4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada tutuksuz sanıklar şantiye şefleri Murat Kaş (39), Halil İbrahim Us (34), tutuklu yapı denetim şirketi sahibi Halil Yıldız (55) ile ölenlerin yakınları ve taraf avukatları salonda hazır bulundu. Müteahhit Hasan Çam (53) ile statik proje ve uygulama denetim görevlisi Yavuz Kaygısız (55), duruşmaya tutuklu bulundukları cezaevlerinden, tutuksuz yapı denetim şirketi kontrol elemanı Melike Yıldız (33) ise yaşadığı şehirdeki adliyeden SEGBİS ile katıldı.

“KAROTLAR BİLİRKİŞİLİK KILAVUZUNA GÖRE ALINMAMIŞ”
Duruşmada ilk savunmasını yapan yapı denetim şirketi sahibi Halil Yıldız oldu. Suçlamaları kabul etmeyen Yıldız, karot örneklerin yönetmeliklere uygun alınmadığını öne sürerek, “Karot örneği alan bilirkişilerin duruşmada dinlenmesini talep ediyorum. Çünkü karotlar bilirkişilik kılavuzuna göre alınmamış. Daha az hasar görmüş 2 bodrum kat varken özellikle hasar görmüş, iş makinelerinin çalışmalar sırasında bir taraftan alıp diğer tarafa attığı yerlerden karot alınmış. Ben kasıt arıyorum. Ayrıca bizler yapı denetim olarak her kontrolümüzü belediyenin onayına sunarız ve onlar da gelip inceleyerek onaylar. Onay mercileri belediyelerdir, tahliyemi talep ediyorum” dedi.

“TUTUKLU OLMAMIN HİÇ KİMSEYE FAYDASI YOKTUR”
Sitenin müteahhidi ve zemin kattaki marketin de sahibi olan Hasan Çam da suçlamaları reddederek tahliyesini talep etti. İnşattan anlamadığını, ilkokul mezunu olduğunu belirten Çam, kendisini şöyle savundu:
“Benim mesleğim gıda marketçiliği, inşaatın ‘i’sinden anlamam, ilkokul mezunuyum. Ben inşaatı, işi bilen mimar, mühendis ve yapı denetim firmalarına verdim. Hasan Çam olarak sadece binanın finansörlüğünü yaptım. Maddi, manevi çok büyük kayıplarım oldu. Sahibi olduğum marketlerde yüzlerce çalışanım var. Tutuklu olmamın hiç kimseye faydası yoktur. Yargılama elbette devam edecek ve tutuksuz yargılanmak istiyorum. Kaçma şüphem yok, işimin başında olmak zorundayım. 17 aydır tutukluyum ve mağduriyetim had safhaya geldi. Tahliyemi talep ediyorum.”
Diğer sanıklar da suçlamaları reddedip, önceki duruşmalarda verdikleri savunmalarını yinelediklerini söyledi.
Mahkeme heyeti, geçen duruşma alınan kararla yeni rapor için bilirkişiye gönderilen dosya gelmediği için tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verip duruşmayı 27 Eylül’e erteledi.

“BİZİM TEK DERDİMİZ ADALET, ADALETTEN BAŞKA BİR BEKLENTİMİZ YOK”
Yıkılan apartmanda annesi, babası, kardeşi ve dedesini kaybeden Tuba Erdemoğlu, adliye önünde adalet nöbeti tuttuklarını belirterek adaletin yerini bulmasını istediklerini söyledi.
Depremin üzerinden 17 ay geçmesine rağmen adalet arayışı içinde olduklarını ve acılarını yaşayamadıklarını ifade eden Erdemoğlu, şöyle devam etti:
“Biz artık suçluların hak ettiği cezayı almasını ve bir an önce yargılanmasını, cezalarını almasını istiyoruz. Bizim tek derdimiz adalet, adaletten başka bir beklentimiz yok. 17 ay geçmesine rağmen Sait Bey Sitesi davasında tek bir kamu personeli hala yargılanmıyor. Biz bunu kabul etmiyoruz. İçişleri Bakanlığı’ndan gerekli izinlerin bir an önce çıkmasını, soruşturmalara dahil edilmesini istiyoruz. Ben depremde ailemden 4 kişiyi kaybettim, beton yığınlarının arasından alıp toprağa verdim fakat suçlular hak ettikleri cezaları almıyorlar, taksirle yargılanıyorlar. Bizim davamız taksirle görülecek bir dava değil, Said Bey Sitesi olası kasta görülecek bir dava. Olayda ihmali olan kamu personellerinin bir an önce dosyaya dahil edilmesini istiyoruz.”


CHP’Lİ BELEDİYE BAŞKANI KOCAGÖZ TAHLİYE EDİLDİ
Duruşmayı takip etmek için CHP milletvekilleri ve belediye başkanlarının aralarında bulunduğu partililer de salonda yer aldı.
Sanıkların ve avukatlarının dinlenmesinin ardından Cumhuriyet savcısı, mütalaasında Mesut Kocagöz ve diğer 4 sanığın tutukluluk hallerinin devam etmesini istedi. Savcı ayrıca tutuksuz sanıklardan tekniker Suphi K’nin de tutuklanmasını talep etti.
Verilen aranın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, Kocagöz’ün yurt dışına çıkış yasağı ve adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına karar verdi. Heyet, diğer tutuklu sanıklar Ahmet Buğra S, Serkan Y, Serdar T. ve Okan E’nin tutukluluk halinin devamına, tutuksuz sanık Suphi K’nin ise tutuklanmasına karar verdi.
Duruşma, dosyadaki eksikliklerin giderilmesi için 7 Ağustos’a ertelendi.

‘TAHLİYE KARARINI MEMNUNİYETLE KARŞILIYORUZ’
Kararın ardından Antalya Adliyesinin önünde gazetecilere açıklama yapan CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek, Kocagöz’ün cezaevindeki işlemlerin ardından Kepez Belediyesinde vatandaşlarla bir araya geleceğini belirtti.
Kocagöz’ün 12 Nisan’da meydana gelen kazanın ardından uzun süre tutuklu kaldığını hatırlatan Zeybek, “Geç de olsa mahkemenin bugün kendisi lehine vermiş olduğu tahliye kararı da Kepez halkına yapacağı hizmetler için bir başlangıç olmuştur. Kendisi sağlık sorunları nedeniyle de ciddi biçimde kilo kaybetmiştir. Mahkemenin Mesut başkanın lehine verdiği tahliye kararını memnuniyetle karşılıyoruz.” diye konuştu.
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek ise uzun bir süredir adaletin tecelli etmesini beklediklerini ve bugün bu mutlu anı yaşadıklarını söyledi.
CHP İl Başkanı Nail Kamacı da Mesut Kocagöz’ü Kepez Belediyesi önünde karşılayacaklarını ifade ederek, kendisinin ikinci kez makamına oturacağını kaydetti.
NE OLMUŞTU?
Konyaaltı ilçesinin Sarısu mevkisindeki teleferik tesisinde 12 Nisan’da meydana gelen kazada parçalanan kabinden düşen 1 kişi hayatını kaybetmiş, aynı kabindeki 2’si çocuk 7 kişi yaralanmıştı. Diğer kabinlerden tahliye edilen 11 kişi de kontrol amaçlı hastaneye kaldırılmıştı.

Sistemin durması nedeniyle havada asılı kalan 24 kabindeki 174 kişi ise AFAD’ın koordinasyonunda yaklaşık 22,5 saat süren çalışmaların sonunda kurtarılmıştı.
Kazaya ilişkin gözaltına alınan 14 şüpheliden eski ANET Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü olan Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz ile Ahmet Buğra S, Serkan Y, Serdar T. ve Okan E. tutuklanmıştı. Diğer 8 şüpheli adli kontrol şartıyla, R.T. ise savcılık tarafından serbest bırakılmıştı.
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı, kazaya ilişkin hazırladığı iddianamede, aralarında Kocagöz’ün de bulunduğu 5’i tutuklu 12 sanığın, “taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma” ve “trafik güvenliğini taksirle tehlikeye sokma” suçlarından 27’şer yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edilmişti.

Öte yandan kazaya ilişkin İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişlerince ihmalleri görülerek soruşturma izni verilen 19 büyükşehir belediye çalışanı hakkında, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca çalışma başlatılmıştı.
İLK KARAR AÇIKLANDI
Mahkeme, Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk‘e silahlı terör örgütü üyeliğinden 10 yıl hapis cezası verdi.
İşte alınan diğer kararlar;
Alp Altınörs, devletin birliği ve bütünlüğünü bozma suçuna yardımdan 18 yıl, suç işlemeye tahrik suçundan ise 4 yıl 6 ay hapse mahkum edildi
Ali Ürküt’e devletin birliğini bozma suçuna yardım suçundan 13 yıl 4 ay, suç işlemeye tahrik suçundan da 3 yıl 9 ay hapis cezası verildi.
Altan Tan‘ın devletin birliği ve bütünlüğünü bozma ile terör örgütü kurma suçundan beraatine karar verildi. Tan, hakkındaki diğer suçlamalardan da beraat etti.
Ayhan Bilgen hakkında devletin birliği ve bütünlüğünü bozma ile terör örgütü üyeliğinden ayrı ayrı beraatına karar verildi.
Ayla Akat hakkında devletin birliği ve bütünlüğünü bozma suçundan beraat, terör örgütü üyeliğinden ise9 yıl 9 ay hapiscezası verildi. Akat’ın tutuklulukta geçirdiği süre göz önüne alınarak tahliyesine karar verildi.
Aynur Aşan hakkında örgüt üyeliğinden 9 yıl 9 ay hapis cezasına karar verildi. Yurt dışına kaçarken yakalanmış olması nedeniyle tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Aysel Tuğluk hakkında devletin birliği ve bütünlüğünü bozma suçundan beraatına karar verildi.
Ayşe Yağcı hakkında devletin birliği ve bütünlüğünü bozma suçundan beraat, örgüt üyeliğinden 9 yıl hapis cezasına karar verildi. Yağcı’nın, tutuklulukta geçirdiği süre göz önüne alınarak tahliyesine hükmedildi.
Berfin Özge Köse‘nin tüm suçlardan beraatına karar verildi.
Bircan Yorulmaz‘ın devletin birliği ve bütünlüğünü bozma suçundan beraatına karar verildi.
Bülent Parmaksız hakkında devletin birliği ve bütünlüğünü bozma suçuna yardımdan 16 yıl hapis, suç işlemeye tahrik suçundan ise 4 yıl 6 ay hapis cezası verilmesine hükmedildi. Parmaksız’ın tutukluluk halinin devamına karar verildi.
Can Memiş hakkında devletin birliği ve bütünlüğünü bozma suçundan beraatına karar verildi.
Cihan Erdal hakkında devletin birliği ve bütünlüğünü bozma suçundan 16 yıl, suç işlemeye tahrik suçundan ise 4 yıl 6 ay hapis cezası kararı verildi.
Dilek Yağlı hakkında devletin birliği ve bütünlüğünü bozma suçundan 16 yıl, suç işlemeye tahrik suçundan 4 yıl 6 ay hapsine ve tutukluluk halinin devamına karar verildi.
DAVANIN GEÇMİŞİ
İddianameye göre, Suriye’deki iç savaş nedeniyle terör örgütü DAEŞ’in Kobani’ye (Ayn el-Arap) saldırması üzerine Ekim 2014’te HDP yönetimi ile terör örgütü PKK elebaşları sokağa çıkma çağrısında bulundu.
Bunun üzerine aralarında İstanbul, Ankara, Bursa ve Diyarbakır’ın da olduğu 35 il ve 96 ilçede yasa dışı gösteriler başlatıldı, kolluk güçlerinin yanı sıra siviller de hedef alındı.
37 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRDİ, 761 KİŞİ YARALANDI
Olaylarda 37 kişi hayatını kaybetti, 761 kişi yaralandı, 197 okul yakıldı, 269 kamu binası tahrip edildi, 1731 ev ve iş yeri yağmalandı, 1230 araç kullanılamaz hale getirildi.
Olayların “azmettiricisi” olmakla suçlanan eski HDP eş genel başkanlar Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile terör örgütü PKK’nın sözde üst düzey yöneticilerinin de aralarında olduğu 108 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis ve süreli hapis cezaları istendi.
DEMİRTAŞ VE YÜKSEKDAĞ’A 7’ŞER KEZ AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET HAPİS TALEBİ
İddianamenin kabulünden sonra davanın ilk duruşması, Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 26 Nisan 2021’de Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’ndeki salonda görüldü.
]]>Hakkında bulunan suçlamaları kabul etmeyen tutuklu sanık Mustafa Koç, operasyonların yapıldığı tarihte kendi rızasıyla teslim olduğunu ifade etti.
“BORA KAPLAN’I MEDYADAN TANIYORUM”
2018 yılında “Süvari Kahvesi” adlı mekanda bar sorumlusu olarak çalışmaya başladığını anlatan sanık Koç, “Fethi Koyuncu isimli kişi bizim mekanımızda vale eksiği olduğu zaman sadece vale gönderirdi, oradan tanıyorum. Ayrıca Bora Kaplan adlı kişiyi tanımıyorum, sadece medyadan biliyorum. Kaplan’la sadece nezarethane ve duruşma salonunda yan yana geldim. Herhangi bir örgüte üye olmak veya faaliyette bulunmak gibi bir girişimim olmamıştır. Gereğini size bırakıyorum” diye konuştu.
“BORA KAPLAN’DAN SUÇ TEŞKİL EDECEK EMİR ALMADIM”
Suç örgütüne üye olmadığını iddia eden tutuklu sanık Mümin Ali Beldek, “Suç örgütüne üye değilim. 15 yıldır gece alemin de çalışmaktayım. Bu sebepten dolayı mekana gelen müşterilerle illaki samimi olmuşumdur. Bora Kaplan ile de bu şekilde tanıştım. Filistin Caddesi’nde boş bir dükkan vardı. Bora Kaplan’la konuşup burayı “Makyaj” adında gece kulübü yapalım dedik, kendisi de olumlu yaklaştı. 8 senedir de İzmir Çeşme’de çalışıyorum. Bora Kaplan’dan suç teşkil edecek bir emir almadım” ifadelerine yer verdi.
“DİŞLERİ SÖKÜLMÜŞ BİR ŞAHISLA KONUŞSAM MUHAKKAK HATIRLARIM”
Çankaya İlçe Emniyet Müdürü tutuksuz sanık Necdet A.Ç., Organize Şube Ekipleri tarafından gözaltına alındığında konuyla ilgili hiçbir şey hatırlamadığını söyledi. Konunun anlatılması üzerine hatırladığını iddia eden Necdet A.Ç., “Olay günü, komiserlerden birisi gelip bana bir şahsın geldiğini, şahsın dayak yediğini ve hürriyetinden yoksun bırakıldığını ancak çelişkili ifadeler verdiğini söyledi. Bu konuyla ilgili Gasp Büroya ulaşamadıklarını söyledi. Gasp Büro amirini aradım, kendisine durumu söylediğimde, ‘Konuyu ben zaten biliyorum. Siz şahsı gönderin, bende iki güne Esat karakoluna gönderiyorum’ dedi. Şahsı Esat karakoluna gönderdik. Bir gün sonraysa konuyla ilgili ne olduğunu merak ettiğim için komiserlerden bir tanesiyle görüştüm. Komiser bana, ‘Şahıs susma hakkını kullanmak istedi’ dedi. Ben de nasıl böyle bir şey olabilir diye tekrar şahsa ulaşmaya çalışalım dedim. Şahısla konuştuğumu hatırlamıyorum. Çünkü karşımda böyle eziyet görmüş iki gün hürriyetinden yoksun bırakılmış vahşice dişleri sökülmüş bir şahısla konuşsam muhakkak hatırlarım” diyerek savunmasını noktaladı.
“BENİM ARABAMA BOMBA ATSANIZ DAHİ İŞLEMEZ”
Mahkeme başkanının, Bora Kaplan’a ‘Esenboğa Havalimanında yakalandığı beyaz renkli SUV aracın neden zıhlıydı?’ sorusuna sanık Kaplan, “Biz ticaret yapıyoruz, para taşıyoruz. Duyuyoruz haberlerde. Adamı çevirmişler onu gasp etmişler, öldürmüşler. Bizim çalışanlarımızın başına da böyle bir iş gelmesin diye bankadan para çekilirken de bu aracı kullanıyorduk. Zırhlı araç olduğu için dışarıdan saldırı olmaz. Ayrıca benim silaha ihtiyacım yoktur. Neden? Benim arabama bomba atsanız dahi işlemez. Suç işlemek amaçlı değil bu araç. Tamamen kendimi savunma amaçlı” dedi.
Sanık beyanlarının ardından ara kararını açıklayan mahkeme başkanı, tutuklu sanıkların mevcut hallerinin devamına, tutuksuz sanıkların adli kontrol tedbirlerimin devamına hükmetti. Duruşma, 22 Nisan Pazartesi gününe ertelendi.
‘İSRAİL HAPİSHANELERİ ABD’NİN GUANTANAMO HAPİSHANESİNE BENZİYOR’
“Filistin’de Gazze’deki savaşa paralel bir savaş var. İsrail işgali, cezaevlerindeki Filistinli tutukluları hedef aldı. Şu ana kadar 8 tutuklu şehit oldu. 7 Ekim’den bu yana her gün maruz kaldıkları ağır dayaklar sonucu morluklar ve kırıkları olan yüzlerce mahkum var. İsrail hapishanelerinin ABD’nin Guantanamo hapishanesine benzediğine ilişkin yorumlara tamamen katılıyorum. İsrail hapishanelerindeki Filistinlilerin çoğu, istismar, işkence ve uluslararası hukukla güvence altına alınan temel haklardan yoksun bırakılarak çok zor koşullarda yaşıyor.”

‘FİLİSTİNLİLERİ İNSAN OLARAK GÖRMÜYORLAR’
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın, “İnsansı hayvanlarla savaşıyoruz” cümlesini hatırlatan Abbasi, “Hele bir de bu Filistinli, İsrail hapishanelerinde tam kontrol altındaysa, durumu siz hayal edin. Bugün İsrail hapishanelerinde 10 binden fazla Filistinli tutsaktan bahsediyoruz. Sayıları binlerce olan Gazze’deki tutsaklar hakkındaysa hala kimse bir şey bilmiyor.” görüşünü aktardı.
AKLA GELEBİLECEK EN KÖTÜ İŞKENCELER İSRAİL HAPİSHANELERİNDE MEVCUT
Abbasi, 2 Nisan 2023’te tutuklandığından ve 29 Kasım 2023’te de serbest bırakıldığından bahsederek, İsrail hapishanelerinde tutuklu kaldığı yaklaşık 8 aylık döneme ilişkin şunları kaydetti:
“İlk olarak Kudüs’teki Moskobiyye hapishanesinde üç ay sorgulandım. Üç ay boyunca ailemden tek bir haber alamadım, üstelik bu süreçte annem vefat etti. Sonra Güney Filistin’deki Nafha hapishanesine transfer oldum, burada ömür boyu hapis cezasına çarptırılan tutsaklarla tanıştım. Gazze’ye yönelik savaşın başında vahşi şekilde Nakab hapishanesine transferler oldu. Nakab’ta tüm kıyafetlerimizin çıkarılmasına kadar her türlü kötü muameleye maruz kaldık. Güneşi görmemizi yasakladılar, günde üç kez dövülüyorduk. Günde bir öğün yemek yiyorduk ve yaklaşık 12 tutsak tek bir odada kalıyorduk. Namaz kılmamız engellendi, Kuran-ı Kerim’i yırtıp tuvalete koydular, duvarlara uygunsuz sloganlar yazdılar. Filistinli tutuklulara karşı cinsel tacizler de var. Durum hala bu şekilde, ben serbest bırakıldım ama arkamda on binden fazla tutuklu bıraktım.”

‘AZMİ KIRMAK İSTİYORLAR…’
İsrail’in insanlık dışı uygulamalarının çoğunun Nakab hapishanesinde olduğunu ve buranın işgali altındaki en zor hapishaneler arasında yer aldığını belirten Abbasi, “Azimlerini kırmak istiyorlar, serbest bırakıldıklarında işgale karşı herhangi bir direniş eyleminde bulunamasınlar diye.” ifadesini kullandı.
‘… BU İŞKENCELER BİZİ ETKİLEMİYOR’
“Bu işkenceler bizi etkilemiyor, biz hapishanelerde daha fazla yüceliyoruz. İsrail hapishanelerinde savaş suçlarına varan zorluklara rağmen tutukluların moralinin yüksek olduğu görüyoruz. Zorluklara ve umutsuzluklara rağmen Allah’ın kullarıyla olduğuna, bu kapalı kapının açılacağına ve tüm tutukluların ailelerine, ülkelerine, sevdiklerine geri döneceklerine inanıyorum.”

‘1948’DE İŞGAL BAŞLADI’
İsrail güçlerinin, Filistinlilere işkence yapmak ve eziyet etmek için sebebe veya bahaneye ihtiyaç duymadıklarına vurgu yapan Abbasi, sorunun 7 Ekim’de değil, 75 yıl önce 1948’de işgalle başladığını dile getirdi.
‘ULUSLARARASI HUKUKLA ÇİFTE STANDART UYGULANIYOR’
Uluslararası hukuk ya da insan haklarını uygulamada çifte standart olduğunu aktaran Abbasi, sözlerini “Filistin’de yaşayan biri olarak uluslararası hukuku veya Batı’nın bize karşı tutumunu hesaba katmıyoruz, karşılaştırmıyoruz, yaşamımızın bir parçası haline getirmiyoruz çünkü burada çifte standart uygulanıyor.” şeklinde tamamladı.