hiçbir ayrımcılığa maruz kalmadan, eğitim, sağlık, iş dünyası ve siyaset gibi her alanda var olabilmesi için faaliyetler yürüttüğünü ve akademik çalışmalar yaptığını anlattı.

– “ŞİDDETİN HER TÜRÜ İLE MÜCADELE EDİYORUZ”
KADEM’in en çok önemsediği çalışma alanlarından birinin hak savunuculuğu olduğunu kaydeden Gümrükçüoğlu, “Özellikle istismara uğramış çocuklara ve şiddet görmüş kadınlara hukuki destek veriyoruz. Şiddetin her türü ile mücadele ediyoruz. Kampanyalar düzenliyoruz.” bilgilerini paylaştı.
Gümrükçüoğlu, 2022 yılında İstanbul’da KADEM Kadın Destek Merkezi’nin açıldığını anımsatarak, kadınların buraya gelerek sorularına cevap bulabildiğini, ihtiyaçları olan her alanda destek isteyebildiğini söyledi.
6 Şubat depreminden sonra da deprem bölgesindeki 3 şehirde Kadın Destek Merkezlerini hayata geçirdiklerini aktaran Gümrükçüoğlu, burada 1 yıllık kısa zaman içinde binlerce kadına psiko-sosyal destek verildiğini, iyi olma hallerine katkı sunulduğunu ifade etti.
Gümrükçüoğlu, KADEM’in Türkiye genelinde 55 kentte temsilciliğinin bulunduğunu, buralarda kooperatifçilik ve girişimcilik faaliyetleri sürdürdüklerini aktardı.

– BAŞKONSOLOS ÖZGÜR
Türkiye’nin New York Başkonsolosu Reyhan Özgür, Türkevi’nin, açılışından bu yana çok sayıda etkinliğe ev sahipliği yaparak adeta bir diplomasi merkezi haline geldiğini belirtti.
BM Kadının Statüsü Komisyonu’nun 68. Oturumu’na çok sayıda Türk sivil toplum kuruluşunun katıldığını ifade eden Özgür, “Kuruluşlarımızın New York’taki etkinliklerde öncü rol oynamalarından ve aktif katılımlarından gurur duyuyoruz.” dedi.
Özgür, bunun esasen Türk hükümetinin kadın haklarına yönelik tutumunun yansıması olduğunu belirterek, Türkiye’nin kadın ve erkek arasında eşitliğe ve kadınların hayatın tüm alanlarına eşit katılımı ile kadına karşı şiddetle mücadeleye büyük önem atfettiğinin altını çizdi.
Ramazanın tefekkür, dua ve barış ayı olduğunu kaydeden Özgür, “Maalesef bu etkinliğimizi dünya şiddetin gölgesindeyken gerçekleştiriyoruz. Çatışmanın kadınlar üzerinde asimetrik bir etkisi bulunuyor. Ukrayna, Afganistan, Sudan, Filistin ve başka yerlerde çatışmanın kadınlar üzerindeki etkisini görüyoruz. Bu krizlerle hiçbir ülke tek başına mücadele edemez.” değerlendirmesinde bulundu.
Başkonsolos Özgür, ramazan ayının tüm dünyaya barış getirmesini diledi ve özellikle Gazze halkına yönelik ayrım gözetmeksizin, sistematik ve kasıtlı katliamın son bulması gerektiğini ifade etti.
Konuşmaların ardından Göktaş ve davetliler iftar yaptı.
Bakan Bolat, Almanya ziyaretine Türkiye’nin Berlin Büyükelçiliği’ni ziyaret ederek başladı. Bolat, “Almanya ziyaretimiz kapsamında Berlin Büyükelçiliğimizi ziyaret ederek, Büyükelçimiz ve Büyükelçilik mensupları ile bir araya geldik. Almanya’da yaşayan vatandaşlarımız ve elçiliğimizin çalışmaları hakkında bilgi aldık. Berlin Büyükelçimiz Sayın Ahmet Başar Şen’e ve Büyükelçilik mensuplarımıza çalışmalarında başarılar diliyorum” dedi.

Bakan Bolat daha sonra Orta Ölçekli İşletmelerin Geleceği etkinliğine katıldı. Etkinliğe ilişkin açıklama yapan Bolat, “Almanya’da BVMW ‘Zukunftstag Mittelstand’ (Orta Ölçekli İşletmelerin Geleceği) etkinliğine katılım sağladık. Güncel olarak 3.5 Milyon Türk’ün yaşadığı Almanya ile kültürel ve tarihsel olarak her zaman yakın bir ilişki içerisinde olduk hem ticari hem de stratejik ortaklığımız ise gün geçtikçe ilerledi. Almanya’nın gelişmiş endüstrisinin yanında Türkiye’nin yükselen ekonomisi ve iş gücü, Türk ve Alman işletmelerinin önümüzdeki yıllarda atılımlarını büyütmesinde ve küresel pazarlarda artıracakları payları ülke ekonomilerine kazandırmalarında önemli bir rol oynayacaktır. Bu kapsamda gerçekleştirilecek çalışmalar ve atılacak adımlar üzerine fikir alışverişinde bulunduğumuz değerli bir toplantı gerçekleştirdik” ifadelerini kullandı.

TÜRK VE ALMAN İŞ İNSANLARIYLA BİR ARAYA GELDİ
Bakan Bolat, ardından Berlin’de Türk ve Alman iş insanlarıyla bir araya geldi. Toplantıya ilişkin açıklama yapan Bolat, “Almanya’nın başkenti Berlin’de Türk ve Alman iş insanları ile bir araya gelerek yuvarlak masa toplantımızı gerçekleştirdik. Ülkemizdeki Alman sermayeli şirketlerin sayısı 8 bini aşmış durumda, bu da yaklaşık olarak yabancı şirketlerin yüzde 10’una denk geliyor. Türk iş insanlarının Almanya’daki yatırımları ise 2.9 milyar doları aştı. Bu bilgiler ışığında, hali hazırda çok iyi seviyelerde olan ticari ilişkilerimizi daha da ileri taşımaktaki niyetimizi ifade ettik. Avrupa Birliği ile olan ticaretimizdeki en önemli partnerimiz olan Almanya ile 2023 yılında yaklaşık 50 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaştık ve önümüzdeki dönem için ise 60 milyar doları hedef olarak belirledik. Toplantı vesilesiyle hedefimize ulaşmak için yapılabilecekler üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulunduk. Toplantıya katılım sağlayan iki ülkenin değerli iş insanlarına teşekkür ederim” dedi.

TÜRK ALMAN TİCARET VE SANAYİ ODASI YÖNETİMİ VE ÜYELERİ İLE GÖRÜŞTÜ
Bolat, iş insanlarıyla bir araya geldikten sonra Türk Alman Ticaret ve Sanayi Odası yönetimi ve üyeleriyle görüşme gerçekleştirdi. Bolat, görüşmeye ilişkin açıklamasında, “Almanya ziyaretimiz kapsamında Türk Alman Ticaret ve Sanayi Odası Yönetimi ve Üyeleri ile bir araya gelerek iki ülke arasındaki ticari süreçlere dair istişarelerde bulunduk. Teknoloji, yenilenebilir enerji ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında iş birliklerimizi güçlendirmek ve yeni ortak projeler hayata geçirmekteki isteğimizi dile getirerek, iki ülke arasındaki ticaret hacmini artırmanın ve karşılıklı yatırımların önünü açacak yeni stratejik adımların önemini vurguladık. Türk Alman Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mehmet Eskiyapan ve üyelerine sıcak ev sahiplikleri için teşekkür ederim” dedi.

BERLİN TÜRK İŞ DÜNYASI STK TEMSİLCİLERİ İLE GÖRÜŞTÜ
Bakan Bolat, son olarak Berlin MÜSİAD’ın koordinasyonunda yatırımcılar, iş insanları ve Berlin Türk İş Dünyası STK temsilcileri ile bir araya geldi. Burada açıklamalarda bulunan Bolat, şu ifadelere yer verdi:
“2023 yılında Avrupa Birliği ile olan ticaret hacmimiz 211 Milyar Dolara ulaşmış olup, bunun 50 Milyar Dolarlık kısmı AB’deki en büyük ticaret ortağımız Almanya ile gerçekleşmiştir. 2023 yılında toplam ihracatımız olan 255,5 Milyar Doların 105 Milyar Doları AB ülkelerine gerçekleştirilmiş, ülkemizdeki doğrudan yatırımların yüzde 65’i de AB menşeilidir. Türkiye güçlü ekonomisi, stratejik konumu, genç nüfusu ve yatırım için olması gereken istikrarlı büyüme grafiği ile birlikte, önümüzdeki dönemde artan bir ivme ile bu ticaret hacimlerini daha da yukarıları taşımaya 2023 Türkiye Yüzyılı hedefleri arasına almış bulunmaktadır. Bu hedefler doğrultusunda burada bulunan iş insanlarımız, yatırımcılarımız ve STK temsilcilerimizle yapacağımız istişarelerin, oluşturacağımız yol haritalarımızın ülke ekonomimize katkısının çok önemli olacağına inancım tamdır. Bu önemli çıktıları elde ettiğimiz toplantıya vesile olan Berlin MÜSİAD Başkanı Fikret Doğan, MÜSİAD Genel Başkanı Mahmut Asmalı ve katılım gösteren kıymetli iş insanlarımıza teşekkür eder, çalışmalarında başarılar dilerim”
Kacır, burada yaptığı konuşmada, Türk milletinin 22 yıldır Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yanında olduğunu ifade ederek, bu süreçte yürüttükleri her mücadeleyi, verdikleri her kavgayı, Türkiye’nin hanesine yazdırdıkları her kazanımı, bu toprakların varlığı ve birliği adına Türk milletiyle gerçekleştirdiklerini söyledi.
Türkiye’nin, son 22 yılını, demokrasi ve kalkınma eksiklerini tamamlamakla geçirdiğine dikkati çeken Kacır, “Altyapımızla, üstyapımızla, güvenliğimizle, tüm imkanlarımızla küresel gelişmiş ülkeler ligi doğrultusunda başarılı bir ivme yakaladık. Hastanesinden otoyoluna, köprüsünden barajına, toplu konutlarından eğitim imkanlarına kadar sosyal devlet anlayışıyla tüm Türkiye’yi uçtan uca donatmışız.” diye konuştu.
Yerli ve milli bir bakış açısıyla hareket ederek “Milli Teknoloji Hamlesi” hedeflerini birer birer gerçekleştirdiklerini bildiren Kacır, Togg’dan TCG Anadolu’ya, savaş paradigmalarını değiştiren İHA’lardan SİHA’lara, Akıncı’dan Kızılelma’ya ve Milli Muharip Uçak Kaan’a kadar çeşitli projeleri örnek gösterdi.
“TÜRKİYE YÜZYILI’NI GENÇLERİMİZLE BERABER İNŞA EDİYORUZ”
Kacır, “Türkiye Yüzyılı”na yakışır plan ve programları kararlılıkla uyguladıklarını belirterek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde kabineleriyle, belediyeleriyle milletin hizmetkarı olarak yola devam ettiklerini dile getirdi.
Mamak’ta milletle, yarınlara umutla bakmalarını sağlayan gençlerle buluşmanın heyecanını ve coşkusunu yaşadıklarını ifade eden Kacır, “Milli Teknoloji Hamlesi hedeflerimiz doğrultusunda başarılı sonuçlar alabiliyorsak, bu, elbette ki gençlerimizin hayal dünyaları, kendilerine çizdikleri ufukları sayesindedir. Gençlerimizin vizyoner kimliklerinin, enerjilerinin, potansiyellerinin farkındayız. ‘Türkiye Yüzyılı’nı gençlerimizle beraber inşa ediyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Kacır, gençleri bilim ve teknoloji iklimiyle tanıştırdıklarına ve bu alanda yeni çalışmalar yapmalarını sağlayacak atılımları birer birer gerçekleştirdiklerine işaret ederek, TEKNOFEST’te yarışmalara katılan gençleri geleceğin dünyasına hazırladıklarını söyledi.
Cumhuriyetin 100. yılında, İstanbul, Ankara ve İzmir’de üç TEKNOFEST düzenleyerek, 4,5 milyon ziyaretçinin katılımıyla “Milli Teknoloji Hamlesi”nin coşkusunu yaşadıklarını anlatan Kacır, şu ifadeleri kullandı:
“TEKNOFEST’lerde biyoteknolojiden roket mühendisliğine, yapay zekadan iklim teknolojilerine kadar 44 teknoloji yarışmasında, 1 milyon gencimizin rekabetine şahit olduk. İnanıyorum ki TEKNOFEST kuşağımız, ülke tarihimizde nice engellemelere maruz kalmış bilim ve teknoloji yolculuğumuzun gelecekteki yol gösterici fenerleri olacaktır. Onların potansiyelini açığa çıkarmayı boynumuzun borcu görüyoruz. 81 şehrimizde kurduğumuz Deneyap Teknoloji Atölyeleri’miz ile gençlerimizi bilim ve teknoloji dünyasıyla tanıştırıyoruz. Geleceğin Teknoloji Yıldızları Programı kapsamında başvurular devam ediyor. 25 Mart’a kadar tüm illerimizdeki 4., 5., 8., 9. sınıflar ile lise hazırlıkta okuyan öğrencilerin başvurularını bekliyoruz.”
“BİLİM MERKEZLERİNDE 11 MİLYON VATANDAŞI AĞIRLADIK”
Toplumda bilim ve teknoloji kültürünü yaygınlaştırmak adına, yurdun dört bir yanında bilim merkezleri kurduklarını dile getiren Kacır, bugüne kadar büyük ölçekli 11 bilim merkezini vatandaşların hizmetine sunduklarını söyledi.
Kacır, beş ilde daha büyük ölçekli bilim merkezi kurulmasına yönelik çalışmaların devam ettiğini bildirerek, şunları kaydetti:
“Ziyarete açık olan bilim merkezlerimizde 7’den 77’ye 11 milyon vatandaşımızı ağırladık. İlçe ölçeğindeki bilim merkezlerimiz de faaliyetlerine tüm hızıyla devam ediyor. Şu ana kadar ilçe ölçeğindeki 15 bilim merkezimizdeki eğitim atölyelerinde 865 binin üzerinde gencimizi bilimin göz kamaştırıcı dünyasıyla buluşturduk, 16’ıncısını Mamak’ta hizmete sunuyor olmanın heyecanını yaşıyoruz. Bilim Merkezi’miz, gençlerimizin bilim ve teknolojiye olan ilgisini artırırken, geleceğin bilim insanlarını da keşfetmemizi sağlayacak. Astronomi, uzay ve havacılık, doğa bilimleri, matematik, tasarım, teknoloji ve keşif temalarında toplam 12 atölye ile gençlerimize edindikleri teorik bilgileri pratiğe dökme ve kendi projelerini geliştirme imkanı sunacak.”
“ARTIK TOPARLANMA VE HIZLANMA ZAMANI”
“Bilim ve Teknoloji Haftası” kapsamında TÜBİTAK merkez ve enstitüleri ile tüm bilim merkezlerinde bilim atölyeleri ve söyleşileri ile özel etkinlikler düzenlediklerini ifade eden Kacır, imkan verildiğinde ve gerekli ortam sağlandığında gençlerin neler başarabileceklerini bildiklerini söyledi.
Bakanlık ve TÜBİTAK olarak, yerel yönetimlerle işbirliği içerisinde, gençlerin bilim ve teknoloji dünyasına yönelik heyecanına ve motivasyonuna ortak olmaya devam edeceklerini belirten Kacır, şu değerlendirmede bulundu:
“Yurdumuzun dört bir yanında olduğu gibi bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz bilim merkezimiz de yerel yönetimle merkezi yönetimin uyum içinde çalışmasının başarılı sonuçlarından biridir. 22 yıldır eser ve hizmet siyasetinin en büyük şahidi aziz milletimizin ta kendisidir. Türkiye’nin dört bir yanında olduğu gibi Başkent Ankara’mızın kıymetli sakinleri, mukimleri de gerçek belediyeciliğin nerede olduğunu, kimin gerçekleştireceğini çok iyi bilir. Ankara’nın dünya başkentleri arasında yıldızının parladığı bir döneme girmek için artık toparlanma ve hızlanma zamanı.”
TOPLAM 12 ATÖLYE OLACAK
TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Hasan Mandal da ülkenin en önemli ihtiyacının bilgi ve bunu öğretecek insan kaynağının yetiştirilmesi olduğuna dikkati çekerek, “İşte bugün açılışını gerçekleştiriyoruz. Mamak Bilim Merkezi tam bu amaca yönelik. İçerisinde matematik, doğa bilimleri, astronomi, astrofizik, uzay, teknoloji, tasarım ve okul öncesi çocuklarımız için keşif atölyesi olmak üzere 6 atölyemiz yer alacak. Buranın diğer bilim merkezlerinden farkı, atölyelerin hepsinden ikişer tane olması.” dedi.
]]>
Türkiye, kuruluş yıllarından bu döneme kadar İkinci Dünya Savaşı, 1960, 1980 ve 28 Şubat darbeleri, 2001 küresel ekonomik krizi yaşadı.
Ekonomileri derinden sarsan savaş, darbe ve küresel krizler Türkiye’nin yükselmesini yavaşlattı.
DARBELERİN TÜRK EKONOMİSİNE MALİYETLERİ
Özellikle 1960 ve 80 darbelerinde Türkiye ekonomisinin aldığı yaraların sarılması yıllara mâl oldu.
Ekonomi darbe sonrası yıllarda toparlansa da etkisi uzun süre hissedildi.
Cumhuriyet tarihinde ilk askeri darbe 27 Mayıs 1960’ta gerçekleşti. Emir komuta zinciri içinde yapılmayan darbe, 37 düşük rütbeli subayın planlarıyla icra edildi. 235 general ve 3 bin 500 civarında subay emekliye sevk edildi, üniversitede bulunan 147 öğretim görevlisi görevden alınmış ve bazı üniversiteler kapatıldı.

1960 DARBESİNDE MİLLİ GELİR YÜZDE 78 DÜŞTÜ
Bu gelişmelerle sadece istikrar değil, ekonomi de derinden etkilendi. Rakamlara bakarsak; darbeden önce 14,1 milyar dolar olan gayri safi yurt İçi hasıla (GSYH) yüzde 78 gerileyerek 7,9 milyar dolara düştü. Bu dönemde dolar bazında kişi başına düşen gelir de 509 dolardan 281 dolara indi.
İHRACAT İVME KAYBETTİ
Ekonomide darbenin etkisi ihracat ve ithalat rakamlarında da göze çarptı. 1960 yılına kadar süren ihracattaki ivmelenme 1961’de durdu. 1923 yılında 50,8 bin dolar olan ihracat, 1960 yılına 320 bin 731 dolara yükselmişti.
İhracat ve ithalat rakamları darbe yılından sonra yaklaşık yüzde 10 arttı. Bu dönemde ihracatın ithalatı karşılama oranı 0,68 olarak gerçekleşti.
Türkiye ekonomisi 1970 yılında GSYH’sini 19 milyar dolara yükseltti. Dolar bazında kişi başına düşen gelir de aynı dönemde 533 dolara yükseldi.
Rakamlara göre Türkiye ekonomisi 1961-1970 arasındaki dönemde darbe öncesi ekonomik göstergelere ulaşmayı başardı. 1960 darbesi ekonomik yükselişi dizginleyen bir sonuç oluşturdu.
12 MART MUHTIRASI 2 MİLYAR DOLAR KAYBETTİRDİ
Ardından 12 Mart 1971 Muhtırasında 32’nci Türkiye Hükümetinin istifaya zorladığı askeri müdahale yaşandı. Bu dönemde GSYH bir önceki seneye göre 2 milyar dolarlık gerileme yaşayarak 16,9 milyar dolara indi. Aynı dönemde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 57’ye düştü.

1980 DARBESİNİN EKONOMİYE EL FRENİ ETKİSİ
Türkiye’yi istikrarsızlaştırma çabası 12 Eylül 1980 ihtilaliyle sürdü. Türkiye ekonomisi bu döneme kadar 68,9 milyar dolar GSYH rakamına ulaşmış, kişi başına düşen gelirini dolar bazında 1.540 dolara yükseltmişti.
Ancak 1980 ihtilaliyle ekonomide durgunluk bir sonraki senenin rakamlarında açıkça görüldü. 1981 yılında GSYH yüzde 3,08’lik sınırlı yükselişle 71 milyar dolar, kişi başına gelir de 1.579 dolar olarak gerçekleşti.

2001 EKONOMİK KRİZİ
Darbelerden çıkan Türkiye ekonomisi büyümeye devam etti. 1990 yılında Türkiye’nin GSYH’si 154 milyar dolara, kişi başına düşen geliri ise 2 bin 730 dolara fırladı. Ancak 2001 krizi kapıda belirdi.
Küresel krizin etkisiyle 260 milyar dolara ulaşan Türkiye’nin GSYH’si bu dönemde 201 milyar dolara geriledi, kişi başına düşen gelir de 3 bin 12’den 2 bin 260 dolara indi.
2023’TE KİŞİ BAŞI GELİR 13 BİN DOLARI AŞTI
Türkiye ekonomisi darbelerden çıkarak 2023 yılına geldi. Geçen yıl Türkiye’nin GSYH’si 1,19 trilyon dolara yükseldi. Kişi başına düşen milli gelir 13 bin doları aştı. Türkiye 2023 yılında ihracatını 256 milyar dolarla tarihin en yüksek seviyesine yükseltti.

Bolat, küçük ve orta ölçekli işletmelerin çatı kuruluşu olan BVMW tarafından Berlin’de düzenlenecek “KOBİ’ler için Gelecek Günü 2024” etkinliğine katılacak.
Dijitalleşme kapsamında KOBİ’lerin geleceğiyle ilgili konuların ele alınacağı söz konusu etkinliğe, iş ve siyaset dünyasından konuşmacılar katılacak. Bolat’ın da konuşma yapacağı programda, Alman bakanlar da yer alacak. Tayland, Malezya ve Litvanya başbakanlarının da program kapsamında konuşma yapması bekleniyor.
Bakan Bolat, Berlin temasları kapsamında Türkiye’de yatırımları bulunan Alman iş insanlarıyla “Yuvarlak Masa Toplantısı”ında bir araya gelecek ve özel sektör temsilcileriyle görüş alışverişinde bulunacak.
Türk-Alman Ticaret ve Sanayi Odası (TD-IHK) yönetimi ve üyeleriyle bir araya gelecek Bolat, Berlin Türk iş dünyası sivil toplum kuruluşlarının başkan ve temsilcileriyle de iftarda buluşacak.
İkili ticarette hedef 60 milyar dolar
Türkiye ile Almanya arasında 2022 yılında 45 milyar dolar olan ikili ticaret hacmi, geçen yıl 50 milyar dolara ulaşarak, tüm zamanların rekor seviyesine erişti. İki ülke arasındaki ikili ticari ilişkilerde, kısa vadede 60 milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşılması hedefleniyor.
Almanya, Türkiye’ye Hollanda’dan sonra en çok doğrudan yatırım yapan ülke konumunda bulunuyor. Geçen yıl Almanya’dan Türkiye’ye 687 milyon dolarlık doğrudan yatırım girişi olurken, Almanya’nın Türkiye’deki yatırım stoku 25 milyar doları buldu. Türkiye’de 8 binden fazla Alman şirketi faaliyetini sürdürüyor.
Serbest ticaret anlaşması müzakereleri haziranda başlayacak
Bolat, 14 Mart’ta başlayacak İngiltere temasları kapsamında da Londra’da İngiltere İş ve Ticaret Bakanı Kemi Badenoch ile iki ülke arasındaki ticaret ve yatırım ilişkilerini değerlendireceği görüşme yapacak.
Görüşmenin ardından Bolat ve Badenoch, Türkiye ve İngiltere arasında 2021 yılından bu yana yürürlükte olan mevcut serbest ticaret anlaşmasının güncellenmesine yönelik müzakerelerin başlatılacağını duyuracak.
Söz konusu anlaşmanın, hizmetler ticareti, yatırımlar ve ilave tarım tavizleri gibi alanları içerecek şekilde genişletilmesi, yatay kurallar bakımdan kapsamlı hükümler içermesi hedefleniyor. Güncellenmiş anlaşmayla, her iki ülkedeki iş dünyası için daha güçlü ve kapsamlı bir hukuki zemin tesis edilmesi, devam eden diyalog ve işbirliği imkanlarının genişletilmesi amaçlanıyor.
Serbest ticaret anlaşması güncelleme müzakerelerinde ilk turun, haziranın ikinci haftasında Londra’da gerçekleştirilmesi planlanıyor.
İngiliz iş insanlarıyla toplantı
Ziyaret kapsamında ayrıca “Yuvarlak Masa Toplantısı” da düzenlenecek. Bu toplantıda, iki ülke iş insanları ve yatırımcılarla yatırım olanakları ile ikili ticaretin geliştirilmesi konuları görüşülecek.
Toplantı, iş dünyasının taleplerini de dikkate alarak daha rekabetçi ve etkili ticaret politikaları geliştirmek için fırsat olarak değerlendiriliyor.
Bakan Bolat, Türkiye’nin uluslararası alanda tanıtımına ve kültür diplomasisine katkı sağlayan Londra’daki Yunus Emre Enstitüsü’nü de ziyaret edecek.
Ömer Bolat’ın, Londra’da yerleşik Türk iş insanları ve derneklerle bir araya gelmesi de öngörülüyor.
İngiltere, Türkiye’deki en büyük 10 yatırımcı arasında
Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki ticaret hacmi geçen yıl yaklaşık 19 milyar dolar oldu. İngiltere, 12,4 milyar dolarlık ihracat hacmiyle Türkiye’nin en büyük 4. ihracat pazarı konumunda bulunuyor.
İngiltere, geçen yıl itibarıyla 8,6 milyar dolarlık doğrudan yatırımla Türkiye’deki en büyük 10 yatırımcı arasında yer alıyor.
Türkiye’den İngiltere’ye yapılan yatırımlar ise 4,9 milyar dolar seviyesine çıktı.
BAKAN GÖKTAŞ İSRAİLLİ BAKANI PROTESTO ETTİ
Bakan Göktaş, toplantıda söz alan İsrail Sosyal Eşitlik ve Kadının Gelişimi Bakanı May Golan’ın konuşmasına başladığı sırada Genel Kurul Toplantı Salonu’ndan ayrıldı.
Golan’ın konuşmasını tamamlamasının ardından Genel Kurul Toplantı Salonu’na dönen Bakan Göktaş, küresel zorlukları ele alırken, başta yoksulluk ve kurumsal kırılganlık olmak üzere temel nedenlerle yüzleşmenin önemini vurguladı.
GÖKTAŞ’TAN BM’DE FİLİSTİN VURGUSU
“Eşitlik konusunu tartışırken, İsrail’in Filistinlilere yönelik eylemlerinin bir sonucu olarak süregelen ve büyük insani acılara yol açan krizi görmezden gelemeyiz.” diyen Göktaş, şunları söyledi:
“Gazze’deki saldırıları şiddetle kınayan Türkiye, derhal ateşkes sağlanması ve insani yardımların hızlı ve engelsiz bir şekilde ulaştırılması çağrılarını yinelemekte ve Filistin halkının yanında olduğunu belirtmektedir. Bu vesileyle, silahlı çatışmaların kadınlar üzerindeki orantısız ve benzersiz etkisinin ele alınmasında önemli bir dönüm noktası olan BM Güvenlik Konseyinin 1325 sayılı kararını hatırlatmak isterim. BM’nin 1325 sayılı kararının temel hükümlerinin uygulanması hayati önem taşımaktadır. Filistin’de devam etmekte olan katliamı küresel gündemin en üst sıralarında tutmalı ve bu trajediye son vermek için çabalarımızı iki katına çıkarmalıyız. Ortak acı duygumuzda birleşmeli ve sesimizin daha güçlü ve daha yüksek duyulmasını sağlamalıyız.”

“CESUR VE KARARLI ADIMLAR ATMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Göktaş, kadınların geleceği şekillendirmeye aktif katılımlarının sağlanmasının önemine değinerek, “Türkiye’de hayata geçirdiğimiz her düzenlemeyle kadın haklarının daha da güçlendirilmesi yönünde adımlar atarken, sosyal politikalar aracılığıyla aile değerlerimizi ön planda tutuyoruz.” diye konuştu.
Eşitsizlik ve yoksullukla mücadelede insan merkezli bir yaklaşım benimsediklerini ifade eden Göktaş, 12. Kalkınma Planı’ndaki “Nitelikli İnsanlar, Güçlü Aileler ve Sağlıklı Bir Toplum” vurgusuna dikkati çekti.
Türk medeniyetinde kadının saygın bir yeri olduğunu, kadın-erkek eşitliğini daha da geliştirmek için çalıştıklarını aktaran Göktaş, şöyle konuştu:

“TÜRKİYE’DE KADIN İSTİHDAMI YÜZDE 25 ARTTI”
“Bu bağlamda, son yirmi yılda genel istihdam oranı yüzde 12 artarken, Türkiye’de kadın istihdamının yüzde 25 arttığının altını çizmek isterim. Ayrıca eğitim ve KOBİ destek programları aracılığıyla kadın girişimciliğini destekliyoruz. Kadınların iş gücüne aktif katılımını kolaylaştıran 0-3 yaş arası çocuklar için Mahalle Odaklı Okul Öncesi Modelimiz gibi gündüz bakım hizmetlerini geliştirerek ebeveynlere destek sağlıyoruz. ‘Genç Kadınlar Geleceğini İnşa Ediyor Projesi’ ile eğitim alamayan ve istihdam edilemeyen genç kızlara yönelik eğitim ve danışmanlık çalışmaları yürütüyoruz. Amacımız, Türkiye genelinde genç kadınların istihdam, staj, eğitim ve girişimcilik desteklerine erişmelerinde yardımcı olmaktır. ‘Türkiye’de Eşitliğe Duyarlı Planlama ve Bütçeleme Projesi’ ile planlama ve bütçelemenin tüm aşamalarının kadın-erkek eşitliği ilkesi temelinde yapılandırılmasını hedefliyoruz. Kapsamlı yasal çerçevelerimiz kadına yönelik şiddetle mücadele etmektedir ve devam eden çabalarımız arasında ‘Kadına Yönelik Şiddete Sıfır Tolerans’ hedefine ulaşma yolundaki Dördüncü Ulusal Eylem Planı ve Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Genelgesi de yer almaktadır.”

Kadınların özerkliğinin ve güçlendirilmesinin hem Türkiye’de hem de küresel düzeyde desteklenmesine öncelik verdiklerini bildiren Göktaş, bunun toplumsal ilerleme ve uluslararası kalkınma için önemini kabul ettiklerini dile getirdi.
Kadına yönelik şiddetle mücadele etme ile kadın-erkek eşitliğini teşvik etme konusundaki kararlılıklarını yineleyen Göktaş, “Toplumsal eşitsizliklerin ve yapısal engellerin etkin bir şekilde aşılması, çözüm üretme sürecini hızlandırmak için elzemdir. Türkiye olarak, daha adil bir dünya için dikkatimizi vermemiz gereken her alanda cesur ve kararlı adımlar atmaya devam edeceğiz.” dedi.
Toplantıya katılanlardan biri de Amerika Birleşik Devletleri’nin eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey’di.
Jeffrey, TRT Haber Muhabiri Tuna Şanlı’nın sorularını yanıtladı.
“Amerikan Kongresi Türkiye’ye karşı çok olumsuz bir tutum takındı”
F-16 anlaşmasına varıldıktan sonra. Senato Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Senatör Ben Cardin, “Türkiye ile ilişkilerimizde bu yeni faslın açılmasını sabırsızlıkla bekliyorum” dedi. Dolayısıyla “yeni fasıl” ifadesi, dürüst olmak gerekirse, Senato liderlerinden duyduğumuz pek yaygın bir ifade değil. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Bu çok önemli bir adım çünkü Türk-Amerikan ilişkilerindeki sorunların çoğu; Trump, Obama, Bush, Clinton veya Biden yönetiminden değil, Kongre’den kaynaklanıyordu.
Amerikan Kongresi bağımsız bir aktördür ve haklı bulmadığım pek çok nedenden ötürü onlarca yıldır Türkiye’ye karşı çok olumsuz bir tutum takındı. Yıllardır Washington’da ya da Türkiye’ye yaptığım ziyaretlerde Türk hükümetinin buradaki büyükelçiliği aracılığıyla Kongre ile ilişkilerde büyük çaba sarf ettiğini gördüm.
Ancak Kongre her zaman buna karşılık vermedi. Bu kabul edilemez ve bu Washington’daki kişilerin hatasıydı. Senatör Cardin’in söylediği şu; artık bunlar geride kaldı. Sadece yönetimden yönetime değil, Kongreden Parlamentoya, insanlardan halka da iş birliği yapalım.
Bu çok önemli. Mesela Gazze konusunda ayrıntılarda ve Suriye konularında farklılıklarımız var. Buna rağmen, şu anda her iki tarafın da yüksek noktadaki ilişkinin genel durumuna değer verdiği bir konumdayız. Daha da önemlisi, liderler birbirleriyle çalışmaya istekliler. İyi bir iletişimleri var ve her iki tarafta da henüz fikir birliğine varamadığımız alanları yönetme konusunda isteklilik var.
“S-400 meselesini halletmenin bir yolunu bulabiliriz”
İki ülke arasındaki sıcak konulara gelecek olursak. Savunma işbirliği en sıcak konulardan biri Büyükelçi Jeffrey, F16 satışı uzun bir bekleyişin ardından gerçekleşiyor ve şimdi Türkiye ve ABD savunma iş birliğini gelecekte artırmayı bekliyor ve bu noktada F-35 kritik bir konu.
ABD, Türkiye’nin yeniden F 35 programına girebilmesi için S 400 füze savunma sisteminden kurtulması gerektiğini söylüyor ancak aynı zamanda ABD, S-400 füze savunma sistemi satın alan Hindistan’ı yaptırımdan muaf tuttu.
Peki Türkiye ve ABD’nin uzun bir stratejik müttefik geçmişine sahip olduğu ve çok daha fazla iş birliği alanına sahip olduğu göz önüne alındığında. Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarından neden vazgeçilmiyor?
Bu çok iyi bir soru. CAATSA yaptırımları dediğimiz yaptırımlar zaten modası geçmiş durumda; 100 senatörün 99’unun Başkan Trump’ı Vladimir Putin ile çok sıcak ilişkileri nedeniyle eleştirmesi yönündeki bir oylamanın sonucu çıkarılan bir yasaydı. Türkiye ile alakası yoktu. Ama çıkardıkları yasa S-400 alımı sebebiyle Türkiye’yi de bağladı.
Türkiye’nin S-400 satın almasının stratejik bir önemi yok, Türkiye’ye Rus silah akışı yok. Sorun yok. S-400’ler açıksa ve F35’iniz varsa teknik sorun vardır, bunu askeri yetkililere anlattık. Benim inancım bu konuda ilerlememiz gerektiğidir.
Eğer Türkiye F 35 almak istiyorsa bu İttifak için iyidir, Türkiye için iyidir, ABD için iyidir. S-400 meselesini halletmenin bir yolunu bulabiliriz. Şimdi; bu Jim Jeffrey’nin görüşü, ABD’nin görüşü olduğunu söyleyemem. Ama Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Victoria Nuland’ın Türkiye’de olası bir F-35 seçeneğinden bahsederken herkesi şaşırtacak kadar iyimser olduğunu fark ettim.
“F-35 programı artık bir sorun olmamalı”
Jim Jeffrey’in görüşünü doğru anladıysam, Türkiye S-400 füze sistemini ülke dışına göndermese de F-35 programına geri dönmesi gerektiğini söylüyorsunuz.
S-400 sistemi hiç devreye alınmadı. Kapatılması durumunda F-35’ten elde edebileceğiniz istihbarat üzerinde hiçbir etkisi olmayacaktır. Diplomatik veya siyasi bir önemi yoktur.
Sonuçta Rusya dünyanın her yerinde silah satmıyor. Ukrayna’nın Türk silahlarıyla birlikte yok ettiği Rus silahlarının yerine geçecek kadar silah yapmakta zorlanıyor Ruslar. Yani artık bu (F-35) bir sorun değil, olmamalı.
KAAN hakkında (Bu gerçekten ileriye yönelik çok önemli bir yol)
Öte yandan Türkiye’nin kendi savunma sanayii, özellikle Türkiye’nin F-35 programından çıkarılmasının ardından hızla büyüyor. Mesela son savaş uçağı Kaan TF-X geçtiğimiz günlerde görücüye çıktı ve ilk uçuşunu yaptı. Bayraktar SİHA ve İHA çatışmaların seyrini değiştiriyor. Bu konuda fikriniz nedir?
Dünyanın en iyi uçağını biz yapıyoruz. Türkiye gibi sadece uçak üretmekle kalmayıp bunları savaşta kullanma konusunda da çok fazla deneyime sahip olan İsrail, on yıl boyunca kendi uçaklarını geliştirdi ve bizim uçaklarımızı satın almak için geri döndüler. (Türkiye’nin kendi savaş uçağını üretmesi) Bu bir seçenektir, iyidir. Ama F-16 gibi ortak üretimler, biliyorsunuz ki bu uçaklar 1980’lerde ağırlıklı olarak Türkiye’de yapılıyordu, bu gerçekten ileriye yönelik çok önemli bir yol.
“Suriye’de çalışmak için tercih edilen ortak Türkiye”
Bir diğer sıcak konu da Suriye politikası. Bu konuyu defalarca sizinle konuştuk. Siz Trump yönetiminde DEAŞ ile Mücadele Özel Temsilcisiydiniz. Türkiye, ABD’nin terör örgütü PKK’nın uzantısı olan terör örgütü YPG ile ortaklığına son vermesini istiyor. Peki bu konuda olumlu bir sonuç yaşanır mı? Yoksa ABD Suriye stratejisine devam mı edecek?
ABD’nin Suriye stratejisinin, Türkiye’nin Suriye stratejisinin pek çok unsuru var çünkü Suriye’de çok tehlikeli, sorunlu aktörler var. Dediğiniz gibi PKK var, El Nusra grubu var. DEAŞ var. Ruslar var. İranlılar ve bunun gibi İran taşeronları var. Çok karmaşık bir ortam.
Türkiye 2019 Barış Pınarı Harekatı’nda Suriye’nin kuzeydoğusuna ilerleyişi sonrasında Ekim 2019’dan beri yürürlükte olan bir anlaşmamız var. Ve sanırım, Türkiye’nin PKK’nın kolu Suriye Demokratik Güçleri’ne ilişkin gerçek güvenlik endişelerini hafifletmenin, orada faaliyet gösterme konusundaki endişelerimizi hafifletmenin bir yolunu bulabiliriz, çünkü çok sayıda düşmanımız var. Suriye’de birçok güvenlik sorunumuz var. Bu konularla ilgili çalışmak için tercih edilen ortak Türkiye.
ABD Orta Doğu’dan çıkma sözünü neden tutmuyor?
Tarihe baktığımızda Büyükelçi Jeffrey, ABD’de ne zaman bir başkan adayı Ortadoğu’dan çıkma sözü verse, 4 yıllık görev süresinin sonunda Ortadoğu’yla daha çok meşgul olduğunu gördük. Bu değerlendirmeye katılır mısınız?
Çok katılıyorum. Ortadoğu’nun hikayesi şu; Ortadoğu dünya petrolünün neredeyse yüzde 50’sine, dünya doğalgazının yüzde 40’ına sahiptir. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 40’ından biraz daha azını ve doğal gazın yaklaşık yüzde 18’ini ihraç etmektedir.
Konteyner trafiğinin 1/3’ü Süveyş Kanalı’ndan, uluslararası petrolün ise yüzde 25’i Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. O bölgede kaç tane ülke var? 5 mi 6, 7 mi?
Bunlardan ikisi nükleer silah geliştirdi. Bir diğeri ise ne yazık ki eşiğinde, İran.
Suriye, Irak ve Libya gibi diğerleri de denedi ve kimyasal silah programları ile. Bu bölgeden çıkan terör gruplarını düşünün. Bu bölge gözümüzü geri çevirebileceğimiz bir bölge değil ve dediğiniz gibi bunu her yapmaya çalıştığımızda kendimizi yine orada buluyoruz.
Türkiye’nin doğalgaz merkezi haline gelmesi
Büyükelçi Jeffrey, enerji iş birliği de gündemde olan konulardan biri ve her iki ülke de gelecekte bu konudaki işbirliğini geliştirmeyi bekliyor. Peki Orta Koridor’da Türkiye’nin önemini nasıl görüyorsunuz?
Yıllarca hem hükümet içinde hem de hükümet dışında Türkiye’nin bir doğalgaz merkezi haline gelmesine yönelik planlar üzerinde çalıştım. Irak’taki, özellikle de Kuzey Irak’taki doğalgaza dayalı olarak, sadece Kafkasya’dan, Azerbaycan’dan değil, Türkmenistan’ın ötesinden gelen doğalgaza dayalı ve Ukrayna krizini atlatırsak Rusya seçeneği de var. Uzun vadede büyük bir doğalgaz sağlayıcısı.
Ve Türkiye, şu anda İtalya’ya kadar uzanan ve Güney Avrupa’nın bazı bölgelerine giden doğalgaz boru hatlarına şimdiden büyük çaba ve yatırım harcadı. Ve elbette bildiğiniz gibi Irak’tan boru hatları var, Azerbaycan’dan boru hatları var, Rusya’dan boru hatları var ve bunun devam ettiğini görmeliyiz.
Bence Doğu Akdeniz doğalgaz seçenekleri de dahil olmak üzere İsrail, Mısır ve Ürdün’den gelenler de bir işbirliği alanı, ancak bu iki şeyi gerektiriyor. Her şeyden önce, ABD’nin gerçekten bir rol oynamasını gerektiriyor.
Bildiğiniz gibi artık Türkiye’nin sıvı doğalgaz tedarikçisiyiz. Türkiye diğer ülkelere göre çok daha iyi çeşitliliğe sahip, doğalgaz tedarikinde ve bundan faydalanan biziz. İkinci olarak, bahsettiğim alanları düşünmemiz gerekiyor.
Doğu Akdeniz’de kriz yaşanıyor, Irak’ta kriz yaşanıyor, Kafkasya’da sık sık kriz yaşanıyor. Buralar, Türkiye’nin avantajına uzun vadeli kalkınmanın ve uzun vadeli iş yatırımlarının sağlanması için jeopolitik sakinleşme gerektiren alanlar. Dolayısıyla enerji dosyasının ilerlemesi için güvenlik dosyası üzerinde birlikte çalışabilmemiz çok önemli.
ABD’de insanlar Türkiye’yi çok kazançlı bir pazar olarak görüyorlar
Bu arada iki ülke arasındaki ticari ilişkiler hakkında ne düşünüyorsunuz? Giderek hızlanıyor ve geçen sene 30 milyar doları aştı, hedef 100 milyar dolar.
Hedef 100 milyar dolar ama söylemeliyim ki, bu konuda uzun yıllar çok az başarı elde edildi. Şimdi ise olayların ne kadar hızlı geliştiğine hayret ediyorum. Ve bunun iki nedeni var.
Öncelikle Türkiye hükümetinin yeni enerji kaynakları, özellikle de LNG sıvı doğalgaz bulma kararı, biz de bundan faydalandık. Diğeri ise her iki ülkedeki iş sektörünün, yatırımları ve ticareti artırmanın faydasını görmeye başlaması.
Yıllarca uğraştık diyoruz; deveyi kuyuya getirirsiniz ama deveye su içiremezsiniz. Amerikan ve Türk iş sektörünü bir araya getirebildik ve bunu da yıllardır yaptık. Ama ticarete yatırım yapmalarını sağlayamadık.
Şimdi ise yapıyorlar, şimdi burada, Washington’da ve Amerika Birleşik Devletleri’nin her yerinde insanlar Türkiye’yi çok kazançlı bir pazar olarak görüyorlar. Aynı şey Türkiye’deki pek çok seçkin girişimci için de geçerli.
Orta Asya’da Türkiye’nin gücü
ABD ve Türkiye, Afrika ve Orta Asya’da da iş birliğini artırmayı sabırsızlıkla bekliyor. ABD’nin Orta Asya’ya C5+1 yaklaşımı var. Ve bildiğiniz gibi Türkiye’nin Orta Asya ülkeleriyle derin tarihi ve stratejik ilişkileri var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Yani Orta Asya’da Türkiye ile ABD arasındaki işbirliğinin arttırılması söz konusu olduğunda.
İşbirliği işbirliğidir. Amerika Birleşik Devletleri’nin Orta Asya ile, orada etkili olacak kadar, derin stratejik, ekonomik, kültürel veya başka bağları yok. Orada temelde Türkiye, Rusya, Çin ve biraz da İran gibi önemli ülkelerle ilişkilerimizde tali bir mesele. Dünyada ABD’nin önemli bir aktör olmadığı bir yeri seçmek nadirdir. Yani “herkesle iyi ilişkiler kurmaktan hoşlanırız” politikasının ötesinde bizim politikamız, dostumuz Türkiye’nin o bölgede ne yapılmasını istediğidir.
Bölgenin tamamen Rusya ya da Çin’in kontrolüne geçmesini nasıl önleyebiliriz? Türkiye ile çalışmak daha çok savunma ile ilgili. Türkiye pek çok girişimde bulunmak zorunda kalacak çünkü burası bizim çok fazla varlığımızın veya çok fazla etkimizin olduğu bir alan değil.
ABD için Türkiye’nin önemi
Az önce Rusya, Çin ve İran’a karşı koymaktan bahsettiniz. O halde son sorum genel bir soru olacak. Büyük Güç Rekabeti çağında olduğumuz göz önüne alındığında, ABD’nin müttefiklerine her zamankinden daha fazla ihtiyacı var. Peki Türkiye’nin rolünü ve Türkiye’nin ABD için önemini nasıl görüyorsunuz?
Her şeyden önce, sanki biz bir futbol takımıyız, bazı kötü futbol takımlarına karşı bir ligde oynuyoruz ve biliyorsunuz, formalarımızın parasını ödeyerek bize destek olacak şirketler arıyoruz, ticaretimizde ve benzeri konularda bize yardımcı oluyorlar.
Biz Amerika, şimdiki uluslararası düzenden yararlanıyoruz. Türkiye faydalanıyor. Bu sayede dünyanın 15’inci ve 20’nci büyük ekonomisi arasında bir yere geldi. 80 yıldır başka bir ülkenin saldırısına uğramadı. Dolayısıyla bu ortak küresel sistemden hepimizin yararlandığının ve şu an bunun tehdit altında olduğunun farkına varmak çok ama çok önemli.
Soğuk Savaş’ta bile Sovyetlerin ve Komünist Çinlilerin bir ideolojisi, dünya için bir planı vardı. Marks’tan geliyordu. Biz reddettik, Türkiye reddetti, çoğu ülke reddetti ama itiraf etmeliyim ki onların bir vizyonu vardı. Bugün ise Rusların ve Çinlilerin kendi bencil çıkarlarını ilerletmek için herhangi bir vizyonu yıkmaktan başka bir vizyonu yok. Sorun da bu. Askeri baskı veya Çin’e verilen ekonomik rüşvetler dışında masaya koyacakları hiçbir şey yok.
Nükleer füzyon projesi Prof. Dr. Engin Arık’ı yeniden gündeme getirdi! Türkiye’nin 150 yılı kurtulacaktı



















Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Boğaziçi Üniversitesinden Prof. Dr. Engin Arık ile 5 bilim insanının da arasında olduğu 57 kişinin ölümüyle sonuçlanan olay sonrası, Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 9 Mart 2021’de sanıklar; dönemin Atlasjet Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Tuncay Mustafa Doğaner ile uçuş işletme sorumlusu Mehmet Şerif Erbilgin yönünden karara bağladığı dava dosyasına ilişkin temyiz incelemesini tamamladı.
YARGITAY HÜKÜMLERİ ONADI
AA’da yer alan habere göre, yargılandıkları ana dava dosyasında beraatlerine karar verilmesi sonrası haklarındaki hüküm Yargıtay tarafından bozulan ve yeniden yargılandıkları davada “taksirle öldürme” suçundan 5 yıl 10’ar ay hapis cezasına çarptırılan Doğaner ile Erbilgin hakkındaki hükümler onandı.

DAVA DOSYASI KAPANDI
Kararla birlikte, 2007’de meydana gelen kazaya ilişkin dava dosyası, 17 yıl sonra kapandı.

KAZADA 57 KİŞİ CAN VERMİŞTİ
İstanbul’dan Isparta’ya gelen Atlasjet Havacılık AŞ yolcularını taşıyan Dünyaya Bakış (World Focus) Hava Taşımacılığı AŞ şirketine ait yolcu uçağı, 30 Kasım 2007’de Isparta’nın Keçiborlu ilçesi yakınlarındaki Türbetepe mevkisinde düşmüş, kazada 7’si mürettebat 57 kişi ölmüştü.
BİLİM İNSANLARI YAŞAMINI YİTİRMİŞTİ
Kazada hayatını kaybedenler arasında, “Türk Hızlandırıcı Merkezi” projesinin Isparta Süleyman Demirel Üniversitesinde düzenlenen 4. Çalıştayına katılmak üzere yola çıkan proje üyesi Boğaziçi Üniversitesinden Prof. Dr. Engin Arık, Doğuş Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Fen Bilimleri Bölümü Başkanı Prof. Dr. Şenel Boydağ, Doç. Dr. İskender Hikmet ile araştırma görevlileri Mustafa Fidan, Özgen Berkol Doğan ve yüksek lisans öğrencisi Engin Abat da bulunuyordu.
SANIK SAYISI 20’Yİ BULMUŞTU
Uçak kazasıyla ilgili kamu davası, 16 Haziran 2009’da açıldı. World Focus Hava Yollarında görev yapan bazı üst düzey ve teknik personelden oluşan 10 kişinin yargılanacağı davanın ilk duruşması, 28 Temmuz 2009’da Isparta Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Yargılamalar sırasında sanık sayısı önce 12’ye, ardından 20’ye yükseldi.

Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Ocak 2015’te hükmünü açıkladı. Mahkeme, sanıklardan 8’ine, 11 yıl 8 ay ile 1 yıl 8 ay arasında değişen süreli hapis cezası verdi, aralarında Doğaner ile Erbilgin’in de bulunduğu 12 sanığın beraatini kararlaştırdı.
Temyiz üzerine dosya Yargıtaya geldi. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, uçağın Atlasjet tarafından kiralandığı Dünyaya Bakış Hava Taşımacılık AŞ ortağı Yavuz Çizmeci, Genel Müdürü Aydın Kızıltan ve Teknik Müdürü İsmail Taşdelen’in 11 yıl sekizer ay, Bakım Müdürü Fikri Zafer Dinçer’in 5 yıl 10 aylık hapis cezasını onamış, dönemin Atlasjet Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Tuncay Mustafa Doğaner ile uçuş işletme sorumlusu Mehmet Şerif Erbilgin hakkındaki beraat kararını bozmuştu. Daire, diğer sanıklara verilen beraat kararlarını da onamıştı.
“TALİ KUSURLU” KABUL EDİLDİLER
Dairenin kararında, Doğaner ile Erbilgin’in kazada “tali kusurlu” oldukları belirtilmiş, bu yönden yeniden yargılanmaları gerektiği kaydedilmişti.
Yeniden yargılama yapan Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 2021’de sanıklara “taksirle öldürme” suçundan 5 yıl 10’ar ay hapis cezası verilmesini kararlaştırmıştı.
TORYUM ÜZERİNE ÇALIŞIYORDU
Toryum madeninin enerjiye dönüştürülmesiyle Türkiye’nin iç ve dış borçlarının toplamının 350 kez ödenebileceğini söyleyen Prof. Dr. Engin Arık’tan geriye bu sözler kalmıştı:
“Türkiye’nin toryum yatakları, dünyanın en zengin yatakları. Türkiye tüm enerji ihtiyacını senede 50 ton toryumla karşılayabilir. Bir ton toryumu enerjiye dönüştürdüğünüzde bir milyon petrolün enerjisi eş değer. Kuracağımız Türk Hızlandırıcı Merkezi’nde de proton hızlandırıcısı düşünüyoruz. İleride belki prototip toryum nükleer santrali yapmamıza olanak sağlar.”
Nükleer füzyon projesi Prof. Dr. Engin Arık’ı yeniden gündeme getirdi! Türkiye’nin 150 yılı kurtulacaktı



















Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Boğaziçi Üniversitesinden Prof. Dr. Engin Arık ile 5 bilim insanının da arasında olduğu 57 kişinin ölümüyle sonuçlanan olay sonrası, Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 9 Mart 2021’de sanıklar; dönemin Atlasjet Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Tuncay Mustafa Doğaner ile uçuş işletme sorumlusu Mehmet Şerif Erbilgin yönünden karara bağladığı dava dosyasına ilişkin temyiz incelemesini tamamladı.
YARGITAY HÜKÜMLERİ ONADI
AA’da yer alan habere göre, yargılandıkları ana dava dosyasında beraatlerine karar verilmesi sonrası haklarındaki hüküm Yargıtay tarafından bozulan ve yeniden yargılandıkları davada “taksirle öldürme” suçundan 5 yıl 10’ar ay hapis cezasına çarptırılan Doğaner ile Erbilgin hakkındaki hükümler onandı.

DAVA DOSYASI KAPANDI
Kararla birlikte, 2007’de meydana gelen kazaya ilişkin dava dosyası, 17 yıl sonra kapandı.

KAZADA 57 KİŞİ CAN VERMİŞTİ
İstanbul’dan Isparta’ya gelen Atlasjet Havacılık AŞ yolcularını taşıyan Dünyaya Bakış (World Focus) Hava Taşımacılığı AŞ şirketine ait yolcu uçağı, 30 Kasım 2007’de Isparta’nın Keçiborlu ilçesi yakınlarındaki Türbetepe mevkisinde düşmüş, kazada 7’si mürettebat 57 kişi ölmüştü.
BİLİM İNSANLARI YAŞAMINI YİTİRMİŞTİ
Kazada hayatını kaybedenler arasında, “Türk Hızlandırıcı Merkezi” projesinin Isparta Süleyman Demirel Üniversitesinde düzenlenen 4. Çalıştayına katılmak üzere yola çıkan proje üyesi Boğaziçi Üniversitesinden Prof. Dr. Engin Arık, Doğuş Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Fen Bilimleri Bölümü Başkanı Prof. Dr. Şenel Boydağ, Doç. Dr. İskender Hikmet ile araştırma görevlileri Mustafa Fidan, Özgen Berkol Doğan ve yüksek lisans öğrencisi Engin Abat da bulunuyordu.
SANIK SAYISI 20’Yİ BULMUŞTU
Uçak kazasıyla ilgili kamu davası, 16 Haziran 2009’da açıldı. World Focus Hava Yollarında görev yapan bazı üst düzey ve teknik personelden oluşan 10 kişinin yargılanacağı davanın ilk duruşması, 28 Temmuz 2009’da Isparta Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Yargılamalar sırasında sanık sayısı önce 12’ye, ardından 20’ye yükseldi.

Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Ocak 2015’te hükmünü açıkladı. Mahkeme, sanıklardan 8’ine, 11 yıl 8 ay ile 1 yıl 8 ay arasında değişen süreli hapis cezası verdi, aralarında Doğaner ile Erbilgin’in de bulunduğu 12 sanığın beraatini kararlaştırdı.
Temyiz üzerine dosya Yargıtaya geldi. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, uçağın Atlasjet tarafından kiralandığı Dünyaya Bakış Hava Taşımacılık AŞ ortağı Yavuz Çizmeci, Genel Müdürü Aydın Kızıltan ve Teknik Müdürü İsmail Taşdelen’in 11 yıl sekizer ay, Bakım Müdürü Fikri Zafer Dinçer’in 5 yıl 10 aylık hapis cezasını onamış, dönemin Atlasjet Hava Yolları Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Genel Müdürü Tuncay Mustafa Doğaner ile uçuş işletme sorumlusu Mehmet Şerif Erbilgin hakkındaki beraat kararını bozmuştu. Daire, diğer sanıklara verilen beraat kararlarını da onamıştı.
“TALİ KUSURLU” KABUL EDİLDİLER
Dairenin kararında, Doğaner ile Erbilgin’in kazada “tali kusurlu” oldukları belirtilmiş, bu yönden yeniden yargılanmaları gerektiği kaydedilmişti.
Yeniden yargılama yapan Isparta 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 2021’de sanıklara “taksirle öldürme” suçundan 5 yıl 10’ar ay hapis cezası verilmesini kararlaştırmıştı.
TORYUM ÜZERİNE ÇALIŞIYORDU
Toryum madeninin enerjiye dönüştürülmesiyle Türkiye’nin iç ve dış borçlarının toplamının 350 kez ödenebileceğini söyleyen Prof. Dr. Engin Arık’tan geriye bu sözler kalmıştı:
“Türkiye’nin toryum yatakları, dünyanın en zengin yatakları. Türkiye tüm enerji ihtiyacını senede 50 ton toryumla karşılayabilir. Bir ton toryumu enerjiye dönüştürdüğünüzde bir milyon petrolün enerjisi eş değer. Kuracağımız Türk Hızlandırıcı Merkezi’nde de proton hızlandırıcısı düşünüyoruz. İleride belki prototip toryum nükleer santrali yapmamıza olanak sağlar.”
MÜSİAD Genel Başkanı Asmalı, Uluslararası İş Forumu’nun, MÜSİAD olarak en fazla önem verdiklerini, üzerinde en çok durdukları organizasyonların başında geldiğini söyledi.
Müslüman iş insanları arasında “global bir iş ağı” kurma fikrinden yola çıkan platformun toplam 25 ülkeden 42 iş insanı derneğini bir araya getirdiğini ifade eden Asmalı, Suudi Arabistan’da gerçekleştirilen IBF’ye Türkiye’den 300 civarı iş insanıyla geldiklerini kaydetti.
Bu yılki 27. IBF’nin 3 Mart’ta Riyad’da başladığını anımsatan Asmalı, “Riyad’ın ardından Cidde’de, Cidde Ticaret Odası işbirliğiyle programlar yaptık. Daha sonra Mekke’ye geçildi. Bugün ve yarın Medine’de yapılacak ikili iş görüşmeleri ve panellerle zirve sona erecek. Böylece, 27. IBF kapsamında Ekonomik Forum Zirvesi, B2B görüşmeler, fuar ve ticaret odaları ile buluşmalar gerçekleştirmiş olduk.” diye konuştu.
“VİZYON 2030 PROJELERİ KAPSAMINDA ÇOK BÜYÜK YATIRIMLAR PLANLIYORLAR”
Mahmut Asmalı, özellikle son iki yıldır, Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ticari ilişkilerin belirgin şekilde artış kaydettiğine dikkati çekerek, iki ülke arasındaki ikili ticaret hacminin 2023 itibarıyla 6,8 milyar dolara ulaşarak, son 8 yılın en yüksek rakamına çıktığını vurguladı.
Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu’na büyük önem verdiklerini belirten Asmalı, şöyle devam etti:
“Vizyon 2030 projeleri kapsamında çok büyük yatırımlar planlıyorlar. Akabinde, Suudi Arabistan Dünya EXPO’ya, 2034’te de Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacak. Dolayısıyla 10 yıl boyunca burada, başta inşaat olmak üzere hemen hemen tüm sektörlerde çok büyük yatırımlar olacak. 3,3 trilyon dolardan bahsediliyor. Bunun yaklaşık 1,6 trilyon doları, inşaat sektörüne, alt ve üst yapıya yönelik olacak. Dolayısıyla diyorlar ki ‘Bizim bütün buradaki inşaat şirketlerini bir araya getirsek, mümkün değil bu projeleri yetiştiremeyiz. Mutlaka, dünyanın birçok yerinden inşaat firmalarına ihtiyacımız var. Bu anlamda, en önemli partnerimiz olarak Türk firmalarını tercih ederiz.’ diyorlar. Çünkü, Türk müteahhitlik sektörü dünyanın birçok ülkesinde çok başarılı işlere imza atıyor.”

“TÜRKİYE DİĞER ÜLKELERE GÖRE BİR ADIM ÖNDE”
MÜSİAD Genel Başkanı Mahmut Asmalı, Suudi Arabistan’ın, merkezini Riyad’a taşıyan firmalara ciddi üretim destekleri verdiğini ifade ederek, “Sadece inşaatta değil, turizmden sağlığa, enerjiden dijital dönüşüme kadar birçok alanda çok büyük yatırım fırsatları var.” dedi.
Suudi Arabistan’ın kaynak yönetimi açısından projeksiyon değiştirdiğini, turizmin bu nedenle büyük bir potansiyeli olduğunu söyleyen Asmalı, şunları kaydetti:
“Suudi Arabistan bizim dostumuz, kardeşimiz, gönül bağımızın olduğu Mekke ve Medine’nin olduğu yer. Biz Türk iş adamları olarak niye burada iş yapmayalım? Birçok açıdan avantajımız var. İki ülke devlet başkanları arasındaki ilişkinin çok iyi bir seviyeye gelmesi, biz iş adamlarının da önünü çok açıyor. Bu fırsatlar her zaman ele geçmez. Hakikaten tarihi bir fırsat dönemi var burada. Dolayısıyla çok büyük atılımların olduğu günlerin arifesindeyiz.”
Asmalı, iki ülkenin stratejik hedeflerinin orta vadede 10 milyar dolarlık, uzun vadede 30 milyar dolarlık karşılıklı ticaret olduğunu hatırlatarak, Türkiye’nin Suudi Arabistan’da, gerek üretim kapasitesi gerek yetişmiş insan gücü gerekse de stratejik konumu ve kültürel bağlarıyla diğer ülkelere göre bir adım öne çıktığını vurguladı.
Suudi Arabistan’da da girişimcilik faaliyetleri ve yatırım fırsatlarının oldukça çeşitli ve potansiyel yatırımcılar için oldukça ilgi çekici olduğunu dile getiren Asmalı, kendilerinin de fırsatları değerlendirmek ve karşılıklı ticareti en optimum seviyeye çıkarmak arzusunda olduklarını sözlerine ekledi.
Oturum, üye devletler ve BM kuruluşlarının temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilecek.
Öncelikli teması “Yoksulluğun ele alınması, kurumların güçlendirilmesi, kadın erkek eşitliği perspektifiyle finansman sağlanması yoluyla cinsiyet eşitliği hedefine ulaşılmasının ve kadınların ve kız çocuklarının güçlendirilmesinin hızlandırılması” olarak belirlenen oturumun, gözden geçirme teması ise “Kadın erkek eşitliği ve kadınların ve kız çocuklarının güçlendirilmesi için sosyal koruma sistemleri, kamu hizmetlerine erişim ve sürdürülebilir altyapı” olacak.
Paneller, yuvarlak masa toplantıları ve yan etkinliklerin yapılacağı programlara katılacak olan Göktaş, New York’taki Türk vatandaşlarla da Türkevi’nde bir araya gelecek.
Göktaş, 11 Mart Pazartesi günü Kadının Statüsü Komisyonu’nun 68. açılış oturumunda öncelikli tema kapsamında konuşma yapacak.
Türkiye’nin kadın, çocuk ve ailenin güçlendirilmesine yönelik vizyonunu anlatacak olan Göktaş, Türkiye’nin “kimseyi geride bırakmayan” sosyal hizmet konusundaki bakış açısını Birleşmiş Milletler platformundaki ülkelerle paylaşacak.
Göktaş, Mısır tarafından İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Sekretaryası işbirliğiyle düzenlenecek “Sürdürülebilir Kalkınma için Ailelerin Güçlendirilmesi: Kadınların ve Kız Çocuklarının İnsan Haklarının Korunması Konusunda En İyi Uygulamalar” başlıklı yan etkinlikte panelist olarak yer alacak.
AB’nin öncülüğünde Türkiye’nin de üyesi olduğu Kadın ve Kızlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Dostlar Grubu tarafından düzenlenen “Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetin önlenmesine yatırım yapmak” konulu yan etkinlikte de Göktaş bir konuşma yapacak.
Ayrıca, Göktaş 68’inci oturumun “genel tartışmalar” bölümüne katılacak.
ÇATIŞMA BÖLGELERİNDE KADINLARIN VE ÇOCUKLARIN DURUMLARI ELE ALINACAK
Bakan Göktaş, 12 Mart’ta KAGİDER tarafından BM Kadın Birimi ve Hepsiburada ortaklığında düzenlenecek Piyasalara erişim ve finansmana erişim yoluyla krizdeki tüm kadınların ekonomik toparlanmasını hızlandırmak”, “Ekonomiyi kadın işletmeleriyle büyütmek” yan etkinliğinin ana konuşmacısı olacak.
Göktaş, ardından Kadının Statüsü Komisyonu 68. Oturumu marjında Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının ev sahipliğinde düzenlenecek “Söylenmeyeni Söylemek: Çatışmanın Kadınlar ve Kız Çocukları Üzerindeki Yıkıcı Etkisi” yan etkinliğine katılacak.
Çatışma bölgelerinde kadınların ve çocukların durumlarının ele alınacağı etkinlikte Göktaş, Filistin’de yaşanan olaylara da değinecek. Filistin’deki kadın ve kız çocuklarının yaşadıklarını gündeme getirecek olan Göktaş, kimsenin geride bırakılmadığı bir dünya, kalıcı ve sürdürülebilir bir barış için kadınların barış sürecinde aktif bir şekilde yer almalarına dikkat çekecek.
Programda Katar Sosyal Kalkınma ve Aile Bakanı Maryam bint Ali bin Nasser Al Mısnad, Filistin Kadın İşleri Bakanı Amal Hamad, BM İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatör Yardımcısı Joyce Msuya konuşma yapacak.
ÇEŞİTLİ ÜLKE TEMSİLCİLERİYLE İKİLİ GÖRÜŞMELER
Bakan Göktaş, 13 Mart’ta ise Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından Arnavutluk ve BM Kadın Birimi ortaklığıyla düzenlenecek “Kapsayıcı ve eşitlikçi bir topluma yönelik dönüştürücü bir yaklaşım olarak Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme” başlıklı yan etkinliğin açılış konuşmasını yapacak.
Etkinlikte, Arnavutluk Sağlık ve Sosyal Koruma Bakanı Albana Koçiu, TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu (KEFEK) Başkanı Çiğdem Erdoğan, Arnavutluk Sağlık ve Sosyal Koruma Bakanlığı Sosyal İçerme ve Cinsiyet Eşitliği Politikaları Direktörü Etleva Sheshı konuşacak.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ev sahipliğinde düzenlenecek toplantıda Türk ve yabancı kadın liderler, STK başkanları ve girişimcilerle buluşacak olan Göktaş, ayrıca program kapsamında çeşitli ülkeler ve uluslararası kuruluş temsilcileriyle ikili görüşmeler yapacak.
]]>
KAAN’ın bu başarılı sürecini ASAM Başkanı, Terör ve Güvenlik Uzmanı Dr. Eray Güçlüer, anlattı.
KAAN projesinin bu günlere kolay gelmediğinin altını çizen Güçlüer, “Buralara gelene kadar büyük fedakarlıklar ve özveriler var. İçimizdeki FETÖ’cülerin ve vatan hainlerinin bürokratik sabotajlarla bu ve benzeri projeleri engelleme girişimlerini göz ardı edemeyiz.” İfadelerini kullandı.
‘KAAN YOLA ÇIKAN İNANMIŞLARIN ZAFERİDİR’
Milli Muharip Uçak KAAN gibi büyük projeler için inanmışlarla yola çıkılması gerektiğini belirten Güçlüer, “KAAN yola çıkan inanmışların zaferidir. İkna edilmişlerin değil. Çok önemli badirelerden geçmiştir. Bazen öyle bir noktaya geliyorsunuz, aşamıyorsunuz. Savaş uçağı üretiyorsunuz, bardak üretmiyorsunuz. Para da olsa aşamıyorsunuz. Teknoloji lazım.” şeklinde konuştu.
‘BALKANLARDA HAVA ÜSTÜNLÜĞÜ BİZE GEÇİYOR’
2028 yılında 24 adet KAAN uçağının hava kuvvetlerine teslim edileceğini hatırlatan Güçlüer, “Hava kuvvetlerine 2027-2028 yıllarında iki filo teslim edilecek. Peki Yunanistan’a F-35 ne zaman teslim edilecek? 2030. Biz zaten Yunanistan’dan önce bu yeteneği kazanıyoruz. Yunanistan’a toplam kaç tane F-35 verilecek? 40 tane. Bizim kaç tane Kaan uçağımız olacak? 400 tane. Konuşacak bir şey yok yani. Bunun üzerinden kimse Türkiye aleyhine bir algı yapmaya çalışmasın. Peki buradan biz nasıl stratejik bir çıkarıma gidebiliriz? Bakınız bölge jeopolitiğinde Türkiye stratejik dengeleri değişecek. Peki bu denemek? Yani hava üstünlüğü bize geçiyor. Orta Doğu’da, Afrika’da yakın jeopolitik hinterlandımızda,(Rusya hariç) Balkanlarda hava üstünlüğü bize geçiyor. Mesela görüyorsunuz Amerika gelip Irak’ta bir yerleri vuruyor, İsrail gelip Şam Havalimanı’nı vuruyor, terör örgütüne silah cephane veriyor yani sahadaki az miktardaki askerine hava desteği sağlıyor ve yerdeki emperyalistler büyüyor. Hava üstünlüğü bize geçtikten sonra kusura bakmasınlar kimse giremez buraya.” dedi.
“MÜJDEYİ VERMİŞ OLALIM”
Güçlüer, sözlerini şu ifadelerle sürdürdü:
Peki nasıl olacak bu? Birincisi teknolojik olarak 5 Plus. Araştırıp baksınlar. F-35, SU 57, J 20… Baksınlar bu uçakların entegrasyon kabiliyeti var mı yok mu? En üst segmentteki bizimki. Ayrıca motoru da devreye girecek. Alt varyasyonlarını çalıştırmışlar. Müjdeyi vermiş olalım mühendislerimizi kutluyoruz. Bizim yapacağımız F-35’den bile daha güçlü. Artık bizim iznimiz olamadan gelip terör örgütüne yardım etmek, gelip sağı solu vurmak olamaz. Dolayısıyla hepsi bölgedeki Afrika, Orta Doğu kendi jeopolitik hinterlandımızda artık dengeler emperyalist ölçekte değil, Türkiye’nin milli politikalarının uygulanacağı bir döneme geçiyoruz. Artık PKK’nın bitmesi sadece zaman meselesi.
TÜRKİYE KAAN İLE DÜNYA DEVLERİ ARASINA GİRDİ
Milli muharip uçak KAAN ile Türkiye, bu seviyede (5. Nesil) uçak üretebilen 5 ülkeden biri olacak.
KAAN, insansız hava araçları, havadan ihbar, kontrol gibi platformlar ve tedarik edilmesi planlanan diğer unsurlarla ortak çalışabilecek.
Yeni nesil silahlarla havadan havaya muharebe, süpersonik hızda dahili silah yuvalarından hassas vuruş gerçekleştirebilecek KAAN, yapay zeka ve nöral ağ desteğiyle artırılmış muharebe gücü sağlayacak.
KAAN programı kapsamında Yıldırım Test Tesisi, Radar Kesit Alanı Test Tesisi, Rüzgar Tüneli Tesisi gibi dünyanın sayılı büyüklükteki test merkezlerinin ülkeye kazandırılması sağlanıyor. Bu sayede test verilerinin işleme kabiliyetlerinin artırılmasının da önü açılmış olacak.
]]>Kızıldeniz’de artan gerilim tüm dünyadaki ticari faaliyetlerin etkilenmesine ve ticaretteki dengelerin değişmesine neden oldu. Dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 12’sinin geçtiği Kızıldeniz üzerinden gerçekleşen lojistik faaliyetleri önemli ölçüde sekteye uğradı. Yaşanan durum lojistik sektörünün çeşitli çözüm yolları ve alternatif rotalar aramasına yol açtı.
Kızıldeniz’de yaşanan durumun ticari dengelerde değişmeye yol açarak Türk ihracatçısına rekabet avantajı sağlayabileceğinin altını çizen Globelink Ünimar İcra Komite Üyesi Ahmet Güçlü, “Kızıldeniz’de yaşanan güvenlik endişeleri lojistik sektöründe büyük bir dönüşüme yol açtı. Kızıldeniz, lojistik sektörü için oldukça önemli bir bölge çünkü Asya ile Akdeniz arasındaki en kısa denizyolu güzergahı Süveyş Kanalı’ndan geçiyor. Aynı bölgeler arasında trafiğin sağlanması için oluşturulacak alternatif güzergahta ise Ümit Burnu’nun dolaşılması gerekiyor. Ancak bu şekilde seferler en az 20 gün uzuyor. Tabii mesafenin artması sadece sefer sürelerinin uzamasına değil, aynı zamanda maliyetlerin yükselmesine ve tedarik zincirinin aksamasına da neden oluyor. Dolayısıyla Kızıldeniz’deki kriz özellikle Avrupa ülkelerinin Asya pazarından gerçekleştirdiği ithalatı daha zor ve pahalı hâle getiriyor. Mevcut durum ele alındığında ise bölgede Asya ülkelerine alternatif olarak Türkiye karşımıza çıkıyor. Türkiye’den Avrupa’ya gerçekleştirilen ihracatta Süveyş Kanalı kullanılmıyor. Yani hem teslimat süreleri hem de lojistik maliyeti açısından önemli bir rekabet avantajı elde ediliyor. Kızıldeniz’de artan bu gerilimin ne zaman son bulacağına ilişkin net bir tarih vermek zor ancak sorunlar bugün çözülmüş olsa dahi etkilerinin yıl sonuna kadar görülmeye devam edeceğini düşünüyorum.” dedi.
Türkiye’nin coğrafi konumu Türk ihracatçıların rekabet gücünü artırıyor
Kızıldeniz’deki süreç nedeniyle gemi ticaretinde yaşanan aksamaların Avrupa’ya yönelik tedarik süreçlerini olumsuz etkilediğini belirten Güçlü, Türkiye’nin coğrafi konumunun avantajlarını kullanarak Avrupa’ya daha fazla ihracat yapabileceğini belirtti ve ekledi. “Türkiye’nin coğrafi konumu, Avrupa’ya olan yakınlığı ve hızlı ulaşım imkânlarıyla Türk ihracatçısına Asya ile rekabet etme şansı sunuyor. Rota değişiklikleri ve taşıma süreçlerinde meydana gelen farklılıklar sektörü yakından etkiliyor. Bu doğrultuda Türkiye, coğrafi konumunun sağladığı avantajı kullanarak Avrupa’nın gerçekleştirdiği ithalatta daha sık tercih edilebilir.
Bu kapsamda zaten ülkemizin en çok ihracat gerçekleştirdiği bölgelerin başında Avrupa geliyor. Yani ihracatçımızın Avrupa’da hâli hazırda bir pazarı mevcut. Asya’daki üreticilerin yaşadığı maliyet artışı da ihracatçımız için pozitif bir etki yaratabilir. Bu noktada Globelink Ünimar olarak biz de her zaman olduğu gibi ihracatçımızın yanında yer alarak gerek bölgedeki ofislerimizle gerek pazar tecrübemizle ihracatçılarımıza tüm modlarda uçtan uca lojistik çözümleri sunarak elde ettikleri rekabet avantajını doğru bir biçimde değerlendirmeleri için destek oluyoruz.
Üretim hattının Avrupa’ya daha yakın bir noktaya taşınması sürecinde ülkemizin önemli bir konum olabileceğini düşünüyorum
Kızıldeniz krizinin lojistik açısından Türkiye’nin önemini artırdığını ve ihracatçı firmalarımız için önemli fırsatlar yarattığını söylemek mümkün. Pandemi sürecinde de sıklıkla tartışılan üretim hatlarının Asya’dan Avrupa’ya daha yakın coğrafyalara taşınması fikri ülkemiz için de oldukça avantajlı olabilecek gibi gözüküyor. Bölgede patlak veren krizler ve tedarik sürecinde yaşanan aksamalar sebebiyle ilerleyen dönemde üretimde Asya’daki yoğunluğu için alternatif üretim ağlarına geçişin değerlendirileceğini söyleyebiliriz. Böyle bir durumda doğru yatırım fırsatları yapıldığında üretim hattının Çin’den Avrupa’ya daha yakın bir noktaya taşınması sürecinde Türkiye’nin önemli bir merkez olabileceğini öngörüyorum. Şartlar ne olursa olsun, Türkiye stratejik konumuyla ve güçlü lojistik altyapısıyla uluslararası ticarette önemli bir rol oynamaya devam edecektir.” dedi.
]]>Türk Telekom CEO’su Ümit Önal, ‘Dijitalde Hayat Kolay’ projesinin yeni dönemine ilişkin açıklamalarda bulunarak şunları dile getirdi: “Türk Telekom olarak, Türkiye’ye Değer anlayışıyla, teknolojiyi iyilik ve faydaya dönüştüren çalışmalarımızı hız kesmeden sürdürüyoruz. ‘Dijitalde Hayat Kolay’ projemizin önceki dönemine ilişkin gerçekleştirdiğimiz sosyal etki raporuna göre katılımcılarımızın %90’ından fazlası eğitimlerimizden memnuniyetini dile getirdi.

Fikirlerini girişime dönüştürerek hibe desteği alan kadın girişimcilerin %90’ının satışlarında artış gözlemlendi ve %60’ının yeni müşteriler kazandığı ölçümlendi. Bu olumlu tabloyu göz önünde bulundurarak 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesinde ‘Dijitalde Hayat Kolay’ projemizin yeni dönemini başlatmaktan mutluluk duyuyoruz. Türkiye’de kadınların dijital okuryazarlık, dijital pazarlama, e-ticaret gibi alanlarda yetkinliklerini artırmalarını ve teknolojinin hayatı kolaylaştıran ve girişimlerini geliştirmelerine fırsat sunan olanaklarını yakından tanımalarını amaçlıyoruz.
Projenin yeni döneminde deprem bölgesinin kalkınmasına katkıda bulunmayı odağımıza alıyor, mentörlük ve hibe süreçlerimizde bölgeden yapılacak başvuruları önceliklendiriyoruz. Yıl sonuna kadar 15 bin kadına ulaşmayı hedeflediğimiz projemizde, çok değerli paydaşlarımız ve gönüllü eğitmenlerimizin desteği ve dijital teknolojilerin sunduğu imkanlarla bölge halkının ve Türkiye genelindeki kadınların ekonomik ve toplumsal hayata daha güçlü katılmalarını sağlamayı hedefliyoruz. Bu vesileyle başarılarıyla hepimize ilham veren girişimci kadınların sayısının artmasını diliyor, tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum.”
Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu “Kadın girişimciliğini geliştirmek, daha donanımlı hale getirmek, girişimcilik kültürünün kadınlar arasında gelişmesini sağlamak amacıyla çıktığımız yolda, biliyoruz ki ülkelerin kalkınması kadın emeğinin ekonomiye yansıması ile mümkündür.
Kadının işgücüne katılımı ekonomik ve sosyal yaşamın sürdürülebilirliği açısından bir gerekliliktir. Ülkemize daha fazla kadın girişimci kazandırmak, kadınların iş hayatında daha fazla yer edinmelerini sağlamak üzere 81 ilde 7 bin üyesiyle faaliyet gösteren Türkiye’nin en yaygın ve büyük kadın girişimcilik teşkilatı olan TOBB Kadın Girişimciler Kurulu’nu kurduk. Hızla dijitalleşen çağda gelişen teknolojinin getirdiği yeniliklere kadınları teknolojik yetkinliklerini artırarak ve güçlendirerek hazırlamak, kadın-erkek eşitsizliğini azaltarak daha paylaşımcı bir ekonomik büyüme sağlamanın en önemli yollarından biridir.
Dijitalde Hayat Kolay Projemizin yeni döneminin 8 Mart Dünya Kadınlar Gününde başlaması ise güne ve projeye ayrı bir değer katıyor. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği olarak, projeye verdiğimiz desteğin haklı gururu ile paydaşı olduğumuz Dijitalde Hayat Kolay Projemizin özellikle deprem bölgesindeki kadınlar başta olmak üzere amacına hizmet etmesini diliyor, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum” dedi.
“Kadınların dahil olduğu bir ekonomi yalnızca daha kapsayıcı ve eşitlikçi olmakla kalmaz, aynı zamanda daha müreffeh de olur” diyen Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye Mukim Temsilcisi Louisa Vinton da “Bu nedenle UNDP, deprem bölgesindeki kadınların dijital araçların avantajlarından yararlanmasını sağlayan ortak projemizi genişletmekten memnuniyet duyuyor. Kadınlara yatırım yapmak, bölgenin daha hızlı ve daha kalıcı toparlanmasına yardımcı olacaktır” şeklinde konuştu.
Habitat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sezai Hazır ise “Dijitalleşmenin günümüz dünyasındaki öneminin farkındayız ve Habitat Derneği olarak kadınlar başta olmak üzere bireylerin dijital yetkinliklerinin arttırılması adına birçok proje gerçekleştiriyoruz. Bu anlamda hayata geçirdiğimiz projelerimizden biri olan ‘Dijitalde Hayat Kolay’ projemizin yeni döneminin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü gibi anlamlı bir günde başlangıcını yapmaktan da oldukça mutluyuz.
Habitat Derneği olarak deprem bölgesinin kalkınmasına yönelik çalışmalar ana odağımızda yer alıyor. Bu dönem proje kapsamında mentörlük ve hibe desteklerimizde depremden etkilenen bölgelerde faaliyet gösteren girişimci kadınların önceliklendirilecek olması bu açıdan bizler için oldukça önem taşıyor.
Başta deprem bölgesindeki girişimci kadınlar olmak üzere tüm Türkiye’deki girişimci kadınların dijital yetkinliklerinin güçlendirilerek ekonomik ve sosyal hayata katılımlarını desteklemeye devam edeceğiz. Bu vesile ile tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü en içten şekilde kutlarım” dedi.

YENİ DÖNEMDE 20 GİRİŞİME HİBE DESTEĞİ VERİLECEK
2019 yılından bu yana 15 bin kadının yararlandığı ‘Dijitalde Hayat Kolay’ projesinin yeni döneminde hem hedeflenen kişi sayısı hem mentörlük ve hibe desteği sunulacak girişim sayısı artırıldı. Sağlanacak eğitimler, düzenlenecek atölye çalışmaları, mentörlük ve hibe desteği ile başta deprem bölgesindeki kadınlar olmak üzere projeye katılan tüm kadınların girişimlerini büyütmeleri amaçlanıyor.
Projede, dijital pazarlama eğitimlerine katılanlar arasından belirlenecek 500 kadın, tasarım odaklı düşünme atölyeleri ile girişimlerinin hedef kitlesini daha detaylı değerlendirme, etkili pazar ve müşteri analizi yapmayı deneyimleme olanağı bulacak. Atölyeyi tamamlayan 500 kadın arasından belirlenecek 40 kadın girişimci ise e-ticaret süreçlerinde karşılaştıkları problemlerden, girişimlerini büyütme aşamasında yaşadıkları sorunlara kadar farklı konularda alanın uzmanlarından mentörlük desteği alacak.
Mentörlük sürecini tamamlayan katılımcılar arasından jüri değerlendirmesi ile belirlenecek 20 kadın girişimci ise hibe desteği alarak girişimlerini büyütme fırsatı yakalayacak. Tüm Türkiye’den katılama açık olacak mentörlük ve hibe süreçlerinde deprem bölgesinden ve girişimleri depremden etkilenen adaylara değerlendirmede öncelik tanınacak.
Türk Dünyası Arabulucular Birliği kuruluş amaçları doğrultusunda Azerbaycan’dan sonra ikinci uluslararası ziyaretini 12 – 14 Mart 2024 tarihleri arasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne gerçekleştirecektir. Ziyarete Azerbaycan’dan 12, Türkiye’den 13 Arabulucu Avukat 25 Arabulucu Avukat katılacaktır.

Ziyarette öncelikli amaç Azerbaycan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye hukukçularının tanışmasıdır. Ziyarette hukukun değişik alanlarında birlikte yapılabilecek ulusal ve uluslararası çalışmalar, ülkelerimiz arasındaki hukukçu ve hukuki iletişimin artırılması, birlikte çalışma heyetleri kurulması, Arabuluculuk hukukunun, Singapur Konvensiyonu kapsamında uluslararası alanda ve ülkelerimizde geliştirilmesi müzakere edilecektir.

Sayın Cumhurbaşkanı Ersin TATAR ziyaretinde, çalışmalarımız kendilerine arz edilecek, kendileri bilgilendirecek ve çalışmalarımızda destek talep edilerek ülkelerimiz adına saygılarımız sunulacaktır.
KKTC Türkiye Büyükelçisi Sayın Prof. Dr. Metin FEYZİOĞLU önceki dönem Türkiye Barolar Birliği Başkanı’dır. Ziyaretimizde kendilerinden hukuki birikim ve tecrübelerini bizlere aktarımı talep edilecek ve saygılarımız sunulacaktır.
KKTC Mahkeme Başkanı Sayın Narin Ferdi ŞEFİK, KKTC Başsavcısı Sayın Sarper ALTINCIK , KKTC Ombusdmanı Sayın İlkan VAROL ‘ı ziyaretlerimizde birlik amaçları kendilerine anlatılarak kendilerinin fikirleri talep edilecek ve saygılarımız sunulacaktır.
KKTC Barolar Birliği Başkanı Sayın Av. Hasan ESENDAĞLI ziyaretimizde Barolar Birliği’nin fikirleri bizim için çok önemlidir. Bu kapsamında birlikte yapabileceğimiz tüm çalışmaları yapma önerisiyle müzakereler yapılacak olup kendilerine saygılarımız sunulacaktır.

Hukukçu gençler bizim geleceğimizdir. Onların en yüksek donanımla yetişmeleri en önemli önceliğimizdir. Üniversiteler ziyaretlerimizde amacımız gelecekte yapacağımız tüm hukuki çalışmalara hukuk fakültesi öğrencilerini dahil ederek onlarla geleceğe yönelik mesleki çalışmaları başlatmayı arzu ediyoruz. Bu anlamda KKTC Sosyal Bilimler Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sayın Enver ARPA, KKTC Lefke Avrupa Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sayın Mehmet Ali YÜKSELEN, KKTC Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Mehmet TOYCAN ziyaret edilerek yukarıda ifade etmiş olduğumuz konular müzakere edilerek üniversiteler ile birlikte yapılabilecek çalışmalar müzakere edilecektir.
Kamuoyuna saygı ile sunarız. 05 Mart 2024
Av. Arabulucu Yakup ERİKEL
Türk Dünyası Arabulucular Birliği Başkanı

KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ ZİYARETİ PROGRAM
12 Mart 2024 Salı
Saat 09.30 Rauf Denktaş Mezarı Ziyareti
Saat 10.30 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Türkiye Büyükelçiliği Ziyareti
Saat 11.30 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Yüksek Mahkeme Ziyareti
Saat 12.30 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başsavcılık Ziyareti
Saat 14.30 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Sayın Cumhurbaşkanlığı Ziyareti
Saat 16.30 KKTC Sosyal Bilimler Üniversitesi Rektörlüğü ve Hukuk Fakültesi Ziyareti
Saat 20.00 Avukat Meslektaşlarımız ve öğrencilerle Akşam Yemeği
13 Mart 2024 Çarşamba
Saat 10.30 KKTC Lefke Avrupa Üniversitesi Ziyareti
Saat 12.30. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Barolar Birliği Ziyareti
Saat 14.00 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Ombusmanlığı Ziyareti
Saat 16.30 KKTC Bahçeşehir Ü. Rektörlüğü ve Hukuk Fakültesi Ziyareti
Saat 20.00 Avukat Meslektaşlarımız ve öğrencilerle Akşam Yemeği
]]>

ORTAKLIĞIN FAYDALARI
Türk savunma şirketi Baykar tarafından üretilen Bayraktar TB2 İHA’ların, Rusya’nın Ukrayna’ya tam ölçekli işgalinin başlangıcında, gönderilmesi Kiev’in hava saldırısı yeteneklerini güçlendirdi. Ukrayna’da gazete manşetlerine çıkan haberler sayesinde ikili ortaklığın faydaları net bir şekilde gözler önüne serildi.
Rusya’nın savaşı başlatmasından sadece haftalar önce, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kiev ziyareti sırasında Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskyy ile görüştü. Ukrayna fabrikalarının Türk insansız hava araçları üretmesine izin vermek için bir anlaşma yapıldı. Anlaşma meyvelerini vermeye başladı. Baykar Şubat ayında Kiev yakınlarındaki bir drone fabrikasının temelini attı. İnşası on iki ay sürecek fabrikanın beş yüz iş imkanı sağlaması ve yılda 120 adet drone üretmesi bekleniyor. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg; NATO müttefiklerinin Ukrayna’yı “doğrudan silah ve mühimmat teslimatlarıyla değil, aynı zamanda kendi silahlarını üretme kapasitelerine yatırım yaparak ve artırarak” desteklediklerinin bir örneği olarak nitelendirdi.
‘ORTAKLIK GENİŞLİYOR’
Türkiye ve Ukrayna’nın stratejik ortaklığı daha da genişliyor. İlk olarak 2021’de tanıtılan Baykar’ın Akıncı savaş uçağında ve bu yıl tanıtılması beklenen Kızılelma da Ukrayna yapımı Ivchenko-Progress motorları kullanılıyor. Kızılelma’ya “Ukrayna kalpli Türk kuşu” deniyor.

DENİZDE DE BERABERLER
Kiev ve Ankara, denizcilik alanında da işbirliği yapıyor. Türkiye 2021’den beri Ukrayna’ya deniz kuvvetleri için bu yıl tamamlanıp teslim edilmesi beklenen iki adet Ada sınıfı denizaltı karşıtı korvet inşa ediyor.
COBRA II
Ukrayna Silahlı Kuvvetleri, Türk şirketi Otokar tarafından geliştirilen Cobra II taktik araçlarını teslim aldı ve geçen yıl bunları konuşlandırırken görüldü. Ayrıca 2023’te: Ukrayna, şirketin T929 ATAK-II taarruz helikopteri için Türk Havacılık ve Uzay Sanayii’ne (TUSAŞ) iki motor gönderdi; Ukrayna, 2025 yılına kadar on iki tane daha göndermeyi taahhüt etti.
Türk savunma teçhizatının rüzgarının Ukrayna’ya akışı güçlü olsa da, ters rüzgarlar da esti. Örneğin;

‘GELİŞİME ALAN VAR’
Bununla birlikte, Ukrayna-Türkiye ikili savunma ortaklığının genişlemesi için alan var. TUSAŞ, 21 Şubat’ta KAAN savaş uçağının ilk uçuşunu gerçekleştirdiğini duyurdu. Jet, başlangıçta Türk Hava Kuvvetleri’nin eskiyen F-16 filosunun yerini almak ve Türkiye’nin kendi kendine yeterliliğini desteklemek için geliştirildi. KAAN jet prototipi şu anda General Electric F-110 motorlarından (F-16’lara güç veren motor) güç alırken, Türkiye 2028 yılına kadar TUSAŞ Motor Sanayii tarafından üretilen yerli üretim motorları kullanmaya başlamayı hedefliyor.
‘PROJEDE ORTAK OLMAK İSTİYORUZ’
Ukrayna’nın Türkiye Büyükelçisi Vasyl Bodnar’ın geçtiğimiz günlerde Ukrayna’nın sadece KAAN jetini satın almak ve kullanmak istemediğini, aynı zamanda “Ukraynalı ekiplerin motor üzerinde çalışmaya devam ettiğini” ve projede ortak olmak için “rekabet ettiklerini” belirtti.
KAZAN-KAZAN İLİŞKİSİ
KAAN jeti için ortak motor üretimi konusunda Ukrayna-Türkiye ortaklığı, Ukrayna ekonomisine katkıda bulunacak ve aynı zamanda Türkiye’ye meşru müdafaasını güçlendirmede güvenilir ve istikrarlı bir ortak sağlayacaktır.
Ankara ile Batı arasındaki siyasi bölünmeler, 2019’da Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusundaki operasyonunun ardından başladı. Bazı Avrupa Birliği hükümetlerinin silah ihracatını sınırlaması ve 2020’de ABD ile olduğu gibi ihracat lisansı yasakları gibi önlemler Ankara’nın Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi satın almasıyla başladı. Ardından Amerika Türkiye’ye yaptırım uyguladı.

NATO ÜLKELERİ DE KABUL ETTİ
NATO ülkeleri, savaş uçaklarının bölgenin güvenliğinde oynadığı önemli rolü kabul ettiler. Ukrayna’ya Hollanda, Danimarka ve Norveç tarafından altmış adet ikinci el F-16 savaş uçağı teklif edildi. Geçen yıl Danimarka, Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık Ukraynalı pilotları eğitmeye başladı. Geçen yıl Kasım ayında Romanya, Norveç’ten satın aldığı otuz iki F-16’dan üçünü teslim aldı. 2025 yılına kadar Romanya’nın kırk dokuz F-16’ya sahip olması bekleniyor. Bulgaristan ayrıca ABD’den satın aldığı on altı adet F-16 Block 70 savaş uçağını teslim almaya hazırlanıyor. İlk sekizinin 2025 yılına kadar gelmesi bekleniyor.
TÜRKİYE’NİN GELİŞMESİ DEMEK DÜNYANIN GELİŞMESİ DEMEK
Türkiye, ülkelere Rusya ve Çin tarafından üretilen ve satılan savaş uçaklarına alternatif sunabilecek KAAN jetlerini ihraç etmeyi planlıyor. Türkiye, daha fazla KAAN jetine sahip olduğunda ve F-16 daha fazla geliştirildiğinde, Ukrayna’yı ikinci el F-16’larla destekleyebilir veya Ukrayna ve diğer Karadeniz ülkelerinin sahip olduğu F-16’lar için bir onarım ve yükseltme merkezi olarak hizmet edebilir.
En az iki malzemenin birleştirilmesiyle ortaya çıkan ve üstün performansa sahip yeni malzeme, kompozitler ya da kompozit malzeme olarak adlandırılıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası kullanılmaya başlanan kompozitler, bugün dünya çapında 73 milyar Euro değerinde bir sektör.
Kompozitler, diğer malzemelerle karşılaştırıldığında olağanüstü hafiflikleri ile öne çıkıyor. Benzersiz güç-ağırlık oranı sayesinde daha iyi performans sunuyorlar.

“KOMPOZİT MALZEMELER DEVRİM ETKİSİ YAPTI”
İTO Başkanı Şekib Avdagiç, yaptığı açıklamada, kompozit malzeme teknolojisindeki dönüşümün birçok sektörü doğrudan etkilediğini söyledi. Avdagiç, kompozit malzemelerin uygulamasında havacılık, otomotiv, boru ve tanklar, inşaat mühendisliği, savunma, güvenlik, tasarım, elektronik, medikal ve gemi inşası gibi alanların öne çıktığını kaydetti.
Avdagiç, “Kompozit, ulaştırma, inşaat, enerji, spor ve sağlık gibi birçok sektörün geleceğini şekillendiriyor. Kompozit malzemeler başarıyla entegre oldukları tüm sektörlerde devrim etkisi yaptı. Elektrikli otomobiller önemli bir kullanım alanı. Uzay araçlarından motor parçalarına kadar giderek daha da yaygın şekilde kullanılıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Şekib Avdagiç, en son olarak milli muharip uçağı KAAN’ın da kompozit malzemelerle üretildiğini hatırlattı.
Avdagiç, “Olağanüstü hafiflikleri ile öne çıkan kompozit malzemeler, Türkiye’nin teknoloji üretiminde kritik bir malzeme. Bu açıdan kompozitler geleceğimiz. Çünkü değer zincirinin her aşamasında inovasyon var. Kompozit sanayimizin başarısını son olarak milli muharip uçağımız KAAN’da da gördük” ifadelerini kullandı.
“TÜRKİYE KOMPOZİT MALZEME PAZARI 1.5 MİLYAR EURO”
İTO Başkanı Şekib Avdagiç, Türkiye’nin Avrupa kompozitler pazarının önde gelen bir ülkesi olduğuna işaret etti. Türkiye kompozit malzeme pazarı büyüklüğünün 1.5 milyar Euro’nun üzerinde olduğunu belirten Avdagiç, 2023 yılında kompozit malzeme ihracatının da 267 bin ton olduğunu kaydetti. Avdagiç, 11’inci Kalkınma Planı verilerine göre Türkiye’de kompozit sektöründe orta ve büyük ölçekli 180, kısmen kompozit işi yapan ise 800 civarında şirket bulunduğu bilgisini verdi. Katma değeri yüksek ürünler üreten bu şirketlerin çalışan sayısının 8 bini geçtiğini belirten Avdagiç, “Türk kompozit sektörü, Avrupa ve dünya büyüme oranının üzerinde bir büyüme gösteriyor. Türkiye kompozit sektörünün, global ekonomik gelişmelerle uyumlu şekilde ve ülke dinamiklerinin etkisi ile hızlı ve uzun soluklu bir gelişme göstermesi memnuniyet verici” ifadelerini kullandı.

“İTO OLARAK SAVUNMA SANAYİNDEKİ GÜCÜMÜZÜN PERÇİNLENMESİNE KATKIDA BULUNUYORUZ”
Şekib Avdagiç, İTO’nun, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı ile birlikte kurucularından olduğu Teknopark İstanbul ile Türkiye’nin savunma sanayindeki gücünün perçinlenmesine katkıda bulunduğunu söyledi.
Avdagiç, küresel ölçekte tanınan bir derin teknoloji merkezi haline gelen Teknopark İstanbul’un 2023 itibarıyla 506 firma, 3 bin 412 milli proje ve 9 bin 811 Ar-Ge mühendisine ev sahipliği yaptığı bilgisini verdi.
Avdagiç, “İTO olarak girişimcilikte ortaya koyduğumuz perspektifi de Bilgiyi Ticarileştirme Merkezi ile zirveye taşıyoruz” dedi.

Fuara katılan Teknopark İstanbul bünyesindeki firmalardan Alloy Additive havacılık, savunma, uzay, petrokimya, otomotiv, kompozit kalıpçılığı gibi birçok endüstri için titanyum ve nikel gibi egzotik alaşımlarla 3D büyük boyutlu metal parçalar üretiyor.
Adente, HP-RTM, filaman sarma ve pultrüzyon gibi zorlu kompozit proseslerindeki tecrübelerini kullanarak, yeni mühendislik teknolojileri geliştirip uyguluyor. Firma, özelleştirilmiş ürün ve makina çözümleri de sunuyor.
Plustechno, yapı kimyasalları ve malzemeleri alanında kendi know-how’ını üretip, patentli ürünleriyle çimento, beton ve seramik sektörüne hizmet veriyor.
Promakim’in ise dijital üretim ve baskı sistemleri çözümlerindeki hizmetlerinin yanı sıra endüstriyel 3B üretim sistemlerinde yatırımları bulunuyor.
Kotil, Ekim 2023’te Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamada 2028 yılında Hava Kuvvetlerine 20 uçak teslim edilebileceğini söylemişti. Ancak savaş uçağının seri üretiminin ne zaman başlayacağına dair güncel bir açıklama kaydedilmedi.
İlk uçuşun ardından konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, KAAN’ı Amerikan savaş uçağı F-16’ya benzeterek, “KAAN aynı F-16 gibi. Türkiye, kendi beşinci nesil savaş uçağını üretme yolunda çok kritik bir eşiği daha geride bıraktı” dedi. Beşinci nesil savaş uçakları, en gelişmiş savaş uçakları olarak kabul ediliyor. KAAN’ın uçmasından sonra Avrupa, Orta Doğu ve ABD medyasından birçok kuruluş uçağı F-16, F-35 ve F-22 ile dahi kıyasladılar.
HİNT BASININDAN AYNI TARİFE: F-22’YE BENZİYOR
Hindistan medyasından EuroAsian Times’da yer alan haberde ise KAAN’ı, Hindistan’ın yıllardır üretmeye çalıştığı ancak bir türlü ilk uçuşunu dahi gerçekleştiremediği AMCA ile karşılaştırdılar. Söz konusu haberin hemen girişinde Türkiye’nin havacılık sektörünün 2024 yılı içerisinde 15 milyar doları geçmesi beklendiği hatırlatıldı.
Türkiye’nin 1970 yılından beri askeri anlamda yerli teknolojileri geliştirmeye başladığını belirten gazete, KAAN’ın F-16 ve F-35’den ziyade aslında ABD’nin hiçbir ülkeye satmadığı F-22’ye benzediğini ifade etti, bu tasarımın ise 2016 yılında belirlendiği aktarıldı.
“EŞSİZ BİR KONUM”
EuroAsian Times haberin devamında Türkiye’nin hem Avrupa hem de Asya’nın bir parçası olduğunu ve eşsiz bir jeopolitik konuma sahip olduğunu aktardı. Gazete, Ankara’nın NATO üyesi olmasına rağmen Rusya ile de bağlarının sıkı olduğunu bildirdi.
Rusya’dan alınan S-400 Hava Savunma Sistemleri nedeniyle ABD, Türkiye’yi F-35 programından çıkardı. Bu durum Türkiye’yi yerli üretim ve diğer alternatiflere yöneltti. İslam dünyasının en güçlü ülkesi olma arzusunun yanı sıra Türkiye, bölgesel ve küresel olarak da gücünü artırmak istiyor.
Bu bağlamda ABD, Çin ve Rusya’nın ardından yerli beşinci nesil savaş uçağını uçuran dördüncü ülke Türkiye’nin uçağına en büyük ilgiyi gösteren ülke şimdilik Pakistan. Gazeteye göre Pakistan, KAAN’ın üreticisi olmak istiyor ancak Türkiye bu konuya henüz sıcak bakmıyor.
“AMCA PROTATİP OLARAK KALDI, KAAN UÇTU”
EuroAsian Times, Hindistan’ın ise Türkiye’den hem insansız hava araçlarında hem de savaş ve nakliye uçakları kapsamında ders alması gerektiğini de belirtti. Türkiye’nin bu konularda Hindistan’dan fersah fersah önde olduğunu yazan gazete, AMCA adı verilen 5. nesil Hint savaş uçağının hala KAAN’ın seviyesine gelemediğini ve protatip olarak kaldığını ancak Türkiye’nin ilk uçuşunu başarıyla sonuçlandırdığını aktardı.
“DIŞ ÜLKELERDEN YARDIM ALMALIYIZ”
“Türkler karar alma ve ilerleme konusunda çok hızlı” ifadesini kullanan gazete, Hindistan’ın daha büyük bir ekonomik güce sahip olmasına rağmen bürokratik olarak çok geride kaldıklarını aktardı. EuroAsian Times ayrıca “Hindistan’ın AMCA konusunda artık atılım yapması gerekiyor, dış ülkelerden dahi yardım alma ihtimali düşünülmeli” değerlendirmesinde bulundu.
Bolat, 27. Uluslararası İş Forumu’nun gala yemeğinde AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ticari ve ekonomik işbirliğinin güçlendirilmesine büyük önem verdiklerini, devlet başkanlarının öncülüğünde yükseliş trendinde olan ikili ilişkilerin son 2 yılda “muazzam” bir ilerleme kaydettiğini söyledi.
Suudi Arabistan’a ihracatın 2023’te önceki yıla göre yüzde 150 gibi önemli bir oranda artarak 2,62 milyar dolara ulaştığına dikkati çeken Bolat, bu ülkeye dış satımda 2024’ün ilk 2 ayında da yüzde 50’den fazla artış olduğunu dile getirdi.
Bolat, geçen yıl 6,8 milyar dolara ulaşan iki ülke dış ticaret hacminde hedefin orta vadede 10 milyar dolar, uzun vadede sektörel portföyleri de çeşitlendirmek suretiyle 30 milyar dolar olduğunu, bu hedefe doğru emin adımlarla ilerlediklerini ifade etti.
İki ülke arasındaki ticari ilişkiler bakımından bu yılın çok iyi geçmesini beklediklerini söyleyen Bolat, 2025’te ise iki ülke ilişkilerinde “altın yılın” yaşanacağına inandığını belirtti.
“Karşılıklı ticaretimiz çok daha yüksek rakamlara çıkacak”
Ticaret Bakanı Bolat, iki ülke liderinin ortaya koyduğu vizyon, kararlı ve sağlam iradenin yanı sıra kendilerinin de gayretleriyle ikili ilişkilerin, ticarete ve ekonomik alandaki işbirliğine aynı doğrultuda yansıyacağını vurguladı.
Ülkeler arasındaki verimli işbirliğinin güçlenerek sürdürülebilmesini sağlamak için sektöründe yer edinmiş firmalar ve iş insanlarının daha yakın temasta bulunmaya teşvik edildiğini dile getiren Bolat, karşılıklı iş ve yatırım imkanlarını artırmak amacıyla Türk ve Suudi Arabistan iş dünyasının çeşitli platformlarda bir araya geldiğini söyledi.
Körfez bölgesi ile ticareti artırmaya yönelik adımlardan bahseden Bolat, “Bütün bunlar iş dünyasının önündeki engelleri kaldırıyor. Biz iş dünyasıyla beraber yol arkadaşlığı yapıyoruz. Artık Türk sanayisinin, hizmetler sektörünün, müteahhitlik sektörünün, taşımacılığının, turizminin ve tarımının kalitesi ve rekabetçi gücüyle inşallah bu bölgede karşılıklı ticaretimiz çok daha yüksek rakamlara çıkacak.” diye konuştu.
Mal ihracatında 2024 hedefi 302 milyar dolar
Bakan Bolat, Türkiye’nin mal ihracatını bu yıl 267 milyar dolara, 2026’da ise 302 milyar dolara yükseltmeyi hedeflediklerini belirterek şöyle devam etti:
“Türkiye Yüzyılı hedefimizi inşallah Türkiye’nin dış ticaretinde ‘ticaretin de yüzyılı’ olarak gerçekleştirmek istiyoruz. Bunu yaparken de Türkiye’nin dış ticaret ve ticari işlemlerde açık durumlarını, sürdürülebilir makul seviyelere indirmekte kararlıyız. Zaten haziran ayından bu yana her takvim ayında ihracat rekorları kırıldı. Ağustostan bu yana her ay ithalatımızda gerileme kaydedildi. Yine ağustostan beri her ay dış ticaret açığımızda gerileme kaydediliyor.”
“Bizim firmalarımız da bu projeleri yakından takip etmeli”
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, iki günlük ziyareti boyunca Suudi Arabistan kabinesinin neredeyse yarısıyla ikili görüşmeler yaptığını dile getirerek, Suudi Arabistan Ticaret Bakanı Kasabi’nin Türk İhraç Ürünleri Fuarı’nda kendilerini yalnız bırakmadığını söyledi.
Bolat, ikili görüşmelerinden aldığı mesajlara ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“Suudi Arabistan, önümüzdeki 10 yıl için çok büyük bir yatırım hamlesine girişiyor. Çünkü önlerinde 2030 vizyonu projesi var. Ayrıca 2030’da Dünya Expo Fuarı’na, 2034’te Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacaklar. Mevkidaşlarım, 2030 vizyonu kapsamında toplamda 3,3 trilyon dolarlık yatırım yapacaklarını ifade etti. Bunların arasında inşaat, altyapı ve üst yapı, enerji, sanayi ve turizm yatırımları da bulunuyor. Bize, ‘Bütün bu alanlarda kapımız Türk firmalarına açık.’ dediler. Türkiye, güçlü ekonomisi ve liderliğiyle onlara güven veriyor. Türkiye’nin hizmetlerde ve sanayi sektöründeki kaliteli ve rekabetçi başarısı da onlara güven veriyor. Bizim firmalarımız bu projeleri yakından takip etmeli.”
Bolat, Türkiye’nin dış ticarette çok parlak bir geleceği olduğunu kaydederek, halkın refahı, ülkenin gelişmesi ve güçlenmesi için var güçleriyle çalışmaya devam edeceklerini sözlerine ekledi.
]]>27. Uluslararası İş Forumu (IBF) Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da başladı. 27. IBF Türkiye-Suudi Arabistan İş Forumu kapsamında düzenlenen Türk İhraç Ürünleri Fuarı’nın açılışına Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Suudi Arabistan Ticaret Bakanı Macid el-Kasabi, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Mahmut Asmalı, Riyad Ticaret Odası Başkan Yardımcısı Naif Abdullah Al Rajhi ve IBF Başkanı Erol Yarar ile iş insanları katıldı.

SUUDİ ARABİSTAN ÇOK ÖNEMLİ BİR DEĞİŞİMDEN GEÇİYOR
Fuarın açılışında konuşan Suudi Arabistan Ticaret Bakanı el-Kasabi, Türk iş insanlarını Riyad’da ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti ifade ederek, Suudi Arabistan’ın çok önemli bir değişimden geçtiğini söyledi.
Suudi Arabistan’ın geleceğe yönelik dinamik bir politikası olduğunu vurgulayan Kasabi, ülkenin sahip olduğu yer altı ve üstü stratejik varlığıyla değerli olduğunu belirtti.
Kasabi, Suudi Arabistan’ın nüfusunun 40 yaş altında olduğunu belirterek, gelecek neslin değişime hızlı ayak uydurduğunu ve asrın diliyle konuştuğunu ifade etti.
Suudi Arabistan’ın neredeyse her yerinde şantiyeler bulunduğunu ve çalışmaların çok hızlı ilerlediğini aktaran Kasabi, “Suudi Arabistan’da her sektöre yönelik iş imkanı var. Türk iş insanlarını bu projelere ortak olmaya davet ediyorum. Benim babam, kendi şirketinde Türk ortağıyla 55 yıl işbirliği yaptı. Türklerin düşünceleri ve zihinleri çok ileride. Yapıcı çözümler üretiyorsunuz ve sanayide çok iyi bir deneyime sahipsiniz.” diye konuştu.
MÜSİAD’ın iki ülke arasındaki işbirliğini artırmada önemli bir rol üstlendiğini ifade eden Kasabi, forum ve fuarın gerçekleştirilmesinde destek olanlara teşekkür etti.
DAHA YAPACAK ÇOK İŞİMİZ VAR
MÜSİAD Genel Başkanı Mahmut Asmalı da Uluslararası İş Forumu’na MÜSİAD olarak en fazla önemi verdiklerini, üzerinde en çok durdukları organizasyonların başında geldiğini söyledi.
Müslüman iş insanları arasında “global bir iş ağı” kurma fikrinden yola çıkan bu platformun, bugün toplam 25 ülkeden 42 iş insanı derneğini bir araya getirdiğini belirten Asmalı, “Bu yılki IBF Zirvemiz, 3-11 Mart 2024 tarihleri arasında Suudi Arabistan’ın çok önemli ticari şehirleri olan Riyad, Cidde, Mekke ve Medine’de düzenleniyor. 27. IBF kapsamında Ekonomik Forum Zirvesi, B2B görüşmeler, fuar ve ticaret odaları ile buluşmalar da gerçekleştirilecek. İnşallah güzel işbirliklerine imza atacak, iki ülke için de çok verimli sonuçlar elde edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
Özellikle son iki yıldır, Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ticari ilişkilerin belirgin şekilde artış kaydettiğini belirten Asmalı, şöyle konuştu:
“Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ikili ticaret hacmi 2023 yılı itibarıyla 6,8 milyar dolara ulaşarak, son 8 yılın en yüksek rakamına ulaşmıştır. Buna karşın, söz konusu rakamlar iki ülkenin karşılıklı yatırım potansiyelinin altındadır. İki ülkenin stratejik hedefleri orta vadede 10 milyar dolar, uzun vadede 30 milyar dolarlık karşılıklı ticaret olduğunu düşünürsek daha gidecek çok yolumuz, yapacak çok işimiz var. Zira hem Türkiye hem de Suudi Arabistan, doğrudan yabancı yatırımlar bağlamında, oldukça cazip iki ülke konumundadır.”
Suudi Arabistan’da da girişimcilik faaliyetleri ve yatırım fırsatlarının oldukça çeşitli ve potansiyel yatırımcılar için oldukça ilgi çekici olduğunu dile getiren Asmalı, kendilerinin de fırsatları değerlendirmek ve karşılıklı ticareti en optimum seviyeye çıkarmak arzusunda olduklarını ifade etti.
Asmalı, Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu’na büyük önem verdiklerini ifade ederek, “Türk ve özellikle de MÜSİAD’lı iş insanları olarak bizler, Suudi Arabistan’a 2030 Vizyonu’na giden yolda büyük katkılar sağlayabileceğimizi düşünüyoruz. Biz inanıyoruz ki Türk iş insanlarına, Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu’nda çok büyük görevler düşmektedir. Dolayısıyla, Suudi iş insanlarının Türk iş insanlarıyla kuracağı işbirliklerinin, öncelikle her iki ülkeye de büyük ekonomik katkılar vereceğini bilmeliyiz.” diye konuştu.
– “Fuar, ‘Medine pazarı’ ruhunu tekrardan yaşatmaya katkı sağlayacak”
IBF Başkanı Erol Yarar da 1990 yılında beş arkadaş bir araya gelerek bir hayal kurduklarını ve her şeyin hayalle başladığını ifade ederek, “Dedik ki dünyadaki birçok ülkede kardeşlerimiz, iş adamı kardeşlerimiz var. Öyle bir teşkilat kuralım ki bu kurmuş olduğumuz teşkilat bütün bu kardeşleri, tacir kardeşleri bir araya getirsin. O zaman bir dernek kurmamız gerekiyordu, 1990 yılında MÜSİAD’ı kurduk.” dedi.
Bugün MÜSİAD’ın 13 bin üyesi ve 60 bin şirketle, 80 ülkede temsil edilen bir teşkilat haline geldiğini belirten Yarar, MÜSİAD’ın bu yapısıyla dünyadaki tek teşkilat olmasının gurur verici olduğunu dile getirdi.
Yarar, Uluslararası İş Forumu’nu Suudi Arabistan’da yapabilmeyi uzun süredir istediklerini belirterek, bugün başlayan 27. IBF Türkiye-Suudi Arabistan İş Forumu ile Türk İhraç Ürünleri Fuarı’nın “Medine pazarı” ruhunu tekrardan yaşatmaya katkı sağlayacağını belirtti.
Yarar, iş forumunun Cidde, Mekke ve Medine’de düzenlenecek programlarla devam edeceğini vurgulayarak, “Biz Suudi Arabistan’daki kardeşlerimizle kaynaşmak istiyoruz. İktisadi açıdan da kaynaşmak istiyoruz ve dünyaya örnek olacak bir işbirliğini başlatmak istiyoruz. Onun için bugün burada emeği geçen bütün kardeşlerime teşekkür ederim.” şeklinde konuştu.
– “Karşılıklı yatırım ve ticaretin daha iyi noktalara gelmesini istiyoruz”
Riyad Ticaret Odası Başkan Yardımcısı Naif Abdullah Al Rajhi ise forumun ve fuarın Türkiye ile Suudi Arabistan’ın hem yatırım hem de sektörel işbirliği anlamında daha iyi noktalara gelmesine katkı sunacağını belirtti.
Geçen ay 700 Suudi Arabistanlı iş insanının Türkiye’de geldiğini hatırlatan Rajhi, karşılıklı yatırım ve ticaretin daha iyi noktalara gelmesini istediklerini sözlerine ekledi.
27. IBF Türkiye-Suudi Arabistan İş Forumu kapsamında düzenlenen Türk İhraç Ürünleri Fuarı’nın açılışının ardından MÜSİAD üyesi firmalar ile Suudi Arabistanlı şirketler arasında işbirliği anlaşmaları imzalandı.
Ayrıca, bakanlar, MÜSİAD Genel Başkanı Mahmut Asmalı ve IBF Başkanı Erol Yarar ile beraberindeki heyet fuar alanını gezdi, firma sahipleriyle sohbet etti.
Türk İhraç Ürünleri Fuarı 5 Mart Salı günü kapılarını kapatacak. 27. Uluslararası İş Forumu ise Cidde, Mekke ve Medine’de düzenlenecek iş programlarıyla devam edecek.
]]>HABER7
Türk Hava Yolları, Avustralya’nın Melbourne kentine ilk uçuşu gerçekleştirdi. Havalimanında, kentte yaşayan Türk vatandaşlar tarafından karşılama yapılan uçuş, en fazla izlenen uçak yolculuğu olarak da tarihe geçti. İstanbul’dan Melbourne kentine yapılacak uçuşların haftada üç gün yapılması planlanıyor.
THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof.Dr. Ahmet Bolat, Ulaştırma Bakan Yardımcısı Enver İskurt ve Sivil Havacılık Genel Müdürü Kemal Yüksel, aralarında Haber7 Genel Yayın Yönetmeni Osman Ateşli’nin de bulunduğu gazetecilere önemli açıklamalarda bulundu.

BAYRAĞIMIZI GÖRMEK GURUR VERİCİ
Bayrağımızın ve markamızın buralara gelmesi apayrı bir mutluluk sağladı. Bu sadece ulaşım kolaylığından ziyade, Türkiye bayrağımızı burada görmek gurur verici bir şey oldu bizler için. Biliyorsunuz ki rahmetli Turgut Özal’ın da hayaliydi. Bu hayal bizim dönemimize denk geldi, bunun için de ayrıca mutluyuz. Tabi bu uçuşlarda şöyle bir süreç var. İşte uçağımız var pilotumuz var atlayıp gidelim, böyle olmuyor tabi ki. İki ülkenin, Sivil Havacılıkları arasındaki bürokrasi ile oluyor. Bu konuda emeği geçen Devletimize, Sivil Havacılık yetkililerimize, Ulaştırma Bakanlığımıza ve Dışişleri Bakanlığımıza teşekkür ediyoruz.

ENGELLENMEYE ÇALIŞILDIK FAKAT BAŞARAMADILAR!
THY’nin Melbourne kentine direkt uçuş yapma sürecini anlatan Bolat, çarpıcı ifadelerde bulundu:
Bizim Melbourne’ye uçuşlarımız diğer havayolu şirketlerine göre daha uygun olacak. Çünkü direkt uçuş yapacağız. Bu yüzden önümüzü kesmeye çalıştılar, engel de olmaya çalıştılar ancak Devletimizin gücü sayesinde bu engellemeleri aştık.

Ülkemizde binlerce yıllık yerleşim yerleri var, Karahantepe ve Göbeklitepe gibi. Diğer ülkelerin havayolu şirketleri ülkelerinin tanıtımlarını yaparken deniz, kum, güneş gibi görüntüler izlettiriyor. Bizimde böyle değerlerimizi sahip olduğumuz tarihi yapılarımızı tanıtmamız gerekiyor. Miras listemizi THY olarak dünyaya tanıtacağız.

En son hazırladığımız reklam filmimiz dünya genelinde 2,5 milyar izlenme aldı. THY’nin networkü sayesinde Atlanta’daki yolcuyu Phuket’e götüreceğiz. Ama bu yolcuya İstanbul’u gör İstanbul’da da kal demek için daha fazla reklam yapacağız. Amacımız ülkemize turist ve döviz girişini arttırmak olacak.

HEDEFİMİZ 144 MİLYAR DOLAR
THY’nin gelecekteki hedeflerini anlatan Bolat şunları ifade etti:
2023 yılında THY’nin ülkemize katkısı 53 milyar dolardı. İnşallah 2033 yılında 144 milyar dolar katkıyı hedefliyoruz. 2023 yılında 17 milyar dolar ihracat gerçekleştirdik. Türkiye’nin en büyük ihracatçısı THY oldu. Savunma Sanayi alanında yapılan ihracattan 3 kat daha fazla ihracat gerçekleştirmiş olduk. Ama Savunma Sanayi alanı çok hızlı gelişiyor ve tahmin ediyorum kısa zaman içerisinde bizi geçecekler, geçmelerini de çok istiyoruz. THY nasıl bir marka olduysa Türk Savunma Sanayi ürünleri de bir marka olacak inşallah.

İSTANBUL HAVALİMANI AÇILMASAYDI BU KADAR BÜYÜYEMEZDİK
Haber7 Genel Yayın Yönetmeni Osman Ateşli’nin, İstanbul Havalimanı’nın THY’ye nasıl bir etkisi oldu? Sorusuna cevap veren THY Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof.Dr. Ahmet Bolat şu ifadelerde bulundu:
Atatürk Havalimanına indikten sonra, uçağımız yaklaşık 45 dakika taksi yapıyordu. Maksimum saatlik operasyon 70 uçak oluyordu. Ama İstanbul Havalimanında saatlik 115 uçak sayısını bulduk. Şu anda mevcut pistlerle bu sayıyı nasıl 130’a çıkarırız bunun üstünde çalışıyoruz. THY olarak 452 tane uçağımız var.

Eğer Atatürk Havalimanında kalsaydık 300 uçağın üzerine çıkamazdık. Bizim gelişmemizde yeni havalimanımızın etkisi çok fazla oldu. İstanbul Havalimanının neredeyse yüzde 80’ini THY olarak biz kullanıyoruz.

KOLTUK TESTLERİMİZİ ODTÜ YAPACAK
THY olarak yeni koltuklara geçiyoruz. Yeni koltuklara geçiş yaparken bunun bir test aşaması oluyor. Bu test merkezleri de genelde yurtdışında oluyor. Buralardan sıra almak test aşamasına gitmek zaman kaybı oluyor. Şimdi üzerinde çalışıyoruz ve ODTÜ ile birlikte test merkezi kuruyoruz. Daha hızlı bir şekilde testlerimizi ülkemizde gerçekleştireceğiz.

GELİŞEN TÜRKİYE’DE EN BÜYÜK PAY SAHİBİ THY
THY’nin ilk Melbourne uçuşuna katılan Ulaştırma Bakan Yardımcısı Enver İskurt heyecanlı ve gururlu olduğunu belirterek şöyle konuştu:
Ülkemiz için çok uzak bir mesafeye uçuşlarımız başladı. Türk Hava Yolları bu anlamda bizim bayrak taşıyan markamız. Ülkemiz hızla gelişen bir ülke ve bu gelişimde de en büyük pay sahibi Türk Hava Yolları’dır. Tabi bunlar başlangıç.

Akşamki görüntüleri görünce çok duygulandım. Avustralya’da yaşayan Türk vatandaşlarımız bizleri Havalimanında karşıladı. Bizler için gurur verici anlardı.

DOĞRU ZAMANDA DOĞRU HAMLELER YAPILDI
Tarihi uçuşa katılan isimler arasında yer alan Sivil Havacılık Genel Müdürü Kemal Yüksel’de duygularını şöyle ifade etti:
Doğru zamanda doğru hamleleri bütünleşik yapmak çok önemli, hem Sivil Havacılık hem Türk Hava Yolları, hem Bakanlığımız, hem de diğer paydaşlarımız burada doğru zamanda doğru hamleleri peş peşe yaparak bu başarıyı sağladılar. Türk markamızın bu başarısında emeği geçen başta THY personelleri olmak üzere herkese teşekkür ediyorum.
Yazıda Kaan ile yeni bir sayfanın açıldığına vurgu yapıldı ve ”Bu test, Türk-Yunan ilişkilerinde ve Türk-Amerikan ilişkilerinde paradigmaları değiştirme potansiyeline sahip” ifadesine yer verildi.
Kaan Mürted Hava Meydanı’nda piste çıkarak, ilk kez havalandı. İlk uçuşu, test pilotu Barbaros Demirbaş gerçekleştirdi.
Tarihi uçuşu yakından takip eden dünya basınının Kaan’a olan ilgisi devam ediyor.
Son olarak Arab News Kaan’ı manşetine taşıdı. ”Türkiye hava kuvvetlerini geliştirme yolunda atılım yapıyor” başlıklı yazıda dikkat çeken ifadelere yer verildi.

”ABD, NATO müttefiki Türkiye’nin hava kuvvetlerini geliştirmesini engellemek için elinden geleni yaptı” denilen yazıda ABD’nin Türkiye’ye yönelik izlediği politika şu ifadeler ile eleştirildi;
”Ülkenin savunma sanayisini geliştirmesi ve NATO müttefikinin sağlamayı reddettiği askeri teçhizatı üretmeye başlaması birkaç yıl aldı. ABD, yakın zamanda Türkiye hava kuvvetleri envanterinde bulunan 90’a yakın F-16 savaş uçağının modernizasyonu için gerekli yedek parçanın teslimatını durdurduğunda da benzer bir tutum benimsemişti. Ankara, savunma teçhizatının tedariğinde yabancı bir ülkeye güvenmenin riskleri olduğunu anladı. Bu nedenle yavaş yavaş savunma sanayini geliştirmeye başladı. Bir Türk savunma firmasıyla imzalanan ilk sözleşme 2010 yılına dayanıyor. Pek çok milli proje de şu anda devam ediyor.”
Türkiye’nin bu yönde attığı adımların meyvelerini topladığına dikkat çekilen yazıda Türk İHA’larının 2020 Azerbaycan-Ermenistan savaşı sırasında çok önemli rol oynadığı ve çatışmanın kaderini değiştirdiği belirtildi.

”Drone’lar etkinliğini kanıtladıktan sonra diğer ülkeler onları satın aldı. Türk yapımı insanlı ve insansız insansız hava araçlarını satın alan ülke sayısı şu anda 25’i aştı” denilen yazıda Türkiye’nin Kaan ile yeni bir dönemin kapısını açtığına vurgu yapıldı.
Yaşar Yakış imzalı yazıda ”Türkiye, eski Türkçede “imparator”, “kral” ya da “lider” anlamına gelen Kaan isimli ilk savaş uçağının test uçuşuyla artık yeni bir döneme girdi” ifadesine yer verildi.
Türkiye’nin dünyada kendi beşinci nesil savaş uçağını üreten dört ülkeden biri olduğuna dikkat çekilen yazıda ”Aviyonik sektörüne aşina uzmanlar, 2030 yılına kadar Türk yapımı Kaan uçaklarının, Türk Hava Kuvvetleri envanterindeki F-16 savaş uçaklarının yerini alabileceğine inanıyor” denildi.

Aynı yazıda ‘Bu test Türkiye’de, Türk-Yunan ilişkilerinde ve Türk-Amerikan ilişkilerinde paradigmaları değiştirme potansiyeline sahiptir’ denildi.
Türkiye’nin ürettiği ilk milli muharip uçağı KAAN, hem uluslararası kamuoyunun hem de savunma sanayii uzmanlarının dikkatini çekmeye devam ediyor. Birçok yabancı yayın organı, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. (TUSAŞ) tarafından üretilen ve geçtiğimiz hafta ilk uçuşunu gerçekleştiren KAAN hakkında detaylı görüş ve haberlere yer veriyor.
“ANKARA’NIN YENİ TİTAN’I”
ABD’nin köklü bilim ve teknoloji dergisi ‘Popular Mechanics’, KAAN’a yer ayırırken, analizde ‘‘Türklerin ilk savaş uçağı, tarihi uçuşunu gerçekleştirdi, Ankara’nın yeni ‘Titanı’ göklere çıktı” ifadesi kullanıldı.

Modern ve beşinci bir nesil uçak inşa etmenin zorluklarını hatırlatan yazar Sebastien Roblin, KAAN’ın ABD’in en gelişmiş savaş uçaklarından olan F-22’ye benzerliğine dikkat çekti. Roblin ayrıca uçağın yüzeylerinin Türk şirketlerinin F-35 jetleri için ürettiği karbonlarla kaplı olmasına da vurguda bulundu.
Roblin KAAN’ın Türkiye’nin ileri savaş teknolojilerine olan cesur girişini temsil ettiğini ve potansiyel olarak yerli üretim bir savaş uçağıyla askeri yeteneklerinin farklı bir seviyeye geçeceğini ifade etti.
Yazar, kendi savaş uçağını üretecek olan Türkiye’nin bu şekilde uluslararası ilişkiler bağlamında kazandığı güce de işaret etti. KAAN’ın uzun yıllardır benzer bir proje üzerinde çalışan ancak uçağı henüz uçurmayı başaramayan Hindistan’ınkiyle karşılaştıran yazar, KAAN’ın ne kadar önde olduğuna dikkat çekti.
”F-35 YOK, SORUN YOK”
KAAN’ın uçak başına 100 milyon dolar bandını geçeceğini ifade eden yazar, bununla birlikte Ukrayna, Azerbaycan, Pakistan, Endonezya ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerin gelecekte potansiyel alıcılar olabileceğine işaret etti.

KAAN’ı haberleştiren bir diğer yayıncı ise İngiliz savunma sitesi ‘Forces’ oldu. Site ”No F-35 no problem” (F-35 yok, sorun yok) başlığıyla verdiği haberde, uçağın Türk havacılık ve savunma sanayii için ne kadar büyük önem taşıdığına dikkat çekildi.
Haberde, ”Türkiye, teknolojiden altyapıya, insan kaynağından üretim kabiliyetine kadar ileri savaş uçakları üretimine yönelik değer zincirinin tamamına sahip olan birkaç ülkeden biri olmayı hedefliyor” ifadelerine yer verildi. KAAN, ‘Aviation Week’ ve ‘Defense News’ gibi savunma portalları ve ‘Business Insider’ gibi saygın siteler tarafından da haberleştirildi.
]]>TÜRKPA Genel Sekreteri Er, programda yaptığı konuşmada, 1918’de, Osmanlı Devleti’nin kendisinin de zor durumda olduğu bir dönemde Azerbaycan’ın çağrılarını yanıtsız bırakmadığını ve yardıma koştuğunu belirtti.

Er, Nuri Paşa’nın ağabeyi Enver Paşa’nın talimatıyla Kafkas İslam Ordusu’nun başına geçerek Azerbaycanlı kardeşlerinin imdadına yetiştiğini ve Bakü’yü kurtardığını söyledi.
Kafkas İslam Ordusu’nun 15 Eylül 1918’de Bakü’yü Bolşevik ve Ermeni çetelerden kurtararak kahramanlık destanı yazdığını vurgulayan Er, Bakü’nün kurtarılmasının Azerbaycan devlet tarihinde önemli rol oynadığını kaydetti.
Er, “Nuri Paşa ve Kafkas İslam Ordusu, Azerbaycan halkının kalbinde ebediyen yer edinmiştir. Onların kahramanlığı, Azerbaycan-Türkiye kardeşliğinin bir parlak örneğini daha tarihin hafızasına altın harflerle kazıdı. Nuri Paşa’nın kahramanlıkları iki milletin ortak tarihinde şerefli kardeşliğin sayfasına dönüştü.” ifadelerini kullandı.
Nuri Paşa’nın Cumhuriyet döneminde kurduğu fabrikalarla Türk savunma sanayisinin öncüleri arasında yer aldığını hatırlatan Er, bu gibi şahısların gelecek nesillere öğretilmesi gerektiğine vurgu yaptı.

“NURİ KİLLİGİL PAŞA, CUMHURİYET TARİHİNİN İLK ENDÜSTRİYEL SİLAH TASARIMCILARINDAN OLMUŞTUR”
TÜRKPA Hukuk İşleri ve Uluslararası İlişkiler Komisyonu Başkanı Mesten de Kafkas İslam Ordusu’nun 1918’de Azerbaycan’a gelerek kardeşlerine yardımda bulunmasının iki ülke arasındaki kardeşliğin en büyük nişanelerinden olduğunu anlattı.
Mesten, Osmanlı Devletinin 1. Dünya Savaşı’nda bütün cephelerde yenilgilerle yüz yüze kaldığı bir dönemde en seçkin askerlerini Azerbaycan’a gönderdiğini hatırlatarak, “Bu ordu sayesinde Azerbaycan bağımsızlığını tam olarak kazandı. 15 Eylül 1918’de Bakü işgalden ve zulümden kurtuldu. Bugün ise bizlere düşen atalarımızın yüzyıl öncesinden bıraktığı emanete sahip çıkmaktır.” dedi.
Nuri Paşa’nın savunma sanayiindeki faaliyetlerinden de bahseden Mesten, “Nuri Killigil Paşa, cumhuriyet tarihinin ilk endüstriyel silah tasarımcılarından olmuştur. Arap-İsrail savaşında Arap orduları için silah ve cephane üretmiştir.” diye konuştu.
Mesten, 2. Karabağ Savaşı’nda da Türk halkının ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Azerbaycan’a gösterdiği siyasi ve manevi destekleri hatırlatarak, “Azerbaycan ile Türkiye’nin kardeşliği et ile tırnak gibidir. Kardeş ülkelerimiz arasında bütün bu gelişmelere rağmen, önümüzde çok daha büyük görevler bizleri bekliyor. Bize düşen, aramızdaki bağları daha da sağlamlaştırarak gelecek kuşaklara güçlü bir miras bırakmak, her alanda işbirliğimizi derinleştirmektir.” şeklinde konuştu.

“BOŞUNA ‘BİR MİLLET İKİ DEVLETİZ’ DEMİYORUZ”
TÜRKPA Hukuk İşleri ve Uluslararası İlişkiler Komisyonu Üyesi, MHP Genel Başkan Yardımcısı, Nevşehir Milletvekili Kılıç ise konuşmasında, Nuri Paşa’nın vefatının üzerinden 75 yıl geçmesine rağmen Azerbaycan Türkleri tarafından saygı ve minnetle hatırlanmasından memnuniyet duyduklarını belirterek, “Boşuna ‘bir millet iki devletiz’ demiyoruz. İyi ki bir milletiz, iyi ki bağımsız Türk devletleriyiz.” dedi.
Kılıç, Nuri Paşa’nın ve Kafkas İslam Ordusu’nun faaliyetlerinden, onların o dönemde Azerbaycan’da gördükleri saygı ve hürmetten bahsederek, “Killigil soyadını alan Nuri Paşa, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları tarafından milletle birlikte kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti’nde, ülkesi ve Türk dünyası için dinlenmeden çalışmaya devam etti. Sık sık Türk dünyasının bir olmasından, bir olarak çok daha güçlü olacağından bahseder, bir gün bu arzusunun mutlaka gerçekleşeceğini söylerdi.” şeklinde konuştu.

“KOYUN KOYUNA YATAN OSMANLI ASKERLERİ BİZE EMANET VE MİRASTIR”
Türkiye’nin Bakü Büyükelçisi Bağcı da Kafkas İslam Ordusu’nun Bakü’de kazandığı zaferin İstanbul ve Bakü’yü kontrol altında tutmak isteyen güçleri çılgına döndürdüğünü ve hüsrana uğrattığını vurguladı.
Bağcı, Azerbaycan’ın birçok bölgesinde Türk şehitliklerinin olduğunu aktararak, “Koyun koyuna yatan Osmanlı askerleri bize emanet ve mirastır. Bu miras ve emaneti, kardeşliğimizin mayasını teşkil eden bu birlikteliği korumak görevimizdir.” ifadelerini kullandı.
Nuri Paşa’yla ilgili filmin gösterildiği etkinlik, Türk ve Azerbaycanlı akademisyenlerin sunumlarıyla devam etti.

TÜRKPA Genel Sekreteri Er, programda yaptığı konuşmada, 1918’de, Osmanlı Devleti’nin kendisinin de zor durumda olduğu bir dönemde Azerbaycan’ın çağrılarını yanıtsız bırakmadığını ve yardıma koştuğunu belirtti.
Er, Nuri Paşa’nın ağabeyi Enver Paşa’nın talimatıyla Kafkas İslam Ordusu’nun başına geçerek Azerbaycanlı kardeşlerinin imdadına yetiştiğini ve Bakü’yü kurtardığını söyledi.
Kafkas İslam Ordusu’nun 15 Eylül 1918’de Bakü’yü Bolşevik ve Ermeni çetelerden kurtararak kahramanlık destanı yazdığını vurgulayan Er, Bakü’nün kurtarılmasının Azerbaycan devlet tarihinde önemli rol oynadığını kaydetti.
Er, “Nuri Paşa ve Kafkas İslam Ordusu, Azerbaycan halkının kalbinde ebediyen yer edinmiştir. Onların kahramanlığı, Azerbaycan-Türkiye kardeşliğinin bir parlak örneğini daha tarihin hafızasına altın harflerle kazıdı. Nuri Paşa’nın kahramanlıkları iki milletin ortak tarihinde şerefli kardeşliğin sayfasına dönüştü.” ifadelerini kullandı.
Nuri Paşa’nın Cumhuriyet döneminde kurduğu fabrikalarla Türk savunma sanayisinin öncüleri arasında yer aldığını hatırlatan Er, bu gibi şahısların gelecek nesillere öğretilmesi gerektiğine vurgu yaptı.
“Nuri Killigil Paşa, cumhuriyet tarihinin ilk endüstriyel silah tasarımcılarından olmuştur”
TÜRKPA Hukuk İşleri ve Uluslararası İlişkiler Komisyonu Başkanı Mesten de Kafkas İslam Ordusu’nun 1918’de Azerbaycan’a gelerek kardeşlerine yardımda bulunmasının iki ülke arasındaki kardeşliğin en büyük nişanelerinden olduğunu anlattı.
Mesten, Osmanlı Devletinin 1. Dünya Savaşı’nda bütün cephelerde yenilgilerle yüz yüze kaldığı bir dönemde en seçkin askerlerini Azerbaycan’a gönderdiğini hatırlatarak, “Bu ordu sayesinde Azerbaycan bağımsızlığını tam olarak kazandı. 15 Eylül 1918’de Bakü işgalden ve zulümden kurtuldu. Bugün ise bizlere düşen atalarımızın yüzyıl öncesinden bıraktığı emanete sahip çıkmaktır.” dedi.
Nuri Paşa’nın savunma sanayiindeki faaliyetlerinden de bahseden Mesten, “Nuri Killigil Paşa, cumhuriyet tarihinin ilk endüstriyel silah tasarımcılarından olmuştur. Arap-İsrail savaşında Arap orduları için silah ve cephane üretmiştir.” diye konuştu.
Mesten, 2. Karabağ Savaşı’nda da Türk halkının ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Azerbaycan’a gösterdiği siyasi ve manevi destekleri hatırlatarak, “Azerbaycan ile Türkiye’nin kardeşliği et ile tırnak gibidir. Kardeş ülkelerimiz arasında bütün bu gelişmelere rağmen, önümüzde çok daha büyük görevler bizleri bekliyor. Bize düşen, aramızdaki bağları daha da sağlamlaştırarak gelecek kuşaklara güçlü bir miras bırakmak, her alanda işbirliğimizi derinleştirmektir.” şeklinde konuştu.
– “Boşuna ‘bir millet iki devletiz’ demiyoruz”
TÜRKPA Hukuk İşleri ve Uluslararası İlişkiler Komisyonu Üyesi, MHP Genel Başkan Yardımcısı, Nevşehir Milletvekili Kılıç ise konuşmasında, Nuri Paşa’nın vefatının üzerinden 75 yıl geçmesine rağmen Azerbaycan Türkleri tarafından saygı ve minnetle hatırlanmasından memnuniyet duyduklarını belirterek, “Boşuna ‘bir millet iki devletiz’ demiyoruz. İyi ki bir milletiz, iyi ki bağımsız Türk devletleriyiz.” dedi.
Kılıç, Nuri Paşa’nın ve Kafkas İslam Ordusu’nun faaliyetlerinden, onların o dönemde Azerbaycan’da gördükleri saygı ve hürmetten bahsederek, “Killigil soyadını alan Nuri Paşa, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları tarafından milletle birlikte kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti’nde, ülkesi ve Türk dünyası için dinlenmeden çalışmaya devam etti. Sık sık Türk dünyasının bir olmasından, bir olarak çok daha güçlü olacağından bahseder, bir gün bu arzusunun mutlaka gerçekleşeceğini söylerdi.” şeklinde konuştu.
“Koyun koyuna yatan Osmanlı askerleri bize emanet ve mirastır”
Türkiye’nin Bakü Büyükelçisi Bağcı da Kafkas İslam Ordusu’nun Bakü’de kazandığı zaferin İstanbul ve Bakü’yü kontrol altında tutmak isteyen güçleri çılgına döndürdüğünü ve hüsrana uğrattığını vurguladı.
Bağcı, Azerbaycan’ın birçok bölgesinde Türk şehitliklerinin olduğunu aktararak, “Koyun koyuna yatan Osmanlı askerleri bize emanet ve mirastır. Bu miras ve emaneti, kardeşliğimizin mayasını teşkil eden bu birlikteliği korumak görevimizdir.” ifadelerini kullandı.
Nuri Paşa’yla ilgili filmin gösterildiği etkinlik, Türk ve Azerbaycanlı akademisyenlerin sunumlarıyla devam etti.
Orban, Türkiye-Macaristan ilişkilerinin uzun bir tarihi geçmişi ve ülkesinin Avrupa’da Türk Devletleri Teşkilatı’na (TDT) üye olduğunu söyledi.
Avrupa’daki diğer ülkelere kıyasla Macaristan’da güçlü liderlerin ilgi gördüğünü kaydeden Orban, “Sayın (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan, Macaristan’da özellikle sevilen, imajı yüksek olan bir lider. Macaristan’da buna önem verilir.” dedi.

“BİZLER CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’I SEVİYORUZ”
Orban, “Bizler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı seviyoruz. Bir başka olgu ise Türkiye ile Macaristan arasında bir barış dili konuşuluyor.” ifadesini kullandı.
Avrupa’da savaş dilinin konuşulduğunu, “birilerini ezmekten ve galibiyetten” söz edildiğini dile getiren Orban, “Bizler öyle değiliz. Savaş dilini sevmeyiz. Türkiye ve Macaristan bu bağlamda Avrupa bölgesinde birer istisna teşkil ediyor. Bizler karşılıklı barışın dilini konuşuyoruz.” şeklinde konuştu.
Orban, Türkiye’nin muhafazakar yapısını korumayı başaran ülke olduğunu, Avrupa’da aile, tanrı, ulus gibi kavramların Orta Çağ’a ait unsurlarmış gibi görüldüğünü, bu değerleri dile getirenlerin sorunlarla karşılaştığını anlattı.
Göç ve göçmenlik meselesinin Avrupa’daki en önemli konuların başında geldiğini ileri süren Orban, Macaristan gibi 10 milyon nüfusa sahip bir ülkenin sınırında birden yüz binlerce göçmenin birikmesini olumlu bir durum olarak değerlendirmediklerini, ülkesinde kimin yaşayıp yaşamayacağına kendilerinin karar vermesi gerektiğini, bu nedenle göç konusunda diğer ülkelere oranla daha katı bir tutum sergilediklerini anlattı.
“ERDOĞAN, AVRUPA KITASINI KURTARDI”
Orban, Türkiye’nin göç konusundaki rolünün çok önemli olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:
“Türkiye olmasaydı şu anda Avrupa, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri tamamıyla istikrarını kaybetmiş olurdu. Erdoğan bir yerde Avrupa kıtasını kurtardı. Neredeyse son sekiz yıldır da bu görevi üstlenmekte. Dolayısıyla Türkiye’deki güçlü liderlik olmasaydı hepimizin başı belada olurdu Avrupa’da, bunu söyleyebilirim. Dolayısıyla Avrupa’da herkes Türkiye’ye minnet duymakta ve duymalıdır da zaten.”
AB’nin göç hususunda Türkiye’ye verdiği sözleri tam olarak yerine getirmediğine dikkati çeken Orban, Türkiye’nin yaşadığı ekonomik sorunlara ilişkin destek olunması gerektiğinin ancak bu hususta gerekli desteğin yerine getirilmediği düşüncesinde olduğunun altını çizdi.

UKRAYNA’DAKİ SAVAŞ
Orban, Ukrayna’daki savaşın Macarların savaşı olmadığının altını çizerek, ülkesinin ve halkının çıkarlarını düşünmek zorunda olduğunu ve buna göre hareket etmesi gerektiğini ifade etti.
Ukrayna’da savaşın başlamasıyla AB’nin bunu “bizim savaşımız” olarak tanımladığına dikkati çeken Orban, böyle bir tanımla yapıldığı taktirde bizatihi Ukrayna’yla, Rusya’ya karşı savaşılması gerektiğini ancak bunun söz konusu olmadığını hatırlattı.
Orban, savaşın çok yönlü ele alınması gerektiğini, taraf tutmaktan ziyade zamanın kimden yana olduğuna bakılmasının daha önemli olduğunu belirterek, “Ben zamanın Rusya’dan yana işlediğini düşünüyorum ve zaman geçtikçe AB ve Ukrayna kaybetmekte, Rusya ise daha çok avantaj sağlamakta. Dolayısıyla ben diyorum ki bir an önce ateşkes olsun ve iki taraf da bir an önce barış müzakerelerine başlasın.” dedi.
AB’de aile, tanrı ve ulus gibi değerlerin daha fazla önemsenmesi gerektiği düşüncesinde oluğunu aktaran Orban, haziranda yapılacak Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri sonrasında AB içinde belirli açılardan değişim yaşanmaya başlanabileceğini ifade etti.
Orban, AP içinde sağ ve merkez sağı bir araya getirme çabası içinde olduğunu kaydetti.
“TRUMP, ABD BAŞKANI OLSAYDI SAVAŞ OLMAZDI”
Eski ABD Başkanı Donald Trump ile yapacağı görüşmeye de değinen Orban, Trump’a şahsen saygı duyduğunu belirterek, “Trump eğer ABD Başkanı olsaydı o zaman şu an savaş olmazdı diye düşünüyorum. Bundan kesinlikle eminim. Yani güçlü bir ABD Başkanı gerçekten her türlü savaşı durdurabilir. Avrupa’yla alakalı.” şeklinde konuştu.
Orban, Trump’ın yeniden başkan seçilmesi durumunda Ukrayna’daki savaşı sonlandırabileceği görüşünde olduğunu belirterek, İsrail ve Gazze konusunda da benzer bir durumun söz konusu olacağını ifade etti.

MACARİSTAN’IN AB DÖNEM BAŞKANLIĞI
Macaristan’ın bu yılın ikinci yarısında AB Dönem Başkanlığını alıp almayacağına ilişkin bazı spekülasyonların yapıldığını hatırlatan Orban, “Dönem Başkanlığını elbette ki alacağız.” diye konuştu.
Orban, ülkesinin dönem başkanlığı sürecinde AB’nin genişleme konusunun gündeme taşınacağına, bu hususta Ukrayna’dan önce Balkan ülkelerinin geldiğine dikkati çekerek, Avrupa’nın rekabet hususunda kaybettiği ivmeyi yeniden kazanması gerektiğini sözlerine ekledi.
Orban, Türkiye-Macaristan ilişkilerinin uzun bir tarihi geçmişi ve ülkesinin Avrupa’da Türk Devletleri Teşkilatı’na (TDT) üye olduğunu söyledi.
Avrupa’daki diğer ülkelere kıyasla Macaristan’da güçlü liderlerin ilgi gördüğünü kaydeden Orban, “Sayın (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan, Macaristan’da özellikle sevilen, imajı yüksek olan bir lider. Macaristan’da buna önem verilir.” dedi.

“BİZLER CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’I SEVİYORUZ”
Orban, “Bizler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı seviyoruz. Bir başka olgu ise Türkiye ile Macaristan arasında bir barış dili konuşuluyor.” ifadesini kullandı.
Avrupa’da savaş dilinin konuşulduğunu, “birilerini ezmekten ve galibiyetten” söz edildiğini dile getiren Orban, “Bizler öyle değiliz. Savaş dilini sevmeyiz. Türkiye ve Macaristan bu bağlamda Avrupa bölgesinde birer istisna teşkil ediyor. Bizler karşılıklı barışın dilini konuşuyoruz.” şeklinde konuştu.
Orban, Türkiye’nin muhafazakar yapısını korumayı başaran ülke olduğunu, Avrupa’da aile, tanrı, ulus gibi kavramların Orta Çağ’a ait unsurlarmış gibi görüldüğünü, bu değerleri dile getirenlerin sorunlarla karşılaştığını anlattı.
Göç ve göçmenlik meselesinin Avrupa’daki en önemli konuların başında geldiğini ileri süren Orban, Macaristan gibi 10 milyon nüfusa sahip bir ülkenin sınırında birden yüz binlerce göçmenin birikmesini olumlu bir durum olarak değerlendirmediklerini, ülkesinde kimin yaşayıp yaşamayacağına kendilerinin karar vermesi gerektiğini, bu nedenle göç konusunda diğer ülkelere oranla daha katı bir tutum sergilediklerini anlattı.
“ERDOĞAN, AVRUPA KITASINI KURTARDI”
Orban, Türkiye’nin göç konusundaki rolünün çok önemli olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:
“Türkiye olmasaydı şu anda Avrupa, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri tamamıyla istikrarını kaybetmiş olurdu. Erdoğan bir yerde Avrupa kıtasını kurtardı. Neredeyse son sekiz yıldır da bu görevi üstlenmekte. Dolayısıyla Türkiye’deki güçlü liderlik olmasaydı hepimizin başı belada olurdu Avrupa’da, bunu söyleyebilirim. Dolayısıyla Avrupa’da herkes Türkiye’ye minnet duymakta ve duymalıdır da zaten.”
AB’nin göç hususunda Türkiye’ye verdiği sözleri tam olarak yerine getirmediğine dikkati çeken Orban, Türkiye’nin yaşadığı ekonomik sorunlara ilişkin destek olunması gerektiğinin ancak bu hususta gerekli desteğin yerine getirilmediği düşüncesinde olduğunun altını çizdi.

UKRAYNA’DAKİ SAVAŞ
Orban, Ukrayna’daki savaşın Macarların savaşı olmadığının altını çizerek, ülkesinin ve halkının çıkarlarını düşünmek zorunda olduğunu ve buna göre hareket etmesi gerektiğini ifade etti.
Ukrayna’da savaşın başlamasıyla AB’nin bunu “bizim savaşımız” olarak tanımladığına dikkati çeken Orban, böyle bir tanımla yapıldığı taktirde bizatihi Ukrayna’yla, Rusya’ya karşı savaşılması gerektiğini ancak bunun söz konusu olmadığını hatırlattı.
Orban, savaşın çok yönlü ele alınması gerektiğini, taraf tutmaktan ziyade zamanın kimden yana olduğuna bakılmasının daha önemli olduğunu belirterek, “Ben zamanın Rusya’dan yana işlediğini düşünüyorum ve zaman geçtikçe AB ve Ukrayna kaybetmekte, Rusya ise daha çok avantaj sağlamakta. Dolayısıyla ben diyorum ki bir an önce ateşkes olsun ve iki taraf da bir an önce barış müzakerelerine başlasın.” dedi.
AB’de aile, tanrı ve ulus gibi değerlerin daha fazla önemsenmesi gerektiği düşüncesinde oluğunu aktaran Orban, haziranda yapılacak Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri sonrasında AB içinde belirli açılardan değişim yaşanmaya başlanabileceğini ifade etti.
Orban, AP içinde sağ ve merkez sağı bir araya getirme çabası içinde olduğunu kaydetti.
“TRUMP, ABD BAŞKANI OLSAYDI SAVAŞ OLMAZDI”
Eski ABD Başkanı Donald Trump ile yapacağı görüşmeye de değinen Orban, Trump’a şahsen saygı duyduğunu belirterek, “Trump eğer ABD Başkanı olsaydı o zaman şu an savaş olmazdı diye düşünüyorum. Bundan kesinlikle eminim. Yani güçlü bir ABD Başkanı gerçekten her türlü savaşı durdurabilir. Avrupa’yla alakalı.” şeklinde konuştu.
Orban, Trump’ın yeniden başkan seçilmesi durumunda Ukrayna’daki savaşı sonlandırabileceği görüşünde olduğunu belirterek, İsrail ve Gazze konusunda da benzer bir durumun söz konusu olacağını ifade etti.

MACARİSTAN’IN AB DÖNEM BAŞKANLIĞI
Macaristan’ın bu yılın ikinci yarısında AB Dönem Başkanlığını alıp almayacağına ilişkin bazı spekülasyonların yapıldığını hatırlatan Orban, “Dönem Başkanlığını elbette ki alacağız.” diye konuştu.
Orban, ülkesinin dönem başkanlığı sürecinde AB’nin genişleme konusunun gündeme taşınacağına, bu hususta Ukrayna’dan önce Balkan ülkelerinin geldiğine dikkati çekerek, Avrupa’nın rekabet hususunda kaybettiği ivmeyi yeniden kazanması gerektiğini sözlerine ekledi.
Anayasa’nın, Irak topraklarından hiçbir grubun ve örgütün başka ülkelere saldırmasına izin verilmemesi gerektiğine işaret ettiğini belirten Hüseyin, “PKK’nın Türkiye’de sorun olduğu doğru ama Irak için de sorun.” diye konuştu.
Bakan Hüseyin, Anayasa’da belirtilen çerçevede Türkiye’yle bu konuda görüşmelere başladıklarını ve aralık ayında Ankara’da bir toplantı yapıldığını hatırlatarak, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Türk heyetine, kendisinin de Irak heyetine liderlik ettiği ortak komitenin oldukça güzel bir toplantı gerçekleştirdiğini aktardı.
Söz konusu ortak komitede bir sonraki toplantıya sunulmak üzere iki bildiri hazırlamaya karar verdiklerini dile getiren Hüseyin, “Irak tarafı güvenlik, sınır güvenliği ve iki ülke arasındaki ilişkilerin güvenliğiyle ilgili belgeyi şimdiden hazırladı. Gelecek ay Bağdat’ta buluşmayı, bu belgeleri tartışabilmeyi ve bu iki belgeye dayanarak bir plan geliştirmeyi ümit ediyoruz.” şeklinde konuştu.
PETROL İHRACATININ YENİDEN BAŞLAMASI
Bakan Hüseyin, Paris merkezli Uluslararası Tahkim Mahkemesinin Türkiye ile Irak arasındaki petrol ihracatı konusunda verdiği karar sonrası 25 Mart 2023’te Irak’tan Ceyhan Limanı’na petrol akışının durdurulmasına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.
Irak’tan Türkiye’ye petrol ihracatının yeniden başlaması konusuna değinen Hüseyin, Türkiye tarafıyla yaptıkları görüşmelerde boru hattının hazır olduğunu belirttiğini ve Türkiye’nin de boru hattını açmaya hazır olduğunu söyledi.
Hüseyin, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) de ihracata hazır olduğunu ifade ettiğini aktararak, Bağdat ile Erbil arasında konuya ilişkin anlaşma olduğunu ancak anlaşmanın hayata geçirilmesi için Bağdat’ın, IKBY’de faaliyet gösteren petrol şirketleriyle görüşmeler yaptığını anlattı.
Federal hükümetin bu sorunu çözeceğini umduğunu vurgulayan Hüseyin, sorun hallolduktan sonra Ceyhan Limanı’na petrol ihracatının konuşulacağını ifade etti.
“KALKINMA YOLU’NA KÖRFEZ VE TÜRKİYE YATIRIM YAPMAK İSTİYOR”
Bakan Hüseyin, Basra Körfezi’nden Ovaköy’e 1200 kilometrelik otoyol, demir yolu, enerji nakil ve iletişim hatlarını içeren Kalkınma Yolu Koridoru’nun önemine ilişkin de şunları söyledi:
“Bu gerçekten de devasa bir proje. Basra’daki Büyük Fav Limanı’ndan başlayan proje Türkiye’de bitiyor. Türkiye’den de Avrupa’ya uzanıyor. Fav ve Irak’tan bahsettiğimde, bu, Irak, Irak ekonomisi, Irak’ın Fav Limanı’nın Türkiye ile güçlü bağını ifade ediyor. Bu, aynı zamanda, Irak ile Körfez ülkeleri arasında ve ayrıca Körfez ülkelerinin Irak aracılığıyla Türkiye ve Avrupa ile bir bağlantı kurduğu anlamına geliyor.”
Hüseyin, projenin büyük finansmana ihtiyaç duyduğuna ve bunun çeşitli ülkelerin projeye yatırım yapmaya katılabileceği anlamına geldiğine dikkati çekti.
Hüseyin, “Elbette yatırım yapmayı planlayan ve düşünen bazı Körfez ülkeleri var, Türkiye de yatırım yapmak istiyor. Projeyle ilgili Türkiye ile iyi bir görüşme içerisindeyiz.” ifadelerini kullandı.
ABD ASKERLERİNİN ÇEKİLMESİ TARTIŞMALARI
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının ardından ABD askerlerinin Irak’tan geri çekilmesi yönünde artan tartışmalara ilişkin konuşan Hüseyin, Amerikan tarafı ile Irak arasında konuya ilişkin müzakerelerin yeniden başladığını anlattı.
Hüseyin, müzakerelerin iki tarafın ordularının temsilcileri arasında yürütüldüğünü dile getirerek, “Geçtiğimiz hafta çeşitli toplantılar yaptılar, biz de bu konuyu tartışabilmek ve tartışmanın nereye gittiğini takip edebilmek için ekibimizin Sayın Başbakan’a (Muhammed Şiya es-Sudani) ve siyasi liderlere sunacağı raporu bekliyoruz.” dedi.
Terör örgütü DEAŞ ile mücadele etmek için ABD askerlerinin ülkeye davet edildiğini hatırlatan Hüseyin, DEAŞ’ın çöktüğünü ve halihazırda küçük bir terör örgütü olarak varlığını sürdürdüğünü ifade etti.
Bakan Hüseyin, Amerikan askerlerinin ülkenin tamamından çekilip çekilmeyeceğini dair değerlendirmede de bulundu.
Bağdat hükümetinin ülkenin bütün bölgelerinden sorumlu olduğuna işaret eden Hüseyin, konuyu müzakere eden ekibin hükümete olduğu kadar siyasi liderliğe de bir rapor sunacağını ve böylece askerlerin geleceğinin belirleneceğini ifade etti.
Her yıl olduğu gibi bu sene de MWC’24’te çok sayıda işbirliğine imza atıp yenilikçi ürün ve çözümlerle fuarda yer aldıklarını dile getiren Önal, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yenilikçi teknolojileri, ürün ve çözümlerimize entegre ederek, bu yenilikleri MWC’24’te duyurduğumuz işbirlikleri ile taçlandırdık. Yarını yakalayan teknolojileri sadece üreten değil, aynı zamanda ihraç eden bir şirket olmanın getirdiği motivasyona sahibiz. Nitekim, AR-GE şirketlerimizle gerçekleştirdiğimiz küresel işbirliklerimizle inovasyonun kalbinin attığı Silikon Vadisi üzerinden dünyaya teknoloji ihraç ediyoruz. Bugün Grup şirketimiz Argela ve onun ABD’deki iştiraki Netsia’nın, 5G ve fiber alanları dahil 68 adet uluslararası patenti bulunuyor. Türk mühendislerimizin dünya çapındaki başarılarıyla şirketimiz yerli ürünleri dünyaya tanıtmaya devam ediyor. Open RAN çözümlerimiz, RIC ve SEBA gibi ürünlerimiz dünyanın dört bir yanında kullanılıyor.”
Önal, teknolojik çözümlerinden bahsederek, şu açıklamalarda bulundu:
“Özellikle telekomünikasyon, enerji, finans ve savunma sanayileri için çok kritik olan 5G zaman ve frekans senkronizasyonu için bulduğumuz çözümü, İsveç merkezli Net Insight ile birlikte ürünleştirdik ve satışlarına başladık. Yerli ürünler konusundaki çalışmalarımıza bir yenisini ekledik ve yerli teknoloji firması i2i, PİLOT girişimlerimizden NaraXR ve IQVizyon iş birliği ile Ankara’nın sanayi bölgesi OSTİM’de hayata geçirilen milli endüstriyel 5G mobil şebekesi projesini tanıttık. Yerli ekosistem odağımız kapsamında gerçekleştirdiğimiz iş birlikleri ile küresel sınırları ortadan kaldırıp dünyaya teknoloji ihraç etmeye devam edeceğiz.”
“5G’DEKİ İLKLERİMİZ SÜRERKEN, 6G EKOSİSTEMINI VE UYGULAMA ALANLARINI GELIŞTİRMEYİ HEDEFLIYORUZ”
Ümit Önal, Mobil Dünya Kongresi’nin odak konularından birinin 5G olduğunu işaret ederek, 5G’de olabildiğince yerli unsurlara geçerek Türkiye’nin bu teknolojiyi sadece kullanan değil etrafına da kullandıran bir güç olmasını sağlamayı hedeflediklerini aktardı.
5G konusundaki çalışmaları ve gerçekleştirdikleri ilklerle dünyada ve Türkiye’de 5G’nin yol haritasının çizilmesinde aktif rol üstlendiklerini dile getiren Önal, şu değerlendirmelerde bulundu:
“5G’de gerekli olan teknolojide dışa bağımlılığı azaltmayı önemli sorumluluk alanlarımız arasında görüyoruz. Bir yandan 5G teknolojileri üzerine ilklere imza atarken, bir yandan da 6G alanındaki çalışmalarımıza ulusal ve uluslararası projelerde yer alarak 6G ekosistemini ve uygulama alanlarını geliştirmeyi ve şebekemizi 6G’ye uyumlu hale getirmeyi hedefliyoruz. 5G ve 6G alanında yeni ve öncü projelere imza atmaktan mutluluk duyuyoruz. Bu alandaki çalışmalarımızla ülkemizi teknoloji yarışında geleceğe taşımayı sürdüreceğiz.”
“YERLI İŞ ORTAKLARIMIZ İLE YERLİ ÜRÜN VE ÇÖZÜMLER ÜRETİYORUZ. BU BİZİM MİLLİ SORUMLULUĞUMUZ”
Türk Telekom CEO’su Önal, “yarını yakalayan teknolojileri sadece üreten değil, aynı zamanda ihraç eden bir şirket olmanın getirdiği motivasyona” sahip olduklarının altını çizerek, “Bu motivasyonla küresel sınırları ortadan kaldırıp dünyaya teknoloji ihraç etmeye devam edeceğiz. Türkiye teknoloji ihracatında söz sahibi olmak için emin adımlarla ilerlerken, bu hedefe biz liderlik ediyoruz.” diye konuştu.
Dünyadaki öncü çalışmalarının ve işbirliklerinin Türk Telekom’u bir telekom operatörü olmanın ötesine taşıdığını vurgulayan Önal, şunları anlattı:
“Ülkemizin teknoloji taşıyıcısı olarak; dijital dönüşüme liderlik etme misyonumuzu sürdürecek, ‘Türkiye Yüzyılı’nı dijitalin de yüzyılı yapma’ sorumluluğuyla çalışmalarımıza ve yatırımlarımıza hız kesmeden devam edeceğiz. Küresel işbirlikleri ile dünyaya teknoloji ihraç eden bir şirket olmanın yanında, Türkiye’nin ürettiği teknolojileri etrafına kullandıran bir güç olmasını sağlamayı hedefliyoruz. Bu durum bize sadece şirketimiz özelinde değil, ülkemiz için de önemli bir sorumluluk getiriyor. Yerli ürün ve çözüm üretme sorumluluğumuz bilinciyle, bu teknolojileri yine yerli iş ortaklarımızla birlikte geliştirerek, teknoloji ihracatında ülkemizi geleceğe taşımak için çalışıyoruz. Bu kapsamda; işbirliklerimize devam ederken, ülkemizin ekonomik kalkınmasına da katma değer yaratmayı sürdürüyoruz.”
“GSMA’DE BİR SONRAKİ YIL BU ÜRÜN VE SERVİSLERİMİZİ DAHA FAZLA GÖRECEKSİNİZ”
Ümit Önal, bundan yıllar önce GSMA Mobil Dünya Kongresi’nde daha az Türk şirketle karşılaşıldığını hatırlatarak, gelinen noktada büyük bir alanı kaplayacak kadar Türk işletmeyi fuarda görmenin gurur verici olduğunu söyledi.
Gelecek yıl Türk Telekom’un daha fazla ürün ve servisi ile GSMA Mobil Dünya Kongresi’nde yerini alacağını dile getiren Önal, sözlerini şöyle tamamladı:
“GSMA’de bir sonraki yıl bu ürün ve servislerimizi daha fazla göreceksiniz. Bu kapsamda, dünyanın her yerindeki, teknolojinin dokunduğu her alandaki temsiliyetimizle ülkemizin teknoloji taşıyıcısı olmaya devam edecek, dijital dönüşüme liderlik etme misyonumuzu sürdüreceğiz. Bu yıl GSMA Mobil Dünya Kongresi’nin her noktasında karşımıza yapay zeka çıktı. Bunun yanında; bulut teknolojileri ile 5G ve 6G teknolojilerinin de ön planda olduğunu gördük. Biz de bu alanlardaki çalışmalarımız, yerli ekosistemi destekleyen anlayışımız ve yenilikçi teknolojilere öncü rolümüzle gerçekleştirdiğimiz işbirliklerini duyurmaktan mutluluk duyuyoruz.”
MHP lideri Devlet Bahçeli, toplantı sonrası açıklamalarda bulundu.
Bahçeli’nin açıklamalarından satır başları:
“DAVAMIZ HALKIN DAVASI”
“Davamız halkın davası, haklının davası, hakikatin davası, elbet Allah davasıdır. Yolumuz uzun, yükümüz ağır ve lakin irade ve inancımız çelik gibidir. Sınırı ve sonu olmayan bir hayal gibi görünen ülkümüz, her dava arkadaşımın milletimize hizmet sürecinde takip edeceği yol haritasında bir kılavuz çizgidir.
Her an yenilenerek ancak kontrolsüz değişim dalgalarına, çivisi çıkmış manzaraya tedbirli ve uyanık yaklaşarak, asıl gelişme dinamiklerinin milli ve manevi kaynağımızda olduğunu bilerek mücadelemizi sürdüreceğiz. Sevdamız millet, gücümüz devlettir. Allah’ın izniyle daha yapacağımız çok işler, ulaşacağımız çok hedefler vardır.
17 Mart 2024’te yapacağımız partimizin 14’üncü Olağan Büyük Kurultayımız öncesi son MYK ve MDK toplantımız vesilesiyle her dava arkadaşıma bugüne kadarki çalışmalarından dolayı tebriklerimi iletiyorum. 55 yıldır ülkeye sevdalandık, ülküye yemin ettik. İlk günkü azim ve kararlılıkla nice 55 yıllara, nice yüzyıllara, bizler göremesek bile Allah’ın hikmetle partimizin vasıl olacağından şüphe duymuyoruz.
“TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN DURUŞ MUHASEBESİ YAPMASI GEREKMEKTEDİR”
Ülkümüz büyük Türk milletini, ona farklılık ve değer kazandıran, dil, gönül, ahlak, inanç, akıl ve vicdanda taşınan muhteşem değerler manzumesini, bir kutlu emanet olarak köklerinden kopartmandan anlayıp, geliştirerek, insanlık var oldukça sonsuza kadar yaşatmak, milli devletimizin Türklük, İslamlık ve insanlığın esenliği için çalışmaktır.
Medeniyetler arasında değişen güç dengeleri, göç ve sığınmacı akını, azgınlaşan ırkçılık ve yabancı düşmanlığı, çatışma ve savaş alanları, inanç ve kültürel cizgileri doğrultusunda yeniden biçimlenmeye başlayan küresel siyaset arenası, Türk milliyetçiliğinin yeni bir duruş muhasebesi yapmasını acil hale getirmektedir.
“KABUS SENARYOLARINA CANLILIK KAZANDIRIYOR”
Kuzeyimizde süre gelen Rusya-Ukrayna savaşının yayılması, küresel mahiyet alması için yapılan telkinler, barış ümitlerini sabote etmektedir. Macron’un Ukrayna’ya asker göndermeyi telaffuz etmesi, bu ülkenin savunma bakanının Ermenistan’a uzun menzilli füze vereceklerini duyurması kabus senaryolarına canlılık kazandırmaktadır.
Macaristan’ın İsveç’in NATO’ya katılımını onaylamasının ardından bu tartışmanın alevlenmesi, Kremlin tarafından Macron’un sözlerinin fiiliyata yansıması halinde NATO’yla çatışmanın kaçınılmazlığına vurgu yapılması hafife alınacak güvenlik riski değildir. Rusya’nın NATO’yla savaşması demek; Türkiye için beka düzeyinde bir sorundur. 2022 yılında İstanbul’da kurulan müzakere masasının tekrar güncellenerek silahların susması, bölgemizde barış ikliminin tesis edilmesi her ülkenin çıkarınadır.
“SOYKIRIMCI İSRAİL HESAP VERMELİ”
Diğer taraftan İsrail ile Filistin arasında derhal ateşkesle birlikte kalıcı çözüm ve barış beklentileri fiile geçmelidir. Akan kan durmalı, soykırımcı İsrail hesap vermelidir. Türkiye’nin Uluslararası Adalet Divanı’na sunduğu sözlü beyanı, mazlum Filistin halkına tercüman olmuş, İsrail’in maskesini bir kez daha indirmiştir.
“TÜRKİYE’NİN DURUŞU DOĞRUDUR”
İki devletli çözüm dışında barış ortamına davetiye çıkaracak başka seçenek yoktur. 1967 sınırlarına haiz, başkenti Doğu Kudüs olan, egemenliğini, toprak bütünlüğünü tescillemiş bir Filistin devletinin kurulması kaçınılmaz bir zorunluluktur. Sayın Cumhurbaşkanımızın emekleri ziyan olmayacak, adalet mutlaka tecelli edecektir. Türkiye’nin tutumu ve duruşu doğrudur.
“EMEKLİLERİMİZİN ÇAĞRILARI HAKSIZ DEĞİLDİR”
Cumhuriyetin yeni yüzyılı, Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın ilk perdesidir. Bu yüzyılda Türkiye yükselişini hızlandıracaktır. Sosyal ve ekonomik sorunların, terörün üstesinden gelinecektir. Hayat pahalılığı kaderimiz değildir, bitecektir. Emeklilerimizin çağrıları haksız değildir, gerekli iyileştirmeler cömertce yapılacaktır. Enflasyonla mücadele başarıya ulaşacak.
Türkiye öngörülebilir bir ülkedir. Türkiye yatırımcılarına kucak açan, özel mülkiyete saygı duyan, hukukun üstünlüğüne bağlı ve demokratik güvenliği tartışmasız olan bir ülkedir. Türkiye geleceğin parlayan yıldızı ve süper gücüdür. Hiçkimse ülkemiz hakkında kuşku uyandıracak bir komploya tevessül etmemelidir.”
“CHP YEREL YÖNETİMLERDE İFLASTADIR”
CHP yerel yönetimlerde başarısızdır. Yerel yönetimlerde acizdir, iflastadır ve itibarsızdır. CHP yerel yönetimlerde bölücülere boyun eğmiştir. DEM’lendikçe şuurlarını kaybettiler. Muhalefet Türkiye’den çoktan uzaklaşmıştır. CHP düştüğü denizde yılana sarılmıştır.
“TERÖRİSTLERLE DEM’LENEN PARTİ ATATÜRK’ÜN PARTİSİ OLAMAZ”
Teröristlerle DEM’lenen parti Atatürk’ün partisi olamaz. Bölücülerin elini eteğini öpen bir parti Atatürk’ün partisi olamaz. Ağzına Türk milletinin adını alamayan, dış mihraklarla can ciğer kuzu sarması olanlar Atatürk’ün partisi olamaz. CHP Türkiye’nin karşısındadır.
]]>MHP lideri Devlet Bahçeli, toplantı sonrası açıklamalara bulunuyor.
Bahçeli’nin açıklamalarından satır başları:
“DAVAMIZ HALKIN DAVASI”
“Davamız halkın davası, haklının davası, hakikatin davası, elbet Allah davasıdır. Yolumuz uzun, yükümüz ağır ve lakin irade ve inancımız çelik gibidir. Sınırı ve sonu olmayan bir hayal gibi görünen ülkümüz, her dava arkadaşımın milletimize hizmet sürecinde takip edeceği yol haritasında bir kılavuz çizgidir.
Her an yenilenerek ancak kontrolsüz değişim dalgalarına, çivisi çıkmış manzaraya tedbirli ve uyanık yaklaşarak, asıl gelişme dinamiklerinin milli ve manevi kaynağımızda olduğunu bilerek mücadelemizi sürdüreceğiz. Sevdamız millet, gücümüz devlettir. Allah’ın izniyle daha yapacağımız çok işler, ulaşacağımız çok hedefler vardır.
17 Mart 2024’te yapacağımız partimizin 14’üncü Olağan Büyük Kurultayımız öncesi son MYK ve MDK toplantımız vesilesiyle her dava arkadaşıma bugüne kadarki çalışmalarından dolayı tebriklerimi iletiyorum. 55 yıldır ülkeye sevdalandık, ülküye yemin ettik. İlk günkü azim ve kararlılıkla nice 55 yıllara, nice yüzyıllara, bizler göremesek bile Allah’ın hikmetle partimizin vasıl olacağından şüphe duymuyoruz.
“TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN DURUŞ MUHASEBESİ YAPMASI GEREKMEKTEDİR”
Ülkümüz büyük Türk milletini, ona farklılık ve değer kazandıran, dil, gönül, ahlak, inanç, akıl ve vicdanda taşınan muhteşem değerler manzumesini, bir kutlu emanet olarak köklerinden kopartmandan anlayıp, geliştirerek, insanlık var oldukça sonsuza kadar yaşatmak, milli devletimizin Türklük, İslamlık ve insanlığın esenliği için çalışmaktır.
Medeniyetler arasında değişen güç dengeleri, göç ve sığınmacı akını, azgınlaşan ırkçılık ve yabancı düşmanlığı, çatışma ve savaş alanları, inanç ve kültürel cizgileri doğrultusunda yeniden biçimlenmeye başlayan küresel siyaset arenası, Türk milliyetçiliğinin yeni bir duruş muhasebesi yapmasını acil hale getirmektedir.
“KABUS SENARYOLARINA CANLILIK KAZANDIRIYOR”
Kuzeyimizde süre gelen Rusya-Ukrayna savaşının yayılması, küresel mahiyet alması için yapılan telkinler, barış ümitlerini sabote etmektedir. Macron’un Ukrayna’ya asker göndermeyi telaffuz etmesi, bu ülkenin savunma bakanının Ermenistan’a uzun menzilli füze vereceklerini duyurması kabus senaryolarına canlılık kazandırmaktadır.
Macaristan’ın İsveç’in NATO’ya katılımını onaylamasının ardından bu tartışmanın alevlenmesi, Kremlin tarafından Macron’un sözlerinin fiiliyata yansıması halinde NATO’yla çatışmanın kaçınılmazlığına vurgu yapılması hafife alınacak güvenlik riski değildir. Rusya’nın NATO’yla savaşması demek; Türkiye için beka düzeyinde bir sorundur. 2022 yılında İstanbul’da kurulan müzakere masasının tekrar güncellenerek silahların susması, bölgemizde barış ikliminin tesis edilmesi her ülkenin çıkarınadır.
“SOYKIRIMCI İSRAİL HESAP VERMELİ”
Diğer taraftan İsrail ile Filistin arasında derhal ateşkesle birlikte kalıcı çözüm ve barış beklentileri fiile geçmelidir. Akan kan durmalı, soykırımcı İsrail hesap vermelidir. Türkiye’nin Uluslararası Adalet Divanı’na sunduğu sözlü beyanı, mazlum Filistin halkına tercüman olmuş, İsrail’in maskesini bir kez daha indirmiştir.
“TÜRKİYE’NİN DURUŞU DOĞRUDUR”
İki devletli çözüm dışında barış ortamına davetiye çıkaracak başka seçenek yoktur. 1967 sınırlarına haiz, başkenti Doğu Kudüs olan, egemenliğini, toprak bütünlüğünü tescillemiş bir Filistin devletinin kurulması kaçınılmaz bir zorunluluktur. Sayın Cumhurbaşkanımızın emekleri ziyan olmayacak, adalet mutlaka tecelli edecektir. Türkiye’nin tutumu ve duruşu doğrudur.
“EMEKLİLERİMİZİN ÇAĞRILARI HAKSIZ DEĞİLDİR”
Cumhuriyetin yeni yüzyılı, Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın ilk perdesidir. Bu yüzyılda Türkiye yükselişini hızlandıracaktır. Sosyal ve ekonomik sorunların, terörün üstesinden gelinecektir. Hayat pahalılığı kaderimiz değildir, bitecektir. Emeklilerimizin çağrıları haksız değildir, gerekli iyileştirmeler cömertce yapılacaktır. Enflasyonla mücadele başarıya ulaşacak.
Türkiye öngörülebilir bir ülkedir. Türkiye yatırımcılarına kucak açan, özel mülkiyete saygı duyan, hukukun üstünlüğüne bağlı ve demokratik güvenliği tartışmasız olan bir ülkedir. Türkiye geleceğin parlayan yıldızı ve süper gücüdür. Hiçkimse ülkemiz hakkında kuşku uyandıracak bir komploya tevessül etmemelidir.”
“CHP YEREL YÖNETİMLERDE İFLASTADIR”
CHP yerel yönetimlerde başarısızdır. Yerel yönetimlerde acizdir, iflastadır ve itibarsızdır. CHP yerel yönetimlerde bölücülere boyun eğmiştir. DEM’lendikçe şuurlarını kaybettiler. Muhalefet Türkiye’den çoktan uzaklaşmıştır. CHP düştüğü denizde yılana sarılmıştır.”
Ayrıntılar geliyor…
]]>Türk Telekom ve Huawei, Türk Telekom’un girişim hızlandırma programı PİLOT mezunlarından yerli girişim NaraXR ile gerçekleştirdiği ve dünyada ilk olan 5G Haptic (Dokunsal) Eldivenli VR Kukla Tiyatro uygulaması GSMA Mobil Dünya Kongresi’nde gösterildi. Ayrıca farklı lokasyonlar arasında Türkiye’nin ilk 3 boyutlu 5G sanal görüşme denemesi de yerli teknoloji şirketi Scalar Vision ile gerçek zamanlı olarak yapıldı.
Türkiye’nin dijital dönüşümüne liderlik eden Türk Telekom, yenilikçi çalışmalarıyla sağlıktan eğitime, endüstriden tarıma, spordan kültür sanata hayatın her alanında değer yaratan projeler geliştiriyor. . Türkiye’ye en ileri teknolojileri sunmak hedefiyle yatırımlarını sürdürürken dünyanın önde gelen şirketleriyle iş birliklerini de devam ettiren Türk Telekom, Huawei ile gerçekleştirdiği öncü çalışmalarını Barcelona’da düzenlenen GSMA Mobil Dünya Kongresi’nde tanıttı.
İş birliği kapsamında, Türk Telekom’un girişim hızlandırma programı PİLOT mezunlarından NaraXR’ın desteğiyle, 5G ile sanatın evrenselleşmesini sağlayacak uygulamalarından, Türk Telekom’un teknoloji ile kültür sanatı harmanladığı Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen dünyanın ilk 5G Haptic Eldivenli VR Kukla Tiyatrosu denemesi Huawei standında dünyaya tanıtıldı. Denemede farklı lokasyonlarda bulunan gerçek kukla oynatıcılarının yönettiği Unesco Kültür Mirası Karagöz Kukla Tiyatrosu, 5G Haptic Eldiven ile Atatürk Kültür Merkezi’nde bulunan seyircilere canlı olarak VR, AR ve web ortamında sunuldu. Ayrıca farklı lokasyonlar arasında Türkiye’nin ilk 3 boyutlu 5G sanal görüşme denemesi de yerli teknoloji şirketi Scalar Vision ile gerçek zamanlı olarak yapıldı.
“TEKNOLOJİ BIRIKİMİMİZLE KÜLTÜREL DEĞERLERİMIZİ DÜNYAYA TANITIYORUZ”
Türk Telekom CEO’su Ümit Önal, yaptığı açıklamada, “Türkiye’de dijital dönüşümün öncü kurumu olarak, iştiraklerimiz ve mühendislerimizle, tüm çalışmalarımızı milli sorumluluk bilinciyle gerçekleştiriyoruz. Bu motivasyonla çıktığımız yolda teknolojiyi insanın iyiliği ve faydası için üreten, geliştiren ve sektöre değer katan dünyanın sayılı operatörlerinden biri olmanın gururunu yaşıyoruz. Spor, sağlık, tarım gibi birçok farklı sektörde uyguladığımız 5G denemelerimiz ile ülkemizi geleceğe bağlayan pek çok proje ve çalışmanın öncüsüyüz. Kırdığımız 5G hız rekorlarının yanı sıra ülkemizin ilk akıllı fabrika uygulaması, ilk özel endüstriyel mobil şebeke, ilk canlı 5G maç yayını, 5G destekli ilk çevrim içi uzaktan ameliyat ve tarımda ilk akıllı traktör kullanımı gibi çok sayıda yenilikçi projeye imza attık.
Dünyanın önde gelen teknoloji firmaları ve platformları ile olan ortaklıklarımız sayesinde Türkiye Yüzyılı’nı dijitalin yüzyılı yapma vizyonuna katkı sunmaya devam ediyoruz. Son dönemde akıllı teknolojiler geliştirmekle kalmadık, küresel oyuncularla birlikte yaptığımız çalışmalar ve başarıyla sonuçlanan testlerimizle, pek çok ilki sadece Türkiye’de değil, dünyada da gerçekleştiren operatör olarak teknoloji alanındaki liderliğimizi sürdürdük. Huawei ve PİLOT mezunumuz NaraXR ile gerçekleştirdiğimiz deneme projemiz Unesco Kültür Mirası Karagöz Kukla Tiyatrosu performansının 5G destekli Haptic Eldiven ve XR teknolojileri kullanarak mekan bağımsız ve canlı olarak sergilenebilmesini ve izlenebilmesini sağlıyor. Denemelerini teknoloji ile kültür sanatı harmanladığımız Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirdiğimiz, dünyada bir ilk niteliği taşıyan çalışmada, yeni nesil teknolojileri kültür sanat alanına da uyguladık. Ayrıca kullanıcıların gerçek dünyadan sanal dünyaya veya sanal dünyadan gerçek dünyaya hızlı bir şekilde geçiş yapmalarına olanak tanıyacak şekilde tasarlanmış 3 boyutlu görüşme teknolojileri ile bireyler arasındaki fiziksel mesafeleri en aza indiren çözümlerin gelişimine katkı sağlıyoruz” diye konuştu.
Huawei Turkiye CEO’su Kaya Shi, yaptığı açıklamada, “Türk Telekom ile birlikte, Türkiye’nin dijital dönüşümüne katkıda bulunmaktan ve 5G teknolojisinin sunduğu potansiyeli keşfetmekten gurur duyuyoruz. Türk Telekom ile iş birliğimizi 5G teknolojilerinin kullanım senaryoları özelinde artırmış bulunmaktayız. 5G’nin sunduğu imkanları kullanarak, kültür sanat alanında da yenilikçi uygulamalara imza atmaya devam ediyoruz. Türk Telekom ile birlikte gerçekleştirdiğimiz dünyanın ilk 5G Haptic Eldivenli VR Kukla Tiyatrosu denemesi, teknolojiyle sanatın evrenselleşmesine nasıl katkıda bulunabileceğimizin en güzel örneklerinden biridir. Bu deneme ile Unesco Kültür Mirası Karagöz Kukla Tiyatrosu’nu 5G ve XR teknolojileri kullanarak mekan bağımsız ve canlı olarak dünyanın her köşesine taşıyabiliyoruz.
5G’nin sunduğu yüksek hız ve düşük gecikme süresi gibi özellikler, her alanda sınırları zorlamamızı ve yeni deneyimler sunmamızı sağlıyor. Bu iş birliği ile sadece Türkiye’de değil, global ölçekte de kültür sanatın dijitalleşmesine öncülük etmiş olacağız. Türk Telekom, Türkiye yolculuğumuzun başından bu yana stratejik iş ortağımız oldu. Huawei Türkiye ailesi adına, bize duydukları güven için kendilerine en içten teşekkürlerimi iletiyorum. Turk Telekom ile birlikte Türkiye için değer yaratmaya devam edeceğiz” dedi.

DÜNYANIN ILK 5G VR KUKLA TİYATROSU
Türk Telekom, Huawei ve NaraXR’ın 5G ve ötesi teknolojilerinin sanat alanında kullanılması çalışmaları kapsamında, Karagöz Kukla Tiyatrosu’nun 5G destekli Haptic Eldiven ve XR teknolojileri kullanılarak mekandan bağımsız, canlı ve çok düşük gecikmeli olarak izlenmesi sağlandı. Türk Telekom’un ana destekçisi olduğu kültür ve sanatın kalbinin attığı Atatürk Kültür Merkezi’nde denemeleri gerçekleştirilen, dünyada bir ilk olan bu proje 5G teknolojileri ile kültür sanatın yaygınlaştırılması ve tanıtılması için önemli bir adım niteliği taşıyor.
5G ILE UZAKLAR YAKIN OLUYOR
Türk Telekom, Türkiye’nin ilk 3 boyutlu 5G canlı video görüşmesini Huawei ile birlikte Türk Telekom Ümraniye Teknopark’ta yerli teknoloji firması Scalar Vision’ın 3D AR teknoloji platformunu kullanarak gerçekleştirdiği proje de yılın en başarılı use caseleri olarak Barcelona’da dünyaya tanıtıldı. Farklı konumlardaki kullanıcılara aynı mekanda hissettirecek kadar üst seviye dijital bir iletişim deneyimi sunan 5G destekli 3D görüşmenin; uzaktan çalışma, eğitim ve sosyal etkileşime yeni bir boyut kazandırması bekleniyor.
Takvim yaprakları 2015 Ocak ayını gösterdiğinde Savunma Sanayii İcra Komitesi (SSİK) toplantısında tarihi bir karar alındı. İlgili karar ile Türkiye’nin Milli Muharip Uçağı (MMU) Geliştirme Projesi’nin ön tasarım fazının başlatılmasına hükmedildi.
Hemen ertesi ayda TUSAŞ, Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) ve Hava Kuvvetleri Komutanlığından oluşan MMU Program Yönetim Ofisinin kurulması çalışmaları başlatıldı. 2016 Ağustos’unda TUSAŞ ve SSB arasında “Ön Tasarım Fazı” sözleşmesi imzalanırken; Eylül 2018 itibarıyla MMU Geliştirilmesi Projesi’ne bilfiil start verildi. Aynı tarihlerde eski ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, gerek ABD Kongresi’nde gerekse diğer NATO müttefikleriyle Ankara’yı nasıl, ne kadar süreliğine ve hangi düzeyde cezalandırılacaklarına dair yoğun bir diplomasi trafiği yürütüyordu.
Zira Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 25 Temmuz 2017’de “S-400” tedarik etmek için bir anlaşma imzaladı. Böylece Türkiye, soğuk savaştan sonra envanterine Rus sistemleri katan ilk NATO ülkesi olacaktı. Tabii ne ABD ne de NATO müttefikleri Ankara’nın bu kararı almasının arkasındaki hata payını kendilerinde aramadılar. Mevzunun nasıl bu noktaya evrildiğini sorgulamadan direkt caydırıcılık politikasından cezalandırma stratejisine yöneldiler. Oysa NATO ülkeleri, etrafı füze envanteriyle çevrili olan ve Suriye’den gelen hava tehdidinin ziyadesiyle arttığı bir dönemde yapay bahanelerle Türkiye’den Patriot sistemlerini çekme kararı alarak yine Ankara’nın 2010’da duyurduğu ve sürüncemede kalan T-LORAMIDS ihalesindeki istekleri karşılamaktan hep uzak durdular.

DEVLER LİGİNE ÇIKMA PROJESİ: KAAN
Neticede Türkiye, on yıllardır süregiden tek kaynak bağımlılığının yarattığı “güvenlik boşluğundan” kurtulmak için bazı kararlar vermek zorundaydı. Bunlardan birincisi, S-400’ün yanı sıra kendisine ait katmanlı bir hava ve füze savunma sistemi geliştirmekti ki, bu sayede HİSAR-A, HİSAR-O ve SİPER doğdu. Diğer taraftan Ankara, savunma kadar caydırıcılığın da önemli olduğu bilinciyle helikopter ve İHA projelerinden sonra havacılıkta bir üst segmente geçme kararı aldı.
Böylece HÜRKUŞ, HÜRJET ve MMU projelerinin hayata geçirilme sürecine tanıklık edilirken TUSAŞ’ın proje yelpazesi, dış politikadaki gelişmelere ve Türk Silahlı Kuvetlerinin (TSK) ihtiyaçlarına binaen hem çeşitlendi hem de büyük bir ivme yakaladı. Türkiye, savunma sanayinde stratejik özerkliği (en azından asli unsurlarda) kazanma çabası sarf edip tüm hızıyla yerli ve milli projelere odaklanırken Washington’dan pek şaşırtmayan bir karar çıktı. Beyaz Saray, 2020 Aralık’ında tarihsel bir kopuşun altına imza atarak, ilk defa bir NATO müttefikini CAATSA yaptırımlarına dahil etti. Ertesi yıl, 2’nci bir tarihi karar uygulamaya konuldu ve Türkiye’nin F-35 projesinden resmi olarak çıkartıldığı duyuruldu.

Söz konusu olaylar silsilesi içerisinde TUSAŞ, mühendislik odağının büyük bir bölümünü MMU’ya aktardı. Zira MMU, şu ana kadar Türk savunma sanayinin sadece en büyük bütçeli yatırımı değil; aynı zamanda mühendislikte devler ligine çıkma projesiydi. Bu bağlamda idarecisi, mühendisi ve teknisyeni ile dev bir kadro gece gündüz demeden MMU projesine adanmış bir serüvene dahil oldular. Kimilerine göre bu serüven gereksiz kimilerine göre ise imkansız bir hayalden ibaretti.
Hatta TUSAŞ Genel Müdürü Prof. Dr. Temel Kotil, ilk test uçuşu için tarihi 2 kez öne çekerek “2024’e hazır olacağız” dediğinde, birçoğunun yüzünde alaycı bir tebessüm belirmişti. Oysa MMU Proje Ofisi ekibi hedeflerine odaklanarak süreci emin adımlarla ilerletiyorlardı. 2021 yılı Mayıs ve Temmuz aylarında “Ön Tasarım Gözden Geçirme” ve “Kritik Tasarım Gözden Geçirme Toplantısı” akabinde kasım ayında “İlk Metal Kesimi” gerçekleşerek büyük bir heyecan yaşandı. 2022 yılında ise “Üretim Hattının tamamlanması”, “Nihai Montaj Hattı Başlangıcı” ve “Uçağın İniş Takımları üzerine alınması” safhaları hayata geçirildi. 2023 yılında tüm gözler MMU projesindeydi; zira herkes 2024’te MMU’nun gökyüzüyle buluşup buluşmayacağını merak ediyordu. 2023 yılı yoğun fakat verimli bir yıl oldu. Ocak, şubat ve mart aylarında peşi sıra “Test Hazırlık Gözden Geçirme”, “Hangardan Çıkış ve İlk Motor Çalıştırma” ve “İlk Taksi Faaliyeti” safhaları başarıyla tamamlandı ve eylülde “Yer Testlerinin Başlaması” gerçekleştirildi.
MÜSTAKİL OYUNCU: TÜRKİYE
21 Şubat 2024 ise sadece MMU Projesi’nde değil Türk dış, güvenlik ve savunma politikaları açısından da büyük bir kırılma yarattı. KAAN’ın geliştirme test uçağı ilk uçuşu başarıyla tamamlanırken Türkiye, imkansız gibi görülenlerin imkansız olmadığını bir kez daha bütün dünyaya gösterdi.
Birincisi, 2000’li yıllarda siyasi istikrar ve motivasyon sayesinde başlatılan Milli Teknoloji Hamlesi ile teknik insan kaynağındaki yetkinliğin ürünlere dönüştürülmesi sağlandı. Bu anlamda TUSAŞ, 1980’li yıllardan bugüne uzanan süre zarfında havacılık sanayinde biriktirdiği bilgi ve tecrübeyi bir kez daha somut çıktısıyla ortaya koydu ve KAAN doğdu. Her bir üründe kazanılan deneyim, diğer ürüne referans ve altyapı teşkil etti.
Örneğin HÜRKUŞ ve HÜRJET projeleri olmasaydı, MMU olabilir miydi? 2000’li yılların başında 2 bin civarı olan TUSAŞ insan kaynağı, bugün 17 bine yükseldi. MMU projesinde başta 27 kişi çalışırken mevcut durumda projede tam zamanlı olarak çalışan kişi sayısı 2 bine ulaştı.
Böylece Türkiye, savunma sanayinde daha zengin bir insan sermayesine, Kotil’in tabiriyle “stratejik varlığına” kavuştu. Bu sermaye sayesinde TSK’nın ihtiyaçlarını yerli imkanlarla karşılama oranı yüzde 70’leri geçerken savunma sanayindeki millilik, operasyonel esneklik açısından temel kazanç oldu. Türkiye operasyonel bağımsızlığa doğru ilerledikçe, Ankara’nın askeri ve savunma diplomasisindeki tutumu ve buna bağlı olarak dış politikadaki pozisyonu değişti.
İkincisi, Türkiye zamanla TSK’nın ihtiyaçlarını karşılama odaklı bir savunma sanayi politikasının sınırlılıklarından kurtuldu. Savunma sanayi, salt gider değil, aynı zamanda bir gelir kalemine dönüştü. Türkiye, küresel savunma pazarına bir “alt yüklenici” ya da “proje ortağı” statüsünde değil; “müstakil bir oyuncu” olarak dahil oldu. Öyle ki Türkiye’nin savunma pazarına girişi, sadece kendi güvenlik ortamını değil; aynı zamanda diğer devletler arasında cereyan eden çatışma ve savaşların seyrini de değiştirdi.
Bu anlamda Karabağ ve Ukrayna, Türk savunma sanayinin rüşdünü ispat ettiği muharebe alanları olarak dünyanın dikkatini çekti. Her bir müşteri, bir diğer müşteriye referans teşkil ederken TUSAŞ’ın müşteri yelpazesi farklı kıtalara yayıldı. Ancak yurt dışına sadece TUSAŞ açılmadı; TUSAŞ’ın projelerinde görev alan alt yükleniciler ve yardımcı sanayi firmaları da yurt içi ve yurt dışı satışlardan ziyadesiyle beslendi ve beslendikçe büyüdü.
Sadece KAAN projesinde alt sistem tedariki ve hizmet alımında 20 uçak üretiminde 100’ün üzerinde Türk yardımcı sanayi firması görevlendirildi. Böylece özelde TUSAŞ genelde Türk savunma sanayi, potansiyeli yüksek bir ihracat kalemi ve aynı zamanda önemli bir diplomasi enstrümanına dönüştüler.
Üçüncüsü, 2000’li yılları müteakip Türk savunma sanayinin gelişim serüveninde multidisipliner bir yaklaşıma şahitlik edildi. Bu bağlamda, savunma sanayi Türkiye’nin defansif gereksinimleri kadar ofansif gücünü ortaya koyan bir caydırıcılık unsuru haline evirildi. Keza Türk savunma sanayi, gerek savaş gerekse barış zamanında finanse edilmesi icap eden önemli bir teknoloji yatırımı olarak kıymetlendirildi.
Bu nedenledir ki, Suriye iç savaşı gibi cari tehditlerin olmadığı bir ortamda dahi savunma sanayi ekosisteminin kendi çarkını döndürebileceği bir yapıya kavuşturulması öncelendi. Diğer bir izahla Ankara, gerek askeri gerekse sivil kullanım maksatlarına yönelik Milli Teknoloji Hamlesi’ni başlattı ve bunu tabanda tüm sektörlere yayacak bir mekanizmanın inşasını teşvik etti.
Sonuç itibarıyla TUSAŞ’ın KAAN’ı ülkenin sadece askeri caydırıcılığı ve muharip yetenekleri açısından bir “sert güç” enstrümanı olarak atfedilmemelidir. Aksine TUSAŞ’ın havacılık sanayindeki ürün yelpazesinin tümü Türkiye’nin “akıllı güç” envanterinin teşekkülleridir.
Geliştirilen tüm platformlar; kuvvet hazırlama seviyesi, operasyonel esneklik, dış politikada bağımsız karar alma ve icra seviyesi, geleneksel ve geleneksel olmayan diplomasi ögeleri, savunma ekonomisi, teknoloji yatırımı, ihracat kalemleri, eğitim politikası, zengin ve nitelikli insan gücü, sosyokültürel değişim gibi birçok hususta dönüştürücü etkilere haizdirler.
]]>Forum, Kırgızistan Bakanlar Kurulu Başkanı Akılbek Caparov, Ekonomi ve Ticaret Bakanı Daniyar Amangeldiyev, Türkiye’nin Bişkek Büyükelçisi Ahmet Sadık Doğan, Bişkek Belediye Başkanı Aybek Cunuşaliyev ve Türkiye’den gelen 60 kişilik iş insanı heyetinin katılımıyla gerçekleştirildi.
Caparov, etkinliğin açılışında yaptığı konuşmada, hükümet olarak iki ülkenin ilişkilerini geliştirecek yeni fikirlere ve yeni projelere açık ve hazır olduklarını vurguladı.
Türk iş insanlarını Kırgızistan’a yatırım yapmaya çağıran Caparov, “Türkiye ile ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesini Kırgızistan’ın stratejik avantajı olarak değerlendiriyoruz.” dedi.
Caparov, Bişkek’te faaliyet gösteren Kırgız-Türk Dostluk Devlet Hastanesi’nin iki ülke ilişkilerin başarılı gelişiminde örnek teşkil ettiğinin altını çizdi.
2023 yılının ikili ilişkilerde çok faydalı bir yıl olduğunu belirten Caparov, ikili ticaretin istikrarı için Ankara’da Kırgızistan’ın Ticaret Temsilciliğinin açıldığını anımsattı.
Caparov, iki ülke arasındaki ortak ticaret hacminde artış olduğuna dikkati çekerek, Kırgızistan’dan Türkiye’ye ihraç edilen ürünleri sıraladı.
“TÜRKİYE, KIRGIZİSTAN’IN ANA TİCARET ORTAKLARINDAN BİRİDİR”
Kırgızistan Ekonomi ve Ticaret Bakanı Amangeldiyev de Kırgızistan’daki yatırım olanaklarını ve potansiyelini içeren bir sunum yaparak, “Türkiye, Kırgızistan’ın ana ticaret ortaklarından biridir.” dedi.
Amangeldiyev, ülkede büyük projelerin hayata geçirilmesine ilgi gösterdiklerini vurgulayarak, vergi kanununda yapılan düzenlemeleri ve ülkenin vergi muafiyet imkanlarını paylaştı.
Kırgızistan’da gelecek vadeden alanların arasında enerji, sanayi, ticaret, turizm ve finansal işbirliği olduğunu belirten Amangeldiyev, Türk iş insanlarından bu sektörleri değerlendirmesini istedi.
Amangeldiyev, Türk tarafının “Büyük İpek Yolu” markasının potansiyelini kullanması ve ülkeler arası turistik güzergahları geliştirmesi tavsiyesinde bulundu.
Bankacılık sektöründeki hizmetlere değinen Amangeldiyev, “Transfer ve döviz işlemlerinin hızlandırılması amacıyla Türk ticari bankalarının Kırgızistan’da temsilciliklerinin (şubelerinin) açılmasını tavsiye ediyoruz.” diye konuştu.
2024 YILI, TÜRKİYE İLE KIRGIZİSTAN İÇİN ÖNEMLİ BİR YIL
Türkiye’nin Bişkek Büyükelçisi Doğan, 2024 yılının Türkiye ile Kırgızistan arasındaki yatırım ve ticaret ilişkilerinde önemli aşama kaydedilen bir yıl olmasını istediklerini ve Türkiye olarak bu hedefe ulaşmak için gayret gösterdiklerini belirtti.
“KIRGIZİSİTAN BİZİM DOST VE KARDEŞ ÜLKEMİZDİR”
Kırgızistan yönetiminin yatırımcının yanında olduğunu vurgulayan Doğan, “Lütfen bu fırsatı kullanınız. Kırgızistan su, enerji, elektrik bakımından yatırım için çok uygun bir ülke. Yatırımcıların bunu değerlendirmelerini rica ediyorum. Kırgızistan’a sizleri davet ediyorum.” diye konuştu.
Doğan, “Ben Kırgızistan’da yaklaşık üç senedir görev yapıyorum. Kırgızistan hükümeti de yaklaşık üç yıldır görev yapıyor. Bu dönemde iş dünyasının çözülmeyen sorununu görmedim. Kırgızistan hükümetinin yardımcı olmadığı bir konu görmedim. Bunları iş dünyamızın dikkatine sunmak istiyorum.” ifadelerini kullandı.
Türk iş insanı heyetinin temsilcisi Yavuz Altun, Kırgızistan’ı daha önce bir kez ziyaret ettiğini ve kendilerini “evlerinde gibi” hissettiklerini söyledi.
Altun, Kırgızistan’ın 200 milyonluk bir coğrafyaya hizmet etmek isteyen bütün üretici ve sanayiciler için muhteşem fırsatların bulunduğu bir ülke olduğunu vurguladı.
Forum kapsamında, ikili iş görüşmeler yapıldı ve yerel firmalar gıda alanındaki ürünlerini sergiledi.
5’inci nesil taktik askeri havacılık kabiliyeti olarak tasarlanan KAAN, Türkiye’yi farklı bir kulübün üyesi yapmaya aday. KAAN, bu nedenle yalnızca bir savunma sanayii kilometre taşı değil, aynı zamanda jeopolitik olarak kritik bir anahtar. Zira, ilerleyen yıllarda NATO taktik askeri havacılık kabiliyetine F-22 ve F-35 dışında, 3’üncü ve 5’inci nesil savaş uçağı girecek ve bahse konu yetenek bir Türk platformu olacak.
KAAN NASIL BİR 5’İNCİ NESİL KABİLİYET SUNACAK?
İlk uçan prototipte tercih edilmese de KAAN’ın daha önce kamuoyuna verilen görüntülerinden dikkat çekici bir sensör konfigürasyonuna sahip olduğu anlaşıldı. Bu söz konusu veriler uluslararası savunma çevrelerinde de tartışıldı. KAAN’ın ayrı IRST (kızılötesi arama ve takipleme) ve EOTS (elektro-optik hedefleme) sistemleriyle mücehhez olduğu anlaşıldı.[1]O dönemde yayımlanan değerlendirmelerde, IRST sistemlerinin dizaynları gereği radar karıştırma yapan elektronik harp tehditlerine karşı mukavim olacağı ve klasik sensörleri aldatan bazı düşük görünürlük özelliklerini aşabileceği, dolayısıyla KAAN’a, stealth uçaklar karşısında bir avantaj sağlayacağı vurgulandı. IRST ve EOTS sistemlerinin birbirlerinden ayrılmasının, sensör konfigürasyonu açısından ciddi avantajlar sağlayabileceği de not edildi. Üzerinde çok konuşulan savaş uçağı, geçtiğimiz günlerde havalanarak programın ileri bir aşamaya geçtiğini dünyaya gösterdi.
KAAN NASIL İLERLEYECEK?
Kategorik olarak KAAN’la ilgili öncelikle dürüst ancak müteakiben de iddialı iki değerlendirme yapmak gerekiyor. Öncelikle şunun anlaşılması önemli; KAAN bir uçağın değil bir ailenin adı. Sadece KAAN’ı değil, söz konusu ailenin mensubu olan birçok varyasyonu izleyeceğiz. Muhtemelen ilk jenerasyon KAAN envantere girdiğinde 4,5 nesil savaş uçaklarının üzerinde bir muharip performans ortaya koyacak. Türk Hava Kuvvetleri ve NATO müttefik askeri havacılık kapasitesine yeni bir kabiliyet seti kazandırılacak. Öte yandan, envanterdeki ilk KAAN’ın, 5’inci nesil profili bakımından F-35’le kıyaslandığında bazı handikapları da elbette bulunacaktır. KAAN ailesinin daha gelişmiş varyasyonları ise aradaki farkı kapatmayı hedefleyecek.
İkincisi; KAAN’a ilişkin planlar Türkiye’nin sadece 5’inci klasik bir perspektifle yetinmeyeceğini ortaya koyuyor. Türk savunma tartışmalarına yansıyan haberler, Baykar KIZILELMA ve TUSAŞ ANKA-3 stratejik silahlı insansız hava araçlarının, KAAN’la müşterek harekat icra etmesine dair mülahazayı açıkça seslendirdi. Teknik olarak söz konusu konsept loyal wingman olarak literatüre girdi ve Londra liderliğindeki Tempest Projesi gibi 6’ncı nesil taktik askeri havacılık paradigmasının bir parçası oldu. Daha açık ifade etmek gerekirse, Türk savunma planlayıcılarının KAAN’a ilişkin büyük hedefleri var.
ULUSLARARASI REKABET VE KAAN
KAAN gibi üst düzey yetenekler sadece milli envanteri şekillendirmek üzere hayata geçirilmez. Üst segmentlerde savunma çözümleri, siyasi ağırlıkları yüksek ekonomik değerlerdir. KAAN’a böyle bir bakış açısıyla yaklaşmak gerek. 2030’lu yıllara gelindiğinde, dünyanın 5’inci nesil uçaklarla ve onları ikame edebilecek üst düzey 4,5 nesil ara çözümlerle ilgili çok fazla seçeneği olmayacak. F-35, market performansı gereği halihazırda başarılı bir proje. NATO envanterleri ve ötesinde satışları beklenenin üstünde bir çizgi izledi. Ayrı bir parantez açmak gerekirse, tam da bundan dolayı Türkiye’nin F-35 projesine dönüşü, Türk Hava Kuvvetleri’nden daha çok Türk savunma sanayii için önemli. KAAN’ın F-35’i halihazırda hava kuvvetlerinde bulunduran pazarlardan pay alması kulağa hoş gelebilir ancak gerçekçi olmak gerekirse kolay değil. Zira, Türkiye’nin yeni bir alım paketini ilerlettiği F-16V ve F-35’le birlikte Lockheed Martin’in uluslararası savunma pazarındaki hakimiyeti, önümüzdeki yıllarda bilhassa taktik askeri havacılık çözümlerinde istikrarlı bir şekilde artacaktır. Öte yandan, siyasi tahditler ya da savunma ekonomisi nedenleriyle F-35’e ulaşamayan ülkeler için KAAN ideal bir alternatif olacak, zira klasik 4,5 nesil uçakların ötesinde bir kapasite sağlayacaktır. Ayrıca Sovyet-Rus envanterlerini NATO standartlarına yükseltmek isteyen ya da CAATSA yaptırımlarından çekinen devletler için, KAAN ciddi bir alternatif teşkil edecektir.
Avrupalı NATO çözümlerinin arasında da KAAN’ın şansı yüksek. Diğer NATO müttefiklerinin savaş uçağı pazarına bakıldığında, İsveç’li Gripen düşük maliyetli bir 4,5 nesil çözüm sunmasına karşın savunma pazarı başarısıyla ön plana çıkamadı. NATO ittifakı içinde İsveç, son kullanıcının yanı sıra oldukça küçük Macaristan pazarıyla sınırlı kaldı. Gripen’ın NATO dışında, en kayda değer başarısı ise Brezilya’ya ihracı oldu. ABD seçeneğine alternatif bir diğer NATO çözümü olan 4,5 nesil Fransız Dassault Rafale ise nispeten iyi bir sezon geçirmekte ve uluslararası marjı güçlü. Özellikle, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Huawei’yle 5G anlaşması sonrası F-35 alımının suya düşmesi, Dassault Rafale için milyarlarca dolarlık bir fırsat penceresini de araladı. Öte yandan, Fransızların önemli bir sorunu olan; Endonezya, Yunanistan, BAE, Katar, Hindistan ve Fransa alımları nedeniyle Dassault’nun Rafale endüstriyel kapasitesi sınırlarına dayandı. Açık kaynaklı veriler 238 platformun beklediğini ortaya koyuyor.[2]Fransız-Alman 6’ncı nesil havacılık projesinin ihraç potansiyelinin önündeki en büyük engelse, ironik biçimde Berlin. Almanların savunma ihracatı kısıtları, Fransızların başını hayli ağrıtacak gibi duruyor.
KAAN’ın pazar marjı için dikkatle takip etmemiz gereken proje, Güney Kore’nin KAI KF-21 Borame çözümü. Borame için iki temel trendi dikkatle izlememiz gerekecek. Bunlardan ilki; özellikle Polonya üzerinden NATO bölgesinin projeye ilgisi, diğeriyse Suudi Arabistan ve BAE vektörleri üzerinden milyarlarca dolarlık hacmiyle Körfez Arap silah pazarının göstereceği refleks. KAAN’la halihazırda 3 ülkenin ilgilendiği değerlendiriliyor. Bunlar Ukrayna, Azerbaycan ve Pakistan. Nitekim, son derece deneyimli ve kariyerli bir diplomat olan Ukrayna’nın Ankara Büyükelçisi Vasyl Bodnar, ülkesinin KAAN’la ilgilendiğini Türk basınına açıkça deklare etti. Elbette, Ukrayna savunma sanayiinin, KAAN’ın nihai motoruna ilgi alaka gösterdiği ayrıca belirtilmeli.
Azerbaycan’ın KAAN’a geçişi, Bakü için ciddi bir anlam ifade edecek ve söz konusu anlam “tek millet iki devlet” paradigmasının da ötesinde. Azerbaycan Hava Kuvvetleri’nin temel avcı ve multirole görevlerinde kullandığı savaş uçağı Mig-29. Siyasi-askeri ve jeopolitik nedenlerle, sözü edilen Sovyet-Rus sistem bağımlılığının sürdürülmesiyse akıllıca bir tercih değil. Bakü, son olarak JF-17 tercihiyle gündeme geldi ancak söz konusu Çin destekli Pakistan üretimi savaş uçağı, KAAN’la aynı segmentte değil, daha çok düşük maliyetli, gelişmiş bir 4’üncü nesil çözümdür. KAAN, yakın gelecekte, Azerbaycan’ın siyasi nedenlerle ulaşabileceği NATO standartlarında tek taktik askeri havacılık unsuru olacak. Elbette İslamabad, dünyanın en önemli silah pazarlarından biri. KAAN’ın söz konusu ülkeye girmesiyse, tıpkı Orta Doğu dron pazarındaki Türkiye-Çin rekabeti gibi, başka bir Türk-Çin savunma rekabetini gözler önüne serecektir.
Analizin sonunda bir hususa dikkati çekmek gerekiyor; loyal wingman konsepti, sensör füzyonu ve stealth uçak geometrisi, 4,5 ve 5’nci nesil askeri havacılık çözümleri rekabeti gibi konulardan bahsettik. İşte özetle KAAN’ın en kritik niteliği de bu olacaktır. İncelemeye konu savaş uçağı, Türkiye’yi farklı teknolojik ve jeopolitik ajandaya taşımaya adaydır. Türkiye, artık NATO ittifakı içinde 5’nci nesil askeri havacılık yeteneği üreten bir kulübün üyesi olacak.
Türkiye-Japonya ilişkilerinin bir asırdan daha uzun süren, karşılıklı güvene dayanan, dünya savaşı ve iki ülkedeki doğal afetler gibi birçok zorluğun üstesinden gelen çok uzun bir geçmişe sahip olduğunu vurgulayan Katsumata, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerinin 1924 yılına dayandığını söyledi.
Katsumata, Japonya’nın 1925’te Orta Doğu’daki ilk büyükelçiliğini Türkiye’de açtığını anımsatarak, “Bu, Japonya hükümetinin ilişkilerimize çok önem verdiği anlamına geliyor.” dedi.

TÜRKİYE’YE BM TEŞEKKÜRÜ
Türk hükümetinin, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Japonya’nın Birleşmiş Milletlere (BM) üye olmasını desteklemek için girişimde bulunduğunu hatırlatarak Katsumata, bunun için teşekkür etti.
İki ülke ilişkilerinin güvene dayalı olduğunu ve birçok doğal afet ve depremle de güçlendiğini kaydeden Katsumata, “Bu zor zamanları aşmamızla gerçek dostu bulabildik. Türkçe atasözünde olduğu gibi, ‘Dost kara günde belli olur.'” ifadesini kullandı.
Katsumata, Japon ve Türk halklarının gelecek nesillerinin birbirine bağlanmasında köprü görevi görmeyi sürdürmek için çabaladığını belirtti.
“KAHRAMANMARAŞ’TA GENÇ VE ÇOCUKLARA JUDO KIYAFETİ BAĞIŞLAYACAĞIZ”
Bu yılın “çok önemli” olduğunu vurgulayan Katsumata, iki ülke diplomatik ilişkilerinin 100. yılını tüm sene boyunca kutlamak istediklerine işaret etti.
İki ülke arasındaki ortak etkinliklere değinen Katsumata, bu konuda Türkiye’deki çalışmaları ilgili kuruluşlarla işbirliği yaparak “kardeş şehirler” olarak yürüttüklerini söyledi.
Katsumata, “Sadece Ankara veya İstanbul gibi büyük şehirlerle sınırlı kalmayıp, etkinliklerimizi bölgesel olarak da genişletmeye çalışıyoruz.” dedi.
Bu bağlamda 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen bölgelerdeki depremzedeleri desteklemek istediklerini vurgulayan Katsumata, ilk etkinlik olarak Büyük Doğu Japonya depreminin arka planını içeren animasyon filmini gösterdiklerini anlattı.
Katsumata, depremzede çocukları destekleyeceklerinin altını çizerek, “Türkiye genelinde çok sayıda judo topluluğu bulunuyor. Judo yapan öğrencileri, çocukları teşvik ediyoruz. Önümüzdeki ay Kahramanmaraş’ta genç ve çocuklara judo kıyafeti bağışlayacağız.” diye konuştu.

Türk Japon Vakfı aracılığıyla Japonya’nın deprem mağduru Hyogo vilayeti ile işbirliğinde depremle ilgili birçok etkinlik düzenleneceğini kaydeden Büyükelçi, depremden etkilenen bölgelerde yaşayanları destekleyen etkinliklere de ev sahipliği yapacaklarını belirtti.
Katsumata, “Böylece dostluğumuzu pekiştirmek, sürdürmek ve güçlendirmek için böyle güzel bir fırsat yaratmak istiyoruz.” dedi.
“DENİZCİLİK VEYA UZAY İŞBİRLİĞİNİN BİZİM İÇİN GÜNDEM OLABİLECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM”
İki ülke arasında gelecekteki işbirliği alanlarına da değinen Katsumata, daha fazla potansiyelin ve çalışma alanının olduğunu vurguladı.
Katsumata, “Öncelikle, Japonya ve Türkiye, deprem ülkeleri olduğundan gelecek nesillerin afet zararlarından daha az etkilenmesi için çaba harcamamız gerekiyor.” dedi. Bu konuda Japonya’nın çok deneyimli olduğuna dikkati çeken Katsumata, bu deneyim sayesinde teknolojiyi ve depreme dayanıklı koruma mimarisini geliştirebildiklerini söyledi.
Katsumata, “Dolayısıyla ülkenize ve deprem bölgesindeki insanlara acil yardım veya tıbbi destek gibi ilk desteklerimizin yanı sıra şimdi geleceğe yönelik işbirliği için daha fazla enerji üretmenin zamanı geldi.” ifadesini kullandı.
Bölgede özel sektörle de işbirliği yaparak birçok projeye başladıklarını aktaran Katsumata, “Geleceğe yönelik ilişkilerimizi sabırsızlıkla bekliyoruz. Denizcilik veya uzay işbirliğinin bizim için gündem olabileceğini düşünüyorum.” dedi.
Katsumata, Türkiye’nin ilk astronotunun başarıyla görevini tamamladığını belirterek, Japonya’nın da Ay’a iniş konusunda çok fazla deneyime sahip olduğunu dile getirdi.
Büyükelçi Katsumata, “Bilimsel teknoloji, birlikte çalışmak için çok büyük bir alandır, gelecekteki işbirliği alanımızdır.” dedi.
İstanbul’da “Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin açılması için” birlikte çalışıldığını anlatan Katsumata, bilimsel teknolojide işbirliğinin önemini vurguladı.
Katsumata, Türkiye ile işbirliği alanlarının sağlık hizmetleri, yeşil dönüşüm ve dijitalleşme gibi alanlara da genişlediğini belirterek, bu alanlardaki aktörlerin genç nesiller olacağını söyledi.

“JAPONYA-TÜRKİYE, DÜNYANIN EN ÖNEMLİ ORTAKLIĞIDIR”
İki ülke arasındaki mevcut ekonomik ilişkiler ve geleceğe yönelik hedeflerle ilgili Büyükelçi, “Ekonomik açıdan bakıldığında, Japonya-Türkiye, dünyanın en önemli ortaklığıdır. Türkiye, artık G20 ülkeleri gibi, dünyanın 20 ülkesi arasında yer alıyor ama bölgesinde de çok büyük bir ekonomiye sahip.” değerlendirmesini yaptı.
Katsumata, Japonya’nın da Asya Pasifik’teki ekonominin ve para sisteminin merkezinde yer aldığını belirterek, iki ülke arasındaki 10 bin kilometrelik mesafeye rağmen iyi dostluk ve iddialı ekonomik yaklaşımla ilişkileri geliştirdiklerini söyledi.
Türkiye’nin jeopolitik önemine dikkati çeken Katsumata, Türkiye’nin birçok ülkeye ulaşılabilir olduğunu dile getirdi.
Katsumata, Türkiye’nin nüfus yapısı gibi birçok avantajının da bulunduğunu, genç nüfusa ve yetenekli insan kaynağına sahip olduğunu söyledi.
“DAHA İYİ ORTAKLIKLARIN ZAMANI GELDİ”
Büyükelçi Katsumata, “Türkiye’nin bu avantajını, Japonya’nın da böyle bir teknoloji avantajını kullanarak ekonomi iş ağlarımızı küresel çapta yayarak artık daha iyi ortaklıklar kurmamızın zamanının geldiğini düşünüyorum.” diye konuştu.
İki ülke arasındaki Ekonomik Ortaklık Anlaşması görüşmelerine değinen Katsumata, şu ifadeleri kullandı:
“Ortaya çıkan bu işbirliklerini desteklemek amacıyla hükümetlerimiz şu anda Ekonomik Ortaklık Anlaşması görüşmelerini sürdürüyor. Bu ticaretimizi, yatırımımızı, iş kurallarımızı ve adil rekabeti kapsamlı şekilde içeriyor. Gelecekte işbirliğimizi, ekonomiyi ve yatırımları artıracak en önemli itici gücün bu olabileceğini düşünüyorum.”
Söz konusu Ekonomik Ortaklık Anlaşması için çok çalıştıklarını belirten Katsumata, “Bu, üçüncü ülkelerdeki yeni ikili ticaret ve yatırım ilişkimiz için çok güçlü bir motor olabilir.” dedi.
Katsumata, Japon firmalarının “Türkiye’deki kaliteli insan kaynağını kullanarak burada iyi ürünler yapmak ve Türkiye’den AB gibi diğer ülkelere ihracat yapma konusunda” oldukça istekli olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Bunun, ülkelerimiz arasında ‘kazan-kazan’ ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Bu, şu anda yaptığımız önemli şeylerden biri. Sadece ikili ekonomik ilişkilerde kalmak değil, artık üçüncü ülkelerle daha geniş kapsamlı işbirliği yapmamızın zamanının geldiğini düşünüyorum.”
Katsumata, Türk ve Japon şirketlerinin Orta Asya’da ve bazı Afrika ülkelerinde ortak projeler yürüttüğünü aktardı.
“Aynı zamanda Ukrayna’nın yeniden inşası için de işbirliği yapmamız gerekiyor.” diyen Katsumata, Türk ve Japon şirketlerinin çok fazla deneyime, beceriye ve erişilebilirliğe sahip olduğunu vurguladı.
Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ve Truffle Capital firmasının Türk finansal teknoloji firması DG Pays’e yönelik ikinci yatırımı yapma kararının önemine değinen Dağlıoğlu,”Bu bizim için büyük bir heyecan. Özellikle Truffle Capital Avrupa’da fintek alanında yatırım yapan, bilinen meşhur bir fon. Geçmiş yıllarda da kendilerini Türkiye’ye anlatma fırsatımız olmuştur. İlk defa Türkiye’ye adım atmış oluyorlar.” dedi.

“YATIRIMLARIN YAKLAŞIK YÜZDE 10’U FİNTEK ALANINDA GERÇEKLEŞTİ”
Dağlıoğlu finansal teknolojiler alanındaki yatırımlar üzerinde sıklıkla çalıştıklarına dikkati çekerek, “Bu duyurmaya çalıştığımız alanlardan biri çünkü Türkiye bu alanda da çok güçlü. Özellikle yetkin girişimcilerin olması, bu alanda nitelikli iş gücüne sahip olması, olgun bir mevzuatımızın, regülasyon çerçevesinin olması yatırımcıların rahatlıkla Türkiye’de finansal teknolojiler alanına yatırım yapmasını sağlıyor.” diye konuştu.
Dağlıoğlu, “Özellikle teknoloji alanında çok yüksek bir yatırımcı algısı var. 2023’te Türkiye’de 700 milyon doların üzerinde erken aşamada teknoloji yatırımı oldu. Erken aşama teknoloji yatırımlarında geçen yıl toplam 325 işlem gerçekleşirken, burada yine fintek sektörü öne çıkıyor. Yatırımların yaklaşık yüzde 10’u adet olarak bu alanda gerçekleşmiş oldu.” ifadelerini kullandı.
Uluslararası yatırımcı için Türkiye’nin sadece iç pazarının değil, Türkiye’den erişebilecekleri yeni coğrafyaların da önemli olduğuna belirten Dağlıoğlu, “2023’te çok kabaca Türkiye 10,6 milyar dolar gibi uluslararası yatırım çekmiş oldu. Tabii dünyada merkez bankalarının politikalarıyla biraz yatırımların daraldığı bir yıl oldu. Bu bağlamda yine dünyadaki performanstan daha iyi bir performans gösterdiğimizi öngörüyoruz. Dünya rakamları mayıs ayına doğru netleşecek.” değerlendirmesinde bulundu.
“HEDEFİMİZ KÜRESEL YATIRIMLARIN YÜZDE 1,5’İNİ ÇEKEN BİR ÜLKE HALİNE GELMEK”
Dağlıoğlu, Türkiye’nin dünyadaki yatırımların yüzde 1’ini çektiğini dile getirerek, “Hedefimiz de bunu yüzde 1,5’e taşımak.” diye konuştu.
2023’te yapılan yatırımlarda imalat sanayisinin ön plana çıktığını hatırlatan Dağlıoğlu, şöyle devam etti:
“Bu aslında Türkiye’nin iddiasıyla doğru orantılı, bölgesel bir merkez haline geldik. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde son 20 yıldaki politikalarla Türkiye bölgesel bir üretim, AR-GE ve girişimcilik merkezi haline geldi. Uluslararası şirketlerin bölgedeki yönetim merkezi haline geldik. Bunları destekleyen yatırımların devam ettiğini gördük. 2024 de iyi başladı, yeni yatırım haberleri şirketler tarafından da açıklanıyor. Bugün de birini duyurmuş olduk. 2024’te yatırım ivmesinin artacağını öngörüyoruz. Yine yılın ikinci yarısında küresel merkez bankalarının sıkılaşma politikalarını bırakmalarıyla bizim gibi gelişmekte olan ülkelere, özellikle Doğu Avrupa ülkelerine sermaye akışının daha fazla olacağını öngörüyoruz.”
“İNGİLTERE’DE TÜRKİYE’DEKİ DEVLET BONOLARINA İLGİ BÜYÜK”
Türkiye ile İngiltere arasındaki ekonomik ilişkilerin son yirmi yılda önemli bir ivme kazandığını vurgulayan Dağlıoğlu, iki ülke arasında 13 milyar dolarlık bir yatırım hacminin olduğunu söyledi.
Dağlıoğlu, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Yine 3 binin üzerinde İngiltere sermayeli şirket var Türkiye’de. Ve yine baktığımız zaman bir diğer önemli nokta da ikili ticari ilişkilerimiz. Yaklaşık 19 milyar dolarlık ticaret hacmimiz var ve bizim için kıymetli olan şey ise bizim cari fazla verdiğimiz ülkelerden. Kabaca bizim12 milyar dolara yakın ihracatımız oluyor. 6 milyar dolar civarında bir ithalatımız oluyor. Bu bağlamda çok kıymetli. Yine baktığımız zaman burada finans sektörünün Türkiye için önemli bir bacağı olduğunu görüyoruz. Yakın zamanda mesela Türkiye Varlık Fonu’nun bono ihracı olmuştu. Burada da finansal dünyanın hem Türkiye’deki devlet bonolarına hem de şirketlerin borç enstrümanlarına çok büyük bir ilgisi olduğunu görüyoruz. “
]]>Dünyada büyüme ortalamasının 2024’te yüzde 3 olması beklentisine değinen Yılmaz, Türkiye’nin büyümeyi destekleyen politikalar ve tedbirleri kararlılıkla hayata geçirdiğini bildirdi.
“SON 20 YILDA 13 DÖNEM ÜST ÜSTE BÜYÜDÜK”
Türkiye’nin son 20 yılda 13 dönem üst üste büyüme başarısı gösterdiğini ve ortalama yıllık büyümenin yüzde 5,4 olduğunu vurgulayan Yılmaz, “Türkiye, 2023’ün ilk 9 ayında yüzde 4,7 büyüdü. Orta Vadeli Programda da (OVP) öngördüğümüz üzere yıllık büyüme beklentimiz yüzde 4,4.” diye konuştu.
Geçen yıl mal ihracatının tarihi rekor kırarak 256 milyar dolarla OVP’de hedeflenenin üzerine çıktığını anlatan Yılmaz, şunları dedi:
“Hizmet ihracatında daha da iyi bir durumdayız. Geçen sene hizmet ihracatında 100 milyar dolar sınırını aştık ve hedeflerimizi gerçekleştirdik. Turizm gelirlerimiz de oldukça tatmin edici. Talep sorunları ve jeopolitik gelişmelere rağmen geçen sene 57 milyon turisti geçtik ve yaklaşık 54 milyar dolar gelir ettik.”
“YENİ POLİTİKALARIMIZ VE SİYASİ ORTAMIMIZLA, ARTAN SERMAYE GİRİŞİNDEN FAYDALANABİLECEĞİMİZE İNANIYORUM”
Geçen yılın işsizlik rakamlarına bakıldığında yıl sonu işsizlik beklentisinin yüzde 10’un altında, tek haneli olarak gerçekleşeceğine işaret eden Yılmaz, bütçe açığının milli gelire oranı 6,4 olarak hesaplanırken, geçen yıl yüzde 5,4 olarak gerçekleştiğini söyledi.
Merkez Bankası rezervinin 134 milyar dolara yükseldiğini belirten Yılmaz, “Uluslararası sermaye girişi, döviz kurundaki hareketliliğin azalmasıyla hızlandı ve finansal koşullar iyileşti. Politikalarımız, özellikle de güncellenen politikalarımız, para birimimizin istikrarını güçlendirdi ve döviz piyasalarımızdaki oynaklığı azalttı.” ifadelerini kullandı.
Yılmaz, kur korumalı mevduatlardan çıkışın da finans piyasalarını etkilemeden yapıldığına dikkati çekerek, “Yeni politikalarımız ve siyasi ortamımızla, özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve genel seçimler sonrasında elde edilen başarı ile artan sermaye girişinden faydalanabileceğimize inanıyorum.” değerlendirmesini yaptı.
“ENFLASYONUN 2026’DA TEK HANEYE DÜŞMESİNİ BEKLİYORUZ”
Türkiye’de geçen yıl yapılan seçimlerin ardından belirsizliğin ortadan kalktığını kaydeden Yılmaz, “OVP’nin temel amacı, istikrarlı bir büyüme ortamı oluşturmak, orta vadede enflasyonu tek haneli rakamlara düşürmek ve 2024’te yüzde 4’lük bir büyümeyi hedefleyerek hem iç hem de dış dengeyi sağlamak.” diye konuştu.
Enflasyonu düşürmeye yönelik uygulanan politikaların sonuçlarını vermeye başladığına da vurgu yapan Yılmaz, “2025’te enflasyonu düşürme politikalarımızın devamıyla yüzde 15’e inmesini, 2026’da tek haneye düşmesini bekliyoruz.” dedi.
“YAPISAL REFORMLARA İLİŞKİN DE DETAYLI BİR LİSTEYE SAHİBİZ”
Bu yıl ihracat gelirinde 267 milyar dolar, turizm gelirlerinde ise 60 milyar dolarlık bir hedeften söz eden Yılmaz, geçen yıl cari açığın bütçedeki payının yüzde 4,2 olduğuna, bu yılki hedefin yüzde 3 olduğuna işaret etti.
Yılmaz, orta vadede hedefin yüzde 2 olduğunun, OVP’de yapısal reformları belirleyip bir takvime bağladıklarının altını çizerek şu ifadeleri kullandı:
“Para ve maliye politikaları dışında yapısal reformlara ilişkin de detaylı bir listeye sahibiz. Yapısal reformların orta vadede somut sonuçlarla katkı sağladığını, kısa vadede ise beklentiler oluşturduğuna inanıyoruz. Yapısal reformları başarırsanız bunlar gelecek için daha fazla güven ortamı yaratır ve kısa vadede etkileri olur.”
“ŞU ANA KADAR TAKİP ETTİĞİMİZ EKONOMİK PROGRAM AMAÇLANDIĞI GİBİ ÇALIŞIYOR”
Yeşil ve dijital dönüşüm ile 2053 hedeflerine de değinen Yılmaz, “Merkez Bankamızın para politikası çerçevesinde uyguladığı sadeleştirme ve sıkılaştırma adımları devam ederek mali istikrarı güçlendirecek ve maliye politikalarımızla eşgüdümlü olarak piyasa mekanizmalarının işlevselliğini artıracaktır.” değerlendirmesini yaptı.
“Şu ana kadar takip ettiğimiz ekonomik program amaçlandığı gibi çalışıyor.” diyen Yılmaz, “Politikalarımız sonuç vermeye başlarken, kalıcı fiyat istikrarını sağlamak için ekonomi politikalarımız, enflasyonla mücadeleyi ön planda tutarak düzenlenmeye devam edecek.” diye konuştu.
Yılmaz, fiyat istikrarının sağlanmasına verilen öneme dikkati çekerken, enflasyonu düşürmek için kararlılıkla mücadele edileceğinin altını çizdi.
Yılmaz, Türkiye’de 80 bin civarında uluslararası şirketin bulunduğunu ve son 20 yılda 260 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırım çektiğini ifade etti.
“HEDEFİMİZ, YATIRIMLARIN KALİTESİNİ VE ÇEŞİTLİLİĞİNİ ARTIRARAK DAHA FAZLA YATIRIM ÇEKMEK”
Çok uluslu şirketlerin faaliyetlerindeki artışa da değinen Yılmaz, “Yatırım ortamının iyileşeceği, yatırımcılar açısından öngörülebilirliğin artacağı ve yatırımcıların beklentilerinin daha yüksek düzeyde karşılanacağı bir ortamın oluşturulması için gerekli tüm adımları atıyoruz.” dedi.
İngiltere’den Türkiye’ye 2002-2023 yıllarında toplamda 13,8 milyar dolarlık uluslararası doğrudan yatırımın yapıldığını kaydeden Yılmaz, bu miktarın İngiliz yatırımcıların Türkiye’ye duyduğu güvenin bir işareti olduğunu ifade etti.
Yılmaz, Türkiye’nin üç kıtanın ortasında yer alarak önemli bir ticaret merkezi olma potansiyeli bulunduğunu, en gelişmiş 10 Serbest Ticaret Anlaşması ağına sahip ülke arasında yer aldığının da altını çizerek, “Hedefimiz, yatırımların kalitesini ve çeşitliliğini artırarak daha fazla yatırım çekmek. Elektromobilite, yeşil enerji, kimya, petrokimya, bilgi işlem teknolojileri, yüksek kaliteli üretim teknolojileri, savunma ve havacılık, desteklediğimiz öncelikli sektörlerimizdir.” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’nin yatırımcılara her türlü desteği vermeye hazır olduğunu da sözlerine ekledi.
GSMA çerçevesinde yer alan Türk şirketlerin yaptıkları çalışmaların önemine dikkati çeken Önal, teknoloji ve telekomünikasyon alanında faaliyet gösteren firmaların ve girişimcilerin, öncü çalışmalara imza attıklarını ve bunların uluslararası arenada dikkati çektiğini söyledi.

Önal, gerek yerli firmalarla gerekse alanında öncü uluslararası şirketlerle teknoloji alanındaki tüm ekosistemi sahiplenen anlayışla, bir telekomünikasyon şirketi olmanın ötesinde çalışmalar gerçekleştirdiklerini dile getirerek, şunları kaydetti:
“GSMA Mobil Dünya Kongresi’nde, önemli proje ve işbirliklerimizle her yıl yerimizi alıyoruz. Bu yıl da güncel teknoloji alanındaki yenilikleri yerinde deneyimlemek, global teknoloji şirketleriyle işbirliklerimize imza atmak, yerli teknolojilerimizi dünyaya tanıtarak küresel arenada kullanımını sağlamak amacıyla, değerli işbirliklerine imza atmak üzere buradayız. Türk Telekom olarak, liderlik ettiğimiz sektörde sahiplendiğimiz ve önemli çalışmalara imza attığımız başlıklarımız var. Birincisi yerli ve global işbirlikleri ile bulunduğumuz bölgenin teknoloji sağlayıcısı olmak, ikincisi, teknolojimizle Türk mühendislerimizin çalışmalarını, yenilikçi fikirleri ve girişimleri destekleyerek, küresel sınırları kaldırıp dünyaya açılmak, üçüncüsü, yerli ekosistemi her zaman odağımızda tutmak, teknoloji üretmek ve ihraç etmek. Az önce saydıklarımda bir başarı varsa, Türkiye’de bu başlıklarda öncü bir çalışma varsa, tüm bunlara liderlik eden marka Türk Telekom’dur.”
“2024 İÇİN DE YATIRIM İŞTAHIMIZ AYNI, TÜRKİYE’NİN DİJİTAL DÖNÜŞÜMÜNE ÖNCÜLÜK ETMEYE DEVAM EDİYORUZ”
Ümit Önal, Cumhuriyetin 100. yılının kutlandığı 2023’te, Türkiye için de yeni bir yüzyılın kapılarının aralandığına işaret ederek, ülke için yeni fırsatları beraberinde getiren Türkiye Yüzyılı’nda da Türk Telekom olarak Türkiye’nin dijital dönüşümüne öncülük etmeye devam edeceklerini dile getirdi.

Türkiye’de en yüksek yatırımları gerçekleştiren teknoloji şirketlerinden biri olarak, yerli teknolojileriyle dışa bağımsız bir Türkiye için durmaksızın çalıştıklarına dikkati çeken Önal, şu bilgileri verdi:
“Tarih bize bir yatırım misyonu yüklüyor. Bu misyonla ülkemizin dijitalleşmesi için 2005’ten bu yana 20 milyar dolarlık yatırım yaptık. Türkiye’yi geleceğe taşımak için 2023’te de yatırımlarımıza ara vermeden devam ettik. 2023 yılının ilk 9 ayını öngörülerimiz paralelinde tamamladık. 2022’den 2023’e yatırımlarımız yüzde 79 arttı. Geçtiğimiz yılın ilk 9 ayında 12,6 milyar TL’lik yatırım yaptık. Yatırım trendimiz 2024 yılında da devam edecek. 2024 için de yatırım iştahımız aynı. Ülkemizin gelişimi için kilit nokta olan fibere yatırımlarımızı hız kesmeden sürdürüyoruz. 2023 yılının sonunda 32,2 milyon haneyi kapsayan fiber altyapımızın uzunluğunu 437 bin kilometreye, kapsama oranını ise yüzde 94’lerin üzerine çıkardık. Bir yandan da savunmadan sanayiye, finanstan enerjiye, eğitimden sağlığa, ulaşımdan tarıma farklı sektörlerde dijitalleşmeyi sağlayan kilometre taşlarını oluşturmaya devam ediyoruz. Ülkemizi teknoloji ve iletişim alanında söz sahibi yapmak adına, bu yılda güçlü yönlerimiz, bilgi birikimimiz ve etkili insan kaynağımızla karşımıza çıkan fırsatlara odaklanmaya devam edeceğiz. Türkiye Yüzyılı, kalkınmanın, teknolojinin ve dijitalleşmenin daha da yoğun yaşanacağı bir yüzyıl olacak.”

“ŞU AN BAZ İSTASYONLARIMIZIN YÜZDE 55’İ FİBERE BAĞLI”
Türk Telekom CEO’su Önal, fiber altyapı konusunda yapılan çalışmalar ve gelinen noktada Türk Telekom’un sahip olduğu rakamlara ilişkin bilgi verdi. 5G ve dijitalleşme için fiber altyapının önemine dikkati çeken Önal, “Dijitalleşmenin ön koşullarından biri altyapı. Bizim de en önemli görev kalemlerimiz arasında. Herkes için erişilebilir ve yüksek hızda iletişim sunmak amacıyla fiber ağ çalışmalarımızı gece gündüz demeden sürdürüyoruz.” dedi.
Önal, Fiberde alınması gereken yolun çok büyük kısmını kat ettiklerini dile getirerek, konuşmasına şöyle devam etti:
“Türkiye’nin BTK Raporu 3. çeyrek verilerine göre 549 bin kilometrelik toplam fiber ağ uzunluğunun 427 bin kilometresini Türk Telekom tek başına tesis etmiş durumda. 2023 yılı sonu itibarıyla fiber ağ uzunluğumuzu 437 bin kilometreye çıkardık. 2023 Nisan ayında yayımlanan FTTH Council raporu da fiber konusunda geldiğimiz noktayı açıkça gösteriyor. Raporda Türkiye olarak, 15,7 milyon FTTH/B hane erişimi ile Fransa ve İspanya’nın ardından Avrupa’da 3. sırada yer alıyoruz. Uluslararası raporlardan da görüldüğü üzere, Türkiye’de 5G ve yeni nesil teknolojilerin verimli çalışmasına olanak sağlayacak fiber altyapı sürecini başarılı bir strateji ile emin adımlarla yürütüyoruz. Bir kez daha önemini belirtmek isterim ki; fiber altyapı, 5G ve yarının teknolojileri için vazgeçilmez derecede önemli. 5G demek, fiber demek. Biz de tüm çalışmalarımızı, yatırımlarımızı bu bilinçle ve Türkiye için yapıyoruz. Şu an baz istasyonlarımızın yüzde 55’i fibere bağlı.”
“5G İÇİN GEREKLİ OLAN TEKNOLOJİDE DIŞA BAĞIMLILIĞI AZALTACAK HER TÜR ÇALIŞMAYI MİLLİ GÖREV OLARAK GÖRÜYORUZ”
GSMA’de en önemli başlıklardan birinin de, Türkiye’nin de odak noktasındaki 5G konusu olduğunu anımsatan Önal, 5G konusundaki çalışmalar ve gerçekleştirdikleri ilklerle dünyada ve Türkiye’de 5G’nin yol haritasının çizilmesinde aktif rol üstlendiklerini anlattı
Önal, “Spor, sağlık, tarım gibi birçok farklı sektörde uyguladığımız 5G denemelerimiz ile ülkemizi geleceğe taşıyan pek çok proje ve çalışmanın öncüsüyüz. Bizim 5G konusundaki fikrimiz çok net; hedefimiz 5G’ye olabildiğince yerli unsurlara geçerek ülkemizin bu teknolojiyi sadece kullanan değil etrafına da kullandıran bir güç olmasını sağlamak. Bu konuda birçok yerli firma ile iş birliklerimiz var. 5G için gerekli olan teknolojide dışa bağımlılığı azaltacak her tür çalışmayı milli görev olarak görüyoruz.” ifadelerini kullandı.
Ümit Önal konuşmasında mobil alanda yaşanan gelişmeler, küresel iş birlikleri konusunda aldıkları yolu ve bundan sonra hayata geçirecekleri çalışmaları da anlattı.
2022’de hayata geçirdikleri Türk Telekom Ventures Girişim Sermayesi Yatırım Fonu ile, bugün hem girişimler hem de yatırımcılar için uzun vadeli değer yaratma imkanına sahip olduklarına dikkati çeken Önal, “PİLOT ile bugüne kadar 111 girişime toplamda yaklaşık 32 milyon TL nakit desteği sağladık. Bunlardan 52’si yurt içi ve yurt dışından toplam tutarı 35 milyon doları aşan yatırım alarak proje ve fikirlerini geliştirme fırsatı yakaladı. Türk Telekom Ventures ile halihazırda yatırım yaptığımız 16 girişimin 11’i PİLOT mezunlarımızdan oluşuyor.” bilgisini verdi.
“VERİMLİ BİR GSMA SÜRECİ GEÇİRİYORUZ”
Verimli bir GSMA süreci geçirdiklerini dile getiren Önal, burada pek çok iş birliğine imza attıklarını, bu görüşmelerin ve yeni iş ortaklıklarının devam edeceğini söyledi.
Önal, “Bizim, ülkemizi teknoloji üreten ve ihraç eden bir konuma getirme hedefimiz var. Bu hedefle Türkiye’nin dışa bağımlılığını her geçen gün azaltan ve dünya için teknoloji üreten bir ülke olması için var gücümüzle çalışacağız. Potansiyeli yüksek yeni girişimler keşfetmeye, ekosistemimizi genişletmeye ve bu topraklar için değer yaratmaya devam edeceğiz. Bugün ve yarın sizlerle birlikte GSMA’de programlarımız devam edecek. Yine 5G ve ötesi alanlarda bizleri gururlandıran küresel iş birliklerimizi ve SEBA gibi dünyaya açılan ürünlerimizi deneyimleme fırsatımız olacak.” diye konuştu.
“5G YERLİLİĞİMİZİN ÖN PLANA ÇIKTIĞI BİR SÜREÇ OLMALI, YERLİLİK ORANI YÜKSEK BİR 5G’YE GEÇMEK DAHA ANLAMLI”
Toplantı sonunda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Önal, 5G’nin yol haritasına ilişkin sorulan soru karşısında, düzenleyici kuruluşun tüm operatörlerden, 5G’ye dair perspektifi, projeleri, yorumları içeren bir doküman istediğini, kendilerinin de bu paylaşımı gerçekleştirdiklerini söyledi.
Önal, “2024 yılı için bir ihale takvimi henüz açıklanmadı fakat zaman zaman 2024 yılında 5G ile ilgili çalışmalar yapılacağına dair birtakım söylemler içerisinde oldu Bakanlık. Bizim buradaki beklentimiz hem ihale modeline ilişkin. Birçok model var dünyada, Türkiye’de hangi modelin daha iyi olduğuna dair biz görüşlerimizi paylaştık düzenleyici kuruluşla. Teknolojide dışa bağımlılık konusunda bağımlılığımızı biraz daha hafiflettiğimiz, yerliliğimizin ön plana çıktığı bir süreç olmalı. Bireysel değil, daha endüstriyel bir 5G kullanımının daha çok işte göze çarptığı bir dünyada yerlilik oranının daha yüksek olduğu bir zamana doğru bunu kaydırmanın Türkiye açısından daha iyi olacağını düşünüyoruz. Yerlilik oranı yüksek bir 5G’ye geçmek daha anlamlı.” değerlendirmesinde bulundu.
Önal, “Toplam 406 megawatt’lık kapasiteye sahip olacak, Türkiye’de 3 farklı noktada güneş enerjisi santrali kurmak için en kısa zamanda ihaleleri gerçekleştireceğiz.” dedi.
]]>
Ömer Çelik’in açıklamalarından satır başları şu şekilde:
‘MİLLETİMİZİ TEHDİT EDEN HER TÜRLÜ UNSURLA MÜCADELE KARARLILIKLA SÜRDÜRÜLECEK’
“FETÖ/DEAŞ ve organize suç örgütleri gibi milletimizi tehdit eden her türlü unsurla gerekli mücadele kararlılıkla sürdürülecek.
Seçim sürecindeyiz fakat hiçbir şekilde hiçbir konu deprem bölgesindeki vatandaşlarımızın önüne geçemez.
Cumhurbaşkanımızın ziyaret ettiği 5 ilde hak sahiplerine 30 bin konut ve köyevi teslim edildi. Vatandaşlarımızın tüm yaralarının sarıldığı evlerini kaybedenlerin evlerinin teslim edildiği süreçlere devam edeceğiz.
‘PEK ÇOK ALANDA GÜÇLÜ NETİCELER GÖRÜLMEYE BAŞLANDI’
Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü desteğiyle, ekonomi programımız devam ediyor. Enflasyonda düşüş, cari açığın azalması, genç ve kadın istihdamının artması gibi pek çok alanda güçlü neticeler görülmeye başlandı.
Bunların 2023 yılı son çeyreği ve bu yılın ilk çeyreğine ilişkin tüm bu göstergeler net bir şekilde yansımaya başladı.
Enflasyon ve diğer alanlarla ilgili gelişmeleri de net şekilde göreceğiz. Kredi derecelendirme kuruluşları Türkiye’nin kredi notunu yükseltmektedir.
Bu programın olumlu etkilerinin görüldüğü ve bu programın daha güçlü neticeler vereceğini değerlendiriyoruz.
‘HİÇBİR GİRİŞİM NETANYAHU HÜKÜMETİNİ BU SOYKIRIM FAALİYETİNDEN GERİYE DÖNDÜREMEDİ’
Hepimiz için acı olan Netanyahu hükümetinin soykırımı devam etmektedir. Hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısı giderek artıyor. Hiçbir çağrı, hiçbir girişimin Netanyahu hükümetini bu soykırım faaliyetinden geriye döndüremedi.
GAZZE’DE 6 ÇOCUKTAN 1’İ ŞİDDETLİ BİR KITLIKLA KARŞI KARŞIYA’
aalesef açlıkla imtihan konusunda yepyeni bir krizle karşı karşıya kaldı Gazzeli kardeşlerimiz. İnsanlar hayvan yemi yemek durumunda kalıyor. BM raporlarına göre 6 çocuktan 1’i Gazze’de şiddetli bir kıtlıkla karşı karşıya.

ÇELİK: ABD AÇISINDAN UTANÇ VERİCİ KARA LEKE OLARAK TARİHE GEÇECEK ADIMDIR
Güney Afrika’yı bu eylemlerinden dolayı eleştirenlerin aslında bu soykırım suçuna ortak olduklarını, soykırım faaliyetlerini desteklediklerini ifade etmek isterim. İsrail bu safhalardan defalarca geçmiştir her seferinde uluslararası hukukun kurallarını ihlal ederek, faaliyetlere devam etmiştir.
Gazze’de ortaya çıkan tablo uluslararası sistemin topyekün işlevsizleşmesi, işe yaramaz hale gelmesi gelmiş dayanmıştır. Gazze’de soykırıma destek veren bir noktaya ve konuma gelmiştir. Burada soykırımı yapan Netanyahu hükümetin ahlaken ve siyaseten iflasının, nefret eyleminin sembolü haline gelmesinde uluslararası mekanizmaların etkisizleşmesi gibi tabloyla karşı karşıyadır.

ABD tarafından veto edilmesi ise Amerika açısından utanç verici kara leke olarak tarihine geçecek adımdır. BM Güvenlik Konseyi içindeki bilek güreşi, 10 dakikada bir çocuğun öldüğü soykırımın devam etmesine yol açmaktadır.
‘İSRAİL’İN PLANLARI FİLİSTİN’İ KAĞIT ÜSTÜNDE GÖZÜKECEK BİR DEVLET HALİNE GETİRMEKTİR’
İsrail’in planları coğrafi bütünlüğü yok edecek, Filistin’i kağıt üstünde gözükecek bir devlet haline getirmektir.
Öncelikli olan ateşkesin sağlanmasıdır. Cumhurbaşkanımız Cezayir’den, Mısır’a kadar son zamanlarda ziyaretler gerçekleştirdi. Tüm ziyaretlerin amacı ortak duruşu daha da güçlendirmektir.
AZERBAYCAN-ERMENİSTAN SAVAŞI
Kardeş Azerbaycan’daki seçimlerin ardından Sayın Aliyev’i tebrik etmiştik. Karabağ’daki savaşı da takip ediyoruz. Yıllarca Minsk grubunun oyalama siyasetinin şimdi başka mekanizmalarla ortaya çıkarılması çabasını da görüyoruz.
Ermenistan’da bu saldırganlıktan vazgeçme, Ermenistan’ın refahı konusunda bir irade gerçekleştirme tavrı ortaya çıktığını net bir şekilde görüyoruz. Bizim buradaki isteğimiz bölgenin ortak refahına katkı sağlayacak mekanizmaların kurulmasıdır.
‘TÜRKİYE YENİ ASTRONOTLARI DA UZAYA GÖNDERECEK’
Türkiye teknoloji alanındaki ilerlemesini aynen devam ettirmektedir. Cumhurbaşkanlığımız liderliğinde milli savunma hamlesi güçlü bir şekilde devam ediyor. Türkiye yeni astronotları da uzaya gönderecektir.
Türk mühendisi ve işçisinin emeğiyle bu ürünlerin çeşitli ülkelerde güvenliği sağlayan İHA ve SİHA’larımız gibi tüm dünyaya barış mesajı vermeye devam edeceğini ifade etmek isterim.
‘MUHALEFETTE BİZİM İFADELERİMİZİN ÇOK ÖTESİNDE BİR VAHAMETİN OLDUĞUNU GÖRDÜK’
Sayın Cumhurbaşkanımızın seçim mesaisi devam edecektir. Burada Cumhur İttifakı ortaya koyduğu ilkeler ve prensipler çerçevesinde sandığa 1 aylık zaman kalmışken, kendi ilkeleri çerçevesinde açık bir iletişimle yoluna devam etmektedir.
Karşımızdaki muhalefetin 14-28 Mayıs sürecinden yerel seçime kadar içine düştüğü tabloyu net bir şekilde hatırlatmak gerekir. 6’lı Masa olarak karşımıza çıkmıştı. Hepsi Cumhurbaşkanı yardımcısıydı. Bunların ortaya koymaya çalıştığı sistemin ihtiyaçları karşılayacak, yönetilme ihtiyacını karşılayacak sistem olmadığını ifade etmiştik. Sonrasında ortaya çıkan gelişmeler bizim ifadelerimizin çok ötesinde bir vahametin olduğunu gösterdi.

Cumhurbaşkanı adayı olarak çıkan sayın Kılıçdaroğlu’nun kendi partisinden, müttefiklerinden bile götürdüğü net şekilde görüldü. Milletin önüne çıkıp poz verenlerin şu anda birbirlerine belki de Türk siyasi tarihinde en ağır söylemle mukabele ettiklerini görüyoruz.
‘MİLLETTEN ÖZÜR DİLEMESİ GEREKİR’
6’lı 7’li destek veren genel başkanların vatandaşlarımıza özür borcu vardır. Şimdi gördük ki gizli protokoller çıktı ortaya. Her birinin bugün yerel seçim için oy istemeden önce o süreçte ortaya koydukları tutumla ilgili olarak milletten özür dilemesi gerekir. Bütün bunlar olmamış gibisinden ‘Ben iyiydim onlar kötüydü’ diyerek oy istemek siyaset açısından geçer not almaz.
CHP’de neredeyse siyasi aklın rafa kaldırıldığı, onun yerine yapay zeka ile karar verilmeye çalışıldığı, hizip savaşların devam ettiği bir tablo var.
DUYGUSAL MESAJLAR
TRT World’ün ”Türkiye’nin yerli savaş uçağı KAAN ilk uçuşunu gerçekleştirdi” başlıklı haber videolarının altına dünyanın dört bir yanında farklı milliyetlerden insanlar, övgü ve kutlama dolu mesajlar yazdılar. Özellikle dost ve kardeş Azerbaycan ile Pakistan vatandaşlarından gelen kutlama mesajlarının yoğunluğu dikkati çekerken, Bangladeş ve Malezyalılar da adeta kutlama yarışına girdiler. Bu ülkelerin yanı sıra, Yemen’den, Bosna’ya, Kore’den Afganistan’a, Somali’den, ABD’ye, Polonya’dan, İrlanda’ya, Mısır’dan Meksika ve Çin’e kadar çok sayıda ülke vatandaşlarının paylaşımlarından bazıları şöyle:
■Bir Azerbaycanlı olarak sevincimden ağladım.
■Biz Özbekler Türkiyeli kardeşlerimizle gurur duyuyoruz.
■Yemen’den Türkiye’ye bin selam olsun. Sen İslam alemindeki mazlumların umudusun.
■Türk kardeşlerimize hayırlı olsun
■Türk kardeşlerimize Bosna’dan selamlar. Bu başarınızdan dolayı sizi tebrik ediyorum, Allah’ın yardımıyla yolumuza devam edelim.
■Artık Türkiye’nin F35’e ihtiyacı yok. Pakistan’dan tebrikler.
■Bangladeş’ten Türkiye’ye ve Türkiye’nin savunma sanayisine tebrikler.
ÜLKEMİN 20 YILINI…
■Kaan, Kore’nin KFX’inden daha güzel ve zarif bir uçağa benziyor. Ülkemizin 20 yıldan fazla zamanını aldı ama siz bu kadar kısa sürede bir şaheser ortaya çıkardınız. Umarım bir gün Kaan’ı Kore semalarında görürüm.
■Türkiye’yi tebrik ediyorum. Afganistan’dan saygı ve desteklerimizle.
■Somali Awdal’dan Türkiye’ye tebrikler.
■Bangladeş’ten tebrikler, İslam ümmetinin “İslam’ın Altın Çağı”nda olduğu gibi bilim ve teknolojide ilerlemesi gerekiyor.
■Biz Pakistanlılar Türk kardeşlerimizle gurur duyuyoruz. Yaşasın Türkiye.
■Türkiye’ye başarılar diliyorum. Başarınız bizi gururlandırıyor. Pakistan’ın Karaçi kentinden selamlar.
■Türkiye’nin başarısı neden bu kadar sevindiriyor bilmiyorum. Allah’tan Türkiye’ye ilerleme fırsatı vermesini diliyorum. Bir Bangladeşli olarak Türkiye’nin başarısından büyük gurur duyuyorum.
■Sizinle gurur duyuyorum. Müslüman kardeşlerim. Malezya’dan tebrikler.
BU SADECE BAŞLANGIÇ
■ABD’den Bravo. Bu bir dönüm noktası ve sadece başlangıç. Türkiye bunu yapabilirse, aklına koyduğu her şeyi yapabilir. Bu gelişmeler sürdükçe Türkiye daha da güçlenecektir.
■Maldivler’den Türkiye’ye tebrikler. Maldivler, Türk Drone’larını satın almak için 37 milyon dolarlık anlaşma imzaladı. Maldivler Hint Okyanusu’nda stratejik bir konuma sahip. Türkiye’nin Maldivler’le daha yakın ikili ilişkiler kuracağını umuyorum.
■Bir Bangladeşli olarak Türkiye’nin başarısıyla gurur duyuyorum. Bu savaşçıyla çok yakında Bengal semalarında buluşmayı umuyorum.
■Maşallah Alluekber Hindistan’dan tam destek
■Bir Bulgaristan Türk’ü olarak gurur duydum
■Ben Filipinliyim. Ülkemiz Türkiye’den 12 adet saldırı helikopteri aldı. Bu helikopterler Filipinler’in hava kuvvetlerine isyancılara karşı büyük bir destek sağlıyor. Şu anda Filipinler’in en güçlü ve modern saldırı helikopteri.
■Türkiye’den muhteşem başarı. Devam edin arkadaşlar ve savunma sanayinizi hızla genişletmeye çalışın. Müslüman dünyasının bu tür teknolojilere ihtiyacı var.
■Irak’tan Türkiye’ye tebrik
■Nijerya’dan Türkiye’yi tebrik ediyorum
■Kenya’dan Türkiye’ye tebrikler
TEBRİKLER İKİNCİ ÜLKEM
■Tebrikler ikinci ülkem. Senegalli bir hayran
■Güçlü Türkiye = Güçlü Türkler= Güçlü Ümmet= Dünya barışı
■Türkiye’yle gurur duyuyorum. Sevgi ve takdir. Gerçek bağımsızlık, başkalarına güvenmek ve onlar tarafından dikte edilmek zorunda olmadığınız zamandır
■Türkiye seninle gurur duyuyorum. Faslı bir arkadaş. Maachaalah
■Tebrikler Polonya’dan
■Maşallah Cezayir’den tebrikler. İnşallah Türk jet motoru geliştirmeyi başarırsınız.
■Bütün Türkleri bu tarihi başarıdan dolayı kutlamak istiyorum. Bu kilometre taşı Türkiye’nin ilerlemesinin simgesidir. Pakistan’dan sevgi ve saygılar
■Biz Pakistanlılar Kaan’ın ilk uçuşundan dolayı çok çok mutluyuz
■KAAN’ın başarılı uçuşunu tebrik ederiz. Kardeşlerin ülkesi Kore’den.
■Kosova’dan Türkiye’ye tebrikler
■İrlanda’dan Bravo Türkiye
■Güney Afrika’dan Türkiye’ye tebrikler
■Bir Pakistanlı olarak Türkçemle gurur duyuyorum ve bu tüm Müslümanların gurur duyduğu bir durumdur yaşasın Türkiye Azerbaycan Pakistan can verem İnşallah bir gün hep birlikte Kudüs için savaşacağız yakında
TARİH GERİ GELİYOR
■Tarih geri geliyor. Tebrikler Türk kardeşlerim. Mısır’dan kalbimiz ve tam desteğimiz
■Türkleri F22 versiyonlarının olağanüstü ilk uçuşunu gerçekleştirdikleri için tebrik ederim, tek kelimeyle muhteşem. Meksika’dan sevgiler
■Çin’den Türkiye’ye tebrikler. Kulübe hoşgeldin
■Yüksel Türkiye Yüksel. Kötü imparatorlukları kontrol etmek için dünyanın sana büyük bir güç olarak ihtiyacı var. Yüksel Türkiye yüksel. Allah sizi, her gün yardım için haykıranları kurtarmak ve korumak için askerleri olarak kullansın. Gazze’de, Yemen’de, Keşmir’de, her yerde zulüm var. Yükselin kardeşler kalkın. Pakistanlı kardeşinden.
■Kırgızistan’dan Türkiye’ye tebrikler
■Tebrikler Türkiye, Nijerya’dan sevgilerimle selamlarımı gönderiyorum
■Eritre’den Türkiye’ye tebrik
■Arnavutluk’tan Türkiye’ye tebrikler.
İYİ Parti’nin milletin sinesinden çıkardığı bir tavır, duruş ve şuur olduğunu söyleyen Akşener, oy uğruna milleti birbirine düşürenlere, değerleri istismar edenlere benzemediklerini ve cumhuriyet düşmanlarıyla uzlaşı peşinde koşmadıklarını belirtti.

Her zaman eğriye eğri, doğruya doğru demeyi düstur edindiklerini vurgulayan Akşener, “Türk siyaseti, bugün birbirinin zıttı gözükenlerin aslında birbirlerini aynadaki sureti olduğu büyük bir riyakarlığın girdabında savrulup gidiyor. Türk siyaseti, bugün birbirlerine sürekli laf yetiştirenlerin aslında birbirleri sayesinde ayakta kaldığı bir kayıkçı kavgasına mahkum ediliyor. Türk siyaseti, bugün sözde birbirine düşman olanların aslında varlıklarını birbirlerine borçlu olduğu bir tahterevalli düzenine sıkıştırılıyor.” diye konuştu.
Partili Cumhurbaşkanlığı Sisteminin ülke ve millete dair bir çok değer, gelenek ve kurumun içini boşalttığını savunan Akşener, şunları kaydetti:
“Adına ‘ittifak sistemi dedikleri milletsiz bir siyaset düzlemi ülkemizi adeta esir aldı. Çünkü partili Cumhurbaşkanlığı Sisteminin ortaya çıkardığı bu milletsiz siyaset düzleminde iktidarla ana muhalefet aynı sofrada oturmuş, milletin hakkını, memleketin istikbalini Türkiye’nin yıllarını afiyetle yemenin peşindeler. İşte o nedenle biz İYİ Parti olarak nasıl kurulduğumuz günden beri bu ucube sisteme ‘hayır’ diyorsak bugün de hayır diyoruz. Üstelik başkalarının aksine duruşumuzla samimi olduğumuz için menüde milletimizin olduğu şer sofralarına da hayır diyoruz. O sofraların haram lokmalarına da hayır diyoruz: İttifak sistemine de dayatma düzenine de mecburiyet siyasetine de hayır diyoruz.”
Millete milli, demokratik, hür bir siyaset vaat ettiklerini ifade eden Akşener, “Memleketimizin sorunlarını çözmek Türkiye’nin önünü açmak yerine işi kamplar arası nüfus sayımına çevirerek koltuklarını müdafaa edenleri, sorumsuzluklarının dayanılmaz hafifliği ilelebet sürsün diye suni gündemlerle milletimizi oyalayanları ziyadesiyle rahatsız ediyoruz. Hamdolsun verdiğimiz rahatsızlıktan çok ama çok memnunuz ve rahatsız etmeye de aynen devam edeceğiz. Türk siyasetinin saray yapımı bir pembe dizi olmasına da ana muhalefet yapımı bir korku filmi olmasına da iktidarla ana muhalefetin ortak yapımı uzadıkça uzayan bir ortaoyunu olmasına da müsaade etmeyeceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.
Siyasetin yeniden gerçek gündemi olan milletin dertleriyle buluşturacaklarını dile getiren Akşener, siyasetin vizyon, kadro ve projeyle yapıldığını söyledi.
– Beyannamede kadın, yaşlı ve öğrenci vurgusu
Yerel seçim beyannamesinde ülkede yaşanan 4 temel soruna değindiklerini bildiren Akşener, “İYİ Parti olarak, şehirlerimizdeki yoksullukla mücadelemizin odağına gençleri, çocukları, kadınları ve emeklileri alıyoruz. Bu çerçevede hiçbir gencin barınma sorunu yaşamaması için yönettiğimiz belediyelerde erişilebilir, güvenli ve sağlıklı, yurt imkanları sunacağız. Hiçbir gencin KYK borcu derdine düşmemesi için yönettiğimiz belediyelerde sosyal sorumluluk projelerine katılan gençlerimizin KYK borçlarını, belediye olarak biz ödeyeceğiz.” diye konuştu.
Yönettikleri belediyelerle okullarda sabah ve öğlen olmak üzere öğrencilere iki öğün ücretsiz yemek imkanı sağlayacaklarını anlatan Akşener, “Bu yemekleri şehirlerimizdeki kadın girişimcilerimiz ve kooperatifler aracılığıyla temin edecek kadınların şehir ekonomisine süratle dahil olmasını sağlayacağız. Hiçbir kadını, şiddetle bir başına bırakmayacağız. Yönettiğimiz belediyelerde kuracağımız, ‘Kadın Destek Merkezleri’ ile gece veya gündüz fark etmeksizin her konuda yanlarında olacağız.” ifadelerini kullandı.
Yoksullukla mücadelede emeklileri yalnız bırakmayacaklarını dile getiren Akşener, “İktidar belli ki emeklilerimizi yoksulluğa mahkum etmekte kararlı. Ancak biz hiç değilse bir nebze nefes alabilmeleri için yönettiğimiz belediyelerde her emeklimizin gelirine destekler sunacağız.” dedi.
Ülkenin artık bir sığınmacı cennetine dönüştüğüne dikkati çeken Akşener, “Kaçak ve sığınmacı sorununa karşı ortaya koyduğumuz Milli Göç Doktrinimizi hayata geçirmek için ilk adımı yetkiyi aldığımız, belediyelerimizde atacağız. Yönettiğimiz belediyelerde öncelikli olarak, tabela standartları getireceğiz. Böylece hem kent estetiğini koruyacağız hem de yabancı alfabelerle tabela asılmasının önüne geçeceğiz.” şeklinde konuştu.
Göreve gelir gelmez tüm kaçak ve sığınmacı gettolarında kentsel dönüşüm çalışmaları başlatacaklarını vurgulayan Akşener, “İYİ Parti olarak yönettiğimiz belediyelerimizde her şeyden önce yaşayan, yaşatan, güvenli şehirler inşa edeceğiz. Bütüncül bir kentsel planlama ve imar politikasıyla şehirlerimizi fiziksel, toplumsal, ekonomik ve ekolojik yapısıyla birlikte depreme karşı, dirençli hale getireceğiz. Şehirlerimizdeki fiziksel yapıyı dirençli hale getirmek için bina dayanıklılığını arttıracağımız teknik uygulamaları yetkiyi alır almaz hayata geçirmeye başlayacağız.” dedi.
Devraldıkları belediyelerde doğal afet riskinin yüksek olduğu şehirlerde kentsel dönüşümleri şeffaf ve katılımcı bir anlayışla gerçekleştireceklerini belirten Akşener, şehircilik ve ulaşımda örnek bir belediyecilik sergileyeceklerini açıkladı.
Milletin sonuna kadar hak ettiği mutlu, huzurlu ve yaşanabilir şehirlerin konuşulacağının altını çizen Akşener, “Hazır olun 1 Nisan’dan sonra artık İYİ Parti iktidarının ayak sesleri konuşulacak.” ifadesini kullandı.
Akşener’in konuşmasının ardından İYİ Parti’nin büyükşehir, il, ilçe ve belde belediye başkan adaylarının tanıtımı yapıldı.
]]>Törende konuşan Dağlıoğlu, buradaki amacın Türkiye’nin bölgesel rolünü güçlendiren bir hikayeye imza atmak olduğunu belirterek, “Çok mütevazi başladık. Burada yaklaşık 12 girişimle başlıyoruz. Ben eminim ki bunun daha fazlasını yapmak mümkün. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın himayelerinde buradaki bu kuluçka merkezini daha ileri aşamalara taşıyacağız.” diye konuştu.
Geçen yıl Türkiye’de erken aşamadaki teknoloji şirketlerine 700 milyon dolardan fazla yatırım yapıldığını belirten Dağlıoğlu, bu girişimler arasında sadece Türk girişimciler olmadığını, uluslararası girişimcilerin de bulunduğunu söyledi.
Dağlıoğlu, şunları kaydetti:
“Türkiye’ye girişimlerini kurmak için gelmiş olan girişimciler var ve birçok uluslararası raporda ve endekste görüyoruz ki Türkiye kendi bölgesinde girişime başlamak için en uygun, en isabetli yer. Bunun tabii çok fazla bileşenleri var. Bileşenlerinden biri de sermayeye erişimin kolay olması, fonlamaya erişimin olması. İstanbul gibi çok sofistike bir pazarda ürün geliştirmek, hizmet geliştirmek ve bunu test etmek çok mümkün. Buradan küresel pazarlara erişmek mümkün. İşte biz bu çerçevede inşallah kurduğumuz Uluslararası Kuluçka Merkezi’nin ilk başarılarını görmeye başladık.
Bizim için önemli bir platform olan TEKNOFEST’in Take Off adında girişimcilik yarışması var. Geçtiğimiz aralık ayındaki etkinlikte bizim Uluslararası Kuluçka Merkezi olarak bir standımız vardı. Orada 6 tane girişimimiz kendini göstermiş oldu ve benim için gurur verici bir andı. Çünkü ürünlerin hazır olduğunu görmek, artık onları ticarileştiğini görmek, yatırım turu yapıyor olduklarını görmek bizim mütevazi adımımızın somut meyvelere dönüştüğünü gösteren göstergelerden biriydi.”
“BİLİŞİM VADİSİ’NİN EN BÜYÜK İDEALİ TÜRKİYE’Yİ DÜNYANIN İNOVASYON ÜSSÜNE DÖNÜŞTÜRMEK”
Bilişim Vadisi Genel Müdürü Erkam Tüzgen de, “Bilişim Vadisi’nin en büyük ideali Türkiye’yi dünyanın teknoloji ve inovasyon üssüne dönüştürmek.” diye konuştu.
Girişimcilerle konuşurken, onlarla istişare ederken en çok gündeme gelen hususlardan bir tanesinin “doğuştan uluslararası” ifadesi olduğunun altını çizen Tüzgen, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu girişimcilik merkezi de doğduğu günden itibaren uluslararası faaliyet göstermeye başlamış bir girişimcilik merkezi olacak. Bundan sonra biz, yurt dışından, Türkiye’de büyümek isteyen girişimcileri teknoloji vizesiyle buraya adapte olma programlarıyla desteklemeye devam ediyor olacağız. Bu işbirliklerini Medine’de, Taşkent’te, İslam dünyasının her köşesinde ve inşallah özgür Kudüs’te gerçekleştirme hayali ve duasıyla sözlerime son veriyorum.”
ICYF Başkanı Taha Ayhan ise girişimciliğin en doğru çözüm olduğunu gördüklerini belirterek, “İnsanlara ilham vermenin, insanlara fikir vermenin, insanlara bir meslek edindirmenin en doğru yaklaşım olduğunu ve bizim açımızdan en verimli yol olduğunu gördük ve bu yüzden buna odaklandık.” dedi.
Buradaki gençlerin Batı’daki emsallerinden eksileri bulunmadığını, artılarının olduğunu belirten Ayhan, “Çünkü içinde bulundukları imkansızlıklara rağmen çok daha verimli, çok daha farklı yaklaşımlar geliştirerek çok daha güzel çözümler üretebiliyorlar.” şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan Sakaryalılara seslendiği konuşmasında muhalefet ve CHP’lilere yönelik olarak “Dünya yansa umurlarında değil” ifadelerini kullanırken; gökyüzüyle buluşan KAAN uçağıyla ilgili de konuştu.
“Artık 5. nesil savaş uçağı yapan 4 ülke arasındayız” ifadelerini kullanan Erdoğan, topraklarımızda huzur ve güven istiyorsak ‘güçlü bir orduya’ mecbur olduğumuzu belirtti ve şu şekilde konuştu;
“Türkiye ve Türk milleti olarak şayet bu topraklarda huzur ve güven içinde yaşamak istiyorsak yapacağımız iş bellidir.Güçlü bir savunma sanayiine güçlü bir orduya sahip olmalıyız. Karada, denizde, havada sahip olacağız. Başka ülkeler için bunlar bir tercih olabilir ama Türkiye için her alanda güçlü olmak bir mecburiyettir.”

İşte Erdoğan’ın açıklamalarının satır başları;
Bu gece idrak edeceğimiz Ramazan-ı Şerif’in müjdecisi olan mübarek Berat gecenizi tebrik ediyorum. Rabbim bizleri sağlık, huzur ve afiyet içerisinde sevdiklerimizle birlikte Ramazan-ı Şerif’e kavuştursun diyorum. Başta Gazze’deki kardeşlerimiz olmak üzere gönül coğrafyamızın dört bir köşesindeki mazlumların Allah yardımcısı olsun diye dua ediyorum.
Öncelikle sizlere olan teşekkür borcumuzu ifa etmek istiyorum. Geçen sene mayıs ayında tarihimizin en kritik seçimlerinden birini yaşadık. 14-28 Mayıs seçimleri Türkiye’nin demokrasi ve kalkınma mücadelesinde daima örnek gösterilecektir. Sadece katılım oranlarının yüksekliği itibarıyla değil sonuçları açısından da mayıs seçimleri bir dönüm noktasıdır. Millet olarak bugün geriye doğru baktığımızda nasıl bir badire atlattığımızı çok daha iyi anlıyoruz. Karşımızdaki ittifakın bugünkü durumunu gördükçe Türkiye’nin ve Türk milletinin verilmiş sadakası varmış diyoruz. İşte bu kritik cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinde Sakarya’mız iradesine sahip çıkarak yine destan yazdı. Yüzde 65’er oy oranıyla bize destek olan Sakaryalı kardeşlerimin her birine şükranlarımı özellikle sunuyorum. Cumhur İttifakı’nın örnek dayanışmasını sergileyen Sakarya inşallah 31 Mart’ta çok daha güçlü şekilde inanıyorum ki yanımızda yer alacaktır.

Şu anda meydana bakıyorum. Resmi rakamı istedim. Resmi rakam şu anda meydanda elhamdülillah 60 bin kişi var. Zaten Sakarya’ya da bu yakışır. Bizim Sakarya ile aramızdaki muhabbeti ancak gönül gözüyle bakanlar görebilir. Bu muhabbeti dizelere dökecek olursak heralde şu şekilde akıp gelirdi; Hep haktan yanasın yiğitsin, mertsin, kimseye eğilmez başın Sakarya. Yeryüzüne indirilmiş cennetsin, ünyada bulunmaz eşin Sakarya. Gönül ikliminin rüzgarı sende, bahtımın bitmeyen baharı sende, tarihimin şanı, zaferi sende, sırtımı dayadığım dağsın sen Sakarya. Gönül coğrafyamızın her rengini her güzelliğini bağrında yaşatan Kafkasların, Balkanlar’ın, Anadolu’muzun her köşesinin kokusunu taşıyan Sakarya’ya hasret gidermeye geldik. Bu coğrafyanın vatan olmasında kanıyla, canıyla, teriyle bedel ödeyen şehitler veren Sakarya geleceğimize güvenle bakmamızın da teminatıdır.
“KILIÇDAROĞLU’NU ÇİĞNEYİP GEÇTİLER”
Milli mücadelede olduğu gibi 15 Temmuz’da da dimdik ayakta durarak hainlere geçit vermeyen bu şehir Türkiye Yüzyılı’nın da yükselen yıldızıdır. Türkiye’nin demokrasi, adalet ve kalkınma mücadelesinin her safhasında sizler yanımızda oldunuz. Bir dönem bizimle birlikte olup da sonra yolunu ayıranların veya yolunu kaybedenlerin aksine Sakarya istikametini hiç bozmadı. Aynı şekilde Sakarya ülkeye eser kazandırmak, millete hizmet etmek için çalışması gereken muhalefetin oyunlarına da hiç gelmedi. İşte sizler de takip ediyorsunuz, ülkenin ikinci büyük partisi işi gücü bırakmış kendi içinde saç saça, baş başa kavga ediyor. Dün Türkiye’yi yönetecek cumhurbaşkanı adayı diye karşımıza çıkardığı genel başkanlarını çiğneyip geçtiler. Onun yanında cumhurbaşkanı yardımcısı diye şehir şehir dolaştırdıkları isimlerin ise yarın ne olacakları belli değil.

MUHALEFETE GÖNDERME
Yaptıkları kongrenin üzerindeki şaibeleri, aday belirleme sürecindeki kirli pazarlıklar ve vahim iddialar izledi. Öyle bir haldeler ki dünya yansa, ülke batsa, kıyamet kopsa, millet feveran etse umurlarında değil. Kendi çıkarlarından, kendi şahsi kariyerlerinden başka hiçbir şeyi gözleri görmüyor. Aslında bunlar tek parti devrinden beri hep böyleydiler. Bunun için milletimiz rahmetli Menderes’ten merhum Özal’a kendi hayallerini paylaşan herkese sahip çıkmıştır. Biz de 21 yıldır ülkenin kalkınması ve gelişmesi için verdiğimiz mücadele ile farkımızı gösterdik. Şimdi de ülkemizi Türkiye Yüzyılı belediyeciliği ile mahalli idarelerde de dünyanın en üst ligine çıkarmak istiyoruz. Milletimizden 31 Mart’ta sandıkta desteği muhalefetin yaptığı gibi siyasi rant paylaşımı değil işte bu vizyonu hayata geçirme iradesi ile talep ediyoruz. Bugün sizlerin karşısına da aynı hissiyatla çıktık.
Sakarya, Türkiye’nin kalbi, Türkiye’de bulunduğu coğrafyanın kalbidir. Tarih boyunca tüm hükümdarların, tüm imparatorlukların gözü hep bu coğrafyada oldu. Boğaz’ları İstanbul’u, Anadolu’yu almak için çok kanlı savaşlar yapıldı. Bu bakımdan Anadolu sadece medeniyetler beşiği değildir. Aynı zamanda bir medeniyetler mezarlığıdır. Bu topraklarda nice devlet kuruldu, hüküm sürdü ve yıkılıp gitti. Nice kral, nice kumandan en son nefesini bu topraklarda verdi. Türk milleti olarak biz de Malazgirt’ten beri vatanımız olan bu toprakları müdafaa için mücadele ediyor, can veriyoruz. Bir asır önce Çanakkale’de ve milli mücadelede yüz binlerce vatan evladını feda ederek Anadolu’yu milletimizin mezarı haline getirmek isteyenlerin elinden kurtardık. Bayrağımız inmesin, ezanlarımız susmasın, mabedlerimizin göğsüne namahrem eli değmesin diye can verdik, ter döktük.
TERÖRLE MÜCADELE MESAJI: “BUNLARI CUDİ’DE TENDÜREK’DE, GABAR’DA GÖMDÜK”
Son 40 yıldır da birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize kasteden bölücü terör örgütüne karşı mücadele yürütüyoruz. Terör örgütü askeriyle, polisiyle, kamu görevlisiyle, korucusuyla, kadını, yaşlısı, genci ve hatta bebeğiyle on binlerce insanımızı katlederek bizden kopardı. Çektiğimiz acıların, maruz kaldığımız ihanetlerin, ödediğimiz bedellerin haddi hesabı yok. Ama hamdolsun her karışı şehit kanlarıyla sulanmış bu cennet vatanı işgalcilere, hainlere, emperyalistlerin tetikçiliğini yapan teröristlere teslim etmedik. Bunları Cudi’de gömdük, bunları Tendürek’te gömdük, bunları Gabar’da gömdük bildiğiniz gibi artık içeride terör örgütleri kalmadı. Hepsi de terk ettiler.
KAAN UÇAĞI
Son olarak güney sınırımız boyunca bir teröristan kurmaya teşebbüs ettiler. Gerçekleştirdiğimiz sınır ötesi harekatlarla bu senaryoyu da yırtıp attık. İnsansız hava araçlarımızla, SİHA’larımızla, AKINCI’larımızla bunları yok ettik. Bunları o mağaralarda yok ettik. Şimdi en son olarak ortaya hangi uçağımızı çıkardık? Şimdi de KAAN’ımızı çıkardık. KAAN’la beraber yine gökyüzü ile buluştuk.
“BARIŞ İSTİYORSAK GÜÇLÜ OLMALIYIZ”
Nerede bir terörist varsa buluyoruz başını eziyoruz. Arkalarında kimlerin olduğuna bakmadan son teröristi etkisiz hale getirene kadar bu mücadeleyi devam ettireceğiz. Tüm bu sürecin bize öğrettiği en önemli hakikat hazır ol cenge eğer ister isen sulhu salah yani barış ve huzur istiyorsan savaşa hazır olmalısın. Türkiye ve Türk milleti olarak şayet bu topraklarda huzur ve güven içinde yaşamak istiyorsak yapacağımız iş bellidir. Güçlü bir savunma sanayiine güçlü bir orduya sahip olmalıyız. Karada, denizde, havada sahip olacağız. Başka ülkeler için bunlar bir tercih olabilir ama Türkiye için her alanda güçlü olmak bir mecburiyettir. Aksi takdirde bizi düşmanlarımıza karşı ne uluslararası hukuk koruyabilir, ne mensubu olduğumuz ittifaklar koruyabilir, ne de acizliğin artık herkesin kabullendiği Birleşmiş Milletler koruyabilir. Bizi düşmanlarımıza karşı koruyacak olan tek şey bileğimizdir, kendi gücümüzdür, kendi imkan ve kabileyetlerimizdir.

Diğer türlü bize bu coğrafyada nefes bile aldırmazlar. Bu gerçeği yakın çevremizdeki örnekleriyle acı bir şekilde görüyoruz. Bosna’da 30 yıl önce yaşanan katliamları hepimiz hatırlıyoruz. Avrupa’nın ortasında Boşnak kardeşlerimiz açıkça soykırıma uğradı. Batılı devletlerin ve kurumların kılı dahi kıpırdamadı. Irak’ta 2 milyon kişi resmen katledildi. Kimse dönüp bakmadı. Azerbaycan toprakları ve onun bir parçası olan Karabağ yıllarca işgal altında kaldı. Hocalı başta olmak üzere pek çok katliam yapıldı. Kimse harekete geçmedi. Suriye’de 1 milyon insan vahşice öldürüldü. 12 milyon insan göçe zorlandı. Zulmü durdurmak için kimse adım atmadı. Gazze’de 7 Ekim’den bu yana çoğu çocuk, kadın ve sivil 30 bin masum Filistinli şehit edildi. 70 binden fazla sivil yaralandı. Ne batılı güçle ne de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi İsrail vahşetini engelleyecek işe yarar bir çaba göstermedi. Tam 140 gündür İsrail’in işlediği insanlık suçlarını sadece seyrediyorlar. Öyle ki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi İsrail’e acil ateşkes çağrısı bile yapmıyor, yapamıyor. Kameralar önünde yasak savma kabilinden İsrail’i eleştiren batılı güçler işgalci İsrail ordusuna her türlü silah desteğini vermeyi sürdürüyor.
“SAVUNMA SANAYİİ BİZİM İÇİN BEKA MESELESİDİR”
Allah korusun yarın bizim başımıza da bir felaket gelse karşılaşacağımız manzara bundan farklı olmayacaktır. Aslında biz bunu da yaşadık. Suriye topraklarından ülkemize yönelik DEAŞ ve PKK tehditleri yoğunlaştığında müttefik dediğimiz ülkeler topraklarımızda konuşlu hava savunma sistemlerini söküp götürdüler. Terörle mücadelede ihtiyacımız olan silahları araç-gereci, mühimmatı vermediler. Hatta bugün dünyanın en büyük üretici ve ihracatçıları arasında olduğumuz tabanca almamıza dahi engel oldular. Sonra ne oldu? Biz tabancamızı yapmaya başladık. Onlar bizden şimdi tabanca istiyorlar. Dolayısıyla KAAN savaş uçağına, Anadolu Gemisi’ne, AKINCI’ya, KIZILELMA’ya, ANKA’ya, Fırtına Obüsleri’ne, Altay Tankı’na burada Sakarya’da çeşit çeşit füze sistemlerine sahip olmak bizim için bir beka meselesidir. Biz bunları yaptık. Şimdi onlar bizden istiyor. Dünyada 5’inci nesil savaş uçağı yapabilen 4 ülke arasına girmemizin gururunu yaşayamayanlar dönüp kalplerindeki millet sevgisini bir sorgulasın. Şayet bu savunma sanayii projelerini hayata geçirmemiş olsaydık Allah göstermesin bugün nasıl bir durumda olurduk düşünmek bile istemiyorum.
Son 21 yılda savunma sektörüne yaptığımız yatırımların karşılığını hem güvenliğimizle hem ihracatımızla almaya başladık. Kendimizle beraber dost ve kardeş ülkelerin ihtiyaçlarını da karşılayan bir ülke haline geldik. Geçtiğimiz yıl 185 ülkeye 230 çeşit ürün ihraç ederek 5,5 milyar dolarlık rekor ihraç tutarı yakaladık. Sakarya diğer alanlarda olduğu gibi bu mücadelede de ülkemizin önde gelen şehirleri arasındaki yerini aldı. Savunma sanayiinde sürekli yükselttiğimiz hedeflerimiz doğrultusunda azim ve kararlılıkla çalışmayı sürdürüyoruz. Yeter ki şu dört ilkeye sıkı sıkıya sahip çıkmaya devam edelim. Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep beraber Türkiye olacağız. Bu irade 85 milyonuyla milletimizle yaşadıkça Allah’ın izniyle Türkiye Yüzyılı’nın doğuşunun önünü kimse kesemeyecektir.

SAKARYA’YA ŞEHİR HASTANESİ AÇILIYOR
Türkiye bugün bölgesel ve küresel bir güç hedefine sahipse gerisinde son 21 yılda ülkemize kazandırdığımız eser ve hizmet alt yapısı var. Ülkemizin her şehri her karış toprağı bu yatırımlardan istifade etmiştir. Sakarya’da son 21 yılda 183 milyar liranın üzerinde yatırım yaptık. Eğitimde şehrimize 3 bin 642 adet yeni derslik kazandırdık. İkinci devlet üniversitesi Sakarya Uygulamalı Birimler Üniversitesi’ni kurduk. Gençlik ve sporda 14 bin 500 kişi kapasiteli yükseköğrenim yurt binaları açtık. 28 bin kişi kapasiteli şehir stadyumu başta olmak üzere 88 spor tesisi inşa ettik. Sakaryalı ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza 4,5 milyar lira tutarında kaynak aktardık. Adalette, 20 bin metrekare açık ve 103 bin metrekare kapalı alana sahip yeni bir adliye sarayı yapıyoruz. Sağlıkta, bin 300 yataklı eğitim ve araştırma hastanesi başta olmak üzere toplamda bin 946 yataklı 23 hastanenin de aralarında olduğu 59 adet sağlık tesisini hizmete açtık. Yapımı süren bin yataklı Sakarya Şehir Hastanemizi inşallah en kısa sürede tamamlayıp hizmete açacağız.
“SAKARYA’YI HIZLI TRENLE BULUŞTURDUK”
TOKİ vasıtasıyla 8 bin 501 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettik. Kentsel dönüşümde şehrimizde riskli yapı olarak belirlediğimiz bin 740 bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdik. Şehrimizdeki 7 adet atık su arıtma tesisi ile belediye nüfusunun yüzde 98’ine hizmet veriyoruz. Sakarya’da 2 millet bahçesi yaptık. Ulaştırmada, 133 kilometreden devraldığımız bölünmüş yol uzunluğunu toplamda 401 kilometreye çıkardık. Kuzey Marmara Otoyolu ile İstanbul’a ulaşımı kolaylaştırdık. Sakarya Üniversitesi,Demokrasi Meydanı Tramvay hattı için çalışmalarımız sürüyor. Sakarya’yı hızlı trenle buluşturduk. Şehir sınırlarımızdaki hızlı tren hattı üzerinde çalışmaların halen sürdüğü yerler bittiğinde Ankara-İstanbul arasındaki seyahat süresi 25 dakika daha azalacaktır. Sakarya’ya hızlı tren fabrikasını kurarak ülkemizin ihtiyacı olan tren setlerinin milli imkanlarla üretilmesini sağladık.

Tarım ve ormanda, Sakarya’ya 2 baraj, 4 gölet, 61 taşkın koruma tesisi, 12 sulama tesisi ve 9 hidroelektrik santral tesisi inşa ettik. İnşa ettiğimiz sulama tesisleri ile 57 bin dekar araziyi sulamaya açtık. Yapımı devam eden 4 sulama tesisi ile 25 bin dekar araziyi daha sulamaya açacağız. Şehrin içme suyu ihtiyacının karşılanmasında önemli bir alternatif olacak Ballıkaya Barajı’nın inşasında yüzde 85 seviyesine geldik. Sakaryalı çiftçilerimize 10 milyar lira tutarında tarımsal hibe desteği verdik. Sanayi ve teknolojide, 2 endüstri bölgesi, 6 yeni organize sanayi bölgesi, 2 teknopark, 24 Ar-Ge merkezi ve 5 tasarım merkezi kurduk. İstihdamı desteklemek için Sakarya’daki işverenlere toplam 6,5 milyar lira tutarında prim teşviki verdik. Enerjide, Sakarya’nın bütün ilçelerine doğal gaz arzı sağladık. İnşallah önümüzdeki dönemde bu yatırımları katlayarak artıracağız. Şu anda cumhurbaşkanı bu kardeşiniz mi, hükümet biz miyiz, dolayısıyla biz hükümet olduktan sonra Sakarya’da yerel yönetimi bizlere verdiğiniz zaman hem yerel yönetim, hem hükümet olarak bütün imkanlarımızla Sakarya her türlü hizmeti görecektir.
İşte Erdoğan’ın açıklamalarının satır başları;
Bu gece idrak edeceğimiz Ramazan-ı Şerif’in müjdecisi olan mübarek Berat gecenizi tebrik ediyorum. Rabbim bizleri sağlık, huzur ve afiyet içerisinde sevdiklerimizle birlikte Ramazan-ı Şerif’e kavuştursun diyorum. Başta Gazze’deki kardeşlerimiz olmak üzere gönül coğrafyamızın dört bir köşesindeki mazlumların Allah yardımcısı olsun diye dua ediyorum.
Öncelikle sizlere olan teşekkür borcumuzu ifa etmek istiyorum. Geçen sene mayıs ayında tarihimizin en kritik seçimlerinden birini yaşadık. 14-28 Mayıs seçimleri Türkiye’nin demokrasi ve kalkınma mücadelesinde daima örnek gösterilecektir. Sadece katılım oranlarının yüksekliği itibarıyla değil sonuçları açısından da mayıs seçimleri bir dönüm noktasıdır. Millet olarak bugün geriye doğru baktığımızda nasıl bir badire atlattığımızı çok daha iyi anlıyoruz. Karşımızdaki ittifakın bugünkü durumunu gördükçe Türkiye’nin ve Türk milletinin verilmiş sadakası varmış diyoruz. İşte bu kritik cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinde Sakarya’mız iradesine sahip çıkarak yine destan yazdı. Yüzde 65’er oy oranıyla bize destek olan Sakaryalı kardeşlerimin her birine şükranlarımı özellikle sunuyorum. Cumhur İttifakı’nın örnek dayanışmasını sergileyen Sakarya inşallah 31 Mart’ta çok daha güçlü şekilde inanıyorum ki yanımızda yer alacaktır.
Şu anda meydana bakıyorum. Resmi rakamı istedim. Resmi rakam şu anda meydanda elhamdülillah 60 bin kişi var. Zaten Sakarya’ya da bu yakışır. Bizim Sakarya ile aramızdaki muhabbeti ancak gönül gözüyle bakanlar görebilir. Bu muhabbeti dizelere dökecek olursak heralde şu şekilde akıp gelirdi; Hep haktan yanasın yiğitsin, mertsin, kimseye eğilmez başın Sakarya. Yeryüzüne indirilmiş cennetsin, ünyada bulunmaz eşin Sakarya. Gönül ikliminin rüzgarı sende, bahtımın bitmeyen baharı sende, tarihimin şanı, zaferi sende, sırtımı dayadığım dağsın sen Sakarya. Gönül coğrafyamızın her rengini her güzelliğini bağrında yaşatan Kafkasların, Balkanlar’ın, Anadolu’muzun her köşesinin kokusunu taşıyan Sakarya’ya hasret gidermeye geldik. Bu coğrafyanın vatan olmasında kanıyla, canıyla, teriyle bedel ödeyen şehitler veren Sakarya geleceğimize güvenle bakmamızın da teminatıdır.
Milli mücadelede olduğu gibi 15 Temmuz’da da dimdik ayakta durarak hainlere geçit vermeyen bu şehir Türkiye Yüzyılı’nın da yükselen yıldızıdır. Türkiye’nin demokrasi, adalet ve kalkınma mücadelesinin her safhasında sizler yanımızda oldunuz. Bir dönem bizimle birlikte olup da sonra yolunu ayıranların veya yolunu kaybedenlerin aksine Sakarya istikametini hiç bozmadı. Aynı şekilde Sakarya ülkeye eser kazandırmak, millete hizmet etmek için çalışması gereken muhalefetin oyunlarına da hiç gelmedi. İşte sizler de takip ediyorsunuz, ülkenin ikinci büyük partisi işi gücü bırakmış kendi içinde saç saça, baş başa kavga ediyor. Dün Türkiye’yi yönetecek cumhurbaşkanı adayı diye karşımıza çıkardığı genel başkanlarını çiğneyip geçtiler. Onun yanında cumhurbaşkanı yardımcısı diye şehir şehir dolaştırdıkları isimlerin ise yarın ne olacakları belli değil.
MUHALEFETE GÖNDERME
Yaptıkları kongrenin üzerindeki şaibeleri, aday belirleme sürecindeki kirli pazarlıklar ve vahim iddialar izledi. Öyle bir haldeler ki dünya yansa, ülke batsa, kıyamet kopsa, millet feveran etse umurlarında değil. Kendi çıkarlarından, kendi şahsi kariyerlerinden başka hiçbir şeyi gözleri görmüyor. Aslında bunlar tek parti devrinden beri hep böyleydiler. Bunun için milletimiz rahmetli Menderes’ten merhum Özal’a kendi hayallerini paylaşan herkese sahip çıkmıştır. Biz de 21 yıldır ülkenin kalkınması ve gelişmesi için verdiğimiz mücadele ile farkımızı gösterdik. Şimdi de ülkemizi Türkiye Yüzyılı belediyeciliği ile mahalli idarelerde de dünyanın en üst ligine çıkarmak istiyoruz. Milletimizden 31 Mart’ta sandıkta desteği muhalefetin yaptığı gibi siyasi rant paylaşımı değil işte bu vizyonu hayata geçirme iradesi ile talep ediyoruz. Bugün sizlerin karşısına da aynı hissiyatla çıktık.
Sakarya, Türkiye’nin kalbi, Türkiye’de bulunduğu coğrafyanın kalbidir. Tarih boyunca tüm hükümdarların, tüm imparatorlukların gözü hep bu coğrafyada oldu. Boğaz’ları İstanbul’u, Anadolu’yu almak için çok kanlı savaşlar yapıldı. Bu bakımdan Anadolu sadece medeniyetler beşiği değildir. Aynı zamanda bir medeniyetler mezarlığıdır. Bu topraklarda nice devlet kuruldu, hüküm sürdü ve yıkılıp gitti. Nice kral, nice kumandan en son nefesini bu topraklarda verdi. Türk milleti olarak biz de Malazgirt’ten beri vatanımız olan bu toprakları müdafaa için mücadele ediyor, can veriyoruz. Bir asır önce Çanakkale’de ve milli mücadelede yüz binlerce vatan evladını feda ederek Anadolu’yu milletimizin mezarı haline getirmek isteyenlerin elinden kurtardık. Bayrağımız inmesin, ezanlarımız susmasın, mabedlerimizin göğsüne namahrem eli değmesin diye can verdik, ter döktük.
TERÖRLE MÜCADELE MESAJI: “BUNLARI CUDİ’DE TENDÜREK’DE, GABAR’DA GÖMDÜK”
Son 40 yıldır da birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize kasteden bölücü terör örgütüne karşı mücadele yürütüyoruz. Terör örgütü askeriyle, polisiyle, kamu görevlisiyle, korucusuyla, kadını, yaşlısı, genci ve hatta bebeğiyle on binlerce insanımızı katlederek bizden kopardı. Çektiğimiz acıların, maruz kaldığımız ihanetlerin, ödediğimiz bedellerin haddi hesabı yok. Ama hamdolsun her karışı şehit kanlarıyla sulanmış bu cennet vatanı işgalcilere, hainlere, emperyalistlerin tetikçiliğini yapan teröristlere teslim etmedik. Bunları Cudi’de gömdük, bunları Tendürek’te gömdük, bunları Gabar’da gömdük bildiğiniz gibi artık içeride terör örgütleri kalmadı. Hepsi de terk ettiler.
KAAN UÇAĞI
Son olarak güney sınırımız boyunca bir teröristan kurmaya teşebbüs ettiler. Gerçekleştirdiğimiz sınır ötesi harekatlarla bu senaryoyu da yırtıp attık. İnsansız hava araçlarımızla, SİHA’larımızla, AKINCI’larımızla bunları yok ettik. Bunları o mağaralarda yok ettik. Şimdi en son olarak ortaya hangi uçağımızı çıkardık? Şimdi de KAAN’ımızı çıkardık. KAAN’la beraber yine gökyüzü ile buluştuk.
SAKARYA’YA ŞEHİR HASTANESİ AÇILIYOR
Yapımı süren 1000 yataklı Sakarya Şehir Hastanemizi inşallah en kısa sürede tamamlayıp hizmete açacağız
Haberin Ayrıntıları Geliyor…
Son dakika gelişmelere anında ulaşmak için Haber7 uygulamasını akıllı cihazlarınıza (iOS, Android) kurabilir, Twitter’da @Haber7 hesabını takip edebilirsiniz.
App Store Google Play Takip Et

Özbekistan Parlamentosu Ombudsmanlığınca organize edilen konferansa aralarında Kamu Başdenetçisi Malkoç’un da bulunduğu çok sayıda ülkeden insan hakları alanında uzman ve yetkili katıldı.
Malkoç, konferansta yaptığı konuşmada, Avrupa’dan Asya’ya insan haklarına çok önem verilmesine rağmen her yerde ihlallerin yaşandığına dikkati çekti.
İsrail’in 7 Ekim 2023’ten beri insanlığın bugüne kadar ulaştığı teknolojiyle ürettiği silah ve bombalarla 140 günden beri ayrım gözetmeksizin Gazze’ye saldırdığını, okullar ve hastaneler dahil her yeri bombaladığını anlatan Malkoç, son yıllarda eşi benzeri görülmemiş insani felakete yol açtığını söyledi.
Malkoç, “Çoğu kadın ve çocuk 30 bin insan öldürüldü. 2 milyon insan yerinden, yurdundan edildi. Bütün bunlar canlı yayınlarla dünyanın gözü önünde işlenen suçlar. İnsan hakları savunucuları olarak insanlık adına umudumuz, bu suçu işleyenler Adalet Divanında ve Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılanıp hak ettikleri cezayı alsınlar.” dedi.

“Türkiye Ombudsmanlığı olarak Uluslararası Ceza Mahkemesine delil teşkil edecek Gazze raporu hazırladık.” diyen Malkoç, şunları kaydetti:
“Bu raporun sunumunu Parlamento Başkanı’nın desteğiyle Türk Parlamentosunun tören salonunda yapacağız. Ombudsman, sivil toplum kuruluşları ve parlamento dayanışmasının güzel bir örneğidir. Hazırlanan bu raporu sizlere ve dünyadaki bütün insan hakları savunucularına göndereceğiz.”

Malkoç, Türkiye Ombudsmanlığı ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği konularında katılımcılara bilgi verdi.
Açılışta konuşan Özbekistan Parlamentosu İnsan Hakları Temsilcisi Feruza Eşmatova da konferansın Özbekistan Ombudsmanlığı’nın 29. yılı dolayısıyla düzenlendiğini, 20’ye yakın ülkeden çok sayıda davetlinin katıldığını belirtti.
Eşmatova, ülkede insan haklarına yönelik çok sayıda yasa ve kararın kabul edildiğini, bu konuya özel önem veren hükümetin girişim ve çabalarının Özbekistan’ın 2030 kalkınma stratejisinde de yer aldığını söyledi.
– “İSRAİL’İN GAZZE’YE, FİLİSTİNLİLERE YAPTIĞI ZULÜM ARTIK DAYANILMAZ NOKTAYA GELMİŞTİR”
Malkoç, konferansa ilişkin gazetecilere yaptığı açıklamada Özbekistan ile Türkiye’nin dost ve kardeş ülkeler olduğunu, hukuk, insan hakları, demokratikleşme alanlarında ombudsmanlıklar ve insan hakları kurumlarının dayanışmasının ve karşılıklı görüş alışverişinde, tecrübe paylaşımında bulunmasının fevkalade önem taşıdığını söyledi.
Özbekistan ile Türkiye’nin yürüteceği ortak çalışmaların tüm Türk dünyasına, bölgeye ve insanlığa faydalı olacağını dile getiren Malkoç, insan haklarının 21. yüzyılda çok daha önemli hale geldiğini, çoğu İslam dünyasında olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinde savaş, gerginlik ve göçlerin yaşandığını, tüm bunların kendilerini çok üzdüğünü ve yüreklerini dağladığını ifade etti.

Malkoç, sözlerini şöyle tamamladı:
“Özellikle 4 aydan beri İsrail’in Gazze’ye, Filistinlilere yaptığı zülüm artık dayanılmaz noktaya gelmiştir. Çoğu çocuk ve kadın olmak üzere 30 bin kişi katledilmiştir. 60 bin ton bomba bir avuç toprağa bırakılmıştır. Amerikalıların Japonya’ya attığı atom bombasının 3 katı tesirinde bomba atılmıştır. Dolayısıyla bu haksızlıklara, bu yanlışlıklara ‘Dur’ demek gerekir. Dünyanın bu konuda daha duyarlı olması gerekir. Bu yanlışlıkları, haksızlıkları yapanların, Uluslararası Ceza Mahkemesinde, Lahey Adalet Divanında yargılanması gerekir.”
Bir dizi ziyaret ve temaslarda bulunmak üzere Manisa’ya gelen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Yunusemre Belediye Başkanı Mehmet Çerçi’nin ev sahipliğinde hemşeri dernekleri temsilcileriyle İrfan Meclisi’nde bir araya geldi.
Burada açıklamalarda bulunan Yılmaz, “Ekonomide istikrar yönünde çalışmalarımızın yanı sıra yerli milli teknolojide büyük bir dönüm nokta noktasını bu hafta içinde yine birlikte yaşadık. Türk Havacılık ve Uzay Sanayi TUSAŞ tarafından geliştirilen Milli Muharip Uçak Kaan ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi. Hepimize gerçekten gurur veren bir anı daha yaşamış olduk. Tüm Türkiye duasıyla ilk kez gök vatan ile buluşan 5. nesil savaş uçağımız KAAN ile yılların emeği meyvelerini vermeye başladı. Önümüzdeki süreçlerde daha bir gelişerek inşallah hava kuvvetlerimizin envanterine girdiğini de hep birlikte göreceğiz. Buna başlangıçta neler dendiğini hepiniz hatırlıyorsunuz. ‘Kalorifer peteği’ diyen oldu, ‘demir yığını’ diyen oldu, küçümsemeye çalışanlar oldu. Çok şükür 3 binden fazla mühendisimiz Türk halkının hayalleri için projeye yüreklerini koydular ve o sözleri söyleyenleri mahcup ettiler. Mahcup etmeye de devam edecekler inşallah yeni projelerle. Savunma sanayimizin geldiği noktayla ve mühendislerimizin başarısıyla gurur duyuyoruz. Tabii bunlar kendiliğinden gerçekleşmiyor. Cumhurbaşkanımızın güçlü siyasi iradesi, siyasi istikrar zemininde bunları gerçekleştiriyoruz. Kararlı olunca işte bunlar başarılıyor, gerçekleştiriliyor. Daha da ileriye inşallah gideceğiz. Şimdi önümüzde Türkiye’nin ilk yerli ve milli haberleşme uydusu Türksat 6A’nın uzaya fırlatılması var. Dünya üzerinde haberleşme uydusu üretebilen ilk 11 ülkeden birisi olarak Türksat 6A ile uzayda inşallah iş sahibi olacağız. Yine geçtiğimiz günlerde astronotumuz biliyorsunuz gitti, geldi. Bu da uzayı artık yeni nesillerin gündemine tam anlamıyla yerleştirdi. İnanıyorum ki gelecekte uzayda da Türkiye çok farklı bir konumda olacaktır. Bu işler bir anda olmuyor. İşte bir süreçle adım adım kararlı bir şekilde bu yönde hareket etmeye devam edeceğiz” dedi.
Cumhur İttifakı yönetiminde Manisa’yı Türkiye yüzyılı belediyeciliğinin örnek şehirlerinden biri olarak gördüğünü anlatan Yılmaz, “Mart seçimlerine hazırız. Az önce büyükşehir belediye başkanımızı dinledik. Gerçekten örnek bir belediyecilik. Bütçesinin yüzde 40’nı yatırıma harcayan bir belediye. Şimdi gerçek belediyecilik nedir derseniz ben şöyle tarif ediyorum; amacı doğrultusunda belediye imkanlarını, kaynaklarını kullanmak ve bunu da verimli bir şekilde kullanmak. Eğer siz belediyenin kaynaklarını şan şöhret için kullanırsanız ,ideolojik amaçlarla, başka amaçlarla kullanırsanız gerçek belediyecilik yapamazsınız ve halka hizmet edemezsiniz Ama bu kaynakları halkın ihtiyaçları için kullanırsanız, verimli bir şekilde kullanırsanız o zaman işte algı belediyeciliği değil, gerçek belediyecilik yapmış olursunuz” diye konuştu.
Muhalefeti de eleştiren Yılmaz, “Mayıs ayında bu yapısıyla muhalefet Türkiye’de iktidar olsa Türkiye şu anda ne halde olurdu onu milletimizin takdirine bırakıyorum. Bu kadar didişme, çekişme, partiler arası, partiler için böyle bir yapı sadece muhalif olmak üzerinden bir araya gelmiş yapının ülkemize ne tür bedeller ödetebilir olduğunu ifade etmek istiyorum. Vatandaşımızın bu anlamda basiretine, ferasetine ve bize verdiği desteğe şükranlarımı sunmak istiyorum. Cumhurbaşkanımız da her zaman söylüyor. ‘Biz bu halka efendilik yapmak için gelmedik, hizmetkar olmaya geldik’ diyor. Dolayısıyla yerelde merkezde aynı anlayışla insanı odağına alan, ‘insanı yaşat ki devlet yaşasın’ zihniyeti içinde bir belediyeciliği de devam ettireceğiz. Mehmet başkanımız yılların tecrübesiyle sizlerin desteğiyle, duasıyla inşallah bu hizmetleri daha üst noktalara taşıyacağız” dedi.
]]>Orzaks İlaç Genel Müdürü Yunus Emre Alimoğlu ve Alyors Yönetim Kurulu Başkanı Ecz.Selman Alimoğlu hem global bakış açısına hem de ülkemiz ekonomisi için OTC sektörünün güçlü potansiyeline dikkat çekti.
Yapılan yatırımlarla ihracat gelirlerini arttırdı
Özellikle pandemi sonrasında dünya çapında büyük bir sıçrama yaşayan takviye gıda sektörünün ülkemiz açısından güçlü bir potansiyeli olduğunu söyleyen Ecz.Selman Alimoğlu, “Ekonomi otoritelerinin de vurguladığı gibi Türk ekonomisinin en büyük sorunlarından birisi cari açık. Bunun en önemli nedeniyse ihracatımızın ithalatı karşılayamaması. İthalatı azaltarak her alanda kendi kendine yeten bir ekonomiye sahip olmak, globalleşen her firmanın ana hedeflerinden birini oluşturmalı. Takviye gıda sektörü, bu hedefe ulaşmamızda önemli katkılar sağlayabilir.” değerlendirmesini yaptı.
2023 yılında sektöre yapılan yatırımların, Türkiye’ye milyonlarca dolarlık yeni ihracat gelirlerinin kapısını aralarken benzer ürünlerin ithalatını azalttığını ve cari açığın küçülmesine yardımcı olduğunu vurgulayan Yunus Emre Alimoğlu, “Her sektörün ithalatın önüne geçmek gibi ana bir gayesi olmalı ve buna yönelik küçük ya da büyük bir adım atılmalı. Orzaks olarak takviye ürünler konusunda hem ithalatın önüne geçerek ülkeden döviz çıkışını engelliyor hem de ihracat yaparak döviz girdisi sağlıyoruz.” dedi.
“Pazarda çok ciddi boşluk, büyük fırsatlar bulunuyor”
Pazarda çok ciddi boşluk, büyük fırsatlar bulunuyor. Global pazarda 2028 yılına kadar yüzde 5-6, Türkiye’de ise 2028 yılına kadar kutu bazında yıllık ortalama yüzde 25-30 büyüme öngörüyoruz. Sürekli artan talepler, yeni yatırımlar, lojistik erişim kolaylığı ve coğrafi konum nedeniyle dünya pazarındaki denge, Türkiye’deki üreticilerin lehine dönüyor. Son yıllarda sektörde yaşanan aşırı sentetikleşme ve gıda ürünlerindeki genetik bozulmanın da etkisiyle tüketicilerin doğal ürünlere talebi artıyor.” vurgusunu yaptı.
80 milyon dolarlık yatırım
Şu an fabrikalarında yılda yaklaşık olarak 30 milyon kutuluk kapasiteye sahip olduklarını belirten Yunus Emre Alimoğlu, “Ham maddelerin endüstriyelleşmesine yönelik yaptığımız Ar- Ge yatırımıyla birlikte yeni bir üretim hattını da devralıyoruz onun da kapasitesi yaklaşık olarak 30 milyon kutu olması hedefleniyor. İki yıl içerisinde Türkiye’de ki yeni fabrikamıza 1.2 milyar TL’lik yatırım yapacağız. Türkiye’deki yeni fabrikamızı 2025 yılında devreye almayı hedefliyoruz.’’ dedi.
Yerli üretim stratejik bakımdan da önemli
Takviye ürünlerin yerli ve milli üretiminin, Anadolu’da özellikle endemik bitkilerin korunması yönünden de kritik önemi olduğunun altını çizen Yunus Emre Alimoğlu, “Sektör ayrıca Anadolu’da köylüleri ve kooperatifleri harekete geçirme potansiyeline sahip. Açılacak fabrikalar doğası gereği tam otomatik sistemlerle çalışıyor. Bu diğer sektörlerdeki kadar istihdam yaratmıyor gibi görünse de sektörün alt katmanlarında çok büyük bir istihdam sağlanıyor. 2004 yılında birkaç kişiyle çıkmış olduğumuz yola bugün yaklaşık 1200 kişilik istihdam sağlıyoruz. 2024 yılı içerisinde açacağımız fabrikamızla istihdam alanlarımızı ve üretim kapasitemizi arttırmaya devam edeceğiz.” şeklinde konuştu.
]]>Bugün dünyanın ekonomik olarak önde gelen ülkelerine bakıldığında sanayi ve teknoloji alanında da ileride olduklarının gözlemlendiğini belirten Görgün, şunları kaydetti: “Savunma sanayi, ileri teknolojinin ve sanayinin lokomotifi konumundadır. Bu alanda yapacağımız her çalışma ve ekosistemimizde elde edeceğimiz derinlik, bizi daha da ileriye taşıyacaktır. Türk savunma sanayisinin dışa bağımlılığını bitirme hedefi iyi bir noktaya gelmiş olup, ülkemiz artık teknoloji ithal eden değil, teknoloji ihraç eden bir ülke konumuna doğru emin adımlarla yürümeye devam etmektedir. İleri teknolojiye sahip savunma sanayi ürünlerinin, inovasyon odaklı diğer sektörlere öncülük etmesine katkıda bulunması inancıyla kamu, üniversite ve özel sektör olarak hep birlikte gerçekleştireceğimiz çalışmalar sayesinde daha ileri seviyelere ulaşmak mümkün olacaktır.

UÇAK, İHA VE HELİKOPTER PARÇALARI ÜRETİLECEK
Türk savunma sanayi ekosisteminin asrın felaketinin ilk anından itibaren gerek gönüllü insan gücü, gerek teknik donanım, gerekse de yatırımlarıyla milletin hizmetinde olduğunu hatırlatan Görgün, şöyle devam etti: “6 Şubat’ta yaşanan iki büyük yıkıcı depremin ardından, Türk savunma sanayimiz tarafından geliştirilen insansız hava araçları, uydu sistemleri, farklı tip ve özelliklerde kameralar, radar sistemleri, jeneratörler ve haberleşme sistemleri gibi pek çok yerli ve milli teknolojik ürün ve sistem, afetin başarıyla yönetilmesinde büyük rol oynamıştır. Yapılan arama ve kurtarma faaliyetleri, savunma sanayimizin imkan ve kabiliyetlerinin topyekün olarak milli kapasiteye katmış olduğu değeri bizlere bir kez daha ispatlamıştır. Başkanlığımız tarafından, Türkiye Tek Yürek Kampanyası çerçevesinde taahhüt edilen yardımların kapsamı, AFAD ile imzalanan ‘Deprem Bölgesine Yapılacak Yardımlar Hakkında İşbirliği Protokolü’ ile belirlenmiş olup, savunma sanayi firmalarımız tarafından bölgeye yardım amacıyla geçici ve kalıcı yerleşim bölgeleri inşa edilmesi için 600 milyon lira, iskan ve istihdam faaliyetleri için de 3 milyon lira tutarında kaynak tefrik edilmiştir.”

Görgün, açılışı gerçekleştirilen tesiste, uçak, İHA ve helikopter parçaları üretileceğini belirterek, buradaki tesise ilaveten ikinci ve üçüncü aşamada, havaalanı bitişiğinde daha büyük bir üretim tesisi kurmayı ve bu tesisi ise 4 yıl içinde tamamlamayı hedeflediklerini ifade etti.
Milli Savunma Bakan Yardımcısı Şuay Alpay da 6 Şubat 2023’te tüm Türkiye’nin yüreğinin yandığını, büyük acılar ve hüzünler yaşandığını hatırlattı.

Depremler sonrasında yaraların sarılması için harekete geçildiğini belirten Alpay, şöyle konuştu: “Şüphesiz, depremle çok canımız yandı, çok canlar kaybettik. Çok sayıda bina, iş yeri ve tesislerimizi kaybettik. Ama Allah’ın yardımıyla bu aziz millet, devletin bütün kurumlarıyla el ele vererek acıların üstesinden gelmeyi başardı. TSK, emniyet, jandarma, güvenlik kuvvetlerinin tüm unsurları ilk andan itibaren tam bir seferberlik anlayışıyla deprem mahallindeki hadiselere müdahil olmuştur. Bugün geldiğimiz noktada yaşadığımız büyük acılardan sonra büyük müjdelerle yolumuza devam etmek zorundayız. Dün bütün dünyanın yakından takip ettiği gibi 5’inci nesil milli muharip uçağımız Kaan, gök yüzündeydi. Dün Türkiye için de bize umut bağlayan mazlum coğrafyada yaşayanlar için de çok önemli bir gündü. Dünden bugüne acılar yaşadık ama hiçbir tereddüttünüz olmasın. Bu acıları, bu hüzünleri sevinçlere, müjdelere taşımak suretiyle sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğiyle Savunma Sanayi Başkanlığımızın koordinasyonu ve öncülüğünde bütün savunma sanayi şirketlerimizin yöneticileri ve çalışanlarının çok üstün gayretiyle sizlerle birlikte gereken hizmeti sunacağız.”
Açılışa, AK Parti Kahramanmaraş milletvekilleri Tuba Köksal, Mehmet Şahin, Ömer Oruç Bilal Debgici, Mevlüt Kurt, Büyükşehir Belediye Başkanı Hayrettin Güngör, Garnizon Komutanı Tuğgeneral Mehmet Emin Terzioğlu, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Gökhan İnan, İl Emniyet Müdürü Nurettin Gökduman, kaymakamlar, ilçe belediye başkanları ve ilgililer katıldı.
Dersten önce bir açış konuşması yapan Rektör Prof. Dr. Avşar, iki kardeş ülkenin iki farklı sınıfını birleştirdikleri için mutlu olduklarını söyledi. Üniversite olarak yeni dönemde odaklarına uluslararasılaşmayı aldıklarını hatırlatan Rektör Prof. Dr. Avşar, başta Türk devletleri olmak üzere Balkanlar, Uzak Doğu, Afrika ve diğer bölgelerden üniversitelerle iş birliklerini güçlendireceklerinin altını çizdi.
HEDEF ENTEGRASYON VE ÇİFT DİPLOMA
Buhara Devlet Üniversitesi ile yapılan ortak dersin adının “Avrasya’da Kültür ve Siyaset” olarak seçilmesinin çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Avşar, ortak derslere Türk devletleri ile ve Türkçe olarak başlamanın da değerli olduğunu kaydetti.
Dersin iki üniversitenin müfrredatında yer alacağını belirten Prof. Dr. Avşar, bir sonraki adımın üniversiteler arası entegrasyon olacağını ve ortak diploma için de çalışmalar yapmayı amaçladıklarını söyledi. Üniversite hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Avşar, İstanbul Ticaret Üniversitesi’nin temelinin esasında İstanbul Ticaret Odası tarafından 1882’de kurulan Mekteb-i Ticaret olduğunu, bu açıdan bakıldığında üniversitenin 2001’de yeniden kurulduğunu ifade etti. Bugün altı fakülte, beş enstitü ve bir meslek yüksekokulu ile akademik faaliyetlerine devam ettiklerinin altını çizen Rektör Prof. Dr. Avşar, 1200’ü uluslararası olmak üzere 10 bin öğrencinin bulunduğunu hatırlattı. Prof. Dr. Avşar, sözlerini dersin hocaları İstanbul Ticaret Üniversitesi’nden İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Zebiniso Kamalova ve Buhara Devlet Üniversitesi’nden Doç. Dr. Rasulov Zubaydullo İzomoviç ile dersin altyapısını hazırlayan Bilgi İşlem Daire Başkanlığı ve Ticaret Medya Merkezi’ne teşekkür ederek tamamladı.
“İLİM VE MEDENİYET BUHARA’DAN YAYILDI”
Daha sonra söz alan Buhara Devlet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Khamidov Obidjon Khafizovich, Türkiye’den öğrencileri görünce Bursa’da 1992’de başladığı kendi üniversite öğrenciliğini hatırladığını söyledi.
Türkiye ile birlikte yapacakları çok iş olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Khafizovich, İstanbul Ticaret Üniversitesi ile yaptıkları bu iş birliğinin gelişerek sürekli devam etmesi temennisinde bulundu. İstanbul Ticaret Üniversitesi öğrencilerini değişim programları ile Buhara’da ağırlamak istediklerini belirten Prof. Dr. Khafizovich Buhara’nın eğitim ve medrese şehri olduğunu, ilim ve medeniyetin buradan dünyaya yayıldığını söyledi.
Avrasya’nın dünyanın merkezi, Özbekistan’ın ise Avrasya’nın kalbi olduğunu savunan Prof. Dr. Khafizovich İslam medeniyetinin buradan yayılmasının yanı sıra Türk, Arap ve Fars kültürünün de burada geliştiğinin altını çizdi.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in iki ülke arasındaki ilişkileri geliştirmeyi çok önemsediklerini ifade eden Prof. Dr. Khafizovich “Bizler de İstanbul Ticaret Üniversitesi ile iş birliğinin öneminin farkındayız, akademik iş birliğini arttırarak devam edeceğiz” dedi.
Prof. Dr. Khafizovich Buhara Devlet Üniversitesi’nin büyük bir üniversite olduğunu, 10 fakülte ve 23 bin öğrenciyle akademik faaliyetlerini devam ettirdiğini söyleyerek sözlerini tamamladı. Rektör konuşmalarının ardından İstanbul Ticaret Üniversitesi’nden İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Zebiniso Kamalova ve Buhara Devlet Üniversitesi’nden Doç. Dr. Rasulov Zubaydullo İzomoviç “Avrasya’da Kültür ve Siyaset” dersine geçtiler.
ÖZBEK ÖĞRENCİLER MEKATRONİK DERSİ ALDI
Türk Dünyasından farklı üniversitelerle düzenli olarak devam ettirilecek ortak derslerin ikincisi ise aynı gün Taşkent Dokumacılık ve Hafif Sanayi Üniversitesi’yle yapıldı.
İstanbul Ticaret Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdülkerim Kar tarafından Küçükyalı Yerleşkesi’nde İngilizce verilen dersi Taşkent Dokumacılık ve Hafif Sanayi Üniversitesi Mekatronik Mühendisliği öğrencileri online ve görüntülü olarak takip etti.
CHP-DEM PARTİ İTTİFAKI
CHP, İstanbul Esenyurt Belediye Başkanlığı için aday ilan ettiği Ali Gökmen‘i HDP/DEM Parti ile yaptığı pazarlık sonucu sağlık sorunlarını gerekçe göstererek geri çekti. Gökmen’in yerine daha önce HDP’den milletvekili adayı olan ve aynı zamanda CHP’li İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun başdanışmanı görevinde bulunan Ahmet Özer aday gösterildi.
Esenyurt’ta ‘kent uzlaşısı’ adı altında ittifak yapan CHP ile DEM Parti’nin yaptığı pazarlığın ayrıntıları belli oldu.
PANİKLEYEN CHP GERİ ADIM ATTI
Akşam gazetesinde yer alan habere göre; ilk olarak CHP Esenyurt İlçe Başkanı Hüseyin Ergin tarafından hazırlanan listeye HDP/DEM Parti tepki gösterdi. Tokatlı olan Ergin’in hemşerilerini listeye yazdığı iddia edildi. HDP/DEM bu listeye karşılık seçilecek yerlerden en az 8 kişi yazdırmak istedi. Bu teklif de CHP tarafından olumsuz karşılandı. Talepleri karşılanmayan DEM, zaten hazırda olan kendi listelerini ilçe seçim kuruluna verdi. HDP/DEM Partili Süleyman Avşar, Esenyurt adayı olarak ortaya çıktı, “Listemizi verdik. Esenyurt’ta seçime giriyoruz” açıklaması yaptı. Bu çıkışın ardından CHP panikledi ve geri adım attı.
CHP, 40 KİŞİLİK LİSTEDE DEM’E 17 SIRA AYIRDI
CHP Esenyurt İlçe Başkanı Hüseyin Ergin tarafından hazırlanan listeye son anda müdahale geldi. Listenin yüzde 42,5’ini DEM Parti’ye ayıran CHP, 40 kişilik meclis üyesi listesinin 17 sırasını ittifak ortağına tahsis etti.
DEM Parti için listenin 3, 7, 9, 13, 16, 19, 20, 22, 24, 25, 27, 29, 31, 34, 36, 38 ve 40’ıncı sıraları boş bırakıldı. HDP/DEM tarafından İlçe Seçim Kurulu’na verilen listede bulunan isimlerin boş bırakılan yerlere yazıldıktan sonra listenin son şeklini alacağı öğrenildi. 23 Şubat saat 17.00’ye kadar listenin son şeklini alması gerekiyor. Listeye göre HDP/DEM Parti’nin meclise en az 7 üye sokması bekleniyor.

STRATEJİSİ DEĞİŞTİ
Bir önceki yerel seçimle bu seçim arasında fark olduğunu kaydeden Özel, “HDP o zaman bir talebi olmaksızın AK Parti’ye kaybettirmek için her şeyi yapıyordu. Bu seçimde gücünü AK Parti’ye değil biraz da muhalefete göstermek talebinde” dedi. DEM’in AK Parti ile 1 Nisan sonrasına yönelik görüşmeler yapıldığını öne süren Özel, “DEM Parti’nin izlediği stratejide kendi sözcüleri, milletvekillerinden okuduğumuz yalanlanmayan bir şekilde, kayyum atama meselesi başta olmak üzere çeşitli görüşmeler yapılıyor. Bize kazandırmak değil, gerekirse kaybettirmek üzerine bir strateji var, bu çok ortada” diye konuştu.
“ŞARTLAR ALEYHİMİZE”
İYİ Parti ve diğer ittifak ortaklarıyla tekrar iş birliği yapmaya gayret ettiklerini aktaran Özel, “Ama bunlar çok sınırlı kalabildi. Ben beyaz çiçeği aldım gittim ama eski ortakları ittifak yapmaya razı edemedim. Elimden geleni yaptım. Şartlar çok lehimize değil gibi gözüküyor. Ancak diğer yandan seçmende ve reflekslerinde bir değişiklik yok” ifadelerini kullandı.
AHMET ÖZER’İN SİCİLİ KABARIK
CHP ile DEM Parti’nin İstanbul’un Esenyurt ilçesindeki ortak adayı Prof. Dr. Ahmet Özer’in sicilinin kabarık olduğu ortaya çıktı. Özer’in HDP/DEM Parti çizgisinde makalelerinin ve açıklamalarının olduğu belirlendi.

2015’TE HDP ADAYI
Aydınlık gazetesinde yer alan habere göre, CHP’nin Özer’den önce aday gösterdiği ve “Sağlık sıkıntıları nedeniyle çekildi” dediği Ali Gökmen’in sağlık gerekçesiyle değil, kendisiyle yapılan şartlı anlaşmadan dolayı Özer’in aday olabilmesi için çekildiği öğrenildi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İstanbul Planlama Ajansı’na danışmanlık hizmeti veren Özer’in CHP’ye de “Kürt meselesi” raporları hazırladığı aktarıldı. Özer’in köşe yazısı ve makalelerinde terör örgütü PKK’ya hiç kusur bulmaması, yeniden açılım önermesi ve CHP’ye DEM Parti konusunda cesur olma çağrıları yapması da göze çarpıyor.
“KÜRTÇE RESMİ DİL OLMALI”
CHP’nin DEM Parti’yle uzlaşarak Esenyurt’ta aday gösterdiği Prof. Dr. Ahmet Özer, Kürtçenin eğitim dili olarak kabul edildiği, ideolojik olarak “tarafsız” vurgulardan oluşan, Kürt kimliğine de atıf yapılan çok kimlikli bir vatandaşlık tanımı içeren hukukî düzenlemeleri savunuyor. Bu talepler de Anayasa’nın ilk dört maddesinin değiştirilmesi anlamına geliyor. Özer, 12 Ocak 2023’te Rudaw TV’ye verdiği röportajında Kürtçe tartışmalarına “Bir toplumu ileriye götürmek istiyorsanız en önemlisi ona dilini öğretmelisiniz. Kendi anadili ile öğrenmeli, bilim yapmalı. Gelişmiş toplumlar çok dilli toplumlardır” sözleriyle dahil oluyor. Özer, Kürtçenin seçmeli dil olarak müfredatlarda yer almasını yetersiz buluyor. Pek çok yazı ve demecinde Türkçe ve Kürtçe iki dilli eğitimin “gerekliliğinin” altını çiziyor.
“TÜRK KAVRAMI DAYATILIYOR”
Ahmet Özer, ilk dört madde ile 66. maddeyi ilgilendiren anayasal taleplerini CHP’nin düşünsel merkezlerinden Sosyal Demokrasi Vakfı’nın (SODEV) Dergisinde 14 Ocak 2015’te şöyle tarif ediyor: “Kürt sorunu bağlamında en acil çözmemiz gereken başlık, vatandaşlık meselesidir. 1982 darbe anayasası, vatandaş olan herkesi ‘Türk’ diye niteliyor. ‘Türk kelimesi aslında etnik değil, Kürdü de kapsayan bir üst kimliği ifade eder’ iddiası ise hem temelsiz hem de inandırıcı değil. Çünkü söylemlere, uygulamalara, mevzuata ve mahkeme kararlarına baktığımızda Türk kavramının açıkça bir ırkı tarif ettiğini ve diğer etnik gruplara dayatıldığını görüyoruz. Burada gereken, Mustafa Kemal Atatük’ün 1921 Anayasası’nda kullandığı ‘Türkiye halkı’ veya ‘Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı’dır… Bütün bunlar ortada dururken bir kimliği diğerlerinin arasından çekip hepsine hakim kılmaya çalışmak, ulus devletin bütün farklılıkları teke indirgeme dönemine aittir ki; bu dönem de artık geride kalmıştır/kalmalıdır.”
“ETNİK YAPILARIN MÜTABAKAT SENEDİ”
Özer, Anayasa ile ilgili fikirlerini SODEV Dergisinin 105/106 numaralı nüshasında “Yasalardaki ırkçı ve antidemokratik söylem, tanım ve belirlemelerin ayıklanması ve fiili uygulamaların buna uyması gerekir. Hiç kuşkusuz bütün değişikliklerin ilk adımı ve temeli anayasa değişikliğidir. Başta 66. madde -’Türkiye devletine vatandaşlık bağıyla bağlı herkes Türk’tür’ ibaresi- olmak üzere diğer etnisiteleri dışlayan milliyetçi ve ırkçı maddeler değiştirilmelidir… İnsanın şerefi olan kimliğini reddetmeyen, çokluk içinde birlik bu sayede ve bu temelde sağlanabilir” cümleleriyle sürdürüyor. Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) Dergisinin 17. sayısında bu anayasayı “Farklı etnik yapıların, mezheplerin milli mütâbakat senedi olan bir anayasa” diye tarif ediyor. 12 Şubat 2021’de Mersin Kent Haber Sitesinde “Yeni anayasanın felsefesi ne olmalı? Her şeyden önce ideolojik olarak tarafsız olmalı, etnik bakımdan kör olmalı, din ve inanç açısından tamamen tarafsız durmalıdır” tezini paylaşıyor.
ÖZERKLİK İSTEDİ
Ahmet Özer, “kent yönetiminde özerklik” adı altında eyalet sistemi talep ediyor. Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik şartına konulan çekincelerin kaldırılmasını teklif eden Özer, TOHAV Dergisinin 17. sayısında şu ifadeleri yazıyor:
“Yerel yönetimler kendi parlamentolarıyla idare edilmelidir. Kendi güvenliğini asayişini kendi sağlamalıdır. Kendini idare etmek kamçılayıcı olacaktır; öz savunmalarını yapma gibi sorumlulukları yerel yönetimler üstleneceğinden ulusal projelere yönelim hız kazanacaktır.”
Özer pek çok söylevinde terörle mücadele yasasını, milli savunmaya ayrılan bütçeleri ve koruculuk sistemini de eleştiriyor:
“Bütçesinin önemli bir kısmı her yıl savunma giderlerine ayırmakta; çatışmalar bölgenin iç dinamiklerini ve ulusal zenginlikleri, köylerini, kasabalarını, kentlerini, ormanlarını, topraklarını, hayvanlarını ve hatta insanlarını yok etmekte; devlet, çözemediği sorunun çözümünde, koruculardan medet ummakta, koruculuğu yaygınlaştırmakta, bunu yaparken hem sorunu besleyen çağdışı kurumları korumakta ve geliştirmekte hem de iç barışı sağlayacak toplumsal dengeyi dinamitlemektedir.” (24 Haziran 2021 Independent Türkçe)
“KÜRTLER’İN DEVLET KURMA HAKKI VARDIR”
CHP’nin İstanbul’un Esenyurt ilçesinde DEM Parti’yle uzlaşarak aday gösterdiği Prof. Dr. Ahmet Özer’in önceki gün 7 Ağustos 2014’te Rudaw TV’de söylediği “Irak bölünürse, bağımsızlık ilanı daha meşru hale gelebilir. Ancak, Irak bölünmese de Kürtler’in devlet kurma hakkı vardır. Nitekim Kürtler referanduma gidecek. Güney Kürtleri için tarihi adım olan bağımsızlık mukadder görünüyor” ifadeleri gündem olmuştu.
Özer’in yine aynı kanalda Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyini ABD desteğiyle işgal eden PKK uzantısı YPG’yi korumasını istediği de görüldü. Özer, “Kürtler Kasr-ı Şirin’de ikiye bölünmüştü. Lozan’da da dörde bölündüler. Uzun süre bölünmenin her türlü dezavantajını yaşadılar. Ama sanırım ilk defa Kobani’de birleştiler, bir oldular. Bunun getirisini, tadını, onurunu yaşayarak gördüler… (Türkiye) Şimdi de Suriye’de yanlış politikaya bir yenisini ekleyerek birçok bahaneyle, tarihsel ve akrabalık bağlarından ötürü koruyup kollaması gereken ve Suriye’de ancak bu yolla etkin olması olası Kürtleri karşısına alarak kazanımlarını sönümlendirmeye uğraşmaktadır” dedi.
________________
ÖZEL’DEN ‘KANDIRILDIK’ İTİRAFI
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “HDP önceki seçimde AK Parti’ye kaybettirmek için her şeyi yapıyordu. Bu seçim bize kaybettirmek üzerine stratejileri var” dedi.
Meclis’te gazetecilerle bir araya gelen CHP Genel Başkanı Özgür Özel, DEM Parti’ye yönelik çarpıcı ifadeler kullandı. Özgür Özel, kent uzlaşısı kapsamında DEM ile bir protokol yapmadıklarını ancak bir seçim bölgesinde DEM Parti‘nin kendi kriterlerine uyan aday olması durumunda onu destekleyebileceğini ifade ettiğini söyledi.
]]>Gerçekleştirilen operasyonlarda Fransız İstihbarat Servisine 1 yıldır casusluk yaptığı deşifre edilen 3 kişilik hücre yapı ile Çin istihbarat servisleri için Doğu Türkistan derneklerinin ileri gelenleri ile bazı dernek ve kuruluşlar hakkında bilgi topladıkları tespit edilen 7 şüpheli yakalandı.
FRANSIZ İSTİHBARAT SERVİSİNE CASUSLUK YAPAN 3 ŞAHIS TUTUKLANDI
MİT Başkanlığı tarafından mercek altına alınan ve Fransız Dış İstihbarat Servisi adına casusluk yaptığı deşifre edilen Ahmed Katie; Fransa’ya ilticaya hazırlanırken MİT ve İstanbul Emniyet Müdürlüğünün ortak şekilde gerçekleştirdiği operasyon sonucunda yurt dışına çıkmadan hemen önce birlikte çalıştığı Hüsam Elnahar ve İbrahim Shewaish isimli şahıslar ile birlikte yakalanarak tutuklanıp cezaevine gönderildi.
ÇİN İSTİHBARATINA BİLGİ SAĞLAYAN 7 ŞÜPHELİ YAKALANDI
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunun yürüttüğü soruşturma kapsamında topladıkları bilgileri Çin istihbaratıyla paylaştığı belirlenen 7 şüpheliye yönelik operasyon düzenlendi.
Millî İstihbarat Teşkilâtı ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube ve Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin ortak çalışması ile düzenlenen operasyonda 7 şüpheli yakalandı.
Gerçekleştirilen operasyonda çok sayıda dijital materyal, 11 bin 145 euro, 105 bin 713 dolar, 3 bin 410 riyal ve 14 bin 150 TL para ile birlikte 2 adet ruhsatsız tabanca ve 51 adet fişek ele geçirildi.
Yakalanan şüphelilerin Çin Halk Cumhuriyeti İstihbarat unsurları ile görüşmeler gerçekleştirdikleri, Türkiye’de yaşayan Türkistan kökenli şahısların ileri gelenleri ve Türkiye’de faaliyet gösteren Doğu Türkistan dernekleri ve kuruluşları hakkında bilgi derledikleri ve Çin Halk Cumhuriyeti istihbarat unsurlarına topladığı bilgi ve belgeleri aktardıkları tespit edildi.
FRANSIZ İSTİHBARATI ADINA CASUSLUK YAPAN ‘SÖZDE AKTİVSİT: AHMED KATİE
Türkiye’deki siyasi partilerle irtibat kurmaya çalışan, kendini kamuoyunda sözde aktivist gazeteci olarak tanıtan, Türk devlet yetkililerinden sözde tehditler aldığını anlatan Ahmed Katie ’nin kamuoyunda paylaşılmamış olan gizli bilgileri, Türkiye’deki Suriyeli sığınmacılar ve Türkiye’nin göç politikaları hakkında gerçek dışı bilgileri ve Türkiye’yi Avrupa’da zor durumda bırakacak yalan bilgi ve belgeleri casusluk kapsamında temin edip Fransız istihbarat servisine ilettiği tespit edildi.
Yabancı medya kanalları ile canlı yayınlar gerçekleştiren ve bu yayınlarda “Suriyeli şahısların Türkiye ile Suriye sınırında Türk askerleri tarafından öldürüldüğü”, “Türkiye ile Yunanistan sınırında Türk sınır muhafızlarının 55 göçmeni Meriç Nehri’ne attığı”, “Türkiye’nin mültecilere yönelik gözaltı merkezlerinde sözde işkence uyguladığı” gibi yalan haberleri servis eden Ahmed Katie ’nin ayrıca Suriye’de hukuki süreçleri devam eden Suriyelilere sahte belge temin ederek pasaport sağladığı ve Suriyelilere Türkiye içerisinde baskı uygulandığı konusunda yalan haberler ürettiği saptandı.
Yapılan incelemelerde; İstanbul’da yaşayan Ahmed Katie adlı şahsın Fransa’nın İstanbul Başkonsolosluğuna ailesi ile birlikte iltica talebinde bulunduğu ancak kendisine Fransa Dış İstihbarat Servisince siyasi iltica talebinin kabul edilmesi için Türkiye aleyhine askeri ve siyasi casusluk yapmasının teklif edildiği; bu teklif doğrultusunda ise Fransız istihbaratının direktifleri ile Türkiye içerisindeki tüm faaliyetlerini Paris merkezli Halep Dostları Topluluğu (Coliectif Amis d’Alep) adlı STK’nın yöneticileri üzerinden ilettiği belirlendi.
TÜRKİYE, AMBARGOYA KARŞI MEYDAN OKUDU
ASPİLSAN Enerji Genel Müdürü Ahmet Turan Özdemir, AA muhabirine, şirketin 1981 yılında Kıbrıs Barış Harekatı’ndan alınan dersler neticesinde ordunun enerji ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulduğunu söyledi.
1984 yılında ilk defa şarj edilebilir nikel kadmiyum pil üretimi, 1985’te telsiz bataryası, 1993’te havacılık aküleri yaptıklarını anlatan Özdemir, 2015 yılında pil tasarımı ve üretimi için AR-GE faaliyetlerine başladıklarını, 2022 yılında da yeni fabrikalarını devreye alıp pil seri üretimi gerçekleştirdiklerini belirtti.
Özdemir, böylece Türkiye’nin geçmişte şarj edilebilir pil üretiminde ASPİLSAN ile sahip olduğu ve kaybettiği yetenekleri yeni teknolojilerle tekrar kazandığını vurguladı.

Ham maddeden pil üretip, bunu elektronik kart ve yazılımlarla birleştirip, termal yönetimleriyle birlikte bir kasanın içerisine koyup batarya haline getiren sayılı şirketten biri olduklarına işaret eden Özdemir, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu yetenek her yerde yok. Türkiye için çok özel olduğu gibi dünyada da yapmış olduğumuz işi yapan çok sayılı firma var. Pili üretip buradan bataryaya dönüştüren bir şirketiz. Bu önemli bir kabiliyet. Tesisimiz daha önce Kayseri Organize Sanayi Bölgesi’nde hem batarya tasarımı yapıyordu hem de raylı sistemler, deniz ve havacılık akülerini nikel kadmiyum kimyasında üreten bir imalat ekibimiz vardı. Bu fabrikamız orada devam ediyor. Pil imalatı, havacılık aküsü imalatı orada sürüyor. Ama zamanla Türkiye’ye dağıldık. İstanbul’da hidrojen ve yakıt pili çalışan bir AR-GE ekibimiz, Ankara’da havacılık bataryaları çalışan başka bir AR-GE ekibimiz, yine Ankara’da elektrikli araç bataryaları çalışan bir ekibimiz, Kayseri’de telsiz ve taşınabilir enerji sistemleri için nispeten daha düşük voltaj, akım ve gerilimlerde çalışan bataryaları tasarlayan başka bir AR-GE ekibimiz bulunuyor. Bunun yanında iki tane fabrikamız Kayseri’de faaliyet gösteriyor.”

YENİ DOĞAN MESLEKLER
Pil ve batarya teknolojilerine yapılan yatırımlar ve kurulan tesislerle Türkiye’de istihdam alanında bir dizi ilke imza attıklarına değinen Özdemir, şöyle konuştu:
“Firmamızda Türkiye’nin ilk elektrot teknikeri, teknisyeni, ham maddeyi alıp karıştırdığımız mikser kısmının ilk operatörleri, montaj kısmında elektrotu sarıp pil hücresini kasa içerisine yerleştiren işleri yapan teknisyenleri çalışıyor. Formasyon hattındaki teknisyenlerimiz, formasyon mühendislerimiz bu alanlarda çalışan, Türkiye’nin bu meslekleri yapan ilk kişileri oldu.
Ekosistem içinde arkadaşlarımızı yetiştirmiş, meslek tanımlarını yapmış, bu yönde ilk istihdamları ülkemize sağlamış olduk. Dolayısıyla istihdama katkısı hem yeni mesleklerin Türkiye’de hayata geçmesi açısından bir önem arz ediyor hem de 2021 öncesinde 180 kişiyken bu fabrika ve diğer lokasyonlarda görev yapan 150 yeni arkadaşla bugün 330 nitelikli istihdamla sektörde hizmet vermeye devam ediyoruz. Bunların rakamların ötesinde nitelik açısından, onlara tanımladığımız işler ve ülkemize kazandırdığımız yeni meslekler anlamında önemli olduğunu değerlendiriyoruz.”
Dünyada taşınabilir enerjiye ihtiyaç arttıkça ki trendin bunu gösterdiğini vurgulayan Özdemir, bu meslek gruplarına sektörün ilgisinin artarak devam edeceğini belirtti. Özdemir, “Batarya tasarımları yapan, yazılımları yapan, gerek mekanik, gerek elektronik, gerekse yazılım anlamında teknik insanlara ihtiyaç duyulduğu gibi savunma ve enerji alanlarında sözleşme yönetimi, proje yönetimi, hukuk danışmanlığı yapan kişiler de mesleklerinde aslında ilk ve daha çok ihtiyaç duyulacak. Gün geçtikçe bu kişilerin istihdamıyla ilgili daha çok potansiyel oluşacak. Bu anlamda enerji ve bunlarla birlikte çalışan meslek gruplarına gelecekte daha çok ihtiyaç duyulacağı, piyasada bu mesleklerin daha çok ilgi göreceği aşikar bir gerçektir.” dedi.

İNSAN KAYNAĞI YETİŞTİRMEDE ÜNİVERSİTE-SANAYİ İŞ BİRLİĞİ
Ahmet Turan Özdemir, savunma sanayisinde özel alanlarda, mühimmat üretiminde, havacılık ve uzay konularında üniversite veya Milli Eğitim müfredatlarının her zaman ihtiyaç duyulan meslek gruplarını yetiştirecek ölçüde olmayabildiğine işaret ederek, sektörün bazı zamanlarda kendi personelini yetiştirme yoluna gittiğini söyledi.
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının bu noktada sektörün farklı ihtiyaçlarını görerek “Sektör Kampüste” isimli bir program başlattığını ifade eden Özdemir, bu programın 11 üniversite ve 11 sanayi kuruluşu olmak üzere 22 paydaşı bulunduğunu, ASPİLSAN’ın da bunlardan biri olduğunu belirtti.
Bu programa, üniversitelerde yeni müfredatların oluşturulması, yeni derslerin tanımlanması ve sektörde ihtiyaç duyulan alanlarda mühendislik eğitimine katkı için kendi mühendisleriyle destek verdiklerini vurgulayan Özdemir, “Savunma Sanayii Başkanlığımız da KÖK programıyla, farklı programlarla ihtiyaç duyan insan kaynağını karşılamak üzere değişik yapılarla bu süreçleri destekliyor. Bu anlamda biz münferiden yine Savunma Sanayii Başkanlığımızın koordinasyonunda, onlarla birlikte bu tür programları destekliyoruz. Bir şekilde sektörün ihtiyaç duyduğu elemanı sektörün desteğiyle birlikte ülkemiz geliştiriyor. Biz de bu anlamda elimizden gelen yardımı esirgemeden sağlıyoruz.” diye konuştu.
Devlet Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:
“SİSLİ ALAN BIRAKILMAMALIDIR”
Erzincan’da milletimizi hüzne boğan bir felaket meydana geldi. Devlet ilk andan itibaren tüm imkanları seferber etti. İşçilerimizin hayata döndürülmesi yegane dilek ve beklentimizdi.
Meclis araştırma komisyonu oluşturulması isabetlidir. Hiçbir sisli alan bırakılmamalı kaza tüm yönleriyle araştırılmalıdır. Madende yaşanan felaketin derin izlerini beraber sileceğiz.

SİYASİ RANTA SERT TEPKİ
Acılar üzerinden siyasi rant yapılmamalıdır. Siyanür iddiasında bulunanlar iddialarını ispat etsin.
İstanbul’da havlu atacak olanlar Murat Kurum’a karalama kampanyasına girdiler. Kurum’un verilemeyecek hesabının olmadığı ortaya çıktı.
Ankara altın çağına kavuşacak, İstanbul muradına ulaşacaktır.
ERDOĞAN’IN MISIR ZİYARETİ
Erdoğan’ın BEA ve Mısır ziyareti gerçekten tarihidir. İnanıyorum ki Türkiye Mısır ilişkileri olması gereken seviyeye gelecek. İki ülke arasındaki balar daha da güçlenecek. Daha düne kadar İstanbul ve Kahire’nin kader çizgisi aynıydı.
İki ülke arasındaki ticaret hacminin 15 milyar dolara çıkarılma hedefi sevindiricidir. Çevresiyle buzları eriten Türkiye, zillete düşen muhalefet partilerini kıskandırmaktadır.
Bu ziyaret İsrail zulmüne karşı birlik olmak demektir.
İSRAİL’İN REFAH PLANINA SERT TEPKİ
İsrail katliamlarına son vermelidir. Refah’tan uzak durmalıdır. Uluslararası toplum sadece kınamakla kalmamalı İsrail’e karşı gerekeni yapmalıdır. Küresel vicdan harekete geçmelidir.
Tekrar ediyorum 1967 sınırlarına sahip bir Filistin kurulmadan Orta Doğu’da barış sadece hayal olacaktır.
“ÖZGÜR BEY’İN ŞİFRELERİ DEM’İN ELİNDE”
Muhalefet edenler emperyalizmin konu mankeni haline gelmiştir. CHP, DEM ile iç içe geçmiştir dengeyi kaybetmiştir. CHP, DEM’lenerek ekseninden kaymıştır. Özgür Bey’in şifreleri DEM’in elinde.
“KALEM YOBAZLARINA VATANI BIRAKMAYACAĞIZ”
Çürümüş bir kalem sahibi köşesinde “alt gelir grupları, bilin ki ülkeyi kurtarmıyor tersine yıkımına destek oluyorsunuz, evlatlarınıza cehennem gibi yaşam bırakıyorsunuz” yazmıştı. Bu kalem yobazlarına vatanı bırakmayacağız. Milleti aşağılayan, cahil diyen kalemşörlere boyun eğmeyeceğiz. Yılmayacağız, yıktırmayacağız. Zalimlere karşı aynı siperdeyiz, hainlere karşı aynı hizadayız. Biriz, diriyiz, hep birlikte Türkiye’yiz, Türk milletiyiz.
“DANIŞTAY KİME HİZMET ETMEKTEDİR?”
Danıştay’ın verdiği göreve geri alma kararının hiçbir izahı ve izanı yoktur bu Danıştay kime hizmet etmektedir? Alınan bu karar son derece tehlikeli ve sakıncalıdır. AYM ile Danıştay kararları devlet onuruna, milli birli ve varlığına zarar verdiği açıktır.
FİYAT ANARŞİSTLERİNE SERT TEPKİ!
Fiyat anarşistleri ile ilgili üç maymunun oynanması iki yüzlülüktür. Cari dengenin bozulması için el ovuşturan, fiyatları yukarı çekenlerin ve bunları arkasındaki FETÖ’cülerin hesabı sorulmadan sosyal ve ekonomik huzur nasıl temin edilecek.
15 Temmuz sonrasında hain örgütle ilişkisi belirlenen 4 bine yakın hakim savcı meslekten ihraç edildi. Türk hukuk sistemi zehirlenmişti. Danıştay’ın kararı tehlikelidir, sakıncalıdır. Bu dairenin göreve iade kararı verdiği kişiler arasında bylock listesinde adı geçenlerin olması nasıl izah edilecektir.
Bu karar alınırken 5. daire üyeleri maklube mi yiyorlar haşhaşilerin vaazlerını mı dinliyorlardır. FETÖ’cüleri vatana ihanet, cinayet değil midir? FETÖ’nün propogandasına çanak tutulması, tiyatro denilmesi alçaklığın dibidir. Pensilvanyalı hainin yusuf suresinden mesaj vermesi bir topralanmanın emaresidir. Buna kalkışırlarsa yapmaları gereken kefen biçtirmeleridir. Kuyuda yusuf değil yılan vardır, kafasını koparmak da şeref ve namus borcudur. Farklı kesimlere saklanmış, kripto damarı bulup lime lime doğramazsak günü geldiğinde acınacak hale gelmekten kurtulamayız. Şansını denemek isteyen varsa hodri meydan.
Devlet Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:
“SİSLİ ALAN BIRAKILMAMALIDIR”
Erzincan’da milletimizi hüzne boğan bir felaket meydana geldi. Devlet ilk andan itibaren tüm imkanları seferber etti. İşçilerimizin hayata döndürülmesi yegane dilek ve beklentimizdi.
Meclis araştırma komisyonu oluşturulması isabetlidir. Hiçbir sisli alan bırakılmamalı kaza tüm yönleriyle araştırılmalıdır. Madende yaşanan felaketin derin izlerini beraber sileceğiz.

SİYASİ RANTA SERT TEPKİ
Acılar üzerinden siyasi rant yapılmamalıdır. Siyanür iddiasında bulunanlar iddialarını ispat etsin.
İstanbul’da havlu atacak olanlar Murat Kurum’a karalama kampanyasına girdiler. Kurum’un verilemeyecek hesabının olmadığı ortaya çıktı.
Ankara altın çağına kavuşacak, İstanbul muradına ulaşacaktır.
ERDOĞAN’IN MISIR ZİYARETİ
Erdoğan’ın BEA ve Mısır ziyareti gerçekten tarihidir. İnanıyorum ki Türkiye Mısır ilişkileri olması gereken seviyeye gelecek. İki ülke arasındaki balar daha da güçlenecek. Daha düne kadar İstanbul ve Kahire’nin kader çizgisi aynıydı.
İki ülke arasındaki ticaret hacminin 15 milyar dolara çıkarılma hedefi sevindiricidir. Çevresiyle buzları eriten Türkiye, zillete düşen muhalefet partilerini kıskandırmaktadır.
Bu ziyaret İsrail zulmüne karşı birlik olmak demektir.
İSRAİL’İN REFAH PLANINA SERT TEPKİ
İsrail katliamlarına son vermelidir. Refah’tan uzak durmalıdır. Uluslararası toplum sadece kınamakla kalmamalı İsrail’e karşı gerekeni yapmalıdır. Küresel vicdan harekete geçmelidir.
Tekrar ediyorum 1967 sınırlarına sahip bir Filistin kurulmadan Orta Doğu’da barış sadece hayal olacaktır.
“ÖZGÜR BEY’İN ŞİFRELERİ DEM’İN ELİNDE”
Muhalefet edenler emperyalizmin konu mankeni haline gelmiştir. CHP, DEM ile iç içe geçmiştir dengeyi kaybetmiştir. CHP, DEM’lenerek ekseninden kaymıştır. Özgür Bey’in şifreleri DEM’in elinde.
“KALEM YOBAZLARINA VATANI BIRAKMAYACAĞIZ”
Çürümüş bir kalem sahibi köşesinde “alt gelir grupları, bilin ki ülkeyi kurtarmıyor tersine yıkımına destek oluyorsunuz, evlatlarınıza cehennem gibi yaşam bırakıyorsunuz” yazmıştı. Bu kalem yobazlarına vatanı bırakmayacağız. Milleti aşağılayan, cahil diyen kalemşörlere boyun eğmeyeceğiz. Yılmayacağız, yıktırmayacağız. Zalimlere karşı aynı siperdeyiz, hainlere karşı aynı hizadayız. Biriz, diriyiz, hep birlikte Türkiye’yiz, Türk milletiyiz.
“DANIŞTAY KİME HİZMET ETMEKTEDİR?”
Danıştay’ın verdiği göreve geri alma kararının hiçbir izahı ve izanı yoktur bu Danıştay kime hizmet etmektedir? Alınan bu karar son derece tehlikeli ve sakıncalıdır. AYM ile Danıştay kararları devlet onuruna, milli birli ve varlığına zarar verdiği açıktır.
FİYAT ANARŞİSTLERİNE SERT TEPKİ!
Fiyat anarşistleri ile ilgili üç maymunun oynanması iki yüzlülüktür. Cari dengenin bozulması için el ovuşturan, fiyatları yukarı çekenlerin ve bunları arkasındaki FETÖ’cülerin hesabı sorulmadan sosyal ve ekonomik huzur nasıl temin edilecek.
15 Temmuz sonrasında hain örgütle ilişkisi belirlenen 4 bine yakın hakim savcı meslekten ihraç edildi. Türk hukuk sistemi zehirlenmişti. Danıştay’ın kararı tehlikelidir, sakıncalıdır. Bu dairenin göreve iade kararı verdiği kişiler arasında bylock listesinde adı geçenlerin olması nasıl izah edilecektir.
Bu karar alınırken 5. daire üyeleri maklube mi yiyorlar haşhaşilerin vaazlerını mı dinliyorlardır. FETÖ’cüleri vatana ihanet, cinayet değil midir? FETÖ’nün propogandasına çanak tutulması, tiyatro denilmesi alçaklığın dibidir. Pensilvanyalı hainin yusuf suresinden mesaj vermesi bir topralanmanın emaresidir. Buna kalkışırlarsa yapmaları gereken kefen biçtirmeleridir. Kuyuda yusuf değil yılan vardır, kafasını koparmak da şeref ve namus borcudur. Farklı kesimlere saklanmış, kripto damarı bulup lime lime doğramazsak günü geldiğinde acınacak hale gelmekten kurtulamayız. Şansını denemek isteyen varsa hodri meydan.
TÜRKİYE-AZERBAYCAN ÜNİVERSİTESİ KURULDU
Türkiye Cumhuriyeti Yükseköğretim Kurulu İle Azerbaycan Cumhuriyeti Bilim Ve Eğitim Bakanlığı Arasında Türkiye-Azerbaycan Üniversitesinin Kurulmasına Dair Mutabakat Zaptı, Yükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar ile Azerbaycan Bilim ve Eğitim Bakanı Emin Emrullayev tarafından imzalandı.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti İle Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Veterinerlik Alanında İşbirliği Anlaşmasını, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ile Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov imzaladı.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti İle Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığı ile Vergiden Kaçınmaya Engel Olma Anlaşmasına Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Azerbaycan Ekonomi Bakanı Mikail Cabbarov imza attı.

BAŞKAN ERDOĞAN’DAN AÇIKLAMA!
HEDEF 15 MİLYAR DOLAR
Azerbaycan ile işbirliğinin “Umummilli Lider” merhum Haydar Aliyev’in işaret ettiği “tek millet, iki devlet” temelinden ilerlediğini gördüklerini vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:

“Toplam ticaret hacmimiz geçtiğimiz sene ilk defa 7,5 milyar dolar seviyesini yakaladı. 15 milyar dolarlık hedefimize ulaşmak için gayretlerimizi arttırma kararlılığındayız. Kritik meydan okumaların yaşandığı bir dönemde ülkelerimizin ulaştırma ve enerji alanlarındaki potansiyelini geliştirmemiz gerektiği aşikardır. Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Hattı esasen bunun en somut örnekleri arasında yer alıyor. Bu hattan en yüksek verimi alabilmemiz için yenileme çalışmalarının ivedilikle tamamlanması lazım. Eylül ayında Türk Kapısı Nahçıvan’ı ziyaretim sırasında Kars-Nahçıvan Demiryolu Projesi’ne ilişkin niyet protokolünü bu anlayışla imzaladık. TANAP’ın kapasitesinin arttırılması ve Hazar doğal gazının Türkiye’ye ve Avrupa’ya aktarılması bu kulvardaki önceliklerimiz arasındadır. Nahçıvan ziyaretim sırasında temelini attığımız Iğdır-Nahçıvan Doğalgaz Boru Hattı Projesi ile enerji işbirliğimize yeni bir boyut kazandırdığımızı da hatırlatmak isterim.”
YÖK’YEN ÜNİVERSİTE AÇIKLAMASI! DETAYLAR BELLİ OLDU
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in huzurunda imzalanan mutabakat zaptı kapsamında kurulacak Türkiye-Azerbaycan Üniversitesi, yeni bir yükseköğretim modeli olarak uluslararası öğrencilere hitap edecek.
Yükseköğretim Kurulundan (YÖK) yapılan yazılı açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’in önderliğinde Bakü’de ortak üniversite kurulmasına yönelik çalışmalar tamamlandı.
İki ülke arasındaki bilimsel ve teknolojik işbirliğini yeni bir boyuta taşıyacak Türkiye-Azerbaycan Üniversitesinin Bakü’de kurulmasına dair mutabakat zaptı, YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar ile Azerbaycan Bilim ve Eğitim Bakanı Emin Emrullayev tarafından Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen törenle imzalandı.
Türkiye-Azerbaycan Üniversitesi başta sağlık, mühendislik ve bilişim sahalarında Türk yükseköğretim tecrübesini Azerbaycan’a taşıyacak.
Bu yıl içinde faaliyete geçecek ortak üniversitede eğitim verilen alanlarda nitelikli insan gücü yetiştirilmesi ve her iki ülkenin bilimsel araştırma kapasitelerinin bir araya getirilmesi amaçlanıyor.
Yükseköğretim Kurulunca belirlenecek köklü Türk üniversitelerinin ön lisans, lisans ve lisansüstü programlarının yürütüleceği Türkiye-Azerbaycan Üniversitesi yeni bir yükseköğretim modeli olarak uluslararası öğrencilere hitap edecek.
YÖK Başkanı Özvar, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, dünyada yeni bir uluslararası üniversite modeli olan Türkiye-Azerbaycan Üniversitesinin ülkeye ve bilim dünyasına hayırlı olmasını diledi.
]]>Akyol, “Türkiye’nin 2023 savunma ihracatında kg başına ihracat miktarı 65 dolar. ASELSAN için 2023’te kg başına ihracat ise ASELSAN 2.000 doları aşmış durumda” bilgilerini paylaştı.
ŞİLİ’YE TANK MODERNİZASYONU
Akyol, ASELSAN’ın Şili’de çok yüksek miktarlı bir tank modernizasyon projesi imzaladığını ve Şili’nin Alman Leopard tanklarını ASELSAN’ın modernize edeceğini açıkladı.
Akyol, “Dünyanın bir diğer ucu olan Güney Amerika’da, Şili’de çok yüksek miktarlı bir tank modernizasyon projesini imzaladık. Şili’nin Alman Leopard tanklarını ASELSAN modernize ediyor. Burada yeni gelişmelerle bunu büyütmeyi de planlıyoruz.” dedi.
Ahmet Akyol, aynı zamanda Uzak Doğu’da Filipinler’e hava savunma sistemi ihracatı sözleşmesi de imzalandığını belirtti.
ASELSAN’IN KÜRESEL VARLIĞI
ASELSAN’ın şu anda 14 farklı ülkede fabrikası, tasarım merkezi ve ofisi bulunduğunu söyleyen Akyol, bu yıl 4 yeni ülkeye daha ihracat yaptıklarını ve ASELSAN’ın ihracat yaptığı ülke sayısını 86’ya yükselttiklerini ifade etti. Ayrıca 21 ürünü de ilk defa ihraç ettiklerini belirtti.
ROMANYA İLE YENİ SÖZLEŞMELER
Akyol, Romanya ile hafta içinde çok önemli konukları olacağını ve bazı sözleşmeler imzalayacaklarını söyledi.
AKKOR VE PULAT AKTİF KORUMA SİSTEMLERİ
Füze atışlarına karşı geliştirilen AKKOR ve PULAT aktif koruma sistemlerinin ilk 2 ALTAY tankına takıldığını ve dünyada bir elin beş parmağını geçmeyecek kadar az ülkede olan bir teknolojiye sahip olduklarını vurgulayan Akyol, modernizasyonda da bu sistemleri kullandıklarını söyledi.
3 TANK EKOLÜ DE TAMAM
Dünyada 3 tank ekolü olduğunu (Alman, Rus ve Amerikan) ve ASELSAN olarak tamamını modernize edecek kabiliyete ulaştıklarını ifade eden Akyol, bundan sonraki hedeflerinin insansız kule ve daha yetkin kendini koruma sistemleri olacağını açıkladı.
KANADA AMBARGOSUNUN KALDIRILMASI
Kanada’nın haksız ambargosundan sonra CATS’i geliştirdiklerini ve bugüne kadar ihracatı yapılan ülke sayısının 10’u aştığını belirten Akyol, teslim edilen CATS kamera sayısının 178’i geçmiş durumda olduğunu söyledi.
KANADA’YA KAMERA MESAJI
ASELFLIR-500’ün her kanalda muadillerinden %20-30 daha iyi performans gösterdiğini ve lazer işaretleme menzili açısından çok hassas bir kabiliyete ulaştığını vurgulayan Akyol, sistemin seri üretime girdiğini ve yakında ilk kullanıcılarına ulaşacağını ifade etti.
ASELSAN Genel Müdürü Akyol, “ASELFLIR-500, her kanalda muadillerinden %20-30 daha iyi performansta olduğu artık bütün kullanıcılarımızca kabul edilmiş durumda. Lazer işaretleme menzili açısından gerçekten çok hassas bir kabiliyete ulaştı. Daha uzaktan ve daha hassas hedefleme imkanına kavuştuk. Seri üretime girdi ve yakında fabrikadan ilk kullanıcılarına ulaşmış olacak. Ambargoya gelecek olursak: Kanada’nın NATO müttefikimiz olarak ambargoyu kaldırmış olması iyi bir adım. Ama bugüne kadar bu ambargoyu koyarak bize bu teknolojiyi kazandırdığı için mutlu ve keyifliyiz. Bundan sonra şunu söyleyeyim: Bizim kameramız daha iyidir. Kanada başta olmak üzere herkese hizmet vermeye hazırdır. Geldiğimiz seviye budur.” şeklinde konuştu.
ASELFLIR-600 GELİYOR
ASELFLIR-600’ün de bu yıl uçurulacağını ve daha yüksek bir teknoloji olan TOYGUN’un da Türk güvenlik güçlerine kazandırılacağını açıklayan Akyol, kamera yapan ekibin 3 yıldır hiç cumartesi veya pazar görmeden çalıştığını ve arkasında çok büyük bir fedakarlık ve mühendislik olduğunu söyledi.
Akyol şöyle devam etti:
“Bunun daha da iyisi olan ASELFLIR-600 de geliyor. Bu yıl ASELFLIR-600’ü de uçuracağız. Sonra TOYGUN diye adlandırdığımız KIZILELMA, ANKA-3 ve KAAN’ın hizmetine girecek daha yüksek bir teknolojiyi Türk güvenlik güçlerine kazandırmak için çalışıyoruz. Kamera yapan ekibimiz 3 yıldır hiç cumartesi veya Pazar görmediler. Her gece beraber çalışmaya devam ettiler. Bugün de öyle. Arkadaşlarımız evinden ve çocuklarından dahi uzakta kalarak çalışmaya devam ediyorlar. Arkasında çok büyük bir fedakarlık ve mühendislik var.”
RADARLAR
Yakında radarla ilgili güzel haberlerin olacağını ve önümüzdeki günlerde paylaşılacağını belirten Akyol, KORKUT hava savunma sisteminin Türk Ordusu tarafından başarıyla kullanıldığını ve müttefik ülkelerle ihracatının da görüşüldüğünü söyledi.
HAVA SAVUNMA SİSTEMLERİ
Akyol, “KORKUT hava savunma sistemi Türk Ordusu tarafından başarıyla kullanılıyor. Olumlu bildirimlerini aldık. Müttefik ülkelerle ihracatı da görüşülüyor. İmzalanan sözleşmeler ve çalışmalar var.” ifadelerini kullandı.
Akyol, HİSAR-O+ füzesinin menzilini uzatmak için ROKETSAN ile birlikte çalıştıklarını söyledi. Sistemin seri üretimde olduğunu ve yüksek irtifa performansını da geliştirmeye çalıştıklarını belirten Akyol, “HİSAR-O+ ile füzenin menzilini biraz daha uzatmak üzere ROKETSAN ile çalışıyoruz. Sistem yine seri üretimde. Yüksek irtifayı da biraz daha geliştirmeye çalışıyoruz.” dedi.
SİPER TESLİMATI
SİPER hava savunma sisteminin radar performansının çok etkileyici olduğunu ve geliştirilen füzenin de önemli bir etkinlik sağladığını vurgulayan Akyol, arayıcı başlığının da fark yarattığını söyledi.
Sistemin kabul testlerinin devam ettiğini ve 2024’ün ilk yarısında Türk Silahlı Kuvvetleri’ne teslim edileceğini açıklayan Akyol, SİPER’in Blok-2 ve Blok-3 versiyonlarının da geliştirileceğini ve radarlara da iyileştirmeler yapılacağını belirtti.
HİBRİT HAVA SAVUNMA SİSTEMİ
Akyol, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyaçları doğrultusunda SSB ile birlikte hibrit hava savunma sistemi geliştirmeye başladıklarını da açıklayarak, sistemin mobilite ve birden fazla önleyiciyi tek bir platformda buluşturacağını, radarlarının çok hassas olduğunu ve aynı anda parçacıklı mühimmat da atabileceğini ve elektronik harp sistemlerine sahip olduğunu söyledi.
Akyol, hibrit hava savunma sisteminin 2-3 yıl içinde Türk güvenlik güçlerine kazandırılacağını ifade etti.
Uraloğlu, stratejik konumu ile hava araçlarını tespit ederek hizmet verecek olan MGR’nin Türk hava sahasında yer alan yoğun hava trafiğini emniyetli ve güvenli şekilde idame ettiren hava trafik kontrolörlerinin halihazırda kullanmış olduğu hava trafik yönetimi yazılımlarına hava trafiğini başarıyla aktarma görevini yerine getireceğini ifade etti.
Ulaştırma Bakanı Uraloğlu, sistemin hava trafiğinin emniyetli ve güvenli şekilde yönetilmesine katkı sağlayacağını vurgulayarak, “Hava trafik kontrol hizmetlerinin verimliliğini artıracak. Dışa bağımlılığı azaltacak. Türkiye’nin havacılık alanındaki teknolojik gelişimine katkı sağlayacak.” İfadesini kullandı.
Bakan Uraloğlu, Devlet Hava Meydanları İşletmesi ve TÜBİTAK iş birliği ile tamamen Türk mühendislerince ve yerli imkanlarla geliştirilen Milli Gözetin Radarı’nın (MGR) sahada geçici kabulünün yapıldığını belirtti.
Uraloğlu, fikri ve sınai mülkiyet hakları DHMİ’ye ait olan milli gözetim radarının, PSR (Birincil Gözetim Radarı) ve SSR Mode-S (İkincil Gözetim Radarı) sistemlerinden oluştuğunu bildirdi.
Bakan Uraloğlu, Gaziantep’teki radar yerleşkesinin alt yapı kabullerinin 2020 yılı içerisinde tamamlandığını, yerleşke bünyesindeki Birincil Gözetim Radarı sistemine ait kesin kabul çalışmalarının da 2022 yılında gerçekleştirildiğini kaydetti.
BİRİNCİL VE İKİNCİL RADAR SİSTEMİ BERABER ÇALIŞACAK
İkincil Gözetim Radarı sisteminin saha kabul aşamasına ise 2023’te geçildiğini ifade eden Uraloğlu, “Bu çalışmalar kapsamında sistemin performans değerlendirilmesi yapıldı ve istenen tüm kriter ve gerekliliklerin yerine getirildiğine ilişkin bir dizi test gerçekleştirildi. Yapılan çalışmalarla hem birincil hem ikincil radar sistemi beraber çalışacak aşamaya getirilmiş oldu.” İfadesini kullandı.
HAVA SAHASINI 7/24 İZLEYECEK
Ulaştırma Bakanı Uraloğlu, radar menzili birincil gözetim radarı sisteminde 112 kilometre (60NM) ve ikincil gözetim radar sisteminde 370 kilometre (200NM) olan MGR’nin, kontrolü dahilindeki hava sahasını 7 gün 24 saat izleyeceğini vurguladı.
HAVA TRAFİK KONTROL HİZMETLERİNDE ÖNEMLİ BİR AŞAMA KAYDEDİLDİ
Sistemin bir yandan Gaziantep Havalimanı’nın yaklaşma trafiğine hizmet vereceğini diğer yandan da 370 kilometre içinde yer alan saha kontrol (en-route) trafiğini yöneteceğini bildiren Uraloğlu, “MGR’nin hizmete girmesi ile birlikte Türkiye, hava trafik kontrol hizmetlerinde önemli bir aşama kaydetmiş oldu.” İfadesini kullandı.

TÜRK HAVA SAHASI MİLLİ VE YERLİ İMKANLARLA İZLENEBİLECEK
Bakan Uraloğlu, bir program dahilinde farklı bölgelere de kurulması hedeflenen proje ile 1 milyon kilometrekarelik Türk hava sahasının tamamı millî ve yerli imkanlarla izlenebileceğini belirterek, “Avrupa Hava Seyrüsefer Güvenliği Örgütü’nün (EUROCONTROL) tavsiyelerine uygun olarak tasarlanan MGR, Uluslararası Sivil Havacılık Organizasyonu’nun (ICAO) standartlarının tümünü karşılıyor. MGR’nin yerli bir sistem olması, Türkiye’nin havacılık alanındaki yerli ve milli üretim hamlesine önemli bir katkı sağlamış oldu.” İfadelerine yer verdi.
Hava trafiğinin emniyetli ve güvenli şekilde yönetilmesine katkı sağlayacak. Hava trafik kontrol hizmetlerinin verimliliğini artıracak. Dışa bağımlılığı azaltacak. Türkiye’nin havacılık alanındaki teknolojik gelişimine katkı sağlayacak.
HAVA ARAÇLARININ TESPİTİ VE TAKİBİ İÇİN GEREKLİ TÜM FONKSİYONLARI SAĞLIYOR
PSR (Birincil Gözetim Radarı) ve SSR Mode-S (İkincil Gözetim Radarı) sistemlerini bünyesinde barındırıyor.
1 milyon kilometrekarelik Türk hava sahasında yaklaşma ve saha kontrol hizmetlerinde kullanılmak üzere tasarlandı. Hava araçlarının tespiti ve takibi için gerekli tüm fonksiyonları sağlıyor. Tamamen Türk mühendislerince ve yerli imkanlarla geliştirildi.
]]>Türkiye’de özellikle büyükşehirlerde kahvaltı sofraları ve restoranların vazgeçilmez ürünü haline gelen avokadonun fiyatı bir ay içinde yüzde 50 yükseliş gösterdi. Geçen ay kilo 50, tanesi 15 lira olan avokadonun fiyatı bugünlerde ise yüzde yüz artış gösterdi.
İç piyasa kadar, avokado son dönemde Rusya pazarında büyük rağbet görüyor. Özellikle tadı, kıvamı, kokusu, yağlı olması nedeniyle Rusya pazarında Türk avokadosu yok satıyor.
Ürünün az olduğu bu dönemde bir ihracatçı ise büyük bir riske girip bir tırlık sipariş aldı. Tahsin Yılmaz, Moskova’ya gönderilmek üzere hazırladığı bir tır dolusu 18 ton avokadoyu Rusya’ya göndermeyi başardı.
Talebe yetişemediğini söyleyen Yılmaz, Türk avokadosunun Moskova’da tercih edilen bir meyve olduğunu kaydetti.

“HAZIRLANMASI ÇOK ZOR OLAN SİPARİŞ ALDIK”
45 yıldır Antalya’da sebze ve meyve komisyonculuğu yapan Tahsin Yılmaz, “Bu mevsimde hazırlanması çok zor olan sipariş aldık, başaramayacağız diye çok korktuk. Gazipaşa’da bize tüm üreticilerimiz bize destek oldu. Avokadonun şuan fuerte ve bebek olmak üzere iki çeşidi var. Rusya en çok fuerte cinsini tercih ediyor. Tat ve yağ bakımından çok üstün, başka ülkelerden gelenler bizimki kadar tatlı değil. O nedenle Türkiye’den giden avokado Moskova’da büyük talep görüyor. Şubat ayında bir tır dolusu avokado yapıp Rusya’ya göndermek gerçekten bir başarı hikayesidir. Ürünü bu mevsimde bulmak çok zor. Biz bunu başardığımız için çok mutluyuz” diye konuştu.

TÜRKİYE’DE KAÇ LİRADAN SATILIYOR?
Türkiye’de avokadonun en çok Antalya’nın Gazipaşa ve Alanya ilçesinde üretildiğinin altını çizen Yılmaz, “Fiyatlar bir ay öncesi arasında şuan yüzde 50 bir yükseliş var. Üretici memnun. Bebek cinsi avokado Türkiye’de ucuz, Rusya’da çok pahalı. Bebek cinsi avokado olgunlaştığı damak tadı çok güzeldir. Herkes tercih eder, yiyen başka tercih etmez. Bebek avokadonun kilosu 100 TL, fuertenin de tanesi 30 TL, kilogram olarak 100 TL fiyatı var. Türkiye’de şu an avokadonun ortalama fiyatları 100 TL civarında” dedi.

Talebin çok fazla olduğunu ama ürün bulamadıklarını ifade eden Yılmaz, “İstanbul’da bundan bir ay önce, ‘gönderme satamıyorum’ diyen komisyoncu şimdi ‘niye göndermiyorsunuz’ diyor. Önü açık şuan çünkü mal yok. İhracat için bir tır yapıp göndermek çok zor. Moskova’da bir market ile çalışıyoruz. Bir tır istediler, riske girmemize rağmen bir tır ürünü yapmayı başardık. Bu tırda 18 ton,75 bin civarında avokado var. Değeri ise 2 milyon civarında. Bir tır ürünü bundan sonra çıkaramayız. Palet palet gönderebiliriz. Ürün bu yıl erken bitti iklimden dolayı. Türkiye’de her sofrada avokado yer alıyor, lüks restoranlarda meze olarak yer buluyor. Moskova’da bizim avokadomuz bir numara, halk en çok Türk ürününü tercih ediyor. Şuan ürün yetiştiremiyoruz, mal yok” diye konuştu.
]]>
55 MİLYON DOLARLIK BÜTÇE
Suudi Kalkınma Fonu ile Hazine ve Maliye Bakanlığı arasında mutabakat zaptı imzalandı. Buna göre İstanbul Valiliği 5 tane okulun deprem riskinin azaltılması için 55 milyon dolarlık bütçe alacak. Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı (MISA) ile YTÜ Yıldız Teknopark, Regnum, Onur Taahhüt, OPALON ve TOR Holding arasında mutabakat zaptı imzalandı. TASNEE Marketing ile Bayegan, Algihaz ile TAV, Almeknan ile Ege Yapı, Saudi Top Plastic ile Starplas Kimya, Abanmi ile KHPUMA Lift, Alhaytham ile Akkord Madencilik, Alhaytham Group ile Solar Group iş anlaşması imzaladı. UP Saudi Arabia, Bakirci Technical Institute, Yamy Studios ve Gaia Hotels ile; Investment Expert Corporation da Wasata Global ve Buruj Group ile anlaşmaya vardı. CVS Air, Çakır Construction, Cerm-ex Technology, Tatil.com, Paximum, Ugur Law, Extreme Business, Gio Elektrikli Araç, Sigma Process de anlaştı.
1.240 KİŞİLİK LİSTE OLUŞTU
DEİK Başkanı Nail Olpak, toplantıya çok yüksek bir ilginin olduğunu belirterek, “1.240 kişilik bir liste oluştu. Ancak talep bunun çok üstündeydi. Forum öncesinde sıra oluştu, kayıtları kapattık” dedi. Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu doğrultusunda 3 trilyon dolarlık bir yatırım bütçesi olduğunu anlatan Olpak, “Suudi bakanlar Türk firmalarının burada iş yapmasını çok istiyorlar. ‘Suud firmalarının kapasitesi çok dolu. Gelin siz iş yapın’ diyorlar. 21 iş anlaşması yapıldı. Bu daha başlangıç, devamı gelecektir. Bir sonrakini Suudi Arabistan’da yapacağız” diye konuştu.
1 MİLYON TURİST BEKLİYORUZ
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, 2022’de 500 bin, 2023’te 800 bin Suudi Arabistanlı ziyaretçinin Türkiye’yi ziyaret ettiğini aktararak, bu yıl 1 milyon Suudi Arabistanlı turist gelmesini umduklarını söyledi. Ersoy, “Türk vatandaşları için uygulanan elektronik vize sayesinde Türk vatandaşlarının Suudi Arabistan ziyareti arttı. Biz Suudi Arabistanlı misafirlerimiz için vize uygulamasını kaldırdık. Bunun da ziyaretçi sayısını artıracağını düşünüyorum” dedi. Sürdürülebilir turizmle alakalı adımlar attıklarının altını çizen Ersoy, 2021’de Türkiye’nin 81 ilinde geçerli olan bir sertifikasyon programı başlattıklarını söyledi. Ersoy, “Bu programın ilk aşaması 2023’te başladı. İkinci aşama 2025’te başlayacak, 2030’da da üçüncü aşama tamamlanacak. Şu anda 21 binden fazla otelimiz var. Takribi 16 bin otel bu programa dahil oldu. 5-6 bini de yeni mevsimde dahil olacaktır” diye konuştu. Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Burak Dağlıoğlu da iki ülkenin farklı sektörlerde birbirini tamamladığını belirterek, “Türkiye’nin iç pazarı büyük aynı zamanda daha geniş bir bölgeye açılan bir kapı” dedi.
TAV İKİ İHALEYE GİRECEK
TAV Yönetim Kurulu Başkan Vekili Sani Şener, Algihaz Construction Holding ile Neom’daki projeler için anlaşma imzaladıklarını aktardı. Şener, “Orada Algihaz taahhüt işleri yapacağız. Neom’da haziranda iki tane havalimanı ihalesi açılacak. Algihaz ile bu ihalelere gireceğiz” dedi. Suudi Arabistan’da Al Rajhi Holding ile havalimanı projelerinde çalıştıklarını anlatan Şener, yeni anlaşmayla taahhüt işlerini yapacaklarını kaydetti. Ege Yapı Yönetim Kurulu Başkanı İnanç Kabadayı da, Almeknan Group ile proje geliştireceklerini söyledi. Kabadayı, “Suudi Arabistan’da binlerce konut, yüzlerce otel yapılacak. Bu projelerin inşaat taahhüt süreçlerinde Almeknan Grup ile proje geliştireceğiz. Çok ciddi bir fırsat ve potansiyel var. İlk etapta 7-8 üst düzey yöneticimizi oraya göndereceğiz. Sonrasında da hızla projelerin gelişeceğine inanıyoruz. Bu yıl içinde projelere başlarız” ifadelerini kullandı.
TÜRKİYE’YE YATIRIMLAR ARTACAK
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye’nin turizm ve inşaat alanında Suudi Arabistan’la işbirliği yapabileceğini belirterek, “Suudi Arabistan’da dünyanın en büyük projelerinden bazılarının inşaatı başladı. Biz bunun bir parçası olmak istiyoruz. Üçüncü ülkelerde de birlikte çalışabiliriz. Suudi Arabistan savunma sanayisini yerelleştirmeyi amaçlıyor. Birlikte tasarlayıp, üretim ve ihracat yapma projelerine de açığız” diye konuştu. Şimşek, enflasyonu düşürürken sıra dışı bir şey yapmayacaklarını, konvansiyonel para politikaları uygulayacaklarını belirtti. Şimşek, Türkiye’ye portföy yatırımlarının yerel seçimler sonrası artacağını ifade etti.
CARİ AÇIK DÜŞECEK
Türkiye’nin rezervlerini artırma hedefinde olduklarını belirten Şimşek, “Cari açık aşağı doğru düşmeye başladı bile, doğru yolda olduğumuzu düşünüyoruz. Bu yılın ilk yarısında 30 milyar doların altına inecek. Türkiye’de büyüme güçlü. Türkiye’nin risk algısı şu andaki puanlardan çok daha iyi durumda. Makas açıklığına bakacak olursak, aslında şu andaki puanlama kurumlarının Türkiye’ye verdiği puanın 2 basamak yukarısında.
Şimdiden piyasalar, Türkiye’de daha az risk olduğunu düşünüyorlar” dedi. Türkiye’nin yeşil alanlarda dev bir potansiyeli bulunduğuna dikkati çeken Şimşek, bu alanda da Suudi Arabistan ile ortak çalışılabileceğini kaydetti. Bakan Şimşek, ‘Bakanlar Paneli Oturumu’nda yaptığı konuşmada ise şunları söyledi: “Suudi Arabistan Türkiye’deki üreticilerle iş yapmaya yöneldi. Türkiye’nin müteahhitlerine, Türkiye’nin iş insanlarına doğru dönüyorlar. Türk şirketleriyle çalışmak istiyorlar.”
SUUDİ BAKANLARDAN ORTAKLIK TEKLİFİ
SUUDİ Arabistan Yatırım Bakanı Khalid A. Al Falih ve Turizm Bakanı Ahmed Al Khatebb, Türkiye ile ülkeleri arasındaki ekonomik ortaklık fırsatlarını anlattı. Falih, “Suudi Arabistan ve Türkiye’deki özel sektörün iki ülke dışında da sahip olduğu fırsatlar var. Orta Doğu’da ciddi savaş durumu sebebiyle refah ve gelişme konusunda bir gecikme yaşanıyor. Bütün bölgeye yardım ve yeniden inşa etme konusunda fırsatlarımız bulunuyor” dedi. Falih, iki ülkenin Afrika’da da ortak hareket edebileceğini söyledi. Khatebb de turizmin Suudi Arabistan’ın 2030 vizyonunun bir parçası olduğunu belirterek, “2030 vizyonu çerçevesinde turizm, madencilik, spor gibi sektörlere yoğunluk veriyoruz. Suudi Arabistan’daki müteahhitlerin artık kapasiteleri yok, kapasiteye ihtiyaç var” dedi.
HEDEF 10 MİLYAR DOLARIN ÜZERİNE ÇIKARMAK
Türkiye-Suudi Arabistan Yatırım ve İş Forumu’nun önceki akşam düzenlenen gala yemeğinde konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ise “2023 yılında ikili ticaret hacmimiz 6.8 milyar dolara ulaştı. 2 yılda yüzde 50’ye yakın artış gerçekleşti. Ticaret hacmimizi, dengeli ve hızlı bir şekilde artırarak kısa vadede 10 milyar doların üzerine çıkarmanın gerçekçi bir hedef olduğu kanaatindeyiz.
Geçen yıl, Suudi Arabistan’dan ülkemize gelen turist sayısı yüzde 65 artış göstererek 830 bini buldu. Bu rakamı 1 milyona hatta daha da yukarı çıkartmamız gerekiyor” dedi. Yılmaz, Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu ile ekonomisini çeşitlendirmeyi, petrole olan bağımlılığını azaltmayı ve daha sürdürülebilir bir gelecek inşa etmeyi amaçladığını aktararak, “Türkiye Yüzyılı ve 2053 vizyonlarımız ile Suudi 2030 Vizyonu’nun tüm bölgeye önemli büyük fayda sağlayacağına inanıyoruz” ifadelerini kullandı.
Toplantı sırasında Özsert, Pakistan ve Türk Hava Kuvvetleri’ne bağlı savaş uçaklarının karşılıklı değişim programları aracılığıyla temel seviyeden taktik ve operasyonel seviyelere kadar eğitimine yönelik kapsamlı destek sağlama konusundaki kararlılığın güvencesini verdi.
HAVADAN-HAVAYA FÜZE PROJESİ
Pakistan Hava Kuvvetleri’nden yapılan açıklamaya göre; görüşmede, her iki Hava Kuvvetleri için azami fayda sağlamak üzere Havadan Havaya Füze Teknolojisi değişim programının sürdürülmesi de ele alındı. Mevcut iş birliği düzeyini daha da pekiştirmek amacıyla her iki taraf da devletten devlete, şirketten şirkete, askerli makamlar arasında ve Hava Kuvvetlerinden Hava Kuvvetlerine iş birliğini güçlendirme konusunda mutabık kaldı.
Türkiye ve Pakistan, savunma sanayii alanındaki iş birliğini her geçen gün arttırıyor. ASFAT A.Ş. ana yükleniciliğinde halihazırda Pakistan Donanması için 4 adet MİLGEM Korveti’nin inşa faaliyetleri devam ediyor. İlk gemi PNS BABUR, kısa süre önce teslim edildi. Öte yandan BAYKAR ise Pakistan’a hem AKINCI TİHA hem de Bayraktar TB2 SİHA ihraç etmiş durumda.
Hava-hava füzesi alanında Türkiye’nin şu projeleri öne çıkıyor:
GÖKTUĞ PROJESİ
GÖKTUĞ Projesi Sözleşmesi, Hv.K.K.lığının hava-hava füzesi ihtiyaçları doğrultusunda, MSB ARGE ile TÜBİTAK SAGE arasında 14 Aralık 2012 tarihinde imzalanmış, Kasım 2016 tarihinde ise SSB’ye devredilmişti.
Mevcut GÖKTUĞ Projesi Sözleşmesi çerçevesinde Görüş İçi (BOZDOĞAN-GİF) ve Görüş Ötesi (GÖKDOĞAN-GÖF) olmak üzere F-16 PO-I uçakları için iki farklı konfigürasyonda füzenin tasarım ve geliştirmesinin gerçekleştirilmesi, kalifikasyonun tamamlanması ve prototiplerinin teslimatı planlanıyor.

BOZDOĞAN GÖRÜŞ İÇİ HAVA HAVA FÜZESİ (WVRAAM)
BOZDOĞAN, ABD üretimi AIM-9X’in muadili olan Görüş İçi Hava Hava Füzesi’dir. Mükemmel Nişan Hattı Sapma (off-boresight ) açısı sağlayan yüksek çözünürlüklü Görüntüleyici Kızılötesi (IIR) Arayıcı Başlığa sahip olan BOZDOĞAN, elektronik harbe karşı dayanıklı yapıdadır. Yaklaşık 25 kilometre menzile sahip olan füze, ses hızının 3 katı hıza (Mach 3) ulaşabilmektedir ve vektör kontrolü sayesinde yüksek manevra yeteneğine sahiptir. IIR başlığı sayesinde, seyir füzelerine dahi etki edebilecek şekilde geliştirildi.
TÜBİTAK-SAGE ve 401’inci Test Filo Komutanlığı iş birliği ile Nisan 2019’da çırpıntı (flutter) testleri başlatılan BOZDOĞAN’ın; Kasım 2019’da yerdeki F-16 kanadından test atışı gerçekleştirilmiş ve 4 kilometre yükseklikteki yüksek hızlı insansız hava aracını başarıyla imha etmiştir. BOZDOĞAN’ın, Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığı envanterinde yer alan AIM-9 Sidewinder Füzelerinin yerini alması planlanıyor.

GÖKDOĞAN GÖRÜŞ ÖTESİ HAVA HAVA FÜZESİ (BVRAAM)
GÖKDOĞAN, ABD üretimi AIM-120 AMRAAM’ın muadili olan Görüş Ötesi Hava Hava Füzesi’dir. Katı hal tasarımlı Aktif Radar (AR) Arayıcı Başlığı bulunan GÖKDOĞAN; at-unut, birden fazla hedefe kilitlene bilme, atış sonrası kilitlenebilme ve her açıdan atış yeteneklerine sahiptir. Elektronik harbe karşı dayanıklı olan füze, karıştırma kaynağına güdümlenebilmektedir. Yaklaşık 65 kilometre menzile sahip olan füze, veri bağı sayesinde hedef güncellemesi yapabilmektedir.
PİLOT girişimlerinin, bir dizi konferans, uygulamalı çalışma oturumları ve network sağlama amacıyla Stanford Üniversitesi’nin öğretim üyeleri ve sektör uzmanlarından bilgi aldığı programın açılış konuşmasını yapan Türk Telekom CEO’su Ümit Önal, şunları söyledi: “Dijitalleşmeyi, ülkemizi dünyaya ve geleceğe bağlamak olarak görüyoruz. Bu kapsamda; yenilikçi ve inovasyon odaklı yaklaşımımızla yepyeni rotalar çiziyoruz. Teknolojiyi üretmenin yanında ihraç etme misyonumuz ile Türkiye’yi geleceğe taşıyacak her hamlede varız. Bu alanların başında da girişimcilik ekosistemini konumluyoruz.” dedi.
Girişimlere yapılan her yatırımı Türkiye’nin geleceğine yönelik bir yatırım olarak gördüklerini belirten Önal şöyle devam etti: “Desteklerimizi sürdürerek, global başarılara imza atacak çok daha fazla girişime destek olarak ülkemizden yeni unicorn’lar çıkarmayı hedefliyoruz. Küresel çapta girişimlerin doğum yeri olan Stanford Üniversitesi’nin programıyla girişimlerimiz, dünya arenasındaki yerlerini daha da sağlamlaştıracak. Yerli teknoloji girişimlerinin dünya arenasında yükselişini ve ekosistemi küreselleştirecek yatırımlarımızı desteklemeye devam edeceğiz.”
Girişimcilik ekosistemini daha da güçlendirerek, büyütmeyi amaçlayan Türk Telekom, gelişmiş bir girişimcilik kültürünün Türkiye’yi geleceğe taşımasına öncülük edecek ve girişimcilik ekosistemini dünyaya açacak çalışmalarını sürdürüyor. Türk Telekom Ventures’ın Girişim Hızlandırma Programı PİLOT’un girişimleri, girişimcilik eğitim programına katılmak üzere ABD’ye gitti. Stanford Mesleki Gelişim Merkezi ile iş birliği içinde tasarlanıp sunulan kurumsal eğitim programı Stanford Üniversitesi kampüsünde başladı.

“GELİŞMİŞ BİR GİRİŞİMCİLİK KÜLTÜRÜNÜN TÜRKİYE’YI GELECEĞE TAŞIMASINA LİDERLİK EDİYORUZ”
PİLOT girişimlerinin yer aldığı, aynı zamanda Stanford Üniversitesi’nden girişimcilik alanında uzman isimlerin katıldığı programda açılış konuşmasını yapan Türk Telekom CEO’su Ümit Önal, “Türkiye’nin dijitalleşme sürecine devam ederken, bu süreci hayatın tüm alanlarını kapsayan bir yol haritasıyla sahipleniyoruz. Ülkemizin teknolojiye en yüksek yatırım yapan markalarından biriyiz. Teknolojiyi üreten ve ihraç eden bir konumdayız. Bu misyonumuz kapsamında; yeni nesil teknolojileri ve bu teknolojileri besleyen girişimleri desteklemek önceliklerimiz arasında yer alıyor. Nitekim, girişimcilik ekosistemini daha da güçlendirmeyi ve büyütmeyi amaçlıyor, gelişmiş bir girişimcilik kültürünün Türkiye’yi geleceğe taşımasına liderlik ediyoruz” dedi.
Destekledikleri girişimlerin küresel arenada ses getirmelerine katkı sağlayacak çalışmalara imza attıklarını belirten Önal şöyle devam etti: “Kurumsal Girişim Sermayesi şirketimiz Türk Telekom Ventures ile dünya genelinde önde gelen girişimcilik merkezleri ve ekosistemleriyle stratejik iş birlikleri kurarak, küresel ağımızı genişletiyoruz. Bu kapsamda; Stanford Üniversitesi’nde özel olarak tasarlanan girişimcilik programı, Türkiye’nin küresel inovasyon haritasına önemli bir katkı sağlayacak.
Girişimcilik ekosistemini büyüterek, bu alanda Türkiye’yi geleceğe taşımayı sürdürüyoruz. Türk Telekom Ventures’ın San Francisco’da bulunan ofisi girişimlerimizin dünyaya açılması için önemli bir durak. Bu ofis ile Türkiye’den çıkan değerli fikirleri Silikon Vadisi üzerinden dünyaya açıp, dünyadaki yenilikçi fikirleri ise ülkemize taşıyarak Türkiye ve global pazarlar arasında köprü oluyoruz. Bu kapsamda; sağlıktan enerjiye, eğitimden, yapay zekâ destekli iş çözümlerine kadar pek çok alanda, teknolojiye odaklanan yerli girişimlere rehberlik ederek yatırım yapıyoruz.
Emeklerimizin karşılığını, desteklediğimiz girişimlerin dünyaya açılıp küresel başarılara imza atmalarına şahitlik ederek alıyoruz. Türk Telekom Ventures yatırımlarımızdan dijital pataloji alanında tanı desteği sağlayan Virasoft, dünyanın her yerinden yatırım almaya devam ederken, bir diğer girişimimiz eğitim platformu MentalUP, bugün 120’den fazla ülkede 15 milyon kullanıcıya sahip.
“Sentetik Veri Anonimleştirme” teknolojisi çözümü sunan Syntonym, ABD, Avrupa ve İngiltere pazarında büyümeyi amaçlıyor. Girişimlerimizin, dünyanın pek çok noktasında, her alanda insanların yaşamlarına dokunarak hayatlarını kolaylaştıran çözümler sunmaları bizim için en değerli çıktı diyebilirim. Hepsiyle gurur duyuyoruz.”
GLOBAL VİZYONA HÂKİM OLACAKLARI BİR PROGRAMA KATILACAKLAR
Stanford Üniversitesi ile yapılan iş birliği ile; TV reklamları için ölçümleme platformu Medialyzer, garanti belgelerini dijitalleştiren ve tüketicilerin garanti süreçlerini tek panelden kontrol edebilmeleri için, firmalara bulut tabanlı çözümler sunan bir web uygulaması egaranti, güvenilirlik odaklı varlık ve bakım yönetimi platformu Sensemore, algoritmik finansal analiz platformu F-Ray/JetScoring, web3 finansman platformu Finceptor, tüketici kredisiyle alışveriş yaptıran finans uygulaması FINSO, yapay zeka tabanlı navigasyon ve lokalizasyon çözümleri Link Robotics, şirketlere yönelik yapay zeka tabanlı aktif öğrenen platform B2Metric AI ve müşterinin sesi yönetimi platformu Cloud4Feed’ten oluşan 9 ekip tamamlayıcı ABD programına katılacak.
Mustafa Denizer, AA muhabirine, iki ülke arasındaki ticaret hacminin, 2007 yılında Mısır ile yapılan Serbest Ticaret Anlaşması ile artmaya başladığını ve şu anda 10 milyar dolarlara ulaştığını ifade etti.
Türkiye ile Mısır arasındaki ticari ilişkilerde enerjinin önemli bir potansiyele sahip olduğuna işaret eden Denizer, iki ülke arasındaki ticaret hacminin gelecek 5 yıl içinde 15-20 milyar dolarlara ulaşmasının mümkün olduğunu dile getirdi.
Denizer, Türk ürünlerinin hem kalite hem marka anlamında Mısır’da önemli bir imajının olduğunu vurgulayarak, “Mısırın şu anki problemi döviz rezervlerindeki sıkışıklık ve darboğaz. Bu olduğu için Türkiye’den fazla ithalat yapamıyorlar. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mısır ziyareti ile siyasi olarak her şey normale dönerse Türkiye’ye karşı bir pozitif ayrımcılık başlayacak.” dedi.
Mısır’ın enerjiden elde ettiği cari fazlanın bir şekilde Türk ürünlerine yönlendirilmesi gerektiğine dikkati çeken Denizer, “Mısır sanayisinin çok ara mala ihtiyacı var. Bunları daha önce Türkiye’den temin ediyordu, hala edebilir. İç piyasaya mamul olarak girebilecek her türlü mala ihtiyacı var. İki ülke arasındaki ticaret hacminin 2 katına çıkma potansiyeli var.” değerlendirmesinde bulundu.
Denizer, Türkiye’nin Afrika’daki en büyük ticaret hacminin Mısır ile olduğunu kaydederek, “Bu fark gitgide de açılacak. Sonuçta Mısır 115 milyon nüfuslu çok büyük bir pazar.” diye konuştu.

“MISIRLI SANAYİCİLER KNOW-HOW AÇISINDAN TÜRK SANAYİCİLERİYLE ORTAKLIK YAPMAK İSTİYOR”
Mısır’da 3 milyar dolara yakın bir Türk yatırımının olduğunu aktaran Mustafa Denizer, “Bu, doğrudan 70 bin civarında bir istihdam sağlıyor, dolaylı olarak da 100 bin civarında istihdam sağlıyor. Bu yatırımlardan yıllık 1,5 milyar dolar ciro elde ediyoruz. Bunun önemli bir kısmı da Mısır’dan üçüncü ülkelere ihracat. Yani Mısır’da başarılı Türk yatırımları mevcut.” dedi.
Denizer, tekstil ve konfeksiyonda Mısır’ın toplam ihracatının üçte birini Türk iş adamlarının yönettiğini dile getirerek, “Gitgide de bu oran da artıyor. Yatırımlar, tekstil ve konfeksiyona ağırlıklı ama bunun yanında diğer sektörlere de yatırım var. Turizm, lojistik, mağazacılık sektörlerine yatırımlar var. Bir sürüde yeni yatırımcı şu an devrede yatırım potansiyeline bakıyor, arsa arıyor, ortaklık bakıyor.” ifadelerini kullandı.
Mısırların turist olarak Türkiye’ye gelmeyi çok sevdiklerini belirten Denizer, şunları kaydetti:
“Mısırlılar, burada para harcayıp alışveriş yapmayı çok seviyorlar. Mısırlı sanayiciler know-how açısından Türk sanayicileriyle ortaklık yapmak istiyor, işbirliği yapmak istiyorlar. Türk Hava Yolları bugünden sefer artırmaya başladı. Başka hava yollarımız Mısır’a uçmaya başladı. Ne kadar çok sefer varsa aslında o kadar çok insan karşılıklı birbirine gidiyor, geliyor ya turizm ya ticaret için. Dolayısıyla bu da bir gösterge, her şey daha iyi olacağını göreceğiz.”

Peki, Türkiye’nin KKTC’de bir S/İHA üssü olması neden önemli? Bu durum Ankara’nın bölgedeki pozisyonunu nasıl etkileyecek? Tüm bu soruların yanıtı ve daha fazlasını KKTC/Lefkoşa Hukuk Fakültesi Uluslararası Hukuk Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emete Gözügüzelli ile konuştuk…
EN KRİTİK İMZALARDAN
KKTC’nin siyasi süreci dikkate alındığında aslına bakılırsa oradaki askeri üslerle ilgili Türkiye’nin çok net adımlar atmadığının altını çiziyor Gözügüzelli. Ancak ‘Türkiye Yüzyılı’ olarak adlandırılan yeni sürecin başlamasıyla KKTC konusunda da fiili adımlar atıldığını söylüyor.
Madalyonun KKTC tarafında ilk hamlenin ‘hava üssü’ olarak gelmesi dikkate değer… Doç. Dr. Gözügüzelli bu duruma işaret ediyor ve “Türkiye gerek Ada’da gerek Doğu Akdeniz’in farklı bir noktasında gerçekleşmesi muhtemel saldırganlık eylemlerini dizginleyecek bir pozisyon aldı. Burası askeri ve istihbari açıdan elimizi güçlendirecek. Geçitkale meselesi, Türkiye’nin 1960’ta KKTC’ye garantör olmasından bu yana imza altına aldığı en stratejik işlerden biri” diyor.

AB’NİN BELİ BÜKÜLÜYOR
Türkiye’nin bu hamlesini sadece Rumlara ya da doğrudan Atina’ya yönelik okumanın eksik olacağı inancında Gözügüzelli. Bu adımın muhataplarından birinin de Avrupa Birliği olduğunu sözlerine ekliyor.
AB’nin bugüne kadar Kıbrıs Adası’nı ‘tek ülke’ görüp sözde Kıbrıs Cumhuriyeti olarak isimlendirdiğinden bahsediyor ve Türkiye’nin Geçitkale’de bir kez daha gösterdiği üzere kesinlikle oldu-bittiye izin vermeyeceğini kaydediyor.
Ankara’nın son yıllarda kavuştuğu jeopolitik gücün bir yansımasını gördüğümüz kanaatindeki Gözügüzelli, “Türkiye, AB’nin planlarının belini bükerken aynı zamanda BM’den tutun başka güç odaklarına kadar Kıbrıs Türkleri’ne karşı gerçekleştirmek istenen siyasi, askeri ve hukuki dayatmaların da önüne geçiyor. Sadece onlar da değil… KKTC tarafında kimi çevrelerin dillendirdiği bazı senaryoları da net şekilde tarih sayfalarına gömüyor” diyerek süreci özetliyor.
“Türk ekseninin güç kazanmasına vesile olacak”
‘Türkiye Yüzyılı’ politikası kapsamında uluslararası güvenlik ve barışın korunması adına ülkemizin önemli roller üstlendiğine vurgu yapıyor Doç. Dr. Emeti Gözügüzelli ve devam ediyor:
“Bölgedeki diğer ülkelerin barış ve huzuruna kasteden kimi merkezleri de hedef alan bir hamle bu. Ayrıca, yayılmacı politikalar izleyen çevreler için de bir işaret fişeği atıyor Ankara ve ‘buna izin vermem’ diyor.
Sadece bunlarla da sınırlı değil… Afrika’ya, Süveyş Kanalı’na, Hazar’a hatta Atlas Okyanusu’na kadar etki alanı olan çok stratejik bir yerden bahsediyoruz. Türk ekseninin buradaki yansımaları için Kıbrıs Adası üzerinden atılan ve atılacak olan adımlar hayati önemde.
Gelecek dönemde bölgede muhtemel bir Türk Deniz Üssü kurulması da masada… Buranın güvenliğinin sağlanması adına da Geçitkale’de Türk SİHA’larının konuşlanması çok kritik.
Hava araçlarımızın elde ettiği tüm veriler yasa dışı göçle mücadele, bazı çevrelerin bölgesel faaliyetlerinin gözetlenmesi, balıkçılık ya da hidrokarbon arama süreçleri adına da değerli.”

KKTC’Yİ TANIYACAK ÜLKELER İÇİN BÜYÜK KAZANIM
Geçitkale ile aslında bir NATO üyesi ülkenin Kıbrıs Adası üzerinde hava üssü elde ettiği detayını da özellikle vurguluyor Doç. Dr. Gözügüzelli. Bu gerçekliğin Avrupa’nın güvenliğinde de çok önemli olduğunu belirtiyor. Daha önce NATO üyesi olmayan bazı bölge ülkelerinin bu işe soyunduğunu anımsatıyor ancak hiçbirinin Türkiye gibi bir etki yaratamayacağını söylüyor.
Geçitkale’deki S/İHA üssü ile KKTC’nin başta Türk Devletleri Teşkilatı olmak üzere kimi ülkelerce ‘tanınması’ arasında aslında bir bağ bulunduğunun altını çizip, “Akdeniz’den tutun Afrika’ya kadar çok geniş ve stratejik bir alandan bahsediyoruz. Burada enerjiden savunmaya, deniz nakil hatlarından küresel ulaşıma varana kadar çok değerli konu başlıkları var. İşte Geçitkale, KKTC’yi tanıyan ülkeler için böylesine stratejik bir bölgede güvence tesis edecek” diyerek sözlerini tamamlıyor.
Başkan Erdoğan, Alper Gezeravcı’yı kabul etti! Dikkat çeken anlar











Son dakika haberi: İlk Türk astronot Alper Gezeravcı, Türkiye Uzay Ajansı Yönetim Kurulu üyeliğine atandı.
Resmi Gazete’de konuyla ilgili yayımlanan karar şöyle:
“Türkiye Uzay Ajansı Yönetim Kurulu Üyeliklerine, 23 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 6’ncı maddesi ile 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2 ve 3’üncü maddeleri gereğince Alper Gezeravcı, Alper Güzel, Mustafa Arif Karabeyoğlu, Elvan Kuzucu Hıdır, Mustafa Mehmet Nefes ve İsmail Doğan atanmıştır.”

GEZERAVCI, TÜRKİYE’NİN İLK İNSANLI UZAY SERÜVENİYLE TARİHE GEÇTİ
Astronot Alper Gezeravcı’nın 19 Ocak’ta başlayan uzay görevi, bugün planlanan Dünya’ya inişle tamamlanmış olacak. Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) geçirdiği sürede 13 bilimsel deneye imza atan Gezeravcı, Türkiye’nin uzay serüveninde farkındalık da oluşturdu.
Türkiye’nin ilk insanlı uzay yolculuğu ülke genelinde canlı bağlantılar ve çeşitli illerde kurulan uzay çadırlarından (planeteryum) coşkuyla izlendi. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ne bu tarihi günün anısına Türk bayrağı asıldı.
Gezeravcı’nın uzay yolculuğu, SpaceX’e ait Dragon kapsülünün Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nden 19 Ocak’ta başarıyla fırlatılmasıyla başladı. Gezeravcı’nın uzaydan yaptığı ilk canlı yayındaki sözleri Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “İstikbal göklerdedir.” cümlesi oldu.

Yaklaşık 36 saat süren yolculuğun ardından ISS’ye ulaşan 4 kişilik Ax-3 ekibi, istasyonda törenle karşılandı. Tören Axiom Space’in sosyal medya hesaplarından canlı yayınlandı. Gezeravcı, ISS’de yaptığı ilk konuşmasında şunları söyledi:
“Türkiye olarak tarihimizde bir ilke adım atmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Buradaki bilim ve araştırma çalışmalarına katkıda bulunmak için sabırsızlanıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak bizlere emanet eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına, bu vatan için canını veren tüm şehitlerimize, buraya adım atmamızı sağlayan güçlü iradesiyle devletimize ve milletimize şükranlarımı sunuyorum. İstikbal göklerdedir.”
DENEYLERE HEMEN BAŞLADI
Gezeravcı’nın alçak dünya yörüngesindeki laboratuvar olarak tanımlanan ISS’ye gittiğinde ilk işi, yanında götürdüğü deney düzeneklerini Dragon kapsülünden güvenli şekilde çıkartarak, deney öncesi muhafaza konumlarına nakletmek oldu.
Ardından bilim misyonu çerçevesinde kanserden bağışıklık hücrelerine, alglerden propolise kadar çeşitli çalışmaların mikro yer çekimi ortamındaki tepkilerini gözlemlemeye başlayan Gezeravcı, Türkiye Uzay Ajansı (TUA) ve TÜBİTAK Uzay Komisyonunca hazırlanan 13 deneyi burada kaldığı sürede ajandasına uygun şekilde gerçekleştirdi.
Türkiye’nin uzay, havacılık ve savunma sanayisi için yeni nesil malzeme geliştirme kabiliyeti kazanması, uzay araçlarının itki sistemlerinin daha verimli hale getirilmesi, mikroalg türlerinin yer çekimsiz ortamda karbondioksit yakalama performanslarının ve oksijen üretim kabiliyetlerinin belirlenmesi, dünyada var olan hastalıklar için yeni tedaviler ve önleyici tedbirlerin geliştirilmesi ve propolisin mikro yer çekimi ortamındaki bakteriler üzerindeki etkisinin araştırılması gibi deneylerin bilimsel literatüre önemli katkılar sağlaması bekleniyor.
Gezeravcı’nın 14 gün boyunca gerçekleştirdiği deneyler ve bunların daha kolay anlaşılması için terimlerin tanımlamalarını içeren “Deney Sözlüğü” de gün gün TUA’nın sosyal medya hesaplarından paylaşıldı.

İLK CANLI BAĞLANTISINI ERDOĞAN’LA YAPTI
Gezeravcı, uzaydayken Dünya ile gerçekleştirdiği canlı bağlantılarla halkın ve özellikle gençlerin uzaya dair merak ettiği sorulara yanıt verirken gerçekleştirdiği bilimsel çalışmaları da aşama aşama anlattı.
Alper Gezeravcı, uzay seferi kapsamında ilk görüşmesini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptı. Kendisine “Tüm milletimize ilham kaynağı oldun” diyen Erdoğan’a karşılık Gezeravcı, “Cumhuriyet’imizin 100. yılında Türkiye Yüzyılı’na adım atarken bu önemli ve anlamlı görevde ülkemi temsil etmenin ve bayrağımızı ISS’de taşımanın gururunu yaşıyorum. Yıllarca uzayı, başka milletlere ait olan bir rüya olarak kabul edip hayal dahi etmekten çekinen, ben de dahil nice Türk gencine ve gelecek nesillerimize bu hayali gerçek haline getirerek hediye ettiniz. Kendimize olan öz güvenimizi ayağa kaldırmamıza ve pekiştirmemize imkan tanıdınız” dedi.
İkinci canlı bağlantısını Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ile yapan Gezeravcı, “Göreve hazırlık sürecimizde her türlü desteği sağladınız. Karantina sürecinde heyetinizle çok büyük incelik göstererek karantina tesisine kadar gelip ziyaret ettiniz. Maneviyatı çok güçlü bir milletin evladı olarak bu ziyaretiniz bana devletimizin verdiği desteği en üst düzeyde hissettirdi ve çok moral verdi.” diye konuştu.
UZAYDA TEKNOFEST POZU
Bakan Kacır’ın isteği üzerine uzayda “TEKNOFEST pozu” veren Gezeravcı, sosyal medya hesabından şu paylaşımı yaptı:
“Ülkemi uluslararası alanda saygın bir bilim ve teknoloji gücü yapmak için gururla ilerlerken ay-yıldızlı bayrağımızla birlikte bir klasik haline gelen TEKNOFEST pozu da bana eşlik ediyor. İsterim ki bu ülkenin her bir evladı bu öyküden ilham alsın, geleceğe umut olsun.”

Bursa, Samsun, Diyarbakır, Kocaeli, Konya, Balıkesir ve Hatay’daki öğrencilerle görüşmeler yapan Gezeravcı, gerçekleştirilen bir bağlantıyla da basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Uzaya geliş amacının her fırsatta gençler için önemini vurgulayan Gezeravcı, bir astronotun birçok farklı özelliği bünyesinde barındırması gerektiğini belirterek, bunları serinkanlılık, eğitim, dil becerisi, uçuş tecrübesi, fiziksel ve zihinsel sağlık, sabır, azim ve tutku olarak sıraladı.
Gezeravcı, “Bugün başladığımız görevler ileride sizin yapabileceğiniz mesleklerin en bariz işareti. Memleketimizde, ülkemizde bu yol artık açıldı. Hiçbir endişeniz olmasın. Astronot olmayı hedefinize koyduysanız şu anda okulunuzdaki dersleriniz çok önemli.” dedi.
Uzay yolculuğunun bitmesiyle birlikte geçtiğimiz hafta dünyaya başarılı iniş gerçekleştiren Gezeravcı bugün Ankara Esenboğa Havalimanı’na gelerek yurda giriş yaptı.

BASIN TOPLANTISI DÜZENLENİYOR
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ve Alper Gezeravcı, basın toplantısı düzenliyor.
Kacır’ın açıklamalarından satır başları:
Ülkemizin insanlı ilk uzay misyonunu gerçekleştirdi. Bir kez daha Gezeravcı’ya vatanına hoş geldin diyorum. Biyoloji, tıp, malzeme konusunda önemli kazanımlar getirecektir. Uzaydaki mikro yerçekiminin insan sağlığı üzerindeki etkileri araştırıldı. Bitkiler, algler, propolisle uzay destek sistemlerinde araştırmalar gerçekleştirildi. Her bir projenin kıymetli neticeler doğuracağına inanıyoruz. 13 bilimsel deney için değil, ülkemizde bilim ve bilim insanlarına verdiğimiz değer ve sunduğumuz imkanı göstermek açısından bu misyon çok değerlidir. Türkiye’nin bilimsel araştırmaları gerçekleştirme çaba ve kapasitesi misyon vesilesiyle takip edildi. Astronotumuz uzay istasyonundan Türkiye’ye 7 görüntülü video ve 2 telsiz bağlantısı gerçekleştirerek bizleri kapsamlıca bilgilendirdi.
Türk gençlerine ve Türk çocuklarına sunduğu mesaj ve özgüven oldu. Evlerde, okullarda, iş yerlerinde uzay bilim misyonumuz konuşuldu. Bu misyon bu yönüyle bilim toplumu olma istikametinde yeni bir başlangıç olmuştur. Bilim misyonunun ardından Milli Uzay Programı’ndaki çalışmalara devam edeceğiz. Deney çıktılarını dikkatle değerlendireceğiz ve gerekli desteği sunacağız. İnsanlı uzay görevlerinde kullanılan uzay istasyonlarını geliştirme süreçlerine yönelik Ar-Ge planları oluşturacağız. Ankara’da Uzay Teknoloji Geliştirme Bölgesi kuracağız. Uzaya bağımsız erişim programını sürdüreceğiz. Fırlatma roketleri geliştirmeye devam edip 2030’a kadar uzay limanı kuracağız. İnsansız sistemlerle gerçekleştireceğimiz bu program zorlu uzay koşullarında kullanma ve ticarileştirme olanağı sunacak.
Uzay gözlemlerini destekleyeceğiz. İlk milli haberleşme uydumuzu Türksat 6A’yı uzaya göndereceğiz. Türkiyemizin uzay araştırmalarında geri kalması asla düşünülemez.

ALPER GEZERAVCI’NIN AÇIKLAMALARI
Gezeravcı’nın açıklamalarından satır başları:
Adımımızı attığımız ilk andan itibaren gülümseyen yüzlerle karşılaştığım için son derece mutluyum. Maneviyatı yüksek olan bir ülkenin samimi vatandaşlarıyla bir araya gelmek bu yolculuğun en güzel sonlanan kısmıydı. Gökyüzündeki gözümüzle görebildiğimiz sınırları bertaraf eden hedeflere erişebilmiş olmanın mutluluğuyla ülkeme döndüm. Ülkemin bugüne kadar bana sağlamış olduğu eğitim ve kabiliyetlerle ülkeme borçlu olduğum tüm imkanları seferber ederek görevin hazırlık sürecinde ortaya koymuş olduğu güçlü iradeyle sayın Cumhurbaşkanımız, görevin icrasında hiçbir aksaklığa izin vermeyen bakanlığımız, TUA ve TÜBİTAK’ın değerli çalışanlarına minnettarım.
Kutlu yolculuğumuzun bayrak değişimini gerçekleştirmiş olduk. Bu sadece başlangıçtı, bir yere varış değildi. Ülkemin bugüne kadar atmış olduğu adamın geleceğe yönelik hedeflerin güçlü duruşu noktasında Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı olarak basın yayın kanallarında ülkemize ilişkin gurur verici ifadelerden almış olduğum ilk izlenimlerle müthiş şekilde gururlanmış olarak ülkeme döndüm. Dünyanın bugüne kadar paylaşmış olduğu uzaydaki yerimizi bu ekosistemde fayda sağlayacak, pay alacak şekilde adımların atılacağını kısa sürede göreceğiz. Bugüne kadar eksik olan tek şeyimiz damarlarımızdaki asil kanın potansiyelinin farkında olamayışımızdı. Koşar adımlarla ileriye gitmeye devam edeceğiz. Bu başarı bireysel değil, her hanedeki çocuğun başarısıdır.
Bundan sonra çok daha büyük ataletle ileri noktalara gidecek. Ülke olarak hak etmiş olduğumuz uzaydaki yerimizi pay alacak şekilde atılacak adımları göreceğiz. Devletimizin atmış olduğu adımlarla hak ettiğimiz özgüvene kavuştuk. Tüm vatandaşlarımıza her aileden birer ferdin bizimle oraya gittiğini hissettiğimi söylemek istiyorum.
UZAY ARACI BAŞARIYLA FIRLATILMIŞTI
Gezeravcı’nın da yer aldığı Ax-3 ekibini taşıyan Dragon kapsülü, ABD yerel saatiyle 18 Ocak 16.49’da (TSİ 19 Ocak 00.49) NASA’nın Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nden başarıyla fırlatılmıştı.
Yolculuğu yaklaşık 36 saat süren Ax-3 mürettebatı, 20 Ocak’ta Uluslararası Uzay İstasyonu’na ulaşmıştı.

Partisinin il başkanlığı tarafından Yozgat Rıza Kayaalp Spor Salonu’nda düzenlenen belediye başkan adayları tanıtım programında konuşan Akbaşoğlu, adaylara başarı diledi.
Yozgat’ta en büyük zaferi elde edeceklerini dile getiren Akbaşoğlu, “Ankara’daki, İstanbul’daki, İzmir’deki Yozgatlıları da harekete geçirerek büyük bir zafer gecesi olarak 31 Mart’ı Yozgat’ta da Anadolu’nun her yanında da İstanbul’da da kutlamaya var mısın Yozgat?” diye konuştu.
“Türkiye Yüzyılı” sloganıyla yola çıktıklarını vurgulayan Akbaşoğlu, şunları kaydetti:
“Özgüvenimizle ‘onlar gider uzaya, biz kalırız yaya’ dendiği dönemleri çoktan geçtik. Artık Türk astronotlar uzaydan dönüyorlar. Allah’a çok şükür yarın inşallah kendi füzelerimizi, uydularımızı, kendi yazılımlarımızla kendi mühendislerimizle kendi ürettiğimiz kapsüllerle, roketlerle bu sistemin tamamına ilişkin, Allah’ın izniyle bunların bizzat bizim insanımız tarafından A’dan Z’ye gerçekleştirildiğine şahit olacağız. Allah’ın izniyle şuna inanıyoruz ki nasıl bugün Türkiye, insansız hava araçlarında milli savunma sanayisinde ortaya koyduğu devrimlerle dünyanın bir numarası ise teknolojide de dünyanın ilk 10 ülkesi arasına en yakın zamanda girmeye aday bir ülkedir. O sebeple kendi milli muharip uçaklarımızı yapıyoruz. KAAN uçağımızı semalarda görmeye hep beraber şahit olacağız. Milli Atak helikopterimizi yapıyoruz. Kendi gemilerimizi yapıyoruz. Dünyada ilk insansız hava aracını taşıyan gemiyi Türkiye yaptı, Allah’a çok şükür.”
Akbaşoğlu, “Toplu iğne yapamayan Türkiye” denilerek öğretilmiş çaresizlikle ülkeyi Batı’ya payanda etmeye çalışan Batı heveslisi zihniyetlerin değil, milli ve yerli bir neslin 2053, 2071 vizyonlarını gerçekleştireceğini ifade ederek, “Dünya beşten büyüktür, daha adil ve merhametli bir dünya mutlaka mümkündür diyen bir perspektifi gerçekleştirecek bir medeniyet gençliği, bir teknolojik devrim yapan TEKNOFEST gençliği, yarınlarımızdır. Dünyanın yarınlarını kuracak, inşa edecek inşallah.” değerlendirmesinde bulundu.
Yapılan hizmetleri yerel yönetimlerde de merkezi yönetimde de ortaya koyan anlayışın “AK kadrolar” olduğunu anlatan Akbaşoğlu, şöyle devam etti:
“AK Parti, Recep Tayyip Erdoğan belediyeciliğinin ve onun yansımalarıyla oradaki büyük başarıların, Başbakanlığa ve Cumhurbaşkanlığına taşınarak Guinness Rekorlar Kitabı’na geçecek şekilde her seçimde milletimizin teveccühünü kazanmak suretiyle 21 yıldır kesintisiz bu millete hizmet etmektedir. Allah’ın izniyle biz hakikaten yatırım, üretim, istihdam, ihracat ve cari fazlaya dayalı büyüme modeliyle bu aziz milletin gelirlerini yükseltmeye, alım gücünü arttırmaya, güvenliğini, huzurunu ve refahını ilelebet sağlamak noktasında büyük bir gayret gösteriyoruz. Yaşadığımız pandemi süreçleri, bunun uluslararası yansıması, ülke ekonomilerine yansımasıyla birtakım sıkışıklıklar, dar boğazlar ve gerçekten tedarik zincirlerinde yaşanan büyük global krizler, Rusya ve Ukrayna savaşı, Gazze’deki soykırım, bütün bu olaylarla beraber hakikaten dünya insanlık tarihinde hem insani krizler hem de ekonomik krizlerin boyutlarının arttığına şahit oluyoruz. Buna rağmen Türkiye, Anadolu’da, coğrafyamızda güvenli bir liman, huzur ve güvenliğin adresi olarak insanlığın karşısına çıkıyor. İnşallah daha da güçleneceğiz.”
Akbaşoğlu, Türkiye’nin demir yolu ve kara yollarıyla ülkeleri birbirine bağladığına dikkati çekerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türk Devletleri Teşkilatı ile İslam İşbirliği Teşkilatı ile Basra Körfezi’ni İskenderun Körfezi’ne, Akdeniz’e, Ege Denizi’ne, Karadeniz’e, Hazar Denizi’ne, Türkiye üzerinden kuracağımız demir yolu ve kara yolu ağıyla bütün dünyada Çin’den, Pekin’den Londra’ya, İngiltere’ye bütün bu yolların merkezi Türkiye’yi inşa ediyoruz. Bir taraftan Yozgat’a hizmet ederken Çankırı’ya, Muş’a, Manisa’ya, Diyarbakır’a, İzmir’e, Ankara’ya merkezi hükümet olarak hizmet ederken bir taraftan da 2053 ve 2071 vizyonlarını, yeniden büyük Türkiye’yi gerçekleştirmek için yepyeni bir dünya kurma mücadelesini veriyoruz. Bu konuda senkronizasyon, büyük uyum, bir ve beraber olarak daha büyük atılımlar, daha büyük yatırımlar yapabilmek için gelin, bu noktada Yozgat başta olmak üzere 81 vilayette büyük bir irade beyanında bulunalım. Millete hizmeti, Hakk’a hizmet olarak gören, ‘Halka hizmet Hakk’a hizmettir’ diyen, Allah’ın rızasını milletimizin duasını kendine rehber edinen AK Parti belediyeciliğini Türkiye Yüzyılı belediyeciliğini, gerçek belediyeciliği Yozgat’ın tamamına hakim kılalım inşallah.”
Konuşmanın ardından Yozgat’ın il, ilçe ve belde belediye başkan adayları tanıtıldı.
Programa AK Parti Yozgat milletvekilleri Abdulkadir Akgül ve Süleyman Şahan ile partililer katıldı.
Gençlik yıllarında babasının iş yerinin telefon numarasını hala ezbere bildiğini söyleyen Uraloğlu, “Bugün içinde bulunduğumuz dördüncü sanayi devrimini, nesnelerin interneti, kuantum bilgisayarlar, bulut bilişim, makineler arası iletişim, blok zincir uygulamaları ve yapay zeka teknolojileri oluşturuyor. Sosyal medya ağları ve dijital platformlar da önemini ve faaliyet sahasını sürekli artırıyor, genişletiyor. Artık dijital teknolojiler, yeni ürün ve piyasaların gelişmesine yol açarak, ekonomik büyümenin en önemli itici gücü haline gelmiştir” diye konuştu.
’15 YILDA 90 KAT ARTMIŞ OLACAK’
2027 yılında akıllı telefon kullanıcı sayısının 7,7 milyara ulaşmasının beklendiğini söyleyen Uraloğlu, “Teknoloji dünyasında çığır açan 5G ağlarının, ekonomik değerde trilyonlarca dolar ve milyonlarca iş fırsatı yaratacağı öngörülmektedir. Küresel mobil veri trafiğinin ise 2030 yılına kadar 80 kattan fazla artışla aylık 5 bin eksabaytı aşacağı düşünülmektedir. Her geçen gün veri trafiğinin katlanarak arttığı bir dönemdeyiz. Veri hacmi 2010 yılında 2 zetabayt seviyesinde iken; 2020’de 64 zetabayt olduğu, 2025’te 181 zetabayta ulaşacağı tahmin ediliyor. 15 yılda veri neredeyse 90 kat artmış olacak. Hem ihtiyacı karşılama hem de Türkiye’yi bölgenin veri üssü yapma hedefiyle çalışıyoruz. Hem devlet hem de özel sektör olarak yeni yatırımlarımız ve iş birliklerimizle Türkiye’yi telekomünikasyon merkezi haline getiriyoruz” dedi.
FİBERİ ARTIRMA HEDEFİ
Toplam 94,3 milyon genişbant internet abonesi olduğunu söyleyen Uraloğlu, “Toplam fiber uzunluğumuz yaklaşık 550 bin kilometre. Fiber altyapı uzunluğumuzu bu yıl 600 bin kilometreye, 2028 yılına kadar 850 bin kilometreye çıkarmayı hedefliyoruz. Fiberin toplam sabit genişbanttaki payını 2024’te yüzde 35’e ulaştırmayı, mobil genişbant penetrasyon oranını yüzde 90’a çıkarmayı planlıyoruz. Ayrıca bugün ülkemiz, OECD ülkeleri içinde 2021-2022 yılları arasındaki 1 yıllık süreçte sabit internet yaygınlığı en çok artan ülkeler arasında yer almaktadır” diye konuştu.
TÜRKSAT 6A HAZİRANDA
Yerli ve milli üretime büyük önem verdiklerini belirten Uraloğlu, “Bir yandan 5G ile çalışmalarında yerli ve milli çerçevede ilerlerken; bir yandan da 6G teknolojisinde neler yapabiliriz, onları konuşuyoruz. 5G’nin yaygınlaştırılması için gerekli imkana sahip bir Türkiye var. Yerli üretim ile yüksek teknolojili küresel markalar çıkaracağız. Ülkemizi yüksek teknoloji üretim üssü haline getireceğiz. İlk yerli ve milli haberleşme uydumuz TÜRKSAT 6A ile uzay ve uydu teknolojileri alanında teknik bir devrim gerçekleştiriyoruz. Bu sayede Türkiye, haberleşme uydusu üretebilen 10 ülke arasına girecek. İnşallah Türksat 6A’yı, önümüzdeki haziran ayında yörüngesine göndermeyi hedefliyoruz” dedi.
GEZERAVCI, 16.30’DA DÜNYAYA İNECEK
Uydu ve uzay çalışmaları alanında uluslararası bir oyuncu olma yolunda önemli adımlar attıklarını söyleyen Uraloğlu, “İlk defa ülkemizin insanlı uzay misyonu bir Türk astronotumuzu uzaya göndererek hem havacılık hem de uzay çalışmalarımız bakımından çok önemli bir dönem yaşıyoruz. Astronotumuz Alper Gezeravcı, 13 farklı alanda uzayda bilimsel çalışmamıza öncülük etti ve yepyeni gelişmelerin kapılarını araladı. Dünyaya dönüş yolculuğunda. Bugün saat 16.30 gibi sağ salim dünyaya inmesini bekliyoruz” diye konuştu.
Törene, Dışişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Kemal Bozay ve Ankara’daki diplomatik misyon temsilcileri de katıldı.
Etkinlikte ödülü, Japonya’nın Ankara Büyükelçisi Katsumata Takahiko verdi.
Bakan Yardımcısı Bozay, törende yaptığı konuşmada, Türkiye-Japonya ilişkilerinin 2013’te “Stratejik Ortaklık” seviyesine yükseldiğini hatırlattı.

Japonya ile ilişkilerin her alanda derinleşmeye devam ettiğini belirten Bozay, “Japonya, Asya ve Pasifik bölgesindeki 3’üncü büyük ticaret ortağımızdır.” dedi.
Tosyalı başta olmak üzere Türk iş insanlarının belirlenen hedeflere yönelik çabalara katkılarından mutluluk ve gurur duyduklarını vurgulayan Bozay, “Sayın Tosyalı, 3 farklı kıtada üretim yapan, 80’den fazla ülkeye ihracat gerçekleştiren, binlerce kişiye istihdam sağlayan bir iş insanı olarak demir-çelik sektöründe Türkiye’nin gurur verici bir markası haline gelmiştir.” diye konuştu.
Bozay, Japonya Dışişleri Bakanı Kamikava Yoko’nun ocak ayındaki Ankara ziyaretini hatırlatarak, Tosyalı gibi iş insanlarının önünü açmak için Japonya ile “Ekonomik Ortaklık Anlaşması”nın imzalanmasının beklendiğini söyledi.

Japonya ile tarihi dostluk bağlarının olduğuna işaret eden Bozay, ödülün iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin tesisinin 100. yıl dönümünde verilmesinin anlam taşıdığını dile getirdi.
“Gerçek bir rol model”
Büyükelçi Katsumata da ödülün anlamına değinerek, “Japonya hükümeti, Türkiye ile Japonya arasında ekonomik işbirliğine yönelik olarak, Sayın Fuat Tosyalı’nın uzun yıllar boyunca yapmış olduğu katkılar sebebiyle kendisine Büyükelçi Ödülü verme kararı almıştır.” ifadesini kullandı.
Katsumata, son yıllarda uluslararası konjonktürde yaşanan gelişmelere ve değişimlere dikkati çekerek, “Türkiye, yeni iş fırsatlarının yaratılabileceği yatırım yeri olarak dikkati çekmekte ve Japonya firmaları, Türk firmaları ile çeşitli alanlarda işbirliği yapıp iş geliştirmektedir.” değerlendirmesinde bulundu.
Tosyalı Toyo firmasının kurulduğunu anımsatan Katsumata, firmanın sadece Türkiye’de değil, aynı zamanda Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika gibi geniş bölgede faaliyet gösteren en büyük Japon-Türk ortaklık girişimi olduğunu bildirdi.
Katsumata, firmanın başarısının iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilere katkıda bulunduğuna dikkati çekerek, şöyle konuştu:
“Bu, Sayın Tosyalı’nın tutkusu ve çabalarıyla mümkün olmuştur. Ayrıca Sayın Tosyalı’nın liderliği altında Tosyalı Toyo, çelik üretim sürecinde sera gazı emisyonlarını en aza indirmek suretiyle uluslararası toplumun karbonsuzlaştırma hedefine katkıda bulunmak için ‘yeşil çelik’ projelerinde de aktif olarak yer almaktadır.”
Firmanın, iki ülke arasındaki iş ortaklıklarının derinleştirilmesi ve genişletilmesi için gerçek bir rol model olduğunu vurgulayan Katsumata, “Tosyalı Toyo, Japonca öğrenimini teşvik etmek amacıyla Japonya Büyükelçiliği tarafından her yıl düzenlenen Japonca sunum yarışmasının da büyük destekçisi olmuştur. Böylece şu anda Türkiye’de 3 binden fazla kişi Japonca öğreniyor ki bu bölgedeki en yüksek sayıdır.” dedi.
“Hikayemiz, Japonya ve Türkiye şirketlerini cesaretlendirecek”
Tosyalı da kendisine takdim edilen ödülden onur duyduğunu belirterek, holding olarak Toyo Kohan şirketiyle Tosyalı Toyo çatısı altında uzun süredir başarılı bir iş ortaklığı yürüttüklerini söyledi.
Japon kültürünün ve Japonya’nın insanlarının sahip olduğu asil ve saygın kimliğin kendilerine her zaman değerli dostlarıyla birlikte olduğu hissini yaşattığını vurgulayan Tosyalı, şunları kaydetti:
“Çünkü insanın birlikte çalıştığı insanları kendisi gibi görmesi bana göre dünyanın en büyük zenginliği. Bunun verdiği huzur ve güven bizleri çok daha üretken ve verimli kılıyor. Bu karşılıklı saygı ve güvenin sonucunda bugün Türkiye’deki en büyük Japon yatırımı olan aynı zamanda Yönetim Kurulu Başkanı da olduğum Tosyalı Toyo eminim sadece ülkelerimizin değil, dünya çelik ekosisteminin de en önemli oyuncularından biri olmaya devam edecektir. İnanıyorum ki bizim Japon dostlarımızla uzun yıllardır devam eden bu iş ortaklığımız iki ülke arasındaki sosyal, ekonomik ve kültürel ilişkilerin pekişmesine de önemli katkılar sağlayacak. Hikayemiz, Japonya’nın ve Türkiye’nin başarılı şirketlerine iyi bir örnek teşkil ederek onları da yeni iş ortaklıkları için cesaretlendirecektir.”
“Yatırım milyar doları aştı”
Tosyalı, törenin ardından şirketinin yatırımlarına ve kendisine taktim edilen ödüle ilişkin değerlendirmede bulundu.
Tosyalı, holding olarak, Toyo Kohan şirketiyle başarılı işbirliği sürdürdüklerini belirterek, “Bugün geldiğimiz boyut itibarıyla Tosyalı Toyo, Türkiye’deki en büyük Japon yatırımı oldu. Birlikte yaptığımız yatırım milyar doları aştı. Türk-Japon ilişkilerine, bizim bu ortaklığımızın da çok büyük bir katkı sağladığına inanıyorum.” diye konuştu.
Ortaklıklarının, Türkiye’ye yatırım yapmak isteyen farklı ülkelerdeki şirketleri de cesaretlendirdiğine dikkati çeken Tosyalı, “Bir yandan Türkiye’ye yabancı yatırımcı çekiyoruz, bir yandan biz de yurt dışındaki fırsatlara yine oralardaki iş yapma kabiliyetimiz sayesinde iş ve yatırım fırsatlarına bakıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Tosyalı, dünyada dekarbonizasyonun uzun ve derin bir yol olduğuna işaret ederek, demir çelik sektörünün de küresel ısınmaya etki eden alanlardan biri olduğunu anlattı.
Küresel ölçekte çelik üretimine sahip bir şirket olarak yeşil çelik üretiminde öncü olma sorumlulukları bulunduğunu belirten Tosyalı, “Bu sebeple yenilenebilir enerjilere, yakıt olarak, hidrojeni kullanarak yeşil çeliği üretmek üzere çok köklü yatırımlar yapıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Dünyadaki çelik şirketlerinin yeşil çeliği üretebilmek adına yatırımlar yaptığını hatırlatan Tosyalı, “Biz de yatırımlarımızı büyük ölçekte sürdürüyoruz. Eminim ki çok kısa sürede belki dünyada ilk yeşil çeliği üreten şirketlerden biri biz olacağız.” diye konuştu.
“Yeni yılda yeni bir sayfa”
Büyükelçi Katsumata, 2024’ün iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin tesisinin 100’üncü yıl dönümü olduğunu hatırlatarak, ilişkilerde yeni sayfa açmak istediklerini söyledi.
İlerleyen süreçte iki ülke arasındaki işbirliğinin, üçüncü ülkelerin kalkınmasına da katkı sağlanmasının istediklerini dile getiren Katsumata, ilişkilerde yeni yılda yeni bir sayfa açabilecek olmaktan dolayı memnuniyet duyduklarını sözlerine ekledi.
]]>Amerika dışındaki yatırımcılara sunulan Reg S yapısında olan 5 yıl vadeli işlemin başlangıç fiyatı yüzde 9,125 olarak belirlendi.
7 MİLYAR DOLARIN ÜZERİNDE TALEP GELDİ
İşlem, açılışın hemen ardından yatırımcılar tarafından büyük ilgi gördü ve tahvil ihracına 7 milyar doların üzerinde talep geldi. Ardından yapılan iki fiyat revizyonu sonrasında getiri oranı yüzde 8,375’e çekildi.
TVF’NİN TAHVİL İHRACINA TALEP 14,5 KAT ARTTI
Türkiye Varlık Fonu’nun 500 milyon dolarlık tahvil ihracına, talebin 7 milyar doların üzerinde seyretmesi, yabancı yatırımcıların Türk ekonomisine olan güvenini pekiştirdi.
TÜRK EKONOMİSİNE ULUSLARARASI GÜVEN KANITLANDI
Merkez Bankası’ndaki yönetim değişikliğinin ardından tahvil ihracına olan ilgi, uluslararası piyasaların Türk ekonomisine ve yeni ekonomi politikalarına duyduğu güveni bir kez daha gösterdi. Yatırımcıların talepleri ise devam ediyor.
FT: “TÜRKİYE VARLIK FONU YATIRIMCI İŞTAHINI TEST EDİYOR”
Türkiye Varlık Fonu, Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın geçen hafta görevinden ayrılmasının ardından yatırımcıların ülke varlıklarına olan ilgisini test etmek amacıyla ilk uluslararası tahvil anlaşması planlarını sürdürüyor.
İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times’ın analizine göre, Türkiye Varlık Fonu tarafından kiralanmış bankalar, bu hafta yatırımcılara ABD doları cinsinden bir tahvil sunmaya başladı ve çarşamba günü sipariş almaya başladı. Fon yaklaşık 500 milyon dolar toplamayı hedefliyordu.
TVF’nin kaynak yaratma planları, Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın, faiz oranlarını yüzde 8,5’ten yüzde 45’e çıkardığı yedi aylık görev süresinin ardından cuma günü geç saatlerde istifa etmesinin ardından geldi.
“KÜÇÜK KAOS” GÖRMEZDEN GELİNDİ
Yerli ve yabancı analistler, Erkan’ın yerine geçen Başkan Yardımcısı Fatih Karahan’ın, yüzde 65’e yaklaşan enflasyonu düşürmek için yüksek borçlanma maliyetlerini temel araç olarak kullanma politikasına bağlı kalacağını tahmin ederek, Türkiye’nin son merkez bankası değişikliğini büyük ölçüde dikkate almadı.
Beş yıl vadeli TVF tahvilleri, bir şartnameye göre yaklaşık yüzde 9,125 getiri ile sunuldu. Bu oran, Mart 2029’da vadesi dolacak Türk devlet dolar tahvili için yaklaşık yüzde 7,6 ile karşılaştırılıyor.
2016 yılında kurulan TVF, Türk Hava Yolları, birkaç büyük kredi kuruluşu ve ülkenin borsası Borsa İstanbul’un da içinde bulunduğu birçok Türk şirketinde, altyapı ve gayrimenkul varlıklarında hisseye sahiptir. Fon ayrıca, Türkiye’nin en önemli varlıklarından biri olarak kabul edilen enerji grubu Botaş’ın, ulusal posta şirketi PTT’nin ve batıdaki İzmir kenti yakınlarındaki büyük bir limanın tam mülkiyetine sahiptir.
TVF, kaynak yaratma planları hakkında yorum yapmayı reddetti.
YABANCI YATIRIMCILAR, ERDOĞAN’IN REVİZYONU İLE GERİ GELDİ
Tartışılan TVF anlaşması, son on yılda Türkiye’nin yerel ve uluslararası varlıklarını büyük ölçüde terk eden yabancı yatırımcıların, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mayıs ayında yeniden seçilmesinin ardından geniş bir ekonomik revizyonla geri dönmeye başlamasıyla gündeme geldi. Erdoğan’ın borçlanma maliyetlerini düşük tutma ısrarını tersine çeviren Merkez Bankası’nın faiz artışları, programın temel dayanaklarından biri oldu.
DAHA SIKI PARA POLİTİKASI DEVAM EDEBİLİR
Analistler, Karahan’ın daha sıkı para politikasına devam etmesini beklediklerini vurguladı.
Goldman Sachs ekonomisti Clemens Grafe, “Önceki liderlik değişikliklerinin aksine Erkan’ın istifası, ülkenin siyasi liderliği ile merkez bankası arasındaki herhangi bir anlaşmazlıktan kaynaklanmıyor gibi görünüyor.” dedi.
Grafe, “Karahan’ın, selefinin seçtiğine benzer bir yol izleyeceğinden şüphe etmek için bir neden görmüyoruz.” diye ekledi.
JPMorgan ekonomistleri de benzer şekilde müşterilerine, eski bir New York Merkez Bankası ekonomisti olan Karahan’ın “para politikasını daha uzun süre sıkı tutmasının muhtemel olduğunu” söyledi.
2023 yıl sonunda VakıfBank’ın nakdi ve gayri nakdi krediler yoluyla Türkiye ekonomisine sağladığı finansman desteği, yıllık bazda yüzde 65 artarak 1,9 trilyon TL’yi aştı. Aynı dönemde nakdi krediler, yıllık yüzde 61 artışla 1,5 trilyon TL’ye yükselirken, aktif büyüklüğü ise yıllık yüzde 66 artışla 2,8 trilyon liraya ulaştı. Böylece nakdi krediler ve toplam aktifler için pazar payları sırasıyla yüzde 12,8 ve yüzde 11,9 olarak gerçekleşti.
2023 yılının tamamında 25 milyar 46 milyon TL net kâr elde eden VakıfBank, ayrıca yılın son çeyreğinde ilave 4,3 milyar TL serbest karşılık ayırarak, toplam serbest karşılıklarını 11 milyar TL’ye yükseltti.
“TL KREDİLER ILK DEFA 1 TRİLYON TL SEVİYESINİ AŞTI”
Bankanın 2023 yıl sonu finansal sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan VakıfBank Genel Müdürü Abdi Serdar Üstünsalih, “2023 yılı, özellikle ikinci yarısından itibaren, ülkemiz için pek çok olumlu gelişmenin yaşandığı, Türk bankacılık sektörünün her koşul ve şartta ne kadar dirençli olduğunu bir kez daha kanıtladığı ve ekonomi yönetimimizin izlediği makro ekonomik politikalarla yabancı yatırımcıların ülkemize ve Türk bankalarına yönelik pozitif algılarının giderek arttığı bir dönem oldu. Türkiye’nin aktiflerde en büyük iki bankasından birisi olarak gerek verimli bilanço yönetimimiz gerekse uluslararası piyasalardaki öncü rolümüzün de katkısıyla gerçekleştirdiğimiz işlemlerimizle ülkemiz ekonomisine kesintisiz desteğimizi sürdürdük” dedi.
Ekonomik büyüme için ana kalemlerden olan ihracat ve yatırım odaklı projeleri desteklediklerini dile getiren Üstünsalih, sözlerine şu şekilde devam etti:
“Ülkemiz istihdamına katkı sağlayan ticari ve KOBİ kredilerinde büyüme stratejimizle toplam ticari kredi portföy büyüklüğümüz 1,2 trilyon TL’yi, TL kredi portföyümüz ise ilk defa 1 trilyon TL seviyesini aştı. Bir yandan reel ekonomiye ve firmalarımıza finansal desteğimizi sürdürürken diğer taraftan ihtiyatlılık yaklaşımımız doğrultusunda her alanda kredi karşılıklarımızı artırdık. Böylece Bankamızın toplam karşılık oranı ilk defa yüzde 300 üzerinde seyrederek tarihinin en yüksek seviyesine ulaşmış oldu. Bu oran, Bankamızın olası risklere karşı ihtiyatlı ve sağlam duruşunun bir göstergesidir. Önümüzdeki dönemde de seçici kredi politikamız doğrultusunda, reel ekonomiye ihtiyaç duyduğu finansal desteği sağlamaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
“TL VADELİ MEVDUATLAR İLK DEFA 1 TRİLYON TL BARAJINI AŞTI”
Bankanın ana fonlama kalemi olan mevduatlar tarafındaki performansına da değinen Üstünsalih, “Tabana yaygın mevduat yapısı ve müşteri portföyü stratejimiz doğrultusunda tüm müşterilerimizin ihtiyaçlarına yönelik özel ürünler geliştirmeye ve yenilikçi çözümler sunmaya devam ediyoruz. Toplam mevduatlarımız yıllık bazda yüzde 74 artışla 2 trilyon TL’ye yaklaştı. Böylece bu alandaki pazar payımız bir önceki yıl yüzde 12,7 olan seviyesinden yüzde 13,2’ye yükseldi. TL vadeli mevduatlar ise ilk defa 1 trilyon seviyesini aştı. Bir yandan müşterilerimizin tasarruflarını doğru bir şekilde değerlendirirken, diğer yandan tüm finansal ihtiyaçlarına kusursuz bir şekilde karşılık vererek bütün bankacılık işlemlerini gerçekleştirdikleri ana bankaları olmak için çalışmalarımıza hızla devam ediyoruz” dedi.
“6,3 MİLYAR DOLAR İLE YURTDIŞINDAN EN ÇOK KAYNAK SAĞLAYAN BANKA”
Üstünsalih, ‘’2023 yılında yurtdışı fonlama tarafında gerçekleştirdiğimiz 2 milyar dolar büyüklüğündeki DPR seküritizasyon işlemi ile Türk bankaları arasında tek seferde gerçekleştirilen en büyük tutarlı DPR seküritizasyon işlemine de imzamızı attık. Ardından 750 milyon dolarlık sürdürülebilir Eurobond işlemi, sendikasyon kredileri, teminatlı fonlama işlemleri ve çok uluslu finansal kuruluşlar ile gerçekleştirilen işlemler ile uluslararası piyasalardaki en aktif Türk bankası olmayı sürdürdük” dedi.
Yurtdışından gerçekleştirilen fonlamaların Türkiye ve bankacılık sektörü için önemine vurgu yaparak Üstünsalih, sözlerini şu şekilde tamamladı:
“Yıl boyunca yurtdışından sağladığımız taze kaynak tutarı 6,3 milyar dolar olurken, uluslararası piyasalardan temin ettiğimiz yabancı kaynak toplamı ise 14 milyar dolar oldu. Türkiye ve Türk bankalarına yönelik iyileşen yabancı yatırımcı algısının yansıra yılın ikinci yarısında ülkemize yönelik derecelendirme kuruluşlarından gelecek olası bir not artışının kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum. Şüphesiz 2024 yılı ülkemiz ve bankamız açısından oldukça verimli bir yıl olacaktır.”
VakıfBank’ın konsolide olmayan 31 Aralık 2023 tarihli bilançosunun önemli finansal göstergeleri:
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa bölgesinde kızamıkta 2023 yılı Ocak ve Ekim ayları arasında 30 binden fazla vakanın bildirildiği, bu sayının 2022’nin tamamında görülen 941 vaka sayısının 30 katından fazla olduğunu açıklamıştı. DSÖ’nün verilerine göre, her beş vakadan ikisi 1 ila 4 yaş arası çocuklarda, beş vakadan birine ise 20 yaş üstü kişilerde rastlandığını ifade edilirken uzmanlar da uyarıyor. Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları (KLİMİK) Derneği Başkanı, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serap Şimşek Yavuz da sürece ilişkin konuştu. Prof. Dr. Yavuz, kızamık, boğmaca gibi birçok hastalıkta aşının önemine dikkat çekti.
“Aşılama seviyelerini belli eşiklerin üstünde tutarsanız salgın olmuyor”
Kızamıkta Türkiye’deki durumu değerlendiren Prof. Dr. Serap Şimşek Yavuz, “2022’nin sonu 2023 Ocak’tan başlayan ciddi bir salgın yaşadı Türkiye kızamık anlamında, İstanbul kaynaklıydı. İstanbul’da çok vaka gördük, erişkin vakası da gördük. Kızamıkta elimizde çok etkili bir aşı var, grip, covid aşılarını değiştirerek kullanmamız gerekir, hep yeni aşı bekleriz. Kızamıkta temaslılara dahi yaparak bağışıklık elde edebiliyoruz. Tek ya da 2 doz aşıyla istediğimiz bağışıklığı elde edebiliyoruz. Dolayısıyla kızamıkta aşılama seviyenizi belli eşiklerin üstünde tutarsanız aslında öyle bir salgın olmuyor. Nereden çıkıyor salgınlar; belli gruplar aşı muhalifi olabiliyor çünkü Türkiye’nin çok iyi bir aşılama sistemi var. Son derece güzel bir alt yapımız var, aşılamada çok yol almış bir ülkeyiz. Aşısız gruplarda yayılıyor, aşılı olursa 1 kişide çıksa bile yayılacak birini bulamadığı için yeterince insan aşılanmışsa, diyelim yüzde 95’in üstü aşılanmışsa onlar da korunuyor. Enfeksiyon yayılacak yer bulamıyor. Kızamık salgınında nasıl başa çıkıldı, şu anda azaldı diye biliyorum. Aşısızlar aşılanıyor, böylece virüsün yayılacağı ortam ortadan kaldırılmış oluyor. Küçük çocuklarda özellikle bağışıklığı baskılanmışlarda sıkıntı oluyor. 4 bini aşan vaka olduğunu Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerinden biliyorum. Türkiye’de aşılamada gerçekten çok büyük başarılar elde ediliyor” şeklinde konuştu.

“0-6 aylık grup boğmaca açısından çok tehlikeli”
Kızamık aşısının birçok aşıya göre uzun süreli bir aşı olduğunu anlatan Prof. Dr. Yavuz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kızamık aşısını 2 kere yaparız biter, başka aşı yapmaya ihtiyaç duymayız. Boğmaca aşısında ergen seviyesine gelindiği zaman aşının etkisi biraz azalıyor, erişkin döneminde de eğer hatırlatma dozu yapmazsanız aşının etkinliği bir miktar azalıyor. O nedenle aslında erişkinde veya çocuklarda boğmaca olduğu zaman uzun süreli öksürüyorlar. Bronşit dediğimiz bir tabloya neden oluyor, boğmaca bakterisiyle hastalanabiliyorlar. Öksüren kişiler boğmacanın çok ağır seyrettiği ve henüz aşı bağışıklığı gelişmemiş 0-6 aylık çocuklarla temas ettiği zaman onlara bulaştırıyorlar. 6 aylığa kadar henüz boğmaca bağışıklığı gelişmemiş oluyor, onlar da hastalandığında 0-6 aylık grup boğmaca açısından çok tehlikeli oluyor. 0-6 ayı koruyabilmek için gebeleri tetanos aşısı yapıyoruz ya, bir de boğmaca içeren aşıyla aşılanması gerekiyor. Boğmaca açısından o küçük 0-6 ay bebekleri başka koruma yolu yok, annesinden geçecek antikorlarla o aylarda korunabilir. Çünkü 6’ncı aydan sonra kendi aşıları yapılacak, diğer hastalardan da bulaşmamış olur, kritik olan da gebedir. Gebe aşılamasına Türkiye’nin biraz daha detaylı eğilmesi gerekiyor. Grip, covid açısından da gebeler çok risklidir, ölüm riskleri yüksektir. Kızamıktan yıllardır ölüm görmüyorduk, bu çok güzel bir şey. Boğmaca, difteri, kızamıkçık, suçiçeği, menenjit bunların hepsi artık çok nadir görülüyor, bunlar çok güzel şeyler. Aşı olmaktan tereddüt eden grup aslında yanlış bilgilendirilmiş insanlar oluyor. Aşı olmadıkları için hayatını kaybeden gebeler var, covid, influenza, gribe bağlı, iki can taşıyor. Gebeler gerçekten çok özel ayrıca ele alınmaları gereken bir grup”
Ekonomideki güncellenmiş politikalarla öngörülebilirliğin arttığını ve bunun sahaya çok hızlı yansıyan sonuçları olduğunu vurgulayan Yılmaz, “Artan Merkez Bankası rezervi, azalan cari açık, azalan bütçe açığı, bütün bunlar risklerimizi azaltmış durumda. Dolayısıyla CDS dediğimiz risk primimiz düşmüş durumda. Bu da dış borçlanmada Türkiye’yi daha avantajlı; kamusuyla, özel sektörüyle, daha az maliyetle borçlanır hale getiriyor. Kredi derecelendirme kuruluşları da istediğimiz hızda olmasa bile olumlu yönde açıklamalar yapmaya başladılar. Bu giderek daha da iyi noktaya gidecektir.” diye konuştu.
“KKM’DE CİDDİ BİR ÇÖZÜLME VAR”
Türk lirasının güçlendiğini, ciddi bir büyüklüğe ulaşan Kur Korumalı Mevduat’ta da (KKM) ciddi bir çözülme olduğunu anlatan Yılmaz, Merkez Bankasının izlediği politikalarla, yapılan düzenlemelerle, finansal piyasalarda istikrarsızlığa yol açmadan, kademeli şekilde KKM’den çıkıldığını, döviz hesaplarında gelişme olmadığını, Türk lirası mevduatın ise arttığını belirtti.
Yılmaz, bunun olumlu bir durum olduğunu söyleyerek, “Esas olan kendi paramızdan mevduatın tutulmasıdır.” dedi.
Yatırım ortamının iyileştirilmesinin yurt içi ve dışındaki yatırımcı için fırsat oluşturduğuna işaret eden Yılmaz, “Dolayısıyla önümüzdeki dönem biz çok daha fazla doğrudan uluslararası yatırım bekliyoruz. Belli bir fon akışı oldu ama daha uzun vadeli yatırımlar bir süre daha belki politikalarımıza bakıyorlar, hazırlıklarını yapıyorlar. Önümüzdeki dönem özellikle dünyadaki konjonktürle de bağlantılı baktığımızda, Türkiye’ye ciddi bir fon akışı, hem finansal anlamda hem de doğrudan yatırımlar anlamında olacağını görüyorum.” şeklinde konuştu.
“TEK HANELİ ENFLASYON 2026’DA”
Enflasyondaki gelişmeler olumlu yönde seyrettikçe Türkiye’nin daha farklı bir döneme doğru gideceğini, enflasyonla mücadelede zorlukları ortadan kaldırmanın biraz zaman aldığını dile getiren Yılmaz, “Doğru bir rotaya girdiyseniz, doğru bir hedefe doğru yürüyorsanız her geçen süre sizi hedefinize daha çok yaklaştıracaktır. Dolayısıyla amacımız hem enflasyonu hem faizleri uzun vadede tek haneli rakamlara düşürmek ve bu yönde de bütün araçları, enstrümanları kararlı bir şekilde kullanıyoruz. Bir taraftan Merkez Bankamız araç bağımsızlığı çerçevesinde kendi kararlarını alıyor. Bir taraftan maliye politikamızla biz bunu bütünlüyoruz. Diğer taraftan da üçüncü bir ayağı var bunun; yapısal reformlar.” dedi.
Yılmaz, enflasyonda, yıl ortasından itibaren yıllık bazda, belirgin şekilde düşüş görüleceğini anlatarak, “2025 ise çok daha net bir şekilde bu mücadelenin sonuçlarını gördüğümüz bir yıl olacak. Orta Vadeli Programda yüzde 15 civarında bir beklentimiz var. 2026’da ise asıl hedefimize ulaşacağız. O da tek haneli enflasyon. Türkiye geçmişte başardı. Önümüzdeki dönemde para politikaları, maliye politikaları, yapısal reformlar, etkin bir koordinasyon, kararlı bir tutumla 2026 perspektifinde enflasyonda tek haneyi yeniden yakalayacağız.” diye konuştu.
KRİPTO PARAYA İLİŞKİN DÜZENLEME
Kripto paralara ilişkin düzenleme ihtiyacının tüm dünyada hissedildiğini, Türkiye’nin de bu çerçevede düzenleme yapacağını belirten Yılmaz, “Kurumları yetkilendiren, gelişmelere göre nasıl pozisyon alacaklarına ilişkin kanuni bir altyapı oluşturan çerçeve bir düzenleme olacaktır. Bu gri liste açısından da önemli. Gri listede belli şartlar var, ülkelerin karşılaması gereken. Bütün yasal şartları tamamlamış durumdayız. Bir tek bu eksik kalmıştı. Bunu yaptığımız zaman o liste anlamında da olumlu bir adım atmış olacağız.” dedi.
Yılmaz, kayıt dışılıkla mücadelenin sosyal adalet ve haksız rekabeti önlemek açısından önemli olduğunun altını çizerek, özellikle dijitalleşmenin sağladığı imkanlar ve yapay zekayla daha fazla veriye ve risk analizlerine dayalı bir denetim sistemine doğru geçiş yapacaklarını kaydetti.
Türkiye’nin uzay programı açısından 10 yıllık eylem planı yaptığını ve bunu adım adım hayata geçirdiğini belirten Yılmaz, Türkiye’nin önümüzdeki dönemde bu alanda aşamalı olarak çok farklı yerlere geleceğini ve Türkiye Yüzyılı’nda uzayda da varlığını bütün dünya ülkeleri arasında hissettiren ülkelerden biri haline geleceğini söyledi.
DEPREM KONUTLARI
Yılmaz, 6 Şubat depremlerinin ardından kalıcı konutlar inşa etmek, altyapıyı rehabilite etmek ve bölgeyi sosyoekonomik açıdan yeniden canlandırmak için çalıştıklarını dile getirerek, konutlarla ilgili kura çekimlerinin şubat ayında başlayacağını ve sürecin devam edeceğini kaydetti.
Deprem bölgesindeki vatandaşlar için fedakarca çalışmaya devam edeceklerini ifade eden Yılmaz, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Elimizdeki tüm imkanlarla depremzedelerimizin yanındayız. Bütçede çok dikkat ediyoruz, çok disiplinli davranıyoruz ama bir konuda hiçbir şekilde kaynak problemimiz yok, o da deprem bölgesi hususunda. Yeter ki teknik çalışmalarımız tamamlansın. Hemen kaynak ayırıyoruz ve gereği neyse hemen yapmaya çalışıyoruz ama kolay değil. Bu tür büyük bir alanda, ihaleler, inşaatlar, teknik süreçler, projelendirmeler, bir rezerv alanda konut yapıyorsunuz diyelim. Oraya yol götüreceksiniz, doğal gaz bağlayacaksınız, elektrik götüreceksiniz, sosyal donatılar yapacaksınız, bütün bu unsurlarıyla planlamak durumundasınız. Dolayısıyla bunu başarıyor Türkiye. Gelişmiş dediğimiz bazı ülkelerde bile afetlerden sonra ne kadar uzun süre rehabilitasyon çalışmalarının sürdüğünü biliyoruz. Türkiye bu alanda iyi bir performans ortaya koyuyor. Ağırlıklı yükümüz 2024’te, 2024’te büyük oranda toparlamış olacağız. 2025-2026’da da azalan oranlarda kalan eksiklerimizi tamamlayacağız inşallah ve Türkiye bu depremin yaralarını sarmış olacak.”
İSRAİL’İN GAZZE’YE SALDIRILARI
Yılmaz, bir an önce ateşkesin sağlanması ve katliamların kalıcı şekilde durması gerektiğini vurgulayarak, 1967 sınırları çerçevesinde egemen, bağımsız, başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devleti kurulmadığı sürece sorunun çözülemeyeceğini kaydetti.
Türkiye’nin bu konuda garantörlük dahil olmak üzere ne gerekirse yapmaya hazır olduğunu vurgulayan Yılmaz, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin, Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail’e karşı “soykırım” suçlamasıyla dava açtığını anımsattı.
Yılmaz, şöyle devam etti:
“Şu anda bir hesap verme sürecine İsrail yönetimi girmiş durumda. İnsanlık bir imtihandan geçiyor. Çok şükür insanlığın çoğu sokaklara baktığınızda Birleşmiş Milletlerdeki oylamalara baktığınızda insanlık vicdanı Filistin’den yana, Filistinlilerden yana ama maalesef dünyadaki güç yapılanması ve uluslararası kurumların zaafı nedeniyle bu acı hadiseler devam ediyor. Burada da yine Sayın Cumhurbaşkanımızın ‘Dünya 5’ten büyüktür’ mottosunun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görmüş olduk.”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Türkiye’nin her zaman haklının ve mazlumun yanında olduğunu ve er geç Filistin’in kazanacağına inandığını kaydetti.

İstanbul’un Modern Yüzü ve Tarih Bir Arada
İstanbul ve Türkiye simgeleriyle bir müze zenginliğinde olan Gayrettepe Metro İstasyonu’nun günlük yaklaşık 800 bin yolcuya hizmet vermesi hedefleniyor. İstanbul’un hem tarihi hem de modern yüzünü yansıtan Gayrettepe Metro İstasyonu yolculara sadece bir ulaşım hizmeti değil, aynı zamanda bir deneyim sunuyor. Outdoor Factory’nin Gayrettepe Metro İstasyonu’ndaki tasarımı şehrin tarihi dokusu yaşatılırken, modern teknolojinin imkanlarını da en iyi şekilde uyguluyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Tarafından Hizmete Girdi
Akıllı tünel konsepti ile dünya metrolarında bir ilk olan hattın Gayrettepe istasyonu, eşsiz mimarisi ve tasarımı ile de göz doldurdu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği eski Bakanı ve AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum, Altyapı Yatırımları Genel Müdürü Dr. Yalçın Eyigün ve protokolün katılımı ile açılışı gerçekleştirilen Gayrettepe Metro İstasyonu, dünyanın pek çok noktasında anıt, müze, tema park ve şehir mimarisi gibi konsept projeler tasarlayan ve hayata geçiren Outdoor Factory’nin imzasıyla hayat buldu.
Metro İstasyonu’nda Deneyimsel Müze
Outdoor Factory Kreatif Tasarımcısı Giovanni Ravagnani tarafından tasarlanan Gayrettepe Metro İstasyonu, sanatsal boyamalar, rölyefler, peron alanında yönlendirmeleri, tavan üniteleri, dijital içerik üretim, 3d mapping, interaktif ekranlar ve uygulamalarla yerin altında İstanbul ve Türkiye mozaiklerinin sergilendiği bir müze halinde ziyaretçilerle buluştu. 72 metrelik derinliği ile Türkiye’nin en derin metro istasyonu olma özelliği de taşıyan Gayrettepe Metro İstasyonu, daha önce yapılmamış bir tasarım anlayışı ile tamamlandı.
Pîrî Reis haritasından yola çıkarak tarih boyunca Türk kültürünün coğrafyamızdaki simgeselleşmiş öğeleriyle Türk tarihi ve mimarisini anlatırken, metroyu ilk kez kullanan yolcular, ünlü İtalyan tasarımcı Giovanni Ravagnani’nin eşsiz tasarımıyla, adeta bir kültür turu yapma fırsatına da erişecek. Metroyu ilk kez kullanan yolcular, İstanbul boğazının eşsiz silüetinin mimari ve interaktif dijital konseptler ile gerçekleştirilen tasarımıyla, İstanbul boğazında vapurla gezme hissini yaşama fırsatı buldu. Pîrî Reis haritasından yola çıkan ve Anadolu Medeniyetleri’nin tarihte iz bırakan simgeleriyle dünya üzerine katkılarını bir enstalasyon ile anlatan tasarımlar tarihi bir yolculuk fırsatı tanıyor.
Türk tarihi ve mimarisinin özeti hayata geçirildiği, dijital öğelerle güçlendirilen ve her trenin gelişiyle eş zamanlı vapurun iskeleye yanaşması dijital enstalasyonu yolculara çok farklı bir deneyim yaşattı.
Ulaşım Hayatına Sanat ile İç İçe Yeni Bir Soluk
İstanbul’un merkezinde, can alıcı bağlantı noktalarından biri olan Gayrettepe Metro İstasyonu’nun şehrin siluetine sadece teknolojik değil sanatsal bir imza attığını da vurgulayan Outdoor Factory Yönetim Kurulu Başkanı Toygar Yedigöz, istasyonun ulaşım hayatına yeni bir soluk getireceğini belirtti. Projenin her katmanının dünya çapında örnek gösterilecek bir mükemmellikte tasarlandığına dikkat çeken Yedigöz, “Mimarisi ve interaktif dijital öğeleriyle zenginleştirilmiş bir yolculuk sunan istasyon, İstanbullulara kendi kültürlerini keşfetme fırsatı sunuyor. Binlerce kişinin günlük yaşantısına dokunan bu proje, metropolün nabzında kültürel bir canlılık ve aidiyet hissi uyandırıyor. Gayrettepe Metro İstasyonu, şehrin ulaşım ağlarına sadece işlevsellik değil, aynı zamanda anlam ve kimlik kazandırma misyonunun önemli bir parçası oldu” dedi.
]]>Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde, Türkiye-İran Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi (YDİK) 8. Toplantısı’nın ardından düzenlenen Türkiye-İran İş Forumu’na katıldı.
Bakan Bolat, İran ve Türkiye arasında arasında gümrük alanında ciddi bir iş birliği olduğunu aktardığı konuşmasında, Kapıköy ve Gürbulak Sınır Kapıları’nın önemine değindi.
Bolat, Türk ve İranlı iş insanların da iki ülke arasındaki tarihi ve kültürel bağların getirdiği sorumlulukla, ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için her türlü çabayı gösterecek iradeye sahip olduklarını vurguladı.
“İKİLİ TİCARET HACMİ 2022 YILINDA YAKLAŞIK 10 MİLYAR DOLAR”
İkili ticaret hacminde, koranavirüs salgınının küresel ekonomi ve ticarette yol açtığı durgunluk kaynaklı yaşanan nispi gerilemenin şartların iyileşmesiyle hızlıca geride bırakıldığını anımsatan Bolat, 2022 yılında yaklaşık 10 milyar dolar seviyesine ulaşıldığını hatırlattı.
“2023 YILINDA TİCARET HACMİ 7,4 MİLYAR DOLAR”
Bolat, 2023 yılında ise ticaret hacminin 7,4 milyar dolar olarak gerçekleştiğini, bu rakamların tarihi ve kültürel bağları böylesine güçlü olan ülkeler arasındaki ticaretin gerçek potansiyelini yansıtmadığını, ikili ticareti gerçek potansiyeline kavuşturmak için daha yoğun, ileri ve bütünleşik ekonomik ve ticari ilişkiler kurulması gerektiğini kaydetti.
“30 MİLYAR DOLAR TİCARET HACMİ İÇİN TTA LAYIKIYLA UYGULANMALI”
Bakan Bolat, bu noktada 2015 yılından bu yana yürürlükte olan Türkiye-İran Tercihli Ticaret Anlaşması’na (TTA) özel önem atfettiklerine değinerek, şöyle konuştu:
Cumhurbaşkanlarımızca belirlenen karşılıklı ve yıllık 30 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefine ulaşmamız için TTA’nın layıkıyla uygulanması ve kapsamının da ‘kazan-kazan prensibi’ çerçevesinde genişletilerek, iki ülke iş insanlarına yeni fırsatlar oluşturulması gerektiğine inanıyoruz. Ülkemizin İran’daki yatırımlarının 2 milyar dolar mertebesine yaklaştığını görüyoruz. Karşılıklı yatırımların artırılmasının, her iki ülkenin kalkınmasına ve refahına katkı sağlayacağı biliyoruz. Bizler, kamu otoriteleri olarak yatırımcılarımızın ve iş insanlarımızın önünü açmak ve iki ülke ekonomik ilişkilerinin geliştirilmesi için her türlü desteği vermeye hazırız.
“TÜRKİYE İRAN İÇİN BATI’YA AÇILAN KAPI”
İran’ın Türkiye için Orta Asya’ya açılan, Türkiye’nin de İran için Batı’ya açılan kapı konumunda bulunduğuna dikkati çeken Bolat, şöyle konuştu:
Hizmet ticaretinin de önemli bir bileşeni olan turizm alanında, bu yılın 11 aylık döneminde ülkemizi 2,3 milyon İranlı turist ziyaret etmiştir. İran’ın da Türk turistler açısından her geçen gün daha cazip bir destinasyon haline gelmekte olduğu düşünüldüğünde, bu rakamları çok daha yukarılara taşımamızın mümkün olduğu açıktır.
TURİZM, ULAŞTIRMA VE MÜTEAHHİTLİK SEKTÖRÜ
Bolat, turizm ve ulaştırma alanlarına ek olarak, müteahhitlik sektörünün de ilişkilerde özel bir yere sahip olduğunu söyledi. Türk müteahhitlerinin, 2023 sonu itibarıyla 135 ülkede, toplam değeri 502 milyar doları aşan 12 bin 78 proje üstlendiklerine işaret eden Bolat, şu değerlendirmede bulundu:
İran’da uzunca zamandır faaliyet gösteren Türk müteahhitlik firmaları, bugüne kadar başta konut projeleri olmak üzere, fabrika ve turistik tesis projeleri de dahil birçok alanda 4,6 milyar dolar değerinde 56 proje üstlenmiştir. Önümüzdeki süreçte de müteahhitlerimizin, küresel ölçekteki bilgi ve tecrübeleri ile İran’daki büyük altyapı ve üstyapı projelerinde önemli katkılar sunmaya hazır olduklarını buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum.
“GÜMRÜK ALANINDA CİDDİ İŞ BİRLİĞİ VAR”
Türkiye-İran arasında gümrük alanında ciddi bir iş birliği olduğunun altını çizen Bolat, “Orta Koridor”un ulaştırma alanındaki güzergahta çok önemli bir yer tutan Gürbulak Sınır Kapısı’nın modernleştirilmesi çalışmalarının kısa sürede tamamlanacağını açıkladı.
SERBEST BÖLGELER KONUSUNDA İŞ BİRLİĞİ ANLAŞMASI
Bolat, Kapıköy Sınır Kapısı’nın karşısında olan Razi Sınır Kapısı’nda da İran tarafının ulaştırma yol faaliyetlerini tamamladığında, transit ve tır ticaretine açılacağını bildirerek, iki ülke arasında bugün serbest bölgeler konusunda da iş birliği anlaşması imzalandığını kaydetti.
]]>
Bakan Bolat programda yaptığı açıklamada, TDT’ye üye ülkelerin 2022 yılında kendi aralarındaki ihracat toplamının yaklaşık 33 milyar dolar seviyesinde olduğunu hatırlattı. 2023’te bu rakamın 42 milyar dolara yükseldiğini belirten Bolat, ”Söz konusu ihracat rakamı dünyaya toplam ihracatlarının yüzde 6’sına tekamül etmektedir. Bu rakamı hedefimiz olan yüzde 10’a ulaştırmak istiyoruz” dedi.

Bakan Bolat, Türk dünyasının dayanışmasının öneminden de bahsederek, ”Bizim birliğimiz gücümüzdür, Türk dünyasının dayanışması büyük önem taşımaktadır. TDT olarak 173 milyona yaklaşan genç nüfusumuz, toplam 1,5 trilyon dolar seviyesine istikrarlı bir şekilde ilerleyen gayrisafi milli hasılamız, zengin doğal kaynaklarımız ve ticaret yollarındaki konumumuz, ticari ve ekonomik iş birliğimizin daha da güçlendirilmesi için sağlam bir zemin teşkil etmektedir” ifadelerini kullandı.
”TÜRK YATIRIM FONU ÇEŞİTLİ SEKTÖRLERDE KALKINMA PROJELERİNİ DESTEKLEYECEK”
Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde yapılan organizasyonlarda alınan kararlardan da söz eden Bolat, ”8. Devlet Başkanları Zirvesi’nde “Türk Yatırım Fonu” oluşturulmuştur. Üyelerin eşit sermaye katkısı ve eşit oy hakkı ilkesine dayanarak kurulan Türk Yatırım Fonu ile KOBİ’Ierin desteklenmesi, ulusal ve uluslararası kuruluşlarla eş finansman yapılması, üretim kapasitesinin genişletilmesi, dijital altyapının güçlendirilmesi, çeşitli sektörlerde kalkınma projelerinin desteklenmesi hedeflenmektedir. Böylece, en nihayetinde blok içi ticaret hacmini artırarak teşkilat üyesi ülkelerin ekonomik kalkınmasına katkı sunulması amaçlanmaktadır” şeklinde konuştu.

TÜRK DEVLETLERİ’NDEN YERLİ OTOMOBİL TOGG’A YOĞUN TALEP
Teşkilat üyelerinin, dayanışma ruhuna uygun bir şekilde birbirlerinin yerli üretimlerini destekledikleri de ifade eden Bakan Bolat, ”Bunun Türkiye adına en belirgin örneklerinden birisi, yakın zamanda TOGG araçlarına teşkilat üyelerinden gelen yakın ilgi ve taleptir. Ayrıca teşkilat tarafından, Türk devletlerinin ekonomik ilişkilerini derinleştirmek adına özel ekonomi bölgelerinin kurulması hedeflenmektedir. Bu ekonomik bölgelerden ilki, Turan Özel Ekonomik Bölgesi’dir. Bölge, ülkelerimiz arasındaki ticaret hacmini artırarak ekonomik kalkınmamıza katkı sunacaktır” diye konuştu.
”REKABET KONSEYİ EKONOMİK İŞBİRLİĞİMİZİ DAHA İLERİYE TAŞIYACAK”
Türkiye Cumhuriyeti Rekabet Kurumu ev sahipliğinde TDT koordinasyonuyla üye ülkelerin imza atmasıyla Rekabet Konseyi kuruldu. Bakan Bolat, ”Rekabet Kurumumuz öncülüğünde ve Türk Devletleri Teşkilatı Genel Sekreterliği koordinasyonunda başlatılan bu girişimle, Konsey üyeleri arasında bir taraftan ortak tarih, dil ve kültür mirasına yaslanan bağların güçlendirilmesi, diğer yandan da günümüz rekabet hukuku sorunlarının anlaşılması ve çözümlenmesi adına ortak çalışmalar, ziyaretler ve eğitim faaliyetleri yapılması, projeler geliştirilmesi, bilgi ve tecrübe paylaşımında bulunulması sağlanacak, karşılıklı güven tesis edilmiş olacaktır. Kuşkusuz bu durum en nihayetinde günümüz dünyasında hakim ekonomik paradigmaya hizmet etmiş olacaktır” dedi.
Bakan Bolat, ”Bu anlamda Rekabet Kurumumuz, özellikle gelişmekte olan ülkelerde rekabet kültürünün yayılması ve kurumsallaşmanın tesisini sağlama noktasında gayret göstermektedir. Biz de Ticaret Bakanlığı olarak tüm bu gelişmeleri destekliyoruz” diye konuştu.
]]>“İrfan insanın kendini, kendi gerçeklerini, cevheri bilmesi demektir. İstiklal ve istikbal haklarımızın güvencesi budur. Anadolu irfanına güveniyoruz. Köküne yabancılaşmış, milli kültürden uzaklaşmış olan siyasi hilkat garibelerinin milletimizin hassasiyetlerine saygı duyması mümkün değildir. Bunlar ne kendilerine ne ülkeye ne millete faydaları dokunamaz. İnsan onuruna saygılı değillerdir. Koltuk, makam için her kirli ilişkiye hazır, melanete hevesli olan siyaset devşirmelerine ülkemizin parlak geleceği emanet edilemez.
YEREL SEÇİMLER MESAJI
14 ve 28 Mayıs seçimlerinden sonra 31 Mart Mahalli İdareler seçimleriyle Türkiye’miz iyice hızlanacaktır. 30 büyükşehir, 51 il olmak üzere toplamda 1389 belediyenin 5 yıllık yol haritası Türk milleti tarafından belirlenecektir.
DEM’lenmiş CHP, Anadolu irfanı karşısında mağlup olacaktır. Terör örgütleri, bölücü maşalar, ekonomik tetikçiler, emperyalizm piyonları, Cumhuriyet karşıtları 31 Mart’ta hiç unutmayacakları bir ders alacaktır. Cumhur İttifakı 31 Mart seçimleriyle Türkiye’nin geleceğini inşa edecek, demokrasi meşalesiyle aydınlatacaktır.
Adaylarımız milletimizin takdirini kazanmıştır. Şu ana kadar 385 belediye başkan adayı ilan edilmek suretiyle duyurulmuştur. Boyun eğmeyiz, teslim olmayız, hiçbir odağa Cumhur bizim Türkiye hepimizindir. Canla başla Türkiye için çalışacağız.
“DEM’LENMİŞ CHP GİDECEK, TÜRKİYE YÜZYILI GELECEK”
İstanbul Büyükçekmece Belediyesi’nde vuku bulan şaibeler, kaba güç gösterileri her vicdan sahibi tarafından telin edilmiştir. CHP’nin siyasi ayaları bozulmakla kalmamış, bu zihniyet milletle arasına duvar çekmiştir. CHP’nin dikişi yama tutmayan genel başkanına hatırlatmak isterim ki Türkiye’de ‘Dersim’ diye bir il yoktur. Olan ise tunç yüreklilerin yaşadığı Tunceli’dir.
Ankara’yı, İzmir’i CHP’den kurtarmak istiklalin şeref bahsidir. Ankara’da DEM’lenip Kandil’den dökülen CHP gidecek, hasretle beklenen huzur gelecektir. DEM’lenmiş CHP gidecek Türkiye Yüzyılı gerçekleşecektir.
CHP’de çatlak sesler, çamur hesaplar öne çıkmıştır. İç karışıklık had safhadadır. Bir siyasi acziyete güven duyulamaz, yerel yönetimlerde sorumluluk verilemez. İstanbul muradına erecek, Ankara’ya altınok mühür vuracak. İzmir’de de dağın sıcaklığı tuncu eritip savuracaktır.
İLK MİTİNG MERSİN’DE
Devletimizin bekası, milletimizin refahı, vatanımızın selameti için Cumhur İttifakı vardır, hazırdır. MHP yüksek bir sorumluluk duygusuyla dava arkadaşlarımızın titiz çalışmalarıyla üstüne ne düşüyorsa sonuna kadar yapacak.
İlk açık hava toplantımızı Misak-ı Milli’nin ilan edilişinin 104’üncü yılında Mersin’de yapma kararı aldığımızı, 4 Şubat’ta da Manisa’da gerçekleştireceğimizi paylaşmak istiyorum.
İSRAİL’İN GAZZE SALDIRILARI
Bölgesel krizlerin tırmandığı, çatışmaların tahrik edildiği bir dönemden geçiyoruz. İsrail’in sürdürdüğü katliamlar devam etmektedir. Kadın ve çocuk olmak üzere 25 bine yakın insan terör devleti İsrail’in saldırılarıyla hayattan koparılmıştır. Dileğimiz BMGK’nin yapacağı toplantıda barışa hizmet eden kararın çıkmasıdır.
Yemen huzursuz ve sancılıdır, Rusya-Ukrayna krizi canlıdır, İran-Irak-Pakistan arasında kutuplaşma yaşanmaktadır. Irak’taki İran saldırıları, İran’ın Pakistan’a, Pakistan’ın İran’a saldırıları hiçbir şekilde meşru görülemeyecek, restleşmenin kazananı emperyalizm olacaktır.
“BUGÜN KUŞATMA İÇİMİZDEKİ İŞBİRLİKÇİLERLE YÜRÜTÜLMEKTE”
Ülkemizin bir kuşatma altında tutulduğu, buna benzer durumların sık sık yaşandığına şahit olunacaktır. Türk milletinin varlığından ürken sömürgeci güçler, sürekli olarak üzerimize hücum etmiştir. Küresel mevziler tahkim edilmiştir. Kimi zaman iç hassasiyetleri kaşıyarak, kimi hainleri görevlendirerek kimi zaman da savaşlarla sonuç alınmak istenmiştir.
İmparatorluğumuz ilk kuşatmaya deniz ve okyanuslarda maruz kalmıştır. İkinci kuşatma Kuzey Afrika üzerinden yapılmış, buralar hakimiyetimizden alınmıştır. Üçüncü kuşatma Arap Yarımadası üzerinden gerçekleşmiş, topraklar teker teker kaybedilmiştir. Dördüncü kuşatma Balkanlarda icra edilmiştir. Nitekim evladı Fatihan’ın çilesi bitmemiştir. Beşinci kuşatma da adalar ve Kıbrıs üzerinden yapılmıştır. Çizilen bu sınırlar zaman aşımına uğramayacak Misak-ı Milli ile belirlenmiştir.
Bu kuşatmaların daha vahşisi bugün içimizdeki işbirlikçilerle yürütülmektedir. Bu defa hedef kardeşliğimizdir, milli birlik ve bekamızdır. Şer ittifakının üniter yapımıza cephe almasının nedenini burada aramak lazımdır.
Yeni hedefleri 31 Mart’tır. Bölgemizdeki istikrarsızlıkları ülkemize ithal etmek için çırpınan mandacıları uyarıyorum; gittiğiniz yol yol değildir. Bu vatanı, bu milleti, bu devleti canımız pahasına savunamazsak, sizin şirret oyunlarınıza karşı sessiz kalırsak yastığımız mezar taşı olsun.
]]>Axiom Mission 3 (Ax-3) mürettebatını taşıyan uzay aracının kalkıştan yaklaşık 37 saat sonra Uluslararası Uzay İstasyonu’na kenetlendi.
GEZERAVCI, EKİP ARKADAŞLARINA HEDİYE VERECEK
Kenetlenme işlemi sonrasında astronotlar için karşılama töreni TSİ 15:30’da yapılacak. Alper Gezeravcı, bu sırada istasyonda kendilerini bekleyen ekip arkadaşlarına Türkiye’den götürdüğü hediyeleri verecek.

ASTORONOTLAR DÜNYA’YA BAĞLANIP UZAYDA YAŞADIKLARINI ANLATACAK
Alper Gezeravcı, zaman zaman uzay üssünden dünyaya seslenecek, uzaydaki deneyimlerini aktaracak. Görevin tamamlanmasının ardından astronotlar Dragon kapsülü ile istasyondan ayrılacak. Kapsül, atmosfere girdikten sonra paraşütlerini açarak Orlando açıklarında okyanusa inecek.
İLK MESAJ: “İSTİKBAL GÖKLERDEDİR”
İlk Türk astronot Gezeravcı’nın uzaydaki ilk sözleri, “Türkiye’nin insanlı ilk uzay misyonu için ilk Türk’ün uzaya adım attığı şu anda Yüce Ata’mızın sözüyle bu anı başlatmak istiyorum: Türkiye Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün dahiyane sözü; İstikbal göklerdedir.” oldu.
BİLİMSEL DENEY ÇALIŞMALARI GERÇEKLEŞTİRECEK
Gezeravcı, uzayda kaldığı 14 gün boyunca çeşitli üniversite ve araştırma kurumlarında misyon için hazırlanan, TUA ve TÜBİTAK Uzay Komisyonunca belirlenen 13 önemli deney çalışmasını başlatacak.
Aralarında kanserden bağışıklık hücrelerine, alglerden propolise kadar geniş bir yelpazeden seçilen deneyler, bilimsel literatüre katkı sağlayacak.
Türkiye’nin uzay, havacılık ve savunma sanayisi için yeni nesil malzeme geliştirme kabiliyeti kazanması, uzay araçlarının itki sistemlerinin daha verimli hale getirilmesi, mikroalg türlerinin yer çekimsiz ortamda karbondioksit yakalama performanslarının ve oksijen üretim kabiliyetlerinin belirlenmesi, dünyada var olan hastalıklar için yeni tedaviler ve önleyici tedbirlerin geliştirilmesinde ve propolisin mikro yer çekimi ortamındaki bakteriler üzerindeki etkisinin araştırılması gibi deneyler de bilim dünyasına fayda sağlaması açısından önem taşıyor.

36 BİN ADAY ARASINDAN SEÇİLDİ
Çocukluğundan bu yana pilot olmayı hayal eden ve 21 yıl boyunca bu görevi icra eden F-16 pilotu Gezeravcı, operasyonel bir görevden dönerken televizyonda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “ilk insanlı uzay misyonu”nu duyurduğunu öğrenmiş ve ardından “ilk Türk uzay yolcusu” olmak üzere başvuruda bulunmuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Atatürk Havalimanı’nda geçen yılın nisan ayı sonunda başlayan dünyanın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST’te yaptığı konuşmada, Alper Gezeravcı’nın asil ve Tuva Cihangir Atasever’in de yedek uzay yolcuları olarak belirlendiğini duyurmuştu.
Türkiye’nin insanlı ilk uzay görevini gerçekleştirecek “uzay yolcusu”nun eğitim ve uçuş hizmeti için ABD’deki Axiom Space ile iş birliğine gidildi. Astronotların eğitim süreci ABD’nin Teksas eyaletinin Houston kentinde yürütüldü.
FIRLATMA 2 KEZ ERTELENDİ
Gezeravcı’nın uzay yolculuğu ilk olarak 9 Ocak olarak belirlenmiş ancak hava şartlarının uygun olmaması nedeniyle fırlatma işlemi 17 Ocak tarihine ertelenmişti.
17 Ocak’ı 18 Ocak’a bağlayan gece 01.11’de yapılması beklenen fırlatma, “teknik kontrollerin tamamlanması gerekliliği” nedeniyle 24 saat daha ertelenerek, 19 Ocak 00.49 saatinde gerçekleştirilmişti.
Uzay misyonunda 2 insanlı uçuş gerçekleştirilecek. İlki Gezeravcı’nın ISS’ye yaptığı, ikincisi ise Atasever’in yılın ilk yarısında gerçekleştirmesi beklenen yörünge altı uçuşu olacak.
]]>Kacır, “Bugün öğle vakti saat 12.27’de ilk astronotumuz Alper Gezeravcı’yı da taşıyan uzay aracının Uluslararası Uzay İstasyonu’na kenetlenmesini bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.

Bu tarihi anın, Taksim ve Kızılay meydanlarındaki planetaryumlarda ve bilim merkezlerinde yaşanacağına işaret eden Kacır, herkesin bu anları “http://axiom.space/live” internet adresi üzerinden de takip edilebileceğini kaydetti.
Kacır, “Milletimiz, gökyüzünün ötesindeki heyecanı yaşamaya, bu tarihi misyonda ‘kenetlenmeye’ hazır.” değerlendirmesinde bulundu.

BAKAN KACIR NASA’NIN UZAY MERKEZİNİ ZİYARET ETTİ
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Türkiye’nin İnsanlı İlk Uzay Misyonu kapsamında Florida eyaletinde gerçekleştirilen fırlatma töreni için bulunduğu ABD’de, NASA’nın Uzay Merkezi’ni ziyaret ederek, Axiom Space firmasının Uzay İstasyonu Geliştirme Tesisinde incelemelerde bulundu. Bakan Kacır, “Hedefimiz; önümüzdeki dönemde insanlı uzay araştırmalarında, uzay keşiflerinde, uzay istasyonlarında ve bütün değer zincirinde daha fazla rol üstlenebilmek adına Türk sanayi ve teknoloji ekosistemini güçlü şekilde desteklemek ve yönlendirmek.” dedi.
Bakan Kacır, ABD’nin Teksas eyaletindeki Houston’da, NASA’nın Johnson Uzay Merkezi ile Axiom Space firmasının Uzay Geliştirme İstasyonu’nu ziyaret etti. Axiom Space’in yöneticileriyle bir araya gelen Bakan Kacır, “İnsanlı uzay misyonlarında hizmet sunan bir firma olmanın ötesinde özellikle NASA’yla iş birliği içerisinde yeni uzay istasyonu kurulumu, ay misyonunda astronotların kullanacakları kıyafetlerin geliştirilmesi, tasarımı ve üretimi gibi projeler de yürüten bir firma.” ifadelerini kullandı.
UZAY MİSYONUMUZDA ÖNCÜ ADIM
Türkiye’nin uzay alanındaki tecrübesini Axiom Space ile paylaştıklarını belirten Kacır, “Önümüzdeki dönemde uzay araştırmalarında, insanlı uzay misyonlarında üstlenebileceğimiz rol ve sorumluluklar konusunda karşılıklı görüş alışverişinde bulunduk. Arzu ediyoruz ki, uzay ekosisteminde araştırma, geliştirme, tasarım ve üretim alanlarında gerek Türk firmaları gerek üniversite araştırma merkezlerimiz çok daha aktif bir rol üstlensinler, insanlı ilk uzay misyonumuzda bütün bu çalışmaların aslında öncü adımı olsun.” dedi.

UZAY ÇALIŞTAYI DÜZENLEYECEĞİZ
Önümüzdeki dönemde Türkiye’de uzay alanında bir çalıştay düzenleneceğini belirten Kacır, “Hem Türkiye’den hem uluslararası ekosistemden katılım sağlayacağımız bu çalıştayla, Türkiye’nin insanlı uzay misyonlarında, uzay keşiflerinde, tüm aşamalarda oynayabileceği rolü planlamaya dönük bir stratejik plan üzerinde çalışacağız ve insanlı ilk uzay misyonumuzun devamını getirecek adımlar atacağız.” şeklinde konuştu.
YER ÇEKİMSİZ ORTAM İMKANI
Bakan Kacır, özellikle uzay istasyonlarının geliştirme ve kurulum süreçlerini, tüm alt sistemlerde hangi koşullarda çalışmaların yürütüldüğünü de çok detaylı görme imkanını bulduklarını anlatarak, “Uzay istasyonları, astronotların bir yandan yaşamlarını verimli şekilde sürdürmeleri için bir yandan da bilimsel çalışmaları gerçekleştirebilmeleri için tasarlanan istasyonlar, yeryüzünün etrafında 27 bin kilometre/saat hızla hareket eden, yer çekimsiz ortam imkanını astronotlara sunan merkezlerden bahsediyoruz.” ifadelerini kullandı.
TÜRKİYE’NİN AR-GE VE İNOVASYON EKOSİSTEMİ
Geliştirme ve üretim süreçlerinde de gerek enerjinin temini gerek diğer koşulların oluşturulması anlamında oldukça yüksek teknoloji sistemlerinden bahsedildiğini kaydeden Kacır, “Önümüzdeki dönemde Türkiye olarak bütün bunların geliştirilmesinde ve üretilmesinde daha fazla rol üstlenebiliriz. Türk sanayinin bu alanlarda çok yüksek bir potansiyel taşıdığını biliyoruz. Türkiye’nin Ar-Ge ekosistemi bütün bu alanlarda inovatif çözümler geliştirebilecek çok sayıda firmayı ve araştırma grubunu içeriyor.” diye konuştu.
UZAYDA DAHA FAZLA ROL ÜSTLENMELİYİZ
Bakan Kacır, “Bizim hedefimiz önümüzdeki dönemde insanlı uzay araştırmalarında, uzay keşiflerinde, uzay istasyonlarında, bütün değer zincirinde daha fazla rol üstlenebilmek adına Türk sanayi ve teknoloji ekosistemini güçlü şekilde desteklemek ve yönlendirmek olacak.” ifadelerini kullandı.
YENİ ADIMLAR ATACAĞIZ
“Kendilerinin hâlihazırda yürüttükleri projelerde birlikte neler yapabileceğimizi konuştuk.” diyen Kacır, “Onların Artemis Ay Programı var, o program kapsamında üstlendikleri birtakım sorumluluklar var, bunlardan bahsettiler. Türkiye’nin bütün bu çalışmalarda sahip olduğu potansiyeli onlar da bir nebze biliyor aslında. Biz Türk ekosistemini Türk sanayi ve araştırma geliştirme ekosistemini onlarla daha yakın çalıştırmaya dönük önümüzdeki dönemde ortak projeler ve programlar başlatıyor olacağız. İnanıyorum ki böylelikle hem Türkiye’nin milli projelerde daha hızlı yol almasını sağlayacağız hem de küresel projelerde Türk sanayi ve inovasyon ekosisteminin daha etkin şekilde paydaş olması konusunda yeni adımlar atacağız.” şeklinde konuştu.
]]>ALPER KOMUTANIMIZ TÜRKİYE’NİN UZAY FAALİYETLERİNE ÖNEMLİ KATKILAR SUNACAK
Uraloğlu, hem havacılık hem uzay çalışmaları bakımından çok önemli bir dönem yaşanıldığını belirterek, Türkiye’nin ilk, insanlı uzay misyonu kapsamında bir Türk astronotunun uzaya gönderdiğini ifade etti. Uraloğlu, “Meşakkatli bir eğitim sürecinin ardından Alper Gezeravcı, inşallah 13 farklı alanda uzayda bilimsel çalışmamıza öncülük edecek. Dualarımız Alper komutanımızla olacak. Alper Komutanımız bilimsel çalışmalara imza atacak, Türkiye’nin uzay faaliyetlerine önemli katkılar sunacak.” dedi.
TÜRKSAT 6A’YI UZAYA FIRLATTIĞIMIZDA HABERLEŞME UYDUSU ÜRETEBİLEN 10 ÜLKE ARASINA GİRECEĞİZ
Türkiye’nin ilk yerli ve milli uydusu TÜRKSAT 6A’yı Haziran ayında uzaya fırlatacaklarını ifade eden Uraloğlu, ”Söz konusu çalışmalar TUSAŞ tesislerindeki Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test Merkezinde (USET) devam ediyor. Çok az kaldı. TÜRKSAT 6A bizim için bir milat olacak. İnşallah TÜRKSAT 6A’yı uzaya fırlattığımızda haberleşme uydusu üretebilen 10 ülke arasına gireceğiz.” şeklinde konuştu.
HAVALİMANLARINI SADECE YEŞİLÇAM FİLMLERİNDE GÖREN TÜRKİYE, ŞİMDİ ANADOLU’NUN HER NOKTASINA UÇUYOR
Uraloğlu, Türk Havayolları’nın Türk bayrağını göklerde gururla taşıdığını belirterek, Dünya’da havacılık sektörünün öncü firmalarından biri haline geldiğini belirtti. Bu gelinen noktanın sürpriz olmadığını kaydeden Uraloğlu, “Bu eser siyasetimizin bir ürünüdür. Düşünsenize, çok değil birkaç on yıl önce insanımız havalimanlarını Yeşilçam filmlerinde görürdü. Bugün Anadolu’muzun en ücra köşelerinde dahi iniş kalkış yapılabilen havalimanlarıyla her kesimden vatandaşımıza hizmet eden bir sektörümüz var.” diye konuştu.
2023 YILINDA TÜRKİYE SEMALARINDAN YAKLAŞIK HER 15 SANİYEDE BİR UÇAK GEÇTİ
2002’den bu yana aktif havalimanı sayısının 26’dan 57’ye çıkarıldığına dikkati çeken Uraloğlu, şu ifadelere yer verdi:
“Dış hatlarda 50 ülkede 60 noktaya uçuş gerçekleştiriliyorken uçuş ağımıza 283 yeni nokta ekleyerek 130 ülkede 343 noktaya yükselttik.
2002’de iç ve dış hatlarda seyahat eden yolcu sayımız, 34.5 milyondu, 2023 yılında yolcu sayımızı 214 milyonun üstüne çıkardık.
982,046 kilometre olan Türk hava sahamızda 2023 yılında gerçekleşen transit üst geçişler dâhil uçuş sayısı, bir önceki yıla göre yüzde 14,9 artış göstererek 2 milyon 167 bin 19’a yükseldi.
Böylece 2023 yılında Türkiye semalarından yaklaşık her 15 saniyede bir uçak geçti.”
HAVA YOLU İŞLETME SAYIMIZ 14’E YÜKSELDİ
2 Ocak’ta, yine bir Türk Hava Yolları İştiraki olan AJET’in de dâhil olmasıyla havayolu işletme sayısının 14’e yükseldiğini kaydeden Uraloğlu, havayolu işletme, hava taksi işletme, genel havacılık, balon işletme ve hafif hava aracı işletme olmak üzere tüm hava ulaştırma işletmelerinin sayısının 232’ye ulaştığını söyledi.
2002 yılında 489 olan toplam hava aracı sayısının yüzde 280 artışla, 1.856’ya yükseldiğini aktaran Uraloğlu, “162 olan hava yolu işletmesi uçak sayımız yüzde 312 artışla 668’e, koltuk kapasitemiz yüzde 372 artışla 27 bin 599’dan 130 bin 196’ya, kargo kapasitemiz ise yüzde 730 artışla 302 bin 737 kilogramdan 2 milyon 513 bin 875 kilograma ulaşmıştır.” diye konuştu.
2002 YILINDA 65 BİN CİVARINDA OLAN ÇALIŞAN SAYISI BUGÜN 262 BİNİN ÜZERİNE ÇIKTI
Tüm bu gelişmelere paralel sektörel istihdamda da büyük bir artış olduğunu anlatan Uraloğlu, “2002 yılında 65 bin civarında olan çalışan sayısı bugün 262 binin üzerine çıkmıştır. Bu gelişmelerin diğer bir olumlu sonucu olarak sektörün cirosu da 2,2 milyar dolardan 35,7 milyar dolara ulaşarak yaklaşık 16 katına çıkmıştır.” açıklamasında bulundu.
HAVA ULAŞTIRMA ANLAŞMASI BULUNAN ÜLKE SAYISINI 173’E YÜKSELTTİK
2003 yılında Hava Ulaştırma Anlaşması bulunan ülke sayısını 81’den, 2023 yılsonu itibarıyla 173’e yükseltildiğini belirten Uraloğlu, “Uçuş ağımızı, 2023 yılsonu itibarıyla 130 ülkede 343 noktaya ulaştırdık.2023 yılsonu itibarıyla 24 müzakere gerçekleştirerek 10 nokta ve 422 ilave frekans kazanımı sağladık. Moldova, Karadağ, Venezuela Ve Brezilya ile nokta ve frekans kısıtlamasını kaldırdık.” dedi.
TÜRK HAVA YOLLARI TÜRKİYE EKONOMİSİNE 144 MİLYAR DOLAR KATKI SAĞLAYACAK
Airbus’a 355 adet uçak siparişi veren Türk Hava Yolları’nın önümüzdeki 10 yıllık plan kapsamında 2033 yılına gelindiğinde Türkiye ekonomisine yaklaşık 144 milyar dolar katkı vereceğine dikkati çeken Uraloğlu, “Türk Hava Yolları ile 2023 yılında 83,4 milyon yolcu seyahat etti. Tedarik zinciri, turizm ve diğer dolaylı katkılar ile Türkiye ekonomisine 56 milyar dolarlık bir katkıda bulundu. Ayrıca, Türk Hava Yollarımız 2033 yılına kadar; uçak filosu büyüklüğünü 813’e, yolcu sayısını 171 milyona çıkarmayı, 3,9 milyon ton kargo taşımayı hedefliyor. Dijitalleşme hususunda hava yolları arasında dünyada ilk 3 içerisine girmeyi ve karbon nötr hava yolu olmayı planlıyor.” şeklinde konuştu.
SON 22 YILDA ULAŞIM VE HABERLEŞME ALTYAPISINA 250 MİLYAR DOLAR YATIRIM YAPILDI
Uraloğlu, son 22 yıl içerisinde Türkiye’nin ulaşım ve haberleşme altyapısına 250 milyar dolar yatırım yapıldığını belirterek, çok önemli başarılar elde edildiğini söyledi.
Uraloğlu, “6 bin 100 km olan bölünmüş yol ağımızı 29 bin 373 km’ye, 1.714 km olan otoyol ağımızı ise 3 bin 726 km’ye yükselttik.10 bin 948 km olan demiryolu ağımızı 14 bin 165 km’ye çıkardık. Ülkemizi sıfırdan hızlı trenle buluşturarak 2 bin 251 kilometre hızlı tren ağı inşa ettik. Denizcilik alanında da 152 olan uluslararası liman sayımızı 190’a yükselttik.” ifadelerine yer verdi.
İSTANBUL VE SABİHA GÖKÇEN HAVALİMANLARIMIZIN ULUSLARARASI BİR HAVA KARGO, BAKIM-ONARIM VE AKTARMA MERKEZİ OLACAK
Yatırımları gerçekleştirirken tüm ulaşım modlarının birbiriyle entegrasyonunun sağlanmasına da önemli ölçüde dikkat ettiklerini söyleyen Uraloğlu, şu ifadelere yer verdi:
“Bakanlığımızın hayata geçirdiği en önemli uluslararası koridor çalışmalarından biri olan Kalkınma Yolu Projesi’nin en önemli halkası ‘Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ üzerinden geçecek demir yolu projesinin de ihalesini bu yıl içerisinde yapmayı planlıyoruz.
Hem ülkemiz hem de İstanbul için kritik öneme sahip bu atılımla Sabiha Gökçen Havalimanımız ile İstanbul Havalimanımızı birbirine demir yoluyla bağlayacağız.
Böylece İstanbul ve Sabiha Gökçen havalimanlarımızın uluslararası bir hava kargo, bakım-onarım ve aktarma merkezi olmasını da sağlayacağız.”
İSTANBUL HAVALİMANI İLE BİRLİKTE THY DÜNYANIN 1 NUMARALI HAVA YOLU ŞİRKETİ OLACAK
“Önümüzdeki 20 yılda; dünya genelinde hava trafiğinin iki katına çıkması, hizmet verilen yolcu sayısının ise yıllık ortalama yüzde 4,4 oranında artması beklenmektedir.” diyen Uraloğlu, “Tüm etapları tamamlandığında 150 havayolu şirketine ve 350’nin üzerinde destinasyona uçuş imkânı sağlayacak İstanbul Havalimanımız ile birlikte Türk hava yolları dünyanın 1 numaralı hava yolu şirketi olma yolunda da emin adımlarla yürümektedir.” diye konuştu.
]]>İlk astronotumuzun Uluslararası Uzay İstasyonu’na (UUİ) yolculuğu, dünya çapında geniş yankı uyandırdı.

CNN International’in, “SpaceX, ilk Türk astronotu fırlattı” başlıklı haberinde, misyonun, tamamı Avrupalı astronotlardan oluşan ilk özel uzay görevi olduğuna dikkat çekildi. Aralarında Türkiye’den ilk astronotun da bulunduğu bir grup Avrupalı astronotun uzaya çıktığı belirtildi. Astronot Gezeravcı’nın, bir dönem Türk Hava Kuvvetleri’nde savaş pilotluğu yaptığı, alçak Dünya yörüngesine ulaşan ilk Türk vatandaşı olarak tarihi bir dönüm noktasına imza atma yolunda ilerlediği vurgulandı.
New York Times, mürettebat üyeleri arasında ilk Türk astronotun yer aldığını aktardı. Gezeravcı’nın, ilk Türk astronotu olarak ülkesinde gelecek nesillere ilham kaynağı olmayı umduğuyla ilgili ifadelerine işaret edildi: Bu uzay uçuşu yolculuğumuzun varış noktası değil, yolculuğumuzun sadece başlangıcı.

İngiltere merkezli Reuters haber ajansı, “Türkiye’nin ilk astronotunun dahil olduğu mürettebat uzay istasyonuna uçtu” diye yazdı. Otonom olarak işletilen Crew Dragon’un, cumartesi sabahı erken saatlerde Uluslararası Uzay İstasyonu’na ulaşmasının beklendiği notu paylaşıldı. Haberde, “Türkiye, Alper Gezeravcı’yı göndererek UUİ’nin konuk ülkeleri arasında seçkin ve büyüyen bir kulübe girmeye hazırlanıyor.” denildi.
Uzay alanında haberler yayınlayan ABD merkezli Space adlı internet sitesi de ilk Türk astronotun uzay istasyonuna doğru hareket ettiğini okurlarına duyurdu. Haberde, “Ax-3, Axiom Space’in, aralarında Türkiye’nin ilk astronotunun da bulunduğu, tamamı Avrupalılardan oluşan ilk mürettebatını taşıyor.” bilgisi paylaşıldı.
Birleşik Arap Emirlikleri merkezli Al Arabiya, mürettebatın tamamının Avrupalı astronotlardan oluştuğunu, bunların arasında bir Türk’ün de yer aldığını yazdı. Crew Dragon kapsülündeki astronotların, Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nden Falcon 9 roketiyle fırlatıldığı belirtildi.

Times of India haberinde, “ISS’ye giden ülkeler arasına katılmayı hedefleyen Türkiye, ülkenin ilk insanlı uzay uçuşunu gerçekleştirmek üzere 44 yaşındaki Türk Hava Kuvvetleri gazisi Alper Gezeravcı’yı istasyona gönderdi.” ifadesine yer verdi.
Alman Deutsche Welle, “Türkiye’nin ilk astronotu özel uçuşla ISS’ye gitti” başlıklı haberinde, “Alper Gezeravcı, uzaya çıkan ilk Türk vatandaşı oldu.” dedi.

İngiliz Daily Mail, “Türkiye’nin ilk astronotu da dahil olmak üzere tamamı Avrupalı bir mürettebat, Perşembe günü SpaceX roketiyle Uluslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) başarıyla yolculuğa çıktı.” dedi.
Amerkan haber ajansı Associated Press, bu gelişmeyi, “SpaceX, İsveçli ve İtalyanlarla birlikte Türkiye’nin ilk astronotunu Uluslararası Uzay İstasyonu’na fırlattı” başlığı ile aboneleri ile paylaştı.

Yunan Kathimerini gazetesi, “Türkiye 44 yaşındaki Alper Gezeravcı ile ISS’nin konuk ülkelerinin seçkin ama büyüyen kulübüne girmeye hazırlanıyor.” dedi.
South China Morning Post, “Türkiye’nin ilk astronotunu içeren ekip uzay istasyonuna uçuşa başladı.” manşetini attı.

İsrail merkezli Jerusalem Post, “Türkiye’nin ilk astronotunu içeren mürettebat uzay istasyonuna uçtu.” başlığı ile okurlarının karşısına çıktı.
Fransız Le Monde, “Türkiye’nin ilk astronotu bir İsveçli ve İtalyan ile birlikte 18 Ocak Perşembe günü SpaceX Falcon roketiyle Uluslararası Uzay İstasyonu’na fırlatıldı.” dedi.

ZİYARET BU HAFTA
Kasım 2023’te gerçekleşen Türk-Rus Karma Ekonomik Komisyonu (KEK) 18. Dönem Toplantısı çerçevesinde Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın görüşmelerinde planlanan teknik ziyaret bu hafta gerçekleşecek. Görüşmede Novak, gaz merkezi konusunda Rus ve Türk şirketleri arasında yakın işbirliği bulunduğunu, Türk heyetinin St. Petersburg’a bir ziyaret planladığını, projenin uygulamasına ilişkin anlaşmaların yakın gelecekte sağlanacağını söylemişti.
İKMAL MERKEZİ DE GÜNDEMDE
Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in daha önce Astana’da yaptıkları görüşmede Putin, “Doğalgaz tedarikinde Türkiye en güvenli güzergâh haline geldi. Avrupa’dan çok daha güvenli bir güzergâh haline geldi. Türkiye’de büyük bir ikmal merkezi kurabiliriz” önerisini gündeme getirmişti. Bu öneri Türkiye tarafından olumlu karşılanmıştı. Rusya tarafından bölgede bir Doğalgaz İkmal Merkezi kurulması halinde Rus gazı Avrupa’ya ve uzak coğrafyalara Türkiye üzerinden açılacak.
TRAKYA ENERJİ ÜSSÜ OLACAK
Türkiye, Yüzer LNG Depolama ve Yeniden Gazlaştırma Üniteleri (FSRU), doğalgaz depoları ve gaz borsası ile de doğalgazda merkez ülke olma hedefi için bugüne kadar çok büyük yatırımlar yaptı. Sabah’ın haberine göre, Trakya’da kurulacak doğalgaz merkezi ile Avrupa’nın en büyük gaz tedarikçisi olacak.
TÜRKİYE’NİN TEDARİK VE İLETİM İÇİN SAHİP OLDUĞU HATLAR
BATI HATTI: Türkiye’ye Bulgaristan sınırında Malkoçlar’dan giren, İstanbul’dan geçerek Ankara’ya ulaşan Rusya- Türkiye Doğalgaz Boru Hattı, 845 kilometre uzunluğunda. Kapasitesi 14 milyar metreküp.
MAVİ AKIM: Rusya’dan Karadeniz geçişli şekilde Türkiye’ye ulaşan hat ile yıllık 16 milyar metreküp doğalgaz geliyor. Rusya topraklarında, İzobilnoye-Djubga arasında bir boru hattı sistemi; Karadeniz geçişinde, Djubga-Samsun arasında paralel iki hat, Türkiye topraklarında Samsun- Ankara arasında da bir boru hattı sistemi olmak üzere üç ana bölümden oluşuyor.
TANAP: Azerbaycan gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya transit taşınmasını sağlıyor. TANAP’tan sağlanan doğalgaz akış miktarı, Trans Adriyatik Boru Hattı (TAP) dahil 29.7 milyar metreküpe ulaştı.
TÜRKAKIM: Hat, Rusya’dan başlayarak Karadeniz üzerinden Türkiye’nin Karadeniz kıyısındaki alım terminaline ve devamında Türkiye toprakları üzerinden Türkiye’nin komşu devletleriyle olan sınırlarına kadar uzanıyor. Her biri yıllık 15.75 milyar metreküp kapasiteye sahip iki hattan oluşan proje Rusya’dan Türkiye’ye doğalgaz arzının yanı sıra Avrupa’ya arza da imkan tanıyor.
İRAN – TÜRKİYE: Doğubayazıt’tan başlayıp Erzurum, Sivas ve Kayseri üzerinden Ankara’ya uzanıyor. Hattın bir kolu da Konya üzerinden Seydişehir’e ulaşıyor.
BAKÜ-TİFLİS-ERZURUM: Güney Hazar Denizi’ndeki Şahdeniz sahasında üretilen doğalgaz Türkiye’ye ulaştırılıyor.
TÜRKİYE-YUNANİSTAN GAZ ENTERKONNEKSİYONU: Güney Avrupa Gaz Ringi’nin ilk aşaması olan hat, İpsala sınır noktasında Yunanistan’a giriş yaparak Gümülcine’de sona eriyor.
Türkiye genelinde 74 bin okulda ve 744 bin derslikte başlayan eğitim öğretim yılının ilk ara tatilini 13-17 Kasım 2023’te yapan öğrenciler, bugün karnelerini alacak ve 16 günlük sömestir tatiline başlayacak.
Bakanlık, yarıyıl tatilinde test çözme, özet çıkarma gibi öğrenciyi tek bir alana yönlendiren ev ödevleri verilmeyeceğini bildirdi.
Ev ödevi yerine öğrencilerin sanatsal, kültürel, sportif ve bilimsel faaliyetlere katılmalarının teşvik edilmesini isteyen bakanlık, ayrıca öğrencilerin yaşlarına uygun şekilde aileleriyle yapabilecekleri etkinliklerle kaliteli zaman geçirmelerine yönelik etkileşimli dijital rehber kitaplar hazırladı.
SINIFTA KALMA GERİ GELDİ
Bakanlık, bu yıl eğitim-öğretim süreçlerinde bir dizi değişikliğe gitti.
Mevzuat düzenlemeleriyle liselerde devamsızlık koşulları yeniden düzenlendi, sınıf tekrarı yeniden uygulamaya konuldu ve açık öğretime geçişler zorlaştırıldı.
Bu kapsamda açık liselere, sadece istisnai durumda olan öğrencilerin kayıtları yapıldı.
Ayrıca liselerde öğrencilerin 50 ortalamayla sınıf geçebilmesine yönelik uygulamaya son verildi. Yıl sonu başarı puanı 50 olmak kaydıyla en fazla 1 dersten başarısız dersi bulunanların doğrudan bir üst sınıfa geçmesi kararı alındı.
Liselerde artık devamsızlık affı da yapılmayacak. Özürsüz olarak yapılan her bir devamsızlık günü için öğrenciler, 1 saat fazla sosyal sorumluluk çalışması yapacak.
OKULLARDA SINAV HAFTASI UYGULAMASI YAPILDI
Bakanlık tarafından ilk kez sınavlara ilişkin çatı bir yönetmelik yayımlandı ve tüm sınavların ortak yazılı olarak yapılması hükmü yer aldı. Okullarda öğretmenler tarafından yapılan yazılı sınavlarda açık uçlu ve kısa cevaplı sorular kullanıldı.
Eğitim öğretim yılının ilk döneminde ülke genelinde ortak yazılı sınavlar yapıldı. Ortaokul 6. sınıf Türkçe ve matematik dersleri için 26 Aralık’ta, 9. sınıf Türk dili ve edebiyatı ile matematik dersleri için 27 Aralık’ta ülke genelinde ortak yazılı sınav düzenlendi.
Yeni düzenleme kapsamında bu yıldan itibaren ilkokul 4. sınıflarda yazılı sınav saati uygulaması kaldırıldı ve notlar, öğrenci gelişim dosyasına göre verildi.
Ayrıca, okullarda sınav haftası uygulamasına geçildi.
Bakanlık, Türkçe ve yabancı dil derslerine ilişkin de önemli kararlar aldı. Türkçe, Türk dili ve edebiyatı ile yabancı dil derslerinin sınavları, dinleme, konuşma, okuma ve yazma becerilerini ölçmek için yazılı ve uygulamalı olarak yapıldı.
Ayrıca öğrenciye anında geri bildirim vermek için kısa süreli sınavlar da gerçekleştirildi.
Deprem bölgesinde yürütülen güçlendirme ve onarım çalışmalarıyla toplam 48 bin derslik, eğitim öğretime hazır hale getirildi, ayrıca 11 bin 76 konteyner de bölgedeki öğretmenlerin konaklaması için tahsis edildi.
OKULLAR 5 ŞUBAT PAZARTESİ BAŞLIYOR
İkinci dönem, 5 Şubat Pazartesi günü başlayacak ve 14 Haziran Cuma günü sona erecek. İkinci dönem ara tatili ise 8-12 Nisan arasında yapılacak.
2024-2025 eğitim öğretim yılı ise 9 Eylül’de başlayacak.
]]>Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Yönetim Kurulu Başkanı Şerafettin Aras, Kızıldeniz’de yaşanan sorunun Asya ile Kuzey Avrupa arasındaki ticaretin sürdürülebilirliği için Türkiye’nin de içinde bulunduğu Orta Koridor’u eskisinden daha da kritik bir konuma getirdiğini vurguladı.

“LİDER ROL ÜSTLENMELİYİZ”
Pandemi ve ardından Rusya-Ukrayna ile İsrail-Filistin savaşlarıyla birlikte bölgenin lojistik haritasındaki değişim sürecinin hızlandığını hatırlatan Aras, “Kızıldeniz kriziyle birlikte tüm bu gelişmeler, Türkiye olarak içinde bulunduğumuz bölgenin ticaret potansiyelini manipüle etmeyi amaçlayan uluslararası koridor savaşlarını da yeni boyutlara taşıyor” dedi.
Gelişmelerin Türkiye’ye yeni fırsatlar sunduğunun altını çizen Aras, “Orta Koridor’un sahip olduğu potansiyeli Avrupa-Asya ticareti başta olmak üzere, dünya ticaretine tamamıyla sunabilmesi için acilen hayata geçirilmesi gereken iyileştirme çalışmaları ve yatırımlarda, Türkiye olarak bölgedeki lojistik gücümüzle lider rol üstlenmeliyiz” diye konuştu.
Özellikle pandemi sonrası süreçte global tedarik zincirlerinde Çin’e olan aşırı bağımlılığı kırma amacıyla başlatılan dönüşüm çerçevesinde, Çin’in devre dışı bırakılacağı ve daha yakın ve “dost” ülkelerden tedariğe yönelik “Global Gateway” ve “Hindistan-Ortadoğu- Avrupa Koridor Projesi (IMEC)” gibi yeni tedarik zinciri stratejilerinin yeni ulaşım projelerini de getirdiğini ifade eden Aras, “Ancak IMEC şimdiden İsrail- Gazze savaşının gölgesinde ölü doğmuş bir proje olarak nitelendirilmeye başladı. Bölgemizde süregelen koridor savaşlarında Türkiye’den başlayarak Kafkasya’ya, buradan da Hazar Denizi üzerinden Türkmenistan ve Kazakistan’a ve Çin’e ulaşan Hazar Geçişli Doğu-Batı Orta Koridor (Orta Koridor) projesi, dünya lojistik gündemine 2000’li yılların başlarında girmeye başlayan Modern İpek Yolu kavramının etkin bir güzergahı olarak ciddi bir potansiyel ile öne çıkıyor” açıklamasını yaptı.

BATI EKONOMİLERİ İÇİN DE CAZİBE ALANI
Aras, Avrupa Birliği’ni 2019 yılında açıkladığı Orta Asya’ya açılım stratejisinin, batı dünyasının Rusya ve Çin ile giderek gerilen ilişkileri (Kuzey Koridorun kullanım dışı kalması) ve Rusya ve İran odağında AB-ABD’nin giderek kapsamı genişleyen yaptırımların, Orta Koridor’u Avrupa Birliği ve ABD başta olmak üzere batı ekonomilerinin cazibe alanı haline getirdiğini söyledi. Ancak Çin’in Kuşak ve Yol Projesinin ana damarlarından birinin de Orta Asya’dan geçtiğinin unutulmaması gerektiğine vurgu yapan Aras, “Türk Dünyasının “Turan Koridoru” konseptiyle bu koridora verdiği önem birleştiğinde, Orta Koridor’un sunduğu potansiyel fazlasıyla öne çıkıyor” dedi.
UND, KORİDORU GÜÇLENDİRMEYE ODAKLANDI
UND olarak, Orta Koridor’un Avrupa-Asya ticaretine daha etkin hizmet sağlayabilmesi ve transit maliyetlerinin düşürülmesi için hayata geçirilmesi gereken iyileştirmeler konusunda Türk Devletleri Teşkilatı, Avrupa İmar ve Yatırım Bankası (EBRD), OECD, Dünya Bankası, AmCham gibi kuruluşların çalışmalarına katkı sağladıklarını ifade eden Aras, şöyle devam etti: “Öte yandan, Avrupa Birliği’nin Küresel Geçit Projesi kapsamında 29-30 Ocak 2024 tarihlerinde Brüksel’de gerçekleştirilecek olan ‘Küresel Geçit – Avrupa ve Orta Asya Arasında Sürdürülebilir Taşımacılık Bağlantısı’ başlıklı Yatırımcılar Forumu’nun ana gündeminin de ‘Hazar Geçişli Ulaşım Koridoru’nun uzun vadede Avrupa’yı Orta Asya’ya 15 gün veya daha kısa sürede bağlayan çok modlu, modern, rekabetçi, sürdürülebilir, öngörülebilir, akıllı ve hızlı bir koridor haline getirilmesi olması da asla tesadüf olarak değerlendirilemez. Dolayısıyla, global lojistik açısından ülkemizin, Küresel Geçit projesi çerçevesinde Avrupa Birliği ile işbirliği olanaklarını en etkin biçimde değerlendirmesi, Orta Koridorun gelişiminde Avrupalı tedarik zinciri paydaşlarının ortak çıkarlarını vurgulayarak bu süreçte Orta Koridorun “Avrupa ayağında da” yukarıda bahsedilen iyileştirmelerin hızla hayata geçirilmesi için Türkiye olarak çalışmalarımızı yoğunlaştırmanın tam zamanı diyoruz.”
Güney Kore’nin Ankara Büyükelçisi Lee, bu kapsamda 6 ilde 500 bin fidan diken proje yürütücüsü Çevre Kuruluşları Dayanışma Derneğini (ÇEKUD) ziyaret etti.
Lee, projenin son durumu hakkında ÇEKUD Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Eyüp Debik ve dernek yöneticilerinden bilgi aldı.
Dikilen fidanların giderek büyüdüğünü aktaran dernek yetkilileri, aşırı sıcaklar sonucu kuruyan fidanların da yenileriyle değiştirildiğini anlattı.
Fidanların son halini gören Büyükelçisi Lee, “Bu fidanlar sanki çocuklarımız gibi.” yorumunda bulundu.
ÇEKUD tarafından gerçekleştirilen çeşitli fidan dikme programlarına katıldığını aktaran Büyükelçi, “Umuyorum ki artık deprem ya da yangın gibi doğal afetler görmeyiz. Tabii bunlar doğal afetler ama yine de önlemek için elimizden geleni yapmalıyız.” ifadelerini kullandı.

“BİZ ZOR ZAMANLARDA DOSTLARIMIZA YARDIM EDERİZ”
Ziyaret kapsamında AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Lee, 2021’deki Yaz Olimpiyatları sırasında Kore Kadın Voleybol Takım Kaptanı Kim Yeon-koung’un Türkiye’deki yangınlar için yaptığı fidan dikme çağrısını hatırlattı.
Büyükelçi Lee, şöyle devam etti:
“Türkiye ve Kore tarihsel olarak çok özel bir dostluğa sahip. Biz zor zamanlarda dostlarımıza yardım ederiz. O maç esnasında Türk tarafı çok ağladı. Sanırım Türk takımı sadece maçı kazanmayı değil, aynı zamanda orman yangınları nedeniyle zor zamanlar geçiren Türk insanlarına güzel bir haber vermek istiyordu. Fenerbahçe’de de oynamış voleybolcu Kim Yeon-koung hayran grubuyla birlikte Türkiye’ye destek olabileceklerini düşündü. ÇEKUD da o dönem bir proje yürütüyordu. Bu başlangıç noktası oldu.”

Türkiye ve Güney Kore’nin birçok alanda birbirine yardımda bulunduğunu belirten Büyükelçi Lee, “Kore gazileri 70 yıl önce ülkemize gelerek hayatımızı ve demokrasimizi kurtarmak için savaştı, bunu asla unutmuyoruz. Böyle bir fedakarlık olmasaydı bugünün Kore’si var olmayabilirdi. Bu da doğayı koruma alanında bir işbirliği. Spor alanında başladı ve sonrasında çevreyi nasıl koruyabileceğimiz yönündeki düşüncelerle gelişti.” diye konuştu.
Görev süresi boyunca Türkiye’nin doğal güzelliklerini görme fırsatı yakaladığını dile getiren Büyükelçi Lee, bu güzelliklerin devamlılığının, koruma programları ile sağlanabileceğini vurguladı.

“1 GÜNDE ÇOK CİDDİ BİR BAĞIŞ GELDİ”
ÇEKUD Yönetim Kurulu Başkanı Debik ise 2021’deki yangınlar sonrasında yaşananlardan bahsederek, şunları aktardı:
“Olimpiyatlar esnasında Güney Kore Voleybol Milli Takımı kaptanı bizim takımın oyuncularının biraz üzgün olduğunu görünce sebebini soruyor. Bizim oyuncularımız da orman yangınlarından bahsediyor. Bunun üzerine fidan bağışı yapmak için bizim siteye ulaşıyor. Sonrasında, 1 günde sitemiz üzerinden çok ciddi bir bağış geldi. Bir ayda 150 bin fidana ulaştık.”
Debik sonraki süreçte Antalya, Muğla, Kilis, Nevşehir, Adana ve İstanbul’da, 150 bini Güney Kore’den, 350 bini de Orman Genel Müdürlüğünün katkısıyla Türkiye’deki bağışlardan oluşmak üzere 500 bin fidanlık Türkiye-Kore Dostluk Ormanları projesini hayata geçirdiklerini bildirdi.
Büyükelçi Lee, Debik’e proje anısına hazırlattığı ve uzun süredir odasında asılı olduğunu söylediği bir tablo ile plaket takdim etti. Debik ise Büyükelçi adına diktikleri fidanlar için hazırladıkları sertifikayı ve çeşitli projelerinde kullandıkları fidan toplarını Lee’ye sundu.
Bugüne kadar birer yıllık yetki süresi 14 kez uzatılan tezkerede, “Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurları konuşlandırılmak suretiyle, bölgede seyreden Türk bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticari gemilerin emniyetinin etkin şekilde muhafaza edilmesi, uluslararası toplumca yürütülen deniz haydutluğu, silahlı soygun eylemleri ve denizde terörizmle müşterek mücadele harekatlarına aktif katılımda bulunulması, anılan bölgelere yapılan insani yardım faaliyetlerine destek verilmesi, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının harekat etkinliğinin ve o bölgeye ilişkin tecrübesinin artırılması sağlanmış, bu alanda ilgili ülkelerle işbirliğinin sürdürülmesine yönelik milli politikanın desteklenmesi ve BM sistemi içinde, bölgesel ve küresel ölçekte oynadığımız rolün ve görünürlüğümüzün pekiştirilmesi temin edilmiştir.” ifadeleri kullanıldı.
TÜRKİYE 24 TEMMUZ’DA CTF-151 KOMUTANLIĞI GÖREVİNİ ÜSTLENECEK
Türkiye’nin, deniz haydutluğu ve silahlı soygunla mücadelede uluslararası işbirliğinin geliştirilmesine önem verdiği, bu alanda yürütülen çabaları en başından itibaren desteklediği ve BM, NATO, Avrupa Birliği ile Uluslararası Denizcilik Teşkilatı bünyesindeki çalışmalara aktif olarak katıldığı belirtilen tezkerede, şunlar kaydedildi: “Ülkemiz, BM Güvenlik Konseyinin 16 Aralık 2008 tarihli ve 1851 sayılı kararı çerçevesinde kurulan Somali Açıklarında Deniz Haydutluğuyla Mücadele Temas Grubu’nun çalışmalarına kurucu üye olarak iştirak etmiştir. TSK deniz unsurları, 2009-2016 yılları arasında yürütülen NATO’nun Okyanus Kalkanı Harekatı’na ve 2009 yılından bu yana Birleşik Deniz Kuvvetleri bünyesinde oluşturulan Birleşik Görev Kuvveti-151’e (CTF-151) dönemsel olarak firkateyn-korvet ile katılmıştır. Ülkemiz, 2009-2020 yılları arasında 6 defa CTF-151 Komutanlığı görevini üstlenmiş olup 24 Temmuz 2024 tarihinde söz konusu görevi yeniden devralacaktır.
Somali’nin BM Genel Sekreterinden talebi üzerine; Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ile mücavir bölgelerde vuku bulan deniz haydutluğu, silahlı soygun eylemleri ve denizde terörizmle mücadeleye ilişkin olarak BM Güvenlik Konseyi tarafından önceki kararların devamı niteliğinde bir karar 2022 yılı ve sonrasında çıkarılmamıştır. Bununla birlikte, 1851 sayılı BM Güvenlik Konseyi Kararı temelinde uluslararası toplumca yürütülen deniz haydutluğu, silahlı soygun eylemleri ve denizde terörizmle müşterek mücadele harekatları, Somali karasuları haricindeki bölgede devam etmektedir. Bunlardan Avrupa Birliği Atalanta Harekatının bölgedeki görev süresi Avrupa Birliği Konseyinin 12 Aralık 2022 tarihinde aldığı kararla 31 Aralık 2024 tarihine kadar uzatılmıştır. Ülkemizin de iştirak ettiği Birleşik Deniz Kuvvetleri bünyesindeki CTF-151 faaliyetlerine devam etmektedir.”
TBMM’nin 9 Şubat 2023 tarihli kararı gereğince TSK deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerdeki görevlendirme süresinin 10 Şubat 2024’te sona ereceği hatırlatılan tezkerede, uluslararası barış ve istikrarı tehlikeye düşüren ve milli menfaatleri de olumsuz etkileyen deniz haydutluğu, silahlı soygun eylemleri ve denizde terörizmle mücadele yönündeki uluslararası çabalara Türkiye tarafından etkin bir biçimde destek verilmesi ve bölgede seyrüsefer emniyetinin sağlanmasına katkıda bulunulması, uluslararası ve milli sorumlulukların bir gereği olarak görüldüğü kaydedildi.
Tezkerede, bu itibarla, Türkiye’nin de tarafı olduğu 1988 tarihli Denizde Seyir Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Sözleşme başta olmak üzere ilgili milletlerarası antlaşmalar ve uluslararası teamüller çerçevesinde, 934 sayılı TBMM kararında belirlenen ilke ve esaslar da dikkate alınarak, bahse konu bölgelerde deniz haydutluğu, silahlı soygun eylemleri ve denizde terörizmle mücadele müşterek operasyonlarına destek verilmesinin uygun olacağının değerlendirildiği ifade edildi.
Tezkerede şu ifadelere yer verildi: “Bu mülahazalarla, gereği, kapsamı ve zamanı Cumhurbaşkanınca takdir ve tayin olunacak şekilde, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının bölge ülkelerinin karasuları dışında olmak üzere Aden Körfezi, Somali açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde deniz haydutluğu, silahlı soygun eylemleri ve denizde terörizmle mücadele amacıyla görevlendirilmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca 10 Şubat 2024 tarihinden itibaren bir yıl süreyle izin verilmesi hususunda gereğini bilgilerinize sunarım.”
Görüşmelerin ardından Genel Kurulda yapılan oylamada, TSK deniz unsurlarının Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görev süresinin 10 Şubat 2024’ten itibaren bir yıl daha uzatılmasına ilişkin Cumhurbaşkanlığı tezkeresi kabul edildi.
Fırlatma törenini izlemek için İstanbul ve Ankara başta olmak üzere bazı kentlerde hazırlıklara başlandı. Taksim ve Kızılay gibi meydanlara planetaryumlar kuruldu. Türkiye’de nefeslerin tutulacağı o anların izleneceği diğer adresler ise bilim merkezleri olacak.

MİLLİ UZAY PROGRAMI
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 9 Şubat 2021’de Milli Uzay Programı’nı açıkladı. 10 hedef içerisinde yer alan bir Türk vatandaşının uzaya gönderilmesi için başlatılan projede sona gelindi. İlk Türk astronotu Alper Gezeravcı, bilim misyonu kapsamında uzaya gönderilecek.
TEKNOFEST’TE TANITILDI
Türkiye Uzay Ajansı (TUA), TÜBİTAK UZAY ve Axiom Space uzmanlarının detaylı ve zorlu bir süreç sonunda seçtiği astronot adayları Alper Gezeravcı ile Tuva Cihangir Atasever, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ilk kez 29 Nisan 2023 tarihinde İstanbul TEKNOFEST’te tanıtıldı.
İŞTE BİLİM MİSYONU!
Adaylar eğitimlerini ABD, Japonya, Almanya ve Türkiye’de gerçekleştirdi. Bunun yanı sıra projenin en önemli çıktılarından biri olacak olan Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) yapılacak 13 adet bilim deneyi belirlendi. Bu deneyler, mikro yer çekimi ve uzay ortamında; insan genetiği, insan sağlığı, biyoloji, malzeme bilimi, üretim teknolojileri ve temel bilimler alanlarında yapılacak. Deneylerin entegrasyon ve uyum çalışmalarını ise TÜBİTAK Uzay, Axiom Space ve NASA ile koordineli şekilde yürütülecek.

4 KİŞİLİK MÜRETTEBAT
Axiom Space’in, ISS’e göndereceği “Ax-3” görevi için 4 kişiden oluşan mürettebat yer alıyor. Gezeravcı’nın Ax-3 uçuşunda birlikte görev alacağı kişiler, ABD ve İspanya’yı temsilen misyon lideri Michael Lopez-Alegria, İtalyan Hava Kuvvetlerinden Pilot Walter Villadei ve Avrupa Uzay Ajansı adına katılan İsveçli Marcus Wandt olarak belirlendi.
HEDEFE BİR ADIM DAHA
Florida’dan yapılacak fırlatma işlemi 18 Ocak 2024 Perşembe günü (TSİ) 01.11’de yapılacak. Uluslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) kenetlenme ise 19 Ocak saat 13.15’te gerçekleşecek. Bu adımla birlikte Türkiye’nin 2021’de ilan ettiği Milli Uzay Programının “ilk insanlı uzay misyonu” hedefine ulaşacak.
PLANETARYUMDA NÖBET
Fırlatma Töreni, 17 Ocak 2024 çarşamba günü saat 23’ten itibaren Kızılay ile Taksim’deki planetaryumlardan da takip edilebilecek. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından İstanbul ve Ankara’daki meydanlara, “dome çadır” adı verilen dev kubbeli alanlardan planetaryumlar oluşturdu. Alanın etrafına Alper Gezeravcı’nın fotoğrafları, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Türkiye Uzay Ajansı, Milli Teknoloji Hamlesi ve Türkiye’nin ilk insanlı uzay misyonunun logoları yerleştirildi.

YER İSTASYONU TAKİPTE
Öte yandan, Ankara ODTÜ Yerleşkesinde bulunan TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Yer İstasyonu’nda görevli uzay mühendisleri ve bilim insanları tarafından astronotun uzay istasyonuna yolculuğu an be an takip edilecek.
BİLİM MERKEZLERİ DE AÇIK
Fırlatma töreni, sadece meydanlara kurulan planetaryumlarda değil bilim merkezlerinde de izlenebilecek. Bu merkezlerde atölye çalışmalarından, uzay filmleri gösterimine bir çok programa yer verilecek.
Türkiye’de nefeslerin tutulacağı tarihi anlar;
Konya Bilim Merkezi, Bursa GUHEM, Bilim Üsküdar, Antalya Bilim Merkezi, Gaziantep Müzeyyen Erkul Bilim Merkezi, Aksaray Bilim Merkezi, Trabzon Özdemir Bayraktar Bilim Merkezi ile Kayseri Bilim Merkezi’den de izlenebilecek.
Hainler, Irak’ta sisten faydalanarak üslerimize saldırı düzenledi. Sahadaki kaynaklardan edindiğimiz bilgiye göre, bölücü örgüt Suriye’de çok geniş bir alana yayılan TSK üslerine yönelik eylem planlıyor.
MİT ve TSK ise sahadaki gelişmeleri adım adım takip ederek hem tedbir alıyor hem de anında müdahale ediyor. Geçen hafta sonunda Suriye’de sızma girişiminde bulunan kalabalık iki terörist grubu SİHA’lar tarafından vurulmuştu.
BATI ‘ÖZERKLİK’ İSTİYOR
Kendini Suriye Demokratik Cumhuriyeti olarak adlandırıp Batı’dan siyasi, maddi ve askerî destek alan PKK/YPG, Afrin, Azez, Resülayn, Tel Abyad, el-Bab ve Cerablus’u da kapsayan korsan bir harita yayınladı. Böylece, Suriye ve Irak’ın kuzeyinde “Teröristan” kurma hayalini bir defa daha açık ettiler.
Türkiye’nin operasyon bölgelerini kendi toprağı gibi gösteren hainler, PYD-YPG-SDG yapılanmasını da ordu olarak değiştirip ilk fırsatta özerk bölge ilan etmenin rüyasını görüyor. Örgüt ele başlarından Salih Müslüm, Türkiye saldırmak için hazırlıkların tamamlandığını, örgütün yönünü bundan sonra TSK noktalarına çevireceğini söyledi.
Başta Ayn İsa, Menbiç, Aynel Arap ve Tel Rifat olmak üzere onlarca noktaya füze, uçaksavar, tanksavar ve top bataryaları nakleden PKK, çok sayıda silahı da kritik noktalara yerleştirdi. Sıcak hatta yakın yerlerde birçok fabrika, okul, değirmen, petrol tesisi karargâha dönüştürüldü. Bu binaların altı da kazılarak silah yığıldı. Terör yapılanması ayrıca toplam uzunluğu 200 kilometreye yaklaşan tünel ağını büyüttü.
TEHLİKE BÜYÜYOR
Güvenlik uzmanı emekli Kurmay Albay Gürsel Tokmakoğlu’na göre de PKK, Suriye’de eyleme hazırlanıyor. TSK’nın savunma ve güvenlik amaçlı gereken her şeyi yaptığını vurgulayan Tokmakoğlu “İsrail ve Batı ittifakı PKK’ya ‘süreci hızlandır’ talimatı verdi. ABD, Suriye’nin kuzeyini kendi projesi doğrultusunda İsrail için en güvenli duruma getirmeye çalışıyor. Burada kurulacak “Teröristan” silahlandırılıp siyasi ve diplomatik olarak desteklenecek. ABD’nin aklı Pasifik’te. Ancak buraların sorun olmaktan çıkmasını istiyor. Bizim bu noktada Rusya ve İran’la yürüyen süreci bir adım öteye taşıma mecburiyetimiz var. Türkiye’de bazı çevrelerin dile getirdiği “Rusya ve İran yanımızda” algısı doğru değil. PKK’ya sancılı bölgelerdeki varlığını şu an Rusya sağlıyor. İran da aynı misyonu ifa ediyor. Bu noktada Ankara’nın, İran ve Rusya ile devam eden diplomatik-siyasi süreç ittifak niteliğine dönüşecek mi, bunun netleşmesi gerekiyor. Ayrıca geleneksel askerî metotlarla alabileceğimiz mesafeyi aldık. Bundan sonra başka kararların alınması da gerekiyor” şeklinde konuştu. PKK’nın son eylemlerde kullandığı silah, mühimmat ve teçhizat hainlere verilen eğitimi ve askeri desteği gözler önüne seriyor. PKK’nın özerklik ilanını bekleyen Batı ülkelerinin örgütü bu yönde teşvik ettiğini dile getiren Gürsel Tokmakoğlu “Bu noktada tek engel olarak Türkiye’nin varlığı görüyorlar. Tehlike her geçen gün büyüyor ve yaklaşıyor. PKK’nın yapısını değiştirenler onlara siyasi, askeri stratejileri de çiziyor” ifadelerini kulandı.

‘İSRAİL’İN EN ACIMASIZ HALİ’
İsrail’in hava, kara ve denizden saldırılarını sürdürdüğü Gazze Şeridi’nden oğlu, torunu ve geliniyle birlikte tahliye edilen Türk kadın İsrail’in 7 Ekim’de başlattığı saldırıların ardından tanık olduğu dehşeti anlattı. “Gazze’de birçok savaşa tanık oldum ama bu en kötüsü ve en acımasız olanıydı.” dedi.
Borno, 60 yıl önce geldiği Gazze’den bu şekilde çıkmak zorunda kaldığı için çok üzgün olduğunu söyledi.

‘PENCEREDEN BOMBALANAN YERLERİ GÖRÜYORDUM’
Gazze kentinin orta kesimlerinde yer alan Er-Rimal Mahallesi’nde oturan ve Gazze’deki tüm savaşlara tanıklık ettiğini söyleyen Borno, “7 Ekim sonrası evin penceresinden bombalanan yerleri görüyordum. Her zaman bomba sesleri duyuyorduk. İsrailliler bizleri telefonla arayarak ve mesaj atarak evlerimizi hemen terk etmemizi istediler. Hızlıca toparlanıp evden çıktık ve eve yakın bir hastane bahçesine sığındık.” dedi.
İSRAİL’İN TEHDİTLERİYLE HAYAT SÜRÜYORLARDI
Hastane çevresinde saatlerce kaldıktan sonra evlerine tekrar döndüklerini yine İsrailliler tarafından aranarak evlerinin bombalanacağı ve derhal evlerini terk etmeleri gerektiğinin söylendiğini aktaran Borno, şöyle konuştu:
“İkince kez tekrar hızlıca hazırlanıp evi terk etmek zorunda kaldık. Han Yunus’ta Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansına (UNRWA) bağlı bir okula sığındık ve orada 45 gün kaldık. 15 kişi küçük bir odada kalıyorduk. Temiz su yok. Banyo yok. Yiyecek ve içecek çok sınırlıydı. Çok kötü koşullarda orada kaldık.”

‘TÜRKİYE BİZİ HİÇ YALNIZ BIRAKMADI’
BM okulunda kaldıkları sırada onlara sadece Türkiye ve Mısır’dan yardım ulaştığını söyleyen Borno, şöyle konuştu:
“Gazze’de birçok savaşa tanık oldum ama bu en kötüsü ve en acımasız olanıydı. Türkiye bizlere çok iyi davrandı. Türkiye’nin Kudüs Başkonsolosluğu sürekli bizlerle iletişim halindeydi. Türkiye bizlere çok iyi davrandı ve çok şeyler yaptı. Gazze’den Refah Sınır Kapısı’ndan geçerek Mısır’a, ardından da Türkiye’ye gelene kadar Türk devleti bizi yalnız bırakmadı. Buradan Türk devletine ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a şükranlarımı sunuyorum.”

‘HATIRALARIM İSRAİL SALDIRILARINDA KAYBOLDU’
“Gazze’yi çok seviyorum. Oradan bu şekilde ayrıldığım için çok üzgünüm. Birçok hatıralarım İsrail saldırılarında kayboldu. Geriye hiçbir şey kalmadı. Ev yok. Hayat yok. Yaşamaya dair hiçbir şey bırakmadılar. Buraya (Türkiye’ye) geldim, bazen yüzüm gülse de Gazze’de olup bitenleri izlediğimde içim kan ağlıyor. Tüm bunların bitmesini istiyorum. Burada kalacak bir yerimiz ve çalışacak işimiz olursa çocuğum ve torunumla burada kalmayı düşünüyoruz.”
‘İSRAİL YÜZÜNDEN ANNEMİN CENAZESİNE KATILAMADIM’
İsrail’in 2007’den bu yana yaklaşık 2,3 milyon Filistinlinin yaşadığı Gazze Şeridi’ne havadan, karadan ve denizden uyguladığı abluka nedeniyle Gazze’den uzun yıllar çıkamadığını ve Manisa’da olan iki kız kardeşini ziyaret edemediğini söyleyen Borno, “Annem 2017’de vefat etti. Abluka nedeniyle cenazesine gelemedim. Kızım Nermin, 2020 yılında yakalandığı kanser hastalığının tedavisi tedavi için Manisa’ya gitti. Kızım Manisa’da tedavi gördüğü hastanede ziyaretine gelmemi çok istedi ancak tüm girişimlerine rağmen İsrail ablukasından dolayı Gazze’den ayrılarak kızımı ziyaret edemedim. İsrail ablukası nedeniyle 10 yıl Gazze’den çıkamadım.” dedi

‘GAZZE’Yİ YAŞANILAMAZ HALE GETİRDİLER’
Manisalı Hüsniye Borno’nun oğlu Memduh ise acımasız saldırılarını sürdüren İsrail’in Gazze’yi yaşanmaz hale getirdiğini söyledi.
Memduh, “İsrail, saldırılarıyla hastane ve okullarla birlikte altyapıyı da tamamen yok etti. Yaşama dair hiçbir şey bırakmadı. Savaş sonrası akıllarda büyük soru işreti var. Şu anda hastane, su, elektrik yiyecek ve içecek yok. Gazze’yi yaşanamaz hale getirdiler.” diye konuştu.
Doç. Dr. Mahmudov, Zengezur Koridoru’nun açılmasının ekonomik açıdan bölgeye etkilerini AA muhabirine değerlendirdi.
Azerbaycan ordusunun 44 günlük 2. Karabağ Savaşı’nın ardından topraklarını işgalden kurtarmasıyla Zengezur Koridoru’nun öneminin arttığını kaydeden Mahmudov, Türkiye ve Azerbaycan’ın ekonomik ilişkilerinin çok önemli hale geldiğini söyledi.

Türkiye ve Azerbaycan’ın Ermenistan konusunda aynı siyaseti izlediğini hatırlatan Mahmudov, Zengezur Koridoru’nun Ermenistan’ın Sünik bölgesinin gelişimini sağlayacağını vurguladı.
Zengezur Koridoru’nun bölgesel önemine işaret eden Mahmudov, “(Bu koridor) Hem Azerbaycan için hem Türkiye için ve Nahçıvan için çok önemlidir. Bu yol Orta Asya, Azerbaycan ya da Rusya pazarına girecek Türk iş adamlarının mesafesini kısaltacak. Burada 400 kilometrelik yolun kısaltılmasından bahsediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Mahmudov, Zengezur Koridoru’yla Azerbaycan ile Türkiye arasında ilk kara bağlantısının sağlanacağına dikkati çekerek Türkiye’nin bu koridor üzerinden Azerbaycan pazarına direkt bağlanacağını söyledi.
Öte yandan söz konusu koridorla Türkiye’nin Azerbaycan üzerinden Orta Asya pazarına açılabileceğinin altını çizen Mahmudov, böylelikle Orta Asya ülkeleriyle dış ve ekonomik ilişkilerin gelişiminin sağlanacağını belirtti.
Mahmudov, öte yandan Zengezur Koridoru’nun Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) kurumsallaşmasına katkı sağlayacağına işaret ederek TDT ülkeleri arasındaki ekonomik ilişkilerin gelişmesinin tüm bölge için önemli olduğunu dile getirdi.
Türkiye’nin Zengezur Koridoru’yla Çin ile de bağlantı kuracağını aktaran Mahmudov, Türk mallarının Çin pazarına, Çin mallarının da Türk pazarlarına girmesinin sağlanacağını aktardı.

“NAHÇIVAN LOJİSTİK MERKEZLERDEN BİRİNE DÖNÜŞECEK”
Mahmudov, söz konusu koridorla Nahçıvan ile Azerbaycan arasında kara yollarının açılacağını belirterek “(Bu) 30 yıla yakın süredir ablukada olan Nahçıvan’ın ekonomik gelişimi için geniş zemin yaratacaktır. Nahçıvan burada lojistik merkezlerden birine dönüşecektir.” değerlendirmesini yaptı.
Mahmudov, Zengezur Koridoru’nun Türkiye’nin Pakistan ile de ilişkilerini geliştirmesi için büyük zemin oluşturacağını söyledi.
KORİDOR, ERMENİSTAN’IN GELİŞİMİ İÇİN DE BÜYÜK KATKI SAĞLAYACAK
Zengezur Koridoru’nun Ermenistan’ı nasıl etkileyeceğine ilişkin Mahmudov, Zengezur Koridoru açıldıktan sonra bölgenin sürekli gelişiminin sağlanacağını kaydetti.
Mahmudov, söz konusu koridorun açılmasıyla bölgede birçok restoran, kafe ve otelin açılacağını dile getirdi.
Zengezur Koridoru’nun Ermenistan’dan geçmesi durumunda Ermenistan’ın demir yolu hatlarının uluslararası taşımacılığa açılacağını vurgulayan Mahmudov, Ermenistan’ın Sünik bölgesinin büyük gelişim göstereceğini vurguladı.
Zengezur Koridoru’nun açılması için yapılan çalışmalara değinen Mahmudov, “Zengezur Koridoru açıldıktan sonra, artık Nahçıvan’dan Sünik bölgesine geçerek yine Azerbaycan bölgesi olan Doğu Zengezur’la kara bağlantısı kurulacak. Burada tüneller var. Eskiden, Sovyet Birliği vaktinde bu hat işliyordu. Burada tünel ve kara yolu vardı. Bu kara yolu yeniden restore edildikten sonra istihdam için de geniş imkanlar yaratacak.” diye konuştu.

Mahmudov, Zengezur Koridoru’yla “Batı Zengezur’un” Ermenistan’ın Sünik olarak adlandırdığı bölgeyle birleşeceğini, tren ve kara yollarının inşa edilmesi ve enerji hatlarının çekilmesiyle de Ermenistan’ın transit taşımacılıktan pay elde edeceğini, bunun Ermenistan’ın ekonomisi için büyük kazanç olduğunu söyledi.
“TÜRKİYE, RUSYA PAZARINA AZERBAYCAN ÜZERİNDEN DAHİL OLACAK”
Öte yandan Zengezur Koridoru hattından geçecek olan tarihi Culfa Tren İstasyonu’nun Azerbaycan ve Türkiye için büyük önem taşıdığını kaydeden Mahmudov, “Biz iki kardeş ülkeyi birbirinden ayırmıyoruz. Her ikisi için de bu yol önemli.” dedi.
Mahmudov, Türkiye’nin turizminde Rus vatandaşlarının öneminin büyük olduğuna işaret ederek “Culfa’daki mevcut tren yoluyla artık Türk iş adamları, Rusya pazarına dahil olacaktır. Zaten Türkiye Rusya pazarına dahil. Harita üzerinden baktığımızda Türkiye Rusya pazarına Gürcistan üzerinden dahil oluyor ama gelecekte Zengezur Koridoru açıldığında Türkiye, Rusya pazarına Azerbaycan üzerinden dahil olacak. Bu yol daha da kısaldı.” değerlendirmesini yaptı.
Rusya pazarının Azerbaycan ve Türk iş insanları için büyük ham madde pazarı olduğunu kaydeden Mahmudov, Rusya’dan demir, kömür ve ağır metaller ithal edebileceklerini, bu nedenle Culfa tren istasyonunun önemli olduğunu söyledi.
BEDELLİ ASKERLİK TUTARI 182 BİN 609,04 TL OLDU
Ayrıca MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, “Basın Bilgilendirme Toplantısı”nda yaptığı açıklamada “Hazine ve Maliye Bakanlığınca ‘Mali ve Sosyal Haklar’ genelgesi yayımlanmış ve buna göre bedelli askerlik tutarı 182.609,04 TL (yüz seksen iki bin altı yüz dokuz lira dört kuruş) olmuştur.” dedi.
Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, Türkiye, Romanya ve Bulgaristan arasındaki Üçlü Girişim’e yeni üyelerin de katılacağı ve Montrö’nün tehlikeye düşebileceğine dair iddialara cevap verdi.
Bakanlık kaynakları İstanbul’da imzalanan mutabakat ile ilgili şu bilgileri paylaştı:
“MCM Blacksea (Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu) Türkiye’nin öncülüğünde Romanya ve Bulgaristan Deniz Kuvvetleri’nin katılımı ile kıyıdaş ülkelerin kurduğu bir mayın temizleme grubudur. Bu organizasyon Karadeniz sahildar ülkelerinin organizasyonudur.
İmzalanan Mutabakata göre, organizasyon yapısı içerisinde üç ülkenin Deniz Kuvvetleri Komutanlarından oluşan bir komite yılda iki defa toplanacaktır. Bu komite görev grubunun faaliyetleri ve uygun şartlar oluştuğunda, savaşın bitmesini müteakip katılacak ülkelerin belirlenmesi ve kabul edilmesi konularında oy birliği ile karar alacaktır.
Kıyıdaş olmayan müttefiklerimizin bu organizasyona katkı beklentileri değerlidir ancak oluşturulan bu inisiyatif sadece üç kıyıdaş müttefik ülke gemilerine açık olacaktır. Karadeniz’e kıyıdaş diğer ülkelerin mutabık kalınan ve belli alanlardaki katkıları zaman içinde ve şartlar oluştuğunda yine üç ülkenin oybirliği ile gerçekleşebilir.
Montrö anlaşması kurallarının uygulatılması titizlikle sağlanmaktadır. Karadeniz’de istikrarın teminatı Montrö Sözleşmesi’dir. İngiltere’nin Ukrayna’ya sattığı Mayın Avlama gemileri, savaş bitmeden Karadenize giremez. İngiltere’ye bu durum daha önce bildirildi ve kendilerinin de bu konuda şuan için bir talebi yoktur.
MCM Blacksea kapsamında; her ülkeden birer mayın avlama gemisi ve bir komuta kontrol gemisi olmak üzere toplam 4 gemi Karadeniz’de görev yapacaktır.”
TUZLA’DAKİ OLAY İLE İLGİLİ SON DURUM
Tuzla Piyade Okulu’nda yaşanan olayla ilgili Yüksek Disiplin Kurulu’nun toplanıp toplanmadığına ilişkin bir soru üzerine Bakanlık kaynakları şunları söyledi:
“Önceliği müesses disiplini muhafaza etmek olan Türk Silahlı Kuvvetlerimizde; temel değerlerini sarsacak, disipline aykırı ve askerî hiyerarşiyi bozan, bozabilecek hiçbir kişi, olay ve duruma müsamaha gösterilmeyeceğinden en ufak bir şüphe duyulmamalıdır.
Türk Silahlı Kuvvetlerimiz her olayda olduğu gibi bu olayda da hukuk çerçevesinde hareket etmektedir. Yüksek Disiplin Kurulu Ocak ayı ikinci yarısında toplanacak olup, inceleme/araştırmanın tamamlanmasını müteakip en doğru ve objektif karar verilecek ve Sayın Bakanımızın da ifade ettiği gibi kamuoyu ile paylaşılacaktır.”
TÜRK SAVAŞ UÇAKLARININ İDLİB ÜZERİNDE UÇTUĞUNA DAİR HABERLER
Bakanlık kaynakları, Türk savaş uçaklarının bir kaç gün önce İdlib üzerinde uçuş gerçekleştirdiğine dair haberlere ilişkin olarak şunları söyledi:
“07 Ocak 2024 tarihinde İdlib’teki üs bölgelerimizi tehdit edebilecek ve milliyeti belirlenemeyen insansız hava aracı tespit edilmiştir. Hava Kuvvetlerimize ait uçaklar tarafından derhal önleme ve engelleme yapılmıştır. Suriye sınırındaki faaliyetler Rusya Federasyonu ile yakın koordinasyon içerisinde yürütülmektedir.”
TUĞRAMİRAL ZEKİ AKTÜRK’TEN BASIN BİLGİLENDİRME TOPANTISINDA ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR
MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, Bakanlık’taki “Basın Bilgilendirme Toplantısı”nda şu değerlendirmeleri yaptı;
Değerli Basın Mensupları, Millî Savunma Bakanlığı Basın Bilgilendirme Toplantısı’na hoş geldiniz.
Öncelikle,
– Şanlı ecdadımızın vatan sevgisi ve üstün disiplin anlayışıyla zorluklara ve yokluklara tahammülünün simgesi olan Sarıkamış Harekâtı’nın 109’uncu yıl dönümünde şehadete yürüyen kahramanlarımızı,
– 103 yıl önce kazanılan Birinci İnönü Zaferi’nin yıl dönümünde başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere harekâta komuta eden İsmet İnönü’yü ve İstiklal Mücadelemizin tüm kahramanlarını,
– Bu vesileyle tüm aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi bir kez daha rahmet ve minnetle yâd ediyoruz.
Yine, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün değerli annesi Zübeyde Hanım’ı, vefatının 101’inci yıl dönümünde sevgi ve saygıyla anıyoruz.
Kıymetli Basın Mensupları,
Millî Savunma Bakanlığının tüm birlik ve kurumları devletimizin bekası, ülkemizin savunma ve güvenliği için gerekli her türlü tedbiri almaya, daha büyük ve daha güçlü bir Türkiye için kendisine tevdi edilen tüm görevleri azim ve kararlılıkla yerine getirmeye devam etmektedir.
TERÖRLE MÜCADELE HAREKÂTI
PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ terör örgütleri başta olmak üzere, millî birlik ve beraberliğimiz ile bekamıza yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı yurt içinde ve sınır ötesinde kesintisiz bir şekilde ve başarıyla icra edilen operasyonlarla Irak ve Suriye’nin kuzeyi dâhil, son bir haftada 45 terörist etkisiz hâle getirilmiştir.
Böylece, 2023 yılı dâhil etkisiz hâle getirilen terörist sayısı 2.282’ye ulaşmıştır.
Ayrıca, Irak’ın kuzeyindeki Metina, Gara, Hakurk, Kandil ve Asos’ta bulunan terör hedeflerine yönelik 06 Ocak’ta icra edilen hava harekâtlarıyla içerisinde sorumlu düzeyde teröristlerin de bulunduğu değerlendirilen mağara, sığınak, barınak ve depolardan oluşan toplam 15 hedef başarıyla imha edilmiştir.
Azami oranda yerli ve millî mühimmat kullanılan harekâtlarda çok sayıda terörist etkisiz hâle getirilmiştir. Hedeflerdeki etki kıymetlendirmesi devam etmektedir.
Eli kanlı teröristler bu coğrafyadan sökülüp atılıncaya kadar terör yuvalarını yerle bir etme irade ve kararlılığımız tamdır.
Operasyonlarımız, gereken yer ve zamanda artan bir etki ve baskıyla sürecektir.
Diğer yandan Bakanlığımız, FETÖ ile mücadelesini de yeni bilgi, belge ve veriler ışığında kararlılıkla sürdürmektedir, sürdürecektir.
SURİYE
Değerli Basın Mensupları,
Suriye’de, harekât alanlarımızda oluşturulan güvenlik ve huzur ortamını bozmaya yönelik taciz ve saldırı girişimleri de devam etmektedir.
Nitekim, son bir haftada 7 taciz ve saldırı gerçekleştirilmiş, anında ve misliyle verilen karşılık ile 35 terörist etkisiz hâle getirilmiştir.
Böylece; 01 Ocak 2023’ten itibaren gerçekleştirilen taciz ve saldırı sayısı 533’e, etkisiz hâle getirilen terörist sayısı ise 1.564’e ulaşmıştır.
Bölgede;
– Güvenlik ve istikrarın sürdürülmesi için gerekli tüm tedbirler alınmakta,
– Suriyelilerin emniyetli bir ortama geri dönüşlerinin sağlanmasına yönelik çalışmalar devam etmektedir.
HUDUT GÜVENLİĞİ
Cumhuriyet tarihimizin en yoğun tedbirleri ve tesis edilen çok katmanlı emniyet sistemi ile korunan hudutlarımızda;
– Son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 132 şahıs yakalanmıştır. Yakalanan şahıslardan 1’i PKK/YPG terör örgütü mensubudur. 2.843 şahıs ise hududu geçemeden engellenmiştir.
– Böylece, 2024 yılı başından bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 148’e yükselmiştir. Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 3.585 olmuştur.
BÖLGESEL VE KÜRESEL BARIŞ VE İSTİKRARA KATKILAR / İKİLİ İLİŞKİLER
Değerli Basın Mensupları,
Türkiye, kritik bölge ve coğrafyalarda getirdiği çözüm önerileri ve istikrara sunduğu katkılarla müzakere süreçlerinin vazgeçilmez bir ülkesidir.
Türk Silahlı Kuvvetlerimiz de; terörle mücadele ve hudut güvenliği ile mavi ve gök vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin korunmasının yanı sıra bölgesel ve küresel barış ve istikrara katkı sağlamayı sürdürmektedir.
Bu kapsamdaki çabalarımızdan biri de Karadeniz’deki güvenliğin sürdürülmesine yöneliktir. Bilindiği üzere Ukrayna’da başlayan savaş sonrası Karadeniz’e kıyıdaş ülkeler bu savaştan farklı şekillerde etkilenmiştir.
Bu çerçevede ülkemiz;
– Bölgesel sahiplik ilkesi doğrultusunda Karadeniz’deki dengeyi sağlayan ve bölgenin güvenliği konusunda büyük önem arz eden Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni dikkatle, sorumlu ve tarafsız bir biçimde uygulamakta,
– Diğer yandan, savaşın başlaması ile birlikte Karadeniz’de sürüklenen mayınlardan dolayı oluşan risk ve tehditleri ortadan kaldırmak için kıyıdaş müttefiklerle iş birliğini geliştirmektedir.
Ülkemizin öncülüğünde, Karadeniz’deki mayın tehlikesine karşı, Romanya ve Bulgaristan ile başlattığımız “Üçlü Girişim” kapsamında Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu Mutabakatı (MCM Black Sea) imza töreni Sayın Bakanımız, Romanya Savunma Bakanı ve Bulgaristan Savunma Bakan Yardımcısının katılımıyla bugün İstanbul’da gerçekleştirilmektedir.
Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu Mutabakatı ile ortaya konulacak iş birliğinin; seyrüsefer güvenliği başta olmak üzere Karadeniz ve bölge güvenliğine önemli katkılar sağlamasını temenni ediyor; söz konusu mutabakatın ülkelerimize, Silahlı Kuvvetlerimize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyoruz.
Diğer taraftan Sayın Bakanımız; 5 Ocak’ta Türkiye’nin Kuala Lumpur Büyükelçisi’ni kabul etmiş, 8 Ocak’ta Azerbaycanlı gazilerimiz ile Millî Savunma Bakanlığında bir araya gelmiş, 9 Ocak’ta ise Ukrayna ve Gambiya’nın Ankara Büyükelçilerini kabul etmiştir.
Ayrıca, Türkiye ve Suudi Arabistan arasındaki “İkili Savunma Sanayi İş Birliği” faaliyetlerinin geliştirilmesi amacıyla Suudi Arabistan Savunma Bakan Yardımcısı başkanlığındaki heyet tarafından ülkemize bir ziyaret gerçekleştirilmektedir.
Söz konusu ziyaret kapsamında bugün (11 Ocak) Sayın Bakan Yardımcımız Celal Sami TÜFEKCİ başkanlığında “Savunma Sanayi Alanında İkili İş Birliği” toplantısı icra edilmekte, ayrıca heyet tarafından savunma sanayi firmalarımızın önde gelen temsilcileri ile görüşmeler yapılması planlanmaktadır.
Öte yandan, Gazze ile ilgili ilk günden bu yana sergilediğimiz insani ve adaletli tutumumuzu bugün de sürdürüyoruz.
Krizin en başından bu yana, yalnızca bölgenin değil tüm dünyanın güvenlik ve huzuru için acil ve kalıcı ateşkesin tesis edilerek çatışmaların sona erdirilmesi gerektiğini ifade ediyoruz.
İsrail’in işgali son bulmadan sorunun çözülemeyeceğini; egemen ve bağımsız Filistin devletinin bir an önce kurulması gerektiğini tekrar belirtiyoruz.
BEDELLİ ASKERLİK
Bilindiği üzere “Bedelli Askerlik” tutarı, daha önce yapılan düzenleme ile memur maaş katsayısındaki artış oranına sabitlenmiş ve miktar konusundaki belirsizlik ortadan kaldırılmıştı. Hazine ve Maliye Bakanlığınca “Mali ve Sosyal Haklar” genelgesi yayımlanmış ve buna göre bedelli askerlik tutarı 182.609,04 TL (yüz seksen iki bin altı yüz dokuz lira dört kuruş) olmuştur. 08 Ocak 2024 tarihinden itibaren bedelli askerlik müracaat işlemleri başlamıştır.
Sonuç itibarıyla başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere Bakanlığımızın tüm birlik ve kurumları;
– Cumhuriyetimizin ikinci asrında,
– Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ve “Türkiye Yüzyılı” hedefleri doğrultusunda,
– Terörle mücadeleden sınır güvenliğine, uluslararası misyonlardan insani yardım faaliyetlerine kadar çok geniş bir alanda, kendisine verilen tüm görevleri bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da başarıyla yerine getirecek ve asil milletimizin gurur kaynağı olmayı sürdürecektir.
]]>Son 10 yıldır birçok meslektaşının çalışmak isteyeceği NASA’da görev yapan Yıldız, edindiği birikimleri ülkesine aktarmak için uzay teknolojileri üzerine çalışan bir Türk şirketine transfer oldu.

“UZUN YILLAR ÜLKEMDEN AYRI KALDIM VE ÇOK ÖZLEDİM”
Dönüş nedenlerini ve Türkiye’nin uzay macerasındaki son gelişmeleri, AA muhabirine anlatan Yıldız, NASA ile sözleşmesinin 8 Ocak itibarıyla sona erdiğini belirterek, “Uzun yıllar ülkemden ayrı kaldım ve çok özledim. Bu özlemin yanında Türkiye’nin uzay teknolojilerinde büyük fırsatlara açık olduğunu gördüğüm için dönmeyi tercih ettim.” dedi.
Türkiye’de, teknoloji alanında bir çok fırsatın bulunduğunu dile getiren Yıldız, “Ömrümün yarısını Avrupa ve Amerika’da geçirdiğim için biliyorum; buralar biraz daha doymuş ülkeler, sistem oturmuş, bürokrasi büyük yer kaplıyor. Oysa Türkiye, uzay ve birçok teknolojiler konusunda bir şeylerin yeni yeni başladığı bir yer. Bu yüzden edindiğim deneyimleri Türkiye’de devam ettirmenin daha cazip olduğunu gördüm ve dönmeye karar verdim.” diye konuştu.
Yıldız, transfer olduğu şirketin, uzay teknolojilerinin geliştirilmesi, üretilmesi ve uydu servislerinin sağlanması amacıyla kurulduğunu, iki yılda beş IoT (nesnelerin interneti) uydusu inşa edip SpaceX ile uzaya gönderdiğini anlattı.
Şirketin, ileride gönderilecek uydularla toplamda 280 uyduyu uzaya göndermeyi planlandığını, bu yıl 12 uydunun daha uzaya gidip faaliyete başlayacağını aktaran Yıldız, bu uyduların, internetin çekmediği yerlerde, akıllı tarım, lojistik, enerji hatlarının takibi gibi birçok alanda kullanılabildiğini söyledi.

“HAKKARİ’DE BİR BİLİM MERKEZİ YAPMAK İÇİN UĞRAŞIYORUZ”
Türkiye’ye dönmesinin en önemli sebeplerinden birinin de yıllardır gençlere uzay hakkında verdiği eğitimlere devam etmek olduğunu aktaran Yıldız, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye’nin birçok yerinde hali hazırda bilim merkezleri var. Gençlerin bilime ilgi duymasını ve temas etmesini sağlayan bu merkezlerde onlara bilimi sevdiren birçok deney yapılıyor. Bugüne kadar bu merkezlerde binlerce öğrenciyle bir araya geldim. Bizim gibi bilimi meslek olarak yaşayan insanlarla karşılaşan birçok gencin, hayatını bilime yönlendirdiğine tanık oldum.
Bu nedenle bilim merkezlerinin sayılarının artırılmasını çok istiyorum. Bazı şehirlerde bilim merkezleri hala yok. Örneğin şu anda Hakkari’de bir bilim merkezi yapmak için uğraşıyoruz. Gençlere bilim ve teknolojiye yönelmelerini, trendleri ve teknolojinin oluşturduğu yeni iş imkanlarını takip etmelerini tavsiye ediyorum.”
Türkiye’nin, uzay macerasında önemli bir dönüm noktasına yaklaştığını vurgulayan Yıldız, İnsanlı İlk Uzay Misyonu kapsamında uzaya gidecek olan Alper Gezeravcı’nın, burada 14 gün kalacağını ve 13 farklı bilimsel deneye imza atacağını anlattı.
Bu deneylerin, Türkiye’nin bilim dünyasına önemli katkı sağlayacağını vurgulayan Yıldız, Gezeravcı’nın sağlık, genetik hatta Tuz Gölü ile ilgili birçok deneyi uzayda gerçekleştireceğini dile getirdi.
“YAKIN ZAMANDA UZAYDA OTELLER GÖRECEĞİZ”
Dünyada uzay macerasının bugüne kadar hep devlet eliyle sürdürüldüğüne işaret eden Yıldız, şu ifadeleri kullandı:
“Elon Musk’ın şirketi SpaceX’in, bir özel şirket olarak uzay teknolojilerine girmesi ve maliyetleri düşürmesi birçok şirkete örnek oldu ve bir ekosistem oluşturdu; uzay teknolojileri üzerine çalışmak isteyen özel şirket sayısını artırdı. Bu ekosistemden Türkiye’de birçok şirketin de etkileneceğini düşünüyorum. Günlük hayatımızda uzay teknolojilerinin etkisi daha da artacak, bu da özel şirketleri uzay teknolojilerine yönlendirecek.
Türk şirketlerinin uzay teknolojileri konusundaki trendi yakaladığına inanıyorum. Hala dünyadaki sayılı uzay şirketlerinden birini Türkiye’de kurma şansımız var.”
Umut Yıldız, Türkiye’de uzay teknolojileri alanında kat edilecek çok yol olduğunu, uzay teknolojilerine üniversiteler ve iş dünyasının daha çok bütçe ayırması gerektiğini, uzay teknolojilerinin gelişmesinin gençlere yeni iş sahaları yaratacağını da sözlerine ekledi.
Uraloğlu, yerli ve milli projeler ile ulaşım hatlarına yönelik çalışmalara ilişkin bilgi verdi.
Hava, kara, demir ve deniz yolları ile iletişimde önceliklerinin yerli ve milli teknolojiyi kullanmak olduğunu vurgulayan Uraloğlu, “Demir yolu araçlarının yerli ve milli olması yönündeki çalışmalara ağırlık veriyoruz. Milli Metro Projesi, lokomotif üretimi ve milli elektrikli tren seti gibi projeler ülkeye değer kattı. Akıllı ulaşım yollarında da kullanılan teknolojiler de Türkiye’de üretiliyor.” diye konuştu.
Uraloğlu, 2002’de 26 olan havalimanı sayısını 57’ye yükselttiklerine dikkati çekerek, şu ifadeleri kullandı:
“Havalimanı sayımız aşağı yukarı Türkiye’deki ihtiyacı karşılama noktasına geldi. Yozgat, Bayburt-Gümüşhane ve Çukurova bölgesel havalimanlarının inşaatları devam ediyor. Çukurova Bölgesel Havalimanı bitmek üzere. Bu ay içinde açmak için 7/24 çalışıyoruz. Sabiha Gökçen Havalimanı’nın üçüncü pistinin inşaatına ve Antalya Havalimanı’nda da yeni bir terminal binasına başladık. Depremde hasar gören Hatay Havalimanı’na ilişkin çalışmalar yaptık. Hatay ve çevre illerde yer araştırmaları yaptıktan sonra Hatay Havalimanı’nı kendi yerinde yapma kararı aldık ve inşaatına da başladık. Hizmete açacağız. Muhtemelen önümüzdeki sene içinde bitirmiş olacağız.”
“TÜRKİYE’DE KULLANILAN CEP TELEFONLARIN YÜZDE 11’İ 5G’YE UYUMLU”
Uraloğlu, 5G’ye geçişe ilişkin çalışmaların da yerli imkanlarla devam ettiğini belirterek, “Şu anda Türkiye’de kullanılan cep telefonlarının sadece yüzde 11’i 5G’ye uyumlu. Yani bu süreci doğru yönetmemiz gerekir. Türkiye’nin ihtiyacı olduğu noktada biz bunu ülkemize getirmiş olacağız.” değerlendirmesinde bulundu.
Türksat 6A uydusunun fırlatılmasına yönelik hazırlıklara ilişkin de bilgi veren Uraloğlu, martta yer teslimi yapılacağını dile getirdi. Uraloğlu, haziranda da uydunun yörüngesine gönderileceğini söyledi.
Türksat 6A uydusunun Afrika ve Orta Doğu’da ilave alanları da kapsayacağını aktaran Uraloğlu, “Kapsadığı ülkelerdeki operatörlere ve yayıncılara bu ürünü satıyoruz. Oradan bir maddi beklenti var. Bir de bunlar stratejik ürünler. Yani siz böyle bir ürünü bir ülkeye sattığınız zaman siyasi olarak da ilişkilerinizi geliştiriyorsunuz. Ayrıca, Türk kanallarının izlenmesini teşvik edebiliyorsunuz.” dedi.
TÜRKİYE KART 10 İLDE DAHA KULLANILABİLECEK
Yapılan projelerde “sıfır emisyon” hassasiyetini göz önünde bulundurduklarını vurgulayan Uraloğlu, kara yolu taşımacılığını demir yoluna aktarmak için çalıştıklarını anlattı. Uraloğlu, bu kapsamda elektrikli araç ve şarj istasyonlarının yapılmasını teşvik ettiklerini bildirdi.
PTT aracılığıyla uygulamaya alınan Türkiye Kart Projesi’nin ilk etapta Konya’da hayat geçirildiğini anımsatan Uraloğlu, kartın bu yıl en az 10 ilde daha kullanılabileceğini ifade etti.
İSTANBUL-ANKARA HATTINDA YENİ OTOYOLU PROJELENDİRİLİYOR
İstanbul ile Ankara arasında taşıt trafiğinin artma eğiliminde olduğuna dikkati çeken Uraloğlu, bu hatta yürütülen çalışmalara ilişkin şu bilgiyi verdi:
“İstanbul ile Ankara arasında gelecek yıllar için bize mutlaka yeni bir otoyol lazım. Daha kısa gidecek bir tren hattı da lazım. Ankara’dan başlayıp Ayaş, Beypazarı, Nallıhan üzerinden Akyazı’ya kadar giden 276 kilometrelik bir otoyolu projelendirmeye başladık. Bunu bitirdiğimiz zaman hem daha kısa bir güzergahtan seyahat edeceğiz hem de kapasitemiz artmış olacak. Biz demir yolunu biraz daha önceliyoruz. Onun için bir projemiz daha var. Bunun proje çalışmalarına başladık. Hem otoyol hem de demir yolu için 2028 projeksiyonunda inşaatına başlarız diye düşünüyorum. Proje olarak başladık ama yapım olarak biraz daha vaktimiz var.”
]]>SAVUNMA SEKTÖRÜNE GÜVEN BÜYÜDÜ
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’nin ilk milli uçak gemisine ilişkin aldığı karar küresel savunma medyasında da heyecan yarattı. Dünyanın en saygın uluslararası askeri denizcilik yayın organlarından Navy Recognition’da ”Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan Türk Donanması için ilk uçak gemisini istiyor” başlığıyla verilen haberde Savunma Sanayii İcra Komitesi toplantısında alınan karara değinilerek şu ifadelere yer verildi:
“Komite, aralarında MİLGEM sınıfı fırkateynlerin, (MİLGEM 9, 10, 11, 12) açık kıyı savunma araçlarının, yeni tip çıkarma gemilerinin, yeni jenerasyon mayın avcısı gemilerin, saldırı botlarının inşasına başlanmasının yanı sıra ülkenin ilk uçak gemisinin tasarım aşamasına geçilmesi yönünde de karar aldı. Türk savunma sektörü 5.5 milyar dolarlık rekor bir savunma ihracat hacmi yakalayarak bir önceki yıla göre yüzde 27’lik bir büyüme yakaladı. Savunma sektörüne olan küresel güven Türkiye’nin savunma ürünlerini alan ülke sayısının 176’dan 185’e çıkmasıyla da kendisini göstermekte.
DENİZLERDEKİ GÜÇ ARTACAK
Yayın organı Türk ordusunun aralarında Somali, Irak, Suriye ve Katar’ın da bulunduğu bölgelerde askeri varlığını sürdürdüğünü ve uçak gemisi ile birlikte bu gücün vurgulanmak istendiği yorumunda bulunurken yerli uçak gemisi sayesinde Doğu Akdeniz, Ege ve Karadeniz’de hem denizde hem de havadaki askeri gücün arttırılmasının planlandığına vurgu yapıldı. Analiz yazısında Türkiye’nin ayrıca Mısır’ın yükselen deniz gücüyle rekabet halinde olduğu ve ön plana çıkmasının beklendiği ifadesine de yer verildi.
EN ÖNEMLİ ADIMLARDAN BİRİSİ
Küresel denizcilik yayın organı Naval News’de “Türk hükümeti uçak gemisi ve yeni 4 adet İstanbul sınıfı fırkateyne yeşil ışık yaktı” başlığıyla yayınlanan analiz yazısında Türkiye’nin milli uçak gemisi projesinin denizcilik dünyasında heyecan yarattığına değinildi. “SSİK toplantısından merakla beklenen karar çıktı ve ulusal askeri gemi projeleri kapsamında milli bir uçak gemisinin tasarım aşamasına geçilmesine karar verildi” ifadesiyle gelişmeyi okuyucularına duyuran yayın organı yeni gemilerin yanı sıra yeni füzeler, radarlar, elektronik harp cihazları, mühimmatlar, silahlar, savunma sistemleri, uydu ve uzay sistemleri başlıklarında da önemli kararlar alındığının altını çizdi. “Uçak gemisi kararı Türk Donanması’nın yenilenmesi ve genişlemesine ilişkin en önemli adımlardan birisi” yorumunda bulunulan analiz yazısında “toplantıdaki tek şaşırtıcı karar TF-200 destroyerlerinin inşasına ilişkin hiçbir vurgu yapılmamış olmasıydı” ifadesine yer verildi.
KÜRESEL SEKTÖR TAHMİNLERE BAŞLADI
Küresel savunma medyasının en büyük yayın organı olarak kabul edilen İngiltere merkezli Jane’s Report ise gelişmeyi okuyucularına “Türkiye, İstanbul sınıfı fırkateynleri ve uçak gemisi projesini onayladı” başlığıyla duyurdu. Kate Tringham imzasıyla yayınlanan analiz yazısında dört adet İstanbul sınıfı fırkateynin hali hazırda inşa halinde olduğu ve dört yeni fırkateyn ile donanmanın güçlendirilmesinin beklendiği yorumunda da bulunuldu. Analiz yazısında milli uçak gemisine ilişkin şu ifadelere yer verildi:
“Uçak gemisi yapımının ilk aşaması kabul edilen tasarım ve ilerleme süreci Türkiye hükümeti tarafından resmen başlatıldı. Uçak gemisinin yanı sıra yeni insansız hava araçları (İHA) ve insansız kara araçlarının da (İKA) Türk Ordusunun envanterine katılması için çalışmalara başlanacağı bilgisine yer verildi. Türkiye’nin yeni uçak gemisi projesine ve tasarımına ilişkin bir zaman dilimi ya da detay henüz verilmedi. Küresel denizcilik sektöründe şimdiden uçak gemisinin ‘hafif sınıf’ (LAC) olacağı ve ağırlıkla İHA/SİHA platformu olarak kullanılabileceği tahmininde bulunuluyor.”
]]>Bahçeli’nin açıklamalarından önemli başlıklar;
Hayat boyu öğrenmeye inanıyorum. Öğrenmenin yaşı öğretmenin sınırı yoktur. Öğrenmeye kapalı olmak cehalete kucak açmakla eş anlamlıdır. Bugün sivrilen en büyük tehdit cehalettir. Bilmeyene ve bilmediğini bilmeyen aptaldır, ona dikkat edelim. Bilmeyen ve bilmediğini bilen basittir ona öğretelim. Bilen ve bildiğini bilen bilgedir onu takip edelim. Descartes’in dediği gibi var olmanın şartı, var olmanın şuuruna ermektir.
AHMAKÇA VE ALÇAKÇA BİR TEZGAH
Tarihin tozlu raflarına düğümlenerek bırakılan tartışma konularını dış bağımlı operasyon ikmaliyle tekrar gündeme taşımak yalnızca aymazlık değil, ahmakça ve alçakça bir tezgahtır. Milli ve manevi değerlerimizin istismar edilmesini tahrik ve provoke edenler ne bu vatana ne bu millete ne de 100 yıllık cumhuriyet müktesabatına saygı duymayan asalaklarlardır.
Milli ve manevi hayatımızın tüm güzelliklerine karşı adı konulmamış ilanı yapılmamış bir savaş halindeyiz. Mlilletimizi gökyüzünden güneş ışığından hatta ve hatta karanlıktan bile mahrum etmek isteyen halinler ve namusuyla çıkarlarını bir tutan işbirlikçiler vardır ve hüvviyetleri bellidir.
‘HİLAFET BAYRAĞI DİYE BİR ŞEY VAR MIDIR?
30 Aralık Cumartesi günü Anıtkabir’de bağıran bir sapığın provokasyonu ile yılın ilk günü Galata’da düzenlenen yürüyüşte ‘Hilafet bayrağı açtığı’ iddiasıyla saldıran meczubun hadisesi tesadüf değildir. Ey cahiller, ey kendini bilmezler, hilafet bayrağı diye bir şey var mıdır? Korku tacirliğine soyunanlar, yabancı istihbarat örgütlerinin sızmalarıdır.
TARİHE NOT DÜŞEREK SÖYLÜYOUM
Şayet hazımsızlık Kelime-i Tevhid’deyse tarafımızı ve kararımızı açık bir şekilde söylüyor ve tarihe not düşüyorum;
Lâ ilâhe İllallah Muhammedün Resûlullah
Her Arapça yazıyı ve görseli irtica diye sunanlar milli dayanışma faaliyetlerimize 5. koldan saldıranlar yabancı istihbarat sızmalarıdır.
SÜPER KUPA FİNALİ
Riyad’da oynanması gündemdeyken ertelenen Süper Kupa finalinden sonra yaşanan sipariş heyecan dalagsı Türkiye’nin bölgesel ilişkilerini ve diyalog köprülerini dinamitlemekten başka bir işe yaramamıştır. Türk futbolunda olmayan tek şey futboldur. Bunun dışında ne aranırsa bulunacaktır. Türkiye Futbol Federasyonu süreci yönetemediği gibi Fenerbahçe ve Galatasaray sağduyulu ve soğukkanlı hareket edememiştir.
BÖYLSEYSE TÜRK FUTBOLU DUVARA TOSLADI
Kimse Gazi Mustafa Kemal Atatürk üzerinden siyasi hesaplaşma sayfası açmanın peşinde koşmamalıdır. Atatürk’ün bir futbol müsabakasında istismarı müsabakanın günler öncesinde her ihtimalin hesaplanarak tedbirlerin alınmaması ihmal veya öngörüsüzlük olarak değerlendirilemez. Böyleyse Türk futbolu duvara toslamış demektir.
Maçın oynanması için Riyad’ın neden seçildiği ve protokole neden uyulmadığı bir muammadır. Riyad krizine dahil olan kim varsa kuru özür ile muafiyet kazanamaz. Türk futbolunu siyasi tartışmaların içine çekmenin vatanseverlikle alakası yoktur.
En başta TFF Başkanı olmak üzere Riyad krizine dahil olan her kim varsa kuru bir özürle bir şey olmamış gibi davranarak vaki sorundan muafiyet kazanamaz.
YARGITAY’IN CAN ATALAY KARARI
Diktatörlük olsaydı her akşam televizyonlarda ileri geri konuşanlar Can Alatay davasıyla ilgili yargıya meydan okuyanlar nasıl tutunacak. Diktatörlük olsaydı cezaevindeki bir terörist Türk devletine nasıl işgalci diyecekti?AYM hakkımızı ne zaman savunacak? Adalet ve hukuk namusuna bir nebze de olsa sahip olduğunu ne zaman gösterecektir? Yargıtay’ın şerefli hakimlerini yürekten kutluyor ve aldıkları kararı destekliyoruz.”
Ayrıntılar geliyor
]]>‘CIA-MOSSAD’IN KULLANIŞLI APARATI’
Aydınlık’ta yer alan habere göre, Filistin’deki direnişi HAMAS’ın terör eylemi olarak nitelendiren Özdağ’ı Yenişafak yazarı İsmail Kılıçarslan da 23 Aralık’taki köşesinde MOSSAD’ın etki ajanlığı ile suçladı. Ülkü Ocakları Genel Başkanı Ahmet Yiğit Yıldırım ise sosyal medya hesabından “MHP’ye operasyon yapmaya kalkan Mossad ajanlarıyla ve işbirlikçileriyle hesaplaşma vakti…” ifadelerini kullandı. Yıldırım’ın sözleri MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin Ümit Özdağ için “casus marjinal partinin istihbarat fosili” sözlerine akla getirdi. Türkgün yazarı Yıldıray Çiçek de, Ümit Özdağ’ın “Bölgede operasyon yapan Türk askeri aç, susuz” sözlerini hatırlatarak, “Ümit Özdağ’ın CIA-MOSSAD’ın propaganda çalışmalarında hep kullanışlı aparat olması kimseyi şaşırtmamalıdır.” ifadelerini kullandı.
ADNAN OKTAR BAĞLANTILI PARTİ YÖNETİCİSİ
Özdağ’ın yabancı istihbarat servisleri ile ilişkisi hep gündemdeydi. İsrail’le ilişkileri konusunda sık sık eleştirilen Ümit Özdağ, Haber Global ekranında Jülide Ateş’in “İsrail ile bağlantınız var mı?” sorusunu bir stratejik araştırma kurumunun başkanı olarak yabancı ülkelerin istihbarat örgütleriyle ilişkisinin olabileceğini savunarak yanıtladı. Durumu normalleştirmeye çalışan Özdağ, “MOSSAD’a gidip MOSSAD ile görüşmedim. MOSSAD’cılarla görüşmüş olabilir miyim? Tabii görüştüm canım, toplantılara geliyorlar.” yanıtını verdi.
İSRAİL’E KAYITSIZ GİRİŞ YAPABİLMEKLE ÖVÜNDÜ!
Yakın çevresinden bir isim Özdağ’ın İsrail’e kayıtsız girebilmekle övündüğünü aktardı. Kaynaklar, Özdağ’ın yıllar önce İsrail’e 13 kez giriş yaptığını bunların 6’sının kayıtlı 7’sinin kayıtsız olduğunu çevresine anlattığını aktardı. Bunun beklenmedik bir durum olduğunu ifade eden kaynaklar, diplomatların dahi yabancı ülkelere kayıtla giriş yaptığını bildiriyor. Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, “Filistin davası, İslam davası değildir. Filistin davası, Türk milletinin davası değildir. Filistin davası, Filistinli Arapların davasıdır.” dedi. (16 Ekim 2023)
WASHİNGTON’UN MÜDAVİMİ
Ümit Özdağ’ın ziyaretlerini yakından bilen bir kaynak, Özdağ’ın çok sık yurt dışına seyahat ettiğini söyledi. Aydınlık’a konuşan kaynak şunları anlattı: “Cengiz Çandar, Washington’a en sık gidip gelen kişilerdendir. Ümit Özdağ da onunla yarışır vaziyetteydi. En olmadık yerlerde en olmadık kişilerle görüşen bir kişidir. ABD Büyükelçisi Türkiye’ye atandı. ABD devlet konuk evinde resepsiyon yapıldı. Doğal olan, resepsiyona, Türk büyükelçiliği görevlilerinin katılmasıydı. Beklenmedik şekilde, oraya girmemesi gereken birisi… Ümit Özdağ da oradaydı.”
MHP, CASUSLUK BAĞLANTILARINI AÇIKLAMAYA ÇAĞIRDI
Ümit Özdağ’a MHP içinden de yoğun tepki var. MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, 2020 yılında Özdağ’ın gizli ilişkileri hakkında açıklama yapmıştı. “Gerçek yüzünü gösterme zamanı geldi” diyen Yalçın, “15 Temmuz ihanet teşebbüsü sırasında, tıpkı babasının geçmişteki darbelerde kader arkadaşı Başbuğ Alpaslan Türkeş’i terk ederek ortadan kaybolduğu gibi, Ümit Özdağ da aynı gece ortadan kaybolmuştur.” ifadelerini kullandı. Özdağ’ın İsrail ve Yahudi lobileriyle ve ABD’deki Yahudi think-tank kuruluşu JINSA ile gizli ilişki kurduğunu iddia eden Yalçın, Özdağ’ın gölge CIA olarak bilinen Rand Corporation ile görüşmelerinin sebebini açıklamasını da istedi. Özdağ’ın 15 Temmuz 2016’daki FETÖ’cü darbe girişiminin elebaşları “Yurtta Sulh Konseyi” üyesi olup olmadığının araştırılması gerektiğini ifade eden Yalçın, “Bu sözde milliyetçinin, aslında Türk milliyetçiliğinin kripto düşmanı ve Türkiye’de küresel aktörler adına görev yapan pis bir ajan olup olmadığı acilen aydınlatılmalıdır” ifadelerini kullandı. Ümit Özdağ’ın yanıtı ise Yalçın’ı mahkemeye vereceğini şeklinde oldu.
‘EMPERYAL GÜÇLERİN PROJESİ’
Ümit Özdağ, İYİ Parti’nin kuruluş sürecinde MHP’nin bölünme planında da yer aldı. Zafer Partisi Kurucular Kurulu Üyesi ve Eskişehir Kurucu İl Başkanı Soner Çam, 27 Eylül 2022’de istifa ederken şunları söyledi: “ABD ve diğer emperyalistler Türkiye’de kaos yaratmak, iç savaş çıkarmak istiyorlar. Bu bağlamda Türk milliyetçiliği üzerinden bir oyun kurma çabasındalar. Ümit Özdağ küresel, emperyal güçlerin projesidir. Sığınmacılarla yatıp kalkarak NATO’nun elemanı gibi hareket etmektedir. Zaten İsrail ve Graham Fuller ile görüşen bir şahıstır. Ayrıca parti üst yönetimindeki İsmail Türk ve Ali Çolak gibi kişilerin isimleri FETÖ ile anılıyor. Firari FETÖ’cü Emre Uslu’ya dergisinde yazdırdığı biliniyor.”
İSRAİL’İN ÇANTACISI
Aydınlık gazetesi yazarı Şam Üniversitesi öğretim üyesi Mehmet Yuva, 6 Ekim 2022’de Ümit Özdağ’ın İsrail bağlantıları ile ilgili tanıklık ettiği olayı kaleme aldı. Mehmet Yuva, Özdağ’ın İsrailliler adına Suriye Meclisi Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Faysal Keltum’a görüşme talebi götürdüğünü yazdı. Yuva’nın yazısı özetle şöyle:
“Ümit Özdağ malum Haber Global TV’de birçok ülkenin istihbarat örgütleriyle görüştüğünü söyledi. İsrail, İran, Rus istihbaratıyla da görüşmüş. Bunu gayet olağan ve normal bir prosedür olarak sundu. İddiasına binaen bu görüşmelere yalnız katılmamış, yanında bir emekli asker veya bürokrat bulunurmuş. Her şeyi devlet bilgisi dâhilinde yaparmış. Suriye ziyareti esnasında, Mayıs 2008’de İstanbul’da İsrail-Suriye dolaylı görüşmeleri yapılıyordu. Ümit Özdağ sohbet esnasında Suriye Meclisi Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Faysal Keltum’a hitaben harfiyen, ‘İsterseniz, Suriye ile İsrail arasında direkt görüşme ayarlayabiliriz. Ne dersiniz?” diye sormuştu. Anasının yanındaki her erkeği babası sanan misali herhalde Prof. Faysal Beyi de yüksek rütbeli bir muhaberat mensubu sanmıştı. Bu soru karşısında ortam buz kesti. Faysal Bey, ‘Bu konular bizi aşar.’ diyerek konuyu kapattı.
“O öneriyi Suriye tarafına kim adına yapmıştı? Suriye’yi İsrail ile direkt görüştürebilme cüreti ve kudretini kimden almıştı? Suriye’nin Türkiye bypass edilerek İsrail ile dolaysız görüşmesi Türk Milli çıkarlarına nasıl bir hizmet sağlar?” (Yazının tamamı Mehmet Yuva’nın Aydınlık’taki 6 Ekim 2022 tarihli köşesinde “Ağbiniz Ümit Özdağ” başlığı ile yayımlandı.)
İLK RAPOR HAZIRLANDI
Gazze katliamını örtmek adına her yola başvuran İsrail, Türkiye’nin soykırım karşıtı faaliyetlerine karşı bir kez daha PKK şantajına başvurdu. Sözde Rojova Özerk Yönetimi bünyesinde bir komisyon oluşturan İsrail, Tel Aviv’den giden 8 kişilik ekiple birlikte Türkiye’nin vurduğu terör kampları, enerji hatları, iletişim-haberleşme üsleri, petrol tesisleri ve benzer alanlara ilişkin 50 sayfalık bir ön rapor hazırladı. Bir dizi sahte delil ve ifadelerin de yer aldığı rapor PKK’nın sivil ayağındaki aktif isimlerden Bessam Said İshak tarafından ABD’ye götürüldü. PKK-PYD’nin Amerika’daki temsilcisi Sinem Muhammed’e ulaşan sahte raporlar oradaki İsrail destekli STK’larla paylaşıldı.
TAZMİNAT İSTEYECEKLER
Terör örgütü ve İsrail tarafından hazırlanan düzmece raporu ilk sahiplenen Demokrasileri Koruma Vakfı oldu. Terör yandaşları ABD ve Avrupa’daki İsrail güdümlü vakıf ve derneklerin de destek vereceği süreçte farklı ülkelerde tazminat davaları açacak. PKK-İsrail koalisyonunun uydurma verilere dayanarak hazırladığı rapora göre, Türkiye’nin 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği operasyonlar terör işgal bölgesinde 100 milyar dolarlık zarara yol açtı. İsrail-PKK-Battı ittifakının tazminat şantajında aktif isimler arasında Esad rejimine bağlı İstihbarat Servisi el-Muhaberat’ın uzun süre üst düzey yöneticiliğini yapan Bassam Sakır da yer alıyor. Sakır’la birlikte Batılı STK ve benzer yapılarla görüşme trafiğini yürüten bir diğer isim ise Bedran Ciya.
ÖZERKLİK VE SİHA VAADİ
Gazetemizin ulaştığı bilgilere göre İsrail Dışişleri Bakanı Eli Cohen, bakanlık bünyesinde Kıbrıs-Irak ve Suriye için özel bir birim kurdu. Geçtiğimiz günlerde Rum kesimine giden Cohen’in, Irak’ın kuzeyine gizli bir ziyaret hazırlığında olduğu ve PKK’nın Suriye elebaşıları ile bir görüşme gerçekleştireceği rapor edildi. PKK, Süleymaniye ve Kamışlı’da görüştüğü İsrail heyetinden SİHA ve toplumsal sözleşme olarak tanıtılan ancak korsan özerk yönetimin sözde anayasası olarak kabul görmesi yönünde destek talebinde bulundu. İsrail kanadı, PKK korsan yönetiminin tanınması ile ilgili örgüte destek vaadinde bulundu. SİHA’lar konusunda Gazze sürecinin tamamlanması ve İsveç’in NATO üyeliğinin beklenmesi gerektiğini belirten İsrailli heyet, bu yönde bazı eğitimlerin gerçekleşebileceğini belirtti. İsrail’in planı önümüzdeki dönem Rojova Özerk Bölge’nin tanınmasını Ankara’ya karşı şantaj olarak kullanmak.
Küresel ekonomi ve Türk ekonomisinin geçirdiği aşamaları aktararak 2014 beklentilerine yönelik açıklamamalar yapan Bakan Şimşek “Türkiye’de büyüme 2023’te güçlü seyretti. Yüzde 4,4’ü gerçekleştirirsek küresel ortalama büyümenin 1,5 katından daha fazla Türkiye büyümüş olacak. OVP ile uyumlu ama yüksek bir enflasyon var. OVP hedefinin oldukça altında bütçe performansı var. İşsizlikte azalma var. 2024’e baktığımızda büyüme zayıf seyredecek” dedi.
“Sıkı para politikasından daha gevşek bir para politikasına doğru evrileceğiz” diyen Bakan Şimşek, “Dezenflasyonun net şekilde ortaya çıktığı, mali disiplinin de deprem hariç tesis edildiği bir yıl” ifadelerini kullandı.
Bakan Şimşek’in açıklamalarından önemli açıklamalar:
ABD, SON 40 YILIN EN SIKI PARA POLİTİKASINI UYGULADI
Mal ticaretinde ciddi yavaşlama söz konusu. ABD’de son 40 yılın en sıkı para politikası uygulandı. Geçen yıl bu zamanlar ABD için baz senaryolar resesyon gösteriyordu. Enflasyon düştü, büyüme güçlü seyretti, istihdam nispeten güçlü seyretti. ABD’ye baktığınız zaman OECD Kasım raporundaki analize göre 2023 yılında ABD’de büyüme yüzde 1,7, 2024’te biraz daha yavaşlayacak. ABD bunu nasıl sağladı? Yapılan analizlere göre büyümenin nispeten tahminlere oranla güçlü seyretmesinin ana sebebi olarak hane halkının tasarruflarından 2,3 trilyon dolar harcamış olması gösteriliyor. Şirketler bankacılık sektöründen borçlanmadan çok sermaye piyasalarından kaynak buldular. Şirketlerin yüzde 60’ı sermaye piyasalarından kaynak buldu.
Kasım ayı itibarıyla 3,1’lik enflasyon var ABD’de. ABD için yumuşak iniş öngörülüyor. Küresel büyümenin ana motorlarından biri olan ABD’ye baktığınızda 2023 yılı beklentilerin aksine güçlü bir yıl olarak devam etmiş, 2024’te bir miktar yumuşama öngörülüyor.
“AB, BÜYÜMEDE İVME KAYBETTİ”
AB’ye baktığımızda bizim de en büyük ticaret ortağımız. 2023’te büyümede ivme kaybı söz konusu. Dolayısıyla ihracattaki durgunluğun ana sebebi AB’deki büyümenin yüzde 3,6’dan yüzde 0,6’ya gerilemiş olmasıdır. AB’ye baktığımızda ABD’den ayrılan en önemli hususlardan biri şirketlerin yüzde 70’i finansmanı bankacılık sektöründen temin ediyor.
“ÇİN’DE TOPARLANMA SÖZ KONUSU”
Küresel ekonomide belirleyici olan Çin, büyümede 2023’te ılımlı toparlanma söz konusuydu. 2024’te bir miktar yavaşlaması öngörülüyor. Burada konut önemli bir bileşen, milli gelirin yüzde 25’ini oluşturuyor. Hane halkının gelirlerinin yüzde 70’ini konut oluşturuyor, konut fiyatları düşüyor. Çin’de enflasyon neredeyse yok. Çin’de yüzde 1’lik enflasyon öngörülüyor. Bunlar küresel ekonomiye ilişkin çok özet.
“ENFLASYONDA DÜŞÜŞ SÜRECEK”
Türkiye’de büyüme 2023’te güçlü seyretti. Yüzde 4,4’ü gerçekleştirirsek küresel ortalama büyümenin 1,5 katından daha fazla Türkiye büyümüş olacak. OVP ile uyumlu ama yüksek bir enflasyon var. OVP hedefinin oldukça altında bütçe performansı var. İşsizlikte azalma var. 2024’e baktığımızda büyüme zayıf seyredecek. Bu ortalama beklenti bağlamında, enflasyonda düşüş devam edecek. Sıkı para politikasından daha gevşek bir para politikasına doğru evrileceğiz. Özetle 2024 özeti böyle.
Bizim için önemli olan AB’dir. Yüzde 0,6’lık büyümeden yüzde 1,3’e yükselmesi iyi bir toparlanma AB için. İyimser olmak için AB’deki kademeli toparlanma sebep olarak karşımıza çıkıyor. Dezenflasyonun net şekilde ortaya çıktığı, mali disiplinin de deprem hariç tesis edildiği bir yıl. Türkiye’de nispeten nüfus hala genç, dinamik, dolayısıyla önünde 15-20 yıllık bir fırsat penceresi var.
“NASIL FIRSATA ÇEVİRİR DERDİNDEYİZ”
Dünyada %333 olan toplam borçluluk oranı Türkiye’de %117 ile bir sorun olarak karşımıza çıkmıyor. OVP’ye sahip çıkarak bu kadar zorlu küresel koşulların, yeni normal olduğu dönemde, ’Türkiye için bu koşulları nasıl fırsata çeviririz’ derdindeyiz. OVP’yi toplumun bütün kesimlerinin desteğiyle gerçekleştirebilirsek Türkiye için büyük fırsatlar var. Yatırım iklimi için fiyat istikrarına ihtiyacımız var.
Maliye politikasının deprem hariç dezenflasyon politikasını destekleyici olduğunu söyleyebilirim. Maliye politikasının da dezenflasyonu destekleyici olması lazım, hatta yapısal reformlarla üretkenliği artırarak birim maliyetleri aşağı çekerek, hem rekabet gücü hem dezenflasyonu desteklememiz lazım, sadece para politikası ile olmaz, toplumun tüm kesimlerinin sahiplenmesi gerekiyor. IMF dünyadaki enflasyon programlarına bakmış, burada başarılı olan programların ortalama başarıya erişme süresi ortalama 3,2 yıl sürmüş, bizim program geçen sene başladı, tek haneyi 2026’nın sonunda öngörüyoruz, ortaya koyduğumuz program dünya gerçekleriyle de örtüşüyor.
“KREDİ NOTUNDA ARTIŞ BEKLİYORUZ”
Yıllık bazda bakıldığında yüksek enflasyon son 12 aya ait enflasyondur, önümüzdeki 12 aya dair enflasyonu farklı görmemiz lazım. Kredi notunda artışlar bekliyoruz. Sürdürülebilir yüksek büyümenin temellerini atmaya başladık.
“OCAK AYI İSTİSNA, HER SENE ÖYLEDİR”
Aylıkta düşüş başladı, yıllık enflasyonda, yılın ikinci yarısında başlayan hızlı düşüşlerle birlikte MÜSİAD üyelerinin beklentilerin de hedefe doğru yakınsama ihtimalini yüksek görüyoruz. Şu anda çekirdek ve manşet enflasyonda aylık artışlar bizim program hedeflerimizle uyumlu gidiyor, dedik, Ocak ayı istisna, her sene öyledir, trendin esas itibarıyla bozulmasını beklemiyoruz, program hedefleriyle uyumlu.
]]>Haber7-ÖZEL
Türkiye’de son yıllarda özellikle siyaseten yaşanan olaylar halkı kutuplaştırdı. Kritik seçim dönemlerinde çok daha fazla hissedilen gerilim, Türk halkının sosyal, kültürel alanda da etkilenmesine neden oldu. Yapılan araştırmalarda Türkiye’deki kutuplaşmanın her geçen gün arttığı görülürken, özellikle bu duruma ekran önünde duran sözde aydınlar yol açıyor.
12 şehit verdiğimiz son birkaç günde bile muhalefet, iktidarın hazırladığı terör örgütü PKK’ya karşı bildiriye imza bile atamayacak duruma geldi. Türk halkı CHP’deki terör seviciliğine sert tepki gösterirken Türkiye’de son bir haftada halkı kutuplaştıran çok sayıda gelişme yaşandı. 1 Ocak’ta İstanbul’da düzenlenen “Şehitlerimize Rahmet, Filistin’e Destek, İsrail’e Lanet” yürüyüşünün ardından bir vatandaşımıza saldırı düzenlendi. Saldırgan CHP İstanbul Gençlik Kolları ile bazı gazeteci ve siyasetçiler tarafından korumaya çalışıldı. Tuzla Piyade Okulu’nda yaşanan fişleme skandalından, Fatih Altaylı’nın vatandaşlara yönelik ‘Şerefsizler’ çıkışına, Can Ataklı’nın şehit babasına sarf ettiği tepki çeken sözlerinden, Galataport’ta ve Zorlu Center’da kefiye taktığı için içeri alınmayan kişilere kadar birçok olayda Türkiye bir takım eller tarafından kutuplaştırılmaya devam edildi.
İşte Türkiye’de son 10 günde yaşanan kutuplaştırıcı gelişmeler;
KELİME-İ TEVHİD BAYRAĞI TAŞIYAN KİŞİYE SALDIRANI KORUMA ALTINA ALDILAR
1 Ocak’ta İstanbul’da düzenlenen “Şehitlerimize Rahmet, Filistin’e Destek, İsrail’e Lanet” yürüyüşünden dönen İsmail Aydemir isimli vatandaş yumruklu saldırıya uğradı. Saldırıda bulunan zanlı E.A’ya vatandaşlar çok sert tepki gösterirken, E.A. tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Zanlının tutuklanmasının ardından bazı odaklar saldırganı korumaya geçti. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, tutuklanan Ege Akersoy’un babası Zafer Akersoy ile telefonla görüştü. Baba Akersoy’dan oğlunun durumu hakkında bilgi alan Özel, süreci sonuna kadar takip edeceklerini belirtti. Ege Akersoy’u cezaevinde ziyaret etmesi için İstanbul Milletvekili Turan Taşkın Özer‘in görevlendirildiği de bildirildi.

Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce de saldırganı ve atılan yumruğu görmezden gelerek Kelime-i Tevhid bayrağıyla hilafet çağrısı yapıldığını iddia etti. İnce sosyal medyadan yaptığı paylaşımda “Konu Filistinli mazlumların yanında olmaksa; ben de varım. Ama kimse Filistin’in arkasına saklanıp İstanbul’un göbeğinde hilafet çağrısı yaparak Türkiye Cumhuriyeti devletini yıkmaya teşebbüs edemez! İstanbul’un göbeğinde hilafet çağrısı yapanlar için; İçişleri Bakanlığı’nı ve bu ülkenin namuslu savcılarını göreve davet ediyorum.” ifadelerini kullandı.

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ da saldırgan Ege Akersoy’un babasıyla görüşen isimler arasında yer aldı. Saldırganı masumlaştırmaya çalışan Özdağ, Akersoy’un daha önce hiç kavga etmediğini belirterek babasıyla görüşmesinden şunları aktardı;
“Ege’nin hayatı boyunca hiç kavga etmediğini, kavga etmeyi bilmediğini söyledi. ‘Ancak’ dedi babası ‘son günlerde Türk bayrağına, Atatürk’e yapılan saygısızlıklara çok içerlemişti, çok dolmuştu. Keşke yapmasaydı.’”

CHP İstanbul Gençlik Kolları, “Şehitlerimize rahmet, Filistin’e destek” Kelime-i Tevhid bayrağı taşıdığı için İsmail Aydemir’e “Sen tam bir Arap sevicisin” diyerek yumruk atan saldırgan E.A için poster yaptı.

Olayın sosyal medyada paylaşılması sonrası gazeteci Fatih Altaylı da boş durmadı. Altaylı, yumruklu saldırı sonrası ‘Eline sağlık’ yazan bir tweet paylaştı. Gelen büyük tepkilerin ardından Altaylı bu paylaşımını silmek zorunda kaldı.

TUZLA PİYADE OKULU’NDA FİŞLEME SKANDALI
Tuzla Piyade Okulu‘nda bazı askerleri namaz kıldıkları için fişleyen ve onları ‘tarikatçı, cemaatçı, irticacı’ gibi ifadelerle hedef gösteren bir grup teğmen olduğu tespit edildi. Sözde ‘Atatürkçülük’ maskesi arkasına gizlenen ve kışlada namaz kılan personelleri fişledikleri iddia edilen teğmenlerin dindar subayların fotoğraflarını da WhatsApp gruplarında paylaşarak hedef gösterdiği ifade edildi. Fişlemelerin 10 Kasım‘daki anma törenlerinden sonra fiili saldırı haline geldiği belirtilirken skandalın ortaya çıkmasının ardından Milli Savunma Bakanlığı olaya el koydu.
Teğmen cuntasının vatandaşlardan büyük tepki çekmesinin ardından MSB, Tuzla Piyade Okul Komutanlığı’nda yaşanan olaya sebebiyet veren personel hakkında geçici görevden uzaklaştırma kararı alındığını duyurdu.

FATİH ALTAYLI’DAN ‘ŞEREFSİZLER’ ÇIKIŞI
Türkiye’nin kutuplaşmasından en çok şikayet eden isimlerin başında gelen gazeteci Fatih Altaylı da geçtiğimiz gün yaptığı açıklamayla Türkiye’nin daha çok kutuplaşmasına sebebiyet verdi. Pençe – Kilit Harekâtı bölgesinde 12 şehit vermemizin ardından İHH İnsani Yardım Vakfı’nın da aralarında bulunduğu çok sayıda sivil toplum kuruluşu, Pençe Kilit Harekat bölgesinde şehit olan 12 askerimiz ve Siyonist İsrail’in soykırım yaptığı Gazze için İstanbul ve Ankara başta olmak üzere pek çok ilde yürüyüşler düzenledi.
Yürüyüşe katılan on binlerce vatandaşımız ‘Kahrolsun PKK kahrolsun İsrail’, ‘Şehitler ölmez vatan bölünmez’ sloganları ile PKK terörü ve İsrail saldırılarını lanetlerken Fatih Altaylı YouTube kanalından yaptığı yayında, Gazze için düzenlenen yürüyüşte yer alan vatandaşların, hafta sonu hayatını kaybeden 12 şehide üzülmediklerini ve askerler için yürümediklerini ileri sürerek Türk vatandaşlarına ‘Şerefsizler’ dedi. Altaylı’nın sözleri halkın çok büyük kesiminin tepkisini çekti.
CAN ATAKLI’DAN ŞEHİT BABASINA TEPKİ ÇEKEN SÖZLER
Kutuplaşmanın ateşini körükleyen diğer bir isim ise yine kutuplaşmadan çokça şikayet eden Can Ataklı oldu. Türkiye şehitlerine üzülürken Can Ataklı, şehitlerden birinin babasını hedef alarak skandal hakaretlerde bulundu. Ataklı, şehit babasına yönelik “Kavala’ya ve Öcalan’a özgürlük isteyenlere hakkımızı helal etmiyoruz’ diyor. Kimsin lan kimsin? Şehit babası olunca canının istediğini söylemeye hakkın mı var?” sözlerini kullandı.
Ataklı’nın sözlerinin büyük tepki çekmesinin ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, “şehit aileleri ve şehit babalarıyla ilgili sözleri nedeniyle” gazeteci Can Ataklı hakkında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçlamasıyla resen soruşturma başlattığını duyurdu.
MERDAN YANARDAĞ’DAN ŞEHİT YAKINLARINA TEHDİT
Geçtiğimiz aylarda PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ı güzelleyen ve “terör örgütü propagandası yapma”, “suçu ve suçluyu övme” suçlarından hapis cezası alan CHP yandaşı Merdan Yanardağ da son bir hafta içerisinde kutuplaşmayı körüklemek için elinden geleni yaptı. Yanardağ, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e tepki gösteren şehit yakınlarını hedef alarak “CHP’liler o cami avlularına gövde gösterisi yapmak için kitlesel olarak gelirse oraya giremezsiniz.” tehdidinde bulundu.
KADİR HAS ÜNİVERSİTESİ’NDE MESCİT TARTIŞMASI
Türkiye’yi kutuplaştırıcı olaylar askeriye ve gazetecilerle de sınırlı kalmadı. Son bir hafta içerisinde Kadir Has Üniversitesi’nde de bazı olaylar yaşandı. Kadir Has Üniversitesi’ndeki ibadethanede namaz kılmak isteyen öğrenciler ve öğretim görevlisi Zeliha Gizem Sayın arasındaki tartışma Türkiye’nin gündemine oturdu.
Namaz kılmak için üniversitenin mescidine giren öğrencilerin kapının önüne koyduğu ayakkabılardan rahatsız olan öğretim görevlisi Zeliha Gizem Sayın, “Benim kapımın önünde 18 tane ayakkabı 48 tane çanta olmaması için burada ayakkabılıklar var.” diyerek öğrencilerin namaz kıldığı alana ayakkabısıyla girdi. Öğrencilerin tepkisi üzerine Sayın, “Arkadaşlar Hristiyanlar da burada ayakkabıyla girebilir değil mi? ben Hristiyanım ben Budistim” cevabını verdi.
Söz konusu olay sosyal medyada tepki çekince Kadir Has Üniversitesi söz konusu olaya ilişkin inceleme başlattığını duyurdu. Mescide ayakkabılarıyla giren öğretim görevlisi Zeliha Gizem Sayın‘ın 2015 yılındaki hendek operasyonları esnasında yayınlanan hadsiz bildiriye imza attığı, daha önce 2014 ve 2019 yıllarında gözaltına alındığı öğrenildi.
GALATAPORT ve ZORLU CENTER’A KEFİYE İLE GİRİLEMEMESİ
Doğuş Grubu ve Bilgili Holding‘in ortak girişimi olan Galataport İstanbul’a giden yazar Mehmet Dinç, soykırıma uğrayan mazlum Filistinlilerle dayanışma adına kefiye taktığı için giriş kısmında görevli güvenlik personeli tarafından içeriye alınmadı. Görüntülerin sosyal medyada paylaşılması üzerine vatandaşlar yaşanan olaya çok sert tepki gösterdi.
Benzer bir olay Zorlu Center‘da da yaşandı. İstanbul’daki Zorlu AVM’ye giden Hülya Aslan adlı bir vatandaş, boynundaki kefiye nedeniyle güvenlik tarafından içeri alınmak istenmedi. “Polis çağırın” diyerek içeri giren Aslan, bu kez de AVM içinde güvenlik görevlileri tarafından takip edildiğini iddia etti.
Gazze’de akan kanın durması için yurt içi ve yurt dışında yoğun bir insani yardım çalışması yürüten Emine Erdoğan, 2017’de başlattığı Sıfır Atık hareketinin küresel boyuta taşınması için de önemli adımlar attı.

Yıl boyunca depremzedeleri yalnız bırakmamaya özen gösterdi
Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından afetzedelerin yanında yer alan, başta bebek ve çocuklar olmak üzere tüm vatandaşların ihtiyaçlarının karşılanması için yoğun çaba harcayan Emine Erdoğan, yıl boyunca da her fırsatta depremzedelerle bir araya gelerek onları yalnız bırakmamaya özen gösterdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın deprem bölgesine gerçekleştirdiği ziyaretlere eşlik eden Emine Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) Habitat İcra Direktörü Maimunah Mohd Sharif ile de bölgeye giderek, Gaziantep’in Nurdağı ve İslahiye ilçelerinde incelemelerde bulundu.
Emine Erdoğan, depremden etkilenen tüm illeri ziyaret etmesinin yanı sıra evleri yıkıldığı için başta Ankara olmak üzere farklı şehirlerde yaşamlarını sürdüren depremzedelerle de sık sık bir araya geldi.
Ramazanın ilk iftarını da Malatyalı depremzede ailenin Ankara’daki yeni evinde yapan Emine Erdoğan, daha sonra Devlet Konukevi’ndeki iftar programında da birçok depremzede aile ile buluştu.
ABD’den Ukrayna’ya birçok ülke devlet ve hükümet başkanının eşi ve uluslararası kuruluşların temsilcilerinin taziye ve “geçmiş olsun” mesajlarını kabul eden Emine Erdoğan, pek çok lider eşiyle de telefonda görüştü.

BM Genel Kuruluna hitap eden ilk Türk lider eşi
Emine Erdoğan, 2023’te de geçmiş yıllarda olduğu gibi yurt içi ve yurt dışında sıfır atık konusundaki çalışmalarını aralıksız sürdürdü.
BM Genel Kurulu kararıyla 30 Mart’ın “Uluslararası Sıfır Atık Günü” ilan edilmesinde öncü rol oynayan Emine Erdoğan, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in özel davetiyle 2023’te ilki düzenlenen 30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü etkinliklerine ve BM özel oturumuna katılmak üzere New York’a gitti.

Burada Genel Sekreter Guterres’le bir araya gelen Emine Erdoğan, BM 77. Genel Kurul Başkanı tarafından düzenlenen, “sıfır atık” konulu, eş sunucu 105 ülkenin yer aldığı özel oturumda katılımcılara hitap etti. Emine Erdoğan, hitabında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür ve daha adil bir dünya mümkündür.” sözlerini bir kez daha BM Genel Kurul Salonu’nda uluslararası kamuoyuna hatırlattı.
BM Genel Kuruluna hitap eden ilk Türk Cumhurbaşkanı eşi olan Emine Erdoğan’a, BM Genel Sekreteri Guterres tarafından da sıfır atık bağlamında kurulacak Danışma Kurulu’nun başkanlığı teklif edildi.
Emine Erdoğan, New York temasları kapsamında Azerbaycan Milli Meclis Başkanı Sahibe Gafarova, Uluslararası Göç Örgütü Genel Direktörü Antonio Vitorino, Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic’in eşi Tamara Vucic, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) İcra Direktörü Catherine Russell ile de görüştü.
Emine Erdoğan, BM Sıfır Atık Danışma Kurulunun ilk toplantısına başkanlık etti
BM Genel Kurulu hitabının ardından BM Sıfır Atık Danışma Kurulu Başkanı olmayı kabul eden Emine Erdoğan, kurulun 27 Temmuz’da tanışma amaçlı gerçekleştirilen çevrim içi toplantısına da başkanlık etti.
Erdoğan, bu toplantıda Sıfır Atık Hareketi için küresel çağrıda bulunarak, “Temizlemekten ziyade kirletmemeyi esas almalı, atık üretmeyen bir yaşam modelini tüm dünyada yaygınlaştırmalıyız.” mesajını verdi.

BM Dünya Şehirler Günü
Sıfır Atık Danışma Kurulunun tanışma toplantısındaki hitabında Danışma Kurulunun ve 3 senelik görev süresinin hayırlı olmasını dileyen Emine Erdoğan, Birleşmiş Milletler İnsani Yerleşim Programı UN-Habitat tarafından her yıl farklı bir kentte kutlanan 31 Ekim Dünya Şehirler Günü etkinliğinin, bu yıl Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı himayesinde İstanbul’da Üsküdar Belediyesi ev sahipliğinde gerçekleşeceğini ifade etti. Erdoğan, Dünya Şehirler Günü vesilesiyle Danışma Kurulunun ilk resmi toplantısının İstanbul’da yapılacağını da duyurarak kurul üyelerini İstanbul’a davet etti.

Emine Erdoğan, “Herkes için sürdürülebilir kentsel geleceğin finansmanı” temasıyla düzenlenen “Dünya Şehirler Günü” programındaki hitabında, Sıfır Atık Projesi ile edinilen kazanımları her düzeyde güçlendirmek amacıyla Sıfır Atık Vakfı kurulduğunu bildirerek, “Vakıf, yerelde atıksız yaşam biçimini yerleştirmeyi, uluslararası boyutta da uygulamanın teşvikini sağlamayı hedefliyor. Vakfımızın hayırlara vesile olmasını diliyor, başarılı çalışmalara imza atmasını canıgönülden temenni ediyorum.” dedi.
BM Sıfır Atık Danışma Kurulu ise 1 Kasım 2023’te İstanbul’da Vahdettin Köşkü’nde ilk resmi toplantıda bir araya geldi.
BM Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı Emine Erdoğan, kurul işbirliğinde başarılı sıfır atık hikayelerini taltif için küresel bir Sıfır Atık Ödülleri’nin tertip edilmesi üzerine çalışmaları gerektiğini belirterek, söz konusu ödüllerin, halihazırda var olan başarı hikayelerini dünyaya tanıtırken, yeni girişimlerin oluşmasına da kayda değer katkı sağlayacağını vurguladı.

Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı’na ilk imza atıldı
BM 78. Genel Kurul toplantıları kapsamında 17 Eylül’de New York’a yeniden giden Emine Erdoğan, Sıfır Atık Projesi’nin küreselleşmesine atılan ilk adım başta olmak üzere birçok konuda girişimlerde bulundu.
Erdoğan’ın öncülüğünde, Türkevi’nde “Küresel Sıfır Atık Hareketine Doğru” etkinliği kapsamında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katılımıyla imza töreni düzenlendi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, eşi Emine Erdoğan’ın önderlik ettiği Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı’na ilk imzayı attı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu ilk imzası ile açılan “https://zerowastecommitment.com” internet sitesi halihazırda bugün 73 ülkeden 10 binin üzerinde sıfır atık gönüllüsünün de iyi niyet beyanını imzaladığı ve her geçen gün dünyanın dört bir yanında katılan kişi sayısının arttığı bir mecra haline geldi.
Türkevi’nde, devlet başkanı eşleri, BM’nin üst düzey yöneticileri, diğer ülke diplomatlarının hazır bulunduğu programda, “Küresel Sıfır Atık Hareketine Doğru” isimli etkinlikte konuşan Emine Erdoğan, “İnsanlık ailesini, Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı’nı imzalayarak yarın değil, bugünden değişimin bir parçası olmaya davet ediyorum. Bugün, ülkemde ektiğimiz sıfır atık tohumunun gölgesinin, dünyayı ferahlatacak bir çınara dönüşmesine tanıklık ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Programa katılan Surinam, Bosna Hersek, Seyşeller, Sırbistan, Bulgaristan, Litvanya, Zimbabve ve Sierra Leone liderlerinin eşleri de Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı’nı imzalayarak, sıfır atık gönüllüsü oldu. 2023 yılında Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı’na imza atarak Sıfır Atık gönüllüsü olan lider eşi ve uluslararası temsilcilerin sayısı 40’ı aştı.
New York’ta çocuğa yönelik şiddetin engellenmesi için “güç birliği yapma” çağrısı yaptı
BM 78. Genel Kurul toplantıları kapsamında Emine Erdoğan, Sierra Leone Cumhuriyeti Devlet Başkanı’nın eşi Fatima Maada Bio’nun ev sahipliğinde BM’de düzenlenen ve kendisinin özel davetli olarak katıldığı “Şiddetin Önlenmesi ve İyileşme Günü” etkinliğinde, çocuğa yönelik şiddetin engellenmesi için “güç birliği yapma” çağrısında bulundu.

Emine Erdoğan, Türk kültürünü New York Türkevi’nde tanıtma misyonuyla Anadolu’nun en eski dokuma ürünlerini, misafir ettiği devlet başkanları eşlerine tanıttı.
ABD Başkanı Joe Biden’ın eşi Jill Biden’ın ev sahipliğinde lider eşleriyle bir araya gelen Emine Erdoğan, Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro’nun eşi Veronica Alcocer Garcia ile Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani’nin annesi Şeyha Moza bint Nasır’la da görüştü.
“Su Verimliliği Seferberliği”
Yurt içinde de birçok sosyal sorumluluk projesini himaye eden Emine Erdoğan, projelerin ilk adımını düzenlenen tanıtım toplantılarıyla yaptı.
Bu kapsamda Emine Erdoğan’ın himayesi, Tarım ve Orman Bakanlığının koordinasyonunda “Su Verimliliği Seferberliği” başlatıldı. Projenin tanıtım toplantısında konuşan Emine Erdoğan, “Gelecek nesillerimizin bir bardak suya muhtaç kalmaması için bugünden çalışan bütün duyarlı insanlarımıza çağrıda bulunuyorum, Türkiye Yüzyılı’na bir damla da siz olun.” mesajını verdi.

Gazze için somut adım çağrısı
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının başladığı ilk günlerden itibaren mesaisinin büyük bir bölümünde Gazze’de akan kanın durması için çaba harcayan Emine Erdoğan, uluslararası toplumu “Gazze için somut adım atmaya” çağırdı.
Bu çağrısını sosyal medya hesabından Türkçe, İngilizce ve Arapça açıklamalarla duyuran Emine Erdoğan, Ürdün Kraliçesi Rania el Abdullah ve Katar Emiri’nin annesi Şeyha Moza bint Nasır’ın da aralarında bulunduğu birçok ülkenin lider eşi ile Gazze’ye yönelik saldırılar ve yaşanan sürece ilişkin telefon görüşmeleri gerçekleştirdi.

“Filistin İçin Tek Yürek” Zirvesi
Emine Erdoğan, 15 Kasım’da Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde, ev sahipliğini yaptığı, 15 ülkeden devlet ve hükümet başkanlarının eşleri ile özel temsilcilerin bizzat, 3 ülke lider eşinin de video mesajlı ile katılımıyla düzenlenen “Filistin İçin Tek Yürek” temalı zirvede konuklara hitap etti.
Gazze’nin bugün artık meçhul çocuklar şehri olduğunu belirten Emine Erdoğan, “Bir anne, bir kadın, bir insan olarak böyle kirli bir mirası hesabı görülmeden sonraki nesillere devretmeyi reddediyorum. İsrail devletinin ilgili bütün mensuplarının, işledikleri tüm savaş suçları sebebiyle Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanmalarını talep ediyorum.” dedi.

“Filistin İçin Tek Yürek Zirvesi” kapsamında hazırlanan ve Emine Erdoğan tarafından okunan ortak çağrı metninde, “Devlet ve hükümet başkanlarının eşleri ve ülke temsilcileri olarak tüm dünyaya, Gazze’de süren katliamları durdurmak için derhal ve topyekun harekete geçilmesi, Gazze’de okul, hastane ve diğer tıbbi tesisler, mülteci kampları, Birleşmiş Milletler tesisleri ve ibadethaneler dahil tüm sivil yerleşim yerlerini hedef alan İsrail saldırılarının derhal durdurulması, bu doğrultuda çatışmalara son verecek bir ateşkesin acilen tesisi çağrısında bulunuyoruz.” ifadelerine yer verildi.
Emine Erdoğan, zirvenin ardından oluşturulan eylem planlarına ilişkin olarak da Doha’da, Katar Vakfı Başkanı Şeyha Moza ile Filistin İçin Tek Yürek Zirvesi İnisiyatif Hareketi’nin devamı niteliğindeki eylem planlarını görüştü. Yine bu inisiyatif hareketinin devamı niteliğinde İstanbul Taksim Meydanı’nda açılan “Kurşun Geçirmez Düşler: Gazzeli Çocuk Ressamlar” sergisini ziyaret etti.
Emine Erdoğan’ın, öncülüğünde “Uzat Elini Ey İnsanlık” sloganıyla 2009’da düzenlenen zirvedeki hitabında göz yaşı dökerek yaptığı barış çağrısını televizyondan izleyen Gazzeli Maysa Yousuf’un, “Sayın Hanımefendi, göz yaşlarınız bize ulaştı.” notuyla Emine Erdoğan’ı resmettiği portre de sergide dikkati çekti.
“Türkiye Yüzyılı hepimize kutlu olsun”
Emine Erdoğan, bu yıl mayıs ayında ikinci turda sonuçlanan seçim öncesi birçok yurt içi mitingde ve yurt dışı ziyaretlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a eşlik etti.
İkinci turda sonuçlanan seçimin ardından, “İlk günkü aşkla bir ve beraber olmaya devam edecek, Türkiye Yüzyılı idealimize 85 milyon, tek yürek olarak ulaşacağız. Bu yolda desteğini ve emeğini esirgemeyen yol arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Türkiye Yüzyılı hepimize kutlu olsun.” açıklamasında bulundu.

Emine Erdoğan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, Cumhurbaşkanlığı Göreve Başlama Töreni’nde de yalnız bırakmadı.
Emine Erdoğan, 2023’te ayrıca, Cumhuriyetin 100. yılı, Kiev Lider Eşleri Zirvesi, Yüzyılın Anıları Geçmişten Günümüze Kültürel Diplomasi, Koruyucu Aile Günü, İlk Togg T10X Teslim Töreni, Sürdürülebilir Yüzyıl Zirvesi Ödül Töreni, Esenler Şule Yüksel Şenler Hanımlar Konağı Açılış Töreni, TİKAD Dünyaya Yön Veren Kadınlar, Gönül Elçileri, BM-Habitat 31 Ekim Dünya Şehirler Günü, Çocuklar ve Gençler İş Başında – Orta Asya’da İklim Değişikliği, Sosyal Refahın Adil Dağılımı programları gibi yurt içi ve yurt dışında birçok toplantıya da katıldı.
]]>Bahçeli, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yıl dönümü olan, Türk tarihinde muhkem ve müstesna bir mevkii bulunan 2023 yılını bugün itibarıyla noktaladıklarını ve taze umutlarla, tertemiz heyecanlarla yeni bir yıla girdiklerini ifade ederek, “Geride kalan 365 günlük sürede acı-tatlı pek çok hadise vuku buldu. Yeri geldi felaketlerle sınandık, yeri geldi yeni yüzyılın kutlu hedefleriyle sıçradık. Yeri geldi kara kampanyalarla uğraştık, yeri geldi zillet ve zulmetin oyunlarını akamete uğrattık. Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti nice zorluk ve çetin engelleri aşarak bugünlere ulaştı. Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi, devletimizin kurucu ilke ve esasları çok şükür hiçbir sapma göstermeden, hiçbir yara almadan, hiçbir tahrip ve tahrik kapanına sıkışmadan 100 yıl öncenin ilham ve iradesiyle yeni bir Türk yüzyılının temelini oluşturdu” ifadelerine yer verdi.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türk milletinin ortak değeri, onur simgesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet banisi olduğunu belirten Bahçeli, “Onun muazzam bir mücadeleyle inşa ve ihya ettiği kalıcı eserleri ve emanetleri daha güçlü bir şekilde yaşatılacak, istismarcılara elbette fırsat tanınmayacaktır. Aziz Atatürk Türk milletine ve Türk tarihine mal olmuş yüksek bir şahsiyettir. Onun adı ve hatıraları üzerinden kamplaşma üretmeye gayret edenler 2024 yılında da hayal kırıklığına uğrayacaktır” ifadelerini kullandı.
“TÜRKİYE CUMHURİYETİ, MİLLİ VE ÜNİTER BİR DEVLETTİR”
Türkiye Cumhuriyeti’nin milli ve üniter bir devlet olduğunu kaydeden Bahçeli, “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü her türlü siyasi mütalaa ve mülahazanın önünde ve üstündedir. Nihai hüküm 29 Ekim 1923 tarihinde verilmiş, 29 Ekim 2023 tarihinde de teyit edilmiştir. Bu karardan geri dönüş diye bir şey söz konusu değildir. Bu nedenle makûs ve menhus emel sahipleri karanlık hesaplarını tekrar gözden geçirmek durumundadır. Aksi halde ödenecek bedellerin ağırlığı da doğrudan doğruya artacaktır” açıklamasında bulundu.
SÜPER KUPA AÇIKLAMASI
“Türk sporunu kirli amaç ve arzularına alet etmek kimler varsa karşısında duracağız”
Bahçeli, mesajında şöyle devam etti:
“Hayatın her alanına provokasyon yatırımı yapan, milli ve manevi hassasiyetlerimizi kanatmak pahasına kaşıyan, bilhassa Türk sporunu kirli amaç ve arzularına alet etmek için sürekli faal halde bulunan kim ya da kimler varsa, bu kapsamda hangi çevreler hamle üstüne hamle peşinde koşuyorsa, bilinmesini özellikle isterim ki, alayının karşısında sapasağlam durmaya 2024 yılında da azimle devam edeceğiz. Bu duygu ve düşüncelerle, gerek depremde, gerek terörle mücadelede, gerek Gazze’de, gerekse de her türlü hastalık ve afet sonucunda hayatlarını kaybeden kardeşlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyor, başımız sağ olsun diyorum. Aziz milletimizin, Türk-İslam aleminin, barış, huzur ve istikrara susamış tüm insanlığın yeni yılını kutluyor, Türk ve Türkiye Yüzyılı yürüyüşünün 2024 yılında hız ve derinlik kazanmasını gönülden diliyorum.”
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, sosyal medya hesabından yeni yıl dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Mesajında, MSB olarak görevleri üstün bir gayret ve özveriyle yerine getirmenin haklı gururuyla 2023 yılını geride bıraktıklarını ve 2024 yılına yeni umutlarla girmenin heyecanını yaşadıklarını belirten Güler, “Bu vesileyle, emeklisinden muvazzafına Millî Savunma Bakanlığı ailesinin tüm seçkin personelinin ‘Yeni Yılını’ en içten dileklerimle kutluyorum” ifadelerini kullandı.
”6 ŞUBAT DEPREMLERİ ÇOK DERİN ACILAR YAŞATTI”
Güler mesajında, 2023 yılının da bölgede ve dünyada çok yönlü gelişmelerin yaşandığı, artan risk ve tehditler nedeniyle güvenlik ortamının hızlı ve sürekli olarak değiştiği bir yıl olduğunu vurguladı.
2023 yılının hemen başlarında meydana gelen ve “asrın felaketi” olarak nitelendirilen 6 Şubat depremlerinin Türk milletine çok derin acılar yaşattığının altını çizen Güler, depremlerde hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet, yaralılara ise acil şifa diledi.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) ilk andan itibaren deprem bölgesinde vatandaşların yanında olduğunu belirten Güler, “Bugün de hayatın normalleşmesine yönelik çalışmalarına, devletimizin tüm kurum ve kuruluşları ile tam bir koordinasyon ve uyum içerisinde üstün bir gayretle aralıksız devam etmektedir” ifadelerine yer verdi.
“MEHMETÇİĞİN KARŞISINDA ACİZ KALAN TERÖRİSTLER SON ÇIRPINIŞLARINI VERİYOR”
Mesajında, MSB ve TSK’nın; devletin bekası, Türkiye ve Türk milletinin güvenliği için tüm faaliyetleri azim ve kararlılıkla sürdürdüğünü kaydeden Bakan Güler, “Terörle mücadelenin daha etkin yapılması, sınır güvenliğinin sağlanması ve kaçakçılığın engellenmesi maksadıyla hudutlarımız, yoğun ve kademeli emniyet sistemlerimiz ile korunmuş, hudut birliklerimizin imkan ve kabiliyetleri sürekli geliştirilmiştir. ‘Hudutlarımızı namusu bilen’ Mehmetçik, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da hudutlarımızda büyük bir özveri ve başarıyla görevlerini yerine getirecektir. Tarihimizin en başarılı dönemini yaşamakta olduğumuz terörle mücadelede ise kahraman Mehmetçiğimizin elde ettiği destansı başarılarla, terör örgütünün hareket kabiliyeti bitme noktasına getirilmiştir. Mehmetçiğin karşısında aciz kalan, çaresizliğe mahkûm olan teröristler, artık son çırpınışlarını vermektedir” dedi.
“ŞEHİTLERİMİZİN KANLARI YERDE BIRAKILMAYACAK”
Bakan Güler, Irak’ın kuzeyindeki Pençe-Kilit Harekatı bölgesinde çıkan çatışmalarda 12 kahraman Türk askerinin şehadet makamına ulaştığını hatırlatarak, şehit olan askerlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifa ve kederli aileleri ile Türk milletine başsağlığı diledi. Güler, “Vatan ve bayrak aşkıyla canlarını feda eden, aziz vatanımızın mukaddes savunucuları kahraman şehitlerimiz; şanlı tarihimizin en müstesna köşesinde yerlerini aldılar. Şehitlerimizin aziz hatıralarına sahip çıkacak; onların bizlere emaneti olan değerli ailelerinin daima yanında olacak; fedakârlıklarını şükran ve minnetle yâd edeceğiz. Bilinmelidir ki son teröristi de etkisiz hâle getirme iradesiyle sürdürdüğümüz mücadelemizde, bugüne kadar şehitlerimizin kanları yerde bırakılmadı, bundan sonra da bırakılmayacak; başta ailesi olmak üzere tüm sevenlerinin gözyaşlarının hesabı soruldu, sorulacaktır. Kimsenin şüphesi olmasın ki hiçbir terörist, kahraman mehmetçiğin çelik yumruğu altında ezilmekten kurtulamayacaktır” ifadelerini kullandı.
”YUNANİSTAN İLE SORUNLARIMIZI ÇÖZME GAYRETİNDEYİZ”
Eli kanlı teröristlerin bu coğrafyada yok olup gidinceye kadar operasyonların; artan bir etki, yoğun bir baskı ve taarruzi bir anlayışla devam edeceğini bildiren Güler, “Terörle mücadelemizin yanı sıra, Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimiz de tavizsiz şekilde korunmuştur. Son dönemde olumlu ilişkiler yaşadığımız Yunanistan ile sorunlarımızı, uluslararası hukuka, iyi komşuluk ilişkilerine ve müttefiklik ruhuna uygun bir şekilde çözme gayretindeyiz. Sorunlarımızı barışçıl bir yolla çözmek için çaba gösterirken millî hak ve menfaatlerimizden de asla taviz vermeyeceğimizi her zaman ifade ediyoruz. Millî meselemiz olan Kıbrıs’ta da Kıbrıslı kardeşlerimizin meşru çıkarlarını her şartta desteklemeye; Garanti ve İttifak Antlaşmaları doğrultusunda Ada’nın huzuru, güvenliği ve refahı için elimizden geleni yapmayı sürdüreceğiz” dedi.
”TÜRKİYE DÜNYADA YAŞANAN SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNDE ETKİN BİR ROL ÜSTLENİYOR”
Gerginliklerin savaşa evrildiği bir dönemde Türkiye’nin müzakere masalarının mimarı ve vazgeçilmez bir üyesi haline dönüştüğünü belirten Güler, Bu doğrultuda bölgede ve dünyada yaşanan sorunların çözümünde etkin bir rol üstlenildiğini belirtti. ‘İki Devlet, Tek Millet’, anlayışıyla Azerbaycan’la her alanda ilişkilerin daha da ileri taşındığını kaydeden Güler, şu ifadelere yer verdi:
“Türkiye ve Azerbaycan arasındaki bu sarsılmaz kardeşlik bağı, Kafkasya’daki sorunların çözümü için önemli bir kapı aralamıştır. Bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da can gardaşlarımızın yanında olacağız. Aynı şekilde tarihi köklü dostluk ve kardeşlik bağlarımızın bulunduğu Libya’da da eğitim ve danışmanlık faaliyetlerimiz başarıyla sürdürülmüş, sükûnet ortamının oluşması için büyük gayret sarf edilmiştir. Ayrıca NATO’daki görev ve sorumluklarımız da başarıyla yerine getirilmiş; Katar’da, Somali’de, Kosova’da, Bosna-Hersek’te ve daha birçok coğrafyada barış ve istikrarın tesisi için büyük sorumluluklar üstlenilerek bölge ve dünya barışına katkı sağlanmıştır. Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşta da gerginliğin başlangıcından itibaren, ortaya çıkan krizlerin çözümüne yönelik gayretlerimiz de Cumhurbaşkanımızın liderliği ve direktifleri ile sürdürülmüştür. Tüm bu faaliyetlerimiz ile eş zamanlı olarak personelimizin yeni harp tekniklerine ve gelişen teknolojilere uyum sağlayabilecek şekilde her zaman göreve hazır olması için muharebe şartlarına yakın eğitim ve tatbikatlarımız da başarıyla icra edilmiştir.”
”TÜM BAŞARILAR AZİZ ŞEHİTLERE VE KAHRAMAN GAZİLERE AİTTİR”
Bugüne kadar elde edilen tüm başarılarda en büyük payın, aziz şehitlere ve kahraman gazilere ait olduğunu ifade eden Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, şehitlerin aziz hatırasına, gazilere ve onların emaneti ailelerine sahip çıkmak ve daima yanlarında olmak için ilgili kurum ve kuruluşlarla koordineli olarak çalışmalara devam ettiklerini kaydetti.
”YERLİ VE MİLLİ SİLAH SİSTEMİNİ ENVANTERİMİZE DAHİL ETTİK”
Ordunun gücüne güç katmak için 2023 yılında birçok yerli ve milli savunma sanayi ürünü silah sistemine envantere dahil ettiklerini bildiren Güler, “Ordumuzun gücüne güç katmak için 2023 yılında birçok yerli ve millî savunma sanayisi ürünü silah sistemini envanterimize dâhil etmiş bulunuyoruz. Cumhuriyetimizin ikinci asrında, yerli ve millî savunma sanayimizi ilerilere taşıdıkça, bölgemizde ve dünyada barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik katkımız daha da artacaktır. MSB olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ve ‘Türkiye Yüzyılı’ hedeflerimiz doğrultusunda; bekamıza yönelen her türlü tehdit ve tehlikeyi bertaraf etmeye, ülkemizin ve asil milletimizin güvenlik ve huzuru için gece gündüz demeden çalışmaya, daha büyük ve daha güçlü bir Türkiye için gayret göstermeye devam edeceğiz. Bu vesileyle; Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Millî Savunma Bakanlığı ailemizin tüm fertlerine, emeklilerimize, gazilerimize ve onların aileleri ile birlikte şehitlerimizin kıymetli ailelerine yeni yılda en samimi duygularla sağlık, mutluluk ve esenlikler diliyorum” ifadelerine yer verdi.
]]>İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü soykırıma dünyanın dört bir yanından tepkiler gelmeye devam ediyor. 1 Ocak 2024 günü de İstanbul’da tarihi bir yürüyüş gerçekleştirilecek. Milli İrade Platformu’nun organize ettiği yürüyüş için Ayasofya, Sultanahmet, Süleymaniye ve Taksim camileri ile Eminönü Yeni Cami’de sabah namazında buluşulacak. Şehitler için dua edilecek. Ardından saatler 08.30’u gösterdiğinde camilerden Galata Köprüsü’ne doğru yürüyüş başlayacak.

Yürüyüşe Milli İrade Platformu üyesi 308 sivil toplum kuruluşu katılacak ‘Şehitlerimize Rahmet, Filistin’e Destek, İsrail’e Lanet’ temasıyla düzenlenen yürüyüşe pek çok siyasi ve ünlü isim de destek veriyor. Galata Köprüsü, yürüyüş sebebiyle sabah saatlerinde trafiğe kapatılacak.
Galata Köprüsü’nde 1 Ocak’ta düzenlenecek Filistin eylemi için ortak çağrı
Türkiye’deki 29 Sivil Toplum Kuruluşunun (STK) bir araya gelerek oluşturduğu Milli İrade Platformu üyeleri, Eyüpsultan’daki TÜGVA Genel Merkezi’nde bir araya gelerek ortak çağrıda bulundu.
Platform adına basın açıklamasını okuyan Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) Başkanı İbrahim Beşinci, konuşmasına canı pahasına, gözünü kırpmadan vatan toprakları adına şehadete koşan kahraman Türk askerlerini anarak başlamak istediğini söyledi.

Katillerin adlarının değiştiğini ama hedeflerinin hiç değişmediğini ifade eden Beşinci, şöyle konuştu:
“Milletimizi ve bayrağımızı hedef alan teröristler ve onları yönetenler gayet iyi bilinmektedir. Milletimiz ve devletimiz ise onlara gereken cevabı vermektedir. Her bir şehidimizin hesabı sorulmaktadır. Bizler, tarihi bir dönemeçte olduğumuzun farkındayız. Bu tarihi günlerde sesimizi ve sözümüzü yükseltecek, şehitlerimizden aldığımız ilhamla tüm dünyaya bu milletin mesajını ileteceğiz. Bu vesileyle şehitlerimize, Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına baş sağlığı diliyorum. Aziz milletimizin başı sağ olsun.”
Beşinci, bugün tarihi bir çağrıda bulunmak üzere toplandıklarını belirterek, coğrafyaları üzerinde oynanmak istenen tüm oyunların farkında olduklarını dile getirdi.
Bu oyunun arkasındaki gücü de geçmişten edindikleri tecrübelerle çok iyi bildiklerini aktaran Beşinci, “Dün Hakkari’de kahraman askerlerimizi şehit eden katillerin arkasındaki irade ile bugün Gazze’de soykırımların arkasındaki irade aynı iradedir. Gazze’de Ekim ayından bu yana terör devleti İsrail tarafından tüm dünyanın gözleri önünde Filistin halkına, tarihte eşine rastlanmamış barbarlıkta bir katliam ve soykırım yapılmaktadır.” ifadelerini kullandı.

“Zalime karşı mücadele, İslami ve insani bir görevdir”
Beşinci, her zaman adaletten, insan haklarından bahseden Batılı devletlerin, söz konusu Müslümanlar olunca çifte standartlarını konuşturup İsrail’i görmezden geldiğini kaydetti.
Tüm dünyada çocuk hakları, kadın hakları, basın ve insan hakları konuşulurken 21. yüzyılda Gazze’deki insanların yaşam haklarını konuştuklarına dikkati çeken Beşinci, şöyle devam etti:
“Zalimlerin insanlık dışı bu politikası dünyada karşılık bulmamış, aksine tüm halklar ‘insan olmanın gereği olarak’ vicdanlarının sesi ile hareket etmiş, tüm dünya adeta Gazze olmuştur. İşte bugün ülkemizin sivil toplum kuruluşları olarak, aslında sadece birer insan olarak bizlerin mücadelesi, dünyanın bütün ırklarını tek ırk, tek kalp, tek insan haline dönüştüren İslamiyet, insaniyet, hakkaniyet mücadelesidir. Bir damla petrolü, bir damla kandan daha değerli gören zihniyete karşı duranların mücadelesidir. Alemin gözbebeği insanın onurunu, izzetini, şerefini yaşatmak için adanmış yüreklerin mücadelesidir. Mücadelemiz elbette bütün bir insaniyet adına değil bütün bir insaniyet içindir. Biliyoruz ki zalime karşı mücadele, İslami ve insani bir görevdir.”
“Filistin bizim öz meselemizdir” diyen Beşinci, “Bu bilinçle 1 Ocak 2024 sabahı saat 08.30’da Milli İrade Platformu olarak tüm annelerimizi, babalarımızı, evlatlarımızı, kardeşlerimizi, gençlerimizi, sivil toplum kuruluşlarımızı, kurum ve kuruluşlarımızı Galata Köprüsü’nde Filistin’in sesi olmaya davet ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Beşinci, yılın ilk gününde Ayasofya, Sultanahmet, Süleymaniye ve Yeni Camisi’nde sabah namazının manevi ikliminde buluşup Galata Köprüsü’ne akın akın yürüyecek, birlik ve beraberliği tüm dünyaya göstereceklerini dile getirerek, “Ve inanıyoruz. Milletimiz haykıracak, gök kubbede hoş bir sada yayılacak. Milletimiz toplanacak, hakikati tüm dünya görecek. Milletimiz yürüyecek, bir sabah kardan aydınlık gelecek. 100 yıl önce bu köprüde emperyalizme karşı nasıl başkaldırdıysak, yılın ilk gününde ‘Dünya Dursun, Dünya Duysun, Şehitlerimize Rahmet, Filistin’e Destek, İsrail’e Lanet’ hakikatini tüm dünyaya haykıracağız. Ben, sen, o demeden, tüm milletimizi bu büyük günde Galata Köprüsü’ne bekliyoruz.” diye konuştu.
“Türk milleti, bu toprakları kolay kazanmadığını biliyor”
İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve TÜGVA Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Bilal Erdoğan, Pençe-Kilit Harekatı bölgesindeki üs bölgesine sızmaya çalışan teröristlerle çıkan çatışmada 12 askerin şehit olduğunu hatırlattı.
Şehitleri anmanın önemine işaret eden Erdoğan, “Aslında bu vatanı bize vatan yapan unsurların temelinde şehitlerimizin kutlu kanları yatıyor. 1 Ocak buluşmamızda, bir yandan şehitlerimiz bir yandan Filistin’de olup bitenlerin birbirinden bağlantısız olmadığının farkında olduğumuzu da haykırmak istiyoruz.” dedi.
Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Nedense bunların arkasındaki kirli eller, Türkiye’nin buradaki tutumunu sindiremeyen eller, bütün kuklalarını hemen devreye sokuyorlar ama milletimiz Suriye’nin, Irak’ın kuzeyinde yuvalanmış terör örgütlerinin, kimler tarafından desteklendiğini de çok iyi biliyor. Bunların düğmelerine neden bu dönemde basıldığını da çok iyi anlıyor. Dolayısıyla arzu ediyoruz ki hem şehitlerimizi anmak, rahmetle yad etmek hem de Gazze’de olup bitenlerle Filistin’de olup bitenlerle bu terörist eylemlerin birbiriyle bağlantılı olduğunu hatırlatmak için 1 Ocak’ta inşallah buluşacağız.”
Bilal Erdoğan, 1 Ocak sabahında çevredeki camilerde sabah namazları kılınıp şehitler için hatim duaları yapılacağını belirterek, daha sonra hep birlikte camilerden Galata Köprüsü’ne doğru yürüneceğini ve yeni yılın ilk sabahında Türkiye’den dünyaya güçlü bir mesaj gideceğini kaydetti.
Türk milletinin olanların farkında olduğunu vurgulayan Erdoğan, konuşmasını, “Türk milleti, Filistin’in yanında, Türk milleti, bu toprakları kolay kazanmadığını biliyor ve bu topraklar üzerinde kimselerin oyunlar oynamasına müsaade etmeyecek. Bunu inşallah haykırmak istiyoruz. Sizlerin aracılığıyla da inşallah 1 Ocak sabahı Galata Köprüsü’nde buluşmak üzere…” diye tamamladı.
]]>AA muhabiri, YEE’nin 2023 boyunca dünya çapında yaptığı faaliyetleri derledi.
Dünyanın farklı coğrafyalarında edebiyattan sanata, tarihten sinemaya kadar geniş bir yelpazede tanıtılan Türk kültürünün uluslararası alandaki konumu güçlendirildi.
Enstitü, spor diplomasisi faaliyetleri kapsamında ABD’de düzenlenen NBA maçında Türk kültürünü tanıtırken Güney Amerika’dan Avrupa’ya çeşitli gastrodiplomasi faaliyetleri düzenledi. Yabancı misyon şefleri, bürokratlar, sanatçılar ve şefler Türk mutfağında buluştu.
Afrika’dan Balkanlar’a düzenlenen “Türk Filmleri Haftası” programlarıyla Türk sinema endüstrisinin nitelikli yapıtları sinemaseverlerin izlenimine sunuldu. Enstitü, birçok ülkede ün salmış Türk dizileri temalı etkinlikler de düzenledi.
– DÜNYANIN FARKLI NOKTALARINDA TEMSİLCİLİKLER AÇILDI
Enstitü, 2023’te Asya, Güney Amerika, Orta Doğu ve Güney Asya başta olmak üzere açtığı yurt dışı temsilcilikleri aracılığıyla uluslararası faaliyet ağını genişletti.
Enstitünün Romanya’da bulunan temsilcilikleri tarafından Türkiye ile Romanya arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine katkı sağlayan kültürel faaliyetler düzenlenmesi sebebiyle Yunus Emre Enstitüsü, “Devlet Üstün Onur Nişanı”na layık görüldü.
Enstitü, Aşık Veysel Yılı ve Mevlana Yılı gibi önemli şahsiyetlere ithaf edilen özel anma etkinliklerinin yanı sıra Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından ilan edilen kutlama yıl dönümlerine yönelik faaliyetler gerçekleştirdi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılına özel gerçekleştirilen “Cumhuriyet” temalı faaliyetlerle de Türk milletinin kahramanlık destanı, tarihten edebiyata farklı alanlarda düzenlenen etkinliklerle aktarıldı.
– MİLYONLARCA KİŞİ TÜRK KÜLTÜRÜ VE TÜRKÇE İLE TANIŞTIRILDI
Enstitü, kuruluşundan bu yana yüz yüze ve çevrim içi Türkçe kursları, Tercihim Türkçe Projesi, Türkçe Öğretim Portalı ve Türkoloji alanında yürütülen faaliyetlerle Türkçe öğretimi aracılığıyla milyonlarca kişiyi Türkçe ve Türk kültürüyle tanıştırdı.
Dünya genelinde 2023’te Türkiye’ye ve Türk kültürüne artan yoğun talep, Enstitü merkezlerinde ve çevrim içi ortamdaki Türkçe öğretimi faaliyetleriyle karşılandı.
Enstitü, Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci yüzyılına ilk adımın atılacağı 2024’te, temsilcilik sayısını artırmayı ve Türkçeyle kalıcı gönül bağları kurmayı hedefliyor.
– “ÖNCE TANIŞ OLDUK, SONRA GÖNÜLLER YAPTIK”
YEE Başkanı Prof. Dr. Şeref Ateş, AA’ya yaptığı değerlendirmede, Enstitünün 2009’da Balkanlar’da faaliyet göstermeye başladığını belirterek 2023’te 60’ın üzerinde ülkede 90’a yakın temsilcilikle Türk kültürünü geniş bir coğrafyada tanıttıklarını kaydetti.
“Türkiye’nin kültürel mirasını tanıtma” misyonuyla çıktıkları yolculukta 14 yılı geride bıraktıklarını aktaran Ateş, “Bu zaman diliminde Enstitü olarak Türkiye’nin kültürel kapılarını dünyaya açarak Türkiye’nin köklü medeniyet mirasının zenginliklerini çeşitli faaliyetlerle tanıttık. Büyük ve güçlü Türkiye’nin hikayesini uluslararası alanda anlattığımız nice kültürel diplomasi faaliyetleriyle Türkiye markasının güçlendirilmesine katkıda bulunduk.” dedi.
Prof. Dr. Ateş, “Yunus’un felsefesiyle şekillendirdiğimiz faaliyetlerle önce ‘tanış olduk’ sonra ‘gönüller yaptık’. Türkiye’nin turizm potansiyeli ve kültürel değerlerini ön plana çıkararak ülkemizin yabancılar için çekim merkezi haline gelmesi için birbirinden kıymetli çalışmalar yürüttük.” diye konuştu.
Enstitünün 2024 planlarına da değinen Ateş, “2024 yılında, her yıl olduğu gibi bir önceki yıla göre daha fazla kişiye ulaşarak uluslararası alanda Türk kültürüne gönül veren ve Türkçe konuşan kişi sayısını artırmayı planlıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bakan Uraloğlu, Yalova’da Sanmar Altınova Tersanesi’nde yapımı tamamlanan ve Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü filosuna katılacak Kurtarma 17 ve Kurtarma 18 römorkörlerinin teslimi dolayısıyla düzenlenen törende yaptığı konuşmada, denizlerin “mavi vatan” olduğunu söyledi.
Ecdadın Türk boğazlarında yaklaşık 3 asır mutlak egemenlik devri yaşadığını, Ege Denizi ve Akdeniz’de hakimiyet sağladığını belirten Uraloğlu, bundan hareketle özellikle son 21 yılda denizlerde birçok önemli politikayı hayata geçirdiklerini vurguladı.

Yatırım ve uygulanan politikalar sayesinde bugün Türkiye’nin 217 limanında 543 milyon ton yük, 12,4 milyon TEU konteyner elleçlendiğini anlatan Uraloğlu, Tekirdağ, Ambarlı, Kocaeli ve Mersin’deki konteyner limanlarının dünyada ilk 100 liman arasına girdiğini aktardı.
Uraloğlu, Türkiye’nin 45,7 milyon dedveyt tona ulaşan deniz ticaret filosuyla dünya sıralamasında 12’nci sırada yer aldığını ve ülkede 1 milyonu aşan amatör denizci ile 138 bin gemi insanının bulunduğunu bildirdi.

Türk bayrağının denizcilik sektöründe dünyanın en prestijli bayrakları arasında dalgalandığına dikkati çeken Uraloğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“2003 yılına kadar maalesef neredeyse sadece Tuzla’ya sıkıştırılmış can çekişen bir gemi sanayi sektörümüz vardı. Biz tersaneciliğimizi tüm kıyılarımıza yayacak politikalar geliştirdik ve yatırım yapacak sektör temsilcilerimizin önünü açtık. Sayısal ve kapasite olarak geçmişten bugüne sektörümüze bakacak olursak 2002 yılında 37 olan tersane sayımızı 85’e, yıllık üretim kapasitemizi ise 550 bin dedveyt tondan 4,79 milyon dedveyt tona yükselttik.
Tersanelerimizdeki bakım onarım hacmi de 35 milyon dedveyt tona çıktı. Gemi sanayimizin inovatif, çevreci ve alternatif enerji kullanma yeteneği ile rekabet gücü gün geçtikçe artmakta, ihracat kapasitesi ile ülke ekonomisine büyük katkı sağlamaktadır.”
Bakan Uraloğlu, gemi inşa sektörünün emek yoğun niteliği ve oluşturduğu geniş faaliyet alanıyla ülkedeki istihdamın artmasına da önemli katkılar sağladığına işaret ederek, “Gemi sanayimizin ihracat rakamı kasım sonu itibarıyla tüm Türkiye’de 1,7 milyar dolar, Yalova’da ise 661 milyon dolar olmuştur. Yani Türkiye gemi sanayi ihracat rakamının önemli bölümü Yalova’da üretilmiştir. Yıl sonu itibarıyla da sektör ihracatının 2 milyar dolara ulaşacağını tahmin ediyoruz. Gemi siparişinde dünyada 7’nci, gemi sökümünde ise dünyada 4’üncü ve Avrupa’da lider konumda olan gemi inşa sanayimiz, bizler için büyük bir gurur kaynağıdır.” ifadesini kullandı.

“BİRÇOK YENİLİKÇİ PROJEDE TÜRK MÜHENDİSLERİNİN İMZASI VAR”
Uraloğlu, özellikle balıkçı gemisi yapımında atağa geçen Türkiye’nin, rakibi İspanya’yı geride bırakarak en fazla ihracat yapan ülke olduğu bilgisini verdi.
Çalışmalarına hız kesmeden devam eden gemi inşa sanayinin dünya balıkçılığında önde olan ülkelere balık avlama ve canlı balık taşıma gemisi ihraç eden konuma geldiğine değinen Uraloğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Dünyanın ilk hibrit balıkçı gemisi, full elektrikli feribot, LNG-hibrit-elektrikli römorkör, katamaran enerji gemisi gibi birçok yenilikçi projede Türk mühendislerinin imzası var. Bugün Yalova’da 31 faal tersane ve 7 tekne imal yerinin yanında inşası devam eden 2 tersane yatırımı daha bulunmaktadır. Yeni inşa tesislerinin yanında bölgede bulunan 13 yüzer havuz ve 2 kuru havuz ile Yalova, Avrupa’nın en iyi bakım onarım tersanelerine sahiptir. Bölgedeki planlanan toplam tersane alanı yaklaşık 3,4 milyon metrekare olup, yatırımı tamamlanmış mevcut alanların toplamı 2,8 milyon metrekareyi geçmiştir. Halen bölgede uygun alanlarda tersane kurulmasına yönelik planlama çalışmaları da devam etmektedir.”
Uraloğlu, denizlerin güvenliği ve çevrenin korunması adına atılan her adımın, gelecek nesillere daha güvenli bir dünya bırakma yolunda önemli olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:
“Bu amaç doğrultusunda, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak Türkiye’mizin denizlerinde seyir emniyetini, can, mal ve çevre güvenliğini artırmaya yönelik yatırımlarımızı tüm hızıyla sürdürüyoruz. Ülkemizin deniz ticaretindeki büyüme stratejisi, denizcilik sektöründe uluslararası arenada daha fazla söz sahibi olmayı hedefliyor. Bu strateji, sadece ticari anlamda büyümeyi değil, aynı zamanda denizlerimizin güvenliğini, seyir emniyetini ve çevre koruma standartlarını da en üst seviyede tutmayı amaçlıyor. Bu kapsamda Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğümüz, görev ve sorumluluklarını en üst düzeyde yerine getirmek için sürekli olarak gelişen teknolojiye ayak uydurmakta ve filosunu güçlendirmektedir.”

Acil müdahale ve kurtarma operasyon kabiliyetlerinin artırılmasında etkin bir rol oynayacak olan bu yeni inşa edilen römorkörlerin de Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğünün deniz güvenliği ve çevre koruma çabalarına önemli katkı sağlayacağını belirten Uraloğlu, “Kurtarma 17 ve Kurtarma 18’in katılımları ile daha da güçlenen filomuz, ülkemizin denizcilik alanındaki kararlılığını ve gücünü bir kez daha göstermektedir. Bu römorkörler, yerli inşa edilerek modern teknolojiyle donatılmıştır. Denizlerimizin tüm zorlu koşullarda bile çevresel hassasiyet ile insan hayatı için özverili bir şekilde görevlerini sürdüren uzman ve deneyimli personelimiz ile birlikte her türlü acil duruma 7/24 hazır şekilde hizmet vereceklerdir.” diye konuştu.
Konuşmanın ardından römorkörlerin teslimi gerçekleştirildi.
Programa, Yalova Valisi Hülya Kaya, AK Parti Yalova Milletvekilleri Ahmet Büyükgümüş ve Meliha Akyol, Yalova Belediye Başkanı Mustafa Tutuk, Yalova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Bahçekapılı, Sanmar Yönetim Kurulu Başkan Vekili Cem Seven, Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Taner Kıran, Kıyı Emniyeti Genel Müdürü Mustafa Bankaoğlu, AK Parti İl Başkanı Umut Güçlü ve kurum müdürleri ile diğer davetliler katıldı.
Haber7-ÖZEL
Türkiye’de son yıllarda özellikle siyaseten yaşanan olaylar halkı kutuplaştırdı. Kritik seçim dönemlerinde çok daha fazla hissedilen gerilim, Türk halkının sosyal, kültürel alanda da etkilenmesine neden oldu. Yapılan araştırmalarda Türkiye’deki kutuplaşmanın her geçen gün arttığı görülürken, özellikle bu duruma ekran önünde duran sözde aydınlar yol açıyor.
12 şehit verdiğimiz son birkaç günde bile muhalefet, iktidarın hazırladığı terör örgütü PKK’ya karşı bildiriye imza bile atamayacak duruma geldi. Türk halkı CHP’deki terör seviciliğine sert tepki gösterirken Türkiye’de son bir haftada halkı kutuplaştıran çok sayıda gelişme yaşandı. Tuzla Piyade Okulu’nda yaşanan fişleme skandalından, Fatih Altaylı’nın vatandaşlara yönelik ‘Şerefsizler’ çıkışına, Can Ataklı’nın şehit babasına sarf ettiği tepki çeken sözlerinden, Galataport’ta ve Zorlu Center’da kefiye taktığı için içeri alınmayan kişilere kadar birçok olayda Türkiye bir takım eller tarafından kutuplaştırılmaya devam edildi.
İşte Türkiye’de son bir haftada yaşanan kutuplaştırıcı gelişmeler;
TUZLA PİYADE OKULU’NDA FİŞLEME SKANDALI
Tuzla Piyade Okulu‘nda bazı askerleri namaz kıldıkları için fişleyen ve onları ‘tarikatçı, cemaatçı, irticacı’ gibi ifadelerle hedef gösteren bir grup teğmen olduğu tespit edildi. Sözde ‘Atatürkçülük’ maskesi arkasına gizlenen ve kışlada namaz kılan personelleri fişledikleri iddia edilen teğmenlerin dindar subayların fotoğraflarını da WhatsApp gruplarında paylaşarak hedef gösterdiği ifade edildi. Fişlemelerin 10 Kasım‘daki anma törenlerinden sonra fiili saldırı haline geldiği belirtilirken skandalın ortaya çıkmasının ardından Milli Savunma Bakanlığı olaya el koydu.
Teğmen cuntasının vatandaşlardan büyük tepki çekmesinin ardından MSB, Tuzla Piyade Okul Komutanlığı’nda yaşanan olaya sebebiyet veren personel hakkında geçici görevden uzaklaştırma kararı alındığını duyurdu.

FATİH ALTAYLI’DAN ‘ŞEREFSİZLER’ ÇIKIŞI
Türkiye’nin kutuplaşmasından en çok şikayet eden isimlerin başında gelen gazeteci Fatih Altaylı da geçtiğimiz gün yaptığı açıklamayla Türkiye’nin daha çok kutuplaşmasına sebebiyet verdi. Pençe – Kilit Harekâtı bölgesinde 12 şehit vermemizin ardından İHH İnsani Yardım Vakfı’nın da aralarında bulunduğu çok sayıda sivil toplum kuruluşu, Pençe Kilit Harekat bölgesinde şehit olan 12 askerimiz ve Siyonist İsrail’in soykırım yaptığı Gazze için İstanbul ve Ankara başta olmak üzere pek çok ilde yürüyüşler düzenledi.
Yürüyüşe katılan on binlerce vatandaşımız ‘Kahrolsun PKK kahrolsun İsrail’, ‘Şehitler ölmez vatan bölünmez’ sloganları ile PKK terörü ve İsrail saldırılarını lanetlerken Fatih Altaylı YouTube kanalından yaptığı yayında, Gazze için düzenlenen yürüyüşte yer alan vatandaşların, hafta sonu hayatını kaybeden 12 şehide üzülmediklerini ve askerler için yürümediklerini ileri sürerek Türk vatandaşlarına ‘Şerefsizler’ dedi. Altaylı’nın sözleri halkın çok büyük kesiminin tepkisini çekti.
CAN ATAKLI’DAN ŞEHİT BABASINA TEPKİ ÇEKEN SÖZLER
Kutuplaşmanın ateşini körükleyen diğer bir isim ise yine kutuplaşmadan çokça şikayet eden Can Ataklı oldu. Türkiye şehitlerine üzülürken Can Ataklı, şehitlerden birinin babasını hedef alarak skandal hakaretlerde bulundu. Ataklı, şehit babasına yönelik “Kavala’ya ve Öcalan’a özgürlük isteyenlere hakkımızı helal etmiyoruz’ diyor. Kimsin lan kimsin? Şehit babası olunca canının istediğini söylemeye hakkın mı var?” sözlerini kullandı.
Ataklı’nın sözlerinin büyük tepki çekmesinin ardından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, “şehit aileleri ve şehit babalarıyla ilgili sözleri nedeniyle” gazeteci Can Ataklı hakkında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçlamasıyla resen soruşturma başlattığını duyurdu.
MERDAN YANARDAĞ’DAN ŞEHİT YAKINLARINA TEHDİT
Geçtiğimiz aylarda PKK elebaşı Abdullah Öcalan’ı güzelleyen ve “terör örgütü propagandası yapma”, “suçu ve suçluyu övme” suçlarından hapis cezası alan CHP yandaşı Merdan Yanardağ da son bir hafta içerisinde kutuplaşmayı körüklemek için elinden geleni yaptı. Yanardağ, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e tepki gösteren şehit yakınlarını hedef alarak “CHP’liler o cami avlularına gövde gösterisi yapmak için kitlesel olarak gelirse oraya giremezsiniz.” tehdidinde bulundu.
KADİR HAS ÜNİVERSİTESİ’NDE MESCİT TARTIŞMASI
Türkiye’yi kutuplaştırıcı olaylar askeriye ve gazetecilerle de sınırlı kalmadı. Son bir hafta içerisinde Kadir Has Üniversitesi’nde de bazı olaylar yaşandı. Kadir Has Üniversitesi’ndeki ibadethanede namaz kılmak isteyen öğrenciler ve öğretim görevlisi Zeliha Gizem Sayın arasındaki tartışma Türkiye’nin gündemine oturdu.
Namaz kılmak için üniversitenin mescidine giren öğrencilerin kapının önüne koyduğu ayakkabılardan rahatsız olan öğretim görevlisi Zeliha Gizem Sayın, “Benim kapımın önünde 18 tane ayakkabı 48 tane çanta olmaması için burada ayakkabılıklar var.” diyerek öğrencilerin namaz kıldığı alana ayakkabısıyla girdi. Öğrencilerin tepkisi üzerine Sayın, “Arkadaşlar Hristiyanlar da burada ayakkabıyla girebilir değil mi? ben Hristiyanım ben Budistim” cevabını verdi.
Söz konusu olay sosyal medyada tepki çekince Kadir Has Üniversitesi söz konusu olaya ilişkin inceleme başlattığını duyurdu. Mescide ayakkabılarıyla giren öğretim görevlisi Zeliha Gizem Sayın‘ın 2015 yılındaki hendek operasyonları esnasında yayınlanan hadsiz bildiriye imza attığı, daha önce 2014 ve 2019 yıllarında gözaltına alındığı öğrenildi.
GALATAPORT ve ZORLU CENTER’A KEFİYE İLE GİRİLEMEMESİ
Doğuş Grubu ve Bilgili Holding‘in ortak girişimi olan Galataport İstanbul’a giden yazar Mehmet Dinç, soykırıma uğrayan mazlum Filistinlilerle dayanışma adına kefiye taktığı için giriş kısmında görevli güvenlik personeli tarafından içeriye alınmadı. Görüntülerin sosyal medyada paylaşılması üzerine vatandaşlar yaşanan olaya çok sert tepki gösterdi.
Benzer bir olay Zorlu Center‘da da yaşandı. İstanbul’daki Zorlu AVM’ye giden Hülya Aslan adlı bir vatandaş, boynundaki kefiye nedeniyle güvenlik tarafından içeri alınmak istenmedi. “Polis çağırın” diyerek içeri giren Aslan, bu kez de AVM içinde güvenlik görevlileri tarafından takip edildiğini iddia etti.
Oyunun bu başarısı yapımcısı Dream Games’in büyüklüğünü de 2.75 milyar dolara yükselmesini sağladı. Royal Match’in yükselişine İngiliz medya kuruluşu Financial Times da yer verdi.
YILLIK GELİRİ 2 MİLYAR DOLARI BULDU
Apple ve Google’ın online uygulama mağazalarında yapılan harcamaları raporlayan Data.ai araştırma şirketinin verileri, en çok ciro yapan firmanın Türk teknoloji girişimi Dream Games’in “Royal Match” adlı oyunu olduğunu ortaya koydu.
Royal Match’in tahtından indirdiği Candy Crush, yaklasık 10 yıldır en çok gelir elde eden mobil oyun ünvanını sürdürüyordu. 75 milyar dolar büyüklüğe ulaşan oyun ABD’li teknoloji devi Microsoft’un bünyesinde.
Royal Match, oynaması ücretsiz bir bulmaca çözme oyunu. Oyun Kral Robert’in sarayını tamir ederek eski ihtişamını geri kazandırma amacı taşıyor.
Dream Games kurucu ortağı ve CEO’su Soner Aydemir, Royal Match’e yapılan tüketici harcamalarının ekim ayına kadar iki kattan fazla arttığını ve oyunun yıllık brüt gelirinin 2 milyar dolara çıktığını açıkladı. Aydemir, “Kalitenin en iyi iş planı olduğuna inanıyoruz” dedi.
Türk yapımı Royal Match, Candy Crushu tahtından ederek zirveye çıktı Bakan Mehmet Fatih Kacır tebrik etti…

‘SADIK OYUNCULARIMIZ VAR’
Aylık 55 milyon kullanıcısı olan Royal Match’de, 160 milyon kullanıcısı olan Candy Crush’tan daha çok oyun içi harcama yapılıyor. Aydemir oyunun başarısını sadık bir oyuncu kitlesine sahip olmalarına bağladı. Aydemire göre oyunu bir yıl oynayan oyuncuların yüzde 90’ı ikinci yıl da oynamaya devam etti. Sektör uzmanları ise Royal Macth’in çözmesi kolay bulmacaları ve sürükleyici konusu sayesinde diğer oyunlara göre daha çok tercih edildiğini belirtiyor.
Londra merkezli risk sermayesi şirketi Balderton Capital ile Dream Games’e yatırım yapan Rob Moffat, “Pek çok mobil oyunda bir sürü hata var. Üstelik grafikler o kadar iyi değil. Ama Royal Match onlara göre oldukça iyi bir deneyim” dedi.
FİNANCİAL TİMES MANŞETE TAŞIDI! BAKAN KACIR TEBRİK ETTİ…
Uluslararası medya, Türk firmanın başarısını makalelerine taşıdı. Sosyal medya hesabından Financial Times’ın yayınladığı makaleyi paylaşan Bakan Mehmet Fatih Kacır, “Bir Türk teknoloji girişimi olan Dream Games’in Royal Match oyununun geçtiğimiz aylarda tüm dünyada en yüksek gelir elde eden mobil oyun olmayı başardığını, 2021 yılında 2,75 milyar dolar değerlemeyle ilk unicorn’larımızdan yani Turcorn’larımızdan olan Dream Games’in 200 kişilik ekibiyle, bu yıl yıllık gelirini ikiye katlayarak 2 milyar dolara yükselttiğini, 75 milyar değerindeki Candy Crush gibi rakiplerini geride bırakmayı başardığını biliyor muydunuz?” ifadelerini kullandı.
Financial Times, “İstanbul’da küçük bir ekip tarafından kurulan oyun firmasının Microsoft’un sahip olduğu Candy Crush gibi birçok oyunu gölgede bıraktığı” ifadelerine yer verdi.
İngiliz yayın kuruluşu, Türk şirketinin kısa vadeli para kazanmaya çalışan diğer şirketler gibi olmadığını, küçük ekibinin sürekli mobil oyunu daha iyi hale getirmek için çabaladığı yorumunu yaptı.
YENİ OYUN MÜJDESİ VERİLDİ!
Aydemir, gelecek yıl Royal Match’in devam oyunu Royal Kingdom’u piyasaya süreceklerini açıkladı. Yeni oyunda Kral Robert’in kardeşi Kral Richard’ın hikayesine de yer verilecek.
Dream Games, 2019 yılında bir başka Türk oyun firması Peak Games’in eski yöneticileri tarafından kuruldu. Peak Games de 2020’de ABD’li Zynga’a satılmıştı. 200 çalışanı olan Dream Games, animasyon şirketi Pixar’ın kurucu ortağı Ed Catmull’u stratejik danışman görevine getirerek ses getirmişti.
Sıkı bir Royal Match oyuncusu olan Catmull, “Oyunun görsel kalitesine gösterilen alışılmadık ilgi beni şaşırttı” yorumunda bulundu.
Bir hafta boyunca Rami Kütüphanesi’nde misafirlerini ağırlayacak olan 15.İstanbul Edebiyat Festivali’nin açılış programı, 25 Aralık Pazartesi günü saat 17:00’de Sultanahmet Kızlarağası Medresesi’nde gerçekleşecek.

EDEBİYATIN GÜCÜ VE FİLİSTİN DİRENİŞİ
Açılış programında, Türkiye Yazarlar Birliğinin kurucusu, fikir adamı D. Mehmet Doğan ve Filistin şiirinin en büyük temsilcilerinden İbrahim Nasrallah konuşmalarını gerçekleştirecekler. Açılış programının ardından Filistin edebiyatına ömür veren usta edebiyatçılara ve ülkemizde Filistin’e dair edebi çalışmalar yapan kıymetli isimlere ödülleri takdim edilecek.
Festivale dair açıklamalarda bulunan TYB İstanbul Şube Başkanı Mahmut Bıyıklı, Filistin mücadelesinin en önemli cephelerinden birisinin edebiyat olduğunu belirterek ihmal edilen her alanın kaybedilmiş bir mevzi olduğunun altını çizdi.
Kültürel intifada çağrısı da yapan Bıyıklı şöyle konuştu: “Filistin’in gerek Türk edebiyatında gerekse Türk akademisinde istenilen düzeyde çalışılmamış olması üzücü bir durum. Festival vesilesiyle bu konuya da dikkat çekeceğiz. Çünkü edebiyata konu olan ebediyete kalır. Yahudilerin siyasi siyonizmden önce edebi alanda siyonist çalışmalar yaptıklarını biliyoruz. Edebiyatın toplumları etkileme ve yönlendirme gücü var. Türk edebiyatçılarının Filistin’e dair üretimde bulunmasını intifadanın bir parçası olarak görüyoruz. Bu sebeple bütün şairlerimizi, yazarlarımızı kültürel intifdaya davet ediyoruz. Ayrıca Filistinli yazarların eserlerinin ülkemizde yayınlanması ve tanınmaları noktasında da özel bir gayret göstermemiz gerekiyor. Yayıncılarımız bu konuda duyarlı olmalı. Filistin için ne yapabiliriz sorusunun en çok sorulduğu şu günlerde herkesin en iyi yaptığı şey ne ise o alanda eyleme geçmesi gerekir diye düşünüyorum. Şair şiirini yazacak, romancı romanını, hikayeci hikayesini”.
Filistin’in acılarına ortak olmak ve şerefli direnişlerine omuz vermek için kalem, bize önemli bir imkan sunmaktadır. İsrail’in insanlık için en büyük sorun olduğunu bütün dünyaya güçlü eserlerle yaymamız gerekmektedir.
Hayatı boyunca haksızlık karşısında susmamış, kalemini haktan ve hakikatten yana kullanmış, her zaman hakikatin mücadelesini vermiş olan değerli şair, yazar ve fikir adamlarımızın önünde hiç bitmeyecek bir Filistin ödevi vardır.
Biz Türkiye Yazarlar Birliği olarak bütün çalışmalarımızı bu sorumluluk bilinciyle yapıyoruz. İstanbul Edebiyat Festivali’mizin bu seneki temasının ‘Filistin’ olması da bu soylu amaca hizmet etmek içindir. Türkiye’de Filistin’in kültürel anlamda kapsamlı bir şekilde gündeme getirecek olmaktan dolayı çok mutluyuz. Bütün edebiyat severleri, bütün Filistin dostlarını festivalimize bekliyoruz.
Yoğun katılımın olması beklenen festivalde söyleşiler, sergiler, film gösterimleri, şiir dinletileri ve Filistin ezgilerinin seslendirileceği müzik dinletileri olacak. Ayrıca Filistin edebiyatının usta ismi İbrahim Nasrallah için özel bir oturum gerçekleşecek.
15. İSTANBUL
EDEBİYAT FESTİVALİ PROGRAMI
25-29 ARALIK TYB İSTANBUL
25 ARALIK PAZARTESİ
17.00 / Kızlarağası Medresesi
Açılış ve Ödül Konuşmaları
Mahmut Bıyıklı
D. Mehmet Doğan
İbrahim Nasrallah
Filistin Ezgileri
Ödül Takdimi
26 ARALIK SALI
13.00 / Rami Kütüphanesi
Açılış
Sergi
Konser
Şiir Okumaları
“Filistinli Şehit Şairler Anısına”
Ali Nuri Türkoğlu
Burak Haktanır
İsmail Hakkı
İsmail Halis
Sabri Arafatoğlu
Ahmet Selçuk İlkan
Kemal Başar
Cemalettin Tül
Betül Soysal Bozdoğan
Selahaddin Kocaaslan
Zeynep Türkoğlu
1. OTURUM / 14.30
İbrahim Nasrallah Özel Oturumu
Yöneten: Prof. Dr. Cengiz Tomar
Konuşmacı: İbrahim Nasrallah
2. OTURUM / 15.30
Hayat ile Edebiyat Arasında Filistin
Ayçin Kantoğlu
3. OTURUM / 16.30
Filistin Direniş Edebiyatının 100. Yılı
Peren Birsaygılı Mut
4. OTURUM 17.30
Çocuk Edebiyatı ve Filistin
Merve Safa Erbaş Likoğlu
27 ARALIK ÇARŞAMBA
Rami Kütüphanesi
1. OTURUM / 12.30
Sanat Dünyası ve Gazze
İsmail Kılıçarslan
2. OTURUM / 13.00
Kudüs ve Türkler
A. Ali Ural
3. OTURUM / 14.00
Başlangıç Kudüs’tür, Alınyazısı Onunla Başlar
Prof. Dr. Hasan Akay
4. OTURUM / 14.30
Mahmut Derviş Şiir Dinletisi
Mehmet Çelik
Turan Kışlakçı
5. OTURUM / 15.00
Filistin Sürgün Edebiyatı
Rukiye Aydemir
Roman Diliyle Filistin Nekbesi
Yasemin Toruoğlu
Nizar Kabbani Şiiri
Sedat Karavaş
6. OTURUM / 15.00
Filistin’i Anlatan Kitaplar
Musa Biçkioğlu
Medya ve Filistin
Sernur Yassıkaya
7. OTURUM / 16.00
Sezai Karakoç’un Filistin’i
Temel Hazıroğlu
8. OTURUM / 16.30
Gazze Şiir Akşamı
Şeref Akbaba, Adem Turan
Meryem Kılıç, Sevgi Yerlioğlu
İlhami Atmaca, Yusuf Dursun
Recep Garip, Ahmet Efe
Özcan Ünlü, Ahmet Akarsu
Yasemin Zengin, Fatma Kevser Sümer
Ceyda Toker
9. OTURUM /
Mahmut Derviş Oturumu (Filistin’den Canlı Yayın) (Zoom)
Zübeyr Ebu Şeyb (Şair)
Fathi Khalil Albess
(Mahmut Derviş Vakfı Başkanı)
28 ARALIK PERŞEMBE
Rami Kütüphanesi
1. OTURUM / 12.30
Türk Çocuk Edebiyatında Kudüs
Merve Gülcemal
2. OTURUM / 12.30
Gazze Bize Ne Öğretti?
Taha Kılınç
3. OTURUM / 13.00
Türk Romanında Kudüs
Ahmet Turgut
4. OTURUM / 13.30
Türk Şiirinde Filistin
Ali Emre
5. OTURUM / 14.00
Filistin Bizim Neyimiz Olur?
Savaş Barkçin
6. OTURUM / 15.00
Gazze’nin Şifreleri
Yusuf Kaplan
7. OTURUM 16.00
Nuri Pakdil’in Filistin’i
Turan Koç
Cahit Zarifoğlu’nun Filistin’i
Osman Koca
8. OTURUM / 16.30
Kudüs’ü Okumak ve Yazmak
Ömer Lekesiz
9. OTURUM / 17.00
Kudüs Şiir Akşamı
Nizar Kabbani Anısına…
Kahalil Assall
Turan Koç
Betül Zarifoğlu
Ali Emra
Ünsal Ünlü
Ercan Ata
Ferman Karaçam
Fatma Gülşen Koçak
Şeyma Subaşı
Ali Seyyah
Berat Bıyıklı
Şafak Çelik
Zafer Acar
10.00 / Kağıthane KİHL
Film Gösterimi: Büyük Gelen Palto
Nevres Ebu Salih
İhsan Kabil
29 ARALIK CUMA
Ayasofya Camii
Filistinli Şehit Şairler İçin Mevlid ve Dua Program
]]>
KİTABIN ÖNSÖZÜNÜ CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN KALEME ALDI
Kuşe kağıda Çekçe ve İngilizce basılan, Türkçe dahil üç dilde açıklamalar ile tasarlanan renkli ve siyah beyaz fotoğraflarla 250 sayfa kalınlığındaki prestij kitabı için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Dr. Hakan Fidan da birer önsöz kaleme aldı. Kitabın ilk tanıtımı Çek Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Jan Lipavsky ile birlikte yapıldı. Sınırlı sayıda basılan ancak aynı zamanda dijital olarak da hazırlanan eser kitapseverlerin erişimine sunulacak.

Tanıtım toplantısında konuşan Türkiye’nin Prag Büyükelçisi Egemen Bağış ile Çek Dışişleri Bakanı Jan Lipavsky, Prag Kalesi eski Baş Küratörü Profesör Jaroslav Sojka tarafından kaleme alınan kitabı kamuoyuna sunmaktan büyük memnuniyet duyduklarını ifade etti.
Büyükelçi Bağış, eşi Beyhan N. Bağış’ın öncülüğünde ve koordinasyonunda oldukça özverili bir ekibin 2 yılı aşkın bir süredir üzerinde çalıştığı kitap ile 2024 yılını karşılamaktan büyük memnuniyet duyduklarını vurguladı. Bağış, eşine teşekkür ederek “Pandemi sürecinde yaşanan kısıtlamalar ve birçok etkinliğin organizasyonumuzun yoğunluğu sırasında insanüstü emek ve çaba verilerek, hafta içi ya da sonu demeden, gece, gündüz çalışılarak bu kitap yayınlanabildi. Beyhan hanımın koordinasyonu, kararlılığı ve azmi olmasaydı bu eser yayınlanamazdı” dedi.
DOSTLUĞUN 100’ÜNCÜ YILINA DOĞRU
Bağış; “Cumhuriyetimizin kuruluşunun yüzüncü yıl dönümünü kutladığımız 2023 senesinin sonuna yaklaştığımız şu günlerde, Türkiye ve Çekya arasında 1924 yılında tesis edilen diplomatik ilişkilerin yüzüncü yıl dönümünü kutlayacağımız 2024 senesini karşılayacak olmanın da sevincini yaşıyoruz” dedi. Bağış, bu tarihi dönemin anısına, 2025 yılında yüz yaşına girecek olan büyükelçilik konut binası hakkında hazırlanan kalıcı eserin, Çekya ve dünyanın farklı yerlerindeki birçok kütüphane ile de paylaşılacağını bildirdi.

Egemen Bağış, “Çekya’da görev üstlenen Türk diplomatları için tarihsel bir husumetin olmadığı ve hiçbir zaman birbirine karşı savaşmamış olan dost ve müttefik bir ülkede görev yapmak bahse konu temsil misyonunu daha da önemli kılar. Muazzam ikili ilişkilerimizin güncel bir göstergesi olarak, kitap aracılığıyla da vurguladığımız gibi 15 Temmuz 2016 tarihindeki hain darbe girişimi sırasında zarar gören Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki Bohemya kristali avizelerini Çek Hükümeti’nin restore etme girişimi, Türk milleti tarafından derinden takdir edilmektedir. Enerji, güvenlik, savunma, turizm, kültür, eğitim ve ticaret alanlarında hâlihazırda önemli bir işbirliğimiz olsa da, ülkelerimize karşılıklı fayda sağlayacak işbirliği için çok daha büyük bir potansiyel bulunmaktadır. Türkiye’nin Çeklerin en çok tercih ettiği turistik merkezlerden biri olması ve öğrenci değişim programları kapsamında Çekya’nın Türk öğrenciler tarafından en çok tercih edilen ülkelerden biri olması, ülkelerimiz arasındaki ilişkileri güçlendirme yönündeki umudumuzu pekiştirmektedir” ifadelerini kullandı.
“MUSTAFA KEMAL ATATÜRK DE KARLOVY VARY’DE TEDAVİ GÖRDÜ”
Bağış, “Kalıcı küresel barışa katkıda bulunmak amacıyla, NATO şemsiyesi altında ülkelerimiz arasındaki iş birliğini artırmak ve Çek Cumhuriyeti’nin Türkiye’nin AB üyeliğine verdiği desteği sürdürmek ve güçlendirmek için her türlü çabayı gösteriyoruz. Prag, aynı zamanda bir dönem Türkiye’nin Çek Cumhuriyeti Büyükelçisi olan Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Türk edebiyatının klasik eserlerinden bazılarını kaleme aldığı bir şehirdir. Dilimizin en iyi ve efsanevi şairlerinden biri olması nedeniyle siyasi karşıtları tarafından bile hala saygı duyulan Nâzım Hikmet Ran, en iyi şiirlerinden bazılarını Prag’daki sürgün döneminde yazmıştır. Bir çoğumuzun bildiği üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk de yaralanıp gazi olduktan sonra Karlovy Vary’de tedavi görmüştür. Çek dilindeki bazı harflerin vurgularından etkilenmiş ve yeni alfabemizi oluştururken ‘ş’ ve ‘ç’ gibi harflerden ilham almıştır. Ancak halklarımız arasındaki en önemli bağlardan biri, Birinci Dünya Savaşı sırasında Galiçya cephesinde şehit düşen ve bugün Çek Cumhuriyeti’nin Pardubice, Hodonin ve Valesky Mezirici şehirlerinde ebedi istirahatgahlarında bulunan askerlerimize ait şehitliklerin bulunmasıdır. Binden fazla genç Türk askeri, müttefiklerimizi ve yerel halkı işgalci güçlerden korumak için burada hayatlarını feda etmiştir” dedi.
Bağış, “İkili ilişkilerimiz ve konut binamız ile ilgili az bilinen bu bilgileri ortaya çıkarırken birçok farklı kurum ve şahsın katkılarını aldık. Özellikle, bu kitabın yayınlanmasına destek olan sayın Ahmet Yüce’ye ve Türkiye’de Škoda otomobillerinin distribütörlüğünü yapan Yüce Auto firmasına destekleri için şükranlarımızı sunuyoruz. Avrupa’nın kalbinde yer alan altın şehir Prag’da ülkemizi, milletimizi ve Cumhurbaşkanımız sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı temsil etmek bizim için büyük bir onur vesilesidir. Ülkemiz ile müttefikimiz Çek Cumhuriyeti arasındaki ikili ilişkilerimizi her alanda daha da geliştirme iradesine sahip olduğumuzu söylemekten gurur duyuyorum. Her zaman olduğu gibi, dost ve müttefikimiz Çek Cumhuriyeti ile ikili ilişkilerimizi her alanda daha da geliştirme iradesine sahip olmaktan da ayrıca gurur duyuyoruz. Yaşasın Türk-Çek dostluğu ve müttefikliği” ifadelerini kullandı.
‘BÜYÜKELÇİLİK KONUTU 1944 YILINDAN BERİ TÜRKİYE ENVANTERİNDE’
Kitabı hazırlayan ekibin koordinasyonunu üstlenen, Büyükelçinin eşi Beyhan Bağış ise kitabı hazırlarken, konutları ve Türkiye’nin Çek Cumhuriyeti’yle ikili ilişkilerine ilişkin pek fazla bilinmeyen hususları bir araya getirdiklerini vurgulayarak “15 Mayıs 1944 tarihinden bu yana devletimiz tarafından kiralanan bu ihtişamlı bina, üzerinde bulunduğu arazisiyle birlikte, 1976 yılında rahmetli Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil ve dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’in vizyon ve girişimleri ile satın alınarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin envanterine katıldı” diye konuştu.
‘ÇEK PORSELENİ HER ZAMAN TÜRKLERİN İLGİSİNİ ÇEKMİŞTİR’
Beyhan Bağış “Büyükelçilerin sorumlulukları, tüm aile bireylerinin de temsil misyonunu üstlenmelerini gerektiriyor. Konutu düzenli tutmak ve her zaman misafir ağırlamaya hazır olmasını sağlamak genellikle eşlerin sorumluluğundadır. Çek cam ve porseleni her zaman Türklerin ilgisini çekmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nda, Sultan Abdülhamit döneminden bu yana, saraylarımızda ve Cumhuriyet döneminde de bu kitabın ithaf edildiği Büyükelçilik konutumuz dâhil olmak üzere, dünyanın dört bir yanındaki Büyükelçiliklerimizde misafirlerimizi ağırlarken Çek kristal markası Moser ürünlerini kullanıyoruz. Çek Cumhuriyeti’nin önde gelen devlet, siyaset, sanat ve iş dünyasının temsilcilerine de gönderilen kitap aracılığıyla birçok tarihi gerçeği hatırlatma fırsatını yakaladık” dedi.
]]>Borsada manipülasyonlara karşı SPK ve BİST’e çağrı yapan Erdoğan “Daha kararlı duruş sergilememiz gerekiyor. İster siyasetçi ister ekonomist. Sermaye piyasalarını manipüle etmeye çalışan tamahkarlara meydanı boş bırakamayız. Gerek SPK, gerek BİST’ten bu konuda daha fazla hassasiyet göstermesini istiyoruz” dedi.
Enflasyonla mücadeleye yönelik mesaj da veren Erdoğan, “Artış hızının kontrol altına alınmasıyla kaynak akışı hızlanacak.” dedi.

Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:
Cumhuriyetimizin 100. yıl dönümünde borsamızın 150. yaşını hep birlikte gururla kutluyoruz. 1985 yılında İMKB kuruldu, sonra farklı borsalarımızı tek çatı altında toplamaya karar verdik. VOB ve altın borsalarını 2013 yılında Borsa İstanbul markası altında birleştirdik. Borsamız daha entegre yapıya kavuştu. TVF entegresiyle birlikte BİST’i 2017 yılında TVF’ye dahil ettik. Böylece Borsa İstanbul’un yapısal dönüşüm süreci tamamlanmış oldu. 1.5 asırdır ülkemizin kalkınması, büyümesi için çaba harcayan borsamızın tüm mensuplarını şükranla yad ediyorum. BİST bünyesinde işlem gören şirketlerimizi de Türk ekonomisine yaptıkları katkılar için teşekkür ediyorum.
Borsamız 150 yıllık köklü tarihiyle 1.5 asırdaki inişli çıkışlı yolculuğunun şahitleri arasında yer alıyor. BİST’i Cumhuriyetimizin değil, küresel sistemin canlı tanıklarından biri olarak değerlendiriyoruz. Esasen milletimizin ekonomi ve finans alanındaki iz düşümlerinizi görebiliyoruz.
“OSMANLI’DAN MİRAS KALDI AMA GÖREVİNİ YAPAMADI”
Finans kapitalin 19. yüzyılın ortalarından itibaren sadece ekonomik getiri gayesiyle değil bundan daha ziyade kontrol peşinde konuştuğunun sayısız örneğiyle karşılaşıyoruz. Bu dönemde Galata’da Türkler kaybeder, levantenler kazanır algısı topluma genel kabul gören algı olarak yerleşmiştir. Her ne kadar borsamız bize Osmanlı’dan miras kalsa da uzun yıllar asli görevini yerine getirememiştir. Borsada yatırım yapmak yerine insanımızın günlük lisanına sirayet eden borsada oynama bunun yansımasıydı. Son olarak bunu 14-28 Mayıs seçimleri arefesinde bir kez daha gördük.
SPK VE BİSTE ÇAĞRI
Muhalefetin cumhurbaşkanı adayı Borsa İstanbul’u yıpratmayı amaçlayan bütüncül kampanya yürütüldü. Battık, bittik senaryolarıyla yatırımcı korkutuldu. Halbuki başta kıta Avrupası olmak üzere gelişmiş, kalkınmış ülkelerde farklı tablo söz konusudur. Buralarda ne siyasetçiler ülkenin sermaye piyasasını kötüleyerek seçim kazanma hayali kurar ne de sistem böyle bir manipülasyona izin verir. Daha kararlı duruş sergilememiz gerekiyor. İster siyasetçi ister ekonomist. Sermaye piyasalarını manipüle etmeye çalışan tamahkarlara meydanı boş bırakamayız. Gerek SPK, gerek BİST’ten bu konuda daha fazla hassasiyet göstermesini istiyoruz.
“TÜRKİYE’NİN FİNANS MERKEZİ KONUMU GÜÇLENDİ”
İktidarımız döneminde finansal serbestiyet, serbest kambiyo rejimi ve küresel ekonomiyle entegrasyon temel prensibimiz oldu. 2002 yılından bu yana borsamızı gazino kapitalizminin cenderesinden kurtarmayı başardık. Yatırım, üretim, istihdam planlama ve ihracata dayalı ekonomik atılımları sürdürürken ekonomi ve finans sistemimizde birçok düzenleme yaptık.Sermaye piyasamız ve borsamız köklü dönüşüm geçirdi. İFM’nin hizmete girmesiyle birlikte Türkiye’nin finans alanındaki merkezi konumu daha da güçlendi.
“255 MİLYAR DOLARLIK ULUSLARARASI YATIRIM GELDİ”
Son yıllarda Türk borsasına yönelik teveccühün içeride ve dışarıda giderek arttığını müşahede ediyoruz. Türkiye borsa üzerinden yabancı sermaye çekmeyi yani ekonomik büyümesine finansman temin etmeyi sürdürüyoruz. Tüm dünyada risk iştahının düştüğü dönemde uyguladığımız mali programın sonucu olarak Türkiye çekim merkezi vasfını koruyor. 21 yılda 255 milyar dolardan fazla uluslararası yatırım çekmiş ülke olarak önümüzdeki dönemde sermaye piyasalarımızın daha da derinleşmesine ağırlık vereceğiz. Katılım finans ve İslami yatırım araçları konusunda çok ciddi potansiyel olduğu anlaşılıyor. Vatandaşın gönül huzuruyla birikimlerini değerlendireceği iklimi tesis etmekte kararlıyız.
ENFLASYON MESAJI
Enflasyondaki artışın kontrol altına alınmasıyla birlikte ülkemize yönelik kaynak akışının hızlanacağına inanıyoruz. Risk primindeki gerileme, sermaye piyasalarımızda da hissedilecektir. Enflasyondaki dengelenmeye bağlı olarak borsanın derinliği artacak. Yeni, özgün ve çığır açan projelerle BİST’in Türkiye Yüzyılı vizyonumuza omuz verdiğini görmekten memnuniyet duyuyorum.
]]>Borsada manipülasyonlara karşı SPK ve BİST’e çağrı yapan Erdoğan “Daha kararlı duruş sergilememiz gerekiyor. İster siyasetçi ister ekonomist. Sermaye piyasalarını manipüle etmeye çalışan tamahkarlara meydanı boş bırakamayız. Gerek SPK, gerek BİST’ten bu konuda daha fazla hassasiyet göstermesini istiyoruz” dedi.
Enflasyonla mücadeleye yönelik mesaj da veren Erdoğan, “Artış hızının kontrol altına alınmasıyla kaynak akışı hızlanacak.” dedi.
Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:
Cumhuriyetimizin 100. yıl dönümünde borsamızın 150. yaşını hep birlikte gururla kutluyoruz. 1985 yılında İMKB kuruldu, sonra farklı borsalarımızı tek çatı altında toplamaya karar verdik. VOB ve altın borsalarını 2013 yılında Borsa İstanbul markası altında birleştirdik. Borsamız daha entegre yapıya kavuştu. TVF entegresiyle birlikte BİST’i 2017 yılında TVF’ye dahil ettik. Böylece Borsa İstanbul’un yapısal dönüşüm süreci tamamlanmış oldu. 1.5 asırdır ülkemizin kalkınması, büyümesi için çaba harcayan borsamızın tüm mensuplarını şükranla yad ediyorum. BİST bünyesinde işlem gören şirketlerimizi de Türk ekonomisine yaptıkları katkılar için teşekkür ediyorum.
Borsamız 150 yıllık köklü tarihiyle 1.5 asırdaki inişli çıkışlı yolculuğunun şahitleri arasında yer alıyor. BİST’i Cumhuriyetimizin değil, küresel sistemin canlı tanıklarından biri olarak değerlendiriyoruz. Esasen milletimizin ekonomi ve finans alanındaki iz düşümlerinizi görebiliyoruz.
“OSMANLI’DAN MİRAS KALDI AMA GÖREVİNİ YAPAMADI”
Finans kapitalin 19. yüzyılın ortalarından itibaren sadece ekonomik getiri gayesiyle değil bundan daha ziyade kontrol peşinde konuştuğunun sayısız örneğiyle karşılaşıyoruz. Bu dönemde Galata’da Türkler kaybeder, levantenler kazanır algısı topluma genel kabul gören algı olarak yerleşmiştir. Her ne kadar borsamız bize Osmanlı’dan miras kalsa da uzun yıllar asli görevini yerine getirememiştir. Borsada yatırım yapmak yerine insanımızın günlük lisanına sirayet eden borsada oynama bunun yansımasıydı. Son olarak bunu 14-28 Mayıs seçimleri arefesinde bir kez daha gördük.
SPK VE BİSTE ÇAĞRI
Muhalefetin cumhurbaşkanı adayı Borsa İstanbul’u yıpratmayı amaçlayan bütüncül kampanya yürütüldü. Battık, bittik senaryolarıyla yatırımcı korkutuldu. Halbuki başta kıta Avrupası olmak üzere gelişmiş, kalkınmış ülkelerde farklı tablo söz konusudur. Buralarda ne siyasetçiler ülkenin sermaye piyasasını kötüleyerek seçim kazanma hayali kurar ne de sistem böyle bir manipülasyona izin verir. Daha kararlı duruş sergilememiz gerekiyor. İster siyasetçi ister ekonomist. Sermaye piyasalarını manipüle etmeye çalışan tamahkarlara meydanı boş bırakamayız. Gerek SPK, gerek BİST’ten bu konuda daha fazla hassasiyet göstermesini istiyoruz.
“TÜRKİYE’NİN FİNANS MERKEZİ KONUMU GÜÇLENDİ”
İktidarımız döneminde finansal serbestiyet, serbest kambiyo rejimi ve küresel ekonomiyle entegrasyon temel prensibimiz oldu. 2002 yılından bu yana borsamızı gazino kapitalizminin cenderesinden kurtarmayı başardık. Yatırım, üretim, istihdam planlama ve ihracata dayalı ekonomik atılımları sürdürürken ekonomi ve finans sistemimizde birçok düzenleme yaptık.Sermaye piyasamız ve borsamız köklü dönüşüm geçirdi. İFM’nin hizmete girmesiyle birlikte Türkiye’nin finans alanındaki merkezi konumu daha da güçlendi.
“255 MİLYAR DOLARLIK ULUSLARARASI YATIRIM GELDİ”
Son yıllarda Türk borsasına yönelik teveccühün içeride ve dışarıda giderek arttığını müşahede ediyoruz. Türkiye borsa üzerinden yabancı sermaye çekmeyi yani ekonomik büyümesine finansman temin etmeyi sürdürüyoruz. Tüm dünyada risk iştahının düştüğü dönemde uyguladığımız mali programın sonucu olarak Türkiye çekim merkezi vasfını koruyor. 21 yılda 255 milyar dolardan fazla uluslararası yatırım çekmiş ülke olarak önümüzdeki dönemde sermaye piyasalarımızın daha da derinleşmesine ağırlık vereceğiz. Katılım finans ve İslami yatırım araçları konusunda çok ciddi potansiyel olduğu anlaşılıyor. Vatandaşın gönül huzuruyla birikimlerini değerlendireceği iklimi tesis etmekte kararlıyız.
ENFLASYON MESAJI
Enflasyondaki artışın kontrol altına alınmasıyla birlikte ülkemize yönelik kaynak akışının hızlanacağına inanıyoruz. Risk primindeki gerileme, sermaye piyasalarımızda da hissedilecektir. Enflasyondaki dengelenmeye bağlı olarak borsanın derinliği artacak. Yeni, özgün ve çığır açan projelerle BİST’in Türkiye Yüzyılı vizyonumuza omuz verdiğini görmekten memnuniyet duyuyorum.
]]>ANKARA VE GORDİON ANTİK KENT UNESCO DÜNYA MİRAS LİSTESİ’NDE
Anadolu topraklarının medeniyet mirasını korumanın sorumlulukları olduğunu ifade eden Ersoy, “Bu hususta yürüttüğümüz çalışmalarla ülkemize yine ilkleri yaşattık. Hem Ankara hem de Gordion Antik Kenti ilk kez UNESCO Dünya Miras Listesi’ne girmiş oldu, hem de camiler bağlamında dünyanın ilk seri varlığı olarak ‘Anadolu’nun Ortaçağ Dönemi Ahşap Hipostil Camileri’ Dünya Miras Listesi’ndeki yerini aldı. Yine yürüttüğümüz etkin çalışmalar neticesinde ülkemiz üçüncü kez Dünya Miras Komitesi üyeliğine seçilme başarısını göstermiştir. Böylece Türkiye, Dünya Miras Listesi adaylıkları ile ilgili karar alma sürecinde Komite’nin diğer üyeleri ile birlikte 4 yıl boyunca söz sahibi olacaktır” diye konuştu.
Bakan Ersoy, kazı çalışmalarını, ayırdıkları büyük bütçelerle desteklediklerini belirterek, “Bu benzersiz başarı böyle yakalandı. Ve neticede hem ‘Kazıların Yıl Boyuna Yayılması Projesi’nde hem de bütçe ve lojistikte geldiğimiz nokta, ‘Geleceğe Miras’ projesini gerçekleştirmek için hazır olduğumuzu bizlere gösterdi. Bu projeyle, son 60 yılda Türkiye’de arkeolojiyle ilgili yapılanlara eş değer işi önümüzdeki 4 yılda tamamlamayı hedefliyoruz. Bu, yürütülen çalışmalarda yılbaşına 15 katlık artış demektir” açıklamasında bulundu.
“KAZI ÇALIŞMALARI TARİHİMİZDE İLK KEZ TÜRK BİLİM İNSANLARININ BAŞKANLIĞINDA YÜRÜTÜLECEK”
Efes ve Hierapolis’in yanı sıra Bergama, Afrodisias, Sardes, Sagalassos, Hattuşa gibi çalışmaların yabancı bilim heyetleri tarafından yürütüldüğü 18 kazı alanında ‘Geleceğe Miras’ projesi çalışması başlatacaklarını dile getiren Bakan Ersoy, “Söz konusu proje kapsamında yakaladığımız bir büyük başarıyı da bu kürsüden tarihe not düşmek isterim. ‘Geleceğe Miras’ın ikinci aşamasında, yabancı heyetler tarafından yürütülen kazı çalışmalarımızı da projeye dahil ettik. Şimdi bu kazılarda koordinasyonu sağlamak üzere Türk bilim insanlarından birer ‘koordinatör kazı başkanı’ atayarak çalışmalarımızın ivmesini artıracağız. Yaklaşık 160 yıl önce yabancı heyetlerin liderliğinde başlayan kazı çalışmalarının tamamı, tarihimizde ilk kez Türk bilim insanlarının başkanlığı ve koordinatörlüğü altında yürütülecektir. Bu, Türk arkeoloji tarihinin dönüm noktasıdır. İnşallah bundan sonra da bu toprakların medeniyet mirasına onun varisi olan bizler sahip çıkacağız” dedi.
‘2028 HEDEFİMİZ OLAN 100 MİLYAR DOLARA EMİN ADIMLARLA İLERLEMEKTEYİZ’
Bakan Ersoy, “2022’de bir önceki yıla göre yüzde 71 artış sağlayarak, toplamda 51,4 milyon ziyaretçi ağırlamıştık. 2023 yılı ocak- kasım döneminde ise toplam 52,7 milyon ziyaretçi seviyesine ulaştık. Turizm gelirlerimizi de artırmayı sürdürüyoruz. İlk 9 ayda yakaladığımız 42 milyar dolarlık turizm gelirlerimiz de Orta Vadeli Plan hedefimiz olan 55,6 milyar dolar ile uyumlu şekilde gitmektedir. 2028 hedefimiz olan 100 milyar dolara, devlet ve sektör omuz omuza vererek, emin adımlarla ilerlemekteyiz” diye konuştu.
Müzecilikte ‘Müze Ulusal Envanter Sistemi’ dönemi başladığını söyleyen Bakan Ersoy, “Geliştirdiğimiz ve UNESCO tarafından da diğer ülkelere örnek gösterilen bu proje ile artık eserlerin belgelenmesi ve takibi dijital ortamda yürütülebilmektedir. Halihazırda 735 bin eser sisteme dahil edilmiş olup, 4 yıl içinde eserlerimizin tamamını dijital ortama aktarmış olacağız. Bir diğer teknolojik devrimi de ‘Tarihi Eserlerin Güvenliği İçin Kimliklendirme Projesi’ ile gerçekleştirdik. Müzelerimizin teşhirinde bulunan eserlerin yüzde 82’si için kimliklendirme yapılmıştır. 5 yıl içerisinde bütün eserlerimiz için bu süreç tamamlanmış olacak” ifadelerini kullandı.
“YURT DIŞINDAN GETİRİLEN TOPLAM ESER SAYISINI DA 12 BİN 119”
Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde ‘Kaçakçılıkla Mücadele Daire Başkanlığı’ kurulduğunu hatırlatan Bakan Ersoy, 12 ülke ile kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadele alanında ikili anlaşma imzaladıklarını belirtip, bu çalışmalar neticesinde 2023 yılında toplam 3 bin 59 eserin yurt dışından ait Türkiye’ye getirildiğini sözlerine ekledi. Bakan Ersoy, 2002- 2023 yılları arasında yurt dışından getirilen toplam eser sayısının da 12 bin 119 olduğunu açıkladı.
]]>