Ülkenin büyümesi için milletin huzurunu çekemeyenlere karşı yıllarca hem içeride hem dışarıda mücadele ettiklerini, 10 gün sonra AK Parti’nin 23. yıl dönümünü kutlayacaklarını belirten Dağ, “Bu sene hem illerde program icra edeceğiz hem de genel merkezde yeni yaptığımız konferans salonunda. Cumhurbaşkanımız, bugüne kadar görev yapmış bütün bakanlarımız, milletvekillerimiz, MYK üyelerimiz, kurucularımızın katılacağı organizasyonla gerçekleştireceğiz. Temamız, ‘Umudun, Geleceği ve İcraatın Adı AK Parti’ şeklinde olacaktır.” ifadelerini kullandı.
“Son seçimlerde birileri alınan neticeden kendilerine büyük paye çıkarıyor olsa da biz biliyoruz ki, bizim milletle gönül bağımız aynen devam etmektedir.” diyen Dağ, bu ülkede iş, icraat, hizmet, eser dendiğinde akla gelen partinin AK Parti olduğunu, milletin 4 yıl daha bu ülkeyi AK Parti’ye, Cumhur İttifakı’na emanet ettiğini vurguladı.

“HERKES BİLİYOR Kİ, BU COĞRAFYA HASSAS BİR COĞRAFYA”
Bir süredir çevre coğrafyada zor dönemler yaşadıklarına değinen Dağ, “Zor süreçten geçiyoruz. Baktığımızda ‘istikrar adası’ diye ifade edebileceğimiz Anadolu coğrafyası, Türkiye coğrafyası, huzur bozulmasının dışında kalan coğrafya. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği ve AK Parti’nin kesintisiz tek başına iktidar olmasının bunda çok büyük etkisi var. Sadece son 1 yılda yaşadığımız değil, Arap Baharı denilen süreçten hatta İkinci Körfez Savaşı’ndan itibaren coğrafyaya baktığımızda istikrarsızlık, savaş ortamı, terörize edilen ortam olduğunu görüyoruz. Suriye’de yıllarca yaşandı.” değerlendirmesinde bulundu.
Dağ, Irak’ta birkaç yıldır istikrar süreci yaşandığına işaret ederek, şöyle devam etti:
“İran sürekli istikrarsızlık içinde. Son birkaç yıldır, özellikle pandemi sonrasında Rusya-Ukrayna Savaşı’nın devreye girmesi, öncesinde Gürcistan’da yaşanan hadiseler, şimdi de Gazze’de yaşadıklarımız. Herkes biliyor ki, bu coğrafya hassas, önemli coğrafya. Bu coğrafya herkes için, her ülke için kıymetli coğrafya. Dünyadaki bütün güçler kendi güçlerini gösterme gereğini bu coğrafya üzerinden yapıyor.
Tarihsel birikimimiz, bizim bu coğrafyaya ne kadar kıymet verdiğimizi, bu coğrafyada yapacağımız hamlelerde tarihsel kimliğimize uygun şekilde oradan aldığımız referansla hareket ettiğimizi gösteren en önemli hususlardır. Tarihsel kimliğimizde bu coğrafyanın birçok bölgesine hakim iken ortaya çıkarılan savaşlarla hakimiyetimizin nasıl giderildiğini, hangi oyunlarla yapıldığını gayet iyi biliriz.”

Gazze’de yaşananlara ve buna bağlı son 1 haftadaki gelişmelere bakıldığında birilerinin işi nereye doğru götürmek istediğini gayet iyi bildiklerini ifade eden Dağ, şunları kaydetti:
“Hepimizi derinden üzen İran’da İsmail Heniyye’nin suikast sonucu şehit edilmesi olayı gerçekten tarihte not edilecek, sadece not edilmeyle kalmayıp tarihi anlamda konuşulacak bir süreç. Onun da ötesinde bölgedeki istikrarı tesis etmek isteyenlere karşı, çok net ifadesiyle, istikrarsızlık isteyenlerin tam arzuladığı nokta. Aynı zamanda da herkesin duruşunu gösteren bir husustur. Siz özgürlükten tarafta mısınız, mağdurdan tarafta mısınız, mazlumdan tarafta mısınız? diye, tarihin bu sürecinde duruşunuzu net şekilde gösteren husustur. Hem Gazze olayı başladığından bu yana hem de son olayda parti olarak da şu anda ülkeyi yöneten iktidar olarak da duruşumuz çok açık ve nettir. Mazlumdan taraf olduk, mağdurdan taraf olduk. Hamas’a da İsmail Heniyye’ye de amasız şekilde destek verdik.”

GAZZE KONUSUNDA MUHALEFETE ELEŞTİRİ
Muhalefetin Gazze konusundaki açıklamalarına eleştiriler getiren Dağ, “Ülkemizdeki muhalefete baktığımızda ne yazık ki, amasız bile değil, bugün orada 10 binlerce çocuğun ölüm fermanını imzalayan, bunun talimatını veren ve 57 defa Amerikan Kongresi’nde ayakta alkışlayanları cesaretlendiren, Türkiye’de muhalefette de olsa siyasetçilerin olması tam bir yüz karasıdır. Gelecek hedefleri için, ‘aman abilerimiz bize bir şey söylemesin’ diye onlara şirin gözükmek için ya da onların piyonluğunu yapmak için zalimleri cesaretlendirecek açıklamaların tamamı, açıkçası bu ülkenin, bu toprakların hassasiyetine bigane olunduğunun en büyük göstergesidir.” şeklinde konuştu.

Dağ, genel başkanından belediye başkanına bu konudaki duruşlarının net olduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle tamamladı:
“Ama karşı tarafın duruşuna baktığınızda onlar yine ne yazık ki, zalimden yana olmayı tercih etmiş noktadadırlar. Çok kritik süreçler. Bakıyorsunuz bir tarafta LGBT lobisine destek verenler, öbür tarafta çok net şekilde, ‘biz bu ülkenin değerini aile üzerine kurguladık ve aile üzerine kurgulamaya devam edeceğiz’ diyen yapı. Onun için daha işimiz çok, daha mücadelemiz çok uzun.”
Basına kapalı süren toplantıya, AK Parti Karabük milletvekilleri Cem Şahin ve Durmuş Ali Keskinkılıç, AK Parti İl Başkanı Ferhat Salt, Yenice Belediye Başkanı Sertaş Karakaş, Eskipazar Belediye Başkanı Serkan Cıva, Ovacık Belediye Başkanı Ahmet Şahin, Yortan Belediye Başkanı Yılmaz Tiryaki, İl Genel Meclis Başkanı Ahmet Sözen ve partililer katıldı.
Konu hakkına konuşan Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Lübnan İş Konseyi Başkanı Abdülkadir Akkuş, , “Lübnan hükümetinin, ülkenin can damarı olan Beyrut Limanı’nı onarmaya devam etmesi, buna öncelik vermesi, aynı zamanda Mersin ve İskenderun limanlarından yola çıkan gemilere her daim yer açması, iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin fazlasıyla büyüyeceğine işaret ediyor.” dedi.
AA muhabirinin, Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta 4 Ağustos 2020’de meydana gelen liman patlamasının yıl dönümü nedeniyle yaptığı derlemeye göre, söz konusu patlama, hem liman altyapısına hem de ülke ekonomisine büyük zarar verdi.
Olay sonrası birçok ticari kuruluş, maddi sıkıntılar nedeniyle faaliyetlerini durdurdu.
Ülkenin deniz yoluyla dünyaya açılan kapısı olan limanda gerçekleşen patlama, Lübnan’ın birçok ülkeyle olduğu gibi Türkiye ile olan ticari ilişkilerini de etkiledi.

PATLAMA TİCARET HACMİNİ YÜZDE 22,5 AZALTTI
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 2019 yılında Türkiye’nin Lübnan’a ihracatı 1 milyar dolar iken, patlamanın meydana geldiği 2020’de bu rakam 812,5 milyon dolara geriledi. Aynı dönemde iki ülke arasındaki ticarette de düşüş yaşandı. Türkiye ve Lübnan arasında 2019’da 1,1 milyar dolar olan dış ticaret hacmi, 2020’de yüzde 22,5 azalarak 837 milyon dolara düştü.
Türkiye’nin 2021 yılında Lübnan’a dış satımı 2020’ye göre yüzde 85 artışla 1 milyar 504 milyon 66 bin 201 dolara çıktı. İki ülkenin ticaret hacmi de 2021’de, 2020’ye göre yüzde 84 yükselişle 1 milyar 541 milyon 862 bin 463 dolar oldu.
Türkiye’den Lübnan’a yapılan ihracatta geçen yıl ise düşüş yaşandı. Buna göre Lübnan’a 2023’te gerçekleştirilen dış satım bir önceki yıla göre yüzde 43,3 azalarak 1,4 milyar dolara geriledi. Lübnan’a 2022’de 2,5 milyar dolarlık ihracat yapılmıştı. Aynı dönemde Lübnan’dan yapılan ithalat 100,2 milyon dolar olarak kayıtlara geçti.
İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2022’de 2,6 milyar dolar olurken, geçen yıl yüzde 41,7 azalışla 1,5 milyar dolara indi.
Bu yılın ilk yarısında Lübnan’a yapılan ihracat 518,7 milyon dolar, ülkeden yapılan ithalat ise 28,9 milyon dolar olurken, ikili ticaret 547,6 milyon dolar olarak hesaplandı.
“LİMAN TÜRKİYE İÇİN DE STRATEJİKTİ”
DEİK Türkiye-Lübnan İş Konseyi Başkanı Abdülkadir Akkuş, konuya ilişkin değerlendirmesinde, Beyrut Limanı’ndaki patlamanın bölgenin ve gemicilik tarihinin seyrini değiştirdiğini söyledi.
Akkuş, patlamanın ardından gemilerin rotalarını değiştirerek farklı liman arayışlarına yöneldiklerini, bu durumun da Lübnan’ın ticaretinin duraklamasına neden olduğunu belirtti.

Beyrut Limanı’nın stratejik konumunun Türkiye’nin ticareti açısından önemine işaret eden Akkuş, “Suriye’de yaşanan iç savaş sebebiyle Mersin ve İskenderun limanlarından yola çıkan gemiler, önce Beyrut Limanı’nda yüklerini indiriyor, ardından boğazlar üzerinden yollarına devam ediyor. Liman, Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün ve Irak gibi komşu ülkelere önemli güzergah oluşturuyor.” dedi.
Limanın patlama öncesinde yılda 1 milyondan fazla konteyner ithal ettiğini bildiren Akkuş, bu sayının 2022’de 500 bin, geçen yıl ise 800 bin olduğunu ifade etti.
Akkuş, patlama sonrası oluşan hasarı ortadan kaldırabilmek için farklı uluslararası şirketlerden gelen onarım teklifleriyle konteyner sayısının yeniden 1 milyonun üzerine çıkarılmasının öngörüldüğünü söyledi.
“İKİ ÜLKE TİCARİ İLİŞKİLERİNİN GELİŞTİRİLMESİNİ HEDEFLİYORUZ”
Türkiye’nin, Lübnan’ın dış ticaretindeki konumunu her daim koruduğuna işaret eden Akkuş, şunları kaydetti:
“Limanda patlamanın yaşanması, başta yakıt ürünleri olmak üzere, altın, mücevherat, ilaçlar ve gıda sektörlerini oluşturan ithalat ve ihracatı sekteye uğratmıştı. Ancak takip eden yıllar içerisinde başlatılan onarım işlemeleri sayesinde durumun geride kaldığı, ticari verilerin yeniden canlandığı görüldü. İki ülke arasındaki dış ticaret hacminin süratle iyileşmeye doğru yönelmesi ve limanın onarılma yolunda ilerlemesi, ticaretin ilerleyen zamanlarda daha da büyüyeceğini gösteriyor. Lübnan hükümetinin, ülkenin can damarı olan Beyrut Limanı’nı onarmaya devam etmesi, buna öncelik vermesi, aynı zamanda Mersin ve İskenderun limanlarından yola çıkan gemilere her daim yer açması, iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin fazlasıyla büyüyeceğine işaret ediyor. Biz de Türkiye-Lübnan İş Konseyi olarak iki ülke arasında ticaret ve yatırım ilişkilerinin geliştirilmesini hedefliyoruz, bu kapsamda iki ülke iş çevrelerini bir araya getiren etkinlikler gerçekleştirmeye devam ediyoruz.”
Ankara’da gerçekleşen takas operasyonu kapsamında ABD’den iki, Almanya, Polonya, Slovenya, Norveç ve Rusya’dan birer uçak olmak üzere 7 uçak ile 26 kişi Türkiye’ye nakledildi.
Operasyon kapsamında ikisi çocuk 10 kişinin Rusya’ya, 13 kişinin Almanya’ya, 3 kişinin de ABD’ye nakli sağlandı.
Operasyonda takas edilenler arasında The Wall Street Journal muhabiri Evan Gershkovich, ABD’li eski Deniz Piyadesi Paul Whela, Almanya vatandaşı paralı asker Rico Krieger, Rus muhalif İlya Yashin, Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) subayı Vadim Krasikov öne çıkıyor.
Operasyon dünya basınında geniş yer bulurken birçok haberde Türkiye’nin oynadığı role dikkat çekildi.
ABD
New York Times (NYT) gazetesi, MİT’in tutuklu takası operasyonunu “Rusya kapsamlı tutuklu takasında Evan Gershkovich’i serbest bıraktı” başlığıyla sayfasına taşıdı. Haberde, Wall Street Journal (WSJ) muhabiri ve diğerlerinin Rusya ile Batı arasında “on yıllardır gerçekleşen en geniş kapsamlı takasla” Türkiye’de serbest bırakıldığı bildirildi.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana Moskova’nın ilk kez “önde gelen muhalifleri” serbest bıraktığı belirtilen haberde, “Anlaşmanın kapsamının Sovyet sonrası dönemde çok az örneği var” ifadesine yer verildi.
Washington Post (WP) gazetesi de Gershkovich’in serbest bırakılmasını ön plana taşıdığı başlığında takas operasyonu “dönüm noktası” olarak nitelendirildi. Haberde 7 ülkenin “Soğuk Savaş’ın zirvesinden bu yana yapılan en büyük tutuklu takasında en az iki düzine kişiyi değiş tokuş” ettiği kaydedildi.
Takasın “tarihteki en karmaşık takaslardan biri” olduğu vurgulanan haberde, bunun ABD-Rusya ilişkilerinin “hiç olmadığı kadar kötü bir savaş döneminde” gerçekleştiği ifade edildi. MİT’in operasyonu iki ülke arasında yapılan önceki takaslarla kıyaslanarak, “Perşembe günkü takas çok daha karmaşıktı çünkü yedi ülkeyi kapsıyordu” denildi.
Wall Street Journal (WSJ) gazetesi ise takas operasyonunu “WSJ muhabiri Evan Gershkovich serbest bırakıldı” başlığıyla duyurdu. “Soğuk Savaş’tan bu yana en büyük Doğu-Batı tutuklu takası” ifadesi kullanılan haberde, 32 yaşındaki gazetecinin serbest bırakılmasının sağlandığı vurgulandı.
CNN, Gershkovich ve Paul Whelan’ın serbest bırakılmasına vurgu yaptığı haberinde MİT’in yönettiği operasyonu “tarihi tutuklu takası” olarak nitelendirdi.
Associated Press’in haberinde ise MİT’in yürüttüğü operasyon, “Sovyet sonrası tarihin en büyük tutuklu takası” olarak duyurularak, bunun Washington-Rusya ilişkilerinin Soğuk Savaş’tan sonra “en düşük noktada” olduğu bir dönemde gerçekleşmesine dikkat çekildi. Haberde, “kapsamı şaşırtıcı” olarak nitelendirilen takasın “yıllar süren gizli görüşmelerin” ardından uygulandığı ifade edildi.
İngiltere
İngiltere’de The Times gazetesi, takas operasyonunun Türkiye’nin başkentinde yapıldığını belirterek, “Takas, geçmişteki takaslarda kilit rol oynayan bir ülkenin başkenti olan Ankara’da gerçekleşti” ifadesine yer verdi.
Haberde, Türkiye’nin 2022’de de Washington ile Moskova arasında tutuklu takası gerçekleştirdiği hatırlatılarak, bunun ABD’de uyuşturucu kaçakçılığı suçlamasıyla hapiste bulunan Rus pilot Konstantin Yaroshenko ile Rusya’da polise saldırı suçlamasıyla hapiste bulunan eski ABD deniz piyadesi Trevor Reed’i kapsadığı aktarıldı.
Sky News haberinde de takas operasyonunun Ankara’da gerçekleştiği vurgulanarak, bu operasyonun, “Soğuk Savaş’tan bu yana yapılan en büyük takas” olduğu ve “bir dizi yüksek profilli ismin serbest bırakıldığına” dikkat çekildi.
BBC’nin haberinde, operasyonun “modern tarihin en büyük ve en sıra dışı tutuklu takaslarından biri olduğu” değerlendirmesine yer verildi. Haberde, “Sadece 24’e varan çok sayıdaki bireysel tahliye açısından değil, aynı zamanda ABD, Rusya, Almanya ve diğer 3 Avrupa ülkesi olmak üzere ülke sayısı açısından da sıra dışı” ifadesi kullanıldı.
İngiliz The Guardian gazetesinin haberinde de Rusya’da tutuklu bulunan çok sayıda yabancı ülke vatandaşı ile Rus siyasilerin serbest bırakılmasını içeren “büyük takasın” Ankara’da gerçekleştiği kaydedildi.
İsviçre
İsviçre kamu yayın kuruluşu RSI haberinde, takasın MİT’in koordinesinde Ankara’da yapıldığına yer verdi.
Ülkede Almanca yayın yapan SRF Televizyonu da MİT’in koordinasyonuyla gerçekleşen operasyonda toplam 7 ülkeden 26 kişinin takas edildiği bildirildi. Haberde, operasyona 7 uçağın katıldığı da yer aldı.
Almanca yayın yapan Tages-Anzeiger gazetesi ise Türkiye’de Rusya, ABD, Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri arasında büyük bir tutuklu değişimi yapıldığını belirtti.
Haberde, “Türkiye, her iki tarafla olan bağları sayesinde Moskova ile Batı arasındaki esir değişiminde tartışmasız önemli bir rol oynadı” ifadeleri kullanıldı.
Hollanda
Hollanda kamu yayın kuruluşu NOS’nin haberinde, takasın Cumhurbaşkanlığından duyurulduğu belirtildi. Haberde, takasın MİT’in koordinesinde Ankara’da yapıldığına yer verildi.
AD gazetesi, konu hakkındaki haberinin başlığında “Rusya ve Batı arasında Soğuk Savaş’tan bu yana en büyük esir değişimi” ifadesi kullanılırken takasın Türkiye’nin başkenti Ankara’da gerçekleştirdiği aktarıldı.
Trouw gazetesinde takasın “Soğuk Savaş’tan bu yana gerçekleşen en büyük tutuklu takası olduğu” vurgulanırken, MİT’in koordinasyonuyla gerçekleşen operasyonda toplam 7 ülkeden 26 kişinin takas edildiği bildirildi. Haberde, takasa Türk hükümetinin arabuluculuk yaptığını bildirilerek, operasyona 7 uçağın katıldığı bilgisi de yer aldı.
NRC gazetesinin haberinde Türkiye’de Rusya, ABD, Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri arasında büyük bir “tutuklu değişimi” yaşandığını belirtildi. Haberde, takasın Türkiye’nin koordinasyonunda gerçekleştiği ve Türk yetkililerin Amerikalı gazeteci Evan Gershkovich ve eski deniz piyadesi Paul Whelan’ın serbest bırakıldığını doğruladığı aktarıldı.
Fransa
Fransız gazetesi Le Parisien’deki haberde, Rus ve Batılı 26 tutuklunun Ankara’da takas edildiği bildirilerek, bu takasının “Soğuk Savaş’tan bu yana en önemli takaslardan biri” olduğu vurgulandı. Haberde, takas edilenler arasında Amerikalı gazeteci Evan Gershkovich ve eski ABD Deniz Piyadesi Paul Whelan’ın isimlerinin öne çıktığı aktarıldı.
Ülkenin önde gelen gazetelerinden Le Monde’da da Türkiye’nin arabulucuğu ile Rusya ile “büyük bir tutuklu takasının” yapıldığı, 7 ülkeyi kapsayan takasın Ankara’da koordine edildiği belirtildi.
Liberation gazetesi ise Ankara’da Rusya ve çok sayıda Batılı ülke arasında 26 kişinin takas edildiğini ve bunun “Rusya ile Soğuk Savaş’tan bu yana yapılan en büyük tutuklu takası” olduğunu kaydetti.
Belçika
Ülkenin önde gelen gazetelerinden Flamanca yayın yapan De Morgen’in haberinde, takasın Ankara’da yapıldığı belirtilerek, Türkiye’nin “büyük mahkum takasında” rol oynadığı kaydedildi.
Takasın MİT tarafından koordine edildiği aktarılan haberde, teşkilatın “önemli bir arabuluculuk rolü” üstlendiğini ifade edildi. Habere, bu takasın Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana “en büyük tutuklu takası” olduğuna dikkat çekildi.
Asya-Pasifik
Avustralya Yayın Kurumu (ABC), MİT’in operasyonunu “Tutuklu Amerikalılar Evan Gershkovich ve Paul Whelan büyük küresel tutuklu takasında serbest bırakıldı” başlığıyla gündeme taşıdı. Haberde, “Soğuk Savaş’tan bu yana en büyük uluslararası tutuklu takasını” Türkiye’nin koordine ettiği aktarıldı.
Avustralya merkezli News.com.au sitesinin haberinde “Bu, Soğuk Savaş’tan bu yana tek seferde gerçekleştirilen en büyük tutuklu takası” ifadesi kullanıldı.
Hindistan’da yayın yapan India Today gazetesi ise takas operasyonunu ABD vatandaşlarının Rusya tarafından serbest bırakılması üzerinden gördü. Haberde, “ABD ve Rusya’nın Sovyetler Birliği sonrası tarihin en büyük tutuklu takasını” gerçekleştirdiği ifade edildi.

PEZEŞKİYAN YEMİN EDEREK GÖREVİNE BAŞLADI
Pezeşkiyan, törende yemin ederek ülkenin 9’uncu cumhurbaşkanı olarak resmen görevine başladı. Pezeşkiyan, yemin töreninde yaptığı konuşmada, kurulacak yeni hükümetin İran ve dünya için yeni fırsatlar sunacağını belirterek, “Kurulacak yeni hükümet ile birlikte ülkenin karşı karşıya olduğu tehlikeleri ve halkın sorunlarını anlama fırsatı, halkın taleplerini duyma ve yöntemsel sorunları düzeltme ve önümüzdeki tehditler karşısında milli birliği oluşturma fırsatı yakalayacağız” ifadelerini kullandı.
‘İSLAMİ VE DEVRİMCİ KİMLİĞİMİZ İLE BÖLGENİN İLK SIRASINDA YER ALAN BİR ÜLKE OLACAĞIZ’
Devlet ve toplum arasındaki güveni yeniden tesis edeceklerini kaydeden Pezeşkiyan, 14’üncü dönem hükümetinin ulusal birlik hükümeti olacağını ve halktan aldığı oy ve güvenle hareket edeceğini söyledi. Pezeşkiyan, “Anayasaya ve Dini Liderimiz Ayetullah Ali Hamaney’in vizyonuna bağlı kalarak bölgede ekonomiden kültüre ve teknolojiye kadar İslami ve devrimci kimliğimiz ile bölgenin ilk sırasında yer alan bir ülke olacağız. Ülkenin gençlerine, kadınlarına, farklı etnik gruplarına ulusal fırsat gözüyle bakmalıyız. Memleketin karşı karşıya olduğu sorunlara çözüm üretebilirler ve bu zamana kadar ülke yönetiminde kenarda bırakılmış bu fırsatları artık değerlendirmeliyiz” dedi.

Konuşmasında dış politikaya dair mesajlar da veren Pezeşkiyan, hükümeti döneminde bölge ülkeleri ile ilişkileri geliştirmeye önem vereceğini ve bu doğrultuda hareket edeceğini belirterek, “Bölge ülkeleri ortak çıkarlarını kendi aralarındaki rekabet ve gerilimler ile yok etmemelidir. Hükümet olarak güçlü bir bölgesel işbirliğinden yanayız” ifadelerini kullandı.
‘MÜSLÜMANLARA İNSANLIK DERSİ VEREMEZLER’
ABD’nin İsrail’e verdiği desteğe ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ABD Kongresi’ndeki konuşmasına değinen Pezeşkiyan, “Gazzeli çocukları öldürenlere silah temin edenler, Müslümanlara insanlık dersi veremezler. Gazze’de kadın ve çocuklar ile savaşan ve onları bombalayan bir rejimin liderinin teşvik edilmesi ve alkışlarla karşılanmasını dünyada hiç kimse kabul edemez” dedi.

‘BENİM HÜKÜMETİM HİÇBİR ŞEKİLDE BASKI VE ZORBALIĞA TESLİM OLMAYACAKTIR’
ABD’nin İran’a yönelik uyguladığı maksimum baskı politikasında başarısız olduğunu kaydeden Pezeşkiyan, “Benim hükümetim hiçbir şekilde baskı ve zorbalığa teslim olmayacaktır. Şu ana kadarki duruşumuz ve müzakereler, her zaman taahhütlerimize bağlı kaldığımızı göstermiştir. İran milletine karşı baskı ve yaptırımlar sonuç vermemiştir ve bu millet ile gereken saygıyı göstererek konuşmanız gerekir” dedi.

İRAN’DAN BATILI ÜLKELERE ÇAĞRI
İran dış politikasının ülkenin ulusal çıkarları doğrultusunda küresel ve bölgesel istikrar ve barışı sağlamak üzerine olacağını kaydeden Pezeşkiyan, dünyaya açılmak ve küresel ticarette yer almak istediklerini söyledi. Pezeşkiyan, “Dünyada yeni yükselen güçlü oyuncular ile ilişkilerimizi güçlendireceğiz. Doğuda yer alan komşularımız ve Farsça konuşan ülkeler ile işbirliğimizi artıracağız. Batılı ülkeleri gerçekçi olmaya ve karşılıklı saygı çerçevesinde ilişki geliştirmeye çağırıyoruz. İran’ın dünya ile ticaretini ve ekonomisini normalleştirmek istiyorum ve İran’a yönelik zalimce yaptırımları kaldırmak için çalışacağım” ifadelerini kullandı.
NE OLMUŞTU?
İran’da 5 Temmuz’da yapılan 14’üncü cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda Türk kökenli Tebriz Milletvekili Mesut Pezeşkiyan, oyların yüzde 53.7’sini alarak ülkenin yeni cumhurbaşkanı olmuştu.

Hidrojenin küresel ısınmayla mücadelede diğer kaynaklardan daha avantajlı olduğunu vurgulayan Günay, Paris Anlaşması çerçevesinde Avrupa Birliği (AB) için net sıfır emisyon hedefinin 2050, Türkiye için ise 2053 olarak öngörüldüğünü anımsattı.
Günay, hidrojenin yeşil dönüşümün merkezinde yer aldığına dikkati çekerek, “Hidrojeni elde etmek için elektroliz yöntemiyle suyun hidrojen ve oksijene ayrılması gerekiyor. Bu işlemde kullandığınız elektriği yenilenebilir kaynaklardan üretiyorsanız, yeşil hidrojen olarak adlandırılıyor. Yeşil hidrojen, dünyada da tercih edilen bir kaynak. Karbonsuzlaşma hedefinde temel gaye fosil yakıtlardan uzaklaşma ve yenilenebilire yönelme. Bu anlamda da hidrojen ön plana çıkıyor.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin başta AB olmak üzere birçok ülkeden fazla rüzgar ve güneş enerjisi potansiyeline sahip olduğuna işaret eden Günay, yeşil hidrojen üretiminde bunun önemli avantaj sağladığını söyledi.
Türkiye’nin kendi ihtiyaçları dışında AB’ye de hidrojen ihraç edebilecek durumda olduğunu dile getiren Günay, “Fosil yakıtlarımız olmadığı için belki dövündük ülke olarak, millet olarak. Bundan daha değerli sonsuz güneş ve rüzgar kaynağı var ve bedava. Türkiye’nin emrinde şu an. Türkiye yenilenebilirde toplam potansiyelinin ancak 10’da birini enerji piyasasına kazandırmış durumda. Geriye en az 10 kat enerji piyasasına kazandırabilecek kaynağımız var.” değerlendirmesinde bulundu.
“TÜRKİYE, SANTRAL YAPIM MALİYETLERİ AÇISINDAN AVANTAJLI”
Günay, hidrojenin doğal gazın kullanılabildiği tüm alanlarda kullanılabileceğini ve gazın hidrojenle ikame edilebileceğini anlattı.
Türkiye’nin artan enerji ihtiyacının karşılanmasında hidrojenin önemine dikkati çeken Günay, 2050 yılına kadar Türkiye’nin enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 20’sinin yeşil hidrojenden karşılanabileceğini ifade etti.
Günay, enerji üretim maliyetleri açısından Türkiye’de söz konusu santrallerin yapımının daha uygun olduğunu belirterek, “Bizim insanımız biraz daha pratik, iş gücümüz biraz daha ucuz.” dedi.
Verimlilik konusundaki avantajlara da dikkati çeken Günay, “Almanya’da 1 megavatlık güneş santrali yapmış olsanız, elde edeceğiniz elektrik 1 milyon kilovatsaat, Türkiye’de 2 milyon kilovatsaate yakın ve maliyetleri daha aşağıda. Hidrojendeki en önemli konu üretim maliyeti. Türkiye’nin bu anlamda da avantajı var ve bu avantajı pratiğe dönüştürmek durumundayız.” değerlendirmesini yaptı.
AB’nin 2030 yılı hedefi kapsamında 20 milyon tonluk hidrojene ihtiyaç duyduğunu aktaran Günay, şunları kaydetti:
“Bunun 10 milyon tonu AB ülkelerinde üretilecek, 10 milyon tonu da ithal edilecek. Türkiye bu anlamda en önemli ülke olabilir. Dünyada hidrojen alanında baş döndürücü bir gelişme yaşanıyor. Japonya, Amerika, Almanya, Çin hidrojen konusunda çalışıyor. Ayrıca, sadece AB merkezi fonlarıyla desteklenen yüze yakın hidrojen vadisi var dünyada. Diğer ülkelerle birlikte 616 hidrojen vadisi var. Bunlar, hidrojenin üretildiği ve bazı sanayi dallarındaki üretimler için kullanıldığı, tüketildiği alanlar.”
Günay, temiz enerji dönüşümüne katkı sağlamak amacıyla hidrojen boru hatlarının haritalandırıldığı European Hydrogen Backbone İnisiyatifi’ne katılım çalışmalarına hız vermesi gerektiğini belirterek, “Maalesef ki Türkiye bu projenin içerisinde değil. Türkiye yenilenebilir kaynakları açısından Avrupa’nın en önemli ülkesi. Hidrojen üretimi noktasında, hidrojen tedarik noktasında da AB’nin hedefinde olmalı.” ifadelerini kullandı.
Türk üniversitelerinin tanıtıldığı fuara, Türkiye’de eğitim almak isteyen Tunuslu öğrenciler ile Tunus merkezli eğitim kurumları yoğun ilgi gösterdi.

Tunus Büyükelçisi Demircan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Tunus ile Türkiye arasında üniversite öğrencilerine yönelik eğitim faaliyetlerinin iki ülke arasındaki iyi ilişkileri, ticareti, sanayiyi ve kültürel işbirliğini geliştirdiğini söyledi.
Türkiye’de eğitim gören yabancı öğrencilerin kendi ülkelerinde döndüklerinde Türkiye’nin birer temsilcisi gibi hareket ettiklerini söyleyen Demircan, “Yabancı öğrencilerin Türkiye’ye gelmesi ve eğitim almasını, ülkemizin yurtdışına açılması açısından yumuşak bir güç olarak görüyoruz. Yabancı öğrencilerin Türkiye’de eğitim almalarının desteklenmesi ve bu yönde politika üretilmesi hükümetimizin başarılı bir ön görüsüdür. Biz de eğitim fuarları ve diğer eğitim faaliyetleri ile Türkiye’de bin 600 civarında olan Tunuslu öğrenci sayısını daha yukarılara çekmek için gayret ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

– TÜRKLYE ULUSLARARASI ÖĞRENCL SAYISINDA İLK ON ÜLKE ARASINDA
Türkiye’nin son yıllarda uluslararası öğrencilerin ülkeye yönelimleri konusunda çok ciddi çabalar gösterdiğini belirten İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Aydın ise, “Şu an Türkiye’de dünyanın dört bir tarafından gelen 350 bin civarında uluslararası öğrenci var. Tunus da bizim için ayrı bir öneme sahip ülkelerden. Bu yüzden eğitim fuarını bu dönem burada yapma ihtiyacı duyduk. Türkiye hem yaşam hem de iaşe bakımından uluslararası öğrenci istihdam eden diğer ülkelere nazaran çok daha avantajlı bir durumda. UNESCO’nun verilerine göre Türkiye uluslararası öğrenci sayısında ilk on ülke arasında.” ifadelerini kullandı.
Ulaşılabilirlik, ortak dil, ortak kültür ve ortak değerlerden dolayı bu coğrafyadan gelen öğrencilerin Türkiye’de kendilerini yabancı hissetmediklerini vurgulayan Aydın, sözlerini şu şekilde sürdürdü;
“Ortadoğu coğrafyasında kendimizi yabancı hissetmiyoruz. Türkiye’nin yakın mesafe olarak yakın olması ve ulaşılabilirlik olmayı ülkemiz avantaja dönüştürerek 2010’lu yıllardaki 30 bin civarında olan uluslararası öğrenci sayısını bugün 350 bine çıkardı. Tabi bu kendiliğinden olmadı ülkedeki misafirperverlik ve Türk halkının özellikle uluslararası öğrenciye göstermiş olduğu yakınlık çok önemli faktörler arasında. Özellikle de Orta Doğu’da tarihi bağlarla birbirimize bağlandığımız bu coğrafyadan gelen öğrencilere ayrı bir yakınlık göstermesi sonucunda bu rakamlara ulaşılmıştır.”
Türkiye’de eğitim aldıktan sonra ülkelerinde önemli görevlere gelen birçok uluslararası öğrenciyi ülkelerinde ziyaret ettiğinde Büyük gurur yaşadığını belirten Aydın, uluslararası öğrencilerin Türkiye’de eğitim görmeleri için gayretlerini devam ettirdiklerini vurguladı.

– TUNUS’TA HER YIL 2 BİN ÖĞRENCI YURTDIŞINDA EĞİTİM ALMAK İÇİN BAŞVURUYOR
Fuarı düzenleyen Ok Tamam Şirketi Genel Müdürü Ahmed Derviş, Tunus’ta geçen yıl düzenledikleri fuarın verimli geçtiğini bu yüzden bu yıl ikincisini düzenlemek için Tunus’a geldiklerini söyledi.
Hedeflerinin Tunuslu öğrencilerin üniversite eğitimlerini Türkiye’de almalarını sağlamak olduğunu vurgulayan Derviş, “Türkiye’deki üniversitelerin eğitim sistemleri ve alt yapısı oldukça güçlü. Bu yüzden uluslararası öğrencilerden Türkiye’ye büyük bir rağbet var. Biz şirket olarak birçok ülkede faaliyet gösteriyoruz. Kuveyt ve Mısır’da da düzenlediğimiz fuarlar ile Türkiye’de uluslararası öğrencilerin eğitim almasına ön ayak oluyoruz.” dedi.
Fuar katılımcılarından Antalya Bilim Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Direktörü Göknur Gündoğar da, “Fuarda, üniversitemizin uluslararası arenada akademik programlarını tanıtıyoruz. Öğrenci adaylarımıza Türkiye’de eğitim görmelerinin avantajlarını, dünyada edindiği yer ve uluslararası öğrencilere sunduğu tüm imkanları anlatıyoruz. Bu imkanı bulduğumuz fuarı düzenleyen ve destek veren taraflara teşekkür ediyoruz.” dedi.
Resmi verilere göre Tunus’ta her yıl yaklaşık 2 bin öğrenci yurtdışında lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimi almak için başvuruda bulunuyor.
Ülkede 10 adayın katılacağı devlet başkanlığı seçimi yarışı, Büyük Vatansever Kutup (Gran Polo Patriotico) adayı Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve muhalefet koalisyonu Birleşik Demokratik Platform (PUD) adayı Edmundo Gonzalez arasında geçecek.
Devlet başkanı adaylarından Gonzalez’in seçimi kazanması durumunda, iktidardaki Venezuela Birleşik Sosyalist Partisi’nin (PSUV) 25 yıllık yönetimi son bulacak.
Maduro ise devlet başkanlığı seçimini kazandığı takdirde göreve üçüncü kez seçilmeye hak kazanacak. Venezuela’da 10 yıl sonra ilk kez tüm muhalefet partileri seçimi boykot etmeme kararı aldı.
Devlet Başkanı Maduro, 26 Temmuz’da Bolivar Bulvarında düzenlediği seçim kampanyasının kapanışında son yılların en kalabalık mitingine hitap etti.
Gonzalez ise seçim kampanyasının son gününde başkent Karakas’taki Las Mercedes semtinde, az sayıda toplanan destekçileriyle bir araya geldi.
Şehrin en sembolik cadde ve meydanları Maduro’nun dev afişleriyle donatılırken, muhalefetin seçim kampanyası ise bu konuda beklenen etkiyi gösteremedi.
– ANKETLERDE BELİRSİZLİK HAKIM
Ülkenin en büyük medyası Telesur’un haberine göre, Uluslararası Danışmanlık Hizmetleri tarafından yayımlanan anketlerde, Maduro, ortalama yüzde 71 ile önde görünürken, en yakın rakibi Gonzalez ise yüzde 23,9 ile ikinci sırada yer alıyor.
Muhalefete yakın medya tarafından yayımlanan anketlerde ise Gonzalez, ortalama yüzde 60 ile en yakıp rakiplerine büyük fark atıyor.
– ADAYLARIN VAATLERİ
Seçimin favorilerinden Maduro, kazandığı takdirde 6 yıllık görev süresinde ihracata yönelik ekonomik dönüşüm, komşu ülke Guyana ile yaşanan ihtilaflı Esequibo bölgesindeki Venezuela’nın haklarının korunması, sosyal programların devam ettirilmesi, konut yardımı ve istihdamın arttırılması için yeni paketlerin açıklanacağını söyledi.
61 yaşındaki Maduro, seçim kampanyası sırasında yaptığı konuşmalarda, ülke ekonomisinin güçlendirilmesi, enflasyonla mücadele, Amazon Ormanlarının ve diğer doğal rezervlerinin de korunması için adımlar atacaklarını bildirdi.
Muhalefet koalisyonu adayı, eski Arjantin ve Cezayir Büyükelçisi emekli diplomat Gonzalez ise seçimleri kazandıktan sonra ülkedeki kurumların güçlendirileceğini, ekonominin yeniden canlandırılması için teşvik paketleri açıklayacaklarını duyurdu.
Siyasi yasaklı olduğu için devlet başkanı adayı olamayan eski milletvekili Maria Corina Machado, mitinglerde 74 yaşındaki Gonzalez’e “büyük” destek verdi ve halktan oy istedi.

– “MADURO’NUN EN GÜÇLÜ ŞEKİLDE YANINDA DURACAĞIZ”
AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Venezuelalılar, destekledikleri adayların seçimden galip çıkacağına inandıklarını belirtti.
Seçimde Maduro’yu destekleyeceğini dile getiren Silvano Morales, “Aşırıcılar, halkı temsil etmiyor. Daha çok Kuzey Amerika imparatorluğunu temsil ediyorlar (ABD’yi kastederek) bunlar, vatanı sattı ve birçok ölümden sorumlular. Maduro’nun en güçlü şekilde yanında duracağız.” ifadesini kullandı.
Ramon Martinez, ülkeye uygulanan ekonomik ambargolardan muhalefeti sorumlu tutarak, “Ülkeye daha fazla ekonomik ambargo uygulanması için ABD’ye çağrıda bulundular. Bunlar, bu halka ihanet ediyor. Dünkü mitingde binlerce kişi toplandı, inanıyorum ki Maduro, bu seçimden zaferle çıkacak.” diye konuştu.
Venezuelalı Simon Bolivar da Devlet Başkanı Maduro’yu destekleyeceğini ve seçimlerden galip çıkacaklarına inandığını kaydetti.
– “ÖZGÜR VE ADİL SEÇİMLERİ HAK EDİYORUZ”
Stefania isimli üniversite öğrencisi, seçimde muhalefet koalisyonu adayı Gonzalez’i destekleyeceğini ve mevcut hükümetin değişmesi gerektiğini vurguladı.
Machado ve Gonzalez’in mitingine insanların gönüllü katıldığını savunan Stefania, “Halk, artık çok yorgun ve değişim istiyor. Halk, Gonzalez’in kazanmasını istiyor. Özgür ve adil seçimleri hak ediyoruz.” diye konuştu.
Bir başka Venezuelalı İan Consuegra da muhalefet adayı Gonzalez için oyunu atacağını belirterek, “Bizleri 20 yıldan fazladır yöneten bu mevcut hükûmetin gitmesini istiyoruz. Özgür bir Venezuela’da hayatımı sürdürmek istiyorum. Umarım bu hükümet, yenilgiyi olgunluk ve saygıyla karşılar.” dedi.
Seçimlerden zaferle çıkan aday, 10 Ocak 2025’te ülkenin yeni devlet başkanı olarak yemin edecek.
Aralarında Türkiye’nin de olduğu çok sayıda ülke, Venezuela’daki seçimlere gözlemci gönderdi. Venezuela Ulusal Seçim Konseyi’nin (CNE) talebi üzerine Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne bağlı 4 uzman da seçimlerde gözlemci olarak görev yapacak.
Burs programına ilişkin film gösterimiyle başlayan tören, öğrencilerin konuşmasıyla devam etti.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, yoğun programı nedeniyle katılamadığı törene saygı ve sevgilerini ilettiği bir mesaj gönderdi.
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden yüksek onur derecesiyle mezun olan Azerbaycanlı Seljan Jahangirova, eğitim hayatını başarıyla tamamlamış bir Türkiye Burslusu olmaktan gurur duyduğunu dile getirdi.
Ankara Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Bölümü’nü birincilik unvanıyla tamamlayan Filistinli Osama Hindi, İsrail’in Gazze’de yaptığı katliamlar nedeniyle buruk sevinç yaşadığını belirterek, başarısını, mezun olma şansı elinden alınan Filistinli gençlere ithaf etti.
– TÜRKİYE, DÜNYA İÇİN GEÇİŞ NOKTASI GÖREVİ GÖRÜYOR
Bakan Yardımcısı Çam, öğrencilere Türkiye’deki hatıralarını canlı tutma öğüdünde bulunarak, onların artık Türkiye’nin evlatları olduğunu belirtti.
Öğrencilerden bir kısmının ülkede kalarak meslek hayatını sürdüreceğini söyleyen Çam, bursluların eğitimleri için aileleri, ülkeleri ve Türkiye tarafından maddi ve manevi pek çok yatırım yapıldığını dile getirdi.
Çam, sosyal medyada uluslararası öğrencilerle ilgili çıkan bazı üzücü haberlere dikkati çekerek, öğrencilerin bunlardan etkilenmemesini rica etti.
Üniversitelerin evrensel bir ortamı içinde barındırması gerektiğini anlatan Çam, çok uluslu ortamın üniversite eğitimindeki önemine değindi.
Çam, öğrencilere kendini geliştirme ve fırsatları değerlendirme önerisinde bulunarak, Türkçe konuşmayı öğrenmelerinin kendileri için büyük avantaj olduğunu ifade etti.
Türkiye’nin imkanlarının giderek genişlediğinin altını çizen Çam, ülkenin, geçiş noktası olduğunu ve uluslararası zorluklar karşısında sığınak görevi görebileceğini söyledi.
Çam, ülkenin ithalat, ihracat ve turizm sektöründe geliştiğine dikkati çekerek, turizm gelirlerini artırma hedeflerinden bahsetti.
İsrail’in Gazze’deki katliamlarına işaret eden Çam, Biyomedikal Mühendisliği’nden mezun olan Filistinli Hindi’nin başarısına işaret etti ve hastanelerdeki ekipmanları kırmaya çalışan zihniyete karşı “sıfırdan başlama mücadelesiyle” adaletin yanında olmaya çalıştıklarını kaydetti.
Çam, Kıbrıs Türk halkının da “mazlum” olduğunu belirterek, burslulara ithafen “Bu toprakların değerlerini bilen insanlar olarak, gençlerimiz olarak bu davaların da sahibi olmanızı diliyorum.” dedi.

– TÜRKİYE, FARKLI COĞRAFYALARDAN ÖĞRENCILERE EV SAHİPLİĞİ YAPIYOR
YTB Başkanı Eren, törende yaptığı konuşmada, Türkiye Bursları’ndan faydalanan öğrenciler için 13’üncü kez mezuniyet töreni gerçekleştirildiğine işaret ederek, burs programının Türkiye’nin en büyük başarılarından biri olduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çizmiş olduğu vizyon çerçevesinde programı organize etmeye gayret ettiklerini anlatan Eren, Türkiye’nin, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ve Yunus Emre Enstitüsü (YEE) gibi birçok kurumuyla programı büyüttüklerini söyledi.

Eren, Anadolu coğrafyasını merkeze alarak “Dünya beşten büyüktür” şiarıyla hareket ettiklerini vurgulayarak, Türkiye Bursları’nın ülkenin stratejik enstrümanı olduğunu ve tüm dünyadan en başarılı öğrencilerin getirildiğini kaydetti.
Asya Pasifik’ten Kuzey Afrika’ya, Türkistan coğrafyasından Güney Amerika’ya birçok öğrenciye kucak açtıklarını belirten Eren, “Türkiye’nin gönüllü elçileri” olarak nitelendirdiği öğrencilerden Türkiye’deki tecrübelerini unutmamasını istedi.
Eren, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze’de yaşanan vahşete işaret ederek, ABD Kongresi’nde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun uzun süre boyunca alkışlanmasının, uluslararası sistemin yıkılışını gösterdiğini dile getirdi.
2 bin 800’den fazla öğrenciyi mezun ettiklerini ve birçok burslunun fakülte birincisi olduğunu aktaran Eren, “Sizin ikinci bir aileniz olarak buradayız.” dedi.

– ULUSLARARASI ÖĞRENCİ HAREKETLİLİĞİ
Gazi Üniversitesi Rektörü Yıldız, öğrencilerin uluslararası hareketliliğinin, Türkiye’de yükseköğretimin gelişmesiyle arttığını vurgulayarak, ülkenin 2022’de uluslararası öğrenci sayısına göre dünyadaki ilk 10 ülke sıralamasına girerek dünya sıralamasında 10’uncu, Avrupa ülkeleri sıralamasında 5’inci ülke olduğunu hatırlattı.
Yıldız, üniversitelerin uluslararası öğrenci hareketliliği için cazibe merkezi haline gelmesini engelleyecek her türlü olumsuzluğu ortadan kaldırmanın herkes için sorumluluk olduğunu belirtti.

Konuşmaların ardından öğrencilere sertifika takdim edildi.
Filistinli öğrenci Osama Hindi, 2023-2024 akademik eğitim dönemleri mezunlarını temsilen mezuniyet kütüğüne ismini çaktı.
Tören, aile fotoğrafı çekilmesi ve kep atılmasıyla sona erdi.

– TÜRKİYE BURSLARI
Türkiye Bursları programı kapsamında, uluslararası öğrencilere yükseköğrenim bursları veriliyor.
Dünya genelindeki başarılı öğrencilere fırsat eşitliği sağlayarak uluslararası standartlarda burslu eğitim almalarını sağlamayı amaçlayan program, Türkiye ile diğer ülkeler arasındaki karşılıklı işbirliğinin geliştirmesi ve pek çok alanda bölgesel ve küresel kalkınmaya katkı sağlanmasını hedefliyor.
Uluslararası öğrenciler için İstanbul ve Konya’da da mezuniyet töreni düzenlenmesi planlanıyor.



Barajın, Türkiye Cumhuriyeti’nin hayata geçirdiği büyük yatırımlar arasında yer aldığına dikkat çekilen açıklamada, “Ülkemize kazandırılan bu abidevi eser, ismine yakışır şekilde ülkemizin ve Avrupa’nın en büyük barajı durumunda. Tesis, aynı zamanda mühendislik alanında dünyada da söz sahibi yapılar arasında bulunuyor. Atatürk Barajı, sahip olduğu elektrik kurulu gücü, gövde dolgu hacmi ve baraj gölü açısından ülkemizde ve Avrupa’da en büyük olma unvanını elinde bulunduruyor. Bununla birlikte tesis, taşkın kontrol hacmi bakımından dünyada üçüncü, gövde dolgu hacmi bakımından ise 6. sırada yer alıyor.” değerlendirmesinde bulunuldu.
Açıklamada, barajda 1990 yılında su tutulmaya başlandığı anımsatılarak, “Baraj rezervuarında depolanan 48,7 milyar metreküp su, ülkemizin su depolama kapasitesinin yaklaşık yüzde 26’sını oluşturuyor. Bu müthiş su kütlesi, başta hidroelektrik enerji üretimi ve tarım olmak üzere, su ürünleri üretimi, ulaşım, su yolu taşımacılığı ve turizm gibi sektörlere de hizmet sunuyor.” ifadesi kullanıldı.
Atatürk Barajı’nın 8 türbinden oluşan 2 bin 400 megavat kurulu güce sahip olduğuna işaret edilen açıklama, şöyle devam etti:
“Atatürk Barajı ve HES, yıllık 8,9 milyar kilovatsaat elektrik enerjisi üretim kapasitesine sahip. Dev tesis, bu özelliğiyle ülkemizin ve Avrupa’nın en büyük hidroelektrik santrali konumunda bulunuyor. Atatürk Barajı ilk türbinin devreye alınarak enerji üretmeye başladığı 1992 yılından bu yana yaklaşık 210 milyar kilovatsaat elektrik enerjisi üreterek ülke ekonomisine bu yolla yaklaşık 500 milyar lira katkı sağladı.”
Açıklamada, Atatürk Barajı’yla sulanabilen 800 bin hektarlık alanın, Türkiye’nin ekonomik olarak sulanabilir arazisinin yaklaşık yüzde 10’unu oluşturduğu bildirildi.
Barajda depolanan suların 1995’ten itibaren tarım arazileriyle buluştuğunun anımsatıldığı açıklamada, “O tarihten bu yana sulanan arazi miktarı sürekli arttı ve günümüz itibarıyla yaklaşık 450 bin hektara ulaştı. Atatürk Barajı 1995 yılından günümüze kadar tarımsal sulama yoluyla ülke ekonomisine yaklaşık 423 milyar lira katkı sağladı. Atatürk Barajı’nın, enerji ve tarımsal sulama başta olmak üzere taşkın kontrol ve diğer gelir getirici faaliyetlerle birlikte milli ekonomiye her yıl yaklaşık 1,7 milyar dolar katkı sağladığı hesaplanıyor. Bu katkı, sulama sahasının tamamına su iletilmesiyle daha da artacak.” ifadeleri kullanıldı.
SU ÜRÜNLERİ YETİŞTİRİCİLİĞİ VE TURİZME KATKI SAĞLIYOR
Açıklamada, Atatürk Baraj Gölü’nde çeşitli türlerde balık yetiştiriciliği ve avcılık da yapıldığına dikkat çekilerek, sazan türü balıkların yetiştirilerek bölgenin gıda çeşitliliğine ve yeni iş alanlarına kavuşmasına katkı sağladığı belirtildi.
Baraj gölünün çeşitli kesimlerinde tesis edilen iskeleler vasıtasıyla yolcu ve yük taşımacılığı yapıldığının da aktarıldığı açıklamada, Atatürk Barajı’nın her yıl binlerce yerli ve yabancı turisti ağırladığı bildirildi.
Açıklamada, barajın işletme ömrüne de işaret edilerek, şunları kaydedildi:
“Fırat Nehri üzerinde Atatürk Barajı’nın akış yukarısında inşa edilen Keban ve Karakaya gibi büyük barajlar, filtre görevi görerek baraj rezervuarının rüsubatla dolmasını engelliyor. Bu avantaj sayesinde Atatürk Barajı daha uzun yıllar ülke ekonomisine katkı sağlamaya ve ülkemizde inşa edilen en büyük mühendislik eseri olarak Ulu Önder’in ismini yaşatmaya devam edecek.”
Bolat, törende, Türkiye’ni dünyanın gelişmiş en modern gümrük kapılarına sahip olduğuna dikkati çekerek, gümrüklerin daha etkin ve verimli şekilde hizmet verebilmesi için Bakanlığın modern ekipmanlara sahip olduğunu söyledi.
MİLTAR Projesi’nin uygulanmaya başlandığı zamandan bu yana başarılı şekilde etkilerini görmeye devam ettiklerini belirten Bolat, “Bu konuda SSB’nin işbirliği ve koordinasyonu söz konusu projenin başarısında büyük rol oynamıştır. Savunma sanayisinde son yıllarda atılan adımlarla ülkemiz, dünyada daha saygın bir konuma ulaşmıştır. Türkiye’nin savunma sanayisindeki artan ihracatı ülkeye yeni ufuklar kazandıracaktır.” dedi.

Bolat, Ticaret Bakanlığının misyonunun kanunlara uygun, adil, güvenli ve sürdürülebilir ticari hayatı sağlamak ve güçlendirmek olduğuna işaret ederek, sürekli iyileştirilen anlayışla 7 gün 24 saat çalışma esasına uygun olarak faaliyetlerine devam ettiklerini söyledi.
Gümrüklerin, bir ülkenin ekonomik sınırlarını koruyarak, dış ticaretin düzenlenmesinde kritik rol oynadığını ifade eden Bolat, şu değerlendirmede bulundu:
“Gümrük, bir ülkenin bağışıklık sistemi gibidir. Zararlı unsurları filtreleyerek ekonomik ve sosyal yapının sağlığını korur. Dolayısıyla, sınır kapılarında denetim ve gözetim işinin yapıldığı bu mekanların daima iyileştirilmeye ve geliştirilmeye ihtiyacı vardır. Hem insan hem de teknoloji faktörünü kullanarak gereken güvenlik, denetim ve yakalamalar sağlanacaktır. Bakanlık olarak, ülkemizin güvenliğinin korunması ve ekonomik refahının artırılması için takip ettiğiniz üzere kaçakçılıkla amansız şekilde mücadele ediyoruz.”
Bolat, ticareti serbest ürünlerin kaçakçılığının ülke için vergi kaybına yol açtığını, dürüst tacir ve üreticiler karşısında da orantısız ve negatif bir mekanizmaya dönerek rekabeti bozduğunu belirterek, gümrük idarelerinden toplanan vergi gelirlerinin ülkenin bütçe yönetimine büyük katkı sağladığını söyledi.

Dürüst ticaret yapanların haklarını, ürünlerin gerekli testlerini yaparak tüketicilerin güvenliğini sağlamanın da asli görevleri arasında yer aldığını vurgulayan Bolat, şunları kaydetti:
“Tek bir yurttaşımızın kaçak bir üründen dolayı zarar görmemesi için daima dikkatli ve teyakkuz halindeyiz. Bundan dolayı, kaçakçılıkla mücadelemize tavizsiz devam ediyoruz. Yasa dışı ürün kaçakçılığı ise gençlerimiz başta olmak üzere tüm toplum için büyük risk doğurmakta, ayrıca bu ürünlerin ticaretinden elde edilen gelirler terörün ve yasa dışı suç örgütlerinin finansmanına gitmektedir. Bu nedenlerle, gümrük kaçakçılığını sadece bir ekonomik mesele olarak değil aynı zamanda ulusal güvenlik meselesi olarak görmek ve buna uygun politikalar geliştirmek, devletlerin öncelikli sorumlulukları arasında yer almaktadır. Son 1 yıl itibarıyla uyuşturucu yakalaması yaklaşık 12,5 milyar liraya, yasa dışı ve kaçak ticaret yakalamaları da 35,5 milyar liraya ulaşmıştır.”
Bolat, Bakanlık olarak yasal ticaret akışının kesintisiz sürmesi, kontrol ve denetimlerin uluslararası standartlara uygun yapılması için çalışmaları sürdürdüklerine dikkati çekerek, bu amaçlar doğrultusunda gümrük kontrollerine hız kazandıran fiziki müdahalesiz kontrol sistemlerine yatırımlar yaptıklarını ifade etti.

Envantere ilave edilen son teknolojiye sahip teknik cihaz ve bilgi sistemleriyle bu alanda dünyanın sayılı gümrük idareleri arasında yer aldıklarını vurgulayan Bolat, “Kesintisiz bir şekilde sürdürülen kaçakçılıkla olan mücadelemiz kendi içinde de bir maliyete sahiptir
Kaçakçılıkla mücadelede en çok kullandığımız sistemlerin başında gelen Araç ve Konteyner Tarama Sistemleri bu projeye kadar yurt dışından ithal edildi. Bu durum ülkemizin dış ticaret dengesi için negatif bir etki oluşturdu. Söz konusu cihazlar için 140 milyon dolarlık bir bedel ödendi, bu maliyetten kurtulmak için Bakanlığımızın ve SSB’nin ortak girişimleriyle MİLTAR Projesi’ni hayata geçirdik.” ifadelerini kullandı.
MİLTAR Projesi’nin başarısının ardından, tarama sistemlerinin yerli üretiminin devam etmesine ve ürün yelpazesini genişletmeye karar verdiklerini bildiren Bolat, söz konusu projenin sadece Türkiye’nin güvenlik ve ticaret altyapısını güçlendirmekle kalmayıp, aynı zamanda yerli teknoloji ve sanayinin gelişimine de önemli katkılarda bulunacağını aktardı.
Yerli üretim sayesinde, dışa bağımlılığı azaltarak ülke kaynaklarıyla daha güçlü ve bağımsız bir sistem oluşturmayı hedeflediklerini belirten Bolat, “Böylece ülkemizin savunma ve güvenlik alanındaki kapasitesini artırırken aynı zamanda ekonomik büyümemize ve ihracat potansiyelimizin artırılmasına da katkı sağladık. Ülkemizin potansiyeli, kapasitesi çok büyük. Kendi dijital ve bilişim ihtiyaçlarına cevap verecek niteliktedir. Yeter ki buna inanalım ve gerekli desteği sağlayalım. Artık yüksek teknolojik ürünleri ihraç eden ülke haline geldik. Katedeceğimiz mesafenin büyüklüğünün farkındayız. Projede emeği ve desteği bulunan herkese teşekkür ediyorum.” diye konuştu.

“DIŞA BAĞIMLILIĞIMIZ GÜN GEÇTİKÇE AZALIYOR”
SSB Başkanı Haluk Görgün de Başkanlık olarak ileri teknoloji kazanım çalışmalarını bütüncül bir yaklaşımla takip ederek, desteklemeye ve yönetmeye gayret gösterdiklerini söyledi.
Görgün, savunma sanayi şirketlerinin askeri ürün ve platformların yanı sıra yüksek teknolojili ve stratejik alanlarda da dışa bağımlılığı en aza indirecek şekilde çalışmalarına devam ettiğin dikkati çekerek, “Ülkemiz savunma sanayi alanında özellikle son yıllarda çok ciddi bir atılım içerisinde. Yürütmekte olduğumuz projeler vasıtasıyla ihracatımız her geçen gün daha da artıyor ve büyüyor. Dışa bağımlılığımız da buna paralel olarak gün geçtikçe azalıyor.” dedi.
Gümrük denetimlerinin başarıyla gerçekleştirilebilmesi ve ülke güvenliğini tehdit edebilecek unsurların ülkeye giriş ve çıkışını önlemek amacıyla MİLTAR Projesi’ni Bakanlıkla hayata geçirdiklerini anımsatan Görgün, şu değerlendirmede bulundu:
“Projeyle özellikle kargo ve araç inceleme, katı ve likit patlayıcı ve kimyasal madde saldırı tespiti gibi yetenekler kazanılmış oldu. Bu projelerin yerli ve milli olarak geliştirilmesiyle kaynaklarımızın yurt içinde kalmasına katkı sağlamayı, maliyetlerin düşürülmesine ve yeni bir alanda da dünya pazarına girecek bir ürüne sahip olmayı önemsiyoruz.”

Görgün, savunma sanayi ekosistemi olarak Türkiye’nin bölgesinde ve dünyada gelişen koşullar karşısında ihtiyaçlarının en üst seviyede karşılanabilmesi için çalışmaya devam edeceklerine dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Cumhurbaşkanı’mız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlılığı, liderliği ve verdiği güçle birlikte Türkiye Yüzyılı’nın öncü sektörlerinden biri olma yolunda emin adımlarla ilerliyoruz. İleri bir teknolojiye sahip savunma sanayi ürünlerinin inovasyon odaklı diğer sektörlere öncülük etmesine katkıda bulunmak amacıyla da kamu, akademi ve özel sektörle hep birlikte gerçekleştireceğimiz çalışmalarda tüm paydaşlarımıza başarılar diliyorum.”
Buradan AK Parti’nin ülkeye hizmet mücadelesi omuz veren tüm partililere vatandaşlarıma selamlarımı iletiyorum. Grup toplantımıza heyecan katan kardeşlerimize hoşgeldiniz diyorum.
Doktor Sadık Ahmet, inandığı değerleri savunmaktan ismiyle müsamma bir dava adıydı. Batı Trakya Türk azınlığın bugünkü kazanımlarda merhüm Sadık Ahmet’in büyük payı vardır. Kendisini bir kez daha anıyor, ailesine sabır diliyorum.

“3 ÇEYREK ASIRDIR HAKSIZLIĞA, AYRIMCILIĞA MARUZ KALIYORLAR”
Yunan makamlarıyla görüşmelerimizde Batı Trakya’daki soydaşlarımızın sorunları gündemimizin ilk sırasında alıyor, Din, ibadet, ve eğitim konusundaki meseleler sürekli takibimizdedir. Bundan sonra da Batı Trakya Türk azınlığa kol kanat germeye devam edeceğiz. Aynı durum Kıbrıs Türk halkının hakları için de geçerlidir. 1960’lardan beri neredeyse 3 çeyrek asırdır, haksızlığa, ayrımcılığa maruz kalıyor.
Yakılan köyleri, öldürülen çocukları, Kıbrıslı kardeşlerimizin dramlarını asla unutamayız. Tüm bu zulümler işlenirken Batılı kuruluşlar hiçbir şey yapmadılar. 20 Temmuz 1974 Barış harekatıyla Türkiye, Kıbrıs Türk halklarının bağımsızlığına uzanan elleri kırmıştır. Kıbrıs Türkünün bağımsızlık iradesini kırmaya çalışan politikalar o günden bugüne kadar artarak devam etmektedir.
Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 50’nci yıldönümü
Son olarak 2004 yılında Annan Planı’na evet diyen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti cezalandırılırken plana hayır diyen Rum kesimi Avrupa Birliği’ne tam üye yapılarak ödüllendirildi. Daha sonra oturulan müzakere masalarından ne yazık ki hiçbir sonuç çıkmadı. Eski yöntemlerle bir yere varılamayacağını artık görmüş durumdayız. Federalizme dayalı tekliflere bizim de Kıbrıs Türkü’nün de karnı tok. Anavatan ve garantör ülke olarak duruşumuzu Barış Harekatı’nın 50’inci yıl dönümünde çok net biçimde tekrar ortaya koyduk. 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı’nı ülkemizden geniş bir heyetin de katılımıyla Kıbrıs Türkü kardeşlerimizle beraber büyük bir coşkuyla kutladık. Kıbrıs davasına ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsızlığına verdiğimiz önemi böylece bir kez daha tüm dünyaya ilan etmiş olduk.

Hedefimiz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınırlığını artırmaktır. İslam İşbirliği Teşkilatı ve Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde attığımız adımların devamını getirmekte kararlıyız. Aynı şekilde Kıbrıs Türk Halkının kendi ayakları üzerinde durması için de desteklerimizi, yatırımlarımızı sürdürüyoruz. Bu vesileyle Barış Harekatı’nda şehit olan Mehmetçik ve Mücahitleri tekrar rahmetle, kahraman gazilerimizi şükranla yad ediyorum. 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramına iştirak etmek suretiyle Kıbrıs Türk halkına varlıklarıyla destek olan; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş’a, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’ye, Cumhur İttifakı’nda beraber yol yürüdüğümüz ortaklarımıza, siyasi partilerin genel başkanlarına ve milletvekillerine hassaten teşekkür ediyorum.
“15 TEMMUZ İHANETİNİN FAİLLERİNİ AKLAMA GÖREVİNİ DE CHP ÜSTLENDİ”
Özellikle muhalefetin, Türkiye’yi yabancılara şikayet eden eski siyasetini terk etmeye başlamasını önemsiyoruz. Hatırlanacağı üzere “Sâbık Genel Başkan” döneminde Cumhuriyet Halk Partisi’nin dış politikada yaşadığı savrulmalar, siyasi rekabet kavramıyla açıklanamayacak boyutlara ulaşmıştı. Kimi CHP milletvekilleri, Avrupa’da ülke ülke dolaşıp, PKK’nın Suriye’deki uzantılarının gönüllü avukatlığını yapıyorlardı.
Geçen hafta 8’inci yıldönümünü geride bıraktığımız 15 Temmuz ihanetinin faillerini aklama görevini de yine CHP yönetimi üstlenmişti. Milletin, bir gecede 252 evladını şehit vererek yazdığı milli irade destanına, “kontrollü darbe” yaftası vuranlar da, bu kifayetsizlerden başkası değildi. Türkiye’ye ve Türk siyasetine yakışmayan bu tavrın değişim işaretleri göstermesini, açık söyleyeyim, “muhalefetin normalleşmesi” adına kaydadeğer buluyoruz. Lefkoşe’de sergilenen birlikteliğin, başta terörle mücadele olmak üzere milli meselelerde istikrarlı bir şekilde sürdürülmesini temenni ediyorum. Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın şahsında Kıbrıs Türk halkına samimi ev sahiplikleri için buradan ayrıca şükranlarımı sunuyorum.

Burada şunu da ifade etmek isterim. Biz, komşularımızla ilişkilerimizde gerilim peşinde asla değiliz. Yakın çevremizden başlayarak tüm ülkelerle dostluğumuzu ilerletmeye, bölgemizde ve dünyada dostlarımızın sayısını artırmaya bakıyoruz. Bu politikamızda da son derece samimiyiz, kararlıyız, iyi niyetliyiz. Tokalaşmak amacıyla uzatılan hiçbir eli havada bırakmayız. Ortak çıkarlar ve karşılıklı saygı çerçevesinde hareket edildiği takdirde aşılamayacak hiçbir engel görmüyoruz. Nitekim son bir yılda bu yönde önemli adımlar attık. Komşularımızın yanı sıra, pek çok uluslararası kuruluşla işbirliğimizi ilerlettik. Artan güvenlik tehditleri karşısında Türkiye’nin manevra alanını genişletmek için gayretlerimizi inşallah daha da yoğunlaştıracağız.
ENFLASYON MESAJI: EN KÖTÜ TABLO GERİDE KALDI
Ekonomide de sıkıntılarımızın üstesinden geliyoruz. Enflasyon bundan sonra daha hissedilir şekilde düşecektir. Enflasyonda da en kötü tabloyu geride bıraktığımızı düşünüyorum. 11 yıl sonra gelen not artırımı, Türkiye için çok geç kalmış bir adım. Türkiye’nin ekonomik kapasitesi bu oranların çok üzerinde. Sene sonunda enflasyonu hedeflediğimiz seviyelere mutlaka indireceğiz. Milletimiz gönlünü ferah tutsun, Türkiye doğru yoldadır ve hedeflerine emin adımlarla ilerlemektedir.
CHP’Lİ BELEDİYELERE TEPKİ
Bunlar aynı riyakarlığa seçim döneminde de başvurdular. Suyu ucuzlatmaktan bahsediyorlardı, şimdi yüzde 500 zam yapıyorlar. Liyakattan bahsediyorlardır, şimdi belediyeleri akrabadan geçinmiyor. Otoparkından toplu taşımaya belediye bünyesinde hangi hizmetler sunuluyorsa hiç sektirmeden hepsinde fahiş artışa geçtiler. Daha 4 ay öncesinde meydanlarda bol keseden para dağıtıyorlardı şimdi emeklileri kapısına dahi yaklaştırmıyorlar.

Buradan sayın Genel Başkan Özgür Özel’e seslenmek istiyorum; dürüst siyaset verilen sözlerin arkasında durmayı gerektirir. Tutmadığınız sözlerin mahcubiyetini daha büyük vaatlerde bulunarak veremezsiniz. Gücünüz yetiyorsa belediye başkanlarınıza söyleyin; bedavaya verecekleri hizmetlere yaptıkları zamları düşürsünler.
“BAKANLIĞIMIZ BORÇLARIN TAHSİLİNE BAŞLAYACAK”
Emeklilere faydanız dokunsun istiyorsanız talimat verin belediyeleriniz Sosyal Güvenlik Kurumu’na olan birikmiş borçlarını ödesinler.
Şu anda belediyelerin borçlarıyla ilgili Hazine ve Maliye Bakanlığımız kaynağında bu borçların tahsiline başlayacaktır.
Öyle 25 kuruşa simit yok. Milletin varlığını değişik yerlerde harcamaya müsaade yok. Dolayısıyla Bakanlığımız bu tahsili yerinde yapacaktır. Biz siyasette hiçbir zaman böyle ucuz yollara meyletmedik, Sırf seçim kazanacağız diye böyle sözler vermedik. Gerçekten yapmak isteyip de irademizi aşan sebeplerden dolayı yapamadığımız hususlar elbette olmuştur. Ama gayretimize, samimiyetimize halkımız şahittir.
Son 21 yılda emeklilerimizin hayat kalitesine büyük katkıda bulunduk. Bizden önce emekli maaşları insani standartların altındaydı. Emeklilerimiz için önceki yıllarda da olduğu gibi bu yıl da maaş artışı yaptık.
Sıkıntıların, serzenişlerin de farkındayım. Bizim popülizmle işimiz yok, biz meydanlarda söz verip sonra cayanlardan değil sözümüzün dimdik arkasında duranlardan olduk. Bu ülke yakın geçmişte kendi çıkarı için, seçim kazanmak için vatandaşın umutlarıyla oynayanlardan çok çekti. Bizim hedefimiz el ele verip vatandaşımızın refahını artırmaktır.
SOKAK HAYVANLARI DÜZENLEMESİ
Maalesef bu sayı her yıl asimetrik şekilde artıyor. Üstelik çocukalara, yetişkinlere, yaşlılara başka hayvanlara saldırıyorlar. Trafik kazalarına neden oluyorlar. Müdahale edilmedikçe sorun daha da büyüyor. Halkımız sokakların güvenli hale gelmesini istiyor. Çocuklarımız gönül rahatlığıyla okula gitmek parkta oynamak istiyor. Bizim bu arzulara sessiz kalmamız düşünülemez. Hayvanlar konusunda kimse bize merhamet dersi vermeye kalkışmasın. Dağdaki eli kanlı teröristlere methiyeler düzenler bize vicdan ve merhamet nutku çekemez. Timsahın gözyaşı merhametten değildir.
Son dakika gelişmelere anında ulaşmak için Haber7 uygulamasını akıllı cihazlarınıza (iOS, Android) kurabilir, Twitter’da @Haber7 hesabını takip edebilirsiniz.
App Store Google Play Takip Et
Britanya ve ABD pasaportları güç kaybediyor
10 yıl önce dünyanın en güçlü pasaportları olarak zirveyi paylaşan Birleşik Krallık ve ABD pasaportları sıralamada gerilemeye devam ediyor. 2024 endeksine göre Birleşik Krallık pasaportu ile vizesiz seyahat edilebilen ülke sayısı 190’a düştü. Yeni endekste Birleşik Krallık, Belçika, Danimarka, Yeni Zelanda, Norveç ve İsviçre 4. sırada yer aldı. Diğer taraftan endekste son 10 yıldaki düşüş trendini sürdüren ve 186 ülkeye vizesiz seyahat edilebilen ABD pasaportu listede 8. sırada yer alıyor. 26 ülkeye vizesiz seyahat edilebilen Afganistan pasaportu sıralamanın dibine demir atmış durumda. Bu, 19 yıldır yayınlanan listenin tarihinde görülen en düşük skor olarak kayda geçti.
Endekse ilişkin bir değerlendirme yapan Henley & Partners Türkiye Direktörü Burak Demirel, “2006 yılında küresel bazda vizesiz seyahat edilebilen ortalama ülke sayısı 58 iken bu sayının 2024’te neredeyse ikiye katlanarak 111’e yükseldi. Ancak, listenin en üstünde yer alanlarla en altında yer alanlar arasındaki makas daha önce hiç olmadığı kadar açılmış durumda. Listenin en üst sırasında yer alan Singapur pasaportu ile 195 ülkeye vizesiz seyahat edilebilirken en alt sırada yer alan Afganistan pasaportu ile sadece 26 ülkeye gitmek mümkün.
Havayolu ulaşımında maliyetler düşüyor
IATA verilerine göre 2024 yılı içinde havalimanları 22 bin rota ve 39 milyon uçuşla yaklaşık 5 milyar insanı buluşturacak. Havacılık Sektörünün bu yılki gelir beklentisi yaklaşık 1 trilyon dolar seviyesinde olsa da giderlerin de 936 milyar dolarla rekor seviyeye ulaşacağı öngörülüyor. Bu da 30,5 milyar dolarlık bir net kar demek. Buradan yola çıkarak yolcu başına en düşük net karın sıradan bir otel kafesinde single espresso fiyatına tekabül eden 6,14 dolar düzeyinde olacağını gösteriyor. Buna karşın, uçak yolculuğunun gerçek maliyeti son 10 yılda yüzde 34 oranında düşmüş durumda. International Air Transport Association
Endekste yükselenler, düşenler ve seçim etkisi
Sıralamada en görkemli yükselişi gösteren Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) pasaportu endeksin ilk yayınlandığı yıl olan 2006’dan bu yana vizesiz seyahat haritasına 152 destinasyon dahil ederek vizesiz seyahat edilebilen ülke sayısını 185’e çıkardı. Endekste 62. sırada olan BAE, 53 basamak yükselerek 9. sıraya yerleşti ve bu yıl ilk kez ilk 10 içinde yer buldu. Endekste son 10 yıldaki en sert düşüşü ise 25. sıradan 42. sıraya gerileyen Venezüella yaşadı. Ülke, son 10 yılda ülkesini terk etmek zorunda kalan 7 milyondan fazla Venezüellalının kaderini şekillendirebilecek 28 Temmuz’daki başkanlık seçimlerine odaklanmış durumda. Diğer taraftan, Henley Küresel Mobilite 2024 Raporunda da vurgulandığı üzere ABD’de göç ve turizme bağlı sektörler de yaklaşan genel seçimler konusunda oldukça kaygılı bir görünüm içinde. Bu kesimin en fazla öne çıkan endişeleri olası yeni bir Trump yönetiminin Geçici Koruma Statüsü uygulamasını sonlandırması ve toplu sınır dışı etmelerin gündeme taşıması.
Afrika’dan yapılan Schengen başvurularının yüzde 30’una ret
Yayınlanan rapor içinde yer alan yeni bir araştırma ise Schengen vizesi için en fazla ret yanıtı alan pasaportların çeşitli Afrika ülkelerine ait olduğunu gösteriyor. Buna göre Afrika’dan iletilen her 10 Schengen başvurusundan 3’ü ret yanıtı alıyor. Dünya genelinde ise Schengen başvurularının yüzde 10’u reddediliyor. Bununla birlikte Afrika kıtası kişi başı Schengen başvurusunda en düşük orana sahip. Araştırma başvuru yapılan Afrika ülkesinin yoksulluk düzeyiyle alınan ret yanıtlarının doğru orantılı olduğunu da ortaya koyuyor.
Türk Pasaportu ile 118 ülkeye vizesiz seyahat
Türkiye Ocak 2024’ten bu yana endekste 7 basamak tırmanarak 52. sıradan 45. sıraya tırmandı. Bu yükselişle birlikte Türk pasaportuyla vizesiz gidilebilen ülke sayısı 118’e yükseldi. Türkiye’nin sıralamada yükseldiği yeni konum aynı zamanda son 10 yıldaki en iyi performansı olarak göze çarpıyor.
]]>Uraloğlu, burada yaptığı konuşmasında deniz emniyeti hakkında da açıklamalarda bulunarak, “Ana Arama Kurtarma Merkeziyle dünya denizlerinde acil durumdaki Türk gemilerinin veya gemi insanlarının problem yaşamaları halinde gerekli müdahale ile deniz unsurlarının acil durum koordinasyonunu sağladıklarını açıkladı. Ulusal deniz emniyeti başkanlığı bünyesinde bulunan dünyanın sayılı Türkiye’nin tek simülatör merkezinin yaşanabilecek deniz kirliliği ve deniz kazalarına etkin müdahaledeki önemini vurgulayan Bakan Uraloğlu, Ana Arama ve Kurtarma Koordinasyon Merkezi ile sadece Türk Arama Kurtarma Bölgesi içinde değil dünyanın her noktasında dünya denizciliğine hizmet verdiklerini söyledi.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye karasularında ve deniz yetki alanları içerisinde yaşanabilecek deniz kirliliği olaylarına hazırlıklı olma ve müdahale edebilme adına bir beyin işlevi üstlenen Ulusal Deniz Emniyeti Başkanlığında incelemelerde bulundu. Burada çalışmalar hakkında brifing alan Bakan Uraloğlu, “Bu ayın başında hem Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’mızın 98. yıl dönümünü coşkuyla kutladık hem de 2 Temmuz’da “3. Türkiye Denizcilik Zirvesi”ni gerçekleştirerek denizlerine ve denizciliğine ne kadar önem veren bir ülke olduğumuzu bir kez daha gösterdik. Bizler için denizlerimiz ‘Mavi Vatan’ımızdır. Bir karış toprağımız ne ifade ediyorsa denizlerimizin bir kum tanesi, bir avuç suyu da bizler için aynı anlam ve önemi taşımaktadır. Ülkemiz; dünyanın en önemli boğazları arasında bulunan İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nın kontrolünü elinde tutan ülke olarak Akdeniz Havzası ve Karadeniz Havzasındaki ülkelerin deniz ulaşımı ve uluslararası ticaret faaliyetleri açısından anahtar konumdadır” dedi.

“ÜLKEMIZ; 1000 GROSTONDAN BÜYÜK 2 BINDEN FAZLA GEMISIYLE 48,9 MİLYON DEDVEYT TONA ULAŞAN DENIZ TICARET FILOSU İLE DÜNYADA 12’NCI SIRADADIR”
Yaklaşık 8 bin 333 kilometre kıyı şeridi uzunluğuyla kara sınırlarının üç katı kadar deniz sınırlarına sahip doğal bir yarımada olan Türkiye’nin bu zengin potansiyelini en iyi şekilde değerlendirerek, dünya denizciliğinde daha üst sıralara çıkarmayı hedeflediklerini belirten Uraloğlu, “Sizlerle bir araya geldiğimiz Ulusal Deniz Emniyeti Başkanlığımız da bu hedefimize ulaşmada kat ettiğimiz en önemli kilometre taşlarından biridir. Hamdolsun bugün Denizcilikte Öncü Ülkeler arasında olan bir Türkiye’den söz ediyoruz. Bakanlık olarak hayata geçirdiğimiz denetim ve uygulamalarla Paris Mou’da 2008 yılında beyaz listeye geçtik ve o günden bu yana beyaz listedeyiz. Türk Bayrağı dünyanın en prestijli bayrakları arasında yer almaktadır. Ülkemiz; 1000 grostondan büyük 2 binden fazla gemisiyle 48,9 milyon dedveyt tona ulaşan deniz ticaret filosu ile dünyada 12’nci sıradadır.” şeklinde konuştu.

TÜRKİYE’NİN KONTEYNER LİMANLARI DÜNYADA İLK 100 LIMAN ARASINDA
Türkiye’nin; Tekirdağ, Ambarlı, Kocaeli ve Mersin’de bulunan konteyner limanlarnın dünyada ilk 100 limanı arasında olduğunun altını çizen Bakan Uraloğlu, 2023 yılında 217 limanda elleçlenen yük miktarının 521 milyon ton, elleçlenen konteyner miktarının ise 12 milyon 566 bin TEU olarak gerçekleştiğini vurguladı. Uraloğlu, “2024 yılında ise rekor büyüme rakamlarına ulaşarak 2023 yılındaki bu miktarları geride bırakacağımızı düşünüyoruz. Çünkü daha bu yılın ilk yarısında limanlarda elleçlenen yük miktarı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,2 artarak 269 milyon 182 bin 694 tona, Elleçlenen konteyner miktarı ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 11,2 artarak 6️milyon 781 bin 483 teu’ya yükseldi. Yeni rekorlar ufakta görünüyor diyoruz.” ifadelerini kullandı.
“ANA ARAMA KURTARMA MERKEZIMIZLE ACİL DURUM KOORDİNASYONUNU SAĞLIYORUZ”
Denizlerin güvenliği ve çevrenin korunması adına atılan her adımın, gelecek nesillere daha güvenli bir dünya bırakma yolunda önemli olduğunu vurgulayan Uraloğlu, Bu amaç doğrultusunda, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak kurdukları sistemlerle seyir, can, mal ve çevre emniyetini artırmak için denizleri 7/24 izlediklerini söyledi. Uraloğlu, “Denizlerimizi COSPAS-SARSAT uydu yardımlı arama kurtarma sistemi ve gelişmiş haberleşme sistemleri ile dinliyoruz. Otomatik Tanımlama Sistemlerimiz ile görüyoruz. Gemi Trafik Hizmetleri Merkezlerimiz ile yönetiyoruz. Ana Arama Kurtarma Merkezimizle de dünya denizlerinde acil durumdaki gemilerimizin veya gemi insanlarımızın problem yaşamaları halinde gerekli müdahale ile arama kurtarma sahamızdaki tüm deniz unsurlarının acil durum koordinasyonunu sağlıyoruz. Ayrıca, Ana Arama ve Kurtarma Koordinasyon Merkezi’miz sadece Türk Arama Kurtarma Bölgesi içinde değil dünyanın her noktasında ülkemiz ve dünya denizciliğine hizmet vermektedir. Komşu ve diğer ülkelerin kurtarma merkezlerinin de anlık irtibat kurabildiği ülkemizdeki tek merkezdir. 2023 yılında merkezimize gelen ihbarlarla da 339 olayda 806 kişiyi kurtarmış olmanın gurur ve mutluluğunu da yaşıyoruz. Bundan dolayı sizlere teşekkür ediyorum.” açıklamasında bulundu.

“GEMİLERİMİZE 2023 YILI İÇERİSİNDE TOPLAM BIN 145 ÖN DENETIM YAPTIK”
Mavi Vatanda seyir emniyetini, can, mal ve çevre güvenliğini artırmaya yönelik yatırımları da tüm hızıyla sürdürdüklerini belirten Uraloğlu, 2007’den bu yana Otomatik Tanımlama Sistemiyle Türkiye kıyılarındaki gemileri anlık olarak izlediklerini kaydetti. Bakan Uraloğlu, “Bu sisteminin, kesintisiz işletiminin sürdürülmesi amacıyla başlattığımız sistem yükseltimi ve güncellemesi projesini de tamamladık ve hizmete aldık. Deniz taşımacılığının çevreye daha duyarlı olması amacıyla uluslararası gelişmeleri de takip etmekteyiz. Gemilerimizi bu kapsamda sıkı denetimlere tabi tutuyoruz. Türk Bayraklı gemilerin standartlarını yükseltmek, liman devleti denetimlerine hazır olmalarını ve tutulma yaşamamalarını sağlamak amacıyla gemilerimize 2023 yılı içerisinde toplam bin 145 ön denetim yaptık. Kıyılarımızı korumak için limanlarımıza gelen yabancı bayraklı gemileri de titiz bir şekilde denetliyoruz.
Ülkemiz limanlarına daha sık gelmeye başlayan düşük standartlı gemileri daha sık periyotlarda, detaylı olarak denetliyoruz. 2023 yılında bu kapsamda uzman denizcilik personelimiz ile 3 bin 339 denetim gerçekleştirdik. Gemilerin seyir emniyetini artırmak üzere, ilerleyen yıllarda Otomatik Tanımlama Sisteminin geliştirilmiş bir alternatifi olacak olan Veri Alış-Veriş Sisteminin yerli ve milli imkanlarla geliştirilmesine yönelik Ar-Ge çalışmalarına da başlıyoruz. Doğu Akdeniz’de etkinliğimizin artırılması amacıyla KKTC’de kurulacak olan Doğu Akdeniz Gemi Trafik Hizmetleri Sistemi Projesi’ni de başlattık. Projemizi 2026 yılında tamamlamayı planlıyoruz. Projenin tamamlanmasının ardından hem ülkemizin hem de KKTC’nin Mavi Vatan’daki hakimiyetini önemli ölçüde artıracağız.” şeklinde konuştu.
ULUSAL DENİZ EMNIYETI BAŞKANLIĞIMIZ ÜLKEMİZİN İSE TEK SIMÜLATÖR MERKEZIYLE DENIZ KAZALARI OLAYLARIYLA ETKIN MÜDAHALEDEKI EN ÖNEMLİ MERKEZİMİZDİR
Denizlerde mesafe kat eden tankerler kadar; fabrikaların, limanların ve tersanelerin de deniz kirliliği için büyük riskler taşıdığını belirten Uraloğlu, “Deniz kirliliğin önlenmesi, oluşmasından sonra ivedilikle müdahalesi ve asgari zararla bertaraf edilmesi hem çevresel hem de ekonomik açıdan büyük önem arz etmektedir. Bir araya geldiğimiz ulusal deniz emniyeti başkanlığımız bünyesinde bulunan dünyanın sayılı, ülkemizin ise tek simülatör merkeziyle ülkemizde yaşanabilecek deniz kirliliği ve deniz kazaları olaylarıyla etkin müdahaledeki en önemli merkezimizdir. Denizcilik Simülatörleri Merkezinde başta denizcilik alanında uzmanlık gerektiren; Kılavuz Kaptan Temel ve yenileme eğitimleri, Gemi Kaptanı ve Zabitler için gerekli eğitimleri, Römorkör Kaptanları Eğitimleri, Deniz Kirliliğine Müdahale Eğitimleri ve Arama Kurtarma Eğitimleri gibi ileri düzey eğitimler verilmektedir. Ayrıca, Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün petrol ve kimyasal madde kirliliğine müdahaleye ilişkin model kurslarının yanı sıra deniz kirliliğine müdahale, doğal yaşamı koruma ve deniz emniyeti konularında da farklı eğitimler verilmektedir. Bununla birlikte merkezimizde; Avrupa Deniz Emniyeti Ajansı’ndan gelen eğitimciler ile Kimyasallara Müdahale Eğitimi gerçekleştirilmiş ve böylece Bireysel Su Ürünleri Aday Dalgıç Belgesi eğitim ve sınavları da merkezimizde yapılmaya başlamıştır.” dedi.2020- 2024 yılları arasında da yaklaşık 4 bin kişiye görev alanı kapsamında eğitimleri verildi. 2024 yılı içerisinde de şu ana kadar yaklaşık 800 kişiye eğitim verildi. Yıl sonuna kadar bu sayının bin kişi üstüne çıkacağını öngörüyoruz.” diye konuştu.
Merkezde bulunan 2 bin metrekare yüzey alanı ve 3,5 metre derinliği olan dev eğitim havuzunun önemli bir eğitim alanı olduğunu da vurgulayan Uraloğlu, “Havuzda bulunan dalga üreticileri sayesinde; 1,6 metre yüksekliğinde 6 farklı tip dalga üretebilen ve 12 farklı sahil şeridinin simüle edildiği eğitim havuzu sayesinde söz konusu deniz kirliği eğitimleri için gerçekçi ve eşsiz imkanlar sağlanmaktadır. Havuzda verilecek eğitimlerde gerçek petrol kullanılmasına yönelik altyapı da bulunmakta ve eş zamanlı olarak senaryoya uygun deniz şartları oluşturulmaktadır.” ifadelerini kullandı.

Dalgalı bir denizde petrolü çevirmeye ve toplamaya çalışan müdahale personeli ile dalgaların sahile vurduğu 12 farklı kıyı tipinde temizlik çalışmaları yürüten kıyı temizlik personelinin gerçek şartlara uygun eğitim aldığının altını çizen Uraloğlu, “Dalga havuzu ile acil kurtarma tatbikatları, ekipman testleri gibi AR-GE çalışmaları da yürütülebilen merkezimizi; yapacağımız yeni yatırımlar ile uluslararası alanda deniz kirliliğine müdahale operasyonlarının koordine edildiği ve eğitimlerinin verildiği uluslararası bir merkez haline getirmeyi planlıyoruz. İnşallah bunu da kısa zamanda başaracağımıza inanıyoruz.” diye konuştu.
Başkanlığın petrol ve diğer zararlı maddelerden kaynaklı kirliliğe müdahaleye yönelik son teknolojiye sahip ekipman ve malzemeyle donatılmış durumda olduğuna dikkat çeken Uraloğlu, deniz kirliliğine müdahale imkanlarının bir envanterinin bulunmasının hayati önem taşıdığını söyleyerek Başkanlık bünyesinde envanter bilgi sistemi de oluşturduklarını bildirdi. Kullanılabilecek tüm ekipman, personel, kara ve deniz vasıtası gibi verilerin girişlerini yaparak coğrafi bilgi sistemi üzerinden anlık takiplerini yapabildiklerini belirten Bakan Uraloğlu sözlerine şu şekilde devam etti:
“Mavi Vatan’ımıza tüm gücümüzle sahip çıkıyoruz. Kimsenin şüphesi olmasın ki Ulusal Deniz Emniyeti Başkanlığı gibi kurumlarımızla deniz ve kıyılarımızın korunmasını ulusal bir öncelik haline getirerek gelecek nesillere tertemiz ve güvenli denizler bırakacağız. Bu düşüncelerle Ulusal Deniz Emniyeti Başkanlığımız ve Denizcilik Genel Müdürlüğümüz çalışanları olmak üzere ülkemiz denizlerinin güvenliği ve denizciliğimizin gelişimi için alın teri döken herkese teşekkür ediyorum.”
Uluslararası yaşanan internet bağlantı sorunu ile ilgili değerlendirmelerde de bulunan Bakan Uraloğlu, “Windows işletim sistemi kullanan cihazlarda global çapta meydana gelen kesintiye ilişkin yapılan inceleme neticesinde yaşanan aksaklığın siber saldırı kaynaklı olmadığı tespiti yapılmıştır. Söz konusu kesintinin CrowdStrike ürününü kullanan kurum ve kuruluşlarda meydana geldiği tespit edilmekle birlikte çözüm önerileri SİP platformu üzerinden tüm SOME’lerimiz ile paylaşılmıştır.” dedi. Uraloğlu, Türkiye’nin siber sınırlarını korumak için yerli ve milli ürünlerle 7 gün 24 saat aralıksız çalışmaya devam ettiklerini vurgulayarak, kamu ve özel kurumlarla iletişim halinde olduklarını ve sorunlara hızlıca müdahale edildiğini bildirdi.
Haber7-ÖZEL
ABD’li teknoloji devi Microsoft’un 365 uygulamalarında yaşanan arızalar nedeniyle dünyadaki birçok sektörde problemler oluştu. Yazılım sistemindeki küresel sıkıntı havacılık ve bankacılık gibi sektörler başta olmak üzere tüm sektörlerde aksamalara neden oldu. Dünyayı etkisi altına yazılım sıkıntısı gelecek yıllarda yaşanabilecek olası olaylar için pek çok soruyu da beraberinde getirdi.
ABD, AVRUPA VE KÜRESEL SİSTEME BAĞLI ÜLKELER ETKİLENDİ
Dünya genelinde yaşanan şimdiye kadarki en büyük yazılım sorunu küresel sisteme bağlı tekel içinde dönen birçok ülkeyi olumsuz etkiledi. ABD başta olmak üzere, Avrupa hatta Avustralya’ya kadar birçok ülkedeki hizmetlerde sorunlar yaşanıyor. İngiltere’de bazı televizyon kanallarının yayını kesilirken, büyük bankalar, havaalanları, hastaneler ve finans kurumları geçici olarak hizmet dışı kaldı.

Berlin‘de tüm uçuşlar durdurulurken ABD’de acil servis hizmetleri bile askıya alındı. İngiltere‘de ise sağlık randevu sistemi çöktü.
TÜRKİYE’DE DE BİRÇOK KURUM ETKİLENDİ
Dünya genelinde yaşanan aksaklıktan Türkiye de nasibini aldı. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de birçok sistemde problemler ortaya çıktı. Resmi makamlardan “Sistemi bir an önce işler hale getireceğiz” açıklamaları yapılırken ülkemizdeki hava yolu şirketleri, telekom hizmetleri ve bankalar gibi önemli kurumlarda problemler yaşanıyor.
MİLLİ YAZILIMIN ÖNEMİ BİR KEZ DAHA ORTAYA ÇIKTI
Küresel sistemin teknolojilerini kullanan birçok ülke yaşanan krizden etkilenirken, yazılım krizi bir gerçeği daha gözler önüne serdi. Dünya genelinde global sisteme karşı kendi yazılım sistemini geliştiren ve kullanan Rusya ve Çin gibi ülkelerin yaşanan krizden etkilenmemesi yerli yazılımın önemini ortaya çıkardı.
Türkiye’nin gelecekte yaşanabilecek bu tarz küresel sorunlardan etkilenmemek için savunma sanayi ve havacılık sanayinde olduğu gibi yazılım sektöründe de milli sistemlere geçmesinin önemi vurgulanıyor. Teknolojik anlamda yeterli alt yapıya sahip olunan ülkemizde, bilgisayar sistemlerinin ve yazılımlarının da yerlileştirilmesi ülkemizi önümüzdeki yıllarda yaşanabilecek olası siber saldırılar ve global teknoloji şirketlerinin yaşadığı olumsuzluklarda güvence altına alacak.

YERLİ YAZILIM KULLANAN RUSYA’DA KRİZ HİSSEDİLMEDİ
ABD‘li yazılımlara bağlı dünya ülkeleri Microsoft krizine karşı seferber olurken küresel güçlerin sistemlerine karşı kendi yazılımlarıyla sistemlerini kuran Rusya’da ise kriz hissedilmedi. Rusya Dijital Kalkınma Bakanlığı, dünya çapında başta havalimanları olmak üzere çok sayıda sektörü etkileyen iletişim kesintisine ilişkin yaptığı açıklamada “Microsoft ile ilgili gelişmeler, kritik altyapı tesislerinde yabancı yazılımların yerine yerli yazılım kullanılmasının önemini bir kez daha gösteriyor” ifadesi kullanıldı.
Ülkenin en büyük bankası Sberbank da yaptığı açıklamada, küresel iletişim kesintisinin bankanın faaliyetlerini etkilemediğini bildirdi.
SELÇUK BAYRAKTAR’DAN YERLİ YAZILIM VURGUSU
Dünya çapında yaşanan kriz sonrası BAYKAR Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar da yerli ve milli yazılıma dikkat çekti. Sosyal medya hesabından bir paylaşım yapan Bayraktar şu ifadelere yer verdi;
Tek işletim sistemi,
Tek arama motoru,
Bir iki sosyal medya platformu
Birkaç alışveriş sitesi…
Sadece birinin çökmesi bile dünyada bağlı olan tüm devletlerin kritik alt yapısının neredeyse çökmesine neden oluyor.
Refahı tüm dünyaya yayması umulan yüksek teknoloji ve inovasyon, an geliyor, dünya sistemini kilitliyor. Yüksek teknoloji küresel düzeyde tekelleştiğinde, işte bu kadar kırılgan.
Yaşadığımız siber fiziksel ağlarla örülü dünyada, teknolojinin her alanında bağımsızlık toplumlar için vazgeçilmez.
İşte tam da bu nedenle; Tam bağımsız ve müreffeh bir Türkiye için Milli Teknoloji Hamlesi diyoruz.
Türkiye’nin, dünyanın en önemli boğazları arasında bulunan İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nın kontrolünü elinde tutan ülke olarak Akdeniz ve Karadeniz Havzası’ndaki ülkelerin deniz ulaşımı ve uluslararası ticaret faaliyetleri açısından anahtar konumda olduğuna işaret eden Uraloğlu, “Bu nedenle yaklaşık 8 bin 333 kilometre kıyı şeridi uzunluğuyla kara sınırlarının 3 katı kadar deniz sınırlarına sahip doğal bir yarımada olan ülkemizi, bu zengin potansiyelini en iyi şekilde değerlendirerek dünya denizciliğinde daha üst sıralara çıkarmak en büyük hedefimizdir.” diye konuştu.
Türkiye’nin denizcilikte öncü bir ülke olduğunu dile getiren Uraloğlu, Bakanlığın hayata geçirdiği denetim ve uygulamalarla Paris Mou’da 2008 yılında beyaz listeye geçildiğini ve Türk bayrağının dünyanın en prestijli bayrakları arasında yer aldığını ifade etti.
DENİZLER 7/24 İZLENİYOR
Türkiye’nin, 1000 grostondan büyük 2 binden fazla gemisiyle 48,9 milyon detveyt tona ulaşan deniz ticaret filosu ile dünyada 12’nci sırada yer aldığına dikkati çeken Uraloğlu, şöyle devam etti:
“Tekirdağ, Ambarlı, Kocaeli ve Mersin’de bulunan konteyner limanları dünyada ilk 100 liman arasındadır. 2023 yılında 217 limanımızda elleçlenen yük miktarı 521 milyon ton, elleçlenen konteyner miktarı ise 12 milyon 566 bin TEU olarak gerçekleşmiştir. 2024 yılında ise rekor büyüme rakamlarına ulaşarak 2023 yılındaki bu miktarları geride bırakacağımızı düşünüyoruz. Çünkü daha bu yılın ilk yarısında limanlarda elleçlenen yük miktarı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,2 artarak 269 milyon 182 bin 694 tona, elleçlenen konteyner miktarı ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 11,2 artarak 6 milyon 781 bin 483 TEU’ya yükseldi. Yeni rekorlar ufakta görünüyor.”
Denizlerin güvenliği ve çevrenin korunması adına atılan her adımın gelecek nesillere daha güvenli bir dünya bırakmada etkin rol oynayacağını vurgulayan Uraloğlu, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığına ait sistemlerle seyir, can, mal ve çevre emniyetini artırmak için denizlerin 7/24 izlendiğini söyledi.
Arama ve Kurtarma Koordinasyon Merkezi’nin önemli bir görevler üstelendiğini dile getiren Bakan Uraloğlu, şunları ifade etti:
“Denizlerimizi COSPAS-SARSAT uydu yardımlı arama kurtarma sistemi ve gelişmiş haberleşme sistemleriyle dinliyoruz. Otomatik tanımlama sistemlerimizle görüyoruz. Gemi trafik hizmetleri merkezlerimizle yönetiyoruz. Arama kurtarma merkezimizle de dünya denizlerinde acil durumdaki gemilerimizin veya gemi insanlarımızın problem yaşamaları halinde gerekli müdahaleyle arama kurtarma sahamızdaki tüm deniz unsurlarının acil durum koordinasyonunu sağlıyoruz. Ayrıca ana arama ve kurtarma koordinasyon merkezimiz sadece Türk arama kurtarma bölgesi içinde değil dünyanın her noktasında ülkemiz ve dünya denizciliğine hizmet vermektedir. Komşu ve diğer ülkelerin kurtarma merkezlerinin de anlık irtibat kurabildiği ülkemizdeki tek merkezdir. 2023 yılında merkezimize gelen ihbarlarla da 339 olayda 806 kişiyi kurtarmış olmanın gurur ve mutluluğunu da yaşıyoruz. Bundan dolayı sizlere teşekkür ediyorum.”
Mavi Vatan olarak adlandırılan denizlerde seyir emniyetini, can, mal ve çevre güvenliğini artırmaya yönelik yatırımların hızla devam ettiğini söyleyen Uraloğlu, Ulusal Deniz Emniyeti Başkanlığı gibi kurumlarla deniz ve kıyıların korunmasını ulusal bir öncelik haline getirerek, gelecek nesillere tertemiz ve güvenli denizler bırakacaklarını vurguladı.

Uraloğlu, gemilerin seyir emniyetini artırmak üzere ilerleyen yıllarda Otomatik Tanımlama Sistemi’nin geliştirilmiş bir alternatifi olacak veri alışveriş sisteminin yerli ve milli imkanlarla geliştirilmesine yönelik AR-GE çalışmalarına da başlayacaklarını ifade etti.
KKTC’de kurulacak Doğu Akdeniz Gemi Trafik Hizmetleri Sistemi Projesi’ni de başlattıklarını belirten Uraloğlu, şunları kaydetti:
“Projemizi 2026 yılında tamamlamayı planlıyoruz. Projenin tamamlanmasının ardından hem ülkemizin hem de KKTC’nin Mavi Vatan’daki hakimiyetini önemli ölçüde artıracağız. Denizlerde mesafe kateden tankerler kadar fabrikalar, limanlar, tersaneler de deniz kirliliği için büyük riskler taşımaktadır. Deniz kirliliğin önlenmesi, oluşmasından sonra ivedilikle müdahalesi ve asgari zararla bertaraf edilmesi hem çevresel hem de ekonomik açıdan büyük önem arz etmektedir. Ulusal Deniz Emniyeti Başkanlığı’mız bünyesinde bulunan dünyanın sayılı, ülkemizin tek simülatör merkeziyle ülkemizde yaşanabilecek kirliliği ve deniz kazaları olaylarıyla etkin müdahaledeki en önemli merkezimizdir.”
Bakan Uraloğlu’na, incelemesinde Bakan Yardımcısı Durmuş Ünüvar, Vali Recep Soytürk ve Marmaraereğlisi Kaymakamı Gökhan Gürbüzerol eşlik etti.
Gaziemir ve Buca ilçeleri arasında etkili olan yangın dolayısıyla İzmir’e gelen Yumaklı, yangın yönetim merkezinde çalışmalar hakkında Orman Genel Müdürü Bekir Karacabey’den bilgi alarak helikopterle yanan alanları inceledi.
Daha sonra gazetecilere açıklamalarda bulunan Yumaklı, Bergama’daki orman yangınında kaza sonucu hayatını kaybeden işletme şefi Şahin Dönertaş’a Allah’tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı diledi.
Bakan Yumaklı’nın açıklamaları şu şekilde;
Edirne, Bursa, Balıkesir, Manisa, Uşak, Kütahya, İzmir Foça, İzmir Bergama ve en son da yerleşim yerleşim yerlerine yakın seyreden İzmir Buca yangınları ekiplerin söndürmek için mücadele ettikleri yangınlar oldu. An itibariyle yangınların hepsi kontrol altına alındı.
Sıcaklık nedeniyle Ege ve Akdeniz kıyılarında alarmdayız.
“KAYIP YA DA MAL ZİYANI BİLDİRİLMEDİ”
Yangına karşı mücadelede alevlerin arasında kalanların olmasına rağmen herhangi bir sorun yaşanmadığını bildiren Yumaklı, “Buca yangını için söyleyeyim, bize rapor edilmiş herhangi bir kayıp ya da bir mal ziyanı bildirilmedi. Elbette bütün bunları söylerken bu ekosistemde yaşayan, bizimle bu dünyayı paylaşan canlıları da unutmamak gerekir ve maalesef bu tür olaylardan en çok etkilenenler de onlar oluyor.” dedi.
Yumaklı, gece yarısından sonra yangın bölgesinde birtakım ihtiyaçların olduğuna yönelik yalan haberlerin dolaşıma sokulduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“DEZENFORMASYON YAPTILAR”
“Birçok insan bu yalanlarla beraber sanki yardım ihtiyacı varmış gibi doğal olarak, ben hepsine teşekkür ediyorum ancak buradaki çalışmaları aksatırcasına, insanlar o yalanlarla kendilerine söylenen ‘yanık kremi gerekiyor, ayran gerekiyor, şu gerekiyor, bu gerekiyor…’ Bu yalanlarla arabalarına atlayıp buraya gelen insanlar oldu. Bizler zaten düzenli olarak açıklama yapıyoruz, gerek bu şekilde gerekse sosyal medya hesaplarımızdan ve diğer resmi hesaplarımızdan, lütfen bu yalanlara kanmasınlar. Ben çok özür dileyerek bu ahlaksızlığı hiçbir yere sığdıramıyorum, neye hizmet ettiğini herkesin kendi vicdanına bıraktığım bu dezenformasyonu da kınıyorum.”

Bütün teşkilatların 15 Eylül’e kadar alarm halinde olacağını ifade eden Yumaklı, “Vatandaşlarımız olmadan biz bu mücadeleden galip çıkamayız. Mümkün olduğu kadar yangın başlatma ihtimali olan ne varsa, hangi faaliyet, hangi eylem varsa lütfen bunlardan uzak duralım. Bir şey olmaz demeyelim, oluyor.” dedi.
“Farklı ülkelerde haftalarca, aylarca hala yangınları süren ülkeler var. Çok şükür biz böyle bir ülke değiliz”
Yumaklı, 24 saat boyunca insansız hava araçlarıyla ve yangın yönetim uçağıyla Türkiye’yi gözetlediklerini ve tespit ettikleri yangınlara en kısa zamanda müdahale ettiklerini belirterek, şöyle konuştu:
“Bütün risk analizleri yapılmış durumda. Yani bizim tek istediğimiz şu, hep söylüyoruz. Yangınla mücadele etmek elbette bir performans gerektirir. görüyorsunuz farklı ülkelerde haftalarca, aylarca hala yangınları süren ülkeler var. Çok şükür biz böyle bir ülke değiliz. Hatta yardım isteyenlere de mümkün olduğu kadar elimizden geldiğince yardımcı oluyoruz. Ancak asıl başarının yangının çıkmaması olduğunu ve bu başarının sadece bir bakanlığın, bir Orman Genel Müdürlüğü teşkilatının değil, bütün ülkeye ait olduğunu tekraren belirtmek istiyorum ve istirham ediyorum, ‘bir şey olmaz’ demeyelim, yangınların yüzde 90’ının insan unsurundan kaynaklandığını söylüyoruz. Bu kimi zaman o ‘bir şey olmaz’ denilen hususlardan, kimi zaman ihmalden kimi zaman farklı gerekçelerle çıkıyor.”
Buca’daki yangının çıkış sebebine ilişkin bir soru üzerine Yumaklı, “Halen kolluk güçlerimiz bunlarla ilgili gerekli tahkikatı yapıyor. Ama benim şu anda size söyleyebileceğim bir sebep yok.” dedi.

TÜRKİYE’DEN URANYUM ZENGİNİ ÜLKEYE ÜST DÜZEY TEMAS
Nijer’de askeri darbenin üzerinden neredeyse 1 yıl geçerken ülkede değişen siyasi ve diplomatik dengeler yeni aktörlere hareket alanı açtı.
General Abdurrahmane Tchiani önderliğinde 26 Temmuz 2023’te başa gelen askeri yönetim, Batılı müttefikleriyle neredeyse tüm bağlarını koparırken, yeni ittifaklar ve ilişkilerle ülkenin siyasi ve ekonomik gelişiminin önünü açmaya çalışıyor.
Batı’nın Afrika’daki en yakın müttefiklerinden biri kabul edilen Nijer’deki yönetim değişikliği en çok Fransa ile ilişkileri etkiledi.
Tchiani yönetimi başa geçtikten çok kısa süre sonra 4 Ağustos 2023’te Fransa ile askeri işbirliğini sonlandırdı ve 25 Ağustos’ta da Fransa’nın Niamey Büyükelçisi Sylvain Itte’yi “istenmeyen kişi” ilan etti.
Itte’nin istenmeyen kişi ilan edilmesi, iki ülke arasında benzeri görülmemiş bir diplomatik krize neden olsa da Fransa, kararın meşru olmadığı gerekçesiyle Itte’nin ülkede kalması için her yolu denedi.
Büyükelçi Itte, yeni yönetimle yaklaşık 1 ay boyunca adeta köşe kapmaca oynadı ve “yakalanmamak” için büyükelçilik yerleşkesinden hiç ayrılmadı.
Nijer halkı, Fransız Büyükelçiliği önünde neredeyse her gün Itte’nin ülkeyi terk etmesi için eylem yaparken, yerleşkenin elektrik ve suyu kesildi, gıda tedariki de engellendi.
Kendisine 25 Ağustos’ta ülkeyi terk etmesi için 48 saat süre verilen Büyükelçi Itte, 27 Eylül’de Nijer’den ayrıldı.
Itte’nin diplomatik bir kriz sonrası ülkeden ayrılmasının ardından Fransa, 22 Aralık 2023’te hem Niamey Büyükelçiliğini kapattı hem de ülkede konuşlu 1500 askerini geri çekti.
ECOWAS’TAN ASKERİ MÜDAHALE TEHDİDİ
Öte yandan Nijer’in de üyesi olduğu Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS), Nijer’e darbe sonrası bir dizi yaptırım uyguladı ve ECOWAS üyesi komşu ülkeler Nijer’e tüm sınırlarını kapattı.
ECOWAS, darbenin ilk gününden beri ev hapsinde tutulan devrik lider Muhammed Bazum’un serbest bırakılması ve anayasal düzene dönülmesi yönündeki çağrılarını sık sık tekrarlasa da askeri yönetimden beklediği tepkiyi alamadı.
Üye ülkelerin liderleri sık sık darbe gündemiyle bir araya gelirken bir yandan da din adamları, eski siyasetçiler ve kanaat önderlerinden oluşan arabulucu heyetleri de askeri yönetimle görüşmelerde bulundu.
Tüm girişimlerin sonuçsuz kalması nedeniyle Ağustos 2023’te Nijer’e askeri operasyon düzenlenebileceğini duyuran ECOWAS, krizlere müdahale için kurduğu ihtiyat kuvvetlerinin hazırlanması talimatını verdi.
ECOWAS’ın bu talimatı bir süre sadece bölgesel değil uluslararası kamuoyunda da geniş yankı bulsa da topluluk Nijer’e herhangi bir askeri müdahalede bulunmadı.
3 ÜLKEDEN KONFEDERASYON KARARI
Askerlerin yönetimde olduğu komşu ülkeler Mali ve Burkina Faso ise ECOWAS’ın operasyon tehdidine karşı Nijer’i korumak üzere harekete geçti.
ECOWAS’ın Nijer’e olası askeri müdahale planına karşı ortak savunma gücü oluşturan üç ülke, Eylül 2023’te “Sahel Devletleri İttifakını (AES)” kurdu.
Söz konusu üç ülke, Ocak 2024’te de ECOWAS’tan ayrıldıklarını duyurarak, konfederasyon kurma konusunda anlaştı.
AES’nin Nijer’de 6 Temmuz’da düzenlenen ilk zirvesinde de Nijer, Mali ve Burkina Faso’nun konfederasyon kurmalarına olanak veren ortak bildiri imzalandı.
ABD’NİN, RUSYA VE İRAN RAHATSIZLIĞI NİAMEY İLE ASKERİ İLİŞKİLERİ KOPARDI
Nijer’deki yeni yönetim, Fransa ile ilişkileri koparsa da ABD tarafıyla diyaloğu sürdürdü ve ABD’nin o dönem yeni atanan Niamey Büyükelçisi Kathleen FitzGibbon’un darbeden kısa süre sonra ülkeye girişine müsaade etti.
ABD, Fransa’nın aksine, Nijer’e yapılan yardımların kesilmemesi için de yaşanan yönetim değişikliğini uzun süre “darbe” olarak nitelemekten kaçındı.
Darbe sonrası Fransa ve Avrupalı askeri birlikleri ülkeden gönderen Niamey yönetimi, Mali ve Burkina Faso gibi Rusya ile yakınlaşma sürecine girdi.
Bu süreçte, İran’ın Nijer’den uranyum satın alması konusunda uzlaşıldığı, hatta 2 ülke arasında bu minvalde bir ön anlaşma imzalandığı iddiaları ABD basınında geniş yer aldı.
İddiaların ardından ABD Afrika Komutanlığından (AFRICOM) bir heyetin 12-13 Mart’ta Niamey’e yaptığı ziyarette, Nijer’in İran ve Rusya ile yakınlaşmasından duyulan rahatsızlıktan bahsetmesi ise askeri yönetimi kızdırdı.
Niamey yönetimi, 17 Mart’ta, 2012’de ABD ile imzalanan askeri işbirliği anlaşmasını feshetti ve ABD askerlerinin en kısa sürede ülkeden ayrılması talebinde bulundu.
ABD MİLYON DOLARLIK İHA ÜSSÜNDEN ÇEKİLİYOR
Nijer’de yaklaşık 1000 askeri ve insansız hava aracı (İHA) üssü bulunan ABD, işbirliğinin sonlanması üzerine haziranda başlattığı çekilme sürecini büyük ölçüde tamamladı.
İlk etapta başkent Niamey’de Avrupa ülkeleriyle ortak kullandıkları 101. hava üssünden çekilen ABD, Sahra çölünün kuzey ucunda yer alan Agadez’deki İHA üssü Niger 201’den de 15 Eylül’e kadar çıkmış olacak.
Niger 201, ABD’nin Cibuti’deki daimi üssünden sonra İHA operasyonlarını da yürüttüğü Afrika’daki en büyük ikinci üssü konumunda bulunuyor.
İnşaatı ve finansmanı ABD’ye, mülkiyeti ise Nijer ordusuna ait üs, yüksek teknolojili uydu iletişim sistemleriyle 2019’dan bu yana hizmet veriyor.
Nijer devletinden 10 yıllığına kiralanan Niger 201, ABD’nin en büyük ve en pahalı İHA üssü olarak kabul ediliyor.
İnşası için 110 milyon, yıllık bakımı için ise 30 milyon dolar harcayan ABD, söz konusu üssü, Sahel’deki ana istihbarat ve gözetleme merkezi olarak kullanıyor.
RUS ASKERİ EĞİTMENLER NİJER’DE
ABD ve Fransa ile askeri işbirliklerini fesheden Nijer, bu süreçte Rusya ile yakınlaşmaya devam etti.
Nijer ve Rusya arasında ocakta imzalanan askeri işbirliği kapsamında Rus askeri eğitmenler nisanda Nijer’e geldi.
Rus eğitmenler, Moskova’dan tedarik edilen hava savunma sistemlerinin kullanımına ilişkin Nijer güçlerini eğitecek.
FRANSIZ ŞİRKETİN URANYUM RUHSATI IPTAL EDİLDİ
Dünyanın en büyük uranyum tedarikçileri listesinde 7’nci sırada yer alan Nijer, 2022 verilerine göre, dünyadaki uranyum arzının yüzde 5’ini karşıladı.
Nijer, 311 bin 110 metrik tonluk uranyum rezerviyle Fransa’nın 3. AB’nin de 2. en büyük uranyum tedarikçisi konumunda bulunuyor.
Fransa, devlete ait nükleer enerji şirketi Orano, eski ismiyle “Areva” üzerinden eski sömürgesi Nijer’den yaklaşık 50 yıldır uranyum temin ediyor.
Askeri yönetimin Fransa ile diplomatik ve askeri ilişkileri sonlandırmasının ardından uranyum tedariki konusunda da Fransa zor bir dönemece girdi.
Niamey yönetimi, Orano’nun ülkenin kuzeyindeki Imouraren uranyum yatağındaki işletme ruhsatını 20 Haziran itibarıyla sonlandırdı.
Niamey buna gerekçe olarak, söz konusu yatağı 2015’te faaliyete sokmayı planlayan Orano’nun uyarılara rağmen sahada madencilik çalışmalarına başlamamasını gösterdi.
Orano, 2011’de yaşanan Fukuşima nükleer felaketinin ardından uranyum piyasasının düşmesiyle söz konusu sahadaki çalışmalarını askıya almıştı.
Askeri hükümet ise mart ayından başlayarak 3 ay içinde söz konusu sahada madencilik çalışmalarına başlanmazsa şirketin işletme ruhsatının geri çekileceği konusunda uyarıda bulunmuştu.
Imouraren, yaklaşık 200 bin ton rezerviyle dünyanın en önemli uranyum yataklarından biri kabul ediliyor.
TÜRKİYE’DEN NİJER’E ÜST DÜZEY ZİYARET
Türkiye ile Nijer arasında ekonomik, siyasi ve askeri ilişkiler, yeni yönetimin iş başına gelmesinin ardından da devam etti.
Başbakan ve Ekonomi ve Finans Bakanı Ali Mahamane Lamine Zeine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın davetlisi olarak 1 Şubat’ta Türkiye’ye gitti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kabul edilen Zeine, savunma sanayii şirketlerini ziyaret etti, heyetler arası görüşmelerde bulundu.
Bu ziyaretten sonra Türkiye’den de üst düzey bir heyet, bugün Niamey’de temaslarda bulunacak.
Heyette Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, MİT Başkanı İbrahim Kalın, Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün ve Ticaret Bakan Yardımcısı Özgür Volkan Ağar yer alıyor.
]]>Erdoğan’ın açıklamalarından önemli başlıklar şöyle:
“ALEVİ BEKTAŞİ KARDEŞLERİMİZE KAPIMIZ AÇIK”
Kerbela faciasının yıl dönümünde Hz Hüseyin efendimiz rahmetle yad ediyoruz. Bizi bölmek isteyenlere fırsat vermeyeceğiz. Kerbela olayında da birleştirici tutumumuzu sergileyeceğiz. Alevi Bektaşi kardeşlerimizle yakın istişare halinde olmayı sürdüreceğiz.
BYD ANLAŞMASI
BYD ile toplam tutarı 1 milyar doları aşan yatırım sözleşmesi karşılıklı irademizin en güzel örneğidir. Bu tür yatırım ortaklıklarıyla ikili ticaretimizi daha dengeli ve sürdürülebilir bir seviyeye getirmeyi hedefliyoruz.
Ülkemiz ekonomisine katma değer sağlayacak her türlü yatırıma kapımız ardına kadar açıktır. Yeter ki kazan-kazan anlayışıyla hareket edilsin. Çin otomobil üreticisi ile 1 milyar dolarlık yatırım anlaşması imzaladık. Yatırımcılara her türlü kolaylığı sağlıyoruz. Katma değere sağlayacak her yatırıma kapımız açık.
“MİLLİ TAKIMI YÜREKTEN TEBRİK EDİYORUM”
Karşılaşma esansında içimize sinmeyen hakem kararları oldu. Maalesef yarı final şansımız kaybettik. A Milli takımı yürekten tebrik ediyorum. Gurbetçi kardeşlerimize de teşekkür ediyorum.
Bir diğer sınavımız Paris 2024 olimpiyat oyunlarıdır. Sporcularımızdan Tokyo’da elde ettikleri tarihi başarıyı Paris’te çok daha ileri seviyelere taşımalarını bekliyorum. Paris Olimpiyatları’nda yarışacak sporcularımıza şimdiden üstün başarılar diliyorum.
NATO ZİRVESİ
Değerli arkadaşlar 9-11 Temmuz tarihleri arasında Washington’da düzenlenen NATO Liderler Zirvesi Türkiye’nin NATO içindeki vazgeçilmez rolünü tekrar teyit etmiştir.
Müttefiklerimiz tarafından ülkemize adeta bin bir nazla verilen silahlar, bakıyorsunuz, bölücü terör örgütünün sığınaklarından çıkıyor.
“İSRAİL İLE İLGİLİ TUTUMUMUZ BELLİ”
Türkiye olarak mevcut İsrail yönetimini ateşkese zorlamak için tüm imkanları seferber etmiş durumdayız. İsrail’in Gazze ve diğer Filistin topraklarındaki katliam, işgal ve soykırım politikası devam ettikçe, biz de bu ülkeyle ilgili tutumumuzu değiştirmeyiz.
Türkiye coğrafi, beşeri, ekonomik ve tarihi bağları itibarıyla tek bir bloğa sıkıştırılamayacak bir ülkedir. Bizi, kimsenin kendi dar kalıplarına hapsetmesine izin veremeyiz. Biz ne Batı için Doğu’ya sırtımızı döneriz ne Doğu için Batı’yı ihmal ederiz.
Kandan, gözyaşından ve işgalden beslenen zalimler rahatsız olsalar da biz Filistin’in yanında dimdik duruyoruz ve duracağız. Bölgemizin sürekli diken üstünde olduğu bir dönemde, dış siyasette yeni denklemler kurmamız, Türkiye için tercihten öte ihtiyaçtır
“İLK 11 ÜLKE ARASINA GİRDİK”
Türksat 6A ile haberleşme uydusu üreten ilk 11 ülke arasına girdik. Yeni uydumuz dışa bağımlılığın azaltılması yönünde önemli bir kilometre taşıdır. Yerli ve milli uydumuzun tekrar hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.
TRUMP’A SUİKAST GİRİŞİMİ
Saldırıyı bir kez daha lanetliyorum. Ülkem ve milletim adına geçmiş olsun diliyorum.
6 ŞUBAT DEPREMİ
Depremin yıktığı şehirleri adeta şantiyeye çevirdik. Hedefimiz yıl sonuna 200 bin konutun teslimatını gerçekleştirmektir. Deprem bölgesinde yaşayan insanlarımızla aramıza kimseyi sokmamakta kararlıyız. 31 Mart öncesi atıp tutanların nasıl çark ettiğini görüyoruz.
“ENFLASYON ATEŞİ SÖNMEYE DEVAM EDİYOR”
Geçen aydan itibaren enflasyonun ateşi düşmeye başladı. Sene sonunda enflasyonu hedeflediğimiz seviyelere indireceğiz.
İstikrar ve reform programımızı kararlı bir şekilde uyguluyoruz. Programın olumlu sonuçlarını alıyoruz alacağız. İnşallah önümüzdeki aylarda bu süreç ivmelenecek. Fahiş fiyat ve fırsatçılıkla mücadelede kararlı adımlar atıyoruz. Fiyat balonu yavaş yavaş sönüyor.
Eğitim faaliyetlerinin temel amacının üniversiteye gelen öğrencileri, geleceğe ve iş hayatına hazırlamak olduğunu dile getiren Karacabey, üniversitelerin öğrenci merkezli ve interaktif eğitim modeline geçtiğini kaydetti.
Karacabey, dünyadaki gelişmelerin eğitim faaliyetini baştan sona değiştirdiğini belirterek, şöyle devam etti:
“Son iki yıldır yapay zeka, diye bir şey çıktı karşımıza. Yapay zekanın artık şirketlerde iş süreçlerine entegre edildiğini görüyoruz. ‘Teknolojik gelişmeler, yapay zeka sayesinde birçok meslek ortadan kalkacak, yeni meslekler gelecek.’ deniyor. Dolayısıyla öğrencilerimizi bu değişen dünyaya göre yetiştirmemiz lazım. Öğrencileri buna uygun şekilde hazırlamalıyız. Teknolojiyi doğru kullanarak mezunlarımızı iş hayatında bir adım öne taşımalıyız. Yapay zeka ve teknolojiyi eğitim hayatına entegre ederek öğrencileri geleceğe hazırlamalıyız.”
Üniversitelerin eğitim sistemlerini, eğitim yapılarını dönüştürmesi gerektiğine işaret eden Karacabey, üniversitelerin yapay zekayı amaca uygun bir şekilde nasıl kullanılacağını öğrencilere göstermesi gerektiğini kaydetti.
Yapay zekanın iyi kullanımı konusunda eğitilerek mezun olan öğrencilerin iş hayatına girdiklerinde buna sahip olmayanlara göre bir adım önde olacağını belirten Karacabey, “Teknolojinin her özelliğini eğitim sürecine entegre etmemiz lazım. Bugün üniversitelerde yepyeni bir kuşakla birlikteyiz. Eskiden okullarda ve iş yerlerinde en fazla iki kuşak birlikte çalışırdı. Şimdi üç hatta dört kuşak birlikte. En son Z kuşağı ile birlikteyiz. Bu kuşağının nasıl eğitim istediğini çok iyi bilmemiz lazım. ‘Biz hocalarımızdan şöyle görmüştük, dersimi de böyle anlatırım’ demekten vazgeçmemiz lazım. Bu kuşak elektronik cihazları bir organı gibi görüyor. Bunu kabullenip, eğitimi de buna göre dönüştürmemiz, öğrenci merkezli eğitime geçmemiz lazım.”
“ÖĞRENCİ İNTERAKTİF ÖĞRENME SÜRECİNİN İÇİNDE OLMALI”
Prof. Dr. Karacabey, öğrencinin sınıfta, dersin nasıl işleneceği, ölçme değerlendirmenin nasıl gerçekleştirileceği, dersin kurallarının ne olacağı konusunda söz hakkı olan bir paydaş olarak oturması gerektiğini belirterek, şu ifadelere yer verdi:
“Öğrenci interaktif bir öğrenme sürecinin içine girmeli. ‘Hocası anlatsın, o dinlesin, not alsın, eve gitsin.” mantığından çıkmak lazım. Örneğin bazı dersleri, öğrencinin arkadaşlarına anlatmasına olanak sağlanmalı. Öğrenci, dersin artık sahibi olacağı için derse daha istekle katılım sağlayacaktır. Bizim hedefimiz öğrencinin diploma alıp gitmesi değil, öğrencinin öğrenmesini sağlamak olmalı. Bunu yaparsak başarılı olduğumuzu söyleyebiliriz. Bu sadece üniversiteler için değil, bütün eğitim kurumları için geçerli. Öğrenmeyi en öne koyduğumuzda ve öğrenci de bunu kabul ettiğinde nitelikli mezun yetiştirmek daha kolay olacaktır.”
“ÖĞRENCİNİN DERS DIŞI FAALİYETLERİ DE ÖDÜLLENDİRİLMELİ”
Öğrencinin üniversite hayatının sosyal becerilere sahip olmasına olanak sağlanması gerektiğinin atını çizen Karacabey, “Öğrenci kulüpleri, uluslararası partnerlerle yapılacak işbirlikleriyle küresel anlamda yeterli bireyler yetiştirmeliyiz. Üniversitemizde akademi dışı not dökümü çalışmasını başlattık. Öğrencinin ders dışı faaliyetlerinin de bir değer taşıdığını ve bunların da ödüllendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Öğrencimize mezun olurken akademik başarısını gösteren not çizelgesinin yanında, diğer faaliyetlerini gösteren bir çizelge daha vereceğiz. Böylelikle öğrenci becerilerini belgelendirmiş olacak. İş hayatına atılırken bunun çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Öğrenciler artık sadece kitabının içindeki bilgiyi öğrenen, bunları yeterli bulan insanlar değiller. Öğrencilerimizin başka alanlarda da eğitim almasını sağlamaya çalışıyoruz. Bunlar, nitelikli, iş hayatına hazırlanan öğrenciler için olmazsa olmazlar diye düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
“EN ÇOK YABANCI ÖĞRENCİYE EĞİTİM VEREN ÜNİVERSİTELER ARASINDAYIZ”
Altınbaş Üniversitesi’nin Türkiye’deki üniversiteler arasında yabancı öğrenci oranı en yüksek üniversite olduğunu vurgulayan Karacabey, sözlerine şöyle devam etti:
“Hatta dünya sıralamasında da ilk 50’nin içindeyiz. Öğrencilerimizin önemli bir kısmı yakın coğrafyadan ülkemize gelen genç arkadaşlarımız. Bu bölgelerdeki ülkelerin çoğu için Türkiye lider ve takip edilen bir ülke konumunda. Bu öğrencilerin çoğu, üniversiteye gelene kadar başka milletlerle arkadaşlık yapmadan buraya geliyor. Bu nedenle akademik yıl başlamadan bir hafta önce oryantasyon haftası düzenliyoruz. Kültürler arası iletişimi destekleyen, üniversite hayatının nasıl olması gerektiğini gösteren workshoplar yapıyoruz. Bu eğitimler sayesinde daha ilk hafta öğrencilerin çoğunda ‘Başka milletlerden insanlarla da arkadaş olabilirmişim.’ güvenini görebiliyorsunuz. Bu da farklı kültürler arası dostluğu ortaya çıkarmak açısından çok önemli. “
“ULUSLARARASI ÖĞRENCİLER, POTANSİYEL TÜRK DOSTLARI”
Türkiye’nin Afrika ve Orta Doğu’daki ülkeler açısından lider bir ülke olarak görülmesinin üniversitelere de yüklediği sorumluluklar olduğunun altını çizen Karacabey, şöyle konuştu:
“Bazı ülkelerden gelen öğrencileri o ülkenin iş piyasasını bilerek, yönlendirmek çok önemli. Bu öğrenciler mezun olup kendi ülkesine döndüğünde Türkiye ile iş ilişkileri kurmak istediklerinde yardımcı olmak için oluşturulan mezunlar dernekleri büyük önem taşıyor. Mezunlarımızla irtibatı hiç kesmiyoruz. Hatta farklı ülkelerde mezun elçilerimiz var. Türkiye’de eğitim görüp, ülkesine dönen bu öğrenciler, potansiyel Türk dostları, bunu değerlendirmek, onlarla hareket etmek, ülkemize önemli bir katkı sağlayacaktır.”
Bakan Güler, 15 Temmuz’un, asil milletin cesareti, engin feraseti ve ordu-millet dayanışması sayesinde kalleşlerin ihanetinden halkın iradesinin zaferine dönüştüğüne vurgu yaparak, “15 Temmuz akşamı Genelkurmay İkinci Başkanı olarak ben ve diğer vatansever silah arkadaşlarım düşman askerine bile yapılmayacak bir muamele ile karşılaştık.” ifadelerini kullandı.
Askerliğin, her türlü duruma karşı teyakkuzda olmayı, mücadele disiplininden ayrılmamayı, bulunulan her ortamda azami dikkati gerektiren ve bunları bir yaşam tarzı olarak benimseten bir meslek olduğuna dikkati çeken Güler, 15 Temmuz’da, ilk andan itibaren olan biteni anlamaya ve ilişkiler ağını çözmeye odaklandığını bildirdi.

Bakan Güler, şöyle devam etti:
“Bir darbe ile karşı karşıyaydık ama bu eski zamanlarda yaşanan ve aslında hiç olmaması gereken darbe girişimlerinden de çok farklıydı. 17-25 Aralık’tan beri resmi olarak devletimizin mücadele halinde olduğu radikal bir örgüt olan FETÖ mensupları tarafından gerçekleştiriliyordu. O gece asil Türk milleti, Sayın Cumhurbaşkanımızın çağrısı üzerine her yaştan insanıyla bu alçaklara, üstün bir cesaretle karşı durmuş, devletinin bekasına ve kendi geleceğine sahip çıkmıştır.
Aynı şekilde, asil milletimizin bağrından çıkmış Türk Silahlı Kuvvetlerimizin devletine, ülkesine bağlı şerefli mensupları da milletimizle omuz omuza vererek bu hainlere karşı kahramanca direnmiş, onlara engel olmuştur. Buradaki kritik husus; bu hainlerin silah kullanması, darbe talimatı vermesi, ordunun tamamının bu işin içinde olduğu izlenimi yaratmaya ve milletimizi buna inandırmaya çalışmasıydı. Ancak, devletine ve milletine bağlı Şehit Ömer Halisdemir gibi vatan evlatlarımızın gösterdiği kahramanlık bu oyunu bozmuş ve bu durum darbe girişiminin akamete uğramasındaki en kritik noktalardan biri olmuştur.”
15 Temmuz gecesi hainlere karşı dimdik durarak canlarını feda eden aziz şehitleri rahmetle yad eden Güler, bu uğurda gazi olan kahramanlara ve 15 Temmuz destanını yazan aziz vatandaşlara saygı ve şükranlarını sunduğunu bildirdi.
“TSK’DAN 23 BİN 859 PERSONEL İHRAÇ EDİLDİ”
Güler, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından devletin içine sızan FETÖ mensuplarına yönelik kapsamlı mücadele kapsamında Milli Savunma Bakanlığı (MSB) ve Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bünyesinde yürütülen çalışmalarda gelinen son duruma ilişkin şu bilgileri verdi:
“Bugüne kadar TSK’dan 23 bin 859 personel ihraç edilmiş, 2 bin 292 personelin ise rütbesi geri alınmıştır. Açığa alınan ve geçici görevden uzaklaştırılan personel sayısı 245’tir. Bundan sonra da MSB olarak tespit edilen bilgi ve belgeler ışığında FETÖ ile mücadelemiz, büyük bir hassasiyetle ve tavizsiz şekilde yürütülecektir.

Öte yandan, mazisi zaferlerle dolu şanlı ordumuz, 15 Temmuz sonrası hainlerden temizlenmeye başlar başlamaz Sayın Cumhurbaşkanımızın direktifleri ile yurt içi ve sınır ötesinde büyük ve kapsamlı operasyonların icrasına yönelmiş, ülkemizin ve vatandaşlarımızın başına musallat olan terör belası bitme noktasına getirilmiştir. Aynı zamanda bu zorlu süreçte zaafa uğrayacağı düşünülen Türk ordusunun çok daha güçlendiği ve harekat kabiliyetinin arttığı tüm dünyaya gösterilmiştir. Kahraman ordumuzun elde ettiği başarılar sayesinde Türkiye, 15 Temmuz hain girişiminde bulunan şer odaklarının planlarını bozmuş, hem sahada hem masada etkin ve oyun kurucu bir ülke haline gelmiştir.”
“Mücadele, FETÖ ile iltisaklı tek bir personel kalmayıncaya dek sürdürülecek”
FETÖ’nün yeniden yapılanma girişimlerine karşı alınan önlemler hakkında da bilgiler veren Güler, başta güvenlik güçleri olmak üzere devletin tüm kurumlarının koordine halinde diplomatik, siyasi, adli ve istihbari imkanlarını kullanarak hainlerle mücadelesini kararlılıkla sürdürdüğünü vurguladı.
FETÖ ile mücadele kapsamında; menfur darbe girişimi ve örgütle irtibat ve iltisaka ilişkin tüm iddiaların adli makamlara intikal ettirildiğini, buralarda da gerekli soruşturma ve kovuşturmaların yapıldığını ifade eden Güler, şunları kaydetti:
“FETÖ ile mücadele hukuk çerçevesinde tüm birimlerde aynı anlayış, disiplin ve kriterlerle yürütülmekte, devletimizin istihbarat kurumlarından, birimlerimizden ve diğer kaynaklardan elde edilen istihbarat ve bilgilere mutlaka gerekli işlem yapılmaktadır. Bakanlığımızın, yeni bilgi, belge ve veriler ışığında hassasiyetle devam ettirdiği FETÖ ile mücadelesi, bünyemizde FETÖ ile iltisaklı tek bir personel kalmayıncaya dek kararlılıkla sürdürülecek, TSK’nın şanlı üniformasını hiçbir hainin taşımasına asla müsaade edilmeyecektir.”

HUDUT BİRLİKLERİNDE YOĞUN ÇALIŞMA
Bakan Güler, TSK’nın terör örgütleri arasında hiçbir ayırım yapmadan operasyonlarını yoğun şekilde sürdürdüğüne dikkati çekerek, halkın güvenliği için hudutların dinamik ve çok yönlü etkin tedbirlerle korunduğunu ifade etti.
Sınırlarda düzensiz göçmen geçişi ile kaçakçılığın engellenmesinin yanında özellikle terör örgütleriyle mücadelenin, “hudut namustur” anlayışıyla, Cumhuriyet tarihinin en yoğun ve etkili tedbirleriyle özverili şekilde sürdüğünü ifade eden Güler, hudut birliklerinin imkan ve kabiliyetlerinin günden güne geliştirildiğini belirtti.
Hudut hattında personel takviyesinin yanı sıra teknoloji yoğunluklu sistemlerin de etkin şekilde kullanıldığına işaret eden Güler, hudut emniyetine yönelik dünya standartlarında alınan tedbirlere, milli ve yerli olarak geliştirilen sistemlerle oluşturulan hudut fiziki güvenlik sistemlerine diğer ülkelerin ilgisinin de her geçen gün arttığını bildirdi.
Bakan Güler, 1 Temmuz 2023’ten 12 Temmuz 2024’e kadar 486 terör örgütü mensubunun hudut birliklerince yakalanarak kolluk kuvvetlerine teslim edildiğini bildirerek, bunların 334’ünün FETÖ, 125’inin PKK, 21’inin DEAŞ ve 6’sının MLKP-DHKP/C terör örgütü mensubu olduğunu aktardı.
Güler, şunları kaydetti:
“‘Hudut namustur’ şiarıyla görev yapan TSK, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da sınır güvenliğimizde etkin tedbirler almaya ilgili bakanlık ve kamu kurumları ile koordineli olarak devam edecektir. Hudutlarımızla ilgili daha önce de karşılaştığımız gibi zaman zaman yeri, zamanı ve hangi ülkeden olduğu belli olmayan ve insan kaçakçılarının reklamlarını da içeren görüntüler üzerinden asılsız iddialar ortaya atılmaktadır. Beklentimiz, 7 gün 24 saat esasına göre sınırlarımızı koruyan 60 bin Mehmetçiğimizin olağanüstü gayret ve emeğine saygı duyulmasıdır. Birçok ülke tarafından örnek alınan ve benzer tedbirlerin hayata geçirilmesi için talepte bulunulan sınırlarımızın güvenliğinden emin olmak isteyen herkesi hudutlarımızda misafir etmekten büyük memnuniyet duyacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz.”
“TSK terör koridoruna müsaade etmeyecek”
Bakan Güler, Irak’ın kuzeyinde bir terör koridoru oluşturulmaması için başlatılan Pençe serisi operasyonlara ilişkin, “Terörle mücadele kapsamında sınırlarımızın güvenliğini ileriden sağlamak ve vatandaşlarımızın huzurlu ortamda yaşamasını temin etmek amacıyla yeni bir güvenlik anlayışı benimsenmiş ve stratejik bir öngörü ile teröre karşı çok boyutlu ve kapsamlı yaklaşım sergilenerek, ‘terörü sınırlarımızın ötesinde, kaynağında yok etme stratejisi’ doğrultusunda konsept değişikliğine gidilmiştir.” değerlendirmesinde bulundu.
Bu kapsamda terör örgütü PKK/KCK’nın kullandığı sığınak, barınak ve lojistik tesisleri imha etmek, teröristleri etkisiz hale getirmek ve bölgede alan hakimiyeti tesis ederek hudut emniyetini ileriden sağlamak maksadıyla 2019’da başlayan Pençe serisi operasyonlar ile “girilemez” denilen yerlere girerek terör örgütünün çöküş sürecine sokulduğuna dikkati çeken Güler, bu operasyonlarla bugüne kadar 2 bin 6 teröristin etkisiz hale getirildiğini bildirdi.

Ayrıca 2 bin 846 mağara ve sığınağın kullanılamaz hale getirildiğini, 5 bin 142 mayın ve el yapımı patlayıcının imha edildiğini, 3 bin 831 silah ve 1 milyon 434 bin mühimmatın ele geçirildiğini aktaran Güler, şöyle devam etti:
KARARLILIK MESAJI
“Harekatlarımızda düşünce, planlama ve icrada süratli, sahanın gerektirdiği alışılmadık ve öngörülemez düzeyde özgün, sezilmeyecek ve tepki verilemeyecek bir tempo ile terör örgütü üzerindeki baskı kesintisiz devam ettirilmektedir. Şu ana kadar büyük bir başarıyla sahada tesis ettiğimiz kontrolün geliştirilmesi ve genişletilmesi, terör örgütünün eylem ve hareket kapasitesinin sıfırlanması için gözümüzün değmediği, ayağımızın basmadığı yer bırakmıyor, alandaki hakimiyetimizi geliştiriyoruz.
Türk Silahlı Kuvvetlerimiz güney sınırlarımızın hemen ötesinde bir terör koridoru kurulmasına asla müsaade etmeyecektir. 40 yıldır ülkemizin önünde engel olan terör belasını bitirmekte ve güvenlik kilidini tamamen kapatmakta ve Irak’ın kuzeyini teröristlerden tamamen arındırma konusunda kararlıyız.”
Güler, ülkenin ve milletin güvenliğine tehdit oluşturan her türlü terör örgütüne karşı verilen amansız ve oldukça başarılı mücadeleyi sürdüreceklerini vurgulayarak, “Bu vesileyle şu hususu da özellikle vurgulamak gerekir ki terörle mücadelede elde edilen kazanımlar, yıllarca terörden muzdarip olan bölgedeki vatandaşlarımız tarafından da büyük memnuniyetle desteklenmektedir. Nitekim, başta Şırnak ve Hakkari olmak üzere tarihi ve kültürel zenginlikleri olan şehirlerimizde terör, artık gündem olmaktan çıkmıştır. Bu şehirlerimiz artık kendi doğal güzellikleri, pek çok alanda sahip oldukları yüksek potansiyeli ortaya koymaya başlamışlardır.” ifadelerini kullandı.
Suriye harekat alanları
Bakan Güler, 15 Temmuz hain darbe girişiminden kısa süre sonra hudutların ve vatandaşların güvenliğini sağlamak için Suriye ve Irak’ın kuzeyinde PKK/KCK/PYD/YPG ve DEAŞ gibi terör örgütlerine karşı icra edilen kapsamlı operasyonlar ile terör örgütüne büyük darbe vurulduğunu belirterek, “Operasyonlar ile ülkemizin güneyinde kurulmak istenen terör koridoru engellenmiş, Suriye’den ülkemize yeni bir göç dalgasının gelmesi ve insanlık dramının yaşanması önlenmiş, hudutlarımızın güvenliği ileriden sağlanmıştır. Oluşturulmak istenen terör koridoru engellenmeseydi, bugün bizlerin ve gelecek nesillerimizin çok daha zor ve karmaşık durumlarla karşı karşıya kalacağının iyi bilinmesi gerekir.” değerlendirmesinde bulundu.
Suriye ve Irak’ın kuzeyinde başarıyla icra edilen operasyonların “sürekli ve kapsamlı” şekilde devam ettiğini kaydeden Güler, “1 Ocak’tan bugüne kadar Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde 81 bin 368 mühimmat ve 1820 sığınak ile mağara imha edilirken, 732’si Suriye’nin, 656’sı ise Irak’ın kuzeyinde olmak üzere 1388 terörist etkisiz hale getirilmiştir. Bugüne kadar nerede bir terör tehdidi, kampı, sığınağı, oluşumu veya kümelenmesi varsa kalıcı olarak imha edileceği kararlılığımızı gösterdik, bundan sonra da göstermeye devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı
TERÖRLE MÜCADELEDE ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ
Bakan Güler, terörizmin, başta NATO müttefikleri olmak üzere, tüm ülkeler için ana tehdit unsuru olarak bölgesel ve küresel barış, huzur ve istikrarın en büyük düşmanı olduğunu belirtti.
Türkiye’nin NATO’nun güney sınırlarını da oluşturduğuna dikkati çeken Güler, şöyle devam etti:
“Ülkemiz uzun yıllardır terörle mücadele eden, enerjisini ve gücünü buna harcayan ve NATO Genel Sekreteri’nin de ifade ettiği gibi terörden en fazla zarar gören NATO müttefikidir. NATO stratejik konseptinde de belirtildiği üzere doğrudan asimetrik tehdit olarak belirlenen terörizm, tüm biçim ve tezahürleriyle iki ana tehditten biri olarak kabul edilmiştir. Gösterdiğimiz hassasiyet ve konuya verdiğimiz önem sayesinde, NATO ve üyelerinin terörizme yaklaşımında önemli ilerleme kaydedildiğini de gözlemliyoruz. Ancak, gerek müttefiklerimizden gerek komşularımızdan terörle mücadele konusunda yeterli desteği göremediğimiz gibi çeşitli bahaneler, yol ve yöntemlerle teröristlere ve uzantılarına destek verildiğini de görüyoruz.
Komşularımızdan, müttefiklerimizden DEAŞ veya bir başka bahane ile milli güvenliğimizi doğrudan etkileyen konulardaki yaklaşımlarını değiştirmelerini ve bizimle işbirliği yapmalarını bekliyor ve bunu her fırsatta kendilerine de ifade ediyoruz.”
Güler, Irak ile terörle mücadelede başlayan işbirliği görüşmelerinin iyi bir atmosferde devam ettiğini belirterek, bu ülkeye yaptıkları son ziyaretin oldukça olumlu ve faydalı olduğunu bildirdi.
Güler, “Sayın Cumhurbaşkanımızın ziyareti onlar için çok önemliydi ve bu ziyarette değişik alanlarda çok sayıda anlaşma imzaladık. Yıllardır PKK’yı hiçbir şekilde ‘terör örgütü’ olarak tanımlamayan Irak, ‘yasaklanmış örgüt’ olarak tanımladı. Irak ilk kez PKK’yı sadece Türkiye’nin değil, kendi problemi olarak da görüyor.” ifadelerini kullandı.
İki ülke ekonomik ilişkilerini geliştirmek için Türkiye’yi ziyaret eden Kazakistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Nurbayeva Nazira Nurtulevna, Türk iş insanlarına “Aynı soydan aynı ırktan geldiğimiz iki ülke olarak ekonomik ilişkilerimizi geliştirmek istiyoruz. Ata topraklarına yatırım yapın” mesajını verdi.
Kazakistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Nurtulevna (sağda) İstanbul’daki toplantıda arkadaşımız Özgül Öztürk’ün sorularını yanıtladı.

35 ŞİRKETLE GÖRÜŞTÜ
Kazakistan Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Nuriddin Amankul’un ve Türkiye’nin önde gelen 35 şirketinin üst düzey yöneticilerinin katılımıyla İstanbul Beyoğlu’nda 3 gün süren temaslarda bulunan Nurbayeva Nazira Nurtulevna, “Hedefimiz 2029 yılına kadar, şimdiki mevcut ekonomi kapasitemizi 2 kat artırarak gayrisafi yurt içi hasılasını 400 milyar dolara çıkarmaktır. Bu büyük bir iş. Bunu yapabilmek için ekonomimizin yılda yüzde 7-8 büyümesi gerekiyor. Bunun için yeni yatırımlar yapılması gerekiyor. Bu amaçla son 3 günde 35 köklü Türk şirketiyle, iş topluluklarıyla görüştük. Bunların çoğuyla anlaşmalara varıldı” dedi. Kazakistan’ın bağımsızlığını ilan ettiği 1990 yılından beri ülkelerine 70’ten fazla yatırım yaptığını hatırlatan Nurbayeva Nazira Nurtulevna, şunları kaydetti:
YENİ PROJELER YOLDA
“Bu çok iyi bir rakam. Şimdi de hayata geçmekte olan 35 farklı yatırım projesi var. Soda külünü ülke olarak yüzde 100 ithal ediyoruz. Ancak bir Türk şirketinin inşaatına başladığı yatırımla biz, 1-2 sene sonra ithalatçı ülke konumundan ihracatçı ülke konumuna geçeceğiz. Ek olarak da farklı şirketlerle kimyasal madde üretimi, inşaat ve hayvancılığın da içinde bulunduğu birçok alanda yatırımlar başladı.”
HEDEF: 10 MİLYAR DOLAR TİCARET
2005 yılından bu yana Türk şirketleri Kazakistan’a 5.1 milyar dolar yatırım yaptı. Bu yatırımların yüzde 53’ü ise son 6 yılda gerçekleşti. Kazak şirketlerin 2005 yılından bu yana Türkiye’ye yaptığı yatırım miktarı ise 1.1 milyar doları geçti. İki ülke arasındaki ticaret hacminin 10 milyar dolara ulaşması hedefleniyor. Türkiye-Kazakistan arasındaki potansiyel arz eden öncelikli sektörler tarım ve gıda, madencilik ve metalürji, kimya ve petrokimya, sağlık ve ilaç, makine, inşaat ve yapı malzemeleri, turizm, tekstil olarak sıralandı.
500 MİLYON NÜFUSA ULAŞMA İMKANI
Avrupa ve Asya’nın kesiştiği noktada bulunan Kazakistan 500 milyondan fazla tüketicisi olan bölgesel bir pazara erişim imkanı sağlıyor. Kazakistan, sağladığı teşviklerle bölgeye yatırımın önünü açıyor. Kazakistan’da halihazırda Yıldız Holding, Yıldırım Holding, YDA Holding, Abdi İbrahim, Aselsan, TAV Havalimanları Holding ve Ülker Holding gibi birçok Türk şirketinin yatırımı bulunuyor. Kazakistan’ın güneyindeki Çimkent şehrinde Aksa Enerji tarafından 500 MW kapasiteli doğal gaz kombine çevrim santrali kurulacak. Alarko Holding, Kazakistan’da da 5 bin dönüm sera alanına ulaşacak.
Irak Dışişleri Bakanı Fuat Hüseyin, NATO Zirvesi çerçevesinde bulunduğu ABD’nin başkenti Washington’da el-Hurra kanalına röportaj verdi.

TÜRKİYE VE SURİYE HEYETLERİ BAĞDAT’TA BİR ARAYA GELECEK
Bakan Hüseyin, Suriye krizini görüşmek üzere yakın zamanda Irak’ın başkenti Bağdat’ta Suriyeli ve Türk yetkililerin katılımıyla bir toplantı gerçekleştirileceğini ifade etti.
Irak’ın Ankara ile Şam arasında arabuluculuk girişimi olduğunu belirten Hüseyin, Washington’da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile konuyu ele aldığını söyledi.

TOPLANTI TARİHİ HENÜZ NETLEŞMEDİ
Irak’ın aynı zamanda Suriye tarafıyla da görüştüğünü kaydeden Hüseyin, iki ülke yetkililerinin hazır bulunacağı toplantının tarihine dair bilgi vermedi. Hüseyin, ülkesinin bölgenin istikrarı için dost ve müttefik ülkelerle iletişimde olduğunu vurguladı.

SURİYE’DEN JET HIZINDA YANIT: 2011 ÖNCESİNE GERİ DÖNÜLMELİ
Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanlığı da konuya dair açıklamada bulundu. Bakanlıktan yapılan açıklamada normalleşmenin iki ülkenin ve halkının ortak çıkarlarına hizmet ettiğinin vurgulayarak,
‘NORMALLEŞME İKİ ÜLKENİN ÇIKARINA HİZMET ETMEKTEDİR’
“Aynı bağlamda Suriye, Suriye-Türkiye ilişkilerini düzeltmeye yönelik girişimleri göz önünde bulundurdu. Bu girişimlerin sonucunun medyanın bir hedefi olmadığına inanıyor. Aksine, mevcut gerçeklere dayanan ve iki ülke arasındaki ilişkiyi yönlendiren, temeli egemenliğe, bağımsızlığa ve toprak bütünlüğüne saygı olan belirli ilkelere dayanan amaca yönelik bir yoldur. Kendi güvenliklerini ve istikrarlarını tehdit eden her şeyle yüzleşmenin yanı sıra, iki ülkenin ve iki halkın ortak çıkarlarına hizmet etmektedir.” ifadeleri kullanıldı.

TERÖR ÖRGÜTLERİYLE ORTAK MÜCADELE VURGUSU
Bakanlık, “Suriye Arap Cumhuriyeti, iki ülke arasındaki ilişkilerin normal durumuna dönmesiyle temsil edilen arzu edilen sonuçlara ulaşılmasını sağlamak için bu konudaki her türlü girişimin açık temeller üzerine inşa edilmesi gerektiğini vurguluyor” açıklamasında bulunan Bakanlık, “Bu temellerin başında yasadışı olarak bulunan güçlerin Suriye topraklarından çekilmesi ve sadece Suriye’nin değil, Türkiye’nin güvenliğini de tehdit eden terör örgütleriyle mücadele gelmektedir.” ifadelerini sözlerine ekledi.
Açıklamada, “Suriye-Türkiye ilişkilerine ilişkin pozisyon ve açıklamaların devam ettiği bir dönemde, Suriye Arap Cumhuriyeti, gerçekler ve olayların kanıtladığı üzere, bir yandan halklar ile diğer yandan Suriye’ye ve ülkelerine zarar veren hükümetlerin politika ve uygulamaları arasında net bir ayrım yapmak konusunda her zaman istekli olduğunu hatırlatmak ister.

Suriye, ülkelerin çıkarlarının çatışma veya düşmanlığa değil, aralarındaki sağlam ilişkilere dayandığına dair katı bir inanca dayanıyordu ve hala da öyle. Buna dayanarak Suriye, kendisi ve bu ülkeler arasındaki ilişkileri geliştirmek için ortaya konan çeşitli girişimlere olumlu yaklaşma konusunda istekliydi.
‘İKİ ÜLKE ARASINDAKİ NORMAL İLİŞKİNİN GERİ DÖNÜŞÜ, 2011 ÖNCESİNDEKİ DURUMA GERİ DÖNÜŞE DAYANIYOR’
Suriye Arap Cumhuriyeti, Suriye-Türkiye ilişkilerinin düzeltilmesi için samimi çaba gösteren kardeş ve dost ülkelere teşekkür ve takdirlerini ifade ederken, iki ülke arasındaki normal ilişkinin geri dönüşünün, iki ülkenin güvenlik, emniyet ve istikrarının temeli olan 2011 öncesindeki durumun geri dönüşüne dayandığını vurguluyor.” denildi.
İsrail’in Gazze’deki saldırıları başta olmak üzere terörle mücadele ve NATO ülkeleriyle ilişkileri hakkında birçok soruyu cevaplayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirvenin başarıyla tamamlandığını söyledi.

“BARIŞ İÇİN GARANTÖRLÜĞE HAZIRIZ”
NATO Zirvesi’nde tüm devlet ve hükümet başkanları ile Gazze’de yaşanan katliamı görüştüğünü söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İsrail’e askeri desteğin sürdürülmesi kabul edilemez. İttifakımızın temel değerlerini ayaklar altına alan İsrail yönetiminin NATO ile ilişkisini sürdürmesi kabul edilemez. Bu alanda girişimler Türkiye tarafından onaylanmayacaktır” dedi.
İki devletli çözüm için bir kez daha dünyaya çağrı yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tüm baskılara rağmen Filistin’i tanıyan ülkelerin artmasından memnunuz. Barış için garantörlüğe hazırız” açıklamasını yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şu şekilde:
Bir NATO Zirvesini daha başarıyla tamamladık. Rusya – Ukrayna savaşı karşısında müttefikler olarak uluslararası hukuktan yana bir duruş sergiliyoruz. Ukrayna bağlamında aldığımız kararları gözden geçirdik, yeni somut adımlar üzerinde mutabık kaldık.
Zirvenin ilk oturumunda ittifak savunmasını ilgilendiren konuları istişare ettik. Türkiye’nin her zaman olduğu gibi müttefiklerini savunma sorumluluklarını yerine getirdiğini vurguladık. İttifak hareket ve misyonlarına bu alanda en fazla katkı sağlayan ülkelerden biriyiz. 75 yıllık Washington anlaşması ortadayken, müttefikler arasındaki savunma sanayii ticaretindeki bazı kısıtlamalar olmamalı.

TERÖRLE MÜCADELE
Terörle mücadele alanında ortak adımlar önemlidir. NATO’nun terörizmle mücadele politikası geçtiğimiz yıl güncellendi. Sayın Genel Sekreter de terörizmle özel koordinatör atamasını gerçekleştirdi. Türkiye, terörün vahşi ve kanlı yüzünü iyi bilen bir ülkedir. DEAŞ’la göğüs göğüse çarpışan ülkeyiz. Müttefiklerimizden terörle mücadelede bu alanda destek bekliyoruz. Bazı müttefiklerimizin terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısıyla kurduğu çarpık ilişkiyi kabul edemeyiz. Bu hatalı politikalardan vazgeçilmesi çağrısını yapıyorum.
GAZZE’DE İSRAİL KATLİAMI
Gazze’de 7 Ekim’den bu yana büyük bir katliam yaşanıyor. Tüm temaslarımda Gazze başta olmak üzere işgal edilmiş Filistin topraklarında yaşananları görüştüm. İsrail soykırım suçlamasıyla yargılandığı davada gerekenleri ısrarla uygulamıyor. Netanyahu yönetimi tüm bölgenin güvenliğini tehlikeye atmaktadır. Hiçbir hukuk tanımayan bir yapıyla karşı karşıyayız. İsrail’e askeri desteğin sürdürülmesi kabul edilemez. İttifakımızın temel değerlerini ayaklar altına alan İsrail yönetiminin NATO ile ilişkisini sürdürmesi kabul edilemez. Bu alanda girişimler Türkiye tarafından onaylanmayacaktır. Uluslararası camianın 1967 sınırları temelinde iki devletli çözüm için el ele vermesi önemlidir. Tüm baskılara rağmen Filistin’i tanıyan ülkelerin artmasından memnunuz. Barış için garantörlüğe hazırız.
Dünyamız zaten yeterince gerilim yaşamaktadır, buna yenilerini eklemenin hiçbir manası yoktur.

RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI
Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne ülkemizin destek verdiğinin altını çizdik. NATO’nun Ukrayna savaşında bir taraf olmasına asla geçit vermemesi gerekir. Ortaya koyduğumuz dengeli, soğukkanlı ve hakkaniyetli tavrı bundan sonra da devam ettireceğiz.
Birçok ülke başkanları ile görüşmelerimiz oldu. Görüşmelerimizde ikili ilişkilerimizi geliştirmenin yollarını ve NATO’daki iş birliklerimizi görüştük. Yeni Genel Sekreter olarak göreve başlayacak Sayın Rutte’ye başarılar diliyorum. Başarılı hizmetleri için Sayın Stoltenberg’e de şükranlarımı sunuyorum.
TÜRKİYE’NİN FİLİSTİN’E YARDIMLARI
Her türlü adımları attık. Buna gıda yardımı, sağlık desteği dahil. 40 bine yakın insan bölgede öldü. Hastanelerimizi devreye soktuk. Yaralıları tedavi altına alıyoruz. Gıda desteği olarak 40 bine yakın tır, uçak tüm bunları bölgeye gönderiyoruz. Yardımlarımız devam ediyor, bundan sonra da devam edecek. Biz Filistinli kardeşlerimizi yalnız bırakamayız, onları terk edemeyiz. Başta Kızılay olmak üzere tüm kurumlarımız gereken destekleri sağlıyor.
Biz İsrail’i Lahey Adalet Divanı’na şikayet ettik. Bununla ilgili özellikle Adalet Bakanlığımız başta olmak üzere süreci çalıştırıyor. Diğer ülkelerin de biz şikayetçi olmasını bekliyoruz. İsrail’in anladığı dili kullanmamız lazım. Sayı ne kadar artarsa o kadar faydalı olur.

ABD’DEN F-16 TEDARİKİ
Dün akşam ve bugün sayın Biden ile görüştük. 3-4 hafta içinde F-35’lerin problemini çözeceğini söyledi. Parçalarla ilgili konuyu da sürekli görüşüyoruz.
ERDOĞAN-ESED GÖRÜŞMESİ NE ZAMAN?
Sayın Esed’e ‘Ya ülkeme gel ya da üçüncü bir ülkede yapalım’ çağrımı 2 hafta önce yaptım. Bu konuyla Dışişleri Bakanım ilgileniyor. Bu dargınlığı bitirip yeni bir süreci başlatalım istiyoruz.
“ŞANGHAY’A DAİMİ ÜYE OLMAK İSTİYORUZ”
Türkiye artık Şanghay İşbirliği Teşkilatı’na daimi üye olarak katılmalıdır. Tüm daimi üyelerden bu konuda destek istedim.
ABD’DE SEÇİMLER
Buradaki yarışın biz tarafı değiliz. Bu yarış içinde kalan sürede kararı ABD’deki halk verecek. Bu eyaletlerin vereceği karar önemli. Türkiye olarak en hayırlı kararı verecek ABD delegesinin vereceği kararı izleyeceğiz.
EUROFİGHTER ALIMI
Scholz olumsuz bir yaklaşımda bulunmadı. Savunma Bakanları da olumlu bir istikamette görüşme sağladı. Almanya ve İngiltere tarafında da olumlu gelişmeler var.
TÜRKİYE’NİN NATO EVSAHİPLİĞİ
Henüz hangi şehirde olacağı kararlaştırılmadı. Büyük ihtimalle İstanbul’a yakışır. Böyle bir büyük organizasyon yaparız. NATO ile birlikte dünyaya selamımızı çakarız.

“HERKES BARIŞTAN YANA”
Herkes barıştan yana. Hangi liderle görüştüysem aynı fikirdeler. Barış burada eninde sonunda egemen olacak. Bizde yapılacak zirve barışın taçlandığı zirve olacak diye düşünüyorum. Temennimiz Dışişleri Bakanlığımızla birlikte yapacağımız görüşmelerle bu işin altyapısını oluşturacağız.
Sayın Putin ile Karadeniz Tahıl Girişimi’ni konuştuk. İki tarafı bütünleştirebilirsek temelleri atacağız. Beklentimiz bu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şu şekilde:
Bir NATO Zirvesini daha başarıyla tamamladık.
Zirvenin ilk oturumunda ittifak savunmasını ilgilendiren konuları istişare ettik. Türkiye’nin her zaman olduğu gibi müttefiklerini savunma sorumluluklarını yerine getirdiğini vurguladık. İttifak hareket ve misyonlarına bu alanda en fazla katkı sağlayan ülkelerden biriyiz. 75 yıllık Washington anlaşması ortadayken, müttefikler arasındaki savunma sanayii ticaretindeki bazı kısıtlamalar olmamalı.
Terörle mücadele
Terörle mücadele alanında ortak adımlar önemlidir. NATO’nun terörizmle mücadele politikası geçtiğimiz yıl güncellendi. Sayın Genel Sekreter de terörizmle özel koordinatör atamasını gerçekleştirdi. Türkiye, terörün vahşi ve kanlı yüzünü iyi bilen bir ülkedir. DEAŞ’la göğüs göğüse çarpışan ülkeyiz. Müttefiklerimizden terörle mücadelede bu alanda destek bekliyoruz. Bazı müttefiklerimizin terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısıyla kurduğu çarpık ilişkiyi kabul edemeyiz. Bu hatalı politikalardan vazgeçilmesi çağrısını yapıyorum.
Gazze’de İsrail katliamı
Gazze’de 7 Ekim’den bu yana büyük bir katliam yaşanıyor. Tüm temaslarımda Gazze başta olmak üzere işgal edilmiş Filistin topraklarında yaşananları görüştüm. İsrail soykırım suçlamasıyla yargılandığı davada gerekenleri ısrarla uygulamıyor. Netanyahu yönetimi tüm bölgenin güvenliğini tehlikeye atmaktadır. Hiçbir hukuk tanımayan bir yapıyla karşı karşıyayız. İsrail’e askeri desteğin sürdürülmesi kabul edilemez. İttifakımızın temel değerlerini ayaklar altına alan İsrail yönetiminin NATO ile ilişkisini sürdürmesi kabul edilemez. Bu alanda girişimler Türkiye tarafından onaylanmayacaktır. Uluslararası camianın 1967 sınırları temelinde iki devletli çözüm için el ele vermesi önemlidir. Tüm baskılara rağmen Filistin’i tanıyan ülkelerin artmasından memnunuz. Barış için garantörlüğe hazırız.
Dünyamız zaten yeterince gerilim yaşamaktadır, buna yenilerini eklemenin hiçbir manası yoktur.
Rusya-Ukrayna savaşı
Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne ülkemizin destek verdiğinin altını çizdik. NATO’nun Ukrayna savaşında bir taraf olmasına asla geçit verilmemesi gerekir. Ortaya koyduğumuz dengeli, soğukkanlı ve hakkaniyetli tavrı bundan sonra da devam ettireceğiz.
Birçok ülke başkanları ile görüşmelerimiz oldu. Görüşmelerimizde ikili ilişkilerimizi geliştirmenin yollarını ve NATO’daki iş birliklerimizi görüştük. Yeni Genel Sekreter olarak göreve başlayacak Sayın Rutte’ye başarılar diliyorum. Başarılı hizmetleri için Sayın Stoltenberg’e de şükranlarımı sunuyorum.
Türkiye’nin Filistin’e yardımları
Her türlü adımları attık. Buna gıda yardımı, sağlık desteği dahil. 40 bine yakın insan bölgede öldü. Hastanelerimizi devreye soktuk. Yaralıları tedavi altına alıyoruz. Gıda desteği olarak 40 bine yakın tır, uçak tüm bunları bölgeye gönderiyoruz. Yardımlarımız devam ediyor, bundan sonra da devam edecek. Biz Filistinli kardeşlerimizi yalnız bırakamayız, onları terk edemeyiz. Başta Kızılay olmak üzere tüm kurumlarımız gereken destekleri sağlıyor.
Biz İsrail’i Lahey Adalet Divanı’na şikayet ettik. Bununla ilgili özellikle Adalet Bakanlığımız başta olmak üzere süreci çalıştırıyor. Diğer ülkelerin de biz şikayetçi olmasını bekliyoruz. İsrail’in anladığı dili kullanmamız lazım. Sayı ne kadar artarsa o kadar faydalı olur.
ABD’den F-16 tedariki
Dün akşam ve bugün sayın Biden ile görüştük. 3-4 hafta içinde F-35’lerin problemini çözeceğini söyledi. Parçalarla ilgili konuyu da sürekli görüşüyoruz.
Erdoğan-Esed görüşmesi ne zaman?
Sayın Esed’e ‘ya ülkeme gel ya da üçüncü bir ülkede yapalım’ çağrımı 2 hafta önce yaptım. Bu konuda Dışişleri Bakanım konuyla ilgileniyor. Bu dargınlığı bitirip yeni bir süreci başlatalım istiyoruz.
“Şanhay’a daimi üye olmak istiyoruz”
Türkiye artık Şanhay İşbirliği Teşkilatı’na daimi üye olarak katılmalıdır. Tüm daimi üyelerden bu konuda destek istedim.
ABD’de seçimler
Buradaki yarışın biz tarafı değiliz. Bu yarış içinde kalan sürede kararı ABD’deki halk verecek. Bu eyaletlerin vereceği karar önemli. Türkiye olarak en hayırlı kararı verecek ABD delegesinin vereceği kararı izleyeceğiz.
Almanya’dan Eurofighter alımı
Scholz olumsuz bir yaklaşımda bulunmadı. Savunma Bakanları da olumlu bir istikamette görüşme sağladı. Almanya ve İngiltere tarafında da olumlu gelişmeler var.
Türkiye’nin NATO ev sahipliği
Henüz hangi şehirde olacağı kararlaştırılmadı. Büyük ihtimalle İstanbul’a yakışır. Böyle bir büyük organizasyon yaparız. NATO ile birlikte dünyaya selamımızı çakarız.
Rusya-Ukrayna savaşı
Herkes barıştan yana. Hangi liderle görüştüysem aynı fikirdeler. Barış burada eninde sonunda egemen olacak. Bizde yapılacak zirve barışın taçlandığı zirve olacak diye düşünüyorum. Temennimiz Dışişleri Bakanlığımızla birlikte yapacağımız görüşmelerle bu işin altyapısını oluşturacağız.
Sayın Putin ile Karadeniz Tahıl Girişimi’ni konuştuk. İki tarafı bütünleştirebilirsek temelleri atacağız. Beklentimiz bu.
]]>
Küresel iklim değişikliğinin en çok su kaynaklarını tehdit ettiğine dikkat çeken Yumaklı, sahip olunan kaynakları doğa dostu teknolojiler geliştirerek doğru yönetmenin zorunluluk olduğunu söyledi.
Yumaklı, Dünya Kaynakları Enstitüsünün 2023 yılı değerlendirmelerine göre ülkenin en fazla su kıtlığı riski taşıyan 25 ülke arasında sayıldığını bildirdi.
“Suda sıfır kayıp” ilkesiyle yola çıktıklarını belirten Yumaklı, su kaynaklarını ulusal bilinçle korumak ve yönetmek üzere başlattıkları “Su Verimliliği Seferberliği“ni emin adımlarla sürdürdüklerini ifade etti.
Yumaklı, yürütülen çalışmalarla suyu merkeze alan tarımsal üretim planlamasıyla gıda arz güvencesini garanti altına almayı hedeflediklerini aktararak, “Bitkisel üretim odağında planlı üretim uygulamalarını eylül ayından itibaren yürürlüğe koymuş olacağız. Bakanlık olarak, tarımda israfı ve kayıpları önleyerek tarımsal verimliliği artıracak sulama otomasyonu yatırımlarını ülke geneline yaymak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Altyapısı uygun bölgelerde, yapay zeka destekli sulama otomasyonu çalışmalarımıza devam ediyoruz.
Ülke olarak su kaynaklarımızın akılcı ve bütüncül bir yaklaşımla yönetilmesi amacıyla, havza ölçekli yönetim yaklaşımını benimsiyoruz. Toplantıda Sakarya Havzası Nehir Havza Yönetim Planı ile Marmara Havzası Taşkın Yönetim Planı’nın onaylanmasını ele alıyoruz. TATUS’u taşkın riski yüksek havzalarda kurmaya devam ediyoruz, sistemin iyileştirilmesi ve 2028 yılında ülkemizin tamamında kurulması için çalışmalarımız sürüyor.” değerlendirmesinde bulundu.

“İÇME SUYU SİSTEMLERİNDE KAYIPLARI DÜŞÜRMEYİ AMAÇLIYORUZ”
Su Verimliliği Strateji Belgesi ve Eylem Planı’nı hazırladıklarını aktaran Yumaklı, 2030 ve 2050 yıllarına yönelik sektörel ve bireysel su verimliliği hedeflerini belirlediklerini söyledi.
Yumaklı, temel verimlilik uygulamalarına yönelik eylem planlarını oluşturduklarını vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Bu kapsamda kişi başı 150 litre olan ortalama günlük su tüketimimizi 2030’a kadar 120 litreye, 2050’ye kadar ise 100 litrenin altına düşürmeyi hedefliyoruz. İçme suyu sistemlerinde ortalama yüzde 32 olan su kaybını, 2030’da yüzde 25’e ve 2050’de ise yüzde 10’a düşürmeyi amaçlıyoruz. Mevcutta yüzde 50 civarında olan tarımsal sulama randımanının, 2030’da yüzde 60, 2050’de yüzde 65’e yükseltilmesini hedefliyoruz.
Endüstriyel üretimde 2030’a kadar yüzde 30, 2050’ye kadar ise yüzde 50 su kazanımı hedefliyoruz. Bu amaçlar doğrultusunda, paydaşlarımızın işbirliğiyle uygulamaya geçirilen eylem planlarımızdaki gerçekleşmeleri titizlikle takip ediyoruz.”
Hazırlanan Su ve Taşkın kanunları taslaklarının yasalaşmasıyla, su kaynaklarının bütüncül bir yaklaşımla yönetilmesi için önemli mesafe almış olacaklarına işaret eden Yumaklı, bu düzenlemelerle, sürdürülebilir su politikasının temel prensipleri için yeni bir çerçeve çizileceğini ve kurumlar arasındaki yetki çakışmalarının ortadan kaldırılacağını ifade etti.
Yumaklı, taşkın ve kuraklık risklerinin yönetiminin, afete dönüşmeden önce gerçekleştirilmesini amaçladıklarını ifade ederek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Su, bütün sektörleri ilgilendiren bir konudur. Bu sebeple, ülkemizde ve Avrupa Birliği üyeleri de dahil olmak üzere birçok ülkede su yönetimi karar mekanizmaları üst düzeyli kurullar marifetiyle yürütülmektedir. Bu anlayışın ülkemizde vücut bulmuş hali, Ulusal Su Kuruludur. Kurul marifetiyle, su yönetimi stratejilerimizi sürekli güncelleyeceğiz ve geliştireceğiz.
Kurulumuz, su kaynaklarımızın daha akılcı, etkin ve sürdürülebilir şekilde değerlendirilmesi için en yetkin karar alma yapısına haizdir. Bugün burada, bunun bilinciyle, su yönetimi konusunda attığımız adımları değerlendirirken, gelecekte atılacak adımları da tartışacak ve yeni kararlar alacağız.”
Ruandalı yetkililer tarafından yapılan açıklamada, İngiltere’nin göçmenleri Orta Afrika ülkesi olan Ruanda’ya göndermeyi amaçladığı plandan aldığı milyonlarca doları geri ödemek zorunda olmadığı duyuruldu. Ruanda Devlet Başkanı daha önce bu paranın iade edilebileceğini söylemişti.
Anlaşmanın bir parçası olarak İngiltere, göçmenleri kabul etmesi karşılığında Ruanda’ya yaklaşık yarım milyar dolar kalkınma fonu verecekti. İngiltere’nin bağımsız kamu harcamaları gözlemcisi mart ayı başında yaptığı açıklamada, hiçbir sığınmacının Ruanda’ya gönderilmemiş olmasına rağmen ülkeye 280 milyon dolar ödediğini söyledi.
GERİ ÖDEME MADDESİ ANLAŞMADA YOK
İngiltere’nin yeni başbakanı Keir Starmer, geçen hafta ülkenin liderliğini devraldıktan sonra planı rafa kaldırdı. Girişim, İngiltere’nin Muhafazakar Parti yönetimindeki önceki hükümeti tarafından, göçmenleri güvenli olmayan teknelerle Manş Denizi’ni geçerek İngiltere’ye ulaşmaktan caydırmak amacıyla tasarlanmıştı.
Ruanda Hükümet Sözcüsü Yardımcısı Alain Mukuralinda anlaşmanın bir geri ödeme maddesi içermediğini söyledi. Mukuralinda, Ruanda Yayın Ajansı tarafından sosyal medyada yayınlanan videoda “İngilizler uzun bir süre işbirliği talebinde bulunmaya karar verdi ve bunun sonucunda iki ülke arasında anlaşma yapıldı. Şimdi, eğer gelip işbirliği talep eder ve sonra da geri çekilirseniz, bu sizin kararınızdır. İyi şanslar” dedi.
İngiltere ile göç ortaklığı koordinatörü Doris Uwicyeza Picard, ülkesinin parayı iade etme “yükümlülüğü” altında olmadığını söyledi. Ruanda’nın bir sonraki adımlar konusunda İngiliz yetkililerle “sürekli görüşmeler” halinde olacağını söyleyen Picard, bu adımların neler olabileceği ya da bu görüşmelerin ne zaman başlayacağı konusunda ayrıntılı bilgi vermedi.
DEVLET BAŞKANI PARAYI İADE EDEBİLECEKLERİNİ SÖYLEMİŞTİ
Ruanda Devlet Başkanı Paul Kagame ocak ayında BBC’ye verdiği demeçte anlaşma kapsamında sığınmacı gönderilmemesi halinde Ruanda’nın İngiltere’ye geri ödeme yapabileceğini söylemiş ve “Eğer gelmezlerse parayı iade edebiliriz” demişti. Anlaşmanın bir parçası olarak, taraflardan biri diğerine yazılı olarak bildirimde bulunarak anlaşmayı feshedebilir. İngiltere’nin bu yazılı bildirimi yapıp yapmadığı belli değildi, ancak Starmer görevdeki ilk tam gününde göçmen planını çöpe attı ve “Başlamadan öldü ve gömüldü” dedi.
DOLANDIRICILIK OLARAK ADLANDIRILDI
İngiltere’nin kolluk kuvvetleri, göç ve ulusal güvenlikten sorumlu yeni içişleri bakanı Yvette Cooper, haber kaynaklarına yaptığı açıklamada ofisinin “para, mevzuat ve süreçlerle ilgili tüm ayrıntıları” denetleyeceğini ve Parlamento’ya daha fazla ayrıntı vereceğini söyledi. Cooper “Tüm planı denetliyoruz. Açıkça görülüyor ki bu tam bir dolandırıcılık” dedi.
Göç ortaklığı, ekonomisi büyük ölçüde tarıma dayalı yoksul bir ülke olan Ruanda için önemli bir destek olacaktı. Dünya Bankası rakamlarına göre Ruanda’nın yıllık ekonomik çıktısı yaklaşık 14 milyar dolar, dolayısıyla göçmen anlaşması, ekonomisine oldukça büyük bir destek olacak. Ruandalı yetkililer, anlaşma kapsamında İngiltere’den gönderilen paranın, göçmenlerin beklenen varışına hazırlanmak ve ekonomik büyümeyi desteklemek için operasyonel maliyetler için kullanıldığını söylüyor. Paranın bir kısmı da başkent Kigali’nin dış mahallelerinden biri olan Gahanga’da göçmenlerin Ruandalılarla birlikte yaşaması beklenen uzun vadeli konutlar inşa etmek için kullanıldı. Göç ortaklığı iptal edilmiş olsa da Picard, Ruanda hükümetinin projeyi tamamlayacağını ve Ruandalılar için sosyal konutlar için kullanacağını söyledi.
SADECE KOMŞU ÜLKELERE EV SAHİPLİĞİ YAPILMIYOR
Bu politika aynı zamanda Kagame’nin küresel göçe kalıcı çözümler bulma hedefiyle de örtüşüyor. Kendisi ve hükümetinin pek çok üyesi Ruanda’nın 1994’teki soykırımından önce ve sonra Uganda, Kongo ve başka yerlerde mülteci olarak büyümüş ve savaşların masum insanlara yaptığı adaletsizlik hakkında defalarca konuşmuşlardı. Kagame, ülkesinin sadece komşu ülkelerden gelen mültecilere değil, aynı zamanda Libya’dan tahliye edilen Afrikalılara ve Taliban’dan kaçan Afgan kız öğrencilere de ev sahipliği yaptığını dile getiriyor.
PLANLAMA 2021 YILINDA BAŞLADI
İngiltere’nin göçmenleri Ruanda’ya gönderme planı 2021 yılında, sığınmacıları işlem için üçüncü ülkelere sınır dışı etme niyetinden bahseden dönemin başbakanı Boris Johnson döneminde şekillenmeye başladı. Bu fikir, Ruanda’nın sığınmacıların taleplerini işleme koymak için ne güvenli ne de yeterince hazır olduğunu söyleyen hak grupları, Birleşmiş Milletler yetkilileri ve İngiliz mahkemelerinin tepkisiyle karşılaştı. Aktivistler ayrıca Ruanda’daki siyasi ve medya baskısına ve on yıllardır iktidarda olan Kagame’yi eleştirenlerin adil olmayan yargılamalara ve kötü muameleye maruz kaldığına dikkat çekti. Bazıları da sığınmacıların yakından izleneceğinden, gazeteciler ve insan hakları araştırmacılarıyla özgürce konuşamayacaklarından endişe ediyor.
NİSAN AYINDA ‘GÜVENLİ ÜÇÜNCÜ ÜLKE’ İLAN EDİLMİŞTİ
Aktivistlere ve mültecilerle yapılan röportajlara göre Ruanda’da koruma arayan mülteciler öldürüldü, taciz edildi ve sınır dışı edildi. Kagame’nin askerleri ayrıca madenleri yağmalamak, katliamlar yapmak ve komşu Kongo’da büyük bir yerinden edilme dalgasına yol açmakla suçlanıyor. Ancak İngiltere’nin Rishi Sunak yönetimindeki bir önceki hükümeti tüm bu faktörleri göz ardı ederek nisan ayında Ruanda’yı güvenli üçüncü ülke ilan eden bir yasa çıkardı.
CNBC-e’de yer alan habere göre 2023-2028 yılları için yapılan ankete katılan 56 gelişmiş ve gelişmekte olan ekonominin 52′sinde 1 milyon dolar veya daha fazla servete sahip yetişkin sayısının artması bekleniyor.
Bu trendin öncülüğünü Tayvan üstlenecek. Ülkede, büyüyen mikroçip endüstrisi ve zengin yabancıların göçündeki artışın da etkisiyle milyoner sayısının yüzde 47 artacağı öngörülüyor.

TAYVAN’IN HEMEN ARDINDAN YÜZDE 43 ILE TÜRKIYE GELIYOR
Listenin devamında Kazakistan yüzde 37 ile, Endonezya yüzde 32 ile ve Japonya yüzde 28 ile yer alıyor.
Hali hazırda en fazla küresel milyonerin bulunduğu ABD ve Çin’de ise artışın sırasıyla yüzde 16 ve yüzde 8 olacağı söyleniyor. Öte yandan beklenti İngiltere’de düşüşün yaşanması. İngiltere’de milyoner sayısının yüzde 17 azalacağı tahmin ediliyor.
UBS Küresel Varlık Yönetimi Başekonomisti Paul Donovan, İngiltere’nin şu anda dünyada en fazla dolar milyoneri sayısına sahip üçüncü ülke olduğunu söyleyerek, bunun “bir ekonomi olarak hak ettiğinden çok daha fazlası olduğunu” da sözlerine ekledi.
Milyoner sayısının sırasıyla yüzde 16 ve yüzde 9 artması beklenen Fransa ve İtalya gibi ülkelerde daha doğal bir büyüme görülüyor. İngiltere’deki büyümenin ise çeşitli itme ve çekme faktörleri nedeniyle sermaye çıkışlarıyla dengeleneceği belirtiliyor.
Donovan’a göre bu kısmen, dünya ekonomisinin yapısal değişiklikler geçirmesinden kaynaklanıyor. Bir başka sebep de sermayenin dünya çapında hareket etmesi nedeniyle servet dağılımında yaşanan doğal değişimler.
HOLLANDA’DA DA DÜŞÜŞ VAR
Dolar milyoneri sayısının azalacağı tahmin edilen bir diğer ülke ise Hollanda. Hollanda’da da zenginlerin sayısında yüzde 4′lük bir düşüş yaşanması bekleniyor. UBS’nin raporunda Rusya’daki ABD doları milyonerlerinin sayısının yüzde 21 oranında arttığı görülüyor.
Donovan, bunun kısmen döviz dalgalanmalarından ve son zamanlardaki emtia ve enerji piyasası trendlerinden kaynaklandığını ve bazı işletme sahiplerinin bundan faydalandığını söyledi.
UBS, küresel servet büyümesinin 2022′deki yüzde 3′lük düşüşün ardından 2023′te yüzde 4,2 büyüme kaydederek toparlandığını gösteriyor.
ORTALAMA ZENGİNLİĞİN DENGESİZ OLDUĞU ÜLKELER FRANSA VE MEKSİKA
Toparlanma, esas olarak yüzde 4,8 büyüyen EMEA bölgesi (Avrupa, Orta Doğu ve Afrika) tarafından yönetildi. Rapor, servet eşitsizliğinin gelişimine dair de karışık bir tablo sunuyor. En düşük servet diliminde başlayan kişilerin en az bir seviye yükselme şansı yüzde 60 olarak ölçüldü. İki veya daha fazla servet sınıfı atlamanın şansı ise üçte bir olarak kaydedildi.
Ortalama zenginliğin medyan zenginliğe göre en dengesiz olduğu ülkeler arasında Fransa ve Meksika yer alıyor. Ortalama zenginlik toplumun genel refah düzeyini yansıtıyor.
Toplam gelirin kişi sayısına bölünmesi anlamına geliyor. Medyan zenginlik ise en uç kesimlerden arındırılmış bir paylaşım anlamına geliyor. Ortalama vatandaşın sahip olduğunu refahın göstergesi olarak kullanılıyor.
BÜYÜK SERVET TRANSFERİNİN YÜZDE 10′UNDAN FAZLASI KADINLARA GİDECEK
Nesiller arası büyük servet aktarımı uzun zamandır tartışılırken, UBS bu yılki raporunda servetin sadece aşağıya doğru hareket etmediğini, aynı zamanda yatay olarak hareket ettiğini tespit etti.
Önümüzdeki 20 ila 25 yıl içinde aktarılması beklenen yaklaşık 83 trilyon doların UBS’ye göre 9 trilyon doları eşlere kuşaklar arası veya yatay olarak aktarılacak. Ortalama yaşam süresi ve çiftler arasındaki yaş farkları nedeniyle, büyük servet transferinin yüzde 10′undan fazlası kadınlara gidecek.
UBS, eşlerin bu mirası genellikle dört yıl boyunca elinde tuttuğunu ve ardından mirasını başkalarına devrettiğini, en büyük yatay ve dikey servet transferinin Amerika’da gerçekleştiğini belirtti.
]]>Yaş meyve sebze ihracatı yüzde 1’lik artışla 1 milyar 718 milyon dolar olurken, meyve sebze mamulleri ihracatı yüzde 20’lik yükselişle 1 milyar 42 milyon dolardan 1 milyar 290 milyon dolara ilerledi.
Türkiye’de 60 milyon ton taze meyve sebze üretildiği bilgisini veren Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak, 60 milyon ton üretimin katma değere dönüşmesi, üreticinin emeklerinin karşılığını alması için ihracatın üreticinin sigortası konumunda olduğunu, Türk lezzetlerini dünyanın dört bir tarafına ihraç ederek hem ülkeye döviz kazandırdıklarını hem de üreticilerinin emeklerinin karşılığını aldığını dile getirdi.
TURQUALITY UR-GE VE FUARLARLA IHRACAT HEDEFINE KOŞUYORUZ
“Kiraz, ayva, incir, kayısı üretiminde dünya birincisiyiz” diyen Uçak, “Vişne, salatalık, kavun ve karpuz üretiminde 2.sırada, Elma, biber, mandalina ve domates üretiminde 3.sırada bulunuyoruz. Meyve sebze üretiminde ilk 5’te olduğumuz toplam 15 ürün bulunuyor.
Meyve sebze mamullerinde turşu ihracatında dünya lideriyiz. Meyve suları, kurutulmuş ve dondurulmuş meyve sebze üretim ve ihracatında dünyanın en modern tesislerine sahibiz. Sürdürdüğümüz Turkish Fresh and Processed Fruits and Vegetables Cluster URGE Projesiyle 41 firmamızın kümelenerek ihracatımızı artırmasını hedefliyoruz.
Ege İhracatçı Birlikleri bünyesindeki 6 gıda birliği ABD pazarına yönelik sürdürdüğümüz Turkish Tastes isimli TURQUALITY Projesi sayesinde ABD’de taze meyve sebze ve meyve sebze mamulleri ihracatında önemli başarılar elde ettik.
Uzakdoğu ülkelerine ihracatımızı artırmak için 2024 yılında 4 fuara katılım sağlamış olacağız. İhracat rakamları bu çabalarımızın karşılığını aldığımızı, meyvelerini topladığımızı ortaya koyuyor” şeklinde konuştu.
TAZEDE DOMATES, MAMULDE ELMA SUYU IHRACAT LIDERI
Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği’nin 2024 yılının ilk yarısında ihracatının yüzde 4’lük artışla 595 milyon dolardan 618 milyon dolara çıktığını vurgulayan Başkan Uçak şöyle devam etti; “Türkiye geneli taze meyve sebze ihracatında domates 256 milyon dolarlık ihracatla zirvede yer alırken, mandalina 170 milyon dolarla ikinci, kiraz 143,5 milyon dolarla en çok ihraç edilen üçüncü ürün oldu. Meyve sebze mamulleri ihracatında elma suyu 131 milyon dolarlık performansla birinci olurken, domates salçası 106 milyon dolar, biber turşusu 88 milyon dolar döviz kazandırdı.”
YAŞ MEYVE SEBZEDE RUSYA MEYVE SEBZE MAMULLERINDE ABD EN ÇOK IHRACAT YAPILAN ÜLKELER
Taze meyve sebze ihracatında Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı ülke 436,5 milyon dolarla Rusya Federasyonu olurken, meyve sebze mamulleri ihracatında en çok ihracat yapılan ülkeler listesinin bir numarasında 209 milyon dolarlık tutarla Amerika Birleşik Devletleri yer aldı.
Taze meyve sebze ihracatında Irak’a ihracat yüzde 200’lük artışla 50 milyon dolarlak 200 milyon dolara çıkarken, üçüncü ülke 174 milyon dolarlık ihracatla Almanya oldu.
Almanya, meyve sebze mamulleri ihracatında ise; 176 milyon dolarlık Türk lezzeti talebiyle adını ikinci sıraya yazdırdı. Meyve sebze ihracatında üçüncü büyük pazarımız 89 milyon dolarlık ihracatla İngiltere oldu.

TÜRKİYE’YE YATIRIMIN AVANTAJLARI NELER?
Bu yatırımın Türkiye’ye birçok avantajı bulunuyor. Üretilen araçlar doğrudan Avrupa’ya ihraç edilecek mi? Çinli araçların Türkiye’de üretilmesiyle fiyatlar daha cazip hale gelecek mi? Bu gibi sorular yatırımın getireceği fırsatları daha da önemli kılıyor.

‘DİĞER MARKALAR İÇİN DOMİNO ETKİSİ YAPABİLİR’
İstanbul Motorlu Araç Satıcıları Derneği (İMAS) Başkanı Hayrettin Ertemel, konuyla ilgili merak edilenleri değerlendirerek şu ifadeleri kullandı:
Bu tür büyük yatırımlar, diğer markalar için de domino etkisi yaratabilir. Türkiye’nin otomotiv sektöründe önemli bir üretim merkezi haline gelmesi, hem yerli hem de yabancı yatırımların artmasına katkı sağlayacaktır. BYD’nin yatırımı, Türkiye’yi elektrikli araç üretiminde global bir oyuncu yapma potansiyeline sahip.
BYD’nin Türkiye’ye yapacağı bu büyük yatırım, sadece ekonomik değil, aynı zamanda çevresel ve teknolojik anlamda da birçok fayda sağlayacak gibi görünüyor. Elektrikli araçların üretimi, fosil yakıt bağımlılığını azaltarak çevreye olan zararı minimuma indirme hedefini destekliyor. Ayrıca, bu yatırım sayesinde Türkiye, otomotiv teknolojilerinde öncü bir ülke olma yolunda önemli bir adım atmış olacak.
Getirilen ek mali yükümlülüğün maksatlarından bir tanesi de Çin menşeli markaları ülkemizde üretim yapmaya yönlendirmekti. Zira Türkiye otomotiv piyasası Çin’in ihracat gerçekleştirdiği en büyük pazarlardan bir tanesi.
BYD’NİN TÜRKİYE HAMLESİ DİĞER MARKALARI HAREKETE GEÇİREBİLİR
Koşullar bu şekilde olunca alınan yatırım kararları öngörülen bir durumdu. Özellikle Çin’in en büyük otomotiv üreticilerinden biri olan BYD’nin yatırıma yönelmesi diğer markalar için de domino etkisi yaratabilir.
İlk adımı atılan ve 1 milyar dolar tutarında yatırımla öngörülen üretim tesisleri kurulduğu taktirde fiyatlar anlamında tüketicilere, otomotiv piyasasına, yurt dışı gelir ve yaratacağı 5000 kişilik istihdam ile ülke ekonomimize katkıları olacaktır.
Türkiye sahip olduğu otomotiv tesisleriyle ve kapasitesiyle birlikte AB ülkeleri arasında ilk 4 sırada. Yine AB ithalatında ülkemiz üst sıralarda yer alıyor. Açıklanan 150.000 araç kapasiteli yeni yatırım ülkemizin seviyesini yükseltecektir. Konumu ve potansiyeli ile birlikte Çin menşeli markaların sadece Türkiye değil, Avrupa pazarı için de ülkemizi üretim noktası olarak belirlemesi oldukça mümkün bir durum.

Öte yandan Çin menşeli markaların Avrupa’da da fabrika kurmaya yönelik düşünceleri olduğuna dair haberleri zaman zaman görüyoruz. Bu noktada süreci doğru yürütme gayreti ve kazan kazan ilkesi üzerinden yürütülecek stratejilerle Türkiye’nin Avrupa üreticisi olmasını sağlamak, sadece otomotiv piyasası için değil, ülke ekonomimiz için de kazanımlar sağlayacaktır.
OTOMOTİV SEKTÖRÜ DENGELERİ BELİRLEYEN BİR SEKTÖR
Konunun sadece sektörel değil, dünya ticaret dengelerini belirleyen global bir husus olarak yorumlanması gerektiği kanaatindeyiz. Otomotiv piyasası bu dengeleri belirleyen ve yeni alanlar açan oldukça büyük bir sektör. Ülkemizin de bu dengelerde konum edinmesi bizler için oldukça önemli. Diğer yandan ülkemize gelmesi muhtemel Çin menşeli markalarla üretim, teknoloji ve satış alanlarında kurulacak iş birlikleri yerli otomotiv sanayimizin ve markalarımızın da daha hızlı büyümesine vesile olabilir.
ARAÇ MALİYETLERİ DÜŞECEK, FİYATLAR TÜKETİCİYE YARAYACAK
Çin menşeli markaların yürüttüğü fiyat politikası diğer markaların fiyatlarını baskılayan ana unsurlardan bir tanesiydi. Bu tesisler kurulduğu takdirde maliyetler düşeceğinden, oluşacak koşullar fiyat rekabeti anlamında tüketici lehine olacaktır.
Ülkemizde en çok satılan Çin menşeli araçlar içten yanmalı motora sahip. Süreç içerisinde alınan kararlar ve tüketici refleksi gibi sebeplerle henüz elektrikli araç modelleri tam manasıyla ülkemize giriş yapmış değil. Dolayısıyla bugünün şartlarıyla geleceği yorumlamak yanıltıcı olacaktır.

ÇİN ARAÇLARI TÜRKİKYE PİYASASINDA KARŞILIK BULUYOR
Yüzeysel yorumlamak gerekirse, Çin menşeli araçların Türkiye piyasasında karşılık bulduğu bir gerçek. Dolayısıyla uygun fiyatlı elektrikli araç modelleri de karşılık bulacaktır. Böylesi bir durumda elektrikli araç piyasasında da fiyatları baskılayan etkileri olması beklenebilir.
Öte yandan iç piyasa dengelerini de göz önünde bulundurmak oldukça önemli. Başta TOGG olmak üzere tüm markalar açısından dezavantaj oluşturmayan koşulların sağlanması gerektiği kanaatindeyiz.”
Kurtulmuş, burada yaptığı konuşmada, toplantıya katılmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Washington’daki temaslarına ilişkin bilgi verdi.
NATO’nun 75. yıl dönümü dolayısıyla parlamento başkanları ile devlet ve hükümet başkanlarının katılımıyla düzenlenecek zirvelerin önemli, tarihi bir dönemde gerçekleştirileceğini belirten Kurtulmuş, her iki zirvenin de hem NATO’nun geleceği hem üye ülkelerin güvenlikle ilgili konulardaki yeni yaklaşımları dolayısıyla önem arz ettiğini bildirdi.
Türkiye’nin, NATO ile ilişkilerini ciddi şekilde koruyan, NATO üyeliği konusunda gerçekten bedel ödemiş bir ülke olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “Şunun altını çizmek isterim ki, NATO sadece bir güvenlik ve işbirliği teşkilatı olmanın ötesinde yeni bir perspektife de sahip olmalıdır. Hiç şüphesiz bunun en başında gelen husus ise barışın nasıl sağlanacağı konusunda NATO’nun yeni bazı yaklaşımları tartışmasıdır. Hem barışın nasıl sağlanacağına ilişkin hem de NATO’nun demokrasiyi nasıl güçlendireceğine ilişkin perspektiflerin meclis başkanları zirvesinde ve devlet başkanları zirvesinde imkan bulmasını temenni ederim.” diye konuştu.
Türkiye-ABD ilişkilerine her dönem özel bir önem atfedildiğini söyleyen Kurtulmuş, “Sorunlarımız olduğunda bu sorunları karşılıklı anlayış içerisinde çözebilmeyi başardık. Ortak konularda farklı fikirlerimiz olsa bile bu farklılıklarımızı koruyarak stratejik iki müttefik olarak işbirliğimizi sürdürmeyi başardık. Önümüzdeki dönem, Türkiye’nin hem NATO ile hem de ABD ile ilişkisi bakımından özellikle dünyanın bu kadar önemli ve zor bir sürece girdiği dönemde bizim için fevkalade hayati bir konudur.” değerlendirmesini yaptı.
“YENİ DÖNEMİN EN BELİRGİN ÖZELLİĞİ ‘ÇOK KUTUPLULUK’ KAVRAMI”
Dünyanın yeni bir döneme girdiğine işaret eden Kurtulmuş, bu yeni dönemin en belirgin özelliğinin ise “çok kutupluluk” kavramıyla özetlenebileceğini söyledi.
Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Artık hem bölgesel hem küresel sorunları çözmek bakımından sadece bir tek eksende üretilen fikirlerin yeterli olmayacağı, dünyanın farklı bölgelerinde güç merkezlerinin oluşmaya başladığı ve bunlar arasındaki farklılıkların da dünya siyasetine, ekonomisine yön vereceği aşikardır. Türkiye olarak, önümüzdeki dönemi değerlendirmek bakımından bu çok kutupluluğa önem veriyoruz. Çünkü Türkiye, şu anda dünyanın hemen hemen bütün çatışma konularının tam orta yerindedir. Dolayısıyla bizim en temel önceliklerimizden birisi, önümüzdeki dönemde ortaya çıkan bu yeni küresel yapılanmayla ilgili çok daha aktif, çok daha güçlü bir şekilde dünyanın ve bölgenin sorunlarını çözecek bir perspektifle yolumuza devam etmek istiyoruz.
Türkiye olarak dostlarımızı artırmak, düşmanlıklarımızı azaltmak ve bölgesel krizlerin çözülmesinde, küresel barış düzeninin kurulabilmesinde katkı sağlamak istiyoruz. Bu çerçevede baktığımız zaman Türkiye, herhalde dünyada elinde çok sayıda dış politika kartı olan ender ülkelerden birisidir. Türkiye; bir NATO üyesidir, AB adaylık sürecinde bekleyen ya da bekletilen bir ülkedir, Türk dünyasının bir parçasıdır, İslam İşbirliği Teşkilatı’nın üyesidir, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’nın üyesidir, Doğu Akdeniz ülkesidir, bir Orta Doğu, Balkan ülkesidir… Türkiye, bir kalemde sayabildiğimiz neredeyse 10’a yakın farklı uluslararası işbirliği örgütünün bir parçasıdır. Dolayısıyla bu, Türkiye’ye önemli imkanlar sunuyor. Bunların ortaya çıkardığı olumlu etkileri kullanabilmek Türkiye’nin temel perspektiflerinden birisidir.”
“FİLİSTİN’DEKİ KATLİAMI DÜNYA SİSTEMİ SEYRETTİ”
Kurtulmuş, dünyada “kural bazlı bir uluslararası sistemin kalmadığı gerçeği”nin üzerinde durulması gereken temel konulardan birisi olduğunun da altını çizdi.
Birçok gelişmenin, mevcut dünya sisteminin sorunları çözebilme kabiliyetinin kalmadığını gösterdiğini söyleyen Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Sadece ülkeler arasındaki çatışmalara değil, bugün insani sorunlar olarak gördüğümüz; küresel ısınmadan çevre tahribatına, uluslararası göçmen sorunundan açlık ve kıtlık sorunlarına kadar hemen hemen hiçbir sorunu çözme becerisi kalmayan bir dünya sisteminden bahsediyoruz. Bizim yaşadığımız bölgede, şu anda bütün dünyayı da meşgul eden iki önemli çatışma alanı, dünya sisteminin bütün kurumları ve kurallarıyla iflas ettiğinin de açık göstergesidir. Rusya-Ukrayna arasındaki savaş üç yılını geride bıraktı. On binlerce insan öldü, şehirler yıkıldı ama uluslararası sistem, bu sorunu çözebilme yeteneğini ortaya koyamadı.
Çok açık konuşmak gerekirse BM Güvenlik Konseyi’nde Rusya varken, Rusya’yı nasıl durduracaksınız? Rusya, kendi aleyhine alınan kararı veto etti. Aynı şekilde artık 10. ayına girdiğimiz, İsrail’in Gazze’de ortaya koyduğu modern tarihlerin gördüğü en büyük katliamı maalesef dünya sistemi seyretti. Bu konuda BM Güvenlik Konseyi’ne 10 karar geldi, 8’i ne yazık ki uygulanamadı. Dolayısıyla dünyada yeni bakış açısına sahip olan, küresel siyasal bir mimariye ihtiyaç olduğu açıktır. Bu sadece hegemonik ülkelerin lehine değil aynı zamanda bütün insanlığın lehine olacaktır.”
Uluslararası sisteme vücut veren kuruluş bildirgelerinin hemen hemen hiçbirinin pratik uygulamasının da kalmadığını belirten Kurtulmuş, burada samimi olarak yeni bir anlayışa ihtiyaç olduğunu vurguladı.
Kurtulmuş, “Sayın Cumhurbaşkanımızın uluslararası bütün platformlarda dile getirdiği ‘Dünya beşten büyüktür’ ifadesi, bu arayışın ortaya konulmasıdır. Hakikaten dünya, beş ülkenin insafına terk edilmeyecek kadar önemli sorunlarla karşı karşıyadır. Bu anlamda da fevkalade güçlü bir şekilde barış ve esenlikten yana olan uluslararası kamuoyunun bu konuda yoğunlaşmasının insani bir sorumluluk olduğu kanaatindeyiz.” dedi.
“ARAMIZDA SORUN OLAN BÖLGE ÜLKELERİYLE HIZLI VE İLKELİ BİR NORMALLEŞME SÜRECİNİN İÇERİSİNE GİRDİK”
Birçok ülkede insanların bir kısmının farklı statülerde kabul edildiği bir bakış açısının devam ettiğini dile getiren Kurtulmuş, adalet ve eşitliği öngörmeyen hiçbir sistemin ayakta kalamayacağını ifade etti.
Gazze’de 40 binin üzerinde insanın hayatını kaybettiğini, hala yıkıntıların altında insanların bulunduğunu aktaran Kurtulmuş, bu kadar büyük bir katliama rağmen ne yazık ki dünyanın bazı bölgelerinde insanlar arasında bir hiyerarşinin hala uygulandığını gördüklerini söyledi.
Kurtulmuş, “Çok açık söyleyeyim. Ukrayna’da vefat eden insanın hayatının değeri neyse bizim için Filistin’de vefat eden insanın hayatının değeri de aynıdır. Ama maalesef insanların hayatlarının değerlerinde farklılık olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bunun kabul edilmesi mümkün değildir.” diye konuştu.
Hiçbir devletin egemenlik bakımından bir diğerinden farkının olmadığını da vurgulayan Kurtulmuş, Türkiye olarak devletlerin egemenlikte eşitliği prensibini savunduklarını kaydetti.
Dünyada ekonomik adaleti sağlayacak, refahın bütün insanlığa yayılmasını temin edecek yeni küresel inisiyatiflere ihtiyaç olduğunun altını çizen Kurtulmuş, yeni bir küresel ekonomik mimarinin ortaya konulmasının hem düşünce kuruluşlarının hem üniversitelerin hem de siyasetin önemli vazifesi olduğunu ifade etti.
Türkiye’nin bu perspektifteki dış politikasına da işaret eden Kurtulmuş, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Yakın çevremizde var olan sorunların süratle çözülmesi ve bir barış perspektifinin ortaya konularak bölge ülkeleri arasında normalleşmenin temin edilmesi dış politika perspektifimizde önemli başlıklarımızdan birisidir. Rusya-Ukrayna savaşının bir an evvel sona erdirilmesi, iki tarafın da kabul edeceği adil ve kalıcı bir barışın ortaya konulabilmesi için Türkiye tarafından ne büyük gayretler sarf edildiği sizlerin de malumudur. Doğu Akdeniz’deki gerilimlerin azaltılması, Ege Denizi’nde Türkiye-Yunanistan arasındaki gerilimlerin azaltılması, güneyimizde yer alan ve uzun süredir Türkiye’yi rahatsız eden terör örgütleri üzerinden ortaya çıkarılmaya çalışılan istikrarsızlaştırma politikalarının önlenmesi Türkiye’nin en önemli önceliklerindendir. Bunun için aramızda sorun olan bölge ülkeleriyle de hızlı ve ilkeli bir normalleşme sürecinin içerisine girdiğimizi de biliyorsunuz.”
Türkiye’nin yakın ilişkiler içerisinde olduğu, etkisinin önemli bir şekilde görüldüğü bölgelerle ilişkilerini daha da güçlü hale getirmenin bir diğer dış politika perspektifi olduğunu ifade eden Kurtulmuş, “Başta Orta Asya’dan Balkanlara kadar uzanan 300 milyonluk Türk dünyası olmak üzere Fas’tan Endonezya’ya kadar İslam dünyası olmak üzere bu geniş coğrafyada Türkiye’nin dostluklarının, işbirliği imkanlarının artırılması dış politikamızın ikinci temel halkasını oluşturmaktadır.” dedi.
Kurtulmuş, yeryüzünde yeni ve adil bir sistemin kurulabilmesi için küresel işbirliğini artırmak başlığının bir diğer dış politika önceliği olduğunu bildirdi.
TBMM Başkanı Kurtulmuş, konuşmasının ardından ABD’deki düşünce kuruluşu temsilcilerinin sorularını yanıtladı.
]]>“11 ÜLKEDEN BİRİ OLDUK”
Bunun birçok ilki bünyesinde barındıran bir faaliyet olduğuna dikkati çeken Yüksek, “Özellikle Türkiye’nin en büyük AR-GE projesi olarak öne çıkıyor. Türksat 6A, bizim artık uydu kullanan rolünden uydu tedarik eden rolüne geçtiğimiz bir hamleyi gösteriyor. Bu çok kritik, çok önemli bir adım. Artık ülke olarak sınıf atlıyoruz. Kendi haberleşme uydusunu yerli ve milli üreten 11 ülkeden biri olduk. Türksat 6A bizim bayrağımızın, bizim yerli ve milli ürünlerimizin uzayda en uzak mesafedeki temsili olacak.” diye konuştu.
Yüksek, Türksat 6A ile Türkiye’nin dünyada televizyon ve haberleşmeyle ilgili olarak yaklaşık 5 milyar nüfusa yani dünyanın yüzde 65’ine etki edeceğinin altını çizdi.
Endonezya, Malezya, Hindistan bölgelerine de artık haberleşme ve televizyon yayıncılığı anlamında ulaşma imkanı bulacaklarını vurgulayan Yüksek, ayrıca uyduların yedeklenmesi noktasında da bir kazanım elde edeceklerini söyledi.

“HABERLEŞME İMKANLARIMIZ TAMAMEN KONTROLÜMÜZDE OLACAK”
Yüksek, uydunun 9 Temmuz 00.20’de fırlatılmasının beklendiğini hatırlatarak, şöyle devam etti:
“Uydu, ilk etapta 35 dakika ve 59 saniye kadar, 300 kilometrelik bir mesafeye roketle taşınacak. Bunun akabinde roketten ayrılarak 70 dakikalık bir zaman zarfı sonrasında da ilk haberleşme bilgileri gelecek. Uydunun 42 derecedeki yörüngeye yerleşmesi 10-15 gün sürecek. Uydu yerine ulaştıktan sonra da testler yapılacak ve 1 ay içerisinde de uydumuz artık fonksiyonel anlamda aktif hale gelecek. 15 yılın üzerinde ömrü olduğunu öngördüğümüz uydumuz, Türkiye’nin büyük, bağımsız Türkiye olma ve veri iletişimi noktasında bağımsızlığını garanti edecek. Milli güvenlik anlamında haberleşme imkanlarımız tamamen kontrolümüzde olacak. Bu da bir ilk. Uydumuzu büyük ölçüde stratejik bir yatırım ve ürün olarak değerlendiriyoruz. Burada edindiğimiz bilgi birikimiyle artık uydu tedarik eden bir ülke sınıfına girmiş oluyoruz.”
Türksat 5B’de ASELSAN’ın ürettiği parçaların test amaçlı uzaya gönderildiğini hatırlatan Yüksek, teknolojinin yanı sıra insan kaynağının yetiştirilmesi anlamında da büyük kazanımlar sağladıklarını anlattı.

“BU ASLINDA TOPYEKUN BİR AYAĞA KALKIŞTIR”
Yüksek, bu noktada TÜBİTAK’ın efektif bir şekilde kullanıldığını vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Bugün bu geliştirmeyi yapan yaklaşık 1000 kadar kişi burada şu an uydu teknolojilerinde gerçekten bir haberleşme uydusunu yapabilecek kabiliyete sahip bir kaynak oldu. Biz bunları özellikle dijitalleştirerek, özellikle içerikleri de oluşturarak, yerli ve milli olarak üniversitelerdeki öğrencilerimize, sektöre veya işte dost ve kardeş ülkelerin insanlarına da bu eğitimleri sunacak çalışmaları beraberinde yürütüyoruz. Aslında biz bir ekosistemin bütün parametrelerini kurmuş olduk. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde hedef konulan büyük Türkiye’nin önemli adımı bugün atılmış oluyor. Çalışanlarımız, yöneticilerimiz Bakanlarımız dahil bu aslında topyekun bir ürün, topyekun bir ayağa kalkıştır.”
]]>
Erdoğan, şu açıklamaları yaptı:
“İSRAİL BU CANİLİĞİ DAHA FAZLA SÜRDÜRMEMELİ”
Gazze’de yaşanan son gelişmeleri yakından takip ediyorsunuz biliyorum. Bir ateşkes ve esir takası ihtimali yeniden gündemde mi, siz bunu hep gündemde tutuyorsunuz. Bu yönde önemli bir ilerleme var mı? Bir ateşkes için umutlu musunuz? Türkiye’nin bu süreçte rolü ile ilgili neler söylemek istersiniz? Bir de İsrail-Hizbullah gerginliği tedirgin edici, yeni bir savaş söz konusu olabilir mi? Böyle bir gelişme karşısında Türkiye’nin bölge ülkeleriyle diplomatik inisiyatif anlamında neler yapabileceğiyle ilgili görüşlerinizi merak ediyorum. Gazze’yle ilgili genel bir değerlendirme alabilir miyiz?
Gazze konusunda iki üç gündür ciddi manada olumlu bazı gelişmeler var. MOSSAD’ın başındaki şahsın Doha’da Hamas yetkilileriyle yaptığı görüşmeler söz konusu. Görüşmelerde daimi ateşkesi öngören bazı olumlu adımlar atıldı. Artık ateşkes için “an be an” diyorlar. Yani an be an oradan isabetli bir haber gelebilir. Ama bütün mesele Netanyahu’nun tavırları. İsrail bu caniliği, bu vahşeti daha fazla sürdürememeli. İsrail bu katliamları devam ettirmek noktasında ayak diremeyi artık bırakmalı ve bu insanlık dışı saldırıları sonlandırmalıdır. Bu konuda uluslararası toplumun ve özellikle Batılı ülkelerin İsrail’e yönelik baskılarını artırması şarttır. Bugüne kadar saldırıda direten, katliamları sürdüren İsrail’dir. İnsan haklarını ve uluslararası hukuku ayaklar altına alan İsrail’dir. Şimdi kalkmış çatışmaları bölgeye yaymak, kendilerini rahatlatmak için Lübnan’ı tehdit ediyorlar. İsrail çatışmaları bölgeye yayma niyetinden vazgeçmelidir. Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere Batılı ülkeler, bu noktada İsrail’e verdikleri destekten vazgeçmelidir. Türkiye, ilk andan itibaren barıştan yana olmuştur. Türkiye bu çatışmaların sona ermesi gerektiğini, 1967 sınırlarında iki devletli çözümün kalıcı barışı sağlayacağını en yüksek sesle dile getiren ülkedir.
“İRAN BİZİM ÖNEMLİ BİR KOMŞUMUZDUR”
İran’da geçtiğimiz günlerde bir seçim oldu ve Türk kökenli bir Cumhurbaşkanı seçildi. Her seferinde de Türk kimliğini saklamayan, iftar ettiğini de söyleyen birisi yeni Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan. Bundan sonra Türkiye-İran ilişkilerinde bu durumun bir etkisi olacağını düşünüyor musunuz? Bununla ilgili değerlendirmenizi alabilir miyiz?
Mesut Pezeşkiyan aslında Azeri kökenli bir Türk. Mesela Tebriz’de Türkçe konuşuyor. Ama Kürt bölgelerine gittiği zaman oralarda da Kürtçe konuşabiliyor. Farça’ya da gayet hakim. O şekilde onu da konuşabiliyor. Ben döndüğümüzde kendisiyle irtibat kurup tebrik edeceğim. Bundan sonraki süreçte Türkiye-İran ilişkileri inşallah daha iyi olacaktır. Kaldı ki İran’la bölgede münasebetleri en iyi olan ülke Türkiye. İran bizim tarihi ve kültürel bağlarımız bulunan önemli bir komşumuzdur. Yeni dönemde Türkiye-İran ikili ilişkilerinin artan bir tempoda olumlu istikamette gelişmesini bekliyorum.
TÜRKİYE-İNGİLTERE İLİŞKİLERİ
İngiltere’de de biliyorsunuz seçim oldu ve iktidardaki Muhafazakar Parti büyük bir hezimet yaşadı. Üstelik de Rishi Sunak katı göçmen politikasına rağmen büyük bir yenilgi aldı. Bu yeni dönemde İngiltere ile ilişkilerimiz nasıl olur ve siz bu katı göçmenlik politikaları sunan Rishi Sunak’ın kaybetmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şu ana kadar uyguladıkları politikalar ve İngiltere’nin ekonomik alanda yaşadığı sıkıntılar Rishi Sunak’ın bana göre en önemli kayıp sebebi olmuştur. Sola gelince, 14 yıldır malum İşçi Partisi İngiltere’de bir netice alamadı. Ama şimdi bu seçimde 411 milletvekili kazandılar. Bugüne kadar İşçi Partisi Tony Blair zamanında bile böyle bir sayıya ulaşamamıştı. Şimdi ise bu milletvekili sayısını yakalamak suretiyle İngiltere’de ikinci defa İşçi Partisi böyle bir güce erişti. İşçi Partisi lideri Keir Starmer’ı da henüz tebrik için arayamadım. Şimdi döner dönmez ilk yapacağımız işlerden bir tanesi onu da aramak olacak. Avrupa Birliği’nden ayrılmış bir ülke olarak tekrar katılmayı düşünmediğini söylüyor. Yapacağımız görüşmede “bundan sonra Türkiye-İngiltere ilişkilerini nereye vardırırız?” bunları da konuşacağız. Türkiye ile İngiltere ikili ilişkileri son derece köklüdür. Biz, iktidarımız döneminde gerek İşçi Partili gerek Muhafazakar Partili başbakanlarla çalıştık. Önemli olan iki ülkenin ortak çıkarları doğrultusunda çalışmalar ortaya koymaktır. Yeni dönemde de müttefikimiz İngiltere ile ilişkilerimizi her alanda geliştirmeye devam edeceğiz. Önümüzde önemli gündem başlıkları var bunları ele alarak ilişkilerimizdeki olumlu seyri ilerletmek niyetindeyiz.
KAYSERİ’DEKİ SURİYE PROVOKASYONLARI
Sayın Cumhurbaşkanım son bir yılda özellikle provokatif olaylar birbiri ardınca geliyor. Son örneğini de Kayseri’de gördük zaten. Bunların arkasında bir organize el olabilir mi? Çok sayıda olay oldu çünkü. Ne düşünüyorsunuz?
Muhakkak ortada bir mikser var. Yani bu tür olaylarda bir siyasi mikserin olmaması mümkün değil. Onlar ne kadar bu işi karıştırmaya gayret ederlerse etsinler zaten biz güçlü bir devlet olarak bunlara gereken tokadı anında attık. Bundan sonra da atmaya devam ederiz. Türkiye’nin gücü sayesinde nasıl ki PKK’yı, PYD’yi, KCK’yı, FETÖ’yü çökerttiysek, aynı şekilde bunları da çökertiriz. Ama yeter ki bizim içimizdeki siyasetçiler bu noktada akıllı hareket etsin. Artık biliyorsunuz ana muhalefet diye bir şey kalmadı. Bu muhalefet sürekli kışkırtıcılık yapmaya devam ediyor, rahat durmuyor. Hala kalkıyor, mültecilerle uğraşıyor.
“ESED’E DAVETİMİZİ YAPACAĞIZ”
Şu anda Suriye’den 3 milyonu aşan mülteci ülkemizde. Şimdi öyle bir noktaya geldik ki, Beşar Esed şu anda Türkiye ile ilişkileri düzeltme noktasında bir adım attığı anda biz de ona karşı o yaklaşımı gösteririz. Çünkü biz dün Suriye ile düşman değildik ki, biz Esed ile ailece görüşüyorduk. Biz davetimizi yapacağız. İnşallah bu davetle birlikte de Türkiye-Suriye ilişkilerini geçmişte olduğu gibi aynı noktaya getirelim istiyoruz. Davetimiz her an olabilir. Türkiye’de görüşme olması konusunda ise Sayın Putin’in yaklaşımları var. Irak Başbakanı’nın bu konuda yaklaşımları var. Biz her yerde arabuluculuktan bahsediyoruz da sınırımızdakiyle, komşumuzla niye olmasın?
Türkiye’nin tarih boyunca coğrafi ve kültürel olarak kıtaların, medeniyetlerin ve kadim ulaşım koridorlarının kesişme noktasında yer aldığını belirten Uraloğlu, Türkiye’nin, Asya ve Avrupa arasındaki doğu-batı koridorunda doğal bir köprü olduğu gibi görev yaptığını, Kafkas ülkeleri ve Rusya’dan Afrika’ya uzanan kuzey güney koridorlarının da tam ortasında bulunduğunu aktardı.

Türkiye’nin ayrıca Tarihi İpek Yolu’nun devamı olarak büyük öneme sahip olan Orta Koridor hattının kilit ve Avrupa’nın başlangıç noktası olarak çok etkili bir konumda olduğunun altını çizen Uraloğlu, şunları kaydetti:
“Tüm bunların yanı sıra Türkiye tam 4 saatlik uçuş süresiyle 1,4 milyar insanın yaşadığı 67 ülkenin merkezinde avantajlı ve muhteşem bir lokasyonda bulunmaktadır ve bugün hava yolu sayesinde sermaye hareketlerinin, bilgi birikiminin ve yetişmiş insan gücünün küresel dolaşım kabiliyetinin tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar hız kazandığını beraberce görüyoruz. Aynı şekilde günümüz toplumları da zamanın geri döndürülmesi, depolanması ve durdurulması mümkün olmayan kıt ve çok değerli kaynak olduğunu biliyor. Tüm bu hız kavramanın hayatımızda yer etmesinde de hava yolu taşımacılık sektörünün gelişmesi yatıyor. Ülkelerimiz için vazgeçilmez olan ekonomik işbirliklerinin tesisi ve dış ticaret faaliyetlerimizin gelişmesi için gerekli olan en hızlı, güvenli ve konforlu ulaşım yolu da hava yolu taşımacılığıdır.”
Uraloğlu, geçen yıl gerçekleştirilen Routes World 2023 zirvesinin ve şu anki etkinlik gibi uluslararası havacılık sektörünü ilgilendiren etkinliklerde Türkiye’nin artık başı çeken ev sahiplerinden biri olmayı başardığını ve bunu da sürdüreceğini dile getirerek, “Bu başarıda elbette Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde 2002 yılından itibaren yürüttüğümüz hava ulaşım politikaları ve faaliyetleriyle, dünyada en hızlı gelişim gösteren ülkelerden biri olmamızın payı yadsınamaz.” ifadelerini kullandı.
İlk olarak iç hat yolcu taşımacılığını rekabete açarak, havacılık sektörü açısından dönüşümü gerçekleştirdiklerini belirten Uraloğlu, 2002’den bu yana aktif havalimanı sayısını 26’dan 57’ye yükselttiklerini, “Dünyada ulaşamadığımız hiçbir nokta kalmayacak” hedefiyle hareket ederek ülkeyi dünyanın en geniş uçuş ağına sahip ülkelerden birine dönüştürdüklerini söyledi.

Uraloğlu, hava ulaştırma anlaşması bulunan ülke sayısının 81’den 174’e yükseldiğini dile getirerek, “Dış hatlarda 50 ülkede 60 noktaya uçuş gerçekleştiriliyorken uçuş ağımıza 286 yeni nokta ekleyerek 131 ülkede 346 noktaya ulaştırdık.” dedi.
2002’de iç ve dış hatlarda seyahat eden yaklaşık 34,5 milyon olan yolcu sayısını 2023’te 214 milyonun üzerine çıkardıklarını kaydeden Uraloğlu, Türk hava sahasında geçen yıl gerçekleşen transit üst geçişler dahil uçuş sayısının bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 15’lik artış göstererek 2 milyon 167 bine yükseldiğini ifade etti.
Geçen yıl Türkiye semalarından yaklaşık her 15 saniyede 1 uçak geçtiğine işaret eden Uraloğlu, bu yıl bu istatistiklerin çok daha üzerinde değerlere ulaşılacağını öngördüklerini belirtti.
Avrupa Hava Seyrüsefer Emniyeti Teşkilatının (Eurocontrol), 26 Haziran tarihli Avrupa Havacılık Genel Bakış Raporu’nu açıkladığını aktaran Uraloğlu, “17-23 Haziran tarihleri arasında ülkemiz günlük ortalama 3 bin 894 uçuş ile Avrupa’da en yoğun trafik hacmine sahip ülkeler arasında İtalya’nın ardından 6. sırada yer aldı.” dedi.

“İSTANBUL HAVALİMANI’NDA GÜNLÜK ORTALAMA 1520 UÇUŞ OLUYOR”
Bakan Uraloğlu, İstanbul Havalimanı’nın günlük ortalama 1520 uçuşla Avrupa’nın en yoğun havalimanı olarak yıllardır sahip olduğu birinciliği sürdürdüğünü kaydetti.
30 Haziran’da İstanbul Havalimanı’nın açıldığı günden bu yana tüm zamanların en yüksek yolcu sayısıyla yeni bir rekora imza atarak 268 bin 275 yolcuya hizmet verdiğini vurgulayan Uraloğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dünyanın en iyi 25 küresel havalimanı uçak kalkışları değerlendirmesinde de İstanbul Havalimanımız dünya genelinde 7. sırada yerini aldı. Antalya Havalimanımız ise günlük ortalama 992 uçuş ile aynı listede 8. sıraya yerleşti. 29 Haziran 2024 tarihinde de yaklaşık 210 bin yolcuyla Antalya Havalimanımız 2024’ün en yüksek yolcu sayısına ulaşmış oldu. Dün de Avrupa Uluslararası Havalimanları Konseyi, Havalimanı Endüstrisi Bağlantı Raporu’nu yayımladı. Bu raporda da Türkiye’nin ve İstanbul Havalimanı’nın sektör açısından kayda değer başarılara imza attığını görebiliyoruz. Örneğin, Avrupa Birliği ve Avrupa Birliği harici ülkeler sıralamasına bakıldığında Türkiye, Kovid-19 pandemi öncesi Haziran 2019 dönemine göre yüzde 24 bir artış elde etti ve üçüncü sırada yer aldı.
Ayrıca geçen yılın ayı dönemiyle karşılaştırıldığında yüzde 4’lük bir büyümeyi de gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Toplam Hava Bağlantı Seviyesi rakamlarına göre de 34 bin 269 bağlantıyla listede ilk sırada yer aldı. İGA İstanbul Havalimanımız ise doğrudan bağlantı açısından Avrupa sıralamasında en üst sırada yer alıyor. HUB Merkezleri olan İstanbul Havalimanı ve Sabiha Gökçen Havalimanlarımız, Orta Doğu’ya en iyi doğrudan bağlantı gerçekleştiren merkezler oldu. İstanbul Havalimanı 2019’dan bu yana merkez bağlantısını yüzde 87 artırarak 57 bin 60 bağlantıya ulaştırdı.”
Türkiye’nin, gökyüzünde kurdukları köprülerle havacılık alanında Avrasya bölgesinde lider, dünyada ise küresel bir havacılık merkezi olduğunu dile getiren Uraloğlu, 2018’de hizmete açılan İstanbul Havalimanı ile İstanbul’un havacılık alanında dünyanın en büyük küresel transit merkezlerinden birisi olduğunu söyledi.
İstanbul Havalimanı’nın küresel bir aktarma merkezi olmanın ötesinde, doğrudan destinasyon olma ve özellikle düşük maliyetli olmasıyla da hava yolu şirketlerini cezbettiğini anlatan Uraloğlu, “Buradaki slotların serbestliği ve bolluğu havalimanımıza başta göklerdeki bayrak taşıyıcımız Türk Hava Yolları olmak üzere birçok hava yolu şirketinin gelmesine imkan sağlıyor.” diye konuştu.
İstanbul Havalimanı’nın küresel planda iddialı hava yolu şirketlerine faaliyet merkezi olarak hizmet edecek çok önemli bir üs olabilme potansiyelinde olduğunun altını çizen Uraloğlu, “Türk Hava Yolları’nın 1933’te 5 uçakla başlayan serüveni de bugün, dünyanın en fazla ülkesine uçan hava yolu olarak devam etmektedir.” ifadelerini kullandı.
Uraloğlu, “Türk Hava Yolları’nın bugün dünya sivil havacılık sektöründe dünya devleriyle yarışır bir konuma gelmesindeki sıra dışı başarının altında ise atılımlar ve yeni operasyon merkezi İstanbul Havalimanı’ndaki geniş imkanları ve kusursuz organizasyon yapısı yatmaktadır.” dedi.
Financial Times’ın yakın bir zamanda, Türk Hava Yolları’nın Ryanair ve Eeasy Jet’in ardından 3. en yoğun hava yolu olduğuna dair bir yazı yayımladığını belirten Uraloğlu, THY’nin 24 kargo uçağı ve 416 yolcu uçağıyla 364 noktada sunduğu hava kargo hizmetleriyle, geçen yıl taşıdığı ücretli kargo miktarını da yüzde 16 artırdığını dile getirdi.

“TURKISH CARGO, IATA VERİLERİNE GÖRE, DÜNYANIN EN BÜYÜK 4. HAVA KARGO TAŞIYICISI OLDU”
Uraloğlu, “Turkish Cargo da Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA) verilerine göre, 2023’te dünyanın en büyük 4. hava kargo taşıyıcısı oldu. Ayrıca, THY 2023 yılında Apex ve Skytrax gibi kuruluşlardan önemli ödüller almayı başardı.” değerlendirmesini yaptı.
Türkiye’nin dört bir köşesinde de hava yolu ağının gücüne güç katacak yatırımları sürdürdüklerini kaydeden Uraloğlu, “Çok yakında açılışını gerçekleştireceğimiz Adana ve Mersin illerimize hizmet edecek Çukurova Uluslararası Havalimanı ile birlikte Yozgat Havalimanı ve Bayburt-Gümüşhane Havalimanı projelerimizin yapım çalışmaları devam ediyoruz.” diye konuştu.
Kayseri Havalimanı’na yeni bir terminal kazandırdıklarını, Malatya’ya da yeni bir terminal binası yaptıklarını, Trabzon yeni havalimanı ile ilgili çalışmaların da sürdüğünü belirten Uraloğlu, ülkenin gelişmesi ve havacılık alanında uluslararası bir aktarma merkezi olması adına akılcı ve milletin ihtiyaçlarına cevap veren tüm proje ve hizmetlere destek vermeye de devam edeceklerini vurguladı.

Bakan Uraloğlu, şöyle devam etti:
“Uluslararası Havalimanları Konseyi’ne kurulmuş olduğu 1991 yılından bu yana üyeyiz. Yolcu ve uçuş sayısı bakımından Avrupa havalimanları arasında ilk 10’da yer alan İstanbul Havalimanı, Antalya Havalimanı, İzmir Adnan Menderes Havalimanı gibi havalimanlarımız başta olmak üzere toplam 52 havalimanımız ile üyeliğimiz her geçen gün büyüyerek devam etmektedir. Konsey tarafından yürütülen ve havalimanlarında sürdürülebilirliğin göstergesi olan Havalimanları Karbon Akreditasyon Programı’na neredeyse tüm havalimanlarımızla akredite olarak önde gelen ülkeler arasında yerimizi almış durumdayız. İlk olarak 2020 yılında çalışmalarımıza başlayarak 2021 yılında pilot uygulama olarak seçtiğimiz 12 havalimanımızla Havaalanı Karbon Akreditasyonu programına katılımımız gerçekleştirdik. Ardından tüm havalimanlarımızı programa dahil ettik. Şu anda doğrudan işlettiğimiz ve Kamu Özel İşbirliğiyle sorumluluğumuzda olan 50 havalimanımız farklı seviyelerde sertifikalandırılmış durumdadır.”
İGA İstanbul Havalimanı’nın Aralık 2023’te iklim kriziyle mücadelede 2050 Net Sıfır taahhüdü kapsamındaki çalışmalarıyla Konsey tarafından havalimanlarına verilen Havalimanı Karbon Akreditasyonu sertifikasında 4. seviyeye ulaştığını anımsatan Uraloğlu, “Bildiğiniz üzere bu programdaki en yüksek aşama 5. seviyedir. Türkiye’de 4. seviye sertifikasını almayı başarmış ilk havalimanı İGA İstanbul Havalimanı olmuştur. 4. seviye, kurumun karbon yönetiminin, 2050 sıfır emisyon hedefleri doğrultusunda küresel iklim hedefleriyle uyumlu hale gelindiğini ve operasyonların mutlak emisyon azaltımları göz önünde bulundurularak yönetildiğini ifade etmektedir. 86 ülkeden toplam 571 havalimanın sertifikalandırıldığı programda ülkemiz sahip olduğu sertifika sayısı bakımından küresel ölçekte birinci sırada yer almaktadır.” ifadelerini kullandı.
Dünya sivil havacılık faaliyetlerinin de küreselleşmeyle tek bir pazar olması yönünde ilerlediğini gördüklerini belirten Uraloğlu, “Bu pazardan daha fazla pay alabilmek adına, orta ve uzun vadedeki hedeflerimizi hepimiz gözden geçirmeliyiz. Yerkürenin birbirine uzak coğrafyalarında yer alan ülkelerimiz arasında yapacağımız işbirlikleriyle uzakları yakın, ülkelerimizi komşu kapısı haline getirebiliyoruz ve getiriyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Uraloğlu, havalimanları kaynaklı karbon emisyonlarını kontrol altına almak ve azaltmak adına çalışmalara hız kesmeden devam edeceklerinin altını çizerek, turizm faaliyetlerinin ve ticaretin artacağını, sosyal ve kültürel ilişkilerinin hızlanacağını sözlerine ekledi.
Narendra Modi’nin başbakanlığı döneminde, Hindistan ile İsrail arasındaki bağlar gün geçtikçe daha da güçleniyor. Gazze’deki soykırıma rağmen Modi yönetimi ve destekçileri Tel Aviv’e koşulsuz bağlılıklarını yineliyor. İlişkilerin güçlendirilmesi gerektiğini savunarak, İsrail’in kendini savunma hakkı olduğunu savunuyor.
Bu yakınlaşma sadece politik düzeyde değil, aynı zamanda sosyal düzeyde de mevcut. Ülke çapında yapılan anketlerde İsrail vatandaşları da Hindistan’la ilişkilerin iyi olmasını destekliyor. Modi hükümetinin başarılı bir siyaset izlediğini öne sürüyor. Hindu milliyetçilerinde de aynı tutumu görmek mümkün. 7 Ekim’den sonra çok sayıda Hindistan merkezli sosyal medya hesabı İsrail yanlısı bir anlatıyı güçlendiriyor ve Tel Aviv’i mağdur pozisyonunda gösteriyor.
Hindistan, 1947’de İsrail’in kurulmasına yol açan Birleşmiş Milletler planına oy vermemiş olsa da, 1950’de İsrail’i tanımış ve 1992’de ilişkileri tamamen normalleştirmiştir. Hindistan tüm bunların yanında 1988’de Filistin’i tanıyan ilk Arap olmayan devlet olarak da tarihe geçerek dünya kamuoyunu şaşırtmıştı..
HİNDİSTAN’DAKİ İSRAİL SEMPATİSİ HİNDU MİLLİYETÇİLERİNİN POLİTİKASI HALİNE GELDİ
Hindistan’da son otuz yılda İsrail yanlısı hissiyatın artışını üç faktör açıklıyor. Birincisi, Hindistan’da terör saldırıları konusunda İsrail’e karşı bir güven duygusu mevcut. İstihbarat alışverişi, lojistik destek gibi konular iki ülke arasında işbirliğini güçlendiriyor. Hindistan’ın Pakistan ile yaşadığı gerilim ve İsrail’in karşısındaki İran tehdidi, Yeni Delhi ve Tel Aviv’i ortak çizgiye getiriyor.
İkinci faktör olarak uluslararası ticaret görülebilir. Soğuk Savaş sonrasında Hindistan ve İsrail’in ilişkileri daha hızlı şekilde ilerledi. Hindistan, İsrail silahlarının en büyük alıcısı konumunda geldi. 2014’ten bu yana İsrail, silah ihracatının yüzde 42,1’ini Hindistan’a yapıyor. Hindistan ayrıca 2022’den bu yana İsrail, ABD ve BAE’den oluşan I2U2 grubunun da katılımcısı durumunda. Bu grup özellikle, İsrail, Suudi Arabistan ve BAE üzerinden Hindistan ile Avrupa’yı birbirine bağlayan bir ulaşım koridoru inşa etmeyi amaçlamasıyla da dikkat çekiyor.
Hindistan her ne kadar Japonya, Fransa, Rusya ve diğer ülkelerle olumlu ilişkilere sahip olsa da; İsrail’e olan sempatilerinin arkasında Hindu sağının ideolojik ve politik bir model olarak İsrail’e olan yakınlığı yatıyor.
Hindistan’da, İsrail Hindu milliyetçileri için bir örnek teşkil ediyor. İsrail, onların kendi ülkeleri için tasarlamak istedikleri başarılı bir model olarak görülüyor. Düşmanlarını uluslararası hukuku çiğneyerek bile olsa gaddarca yok etmeye çalışması; Teknolojik gelişmişliği, aynı zamanda geleneksel bir yönetime sahip olması ve azınlıkların başarıyla idare edildiği bir yapıya sahip olması örnek olarak görülen önemli faktörler.
HİNDİSTAN İSRAİL’İ BATILI ÜLKELERLE İYİ İLİŞKİLER KURMAK İÇİN BİR FIRSAT OLARAK GÖRÜYOR
Üçüncü nokta ise, ABD ve Batı ile olan ilişkilerin geliştirilmek istenmesinde yatıyor. Modi yönetimi her ne kadar Müslüman azınlıklara yönelik saldırgan tutum izlese de Batı’yla ilişkilerinin de gelişmesi taraftarı. Çünkü yanıbaşında bulunan Çin’in tamamen kendine yeten sistemi ve küresel anlamda günden güne kazandığı güç; Pakistan’la yaşanan sınır gerginlikleri ve daha önceki geniş çaplı çatışmalar Yeni Delhi yönetimini tedirgin eden faktörler… Zira, Hindistan nüfus, ekonomi ve askeri olarak ne kadar büyük olsa da iki cephede aynı anda mücadele etmesi pek mümkün değil.
Bu durumdan ötürü ABD, İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkelerden destek alma ihtiyacı duyuyor. İsrail’in daimi müttefikleri olan ve her katliamına göz yuman bu devletlerin desteğinin de anahtarı Tel Aviv’le iyi ilişkiler yürütmekten geçiyor. Nitekim İsrail ile iyi ilişkilere sahip olmayan ülkelerin Washington başta olmak üzere birçok yönetim tarafından en hafif yaptırım olarak “eleştiriye tabii tutulduğu” biliniyor.
Hindistan iki devletli çözüme karşı olduğunu açıklamamış olsa da bölgedeki Hamas varlığından rahatsız. Çünkü İran’la iyi ilişkilere sahip bir Hamas yönetiminin hali hazırda Ortadoğu’da birçok üsse sahip Tahran yönetimini güçlendirdiği, İran’ın müttefiki olan Hizbullah gibi oluşumların; Müslümanların sempatisini kazanmasından endişe ediyor. Zira ülke içindeki tüm katı uygulamalara rağmen Müslümanlar arasında silahlı bir hareketin başlaması, ülkeyi yıllar süren bir iç savaşa götürme riskini barındırıyor.
Nitekim El Kaide ve DEAŞ terör örgütleri yapılanmalarının özellikle Keşmir bölgesinde organize olmaya çalıştığı biliniyor. Ve bu anlamda Hindistan yönetiminin istihbarat yardımına duyduğu destek de aşikar. Öyle ki 2008’deki Mumbai terör saldırıları sırasında, İsrail güvenlik güçleri Hindistan’a istihbarat ve teknik destek sağlamış; Bu olay, iki ülke arasındaki güvenlik işbirliğini daha da pekiştirmişti.
]]>Türk askerleri, sağlık, eğitim, kültür sanat, altyapı gibi birçok alanda gerçekleştirdikleri faaliyetlerle din, dil, etnik köken ayrımı yapmadan Kosova’da yaşayan tüm toplulukların yanında oluyor.
– Mehmetçiğin Kosova’ya intikal süreci
NATO, Slobodan Milosevic yönetimindeki Yugoslavya Federal Cumhuriyeti’nin, Kosova’daki Arnavut ve diğer topluluklara yönelik baskı ve katliamlarına son vermemesi üzerine 78 günlük hava harekatının ardından 12 Haziran 1999’da Kosova’ya kara harekatı başlattı.
Sırp birliklerinin Kosova’dan tamamen çekilmesini sağlayan harekatta, KFOR bünyesinde çeşitli ülkelerden yaklaşık 50 bin asker görev yaptı.
KFOR’a katkı sunmak amacıyla 28’inci Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Kosova Türk Tabur Görev Kuvveti, Kosova’ya intikal hazırlıklarına Haziran 1999’da başladı.
Mehmetçik, 1 Temmuz 1999’da Ankara’dan Kosova’ya kara, deniz, hava ve demir yoluyla intikale başladı. Kara yoluyla gelen birlikler, ülkenin güneyindeki Prizren şehrine 4 Temmuz 1999’da ulaştı.
Prizren halkı, Osmanlı’nın bölgeden ayrılmasından yaklaşık 87 yıl sonra ülkelerine “Barış Gücü” olarak gelen Türk askerlerini “bayram havasında” karşıladı. Türk askerleri, halihazırda kullanmaya devam ettiği Prizren’deki Sultan Murat Kışlası’nda konuşlandı.
– “Öyle bir coşku bir daha yaşanır mı bilmiyorum”
Kosova Demokratik Türk Partisi (KDTP) Milletvekili Fidan Brina Jılta, AA muhabirine, Türk askerlerini karşılamak için şehirdeki herkesin birbirine haber vererek Şadırvan Meydanı’nda toplandığını söyledi.
Meydanda hayatı boyunca o şekilde coşkulu bir kalabalık görmediğini belirten Brina Jılta, “Türk askeri gelirken o kadar coşkuyla karşılanmıştı ki Sırp basını, ‘Savaş döneminde bu kadar (Türk) bayrağı nerede saklandı?’ diye manşet atmıştı.” ifadesini kullandı.
Brina Jılta, Türk askerinin ülkeye gelişiyle ilgili anılarını şöyle anlattı:
“Babaannem o zaman 86 yaşlarındaydı ve Türk askerinin Prizren’e gireceğini duyunca, ‘Beni arabanın içine koy, ben kenardan Türk askerini karşılayayım.’ demişti. Babaannemin 25 senedir gözleri görmüyordu, o coşkuyu ancak bu şekilde anlatabilirim. Kör bir kadın, arabanın içinde bile olsa, Şadırvan’a çıkıp o meydanda Türk askerini karşılamayı düşünüyordu. Öyle bir coşku bir daha yaşanır mı bilmiyorum. Gerçekten Kosova’da Mehmetçiğimizin bulunması yalnız Türk toplumu açısından değil, Kosova’nın geneli açısından çok önemli.”
O dönemde öğretmen olarak görev yaptığını dile getiren Brina Jılta, karşılaştıkları her zorlukta Türk askerine başvurduklarını ve Mehmetçiğin tüm konularda Kosova halkının yardımına koştuğunu vurguladı.
– “Bulunduğumuz bu meydanda akın akın millet toplandı”
Çektiği fotoğraf ve görüntülerle Türk askerinin Kosova’ya girişini belgeleyen Nafis Lokvica da Mehmetçiğin ülkede görev yaptığı yıllar boyunca ayırt etmeden herkese yardım elini uzattığını söyledi.
Türk askerinin Prizren’e geldiği gün yaşadıklarını anlatan Lokvica, “Bulunduğumuz bu meydanda akın akın millet toplandı. Çoluk çocuk, Türk, Arnavut, Boşnak, Türk askerlerinin tanklarının üstüne bindiler. Türk bayrakları çıktı. Davul zurna eşliğinde türküler şarkılar söylendi. İnanılmaz derecede bir coşku yaşandı.” diye konuştu.
Halkın, elektrik ve telefon hatlarının çalışmadığı o dönemde Türk askerinin gelişini nasıl duyduğunu halen anlayamadığını belirten Lokvica, “O günü ne unuturum ne unutmak isterim ne unutmak mümkündür.” dedi.
Güvenlik ve istikrarı sağlamak için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin kararı uyarınca, 12 Haziran 1999’da Kosova’da göreve başlayan KFOR’da, NATO üyesi 23 ve NATO üyesi olmayan 5 ortak ülke olmak üzere 28 ülkeden 4 bin 500’ün üzerinde uluslararası askeri personel bulunuyor.
Türkiye, KFOR’un komutasını ilk kez 10 Ekim 2023’te bir yıllığına devralmıştı.
– Kosova Savaşı ve bağımsızlık süreci
1998-1999 yıllarında yaşanan Kosova Savaşı’nda, çoğu Arnavut 10 binden fazla Kosovalı öldürüldü, 1 milyonun üzerinde farklı etnik gruplardan Kosovalı evlerini terk etmek zorunda kaldı.
Kosova, 17 Şubat 2008’de Sırbistan’dan tek taraflı bağımsızlığını ilan etti ancak Sırbistan, Kosova’yı hala “kendi toprağı” olarak görüyor.
Kosova ve Sırbistan, AB arabuluculuğunda 2011’de başlatılan Belgrad-Priştine Diyalog Süreci kapsamında ilişkilerin normalleşmesi ve nihayetinde iki ülkenin birbirini tanıması için ortak yol bulmaya çalışıyor. Kosova’nın kuzeyinde son dönemde yaşanan gerginlikler, sürecin tıkanmasına neden olmuştu.
DETAYLARI EKİMDE
Bu hamlelerden ilki olan ortak para birimi ittifakın yeni bir finansal sisteme girmesini sağlayacak ve 2024’te Ekim ayında Rusya’nın Kazan bölgesindeki yapılacak zirvede detayları açıklanacak. Mısır, Etiyopya, İran, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Arjantin’den oluşan altı ülke ile de genişleyince ekonomik büyüklüğü de iyiden iyiye artan bu bloğun büyüklüğü 29.5 trilyon dolara kadar çıktı. Bu rakam dünyanın toplam Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nın yaklaşık yüzde 30’u anlamına geliyor.
ALTIN ALIYORLAR
Ölçeği büyüyen bu bloğun altına dayalı olarak çıkaracağı para birimi de gözleri altın rezervlerine dikti. BRICS üyelerinin toplam altın rezervi 6 bin 340 ton gibi yüksek bir düzeyde ve bu rakam da sürekli yeni alımlarla artıyor. Altın standardına geri dönmeyi ve tüm ticaret ve ödeme hizmetleri için çok kutuplu bir dünya amaçlayan BRICS, 2022’den beri dünyanın en büyük altın alıcısı oldu. Bunun dışında 3.5 milyar gibi yüksek nüfusu ile demografik olarak da ciddi bir ölçek yaratılmış durumda.
Ödeme hizmetleri tarafında ise iki proje üzerinde çalışılıyor. Bunlardan biri geleneksel bir diğeri de blockchain temelli. Kremlin’in Danışmanı Yuri Uşakov, TASS’a verdiği bir röportajda ‘BRICS Pay’ adı verilen, blockchain tabanlı yeni bir ödeme sisteminin kullanılacağını söyledi. Uşakov, “Gelecek için, dijital teknolojiler ve blok zinciri gibi son teknoloji araçlara dayalı bağımsız bir BRICS ödeme sistemi yaratmanın önemli bir hedef olduğuna inanıyoruz. Önemli olan, bunun hükümetler, sıradan insanlar ve işletmeler için uygun olmasının yanı sıra uygun maliyetli ve siyasetten uzak olmasını sağlamaktır” dedi. Rusya Maliye Bakanlığı da önceki gün batı yaptırımlarının etkilerinin azaltılması amacıyla BRICS ülkeleri arasında para transferi yapılabilecek bir platform için çalışmaların yürütüldüğünü açıkladı.
Rusya Maliye Bakan Yardımcısı İvan Çebeskov, İzvestiya gazetesine yaptığı açıklamada, Rusya ve diğer BRICS ülkelerinin merkez bankalarının BRICS Bridge adlı ödeme platformu üzerinde çalıştığını aktardı. Bunun BRICS ülkeleri arasında doğrudan para transferi yapılmasını sağlayacağını belirten Çebeskov, böylece Batı yaptırımlarının etkisinin azaltacağını kaydetti.
260 MİLYON KULLANICI
Merkez Bankası Dijital Para Birimi konusunda dünyanın en hızlı gelişim gösteren ülkesi Çin de dijital para biriminin yaygınlaşmasını ve tüm hinterlandında kullanılmasını hedefliyor. e-CNY para birimi 1.4 milyardan fazla nüfusa sahip Çin’de sadece 25 şehirde 260 milyon cüzdana ulaştı. Çin, Hong Kong, Tayland ve Birleşik Arap Emirlikleri ile 25 gözlemci ülkeyi kapsayan sınır ötesi bir CBDC programı olan Project mBridge’i büyütmeye çalışıyor. Bu yönde Rusya da adımlarını sıklaştırdı. İlk uygulamalara Ağustos 2023’te başlayan ve ilk işlemi Rus VTB bankasına yaptıran hükümet, şu anda 11 şehirde 30 şirket aracılığıyla dijital rublenin kabulüne olanak sağlıyor.
RUSYA MÜTTEFİKLERLE YÜZDE 75’E ÇIKARDI
Müttefik ülkelerle karşılıklı ticaretinde ulusal para birimlerinin kullanımını yüzde 75’e çıkaran Rusya’nın, yeni bir BRICS ortak para birimi değil, bundan ziyade blok zincir teknolojisiyle çalışan dijital formda ulusal para birimleriyle yapılan işlemler için SWIFT’in bir benzeri bir yapıyı istediği belirtiliyor. Ruble, yuan, rupi gibi para birimlerinin dijital versiyonlarıyla entegre olacak bir yapı amaçlanıyor.
Türkiye’nin tarih boyunca coğrafi ve kültürel olarak kıtaların, medeniyetlerin ve kadim ulaşım koridorlarının kesişme noktasında yer aldığını belirten Uraloğlu, Türkiye’nin, Asya ve Avrupa arasındaki doğu-batı koridorunda doğal bir köprü olduğu gibi görev yaptığını, Kafkas ülkeleri ve Rusya’dan Afrika’ya uzanan kuzey güney koridorlarının da tam ortasında bulunduğunu aktardı.
Türkiye’nin ayrıca Tarihi İpek Yolu’nun devamı olarak büyük öneme sahip olan Orta Koridor hattının kilit ve Avrupa’nın başlangıç noktası olarak çok etkili bir konumda olduğunun altını çizen Uraloğlu, şunları kaydetti:
“Tüm bunların yanı sıra Türkiye tam 4 saatlik uçuş süresiyle 1,4 milyar insanın yaşadığı 67 ülkenin merkezinde avantajlı ve muhteşem bir lokasyonda bulunmaktadır ve bugün hava yolu sayesinde sermaye hareketlerinin, bilgi birikiminin ve yetişmiş insan gücünün küresel dolaşım kabiliyetinin tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar hız kazandığını beraberce görüyoruz. Aynı şekilde günümüz toplumları da zamanın geri döndürülmesi, depolanması ve durdurulması mümkün olmayan kıt ve çok değerli kaynak olduğunu biliyor. Tüm bu hız kavramanın hayatımızda yer etmesinde de hava yolu taşımacılık sektörünün gelişmesi yatıyor. Ülkelerimiz için vazgeçilmez olan ekonomik işbirliklerinin tesisi ve dış ticaret faaliyetlerimizin gelişmesi için gerekli olan en hızlı, güvenli ve konforlu ulaşım yolu da hava yolu taşımacılığıdır.”

Uraloğlu, geçen yıl gerçekleştirilen Routes World 2023 zirvesinin ve şu anki etkinlik gibi uluslararası havacılık sektörünü ilgilendiren etkinliklerde Türkiye’nin artık başı çeken ev sahiplerinden biri olmayı başardığını ve bunu da sürdüreceğini dile getirerek, “Bu başarıda elbette Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde 2002 yılından itibaren yürüttüğümüz hava ulaşım politikaları ve faaliyetleriyle, dünyada en hızlı gelişim gösteren ülkelerden biri olmamızın payı yadsınamaz.” ifadelerini kullandı.
İlk olarak iç hat yolcu taşımacılığını rekabete açarak, havacılık sektörü açısından dönüşümü gerçekleştirdiklerini belirten Uraloğlu, 2002’den bu yana aktif havalimanı sayısını 26’dan 57’ye yükselttiklerini, “Dünyada ulaşamadığımız hiçbir nokta kalmayacak” hedefiyle hareket ederek ülkeyi dünyanın en geniş uçuş ağına sahip ülkelerden birine dönüştürdüklerini söyledi.
Uraloğlu, hava ulaştırma anlaşması bulunan ülke sayısının 81’den 174’e yükseldiğini dile getirerek, “Dış hatlarda 50 ülkede 60 noktaya uçuş gerçekleştiriliyorken uçuş ağımıza 286 yeni nokta ekleyerek 131 ülkede 346 noktaya ulaştırdık.” dedi.
2002’de iç ve dış hatlarda seyahat eden yaklaşık 34,5 milyon olan yolcu sayısını 2023’te 214 milyonun üzerine çıkardıklarını kaydeden Uraloğlu, Türk hava sahasında geçen yıl gerçekleşen transit üst geçişler dahil uçuş sayısının bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 15’lik artış göstererek 2 milyon 167 bine yükseldiğini ifade etti.
Geçen yıl Türkiye semalarından yaklaşık her 15 saniyede 1 uçak geçtiğine işaret eden Uraloğlu, bu yıl bu istatistiklerin çok daha üzerinde değerlere ulaşılacağını öngördüklerini belirtti.

Avrupa Hava Seyrüsefer Emniyeti Teşkilatının (Eurocontrol), 26 Haziran tarihli Avrupa Havacılık Genel Bakış Raporu’nu açıkladığını aktaran Uraloğlu, “17-23 Haziran tarihleri arasında ülkemiz günlük ortalama 3 bin 894 uçuş ile Avrupa’da en yoğun trafik hacmine sahip ülkeler arasında İtalya’nın ardından 6. sırada yer aldı.” dedi.
“İSTANBUL HAVALİMANI’NDA GÜNLÜK ORTALAMA 1520 UÇUŞ OLUYOR”
Bakan Uraloğlu, İstanbul Havalimanı’nın günlük ortalama 1520 uçuşla Avrupa’nın en yoğun havalimanı olarak yıllardır sahip olduğu birinciliği sürdürdüğünü kaydetti.
30 Haziran’da İstanbul Havalimanı’nın açıldığı günden bu yana tüm zamanların en yüksek yolcu sayısıyla yeni bir rekora imza atarak 268 bin 275 yolcuya hizmet verdiğini vurgulayan Uraloğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dünyanın en iyi 25 küresel havalimanı uçak kalkışları değerlendirmesinde de İstanbul Havalimanımız dünya genelinde 7. sırada yerini aldı. Antalya Havalimanımız ise günlük ortalama 992 uçuş ile aynı listede 8. sıraya yerleşti. 29 Haziran 2024 tarihinde de yaklaşık 210 bin yolcuyla Antalya Havalimanımız 2024’ün en yüksek yolcu sayısına ulaşmış oldu. Dün de Avrupa Uluslararası Havalimanları Konseyi, Havalimanı Endüstrisi Bağlantı Raporu’nu yayımladı. Bu raporda da Türkiye’nin ve İstanbul Havalimanı’nın sektör açısından kayda değer başarılara imza attığını görebiliyoruz. Örneğin, Avrupa Birliği ve Avrupa Birliği harici ülkeler sıralamasına bakıldığında Türkiye, Kovid-19 pandemi öncesi Haziran 2019 dönemine göre yüzde 24 bir artış elde etti ve üçüncü sırada yer aldı.
Ayrıca geçen yılın ayı dönemiyle karşılaştırıldığında yüzde 4’lük bir büyümeyi de gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Toplam Hava Bağlantı Seviyesi rakamlarına göre de 34 bin 269 bağlantıyla listede ilk sırada yer aldı. İGA İstanbul Havalimanımız ise doğrudan bağlantı açısından Avrupa sıralamasında en üst sırada yer alıyor. HUB Merkezleri olan İstanbul Havalimanı ve Sabiha Gökçen Havalimanlarımız, Orta Doğu’ya en iyi doğrudan bağlantı gerçekleştiren merkezler oldu. İstanbul Havalimanı 2019’dan bu yana merkez bağlantısını yüzde 87 artırarak 57 bin 60 bağlantıya ulaştırdı.”
Türkiye’nin, gökyüzünde kurdukları köprülerle havacılık alanında Avrasya bölgesinde lider, dünyada ise küresel bir havacılık merkezi olduğunu dile getiren Uraloğlu, 2018’de hizmete açılan İstanbul Havalimanı ile İstanbul’un havacılık alanında dünyanın en büyük küresel transit merkezlerinden birisi olduğunu söyledi.
İstanbul Havalimanı’nın küresel bir aktarma merkezi olmanın ötesinde, doğrudan destinasyon olma ve özellikle düşük maliyetli olmasıyla da hava yolu şirketlerini cezbettiğini anlatan Uraloğlu, “Buradaki slotların serbestliği ve bolluğu havalimanımıza başta göklerdeki bayrak taşıyıcımız Türk Hava Yolları olmak üzere birçok hava yolu şirketinin gelmesine imkan sağlıyor.” diye konuştu.
İstanbul Havalimanı’nın küresel planda iddialı hava yolu şirketlerine faaliyet merkezi olarak hizmet edecek çok önemli bir üs olabilme potansiyelinde olduğunun altını çizen Uraloğlu, “Türk Hava Yolları’nın 1933’te 5 uçakla başlayan serüveni de bugün, dünyanın en fazla ülkesine uçan hava yolu olarak devam etmektedir.” ifadelerini kullandı.
Uraloğlu, “Türk Hava Yolları’nın bugün dünya sivil havacılık sektöründe dünya devleriyle yarışır bir konuma gelmesindeki sıra dışı başarının altında ise atılımlar ve yeni operasyon merkezi İstanbul Havalimanı’ndaki geniş imkanları ve kusursuz organizasyon yapısı yatmaktadır.” dedi.
Financial Times’ın yakın bir zamanda, Türk Hava Yolları’nın Ryanair ve Eeasy Jet’in ardından 3. en yoğun hava yolu olduğuna dair bir yazı yayımladığını belirten Uraloğlu, THY’nin 24 kargo uçağı ve 416 yolcu uçağıyla 364 noktada sunduğu hava kargo hizmetleriyle, geçen yıl taşıdığı ücretli kargo miktarını da yüzde 16 artırdığını dile getirdi.

“TURKİSH CARGO, IATA VERİLERİNE GÖRE, DÜNYANIN EN BÜYÜK 4. HAVA KARGO TAŞIYICISI OLDU”
Uraloğlu, “Turkish Cargo da Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA) verilerine göre, 2023’te dünyanın en büyük 4. hava kargo taşıyıcısı oldu. Ayrıca, THY 2023 yılında Apex ve Skytrax gibi kuruluşlardan önemli ödüller almayı başardı.” değerlendirmesini yaptı.
Türkiye’nin dört bir köşesinde de hava yolu ağının gücüne güç katacak yatırımları sürdürdüklerini kaydeden Uraloğlu, “Çok yakında açılışını gerçekleştireceğimiz Adana ve Mersin illerimize hizmet edecek Çukurova Uluslararası Havalimanı ile birlikte Yozgat Havalimanı ve Bayburt-Gümüşhane Havalimanı projelerimizin yapım çalışmaları devam ediyoruz.” diye konuştu.
Kayseri Havalimanı’na yeni bir terminal kazandırdıklarını, Malatya’ya da yeni bir terminal binası yaptıklarını, Trabzon yeni havalimanı ile ilgili çalışmaların da sürdüğünü belirten Uraloğlu, ülkenin gelişmesi ve havacılık alanında uluslararası bir aktarma merkezi olması adına akılcı ve milletin ihtiyaçlarına cevap veren tüm proje ve hizmetlere destek vermeye de devam edeceklerini vurguladı.
Bakan Uraloğlu, şöyle devam etti:
“Uluslararası Havalimanları Konseyi’ne kurulmuş olduğu 1991 yılından bu yana üyeyiz. Yolcu ve uçuş sayısı bakımından Avrupa havalimanları arasında ilk 10’da yer alan İstanbul Havalimanı, Antalya Havalimanı, İzmir Adnan Menderes Havalimanı gibi havalimanlarımız başta olmak üzere toplam 52 havalimanımız ile üyeliğimiz her geçen gün büyüyerek devam etmektedir. Konsey tarafından yürütülen ve havalimanlarında sürdürülebilirliğin göstergesi olan Havalimanları Karbon Akreditasyon Programı’na neredeyse tüm havalimanlarımızla akredite olarak önde gelen ülkeler arasında yerimizi almış durumdayız. İlk olarak 2020 yılında çalışmalarımıza başlayarak 2021 yılında pilot uygulama olarak seçtiğimiz 12 havalimanımızla Havaalanı Karbon Akreditasyonu programına katılımımız gerçekleştirdik. Ardından tüm havalimanlarımızı programa dahil ettik. Şu anda doğrudan işlettiğimiz ve Kamu Özel İşbirliğiyle sorumluluğumuzda olan 50 havalimanımız farklı seviyelerde sertifikalandırılmış durumdadır.”
İGA İstanbul Havalimanı’nın Aralık 2023’te iklim kriziyle mücadelede 2050 Net Sıfır taahhüdü kapsamındaki çalışmalarıyla Konsey tarafından havalimanlarına verilen Havalimanı Karbon Akreditasyonu sertifikasında 4. seviyeye ulaştığını anımsatan Uraloğlu, “Bildiğiniz üzere bu programdaki en yüksek aşama 5. seviyedir. Türkiye’de 4. seviye sertifikasını almayı başarmış ilk havalimanı İGA İstanbul Havalimanı olmuştur. 4. seviye, kurumun karbon yönetiminin, 2050 sıfır emisyon hedefleri doğrultusunda küresel iklim hedefleriyle uyumlu hale gelindiğini ve operasyonların mutlak emisyon azaltımları göz önünde bulundurularak yönetildiğini ifade etmektedir. 86 ülkeden toplam 571 havalimanın sertifikalandırıldığı programda ülkemiz sahip olduğu sertifika sayısı bakımından küresel ölçekte birinci sırada yer almaktadır.” ifadelerini kullandı.
Dünya sivil havacılık faaliyetlerinin de küreselleşmeyle tek bir pazar olması yönünde ilerlediğini gördüklerini belirten Uraloğlu, “Bu pazardan daha fazla pay alabilmek adına, orta ve uzun vadedeki hedeflerimizi hepimiz gözden geçirmeliyiz. Yerkürenin birbirine uzak coğrafyalarında yer alan ülkelerimiz arasında yapacağımız işbirlikleriyle uzakları yakın, ülkelerimizi komşu kapısı haline getirebiliyoruz ve getiriyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Uraloğlu, havalimanları kaynaklı karbon emisyonlarını kontrol altına almak ve azaltmak adına çalışmalara hız kesmeden devam edeceklerinin altını çizerek, turizm faaliyetlerinin ve ticaretin artacağını, sosyal ve kültürel ilişkilerinin hızlanacağını sözlerine ekledi.
Bakan Uraloğlu, tarih boyunca Türkiye’nin hem coğrafi hem de kültürel olarak kıtaların, medeniyetlerin ve kadim ulaşım koridorlarının kesişme noktasında yer aldığını söyleyerek, Türkiye’nin, Tarihi İpek Yolu’nun devamı olarak büyük öneme sahip olan Orta Koridor hattının kilit ve Avrupa’nın başlangıç noktası olarak çok etkili bir konumda olduğunu belirten Uraloğlu, “Dünyanın en önemli petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip Arap Yarımadası, Orta Doğu ve Hazar Havzasının da merkezi olmasıyla uluslararası enerji koridorunun da tam ortasında bulunmaktadır. Tarihte her zaman önemini sürdürmüş olan Türk Boğazlarının kontrolünü elinde tutan ülke olarak Akdeniz Havzası ve Karadeniz Havzasındaki ülkelerin deniz ulaşımı ve uluslararası ticaret faaliyetleri açısından da anahtar konumdadır. Bu sebeple, doğal bir yarımada olan, kara sınırlarının üç katı kadar deniz sınırlarına sahip ülkemiz için attığımız her adımda denizlerimizden en yüksek faydayı sağlamak ve dünya denizciliğine katkı yapmak istiyoruz.” ifadelerini kullandı.

Uraloğlu, denizcilik sektörünün, bir denizcinin oğlu olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyonu ve kaptanlığında son 22 yılda çok önemli gelişmeler kaydettiğini söyleyerek, “Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde denizyolu taşımacılığının ve ticaretinin gelişmesi, denizlerimizde güvenliğinin sağlanması ve çevre duyarlılığıyla ilgili tüm gereklilikleri yerine getirerek uluslararası standartlara uygun çalışıyoruz. Hayata geçirdiğimiz proje ve çalışmalar Türkiye’nin, uluslararası denizcilik arenasındaki yerini ön sıralara taşıyarak gurur verici başarılara yelken açmış ve ülkemizi denizcilik alanında karar verici ülkeler arasında saygın bir konuma yükseltmiştir. Geçen yıl Türkiye’nin, Uluslararası Denizcilik Örgütü Konsey üyeliğine 143 ülkenin desteğiyle bugüne kadar ki en yüksek oyunu alarak üst üste 13. kez seçilmesi de bunun en güzel kanıtıdır.” diye konuştu.
Türkiye Deniz Taşımacılığından 11 Milyar Dolar Pay Alıyor
Türkiye’nin dış ticaretinin tonaj olarak yüzde 87,5’inin, değer olarak ise yüzde 54,8’inin denizyolu ile gerçekleştiğini kaydeden Uraloğlu, Dünyada deniz taşımacılığının navlun değerinin 380 milyar dolar olduğunu Türkiye’nin ise bundan 11 milyar dolar pay aldığını belirtti. Uraloğlu, 2002 yılı öncesinde neredeyse sadece İstanbul Tuzla’ya sıkışmış olan bir tersanecilik faaliyeti söz konusu olduğunu söyleyerek, “Gemi inşa sanayimiz can çekişiyordu. Türk bayraklı gemiler Paris Mou’da kara listedeydi. Denizcilik faaliyetleri üzerindeki vergi yükünden bıkmış denizcilerimiz vardı. Ama biz Bakanlık olarak hayata geçirdiğimiz denetim ve uygulamalarla Paris Mou’da 2008 yılında beyaz listeye geçtik ve o günden bu yana beyaz listedeyiz. Türk Bayrağı dünyanın en prestijli bayrakları arasında yer almaktadır.” dedi.
“Son 20 Yılda Yaklaşık 12,8 Milyar Lira Destek ve 6,8 Milyon Ton Yakıt Desteği”
2004 yılından itibaren, sicile kayıtlı yük ve yolcu taşıyan gemilere, ticari yatlara, hizmet ve balıkçı gemilerine ÖTV’siz yakıt uygulamasını başlattıklarını vurgulayan Uraloğlu, “Son 20 yılda yaklaşık 12,8 milyar lira destek ve 6,8 milyon ton yakıt desteği sağladık.” diye konuştu. Uraloğlu, denizyolu taşımacılığının kombine taşımacılıktaki payının artırılması ve karayoluyla taşınan yüklerin denizyoluna aktarılmasını desteklemek üzere “Karayoluyla Taşınan Yüklerin Denizyoluna Aktarılmasının Desteklenmesi Hakkında Yönetmelik” çıkardıklarını anımsattı.

“Türkiye 48,9 Milyon Dedveyt Ton Deniz Ticaret Filosu ile Dünyada 12’nci Sırada”
Tekirdağ, Ambarlı, Kocaeli ve Mersin’de bulunan konteyner limanlarının dünyada ilk 100 liman arasına girdiğini açıklayan Uraloğlu, bin grostondan büyük 2 binden fazla sayıda gemi sayısıyla Türkiye’nin 48,9 milyon dedveyt tona ulaşan deniz ticaret filosu ile dünya sıralamasında 12’nci sırada olduğunu söyledi. Uraloğlu, “Meclisimize sunduğumuz kanun ile Türk Uluslararası Gemi Sicil Kanunu kapsamındaki gemilerimizden alınan kayıt harcı ile yıllık harçlara muafiyet getiriyoruz. Bu kapsamda, miras intikali devir işlemlerinden harçları kaldırıyoruz. Hisse devirlerinde hisse oranında harç alacağız. Elektrik gibi yeşil enerji ile çalışan gemilerimizden de kayıt harcını kaldırıyoruz, yıllık harçlarda da yüzde 50 indirim sağlıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Hurdaya ayrılan Türk Bayraklı gemilerin yerlerine yeni gemi inşa edilmesi için sektör lehine bu yıl bazı değişiklikler yaparak hurdaya ayrılacak gemilerin başvuru tonajını 10 kat arttırarak 50 bin Grostona yükselttiklerini anımsatan Uraloğlu, kılavuzluk ve römorkörcülük ile palamar hizmetlerinin ücretlerini de güncelleyerek; hizmet tarifelerinin uygulanmasına yönelik sektörde uzun zamandır yaşanan karışıklıkları da ortadan kaldırdıklarını bildirdi.
“Ülkemiz 1,94 Milyar Dolarlık Gemi ve Yat İhracatı Gerçekleştirdi”
Uraloğlu, Türkiye’nin gemi inşa sanayi yüksek katma değerli ürünleri ile ülke ekonomisine döviz girdisi sağlayan önemli bir değer olarak yükseldiğini söyleyerek, “Gemi inşa sanayi sektörümüz yaklaşık 94 bin kişiye istihdam sağlamaktadır. 85 faal tersane ile Türk Tersanelerimiz gemi siparişinde dünyada 7., gemi tonajına göre ise 11. konumdadır. 23 gemi geri dönüşüm tesisi ile gemi sökümünde dünyada 4., Avrupa’da lider konumdadır. 2023 yılında ülkemiz 1,94 milyar dolarlık gemi ve yat ihracatı gerçekleştirmiştir.” diye konuştu.
339 Olayda 806 Kişi Kurtarıldı
Seyir, can, mal ve çevre emniyetini artırmak için denizleri 7 gün 24 saat izlediklerini söyleyen Uraloğlu, “Bakanlığımız bünyesinde yer alan Ana Arama ve Kurtarma Koordinasyon Merkezi’miz sadece Türk Arama Kurtarma Bölgesi içinde değil dünyanın her noktasında ülkemiz ve dünya denizciliğine hizmet vermektedir. Komşu ve diğer ülkelerin kurtarma merkezlerinin de anlık irtibat kurabildiği ülkemizdeki tek merkezdir. Tüm denizcilerimize başta can emniyeti olmak üzere ilgili her alanda kesintisiz hizmet vermektir.” ifadelerini kullandı. Merhum İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve beraberindekilerin helikopter kazasında düşen aracın bulunmasında bu merkezden yararlanıldığını anımsatan Uraloğlu, olay gününde ilk etapta helikopterin bir sinyal verip vermediğini takip ettiklerini ve İran ile hemen irtibata geçtiklerini söyleyerek, “Ama maalesef muhtemelen sinyal sisteminin kapalı olduğu veya helikopterde o sinyal sisteminin olmadığı görüldü. Gururla belirtmek istiyorum ki bu tür kazalar sonrasında merkezimize gelen ihbarlarla 2023 yılında 339 olayda 806 kişiyi kurtardık.” ifadelerini kullandı.

Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin etkinliğinin artırılması amacıyla KKTC’de kurulacak olan Doğu Akdeniz Gemi Trafik Hizmetleri Sistemi Projesi’ni de başlattıklarını söyleyen Uraloğlu, “Projemizi 2026 yılında tamamlamayı planlıyoruz. Projenin tamamlanmasının ardından hem ülkemizin hem de KKTC’nin Mavi Vatan’daki hakimiyetini önemli ölçüde artıracağız. Önümüzdeki yıl Marmara Gemi Trafik Hizmetleri Sistemi Projesini de başlatmayı planlıyoruz.” şeklinde konuştu.
Denizcilikte Dekarbonizasyon ve Yeşil Deniz Taşımacılığının Desteklenmesi Projesi Kabul Edildi
Bakan Uraloğlu, çevrenin ve denizlerin korunması adına atılan her adımın gelecek nesillere daha güvenli bir dünya bırakma yolunda önemli bir adım olduğunu belirterek, Bakanlık olarak denizlerde seyir emniyeti, can, mal güvenliğiyle birlikte çevre güvenliğini artırmaya yönelik yatırımları tüm hızıyla sürdürdüklerini söyledi. Uraloğlu yapılacak yeni düzenleme ile limanlara gelen gemilerden “Gemi Emisyon Bedeli” tahsil edilmesi ve bu bedelin sadece denizciliğin yeşil dönüşümü kapsamında Türk Bayraklı gemilere destek olarak ödenmesini sağlayacaklarını bildirerek ilgili kanunun bu ay yasalaşmasını beklediklerini söyledi.
Liman tesisleri için de uzun yıllardır sürdürülen Yeşil Liman uygulamasını güncelleyerek emisyon salınımının azaltmayı hedeflediklerini söyleyen Uraloğlu, “Ayrıca bildiğiniz üzere gemilerimizde ve limanlarımızda çevre dostu yenilikçi yeşil teknolojiler için ‘Denizcilikte Dekarbonizasyon ve Yeşil Deniz Taşımacılığının Desteklenmesi’ projemiz de Avrupa Komisyonu tarafından kabul edildi. Oluşturulacak mekanizma ile sektörümüze Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’ndan 20 milyon Avro hibe, 50 milyon Avro uzun vadeli uygun maliyetli kredi desteği alacağız.” ifadelerini kullandı. Deniz turizm araçlarının marinalara kalkış işlemlerinde kullandıkları kâğıt ortamındaki seyir izin belgesi uygulamasını, bu işlemleri kolaylaştırmak ve bürokrasiyi azaltmak için dijital ortama taşıma işleminin de son aşamaya geldiği müjdesini de veren Uraloğlu, on binlerce vatandaşın bu işlemleri liman başkanlığına gitmeden internet üzerinden halledebileceklerini söyleyerek sistemi bu ay devreye alacaklarını bildirdi.
Bir milyonu aşan amatör denizci ve 140 bin aktif gemi insanının denizcilik sektörünün en önemli parçaları olduğunu belirten Uraloğlu, gemi insanlarının tüm işlemlerini daha kolay ve hızlı bir şekilde gerçekleştirmesini temin etmek için Gemi İnsanları Bilgi Sistemini güncelleyerek devreye aldıklarını ifade ederek, “Bu sayede gemi insanımızın tüm denizcilik işlemlerini çok daha hızlı ve sistematik olarak yürüterek başvurularını ortalama 3 gün içinde sonuçlandırıyoruz. Yeni kurulan sistem sayesinde de vatandaşlarımız dünyanın herhangi bir yerinden, gemide görevdeyken bile e-Devlet entegrasyonu üzerinden neredeyse hiç belge sunmadan başvuru yapabilir ve işlemlerini takip edebilirler.” dedi.
“Kuzey-Güney ve Doğu- Batı Lojistik Koridorlarının Kesiştiği Yerde Bulunan Türkiye’miz Bölgenin En Güçlü ve İstikrarlı Ülkesidir”
Denizcilik sektörünün Rusya-Ukrayna Savaşı, İsrail’in Gazze’yi işgali, Kızıldeniz ve Basra Körfezindeki gemilere düzenlenen saldırılar gibi küresel nedenlerle önemli dönüşümlerle karşı karşıya olduğunu vurgulayan Uraloğlu, “Tüm bu ateş çemberinin ortasında, Kuzey-Güney ve Doğu- Batı lojistik koridorlarının kesiştiği yerde bulunan Türkiye’miz bölgenin en güçlü ve istikrarlı ülkesidir. 22 Nisan’da Türkiye, Irak, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında mutabakatı imzalanan Kalkınma Yolu Projesi de küresel ticaretin gelişimi açısından çok önemli bir projedir. Bildiğiniz üzere Uzakdoğu ülkeleri ve Çin’den Avrupa’ya yapılan ticaret Kuzey, Orta ve Güney olarak adlandırdığımız üçlü koridor üzerinden ilerlemektedir.” ifadelerini kullandı. Güney koridorunun Kalkınma Yoluyla stratejik açıdan kesiştiğini söyleyen Uraloğlu, Kalkınma Yoluyla Çin’den başlayan taşıma zincirinin, Basra Körfezi’nde inşa edilmekte olan Irak’ın Faw Limanı’na kadar uzanarak önce Türkiye sonra Avrupa’ya kadar genişleyebileceğini söyledi. Uraloğlu, bu hattın Kuşak Yol projesinin Çin-Hindistan limanlarından hareketle deniz yoluyla Süveyş Kanalı’nı kullanarak, Akdeniz’den Avrupa’ya uzanan eksene de alternatif olacağını söyledi.
Denizciliğin gücünü aynı zamanda özel sektörden de aldığını kaydeden Uraloğlu sözlerine şu şekilde devam etti:
“Türkiye Yüzyılı’nda denizciliğimizi en üst seviyeye çıkarmak adına hepimize önemli görevler ve sorumluluklar düştüğünün farkında olarak inşallah sektörümüzü her alanda geliştirmek için birlikte çalışarak başaracağız. Sizlerin problemlerini biliyoruz. Çözüm üretiyoruz ve iş birliği yapıyoruz. Bunu da yapmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle 3. Türkiye Denizcilik Zirvesi’nin öngörülen amaçlara ulaşma sürecinde başarılı sonuçlar vermesini ve denizcilik sektörü için yararlı olmasını diliyorum. Bir kez daha başta IMO Genel Sekreteri Ansenio Dominguez ve IMO Sekretaryası olmak üzere tüm yerli ve yabancı konuklarımıza büyük destek ve yüksek katılımları için teşekkür ediyorum. Mavi Vatanımızın güvencesi, denizlerdeki bağımsızlığımızın simgesi Denizcilik ve Kabotaj Bayramımızı tekrardan kutluyorum.” dedi.
]]>Terörle mücadele başta olmak üzere devam eden faaliyetlere ilişkin bilgi alan ve talimatlar veren Yaşar Güler, şunları söyledi:
TSK ÜSTLENDİĞİ TÜM GÖREVLERİ BAŞARIYLA YERİNE GETİRİYOR
Ülkemizin öncülüğünde Romanya ve Bulgaristan ile birlikte Karadeniz’de mayın tehdidine karşı deniz güvenliğini sağlamak maksadıyla oluşturulan Mayın Karşı Tedbirleri Karadeniz Görev Grubu’nun dün, 1 Temmuz’da imzalanan törenle aktif hale geldiğini bugünden itibaren 6 ay süreyle Deniz Kuvvetlerimizin komutasında görev yapacağını belirterek sözlerime başlamak istiyorum.

Sizlerin de yakından takip başta yakın coğrafyamız olmak üzere tüm dünyada artan asimetrik risk ve tehditler güvenlik, barış, istikrar ve refahı tehdit etmekte; bu durum savunma ve güvenlik konusunu öncelikli hale getirmektedir. Böylesine hassas bir dönemde asil milletimizin göz bebeği Türk Silahlı Kuvvetlerimizin kahraman ve fedakâr personeli, ülkemizin hak ve menfaatlerinin korunması için yoğun bir gayret ve özveriyle üstlendikleri tüm görevleri başarıyla yerine getirmektedir. Bu kapsamda sürate, özgünlüğe ve tempoya dayalı icra edilen operasyonlarımız Kurban Bayramı tatili boyunca da kesintisiz sürdürülmüştür.
TERÖR ÖRGÜTÜNÜN SÖZDE LİDERLERİ GERİ BÖLGELERE KAÇTI
Terör örgütü üzerinde oluşturduğumuz yoğun baskı sayesinde son zamanlarda terör örgütüne katılımların neredeyse sıfıra indiğini ve teslim olan terörist sayısının da giderek arttığını görmekteyiz.Örgütün sözde liderlerinin ise operasyon bölgelerinden çeşitli bahanelerle ayrılarak, kendilerince daha emniyetli olduğunu düşündüğü geri bölgelere kaçtıklarını da bilmekteyiz. Terör örgütü mensupları nereye kaçarlarsa kaçsınlar, Mehmetçiğin çelik pençesi altında ezilmekten kurtulamayacak, terörle mücadelemiz tereddütsüz sürdürülecektir.

Çöküş içerisindeki terör örgütü için kaçınılmaz son her geçen gün yaklaşmaktadır.
Öte yandan; terör örgütünün Suriye’nin kuzeyinde yapay terör devleti kurma çabasının bir aşaması olarak gördüğümüz sözde özerk yönetim ve yerel seçim faaliyetlerini kesinlikle reddediyoruz. Suriye’yi parçalamaya ve halkının iradesini tutsak etmeye yönelik bu çabalar nafile girişimlerdir. Zira Güney sınırlarımızın hemen ötesinde bölücü örgütün bir ‘terör koridoru’ kurmasına asla müsaade etmeyeceğiz.
Hatırlatmak isterim ki ülkemiz; meşru müdafaa kapsamında icra ettiği harekâtlar ile amaçlanan terör koridorunu engellemiş, Suriye ve Irak’ın toprak bütünlükleri ve egemenliklerinin korunmasına katkı sağlamış ve bu çerçevedeki saygılı duruşunu da sürdürmektedir.
KAMU DÜZENİNİ BOZMA GİRİŞİMLERİ BAŞARISIZ KILINACAK
Bununla birlikte Suriyeli sığınmacılar konusunda son dönemde oluşturulmaya çalışılan olumsuz algı ve artan gerilimler dikkatle izlenmektedir. Türkiye’ye karşı faaliyet gösteren bazı unsurların kamu düzenini bozma girişimleri devletimizin tüm birimleriyle gösterdiği özverili çaba sayesinde başarısız kılınacaktır.

ORMAN YANGINLARININ SÖNDÜRÜLMESİ İÇİN GEREKLİ DESTEĞİ VERİYORUZ
Terörle mücadelemizin yanında millî servetimiz olan ormanlarımızın korunması kapsamında, hava araçlarımız ve fedakâr personelimiz ile artan orman yangınlarının söndürülmesine yönelik gerekli desteği vermekteyiz. Bu kapsamda 6 ayrı yerde meydana gelen orman yangınlarında; 14 Helikopterimiz, 5 yangın söndürme aracımız ile toplamda 499 sorti ile 962 ton su kullanılarak yangının söndürülmesine katkıda bulunulmuştur.

KARDEŞ VE DOST ÜLKE ZİYARETLERİ
Tüm bu faaliyetlerimizle birlikte stratejik ve çok boyutlu politikamızın bir yansıması olarak dost ve müttefiklerimizle ikili ilişkilerimizi geliştirmeye büyük önem veriyoruz. Bu doğrultuda 26-27 Haziran 2024 tarihlerinde kardeş ve dost ülke Türkmenistan ve Özbekistan’a verimli ziyaretler gerçekleştirdik.

Aynı şekilde önümüzdeki aylarda Orta Asya’daki diğer kardeş ülkeleri de ziyaret etmeyi planlamış bulunuyoruz. Müşterek dil, tarih ve kültürü paylaştığımız kardeş ülkelerin istikrar, refah ve toplumsal huzuruna önem veriyoruz. Bu ülkelerle askerî ve savunma sanayii alanındaki iş birliğimizi güçlendirmeye yönelik gayretlerimizi sürdürmeye devam edeceğiz.
İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜME YÖNELİK DURUŞUMUZ SÜRECEK
Öte yandan Kıbrıs Türkü’ne uzanan eli durdurduğumuz Kıbrıs Barış Harekâtının 50’nci yıl dönümünü 20 Temmuz’da kutlayacağız. Garantör ülke olarak uluslararası hukuk çerçevesinde icra ettiğimiz bu harekâtın ne kadar haklı ve gerekli olduğu, oluşan ve günümüze değin süren güvenlik ortamından anlaşılmaktadır. Ada’da iki devletli çözüme yönelik duruşumuz ve soydaşlarımıza verdiğimiz destek sürecektir.

Tüm bu yoğun faaliyet akışı içerisinde kahraman Mehmetçik, ülkemizin hak ve menfaatleri ile asil milletimizin huzur ve güvenliği için kendisine verilen her türlü görevi yerine getirmeye azim ve kararlılığı içerisindedir.
Bu vesileyle tüm silah ve mesai arkadaşlarıma görevlerinde başarılar diliyor, her birinizi gözlerinizden öpüyorum. Yolunuz, bahtınız açık olsun.
Terörle mücadele başta olmak üzere devam eden faaliyetlere ilişkin bilgi alan ve talimatlar veren Yaşar Güler, şunları söyledi:
TSK ÜSTLENDİĞİ TÜM GÖREVLERİ BAŞARIYLA YERİNE GETİRİYOR
Ülkemizin öncülüğünde Romanya ve Bulgaristan ile birlikte Karadeniz’de mayın tehdidine karşı deniz güvenliğini sağlamak maksadıyla oluşturulan Mayın Karşı Tedbirleri Karadeniz Görev Grubu’nun dün, 1 Temmuz’da imzalanan törenle aktif hale geldiğini bugünden itibaren 6 ay süreyle Deniz Kuvvetlerimizin komutasında görev yapacağını belirterek sözlerime başlamak istiyorum.
Sizlerin de yakından takip başta yakın coğrafyamız olmak üzere tüm dünyada artan asimetrik risk ve tehditler güvenlik, barış, istikrar ve refahı tehdit etmekte; bu durum savunma ve güvenlik konusunu öncelikli hale getirmektedir. Böylesine hassas bir dönemde asil milletimizin göz bebeği Türk Silahlı Kuvvetlerimizin kahraman ve fedakâr personeli, ülkemizin hak ve menfaatlerinin korunması için yoğun bir gayret ve özveriyle üstlendikleri tüm görevleri başarıyla yerine getirmektedir. Bu kapsamda sürate, özgünlüğe ve tempoya dayalı icra edilen operasyonlarımız Kurban Bayramı tatili boyunca da kesintisiz sürdürülmüştür.
TERÖR ÖRGÜTÜNÜN SÖZDE LİDERLERİ GERİ BÖLGELERE KAÇTI
Terör örgütü üzerinde oluşturduğumuz yoğun baskı sayesinde son zamanlarda terör örgütüne katılımların neredeyse sıfıra indiğini ve teslim olan terörist sayısının da giderek arttığını görmekteyiz. Örgütün sözde liderlerinin ise operasyon bölgelerinden çeşitli bahanelerle ayrılarak, kendilerince daha emniyetli olduğunu düşündüğü geri bölgelere kaçtıklarını da bilmekteyiz. Terör örgütü mensupları nereye kaçarlarsa kaçsınlar, Mehmetçiğin çelik pençesi altında ezilmekten kurtulamayacak, terörle mücadelemiz tereddütsüz sürdürülecektir.
Çöküş içerisindeki terör örgütü için kaçınılmaz son her geçen gün yaklaşmaktadır.
Öte yandan; terör örgütünün Suriye’nin kuzeyinde yapay terör devleti kurma çabasının bir aşaması olarak gördüğümüz sözde özerk yönetim ve yerel seçim faaliyetlerini kesinlikle reddediyoruz. Suriye’yi parçalamaya ve halkının iradesini tutsak etmeye yönelik bu çabalar nafile girişimlerdir. Zira Güney sınırlarımızın hemen ötesinde bölücü örgütün bir ‘terör koridoru’ kurmasına asla müsaade etmeyeceğiz.
Hatırlatmak isterim ki ülkemiz; meşru müdafaa kapsamında icra ettiği harekâtlar ile amaçlanan terör koridorunu engellemiş, Suriye ve Irak’ın toprak bütünlükleri ve egemenliklerinin korunmasına katkı sağlamış ve bu çerçevedeki saygılı duruşunu da sürdürmektedir.
KAMU DÜZENİNİ BOZMA GİRİŞİMLERİ BAŞARISIZ KILINACAK
Bununla birlikte Suriyeli sığınmacılar konusunda son dönemde oluşturulmaya çalışılan olumsuz algı ve artan gerilimler dikkatle izlenmektedir. Türkiye’ye karşı faaliyet gösteren bazı unsurların kamu düzenini bozma girişimleri devletimizin tüm birimleriyle gösterdiği özverili çaba sayesinde başarısız kılınacaktır.
ORMAN YANGINLARININ SÖNDÜRÜLMESİ İÇİN GEREKLİ DESTEĞİ VERİYORUZ
Terörle mücadelemizin yanında millî servetimiz olan ormanlarımızın korunması kapsamında, hava araçlarımız ve fedakâr personelimiz ile artan orman yangınlarının söndürülmesine yönelik gerekli desteği vermekteyiz. Bu kapsamda 6 ayrı yerde meydana gelen orman yangınlarında; 14 Helikopterimiz, 5 yangın söndürme aracımız ile toplamda 499 sorti ile 962 ton su kullanılarak yangının söndürülmesine katkıda bulunulmuştur.
Tüm bu faaliyetlerimizle birlikte stratejik ve çok boyutlu politikamızın bir yansıması olarak dost ve müttefiklerimizle ikili ilişkilerimizi geliştirmeye büyük önem veriyoruz. Bu doğrultuda 26-27 Haziran 2024 tarihlerinde kardeş ve dost ülke Türkmenistan ve Özbekistan’a verimli ziyaretler gerçekleştirdik. Aynı şekilde önümüzdeki aylarda Orta Asya’daki diğer kardeş ülkeleri de ziyaret etmeyi planlamış bulunuyoruz. Müşterek dil, tarih ve kültürü paylaştığımız kardeş ülkelerin istikrar, refah ve toplumsal huzuruna önem veriyoruz. Bu ülkelerle askerî ve savunma sanayii alanındaki iş birliğimizi güçlendirmeye yönelik gayretlerimizi sürdürmeye devam edeceğiz.
İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜME YÖNELİK DURUŞUMUZ SÜRECEK
Öte yandan Kıbrıs Türkü’ne uzanan eli durdurduğumuz Kıbrıs Barış Harekâtının 50’nci yıl dönümünü 20 Temmuz’da kutlayacağız. Garantör ülke olarak uluslararası hukuk çerçevesinde icra ettiğimiz bu harekâtın ne kadar haklı ve gerekli olduğu, oluşan ve günümüze değin süren güvenlik ortamından anlaşılmaktadır. Ada’da iki devletli çözüme yönelik duruşumuz ve soydaşlarımıza verdiğimiz destek sürecektir.
Tüm bu yoğun faaliyet akışı içerisinde kahraman Mehmetçik, ülkemizin hak ve menfaatleri ile asil milletimizin huzur ve güvenliği için kendisine verilen her türlü görevi yerine getirmeye azim ve kararlılığı içerisindedir.
Bu vesileyle tüm silah ve mesai arkadaşlarıma görevlerinde başarılar diliyor, her birinizi gözlerinizden öpüyorum. Yolunuz, bahtınız açık olsun.
Bakan Uraloğlu, tarih boyunca Türkiye’nin hem coğrafi hem de kültürel olarak kıtaların, medeniyetlerin ve kadim ulaşım koridorlarının kesişme noktasında yer aldığını söyleyerek, Türkiye’nin, Tarihi İpek Yolu’nun devamı olarak büyük öneme sahip olan Orta Koridor hattının kilit ve Avrupa’nın başlangıç noktası olarak çok etkili bir konumda olduğunu belirten Uraloğlu, “Dünyanın en önemli petrol ve doğalgaz rezervlerine sahip Arap Yarımadası, Orta Doğu ve Hazar Havzasının da merkezi olmasıyla uluslararası enerji koridorunun da tam ortasında bulunmaktadır. Tarihte her zaman önemini sürdürmüş olan Türk Boğazlarının kontrolünü elinde tutan ülke olarak Akdeniz Havzası ve Karadeniz Havzasındaki ülkelerin deniz ulaşımı ve uluslararası ticaret faaliyetleri açısından da anahtar konumdadır. Bu sebeple, doğal bir yarımada olan, kara sınırlarının üç katı kadar deniz sınırlarına sahip ülkemiz için attığımız her adımda denizlerimizden en yüksek faydayı sağlamak ve dünya denizciliğine katkı yapmak istiyoruz.” ifadelerini kullandı.

Uraloğlu, denizcilik sektörünün, bir denizcinin oğlu olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın vizyonu ve kaptanlığında son 22 yılda çok önemli gelişmeler kaydettiğini söyleyerek, “Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde denizyolu taşımacılığının ve ticaretinin gelişmesi, denizlerimizde güvenliğinin sağlanması ve çevre duyarlılığıyla ilgili tüm gereklilikleri yerine getirerek uluslararası standartlara uygun çalışıyoruz. Hayata geçirdiğimiz proje ve çalışmalar Türkiye’nin, uluslararası denizcilik arenasındaki yerini ön sıralara taşıyarak gurur verici başarılara yelken açmış ve ülkemizi denizcilik alanında karar verici ülkeler arasında saygın bir konuma yükseltmiştir. Geçen yıl Türkiye’nin, Uluslararası Denizcilik Örgütü Konsey üyeliğine 143 ülkenin desteğiyle bugüne kadar ki en yüksek oyunu alarak üst üste 13. kez seçilmesi de bunun en güzel kanıtıdır.” diye konuştu.
Türkiye Deniz Taşımacılığından 11 Milyar Dolar Pay Alıyor
Türkiye’nin dış ticaretinin tonaj olarak yüzde 87,5’inin, değer olarak ise yüzde 54,8’inin denizyolu ile gerçekleştiğini kaydeden Uraloğlu, Dünyada deniz taşımacılığının navlun değerinin 380 milyar dolar olduğunu Türkiye’nin ise bundan 11 milyar dolar pay aldığını belirtti. Uraloğlu, 2002 yılı öncesinde neredeyse sadece İstanbul Tuzla’ya sıkışmış olan bir tersanecilik faaliyeti söz konusu olduğunu söyleyerek, “Gemi inşa sanayimiz can çekişiyordu. Türk bayraklı gemiler Paris Mou’da kara listedeydi. Denizcilik faaliyetleri üzerindeki vergi yükünden bıkmış denizcilerimiz vardı. Ama biz Bakanlık olarak hayata geçirdiğimiz denetim ve uygulamalarla Paris Mou’da 2008 yılında beyaz listeye geçtik ve o günden bu yana beyaz listedeyiz. Türk Bayrağı dünyanın en prestijli bayrakları arasında yer almaktadır.” dedi.
“Son 20 Yılda Yaklaşık 12,8 Milyar Lira Destek ve 6,8 Milyon Ton Yakıt Desteği”
2004 yılından itibaren, sicile kayıtlı yük ve yolcu taşıyan gemilere, ticari yatlara, hizmet ve balıkçı gemilerine ÖTV’siz yakıt uygulamasını başlattıklarını vurgulayan Uraloğlu, “Son 20 yılda yaklaşık 12,8 milyar lira destek ve 6,8 milyon ton yakıt desteği sağladık.” diye konuştu. Uraloğlu, denizyolu taşımacılığının kombine taşımacılıktaki payının artırılması ve karayoluyla taşınan yüklerin denizyoluna aktarılmasını desteklemek üzere “Karayoluyla Taşınan Yüklerin Denizyoluna Aktarılmasının Desteklenmesi Hakkında Yönetmelik” çıkardıklarını anımsattı.

“Türkiye 48,9 Milyon Dedveyt Ton Deniz Ticaret Filosu ile Dünyada 12’nci Sırada”
Tekirdağ, Ambarlı, Kocaeli ve Mersin’de bulunan konteyner limanlarının dünyada ilk 100 liman arasına girdiğini açıklayan Uraloğlu, bin grostondan büyük 2 binden fazla sayıda gemi sayısıyla Türkiye’nin 48,9 milyon dedveyt tona ulaşan deniz ticaret filosu ile dünya sıralamasında 12’nci sırada olduğunu söyledi. Uraloğlu, “Meclisimize sunduğumuz kanun ile Türk Uluslararası Gemi Sicil Kanunu kapsamındaki gemilerimizden alınan kayıt harcı ile yıllık harçlara muafiyet getiriyoruz. Bu kapsamda, miras intikali devir işlemlerinden harçları kaldırıyoruz. Hisse devirlerinde hisse oranında harç alacağız. Elektrik gibi yeşil enerji ile çalışan gemilerimizden de kayıt harcını kaldırıyoruz, yıllık harçlarda da yüzde 50 indirim sağlıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Hurdaya ayrılan Türk Bayraklı gemilerin yerlerine yeni gemi inşa edilmesi için sektör lehine bu yıl bazı değişiklikler yaparak hurdaya ayrılacak gemilerin başvuru tonajını 10 kat arttırarak 50 bin Grostona yükselttiklerini anımsatan Uraloğlu, kılavuzluk ve römorkörcülük ile palamar hizmetlerinin ücretlerini de güncelleyerek; hizmet tarifelerinin uygulanmasına yönelik sektörde uzun zamandır yaşanan karışıklıkları da ortadan kaldırdıklarını bildirdi.
“Ülkemiz 1,94 Milyar Dolarlık Gemi ve Yat İhracatı Gerçekleştirdi”
Uraloğlu, Türkiye’nin gemi inşa sanayi yüksek katma değerli ürünleri ile ülke ekonomisine döviz girdisi sağlayan önemli bir değer olarak yükseldiğini söyleyerek, “Gemi inşa sanayi sektörümüz yaklaşık 94 bin kişiye istihdam sağlamaktadır. 85 faal tersane ile Türk Tersanelerimiz gemi siparişinde dünyada 7., gemi tonajına göre ise 11. konumdadır. 23 gemi geri dönüşüm tesisi ile gemi sökümünde dünyada 4., Avrupa’da lider konumdadır. 2023 yılında ülkemiz 1,94 milyar dolarlık gemi ve yat ihracatı gerçekleştirmiştir.” diye konuştu.
339 Olayda 806 Kişi Kurtarıldı
Seyir, can, mal ve çevre emniyetini artırmak için denizleri 7 gün 24 saat izlediklerini söyleyen Uraloğlu, “Bakanlığımız bünyesinde yer alan Ana Arama ve Kurtarma Koordinasyon Merkezi’miz sadece Türk Arama Kurtarma Bölgesi içinde değil dünyanın her noktasında ülkemiz ve dünya denizciliğine hizmet vermektedir. Komşu ve diğer ülkelerin kurtarma merkezlerinin de anlık irtibat kurabildiği ülkemizdeki tek merkezdir. Tüm denizcilerimize başta can emniyeti olmak üzere ilgili her alanda kesintisiz hizmet vermektir.” ifadelerini kullandı. Merhum İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve beraberindekilerin helikopter kazasında düşen aracın bulunmasında bu merkezden yararlanıldığını anımsatan Uraloğlu, olay gününde ilk etapta helikopterin bir sinyal verip vermediğini takip ettiklerini ve İran ile hemen irtibata geçtiklerini söyleyerek, “Ama maalesef muhtemelen sinyal sisteminin kapalı olduğu veya helikopterde o sinyal sisteminin olmadığı görüldü. Gururla belirtmek istiyorum ki bu tür kazalar sonrasında merkezimize gelen ihbarlarla 2023 yılında 339 olayda 806 kişiyi kurtardık.” ifadelerini kullandı.

Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin etkinliğinin artırılması amacıyla KKTC’de kurulacak olan Doğu Akdeniz Gemi Trafik Hizmetleri Sistemi Projesi’ni de başlattıklarını söyleyen Uraloğlu, “Projemizi 2026 yılında tamamlamayı planlıyoruz. Projenin tamamlanmasının ardından hem ülkemizin hem de KKTC’nin Mavi Vatan’daki hakimiyetini önemli ölçüde artıracağız. Önümüzdeki yıl Marmara Gemi Trafik Hizmetleri Sistemi Projesini de başlatmayı planlıyoruz.” şeklinde konuştu.
Denizcilikte Dekarbonizasyon ve Yeşil Deniz Taşımacılığının Desteklenmesi Projesi Kabul Edildi
Bakan Uraloğlu, çevrenin ve denizlerin korunması adına atılan her adımın gelecek nesillere daha güvenli bir dünya bırakma yolunda önemli bir adım olduğunu belirterek, Bakanlık olarak denizlerde seyir emniyeti, can, mal güvenliğiyle birlikte çevre güvenliğini artırmaya yönelik yatırımları tüm hızıyla sürdürdüklerini söyledi. Uraloğlu yapılacak yeni düzenleme ile limanlara gelen gemilerden “Gemi Emisyon Bedeli” tahsil edilmesi ve bu bedelin sadece denizciliğin yeşil dönüşümü kapsamında Türk Bayraklı gemilere destek olarak ödenmesini sağlayacaklarını bildirerek ilgili kanunun bu ay yasalaşmasını beklediklerini söyledi.
Liman tesisleri için de uzun yıllardır sürdürülen Yeşil Liman uygulamasını güncelleyerek emisyon salınımının azaltmayı hedeflediklerini söyleyen Uraloğlu, “Ayrıca bildiğiniz üzere gemilerimizde ve limanlarımızda çevre dostu yenilikçi yeşil teknolojiler için ‘Denizcilikte Dekarbonizasyon ve Yeşil Deniz Taşımacılığının Desteklenmesi’ projemiz de Avrupa Komisyonu tarafından kabul edildi. Oluşturulacak mekanizma ile sektörümüze Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’ndan 20 milyon Avro hibe, 50 milyon Avro uzun vadeli uygun maliyetli kredi desteği alacağız.” ifadelerini kullandı. Deniz turizm araçlarının marinalara kalkış işlemlerinde kullandıkları kâğıt ortamındaki seyir izin belgesi uygulamasını, bu işlemleri kolaylaştırmak ve bürokrasiyi azaltmak için dijital ortama taşıma işleminin de son aşamaya geldiği müjdesini de veren Uraloğlu, on binlerce vatandaşın bu işlemleri liman başkanlığına gitmeden internet üzerinden halledebileceklerini söyleyerek sistemi bu ay devreye alacaklarını bildirdi.
Bir milyonu aşan amatör denizci ve 140 bin aktif gemi insanının denizcilik sektörünün en önemli parçaları olduğunu belirten Uraloğlu, gemi insanlarının tüm işlemlerini daha kolay ve hızlı bir şekilde gerçekleştirmesini temin etmek için Gemi İnsanları Bilgi Sistemini güncelleyerek devreye aldıklarını ifade ederek, “Bu sayede gemi insanımızın tüm denizcilik işlemlerini çok daha hızlı ve sistematik olarak yürüterek başvurularını ortalama 3 gün içinde sonuçlandırıyoruz. Yeni kurulan sistem sayesinde de vatandaşlarımız dünyanın herhangi bir yerinden, gemide görevdeyken bile e-Devlet entegrasyonu üzerinden neredeyse hiç belge sunmadan başvuru yapabilir ve işlemlerini takip edebilirler.” dedi.
“Kuzey-Güney ve Doğu- Batı Lojistik Koridorlarının Kesiştiği Yerde Bulunan Türkiye’miz Bölgenin En Güçlü ve İstikrarlı Ülkesidir”
Denizcilik sektörünün Rusya-Ukrayna Savaşı, İsrail’in Gazze’yi işgali, Kızıldeniz ve Basra Körfezindeki gemilere düzenlenen saldırılar gibi küresel nedenlerle önemli dönüşümlerle karşı karşıya olduğunu vurgulayan Uraloğlu, “Tüm bu ateş çemberinin ortasında, Kuzey-Güney ve Doğu- Batı lojistik koridorlarının kesiştiği yerde bulunan Türkiye’miz bölgenin en güçlü ve istikrarlı ülkesidir. 22 Nisan’da Türkiye, Irak, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında mutabakatı imzalanan Kalkınma Yolu Projesi de küresel ticaretin gelişimi açısından çok önemli bir projedir. Bildiğiniz üzere Uzakdoğu ülkeleri ve Çin’den Avrupa’ya yapılan ticaret Kuzey, Orta ve Güney olarak adlandırdığımız üçlü koridor üzerinden ilerlemektedir.” ifadelerini kullandı. Güney koridorunun Kalkınma Yoluyla stratejik açıdan kesiştiğini söyleyen Uraloğlu, Kalkınma Yoluyla Çin’den başlayan taşıma zincirinin, Basra Körfezi’nde inşa edilmekte olan Irak’ın Faw Limanı’na kadar uzanarak önce Türkiye sonra Avrupa’ya kadar genişleyebileceğini söyledi. Uraloğlu, bu hattın Kuşak Yol projesinin Çin-Hindistan limanlarından hareketle deniz yoluyla Süveyş Kanalı’nı kullanarak, Akdeniz’den Avrupa’ya uzanan eksene de alternatif olacağını söyledi.
Denizciliğin gücünü aynı zamanda özel sektörden de aldığını kaydeden Uraloğlu sözlerine şu şekilde devam etti:
“Türkiye Yüzyılı’nda denizciliğimizi en üst seviyeye çıkarmak adına hepimize önemli görevler ve sorumluluklar düştüğünün farkında olarak inşallah sektörümüzü her alanda geliştirmek için birlikte çalışarak başaracağız. Sizlerin problemlerini biliyoruz. Çözüm üretiyoruz ve iş birliği yapıyoruz. Bunu da yapmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle 3. Türkiye Denizcilik Zirvesi’nin öngörülen amaçlara ulaşma sürecinde başarılı sonuçlar vermesini ve denizcilik sektörü için yararlı olmasını diliyorum. Bir kez daha başta IMO Genel Sekreteri Ansenio Dominguez ve IMO Sekretaryası olmak üzere tüm yerli ve yabancı konuklarımıza büyük destek ve yüksek katılımları için teşekkür ediyorum. Mavi Vatanımızın güvencesi, denizlerdeki bağımsızlığımızın simgesi Denizcilik ve Kabotaj Bayramımızı tekrardan kutluyorum.” dedi.
]]>Tüm dünyada ilgi ile takip edilen EURO 2024’te çeyrek finale yükselerek adından söz ettiren kırmızı-beyazlı takım; 1996, 2004 ve 2008 Avrupa şampiyonalarında gruptan çıkamadı. 2012’ye katılamayan İsviçre, 2016’da son 16 turu, 2020’de ise çeyrek final oynama başarısı gösterdi.
2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’nın son 16 turunda İtalya’yı 2-0 yenen İsviçre, üst üste ikinci kez adını çeyrek finale yazdırmayı başardı.
Avrupa’da sadece 8,7 milyon nüfusa sahip bir ülkenin bu başarısının ardında futbol altyapısı, yabancı kökenli futbolcuların katkısı, Türk asıllı teknik direktör Murat Yakın’ın performansı, futbolcularının Avrupa’nın önemli takımlarında forma giymesi gibi birçok faktör bulunuyor.

Altyapının önemi
İsviçre, futbolda altyapıya en fazla önem veren ülkeler arasında yer alıyor. FIFA ve UEFA genel merkezlerine de ev sahipliği yapan İsviçre’nin yetenekli genç futbolcularını belirlemeye ve geliştirmeye yönelik programları, son yıllarda meyvesini veriyor.
UEFA da destek verdiği programlarla ülkedeki gençlerin üst düzey tesisler ve spor okulları sayesinde futbolda gelişimine katkı sağlıyor.
Güncel İsviçre Milli Takım kadrosunun, ülke tarihinin en başarılı milli takımı olarak değerlendirilmesinde de altyapıdan itibaren başarılara imza atan bir jenerasyona sahip olmaları yatıyor.
2009 FIFA 17 Yaş Altı Dünya Kupası’nı kazanan nesil, son beş büyük finalde eleme turlarına çıkmayı başardı.
Yabancı kökenli oyuncuların etkisi
İsviçreli gençler dışında ülkeye sığınan yabancıların çocukların da futbol ile ülkeye entegrasyonu sağlanıyor ve böylece göçmen ve sığınmacıların çocukları da futbola yönlendiriliyor.
İsviçre Futbol Federasyonuna bağlı 1400 kulüpte 180’den fazla ülkeden oyuncu yer alırken, futbol İsviçre’de sosyal entegrasyona önemli bir katkı sağlıyor. Bu sayede birçok yabancı kökenli futbolcu, İsviçre futbolunu başarıya taşıyor.
İsviçre’nin kadrosunda savunmada, Nijerya kökenli Manuel Akanji, orta sahada Demokratik Kongo Cumhuriyeti vatandaşlığı da bulunan Denis Zakaria, Arnavut kökenli Granit Xhaka ve Kosova vatandaşlığı da bulunan Xherdan Shaqiri, hücumda ise Kamerun kökenli Breel Embolo, Nijerya vatandaşlığı da bulunan Noah Okafor ve Türk ve Tunus asıllı Zeki Amdouni gibi yıldız oyuncular yer alıyor.
İsviçre art arda ikinci kez çeyrek finalde
Teknik direktörlüğünü Murat Yakın’ın yaptığı İsviçre Milli Takımı, Avrupa Şampiyonası’nda üst üste ikinci defa çeyrek finale kalma başarısı gösterdi.
Turnuvaya 6. kez katılan İsviçre, EURO 2020’den sonra ikinci kez çeyrek final bileti aldı.
EURO 1996, 2004 ve 2008’e gruplarda veda eden İsviçre, EURO 2016’da ise son 16 turunda elendi.

Murat Yakın’ın performansı da dikkati çekiyor
Takımın başındaki Türk asıllı teknik direktör Murat Yakın, bir taktik uzmanı olarak kabul edilirken, üst düzey rakiplere karşı takımını defansif açıdan kurgulayarak iyi sonuçlar alabiliyor.
Yakın, UEFA Şampiyonlar Ligi grup aşamasında Jose Mourinho’nun çalıştırdığı bir takıma karşı 2 kez kazanan tek teknik direktör olarak da biliniyor.
Murat Yakın’ın teknik direktör olarak en büyük başarıları arasında Basel ile 2 İsviçre Süper Ligi şampiyonluğunun yanı sıra UEFA Avrupa Ligi’nde yarı final ve çeyrek finale çıkması da bulunuyor.
Teknik adam, İsviçre’yi de 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda çeyrek finale çıkarma başarısı gösterdi.
Bu arada Yakın’ın milli takımdaki sözleşmesi Almanya’daki turnuvanın ardından sona eriyor.
Öne çıkan futbolcuları
İsviçre Milli Takımı’nın kadrosunda Avrupa’nın önemli takımlarında forma giyen birçok futbolcu bulunuyor.
Kaleci konusunda Yann Sommer ve Gregor Kobel gibi üst düzey iki oyuncusu bulunan İsviçre’nin kadrosunda savunmada Manuel Akanji ve Fabian Schar, orta sahada Denis Zakaria, Granit Xhaka ve Xherdan Shaqiri, hücumda ise Breel Embolo, Noah Okafor ve Zeki Amdouni gibi yıldız oyuncular yer alıyor.
Öne çıkan bu futbolcuların birçoğunun yabancı kökenli olması da dikkati çekiyor.
UEFA ülke sıralamasında 12. sırada
Türkiye’nin 9. sırada yer aldığı güncel UEFA ülke sıralamasında İsviçre 12. sırayı aldı.
EURO 2024’te mücadele eden 24 takım arasında kadro değeri bakımından İsviçre, 14. sırada bulunuyor. Turnuvada son 16 turuna kalan takımlar arasındaki kadro değerine bakıldığında İsviçre 11. sıradaki yeriyle mütevazı bir görüntü ortaya koydu.

Bosnalı Sırpların lideri Milorad Dodik, Rusya ziyareti sırasında Sırp Cumhuriyeti’nin bağımsızlık, yani Bosna Hersek’ten ayrılma konusunda referandum düzenleyeceğini açıkladı.
Bunun tam olarak ne zaman gerçekleşeceğine ise daha sonra karar verileceğini duyurdu.
Dodik, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmek üzere St. Petersburg’da gitti.
Ziyareti esnasında Kremlin’e bağlı TASS haber ajansına verdiği demeçte, ayrılık referandumu düzenleme planlarını doğruladı.
Dodik’in bölgeyi ateşe atabilecek nitelikteki açıklamasını Sırbistan’ın kadim müttefiki Rusya topraklarında yapması ise dikkat çekiciydi.
Nitekim, Moskova’nın Sırp hükümetine ve milliyetçi politikalara, bölgede NATO’nun etkisinin artmasını engellemek için destek verdiği aşikar.
RUSYA’NIN DESTEĞİYLE REFERANDUM KARARINI ALDILAR
Dodik’in gerilimi artıracak çıkışını yalnızca üstü kapalı bir tehdit ya da gönderme olarak okumak eksik olacaktır.
Bu noktada fiili adımlar da atılıyor.
Öyle ki, Haziran ayı başında “barışçıl ayrılma anlaşması” önerisini hazırlayacak bir çalışma grubu kurulmuş durumda.
Ancak bu referandum stratejisinin daha önce Rusya’nın Ukrayna’nın doğusunda uyguladığı ve sonunda askeri bir işgal hareketine dönüştürdüğü biliniyor.
Referandumdan evet çıkması halinde de Bosna Hersek yönetiminin Sırplara çatışma olmaksızın topraklarını bırakması doğal olarak mümkün değil.
Belgrad’ın böylece “çatışmaları başlatan taraf biz değiliz” algısını oluşturarak meşruiyet yaratma çabası gerçekleştirdiği söylenebilir.
21 Kasım 1995 tarihinde, ABD’deki Wright-Patterson Hava Kuvvetleri Üssü’nde hazırlanan Dayton Anlaşması, 14 Aralık 1995’de Fransa’nın başkenti Paris’te;
Bosna-Hersek Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç, Yugoslavya Federal Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Slobodan Miloševic ve Hırvatistan Cumhurbaşkanı Franjo Tudman tarafından resmen imzalanarak yürürlüğe konulmuştu.
Anlaşmayla Yugoslav Savaşları’nın bir parçası olan ve üç buçuk yıl süren Bosna Savaşı’na da son verilmişti.
Dayton, silahları susturmayı başarsa da ülkeye dünyadaki en karmaşık siyasi sistemlerden birini getirmiş durumda.
Bosna Hersek’i siyasi anlamda bir kördüğümle baş başa bırakan anlaşma, ülkenin ekonomik gelişimi, Avrupa Birliği ve NATO’ya üyelik süreçleri gibi birçok konuda engel teşkil ediyor.
Nitekim Başkan Erdoğan da geçtiğimiz yıllarda siyasi istikrarsızlığa son verilmesi için söz konusu anlaşmanın yenilenmesi gerektiğine vurgu yapmıştı.
Anlaşmaya göre, Bosna Hersek, nüfusunun büyük çoğunluğunu Hırvat ve Boşnakların oluşturduğu Bosna Hersek Federasyonu ile Sırp nüfusunun yoğun olduğu Sırp Cumhuriyeti varlığı ile özel statüdeki BRÇKO bölgesinden oluşuyor.
Her iki yapının da kendi meclisleri, hükümetleri ve başkanları bulunuyor.
Kantonların her birinin kendi meclisi ve hükümetleri de mevcut.
Devletin en üst makamı ise Devlet Başkanlığı Konseyi. Konsey, Boşnak, Sırp ve Hırvat üç üyeden oluşuyor.
Dört yılda bir yapılan seçimlerde belirlenen üyeler, 8 aylığına dönüşümlü olarak konsey başkanlığı görevini yürütüyor.
Boşnak ve Hırvat üye Boşnak Federasyonundan, Sırp üye ise Sırp Cumhuriyeti’nden gelen oylarla belirleniyor.
Devlet düzeyinde de ayrıca bakanlar konseyi ve iki parlamento bulunuyor.
Bu karmaşık yapıda, kanton, entite ve devlet düzeyinde 5 başkan, 13 hükümet başkanı ve 130’dan fazla bakanı içinde barındırıyor.
Dayton’un getirdiği bu yapı, Bosna Hersek’te kararların alınma mekanizmasını yavaşlatıyor, birçok konuyu da çözüme kavuşturamıyor.
Dış politika gibi önemli konularda verilecek kararlar, üç üyenin de mutabık kalmasıyla alınabiliyor.
Bu kararların alınması bazen çok uzun sürüyor, bazen de hiç gerçekleşmiyor.
Ülkenin AB üyeliği konusunda her üç taraf da mutabıkken, NATO üyeliği noktasında Sırpların karşı çıkması nedeniyle ilerleme kaydedilemiyor.
NATO bu anlamda yeni bir Dayton anlaşmasından yana.
Ancak çatışma ortamının yeniden oluşmasını da istemiyor.
Sırbistan yönetimiyse daha önce kendi hakimiyet alanı olarak gördüğü topraklarda hak iddialarını sürdürüyor.
Kosova ve birçok bölgenin Sırp toprağı olduğu iddiaları zaman zaman yeniden gündeme geliyor.
ÖLÜ DOĞAN ANLAŞMANIN YENİLENMESİ GEREKİYOR
Rusya’nın kapalı kapılar ardında Sırbistan’a olan desteğini artırmasının yanı sıra, İsrail’in de Sırp yönetimiyle iyi ilişkilere sahip olması oldukça dikkat çekici.
Zira, Türkiye ve Avrupa’daki sosyalist yönetimler hariç, NATO ülkeleriyle iyi ilişkilere sahip Netanyahu hükümetinin neden Belgrad’la ilişkileri geliştirmeye çalıştığı merak konusu.
Bu konuda akıllara ilk gelen, dikkatleri Gazze’deki soykırımdan uzaklaştırarak yeni bir çatışma alanının oluşturulması stratejisi gütmek olabilir.
Bir başka nokta da İsrail’in kanlı saldırılarını sürdürebilmek ve ülkenin kuzeyinde açmayı düşündüğü yeni bir cephe için dünyanın her tarafından gelen silahlara ihtiyacı bulunuyor..
Üstelik bu ilişki tek taraflı değil.
Balkan Investigative Reporting Network ve Haaretz’in ortak araştırmasına göre Ekim 2023’ten bu yana Sırbistan İsrail’e silah satışı için altı uçak göndermiş durumda.
Ancak Sırvistan’ın bu ticaretten kazancı, ülke ekonomisini rahatlatacak cinsten bir miktarı içermiyor.
Analistler, bu sebeple, Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic’in ülkenin silah ihracatını Batı’daki konumunu güçlendirmek için kullandığını ifade ediyor.
Böylece bölgede atacakları adımlar öncesi İsrail’in lobisinden faydalanmayı umdukları değerlendiriliyor.
Tüm bu çerçeveler ışığında NATO’nun desteklediği bir Bosna Hersek ve Kosova’yla Rusya-İsrail ikilisinin arka çıktığı Sırp yönetiminin atacağı olası bir bağımsızlık referandumu adımı;
Bölgeyi anlaşmadan önceki karanlık döneme götürebilir.
Bu çerçevede hem ülkelerin liderlerinin hem de uluslararası savunma paktlarının yeni bir çatışma doğmaması için elinden geleni yapması gerekiyor.
E3 Programı kapsamında 1,46 milyar dolar Dünya Bankası finansmanı sağlanacak ve buna ek olarak 1,5 milyar dolarlık bölümü özel sektör finansmanı olmak üzere kamu, özel sektör ve kalkınma sektöründen 2,4 milyar dolarlık finansman harekete geçirilecek.
Başlangıç olarak sağlanacak fonlar özel olarak 4 ülkedeki enerji verimliliği programları için ayrıldı ve 10 yıllık program süresi içerisinde başka ülkelerin de programa dahil olması bekleniyor.
TÜRKİYE İÇİN İLAVE PROJELER DE VAR
Yatırımlar kamu tesislerini, konutları ve konutlarda kullanılan elektrikli cihazları, sanayi modernizasyonunu ve bölge ısıtma sistemlerinde yapılacak geliştirmeleri hedefleyecek.
Proje, Moldova – Büyüme, Dayanıklılık ve Refah için Fırsatlar (M-GROW) programından sağlanan 5 milyon dolarlık hibe ile destekleniyor.
E3 programı ayrıca ulusal planlara dayalı olarak tekrarlanabilir ülke projeleri geliştirecek ve sürdürülebilir finansmana erişimi destekleyecek.
Program kapsamında ilk aşamada uygulanacak projeler arasında, Türkiye’de merkezi hükümet binalarının yenilenmesine yönelik 300 milyon dolarlık Dünya Bankası finansmanı ve Moldova’da özellikle eğitim tesisleri olmak üzere kamu binalarının ve bölgesel ısıtma sistemlerinin yenilenmesine yönelik sağlanacak, 54,5 milyon dolarlık finansman yer alıyor.
Türkiye, Moldova, Karadağ, Özbekistan ve başka ülkelerde ilave aşamalar ve projeler planlanıyor.
Zaman içerisinde, E3 Programı ülkelerin kamu finansmanlı küçük ölçekli enerji verimliliği programlarından daha büyük ticari finansmanlı ulusal ölçekli programlara geçişlerini destekleyecek.
Kamu finansmanının kullanımı, ticari finansörlerin getirilmesi için gerekli yatırımların gösterimi, yeni iş modellerinin test edilmesi, yatırım risklerinin azaltılması ve ticari finansmanın yanında hedefli sübvansiyonların sağlanması üzerinde odaklanacak.
Avrupa ve Orta Asya bölgesindeki 18 ülke halihazırda COP 28’de 2030’a kadar yıllık enerji verimliliği artış oranlarını ikiye katlamayı taahhüt etmiş durumda bulunuyor.
Ancak bölgede halen dünyanın enerji açısından en verimsiz, karbon yoğunluklu ekonomilerinden bazıları yer alıyor.
E3 programı, enerji verimliliği yatırımlarıyla ilişkili yüksek işlem maliyetleri, kural ve standart eksikliği ve genel farkındalık eksikliği gibi piyasa sorunlarının ve davranış değişikliği ihtiyaçlarının ele alınmasına yardımcı olacak.
Program, politikaları ve düzenlemeleri güçlendirecek, sağlam kurum ile kuruluşlar geliştirecek, güvenilir veriler oluşturarak dağıtacak, piyasa yeteneklerini geliştirecek ve özel sermayeyi harekete geçirecek.
VERİMLİ SİSTEMLER TEMİZ VE REKABETÇİ
Açıklamada görüşlerine yer verilen Dünya Bankasının Avrupa ve Orta Asya Bölgesinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Antonella Bassani, enerji verimliliğine yatırım yapmanın Dünya Bankası Grubunun iklim değişikliğinin en kötü etkilerini önlemek amacıyla temiz ve verimli enerjiye geçişi hızlandırma vizyonunun bir parçasını oluşturduğunu aktardı.
Bassani, enerji verimliliğinin arttırılmasının, başka kalkınma öncelikleri için kullanılmak üzere bütçe tasarrufu sağlayabileceğini belirterek, şunları kaydetti:
“Ayrıca enerji arzı için gereken yatırım ihtiyacını önemli ölçüde azaltabilir. Verimli sistemler işletme faaliyetlerini daha temiz ve daha rekabetçi hale getirir, evlerde enerji faturalarını düşürür, hava kirliliğini azaltır, karbon emisyonlarını azaltır ve istihdam yaratır.”
“AVRUPA VE ORTA ASYA’DAKİ ÜLKELERE DENEYİMLERİMİZİ AKTARACAĞIZ”
Dünya Bankasının Bölge Altyapı Direktörü Charles Cormier de son dönemde yaşanan enerji krizinin, kıt doğal kaynakların korunmasını amaçlayan büyük ölçekli enerji verimliliği önlemlerine duyulan acil ihtiyacı ön plana çıkardığını belirtti.
Cornier şu değerlendirmede bulundu:
“Enerji verimliliği halen yeni enerji üretimi ile karşılaştırıldığında enerji ihtiyaçlarını karşılamanın en erişilebilir ve uygun maliyetli yoludur. Programımızın temelinde, Avrupa ve Orta Asya’daki ülkelerin enerji verimliliklerini arttırmalarına yardımcı olma konusundaki onlarca yıllık deneyimimiz yatmaktadır. Çeşitlilik sergileyen bir bölgede bulunmalarına rağmen, bu ülkeler programın ele alınmasına yardımcı olacağı birçok ortak engeli ve ulusal önceliği paylaşmaktadır ve bölgesel bir ağ aracılığıyla bilgi paylaşımına yönelik bir platform oluşturmaktadır.”
Program kapsamında, aralarında kendilerini bilgi alışverişine ve kapasite geliştirmeye adayan uluslararası finansal kuruluşlarının ve donör ortakların yer aldığı, bölgesel ile küresel kuruluşlardan oluşan bir koalisyon oluşturulacak.
Bölgesel ağ, Enerji Sektörü Yönetim Yardım Programı’ndan (ESMAP) başlangıçta alınacak 5 milyon dolar tutarındaki bir hibe ile finanse edilecek.
Bu bölgesel ağ, bilgi alışverişi ve bilgi oluşturma için kolaylaştırıcı bir rol oynayacak ve ülke yaklaşımlarını koordine ederek uyumlaştıracak. Ağın öncelikli konuları arasında politika oluşturma ve uygulama, daha geniş ölçekte uygulanacak programların tasarımı ve enerji verimliliği önlemlerinin ölçülmesi ve doğrulanması yer alacak.
E3 programı, enerji güvenliğini arttırmak, enerjiye uygun maliyetli erişimi ve temiz enerjiye geçişi desteklemek için kısa süre önce uygulamaya konulan Avrupa ve Orta Asya Yenilenebilir Enerji Ölçeklendirme (ECARES) Programıyla paralel olarak işleyecek.
ECARES programı temiz enerji arzı üzerinde odaklanırken, E3 programı enerji talebini azaltmayı hedefliyor.
Henley & Partners Türkiye Direktörü Burak Demirel, 2024’ün küresel servet göçünde bir dönüm noktası olacağının altını çizerek, bu sene dünya çapında 128.000 milyonerin taşınmasını beklediğini ve 2023 yılında kırılan 120.000 kişilik rekorun kırılacağını öngördüğünü söyledi. Dünya jeopolitik gerilimler, ekonomik belirsizlik ve sosyal kargaşalarla boğuşurken, milyonerlerin rekor sayıda göç verildiğine dikkat çeken Demirel, “Büyük servet göçlerini küresel ekonomi açısından önemli etkiler olarak değerlendirmek gerek. Bu göstergeler, güç ve zenginlikte küresel boyutta büyük değişimlere işaret eder. Göç eden varlıklı insanların servetleri ve gittikleri ülkede gerçekleştirdikleri yatırım, istihdam gibi katkılar orta ve uzun vadede her iki ülkenin ekonomik geleceği açısından kayda değer bir etkiye sahiptir” dedi.
BAE halen en fazla servet çeken ülke
Sıfır gelir vergisi, altın vizesi, lüks yaşam tarzı ve stratejik konumuyla BAE, göç eden milyonerler için dünyanın en popüler ülkesi haline geldi ve sadece bu yıl 6.700 kişilik rekor bir net girişe ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. BAE’ye Hindistan, Orta Doğu, Rusya ve Afrika’dan gelen sürekli göçlerin yanı sıra İngiltere ve Avrupa’dan da yoğun bir göç dalgası olması bekleniyor. Ülkenin 2024 yılında net 3.800 milyoner göçü alarak bu alandaki en yakın rakibi ABD’den iki kat daha fazla yatırım çekeceği öngörülüyor. Bu hızlı gelişmenin temelinde BAE’nin varlıklılara servetlerini korumak ve geliştirmek için yenilikçi çözümler sunan bir mevzuat çerçevesi oluşturması gösteriliyor.
Raporda ayrıca 3.500 net girişle bu yıl 3. sıraya yerleşen Singapur, 3.200 net girişle 4. sırada bulunan Kanada ve net 2.500 girişle 5. sırada yer alan Avustralya servet göçünde diğer popüler ülkeler olarak dikkat çekiyor. Servet göçünde Avrupa’nın gözde ülkelerinden İtalya’nın 2.200, İsviçre’nin 1.500, Yunanistan’ın 1.200, Portekiz’in ise 800 yeni milyonere ev sahibi olması bekleniyor. Pandemi sonrasında hız kazanan Çinli milyonerlerin Tokyo’ya taşınma trendinin süren etkisiyle Japonya’nın da 400 yeni varlıklı göçmeni ağırlayacağı öngörülüyor.
Milyoner göçmenler ülkelere döviz ve istihdam da getiriyor
Servet ve yetenek göçünün bu hedef ülkelere sağladığı faydaların oldukça önemli ve geniş kapsamlı olduğunu belirten Burak Demirel, “Göç eden milyonerler bir ülkeye taşındıklarında çoğunlukla nakit varlıklarını da götürüyorlar. Bu da ülkeye döviz gelirleri bağlamında hayati bir kaynak sağlıyor. Bu kişilerin yaklaşık yüzde 20’si yeni iş kurabilecek ve dolayısıyla yeni ülkelerinde yerel istihdam yaratabilecek girişimciler ve şirket kurucularından oluşuyor. Centi-milyonerler ve milyarderler için bu oran yüzde 60’ın da üzerinde” diyor.
İsrail ilk kez liste dışı kaldı
Rapor ayrıca, uzun yıllardır milyonerlerin göç ettiği ilk 10 ülke arasında yer alan İsrail’in bu yıl ilk kez listenin dışında kaldığını da ortaya koyuyor. Bunun sismik bir değişim olduğunu belirten Burak Demirel, “Bu gözle görülür değişim, çatışmaların bir ülkenin dünyanın varlıklı ve küresel olarak hareketli kesimleri için cazibesini ne kadar hızlı bir şekilde ortadan kaldırabileceğini gösteriyor. Devam eden savaş İsrail’in güvenli liman imajını sarsmakla kalmadı, aynı zamanda ekonomik başarısını da tehdit eder hale geldi” dedi.
Britanya Brexit sonrası gözden düştü
Raporun küresel boyuttaki bulgularını değerlendiren Burak Demirel sözlerini şöyle sürdürdü: Birleşik Krallık ve özellikle Londra, geleneksel olarak milyonerlerin göç ettiği dünyanın en iyi yerlerinden biri olarak görülmüş ve 1950’lerden 2000’lerin başına kadar Avrupa anakarasından, Afrika’dan, Asya’dan ve Orta Doğu’dan çok sayıda varlıklı aileyi sürekli kendine çekmiş bir ülke. Bu trend on yıl kadar önce tersine dönmeye başladı. Brexit sonrası 2017’den 2023’e kadar olan altı yıllık dönemde Birleşik Krallık’ın toplam 16.500 milyonerini göç nedeniyle kaybetti. Yalnızca bu yıl için beklenen 9.500 milyonerlik net çıkış ile 2024 yılına ilişkin tahminler bu trendin gelişerek süreceğini gösteriyor. Milyonerler için dünya en iyi 15 ülkesinin yer aldığı W15 sıralamasına göre Birleşik Krallık’taki milyonerlerin sayısı son on yılda yüzde 8 azalırken, diğer ülkelerde artış gösterdi. Almanya’da milyoner nüfusu son 10 yılda yüzde 15, Fransa’da yüzde 14 artarken, bu oran Avustralya’da yüzde 35, Kanada’da yüzde 29 ve ABD’de yüzde 62 olarak gerçekleşti. Milyonerleri göç eden ülkeler sıralamasında Çin, Birleşik Krallık, Hindistan, Güney Kore ve Rusya’nın ardından, 800 milyoner göçünün beklendiği Brezilya geliyor. Güney Afrika’nın 600, Tayvan’ın 400, Vietnam ve Nijerya’nın ise 300’er milyonerine veda etmesi bekleniyor.
Milyoner göçündeki artış yatırım göçünü de tetikliyor
Milyoner göçündeki artış, yatırım göçünde de buna paralel bir büyümeyi tetikliyor. Henley & Partners, geçtiğimiz 12 ay boyunca yaklaşık 200 farklı ülkeden yatırım yoluyla oturum ve vatandaşlık programları hakkında inanılmaz düzeyde talep aldı. En fazla talep eden ilk iki ulus Amerikalılar ve Hintliler olurken, İngilizler, Filipinler ve Güney Afrikalılar son beş yıldır olduğu gibi bu yıl da ilk 10’da yer alıyor. Henley & Partners’ın müşterileri tarafından en çok talep edilen yatırım yoluyla oturum programlarına baktığımızda Portekiz Altın İkamet İzni Programı, gayrimenkule bağlı yatırım seçeneğinin sona ermesine rağmen, Yunanistan Altın Vize Programı ve İspanya Yatırım Yoluyla Oturum Programı 2024 yılında da popüler seçenekler olarak öne çıkıyor. Diğer taraftan Malta da en çok tercih edilen ülkeler arasında yer alıyor. Ülkenin ekonomik kalkınmaya katkı sunan yabancılar ve ailelerine sunduğu vatandaşlığa kabul olanağı ve Doğrudan Yatırım Yoluyla İstisnai Hizmetler için Vatandaşlığa Kabul Programı yoğun talep görüyor. Karayipler’de ise Antigua ve Barbuda Yatırım Yoluyla Vatandaşlık Programı ve Grenada Yatırım Yoluyla Vatandaşlık Programı varlıklı kişileri ve ailelerini cezbetmeye devam ediyor.
]]>BAE ile uzay rotasında işbirliği yapılacağını söyleyen Bakan Kacır, ‘BAE ile uzay sahasında temeli sağlam bir işbirliği rotası çizdik. Ortak fırlatma araçları konusunda imzaladığımız mutabakatla gelişen uzay ekonomisinden iki ülkenin payının da artırılmasını hedefliyoruz.’ ifadelerini kullandı.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın Türkiye’nin uydu ve uzay projelerine ilişkin değerlendirmelerine yer verildi.
Kacır, AA muhabirine, yakın dünya ve Ay yörüngesinde uzay ajansları ve şirketlerinin inşa etmeyi planladıkları istasyonlar olduğunu ifade ederek, bu anlamda uluslararası görüşmeler yaptıklarını söyledi.
Projeleri teknik olarak değerlendirdiklerini vurgulayan Kacır, “Artemis gibi programlar ve diğer programlar inceleniyor. Ülke olarak hangi alanlarda, nasıl katkılar verebiliriz, değerlendiriliyor. Bu kompleks yapıların inşası hem bütçesel ve takvim açısından zorlayıcı hem de teknik açıdan karmaşık. Bu nedenle uluslararası işbirliği gerekiyor.” diye konuştu.
Uydu projelerinin devam ettiğine dikkati çeken Kacır, TÜBİTAK UZAY öncülüğünde üretilen Türkiye’nin ilk milli haberleşme uydusu Türksat 6A’nın temmuz ayının ikinci haftasında uzaya gönderilmesinin önemli bir aşama olacağını ifade etti.
Kacır, bu alandaki yeni fırsatlara işaret ederek, şöyle konuştu:
“İnşa edilecek uzay istasyonları, tecrübelerimizi ve potansiyellerimizi değerlendirebilmemiz için yeni fırsatlar barındırıyor. Mikro yer çekimi ortamında deney ve analiz tecrübesi edindik.
Ülkemiz uzay ekosisteminin kabiliyetleri çerçevesinde uzay programlarında yer almayı istiyoruz. Türksat 6A ve Ay Araştırma Programı (AYAP) ile daha derin tecrübe ve tarihçe kazanacağımız bileşenlerimiz olacak.”

YENİ HEDEF TAKIM UYDULAR
Kacır, haberleşme, gözlem ve istihbarat uyduları alanında önemli aşamalar kaydedildiğini belirterek, İMECE takım uydu projesine de yakın zamanda başlayacakları bilgisini verdi. Küp uydularla ilgili çalışmaların da önemine dikkati çeken Kacır, şunları kaydetti:
“Yeni seri iki uydudan oluşacak ve 4 yıl içinde devreye girecek takım uydularla ülkemizin yüksek çözünürlüklü yer gözlem ihtiyaçlarının önemli bir kısmı yerli imkanlarla karşılanmış olacak.
Bu projeleri GÖKTÜRK yenileme projeleri takip edecek. Ayrıca küçük ve küp uydular konusunda çalışmalarımız hızla devam ediyor. Değişik görev yükleriyle uydu filomuzun genişletilmesi hedefleniyor. Astronomi alanında teleskop projeleri (Doğu Anadolu Gözlemevi Projesi) de sürüyor.”
AY ARACI PROJESİ TAKVİMİNDE İLERLİYOR
Kacır, uydularla birlikte derin uzaya ilişkin kapsamlı çalışmaları olduğunu, gözlem ve haberleşme uydu projelerindeki bilgi ve tecrübelerini Ay Projesi’ne de taşıdıklarını ve Türkiye’nin burada mevcudiyet gösteren sayılı ülkeler arasına girmesini amaçladıklarını dile getirdi.
AYAP-1 Projesi kapsamında Dünya’dan Ay yörüngesine ulaşarak buradan veri toplayan ve sonrasında Ay yüzeyiyle teması sağlayacak bir uzay aracı geliştirmek için çalışmaların sürdüğünü vurgulayan Kacır, aracın görev misyonunun tanımlanması, ilave bilimsel görev yükleri ve kullanılacak kritik ekipmanların belirlenmesi gibi süreçlerin tamamlandığını söyledi.
Kacır, Delta V şirketince milli olarak geliştirilen ve uzay aracında yörünge transferi sırasında kullanılacak hibrit itki motorunun ön tasarımının da tamamlandığı bilgisini vererek, şöyle konuştu:
“Ay aracımız 2026 sonu veya 2027’nin ilk çeyreğinde fırlatılmaya hazır hale gelecek ve fırlatım müsaitliğine göre uzaya gönderilecek. Çok büyük bir aksilik yaşanmazsa proje belirlenen takvimde tamamlanacak.
Milli imkanlarla geliştirilecek teknoloji, ürün, yazılım ve ekipmanların başarılı olmasıyla ülkemizin sistem geliştirme ve zorlu görev operasyonlarını gerçekleştirebilme kabiliyetine yönelik uluslararası itibarını artıracağız.
Ay’daki suyun kökeninden yüzey bileşenlerine, sıcaklıklardan radyasyona kadar verilerin Türkiye’deki bilim insanlarımızca bilgiye çevrilmesini planlıyoruz. Şu anda Ay’a gidecek uzay aracı gibi uyduları fırlatma kabiliyetimiz olmaması sebebiyle ilk etapta fırlatmanın uluslararası işbirlikleriyle yapılması gerekiyor. Bu nedenle fırlatma yeteneğine sahip ülkelerle görüşmelere başlandı.”

TÜBİTAK UZAY’DA AY ARACININ KART TESTLERİ YAPILDI
Kacır, uzay konusunda uluslararası işbirliklerine verdikleri öneme dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“Ülkelerin Ay projelerini ve programlarını yakından takip ediyoruz. Bazı ülkelerin Ay projelerinde ekipman bazlı yer alabiliriz. Ülkemiz çıkarına uygun bir biçimde bu programlarda yer almayı isteriz. Gerek altyapımız gerekse kabiliyetimiz bazı boyutlarda yer alabileceğimizi gösteriyor. Özel yabancı bir firma tarafından Ay’a gönderilecek ‘rover’ aracının elektronik kart testleri TÜBİTAK UZAY’da yapıldı.
Ay programları kapsamında hizmet ihracatı yaptık diyebiliriz. Milli Uzay Programı kapsamında AYAP etaplarıyla hem nitelik hem de aktör sayısı bakımından daha etkin olacağız.
Ay misyonumuz doğrultusunda uluslararası işbirliklerine her zaman açığız. Uzay evrensel bir saha ve insanlığın gelişimine katkı yapacak her türlü çalışmayı ülkemiz menfaatleri ve çıkarları kapsamında yapmaya hazırız.”
Kacır, Milli Uzay Programı kapsamında hedeflerden birinin de Türkiye’nin uzay aracı ve uydu fırlatma ihtiyaçlarını bağımsız olarak gerçekleştirebilmek ve bir uzay limanı oluşturmak olduğunu anlattı.
“Kendi uydumuzu ve fırlatma aracımızı, kendi uzay limanımızdan atabilmek kapsamındaki faaliyetlerimiz birçok kurum ve kuruluşun katkısıyla hızlanarak devam ediyor.” diyen Kacır, böylesine büyük bir tesisin, yurt dışı ortaklıklar yapılarak kurulması gerektiğini söyledi.
BAE İLE UZAY ROTASINDA İŞBİRLİĞİ
Birçok ülke gibi Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) uzaya bağımsız erişim faaliyetlerini takip ettiklerini vurgulayan Kacır, şunları kaydetti:
“Ülkelerimizin uzay yol haritasıyla uyumlu, ticari olarak da üçüncü ülkelere/firmalara hizmet sağlayabilecek teknolojik ve yenilikçi bir uzay limanının kurulması konusunda görüşmelerimiz devam ediyor.
BAE ile uzay sahasında temeli sağlam bir işbirliği rotası çizdik. Ortak fırlatma araçları konusunda imzaladığımız mutabakatla gelişen uzay ekonomisinden iki ülkenin payının da artırılmasını hedefliyoruz.
Oluşacak stratejik işbirliği sayesinde ortak bir fırlatma üssü kurulması ve fırlatma aracı geliştirmesine yönelik imkanlarımızı artıracağız. Bu projelerle Türkiye ile BAE arasındaki ilişkileri en üst düzeyde sürdüreceğiz. Uzay limanı konusunda en doğru lokasyon, altyapı ve gerekli teknolojilerin tespit edilmesi amacıyla ön fizibilite çalışmaları yapılacak.”
Bakan Kacır, Space X ve Axiom Space ile işbirlikleri kapsamında görüşmelerin sürdüğüne işaret ederek, “Her uzay istasyonu projesi ilgimizi çekiyor. Ülkemizin uzay kabiliyetlerinin de değerlendirilebileceği projeleri öncelikli olarak değerlendireceğiz.” dedi.
Cumhuriyet tarihinin en büyük askeri gemi ihracatlarından birine ilişkin resmi imzalar geçtiğimiz günlerde atıldı. Türkiye, Malezya Kraliyet Donanması’na Ada Sınıfını temel alan 3 gemi inşa edecek. Gemilerin inşasına bu yıl başlanacak ve 3,5 yıl içinde üç gemi de teslim edilecek.
Aslında bu anlaşma bir yanıyla ana yüklenici STM başta olmak üzere Türk Savunma Sanayii firmalarının kabiliyetlerini gösteriyor. Diğer tarafta ise özellikle çok farklı sistemleri aynı gemiye entegre edebilme açısından Türkiye’nin geldiği noktayı gözler önüne seriyor.
“GEMİLERİN SİSTEMLERİNDE DE ‘MADE İN TÜRKİYE’ İMZASI OLACAK”
Savunma ve Denizcilik Araştırmacısı Kozan Selçuk Erkan, söz konusu anlaşmanın sadece yeni bir gemi inşası gibi düşünülmemesi gerektiğine işaret ediyor. Çünkü Türkiye gemiyi inşa edip kenara çekilmeyecek.
Erkan’a göre Cenk-S radarından Atmaca füzelerine, stabilize toptan geminin savaş yönetim sistemine kadar çok farklı sistem ve sensörler de Türk firmalarınca üretilecek.
STM’nin söz konusu ihalede dünyanın en iyileriyle yarıştığına dikkat çekiyor Erkan ve “En büyük üç gemi ihracatçısından birini geride bırakıp ihaleyi kazandılar. Bu ihale Malezya’nın deniz programının ikinci fazı için açıldı. İlk fazı yapan firma STM kadar esneklik gösteremediği ve çözüm odaklı olmadığı için ikinci fazı kazanamadı. Normalde ilk fazı kazanmak ikinci faz için büyük bir avantajdır. Ama STM ortaya koyduğu vizyonla rakiplerine şans tanımadı” bilgisini paylaşıyor.

DÜNYANIN BU ALANDA EN ESNEK ÜLKESİ TÜRKİYE
Son yıllarda yabancı ülkelerin askeri gemiler için Türkiye’nin kapısını çalmasına sıkça şahit oluyoruz. Bunun elbette farklı nedenleri var ancak Kozan Selçuk Erkan en önemli kısmın ‘esneklik’ olduğunu söylüyor.
Türkiye’nin askeri gemi inşa konusunda dünyanın en esnek çalışan ülkesi olduğunun altını çizen Erkan, şöyle devam ediyor:
“Bir ülke kendi gemisinde hangi ülkenin ne marka silah sistemini istiyorsa biz buna hemen uyum sağlayıp o talebi gerçekleştirebiliyoruz. Bugün geldiğimiz noktada, ihraç gemi inşa projelerinde bu denli çeşitlilik sağlayabilen dünyada tek ülke biziz.
Bizden daha çok gemi inşa eden İtalya ve Fransa örneklerine baktığımızda mümkün olduğunca kendi bildikleri, daha önce uyguladıkları silah ve elektronik sensörlerin dışına çıkmadıklarını görürüz.
Bunun iki sebebi var. Birincisi, kendi ürünlerinin satılmasını sağlamak. İkincisi, hemen her şeyini bildiklerini bir sistemle çalışarak proje süresince güvenli tarafta kalmak.
Türkiye ise bunlara takılmıyor. Pakistan için başka, Ukrayna’da başka, Malezya için başka hava savunma sistemlerini aynı gemiye uyarlayabiliyoruz. Hatta kendi gemilerimiz için de daha farklı sistemler kullanıyoruz. Dünyada bir gemi sınıfı üzerinde bu kadar çok farklı hava savunma sistemini tek bir gemiye uyarlayabilmiş başka ülke yok.
Sadece hava savunma için değil gemisavar füzeler ile elektronik sensörler için de benzer bir çeşitlilik ve kusursuz entegrasyon söz konusu.”

TÜRKİYE’NİN ASKERİ GEMİ ÜRETİMİNDE ÖNÜ AÇIK
Kozan Selçuk Erkan’ın yukarıda bahsettiği çeşitlilik müşteriler için çok kritik. Çünkü her ülke mümkün olduğunca daha özgür bir çalışma ortamı istiyor. Haliyle kendi sistemlerini de entegre ettirebilecekleri bir savaş gemisi onlar için çok daha mantıklı oluyor. Türkiye bunu sağlıyor.
Ancak gemiyle birlikte alt sistemleri de aynı ülkeden almak isteyenler de yok değil… Erkan burada bir parantez açıyor ve Türkiye’nin yerli radar, yerli elektronik sistemler, yerli silah/mühimmat sistemleri geliştikçe satılan her bir gemide bu ürünleri daha sık görebileceğimizi söylüyor.
Böyle bir durumda müşteri tarafı da Türkiye ile bu son derece gelişmiş sistemler için ortak AR-GE ve belki de üretim yapabilme imkanı bulabiliyor. Haliyle tam bir kazan-kazan durumu ortaya çıkıyor.
Erkan’a göre tüm bunları alt alta eklediğimizde Türkiye, uluslararası rekabette rakiplerinde olmayan bu becerilerle çok ciddi avantaj yakalayacak.
Uzun yıllardır Türkiye’nin öne çıktığı genç nüfus ortalaması alarm vermeye başladı. Doğurganlık oranı tüm dünyada olduğu gibi Türkiye‘de de düşüşe geçti. Son yılların rakamlarına bakıldığında Türkiye’deki doğurganlık oranının birçok Batı ülkesinden daha kötü durumda olduğu görüldü. Doğurganlık hızının kademeli şekilde düşmeye başlamasıyla gelecek için birçok tehlike öngörülürken keskin düşüşün engellenmesi için bazı çalışmaların yapılması gündeme geldi.
DOĞURGANLIKTA SERT DÜŞÜŞ
Türkiye’nin nüfusu 2008 yılında 71 milyon 517 bin kişiyken, 2024 yılı itibariyle 85 milyon 372 bin 377 kişi oldu. Ülke nüfusu 16 yılda 13 milyon 855 bin 377 kişi artarken doğum oranlarında ise çok keskin bir düşüş görüldü. TÜİK verilerine göre, 2001 yılında 2,38 olan doğurganlık oranı 2023 yılı itibariyle 1,51‘e kadar düştü. Bu durum, doğurganlığın nüfusun yenilenme düzeyi olan 2,10‘un altında kaldığını gösterdi.
DOĞURGANLIK HIZININ ZİRVELERİ VE DİPLERİ
Türkiye’nin doğurganlık hızının en yüksek ve en düşük olduğu iller ise yine TÜİK verilerinde ortaya çıktı. Toplam doğurganlık hızının en yüksek olduğu il 2023 yılında 3,27 çocuk ile Şanlıurfa oldu. Bu ili 2,72 çocuk ile Şırnak, 2,40 çocuk ile Mardin izledi.
Toplam doğurganlık hızının en düşük olduğu il ise 1,13 çocuk ile Bartın oldu. Bu ili 1,14 çocuk ile Zonguldak ve Karabük, 1,16 çocuk ile Kütahya izledi.
AVRUPA’DAN DAHA KÖTÜ DURUMDAYIZ
Doğurganlık hızında Türkiye’nin Avrupa ülkeleri ile karşılaştırılması durumunda ise durumun vahameti daha net ortaya çıkıyor. Avrupa Birliği üyesi 27 ülkenin toplam doğurganlık hızı incelendiğinde Türkiye’nin birçok AB ülkesinin arkasında kaldığı ve birçok Batı ülkesinin de gerisinde kalma durumunun oluştuğu net bir şekilde görülüyor.
Avrupa’da 2022 yılında en yüksek toplam doğurganlık hızına sahip olan ülke 1,79 çocuk ile Fransa olurken, en düşük toplam doğurganlık hızına sahip olan ülke ise 1,08 çocuk ile Malta olduğu belirtiliyor. Türkiye’nin Fransa, Romanya, Bulgaristan, Çekya‘nın ardından beşinci sırada yer aldığı gözler önüne seriliyor.

Türkiye’nin 1,63 doğurganlık hızıyla 5. sırada yer aldığı listede diğer ülkelerin sıralamaları ise şu şekilde gerçekleşiyor;
YENİ UYGULAMALAR GÜNDEMDE
Azalan doğurganlık hızının Türkiye için birçok tehlikeyi içinde barındırmasının ardından doğum hızının yükseltilmesi için bazı uygulamaların gündeme alınabileceği belirtiliyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Azalan doğum oranları ülkemizde de alarm veriyor. Türkiye açısından varoluşsal bir tehdittir, bir felakettir” sözlerinin ardından ilgili bakanlıkların konuyla ilgili bazı adımları atması öngörülüyor.
Doğurganlık hızının artırılması için uygulamaya alınabilecek konular arasında kadınların iş hayatındaki izin süresinin uzatılması ve çocuk başına devlet desteği verilmesi gibi konular gündeme geldi. Yapılabilecek teşvikler içerisinde doğum yapan kadınların doğum izninin 1 yıla çıkarılması atılabilecek adımlar arasında.
Diğer yandan ise dünya genelindeki örnekler de göz önünde bulundurularak devletin ikinci ve üçüncü çocuk için ailelere kademeli olarak destek vermesi konuşulan konular arasında yer alıyor. Kreş veya kira desteği ya da kadının özlük hakkı ile beraber maaşında yapılabilecek bazı düzenlemeler de gündeme gelebilecek konular olarak öne çıkıyor.
ANKETTE DİKKAT ÇEKEN SONUÇLAR
Doğurganlık oranlarındaki düşüş anket şirketlerinin araştırmalarına da konu oldu. Areda Survey Türkiye genelinde 2 bin 503 kişiyle gerçekleştirdiği araştırmasında kamuoyuna doğurganlık oranlarıyla ilgili sorular yöneltti. Areda Survey‘in araştırmasında vatandaşların konuyla ilgili hükümetten destek beklediği gözler önüne serildi.
Areda’nın “Türkiye’de düşen doğurganlık oranıyla başa çıkmak için hükümet bu konuda politikalar geliştirmeli midir?” sorusuna yüzde 79,8 oranıyla ‘evet‘ cevabı verildi.

Ankette sorulan “Çalışan kadınların doğum sonrası annelik izninin 1 yıla uzatılması nüfus artışını olumlu yönde etkiler mi?” sorusuna ise yüzde 52,6 oranında ‘evet’ cevabı verildi.
Türkiye’nin enflasyonla mücadele konusundaki hamlelerini pozitif değerlendiren Lopez, Bakan Şimşek ve Merkez Bankası Başkanı Karahan’ın enflasyonda zirvenin görüldüğü görüşüne katıldığını söyledi.
Türkiye’nin 2024-2025 büyüme oranlarına ilişkin yakın zamanda yapılan aşağı yönlü revizyonun ardından yüksek gelen ilk çeyrek büyüme rakamlarının tahminlerde yeniden bir revizyon gerektirebileceğine dikkat çeken Lopez, bu değerlendirmenin şu anda yapıldığını ve eğer olumsuz bir gelişme olmazsa Dünya Bankası’nın Türkiye’nin 2024-2025 büyümesine ilişkin tahminlerini yukarı yönde revize etmesi gerekeceğini söyledi. Lopez’in uyarısı ise büyüme dağılımındaki eşitsizliğe ilişkin oldu.
Ekonomi yönetiminin vergilendirme konusundaki son çalışmalarını nasıl yorumlarsınız? Vergi yükünün tabana mı yoksa tavana mı yayılacağı konusunda çok fazla tartışma var. Bu tartışmaları vergi adaleti açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Humberto Lopez: İdarenin vergi sisteminin verimliliğini ve adaletini arttırmak için gösterdiği çabalar takdir edilmeli ve memnuniyetle karşılanmalı. Ancak vergi reformu teklifinin ayrıntılarını görmedik ve bu nedenle benim tarafımdan yapılacak herhangi bir görüş sadece bir spekülasyon olacaktır. Bu bağlamda, meclise gönderilen paketin detaylarını ve yasama sürecinde getirilebilecek değişiklikleri görmek için beklememiz akıllıca olacak.
Dünya Bankası’nın son raporunda ücretlerdeki artışın TÜFE değişimlerini aşması nedeniyle kısa vadede yoksulluğun azalması beklentisi dile getiriliyordu. Ve yine aynı raporda büyüme dağılımında 2020-2021’e benzer seyrin eşitsizliği artıracağı da vurgulanmıştı. Bunu biraz detaylandırabilir misiniz? Büyümede nasıl bir dağılım Türkiye’de yoksulluğun önüne geçebilir? Asgari ücretlilerin toplam çalışan nüfus içerisindeki oranının giderek artması sizce gelir dağılımı açısından nasıl bir tablo ortaya koyuyor?
– Geçtiğimiz yirmi yıl boyunca Türkiye hem büyüme hem de yoksulluğun azaltılması açısından mükemmel bir performans sergiledi. GSYİH büyümesi yılda ortalama yüzde 5,4 oldu ve bu oranla GSYİH her 26 yılda bir dörde katlanıyor. Diğer taraftan yoksulluk oranı 2005’te yaklaşık yüzde 27 iken 2021’de yüzde 8’in altına düştü ve tahminlerimiz 2022 ve 2023’te daha da düşeceğini gösteriyor.
Ancak aynı zamanda eşitsizlik 2010’ların ortalarından bu yana artıyor. Bunun birkaç nedeni var.
Bunun nedenlerinden biri, Türkiye’nin tarım sektörünün ağırlık ve istihdam kaybettiği, imalat ve hizmetler sektörünün ise daha önemli hale geldiği ve istihdam kazandığı bir ekonomik dönüşüm sürecinden geçiyor olması. Bu durum, farklı sektörlerde çalışanların beceri düzeylerinin farklı olması ve tarım sektörünün imalat ve hizmet sektörlerine kıyasla daha düşük becerilere sahip işçileri istihdam etmesi nedeniyle önemli.
İkinci bir neden de son yıllarda yaşanan yüksek enflasyon. Daha yoksul kesimler enflasyona karşı korunmakta zorlanıyor. Enflasyonu düşürmek için uygulanan politikalarda sabır ve sebat istemek zor olsa da alternatifin çok daha kötü olduğunu savunmamın nedenlerinden biri de bu.
Hem büyüme ve dolayısıyla istihdam yaratma üzerindeki etkisi hem de gelir eşitsizliği üzerindeki etkisi nedeniyle enflasyonu düşürmek önemli. Ancak yapılması gereken başka şeyler de var. Ülkenin yapısal dönüşümü ve imalat ve hizmet sektörlerinde çalışan Türk işçilerinin daha yüksek becerilere sahip olması talebi, tüm Türk işçilerinin artan sofistike ekonomi için uygun becerilerle donatılıp donatılmadığına bakmamızı gerekecek.
Türkiye Merkez Bankası’nın yılsonu enflasyon tahmini %38 seviyesinde. Bunun mevcut politikalarla ulaşılabilir bir hedef olduğunu düşünüyor musunuz? Sapma bekliyor musunuz?
– Hazine ve Maliye Bakanı ile Merkez Bankası Başkanı’nın enflasyonla mücadelede en kötü dönemin geride kaldığı ve temmuz ayından itibaren enflasyon oranlarında düşüş görmeye başlayacağımız yönündeki son açıklamalarına katılıyorum. Dünya Bankası’nın 2024 yılsonu enflasyonu için öngördüğü yüzde 43’lük oran, Merkez Bankası’nın öngördüğü oranın biraz üzerinde ancak büyüklük sıralaması birbirine çok yakın.
Geçmiş döneme kıyasla daha rasyonel politikalar nedeniyle yabancı yatırımcılar bir süredir portföy yatırımları ve carry trade yoluyla Türkiye’ye giriş yapıyor. Bu yabancı yatırım girişinin uzun vadeli sermaye yatırımlarına dönüşmesini bekliyor musunuz?
– Türkiye ve küresel olarak gözlemlediğimiz nearshoring * ve friendshoring ** güçleri sayesinde ortaya çıkacak fırsatlar konusunda son derece iyimserim. Ülkenin doğu ile batı arasında – kelimenin tam anlamıyla – bir köprü olması, sanayi kapasitesi, ülke altyapısı, insan sermayesi ve özel sektörün dinamizmi Türkiye’yi kıskanılacak bir konuma getiriyor. Bunun da ötesinde, önümüzdeki 12 yıl içinde 100 milyar dolar yatırım getirecek 60 GW yenilenebilir enerji kurulumu için tasarlanan Enerji Dönüşümü Planı veya Gürcistan ile Bulgaristan’ı birbirine bağlayacak Orta Koridor Planı gibi katalizör görevi görebilecek bir dizi girişim var. Dolayısıyla ekonomik normalleşme planında ilerleme kaydedildikçe ve bu girişimler başlatıldıkça, uzun vadeli sermayenin akacağından eminim.
Dünya Bankası Türkiye için büyüme tahminlerini 2024-2025 yılları için aşağı yönlü revize etti. Türkiye’nin yeni bir istikrarlı büyüme hikayesi yazmasını ve kredi derecelendirme kuruluşları nezdinde yatırım yapılabilir ülke sınıfına yükselmesini hangi koşullar altında mümkün görüyorsunuz?
– Kabul etmeliyim ki 2024 ve 2025 tahminlerimiz ilk çeyrek büyümesi olan yüzde 5,7’den önce yapıldı. Şu anda bu tahminleri yeniden değerlendirme sürecindeyiz ve herhangi bir olumsuz gelişme olmadığı takdirde, bu yıllar için tahminleri yukarı yönlü revize etmemiz gerekeceğini düşünüyorum. İleriye baktığımızda, önemli olan mevcut makroekonomik normalleşme paketini uygulamaya devam etmek.
Türkiye ekonomisi için kapsamlı bir yapısal reform paketi öneriniz var mı? Vergi reformları yapısal bir reform olarak değerlendirilebilir mi?
– Kesinlikle. Daha önce de belirttiğim gibi Türkiye’nin son yirmi yıldaki büyüme performansı olağanüstü olsa da üzerinde düşünülmesi gereken bir konu vardı: Son on yılda düşüş gösteren toplam faktör verimliliği artışının gelişimi. Bunu ele almak için yapılabilecek bir dizi şey var. Kendimi tekrarlama riskini göze alarak, bunlardan biri enflasyonu düşürmek. Çünkü yüksek oranlarda sermayenin en üretken faaliyetlere akmasını sağlamak, bunun getireceği verimlilik maliyetleri nedeniyle zordur. Ancak makroekonomik müdahalelere ek olarak düşünülebilecek başka tedbirler de vardır. Mikroekonomik açıdan, giriş engellerinin olmamasını ve gelecek vaat eden fikirlere sahip girişimcilerin büyüme sürecine katkıda bulunabilmesini sağlamak için rekabet çerçevesinin gözden geçirilmesi önemli. Eğitim tarafında ise işgücü arzının piyasa talebiyle eşleşip eşleşmediğini değerlendirmek de kilit önem taşıyacak. Bu girişimler için kamu desteğinin maliyetli olabileceği açık ve vergilerin etkin, verimli ve adil bir şekilde toplanmasını sağlayacak vergi reformları bu stratejinin uygulanmasını destekleyecektir.
Türk Lirası’nın istikrarı hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? USD/TRY kurundaki yatay eğilim sizin için nasıl bir tablo çiziyor?
– Merkez Bankası’nın bu konuya dikkatle baktığından eminim. Yüksek enflasyon ve önemli verimlilik artışlarının yokluğunda, istikrarlı bir nominal döviz kuru, ülkenin uluslararası rekabet gücünü çok hızlı bir şekilde kaybetmesine neden olur. Aynı zamanda döviz kurunun değer kaybetmesi de enflasyon üzerinde baskı yaratır. Türkiye için, döviz kurundaki değer kaybının enflasyona geçişinin 0,3 olduğunu ve ayarlamanın üçte ikisinin yaklaşık iki ay içinde gerçekleştiğini tahmin ediyoruz. Bu iki rakip güç arasında doğru dengeye ulaşmak oldukça karmaşıktır ve eminim ki Merkez Bankası bunu dikkatle kalibre ediyordur.
* Nearshoring: İş süreçlerinin yakın coğrafyada, çoğunlukla da kıyıdaş ülkelerle yürütülmesi.
** Friendshoring: Tedarik süreçlerinin dost ve ticari müttefik ülkelerden sağlanması.
Anadolu Ajansının “Türkiye’nin Uzaydaki Gözleri” başlıklı dosyasının ikinci haberinde, Bakan Uraloğlu’nun Türkiye’nin uydu alanında yetkinliğine yönelik görüşleri yer alıyor.
Uraloğlu, Türkiye’nin uydu ithal eden konumdan uydu ihraç edebilecek duruma geldiğini bildirerek, ülkenin, ilk yerli ve milli gözlem uydusu İMECE, küp uydular ve yakın yörünge takım uydularıyla kendi yerli gözlem ve haberleşme uydularını üretmeye başladığına işaret etti.
Ülkede 1990’lı yıllarda başlayan uydu çalışmalarının yıllar içinde gelişerek ilerlediğini aktaran Uraloğlu, “Bakanlık olarak uzayda söz sahibi olmak adına çalışmalarımızı hızlandırdık. Uzaydaki aktif haberleşme uydu sayımızı 5’e çıkardık. Şimdi ilk yerli ve milli haberleşme uydumuz Türksat 6A ile uzay ve uydu teknolojileri alanında ülkemiz adına bir devrim gerçekleştiriyoruz. Türkiye’nin 30 yıl önce uzaya gönderilen Türksat 1B ile başlayan uydu yayıncılığı serüveni, Türksat 6A ile zirveye çıkacak.” diye konuştu.
Uraloğlu, en son uzaya gönderilen Türksat 5A ve 5B uydularının küresel bazda hizmet verdiğine dikkati çekti.
Türkiye’nin Türksat 6A ile ilk yerli haberleşme uydu platformunu geliştirdiğine işaret eden Uraloğlu, şu ifadeleri kullandı:
“Özellikle kritik bileşenlerin yerli imkanlarla üretilmesi ve yüksek yerlilik oranıyla uydu ve uzay sektöründe dışa bağımlık azalacak. Bir haberleşme uydusunun 200-250 milyon dolar değeri olduğunu düşünürsek, bu projenin ülkemiz için ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılabilir.
Çünkü bu uyduyla ülkemiz, haberleşme uydusu üretebilen sayılı ülkeler arasında yer alacak ve buradan edindiğimiz tecrübelerle uzay yarışında Türkiye için yeni bir dönem başlayacak. Türksat 6A uydusu, Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek kadar önemli bir AR-GE projesi. Türksat 6A, uzayda Türkiye’nin ve Türk bayrağının temsilcisi olacak.”
Uraloğlu, Türksat 6A’nın sistem tasarımı ile yazılım bileşenlerinin üretim ve testlerinin Türk mühendislerce Ankara’daki Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test Merkezi’nde gerçekleştirildiğini anımsattı.
“UYDU GELİŞTİRME FAALİYETLERİ SÜRECEK”
Projeyle kazanılan yetkinliklerle gelecek dönemde uydu geliştirme faaliyetlerinin süreceğini dile getiren Uraloğlu, “Uydu teknolojilerinde bugüne kadar elde edilen AR-GE ve üretim kabiliyetinin ticarileşmesi önemli. Uydu alanındaki deneyimimizi yeni projelerle daha yukarılara taşıyacağız. Türksat 6A ile mevcut uyduların hizmet vermediği Hindistan, Tayland, Malezya ve Endonezya, Türksat’ın kapsama alanına girecek. Uyduların ulaştığı nüfus, 3,5 milyardan 5 milyara çıkacak. Haberleşme uydusu üretebilen sayılı ülkeler arasına giren Türkiye’nin, Türksat 6A tecrübesinin ardından uydu ihracatçısı konumuna yükselmesi de hedefler arasında yer alıyor.” değerlendirmesini yaptı.
Abdulkadir Uraloğlu, Türksat 6A’nın, fırlatıldığında 42 dereceye oturacağını ve 35 bin 786 kilometrelik uzaklıkta olacağını da bildirdi.
“UZAYDAKİ HAKLARIMIZIN DA SONUNA KADAR TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”
Türksat 6A’yı bu sene sonu itibarıyla hizmete almayı öngördüklerini belirten Uraloğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye gözünü artık uzaya dikti, 1990’lı yıllardan itibaren bu alandaki yetkinliğini yükseltti ve uydu alanında da dünyanın sayılı ülkeleri arasına girdi. Ülkemizin uydu alanındaki tecrübesi Türksat 6A’nın uzaya gönderilmesiyle taçlandırılmış olacak ve uydumuz bize yeni bir dönemin kapısını aralayacak, ülkemiz için milat olacak. Birçok alanda yerli ve milli imkanlarla geliştirdiğimiz teknolojilerle beraber, uydular konusunda da yerli ve milli stratejimiz başarıya ulaştı.
Artık Türkiye, uydu hizmeti alan değil, dost ve kardeş ülkelere de bu alanda kendi ürettiği teknolojiyle hizmet verecek konuma erişti. Bakanlık olarak hedefimiz, uydu pazarının önemli bir aktörü ve özel sektörümüzün de üretim yaptığı bir ülke olmak, bunun için gerekli altyapımız, mühendisimiz ve insan kaynağımız var.
Ülke olarak uzay vatandaki yörünge hakkımızı da güvence altında aldık. Sadece deniz ve karada değil uzaydaki haklarımızın da sonuna kadar takipçisi olacağız.”
“TÜRKSAT, DÜNYANIN ÖNDE GELEN UYDU OPERATÖRLERİNDEN BİRİSİ”
Uraloğlu, Türksat’ın uydu yayıncılığı alanında Türkiye’nin en önemli şirketlerinden olduğunu bildirerek, şunları kaydetti:
“Şirketimiz, dünyanın önde gelen uydu operatörlerinden birisi. Avrupa’dan Asya ve Afrika’ya uzanan geniş bir coğrafyada uydular üzerinden ses, veri, internet, TV ve radyo yayıncılık hizmetleri sağlayan Türksat, karasal altyapının bulunmadığı bölgelerde müşterilerin ihtiyaçlarına yönelik esnek çözümler sunabiliyor. Uydu haberleşmesi alanındaki küresel çözümleriyle farklı diller ve kültürleri birbirleriyle buluşturan Türksat, sahip olduğu kablo altyapısı üzerinden yurt içindeki abonelerine analog ve sayısal TV, genişbant internet, sabit telefon, WEB TV ve bulut depolama hizmetleri de sağlıyor.”
Uydu haberleşme hizmetleri alanındaki bilimsel ve teknolojik gelişmeleri yakından takip eden Türksat’ın, bu alanda yapılan çalışmalara öncülük ettiğini aktaran Uraloğlu, sözlerini, “Türksat, uydu ve uzay teknolojileri alanında yürütülen çalışmalarla dışa bağımlılığı azaltmayı, sahip olduğu imkanları ve kabiliyetleri artırmayı, ülke kaynaklarının verimli şekilde koordine edilmesine katkıda bulunarak Türkiye’nin yüksek teknoloji bakımından kendine yeterliliğini artırmayı, özellikle uydu ve uzay çalışmalarında bilginin üretime ve katma değere dönüştürülebilmesini sağlamayı hedefliyor.” diye tamamladı.
Uzun yıllardır Türkiye’nin öne çıktığı genç nüfus ortalaması alarm vermeye başladı. Doğurganlık oranı tüm dünyada olduğu gibi Türkiye‘de de düşüşe geçti. Son yılların rakamlarına bakıldığında Türkiye’deki doğurganlık oranının birçok Batı ülkesinden daha kötü durumda olduğu görüldü. Doğurganlık hızının kademeli şekilde düşmeye başlamasıyla gelecek için birçok tehlike öngörülürken keskin düşüşün engellenmesi için bazı çalışmaların yapılması gündeme geldi.
DOĞURGANLIKTA SERT DÜŞÜŞ
Türkiye’nin nüfusu 2008 yılında 71 milyon 517 bin kişiyken, 2024 yılı itibariyle 85 milyon 372 bin 377 kişi oldu. Ülke nüfusu 16 yılda 13 milyon 855 bin 377 kişi artarken doğum oranlarında ise çok keskin bir düşüş görüldü. TÜİK verilerine göre, 2001 yılında 2,38 olan doğurganlık oranı 2023 yılı itibariyle 1,51‘e kadar düştü. Bu durum, doğurganlığın nüfusun yenilenme düzeyi olan 2,10‘un altında kaldığını gösterdi.
DOĞURGANLIK HIZININ ZİRVELERİ VE DİPLERİ
Türkiye’nin doğurganlık hızının en yüksek ve en düşük olduğu iller ise yine TÜİK verilerinde ortaya çıktı. Toplam doğurganlık hızının en yüksek olduğu il 2023 yılında 3,27 çocuk ile Şanlıurfa oldu. Bu ili 2,72 çocuk ile Şırnak, 2,40 çocuk ile Mardin izledi.
Toplam doğurganlık hızının en düşük olduğu il ise 1,13 çocuk ile Bartın oldu. Bu ili 1,14 çocuk ile Zonguldak ve Karabük, 1,16 çocuk ile Kütahya izledi.
AVRUPA’DAN DAHA KÖTÜ DURUMDAYIZ
Doğurganlık hızında Türkiye’nin Avrupa ülkeleri ile karşılaştırılması durumunda ise durumun vahameti daha net ortaya çıkıyor. Avrupa Birliği üyesi 27 ülkenin toplam doğurganlık hızı incelendiğinde Türkiye’nin birçok AB ülkesinin arkasında kaldığı ve birçok Batı ülkesinin de gerisinde kalma durumunun oluştuğu net bir şekilde görülüyor.
Avrupa’da 2022 yılında en yüksek toplam doğurganlık hızına sahip olan ülke 1,79 çocuk ile Fransa olurken, en düşük toplam doğurganlık hızına sahip olan ülke ise 1,08 çocuk ile Malta olduğu belirtiliyor. Türkiye’nin Fransa, Romanya, Bulgaristan, Çekya‘nın ardından beşinci sırada yer aldığı gözler önüne seriliyor.

Türkiye’nin 1,63 doğurganlık hızıyla 5. sırada yer aldığı listede diğer ülkelerin sıralamaları ise şu şekilde gerçekleşiyor;
YENİ UYGULAMALAR GÜNDEMDE
Azalan doğurganlık hızının Türkiye için birçok tehlikeyi içinde barındırmasının ardından doğum hızının yükseltilmesi için bazı uygulamaların gündeme alınabileceği belirtiliyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Azalan doğum oranları ülkemizde de alarm veriyor. Türkiye açısından varoluşsal bir tehdittir, bir felakettir” sözlerinin ardından ilgili bakanlıkların konuyla ilgili bazı adımları atması öngörülüyor.
Doğurganlık hızının artırılması için uygulamaya alınabilecek konular arasında kadınların iş hayatındaki izin süresinin uzatılması ve çocuk başına devlet desteği verilmesi gibi konular gündeme geldi. Yapılabilecek teşvikler içerisinde doğum yapan kadınların doğum izninin 1 yıla çıkarılması atılabilecek adımlar arasında.
Diğer yandan ise dünya genelindeki örnekler de göz önünde bulundurularak devletin ikinci ve üçüncü çocuk için ailelere kademeli olarak destek vermesi konuşulan konular arasında yer alıyor. Kreş veya kira desteği ya da kadının özlük hakkı ile beraber maaşında yapılabilecek bazı düzenlemeler de gündeme gelebilecek konular olarak öne çıkıyor.
BASİT GÖREVLERİ DAHİ YAPAMIYORLAR
Apar topar fırkateynini geri çeken Atina’nın içinde bulunduğu durumu gazetemize değerlendiren Savunma Uzmanı Turan Oğuz, Yunan donanmasının utanç duyulacak hâlde olduğunu söyledi. Kızıldeniz’e gönderilen fırkateynin Yunanistan donanmasının en donanımla fırkateyni olduğuna dikkat çeken Oğuz, “Yunan gemileri eski, bakımsız, yetersiz sensör ve silahları ile en basit görevleri dahi yerine getiremiyor. Yunanistan Mısır’a benzeme yolunda hızla ilerliyor. Aynı onlar gibi fazladan paralar ödeyip korunma umuduyla birçok ülkeden eski, yeni bakmadan farklı farklı silahlar alıyor. Ama elindekilere bakım yapacak, modernize edecek, savaşa hazırlayacak paraları yok. Sonuç olarak, aynı Mısır gibi, silahlar kâğıt üzerinde var ama harbe hazırlık oranları ağlanacak seviyede” dedi.
YUNAN GEMİLERİ DÖKÜLÜYOR
Kısa bir süre önce de bakımsız kalan Kavaloudis sınıfı Yunan hücumbotunun gövdesinin delindiğini ifade eden Turan Oğuz, 44 yaşındaki geminin kontrol ve bakımlarının neden düzenli yapılmadığı, sorunun neden oluşmadan önce tespit edilemediğinin bilinmediğini, bakımsız kalan Yunan gemilerinin döküldüğünü ifade etti. Yunan savaş gemilerinin (40-50 yaş aralığında) yetersiz bakım, demode sensör ve silah sistemleri nedeniyle sürekli sorun yaşadığının altını çizen Savunma Uzmanı Oğuz, şunları kaydetti:
“Yunanistan 32 NATO ülkesi arasında, 2024 savunma harcamaları bütçesinden operasyon, bakım, onarım ve altyapıya toplam yüzde sekiz ile en az pay ayıran ülke. Ondan sonra en az payı ayıran ülke yaklaşık iki katı ile Arnavutluk. Bu durumda gerekenleri prosedürlere uygun şekilde uygulayacak yeterli bütçeleri yok. Öyle olunca da hem araçlar hem araç personel hem bakım personeli yetersiz kalıyor. 2024 verileri değişmezse harbe hazırlık seviyeleri çok hızlı şekilde düşmeye devam edecek.”
DEMODE TEKNOLOJİYE SAHİPLER
Kızıldeniz’de görev yapan Yunan Deniz Kuvvetlerine ait HYDRA isimli fırkateynin görev süresinin, planlanandan bir ay önce sona ermesinin sebebinin teknolojik yetersizlikler olduğu belirtildi. Mürettebat “Kendi parmaklarımızın
ardına saklanmayalım. HYDRA ve SPARA gibi MEKO tipi fırkateynler eski ve demode teknolojilere sahiptir. Bölgede son nesil yüzer üniteler bulunurken, bu fırkateynler modern tehditlere cevap veremeyecek sistemlere sahiptir” dedi.
Türkiye’nin Endonezya’nın bağımsızlığını ilk tanıyan ülkelerden birisi olduğunu, bu durumun dostluğu pekiştirdiğini kaydeden Küçükcan, 2025 yılında iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin 75. yılını kutlayacaklarını, bu kapsamda tarihi ve güncel konularda var olan ilişkilerin geliştirilmesi için önemli adımlar atılacağını ifade etti.
Büyükelçi Küçükcan, son yıllarda iki ülke arasında ekonomik ilişkilerde ciddi artış ve olumlu gelişmeler yaşandığına dikkati çekerek, “Bugün itibarıyla Türkiye ile Endonezya arasındaki ticaret hacmi aşağı yukarı 1,5 milyar dolar civarında. Ama bizim beklentilerimiz ve planlarımız G-20 üyesi ülkeler olarak önümüzdeki yıllarda ikili ticareti 10 milyar dolara çıkarmak. Bunun için pek çok çalışma gerçekleştiriliyor.” diye konuştu.
Eğitim, kültür ve ticaret alanında ilişkilerin iyi durumda olduğunu vurgulayan Küçükcan, şöyle devam etti:
“Bugün Türkiye’de 4 bin 500 Endonezyalı öğrenci üniversitelerimizde eğitim görüyor. Bu, Türkiye için hem yumuşak güç anlamında hem de ekonomik getiri açısından çok büyük bir kaynak. Yakın zamanlarda Maarif Vakfı desteğiyle Endonezya Üniversitesi bünyesinde Türkiye Çalışmalar Merkezi’ni kurduk. Bu merkez, Endonezya’da Türkiye araştırmaları yapılmasına, Türkiye’yle ilgili bilgi kaynaklarının oluşturulmasına ve yayılmasına katkıda bulunacak. Bu da aslında Endonezya Hükümeti’nin de olumlu bakışıyla gerçekleşti. Bizim planımız önümüzdeki yılda Türkiye’yle ilgili bir yüksek lisans programını aynı yerde başlatmak. Bu da aslında hem Türkiye’yle ilgili uzmanların artmasını sağlayacak hem de iki ülke arasında bilgi birikimini arttıracak.”
Küçükcan, Endonezya’da bir yıl önce kurulan Yunus Emre Enstitüsünün Türkçe eğitim ve kurs taleplerini karşılayamayacak derecede meşgul ve yoğun olduğunu anlattı.
Endonezya’da Türkçe derslerine ve kültürüne yoğun ilgi olduğunun altını çizen Küçükcan, “Hemen hemen bütün dizilerimiz burada da izleniyor. Bu da aslında iki ülke arasındaki kültürel ilişkileri destekleyen, güçlendiren ve derinleştiren bir gerçek. O bakımdan da belki bu kültür ürünlerimizde Endonezya’yı da içinde barındıran bazı senaryoların ve yapımların olması iyi olur.” değerlendirmesini yaptı.

TÜRKİYE’NİN SAVUNMA ÜRÜNLERİNE YOĞUN İLGİ
İki ülke arasındaki en güçlü ilişki ağlarından birisinin savunma sanayi olduğundan bahseden Küçükcan, Endonezyalı yetkililerin Türkiye’deki savunma sanayi ürünlerini çok yakından takip ettiğini dile getirdi.
Büyükelçi Küçükcan, “Türkiye’nin son 20-30 yıl içerisinde gerçekleştirdiği teknolojik atılım, savunma sanayiinde dışa bağımlılığının çok ciddi oranda azaltılıp aslında öz kaynaklara dayanılması Türkiye’nin örnek alınmasına neden oluyor. Endonezya’da Türkiye’nin savunma ürünlerine çok ciddi bir ilgi ve talep var. Önümüzdeki yıllarda umarız bu daha da somutlaşacak. İki ülke arasındaki stratejik ortaklık artacak.” ifadesini kullandı.
Bali’de 2022’de düzenlenen bir zirvede Türkiye ile Endonezya arasında “Yüksek Düzeyli İstişare Konseyi” kurulduğunu anımsatan Küçükcan, bu konseyin 2025’in ilk çeyreğinde toplanacağını, iki ülkenin cumhurbaşkanları ile bakanlarının burada bir araya geleceğini söyledi.
Küçükcan, “İki ülke arasında siyaset, ekonomi, kültür, güvenlik, teknoloji, eğitim alanında pek çok anlaşma yapılacak, pek çok proje ortaya konacak. Önümüzdeki yıllarda biz iki ülke arasındaki ilişkilerin çok daha güçlenerek devam edeceğini düşünüyoruz.” şeklinde konuştu.
Bakan Bolat’ın ziyareti sırasında kapılarını ziyaretçilere açacak 55. Uluslararası Cezayir Fuarı’nda Türkiye, “Onur Konuğu Ülke” sıfatıyla yer alacak.
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun’un katılımıyla başlayacak fuarda, Bakan Bolat, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın Türkiye’yi temsil etmesi planlanıyor. Fuara, 25 ülkeden 800 katılımcı bekleniyor.
Üst düzey görüşmeler yapacak
Program kapsamında Bolat, Yılmaz ve Göktaş’ın, Dünya Türk İş Konseyi (DTİK) Türk İş Dünyası buluşmasına katılımı da gerçekleşecek.
Bolat, 23-24 Haziran tarihlerindeki ziyaretinde, Cezayirli mevkidaşı da dahil ülke yöneticileriyle üst düzey görüşmeler yapacak. Ayrıca, Bakan Bolat’ın, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) organizasyonunda iki ülke firma temsilcilerinin katılımıyla düzenlenecek Ticaret Heyeti ve B2B etkinliğinin açılışını gerçekleştirmesi öngörülüyor.
Türkiye’nin Afrika’da en çok yatırım yaptığı ülke Cezayir
Cezayir, 2023 yılı itibarıyla Türkiye’nin Afrika kıtasındaki en büyük ikinci ticaret partneri konumunda bulunuyor. İki ülke arasındaki ticaret hacmi, geçen yıl sonunda 6,3 milyar doları buldu. Cezayir, Türkiye’nin Afrika kıtasında en çok yatırım yaptığı ülke niteliğini de taşıyor. Türkiye bu ülkede petrol ve doğal gaz harici en çok yatırım yapan ve en çok istihdam sağlayan ülke konumunda bulunuyor.
Cezayir’de 1500 civarında Türk ortaklı firma faaliyet gösteriyor. Bu firmaların toplam yatırım tutarı 6 milyar doları aştı. Türk müteahhitlik firmaları Cezayir’de bugüne kadar 21,3 milyar dolarlık 636 proje üstlendi.
Türkiye-Tunus İş ve Yatırım Forumu 25 Haziran’da
Bakan Bolat, Cezayir ziyaretinin ardından 25 Haziran’da Tunus’a geçecek.
Ziyaret sırasında Türkiye-Tunus İş ve Yatırım 2. Forumu, Bakan Bolat ile Tunus Ticaret ve İhracatı Geliştirme Bakanı Kalthoum Ben Rejeb Guezzah’ın katılımlarıyla Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) ve Tunus Sanayi, Ticaret ve Sanatkarlar Birliği (UTICA) organizasyonunda yapılacak.
Forum marjında Bolat, Guezzah başta olmak üzere Tunuslu makamlarla görüşmelerde bulunacak. Türkiye’den ve Tunus’tan iş insanlarının katılımlarıyla Tunus yatırım fırsatlarının ve koşullarının değerlendirileceği yuvarlak masa toplantısı da gerçekleştirilecek.
Forum kapsamında Tunus’taki yatırım fırsatlarına ilişkin sunumların yapılması, iki ülke arasında mevcut ticari ve ekonomik ilişkiler ile yatırım olanaklarının gözden geçirilerek turizm, enerji, tarım, sanayi, tekstil gibi sektörlerde yatırım fırsatlarının ele alınması, B2B görüşmelerine imza atılması öngörülüyor.
Söz konusu forum, 5 Haziran’da DEİK ve UTICA işbirliğiyle İstanbul’da yapılan Türkiye-Tunus İş ve Yatırım Forumu’nun devamı niteliğinde olacak. Etkinlikte, İstanbul’da gerçekleştirilen görüşmelerin ve iki ülke için öncelikli görülen sektörlerde somut işbirliği adımlarının takibi hedefleniyor.
Türkiye-Tunus ticaret hacmi 1,6 milyar dolar
Türkiye ile Tunus arasındaki ticaret hacmi 2023 yılında 1,6 milyar dolar olarak kaydedildi. Bu hacmin yaklaşık 1,3 milyar doları Türkiye’nin ihracatından, 300 milyon doları ise ithalatından oluşuyor. Türk müteahhitleri Tunus’ta bugüne kadar 975 milyon dolar değerinde 21 proje hayata geçirdi.
Özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın nisan ayındaki Irak ziyareti, ihracatçıların ticari ilişkilerini güçlendirerek yeni bir dönemi başlattı.
Erdoğan’ın Irak ziyareti kapsamında, iki ülkenin ticaret odaları arasında imzalanan mutabakat zabıtlarıyla iki ülkenin özel sektörüne yön vermesi amaçlandı.
Erdoğan, 22 Nisan’da Irak’ın başkenti Bağdat’a yaptığı günübirlik ziyarette Irak Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid ve Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ile bir araya gelmişti.
Söz konusu ziyaret kapsamında iki ülke arasında başta “Kalkınma Yolu Projesi Hakkında Ortak İş Birliği Mutabakat Zaptı” olmak üzere; ticaret, turizm, eğitim, sağlık, güvenlik, bilim ve teknoloji, yatırım, gençlik ve spor gibi farklı alanlarda işbirliği anlaşmaları imzalanmıştı.
Böylece iki ülke arasında ekonomik ilişkiler çok önemli bir ivme kazanırken, ülkeler arasındaki ticaret hacmi artışını sürdürdü.
Türkiye, bu gelişmelerle Irak’ın stratejik kalkınma planlarına önemli katkılarda bulundu.
Irak’taki FAV Limanı’ndan Londra’ya kadar kara ve demir yolu ile Avrupa’nın her ülkesine Türkiye’den kesintisiz ulaşım sağlayacak olan Kalkınma Yolu Projesi’nin deniz yoluna çok önemli bir alternatif sunması ve aynı zamanda daha hızlı bir taşıma yöntemi olması amaçlanıyor.
AA muhabirinin Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerinden derlediği bilgilere göre, Türkiye’nin ihracatı ocak-mayıs döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,5 artarak 106,9 milyar dolara yükseldi.
Ocak-mayıs döneminde, Türkiye’nin ihracatının değer bazında en fazla arttığı ülkeler arasında başı 790,3 milyon dolarlık artışla Irak çekti.
Irak’ı, ihracat artışında 704,9 milyon dolarla Romanya, 680,6 milyon dolarla Hollanda, 447,4 milyon dolarla ABD, 354,6 milyon dolarla İtalya izledi.
Bu dönemde, Irak’a, 4,4 milyar dolarlık, Romanya’ya 3,2 milyar dolarlık, Hollanda’ya 3,4 milyar dolarlık, ABD’ye 5,4 milyar dolarlık ve İtalya’ya 5 milyar dolarlık dış satım yapıldı.
IRAK EN FAZLA İHRACAT YAPILAN 5. ÜLKE OLDU
Yılın ilk 5 ayında Irak en fazla ihracat yapılan 5. ülke oldu.
Söz konusu dönemde Türkiye’nin en fazla dış satım gerçekleştirdiği ülkeler Almanya, ABD, İtalya, Birleşik Krallık olarak sıralandı. Almanya’ya 7,6 milyar dolarlık, Birleşik Krallık’a 4,9 milyar dolarlık ihracat yapıldı.
Yılın 5 ayında Irak’a en fazla ihracatı 931,6 milyon dolarla hububat bakliyat yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü gerçekleştirdi.
Mobilya kağıt ve orman ürünleri 455,2 milyon dolarlık, kimyevi maddeler ve mamulleri 448,9 milyon dolarlık, elektrik ve elektronik sektörü 280,4 milyon dolarlık, su ürünleri ve hayvansal mamuller 267,4 milyon dolarlık ürün satışı gerçekleştirdi.
IRAK’A EN FAZLA İHRACAT İSTANBUL’DAN YAPILDI
Ocak-mayıs döneminde Irak’a en yüksek ihracatı 1,3 milyar dolarla İstanbul merkezli şirketler gerçekleştirdi.
İstanbul’u, 721,2 milyon dolarla Gaziantep, 305,3 milyon dolarla Mardin, 264,9 milyon dolarla Şırnak, 254,7 milyon dolarla Mersin takip etti.
Geri kalan ve yüzde 28,27’ye denk gelen 14,27 milyar metreküplük kısım ise sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) olarak satın alındı.
Doğal gaz ithalat miktarı 2022’de 54 milyar 661 milyon 670 bin metreküp olarak kaydedilmişti.
Geçen yıl gerçekleştirilen doğal gaz ithalatının yüzde 66,39’u uzun dönemli ithalat lisansı kapsamında, yüzde 33,61’lik kısım ise spot olarak yapıldı.
21 FARKLI ÜLKEDEN İTHALAT YAPILDI
Türkiye’nin geçen yıl ithal ettiği 50,48 milyar metreküp doğal gazın yüzde 71,73’üne denk gelen 36,21 milyar metreküpü boru hatları aracılığıyla satın alınırken, yüzde 28,27’ye denk gelen 14,27 milyar metreküp kısmı LNG olarak satın alındı. Türkiye, doğal gaz ithalatını 21 farklı ülkeden gerçekleştirdi.
Doğal gaz ithalatında birinci sırada yüzde 42,27 payla Rusya yer alırken bu ülkeyi yüzde 20,32’yle Azerbaycan, yüzde 11,86’yla Cezayir, yüzde 10,71’le İran ve yüzde 7,95’le ABD izledi.
Türkiye Rusya’dan 21 milyar 340 milyon metreküp doğal gaz ithal ederken, en az miltar 92 milyon metreküple Umman’dan satın alındı. Doğal gaz ithal edilen yerler arasında Norveç, Brezilya, Mozambik gibi ülkeler de yer aldı.
Cezayir’den uzun vadeli LNG sözleşmesi kapsamında yaklaşık 6 milyar metreküp doğal gaz ithal edilirken, ABD’den 4 milyar metreküp, Mısır’dan ise 1,32 milyar metreküp LNG spot olarak ithal edildi. Spot LNG alınan ülkeler arasında Fransa ve Belçika da küçük miktarlarla yer aldı.
Toplam ithalatın yüzde 90,45’i BOTAŞ, yüzde 3,43’ü Akfel Gaz Sanayi ve Ticaret AŞ, yüzde 2,77’si Bosphorus Gaz, yüzde 1,98’i Kibar Enerji, yüzde 0,97’si Socar Enerji ve yüzde 0,39’u Ege Gaz AŞ tarafından gerçekleştirildi.
İthal edilen gazın giriş noktaları kıyaslandığında ilk sırada 11,95 milyar metreküple Durusu yer aldı.
Durusu giriş noktasını, 8,6 milyar metreküple Kıyıköy, 5,9 milyar metreküple TANAP Seyitgazi, 5,4 milyar metreküple Gürbulak, 5,07 milyar metreküple Marmara Ereğlisi LNG Terminali, 4,36 milyar metreküple Türkgözü, 3,74 milyar metreküple Egegaz Aliağa LNG Terminali, 2,22 milyar metreküple Etki LNG Terminali, 2,01 milyar metreküple Dörtyol FSRU Terminali ve 1,23 milyar metreküple Saros FSRU Terminali takip etti.
Öte yandan, en fazla doğal gaz 6 milyar 63 milyon metreküple aralıkta ithal edilirken en az ithalat 2 milyar 332 milyon metreküple haziranda yapıldı.
Türkiye geçen yıl 896 milyon 280 bin metreküp doğal gaz da ihraç etti. Toplam 370 milyon 900 bin metreküp doğal gaz boru hatlarıyla Bulgaristan’a gönderildi.
Bu ülkeyi 216 milyon 570 bin metreküple Yunanistan ve 101 milyon 460 bin metreküple Romanya izledi. En fazla LNG gönderilen ülke ise 206 milyon 420 bin metreküple İsviçre oldu.
]]>Bu yıl 14’üncüsü hazırlanan rapora göre, dünyada daha güvenli, sürdürülebilir ve adil bir enerji sistemine dönüşümde ilerleme devam ediyor ancak küresel çapta artan belirsizlikler nedeniyle bu dönüşümün hızı yavaşlıyor.
Raporda incelenen 120 ülkeden 107’sinde son 10 yılda enerji dönüşümünde ilerleme görülmesine rağmen, ekonomik dalgalanmalar, artan jeopolitik gerilimler ve teknolojik gelişmelerin hepsi enerji dönüşümünün hızını ve gidişatını zorlaştıran etkiler yarattı. Öte yandan, yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılan küresel yatırımların artması ve son 10 yılda Sahra Altı Afrika’da enerji dönüşümü performansının önemli ölçüde iyileşmesi ise iyimser gelişmeler olarak öne çıktı.
Raporda kullanılan ETI puanları geçen yıl rekor seviyeye ulaşmış olsa da, enerji dönüşümünün hızında ilk olarak 2022’de tespit edilen yavaşlama 2023’te daha da yoğunlaştı. 2021-2023 yıllarında küresel ETI puanlarındaki üç yıllık iyileşme, bir önceki üç yıllık dönemdeki yükselişten yaklaşık dört kat daha az oldu.
Bu yıl söz konusu 120 ülkenin yüzde 83’ünün enerji dönüşümündeki temel performans ölçütlerinden en az birinde geçen yıla göre daha düşük puanlar elde edildi.
AVRUPA LİDER KONUMUNU SÜRDÜRÜYOR
Raporda kullanılan ETI sıralamasına göre, Avrupa enerji dönüşümünde bu yıl da liderliğini sürdürdü. İsveç ilk sırada yer alırken, Danimarka, Finlandiya, İsviçre ve Fransa bunu takip etti. Bu ülkeler siyasi istikrar, araştırma ve geliştirmeye yapılan güçlü yatırım, bölgesel jeopolitik durum, enerji verimliliği politikaları ve karbon fiyatlandırmasıyla hızlanan temiz enerji dönüşümünden faydalandı. Fransa, geçen yıl enerji yoğunluğunu azaltarak ilk kez ilk 5 ülke arasına girdi.
G20 ülkeleri arasında Almanya 11, Brezilya 12, İngiltere 13, Çin 17 ve ABD 19’uncu sırada yer aldı. Letonya listeye 15 ve Şili 20’inci sıradan girerek, ETI sıralamasında ilk kez ilk 20 ülkeden biri oldu. Bu iki ülkede yenilenebilir enerji kapasitesindeki hızlı büyüme buna öncülük etti.
Çin ve Brezilya’da temiz enerjinin payını artırmaya ve şebeke kapasitesini artırmaya yönelik adımlar önemli gelişme olarak öne çıktı. Türkiye ise ETI sıralamasında 59’uncu sırada yer aldı.
ETI skorlarındaki fark, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında daraldı. Enerji dönüşümünün ağırlık merkezi gelişmekte olan ülkelere kaysa da, temiz enerji yatırımları gelişmiş ekonomilerde ve Çin’de yoğunlaşmaya devam etti. Bu durum, gelişmekte olan ülkelerde eşitlikçi bir enerji dönüşümünü kolaylaştırmak için gelişmiş ülkelerin finansal desteğine ve ileri görüşlü politika ihtiyacına işaret ediyor.
WEF Enerji Merkezi Başkanı Roberto Bocca, rapora ilişkin değerlendirmesinde, enerji dönüşümünün gelişmekte olan ve gelişmiş ekonomilerde eşit şekilde gerçekleşmesi gerektiğinin altını çizdi.
Enerjiyi üretme ve tüketme biçiminin dönüşümde başarı sağlanması için kritik olduğunu kaydeden Bocca, “Enerji dönüşümü için üç temel kaldıraç üzerinde acilen harekete geçmemiz gerekiyor. Bunlar, emisyonları azaltmak için mevcut enerji sisteminde reform yapmak, temiz enerji çözümlerini geniş ölçekte uygulamak ve GSYH birimi başına enerji yoğunluğunu azaltmak.” bilgisini paylaştı.
Yunanistan’ın Türk firmaları için enerjinin pek çok alt sektöründe yatırım fırsatları sunduğunu belirten Giannopoulos, “Yunanistan’daki yenilenebilir enerji potansiyelinin bolluğu ve ülkede devam eden büyük ölçekli altyapı projeleri, Yunanistan’ın AB enerji karması oluşturulmasında kilit bir oyuncu olmaya hazır olduğunu ve tüm enerji endüstrilerinde önemli yatırım fırsatları sağlayacağını gösteriyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Giannopoulos, ülkede özellikle sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) terminalleri, boru hatları ve enterkonnektelerle doğal gaz iletiminde yeni altyapılar için yatırım fırsatlarının bulunduğunu kaydetti.
Güneş enerjisi ve güneş-termal santralleri, biyokütle, küçük hidroelektrik ve jeotermal teknolojilerinin yanı sıra yeşil hidrojen ve karbon yakalama gibi gelişen teknolojilerdeki yenilenebilir enerji projelerine de dikkati çeken Giannopoulos, enerji depolama, enerji verimliliği ve tasarrufu projeleri, adalara yönelik elektrik şebekesi bağlantısı ve sürdürülebilir enerji projeleri, sınır ötesi elektrik şebekesi enterkonnektelerinin iyileştirilmesi ve geliştirilmesi, e-mobilite altyapı projeleri gibi konuları da olası yatırım olanakları olarak sıraladı.
ENERJİ, İŞBİRLİĞİ VE ORTAK PROJELERİN GELİŞTİRİLMESİ İÇİN KİLİT SEKTÖR
Giannopoulos, Yunanistan hükümetinin, özellikle Enerji ve Çevre Bakanlığının, son 4 yılda enerji sektörünü desteklemek ve devam eden küresel enerji krizinde ülkenin yeşil dönüşümünü kolaylaştırmak için birçok reform uyguladığını vurgulayarak, enerji yatırımcılarını desteklemeye yönelik bazı kriterler belirlendiğini dile getirdi.
Türk şirketlerinin bu fırsatlardan yararlanarak büyüyen Yunanistan yenilenebilir enerji pazarından yararlanabileceğini belirten Giannopoulos, “(Şirketler) Güneş, hidro ve jeotermal enerji projeleri gibi yenilenebilir enerji projelerine doğrudan yatırım yapabilir ve Yunan yenilenebilir enerji firmaları ile stratejik ortaklıklar kurarak teknoloji, uzmanlık ve sermayeye erişim, teknik bilgi transferi ve proje uygulama kapasitelerini artırabilirler.” ifadesini kullandı.
Giannopoulos, Türk şirketlerin, Yunan hükümetinin yenilenebilir enerjinin geliştirilmesi için uyguladığı ihale usulü, tarifeler, vergi ve lisans avantajlarının yanı sıra iş gücü destek programları gibi teşvik ve reformlardan da yararlanabileceklerini belirterek, yenilenebilir enerji ekipman ve hizmetlerinin ihracatını Yunan meslektaşlarıyla birlikte geliştirebileceklerini söyledi.
Türkiye ile Yunanistan arasındaki pozitif ajandaya da değinen Giannopoulos, “Ülkelerimiz arasındaki tarihi, kültürel ve ticari bağların yanı sıra pozitif gündem çerçevesinde kurulan işbirliklerini de göz önünde bulundurarak, Yunanistan ve Türkiye’nin Ege ve Doğu Akdeniz’de enerji işbirliğini geliştirmeye yönelik bir sonraki adımları atmasının zamanının geldiğine inanıyorum.” dedi.
Giannopoulos, bu kapsamda ihtiyaç duyulan “elverişli ortam” için gerekli adımları şöyle sıraladı:
“Başarılı ortak girişimler oluşturmak amacıyla enerji konusunda diyalog artırılmalı ve geliştirilmeli. Enerji işbirliğini teşvik etmek için ikili iş ve enerji forumları düzenlenmeli. Enerji altyapısı ve teknolojilerinin gelişimi için ortak yatırımlar teşvik edilmeli. Enerji projelerinin ilerletilmesinde her iki sektörün güçlü yönlerinden yararlanılması için kamu-özel sektör ortaklıkları teşvik edilmeli. Her iki hükümet de sınır ötesi projeleri etkin bir şekilde desteklemek için düzenleyici ve yasal çerçevelerini uyumlu hale getirmeye devam etmeli.”
Ankara ile Atina arasında geliştirilecek enerji işbirliğinin önemine dikkati çeken Giannopoulos, “Enterprise Greece, hükümetimizin ikili düzeyde pozitif gündemi teşvik eden girişimlerini aktif olarak destekliyor ve katılıyor. Yunanistan ve Türkiye enerji işbirliğini teşvik edecek gelecekteki her türlü girişime katılmaktan mutluluk duyacağız.” diye konuştu.
Giannopoulos, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in mayısta Ankara’daki görüşmesinin iki liderin son 10 aydaki dördüncü görüşmesi olduğunu belirterek, “Komşu ülkelerimiz arasındaki olumlu gündem ve ikili ekonomik ilişkilerin önümüzdeki 5 yıl içerisinde 2 katına çıkarılması taahhüdü yeniden teyit edildi. Bu bağlamda, enerjinin her iki ülkede de işbirliği ve ortak projelerin geliştirilmesi için kilit iş sektörlerinden biri olduğunu düşünüyoruz.” ifadelerini kullandı.
“ENERJİ SEKTÖRÜNDE DAHA FAZLA İŞBİRLİĞİ İÇİN ÇOK İYİ BEKLENTİLER VE FIRSATLARIN OLDUĞUNA INANIYORUZ”
Yunanistan ve Türkiye’nin sera gazı emisyonlarını azaltma konusunda kararlı olduğunun altını çizen Giannopoulos, iki ülke arasında özellikle yenilenebilir enerji alanında daha yakın ilişkiler kurmanın önemine vurguladı.
Giannopoulos, mevcut uluslararası elektrik bağlantılarının iyileştirilmesinin kara ve deniz üstü rüzgar parklarının yanı sıra diğer yenilenebilir enerji teknolojilerinin geliştirilmesine de katkı sağlayacağını belirterek, şöyle devam etti:
“Yunanistan’ın gaz şebekesini daha da genişletmesi ve aynı zamanda ülkenin çeşitli bölgelerinde önemli yüzer LNG depolama ve yeniden gazlaştırma ünitesi kapasiteleri inşa etmesi nedeniyle, gaz enterkonnektelerimiz daha yakın işbirliğinin sağlanabileceği bir diğer alan.”
İstanbul’da nisanda ilk kez düzenlenen Türk-Yunan Enerji Forumu’na ilişkin Giannopoulos, “Ülkelerimiz arasında gelecekte enerji sektöründe daha fazla işbirliği için çok iyi beklentiler ve fırsatlar olduğuna inanıyoruz. Forumda Yunanistan’ın enerji alanındaki gelişmelerini ve beklentilerini daha ayrıntılı olarak ele alma fırsatı bulduk.” dedi.
Zirvede geniş kapsamlı tartışmalar yaşandığını ve kendisinin de çok sayıda görüşme yaptığını kaydeden Amherd, nükleer güvenlik, gıda güvenliği ve insani boyutlarla ilgili güven inşa edecek adımların mümkün olduğu konusunda anlaştıklarını söyledi.
Amherd, zirvede kapsamında Bürgenstock Bildirisi üzerinde uzlaşmaya vardıklarını belirtti.

Bildiri kapsamında üç konu üzerinde net bir çerçeve oluşturmaları ve bunlar üzerinde daha fazla tartışma yapmaları gerektiğinin altını çizen Ahmerd, şöyle devam etti:
“Nükleer enerji ve nükleer tesislerin her türlü kullanımı güvenli, emniyetli, korunaklı ve çevreye duyarlı olmalı. Gıda güvenliği hiçbir şekilde silah haline getirilmemeli. Limanlarda ve güzergah boyunca ticari gemilere, sivil limanlara ve bunun altyapısına karşı saldırılar kabul edilemez. Ayrıca tüm savaş esirleri takas yoluyla serbest bırakılmalı. Sınır dışı edilen ve hukuka aykırı olarak yerlerinden edilen tüm Ukraynalı çocuklar ve hukuka aykırı olarak gözaltına alınan diğer tüm Ukraynalı siviller, Ukrayna’ya iade edilmeli.”
Ahmerd, ülkelerin farklı pozisyonları göz önüne alındığında konferansın bu kadar yüksek düzeyde, geniş bir destek için düzenlenmesi ve ortak bir noktada bulmaya çalışmalarının bir başarı olduğunu kaydetti.

Ukrayna’da adil ve kalıcı bir barışın, savaş bölgelerindeki halklar ve bunun sonuçlarından doğrudan etkilenen herkes için kilit öneme sahip olduğunu ve tüm dünya için de geçerli olması gerektiğini vurgulayan Ahmerd, “İsviçre, Ukrayna’da barış sağlanması için yürütülen bu süreçte aktif rol almaya devam edecek. Bu konuda kararlıyız.” diye konuştu.
‘BU ZİRVE BİR UMUT IŞIĞIDIR’
Şili Devlet Başkanı Gabriel Boric ise zirve kapsamında tüm kıtalardan ve farklı siyasi düşüncelerden çok sayıda ülkenin, savaş yerine barışı tartışmak üzere bir araya geldiğini belirtti.

“Bu zirve bir umut ışığıdır ve kalıcı barış diyaloglarını teşvik etmek için bir katalizör görevi görüyor.” ifadelerini kullanan Boric, zirve kapsamında onayladıkları ortak bildiriyi tamamen desteklediklerini kaydetti.
Boric, bu tür zirvelerden sonra atılacak adımlara işaret ederken, Rusya ve Ukrayna’nın yakın zamanda Ukrayna’nın toprak bütünlüğü, uluslararası hukuk ve insan haklarına bağlı kalınması temelinde bir diyalog kurmasını desteklediklerini söyledi.
ZİRVE ORTAK BİLDİRİNİN İMZALANMASIYLA SON BULDU
İsviçre’deki Ukrayna Barış Zirvesi, Bürgenstock Bildirisi ile son buldu.
Zirve, 90’dan fazla ülke ve kuruluşun katılımıyla gerçekleşirken, ortak bildiri 80 ülke ve 4 kuruluş tarafından onaylandı.
ÇEKİMSER KALAN ÜLKELER
Endonezya, Libya, Suudi Arabistan, Tayland, Hindistan, Meksika, Güney Afrika, Brezilya ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin de bulunduğu 16 ülke ve kuruluş çekimser kaldı.
BİLDİRİDE NELER VAR?
İsviçre Dışişleri Bakanlığı’ndan yazılı olarak yayımlanan bildiride, zirvenin, Şubat 2022’den bu yana devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı için kapsamlı, adil ve kalıcı bir barışa giden sürece ilişkin üst düzey diyaloğu geliştirmek amacıyla düzenlendiği bildiridi.
Bildiride, zirvenin, Ukrayna’nın Barış Formülü ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartı da dahil uluslararası hukuka uygun diğer barış önerileri temelinde gerçekleştirilen önceki tartışmalar üzerine inşa edildiği kaydedildi.

“Özellikle, herhangi bir devletin toprak bütünlüğüne veya siyasi bağımsızlığına, Ukrayna dahil tüm devletlerin uluslararası kabul görmüş sınırları içindeki egemenlik, bağımsızlık ve toprak bütünlüğü ilkelerine karşı tehdit veya güç kullanımından kaçınma konusundaki kararlılığımızı yeniden teyit ediyoruz.” ifadeleri kullanılan bildiride, kara suları dahil uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesinin uluslararası hukukun ilkeleri olduğu hatırlatıldı.
Nükleer enerjinin ve nükleer tesislerin her türlü kullanımı güvenli, emniyetli, korunaklı ve çevreye duyarlı olması gerektiğinin altı çizilen bildiride, Zaporijya Nükleer Santrali de dahil Ukrayna nükleer enerji santralleri ve tesislerinin, Ukrayna’nın tam egemenlik kontrolü altında, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ilkelerine uygun ve onun denetimi altında emniyetli bir şekilde çalışması gerektiği vurgulandı.
Bildiride, Ukrayna’ya karşı devam eden savaş bağlamında herhangi bir nükleer silah tehdidi veya kullanımın kabul edilemeyeceğinin altı çizdildi.
‘GIDA GÜVENLİĞİ SİLAH HALİNE GETİRİLMEMELİ’
Küresel gıda güvenliğinin, gıda ürünlerinin kesintisiz üretimine ve tedarikine bağlı olduğu hatırlatılan bildiride, “Bu hususta, serbest, tam ve güvenli ticari seyrüseferin yanı sıra Karadeniz ve Azak Denizi’ndeki deniz limanlarına erişim kritik öneme sahip. Limanlarda ve güzergah boyunca ticari gemilere, sivil limanlara ve sivil liman altyapısına yönelik saldırılar kabul edilemez. Gıda güvenliği hiçbir şekilde silah haline getirilmemeli. Ukrayna tarım ürünleri ilgili üçüncü ülkelere güvenli ve serbestçe sağlanmalı.” ifadeleri kullanıldı.
Tüm savaş esirlerinin takas yoluyla serbest bırakılması gerektiği kaydedilen bildiride, sınır dışı edilen ve hukuka aykırı olarak yerlerinden edilen tüm Ukraynalı çocuklar ve gözaltına alınan diğer tüm Ukraynalı sivillerinin Ukrayna’ya iade edilmesi gerektiği belirtildi.
Bildiride, barışa ulaşmanın tüm tarafların katılımını ve diyaloğunu gerektirdiğine işaret edilirken, “Bu nedenle, belirtilen alanlarda gelecekte tüm tarafların temsilcilerinin daha fazla katılımıyla somut adımlar atmaya karar verdik. Tüm ülkelerin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine saygı ilkelerini içeren BM Şartı, Ukrayna’da kapsamlı, adil ve kalıcı bir barışın sağlanmasında temel oluşturabilir ve hizmet edecektir.” ifadelerine yer verildi.
]]>
İSPANYA’NIN FİLİSTİN’İ DEVLET OLARAK TANIMASI
SORU: Türkiye ile İspanya arasındaki ticari ve kültürel bağlantılar iki ülke için, özellikle de Filistin hususunda ortaklaşa takındıkları tavırlar, bütün dünya ve insanlık için ne vadediyor, ne beklemeliyiz?
CEVAP: İsrail’in uluslararası hukuku hiçe sayan katliamları karşısında İspanya ile duygularımızın çekincelerimizin ve itirazlarımızın ortak olduğunu görmek sevindirici. Özelikle Filistin’in devlet olarak tanınması konusunda İspanya, zifiri karanlıkta insanlık gemisine yol gösteren bir deniz feneri olduğunu kanıtladı. Gerek insanlığın vicdanını harekete geçirici çağrıları gerekse cesur ve kararlı uygulamaları bunu perçinledi. Ancak insanlık gemisinin yoluna kazasız belasız devam edebilmesi için yeni deniz fenerlerine ihtiyaç var. Filistin meselesinde İspanya’yla aynı istikamete bakışımız şu bakımdan önem arz ediyor. İspanya malum bir Avrupa Birliği üyesi, Avrupa Birliği üyesi olmanın yanında aynı zamanda da NATO’da beraber olduğumuz bir ülke. İsrail’in uluslararası hukuku hiçe sayan tavrı karşısında Filistin’in haklı direnişine yüreğini koyması ve hemen ardından da Avrupa ülkelerinden bazı çözülmelerin başlaması açısından da çok büyük önem arz ediyor. Özellikle Filistin’in devlet olarak tanınması konusunda İspanya’nın tavrının İsrail’e öyle ya da böyle destek olan devletler arasından çözülmeleri beraberinde getireceği inancındayım. Nitekim Sanchez’le yaptığımız ayaküstü görüşmelerde de “bunun devamı gelecek” yaklaşımları oldu. İnsanlığın karşı karşıya olduğu Filistin sınavından geçmek için daha çok ülkenin bence İsrail’e cesurca “dur” demesi ve barışın yanında yer alması gerekir. Ama İspanya gibi ülkeler bu adımı atınca, inşallah barışın yanında yer alacak ülkelerin sayısı da artacaktır. Biz de İspanya da diğer dostlarımız da insanlığa barışı vadetmeye ve bunun için çabalarımızı artırmaya devam etmeliyiz.
GAZZE İÇİN ALINAN ATEŞKES KARARI
SORU: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Gazze ile ilgili aldığı ateşkes kararının hayata geçirilebilmesi, uygulanabilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz? Kısa zaman içerisinde bir ateşkes sağlanabilecek mi? Bir de Filistin devletinin tanıması konusunda yeni bir ivme başladı mı? Bu ivme bir sonuç verir mi sizce? İhtimali nasıl görüyorsunuz?
CEVAP: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bugüne kadar attığı adımlara dikkat ederseniz Amerika Birleşik Devletleri her zaman kesişim noktası olmuştur. Burada da büyük ihtimalle yine öyle olacak. Aslında bizim “dünya beşten büyüktür” tezimizin işaret ettiği nokta da burası. Çünkü İsrail aleyhinde alınması gereken kararlar söz konusu olduğunda Amerika, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni bloke ediyor. Şu anda alınan ateşkes kararında da benim endişem yine bir şekilde Konsey’i bloke edeceği şeklinde. Fakat öyle de olsa, böyle de olsa, bizim için en önemli adım Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden öte, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan çıkan kararlardır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan çıkan olumlu kararlarda 150’ye yakın ülke ne yaptı? Bizim düşündüğümüz gibi düşündüler ve Filistin’in yanında yer aldılar. Bunları daha ileri taşımamız lazım. Bunu başardığımız takdirde bu yaklaşım zaman içerisinde inşallah Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni de belli bir noktaya çekecektir. Aslında mevcut durum Birleşmiş Milletler için de bir fırsattır. BM yapılanması başta İsrail olmak üzere bazı hukuk tanımaz ülkelerin yerle yeksan ettiği itibarını yeniden kazanmak istiyorsa, bu fırsatı çok iyi değerlendirmesi gerekir. İsrail’in durdurulması sadece Gazze’de huzuru sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda BM sistemine, uluslararası hukuka, insan haklarına karşı gerçekleştirilen İsrail saldırılarını da bastıracak. Bu sorumluluk öncelikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyelerinin omuzlarındadır. Birleşmiş Milletler’in sonunun Milletler Cemiyeti gibi olmasını istemiyorsak, bunu sağlamak mecburiyetindeyiz. Her zaman söylediğimiz gibi, bölgede nihai barışın yolu iki devletli çözümden geçer. Bu formül beraberinde kalıcı çözümü getirir. Güvenlik Konseyi üyelerinin Filistin’i devlet olarak tanıması bölgede iklimi değiştirebilir.
BIDEN’IN SUNDUĞU ATEŞKES PLANI
SORU: ABD Başkanı Joe Biden’in bizzat açıkladığı üç aşamalı bir ateşkes planı var. Fakat daha öncesinde de İsrail’in bu ateşkes çabalarını defalarca sabote ettiğini biliyoruz. Mesela Joe Biden yine Ramazan ayı öncesi bir ateşkes olacağını açıklamıştı ama olmamıştı. İsrail buna uymamıştı. Bu defa ümit var olmak için bu zemini müsait görüyor musunuz? Yani bu defa Joe Biden’in bizzat açıkladığı bu üç aşamalı ateşkes planına İsrail uyar mı sizce? Ümitli misiniz?
CEVAP: Kabataslak baktığımız zaman bu açıklamadan memnuniyet duyuyoruz. Ama bu BMGK’nın beş daimi üyesini Filistin’in yanına çekmeye yetmiyor. Buraya özellikle bakmamız lazım. Ben, inanıyorum ki, Amerika Birleşik Devletleri de İsrail’in artan şımarıklığından rahatsız. Bu rahatsızlığı Amerikan yönetimi açık açık dile getirmese de Amerikan üniversitelerinden, sokaklarından, öğrencilerinden, rektörlerden yükselen sesler, burada artık belli bir dönüşümün başladığını gösteriyor. Bu da İsrail’i ciddi manada rahatsız ediyor. Artık şundan herkes emin ki bu kervan böyle yürümez. İnşallah Amerika’da yaklaşan son seçimlerle birlikte hava çok daha farklı gelişebilir. Biden’in bu açıklamasından sonra bizim yaptığımız açıklamalar var. Dünyada birçok ülkenin bu konuda yaptığı açıklamalar var. İnşallah isabetli adımları hep beraber atarız ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden bu konuyla ilgili çıkacak kararlar bundan böyle çok daha farklı istikamette gelişir. Sayın Biden’dan bu planın bir seçim yatırımı değil, gerçekten ve samimi olarak Filistin’deki katliamları sonlandırmak için atılmış bir adım olduğunu ispat etmesi doğal olarak beklenir. Güvenlik Konseyi kararı bir adımdır, ancak yeterli değildir. Kağıt üstündeki bir çok kararın İsrail tarafından nasıl yok sayıldığını hepimiz biliyoruz. Sayın Biden da artık bir samimiyet testinden geçmektedir.
EUROFIGHTER NE ZAMAN ALINACAK?
SORU: Bu ziyaretinizde Eurofighter meselesi gündeme geldi mi? Almanya’nın bir blokajı var bunu aşmak mümkün olacak mı?
CEVAP: Bu konuyu Sayın Sanchez’le görüştük. İspanya’nın biliyorsunuz eğitim uçakları önemli. Bu eğitim uçaklarından bize verebilme şansları veya kabiliyetleri var. Ama Almanya’yla temas noktasında bu konuda bize yardımcı olma durumunu kendilerine söyledim. Eurofighter’la ilgili böyle bir görüşme yapabileceğini ifade etti. Ama hepsinden öte bizim için şu anda Eurofighter önemli. Bu konuda Almanya’da artık yumuşadı. İlgili bakanlarımız muhataplarıyla gerekli görüşmeleri yapıyorlar, yapacaklar. Bizim temel yaklaşımımız bellidir: ihtiyaçlarımızı öncelikle NATO müttefiklerimizden karşılamak isteriz. Fakat sürecin sonunda olumsuz bir sonuç elde edilirse alternatifsiz de değiliz. KAAN’ımız artık kanatlandı. İlerleyen dönemlerde seri üretimin başlaması ve envantere giriş sürecinin tamamlanması sonrası bu konuda sıkıntımız da kalmayacak. Bir dönem benzer süreci insansız hava araçlarında da yaşamıştık. O zaman da müttefiklerimizden bunları alamamıştık. Sonra ne oldu, insansız hava araçlarımızı en yüksek kalitede ürettik. Şimdi birçok ülke bunları alabilmek için Türkiye’nin kapısını çalar hale geldi.
AP SEÇİMLERİ VE TÜRKİYE’NİN AB ÜYELİĞİ
SORU: Avrupa’da aşırı sağ ve ırkçı partilerin yükselişini birkaç yıldır gözlemliyoruz. Son olarak Avrupa Parlamentosu seçimlerinde birçok ülkede sandıkta ciddi bir güç elde ettiler. Bu durum Türkiye- Avrupa Birliği ilişkilerini nasıl etkileyecek, Türkiye oluşan bu yeni durumla ilgili yeni bir strateji belirleyecek mi?
CEVAP: Şu anda özellikle bizim Avrupa Birliği üyesi ülkelerle atacağımız adımlarda ibre bizden yana dersem abartmış olmam. Bu konuyla ilgili olarak da şu anda Avrupa Birliği’nden Avrupa Parlamentosu seçimlerine katılan partilerin çoğu Türkiye’nin ne denli haklı olduğunu kabul ediyor. Mesela onlardan biri İspanya Başbakanı Sanchez. Türkiye’nin duruşunu takdirle karşıladığını bizlere ifade etti. Almanya Başbakanı Olaf Scholz da bu noktada olumlu duruş sergiliyor. O da Türkiye’ye bakışı lehte olanlardan. Biz işimize bakacağız. Bu süreçte Türkiye’nin gerek Almanya’da gerek İngiltere’de gerek Fransa’da yakaladığı şanslar var. Biz bu şanslarımızı da güçlü durarak denemeye devam edeceğiz. Bizler uzun zamandan beri, yaklaşan tehlikeyi işaret ediyorduk. Özellikle Avrupa’da yükselen ırkçılığın bir tehlike olduğunu, buna imkan verilmemesi gerektiğini muhataplarımıza anlattık.
Sokaklarını, meydanlarını insanların kutsallarına hakarete, yabancı karşıtlığına açan, onların sırtlarını işlerine geldiği için sıvazlayan ülkeler, şimdi görmezden geldikleri gerçekle yüzleşti. Sık sık söylediğimiz bumerang etkisi işte tam olarak budur. Avrupa’nın “zararın neresinden dönersek kardır” anlayışıyla hareket etmesi ve gerçekçi tedbirleri hayata geçirmesi elzemdir. Yoksa bu ateş herkesi yakacak boyuta ulaşır. Terör konusunda da benzer bir tehlike söz konusudur. Testi kırılmadan Avrupa’ya çağrımızı tekrarlıyorum. Gelin terörün her türlüsü ile ayrım gözetmeksizin mücadele edelim. Gelin terör belasını birlikte gündemimizden nihai biçimde çıkartalım.
Video konferansa katılan Kacır, Türkiye’nin globalde 22. sıradan 14. sıraya yükseldiğini ve en fazla bilimsel yayın üreten ülke olduğunu söyledi.
Kacır, “Araştırmacılarımız 10 kat daha fazla uluslararası işbirliğine dahil oldu. Türkiye’yi kaynak alan yayın sayısı 0,69’dan 1,3’e yükselerek dünya ortalamasını aştı ve G20 ortalamasıyla eşitlendi” yorumunu yaptı.
Bilimsel araştırmalardaki ilerlemenin Türkiye’nin fikri mülkiyet kapasitesinde önemli gelişmelere yol açtığını belirten Kacır, şöyle devam etti:
“20 yıl önce patent başvurularında dünya çapında 39. sıradaydık. Bugün yerel patent başvurularında 12. sıradayız. 2002 yılında yılda sadece 414 yerli patent başvurusu vardı. Geçen yıl biz 8 bin 663 yerli patent başvurusu aldık. Tasarım başvurularında da dünya ikincisiyiz.
Bilimsel araştırmaların ülkelerimizin kalkınmasına katkıda bulunmasını sağlamak için, sıfırdan bir AR-GE ve inovasyon ekosistemi kurduk. Son 20 yılda AR-GE harcamalarımızı 10 kat artırdık; 1,2 milyar dolardan 12 milyar dolara yükseldi. 47 OECD üyesi ülke ve gözlemci arasında ikinci sıradayız. En çok AR-GE harcamalarını artırıyoruz. AR-GE iş gücümüzün 29 binden 272 bine çıkmasıyla, OECD ülkeleri arasında AR-GE personelinin en fazla arttığı ülke olduk.
Bugün ülkemizde 102 teknoparkta faaliyet gösteren 10 bin 500’den fazla teknoloji firması ve 1600’ün üzerinde AR-GE ve tasarım merkezi mevcut. Bu ekosistem sayesinde yüksek teknoloji sektörleri endüstriyel anlamda olumlu şekilde öne çıkıyor. İhracat hacmimiz 36 milyar dolardan 260 milyar dolara çıktı 20 yıl içinde, özellikle imalat sanayimiz ihracat için itici güç. Güneş enerjisinden çeşitli ürünlerde Avrupa’nın lider üreticisiyiz. Önemli teknolojilerde söz sahibi bir ülke olmayı başardık. Havacılık, savunma ve enerji alanlarında önemli ilerlemeler kaydettik.”
Bakan Kacır, Türkiye’nin dinamik girişimcilerin yer aldığı canlı bir startup ekosistemine ev sahipliği yaptığına da dikkati çekti.
Türkiye’nin güçlü inovasyon ortamının 7 unicorn tarafından desteklendiğini belirten Kacır, son 4 yılda Türkiye’den çıkanlara Turcornlar adı verildiğinin altını çizdi.
Kacır, şunlara vurgu yaptı:
“Girişimcilik çabalarıyla Türkiye bölgesel lider olarak ortaya çıkmıştır. Türkiye’de 2030 yılına kadar 100 Turcorn ve 100 bin teknoloji girişimi ortaya çıkacak. 5G teknolojileri, otonom mobilite sistemleri, pil ve çip teknolojileri, güneş panelleri, rüzgar türbinleri, biyoteknolojik ilaçlar, yeni nesil uydular, ve hızlı trenlere kadar önemli ilerlemeler kaydedeceğiz.”
“TÜRKİYE TEKNOLOJİ GELİŞTİRMEK İÇİN KÜRESEL BİR MERKEZ”
Bakan Kacır, bilgiye dayalı dijital ekonomiyi genişletmeyi ve Türkiye’nin gücünü daha güçlendirmeyi hedeflediklerinin altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ülkemizde yeşil ve dijital dönüşümü hızlandıracağız. Türkiye teknoloji geliştirmek için küresel bir merkez. Bu hedeflere ulaşma yolunda küresel çapta zorluklarla karşılaşacağımızı kabul ediyoruz. İklim değişikliği, doğal afetler, gıda, su, enerji ve ham madde krizleri, jeopolitik gerilimler, uluslararası eşitsizlikler ve ticarette korumacılık ve teknoloji, kararlılıkla ele almamız gereken yeni sorunları beraberinde getiriyor. Avrupa araştırma alanının vazgeçilmez bir bileşeni olan Türkiye, Ufuk 2020 Programı’na katılan 16 ülke arasında 4. sırada yer alıyor.
Amacımız Ufuk Avrupa’da daha da büyük başarılar elde etmektir. Ufuk Avrupa Programı’nın ilk 3 yılına ilişkin sonuçlar, Türkiye’nin güçlü ve olumlu eğiliminin devam ettiğini gösterdi. 2021’den bu yana 527 proje, 877 Türk araştırmacı ve yenilikçi firmanın yer aldığı projelerde 258 milyon avro hibe desteği alındı.
Türkiye, 1985 yılındaki kuruluşundan bu yana Eureka ağının aktif bir katılımcısı olmuş ve bu olağanüstü platformu tanımlayan kolektif bilgeliğe ve yenilikçiliğe katkıda bulunmakta ve bunlardan yararlanıyor. Türkiye, son yıllardaki aktif tavrıyla Eureka’nın başarılı aktörleri arasında yer alıyor. 2023 yılında 276 Türk kuruluşu farklı Eureka programları kapsamında finansman başvurusunda bulundu. Yaklaşık 125 milyon avroluk kamu-özel yatırımı çeken, finansman için onaylanan 37 projeye 116 kuruluş katılıyor.”
Kacır, Türkiye, proaktif yaklaşımı ve Eureka’ya katılımının yanı sıra, sürekli olarak sorumluluk üstlenme isteğini de ortaya koyduğunu söyledi.
Brezilya’nın Eureka’ya katılmasından mutluluk duyduklarını belirten Kacır, “Tüm ulusları, kuruluşları ve yenilikçileri bu yolculukta uzmanlıklarını paylaşmak ve sürdürülebilir ve müreffeh bir toplum inşa etmek ve işbirliği yapmak için Eureka’ya katılmaya davet ediyoruz.” diye konuştu.
Konuşmasının sonunda İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına da değinen Bakan Kacır, “Orada bebeklerin, çocukların, masum insanların hayatını kaybetmesine bir an önce son verilmeli.” açıklamasında bulundu.
“MOSKOVA KENDİNİ BATIYA KAPATMIYOR”
Batılı ülkelerin adil olmayan politikalar yürüttüğünü savunan Lavrov, “Ancak ne yazık ki kolektif Batı’nın özellikle ekonomi, finans, ticaret ve daha pek çok alanda aldığı kararlar BM Şartı’nın temel ilkelerine giderek daha fazla uymamaktadır. BM Güvenlik Konseyi de dahil olmak üzere çok taraflı kurumlar sisteminde reform yapılması, küresel ekonominin pandemi sonrası toparlanması ve BM Genel Kurulu tarafından onaylanan sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşılması konularında büyük ölçüde benzer yaklaşımlara sahibiz” şeklinde konuştu.
Batılı ülkelere mesaj veren Lavrov, “Rusya, Çin veya Kuzey Kore ile herhangi bir ittifakın parçası değildir ancak Batılı ülkelerin ‘nükleer kozu oynama’ girişimlerini görüyor ve bunlara karşı çıkıyor. Moskova kendisini Batı’ya karşı kapatmıyor ancak oradakilerin bu davranışlarıyla çatışmanın devam etmesinden başka bir sonuç çıkmayacağını anlamaları gerekiyor” dedi.
LAVROV, FİDAN’LA İKİLİ İLİŞKİLERİ GÖRÜŞTÜ
Oturumdan önce Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan görüşme gerçekleştirdi. Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, bakanların iki ülke arasındaki siyasi, ticari ve ekonomik iş birliğini görüştüğü belirtildi. Rus tarafı mevcut sorunların çözümü, bağların daha da genişletilmesi ve gelecek vaat eden etkileşim alanlarının bulunması amacıyla temasların sürdürülmesi ihtiyacına dikkat çekti.
Orta Doğu ve Kafkasya’daki durumun yanı sıra bazı uluslararası platformlar da dahil olmak üzere uluslararası gündemin ana konularının ele alındığı toplantıda, Lavrov’un Fidan’ı Rusya’nın BRICS dönem başkanlığının öncelikleri hakkında bilgilendirdiği ifade edildi. Toplantıda ayrıca Rusya’nın Ukrayna ihtilafı etrafındaki duruma ilişkin ilkesel değerlendirmesi de ele alındı.
İSRAİL’İN FİLİSTİN SALDIRILARINA KINAMA
BRICS Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın ardından yayınlanan ortak bildiride ise İsrail’in Filistin saldırıları kınandı. Yapılan açıklamada, “Bakanlar, ilgili BM Genel Kurulu kararlarının ve BMGK’nin 2720 sayılı kararının uygulanması ve Gazze Şeridi’ndeki Filistinli sivil nüfusa doğrudan güvenli ve engelsiz şekilde insani yardımın derhal ulaştırılması çağrısında bulundu. Bakanlar, İsrail’in Refah’taki askeri operasyonunu ve bunun sivil yaşamı doğrudan etkileyen sonuçlarını, özellikle de buradaki Filistinli sivillerin yoğunluğu ve Filistin’den Refah geçişinin askıya alınmasının yol açtığı insani felaketi göz önünde bulundurarak kınadı. Ayrıca Filistin halkını topraklarından zorla çıkarmayı, sınır dışı etmeyi veya başka bir yere göndermeyi amaçlayan her türlü girişimi reddettiklerini yineledi” denildi.
Artan gerilimin Orta Doğu bölgesinin geri kalanına yayılma tehlikesi konusunda uyarı yapılan bildiride, “Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı dava çerçevesinde Uluslararası Adalet Divanı’nın geçici tedbirler aldığına dikkat çektiler. Bakanlar, İsrail’in uluslararası hukuku, Şartı, BM kararlarını ve mahkeme kararlarını bariz bir şekilde göz ardı etmesi konusunda ciddi endişelerini dile getirdiler. Ortak bildiride BRICS ülkelerinin Ukrayna sorununun çözümüne dair arabuluculuk tekliflerinin memnuniyetle karşılandığı da belirtilirken bugün gerçekleşen BRICS+ Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın oturumunda ise devletler arası eşit ve dengeli kalkınma politikası üzerinde duruldu” ifadesi kullanıldı.
Üye ülkelerin hükümetleri ve özel sektörüyle çalışarak ekonomik kalkınmayı desteklemeyi hedeflediklerini ifade eden Jin, 2016’dan bu yana 38 ülkede, toplam tutarı 52 milyar dolar olan 270’den fazla projeyi onayladıklarını söyledi.
Jin, Türkiye’nin, bankanın önemli üyelerinden biri olduğunu ve finansman imkanından en fazla yararlanan üçüncü ülke konumunda bulunduğunu bildirdi.

Devlet ve özel sektörün birlikte çabasıyla ülke ekonomisine sağlanacak faydanın artacağını vurgulayan Jin, “Her iki tarafın çabalarıyla ülkenizde daha fazlasını yapabiliriz. Ülkenin ihtiyaçları göz önüne alındığında 4,5 milyar dolar çok az bir rakam ancak biz bunu ikiye katlamak ve daha fazla projeye katkı sağlamak istiyoruz.” diye konuştu.
“ÇOK YILLI FİNANSMAN PROGRAMI DA OLUŞTURUYORUZ”
Jin, Türkiye için 4,5 milyar dolarlık krediyi onayladıklarını anımsatarak, şöyle devam etti:
“Aynı zamanda çok yıllı finansman programı da oluşturuyoruz. Gelecek birkaç yıl içinde Türkiye’ye yönelik kredi programını ikiye katlamak istiyoruz. İhtiyaç ve bir talep var. 2024 yılı için çok iyi gidiyoruz. İnanıyoruz ki gelecek dönemde 8-10 milyar dolar veya biraz daha fazlasına ulaşabiliriz.”
Türkiye ekonomisini yakından takip ettiğini belirten Jin, şu değerlendirmede bulundu:
“Ülke ekonomisinin yönetiminde önemli bir gelişme görülüyor. Mevcut durum şu an oldukça istikrarlı ve büyüme potansiyeli çok umut verici. Türkiye ile kamuda, özel sektörde partner olmaktan çok mutluyuz. Birlikte çalışarak bir fark yaratabileceğimize inanıyorum.”

“DEPREM SONRASI ACİL FİNANSMAN DESTEĞİ SAĞLANDI”
Jin, “asrın felaketi” olarak nitelendirilen Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası acil finansman desteği sağladıklarını hatırlatarak, büyük doğal afetlerden sonra yeniden yapılanmanın uzun bir süreç olduğunu anlattı.
Deprem bölgesine sağlanan finansmanın iki aşamadan oluştuğunu belirten Jin, “300 milyon dolar finansman verildi. Bunun 200 milyon doları yol ve otoban gibi yıkılan altyapının onarılması için kullanılacak. Kalan 100 milyon dolar ise yerel banka aracılığıyla farklı projelere ulaştırılacak.” dedi.
Jin, bankanın ilave finansman sağlamak konusunda açık olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Doğrudan veya dolaylı olarak destek olabiliriz. Finansmanın bir kısmı doğrudan deprem sonrası altyapının yeniden inşası için kullanılabliir. Ayrıca, dolaylı olarak başka projeler de gerçekleştirilebilir. Biz hazırız. Hükümetin almak ve bizi de dahil etmek istediği her türlü girişimi desteklemeye hazırız.”

SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMADA ENERJİ PROJELERİNİN ROLÜ
Jin, finansman sağlanan projelerin ülkelerin sıfır emisyon hedefleriyle uyumlu olduğuna işaret ederek, “Türkiye için de yenilenebilir enerji, enerji temini ve iletimi konularına büyük önem veriyoruz. Net sıfır emisyona geçişin sağlanması için hükümetle birlikte çalışmanın önemli olduğuna inanıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Ekonomik büyümenin artan enerji ihtiyacını da beraberinde getirdiğini belirten Jin, artan talebi karşılarken aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında emisyonları düşürmeye yönelik adım atılması gerektiğini söyledi.
Jin, yenilenebilir enerji projelerine yatırım yapılması gerektiğine dikkati çekerek, “Enerji üretimi tek başına yeterli değildir iletim konusu da önemlidir. Eğer çok iyi ve son teknolojiye sahip bir iletim sisteminiz varsa sistemden kaynaklı kayıplar çok düşük olur.” ifadelerini kullandı.
]]>
‘AVRUPA’NIN TÜRKİYE’YE İHTİYACI VAR’
AB-Türkiye ilişkileriyle ilgili gazetecilerin sorularını yanıtlayan Stano, AB’nin Türkiye’nin öneminin farkında olduğunu ifade etti.
“Türkiye’nin Avrupa’ya ihtiyacı var, Avrupa’nın da Türkiye’ye ihtiyacı var. Çünkü birlikte daha güçlüyüz.” diyen Stano, ancak AB’nin yaklaşımının prensip ve değerler çerçevesinde olduğunu ve bunlar olmazsa ilerlenemeyeceğini söyledi.
‘TÜRKİYE SADECE KENDİSİ VE BÖLGE İÇİN DEĞİL AB İÇİN DE ÖNEMLİ BİR ÜLKE’
Stano, üyelik müzakerelerinin donmuş durumda olmasıyla ilgili, “Hiçbir yere varamadığımızı görmek benim de yüreğimi acıtıyor çünkü Türkiye sadece kendisi için değil, sadece bölge için değil, AB için de önemli bir ülke.” diye konuştu.

‘TÜRKİYE’NİN KOMŞUSU OLMAK BİR AYRICALIKTIR’
Gazetecilerin, AB tarafından Türkiye’nin son dönemde “aday ülke”den çok “komşu ülke” muamelesi yapıldığıyla ilgili sorusu üzerine Stano, “Türkiye’ye komşu ülke muamelesi yapmakta yanlış bir şey görmüyorum. Yani Türkiye’nin komşusu olmak bir ayrıcalıktır, AB’nin komşusu olmak da bir ayrıcalıktır.” değerlendirmesini yaptı.
Stano, şöyle devam etti:
“Harika ilişkilerimiz olan ve AB’ye girmeyi düşünmeyen ülkeler var. Yani modeller var ve bu bizim iş birliğimizi geliştirmemize engel değil. O halde mevcut şartlarda elimizden geleni yapalım. Yani harika ilişkilerimiz olan ve AB’ye girmeyi düşünmeyen ülkeler var. Yani modeller var ve bu bizim iş birliğimizi geliştirmemize engel değil.”
Katılım müzakerelerinin yeniden başlatılmasıyla ilgili Stano, “Bu tüm üye devletleri ikna etme becerisiyle de ilgili çünkü ancak 27 üye ülke ‘evet’ dediğinde çözülebilir.” dedi.
AB, TÜRKİYE’YE VİZE SERBESTİSİ VERECEK Mİ?
Stano gazetecilerin Türk vatandaşlarına vize zorluğuyla ilgili sorusuna, Şengen vizelerinin tamamen üye ülkelerin yetki alanında olduğu yanıtını verdi.

Bunun Brüksel’den “empoze edilemeyeceğini” söyleyen Stano, “Üye ülkeler arasında Türkiye ile vize serbestisi konusunda ilerlemeye yönelik bir anlaşmanın olmaması, bazı üye ülkelerin muhtemelen bu alanda sorunlar gördüğü gerçeğinin bir yansımasıdır.” değerlendirmesinde bulundu.
‘KIBRIS MESELESİ BİR ENGEL OLUŞTURUYOR’
Stano, AB’nin Türkiye ile iş birliği yapmak istediğini ancak bunun ilkeler çerçevesinde olması gerektiğini kaydederek Kıbrıs meselesinin bir engel oluşturduğunu söyledi, “AB’nin bir üyesini tanımamazlık edemezsiniz.” ifadesini kullandı.
AB ÜYELİĞİ İÇİN RUSYA DAYATMASI
Stano, yaptırımlar konusunda Türkiye ile AB ilişkilerinin çok yönlü olduğuna işaret ederek, “Eğer Türkiye (Rusya’ya yönelik) AB yaptırımlarına uyarsa ve aynı yaptırımları uygulamaya koyarsa bu, elbette oyunu değiştirir.” dedi.

Türkiye’nin AB yaptırımlarını uygulamasının Rusya’yı çok olumsuz etkileyeceğini belirten Stano, “Yaptırımların uygulanması AB tarafında çok fazla iyi niyet ve güven yaratacaktır. Bu Türkiye’nin adaylığını gerçekten samimi ve açık bir şekilde ifade ettiğinin nihai kanıtı olabilir.” ifadesini kullandı.
Stano, Türkiye’nin aday ülke taahhüdünü kanıtlamasının kolay ve hızlı yollarından birisinin AB’nin dış politikasına, kararlarına ve eylemlerine uyum sağlaması olabileceğini savundu.

Sözcü Stano, Türkiye’nin yaptırımlara uyum sağlamasa bile yaptırımların etkisizleştirilmesine izin vermemesi gerektiğini belirterek Türk yetkililerin yaptırımların çevresinden dolaşılmasıyla mücadele ettiğini sözlerine ekledi.
]]>Toplantıda terörle mücadele operasyonlarındaki son duruma ilişkin bilgi alan Bakan Yaşar Güler yapılacak çalışmalara ilişkin talimatlar verdi.

TERÖR KORİDORU KURULMASINA ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ
Terörle mücadelede hudut güvenliğinde yurt içi ve dışında icra edilen faaliyetlerde kazanılan istikrarlı başarı ve kalıcı etkinliğin çıtasını gün geçtikte daha üst noktalara taşımakta olduğunu vurgulayan Güler, “Bununla birlikte terör örgütünün Suriye uzantılarının, Arap nüfusun yoğun olduğu bölgelerde sözde yerel seçim yapma gayretleri dikkat çekmektedir. Konu terör örgütünün DEAŞ ile mücadelesi olarak servis edilmekte ve uluslararası kamuoyu yanıltılmaktadır. Ancak mesele DEAŞ ile mücadele değil, doğrudan ülkemizi ve bölgemizi hedef alan sinsi bir planın adım adım uygulanmaya çalışılmasıdır. Tarih başta Suriye olmak üzere etki alanımızdaki coğrafyalarda kalıcı çözümlerin ancak Türkiye’nin bakış açısını dikkate alan yaklaşımlarla sağlanabileceğini tüm dünyaya göstermiştir. Bu kapsamda terör örgütü tarafından bölgesel gerçekliklerle bağdaşmayan yapay terör devleti kurulmasının bir aşaması olarak görülen bu sözde seçim çalışmalarını kesinlikle reddediyoruz” diye konuştu.

“Türk Silahlı Kuvvetleri güney sınırlarının hemen ötesinde bölücü örgütün bir terör koridoru kurmasına asla müsaade etmeyeceğine dikkat çeken Güler, “Son dönemde elde ettiğimiz önemli tespitler, operasyonlarımız sayesinde terör örgütünü yurt içinde olduğu gibi Avrupa’dan da katılımların ciddi oranda azaldığı, yurt içinde gençler arasında örgütlenemediği, gelirlerinin ciddi oranda düştüğü ve sözde lider kadrolara itibar edilmediği, PKK/KCK’nın sözde yürütme konseyinin kararlarına ve konuşmalarına sıkça yansıyan hususlar olmuştur. Bu durum terör örgütünün Türk adaletine teslim olmaktan başka seçeneği olmadığını anlamaya başladığının da en önemli işaretidir” ifadelerini kullandı.
EFES TATBİKATI REKOR SAYIDA KATILIMLA İCRA EDİLDİ
Operasyonel faaliyetler ile birlikte Türk Silahlı Kuvvetleri olarak gücümüzü her daim diri tutmak için eğitim-öğretim ve tatbikat faaliyetlerini de aralıksız sürdürdüklerini belirten Güler, “Bu kapsamda en büyük birleşik-müşterek tatbikatımız olan EFES-2024 rekor sayıda kardeş, dost ve müttefik ülkelerin katılımıyla icra edilmiştir. Silahlı Kuvvetlerimizin üstün ve caydırıcı nitelikleriyle, müttefiklerimizle uyumlu hareket kabiliyeti üstün bir başarıyla sergilenmiştir. Cumhurbaşkanımızın teşrifleriyle onurlandırdığı tatbikat, klasik tatbikat anlayışının ötesinde çok boyutlu ve karmaşık hale gelen günümüz güvenlik ortamını tatbikat senaryolarına yansıtarak güncel olaylara, küresel ve bölgesel alanda meydana gelebilecek kriz senaryolarına cevap verebilecek profesyonel bir anlayışla gerçekleştirilmiştir. EFES-2024’e 45 ülke ve yaklaşık 11 bin personelin katılım sağlaması da dost ve müttefik ülkelerin bizimle askerî iş birliğini artırmaya verdiği önemin de bir işaretidir. Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettikleri gibi ‘ayet barış istiyorsan, hazır ol cenge’ düsturuyla askeri imkân ve kabiliyetlerimizi güçlendirmeye devam edeceğiz. Bu vesileyle başta Genelkurmay Başkanımız olmak üzere tatbikatın müştereklik anlayışı içerisinde gerçekçi, etkili ve başarıyla etkisini sağlayan Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlarımız ile sıralı tüm komutanlarımıza ve çok değerli personelimize, tatbikatın fiilî safhasına katılan Jandarma Genel Komutanlığımıza, Sahil Güvenlik Komutanlığımıza, tatbikata katılan diğer sivil kamu kurumlarımız ile yerli savunma sanayii ürünlerimizi başarıyla sergileyen, tanıtan savunma sanayii firmalarımıza, gerek fiili olarak gerekse de gözlemci statüsüyle tatbikata iştirak eden dost ve kardeş ülkelerin tüm personeline bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum” şeklinde konuştu.

Muharebe alanlarında gerekse tatbikat alanlarında gösterilen başarı ve bu başarı sayesinde ulaşılan seviye dosta güven düşmana korku verdiğini aktaran Güler şu ifadeleri kullandı:
“Sizleri takdir ediyor yürekten tebrik ediyorum. Bu vesileyle 16-19 Haziran tarihlerinde icra edeceğimiz Kurban Bayramınızı şimdiden kutluyor, sevdiklerinizle nice bayramlar geçirmenizi temenni ediyorum. Ayrıca yaz dönemi personel atamalarının ülkemiz, bakanlığımız, personel ve aileleri için hayırlı olmasını, yeni görev yerlerinin tüm arkadaşlarıma sağlık, huzur ve başarı getirmesini diliyor, tüm silah ve mesai arkadaşlarıma görevlerinde başarılar temenni ediyor, gözlerinizden öpüyorum. Yolunuz, bahtınız açık olsun.”
]]>AA muhabiri, 27 AB ülkesinde düzenlenen seçimlerle ilgili merak edilen konuları 10 soruda derledi.
1- AP NEDİR, GÖREVİ NELERDİR?
AB kurumları arasında üyeleri doğrudan halk tarafından seçilen tek organdır. Seçimleri 5 yılda bir yapılır. “Avrupa vatandaşı” sayılan AB üyesi ülkelerin vatandaşları, bu seçimlerde oy kullanarak parlamento üyelerini seçer. AP’nin üyeleri, “milletvekili” olarak adlandırılır. Parlamento Genel Kurulu, Fransa’nın Strazburg kentinde toplanır. Parlamentonun siyasi grupları ve komiteleri Brüksel’de toplanır, sekretaryası ise Lüksemburg’dadır. Parlamentoda siyasi görüşlere göre oluşturulan “siyasi gruplar” bulunur. AP, AB Konseyi ile yasama yetkisini paylaşır. Ayrıca AB’nin çok yıllı ve yıllık bütçesini, uluslararası anlaşmalarını ve genişleme gibi önemli kararlarını onaylar. AB Komisyonu Başkanı ve Komisyon üyelerinin göreve başlamaları için onay verir. AB Komisyonu başta olmak üzere diğer AB kurum ve organlarını denetler.

2. MEVCUT AP’DE KAÇ SİYASI GRUP VAR?
AP’de büyükten küçüğe 177 sandalyeli Avrupa Halk Partisi (EPP), 139 sandalyeli Sosyalistler ve Demokratlar (S&D), 102 sandalyeli Avrupa’yı Yenile (Renew Europe), 72 sandalyeli Yeşiller/Avrupa Özgür İttifakı, 68 sandalyeli Avrupa Muhafazakarları ve Reformistleri (ECR), 59 sandalyeli Kimlik ve Demokrasi (ID), 37 sandalyeli Avrupa Solu ve 50 bağımsız milletvekili bulunuyor.
3. SIYASİ GRUPLAR NEYE GÖRE OLUŞTURULUYOR?
Üye ülkelerden siyasi partilerin AP’ye gönderebildikleri milletvekilleri, Avrupa çapında kendileriyle benzer düşüncelere sahip mevkidaşlarıyla koalisyonlar kuruyor. Bunlara “siyasi grup” adı veriliyor.
Parlamentodaki her grubun, 7 AB ülkesinden en az 23 milletvekilini içermesi gerekiyor.
Halihazırda AP’de EPP isimli siyasi grup merkez sağcı partileri, S&D merkez sol eğilimli siyasi partileri, Avrupa’yı Yenile liberalleri, Yeşiller/Avrupa Özgür İttifakı iklim, çevre ve göçmen haklarını önceleyen siyasi partileri, ECR muhafazakarları, ID aşırı sağcı siyasi partileri ve Avrupa Solu sol eğilimli siyasi partileri bir araya getiriyor.
4. AP SEÇIMLERİ İÇİN OY KULLANMA SÜRECİ NASIL?
Seçim, AB çapında 4 gün sürüyor.
27 ülke, 6-9 Haziran olarak belirlenen günlerde kendi takvimlerini belirledi.
6 Haziran’da Hollanda’da başlayan seçim, 7 Haziran’da İrlanda, Çekya ve Estonya’da yapıldı.
Bugün ise İtalya, Malta, Slovakya ve Letonya sandık başında.
En hareketli gün, 21 ülke seçmeninin sandık başında olacağı yarın yaşanacak. Oy verme işleminin sürdüğü Estonya ve İtalya’ya 19 ülkenin eklenmesiyle 9 Haziran’da AB’nin toplam 21 üyesinde birden seçim yapılacak.
Almanya, Fransa, İspanya, Polonya, Romanya, Belçika, Portekiz, Yunanistan, Macaristan, Finlandiya, Avusturya, Bulgaristan, Danimarka, İsveç, Hırvatistan, Litvanya, Slovenya, Lüksemburg ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi sandığa gidecek.
5. KIMLER OY KULLANABİLİYOR?
Oy kullanmanın ilk şartı, 27 AB üyesinden birinin vatandaşlığına sahip olmak.
Yaş kriteri ise üye ülkeden ülkeye değişiyor.
AB genelinde 18 yaşından büyükler oy verebilirken bu sene ilk defa Almanya, Avusturya, Belçika, Malta’da 16, Yunanistan’da 17 yaşındakiler AB’nin geleceğinde söz sahibi olacak.
6. HANGI ÜLKE KAÇ MİLLETVEKİLİ ÇIKARACAK?
Her ülke, nüfusu oranında milletvekili çıkarıyor.
İngiltere’nin AB’den ayrılmasıyla 705 olan milletvekili sayısı 720’ye çıkarıldı.
Almanya 96, Fransa 81, İtalya 76, İspanya 61, Polonya 53, Romanya 33, Hollanda 31, Belçika 22, Portekiz, Yunanistan, Macaristan, İsveç ve Çekya 21’er, Avusturya 20, Bulgaristan 17, Slovakya, Danimarka ve Finlandiya 15’er, İrlanda 14, Hırvatistan 12, Litvanya 11, Letonya ve Slovenya 9’ar, Estonya 7, Malta, Lüksemburg ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi 6’şar milletvekili çıkaracak.
7. AVRUPA SEÇMENI YÜKSEK KATILIM GÖSTERİYOR MU?
1979’da düzenlenen ilk AP seçiminde seçmenlerin yüzde 61’i sandığa gitmişti. Ardından yapılacak seçimlerde katılım oranı düşerek 50-59 bandında seyretti.
Son seçimde AB seçmeninin yalnızca yüzde 50,66’sı sandığa gitmişti.
AP’nin “Eurobarometer” isimli seçim anketine göre bu sene halkın yüzde 60’ı oy kullanacağını belirtti.
8. SEÇMENLER, OYLARINI NEYE GÖRE VERECEK?
Kovid-19, Ukrayna’daki savaş ve ardından gelen enerji krizi, hayat pahalılığı, enflasyon gibi başlıkların seçmenlerin oyunda temel belirleyici olacağı tahmin ediliyor.
Avrupa kıtasında İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ilk defa yeniden ortaya çıkan savaş ve Rusya’dan yönelen tehdidin de kimi seçmenin kararında etkili olması bekleniyor.
Göçmen krizi, çevre ve iklim konuları da bir kısım seçmenin oyunu belirleyecek. Son aylarda İsrail’in Gazze’deki saldırıları karşısında AB’nin “İsrail yanlısı” ya da “çifte standart temelli” bir politika izlediğini düşünerek Avrupa başkentlerinde protestolar düzenleyen kesimin de oy kullanırken bu konuda hassasiyet gösteren partilere oy vermeyi tercih etmesi muhtemel.
9. SEÇİM SONUÇLARIYLA İLGİLİ BEKLENTİLER NELER?
Aşırı sağcı partilerin sandalye sayısını artırmasına kesin gözle bakılıyor.
Liberallerin ve yeşillerin oy kaybetmesi bekleniyor. Bu iki durum birleştiğinde Hristiyan demokratlar, muhafazakarlar ve aşırı sağdan oluşan koalisyonun ilk defa AP’de çoğunluğu elde etmesi ve AB politikasına yön verebileceği düşünülüyor.
10. SEÇİMDEN SONRA NE OLACAK?
9 Haziran akşamı tüm üye ülkelerdeki sandıkların kapanmasıyla resmi olmayan ilk sonuçlar elde edilecek.
10 Haziran itibarıyla bir yandan AP’ye milletvekili gönderen partiler koalisyon görüşmelerine girerek “AP’deki siyasi grupları” oluşturma sürecine, diğer yandan oluşacak siyasi partilerin AB Komisyonu başkanlığı için liste başı adayları da destek bulabilmek amacıyla müzakerelerine başlayacak.
İlk Genel Kurul toplantısı, 16 Temmuz’da yapılacak ve böylece yeni yasama dönemi başlamış olacak.
İlerleyen dönemde AB ülkelerinin liderleri ve AP milletvekillerinin ortaklaşa katıldığı süreçte AB Komisyonu Başkanı, ardından Komisyon üyeleri atanacak.
AB Konseyinin yeni başkanı, üye ülkelerin liderleri tarafından nitelikli çoğunlukla seçilecek ve 1 Aralık’ta görevine başlayacak.
Böylece AB’nin gelecek 5 yıllık yönetimi belirlenmiş olacak.
‘DÜNYADA SÖZ SAHİBİ KONUMA ULAŞACAĞIZ’
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlı tutumu ile sanayici ve yatırımcıların ülkeye güveniyle elde edilen başarıyı sivil alanlara taşıdıklarını söyleyen Bakan Kacır, “60 yıllık hayalimiz Togg’u yollara çıkardık. Dünyanın da büyük bir ilgi ve gıptayla izlediği bir başarı hikâyesini yazdık. Yeni nesil sanayi politikalarımızın bir ürünü olan Togg örneğinden sonra, Türkiye’nin güçlü potansiyelinin olduğu kritik ve yenilikçi teknoloji alanlarında üretim ve teknoloji geliştirme kabiliyetimizi adım adım güçlendireceğiz. Katma değerli ve nitelikli üretimin anahtarı haline gelen endüstriyel robot alanında lider teknoloji girişimleri çıkaracağız. Bu alanda teknoloji girişimleriyle, üretim altyapısıyla dünyada söz sahibi konuma ulaşacağız. Artık ileri robotik teknolojilerine yatırım yapan ülkeler, işgücü maliyetlerini azaltarak ve verimliliği artırarak daha yüksek ve katma değer odaklı ekonomik büyümeyi başarıyor. Yapay zeka, makine öğrenimi ve sensör teknolojileri gibi çeşitli alanlarda inovasyonu robotik yatırımları da, araştırma ve geliştirme kültürünü teşvik ederek, birçok endüstriye fayda sağlayabilecek atılımların önünü açıyor. Aynı zamanda bu yatırımlar, ülkelerin savunma sanayi başta olmak üzere birçok kritik teknolojide dışa bağımlılığını azaltmak için anahtar rol üstleniyor” diye konuştu.
‘ÜLKEMİZİN ROBOTİK TEKNOLOJİLER ALANINDAKİ YETKİNLİKLERİNE GÜÇ KATIYORUZ’
Endüstriyel robot teknolojilerinde yetkinlikleri daha ileriye taşımanın kritik öneme sahip olduğunu söyleyen Bakan Kacır, “Bu bilinçle, son 22 yılda yatırım teşvik sistemimizle endüstriyel robot imalatı alanında 5,5 milyar lira tutarında 72 yatırımın önünü açtık. Yüksek teknoloji alanlarında Ar-Ge den seri üretime uçtan uca destek sunan Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programıyla, robot teknolojileri ve otomasyon sistemleri alanlarında toplam 44 milyon dolar dolarlık 9 yatırımı destekliyoruz. TÜBİTAK burs ve destek programları kapsamında endüstriyel robot alanında 962 proje ve bin 613 bilim insanı ve gencimize 3,3 Milyar lira destek verdik. Robot teknolojilerinde 5 Ar-Ge merkezi ve teknoparklardaki 29 teknoloji girişimine 1,2 milyar liranın üzerinde destek sağladık. Türkiye’de ilk defa üretimi gerçekleştirilecek 8 eksenli tornalama merkezinden yeni nesil CNC modellerine kadar geniş bir yelpazede ülkemizin robotik teknolojiler alanındaki yetkinliklerine güç katıyoruz” ifadelerini kullandı. Konuşmanın ardından fabrikanın açılışı yapıldı.
Bakan Fidan, “Bugün D-8 ülkeleri Bangladeş, Mısır, Endonezya, İran, Malezya, Nijerya, Pakistan ve Türkiye olarak İstanbul’dan Filistin’e desteğimizi en güçlü şekilde duyuruyoruz. Hiçbir şüphemiz yok ki Gazze’deki bu katliamı gerçekleştirenler bir gün hesap verecekler. Filistin’in barışçıl geleceğinin yanında duranlar kazanacaklar” ifadelerini kullandı.
‘D-8 ÜLKELERİ OLARAK FİLİSTİN’İN YANINDAYIZ’
Gazze gündemi ile İstanbul’da bir araya gelinen toplantının açılışında konuşan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “İsrail’in savaşı giderek tırmandırma çabalarının karşısında bölgede kardeşlerimiz giderek tehdit altında yaşamaya devam ediyor. Şuanda Mısır sınırındaki olaylar, Lübnan’ın hedef alınması ve Suriye’deki İran konsolosluğuna yapılan saldırılar hep bu bölgesel taşma etkisinin sonuçları. D-8 bizim dayanışmamızı İsrail saldırısına karşı bir başka platform. Bu da kardeşlerimizin bölgede yanında olduğumuzu gösteriyor. Aynı zamanda Mısır’ın Gazze’ye insani yardımın girişindeki inanılmaz rolünden dolayı da tebrik ve takdir ederek kutluyoruz. İsrail, Uluslararası hukuk çerçevesinde birbiri ardına suçlar işlemekte. Gazze’de bulunan bu durum insanlık için bir utanç. Gazze’nin yanında durmak ve zorbalığa ve baskıya direnebilmek hepimizin görevi ve insanlık adına bir dönem. İşgal, ilhak ve yasa dışı yerleşimlere karşı durmak ve insan onurunu yüceltmek zorundayız. D-8 ülkeleri olarak Filistin’in yanındayız ve arkasındayız. Bugünkü toplantımız bu tarihlerin tekrarlanması için bir fırsat. Her noktada iş birliğimizin beyanı ile Filistin halkının haklarını güvence altında almak için çalışıyoruz” diye konuştu.

KATLİAMI GERÇEKLEŞTİRENLER BİR GÜN HESAP VERECEKLER
Gazze’deki katliamı gerçekleştirenlerin bir gün hesap vereceklerini kaydeden Bakan Fidan, “Hiçbir şüphelimiz yok ki Gazze’deki bu katliamı gerçekleştirenler bir gün hesap verecekler. Filistin’in barışçıl geleceğinin yanında duranlar kazanacaklar. Biz bunu gerçekleştirmek için çok çalışma gerçekleştiriyoruz ve çok çalışıyoruz. Başlangıçtan itibaren 2 devletli bağımsız egemen ve toprak bütünlüğü olan 1967 sınırı içerisinde doğu Kudüs başkenti olan bir Filistin devletini desteklemeye devam ettik. Bugüne kadar 148 ülke Filistin devletini tanıdı. İspanya, Norveç, İrlanda ve en yakın geçmişte Slovenya’nın katılması ile yüzlerce ülke bu tarihi adaletsizliğe karşı durdu ve buna muhalefet şartı koydular. Geri kalan ülkeler de eminim ki bunu takip edecekler. Bir noktada Filistin Birleşmiş Milletlere tam üye olacak. Biz bu noktada Filistin Devletini tanımaları için diğer ülkelere çağrıda bulunuyoruz. Birleşmiş Milletler konseyi aslında bu çağrıya kulak vermeli ve bir ülkenin esiri olmaktan çıkmalı. Filistin, halihazırda her türlü siyasi, ekonomik ve yasal desteği tam devlet olarak hak ediyor. Bizim çalışmalarımız sürdürülebilir, kesintisiz ve engelsiz bir biçimde insani yardımların Gazze’ye verilmesi, acil ve kalıcı bir ateşkes için olacaktır. İsrail her zaman bu ateşkes çabalarını manipüle eden ve reddeden taraf oldu. Hamas özellikle bu anlamda kalıcı bir barışı yapıcı destekliyor. Bu bir savaş ya da barış çağrısı değil. Acil ve kalıcı bir çözüm sadece ve sadece daimi ateşkes kurulursa olacaktır. Bu ancak diplomasi ve uzlaşı ile olur. Bu çerçevede bağımsız ve egemen bir Filistin Devletinin kurulmasından başka bir seçenek yoktur” açıklamasında bulundu.
FİLİSTİN’İN BİRLİĞİNİ DESTEKLEYECEĞİZ
“Bunun için aslında daha önce denenmiş yöntemlerin dışına çıkmalı ve farklı yaklaşımları desteklemeliyiz” açıklamasında bulunan Bakan Fidan, “Türkiye olarak her zaman bu çabaların yanında olacağız. Geçerli ve uygulanacak seçenekleri değerlendireceğiz. Filistinli kardeşlerimizin her zaman yanlarında bulunacağız. Yeniden inşa sürecinde de onların yanında olacağız. Filistin’in birliğini destekleyeceğiz” şeklinde konuştu.
]]>Dağlıoğlu, Türkiye’nin Berlin Büyükelçiliği’nde “Bir Yatırım Destinasyonu Olarak Türkiye” temasıyla düzenlenen Türkiye-Almanya Yatırım Konferansı’nda AA muhabirinin sorularını cevapladı.
Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi olarak Almanya’da Türkiye’nin uluslararası yatırımcılar için bir yatırım destinasyonu olarak tanıtılmasının öncelikli hedefleri olduğunu belirten Dağlıoğlu, Türkiye-Almanya Yatırım Konferansı’nı da Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeir’in nisan sonunda Türkiye’yi ziyareti sonrası uluslararası yatırımcıların ilgisi Türkiye üzerindeyken düzenlediklerini söyledi.
Dağlıoğlu, “Türkiye ile Almanya arasında yaklaşık 50 milyar dolarlık bir ticaret hacminden bahsediyoruz ve aslında önümüzdeki yıllarda bu hacmin çok hızlı bir şekilde büyüyebileceğini öngörüyoruz. Herkes bu konuda bir mutabakata ulaşmış durumda. Ticaretten sonra yatırım gelir. Bu yatırım ilişkilerinin hızla büyüyebileceğini öngörüyoruz.” diye konuştu.
Almanya’nın Türkiye’deki en önemli yatırımcı ülkelerden biri olduğunu dile getiren Dağlıoğlu, bazı Almanya merkezli şirketlerin Türkiye’de 100 yıldan fazla faaliyet gösterdiğine dikkati çekti.
Burak Dağlıoğlu, Almanya’nın Türkiye ile tarihsel olarak yakın ilişkiler kurduğunu vurgulayarak şunları kaydetti:
“Son 20 yılda da Almanya merkezli şirketlerin 12 milyar doların üzerinde Türkiye’ye yatırım yaptığından bahsediyoruz. Bu yatırımların stok değeri 24 milyar dolara ulaşmış durumda. Alman şirketlerinin Türkiye’de büyümeye devam ettiklerini, kazandıklarını Türkiye’ye yatırarak inorganik veya organik olarak büyümeye devam ettiğini görüyoruz. Bunların hepsi çok kıymetli göstergeler aslında. O yüzden Almanya’dan daha fazla yatırım çekme potansiyelimiz olduğunu biliyoruz. Bu açıdan Almanya’da sahada olmak bizim için çok önemli. Mesai arkadaşlarımızla beraber Almanya’da şirketlere de ulaşarak, Türkiye’yi ve güncel gündemleri onlara anlatmaya gayret ediyoruz.”
Türkiye-Almanya Yatırım Konferansı’nda Türkiye’nin ekonomiye yönelik bazı temel değerlerini yatırımcılara anlattıklarını belirten Dağlıoğlu, Türkiye’nin hızlı büyüyen bir ekonomi olduğunu, Türkiye’nin reformlarla yatırım ortamını sürekli güncel tutan bir ülke olduğunu, Türkiye’de yeteneğe erişmenin mümkün olduğunu ve Türkiye’nin coğrafi konumunun küresel pazarlara erişmek için çok eşsiz bir imkan sağladığını yatırımcılara devamlı aktardıklarını vurguladı.
Dağlıoğlu, Avrupa için yeşil dönüşümün çok önemli olduğuna işaret ederek, artık şirketlerin tedarik zincirlerini kurarken, geleceğe yönelik planlar yaparken sürdürülebilirlik ilkelerine göre hareket ettiklerini ve buna göre karar verdiklerini aktardı.
Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Dağlıoğlu, şöyle devam etti:
“Türkiye’nin bu anlamda bu dönüşüme en hazır ülkelerden biri olduğunu Almanya’da anlattık ve anlatıyoruz. Bu bizim en önemli mesajımız. Tedarik zinciriyle yine alakalı olarak dünyada birçok değişiklik oluyor. Artık tedarik noktalarından hedef ülke tedarikin zamanlaması çok önemli. Bunun kalitesi çok önemli. Ve biz Türkiye’nin bu değişen dünya atmosferinde tekrardan şekillenen tedarik zincirlerinde Alman şirketler için en iyi merkezlerden birisi olacağını anlatıyoruz kendilerine.”
Burak Dağlıoğlu, Türkiye’nin uyguladığı yeni ekonomi programının uluslararası yatırımcılar için değer önerilerini güçlendirdiğini anlatarak, programda finansal istikrarın öncelemesiyle ülkeye uluslararası yatırımcı ilgisinin arttığını aktardı.
Dağlıoğlu, “Özellikle son aylarda bunun (yatırımların) doğrudan realize olduğunu istatistiklere bakarak da görebiliyoruz. Özellikle portföy yatırımcıları çok hızlı bir şekilde ülkeye gelmiş durumda. Uluslararası doğrudan yatırımlar yine önceki dönemde belirli bir tempoda devam ediyordu. Artan bir tempoyla ilginin oluştuğunu doğrudan yatırımlara yansıdığını görebiliyoruz.” dedi.
GRİ LİSTEDEN ÇIKIŞ YATIRIM GİRİŞLERİ İÇİN OLUMLU
Kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu yükseltmesi ve Türkiye’nin Mali Eylem Görev Gücü’nün (FATF) gri listesinden çıkışına ilişkin de Dağlıoğlu, “Hepsi pozitif tabii. Özellikle kredi derecelendirme kuruluşlarının notlarının artması yatırımcı içinde bir güven unsuru oluyor. Yani birçok bileşeniyle beraber o risk faktörünün azalmasıyla beraber yatırımcı iştahının arttığını görüyoruz. Yatırımcıların hepsi o yatırım yaptıkları bütün ülkeler için belirli bir risk ve getiri oranı konusunda hesaplamaları oluyor. Bu gri liste konusu da diğer bütün göstergelerdeki gelişme gibi yatırımcılar için pozitif gelişmeler olacak. Bunların hepsinin uluslararası doğrudan yatırım girişlerine de portföy yatırım girişlerine de olumlu etkisinin olacağını öngörüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Bakan Fidan, “Hiçbir şüphemiz yok ki Gazze’deki bu katliamı gerçekleştirenler bir gün hesap verecekler. Filistin’in barışçıl geleceğinin yanında duranlar kazanacaklar” ifadelerini kullandı.
‘D-8 ÜLKELERİ OLARAK FİLİSTİN’İN YANINDAYIZ’
Gazze gündemi ile İstanbul’da bir araya gelinen toplantının açılışında konuşan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “İsrail’in savaşı giderek tırmandırma çabalarının karşısında bölgede kardeşlerimiz giderek tehdit altında yaşamaya devam ediyor. Şuanda Mısır sınırındaki olaylar, Lübnan’ın hedef alınması ve Suriye’deki İran konsolosluğuna yapılan saldırılar hep bu bölgesel taşma etkisinin sonuçları. D-8 bizim dayanışmamızı İsrail saldırısına karşı bir başka platform. Bu da kardeşlerimizin bölgede yanında olduğumuzu gösteriyor. Aynı zamanda Mısır’ın Gazze’ye insani yardımın girişindeki inanılmaz rolünden dolayı da tebrik ve takdir ederek kutluyoruz. İsrail, Uluslararası hukuk çerçevesinde birbiri ardına suçlar işlemekte. Gazze’de bulunan bu durum insanlık için bir utanç. Gazze’nin yanında durmak ve zorbalığa ve baskıya direnebilmek hepimizin görevi ve insanlık adına bir dönem. İşgal, ilhak ve yasa dışı yerleşimlere karşı durmak ve insan onurunu yüceltmek zorundayız. D-8 ülkeleri olarak Filistin’in yanındayız ve arkasındayız. Bugünkü toplantımız bu tarihlerin tekrarlanması için bir fırsat. Her noktada iş birliğimizin beyanı ile Filistin halkının haklarını güvence altında almak için çalışıyoruz” diye konuştu.

KATLİAMI GERÇEKLEŞTİRENLER BİR GÜN HESAP VERECEKLER
Gazze’deki katliamı gerçekleştirenlerin bir gün hesap vereceklerini kaydeden Bakan Fidan, “Hiçbir şüphelimiz yok ki Gazze’deki bu katliamı gerçekleştirenler bir gün hesap verecekler. Filistin’in barışçıl geleceğinin yanında duranlar kazanacaklar. Biz bunu gerçekleştirmek için çok çalışma gerçekleştiriyoruz ve çok çalışıyoruz. Başlangıçtan itibaren 2 devletli bağımsız egemen ve toprak bütünlüğü olan 1967 sınırı içerisinde doğu Kudüs başkenti olan bir Filistin devletini desteklemeye devam ettik. Bugüne kadar 148 ülke Filistin devletini tanıdı. İspanya, Norveç, İrlanda ve en yakın geçmişte Slovenya’nın katılması ile yüzlerce ülke bu tarihi adaletsizliğe karşı durdu ve buna muhalefet şartı koydular. Geri kalan ülkeler de eminim ki bunu takip edecekler. Bir noktada Filistin Birleşmiş Milletlere tam üye olacak. Biz bu noktada Filistin Devletini tanımaları için diğer ülkelere çağrıda bulunuyoruz. Birleşmiş Milletler konseyi aslında bu çağrıya kulak vermeli ve bir ülkenin esiri olmaktan çıkmalı. Filistin, halihazırda her türlü siyasi, ekonomik ve yasal desteği tam devlet olarak hak ediyor. Bizim çalışmalarımız sürdürülebilir, kesintisiz ve engelsiz bir biçimde insani yardımların Gazze’ye verilmesi, acil ve kalıcı bir ateşkes için olacaktır. İsrail her zaman bu ateşkes çabalarını manipüle eden ve reddeden taraf oldu. Hamas özellikle bu anlamda kalıcı bir barışı yapıcı destekliyor. Bu bir savaş ya da barış çağrısı değil. Acil ve kalıcı bir çözüm sadece ve sadece daimi ateşkes kurulursa olacaktır. Bu ancak diplomasi ve uzlaşı ile olur. Bu çerçevede bağımsız ve egemen bir Filistin Devletinin kurulmasından başka bir seçenek yoktur” açıklamasında bulundu.
FİLİSTİN’İN BİRLİĞİNİ DESTEKLEYECEĞİZ
“Bunun için aslında daha önce denenmiş yöntemlerin dışına çıkmalı ve farklı yaklaşımları desteklemeliyiz” açıklamasında bulunan Bakan Fidan, “Türkiye olarak her zaman bu çabaların yanında olacağız. Geçerli ve uygulanacak seçenekleri değerlendireceğiz. Filistinli kardeşlerimizin her zaman yanlarında bulunacağız. Yeniden inşa sürecinde de onların yanında olacağız. Filistin’in birliğini destekleyeceğiz” şeklinde konuştu.
]]>
‘BOŞ YERE NÜKLEER SAVAŞTAN BAHSETMEYİN’
Nükleer silah kullanımı ile gerilimi Rusya’nın değil İngiltere’nin başlattığını dile getiren Putin, karşılıklı olarak nükleer saldırıların gerçekleşmesi halinde çok sayıda kurban olacağını, ancak işin bu noktaya gelmeyeceğini varsaydığını ifade etti.
Rusya ve ABD’nin füze saldırısına karşı uyarı sistemine sahip olduğunu bildiren Putin, Avrupa ülkelerinin ise nükleer saldırıya karşı hazırlıksız olduğunun altını çizdi. Rusya’nın elindeki nükleer silahların ABD’nin Japonya’da kullandığı silahlardan 4 kat daha güçlü olduğuna dikkati çeken Putin, herkese boş yere nükleer savaştan bahsetmemesi çağrısında bulundu.
‘NÜKLEER SİLAH KULLANMAYI GEREKTİRECEK BİR DURUM OLUŞTUĞUNA İNANMIYORUM’
Rusya’nın nükleer doktrini olduğunu ve orada her şeyin yazdığını vurgulayan Putin, “Nükleer silahların kullanımı, ülkenin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik bir tehdit söz konusu olduğunda istisnai durumlarda mümkündür. Böyle bir durumun oluştuğuna inanmıyorum. Böyle bir ihtiyaç yok.” ifadelerini kullandı.

Putin, nükleer doktrinin yaşayan bir araç olduğuna dikkati çekerek, dünyada olup bitenleri dikkatle izlediklerini ve bu doktrinde bazı değişiklikler yapmayı göz ardı etmediklerini ifade etti.
Ancak gerekirse nükleer silah denemeleri yapacaklarının altını çizen Putin, enformasyon ve bilgisayar imkanlarının her şeyi yeniden üretmeye izin verdiği için şu ana kadar bu denemeleri yapmadıklarını aktardı.
‘BİZ ELBETTE ZAFER ELDE EDECEĞİZ’
Ukrayna ile müzakereler konusuna değinen Putin, tüm silahlı çatışmaların barış anlaşmalarıyla sonuçlandığını kaydetti. Putin, “Yeterince önemli bir Avrupa ülkesinin eski liderlerinden birisi bana tüm bu anlaşmaların ya askeri yenilgiye ya da zafere dayanabileceğini söylemişti. Biz elbette zafer elde edeceğiz.” şeklinde konuştu.

‘İSTANBUL’DA ANLAŞTIĞIMIZ ŞARTLAR ÇERÇEVESİNDE MÜZAKERELERE HAZIRIZ’
Moskova’nın çıkarlarını karşılayacak anlaşmalar yapılması gerektiğini vurgulayan Putin, mevcut Kiev yönetimiyle anlaşma yapmanın oldukça sorunlu olduğunu kaydetti.
Putin, “Ukrayna’da iktidar meşruiyetini kaybetti. Bu, ülke anayasasında da yer alıyor.” diye konuştu.
Ancak Kiev’in müzakere yapmak isterse bunu yapacak birini bulabileceğini dile getiren Putin, “Biz bu müzakerelere hazırız. Ancak tekrar ediyorum, bazı varsayımlarla değil, önce Minsk’te, sonra da İstanbul’da bu müzakereleri başlatırken üzerinde anlaştığımız şartlar çerçevesinde hazırız.” ifadelerini kullandı.

‘SİLAH TEDARİK ETMİYORUZ ANCAK BAZI MEŞRU YAPILARAK SAĞLAMA HAKKIMIZI SAKLI TUTUYORUZ’
Rusya’nın Ukrayna’ya silah sağlayan ülkelerin hassas hedeflerini vuracak bölgelere uzun menzilli silah gönderip göndermediğinin sorulması üzerine Putin, “Henüz (silah) tedarik etmiyoruz. Ancak bunu (silah tedarikini) askeri nitelikte de dahil olmak üzere, kendi üzerlerinde belirli şekilde baskı gören devletlere ve hatta bazı meşru yapılara sağlama hakkımızı saklı tutuyoruz.” şeklinde konuştu.
Putin, Ukrayna’daki çatışmalar nedeniyle ülkesinde yeni bir askeri seferberlik ihtiyacı olmadığına vurgu yaparak, geçen yıl seferberlik kararı olmadan 300 binden fazla kişinin gönüllü sözleşmeli asker olduğunu, bu yılın başından bu yana da 160 binden fazla kişinin sözleşme imzaladığını bildirdi.
Ayrıca Putin, bu yıl Donbas’ta ve diğer çatışma bölgelerinde Rus ordusunun 47 yerleşim birimini ve 880 kilometrekarelik alanı Ukrayna ordusundan aldığı bilgisini paylaştı.
Alman ve Türk ekonomi paydaşları, kurum ve devlet temsilcilerinden oluşan yaklaşık 600 kişi kutlama programında bir araya geldi. 1994 yılından bu yana Türkiye ile Almanya arasındaki ticaretin gelişmesine katkı sağlayan ve uluslararası bağlantıları ile bu sürece destek veren Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası, 30’uncu yılını etkinlikle kutladı.
Etkinliğin açılışında konuşan Almanya’nın İstanbul Başkonsolosu Johannes Regenbrecht, Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası’nın yeni Genel Sekreteri Burkhardt Hellemann’a başarılar dileyerek, bir önceki Genel Sekreter Dr. Thilo Pahl’ın başarılarını da takdir etti.

Regenbrecht, 1200’e yakın Türk ve Alman şirketini temsil eden Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası’nın ticari alışverişi ve yatırımı teşvik etme konusunda vazgeçilmez çalışmalar yürüttüğünü belirterek, “Türkiye ve Almanya arasındaki ticaret hacminin 60 milyar avroya doğru ilerlemesi ve şirketlerin partner ülkeye yatırım yapma konusundaki ilgisinin giderek artması esasen Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası sayesindedir. AHK Türkiye’ye ülke ekonomisine verdikleri katkı için teşekkür ediyoruz.” dedi.
“TİCARİ İLİŞKİLERİ GÜÇLENDİRMEYİ MİSYON EDİNDİK”
Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası (AHK) Türkiye Başkanı Pınar Ersoy da AHK Türkiye olarak, iki ülke arasındaki ticari ilişkileri güçlendirmek için birlikte çalışmanın ne kadar önemli olduğunu bildiklerini kaydetti.
Ersoy, “Bu ilişkiler sayesinde sayısız başarıya imza attık, Birlikte, iyi ve kötü günlerde yan yana durduk; çünkü gücümüz, hepimizin ortak gücüdür. Biz her zaman üyelerimiz arasındaki işbirliğini ve iki ülke arasındaki ticari ilişkileri güçlendirmeyi misyon edindik.” diye konuştu.

Üyelerin çeşitli sektörlerden gelmesinin ve gösterdikleri bağlılığın, kendilerini güçlü ve dinamik bir topluluk yapmakta olduğunu aktaran Ersoy, “Bu gece, uzun yıllar boyunca emek vererek oluşturduğumuz işbirliği ağımızın ne kadar değerli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor ve bu özel anı hep birlikte paylaşmaktan gurur duyuyoruz. Hedefimiz üyelerimiz arasındaki diyaloğu sağlamak ve Almanya ile Türkiye arasındaki ticari ilişkileri güçlendirmek.” açıklamasını yaptı.
AHK Türkiye Genel Sekreteri Burkhardt Helleman ise Alman-Türk ekonomik ilişkilerini geliştirmek için çalışmayı dört gözle beklediğini ifade ederek, ekonomik ilişkilerin ötesinde, iki ülkenin insanları olarak birlikte büyümeyi hedeflediklerini vurguladı.
Helleman, “AHK Türkiye, yaklaşık 1200 üyesiyle Türkiye’nin en büyük ikili odasıdır, çok aktif bir yönetim kuruluna sahiptir ve ayda yaklaşık 10 üye odaklı etkinlik düzenlemektedir. Bir oda ancak üyelerin katılımı ile gelişebilir. Sizi gelecekte de bizimle ihtiyaçlarınızı ve isteklerinizi paylaşmaya davet ediyorum. İki ülke arasındaki ticaret hacminin 60 milyar avroya doğru ilerlemesinde Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası’nın çalışmaları etkilidir.” değerlendirmesinde bulundu.
Etkinliğin ana partneri Mengerlerg Group’tan, Mengerler Ankara Genel Müdürü Ünal Keskin de Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası’nın kuruluşunun 30’uncu yılını kutladıklarını ve bugüne kadar üyeleri ile birlikte ülke ekonomisine yaptıkları katkılardan dolayı teşekkür ettiklerini kaydetti.
Keskin, “Üyesi olmaktan onur duyduğumuz AHK Türkiye’nin, kuruluşundan bugüne kadar sağladığı hizmet çeşitliliği ile daima yanımızda olduğunu bilmek, bizler için büyük bir güvence oluşturmaktadır.” şeklinde konuştu.
Ankara’nın uluslararası alanda gerçekleştirdiği girişimlerin yeni bir örneği olarak, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın çağrısıyla D-8 Dışişleri Bakanları Konseyi, Gazze’deki gelişmelerle ilgili 8 Haziran’da Türkiye’nin ev sahipliğinde İstanbul’da olağanüstü toplanıyor. D-8’in ilk defa siyasi bir konuda toplantı düzenleyecek olmasına dikkat çekiliyor.
İSRAİL ZULMÜNE SESSİZ KALINMAYACAK
Toplantının, D-8 ülkelerinin Gazze’de 8 aydır süregelen İsrail mezalimine karşı kolektif bir duruş sergilemeleri ve İsrail zulmüne karşı sessiz kalmamalarını göstermeleri bakımından büyük önem taşıyor.
TOPLANTIYA ÜST DÜZEY KATILIM
Toplantıya, Pakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Mohammad Ishaq Dar, Endonezya Dışişleri Bakanı Retno Marsudi, Malezya Dışişleri Bakanı Mohamad Hasan, İran Dışişleri Bakan Vekili Ali Bagheri Keni, Bangladeş Sosyal Refah Bakanı Dipu Moni, Mısır’ın Ankara Büyükelçisi Amr ElHamamy ve Nijerya’dan üst düzey katılım sağlanacağı öğrenildi.
GÜÇLÜ ORTAK BİLDİRİ KABUL EDİLECEK
Toplantı vesilesiyle bir araya gelecek D-8 üyesi ülkelerin Gazze’deki gelişmelere ilişkin güçlü bir ortak bildiri kabul edecekleri bildirildi. Ortak bildiriyle, İsrail’in Filistinli sivillere karşı işlediği suçların durdurulmasına yönelik etkili adımları içeren somut hususlara ve ilkelere yer verilerek, uluslararası topluma yönelik kuvvetli bir çağrıda bulunulması öngörülüyor.
Türkiye, Gazze’de kalıcı bir ateşkes ilan edilmesi için hem ekonomik, hem siyasi, hem de hukuki alanlarda mümkün olan her türlü imkanı harekete geçirirken, İsrail üzerinde baskı unsuru olabilecek her fırsat ve aracı değerlendirmekten geri kalmıyor.
Tamamı önde gelen İslam ülkelerinden oluşan D-8’in, toplam nüfusu 1,2 milyar, gayri safi yurtiçi hasılaları toplamı 4,8 trilyon dolar olduğu ifade ediliyor. Bu vasıflarıyla D-8, Gazze konusunda İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Ligi tarafından yürütülen diplomatik çabalara ağırlık kazandıracak ve bu çabaların etkinliğini artıracak bir teşkilat niteliğinde olması dikkat çekiyor.
D-8’İN TARİHİNDE BİR İLK
Ekonomik bir temelde kurulmuş olan D-8’in tarihinde ilk kez Gazze gibi siyasi bir konuda Türkiye’de Olağanüstü Dışişleri Bakanları Toplantısı gerçekleştirmesi de bu çabaların bir tezahürü olarak görülüyor.
GELİŞEN SEKİZ ÜLKE TEŞKİLATI (D-8)
D-8, 15 Haziran 1997 tarihinde İstanbul’da kurulmuştur. Türkiye’nin yanı sıra Bangladeş, Mısır, Endonezya, İran, Malezya, Nijerya ve Pakistan’ın üye olduğu teşkilatın Sekretaryası da İstanbul’da yerleşiktir. Üç kıtaya yayılan sekiz ülke tarafından sosyoekonomik kalkınmayı temin etmek üzere kurulan D-8, çatışma yerine barış, meydan okuma yerine diyalog, sömürü yerine işbirliği, çifte standartlar yerine adalet, ayrımcılık yerine eşitlik, baskı yerine demokrasi ilkelerini temel almaktadır. D-8’in ana faaliyet alanları, ticaret, tarım ve gıda güvenliği, sanayi, enerji ile ulaştırma ve bağlantısallık olup, sağlık ve turizm alanlarında da çalışmalar sürdürülmektedir
]]>Dağlıoğlu, konferansta yaptığı sunumda, küresel ekonominin, dalgalanan enerji fiyatları, tedarik zincirindeki kırılganlıklar, personel sıkıntısı ve iklim değişikliği gibi zorluklarla karşı karşıya olduğunu, buna rağmen Türkiye’nin Avrupalı yatırımcılar için bir yol gösterici olarak dimdik ayakta durduğunu dile getirdi.
Türkiye’nin, genç ve iyi eğitimli iş gücü, küresel değer zincirlerine sorunsuz bir şekilde entegre olmuş, çeşitlendirilmiş bir üretim tabanı ve gelişmiş altyapısıyla uluslararası yatırımcılara fırsatlar sunduğunu anlatan Dağlıoğlu, ülkede çeşitli enerji kaynakları ve artan yenilenebilir enerji üretiminin istikrarlı fiyatlar sağladığını, Gümrük Birliği’nin de tarifesiz ticareti mümkün kılarak yatırımcıların işini kolaylaştırdığını söyledi.
Dağlıoğlu, Türk ekonomisinin hızlı büyüyen ve dayanıklı bir ekonomi olduğunu ve son 20 yılda yıllık ortalama büyüme oranının yüzde 5,2 olarak gerçekleştiğini hatırlattı.
Burak Dağlıoğlu, “Bunu Çin ve Hindistan hariç gelişmekte olan ekonomilerle karşılaştırırsanız Türkiye, en yüksek büyüyen ekonomilerden biridir.” dedi.
Türkiye ekonomisinin şoklara karşı dayanıklı olduğunu da anlatan Dağlıoğlu, ülkenin kamu borcunun GSYH’ye oranın diğer ülkelere göre çok düşük kaldığını söyledi.
“TÜRKİYE GİBİ ENDÜSTRİYEL VE LOJİSTİK KABİLİYETE SAHİP ÜLKE YOK”
Yatırım Ofisi Başkanı Dağlıoğlu, son 20 yılda bazı küresel finansal krizler görüldüğünü anımsatarak, Türkiye’de son 20 yılda bir bankacılık krizi yaşanmadığını ve bunun da Türk ekonomisinin dayanıklılığına katkıda bulunan bir faktör olduğunu vurguladı.
“Uluslararası yatırımcılara iki temel mesajımız, Türkiye’nin hızlı büyüyen ve dayanıklı bir ekonomi olduğu ve önümüzdeki yıllarda da hızlı büyüyen bir ekonomi olmaya devam edeceğidir.” diyen Dağlıoğlu, Türkiye’nin 2002’den beri ekonomi konusunda birçok reform gerçekleştirdiğinin ve uluslararası doğrudan yatırım konusunda en liberal ekonomilerden biri olduğunun altını çizdi.
Dağlıoğlu, Türkiye’nin makroekonomik reformlara devam ettiğini ve yatırımcı dostu bir ülke olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin iş gücünün yetenekli olduğunu dile getiren Dağlıoğlu, bunun da uluslararası yatırımcılara rekabet ve maliyet avantajı sunduğunu söyledi.
Dağlıoğlu, uluslararası yatırımcıların, Afrika, Avrupa ve Asya’nın kesişme noktasında olan Türkiye’ye yapacakları yatırımla 1,2 milyar nüfusa kolayca ulaşabileceklerini ifade etti.
ABD’li çok uluslu bir şirketin başkan yardımcısının “Haritaya bakıldığında Almanya’dan Çin’e kadar Türkiye gibi endüstriyel ve lojistik kabiliyete sahip bir ülke olmadığını” anlattığını aktaran Dağlıoğlu, “Endüstriyel altyapımızla gurur duyuyoruz.” dedi.
Burak Dağlıoğlu, Türkiye’nin sürdürülebilir bir gelecek için kararlı olduğunu vurgulayarak ülkenin yeşil bir ekonomi için yenilenebilir kaynaklara yoğun yatırım yaptığını dile getirdi.
Almanya ile Türkiye arasındaki ikili ticaretin 50 milyar dolara ulaştığını hatırlatan Dağlıoğlu, başta ekonomi ve kültür alanında iki ülkenin birçok alanda çok güçlü tarihi geçmişleri olduğunu anlattı.
Dağlıoğlu, Türkiye’nin “dijital ekosistemin” büyüdüğüne ve ülkenin coğrafi konumu sayesinde e-ticaret alanında sunduğu fırsatlara da işaret ederek, Alman şirketleri fırsatları değerlendirerek yatırım yapmaya davet etti.
Emine Erdoğan’ın başkanlığını yürüttüğü Birleşmiş Milletler (BM) Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulunun ikinci toplantısı, 5 Haziran Dünya Çevre Günü dolayısıyla dün çevrim içi gerçekleştirildi.

Burada bir konuşma yapan Erdoğan, tüm dünyanın dikkatini tabiata yönelttiği, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde ikinci resmi toplantıyı yapıyor olmanın memnuniyet verici olduğunu belirterek, şunları söyledi:
“Bu özel günün, yaklaşan iklim krizi tehdidine karşı tüm dünyada ortak bir bilinç geliştirmeye vesile olmasını diliyorum. Farklı ülkelerden, kültürlerden, mesleklerden gelen bizleri de aslında günden güne kaynayan dünyamıza yönelik bu ortak kaygılar buluşturdu. Ancak, kaygıların yanında belki çok daha değerli bir şeyi paylaşıyoruz, ortak daha yaşanabilir bir dünya hayalini. Herkesin temiz gıdaya, temiz havaya, suya ve toprağa erişiminin olduğu, kaynakların adil ve hakkaniyetli kullanıldığı, yeşili, mavisi ve tüm renkleriyle tabiatın ahenginin korunduğu bir dünya. Bu inançla, ilk resmi toplantımızdan bugüne, Kurulumuzun temel misyonlarını yerine getirecek adımları kısa zamanda atmış olması, umutlarımızı tazeliyor.”

– “İYİ NİYET ELÇİLERI UYGULAMASINI HAYATA GEÇİRMEYİ ÖNERİYORUM”
Emine Erdoğan, Sıfır Atık konusunda küresel farkındalığı artırmanın en önemli görevlerden olduğunu ifade ederek, bu çerçevede, ikincisi kutlanan 30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü’nün tüm çevre gönüllülerine önemli bir fırsat sunduğunu dile getirdi.
Bu özel günün dünyanın her köşesinde, yüzlerce etkinlik ve binlerce insanın katılımıyla kutlandığını anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:
“Türkiye olarak, yurt içinde ve yurt dışı temsilciliklerimizde, her yaşa ve her gruba yönelik özel etkinlikler düzenledik. BM Çevre Programı’nın kayıtlarına göre hafta boyunca 78 ülkeden 16 dilde Sıfır Atık temalı 800 kadar makalenin yayınlanmış olması ayrıca memnuniyet verici. Öte yandan, Sayın Cumhurbaşkanımızın dijital ilk imzasıyla sivil katılıma açtığı Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı, dünyanın farklı ülkelerinden binlerce kişinin desteğiyle günden güne güçleniyor. Dokunduğumuz ve hayatında ufak da olsa bir değişimin öncüsü olduğumuz kişilerin sayısını artırmalıyız. Bu düşünceyle, Danışma Kurulunun çalışmaları kapsamında, ‘İyi Niyet Elçileri’ uygulamasını hayata geçirmeyi öneriyorum. Sektörel ve bölgesel dağılım gözetilerek tespit edilen, çevre çalışmaları neticesinde insanlığa mal olmuş isimlerin desteğiyle, mesajımızın ulaşmadığı insan kalmayacağına inanıyorum.”

Erdoğan, kurulun diğer önemli bir misyonunun da iyi örneklerin gün yüzüne çıkarılarak teşvik edilmesi ve yaygınlaştırılması olduğuna işaret etti.
Bu amaç doğrultusunda, Danışma Kurulu’nun dünyanın dört bir yanından yapılan başvurulardan en iyi örnekleri derlemesinin değerli bir başlangıç olduğunu aktaran Erdoğan, “İklim kriziyle yorulan dünyamızı iyileştirme gayretimiz, pek çok başarı hikayesiyle taçlandı. 92 uygulama arasından seçilen iyi örnekler, Sıfır Atık uygulamasının vaat ettiği iyileşme ve dönüşümü gözler önüne serdi. İspanya ve Umman örneklerinde olduğu gibi turizm ve ağırlama alanlarında, Sıfır Atık felsefesi ile entegre sistemlerin yaygınlaşması en büyük temennimiz.” ifadelerini kullandı.
– “SIFIR ATIK PROJEMİZİN BAŞLANGICINDAN BU YANA 6 MİLYAR DOLARI EKONOMİMİZE GERI KAZANDIRMAYI BAŞARDIK”
Türkiye’de kamu kurumlarında başlayarak hanelere yayılan kompost uygulamasının ve toprak dostu organik gübre kullanımının dünya genelinde de hızla yaygınlaşması dileğinde bulunan Erdoğan, kurul olarak kompost alanında nitelikli yerel uygulamaları keşfederek, yenilerini teşvik edebilmeyi öncelikli gündemlerine almak gerektiğine inandığını belirtti.

İyi uygulama örneği olarak Türkiye’nin Sıfır Atık Projesi’nin de uygulamaya geçmek isteyen ülkeler için önemli tecrübe ve bilgi birikimi içerdiğine işaret eden Erdoğan, şöyle konuştu:
“85 milyon nüfuslu, zengin yerel ve bölgesel kültürün hakim olduğu ülkemizde, topyekün başlamış bir seferberliğin kısa sürede ulaştığı başarılar, diğer ülkeler için de ilham kaynağı olacaktır. Sıfır Atık Projemiz başta olmak üzere, iyi uygulamaların ortaya koyduğu bir gerçek var ki o da Sıfır Atık sadece doğaya değil ekonomik kalkınmaya da önemli faydalar sağlıyor. Ülkemizde, projenin başlangıcından bu yana 59,9 milyon ton atığı yeniden değerlendirirken, 6 milyar doları ekonomimize geri kazandırmayı başardık. Daha nice başarı hikayesi, dünyanın farklı yerlerinde keşfedilmeyi bekliyor. İnsan eliyle olan tahribatın, yine bizim elimizle iyileştirilebileceğini göstermesi açısından, her bir iyi örneği çok kıymetli buluyor, emeği geçen herkesi tebrik ediyorum. Açlık, kuraklık, kirlilik gibi küresel sorunların temelinde, kaynakların hatalı kullanımı ve modern tüketim kültürü yatarken, Sıfır Atık konusunda üstlendiğimiz misyonu, bir insan hakları mücadelesi olarak ele almalıyız. Sorumluluğumuzun da gücümüzün de farkına varmalı, elimizdeki tüm imkanları ortaya koymalıyız.”
Daha önce toplantılarda önerdiği, Küresel Sıfır Atık Ödülleri, Sıfır Atık Fonu, uluslararası bir Sıfır Atık Enstitüsü gibi projeleri hayata geçirmek üzere gerekli adımları attıklarını anlatan Erdoğan, “Bir sonraki toplantımıza kadar sizlerle müjdeli haberler paylaşacağımıza inanıyor, birlikte çalışmayı heyecanla beklediğimi ifade etmek istiyorum. Önümüzdeki yeni projelerden birisi olarak, Birleşmiş Milletler işbirliğinde, Sıfır Atık uygulamasına geçmek isteyen ülke ve kuruluşlara yönelik rehber yayınlar hazırlığına başladık. Öte yandan, dünyanın her yerinde geçerli olacak ve tüm Sıfır Atık uygulamalarını ortaklaştıracak, küresel bir Sıfır Atık standardizasyonu için girişimlerimizi başlatıyoruz.” dedi.
Emine Erdoğan, iklim krizinin etkilerinin her ülkede farklı bir biçimde görülürken, mücadelenin belli ülkeler ve bölgeler arasında sınırlı kalmaması gerektiğini belirterek, bu çerçevede, yerel ile gönüllü kuruluşlar kadar bölgesel ve uluslararası örgütlerle işbirliğini ve gelişmekte olan ülkelerin iklim diyalogunda sesinin güçlendirilmesini önemli gördüğünü kaydetti.

– “KASIMDAN BU YANA ATILAN ADIMLAR, KURULUMUZUN GELECEK ÇALIŞMALARINDAKİ POTANSİYELİNİ YANSITIYOR”
Toplantıda, Emine Erdoğan’ın hitaplarının ardından Danışma Kurulu üyeleri konuşma yaptı.
Kurul üyelerinin konuşmalarının ardından, toplantının kapanış konuşmasını yapmak üzere söz alan Emine Erdoğan, “Her birinize, katılımınız, özel sunumlarınız ve değerli katkılarınız için ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Kasımdan bu yana atılan adımlar, Kurulumuzun gelecek çalışmalarındaki potansiyelini yansıtıyor. Birbirinden kıymetli fikir ve önerilerin ışığında şekillenen yol haritamızın da hayırlı olmasını diliyorum.” dedi.
Toplantıya katılarak, bu yıl Azerbaycan ev sahipliğinde düzenlenecek “29. İklim Değişikliği Sözleşmesi Taraflar Konferansı” hakkında yaptıkları sunumdan dolayı Azerbaycan Ekoloji ve Doğal Kaynaklar Bakanı Muhtar Babayev’e ayrıca şükranlarını sunan Erdoğan, şöyle dedi:
“Tüm dünya liderlerini iklim temasında bir araya getiren COP Zirvesi’nin bu sene Türk dünyasının incisi, kardeş ülke Azerbaycan’da düzenleniyor olmasından büyük mutluluk duyuyoruz. Azerbaycan’ın geçmişten, ortak kadim kültürümüzden aldığı doğa dostu ve sürdürülebilir yaşam mirası ile ev sahipliği yapacağı 29. Taraflar Konferansı’nın hatırlarda kalacak bir buluşma olacağına yürekten inanıyorum. COP 29 Zirvesi vesilesiyle Danışma Kurulumuzun 3. resmi toplantısını Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de yüz yüze yapmayı arzu ediyoruz. Aynı zamanda, Zirve programına Sıfır Atık gündemini entegre etmeye yönelik girişimlerimizi de sürdürüyoruz. Ayrıca, Cumhurbaşkanı Yardımcısı, dostum Mehriban hanım ile Türk dünyasında çevre çalışmalarını güçlendirecek bir işbirliği niyetinde olduğumuzu da ifade etmek isterim.”

– “SAVAŞ VE ÇATIŞMALARIN YIKICI ETKİLERİNİN KURULUMUZUN GÜNDEMINE GİRMESİ GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM”
Emine Erdoğan, vicdanlarda açtığı derin yaraların yanı sıra yeryüzünde bıraktığı tahribat nedeniyle, savaş ve çatışmaların yıkıcı etkilerinin, Kurulun gündemine girmesi gerektiğini düşündüğünü ifade etti.
Herkesin her an, bu tahribatın en vahşi, en karanlık versiyonuna şahitlik ettiğini belirten Erdoğan, “Kendisinden başka kimseye varlık alanı tanımayan İsrail, sadece Filistinlilere değil bir ülkenin toprağına, havasına, suyuna, tüm yaşayan varlıklarına karşı savaş açmış durumda. Bu vahşi soykırımın bir an önce sona ermesini, insanın insanla, yaratılmış tüm mahlukatın ortakça, barış ve huzur içinde yaşadığı bir dünya diliyorum.” temennisinde bulundu.
Erdoğan, ayrıca toplantının moderatörlüğünü üstlenen Genel Sekreter Yardımcısı Guy Ryder’i, teknik koordinasyonu sağlayan BM-Habitat ekibini ve Danışma Kurulu’nun üyelerini muhabbetle selamladığını söyledi.
– BM’DEN EMİNE ERDOĞAN’A TEŞEKKÜR
Toplantının moderatörlüğünü, Politikadan Sorumlu BM Genel Sekreter Yardımcısı Guy Bernard Ryder yaptı. Konuşmasında Emine Erdoğan’a Sıfır Atık Projesi’ndeki küresel liderliği için teşekkür ederek, projeyi örnek alan pek çok ülke olduğunu dile getirdi.
Ryder’in konuşmasının ardından Emine Erdoğan, Danışma Kurulu üyeleri ve katılımcılara hitap etti. Daha sonra BM Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkan Yardımcısı Jose Manuel Moller söz aldı.
Konuşmaların ardından, “2023-2024 Çalışma Planının Uygulanmasına İlişkin Güncellemeler: Kasım 2023’ten Bu Yana Öne Çıkan Gelişmeler” konu başlığında, “Savunuculuk ve Sosyal Yardım Faaliyetlerine İlişkin Raporlar” ile “Farklı Çalışma Alanlarında Dikkat Çeken İyi Uygulamalar” ele alındı.

“Geleceğe Bakış: Sıfır Atık Girişimlerine ilişkin Farkındalığın Arttırılması” konu başlığında da “Gelecek 6 Ay İçin Başlıca Eylem Alanları” ile “Sıfır Atık Girişimlerine İlişkin İyi Uygulamaların Güçlendirilmesi İçin Yeni Bir Ortak Tebliğ Önerisi” sunuldu. Ayrıca, “Gelecekteki Etkinliklerde (Eylül 2024’te Geleceğin Zirvesi, Ekim 2024’te WUF, 2025 Dünya Sosyal Zirvesi vb) Sıfır Atık Girişimlerine İlişkin Farkındalık Yaratmaya Yönelik Planlar” ile “UNFCCC COP 29’daki Etkinlikler ve Katılım Olanaklarının Değerlendirilmesi” başlıklarında fikirler sunuldu.
Daha sonra Babayev, “Bakü, Azerbaycan’da UNFCCC COP 29 ve WUF 2026” hakkında sunum yaptı. Sunumun ardından, “UNFCCC COP 29’daki Etkinlikler ve Katılım Olanaklarının Değerlendirilmesi” konu başlığında ise COP 29’daki Etkinlikler ve COP 29’a Katılım Olanakları konuşuldu.
Toplantı, Ryder ve Emine Erdoğan’ın kapanış konuşmalarının ardından sona erdi.
OİB Yönetim Kurulu Başkanı Baran Çelik: “Mayıs ayında bugüne kadar aylık bazda en yüksek mayıs ihracat rakamına ulaştık. Binek otomobillerde, otobüs minibüs ve midibüs ihracatımız çift haneli arttı. Sektör ihracatımız Hollanda’ya yüzde 76, Romanya’ya yüzde 46, İtalya’ya ise yüzde 23 oranında arttı. En büyük pazarımız Almanya’ya ihracatımız yüzde 14 artarak 485,6 milyon dolar oldu.”
OİB verilerine göre Türkiye otomotiv endüstrisinin mayıs ayı ihracatı geçen senenin aynı dönemine göre yüzde 6,3 artarak 3,2 milyar dolar oldu. Ülke ihracatında ilk sırada yer alan endüstrinin payı ise yüzde 13,4 olarak gerçekleşti. Ocak-mayıs döneminde otomotiv endüstrisi ihracatı yüzde 5,3 artışla 15 milyar 85 milyon dolara ulaştı.
OİB Yönetim Kurulu Başkanı Baran Çelik: “Mayıs ayında bugüne kadar aylık bazda en yüksek mayıs ihracat rakamına ulaştık. Binek otomobillerde, otobüs minibüs ve midibüs ihracatımız çift haneli arttı. Sektör ihracatımız Hollanda’ya yüzde 76, Romanya’ya yüzde 46, İtalya’ya ise yüzde 23 oranında arttı. En büyük pazarımız Almanya’ya ihracatımız yüzde 14 artarak 485,6 milyon dolar oldu” dedi.
TEDARİK ENDÜSTRİSİ İHRACATI 1,37 MİLYAR DOLAR OLDU
Mayıs ayında en fazla ihracat 1,37 milyar dolar ile Tedarik Endüstrisi ürün grubunda olurken, Binek Otomobiller ihracatı yüzde 24 artarak 1,18 milyar dolar, Eşya Taşımaya Mahsus Motorlu Taşıtlar ihracatı yüzde 9 gerileyerek 340,4 milyon dolar, Otobüs-minibüs-midibüs ihracatı yüzde 35 artışla 241 milyon dolar ve Çekiciler ihracatı ise yüzde 81 azalışla 36 milyon dolar oldu.
Tedarik Endüstrisinde en fazla ihracat yapılan ülke Almanya olurken, bu ülkeye yapılan ihracat yüzde 8 arttı. Sektörün önemli pazarlarından ABD’ye yüzde 25, Fransa’ya yüzde 20, Romanya’ya yüzde 88, Fas’a yüzde 31 ihracat artış yaşandı.
Mayıs 2024’te binek otomobillerde önemli pazarlarımızdan İspanya’ya yüzde 46, İtalya’ya yüzde 84, Birleşik Krallığa yüzde 60, Almanya’ya yüzde 104, Hollanda’ya yüzde 138, İsveç’e yüzde 90, ihracat artışı yaşanırken, ihracat Slovenya’da yüzde 21, Belçika’da yüzde 42, İsrail’de yüzde 100 geriledi.
Eşya Taşımaya Mahsus Motorlu Taşıtlarda ise Slovenya’ya yüzde 27, Almanya’ya yüzde 129, Hollanda ve Avustralya’ya çok yüksek oranlı ihracat artışı, Fransa’ya yüzde 56, İtalya’ya yüzde 37, İspanya’ya yüzde 54, Meksika’ya yüzde 66 ihracat düşüşü görüldü.
Otobüs Minibüs Midibüs ürün grubunda ise Fransa’ya yüzde 143, İtalya’ya yüzde 14, Suudi Arabistan’a yüzde 100 ihracat artışları yaşandı.
EN BÜYÜK PAZAR ALMANYA’YA 485 MİLYON DOLAR İHRACAT
Mayıs ayında yüzde 14 artış ile 485 milyon dolarlık ihracat yapılan Almanya, en fazla ihracat yapılan ülke konumunu korurken. Fransa 389 milyon dolarlık rakamla ikinci büyük pazar oldu.
Ülke grubunda yüzde 69 pay ile ilk sırada yer alan Avrupa Birliği ülkelerine yüzde 8 artışla 2,2 milyar dolar ihracat yapıldı. Diğer Avrupa Ülkeleri yüzde 12,3 pay ile ülke grupları arasında ikinci sırada yer alırken, bu ülke grubuna yönelik ihracat 23 arttı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nde düzenlenen, ’Türkiye-Özbekistan İş Forumu’nda konuştu. Cevdet Yılmaz, Özbekistan ve Türkiye arasındaki kardeşlik bağının, kadim Türkistan coğrafyasının ortak tarihine ve kültürel mirasına dayandığını söyleyerek, “Ortak dil, din ve kültür, Özbek ve Türk halklarını birbirine daha da yakınlaştırmış ve bu dostluk, her geçen gün daha da pekişmiştir.
Özbekistan ve Türkiye, bölgesel ve küresel meselelerde iş birliği yaparak, barış ve istikrarın korunmasına katkıda bulunmaktadır. Bugün, iki ülke arasındaki ekonomik, kültürel ve siyasi iş birliği, karşılıklı olarak her iki ülkenin de gelişimine ve refahına hizmet etmektedir.
Ülkelerimiz arasındaki ticari temaslar son yıllarda hızla gelişmekte ve kardeşliğimiz temelinde yükselen iş birliğimiz daha görünür hale gelmektedir. Sayın Cumhurbaşkanlarımızın belirledikleri 5 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefimize ulaşmak için kararlı bir şekilde çalışıyoruz. 26 Aralık 2023 tarihinde Türkiye-Özbekistan Karma Ekonomik Komisyonu (KEK) 7’nci Dönem Toplantısını gerçekleştirmiştik.
Toplantı kapsamında ticari ve ekonomik ilişkilerimizi derinleştirmek maksadıyla imzalanan 107 maddelik eylem planının hayata geçirilmesi hususunu kararlılıkla takip ediyoruz. Türkiye olarak bölgede yalnızca iktisadi gerekçelerden öte bölge ekonomisine sağlayacağımız katkıyı düşünerek yatırım ortamını karşılıklı kolaylaştıracak adımları atmaya da devam ediyoruz” diye konuştu.

‘TÜRKİYE, ÖZBEKİSTAN İTHALATTA 5’İNCİ SIRADA’
Yılmaz, Türkiye ve Özbekistan gerek birbirine yakın ihracat ve ithalat rakamlarıyla, gerekse ikili ticaretlerinde ülkelerin üretim kapasitelerini ve ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak öne çıkardıkları sektörlerle birbirini tamamlayan nitelikte ekonomik yapıya sahip iki ülke olduğunu söyledi. Yılmaz, “Ülkemizin Özbekistan’ın dış ticaretinde önde gelen aktörlerden olması memnuniyet vericidir. Türkiye, Özbekistan’ın en fazla ihracat yaptığı ülkeler arasında 3’üncü, ithalatında ise 5’inci sıradadır. Özbekistan ile ikili ticaretimiz ise Cumhuriyetimizin 100’üncü yılında 3,1 milyar doları aşmıştır. İkili ticaret kadar önem verdiğimiz bir diğer konu da yatırımların artırılmasıdır. Özbekistan’daki yatırımlarımız 1,5 milyar dolar seviyesindedir.
Hangi ülkede olursa olsun üstlendikleri her projeyi en hızlı ve en kaliteli şekilde tamamlayan müteahhitlerimiz ’Tashkent City’, ’Nest One’, ’Akay City’ gibi projeler başta olmak üzere, Özbekistan’da bugüne kadar 7,5 milyar dolar değerinde 286 proje üstlenmiştir. Gerek inşaat, gerek yapı ve inşaat malzemeleri alanlarında müteahhitlerimizin Özbekistan ekonomisine katkı sunmaya devam edeceğine inanıyorum.
İş insanlarımız için Özbekistan’da enerji, elektronik, madencilik, tarım, sağlık, bilişim, inşaat sektörleri başta olmak üzere birçok alanda yatırım fırsatları bulunuyor. Türkiye, iyileşen yatırım ortamı ve sağlanan cazip teşviklerle, Özbek yatırımcılar için güvenli ve karlı yatırım fırsatları sunuyor. Gelişmiş altyapısı ve stratejik konumu sayesinde ülkemiz Orta Asya ve Avrupa pazarlarına erişim imkanı sağlamaktadır” ifadelerini kullandı.
’İŞ İNSANLARINI FIRSATLARI DEĞERLENDİRMEYE DAVET EDİYORUM’
Türkiye’nin enerji sektöründeki deneyim ve yenilenebilir enerji projelerine verdiği önemin, temiz enerji yatırımları için sürdürülebilir bir yatırım alanı oluşturduğunu belirten Yılmaz, şunları söyledi:
“Teknoloji ve Ar-Ge alanında Türkiye, gelişmiş teknoparkları ve yenilikçi girişimcilik ekosistemi ile Özbek yatırımcıların teknoloji ve inovasyon yatırımlarını desteklemektedir. Türkiye’nin yüksek standartlardaki sağlık hizmetleri ve modern tesisleri sayesinde, sağlık sektörü ve sağlık turizmi de yine karlı ve sürdürülebilir bir yatırım alanı olarak öne çıkmaktadır. Kazan-kazan temelinde ticarete konu olan sektörleri genişleteceğimize ve karşılıklı yatırımları artıracağımıza inanıyorum.
Bu vesileyle hem Türkiye’den hem de Özbekistan’dan iş insanlarını bu fırsatları değerlendirmeye davet ediyorum. Biz kamu tarafında gerekli adımları atarak iş insanlarımızın önünü açmak için gerek yapısal reformlar ile gerek karşılıklı anlaşmalar yoluyla elimizden gelen gayreti gösteriyoruz.
Sizin taleplerinizi sektör sektör titizlikle takip ediyor, sizleri dinliyor, sorunlarınızı çözmeye yönelik gerekli düzenlemeleri yapıyoruz. Sizlerin de ’birlikte bereket var’ şiarıyla karşılıklı dostluklarınızı perçinleyeceğinize, temasları artıracağınıza ve dost meclislerini çoğaltacağınıza yürekten inanıyorum.”Özbekistan Başbakan Yardımcısı Cemşid Kuçkarov ise iş forumunun hayırlı olması temennisinde bulundu.
]]>Bakan Yardımcısı Bilal Durdalı’nın da yer aldığı kabulde bir konuşma yapan Güler, Hava Kuvvetlerinin kuruluş yıl dönümünü kutlayarak, “Semalarımızın çelik kanatlı savunucuları olan Hava Kuvvetlerimizin 113’üncü kuruluş yıl dönümü münasebetiyle, sizlerle bir araya gelmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum.” ifadelerini kullandı.
Güler, 20’nci yüzyılın başında ilk motorlu uçağın havalanışından kısa bir süre sonra, 1911 yılında ilk havacıların pilotaj eğitimine gönderilmesi ve Harbiye Bakanlığına bağlı Havacılık Komisyonunun kurulması ile Türk Hava Kuvvetlerinin şanlı yürüyüşüne başladığını belirtti.
Kuruluşundan itibaren tüm komutan ve personelin çok büyük gayretler gösterdiğini anlatan Güler, “Adını tarihe altın harflerle yazdıran Hava Kuvvetlerimiz, dünyanın en güçlü, en seçkin ve en saygın hava güçleri arasındaki yerini almıştır.” dedi.
Güler, Türkiye’nin uluslararası arenada etkin roller üstlendiğini ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin son bir asrın en kapsamlı faaliyetlerini icra ettiğini aktararak, Hava Kuvvetlerinin de aynı etkinlik ve yoğunlukta faaliyetlerini sürdürdüğünü belirtti.
Hava Kuvvetlerinin köklü tarihi, yetenekli personeli, üstün teknolojisi, elde ettiği büyük başarılarıyla Türkiye’nin iftihar kaynağı olduğunu söyleyen Güler, “Hava Kuvvetleri bugün, dünyada kendi pilotlarını, hatta dost ve müttefik ülkelerin de pilotlarını yetiştirebilen sayılı ülke hava kuvvetlerinden biri konumundadır.” açıklamasında bulundu.
Bu günlere kolay gelinmediğini vurgulayan Güler, “Sizler gibi nice kahramanlar, Hava Kuvvetlerimizin bu uzun ve meşakkatli yolculuğunda önemli bir mihenk taşı olan yerli ve milli savunma sanayi hamlemizin gelişmesi için büyük gayret sarf etti, mücadele verdi.” diye konuştu.
“DAHA ÇOK ÜRETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Bakan Güler, birbirinden değerli ve kritik projeleri hayata geçiren savunma sanayisinin karada ve denizde olduğu gibi semaların emniyetini en iyi şekilde sağlayacak hava araçlarında da büyük adımlar attığını belirterek, şunları kaydetti:
“Temel eğitim ve hafif taarruz uçağımız ‘HÜRKUŞ’, jet eğitim uçağımız ‘HÜRJET’, genel maksat helikopterimiz ‘GÖKBEY’ ile savunma sanayimizin ulaştığı üstün seviyeyi ortaya koyan 5’inci nesil, ilk yerli-milli savaş uçağımız KAAN, ülkemizin hava platformlarındaki büyük atılımlarının en somut göstergeleridir. Tüm bunlarla birlikte Türkiye, artık kendi savaş ve eğitim uçağını, helikopterlerini üretebilen dünyanın sayılı ülkelerinden biri olmuştur.
Bizlere düşen de Hava Kuvvetlerimizi ve kahraman ordumuzu, en gelişmiş, en modern silah, araç ve gereçlerle donatmaya devam etmektir. Zira içinde bulunduğumuz kaotik güvenlik ortamı ve yaşanan krizler, ülkemizin hak ve menfaatlerini tavizsiz bir şekilde koruyabilmemiz için her açıdan güçlü, etkin ve caydırıcı bir hava kuvvetlerine sahip olmamızı zorunlu kılmaktadır. Bunun bilinciyle sahip olduğumuz yüksek motivasyon, azim ve kararlılıkla çalışmaya, daha çok üretmeye devam edeceğiz.”
Eskiye göre daha güçlü ve kararlı olduklarını belirten Güler, yapılan tüm faaliyetlerdeki üstün çabalardan dolayı personele çok güvendiklerini ifade etti.
Hava Kuvvetlerinin Türkiye’nin iftihar kaynağı olduğunu belirten Güler, sözlerini şöyle tamamladı:
“Cumhuriyetimizin ikinci asrına başladığımız bu tarihi dönemde ve ‘Türkiye Yüzyılı’ vizyonumuz doğrultusunda, sahip olduğu imkan ve kabiliyetler ile sizler gibi yetenekli personelinin ortaya koyacağı gayretlerle, büyük başarılara imza atacağına ve asil milletimizin gurur kaynağı olacağına yürekten inanıyorum. Bu vesileyle Hava Kuvvetlerimizin ulaştığı bu üstün seviyeye gelmesinde emeği geçen, katkıda bulunan bütün komutanlarımızı ve kahraman personelimizi minnetle anıyorum. Başta Hava Kuvvetleri Komutanımız olmak üzere tüm seçkin personelimiz ile silah ve mesai arkadaşlarıma teşekkür ediyor, Hava Kuvvetlerimizin 113’üncü kuruluş yıl dönümünü bir kez daha yürekten kutluyorum.”
Bakan Yardımcısı Bilal Durdalı’nın da yer aldığı kabulde bir konuşma yapan Güler, Hava Kuvvetlerinin kuruluş yıl dönümünü kutlayarak, “Semalarımızın çelik kanatlı savunucuları olan Hava Kuvvetlerimizin 113’üncü kuruluş yıl dönümü münasebetiyle, sizlerle bir araya gelmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum.” ifadelerini kullandı.
Güler, 20’nci yüzyılın başında ilk motorlu uçağın havalanışından kısa bir süre sonra, 1911 yılında ilk havacıların pilotaj eğitimine gönderilmesi ve Harbiye Bakanlığına bağlı Havacılık Komisyonunun kurulması ile Türk Hava Kuvvetlerinin şanlı yürüyüşüne başladığını belirtti.
Kuruluşundan itibaren tüm komutan ve personelin çok büyük gayretler gösterdiğini anlatan Güler, “Adını tarihe altın harflerle yazdıran Hava Kuvvetlerimiz, dünyanın en güçlü, en seçkin ve en saygın hava güçleri arasındaki yerini almıştır.” dedi.
Güler, Türkiye’nin uluslararası arenada etkin roller üstlendiğini ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin son bir asrın en kapsamlı faaliyetlerini icra ettiğini aktararak, Hava Kuvvetlerinin de aynı etkinlik ve yoğunlukta faaliyetlerini sürdürdüğünü belirtti.
Hava Kuvvetlerinin köklü tarihi, yetenekli personeli, üstün teknolojisi, elde ettiği büyük başarılarıyla Türkiye’nin iftihar kaynağı olduğunu söyleyen Güler, “Hava Kuvvetleri bugün, dünyada kendi pilotlarını, hatta dost ve müttefik ülkelerin de pilotlarını yetiştirebilen sayılı ülke hava kuvvetlerinden biri konumundadır.” açıklamasında bulundu.
Bu günlere kolay gelinmediğini vurgulayan Güler, “Sizler gibi nice kahramanlar, Hava Kuvvetlerimizin bu uzun ve meşakkatli yolculuğunda önemli bir mihenk taşı olan yerli ve milli savunma sanayi hamlemizin gelişmesi için büyük gayret sarf etti, mücadele verdi.” diye konuştu.
AZİM VE KARARLILIKLA ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ
Bakan Güler, birbirinden değerli ve kritik projeleri hayata geçiren savunma sanayisinin karada ve denizde olduğu gibi semaların emniyetini en iyi şekilde sağlayacak hava araçlarında da büyük adımlar attığını belirterek, şunları kaydetti:
“Temel eğitim ve hafif taarruz uçağımız ‘HÜRKUŞ’, jet eğitim uçağımız ‘HÜRJET’, genel maksat helikopterimiz ‘GÖKBEY’ ile savunma sanayimizin ulaştığı üstün seviyeyi ortaya koyan 5’inci nesil, ilk yerli-milli savaş uçağımız KAAN, ülkemizin hava platformlarındaki büyük atılımlarının en somut göstergeleridir. Tüm bunlarla birlikte Türkiye, artık kendi savaş ve eğitim uçağını, helikopterlerini üretebilen dünyanın sayılı ülkelerinden biri olmuştur.
Bizlere düşen de Hava Kuvvetlerimizi ve kahraman ordumuzu, en gelişmiş, en modern silah, araç ve gereçlerle donatmaya devam etmektir. Zira içinde bulunduğumuz kaotik güvenlik ortamı ve yaşanan krizler, ülkemizin hak ve menfaatlerini tavizsiz bir şekilde koruyabilmemiz için her açıdan güçlü, etkin ve caydırıcı bir hava kuvvetlerine sahip olmamızı zorunlu kılmaktadır. Bunun bilinciyle sahip olduğumuz yüksek motivasyon, azim ve kararlılıkla çalışmaya, daha çok üretmeye devam edeceğiz.”
Eskiye göre daha güçlü ve kararlı olduklarını belirten Güler, yapılan tüm faaliyetlerdeki üstün çabalardan dolayı personele çok güvendiklerini ifade etti.
Hava Kuvvetlerinin Türkiye’nin iftihar kaynağı olduğunu belirten Güler, sözlerini şöyle tamamladı:
“Cumhuriyetimizin ikinci asrına başladığımız bu tarihi dönemde ve ‘Türkiye Yüzyılı’ vizyonumuz doğrultusunda, sahip olduğu imkan ve kabiliyetler ile sizler gibi yetenekli personelinin ortaya koyacağı gayretlerle, büyük başarılara imza atacağına ve asil milletimizin gurur kaynağı olacağına yürekten inanıyorum. Bu vesileyle Hava Kuvvetlerimizin ulaştığı bu üstün seviyeye gelmesinde emeği geçen, katkıda bulunan bütün komutanlarımızı ve kahraman personelimizi minnetle anıyorum. Başta Hava Kuvvetleri Komutanımız olmak üzere tüm seçkin personelimiz ile silah ve mesai arkadaşlarıma teşekkür ediyor, Hava Kuvvetlerimizin 113’üncü kuruluş yıl dönümünü bir kez daha yürekten kutluyorum.”
]]>İşte Erdoğan’ın açıklamasından öne çıkan başlıklar;
Ülkemizin dört bir yanında AK Parti’nin millete hizmet davasını sırtlayan, ülkesi, milleti ve Türkiye’nin aydınlık istikbali için samimiyetle koşturan tüm kardeşlerimin her birine bufadan selamlarımı gönderiyorum. AK parti İstişare ve Değerlendirme toplantılarımızın 31’incisinde sizlerle beraber olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. İstişare toplantımızın ülkemiz, milletimiz ve demokrasimiz için şimdiden hayırlara vesile olmasını yüce Allah’tan niyaz ediyorum.
“SİZLERİN KIYMETLİ FİKİRLERİNİ ALACAĞIZ”
Bugün ve yarın belirlenen konu başlıklarında genel başkan yardımcısı ve bakan arkadaşlarımız geniş bir yelpazede sunumlarını yapacaklar. Hem partimizin gündemindeki meseleleri konuşacağız hem de ülkemizi ve tüm insanlığı ilgilendiren konuları iki gün boyunca kapsamlı şekilde değerlendireceğiz. Bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz 30 istişare toplantısında olduğu gibi demokratik bir atmosferde, katılımcı bir anlayışla kardeşliğin ve muhabbetin hakim olduğu bir iklimde sizlerin kıymetli fikirlerini alacağız.
Geçen sene hem 6 Şubat depremleri hem de çok yoğun geçen 14-28 Mayıs seçimleri dolayısıyla toplantımızı ertelemek durumunda kaldık. Seçimlerin hemen ardından da tüm vaktimizi ve enerjimizi depremin yaralarının sarılması başta olmak üzere ülkemizin acil sorunlarının çözümüne teksif ettik. Elbette burada bulunan arkadaşlarımızın hemen hepsiyle çeşitli vesilelerle bir araya geldik, görüş alışverişinde bulunduk. AK Parti’yle özdeşleşmiş, Türk siyasetine AK Parti’nin kazandırdığı istişare toplantılarının farklı anlamları ve önemi olduğunu çok iyi biliyoruz. Son bir yıldır ülkemizin adeta gündemini kaplayan seçim maratonunun da tamamlanmasıyla öncelikle siz kardeşlerimizle beraber olalım istedik.
TARİH VERDİ: BELEDİYE BAŞKANLARIYLA BİR ARAYA GELECEĞİZ
İstişare toplantılarımız devam edecek. 1 ve 2 Temmuz’da bu defa belediye başkanlarımızlar bir araya geleceğiz. Son 3 seçimin muhasebesini yapacağız.
14 Mayıs ile 31 Mart seçimleri arasındaki negatif ayrıştırmayı masaya yatıracağız, adımlarımızı tayin edeceğiz.
Burada bir hususu sözlerimin hemen başında ifade etmek istiyorum. Rabbimiz hayat rehberimiz Kur’an-ı Kerim’de, “Onların işleri kendi aralarında istişareyledir” buyuruyor. Peygamberimiz de “İstişare edenin pişmanlık duymayacağını” bizlere müjdeliyor. Siyasi hayatımızın her aşamasında olduğu gibi partimizin kuruluşundan itibaren de istişareye, kararlarımızı ortak akılla almaya önem verdik. Halkımızla aramıza mesafe koymadık, görünmez duvarlar örmedik, siyaseti milletimiz için yaptık. Milletimizle birlikte hep istişare halinde kalarak yaptık.
“TÜM TÜRKİYE’NİN SESİNE KULAK VERDİK”
Sivil toplum kuruluşlarımızla kanaat önderlerimizle istişare ettik. İlim adamlarımızla, akademisyenlerimizle, gençlerimizle istişare ettik. Türkiye’nin nüfusunun yarısını oluşturan kadınlarla, hanım kardeşlerimizle istişare ettik. Sanayicilerimizle, üreticilerimizle, emekçi kardeşlerimizle istişare ettik. Saçlarını ülkemize ve milletimize hizmet yolunda ağartmış büyüklerimizle, emeklilerimizle istişare ettik. Türkiye’nin selameti ve geleceği için söyleyecek sözü, görüşü, eleştirisi ve teklifi olan her bir insanımızla istişare ettik. Sokağın sesine kulak verdik. Çarşının, pazarın nabzını tuttuk. Hiç kimseyi ayırmadan, ayrımcılık yapmadan herkese ulaşmaya çalıştık. Ne kendimizi ne çalışma arkadaşlarımızı ne partimizi sürekli aynı seslerin duyulduğu farklı fikirlere kapalı, yankı odalarına hapsetmedik.
“HER GÖRÜŞE KAPIMIZI VE GÖNLÜMÜZÜ AÇTIK”
Tüm Türkiye’nin sesine kulak verdik. Ne kadar aykırı olsa da her görüşe kapımızı ve gönlümüzü açtık. Ayrımcılık yapmadan herkese kulak verdik, demokrasinin güçlenmesi adına söyleyecek sözü olan herkese, her görüşe kapımızı gönlümüzü açtık. AK Parti siyasetinin taşıyıcı kolonu İstişare ve müzakeredir.
AK PARTİ’NİN 23. KURULUŞ YIL DÖNÜMÜ
AK Parti’nin her toplantısı aynı zamanda geniş katılımla gerçekleştirilen bir meşveret meclisidir ve bugüne kadar daima böyle olmuştur. Türk siyasi hayatında istişare kültürü bizimle anlam kazandı. İşte bugünkü toplantımız gibi bizimle ete kemiğe büründü. İstişareyi siyasette sadece kullanışlı bir söylem olmaktan çıkartıp her seviyede pratiğe döken, uygulayan ve kurumsallaştıran parti biziz.
Demokratik mekanizmaları işlettik. Yapıcı, yol gösterici eleştiriye her zaman açık olduk. 23. Kuruluş yıl dönümümüzü kutlayacağız. 23 yıldır bizi ayakta tutan vasfımız ortak akla önem vermemiz ve bununla hareket etmemiz.
31’inci İstişare ve Değerlendirme Toplantımızın temasını işte bu anlayışla ‘Türkiye’nin ortak aklı’ olarak belirledik. İnşallah bugün ve yarın bilhassa partimizin istikbali açısından kritik önemi haiz konuları sizlerle birlikte konuşacağız, görüşeceğiz, hiçbir komplekse kapılmadan meselelerimizi masaya yatıracağız. 14-28 Mayıs ile 31 Mart seçim sonuçları arasındaki negatif ayrışmayı tüm yönleriyle, asla kolaycılığa kaçmadan ele alacağız.
“YOL HARİTAMIZI TAYİN VE TESPİT EDİYORUZ”
Farklı kanallardan derlediğimiz bilgiler ışığında fotoğrafı netleştiriyor, yol haritamızı ve atacağımız adımları tayin ve tespit ediyoruz.
Seçmenden geçer not alamayan, bizim takdirimize mazhar olamaz. Milletimizin başta değişim ve yenilenme talebi olmak üzere sandık sonuçlarıyla bize ulaştırdığı beklentilerinin tamamının farkındayız. Mesajların gereğini vakti saati geldiğinde muhakkak yapacağız. Bu süreçte ince eleyip sık dokuyor, gerçekten çok titiz davranıyoruz. Milletimizle gönül köprülerimizi tekrar güçlendirirken AK Parti ve Cumhur İttifakı’nın surlarında gedik açma girişimlerine fırsat vermeyeceğiz.
“DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN”
Ne birilerinin suyu bulandırıp bulanık suda kişisel hesaplarını görmelerine seyirci kalacağız ne de hiçbir şey olmamış gibi yolumuza devam edeceğiz. AK Parti olarak 85 milyonun umudu olma vasfımızı koruyorsak bunun sırrı, milletin sesine kulak kabartıp kurucu değerlerimizin rehberliğinde kendimizi güncellemeyi başarmamızdır. Bugüne kadar Meclis’ten bürokrasiye, teşkilatlardan belediyelere, bütün bunlara uzanan zincirin her bir halkasında değişimi başarıyla gerçekleştirdik. İnşallah bundan sonra da değişim irademizi güçlü ve dinamik tutacağız. Sizlerden hiçbir perde koymadan düşüncelerinizi ne kadar keskin olursa olsun tenkit ve tespitlerinizi bizimle paylaşmanızı istirham ediyorum.
Millet iradesine sahip çıktık. Darbe girişimlerinde herkesten önce biz öne atıldık. Siyaset; ülke ve millet için verilen mücadelenin adıdır. Bizim lügatımızda siyasetin tek bir amacı vardır, o da millete hizmet etmektir.
85 Milyonun tamamının bu toprakların birinci sınıf vatandaşı olduğunu, bu toprakların sahibi olduğunu vurguladık. Vatan hepimizindir, devlet hepimizindir.
“ÖZGÜR ÖZEL’İ BAYRAMDAN ÖNCE ZİYARET EDECEĞİM”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, AK Parti Genel Merkezi’nde bizi ziyaret etti. Özgür Özel’i arayı fazla uzatmadan kurban bayramından önce ziyaret edeceğim. Yumuşamayı tesis etmeye çalıştığımızı ifade etti. Biz bu konuda rahatız özgüvenliyiz. Biz kutuplaşmanın tarafından hiç olmadık.
MHP’nin de kırmızı çizgileri vardır. Ana muhalefet partilerinin de kırmızı çizgilerinin olduğunu biliyoruz. Siyaset belli sınırlar içinde yapılır. Biz yumuşama adı altında duruşumuzdan hassasiyetlerimizden taviz verecek değiliz.
Teröre karşı ortak tavır geliştirmeden Türkiye’yi daha ileri götüremeyiz.
Son dakika gelişmelere anında ulaşmak için Haber7 uygulamasını akıllı cihazlarınıza (iOS, Android) kurabilir, Twitter’da @Haber7 hesabını takip edebilirsiniz.
App Store Google Play Takip Et
Ülkenin güneyinde orman yangınlarıyla, kuzeyinde sel felaketleriyle, iç bölgelerde ise kuraklıkla mücadele ettiklerini ifade eden Yumaklı, bu nedenle toprağı, suyu, ormanları ve biyoçeşitliliği korumayı ön plana alan politikaları hayata geçirmek zorunda olduklarının altını çizdi. Yumaklı, küresel iklim değişikliğinin getireceği yıkıcı etkilere ancak bu şekilde karşı koyabileceklerine dikkati çekti.
İklim değişikliğinin, herkesi etkileyecek çok önemli bir unsur olduğuna işaret eden Yumaklı, bireysel, kurumsal ve ülkeler olarak buna hazırlıklı olmak gerektiğini ifade etti.
Yumaklı, yeşil vatanı geliştirmek için son 22 yılda gerçekleştirilen çalışmalara ilişkin, “Ormanlarımızı geliştirmek için bugünün reel rakamlarıyla 179 milyar liralık yatırım yapıldı. Bu zaman zarfında, 7 milyar tohum ve fidan toprakla buluşturuldu. Ülke yüz ölçümümüzün yüzde 30’u ormanlarla kaplı. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre ülkemiz ağaçlandırma çalışmalarında Avrupa’da birinci, dünyada ise dördüncü sırada. 5 yılda yayınlanan FAO verilerine göre orman alanı bakımından ülkemiz 2015 yılında 46. sıradayken 2020 yılında 27. sıraya çıkmış durumda” diye konuştu.

“29,3 milyar lira hibe ve kredi vererek yaklaşık 280 bin projeyi destekledik”
Özellikle orman köylülerinin kalkındırılması için “ORKÖY” kredilerinin son derece büyük önemi olduğuna dikkati çeken Yumaklı, şöyle devam etti:
“Son 22 yılda 29,3 milyar lira hibe ve kredi vererek yaklaşık 280 bin projeyi destekledik. ‘5 bin Köye 5 bin Gelir Getirici Orman Projesi’yle orman köylülerin gelirlerini artırmak için ceviz, badem, kestane, zeytin gibi fidanlar dikiyoruz. 796 bal ormanı tesis ettik. Bal ormanlarının tesisi bizim için önemli başlıklardan birİsi. Ülkemiz orman yangınlarına hassas bir bölgede. Geçen yıl 15 bin 520 hektar alanımız maalesef yangınlardan zarar gördü. Bizler bundan sonraki dönemde, asıl başarıyı yanan alanların azaltılması ya da yangınlarla çok başarılı mücadele etmekte değil, yangınların çıkmaması için alınacak tedbirlerin etkinliğinde ve başarısında görüyoruz.”
İbrahim Yumaklı, yangınların yüzde 90’ının insan kaynaklı olduğunu herkesin bildiğini, bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmalarının orman yangınlarına müdahalede başarı için en önemli etken olduğunu bildirerek, bu konuda çeşitli kampanyalar gerçekleştirdiklerini belirtti.
Orman yangınlarıyla mücadelede toplumsal desteğin önemine vurgu yapan Yumaklı, 105 helikopter, 26 uçak, 14 İnsansız hava aracı (İHA), 5 bin kara aracı, 25 bin personel ve yaklaşık 120 bin gönüllüyle bu zorlu mücadeleye hazır olduklarını ifade etti.
Yangın göletlerinin hem ekosistem hem de herhangi bir yangında müdahale açısından çok büyük önemi olduğuna işaret eden Yumaklı, şöyle devam etti:
“4 bin 727 yangın göleti yapılmış durumda. Yangınlarda mücadelede çok önemli bir diğer husus ise yangın gözetleme kuleleri. 776 kulemiz var, bunlardan 184’ü akıllı kule. Yapay zekanın hayatımızın içerisine tahminimizden çok daha hızlı ve fazla girdiği bugünlerde elbette biz başta orman yangınlarıyla mücadele olmak üzere birçok konuda yapay zekayı kullanır hale geliyoruz. Yerli ve milli imkanlarla geliştirdiğimiz, Yangın Karar Destek Sisteminin, Birleşmiş Milletler tarafından ödüle layık olduğunun altını çizmek istiyorum.”
“Proje, yangınlara karşı dirençli ormanlar kurulması açısından önemli”
Dünya Bankası ile küresel iklim değişikliği konusunda birçok alanda işbirliği yaptıklarını, Dünya Bankası ile yaptıkları anlaşmalarla birlikte yürüttükleri projelerin toplam değerinin 1,5 milyar dolar olduğunu aktaran Yumaklı, “Taşkın ve kuraklık gibi iklim değişikliğinin diğer etkilerini ve deprem bölgesinde tarım sektörünün yeniden yapılandırılmasını sağlamak üzere iki proje için de 850 milyon dolar değerinde proje portföyümüzü hayata geçirmeyi planlıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bakan Yumaklı, şunları kaydetti:
“Bugün Dünya Bankasının 400 milyon dolar kredi sağlayacağı ve 5 yıl sürecek olan İDOP Projesinin başlangıcını yapmış olacağız. Projenin Kahramanmaraş, Gaziantep, Hatay, Kilis, Adana ve Osmaniye gibi illerimizi de kapsaması, deprem bölgesinin yeniden ayağa kalkması açısından son derece önemli katkı yapacak. Proje, yangınlara karşı dirençli ormanlar kurulması açısından önemli alt projeler içeriyor. Orman köylülerimiz için konut geliştirme ve iyileştirme, fenni arıcılık, hayvansal ve bitkisel üretim desteği ve orman köylülerimizin çatı güneş enerjisi kurması. Pek çok başlık sayılabilir ancak Dünya Bankası ve Bakanlığımızın iklim değişikliğiyle mücadele anlamında ortak hedeflerinin, aynı yere gitmesi ve aynı sonuçları oluşturacak olması bakımından önemlidir. Yine karbon ayak izi konusu, bundan sonraki dönemde sadece toplumsal olarak değil ticari hayatı da etkileyecek en önemli unsurlardan birisi olacak. Dünya gibi Türkiye de bu konuya son derece ciddi bir şekilde hazırlanıyor. Burada en büyük sermayemiz, yutak alanları ve ormanlarımız olacak.”
“Altyapının iyileştirilmesi için anahtar olacak”
Orman Genel Müdürü Bekir Karacabey de projenin ormanların iklime dirençli hale getirilmesi için yeni ağaçlandırma çalışmalarıyla, orman zararlılarının olumsuz etkilerini ortadan kaldırmaya yönelik çalışmaları içerdiğini söyledi.
Projenin, ormanlara teknik müdahaleleri kolaylaştıracak altyapının iyileştirilmesi için de anahtar olacağını kaydeden Karacabey, “Yürüttüğümüz çalışmaları bu projeyle daha yaygın, hızlı ve etkili bir şekilde uygulamaya geçmiş olacağız” dedi.
Karacabey, çocukların bilinçlendirilmesine yönelik “Orman Okulları Projesi”nin İDOP projesinin ana başlıklarından birisi olarak hayata geçirileceğini belirterek, “İnşallah proje tamamlandığında inanıyoruz ki 9 bölge müdürlüğümüz, 14 ilimizde yaşayan yaklaşık 7 milyon insan olmak üzere tüm ülkemizde orman yangınlarıyla ilgili iklim değişikliğinin olumsuz etkileri ile ilgili farklı bir projeksiyon sunulmuş olacak” diye konuştu.
Dünya Bankası Sürdürülebilir Kalkınma Programı Lideri Laurent Debroux da İDOP projesinin kendileri için çok önemli bir proje olduğunun altını çizerek, projenin uygulanacağı illerde yaşayan insanların refahına katkı sağlayacaklarını dile getirdi.
Dünya Bankası ile Tarım ve Orman Bakanlığı işbirliğinde yürütülen projelere 3 milyar dolarlık bütçe ayırdıklarını, bunlar içinde ikinci en büyük kaynağın İDOP’a verildiğini anlatan Debroux, “İDOP, iklim değişikliğinin ele alınması konusunda Türkiye’ye çok net bir yol haritası sağlayacak projelerden bir tanesi. 2053 yılı itibarıyla sıfır karbon emisyonu hedefine ulaşması noktasında da ciddi katkılarının olacağına inanıyorum” dedi.
İSO Yönetim Kurulu Başkanı Erdal Bahçıvan’ın ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıda konuşan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, “Üretim yapan çiftçilerimize kullandıkları tarımsal kredilerde yüzde 15 ilave faiz indirimi sağlıyoruz. Böylece gerekli diğer koşulları da sağlayan üreticilerimiz kredilerinde yüzde 100 faiz indirimine erişebiliyor. Çiftçilerimizi üretime teşvik etmek için, bugünün değerleriyle verilen destek miktarı 1,6 trilyon. Tarım dışına çıkan arazi miktarı da yine bu süreçte önemli ölçüde azalmış durumda. 93 milyon dekarlık, 442 büyük ovanın koruma altına alındığını söylemek istiyorum. Yine organik tarım ve iyi tarım uygulamaları da bu süreç içerisinde desteklendi. Tarım ve sanayi entegrasyonunu güçlendirmek için, kırsal kalkınma yatırımları da devam etti ve 93 bin projeye yaklaşık 95 milyar liralık bugünün rakamlarıyla kaynak ayrıldı. Önümüzdeki dönemde yatırımları cesaretlendirmek adına ekonomik yatırımlarda, proje limitini yüzde yüz arttırdık ve 7 milyondan 14 milyon liraya çıkardık. Tarımsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu, Avrupa Birliği ile Türkiye Cumhuriyeti’nin eş finansmanıdır. 81 ilimize yaygınlaştırdık. Üçüncü dönem çağrısındaki bütçe rakamı 785 milyon Euro. 7 yıllık bu süreçte ülkemizdeki tarım girişimcilerinin kendi faaliyetlerini yerine getirebilmeleri adına onlara ayrılmış durumda” diye konuştu.

“BUNDAN SONRAKİ STRATEJİMİZİ 5 TEMEL UNSUR ÜZERİNE KURDUK”
Bakan Yumaklı, “Beş temel unsur üzerine kurduk, bundan sonraki stratejimizi. Sürdürülebilir bir üretim yapacağız. Yapmış olduğumuz bu üretim verimlilik esasına göre işleyecek. Ürettiğimiz ürün, verimli ürettiğimiz ürün kaliteli olacak ve mutlaka kayıtlılık söz konusu olacak. Elbette sektöre yatırım bunun olmazsa olmazı. Bu düzenlemelerle suya göre tarımın yapılması, planlı tarımsal üretime geçilmesi istenmeyen arazilerin döküme kazandırılması, tarımsal üretim alanlarında yapılan bütün üretimin kayıt altına alınması ve sözleşmeli üretimin yaygınlaştırılmasıdır. Politikalarımızın tamamı devletimizin ana politikalarına entegredir” şeklinde konuştu.
“ÇİFTÇİLERE TARIM KREDİSİNDE YÜZDE 15 İLAVE FAİZ İNDİRİMİ”
Çiftçileri teşvik etmek adına faiz indirimi uygulanmasına değinen Yumaklı, “Sözleşmeli üretimle alakalı çiftçilerimize, üreticilerimize onları cesaretlendirme adına üretim yapan çiftçilerimize kullandıkları tarımsal kredilerde yüzde 15 ilave bir faiz indirimi yapıyoruz. Böylece diğer koşulları da sağlayan üreticilerin çok ciddi oranda bir faiz indiriminden yararlanması söz konusu. O yüzden ben siz değerli sanayicilerimizden sözleşmeli üretimin yaygınlaştırılmasıyla ilgili desteklerinizi istirham ediyorum” ifadelerini kullandı.
“NÜFUS ARTIŞIYLA ÜRETİM İHTİYACIMIZ ARTACAK”
Her alanda daha fazla üretim ihtiyacı doğacağını belirten Yumaklı, “Biz, Akdeniz çanağındaki ülkeyiz. İklimden en çok etkilenen ve etkilenecek olan ülkelerin başında geliyoruz. Ve en çok etkilenecek, hayatımız için önemli materyal madde de su. Nüfus artışıyla birlikte yine her alanda üretim ihtiyacımız da artacak dolayısıyla. Bu gerçeği en çok idrak eden bir grubu temsil ediyorsunuz ki, hakikaten ben teşekkür ediyorum İstanbul Sanayi Odası yönetimine. Bu kadar değerli bir çalışmayı Türkiye kamuoyunun gündemine sokacakları için. 2023 yılında ülkemizin mevcut su kaynaklarından 57 milyar metreküp kullanıldı. Bunun oransal olarak hangi sektörlerde kullanıldığını zaten konuşmacılar söyledi. Sanayide suya en fazla bağımlılığı olan sektörleri de söyledi hocam ama ben yine de söyleyeyim. Yüzde 22 ile gıda, yüzde 18 ile tekstil sektörü. Su kaynaklarımızın önemini söylüyoruz. Bir daha tekrar edelim. Ülkeler su ile ilgili pozisyonlarını sahip oldukları potansiyelle ölçerler. Eğer kişi başına bin 700 metreküpün üzerinde bir kullanılabilir su potansiyeline sahipseniz, siz su zengini bir ülkesiniz. Bin 700 metreküple, bin metreküp arasında iseniz su stresi içerisinde bir ülkesiniz. Bin metreküpün altına düştüğünüzde de su fakiri bir ülkesiniz. Kabaca böyle tanımlayalım. Türkiye, bin 313 metreküp bizim kayıtlarımıza göre su miktarına sahip” dedi.
“10 BİN PROJEYE 2,4 TRİLYON LİRALIK BİR KAYNAK AKTARILDI”
Önlem alınmazsa 6 seneye su fakiri olabileceğimize dikkat çeken Yumaklı, “Bin 313 metreküple yani binle, bin 700 arasında, bine daha yakınız. Su stresi altında bir ülkeyiz. Eğer hiçbir önlem almazsak, ne olabilir ki? Deyip alışkanlıklarımızı değiştirmezsek çok değil sadece 6 sene sonra su fakiri olan ülkeler kategorisine gireceğiz. Dolayısıyla burada, devlet aklı olarak karar vericileri olarak, bu tehlikeyi çok uzun senelerdir gören, karar vericilerin ülkemizin yarınlarında ihtiyacı olacak suyu depolama adına çok ciddi yatırımları, dolayısıyla su ve sulama alanında yaklaşık 10 bin projeye 2,4 trilyon liralık bir kaynak aktarmış bu ülke insanı” ifadelerini kullandı.
]]>Görgün’ün açıklamalarından öne çıkan başlıklar:
“YERLİ MİLLİ ÜRÜNLERİN SAYISININ ARTMIŞ OLMASI BİZLERE GURUR VERİYOR”
Efes Tatbikatı dünyada önemli tatbikatlardan bir tanesi. Çok fazla dost ülkenin katılım sağladığı, bu sene 50 ülke var, 1500’ün üzerinde asker katılıyor. Birçok ülkenin bakanları, genelkurmay başkanları, kara kuvvetleri komutanları, hava kuvvetleri, deniz kuvvetleri komutanları, son kullanıcılar geniş bir takipçisi var. Tabii tatbikat çok yönlü bir tatbikat. Kara, hava, deniz unsurları, amfibik unsurlar, elektronik harp, işte haberleşme ve çeşitli bir gerçek savaş ortamında olabilecek aşağı yukarı tüm senaryoların çalıştığı, çok emek verilen, bizim Milli Savunma Bakanlığımızın üzerine yoğun emek verdiği tatbikatlardan bir tanesi.
Bu tatbikatlarda tabii envanterde bulunan ve bu tip senaryolarda faaliyet gösterilecek. Tüm sistemler, platformlar, ekipmanlar kendini gösteriyor. Bizim açımızdan bu platformların, sistemlerin her geçen tatbikatta sayısının, yerli milli ürünlerin sayısının artmış olması bizlere gurur veriyor.
“EFES TATBİKATINDA 48 FİRMAMIZ YER ALACAK”
Bu tatbikata bir şekilde ürünleriyle, sistemleriyle katkı sağlayan savunma sanayimizin, Türk Silahlı Kuvvetleri güçleri, emniyet güçlerimizin ihtiyaç duyduğu her türlü platform, teknolojik altyapıya hizmet eden firmalarımızın bir kısmının sergi açtığı alandayız. Burada bu sene Efes Tatbikatında 48 tane firmamız ancak yer bu kadar müsaitti. 6000 metrekarelik bir alanımız vardı. Biz de işte tatbikat katılımına göre burada firmalarımıza yer paylaşımı yaptık.
“TATBİKATTA İLK KEZ KULLANILAN 21 TANE SİSTEM VAR”
Bizim bu fuarda insansız hava araçlarımız, SİHA’larımız, TİHA’larımız, hava araçlarımız hem döner kanatlı hem sabit kanatlı, bununla birlikte kara araçlarımız, silahlarımız, elektronik harp unsurlarımız 50’nin üzerinde sistem yerli milli olarak bu tatbikatta kullanılıyor.
Tatbikatta ilk kez kullanılan 21 tane sistem var. Yani ilk defa bir tatbikatta kendini gösteren 21 tane sistem var. Bunlar ilk defa kullanıma giren ürünler olduğu gibi aynı zamanda yoğun olarak yurt dışına ihraç ettiğimiz platformlarımız ve sistemlerimiz de var yine bu tatbikatta kullanılan. Her yönüyle gezerken de görüyorsunuz firmalarımız, çalışanlarımız, Türk Silahlı Kuvvetleri personelimiz birbirleriyle güç birliği el birliği iş birliğiyle gelişimi gösteriyorlar.
“KULLANICILARIMIZIN ÇOK ÖNEMLİ KATKILARI VAR”
Bizim ürünlerimizin bu derece gelişmesinde kullanıcılarımızın çok önemli katkıları var. Bizim şirketlerimizin ürettikleri ürünleri sahada deniyorlar. Denendikleri ürünlerle ilgili geri beslemelerini çok hızlı bir şekilde bildiriyorlar. Şirketlerimiz de bu değerlendirmeleri hızlıca gelişme yönünde kullanıyor ve hem uluslararası alanda diğer rakipleriyle sahada kullanılmış olması ve fonksiyon itibarıyla daha fonksiyonel olması bir de rekabetçi ürünler sunduğumuzda işte ihracat rakamları olarak da karşımıza çıkıyor.
“İLK BEŞ AY İTİBARIYLA 4 MİLYAR DOLARA SADECE İMZALADIĞIMIZ SÖZLEŞMELER OLDU”
Malumunuz geçen sene ihracat her sene en az yüzde 20 büyüterek devam ediyor. Geçtiğimiz sene 5,5 milyar dolarla kapatmıştık. Bu sene işte beşinci ayı tamamlıyoruz. İlk beş ay itibarıyla 4 milyar dolara sadece imzaladığımız sözleşmeler oldu. Geçtiğimiz sene 10 milyar doların üzerinde sözleşme imzalamıştık. Bu sene onu da aşacağız diye değerlendiriyorum. Çünkü görüştüğümüz firmalarımızın üzerine çalıştığı büyük projeler var. Her yönüyle gece gündüz durmadan, dinlenmeden koşarak çalışıyoruz.
“GAYRETLE ÇALIŞIYORUZ ÇALIŞTIKÇA DA MİLLETİMİZLE, TOPLUMLA PAYLAŞIYORUZ”
Hedeflerimiz belli. Yapmak zorunda olduklarımızı biz çok iyi biliyoruz. İşte çalışmamız gerekiyor. Gayretle çalışıyoruz çalıştıkça da milletimizle, toplumla paylaşıyoruz. Bunun toplum tarafından kabul edenler kabullenmiş olması, dikkatli bir şekilde takip ediliyor olması bütün sektöre ciddi bir motivasyon da veriyor. Aynı zamanda bir tatlı bir baskı unsuru da oluyor.
“BÜTÜN DÜNYA AKINCI’NIN BAŞARISINI GÖZLEMLEDİ”
Mutlaka her gün, her geçen ay yeni projeler hem envantere hem işte yeni başlanılan projeler oluyor. Bunlar hani biz sürpriz alıp yapmak şeyinde değiliz, vazifemizi yapmaya çalışıyoruz şirketlerimizle beraber. Bunlar ürün olarak ortaya çıkıyor.
Bütün dünya AKINCI TİHA’nın başarısını gözlemledi. Uluslararası çeşitli fuarlara katılıyoruz. Oradaki ülkelerin temsilcileri çok kısa bir sürede işte insanlık yararına bizim kazandığımız teknolojileri nasıl kullandığımızın herkes farkında. Türkiye’nin güçlü olması Türkiye’nin savunma sanayinde teknolojik olarak üstün olması aslında biz hep başından beri söylüyoruz. Dünya barışı için bir teminat olacak. Biz de bunun için çalışıyoruz
“MİLLİ TANKIMIZ ALTAY’IMIZIN SERİ ÜRETİMİNE GEÇTİK”
İşte kara araçlarımız biz kara araçları konusunda ülke olarak çok güçlü bir ülkeyiz. Yani birden fazla yurt dışına ihracat yapan firmamız var. Hepsinin ürünleri birbiriyle, dünyada dünyadaki rakipleriyle karşılaştırılabilecek seviyede üstünlükleri olan ürünler. Onun için işte yakın zamanda büyük bir alımı duyurmuştuk. Yeni alımlar var. Yine Avrupa’da NATO ülkelerinin tercih ettiği ürünlerimiz var. Yeni açılımlar da olacak. Personel taşıyıcı araçlar, zırhlı araçlar konusunda açılım içindeyiz. Yine aynı şekilde biliyorsunuz milli tankımız Altay’ımızın seri üretimine geçtik. Onun da yine uluslararası alanda beraber kullanabileceğimiz paydaş ülkelerin ve bizlerle birlikte çalışmak isteyen ülkeler var. Onlarla da görüşmelerimize devam ediyoruz.
ALTAY TANKI, MUHAREBE ORTAMININ KOŞULLARINA UYGUN OLARAK YENİLENDİ
Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı projesiyle BMC Savunma tarafından üretilen yeni nesil Altay tankı, modern muharebe ortamının koşullarına uygun olarak yenilendi.
Birçok alt sistemi yerlileştirilen, güncellenmiş teknolojiler ve yenilikler eklenerek muharebe kabiliyeti artırılan Altay tankına, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) son yıllarda icra ettiği operasyonlar çerçevesinde edinilen tecrübelere ilişkin ilave özellikler kazandırıldı.
DİJİTAL TEKNOLOJİLERİN KULLANIMI ARTIRILDI
Bu çerçevede Altay’da, dijital teknolojilerin kullanımı artırıldı. Bu sayede tank, düşman unsurlarını tespit etmek, hedeflerini belirlemek ve ateş etmek için daha hassas ve hızlı şekilde kullanılabilecek.
Yeni Altay’ın atış kontrol sistemi, Lazer Mesafe Ölçer (LRF) ve daha hassas Görüntü Sabitleyici Stabilizasyon Sistemi gibi modern teknolojileri içeriyor. Bu sayede tank, uzun mesafelerde hedefleri tespit edebilecek ve doğru şekilde muharebe sahasında karşılaşılabilecek tüm hedeflere yüksek atımda vuruş oranıyla angajman sağlayabilecek.
3+ NESİL TANK KORUMA ÖZELLİĞİ
Tankların en önemli 3 kabiliyetinden biri olan beka kabiliyeti, Yeni Altay’larda modüler olarak pasif koruma sağlamakta olan gelişmiş zırh modüllerinin ve aktif koruma sağlayan AKKOR Aktif Koruma Sistemi’nin eklenmesiyle 3+ Nesil tank olma özelliğine sahip oldu. Bu sayede HİBRİT koruma konsepti de yeni Altay tanklarıyla birlikte dosta güven düşmana korku salacak seviyeye geldi.
BİRÇOK SİSTEMİ YERLİLEŞTİRİLDİ
Yeni Altay’da 12,7 mm ve 7,62 mm silah sistemleri başta olmak üzere mühimmat rafları, kule çember dişlisi, rotor, düz periskoplar, nişancı ikinci derece yardımcı görüş sistemi, kayar bilezik, elle ateşleme sistemi, yakıt-ısıtma ve sintine pompaları, hidrolik pompalar, yol tekeri ve soğutma yeleği gibi sistemler de yerlileştirildi.
Yeni Altay, daha yerli olarak, güncellenmiş teknolojisi, geliştirilmiş zırh sistemi, artırılmış hareket kabiliyeti ve modern atış kontrol sistemi ve eğitim sistem ve kabiliyetiyle TSK’nın ihtiyaçlarını karşılamak için tasarlanmış modern muharebe tankı olarak görev yapacak.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:
“Bugün 1071’le başlayan fetihler zincirinin altın halkası olan İstanbul’un fethinin 571’inci sene-i devriyesini milletçe idrak ediyoruz. Daha 21 yaşında askeri ve siyasi dehasıyla birinci sınıf mühendisliğiyle, ilmiyle, cesaretiyle İstanbul’u milletimize armağan eden Fatih Sultan Mehmet ve ordusunu bir kez daha rahmetle yad ediyoruz.
“FETİH ANLAŞILMADAN KIZIL ELMA ANLAŞILMAZ”
İstanbul o tarihten itibaren Türk ve İslam dünyasının güç, idare, bilim ve sanat merkezi haline gelmiştir. İstanbul’un fethi dünya tarihi için ne kadar önemliyle milletimizin kurucu gücü Fatih Millet kimliği bakımından da mühimdir. Fetih anlaşılmadan Kızıl Elma ideali anlaşılmaz. Fetih anlaşılmadan, gemileri karadan yürüten azim, inanç anlaşılmaz.
“İSTANBUL TÜRK’TÜR, MÜSLÜMANDIR”
Fethe ‘işgal’ diyenlerin İstanbul’un duvarlarını ‘Zulüm 1453’te başladı’ yazılarıyla kirletenlerin, İstanbul’un fethinden 250 yıl önce şehri istila edip, kadınların çeyizlerine kadar yağmayalan Haçlı sürülerinden farkı yoktur. İstanbul’un fetih ruhundan koparılmasına göz yummayacağız. Birileri hala kabullenemeseler de İstanbul Türk’tür, Müslümandır. İstanbul’a şehirlerden bir şehir olarak bakmadık, bugün de bakmıyoruz. İstanbul her şeyden önce bize Fatih Sultan Mehmet’in ve kutlu ordunun tüm neferlerinin emanetidir. Aziz İstanbulumuzu kollamaya, güzelleştirmeye devam edeceğiz.
“O HANÇERİN MİLLETİMİZİN SIRTINA SAPLANMASINA İZİN VERMEDİK”
28 Mayıs seçimleri sonrasında ifşa olan gizli-saklı anlaşmalar ülkemizi nasıl büyük bir felaketin eşiğinden döndüğünü ortaya koyuyor. Sağda solda vatan, millet edebiyatı yapanların tüm değerleri nasıl kolayca sattıklarını hep beraber ibretle takip ediyoruz.
Altılı koalisyon masasının cumhurbaşkanı adayının hazır bolca vakti varken, üzerindeki şüphe bulutlarını temizlemesi önemlidir. Gereksiz tartışmaların içine ülkemizi sürüklemek yerine çıksın milletin zihnindeki soru işaretlerini gidersin. İşaret diliyle ve imalarla konuşmayı bıraksın. Her şeyi açık açık itiraf etsin. Biz kimin kimi hançerlediği meselesiyle hiç ilgilenmedik. Ama ucundan kan damlayan o zehirli hançerin, milletimizin saplanmasına da izin vermedik.
HÜKÜMETİN 1 YILLIK KARNESİ AÇIKLANACAK
85 milyon vatandaşımızın tamamının güvenine layık olmak için durmadan koşturmaya devam ediyoruz. Türkiye Yüzyılı’nın inşası için güçlü bir Türkiye için canla başla çalışıyoruz. Kabine toplantımız sonrasına inşallah hükümetimizin 1 yıllık karnesini kamuoyu ile paylaşacağız. Ülkemize hangi eserleri kazandırdığımızın hesabını milletimize vereceğiz.
“15 BİN MASUM ÇOCUKTAN NE İSTEDİNİZ?”
İsrail’in Gazze’de yürüttüğü soykırım, milyonlarca sivilin sığındığı Refah’a yapılan saldırılarla çok daha kanlı bir safhaya girdi. Güvenli bölgedeki sivillerin çadırlarına düzenlenen saldırıda en az 45 masum şehit edildi. Görünütlere bakmaya can dayanmıyor. Bir baba sadece birkaç aylık kafası kopmuş bebeğini, eğer kaldıysa, dünyanın insanlığın vicdanına gösteriyor. 15 bin masum çocuktan ne istediniz? İnsanlığa bu kadar mı düşmansınız. Hiçbir din şu vahşeti meşrulaştırmaz. Dünya Netanyahu denen kanla beslenen vampirin vahşetini canlı yayında izliyor. ABD sen de bu soykırımdan sorumlusun.
“GAZZE’DE İNSANLIK ÖLÜRKEN, AVRUPA’DA DEMOKRASİ ÖLÜYOR”
Gazze’de insanlık ölürken, Avrupa’da demokrasi ölüyor, insan hakları, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, kadın hakları, çocuk hakları ölüyor. Kimse kusura bakmasın, bundan sonra hiçbir Avrupalı çıkıp da kibirle bize demokrasiden, insan haklarından, ifade özgürlüğünden, basın özgürlüğünden bahsetmesin.
“GAZZE’DE SADECE İNSANLIK DEĞİL, BM DE ÖLMÜŞTÜR”
Ey BM, 21’inci yüzyılıda canlı yayında tüm insanlığın izlediği soykırımı durduramayacaksan, sen ne işe yararsın? Eğer dünyanın geleceği 5 ülkenin keyfine kaldıysa ne gerek var o devasa binalara? Bırakın soykırımı durdurmayı, BM kendi personelini, kendi yardım çalışanlarını dahi koruyamadı. Gazze’de sadece insanlık değil, BM de ruhuyla birlikte ölmüştür.
“İSRAİL TÜM İNSANLIK İÇİN TEHDİT”
İsrail, uluslararası hukukun kontrolüne girmeden, kendini uluslararası hukuka bağlı görmeden, hiçbir ülke güvende değildir. Bunu açık açık söylüyorum. Buna Türkiye de dahil. Bu barbarlık Gazze ile sınırlı mı zannediyorsunuz? Kan içmeye doymayacaklar. Hukuk ve kural tanımaz bir İsrail, sadece Filistin için değil tüm insanlık için bir tehdittir. Netanyahu’nun bugün izinden gittiği Hitler, ABD ve Sovyetler Birliği’nin ittifakıyla geç de olsa durdurulmuştu. Daha geç olmadan Netanyahu ve cinayet şebekesi tamamen kontrolden çıkmadan bu barbarlık artık durdurulmalıdır.
“147, 5’TEN BÜYÜKTÜR”
Şu an itibariyle 147 ülke Filistin’i bir devlet olarak tanımış durumdadır. BM’ye üye 193 ülkenin 4’te 3’ünden fazlası Filistin’i egemen bir devlet olarak kabul ediyor. 147 üyenin ortak kararı 5 üyeden oluşan Güvenlik Konseyi’nin keyfine bırakılamaz. Tekrar söylüyorum; dünya 5’ten büyüktür. 147, 5’ten büyüktür.
Gençler, siyonizmin nasıl kural tanımaz bir sapkınlık olduğunu görmeye başladı. Bu devrimin siyonist sapkınlıktan arınmış bir dünyayı kuracağını umuyorum. Türkiye olarak soykırım şebekesinin hesap vermesi için atılan tüm adımlara destek veriyoruz. İlk günden beri ziyaret ettiğimiz tüm ülkelerde bu konuyu gündeme getirdik. Uluslararası Adalet Divanı’nda açılan soykırım davasına müdahil olmayı kararlaştırdık. İsrail yönetiminin ve siyonist lobinin Adalet Divanı ve yargıçları açıktan tehdit ederek baskı altına almaya çalıştıklarını görüyoruz.”
]]>Bakanlıktaki baş başa ve heyetler arası görüşmelerin ardından, Kacır ve Kabir’in eş başkanlıklarında, Türkiye-Tacikistan Karma Ekonomik Komisyonu (KEK) 12. Dönem Toplantısı düzenlendi, KEK Protokolü ve eylem planları imzalandı.
Kacır, toplantıda, yatırım ortamını iyileştiren yasal mevzuatlar, ticaret hacmini artıracak ve ikili ticareti çeşitlendirecek adımlar, bankacılık, enerji ve tarım başta olmak üzere, öncelikli alan olarak belirledikleri sektörlerde yeni işbirlikleri için uzlaştıklarını söyledi.
İki ülke arasındaki ilişkileri sanayiden enerjiye, ulaştırmadan gençlik ve spora, bilim ve teknolojiden medyaya, sağlıktan kültür ve sanata kadar geniş bir yelpazede ileri düzeye taşıyacak aşamaları belirlediklerini anlatan Kacır, şu ifadeleri kullandı:
“İki ülkenin bölgesel kalkınma alanında faaliyet gösteren kurumları arasında tecrübe ve bilgi paylaşımını sağlayacak ‘Teknik İşbirliği Programı’nı gündemimize aldık. Ülkemizin sanayileşme, bilim, teknoloji ve inovasyon alanındaki bilgi birikimi ve deneyimi de dahil olmak üzere kardeş ülke Tacikistan’ın ihtiyaç duyduğu alanlarda tecrübe değişimi, eğitim programları, ortak çalışmalar ve çalışma ziyaretleri düzenlenmesine hazır olduğumuzu vurguladık.”
Kacır, protokoldeki somut eylemlerin ve yol haritasının iki ülkenin kalkınması için ortak fayda temelinde hareket etme kararlılığının ispatı niteliğinde olduğunu dile getirdi.
Orta Asya ülkeleriyle ilişkilerin son yıllarda önemli ivme kazandığına dikkati çeken Kacır, şu değerlendirmede bulundu:
“Ortak tarihi ve kültürel bağlarımızın bulunduğu bu ülkelerle, işbirliği ve dayanışma içinde hareket ediyoruz. Sahip olduğumuz tecrübelerimizi bu coğrafyadaki dost ve kardeş devletlerle paylaşıyoruz. Dost ve kardeş ülkelerin bağımsız, siyasi ve ekonomik istikrara sahip, kendi aralarında ve komşularıyla işbirliği içinde hareket etmelerinin destekçisi olmaya devam ediyoruz. Türkiye, Orta Asya ülkelerine, kalkınma ve büyüme yolculuğunda her daim destekçi olmaya, kadim ilişkilerimizin bulunduğu bu coğrafyada barış, istikrar ve refahın sağlanmasında üst düzeyde katkı sunmaya her daim hazır olmuştur.”

“TÜRKİYE, TACİKİSTAN İLE HER TÜRLÜ İŞBİRLİĞİNİ DEĞERLENDİRMEKTE KARARLI”
Kacır, Tacikistan ile mevcut durumda güçlü olan bağları kuvvetlendirmeye devam ettiklerini dile getirerek, ikili ticaret hacminin ve karşılıklı yatırımların potansiyelin uzağında olduğuna işaret etti.
Tacikistan ile KEK gibi üst düzey platformları aktif kullanarak, belirlenen 1 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefine hızlı şekilde ulaşacaklarını dile getiren Kacır, iki ülke arasında imzalanan anlaşmalara ilişkin şu bilgileri verdi:
“Ticaret ve yatırım ilişkilerinde uzun dönemli bir ivme oluşturacak 4 önemli anlaşmaya, 12. KEK Toplantısı vesilesiyle imza attık. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu/Türkiye-Tacikistan İş Konseyi ve ‘SUE TAJINVES’ arasında imzalanan mutabakat zaptıyla, üretim, bilim ve teknoloji, ticari ve ekonomik ilişkiler, müteahhitlik, eğitim, konularında her iki taraf için faydalı olacak işbirliklerinin geliştirilmesini, Türkiye-Tacikistan ekonomik ilişkilerinin güçlendirilmesini sağlayacağız. Helal kalite altyapısı alanında varılan mutabakat zaptıyla, iki ülke arasında güvenilir bir helal belgelendirme sistemi oluşturacağız, helal belgeli ürün ve hizmet ticaretinin potansiyeli artıracağız. Sanayi ve teknoloji alanında imzalanan mutabakat zaptıyla iki ülke arasında sanayi ve teknoloji alanında, başta OSB’ler ve teknoparklar olmak üzere, farklı başlıklarda bilgi birikimi ve deneyiminin karşılıklı aktarılmasına imkan tanıyacağız. Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunması Anlaşması, firmalarımız için güvenli bir yatırım ortamı tesis edip, ülkelerimiz arasındaki ikili ticari ve ekonomik ilişkilerimizin geliştirilmesi adına değerli kazanımlar sağlayacak. Karşılıklı yatırımlarımız için istikrarlı bir ortamı idame ettirmeyi amaçlayan anlaşmalarımız, iş çevrelerimizin mevcut yatırımlarını genişletmesine ve yeni yatırımların gerçekleşmesine imkan sağlayacak.”
Bakan Kacır, gümrükler, ulaştırma, sağlık ve tıp bilimleri, eğitim gibi birçok stratejik alanda çalışmaların sürdürüldüğü anlaşmaların, müzakereleri tamamlanarak, imzalanmasını istediklerini dile getirdi.
Tacikistan’ın başkenti Duşanbe’de 23-24 Aralık 2021’de gerçekleştirilen Türkiye-Tacikistan Kara Ulaştırması Karma Komisyon Toplantısı’nda ulaştırma bakanlıklarının mutabık kaldığı ikili ve transit taşımaların karşılıklı olarak serbestleştirilmesinin bir an önce hayata geçirilmesini temenni ettiklerini belirten Kacır, şu ifadeleri kullandı:
“Aynı zamanda, ülkemizin uluslararası eğitimdeki dünya markası Türkiye Maarif Vakfının Tacikistan’ın eğitim altyapısını güçlendirmede somut rol üstlenmeye hazır olduğunu vurgulamak isterim. Türkiye, sahip olduğu imkan ve kabiliyetleri kullanarak, Tacikistan ile her türlü işbirliğini değerlendirmekte kararlı. İki dost ve kardeş ülke arasındaki ilişkileri geliştirmek üzere KEK toplantılarında mutabık kalınan hususları gerçekleştirmedeki kararlılığımızdan şüpheniz olmasın.”

“TACİKİSTAN TÜRKİYE İLİŞKİLERİ İVMELENECEK”
Tacikistan Sanayi ve Yeni Teknolojiler Bakanı Sherali Kabir de iki ülke arasındaki ilişkilere ivme kazandıracak protokolde yatırım, sanayi, kültür ve eğitim alanlarındaki ilişkileri göz önünde bulundurduklarını söyledi.
Belirlenen yol haritasının iki ülke arasındaki ilişkilere yeni bir pencere açacağına işaret eden Kabir, “Protokol ile ilişkileri yeniden gözden geçirdik ve önümüzdeki yıllar için iyi temeller oluşturduk. KEK Toplantısı, iki ülkenin ekonomik sosyal ilişkilerinin güçlenmesine destek olacak. İki ülke arasında çok iyi potansiyel mevcuttur ve bu potansiyelleri iyi kullanmalıyız.” dedi.
Güney Pasifik ülkesi Papua Yeni Gine’nin kuzeybatısındaki Enga eyaletine bağlı Yambali köyünde 24 Mayıs’ta toprak kayması meydana geldi.
Sosyal medyada yer alan videolarda, dağın tepesinden kopan kaya kütlesinin yamaçtaki toprağı sürükleyerek köydeki hanelerin üzerine yığdığı görüldü.
BM’ye bağlı IOM Papua Yeni Gine Misyon Şef Aktoprak, heyelana ve arama kurtarma sürecine ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulundu.

– HEYELANDA TEKTONİK HAREKETLER İLE AŞIRI YAĞIŞIN PAYI BÜYÜK
Aktoprak, olayın meydana geldiği alanı çevreleyen dağlar itibarıyla zeminin sağlam yapıya sahip olduğunu, bölgede daha önce heyelan görülmediğini ifade etti.
Papua Yeni Gine’nin dünyadaki depremlerin ve volkanik faaliyetlerin çoğunun meydana geldiği “Pasifik Ateş Çemberi” üzerinde yer aldığına dikkati çeken Aktoprak, tektonik hareketlerin ülke genelinde yoğun şekilde meydana geldiğini vurguladı.
Aktoprak, tektonik hareketlenmeye ek olarak La Nino hava olayı kaynaklı yağışların da arttığına işaret ederek, “Bunların hepsi üst üste geldiğinde felaket senaryosunu hazırlamış oluyor.” dedi.

– “ÖLÜ SAYISININ BİR ANDA ARTMASI BİZİ DE ŞAŞIRTTI”
Heyelan sonucu ölenlerin sayısına ilişkin yapılan ilk tahminlerin 60 evin toprak altında kaldığı ve yaklaşık 100 kişinin ölmüş olabileceği yönünde olduğunu aktaran Aktoprak, “Bu sayı, 2 gün sonra 670’e çıktı. Ölü sayısının bir anda artması bizi de şaşırttı.” diye konuştu.
Serhan Aktoprak, Ulusal Afet Merkezinin bölgede yürüttüğü incelemelerin ardından hazırladığı mektuba atıfta bulunarak, “Mektupta, uluslararası yardım ricasında bulundular ve 2 binden fazla kişinin toprak altında kaldığını söylediler. Tabii bu herkeste çok daha büyük bir şok etkisi yarattı.” şeklinde konuştu.
– ARAMA KURTARMA ÇALIŞMALARINDA KARŞILAŞILAN ZORLUKLAR
Aktoprak, 3 ila 4 futbol sahasına denk gelen afet bölgesinin, büyük kaya parçaları ve toprak yığınıyla dolu olduğunu anlattı.
Yardım faaliyetlerinde bulunmaları amacıyla bölgeye çok sayıda IOM personelinin gönderildiğini vurgulayan Aktoprak, toprak kayması devam ettiği için arama kurtarma çalışmalarının zorlu şartlar altında sürdüğünü belirtti.
Aktoprak, “Çalışmalar esnasında onlarla (IOM personeli) telefonda konuşurken, bana ‘Biz kaçmak zorundayız çünkü kayalar düşüyor’ dediler. Kayalar hala düşmeye devam ediyor.” ifadelerini kullandı.
Papua Yeni Gine adetlerinde ölünün bedenine saygıyla yaklaşılması anlayışının yer aldığının altını çizen Aktoprak, bölge sakinlerinin, yakınlarının ölü bedenlerine zarar vereceğini düşündükleri için arama kurtarma çalışmalarında iş makinelerinin kullanılmasına izin vermediğine işaret etti.
Aktoprak, çalışmalara katılan gönüllülerin toprağı buldozer tarzı makineler yerine kazma kürek yardımıyla kazdığını ve bunun arama kurtarma faaliyetlerini yavaşlattığını söyledi.
Afet bölgesine çıkan yolların bir kısmının heyelan nedeniyle zarar gördüğünü aktaran Aktoprak, hasar alan yolların günlerdir trafiğe kapalı olduğuna ve insani yardım konvoylarının bölgeye ulaşmakta zorlandığına dikkati çekti.
– 1600’E YAKIN KİŞİ YERİNDEN OLDU
Aktoprak, heyelanın ardından yaklaşık 1600 kişinin evsiz kaldığını kaydetti.
Yerinden edilen bu nüfusun beraberinde bazı sıkıntılar getirebileceğini savunan Aktoprak, “Düzensiz göç problemi olabilir. Bunun, beraberinde getirdiği başka sosyolojik ve ekonomik problemler de var. Hem göç eden şahısların hayatı zorlaşabilir hem de kentsel sistemlerde sorun çıkabilir.” dedi.

– İLERİYE DÖNÜK VE UZUN VADELİ “TOPLUM BAZLI KALKINMA PLANLARI”
Aktoprak, evsiz kalan afetzedelerin gıda, su, sağlık ve barınma gibi ihtiyaçlarının karşılanması gerektiğini, bunu sağlamak için uzun vadeli çalışmalar yürüttüklerini söyledi.
Uluslararası Göç Örgütünün diğer BM kurumlarıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla ve hükümetle beraber çalışacağını belirten Aktoprak, yürütülecek ortak çalışmalarla afetzedelere gereken yardımı sağlayacaklarını ifade etti.
Serhan Aktoprak, ayrıca, Uluslararası Göç Örgütünün “toplum bazlı kalkınma planları” yardımıyla heyelandan etkilenen nüfusun sosyoekonomik kalkınmasına yardımcı olmayı amaçladığını aktardı.
Ülkedeki kurumların, valiliklerin, yerel kuruluşların ve komşu köylerin de afetzedelere yardım sağladığını anlatan Aktoprak, uluslararası camiadan gelecek yardımın da önemine vurgu yaptı.
– “İNSANLAR ARASINDA KÖPRÜ KURMAK ÇOK ÖNEMLİ”
Konumunun uzaklığı neticesinde Papua Yeni Gine’de yaşananlara kayıtsız kalınmaması gerektiğini dile getiren Aktoprak, “Papua Yeni Gine’nin yaşadığı sorunlar, sırf Papua Yeni Gine’ye ait değil. Burada öyle tecrübeler var ki bunlar esasında başka ülkeler için model olabilir.” diye konuştu.
Aktoprak, Papua Yeni Gine’nin tecrübelerinden faydalanmanın ve bu ülkeyi küresel çalışmalara daha fazla katmanın önemine değinerek, “İnsanlar arasında köprü kurmak çok önemli. Papua Yeni Gine’nin çok büyük potansiyeli var.” ifadesini kullandı.
Ülkenin ekosisteminin ve kültürünün zenginliğine işaret eden Aktoprak, “Dünyanın en büyük üçüncü yağmur ormanları burada. Flora, fauna, endemik elementler de çok fazla. Burada, 850’den fazla dil konuşuluyor. Herkes en az 2-3 yerli dil biliyor.” değerlendirmesini yaptı.

– GÜNEY PASİFİK ÜLKESİ PAPUA YENİ GİNE
Yaklaşık 10 milyon kişiye ev sahipliği yapan Pasifik ada ülkesi Papua Yeni Gine, ana karadan ve çok sayıda küçük adadan oluşuyor. İlk yerleşimcilerin ana karaya 50 ila 60 bin yıl önce geldiği tahmin ediliyor.
Dağlar, ormanlık alanlar ve çok sayıda nehir vadisinden oluşan coğrafyasıyla zengin bir ekosisteme sahip olan Papua Yeni Gine, çok sayıda canlı ve bitki türünü barındırıyor.
Etnik ve dil çeşitliliğinin gözlemlendiği ülkede, aralarında en çok kullanılan resmi yerel dil Tok Pisin, Hiri Motu ve İngilizce’nin bulunduğu yaklaşık 850 dil konuşuluyor.
Federasyon olarak Türkiye’de ekonomi, finans ve bankacılık alanlarındaki gelişmeleri yakından takip ettiklerini aktaran Uluslararası Bankacılık Federasyonu (IBFED) Genel Müdürü Hedwige Nuyens, “Türkiye ekonomisinde bir değişim yaşanıyor. Türkiye ekonomisinde yakında çok iyi bir görünüm olmasını bekliyoruz. Bankacılar olarak biz de bunun bir parçası olmak istiyoruz.” dedi.
Nuyens, bankacılık sektörünün her ekonominin kilit paydaşlarından olduğuna işaret ederek, “Tüm Türk bankaları, Türk toplumunun enflasyon oranları ve artan fiyatlarla yüzleşebilmesini sağlamak için merkez bankası ve siyasi otoritelerle çok yakın çalışmaktadır. Bazı başarılar görüyoruz. Ekonomide istikrar olacağına dair daha fazla güvene doğru ilerliyor.” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin hem çok güçlü uluslararası bankaları hem de yabancı şirketleri kendine çekmeyi başaran şaşırtıcı bir ülke olduğunu kaydeden Nuyens, yabancı bankalarla Türk bankaları arasında çok başarılı ortak girişimler olduğunu söyledi.
Nuyens, “Dolayısıyla Türkiye’nin çok başarılı olduğunu ve aslında uluslararası düzeyde ve özellikle Arap dünyasında işbirliklerini artırdığını düşünüyorum.” dedi.
İstanbul Finans Merkezi’nin kentin finans sektöründeki öneminin artması konusunda etkili olacağına işaret eden Nuyens, şunları kaydetti:
“Türkiye’nin çok özel bir özelliği var, o da doğu ile batıyı birleştirebilen bir ülke olması. Ülkenin kuzeyinde ve güneyinde gelişmiş, kalkınmış ve kalkınmakta olan ülkelerin bir araya geldiği pek çok ekonomi var. Bu özellikle Türkiye için önemli ve ülkenin ekonomisini güçlendireceğini düşünüyorum.”
“TÜRKİYE, HEM BİRLEŞİK KRALLIK’A HEM DE HEM DE AB’YE KARŞI GÜVENİLİR BİR ORTAK”
Nuyens, Türkiye’nin çok büyük bir potansiyelinin olduğunu belirterek, “Çünkü Türkiye, genç bir nüfusa sahip. İşsizlik oranları düşük ve Türkiye’nin görünümü halen olumlu. Bence hepimiz Türkiye’ye yatırım yapmaya devam etmeyi ve daha fazla işbirliği yapmayı düşünmeliyiz.” görüşünü aktardı.
Türkiye’nin Arap dünyası tarafından yakından takip edildiğini dile getiren Nuyens, şöyle devam etti:
“Türkiye’de iyi işler yaptığınızda Arap ülkeleriyle işbirliği yapma şansınızı da artırabiliyorsunuz. Elbette halen çok fazla belirsizlik sürüyor ancak ekonomi güven kazanıyor ve bu yüzden önümüzdeki birkaç yıl boyunca kendimize güvenmemiz gerektiğini düşünüyorum.”
Nuyens, dünyada bankacılık sektörünün ekonomiler için güçlü bir dayanak olan büyümeye odaklanmaktan ziyade, sürdürülebilirliğe odaklanmaya doğru büyük bir değişimin eşiğinde olduğuna dikkati çekti.
Bunun tam bir değişim olduğunu dile getiren Nuyens, çünkü sadece büyümeye değil, net sıfıra nasıl geçileceğine, iklim değişikliğinin ve gelecek yıllarda görülecek demografik düşüşün nasıl ele alınacağına da bakılması gerektiği anlamına geldiğini söyledi.
Nuyens, Türkiye ve Birleşik Krallık arasındaki bankacılık ve finans sektöründe işbirliklerinde ortak çıkarlar bulmanın önemine işaret ederek, şöyle konuştu:
“Mesele, işbirliğinin her iki ülke için de karşılıklı olarak nasıl faydalı olabileceğini görmek. Türkiye aslında açık bir ekonomi ve her zaman hem Birleşik Krallık’a hem de bir bütün olarak Avrupa Birliği’ne karşı güvenilir bir ortak olmuştur. Sadece işbirliğine ve birlikte neler yapabileceğimize odaklanmalıyız. Bu konuda bankacılar olarak bize büyük bir rol düştüğünü düşünüyorum.”
]]>Şimşek, AA muhabirine, hazırlıkları yürütülen asgari kurumlar vergisi uygulamasına ilişkin değerlendirmede bulundu.
Asgari kurumlar vergisinin tüm ülkelerin gündeminde olduğuna işaret eden Şimşek, asgari kurumlar vergisini yasalaştırmayan ülkelerin vergileme hakkını başka ülkeye bırakmış olacağını söyledi.
Şimşek, 2021 yılında OECD’nin organizasyonu kapsamında dünyada yaklaşık 140 ülkenin küresel asgari kurumlar vergisi konusunda mutabık kaldığına dikkati çekerek, “Alınan mutabakat kararıyla yıllık konsolide hasılatı 750 milyon avro eşiğini aşan çok uluslu şirketlerin düşük vergileme yapılan ülkelerdeki şube, iştirak ve iş yerlerinin asgari yüzde 15 kurumlar vergisine tabi tutulması öngörüldü. Bu kapsamda başta Avrupa Birliği (AB) ülkeleri olmak üzere 30’dan fazla ülke 2024 yılı kazançlarına uygulanmak üzere asgari kurumlar vergisi uygulamasını yasalaştırdı.” diye konuştu.

“DİĞER ÜLKELERDE ÇALIŞMALAR DEVAM EDİYOR”
Diğer ülkelerde de yasalaştırma çalışmalarının devam ettiğini dile getiren Şimşek, uygulamanın detaylarına ilişkin şu bilgiyi verdi:
“Çok uluslu şirketlerin faaliyette bulunduğu ülkede ödediği kurumlar vergisi yükü yüzde 15’ten aşağıda ise asgari kurumlar vergisi uygulamasını yasalaştıran ülkeler, ilgili ülkenin almadığı vergi farkını alabilecek. Fark vergi alma hakkı öncelikle şirketin faaliyette bulunduğu ülkede. Bu ülkede asgari kurumlar vergisi uygulaması yoksa şirketin ana merkezinin olduğu ülke bu vergiyi alabiliyor. Burada da asgari kurumlar vergisi uygulaması yoksa aynı gruba dahil şirketlerin bulunduğu üçüncü ülke tarafından bu vergi alınabilecek. Kurulan model, çok uluslu şirketlerin kazançlarının her hal ve takdirde yüzde 15 vergi yükü taşımasını amaçlıyor.”
“DÜZENLEME YAPILMASI KAÇINILMAZ”
Şimşek, asgari kurumlar vergisi uygulamasına geçmeyen ülkelerin vergileme haklarını bir başka ülkeye devretmiş olması nedeniyle diğer ülkelerin bu konuda yasama çalışmalarına hız verdiğini belirterek, “Ülkemizde de çok uluslu şirketler faaliyette bulunuyor. Türkiye’de faaliyette bulunan çok uluslu şirketlerden asgari kurumlar vergisi alınması yönünde düzenleme yapılması kaçınılmaz. Aksi halde ülkemizin almadığı vergi bir başka ülke tarafından alınacak.” ifadelerini kullandı.
Vergileme hakkından vazgeçmemek için Türkiye’de de asgari kurumlar vergisi uygulanması gerektiğini vurgulayan Şimşek, çok uluslu şirketlere yönelik bu uygulamanın getirilmesi yönünde çalışmalar yapıldığını ve hazırlıkların son aşamaya geldiğini bildirdi.

“ALTERNATİF MODELLER ÜZERİNDE ÇALIŞILIYOR”
Türkiye’de faaliyette bulunan uluslararası sermayeli şirket sayısının yaklaşık 80 bin civarında olduğunu ve bunlardan ana işletmesi yurt dışında olan 2 bin 134 işletmenin bulunduğunu aktaran Şimşek, şunları kaydetti:
“Ülkemize yatırım yapan çok uluslu şirketlerin sadece yüzde 2,5 gibi bir kısmı 750 milyon avro eşiğini aşmakta olup, bunların kazanmış oldukları vergi teşviklerinin nasıl korunabileceği, farklı alanlarda nasıl değerlendirilebileceği konusunda alternatif modeller üzerinde de çalışılıyor. Bakanlık olarak Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile sıkı bir çalışma yürüterek ülkemize yatırım yapılmasını teşvik etmeye devam edecek alternatifler geliştiriyoruz.”
Bu konuda en büyük payın öncelikle toplam endüstrinin yarısından da büyük paya sahip ABD’ye, sonra da Rusya, Çin, İngiltere ve Japonya’ya düştüğünü vurgulayan Karasu, aktif uydu sayısının 12 bin 500 civarında olduğunu bildirdi. Karasu, şöyle devam etti:
“Bunun yaklaşık 8 bini ABD’ye, 1500’ü Rusya’ya, 700’ü Çin’e, 700’ü İngiltere’ye, 200’ü ise Japonya’ya ait. Türkiye’nin yaklaşık 20 uydusu bulunmakta. Ancak uzay ekonomisi yalnızca uydu sayılarından ibaret değil. Daha yolun başındayız. En tecrübeli ülkelerden daha orta düzeydekilere kadar herkes uzay ekonomisinin sürekli daha büyük yeniliklere ve hedeflere yöneldiğini söylüyor. Dolayısıyla Türkiye şu anda uzay endüstrisinde olması gerektiği yerde.
Çok kaliteli bir uydu üretim kapasitemiz ve roket sanayimiz var. Bunlar büyüme beklentisindeki bir uzay endüstrisi için olmazsa olmaz kaynaklar. En önemlisi de yetenekli ve dinamik insanların bir araya gelebileceği atmosferi yakalayabilmek. Türkiye’de gerek gençlerimizin yönelimi gerekse devletimizin ve özel sektörün teşvikleriyle insan kaynağı çok güçlü şekilde gelişim gösteriyor. TEKNOFEST bunun en kıymetli göstergelerinden.”
“GÜÇLÜ BİR UZAY ENDÜSTRİSİ İÇİN SAĞLAM BİR EKONOMİ ŞART”
Karasu, uzay ekonomisinin en karmaşık tarafının yatırım yapılacak sektörü seçmek olduğunu dile getirdi.
Uzayın aynı anda birden fazla endüstriyi besleyen, iktisadi olarak pozitif dışsallığı çok yüksek yani diğer endüstrilere fayda sağlayan bir alan olduğunu ifade eden Karasu, dolayısıyla ekonomiyle doğrudan ve dolaylı bir etkileşim içinde bulunduğunu anlattı.
Karasu, yaptığı çalışmalardan çıkardığı sonuca ilişkin de şu değerlendirmede bulundu:
“Tarihsel olarak diğer ülkeler tarafından gerçekleştirilen projeler bize şunu gösteriyor; güçlü bir uzay endüstrisi için sağlam bir ekonomi şart. Aynı zamanda çok güçlü bir ekonominin de temelleri, çok güçlü bir uzay endüstrisi üzerinde yükselebiliyor. Bunun temel sebebi uzay endüstrisi dahilinde en yüksek teknolojinin üretilebileceği bir ortamın oluşturulması ve sonrasında elde edilen bu teknolojilerin gerek uydular gerekse dünya üzerindeki üretim biçimlerine etki etmesiyle ortaya ekonomik bir faydanın çıkmasındandır.
Dolayısıyla üretilen uydular, roket sanayisine yapılan yatırımlar, Alper Gezeravcı’nın Uluslararası Uzay İstasyonu’na gönderilmesi bir bütünü oluşturan çok önemli parçalar. Nesillerinize yüksek idealler aşılamadan, bu teknolojileri üretecek motivasyonu sağlayamazsınız. Dolayısıyla TÜBİTAK UZAY, TÜRKSAT ve Türkiye Uzay Ajansı gibi kurumların adımları hep doğru yönde olmuştur.”
“HER TÜRLÜ UZAY PROJESİNİ DESTEKLEMEKLE YÜKÜMLÜYÜZ”
Karasu, Türkiye’nin Ay Projesi kapsamında iki adımlı görev üzerinde çalıştığını anımsatarak, önce sert düşüş, sonrasında ise yumuşak iniş hedeflenen bu 2 projeyi TÜBİTAK UZAY’ın üstlendiğini bildirdi.
Ülke içinde kamu ile özel sektörün çok büyük bir dinamik içinde aynı hedef için yakın çalışmasına şahitlik ettiklerini vurgulayan Karasu, şöyle konuştu:
“DeltaV Uzay Teknolojileri şirketi, Ay Projesi için ‘itki motorunu’ Türkiye’de üretiyor. Bu tarz projeler, kimi kesimlerce küçümsenmesine rağmen büyüklüğü yıllar sonra anlaşılabilecek paha biçilemez değerlerdir. Ülke olarak yüksek teknolojiyi kendi bünyemizde üretmemize vesile olacak, yenilikleri ve derinlikli araştırmaları gerçekleştirebileceğimiz her türlü uzay projesini önce halk, sonra özel sektör ve devlet olarak desteklemeye devam etmekle yükümlüyüz.”
“TEK RAKİBİMİZ KENDİMİZİZ”
Karasu, şu an için uzay turizmi ve madenciliğinin, uzay ekonomisinin en abartılan tarafları olduğunu belirterek, bunların magazinsel konular olarak öne çıktığını söyledi.
Ülkelerin uzay alanında yarışmaması gerektiğini dile getiren Karasu, şunları kaydetti:
“Uzay endüstrisinin tamamlamaya çalıştığı bir sonraki adım daha çok Ay ile Dünya arasındaki yörüngeleri daha işler hale getirilebilecek yeni teknolojiler geliştirmekten geçiyor. Bu da yakın zamanda Ay’da kurulması planlanan üslerin gerçekleştirilebilmesi için yapılıyor. Her ülkenin dinamiği, kapasitesi ve ihtiyaçları diğerlerinden çok farklı.
Elbette benzeşen yönlerimiz var ancak bir ülke bir projeyi yaptığı için aynı şekilde peşinden gitmek gibi bir zorunluluk olmamalı. Türkiye’nin en büyük rakibinin yine kendisi olması ve kendisini daha çok uzmanlaşacağı tarafa yöneltmesi gerekiyor. Bunu son 10 yılda savunma sanayisinde çok ciddi bir atılımla gerçekleştirdik.
Uzay ise savunmadan daha zor bir alan ama biz zoru seven bir milletiz. Kendimizi her dönem daha da aşarak yeni teknolojileri ve yeni ufukları keşfedeceğimizden şüphem yok.”
Haber7 – ÖZEL
Türkiye’nin dünyaya açılan markası Türk Hava Yolları’nın Madrid’de gerçekleştirdiği görkemli Türkiye tanıtım gecesinde gazetecilerin sorularını cevaplandıran Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Dr. Ahmet Bolat, önemli konulara değindi.
THY’nin yatırımlarında Türkiye’nin tanıtımına katkı verildiğini belirten Ahmet Bolat, geçtiğimiz yıl ülkeye 18 milyar dolarlık döviz girdisi sağladıklarını kaydetti. İspanya’da en çok izlenen 10 dizinin 9’unun Türk dizisi olduğuna vurgu yapan Bolat bu şekilde Türkiye’nin tanıtımı konusunda faaliyetler yürüttüklerini ifade etti. Kapadokya’nın ardından Frigya Vadisi’nin tanıtımı üzerinde çalıştıklarının altını çizen Ahmet Bolat, THY’nin dünden bugüne nereden nereye geldiğine dair yaşanmış örneklerle de birçok noktaya temas etti.
Haber7 Genel Yayın Yönetmeni Osman Ateşli’nin de yer aldığı gazetecilere röportaj veren THY Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Bolat’ın açıklamaları şöyle…
UÇAKLARDAKİ KRİTİK PARÇALARIN BİR KISMI ÜLKEMİZDE ÜRETİLİYOR
Havacılıkta en önemli sıkıntı uçak yokluğu. Boeing’deki üretim ve kalite sıkıntıları devam ediyor. Airbus’ta da üretim sıkıntıları var. Onunla ilgili olarak Türkiye’de lansman yaptık. Özellikle Airbus’ta Türkiye’deki üretim hatlarını yani tedarik zincirlerini nasıl güçlendirebilirler diye… Uçakta 3 milyon parça oluyor. Kritik parçaların bir kısmı Türkiye’de üretilebiliyor. Özellikle motor parçaları. 787 motorlarının, G motorlarının ekseri parçası Türkiye’de üretiliyor. Bizde böyle kabiliyet var. Bunu Airbus’ta kullanarak kendi tedarik zincirlerindeki güçlendirmeleri yapabilirler diye böyle bir anlaşma yaptık, bunu takip ediyoruz.
Ama kısa dönemde problem çözülmeyecek gibi gözüküyor. O açıdan; iç hatlarda olsun, dış hatların bazılarında olsun kapasite kesmek zorunda kalıyoruz. İç hatlarda başka şekilde ulaşılabilen yerlerde Türk Hava Yolları olarak çekilebiliyoruz. Neden? Onun yerine Avrupa’dan özellikle dar gövdelerde, Orta Doğu’dan ülkemize turist getirmek üzere kurguluyoruz. O şekilde optimize ediyoruz.

THY TÜRKİYE’YE 1 YILDA 18 MİLYAR DOLAR DÖVİZ GETİRDİ
Fakat 2023 rakamlarına baktığımızda Türk Hava Yolları Türkiye’ye 18 milyar dolar döviz getirmiş. Bunun 8 milyarı cari fazlalık olarak Türkiye’de dolar olarak kalmış. Yani Türkiye’nin ithalat-ihracatla özellikle enerji sektöründe 100 milyar dolara yakın cari açığı var. Bunun 12’de 1’ini Türk Hava Yolları kapatmış, 8 milyarla. O açıdan optimize ederken kapasiteyi, Türkiye’ye turizm gelirleri getirecek hatlarda kalmaya çalışıyoruz. Keseceğimiz diğer hatlarda kesmeye çalışıyoruz.
Uzak hatlar güzel… Atlanta’da aldığımız bir yolcu Phuket’e gidiyorsa, 40-50 dolar ucuz bulduğunda başka hava yoluna gidiyor. Bu yolcu İstanbul Havalimanı’nda birkaç saat kalıyor ve gidiyor. Türkiye’ye o kadar büyük katkısı olmuyor. Ama Atlanta’dan gelen yolcu Türkiye’de tatil yapmaya, 3-4 bin dolar harcamaya geliyorsa bilet fiyatları 100-150 dolar fazla olduğunda bu insan onu önemsemiyor. Yani, Türkiye’ye ve Türk turizmine gelen yolcunun, Türk Hava Yolları’na böyle bir katkısı olur.
Aslında biz sadece Türk turizmi için değil, dolaylı olarak Türk Hava Yolları’nın gelirini de optimize ediyoruz. Ama biliyorsunuz Türk Hava Yolları olarak bütün dünyaya herkesi en hızlı bağlayan bir hava yoluyuz biz. İstanbul Havalimanı’na gelen bir yolcu, ortalamada 2 saat 20 dakika bekliyor bir sonraki seferine gidebilmesi için bağlantılarda. Bazı havalimanlarında görürsünüz yerlerde uyuyan bazı yolcular falan… İstanbul’da pek görülmez bu. Çünkü bizim büyük bir ağımız, sürekli frekansımız olduğu için yolcu bir sonraki sefere hemen bağlanabiliyor. Bu özelliğimiz devam edecek. Yani, dünyada insanları sevdiklerine en kolay, en çabuk ve en güvenli, konforlu hizmette bağlayan havayolu olmaya devam edeceğiz. Ama bunun yanında şimdi şunu anlatıyoruz, onun için ekibi de ona göre hep takviye ediyoruz.
Türkiye, sadece medeniyetin başlangıç noktası olmamış; aynı zamanda birçok medeniyetin geliştiği, yayıldığı ve başka bir yere geçtiği kavşak olmuş. Bunu anlatıyoruz bütün dünyaya. Medeniyetleri de birleştiren bir ülke Türkiye aslında.

İSPANYA’DA EN ÇOK İZLENEN 10 DİZİNİN 9’U TÜRK YAPIMI
Biz artık yeni yeni şeyler buluyoruz. Özellikle Kerem Bürsin gibi tanınan artistlerimiz var. Mesela bu akşam Melis Sezen de bizimle beraber. Melis Sezen ile birlikte Frigya Vadisi ve Afyon’da bir takım çekimler yaptık.
Kapadokya, İspanyollar tarafından çok biliniyor. Türkiye’ye gelen İspanyolların çoğu Kapadokya’ya gidiyor. Ama Frigya Vadisi, Kapadokya’dan daha büyük bir yer, Türkiye’de de çok az biliniyor. Şimdi onu dünyaya tanıtmaya çalışıyoruz. 3000 yıla yakın bir medeniyetin yaşadığı bir yer. İşte bizim hep çocukken duyduğumuz Midas’ın memleketi, Midas’ın kulaklarının olduğu yer Frigya. Kördüğümün olduğu yer Gordion, Ankara’dan başlayarak Afyon’u içine alan 540 kilometrelik bir kültür patikası var.
Şimdi AJET ile Ankara’ya getirip oradan başlayacağımız bir kültür turu var, Kapadokya’yı da içine alıyor. Ankara, Eskişehir, Afyon, Konya ve Nevşehir ve tekrar Ankara…
Ankara’ya 5 milyon turist getirme projemiz var. Ankara, Türkiye’nin 3.büyük turizm destinasyonu. Ülkemizin tarih, medeniyet ve kültür özelliğini ön plana çıkarıyoruz. Antalya; deniz, kum, güneş… İspanyollara onu anlatmanın bir anlamı yok.
İspanyollar dini açıdan koyu Katolikler. Türkiye’ye geliyorlar. Türkiye inanç turizminin bir parçası. Mesela dünyadaki 7 kaya kilisesinin 2’si Türkiye’dedir. Bir Kapadokya, diğeri de Frigya’dır. Biz de yavaş yavaş ülkemizi keşfederek 21 adet UNESCO miras listemizi birer yıl arayla tanıtmaya çalışıyoruz. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile buradaki yayınları 3 katına çıkardık.
İspanya’da HBO kanalında en çok izlenen 10 dizinin 9’u Türk dizisi. Türkiye artık çok biliniyor İspanya’da, çok tutuluyor. Bizim de Madrid’e uçuşumuzun 40. yılı… O nedenle buraya geldik, 2009 yılında 374 bin İspanyol Türkiye’ye gelmiş. Geçen sene Türkiye’ye gelen İspanyol sayısı 324 bin. Şimdi hedefimiz Türkiye’ye 1 milyon İspanyol’u getirmek. Bu 3 katı demek oluyor. Çok zor bir hedef değil, Kapadokya gibi diğer şehirlerimizi anlatmaya çalışıyoruz.
Mesela Güney Amerika’da da böyle bir hedefimiz var ama Güney Amerikalı bir turistin tekrardan Türkiye’ye gelme ihtimali biraz daha düşük olabiliyor İspanya’ya nazaran. Ama İspanya 4 saat, Barcelona 3 saat… O açıdan Türkiye’ye gelen bir İspanyol’u tekrardan Türkiye’ye getirmek için böyle programlarımız var.

“1 AY TÜRKİYE’DE KAL TÜRKÇE ÖĞREN”
Şimdi burada ilan edeceğimiz ‘4 hafta Türkiye’de kal, dizileri izle, Türkçe öğren’ gibi bir paket programımız olacak özel bir fiyatla. 4 yıldızlı otellerde kalacaklar, İstanbul Üniversitesi’yle ortak çalışıyoruz. Sabahları öğlene kadar işin teorisini öğrenecek. Öğleden sonra da çıkacak Sultanahmet Meydanı’nda, Kapalıçarşı’da pratiğini yapacak. Özellikle emekli olmuş ev kadınları, evde sürekli oturması gerekmeyen insanlar için güzel bir program. Onun da tutacağına inanıyoruz.
Bu akşam 130’dan fazla acentemiz geliyor. Aslında biz yeni bir şey başlatmıyoruz, olan bir şeyi biraz daha ivme kazandırmak için yaptığımız bir çalışma. Yoksa bizim tanıtım faaliyetlerimiz sürekli sürüyor. Gelir yönetimi, pazarlama ve satış açısından… Yoksa Türk Hava Yolları bu kadar başarılı olamazdı. Biliyorsunuz havacılıkta her sene 1-2 şirket batıyor. Evet, insanlar seyahat ediyor ama havacılık hakikaten zor bir sektör. O açıdan çok başarılı tanıtım ve pazarlama stratejisinin olması lazım.
Türk Hava Yolları’nın son 2 senedir, pandemiden sonra işe başlayamayan firmaların yolcusunu da aldı. Ama şimdi bütün hava yolları uçuyor artık. Ekstra kapasiteler koyuyorlar. O açıdan bizim pazarlama ve satış aynı hızda devam ediyor. Yeni soluk getirmek için özellikle nokta atışı bazı ülkelere gidiyoruz. Burası da o kapsamda yapıldı. AJET’i de programlara koyuyoruz artık. Böyle çeşit çeşit programlarla ülkemizin turizm kapasitesini, özelliklerini, varlıklarını dünyaya tanıtarak hizmet ihracatındaki rakamı artırmaya çalışıyoruz.
HİZMET İHRACATININ TAŞIMA KOLUYUZ
2023 yılında hizmet ihracatı rakamı 100 milyar dolar oldu. AJET’teki rakamlar bizim rakamlara çok benzer. Hizmet ihracatının cari fazlası 52 milyar dolar oldu. Bu 100’e çıktığında, 2 katına çıktığında Türkiye’deki cari açık kapanmış olacak. O açıdan 10 sektörle beraber hizmet ihracatının taşıma kolu, turizm kolu olarak ülkemize katkıya devam edeceğiz.
İspanya’dan Türkiye’ye gelen turist sayısı 2023’te 324 bindi. Bu seneki faaliyetlerle bunu 500’e, sonrasında 1 milyona çıkarmaya çalışıyoruz.
İspanya’da Türk dizileri çok meşhur ve yaygın. Artistler de çok biliniyor. Burası Akdeniz ülkesi, o açıdan bir sıcaklık var. İspanyollar Türkiye’ye gelince evinde gibi hissediyor, yabancı bir yere gitmiyor. ‘Biz insanlara nasıl hitap edelim ki Türkiye’ye olan ilgiyi daha fazla artıralım, ülkemize gelsinler’. Bunun için beraber çalışıyoruz.
İSPANYA’YA 154 ÜLKEDEN YOLCU TAŞIDIK
Önce İstanbul, sonra Kapadokya.
İspanya’ya da 1.4 milyon yolcu taşımışız geçen sene. Bunların yaklaşık 220 bini Türk turistler oluşturuyor. Diğerleri de dünyanın 154 ülkesinden gelmiş. Yani bu önemli bir şey. şöyle ki ekonomik olarak da Türk Hava Yolları gittiği ülkeye değer katıyor. Dünyanın 154 noktasından herhalde bu kadar geniş ağı olan başka firma yok herhalde.
Biz buranın ekonomisine katkıda bulunmuşuz. Burada şu anda uçuş hakları konusunda sınıra geldik. İspanyalılar Avrupa Birliği üyesi olduğu için AB’den bir takım bir takım kısıtlar var maalesef. Onu aşmaya çalışıyoruz ki ülkeler daha fazla gelişsin. Ülke ekonomilerine daha fazla katkıda bulunalım.
AB İLE AŞILMASI GEREKEN ENGEL VAR
Vize serbestliği var zaten. Şimdi Avrupa Birliği uçuş hakları konusunda Türkiye’nin imzalamasını istediği Kıbrıs Rum Kesiminin ‘Kıbrıs’ olarak tanınması da içinde geçiren bir anlaşma var. Biz orada bazı maddeleri kabul ettik. Bizde normalde şöyle; İspanya sivil havacılığın tanıdığı İspanyol bir şirket İspanya’dan Türkiye’ye geçebilir. Türkiye’de de öyle; bir Türk taşıyıcı İspanya’ya geçebilir. Başka bir yerdeki taşıyıcı Türkiye’den yolcu alıp İspanya’ya 5’inci frekans hakkı yoksa uçamaz. Ama Avrupa Birliği diyor ki; ‘ben bir komünite olarak bakıyorum. AB ülkelerinin hepsi Macaristan sivil havacılığında izni olan bir havayolu, İspanya’dan gelip Türkiye’ye taşısın…’. Bunu da kabul ettik, razı olduk. Ama AB işin siyasi yönü gelince bunu kullanmak istiyor. Orada bir tıkanma oldu. O nedenle AB üyelerinin frekanslarını artırarak Türkiye’den buraya gelmemiz zorlaştı. Onu bugün yapacağımız otoritelerle görüşmelerde ilişkilerimizin iyi olması sebebiyle bunları aşmaya çalışıyoruz.

DÜNYANIN EN BÜYÜK AIRBUS İŞLETİCİSİ OLACAĞIZ
Evet, 9 sene kaldı.
100. yılı taçlandıracak şey şu… Havacılık kırılgan bir sektör. Bir takım beklenmedik olaylar karşısında batan şirketler oluyor. Biz THY’nin bu tür olaylara karşı dayanıklılığını artırmak üzere projeler geliştiriyoruz. Mesela kargo bölümümüzün Kuveyt’te olması çok işimize yaradı. Onun gibi başka alanlarda da bakım ve üretim konusunda THY Teknik AŞ.’de 330 yolcu uçağı kargo uçağına dönüştürebiliyor. AFW bir Alman şirketiyle beraber ortak olarak 330 uçağın ortası kaldırılıyor, kargoya dönüştürülüyor, güçlendiriliyor. Bunun gibi diğer projelere de bakıyoruz. Yine bir motor bakım şirketi kurma çalışmalarımız var. Rolls-Royce ve Airbus uçakları aldık. Onlar geldiğinde dünyada en büyük Airbus işleticisi olacağız…
Senede aşağı yukarı 50-60 tane motor bakıma girecek. Bu nedenle işte bir Rolls Royce bakım şirketi kurma konusunda çalışmalarımız devam ediyor. Kargo muhtemelen ayrı bir şirket olacak birkaç sene sonra. O devam ediyor. Teknoloji şirketimizin dışa açılımı var. Ürettiği yazılımların dışa satılması projemiz var. Ama hubların hepsi stratejimizde yazılmış şeyler. Yani yeni birtakım şeyler keşfetmeyeceğiz. Ankara Esenboğa ve İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan THY’nin tamamen çıkması, AJET’e bırakması, çok önemli bir strateji.
Bunları birer birer hayata geçirerek daha güçlü bir THY oluşturacağız. Bu sene Türkiye’ye katkımız direkt ve yan katkılarla beraber 53-54 milyar dolar oldu. 10 yıl sonra hedefimiz 144 milyar dolar. Ve bu doğrultuda adımlar atıp, yatırımlar yapıp yolumuza devam ediyoruz. En önemli şey 2 kat büyürken, katkı nasıl 3 kat büyüyecek? Türkiye’ye daha fazla katkı sağlayacak, yolcuları bulup getirerek.
Onun için Taştepeler’de Bakanlıkta bir anlaşma yaptık. Diğer 10 tane Taştepe’nin geliştirilmesi konusunda bir THY karşılama merkezi şu anda kuruluyor. Bunun üzerinde çalışmalar devam ediyor. 5 yıllık bir program. Diğer ülkemizin değerlerini artıracak turizm, kültür alanındaki projelere destek vermeye devam edeceğiz. Bir de görünmeyen desteklerimiz var. Türk yürüyüşü oluyor. Bandı, mehteri ücretsiz taşıyoruz. Bunlar görülmeyen şeyler. Ama ülkemize katkı sağlayacak her türlü şeyde çalışıyoruz.
Şimdi biz bir sonraki tanıtım faaliyetimizi Londra’da yapacağız. İngiltere de bizim için çok önemli bir pazar. Yani Avrupa’daki kârımızın büyük bir kısmı İngiltere’den geliyor. İngiltere’den Türkiye’ye İspanya’dan daha fazla turist geliyor. Türkiye, İngiltere’de çok daha fazla biliniyor. Ama bunu tekrardan yeni birtakım formatlara koymak için tanıtım faaliyetlerimiz var.
Berlin yine bizim ilk uçtuğumuz hatlardan bir tanesi.

TÜRK HAVACILIĞININ İVMELENMESİNİN EN ÖNEMLİ DİNAMİĞİ BAŞKAN ERDOĞAN
Bizim uçuş hatları konusunda en büyük destekçimiz Cumhurbaşkanımız. Her gittiği ülkede her gelen konuklar muhakkak THY’nin uçuş haklarını soruyor, ‘sıkıntı var mıdır’ diye. Bunlar her şekilde gündeme geliyor. O açıdan son 20 sene Türk havacılığının böyle ivmelenmesinin en önemli dinamiği Sayın Cumhurbaşkanımızın havacılığa olan ilgisi. 2003 yılında THY’nin 65 uçağı vardı. Bu rakamlar hep unutuluyor. Zannediyorlar ki insanlar THY hep böyleydi. 2005 yılını ben iyi biliyorum. 2005 yılında THY’nin stratejik hedefi Iberya’nın seviyesine ulaşmaktı. Iberya, İspanyolların bayrak testi. Çünkü Avrupa hava yolları birliğinde Iberya 8, THY ise 15. sıradaydı. Iberya verilere göre büyümesine devam etmiş, şu anda 120 civarında filosunda uçağı var. Türkiye de şu anda Iberya’ya göre büyüseydi 130 uçağı olacaktı. Ben arada onu hatırlatıyorum bütün çalışanlara. THY normal verilere göre yılda ortalama %4,5 büyürdü. Öyle olsaydı 130 uçak olurdu, Atatürk Havalimanı’nda mutlu mesut yaşardık. Ama Atatürk Havalimanı en yoğun operasyonda saatte 71 operasyon yapmış. Toplam inen kalkan uçak sayısı 71’e çıkabilmiş. Daha fazla olmamış. Uçak inerdi, taksi yapamaz beklerdi. 45 dakika bir kuyruk boşalacak da uçak inecek… Yeni havalimanında saatteki operasyonlar şu anda 115’lere çıktı. Yani Atatürk Havalimanında kalsaydık biz 300 uçaktan fazla büyüyemezdik.
IMF PROGRAMI ÇERÇEVESİNDE FOTOKOPİ BİLE ALINAMAYAN ZAMANLAR…
Ama Cumhurbaşkanımızın koyduğu vizyonla Türkiye’nin İstanbul’da yeni bir havalimanına ihtiyacı vardı. THY’nin özelleştirilmesi olmasaydı, ben o dönemleri hatırlıyorum. O zamanlar Devlet Planlama Teşkilatı vardı. IMF’nin verdiği program çerçevesinde bize ‘fotokopi alma’ deniliyordu. Ofiste fotokopi almak, ofise telefon almak Ankara’dan izne tâbiydi. Böyle büyüyebilir misin? Böyleydi yani o zamanlar… Ama ne zaman ki THY özelleşti, ne zaman ki yeni yatırımlar yapıldı, yeni havalimanları yapıldı, Türkiye’de havacılık gelişti.
Lufthansa (Alman havayolu şirketi) falan hepsi networkte arkamızda kaldı. Böyle de devam eder inşallah. Son 20 yılın getirdiği şeyler bunlar. İtalya Havayolu mesela. Battılar. Yılda 70 milyon turistin geldiği havayolu battı. Lufthansa dünya deviydi, 700 milyon dolar zarar etti. ‘Neden?’ diye sorduğumuzda ‘bunun 400 küsuru grevlerden geldi’ denildi. Bizim sendikalarımızla beraber toplu iş sözleşmelerini barış ve harmoni içinde yürütmemizin de neticeleri bunlar. Yani bir başarı birçok faktörler bir araya geldi.
İlk çeyrekte Air France zarar etti.
Biz ise geçen senekine benzer bir performans gösterdik. Herkes oyunun içine girmesine rağmen. İşte bu tür faaliyetlerle ülkemizin kendi katma değeriyle beraber birleştirerek bu başarılar elde ediliyor.
Bizim Orta Doğu’da da rakiplerimiz var. Onlarda olmayıp ülkemizde olan en önemli özellikle tarih, medeniyet ve kültür. Bu başka yerde yok. Bunu anlatıyoruz bütün dünyaya. Google’a girdiğinizde dünyada çok güzel köşeler var, onu her yerde bulabilir insan. Fakat tarihi bulamaz. Bunları yeterince anlatıyor muyuz? Anlatmıyoruz. Onun için işte yeni genel müdürümüz Türk Telekom’dan geçti. Daha çok işbirliği yapacağız.
Çin’den 2 milyon turist getirme projemiz var. Tayland, Endonezya, Malezya Avusturalya… Batı’da da Amerika, Kanada ve Meksika. Bu 11 ülkeden 10 milyon turist, 30 milyar dolar hedefimiz bu. Çünkü bunlar hep kültür ve tarih turizmine gelen grup. Bu şekilde beraber çalışıyoruz.

SÜRDÜRÜLEBİLİR HEDEFLER
Bugün biz BM Turizm bölümü ile beraber sürdürülebilir turizm anlaşması imzalayacağız. Turizmin de sürdürebilir olması önemli. Doğa dostu olması açısından. Bizim özel bir müdürlüğümüz ve başkan yardımcılığımız var. Sürdürülebilirlik üzerine. Mesela Afrika’da bir su kuyusu açarak bu karbon off-set’e katkıda bulunuldu. Çünkü temiz suya ulaşmak için insanlar yine fosil yakıt kullanıyorlar. Bu tür projelerimiz var. Ama teknolojik olarak bir gerçek var, nedir o? Tamamen fosil olmayan yakıtla bir filo kurmak hemen hemen imkansız. Çünkü çok pahalı. Yapılan araştırmalar bunu gösteriyor.
Sürdürülebilirlik kapsamında 2050 yılında Zero Carbon Emissions programı var ve çok iddialı bir program. Emine Hanım’ın diğer yönettiği projelerde de birlikte hareket ediyoruz. Örneğin; Afrika Evi gibi… Kadınla alakalı bütün projelere, ulaşım noktasında elimizden gelen bütün çalışmayı sağlıyoruz.
KAPADOKYA’DAN SONRA ADRES FRİGYA
Televizyon reklamları yapıyoruz. Hem Türk Hava Yolları hem de Türkiye reklamları yayınlanıyor. Bloggerlarla iş birliği yapıyoruz. Buradan bloggerları takipçi kitlelerine uygun şekilde Türkiye’nin çeşitli yerlerine gönderiyoruz. Bu uygulamayı da belirli bir program çerçevesinde gerçekleştiriyoruz. Bizim bu etkinliğimizde bu programın bir parçası aslında. Türkiye tanıtımı yapıyoruz bu kapsamda. Afyon, Kapadokya, Göbeklitepe ve İstanbul gibi yerlere yoğunluk veriyoruz. Bloggerlar, yabancı gazeteciler, 170 büyük acente ve televizyon kanalları ile kampanyalar yürütüyoruz. 170 büyük acentenin içerisinde sadece Rusya’dan gelen 2 acentenin Türk Hava Yolları ile iş birliği 500 milyon dolar. Kampanyalarımızın büyüklüğü buradan yola çıkarak anlaşılabilir. Bu konuya da oldukça önem veriyoruz. Proje kapsamında youtuberlar ile anlaşmalarımız var. Geçen seneden bugüne kadar Şanlıurfa’ya odaklanmıştık ancak bu dönem Afyon ve Frigya Vadileri’ne odaklanıyoruz. Türkiye’nin az bilinen güzelliklerini tanıtmaya ve anlatmaya çalışıyoruz. Örneğin; Kapadokya Türkiye’nin en çok ziyaretçi alan şehirlerinden biri. Kapadokya’ya uğrayan biri Frigya’ya da uğrasın. Bunu sağlamak istiyoruz.

FİLOYA 355 UÇAK DAHA GELECEK
Güzel bir noktaya değindiniz. Zaman zaman Türk Hava Yolları pahalı gibi şikayetler geliyor. Özellikle Amerika’dan İstanbul’a gelen yolcuların çok fazla seçeneği var. Frankfurt, Londra, Paris üzerinden gelebilir. Yolcunun bu tür alternatifleri var. Örneğin; New York-Frankfurt-İstanbul yolculuğunun maliyeti yolcuya 900 dolar. Bilet ve pazar regülasyonu noktasına değinmek istiyorum burada. Başka bir hava yolu şirketi benden yolcu almak istediğinde 100,150 dolar fark koyacak. Yolcu orada diyor ki ‘Frankfurt’a ineceksin saatlerce bekleyeceksin sonra tekrar uçağa bineceksin’ bu mantıkla uğraşmak istemiyor. İşte bu noktada 100,150 dolar fark koyacağım ki yolcu gelsin. 200 dolar yaparsam gelmez yolcu. Sistem bu şekilde işliyor. Biz bütçeye göre geçen seneki gibi bir kar yaptığımızda, 2024 yılında yatırımlara 1 milyar dolar fazladan nakit ayırıyoruz. O büyüklükte bir yatırım yapıyoruz. Bu yatırımları yapmazsak ne olur… Örneğin uçak almazsak kiralamak zorunda kalırız. Sonra filo bozulacak, daha pahalı olacak. O yüzden bizim kendi uçaklarımızı kendimizin alması gerekir. 355 tane daha Airbus uçağı sipariş verdik mesela. Sipariş ve teslimat süresi içerisinde ödeminin yüzde 40’ını gerçekleştiriyoruz. Ön ödemelerle büyük bir bütçe çıkıyor. O sebeple Türk Hava Yolları’nın kurumsal marka olarak belirli oranlarla kar etmesi gerekir. Ancak dediğimiz gibi fiyatı da istediğimiz gibi belirleyemeyiz çünkü yolcu haklı olarak gelmiyor. Böyle bir süreç ilerliyor bu anlamda.

İSPANYA’DA TANITIM FİLMİ İÇİN İZİN VERİLEN TEK MARKAYIZ
Türk Hava Yolları 1947 yılında ilk yurt dışı uçuşunu Atina’ya gerçekleştirdi. 1982 yılında THY Amerika’ya uçmuyordu. Öğrenci olarak gitmiştim Amerika’ya. Brüksel’e gelmiştim. THY’nın New York’a ilk uçuşu 1988 yılında aktarmalı şekilde gerçekleşmişti. Şimdi ise haftada Fransa’ya 84 sefer yapıyoruz. Sadece buraya turist taşımıyoruz, ülkemize de turist getiriyoruz. Hedefimiz 1,5 milyon turist getirmek. Bunu hep söylüyoruz. Türkiye’yi gezdirmekle kalmıyoruz aynı zamanda anlatmaya da devam ediyoruz. Dizilerle de yer alıyoruz. Tanıtım filmi çekmek üzere İspanya’da tek izin verilen markayız. Bizim ekranlarımızda da izleyeceğiz. Gerekli sponsorlukları bu anlamda takip ediyoruz.
“Son 10 yılda dünyada ilk defa iki sene üst üste üretimde azalma görülmekte”
Toplantıya çevrimiçi olarak katılan Uluslararası Zeytin Konseyi İcra Direktörü Jaime Lillo, “Şuanda dört kıtadan 20’ye yakın ülke üyemiz var. Türkiye’nin de üye olduğu konseyimiz; ayrıca gözlemci ülke niteliğinde olan Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya ve Brezilya gibi ülkelerle de iş birliği yapmakta. Bunun yanında özel sektörle düzenli bir diyalog yürütmek amacıyla kurulan bir danışma komitemiz de bulunmakta. Son 30 yıldır dünyada zeytin ve zeytinyağı üretimi ikiye katlanmış durumda. Dünyadaki en büyük beş tüketici ve beş üretici ülkeden biri Türkiye. Son 10 yılda ise dünyada ilk defa iki sene üst üste üretimde azalma görülmekte. İklim değişikliğinin zeytinyağı üretimi üzerindeki etkisine şimdiden tanık oluyoruz. Özellikle Akdeniz bölgesinde bu eğilimi görüyoruz. Öngörülemeyen hava şartlarıyla başa çıkmak ve üretim ve tüketim dengesini kurmak için Konseyimizin standardizasyon ve araştırmaya yönelik uzun süredir devam eden çalışmaları var. Zeytin ağacının beşiği olan Akdeniz havzası dışındaki coğrafyalarda da zeytin ve zeytinyağı üretimindeki büyümeyi desteklemek için çalışıyoruz” şeklinde konuştu.
ZEYTİN AĞACI SAYISI 202 MİLYONA ULAŞTI
Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Mustafa Tan da, “Ülke olarak bir miras üzerinde oturuyoruz. Türkiye, zeytin ağacının ana vatanıdır. Bunu bilerek üretimimizi, tüketimimizi, ihracatımızı arttırmalıyız. 2007 yılında kurulan Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi, Türkiye’de ilk kurulan konseydir. Uluslararası Zeytin Konseyi neyse Türkiye’de de Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi odur. Sektörün bileşenlerinin içinde olduğu, ortak akılda buluştuğu çatı kuruluştur. Hedef çok önemlidir. Hedef başarının kutup yıldızıdır. 2007 yılında bir hedef koyduk. Zeytin alanını 660 bin hektardan 1 milyon hektara, zeytin ağacı sayısını 144 milyondan, 180 milyona çıkarmayı hedefledik. 2023 Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılında, zeytin ağacı sayımıza baktığımız zaman şu anda 202 milyon. Zeytinyağı üretimi ise 115 bin tonlardayken geçtiğimiz yıl 421 bin tonla dünya hedefi ikinciliğe ulaştık. Bizim Konsey olarak en onurlu hedefimiz, zeytin ağacını ana vatanında layık olduğu yere getirmektir. Gelecek öngörümüz dünyada birinci ülke olmak. Binlerce yıllık kültür birikimi, müthiş bir iklim ve toprak şartlarına sahibiz. Zeytinyağı ihracatımız, 70 bin tondan 150 bin tona çıktı. Ülkemizde, resmi ağaç sayımızın üstüne her yıl ilave olarak 5 milyon zeytin fidanı dikilmekte. Güneydoğu Bölgemizde özellikle Güneydoğu Anadolu Projesi’nde öyle arazilerimiz var ki dünyaya yetecek kadar zeytinyağı üretebiliriz. Türkiye sofralık zeytinde dünya birincisidir. Kaliteli üretim bizim şiarımızdır” diye konuştu.
TÜRK KAHVESİNİN İNCELİKLERİNİ ANLATTI
İzmir Kahve Fuarı kapsamında gerçekleştirilen söyleşiler de ziyaretçilerden büyük ilgi görüyor. Türk kahvesi ile ilgili çalışmalarıyla tanınan kahve yazarı ve eğitmen Atilla Narin, “Türk kahvesinin 500 yıllık öyküsü ve yeni nesil yapım teknikleri” başlıklı oturumda konuştu. Atilla Narin, Türk kahvesinin dünyanın ilk nitelikli kahvesi olduğunu belirterek, “Kahve, 500 yıldır Türklerin hayatında önemli bir yere sahip. Türk kahvesinin tarihine baktığımızda kökleri Etiyopya’ya, dalları bir Arap Yarımadası ülkesi olan Yemen’e kadar uzansa da Osmanlı coğrafyasında kimliğini kazanan kahvenin Avrupa’ya tanıtılması Türkler aracılığıyla olmuştur. Kahvenin Türkiye’ye girdiği 16. yüzyılın ortalarından itibaren kahve ile Türkler arasında tutkulu bir ilişki kuruldu. Kahve bitkisinin Türkiye’de yetiştirilmesi ne kadar imkansız olsa da kahve çekirdeklerini kavurmaktan başlayıp fincana dökene kadar olan süreçte Türkler tarafından geliştirilen hazırlama yöntemi Türk kahvesi olarak bilinir” dedi.
TÜRK KAHVESİ NASIL HAZIRLANMALI
İyi bir Türk kahvesinin nasıl yapılması gerektiğini de anlatan Atilla Narin, “Suyun sıcaklık derecesi, kahve yapısı, kahvenin yapılacağı cezve, içine konulacağı fincanın yapısı ve kahvenin sunumu çok önemli. Türk kahvesi pişirilirken köpük rengi, dolgunluğu ve yapısı dikkate alınır, kremamsı kıvam aranılan özelliklerdir. Büyük hava kabarcıkları olmaması gerekmektedir. Telvenin içerken dipte kalıp ağza gelmemesi önem taşır. Öncelikle iyi bir çekirdek, doğru kavrularak, doğru biçimde taze olarak öğütülmeli. Bir fincan için yedi gram kahve kullanın, kahveyi kalın bakır cezve içerisine boşaltın, üzerine kullandığınız fincanın hacmi ki yaklaşık 70 mililitre kadar suyu gezdirerek boşaltın. Fazla acılaşmayı engellemek için oda sıcaklığında ılık su kullanın, kullanılan su arıtma suyu ve temiz bir su olmasına özen gösterin, musluk suyu kullanmayın, tüm kahvenin suyla teması için 8-10 tur karıştırın, orta derece ateşte pişirin ve demlenme esnasında kesinlikle karıştırmayın. İki-iki buçuk dakika demlenme süresinde kaynamadan ocaktan alın ve altı geniş, üst kısmı ise dar olan fincan tercih edin. Kahveyi içmeden önce de tepkimenin sona ermesi için bir dakika bekleyin. Biraz su ile damağınızı temizledikten sonra kahvemizi afiyetle içebilirsiniz” diye konuştu.
Adana Ticaret Borsası’nın ev sahipliğinde kentteki bir otelde ‘Ulusal Hububat Konseyi 2024 Mısır ve Buğday Kongresi’ düzenlendi.
Açılışta konuşan Adana Ticaret Borsası Başkanı Şahin Bilgiç, mısır ve buğdayın Çukurova için çok önemli hububat ürünlerinden birisi olduğunu belirterek desteklemelerle ekim alanlarının artabileceğini söyledi.
Adana Valisi Yavuz Selim Köşger ise buğday ve mısırın tarımsal üretimde en önemli ürünlerden birisi olduğunu, Adana’nın da temiz ve güvenilir gıdaya ulaşmasında ülkenin sigortası olduğunu aktardı.
“GIDA GÜVENLİĞİNDE SORUN YAŞAMADIK”
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, pandemi döneminde birçok ülkenin gıda güvenliği açısından sorun yaşadığını belirterek, “Ülkelerin gıda ile ilgili konularda acaba ben üretemediğim herhangi bir gıda ürününü nasıl temin ederim diye düşündüğü bir dönemde bizler o dönemi diğer ülkelere göre daha rahat geçiren bir ülke olarak belki de bunun önemini ya da etkisini hissedememiş olabiliriz. Ancak Türkiye’nin son 22 yılda oluşturmuş olduğu çok ciddi altyapı bu sorunları bizim herhangi bir şekilde hasar almadan atlatmamıza sebep oldu. Ben bu ülkenin hem bakanı, hem de evladı olarak bütün bu hazırlığı ve yapıyı hazırlayanlara teşekkür ediyorum” dedi.
“ÜRETİCİLERİMİZİN ALIN TERİ VE EMEĞİNİ KORUYAN TARSİM’DİR”
Son 22 yılda çiftçileri üretime teşvik etmek adına 1 trilyon 625 milyar lira destek verildiğini aktaran Bakan Yumaklı, “22 yılda ülkemizdeki çiftçilerimizi üretime teşvik etmek için 1 trilyon 625 milyar lira destek verildi. TARSİM’den bahsetmek istiyorum. Hakikaten neden ilgi gösterilmediğini anlamadığım bir durum var. Ancak bazı politikaları uygulamak için sigorta şart. Şimdiden söyleyeyim, üreticilerimizin alın teri ve emeğini koruyan TARSİM’dir. Geçtiğimiz yıl sadece Konya’da pilot proje olarak uygulanan sigorta bütün ülkeye örnek oldu. Bu konuya ilgi gösterelim. Ürününü ektikten sonra tam 1 yıl bekleyip hasat edecekken emeği zayi olan birisinin her seferinde devlete dönüp tazmin istemesi sürdürülebilir bir şey değildir. Sigorta konusu çok önemlidir. Bu konuda sigorta vardır. Bilgi isteyen, kafasında soru işareti olanlar bizlerle iletişime geçsin” ifadelerini kullandı.
“137 MİLYON TON ÜRETİMLE REKOR KIRILDI”
Bitkisel üretimde geçen sene 137 milyon tonluk rekor kırıldığını vurgulayan Yumaklı, “Yaptığımız regülasyon faaliyetlerinden bahsedeyim. Ürün alım politikaları devleti yanında gören etkenlerden olmuştur. AR-GE çalışmaları ve inovasyon bu altyapının hazırlanmasında önemli başlıklar. Bitkisel üretimde 137 milyon tonluk rekor kırıldı. 2022 bu rakam 129 milyon tondu ama 2023’de 137 milyon tona çıktı. Bu başarıları makro göstergelerde teyit etmiş oluyor. Son 21 yılın 16’sında tarım sektörü büyüme gösterdi. Dünyada ilk 10 ülke arasındayız. Türkiye’de tarım bitti, öldük, mahvolduk artık şuraya muhtacız gibi söylemler hiçbir temeli olmayan bazı hezeyanların bu Türkiye’nin üreticisi olan üreticilere hakarettir. Biz ülke olarak niye halen kendimizi olması gerektiği yerde veya olduğu yerde görmemekte ısrar ediyoruz bu da sorulması gereken soru” diye konuştu.
“ÜLKENİN NÜFUSU 105 MİLYONA ULAŞACAK”
Geçen sene tarım sektörünün 31 milyar dolarlık ülkeye döviz kazandırdığını vurgulayan Bakan İbrahim Yumaklı, daha sonra şunları söyledi:
“Geçen sene 2 bin 200 çeşit ürünümüzü 212 ülkeye ve bölgeye ihraç etmişiz ve 31 milyar dolarlık tarımsal üretim ihracatına sahip olup döviz kazanımını ülkeye getirmişiz. Elbette öncelik bizim ülkemizin ihtiyaçları. 2050 yılında bu ülke 105 milyona ulaşacak. Turist sayımızın da şuanda 60 milyonlar civarında ve 100 milyona ulaşması bekleniyor. Bizler şuanda sahip olduğumuz avantajları daha da ileriye götürebilmek için hangi politikayı takip etmemiz gerekir, devletimizin bütüncül bakışında tarım sektörü nerede olacak konusuna biz şu cevabı veriyoruz. Bundan sonraki dönemde tarım sektörü 5 ana kaide üzerinde hareket edecek. Sürdürülebilir bir şekilde, verimli, kaliteli ve kayıtlı bir şekilde tarım yapacağız. Ayrıca sektöre yatırım yapılacak. 2023 yılından itibaren bütün uygulamalarımızı bunlara yönlendirmiş durumdayız. Örneğin Çiftçi Kayıt Sistemimiz (ÇKS) yüzde 65’ler seviyesinde. Bunu arttırmak için karşımıza çıkan hususları düzenleyerek gidiyoruz. Halen kaydı olmayan ancak ekilen alanlar var. Bu hazine arazileriyle ilgili de çalışmayı bitince yüzde 80’lerin yakalanması içten bile değil.”
“BUĞDAY VE MISIRA 182 MİLYAR LİRA DESTEKLEME VERİLDİ”
Türkiye için buğday ve mısırın önemli bir yeri olduğuna dikkat çeken Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, “Buğday ve mısır insanımızın temel gıda ham maddesi ve hayvan yemi olarak en önemli girdi kalemi. Buğday ve mısır üretiminin ülkemizde ayrı bir değeri var. Bu kapsamda da 6 farklı kategoride bu ürünlere destekleme verdik. Son 22 yılda buğday ve mısıra verilen destek miktarı 182 milyar lira. Kırsal kalkınma kapsamında çiftçilerimize desteklerimiz devam ediyor. Lisanlı depoculuğun hakikaten sektörün gelişmesinde katkısı var. Bugüne kadar 3.4 milyar lira lisanslı depoculuğa aktarılmış durumda. Lisanlı depo kapasitemiz 10 milyon ton. Yıl sonuna kadar 2.3 milyon ton daha ilave edilecek. Bu yetmez tabi, yatırımları desteklemeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
“TARIMSAL ÜRETİMİ ISKALAMAMALIYIZ”
Tarımsal üretim planlamasının Türkiye için önemine vurgu yapan Bakan Yumaklı, daha sonra şunları kaydetti:
“Buğday ve mısır en önemli üretim planlamasını oluşturuyor. Çok iyi yasal düzenlemeler yapabilirsiniz. Kanunlar, yönetmelikler yapabilirsiniz ancak bunlar tek başına yetmez. Devletin düzenlemelerine sizlerin desteği gerekir. Bu düzenlemelerin tamamını sizlerle konuşarak yaptık ama bundan sonra da hep beraber olacağız. Bu ülke üretim planlamasını bu seferde ıskalarsa çok büyük kayıp olur. Üretim planlaması başlığında yapılacak olan bu çalışmaların başarılı olması sektörle birlikte omuz omuza çalışmasından geçer. Herkesin ülkemizin kaynaklarını en iyi şekilde kullanması lazım. Bizleri gıda güvenliği açısından hep güvenli alanda tutacak ve bu güçlü pozisyonumuzla dünyada söz söylenecekse bu konuda ki güçlü yanımızı masaya koyacak bir sonuca ancak böyle ulaşabiliriz. Yeni destekleme modeli elbette üretim planlamasının en önemli ayaklarından bir tanesi. Şuanda bunu kurumlarımızla konuşmaya devam ediyoruz. Amacımızın üreticilerin rekabet gücünü arttırmak. Birbiriyle bağımsız, birbiriyle kopuk hiçbir şey yapmak istemiyoruz.”
“SUYU MERKEZE ALMALIYIZ”
Türkiye’nin su problemi yaşamaya aday bir ülke olduğuna dikkat çeken Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, “Su problemi yaşamaya aday bir ülkeyiz. Suyu merkeze alarak üretim planlaması yapmak durumundayız. Bütün kaynaklarımız buna doğru yönlenmediği sürece kısıtlı olan bu kaynakları efektif kullanmazsak sonuç alamayız” diye konuştu.
“BUĞDAY FİYATLARI AÇIKLANACAK”
Buğday fiyatlarının en kısa sürede açıklanacağını aktaran Bakan Yumaklı, “Fiyat açıklanması talebini biliyorum. İnşallah önümüzdeki günlerde fiyatları netleştirip açıklayacağız. Çiftçimizin, üreticimizin alın terini her zaman için koruyacağımızı söylemek istiyorum” dedi.
“YENİ NORMALLERE ALIŞMALIYIZ”
Son 53 yılın en sıcak Aralık-Ocak ve Nisan aylarının yaşandığını belirten Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, “Bunlar artık olağanüstü işler değil, yeni normallerimiz böyle olacak. Önümüzdeki yıllarda bu şekilde yaşadığımız ay sayısı daha fazla olacak. İç Anadolu’daki hububat verimini etkilediğini biliyoruz ama inşallah çok sorun olmayacak. Kalite açısından çok büyük bir problem raporlanmadı. Yaklaşık 21 milyon tonluk bir rekolte bekliyoruz buğday için. Mısırda da 8.5 milyon tonluk rekolte bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
Öte yandan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, sosyal medyada çıkan ‘Toprak Mahsulleri Ofisi’nin 1 kilogram dahi mal alacak yeri yok’ söylemlerinin gerçeği yansıtmadığını, hazırlıkları yaptıklarını ürünleri alacaklarını söyledi.
Konuşmaların ardından Adana Ticaret Borsası Başkanı Şahin Bilgiç, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’ya hediye takdim etti.
Kongreye sektör temsilcileri ve çiftçilerin yanı sıra kent protokolü katıldı. Konuşmanın ardından kongre sunumlarla devam etti.
Birol, Abu Dabi’de düzenlenen, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Muhammed Bin Zayed Al Nahyan tarafından BAE’nin en yüksek sivil nişanına layık görüldüğü ödül töreni sonrasında AA muhabirine değerlendirmede bulundu.
BAE’nin 30 Kasım-12 Aralık 2023 tarihlerinde düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 28. Taraflar Konferansı’na (COP28) ev sahipliği yaptığını anımsatan Birol, COP28’de IEA’nın müzakerelerin başarıya ulaşması için “olmazsa olmaz” olarak nitelendirdiği 5 maddenin çoğunun yaklaşık 200 ülke tarafından kabul edildiğini söyledi.
Birol, bu maddeler arasında en önemlilerinden birinin küresel yenilenebilir enerji kapasitesini 2030’a kadar 3 ve enerji verimliliğindeki ilerleme hızını 2 katına çıkarma taahhüdünün yer aldığına işaret ederek, bu taahhütlerin yaklaşık 200 ülke tarafından imzalanmasında, COP28 ve IEA başkanlığında yapılan bir dizi toplantıda oluşan ortak görüşün etkili olduğunu dile getirdi.
Halihazırda aynı toplantıları COP29 Başkanı Mukhtar Babayev ile yaptıklarını ifade eden Birol, sözlerini şöyle sürdürdü:
“COP29 Başkanlığı ile çok yakın çalışıyoruz. Bence COP29’da eğilinmesi gereken birçok konu var ancak en kritik olanlardan birini seçecek olursam, o da gelişmekte olan ülkelerin temiz enerji teknolojilerine geçişteki finansmanının nasıl sağlanacağı. Dünya Bankası gibi uluslararası finans kuruluşları ve uluslararası toplum, bu ülkelere finansman sağlanmasında hangi mekanizmalarla nasıl yardımcı olabilirler?
Bu açıdan müzakerelerin, gelişmekte olan ülkelerin temiz enerji teknolojilerine geçişi için finansmanın nasıl sağlanacağı üzerinde yoğunlaşacağını düşünüyorum. Biz de bu konuda COP29 Başkanlığı ile görüşüyoruz ve bir plan çıkarıyoruz. İlk toplantımızı Paris’te yaptık. Ben de 3 Haziran’da Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve hükümet üyelerini ziyaret edeceğim ve COP28’in başarısını bu yıl Bakü’de COP29’da nasıl daha ileri noktaya taşıyabileceğimizi görüşeceğiz.”
EV SAHIBI ÜLKELER ARASINDA ILK KEZ EŞ GÜDÜM MEKANIZMASI KURULDU
Birol, geçen yıl BAE’de yapılan BM iklim müzakerelerinin bu yıl Azerbaycan’da, gelecek yıl da Brezilya’da düzenleneceğini, böylece iklim zirvelerinin üst üste 3 yıl petrol üreten ve ihraç eden ülkelerde gerçekleştirilmiş olacağını belirtti.
Bu 3 ülkenin bir araya geldiği ve ilk kez bir eş güdüm mekanizması kurulduğunu ifade eden Birol, “IEA olarak bizim de desteklediğimiz bir mekanizma. Bu mekanizmanın, ülkeler arasında tamamlayıcı ve destekleyici sonuçlar çıkarılmasına yardımcı olacağını düşünüyorum.” dedi.
Birol, iklim müzakerelerinin petrol üreticisi ve ihracatçısı ülkelerde yapılmasının bu ülkelerin temiz enerji dönüşümlerini hızlandırmasına katkı sağlayacağını umduğunu söyledi.
Bu toplantıların ülkelerdeki temiz enerji dönüşümüne belli bir ivme sağladığını dile getiren Birol, “Ama bu ivmenin ne kadar uzun süreli olacağını zamanla göreceğiz. Hem BAE hem de Azerbaycan’da temiz enerji dönüşümünde adım atma konusunda hükümeti son derece istekli görüyorum.” diye konuştu.
“ÜLKELERİN AÇIKLADIĞI HEDEFLER VE YAPTIKLARINI KARŞILAŞTIRARAK YAYINLAYACAĞIZ”
Birol, iklim müzakerelerinde ülkelerin birçok taahhüt açıkladığını, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekretaryası ile kurdukları takip mekanizmasıyla bu hedeflerin nasıl gerçekleştiğini izlediklerini belirtti.
Hedefler ve atılan adımları karşılaştırdıklarını söyleyen Birol, “Her ülkenin verdiği sözler ve yaptıklarını karşılaştırarak sonuçlarını şeffaf bir şekilde yayınlayacağız.” ifadesini kullandı.
Bu yıl Azerbaycan’ın ev sahipliği yapacağı COP29, 11-22 Kasım’da Bakü’de gerçekleştirilecek.
İKLİM FINANSMANI İHTİYACI
IEA’nın hesaplamalarına göre, Çin dışındaki gelişmekte olan ülkelerde temiz enerji yatırımlarının gelecek 10 yılda bugünkü seviyesine göre yaklaşık 7 kat artması gerekiyor. Bu da 2030’lara kadar yıllık 1,4 ila 1,9 trilyon dolar yatırım ihtiyacı anlamına geliyor.
Söz konusu yatırımların gerçekleşebilmesi için başta uluslararası kalkınma kuruluşlarının sağladığı finansman dahil olmak üzere bu alandaki finansmanın 3 katına çıkması gerekiyor.
Afrika, Latin Amerika ve Karayipler, Asya’da İsrail, Japonya ve Güney Kore’nin dışındaki ve Okyanusya’da Avustralya ve Yeni Zelanda hariç gelişmekte olan ülkelerin oluşturduğu Küresel Güney’de, yaş ortalaması 25 olan 6 milyar insan yaşıyor.
‘Günümüzün gençleri öyle umursamaz ki, ileride ülke yönetimini ele alacaklarını düşününce umutsuzluğa kapılıyorum. Bizlere, büyüklere karşı saygılı olmayı öğretmişlerdi. Şimdiki gençler kuralları boş veriyorlar. Çok duyarsızlar ve beklemesini bilmiyorlar’ diye başlayınca çok tanıdık geldi. 30 asır önce Hesiodos söylemiş bu sözü. (Gelen tepkiler sonrası) Niye acele ettiniz, bekleyin bir sonunu.
Kuşaklar arası çatışmanın binlerce yıl önce de yaşandığını vurgulamak istedim. Ama ne yazık ki tepki gösterdiniz. Ama o gençler hangi asrın genci olursa olsun sıra kendilerine geldiğinde en güzel, en mükemmel biçimde siyasette, sanatta, sporda çok büyük işler başardılar, başarmaya devam edecekler. Biz de AK Parti iktidarları olarak hiçbir zaman gençlere olan inancımızı kaybetmedik. Gençlerimizin önünü açmak için her türlü yeni uygulamayı hayata geçirdik. Seçilme yaşının 18’e indirilmesi konusundaki Anayasa değişikliği AK Parti iktidarlarının milletimizden aldığı vizeyle olmuştu.
19 Mayıs 1919, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 105. yıl dönümünü kutladık. Bugün hemen güneyimizde Suriye’nin, Irak’ın kuzeyine konuşlanmış emperyalistlerin mandacılık hayalini kuranlar olduğu gibi 100 yıl önce de bu ülkede Amerikan ve İngiliz mandasını savunanlar vardı. Onlara rağmen Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Samsun’da yaktığı meşalenin ışığı tüm yurda yayılmış, milletin kaderini yine milletin iradesi kurtaracaktır anlayışından hareketle tıpkı Çanakkale’de olduğu gibi Sakarya’da, İnönü’de, Dumlupınar’da, Büyük Taarruz’da Türk, Kürt, Arap, Laz, Çerkez… Kısacası Anadolu diyebileceğimiz milletimiz duruma el koymuş ve Gazi’nin liderliğinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne giden yolu ilmek ilmek dokumuştur.
Anadolu’nun gençleri nasıl Kurtuluş Savaşı’nda gözlerini kırpmadan ya şehit ya gazi olurum anlayışıyla cepheye koşmuşlarsa, devletimiz ne zaman dara düşmüşse aynısını yapmışlardır. Bunu da kısa zaman önce 15 Temmuz’da göstermişlerdir. İman varsa imkan vardır düsturundan hareketle kazma kürek ile verilen mücadele bugün bu ülkenin gençlerinin ve genç beyinlerinin yaptığı İHA’lar, SİHA’larla sembolleşen savunma araçlarında görülmektedir.
“MURONLADINIZ MI?”
Kimilerinin bu kürsüden cihatçıları götürerek Karabağ’ı karıştırdınız, Libya’da barışı baltaladınız diyerek sözüm ona dalga geçmeye kalktığı teknolojiyi ülkemize kazandıran genç beyinlerin kurduğu sistemin ürünleri İHA’lar ile İran Cumhurbaşkanı’nın helikopterinin düştüğü yer tespit edilince de muronladınız mı bilmiyorum.
“GENÇLERİMİZ SPOR AYAKKABILARI DAĞLARDA DEĞİL SPOR ALANLARINDA GİYİYOR”
Ülkemizin en büyük sorunu olan terörün beli kırıldıkça, özellikle terörün yaşandığı bölgelerde yaşayan, terörün iç yüzünü gören gençlerimiz artık ülke yönetiminde, sporda, eğitimde, her türlü sosyal alanda kendini göstermiş, büyük başarılar kaydetmiştir. Biz, TEKNOFEST gençliği yetiştiriyoruz. Teknolojide olduğu gibi sporda da büyük başarı gösteren gençlerimiz artık spor ayakkabılarını dağlarda, emperyalist emellere hizmet etmek için değil bayrağımızı göndere çektirmek, İstiklal Marşımızı söyletmek için spor alanlarında giyiyorlar.
Güler, ASELSAN tarafından Türk Silahlı Kuvvetleri için yerli ve milli olarak geliştirilen, ülkenin en uzun menzilli radarı olan erken ihbar radar sistemlerinin ilk teslimatı dolayısıyla ASELSAN Gölbaşı tesislerinde düzenlenen, “Taşınabilir Erken İhbar Radar Sistemleri Teslimat Töreni”ne katıldı.

Bakan Güler, burada yaptığı konuşmasında, helikopter kazasında hayatını kaybeden İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile beraberindekilere Allah’tan rahmet, İran halkına da başsağlığı dileğinde bulundu.
“Kahraman ordumuzun gücüne güç katacak kritik projelerden biri olan taşınabilir erken ikaz radar sisteminin ilk teslimatına, büyük bir mutlulukla şahitlik ediyoruz. Bu ileri teknoloji ürünümüzün, ülkemize ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum” diyen Güler, uluslararası ilişkilerde belirsizliklerin hakim olduğu, risk ve tehditlerin her geçen gün daha da arttığı bir sürecin yaşandığını belirtti.
Güler, yaşanan bu hassas gelişmelerin, ülkelerin güvenlik ihtiyacını öncelikli hale getirdiğine işaret ederek, “Bu nedenle stratejik bir coğrafyada yer alan ülkemizin, kendi güvenliğini sağlayabilmesi için, savunma sistemlerini kendi imkan ve kabiliyetleri ile üretmesi hayati önemi haizdir. Geçmişte yaşadığımız acı tecrübeler yerli ve milli savunma sanayimizi her ne pahasına olursa olsun geliştirmemiz gerektiğini bizlere göstermiştir.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu stratejik vizyon ve yüksek irade sayesinde savunma sanayisi alanında büyük projelerin başlatıldığını dile getiren Güler, şöyle devam etti:

“Bunun neticesinde, birbirinden değerli firmalarımızın, hemen her platformda tasarlayıp ürettiği, sürekli olarak yenilerini geliştirdiği yerli ve milli savunma sanayii ürünleri, ordumuzun gücüne güç katmaktadır. Yerli ve milli üretime dayanan, böylelikle Türkiye’nin bağımsızlığına katkı sunan savunma sanayimiz, teknoloji üretme ve transfer kapasitesinin yanında, ihracat performansıyla da ülke ekonomisine de güç katmaktadır. Savunma sanayimiz artık güçlü altyapısı, sürdürebilir ekosistemi, geniş istihdam olanakları ve ürettiği birbirinden kritik projeler ile bölgesinde ve dünyada rol model durumundadır. İthal sistemlere olan ihtiyacımızın azalması ve ileri savunma teknolojilerine dayalı bir savunma sanayine sahip olmamız, politik ve ekonomik bağımsızlığımızı sağlarken askeri ve stratejik seviyede uluslararası etkinliğimizi de artırmıştır.”
“İLK UÇUŞLARINI GURURLA İZLEDİK”
Bakan Güler, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) olmak üzere tüm paydaşlarla uyum içerisinde işbirliğine dayalı çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi.
Bunun neticesinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin envanterine her geçen gün yeni ürünleri dahil ettiklerini, ordunun imkan ve kabiliyetlerini mütemadiyen geliştirdiklerini ifade eden Güler, şunları kaydetti:
“Nitekim sadece son aylarda insansız savaş uçağımız ANKA 3 ile yerli ve milli uçağımız KAAN’ın başarıyla gerçekleştirilen ilk uçuşlarını gururla izledik. Aynı şekilde insanlı hava platformlarımız HÜRKUŞ, HÜRJET, GÖKBEY ve KAAN’ın seri üretimine yönelik çalışmalarımızı hızlandırdık. Yerli ve milli imkanlarla üretilen gemilerimizi ve insansız deniz aracımızı donanmamızın hizmetine alırken yine Deniz Kuvvetlerimizin ihtiyaçlarını karşılayacak torpido ve füzelerin seri üretimine yönelik anlaşmaları imzaladık. Bunlara ilaveten, Kara Kuvvetlerimizin operasyon etkinliğine değerli katkılar sağlayacak farklı çap ve özelliklerdeki 4 yerli ve milli füzemizin tedarik sözleşmelerini imzalarken, modernize edilen ilk tankımızı teslim aldık. Bugün de yine ülkemizin savunmasına yönelik son derece kritik bir proje olan taşınabilir erken ikaz radar sistemini, envanterimize katıyoruz.”

Güler, gelişen harp teknolojisi ile asimetrik risk ve tehditlerin, savunma ve güvenlik doktrininin sürekli değiştiğine dikkati çekerek, artık geleneksel askeri tedbirlerin yanı sıra en modern teknolojiye dayalı modern savunma sistemlerine ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
“RADARIMIZ ORDUMUZA ÖNEMLİ BİR ÜSTÜNLÜK SAĞLAYACAK”
Tehditleri erkenden tespit edip algılayan ve karşı reaksiyon üreterek etkisiz hale getirebilen radar sistemlerinin varlığının, hayati öneme sahip olduğunu anlatan Güler, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Özellikle erken ikaz radar sistemleri uçaklar ve diğer hava hedeflerinden balistik füzelere kadar, geniş tehdit yelpazesini tespit edebilmekte ve menzilleri nispetinde etkisiz hale getirebilmekte, bu yönüyle de ülkeler için muazzam bir savunma imkanı sunmaktadırlar. Bunun bilinciyle, Türkiye olarak gerekli çalışmaları başlattık ve neticede Savunma Sanayii Başkanlığımız ve ASELSAN, yıllardır büyük bir gayretle üzerinde çalışarak erken ikaz radar sistemini üretmeyi başardı. Bu yeni nesil radar sistemimiz, Türkiye’nin en uzun menziline sahip olması, erken ihbar yeteneği, hızlı kurulum ve toparlanma gibi etkin hareket kabiliyeti ile kendi klasmanında en donanımlı özellikleri bünyesinde barındırıyor. Yüksek operasyon becerisine sahip bu radarımız sayesinde çok yönlü tehditlerin önceden tespit ve takibini hızlı bir şekilde yapacak, böylece tehditlere karşı uzun menzilde etkin bir şekilde mukabele ederek ülkemizin savunma yeteneklerini büyük ölçüde artıracağız. Ayrıca personelimizin etraflıca bilgi sahibi olması, hızlı karar alarak icraata yönelmesi bakımından da radarımız, ordumuza önemli bir üstünlük sağlayacaktır. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ülkemizin ve vatandaşlarımızın güvenliğini en güçlü şekilde sağlamak için gerekli tüm tedbirleri almaya günümüzün ve geleceğin gerektirdiği en modern sistemlerle kahraman ordumuzu donatmaya devam edeceğiz.”

Güler, ASELSAN tarafından Türk Silahlı Kuvvetleri için yerli ve milli olarak geliştirilen, ülkenin en uzun menzilli radarı olan erken ihbar radar sistemlerinin ilk teslimatı dolayısıyla ASELSAN Gölbaşı tesislerinde düzenlenen, “Taşınabilir Erken İhbar Radar Sistemleri Teslimat Töreni”ne katıldı.

Bakan Güler, burada yaptığı konuşmasında, helikopter kazasında hayatını kaybeden İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile beraberindekilere Allah’tan rahmet, İran halkına da başsağlığı dileğinde bulundu.
“Kahraman ordumuzun gücüne güç katacak kritik projelerden biri olan taşınabilir erken ikaz radar sisteminin ilk teslimatına, büyük bir mutlulukla şahitlik ediyoruz. Bu ileri teknoloji ürünümüzün, ülkemize ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum” diyen Güler, uluslararası ilişkilerde belirsizliklerin hakim olduğu, risk ve tehditlerin her geçen gün daha da arttığı bir sürecin yaşandığını belirtti.
Güler, yaşanan bu hassas gelişmelerin, ülkelerin güvenlik ihtiyacını öncelikli hale getirdiğine işaret ederek, “Bu nedenle stratejik bir coğrafyada yer alan ülkemizin, kendi güvenliğini sağlayabilmesi için, savunma sistemlerini kendi imkan ve kabiliyetleri ile üretmesi hayati önemi haizdir. Geçmişte yaşadığımız acı tecrübeler yerli ve milli savunma sanayimizi her ne pahasına olursa olsun geliştirmemiz gerektiğini bizlere göstermiştir.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu stratejik vizyon ve yüksek irade sayesinde savunma sanayisi alanında büyük projelerin başlatıldığını dile getiren Güler, şöyle devam etti:

“Bunun neticesinde, birbirinden değerli firmalarımızın, hemen her platformda tasarlayıp ürettiği, sürekli olarak yenilerini geliştirdiği yerli ve milli savunma sanayii ürünleri, ordumuzun gücüne güç katmaktadır. Yerli ve milli üretime dayanan, böylelikle Türkiye’nin bağımsızlığına katkı sunan savunma sanayimiz, teknoloji üretme ve transfer kapasitesinin yanında, ihracat performansıyla da ülke ekonomisine de güç katmaktadır. Savunma sanayimiz artık güçlü altyapısı, sürdürebilir ekosistemi, geniş istihdam olanakları ve ürettiği birbirinden kritik projeler ile bölgesinde ve dünyada rol model durumundadır. İthal sistemlere olan ihtiyacımızın azalması ve ileri savunma teknolojilerine dayalı bir savunma sanayine sahip olmamız, politik ve ekonomik bağımsızlığımızı sağlarken askeri ve stratejik seviyede uluslararası etkinliğimizi de artırmıştır.”
“İLK UÇUŞLARINI GURURLA İZLEDİK”
Bakan Güler, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı (SSB) olmak üzere tüm paydaşlarla uyum içerisinde işbirliğine dayalı çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi.
Bunun neticesinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin envanterine her geçen gün yeni ürünleri dahil ettiklerini, ordunun imkan ve kabiliyetlerini mütemadiyen geliştirdiklerini ifade eden Güler, şunları kaydetti:
“Nitekim sadece son aylarda insansız savaş uçağımız ANKA 3 ile yerli ve milli uçağımız KAAN’ın başarıyla gerçekleştirilen ilk uçuşlarını gururla izledik. Aynı şekilde insanlı hava platformlarımız HÜRKUŞ, HÜRJET, GÖKBEY ve KAAN’ın seri üretimine yönelik çalışmalarımızı hızlandırdık. Yerli ve milli imkanlarla üretilen gemilerimizi ve insansız deniz aracımızı donanmamızın hizmetine alırken yine Deniz Kuvvetlerimizin ihtiyaçlarını karşılayacak torpido ve füzelerin seri üretimine yönelik anlaşmaları imzaladık. Bunlara ilaveten, Kara Kuvvetlerimizin operasyon etkinliğine değerli katkılar sağlayacak farklı çap ve özelliklerdeki 4 yerli ve milli füzemizin tedarik sözleşmelerini imzalarken, modernize edilen ilk tankımızı teslim aldık. Bugün de yine ülkemizin savunmasına yönelik son derece kritik bir proje olan taşınabilir erken ikaz radar sistemini, envanterimize katıyoruz.”

Güler, gelişen harp teknolojisi ile asimetrik risk ve tehditlerin, savunma ve güvenlik doktrininin sürekli değiştiğine dikkati çekerek, artık geleneksel askeri tedbirlerin yanı sıra en modern teknolojiye dayalı modern savunma sistemlerine ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
“RADARIMIZ ORDUMUZA ÖNEMLİ BİR ÜSTÜNLÜK SAĞLAYACAK”
Tehditleri erkenden tespit edip algılayan ve karşı reaksiyon üreterek etkisiz hale getirebilen radar sistemlerinin varlığının, hayati öneme sahip olduğunu anlatan Güler, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Özellikle erken ikaz radar sistemleri uçaklar ve diğer hava hedeflerinden balistik füzelere kadar, geniş tehdit yelpazesini tespit edebilmekte ve menzilleri nispetinde etkisiz hale getirebilmekte, bu yönüyle de ülkeler için muazzam bir savunma imkanı sunmaktadırlar. Bunun bilinciyle, Türkiye olarak gerekli çalışmaları başlattık ve neticede Savunma Sanayii Başkanlığımız ve ASELSAN, yıllardır büyük bir gayretle üzerinde çalışarak erken ikaz radar sistemini üretmeyi başardı. Bu yeni nesil radar sistemimiz, Türkiye’nin en uzun menziline sahip olması, erken ihbar yeteneği, hızlı kurulum ve toparlanma gibi etkin hareket kabiliyeti ile kendi klasmanında en donanımlı özellikleri bünyesinde barındırıyor. Yüksek operasyon becerisine sahip bu radarımız sayesinde çok yönlü tehditlerin önceden tespit ve takibini hızlı bir şekilde yapacak, böylece tehditlere karşı uzun menzilde etkin bir şekilde mukabele ederek ülkemizin savunma yeteneklerini büyük ölçüde artıracağız. Ayrıca personelimizin etraflıca bilgi sahibi olması, hızlı karar alarak icraata yönelmesi bakımından da radarımız, ordumuza önemli bir üstünlük sağlayacaktır. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ülkemizin ve vatandaşlarımızın güvenliğini en güçlü şekilde sağlamak için gerekli tüm tedbirleri almaya günümüzün ve geleceğin gerektirdiği en modern sistemlerle kahraman ordumuzu donatmaya devam edeceğiz.”

THY ADINI 1953 YILINDA ALDI
THY’nin ilk yurt dışı seferi Ankara-İstanbul-Atina uçuşuyla 1947’de gerçekleştirirken, 1951 yılında Lefkoşa, Beyrut ve Kahire’ye uçuşlara başladı. Devlet Hava Yolları Umum Müdürlüğü, 6623 sayılı kanunla değiştirilerek 1953 yılında Türk Hava Yolları ismini aldı. Havayolu şirketi Atlantik Okyanusu’nu aşan ilk uçuşu 1961’de gerçekleşti. 1964’te Brüksel, Münih ve Tel Aviv, 1965’te Amsterdam, Belgrad ve Tebriz, 1967’de Zürih, Budapeşte ve Cenevre, 1969’da Köln,1971’de Düsseldorf ve Stuttgart, 1972’de Hannover ve Hamburg, 1973’te Kopenhag, Berlin ve Nürnberg seferlerini icra etmeye başladı. Şirket, 1983’te 50’nci yıl dönümüne ulaştığında 3 kıtada 4 bin 37 koltuk kapasiteli 30 uçakla 30 bin ton kargo ve 2,5 milyon yolcu taşıyordu. THY, 1985’te 4 adet Airbus A310’un filoya katılmasıyla Uzakdoğu ve okyanus aşırı seferlere başladı. 1994’te Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na bağlanan şirket, iktisadi devlet teşekkülü statüsüne geçti.
GÜNLÜK ORTALAMA 249 BİNİN ÜZERİNDE YOLCU TAŞINIYOR
Kuruluşunun 91’inci yılında Türk Hava Yolları, günlük ortalama 249 binin üzerinde yolcu taşıyor. Uçuşlarda her gün ortalama 2 bin 194 pilot ve 5 bin 466 kabin memuru görev alıyor. THY uçakları günlük ortalama 249 binin üzerinde yolcu ve ortalama 4 bin 761 ton kargo taşıyor. Şirket, stratejik planı kapsamında 2033’te uçak sayısını 813’e yükselterek, yıllık 171 milyon yolcu taşımayı hedefliyor. 2024 yılı itibariyle filosunda 455 uçak bulunan THY’de 31 Aralık 2023 tarihi itibariyle pilot ve pilot adayı sayısı 6 bin 755, kabin memuru sayısı 14 bin 891, uçak bakım teknisyeni sayısı 57, yurtdışı personel sayısı 3 bin 463, yurt dışı personel sayısı 7 bin 912 olmak üzere 33 bin 138 kişi çalışıyor.
BOLAT: 100’ÜNCÜ YILDA BÜYÜK HEDEFLER BELİRLEDİK
Kuruluş yıl dönümü ile ilgili bir açıklama yapan Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu ve İcra Komitesi Başkanı Prof. Dr. Ahmet Bolat, “91 yıl önce Devlet Hava Yolları İşletmesi olarak 5 uçaklık bir filo ile gökyüzü ile buluşan Ortaklığımız, bugün dünyanın en fazla ülkesine uçan havayolu ûnvanına sahip olarak; 450’yi aşkın uçaklık filosu ile, kıtaları, ülkeleri ve kültürleri birbirine bağlıyor. Bu başarılarla dolu hikâyenin kahramanları ise Ortaklığımızı ülkemizin gururu yapan, 91 yıl boyunca her koşulda, elinden gelen tüm çabayla çalışan Türk Hava Yolları ailesi. Son 20 yıl zarfında küresel bir oyuncu haline gelen, sergilediği başarılı performansla ülke ekonomisi ve istihdamına önemli katkılar sağlayan Ortaklığımızın, 2033 yılında kutlayacağımız 100’üncü kuruluş yıldönümü için büyük hedefler belirledik. Bayrak taşıyıcı olarak, eşsiz uçuş ağımız, modern filomuz ve güçlü finansal performansımızla milletimizi göklerde temsil görevimize şevkle devam ediyor, ülkemize ve sektörümüze olan katkımızı katlayacak stratejiler geliştiriyoruz. İnanıyoruz ki, Türk Hava Yolları ailesi olarak birbirimize ve markamıza inandığımız zaman yapamayacağımız bir şey, ulaşamayacağımız hiçbir hedef yok” dedi.
ALİYEV: İRAN’A HER TÜRLÜ DESTEĞE HAZIRIZ
Aliyev, yaptığı açıklamada, “Bugün İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ile gerçekleştirdiğimiz görüşmenin ardından, üst düzey heyeti taşıyan helikopterin İran’a acil iniş yaptığı haberi bizleri ciddi şekilde endişelendirdi. Yüce Allah’a dualarımız Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve beraberindeki heyetle birlikte. Azerbaycan Cumhuriyeti komşu, dost ve kardeş bir ülke olarak her türlü desteği vermeye hazırdır” dedi.
İRAN CUMHURBAŞKANI REİSİ, HELİKOPTER KAZASI ÖNCESİNDE ALİYEV İLE AZERBAYCAN-İRAN SINIRINDA BİR ARAYA GELDİ
Helikopter kazası öncesi Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Aras Nehri üzerindeki Hudaferin Barajı’nın açılışı için bir araya geldi.
Azerbaycan-İran sınırında yapılan görüşmede, Aliyev ve Reisi birlikte gerçekleştirdiği projenin iki halk ve devlet için büyük önem taşıdığını belirtti. Görüşme sonrası, liderler “Hudaferin” hidroelektrik santralinin faaliyete geçmesi ve “Kız Kalesi” hidroelektrik santralinin açılış töreni gerçekleştirildi.
BÖLGENİN İSTİKRARI İÇİN ÖNEMLİ BİR FAKTÖR
İran ve Azerbaycan dostluğunun sarsılmaz olduğunu vurgulayan Aliyev, “Bugün İran-Azerbaycan dostluğunun ne kadar güçlü olduğunu tüm dünya görüyor. Kız Kalesi hidroelektrik santralinin açılışı ve Hudaferin hidroelektrik santralinin faaliyete geçmesi, bence tarihi bir olaydır. Bu dostluğun derin kökleri ve derin bir tarihi var. İran-Azerbaycan dostluğu bölgenin istikrarı ve gelecekteki güvenlik tedbirlerinin güçlendirilmesi açısından önemli bir faktördür” dedi.
Aliyev, bu projenin iki ülke için de siyasi bir iradeyi simgelediğini belirterek, “İran ve Azerbaycan arasında her zaman Aras Nehri üzerinden bir bağ bulunmuştur. İki milyon küp metre su hacmi olan Hudaferin Barajı faaliyete geçerek bölgenin gelişimine katkı sağlayacak ve 40 binden fazla işyeri oluşturacak. Aynı zamanda tarım alanları için içme suyu kaynağı olacaktır” dedi.
Uzun yıllardır bölgeye uzak ülkelerin bölgeye müdahale etmesine değinen Aliyev, “Bölgenin kalkınması bölge ülkelerinde yaşayan halkların iradesiyle sağlanmalıdır. Bölgenin dışında olan ülkelerin işlerimize müdahalesi kabul edilemez. Ermenistan uzun yıllardır buradan uzakta bulunan ülkelerin korumasına ve desteğine bel bağlamıştı. Sonuç nasıl oldu? Sonuç onlar için pek de iç açıcı olmamıştı. Bölge devletleri güçlü devletlerdir, bağımsız politika yürüten devletlerdir. Hiçbir dış güç bu devletlerin iradesini etkilememiştir ve etkilemeyecektir. Ermenistan’ın doğru politikayı yürüterek bölgesel işbirliğine zarar vermek yerine katkı sağlayacağını umuyorum” dedi.

“DÜŞMANLAR NE AZERBAYCAN’IN NE DE İRAN’IN GELİŞİMİNİ GÖRMEK İSTEMİYORLAR”
Filistin meselesine de dayanışma göstermek istediğini vurgulayan Reisi, “Uluslararası kuruluşlarla işbirliğini güçlendirmek ve özellikle Filistin meselesinde dayanışma göstermek istiyoruz. Azerbaycan ve İran halklarının Filistin’e ve Gazze’deki insanlara verdiği desteğe şüphe yok. İslam ülkeleri arasında, İslam dünyasındaki sorunların çözümünde işbirliği büyük önem taşır” dedi.
Reisi, Azerbaycan’la işbirliğine her zaman önem verdiğini belirterek, “Enerji, ulaştırma, kültür, ekonomi ve ticaret alanlarındaki ilişkiler ülkelerimizin halklarının çıkarlarına hizmet etmelidir. Bizim için en önemli konu ülkelerimizin çıkarlarıdır. Düşmanlar ne Azerbaycan’ın, ne de İran’ın gelişimini görmek istemiyorlar. Azerbaycan’ın kalkınmasını bizim de kalkınmamız anlamına geldiğini düşünüyoruz. Karabağ’ın Azerbaycan’ın toprağı olduğunu açıkça belirten ilk ülkelerden biri olduk. Bu bölgede, Karabağ’ın kalkınma programı temelinde işbirliğimizi her zaman göstermeye hazır olduğumuzu bir kez daha belirtmek isterim” dedi.
HELİKOPTER KAZASI
Aliyev ile görüşmesinin ardından dönüş yolunda olan Reisi’yi taşıyan helikopter, İran’ın Doğu Azerbaycan eyaletine bağlı Berazin ile Erdeşiri köyleri arasındaki Dizmar ormanında sert iniş yapmış ve bölgeye arama-kurtarma ekipleri yönlendirilmişti.
Yoğun sis ve hava şartlarının elverişsizliği nedeniyle arama kurtarma çalışmalarının olumsuz etkilenirken, helikopterde Reisi’nin yanı sıra İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın da bulunduğu aktarılmıştı. Reisi’nin sağlık durumuna ilişkin henüz resmi bir açıklama yapılmadı.
HUDAFERİN VE KIZ KALESİ SANTRALLERİ FAALİYETİ
Hudaferin ve Kız Kalesi hidroelektrik santralleri ve su tesisleri projesi, 1977 yılında Sovyetler Birliği ile İran arasında imzalanan anlaşma temelinde hazırlanmış, ancak, inşaat çalışmaları 1990’ların başında Azerbaycan’ın topraklarının yüzde 20’sinin Ermenistan tarafından işgal edilmesiyle durdurulmuştu. 2020’deki Karabağ Savaşı sonucunda Azerbaycan’ın topraklarının geri alınmasıyla birlikte, hidroelektrik santrallerinin inşaatı ve kullanıma alınması süreci devam etti.
Erdoğan’ın açıklamlarından satır başları şu şekilde;
Bu güzel ve anlamlı buluşmaya vesile olan Ziraat Bankası yönetimini canı gönülden tebrik ediyorum. Tarımın geleceği teması altında yapılan ve yapılacak oturumların sektörümüz açısından yol gösterici olmasını temenni ediyorum.
Ülkem ve milletim adına Ziraat Bankası’na teşekkür ediyorum.
1863 yılından beri Ziraat Bankamız Türk tarımının lokomotifi oldu. Savaş döneminde bile bankamız çiftçimizin yanında yer aldı.
MİLLETİN YANINDAKİ DURUŞUNU MUHAFAZA EDİYOR
Ziraat Bankası dün olduğu gibi bugün de milletin yanındaki duruşunu muhafaza ediyor.
Şunu bir kez daha hatırlatmak isterim. Ziraat Bankası sadece kar peşinde koşan bir banka değildir. Çiftçi, esnaf, tüccarın elinden tutan bir kara gün dostudur. Hem ülke içinde hem de yurt dışında mevcudiyetini artırdığını görmekten mutluluk duyuyoruz. 2015’te kurulan Ziraat Katılım ile birlikte bankamız hızla gelişen alternatif finans piyasasında da yerini almıştır.
2000’den fazla sektör temsilcisinin bir araya geldiği bu buluşmanın tarım ekosistemine katkıda bulunacağına eminim. Tarım sektörünün tüm paydaşlarının el ele vermesi, dayanışma içerisinde hareket etmesi mühimdir.
“BU TEZLERİN NE KADAR İÇİ BOŞ OLDUĞUNU RAKAMLARLA İSPAT ETTİK”
Bugünkü buluşmaya katkı sunan tüm hocalarımıza ve sektör temsilcilerimize teşekkür ediyorum. Sofralarımıza ulaşan çeşitli nimetlerin üretimine alın teri ile katkı veren çiftçilerimize de teşekkür ediyorum.
Ülkemizde muhalefetin ezberi olan ‘tarım bitti’ tezlerinin ne kadar içi boş olduğunu rakamlarla ispat ettik.
Özellikle hemen her sene tedavüle konulan saman ithalatı söylemi tarım sektörünün tüm paydaşlarına yapılmış bir hakarettir.
Eski muhalefet tarzının da raf ömrünü tamamladığı görülüyor.
Elini vicdanına koyan herkesin kabul ettiği hakikat ülkemizin son 21 yılda başarı hikayesi yazdıklarının başında tarım, hayvancılık ve su ürünleri vardır. Dünyadaki tüm ülkeler gibi bizim de sıkıntılarımız var. Tarımsal girdi fiyatları bunlardan bir tanesi. Kırmızı ve beyaz et fiyatlarındaki dalgalanmaları yok sayamayız. Başarılarımızla birlikte halen problem üreten alanların farkındayız. Dengeli ve objektif bir şekilde kendimize de ayna tutuyoruz. Amacımız güçlü ve zayıf yanlarımızı en doğru şekilde tespit etmek. Başarılarımızı artırmanın, eksiklerimizi gidermenin derdindeyiz. Tarım sektörünün 21 yılda elde ettiği başarıların değersizleştirilmesine mahal vermeden Türkiye’yi hep beraber hedeflerine ulaştıralım istiyoruz. Milli meselemiz olan tarımda biz hiç kimseye kapımızı kapatmadık. Herkesin fikrine, eleştirisine, önerisine sonuna kadar açığız. Yeter ki, tarım konusu ezberlere ve önyargılara kurban edilmesin. Geçtiğimiz asırda yer altı kaynakları ön plandaydı. Bir damla petrolü kandan daha değerli gören sömürgeciler her yola başvurdular, binlerce kilometre ötedeki ülkeleri işgal ettiler. Avrupa’dan Afrika’ya saldırdılar. Afrika’nın o zenci evlatlarının imkanlarını helikopterlerle Avrupa’ya taşıdılar. Eli kanlı diktatörleri desteklediler, katliamlara imza attılar. Bize insan hakları dersi veren batılı ülkelerin, Kongo’da, Güney Afrika’da, Namibya’da, Nijerya’da neler yaptığını biliyoruz. Bize insan hakları dersi veren batılı ülkelerin, Kongo’da, Güney Afrika’da, Namibya’da, Nijerya’da neler yaptığını biliyoruz. Sadece Kongo’da şiddet ve hastalık nedeniyle 10 milyon kişi öldü. Bu ülkeleri ziyaretlerimizde sömürgecilerin acı yüzünü gördük. Bunların hepsi yer altı kaynakları için yapıldı. Ancak içinde bulunduğumuz yüzyılda aynı kavganın tarım alanları ve su için verileceği görülüyor. Su kaynakları ve havzaları birer çatışma alanına dönüşüyor. Asya ve Orta Doğu’daki birçok gerilimin altında bu anlaşmazlıklar yatıyor.
“DÜNYADAKİ TÜM ÜLKELER GİBİ BİZİM DE SIKINTILARIMIZ VAR”
Elini vicdanına koyan herkesin kabul ettiği hakikat ülkemizin son 21 yılda başarı hikayesi yazdıklarının başında tarım, hayvancılık ve su ürünleri vardır.
Dünyadaki tüm ülkeler gibi bizim de sıkıntılarımız var. Tarımsal girdi fiyatları bunlardan bir tanesi. Kırmızı ve beyaz et fiyatlarındaki dalgalanmaları yok sayamayız. Başarılarımızla birlikte halen problem üreten alanların farkındayız.
“AMACIMIZ GÜÇLÜ VE ZAYIF YANLARIMIZI EN DOĞRU ŞEKİLDE TESPİT ETMEK”
Dengeli ve objektif bir şekilde kendimize de ayna tutuyoruz. Amacımız güçlü ve zayıf yanlarımızı en doğru şekilde tespit etmek.
Başarılarımızı artırmanın, eksiklerimizi gidermenin derdindeyiz.
Tarım sektörünün 21 yılda elde ettiği başarıların değersizleştirilmesine mahal vermeden Türkiye’yi hep beraber hedeflerine ulaştıralım istiyoruz.
Milli meselemiz olan tarımda biz hiç kimseye kapımızı kapatmadık. Herkesin fikrine, eleştirisine, önerisine sonuna kadar açığız. Yeter ki, tarım konusu ezberlere ve önyargılara kurban edilmesin.
“BİZE İNSAN HAKLARI DERSİ VERENLERİN NELER YAPTIĞINI BİLİYORUZ”
Geçtiğimiz asırda yer altı kaynakları ön plandaydı. Bir damla petrolü kandan daha değerli gören sömürgeciler her yola başvurdular, binlerce kilometre ötedeki ülkeleri işgal ettiler. Avrupa’dan Afrika’ya saldırdılar.
Afrika’nın o zenci evlatlarının imkanlarını helikopterlerle Avrupa’ya taşıdılar. Eli kanlı diktatörleri desteklediler, katliamlara imza attılar.
Bize insan hakları dersi veren batılı ülkelerin, Kongo’da, Güney Afrika’da, Namibya’da, Nijerya’da neler yaptığını biliyoruz.
Bize insan hakları dersi veren batılı ülkelerin, Kongo’da, Güney Afrika’da, Namibya’da, Nijerya’da neler yaptığını biliyoruz.
Sadece Kongo’da şiddet ve hastalık nedeniyle 10 milyon kişi öldü. Bu ülkeleri ziyaretlerimizde sömürgecilerin acı yüzünü gördük.
“SU KAYNAKLARI VE HAVZALARI BİRER ÇATIŞMA ALANINA DÖNÜŞÜYOR”
Bunların hepsi yer altı kaynakları için yapıldı. Ancak içinde bulunduğumuz yüzyılda aynı kavganın tarım alanları ve su için verileceği görülüyor.
Su kaynakları ve havzaları birer çatışma alanına dönüşüyor. Asya ve Orta Doğu’daki birçok gerilimin altında bu anlaşmazlıklar yatıyor.
“KARADENİZ GİRİŞİMİ OLMASAYDI BAŞTA AFRİKA ÜLKELERİ OLMAK ÜZERE BİRÇOK YERDE KITLIK YAŞANACAKTI”
Türkiye’nin gayretleri ile hayata geçirilen Karadeniz girişimi olmasaydı başta Afrika ülkeleri olmak üzere birçok yerde kıtlık yaşanacaktı. Biz buna kayıtsız kalamazdık.
Toplam 33 milyon ton tahılın boğazlarımızdan güvenli geçişini sağlayarak durumun kontrolden çıkmasına engel olduk. Tarımın önemi azalmayacak, artacak.
“BİZİM ÜLKE OLARAK HAZIRLIĞIMIZI YAPMAMIZ GEREKİYOR”
İklim değişikliği, çevre kirliliği, küresel ısınma ve bölgesel riskler arttıkça rekabet kızışacak ve daha kanlı hale gelecek. Bizim ülke olarak buna hazırlığımızı yapmamız gerekiyor.
ÇİFTÇİLERE DESTEK
Tarımı sadece ekonomimiz için değil milletimizin bekası için temel görüyoruz.
Tarım desteklerini hem çeşitlendirdik hem de yükselttik.
Tarım kredi kooperatiflerimiz sektörün ve çiftçilerin hep yanında oldu
Tarım kredilerinin toplamı 480 milyar TL’yi aştı Bu kredi miktarı ile Ziraat Bankası sektörün kredi ihtiyacının yüzde 75’ini tek başına sırtladı. %91’i faiz desteği verilen kredilerden oluşuyor.
110 milyar TL tutarındaki kredinin faizinin tamamı devletimiz tarafından ödeniyor.
Bu uygun finansman kaynağı ne kadar çok çiftçimize ulaşırsa karlılığa o kadar katkı sağlamış oluruz. Bizim gayemiz insanları doğdukları yerde doyar hale getirmektir. Tarımın anavatanı olan Anadolu’da yeşil kalkınma ile kırsak kalkınma süreci başlatıyoruz.
Hibe desteği esas proje limitini 7’den 14 milyon TL’ye yükselttik.
“20 BİN VATANDAŞIMIZA İSTİHDAM SAĞLAYACAĞIZ”
5 milyar TL hibe desteği sağlayacağımız hak sahiplerini bugünden itibaren Tarım ve Orman Bakanlığı açıklayacak. Yaklaşık 20 bin vatandaşımıza istihdam sağlayacağız. Ziraat Bankası yeni tarımsal kredi uygulamalarını da ay başında paylaştı.
“İLK DEFA İLAVE FAİZ İNDİRİMİ UYGULANACAK”
Organize tarım bölgesi yatırımı yapacak üreticilerimize ilk defa ilave faiz indirimi uygulanacak.
Ziraat Bankası sektöre verdiği desteği artırıyor.
Küçük ekipman kredisi 250 bin TL’ye çıkıyor. Küçükbaş hayvan üreticilerimize işlerini büyütmeleri amacıyla verilen kredinin limitini 400 bin TL’den 600 bin TL’ye getiriyoruz. Büyükbaş için 1,5 milyon TL’ye yükseltiyoruz. Gençlerin tarım alanında iş ve işletme sahibi olmalarını teşvik ediyoruz. Genç çiftçi kredisinin limitini 1,5’ten 2,5 milyon TL’ye artırıyoruz. Kadın çiftçi kredisinin de aynı şekilde 2,5 milyon TL’ye yükseltiyoruz. Ziraat Bankamızın bu müjdeli haberlerinin çiftçilerimize hayırlı olmasını diliyorum.
]]>Bu güzel ve anlamlı buluşmaya vesile olan Ziraat Bankası yönetimini canı gönülden tebrik ediyorum. Tarımın geleceği teması altında yapılan ve yapılacak oturumların sektörümüz açısından yol gösterici olmasını temenni ediyorum.
Ülkem ve milletim adına Ziraat Bankası’na teşekkür ediyorum.
1863 yılından beri Ziraat Bankamız Türk tarımının lokomotifi oldu. Savaş döneminde bile bankamız çiftçimizin yanında yer aldı.
MİLLETİN YANINDAKİ DURUŞUNU MUHAFAZA EDİYOR
Ziraat Bankası dün olduğu gibi bugün de milletin yanındaki duruşunu muhafaza ediyor.
Şunu bir kez daha hatırlatmak isterim. Ziraat Bankası sadece kar peşinde koşan bir banka değildir. Çiftçi, esnaf, tüccarın elinden tutan bir kara gün dostudur. Hem ülke içinde hem de yurt dışında mevcudiyetini artırdığını görmekten mutluluk duyuyoruz. 2015’te kurulan Ziraat Katılım ile birlikte bankamız hızla gelişen alternatif finans piyasasında da yerini almıştır.
2000’den fazla sektör temsilcisinin bir araya geldiği bu buluşmanın tarım ekosistemine katkıda bulunacağına eminim. Tarım sektörünün tüm paydaşlarının el ele vermesi, dayanışma içerisinde hareket etmesi mühimdir.
“BU TEZLERİN NE KADAR İÇİ BOŞ OLDUĞUNU RAKAMLARLA İSPAT ETTİK”
Bugünkü buluşmaya katkı sunan tüm hocalarımıza ve sektör temsilcilerimize teşekkür ediyorum. Sofralarımıza ulaşan çeşitli nimetlerin üretimine alın teri ile katkı veren çiftçilerimize de teşekkür ediyorum.
Ülkemizde muhalefetin ezberi olan ‘tarım bitti’ tezlerinin ne kadar içi boş olduğunu rakamlarla ispat ettik.
Özellikle hemen her sene tedavüle konulan saman ithalatı söylemi tarım sektörünün tüm paydaşlarına yapılmış bir hakarettir.
Eski muhalefet tarzının da raf ömrünü tamamladığı görülüyor.
Elini vicdanına koyan herkesin kabul ettiği hakikat ülkemizin son 21 yılda başarı hikayesi yazdıklarının başında tarım, hayvancılık ve su ürünleri vardır. Dünyadaki tüm ülkeler gibi bizim de sıkıntılarımız var. Tarımsal girdi fiyatları bunlardan bir tanesi. Kırmızı ve beyaz et fiyatlarındaki dalgalanmaları yok sayamayız. Başarılarımızla birlikte halen problem üreten alanların farkındayız. Dengeli ve objektif bir şekilde kendimize de ayna tutuyoruz. Amacımız güçlü ve zayıf yanlarımızı en doğru şekilde tespit etmek. Başarılarımızı artırmanın, eksiklerimizi gidermenin derdindeyiz. Tarım sektörünün 21 yılda elde ettiği başarıların değersizleştirilmesine mahal vermeden Türkiye’yi hep beraber hedeflerine ulaştıralım istiyoruz. Milli meselemiz olan tarımda biz hiç kimseye kapımızı kapatmadık. Herkesin fikrine, eleştirisine, önerisine sonuna kadar açığız. Yeter ki, tarım konusu ezberlere ve önyargılara kurban edilmesin. Geçtiğimiz asırda yer altı kaynakları ön plandaydı. Bir damla petrolü kandan daha değerli gören sömürgeciler her yola başvurdular, binlerce kilometre ötedeki ülkeleri işgal ettiler. Avrupa’dan Afrika’ya saldırdılar. Afrika’nın o zenci evlatlarının imkanlarını helikopterlerle Avrupa’ya taşıdılar. Eli kanlı diktatörleri desteklediler, katliamlara imza attılar. Bize insan hakları dersi veren batılı ülkelerin, Kongo’da, Güney Afrika’da, Namibya’da, Nijerya’da neler yaptığını biliyoruz. Bize insan hakları dersi veren batılı ülkelerin, Kongo’da, Güney Afrika’da, Namibya’da, Nijerya’da neler yaptığını biliyoruz. Sadece Kongo’da şiddet ve hastalık nedeniyle 10 milyon kişi öldü. Bu ülkeleri ziyaretlerimizde sömürgecilerin acı yüzünü gördük. Bunların hepsi yer altı kaynakları için yapıldı. Ancak içinde bulunduğumuz yüzyılda aynı kavganın tarım alanları ve su için verileceği görülüyor. Su kaynakları ve havzaları birer çatışma alanına dönüşüyor. Asya ve Orta Doğu’daki birçok gerilimin altında bu anlaşmazlıklar yatıyor.
“DÜNYADAKİ TÜM ÜLKELER GİBİ BİZİM DE SIKINTILARIMIZ VAR”
Elini vicdanına koyan herkesin kabul ettiği hakikat ülkemizin son 21 yılda başarı hikayesi yazdıklarının başında tarım, hayvancılık ve su ürünleri vardır.
Dünyadaki tüm ülkeler gibi bizim de sıkıntılarımız var. Tarımsal girdi fiyatları bunlardan bir tanesi. Kırmızı ve beyaz et fiyatlarındaki dalgalanmaları yok sayamayız. Başarılarımızla birlikte halen problem üreten alanların farkındayız.
“AMACIMIZ GÜÇLÜ VE ZAYIF YANLARIMIZI EN DOĞRU ŞEKİLDE TESPİT ETMEK”
Dengeli ve objektif bir şekilde kendimize de ayna tutuyoruz. Amacımız güçlü ve zayıf yanlarımızı en doğru şekilde tespit etmek.
Başarılarımızı artırmanın, eksiklerimizi gidermenin derdindeyiz.
Tarım sektörünün 21 yılda elde ettiği başarıların değersizleştirilmesine mahal vermeden Türkiye’yi hep beraber hedeflerine ulaştıralım istiyoruz.
Milli meselemiz olan tarımda biz hiç kimseye kapımızı kapatmadık. Herkesin fikrine, eleştirisine, önerisine sonuna kadar açığız. Yeter ki, tarım konusu ezberlere ve önyargılara kurban edilmesin.
“BİZE İNSAN HAKLARI DERSİ VERENLERİN NELER YAPTIĞINI BİLİYORUZ”
Geçtiğimiz asırda yer altı kaynakları ön plandaydı. Bir damla petrolü kandan daha değerli gören sömürgeciler her yola başvurdular, binlerce kilometre ötedeki ülkeleri işgal ettiler. Avrupa’dan Afrika’ya saldırdılar.
Afrika’nın o zenci evlatlarının imkanlarını helikopterlerle Avrupa’ya taşıdılar. Eli kanlı diktatörleri desteklediler, katliamlara imza attılar.
Bize insan hakları dersi veren batılı ülkelerin, Kongo’da, Güney Afrika’da, Namibya’da, Nijerya’da neler yaptığını biliyoruz.
Bize insan hakları dersi veren batılı ülkelerin, Kongo’da, Güney Afrika’da, Namibya’da, Nijerya’da neler yaptığını biliyoruz.
Sadece Kongo’da şiddet ve hastalık nedeniyle 10 milyon kişi öldü. Bu ülkeleri ziyaretlerimizde sömürgecilerin acı yüzünü gördük.
Bunların hepsi yer altı kaynakları için yapıldı. Ancak içinde bulunduğumuz yüzyılda aynı kavganın tarım alanları ve su için verileceği görülüyor.
Su kaynakları ve havzaları birer çatışma alanına dönüşüyor. Asya ve Orta Doğu’daki birçok gerilimin altında bu anlaşmazlıklar yatıyor.
]]>TBMM Başkanı Kurtulmuş, 19 Mayıs Atatürk’ü anma gençlik ve Spor bayramı vesilesiyle tarihimizin en anlamlı sayfalarından birisini bir kere daha hatırlamak için bir araya geldiklerini belirterek, “19 Mayıs Türkiye’nin milli mücadelesinin kilit noktalarından dönüm noktalarından birisidir. Türkiye bildiğiniz gibi Osmanlı Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra maalesef mağlup olduktan sonra, 30 Ekim 1918’de Mondros mütarekesi imzalanması ile birlikte galip devletler Anadolumuzu işgal etmeye başladılar. Bunlardan en önemlilerinden birisi de İzmir’in işgalidir. İzmir’in işgalinin ertesi günü Mustafa Kemal Paşa ve beraberindeki 18 subayla birlikte Türkiye’nin o zamanki 19. Kolordu müfettişi sıfatıyla Mustafa Kemal Paşa ve 18 subay arkadaşı Samsun’a gitmek için yola çıktılar. Samsun’a gitmek bir milli mücadeleyi başlatmak Anadolu’daki direniş ruhunu ateşlemek ve böylece emperyalizmin Anadolu’yu işgal eden öncü ordularına fırsat vermemek için ortaya konulmuş tarihi bir kararlılıktır. Hemen Samsun’un ardından bildiğiniz gibi Havza, Amasya ve Erzurum kongreleri gerçekleşti, bu kongrelerle birlikte yerel mücadele unsurları bir şekilde harekete geçirildi ve onlar arasında ortak bir kararlılık vurgulandı” ifadelerini kullandı.
19 Mayıs kendileri için milli tarihin sıradan sayfalarından birisi olmadığını kaydeden Kurtulmuş, “Fevkalade önemli bir dönüm noktasının başlangıcıdır. Bir kararlılığın, istikametin ve inancın müşahhas bir halidir. İnanç, azim, kararlılık ve direnç bütün bunların hepsini bir araya getiren bir ruh anlayışı ile böylesine büyük bir maneviyatla böylesine büyük bir kurtuluş ve diriliş ruhuyla büyüklerimiz ayağa kalktılar ve Türkiye’nin bağımsızlığını bizlere sizlere gelecek nesillere armağan ettiler. Ülkemizin bazı önemli liseleri kurtuluş Savaşı ondan önceki Birinci Dünya Savaşı sırasında yıllar boyunca mezun veremedin Kastamonu Lisesi’nin İstanbul Erkek Lisesi’nin, Kabataş Lisesi, Kayseri Lisesi’nin ve Anadolu’da Erzurum Lisesi’nin mezunları, öğrencileri hepsi cepheye koştular ve hepsi cephelerde şehit oldular. İstanbul Tıp Fakültesi’nin bir döneminden bir tek kişi bile mezun olamaz. Hepsi bu milletin yeniden kurtuluş mücadelesinde azimle, kararlılıkla, kahramanlık destanının bir parçası olabilmek için cepheye koştular ve bir metre sonra iki metre sonra öleceklerini bilmelerine rağmen ya Allah diyerek şehadete yürüdüler” şeklinde konuştu.
Kurtulmuş şöyle konuştu:
“Türkiye’nin özellikle bu bölgede, coğrafyada güçlü bir şekilde ayakta durmaktan başka bir şansı yoktur. Nasıl dün Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde sağdan soldan esen kuvvetli rüzgârlar bizi yerle bir etmek için bütün gücünü kullandıysa hiç şüphesiz bugünde aynı rüzgârlar çok daha kuvvetli bir şekilde esmektedir. Buna karşı suyun üstündeki saman copu gibi oradan oraya savrulup durmayacağız. İstikametimizi hedefimizi belirleyeceğiz ve özellikle ülkemizin en büyük kazanımı olan en büyük serveti olan gençliğimizi en güzel şekilde ileriye doğru hazırlayacağız. Bunun için iki araba başlık altında gelecekle ilgili söyleyeceklerimizi toparlamak isterim. Bunlardan birincisi iddia, irade ve azim iddia irade ve ahlak sahibi olmaktır. Türkiye’nin gençleri Türk gençleri tekraren söylüyorum iddialı iradeli ve ahlaklı olmak zorundadır. İddia sadece kendi şahsımızın kişisel hedeflerimizin kişisel kariyerimizin peşinde koşan bir iddia olamaz. Bu ülkeye bu coğrafyaya ve hatta mazlum ve masum insanların tamamına tüm insanlık ailesine karşı bir büyük iddiaya sahip olmak zorundayız. O da önce Türkiye’de, Türkiye’nin gerçekten güçlü bir Türkiye olması sözünün muteber gücünün de tesirli olmasını sağlayacak bir azim ve iddianın içerisinde olmamızdır. Ayrıca iddia sahibi tek başına etmez olmak yetmez bu iddiayı birlikten bir iradeyle desteklemek zorundayız Güçlü irade ancak güçlü bir iradeyle, güçlü iddia, güçlü iradelerle desteklenir ve sadece iddia ve irade sahibi olmak değil, aynı zamanda bunu iddia ve irade sahibi olarak ortaya koyduğumuz hedefleri kendimize, ülkemize ve insanlığa ait hedeflerimizi gerçekleştirmek için yüksek ahlakla hareket eden bir tavrı ortaya koymak mecburiyetindeyiz.”
Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, milletvekili seçme ve seçilme yaşının 18 yaşına indirildiğini kaydederek, sporda da önemli bir ülke olduklarını ifade etti.
Hacı Bayram Veli Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 3. Sınıf öğrencisi Harun Reşit Şeker, 19 Mayıs 1919’da Türk milletinin dünyaya ders verdiğini söyleyerek, 19 Mayıs kurtuluş müjdesi olduğunu ifade etti.
Yeni Kaledonya’daki bağımsızlık yanlıları, seçimlerdeki etkilerini azaltacağı için Fransız hükümetinin anayasal reform girişimine karşı çıkıyor. Yeni Kaledonya’nın yerel halkı Kanaklar, yaklaşık 300 bin olan ada nüfusunun ortalama yüzde 40’ını oluşturuyor.
Fransa sömürgeciliği sürdürüyor
Fransa’nın 1853’te ilhak ettiği ve 1946’ya kadar sömürge toprağı olarak yönettiği ada, 2003’e kadar Fransa Denizaşırı Bölgeler Topluluğu içerisinde yer aldı. Yeni Kaledonya, 2003’te gerçekleştirilen anayasa değişikliği sonucu Fransa’ya bağlı özerk bir bölge oldu.
Ada’da 2018, 2020 ve 2021’de olmak üzere toplam 3 kez bağımsızlık için referandum düzenlense de bağımsızlık yanlılarının oylarının yüzde 50’yi geçmemesi nedeniyle sandıktan hep “hayır” oyu çıktı.
Ancak son bağımsızlık referandumundan kısa bir süre sonra Yeni Kaledonya’daki siyasi aktörler arasındaki diyalog sekteye uğrayınca Ada’nın geleceği tekrardan tartışmaya açıldı.
Ülkenin bağımsızlığını savunan Kanak Sosyalist Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLNKS) düzenlenen referandumlara, Fransa’nın etkisiyle sonuçlandığı ve bağımsız şekilde yapılmadığı gerekçesiyle itiraz ediyor.
Son referandumu boykot ederek sandığa gitmeme kararı alan FLNKS, Kovid-19 salgınının etkisinden daha uzak bir tarihte referandum yapılması mücadelesi verdi.
Kanaklar ayrıca 2021’deki referandumun yeniden düzenlenmesi için Uluslararası Adalet Divanı’na temyiz başvurusunda bulundu.
Fransa’nın Ada’daki nüfuzunu korumak amacıyla anayasa değişikliğinde ısrar ettiği belirtiliyor.
Yeni Kaledonya neden önemli?
Dünya nikel rezervinin yüzde 10’undan fazlasına ev sahipliği yapan Ada, Fransa’nın Hint-Pasifik’te Çin ile rekabet halinde olması nedeniyle siyasi statüsü kadar yer altı kaynakları açısından da önem taşıyor.
Kanaklar’ın Çin ile ticari ilişkilerini geliştirmek istemesi karşısında Fransa, 2015’te nikel madeninin Pekin’e transferine ipotek koymak istemişti.
Fransa, Çin’e alan açmamak için son 6 yıl içinde yaklaşık 2 milyar avro krediyi Ada’ya serbest bıraktı.
Fransa için rüzgar tersten esiyor
Uzmanlara göre Amerika’dan Afrika’ya 72 ülkeyi sömüren Fransa için rüzgar uzun bir süredir tersten esiyor.

Yıllarca Afrika başta olmak üzere onlarca ülkeyi sömüren Fransa, ne yaptığı katliamlarla yüzleşti ne de sömürgeci bakış açısından kurtulabildi.
Özellikle Afrika’da son yıllarda Paris’in hem askeri hem de siyasi çizgisinde büyük bir sapma göze çarpıyor. Ancak bu değişim, Fransa’nın arzuladığı bir şey değil. Tıpkı, Yeni Kaledonya’da olduğu gibi hala sömürgecilik mirasından vazgeçmemiş olması, Fransa’yı istenmeyen adam yapıyor.
Şimdi gelin, hem Paris’in kanlı sömürgecilik geçmişine hem de eski sömürgelerinden bir bir kovulma sürecine yakından bakalım.
Sömürgecilik faaliyetlerinin ortaya çıkmasında 15’inci yüzyılda Rönesans’la birlikte başlayan Avrupalılık bilincinin yadsınamaz bir etkisi vardır. Öyle ki, bir sonraki asırda coğrafi keşiflerin başlaması ve Sanayi Devrimi’nin olması, sömürgecilik faaliyetlerinin ete kemiğe bürünmesine yol açtı.
Fransa’nın sömürge topraklar arayışını iki ana bölümde değerlendirmek mümkün. 16’ncı yüzyıldan itibaren Kuzey Amerika, Antil Adaları, Doğu Hindistan’ın bir bölümü ve Afrika’nın bir kısmı Fransa’nın nüfuz alanına girdi.

1830’dan itibaren ise 19’uncu yüzyıl, Fransa için kudretli bir imparatorluk rüyasının gerçekleştiği önemli bir dönem oldu. Fransa bu yüzyılda Hindiçin (Laos, Kamboçya, Vietnam), Yeni Kaledonya, Fransız Polonezyası gibi yeni sömürgeler elde etti ve Osmanlı Devleti’nin zafiyet içinde bulunmasından da faydalanarak İngiltere ile birlikte Afrika’da mutlak söz sahibi oldu.
Cezayir (1830), Gabon (1839), Moritanya (1854), Senegal (1854), Gine (1855), Fildişi Sahili (1855), Kongo (1859), Mali (1883), Madagaskar (1896), Benin (1899), Burkina Faso (1896), Togo (1884-Almanya, 1918-Fransa), Çad (1900) ve Nijer (1900) gibi pek çok ülke Fransa’nın kontrolüne geçti.
Fransa ele geçirdiği bu ülkeleri ya doğrudan sömürgeleştirme yoluna gitti ya da Tunus (1881), Fas (1912), Laos (1893), Kamboçya (1863), Vietnam (1862) gibi protectorat (himaye) görüntüsünde kontrol altına aldı.
Unutulmayan katliamlar
Fransa, 1524’te başlattığı sömürgecilik faaliyetleriyle Afrika’nın batısında ve kuzeyinde 20’den fazla ülkede hakimiyet kurdu. Afrika’nın yüzde 35’i, 300 yıl boyunca Fransa’nın kontrolünde kaldı.
Senegal, Fildişi Sahili ve Benin gibi ülkeler o yıllarda Fransa’nın köle ticaret merkezleri olarak kullanıldı ve bölgedeki tüm kaynaklar sömürüldü.
Fransa’nın Afrika’daki kara tarihi
Bölgede 5 asır süren kolonyal dönemde ve özellikle İkinci Dünya Savaşı’nın ardından bağımsızlık mücadelesine girişen ülkelerde bu ayaklanmalar şiddetle bastırıldı ve 2 milyondan fazla Afrikalı hayatını kaybetti.
İkinci Dünya Savaşı bitmeden kısa zaman önce bağımsızlık vaadiyle Fransa saflarında savaşan Cezayirlilerin başlattığı gösterilerde binlerce Cezayirli, Fransız askerleri tarafından öldürüldü. Yaşananlar tarihe “8 Mayıs 1945 Setif ve Guelma” katliamı olarak geçti. Cezayir’in bağımsızlığını kazandığı 1962’ye kadar şiddet olayları sistematik şekilde devam etti.
Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nda 1 milyon kişi Fransızlar yüzünden hayatını kaybetti.
Fransa’nın, 1830’dan beri Cezayir toplumunu kültürel anlamda da bir soykırımla baş başa bıraktığı biliniyor. Cezayir’in kendi mahalli kimliğinin dışında 300 yıllık Osmanlı tarihinin de büyük ölçüde ortadan kaldırılmasına neden olan Fransa, ülkede birçok kültürel ve dini eseri kendi tasarrufunda istediği gibi dönüştürdü.
Tarihin en büyük soykırımında Fransa’nın rolü
Fransa siyasi nüfuz sahibi olduğu ülkelerde de büyük insan hakları ihlalleri gerçekleştirdi.
İnsanlık tarihin en büyük soykırımlarından kabul edilen, 800 bin kişinin öldüğü 1994 Ruanda soykırımında da Fransa’nın rolü olduğu ortaya çıktı.
Ruanda soykırımından hemen önce bölgedeki Fransız askerlerinin aldıkları istihbaratları değerlendirmeyerek bölgeden ayrıldığı, bazı Fransız askerlerinin ise bizzat katliamlara destek verdiği uluslararası raporlara yansıdı.
Fransa, 23 Haziran’da ülkenin güneybatısında sığınmacılar için güvenli bölge oluşturmak amacıyla Turkuaz Operasyonu’nu başlattı. Ancak Ruanda’da soykırımı engellemek yerine soykırımı yapan Hutu hükümetine silah ve bilgi sağladığı tespit edilen Fransa’nın aleyhine halen devam eden birçok uluslararası dava bulunuyor.
Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı François Mitterrand’ın, Le Figaro gazetesine 1998’de verdiği mülakatta, “O ülkelerde bir soykırım yaşanması o kadar da önemli bir şey değil” ifadesini kullanması hala uluslararası kamuoyunca bilinen bir gerçek.
Afrika’da 54 ülkenin 27’sinin resmi dili Fransızca
Fransız Mediapart internet sitesi, şubatta yayımladığı, “Ruanda soykırımı: Fransa’nın yalanları ortaya çıktı” başlıklı, Fransız Dış İstihbarat Birimi DGSE’ye ait bir belgeye dayandırdığı haberinde, Fransa’nın, Hutu milislerince yaklaşık 800 bin Tutsi’nin öldürüldüğü Ruanda soykırımının asıl sorumlularını gizlediğini yazmıştı.
Fransa, on yıllarca sömürdüğü ülkelerden hemen vazgeçmedi. Bağımsızlık isteyen halklar büyük bedeller ödedi.
Bugünlerde de her ne kadar eski gücü olmasa da Fransa, Afrika ülkelerini sömürmeye devam ediyor. Gelin birlikte Afrika’daki Fransız çıkarlarına yakından bakalım.
Eski sömürgeleri olan Afrika ülkeleriyle hiçbir zaman bağlarını koparmayan ve koparmak istemeyen Fransa, Soğuk Savaş sonrası bölgede aktif olan aktörlere karşı da agresif bir tutum sergiledi.
Fransa, İkinci Dünya Savaşı sonrası klasik sömürgecilik anlayışına son vermek zorunda kaldı. Bağımsızlıklarını kazanan ülkelerle yeni sömürgecilik döneminde Fransızcanın ülkenin resmi ve eğitim dili olması, zorunlu resmi eğitim konuları gibi alanlarda baskın tutum sahibiydi.
Bununla birlikte, “Fransızca Konuşan Ülkeler Topluluğu”nu kurarak eski sömürgelerinin Fransa ile bağlarının kopmasına engel olmaya çalışan Paris’in bu konuda başarılı da olduğunu söylemek mümkün. Halihazırda Afrika’da 54 ülkenin 27’sinin resmi dili Fransızca.
Diğer yandan bağımsızlığını kazanmadan önce Fransız sömürgelerinin Fransa’nın toplam ihracatındaki payı yüzde 60’dan fazlaydı. Bu oran ileriki senelerde ciddi oranda düştü.
Vazgeçilemeyen derin ekonomik çıkarlar
Fransa, uzun yıllar Afrika ülkelerinde mutlak egemen güçtü. Bağımsızlık mücadeleleri ve SSCB’nin desteğiyle başlayan gerileme uzun yıllar devam etti. Geçen 60 yıllık sürede Afrika’da Fransa’dan boşalan yerlere Rusya ve Çin yerleşti.
Özellikle bölgenin silah ithalatı Rusya’dan olurken, hızla kentleşen ülkeler için altyapı projelerini finanse etme rolünü de Çin aldı.
Fransa’nın eski sömürgelerinde neler oluyor?
Fransa, Afrika kıtasında en fazla sömürgecilik yapan ülkelerden biri. Öyle ki, onlarca hatta yüzyıllarca süren bu sömürgecilik kıtada çok ciddi bir Fransız nüfuz alanın oluşmasındaki en büyük etken.
Fransa’da basılan paralar, resmi dilin Fransızca olması, Fransız kültürünün yaygınlığı…
Son yıllarda tüm bunlara rağmen Fransa’ya karşı Afrika’da büyük bir tepki alanı oluştu. Kimisi teröre karşı destek istediği Fransa’yı teröre destek vermekle, kimisi de “ülke iç işlerine karışmakla” suçladı.

Mali
Öncelikle Mali’de 2012’de patlak veren, ülkenin kuzeyindeki Timbuktu, Gao ve Kidal gibi kentleri kapsayan ve Tuareglerin Azavad adını verdiği bölgedeki şiddet olayları Fransa’nın ülkedeki varlığına gerekçe oluşturdu.
Fransa, silahlı gruplara karşı uluslararası camianın onayını almadan Ocak 2013’te Serval Operasyonu’nu daha sonra da Barkhane Operasyonu’nu başlatarak Mali’ye 4 binden fazla asker konuşlandırdı.
2015’te Cezayir ara buluculuğunda barış anlaşması imzalandı.
Afrika basını da Barkhane Operasyonu’nu, Sahel’de güvenliği ve barışı sağlamakta yetersiz kaldığı, etnik topluluklar arasında çatışmaları önleyemediği, halkın daha fazla terör saldırısına maruz kalmasına yol açtığı gerekçesiyle eleştiriyordu.
Anlaşmanın üzerinden yıllar geçse de ülkenin kuzeyinde hala terör örgütü El Kaide ve DEAŞ’la ilişkili grupların etkileri ve çatışmaları devam ediyor.
Öte yandan Fransa’nın Mali’den çekilmesinin birçok nedeni var. Bunlardan biri, halkta artan Fransız karşıtlığı.
Öyle ki, Mali’de de eski Cumhurbaşkanı İbrahim Boubacar Keita’nın Ağustos 2020’de askeri darbeyle devrilmesiyle sona eren protesto gösterileri sürecinde, halkın Fransa karşıtlığı sokaklara taştı, Fransız bayrakları yakıldı.
Son olarak ise Fransız büyükelçisinin sınır dışı edilmesi, ülkeler arasındaki gerilimi daha da artırdı. Fransa, Mali’den askerlerini Nijer ve Gine’ye kaydırdı. Mali’de geçtiğimiz aylarda gerçekleşen anayasa değişikliği ile de 1960’tan bu yana resmi dil olarak kullanılan Fransızca yeni anayasa ile çalışma dili oldu.
Orta Afrika Cumhuriyeti
Fransa, 7 Haziran 2021’de Fransa karşıtı kampanyalar yürütmekle suçladığı Orta Afrika Cumhuriyeti ile askeri anlaşmalarını askıya almış ve bu yıl sonuna kadar başkent Bangui’de bulunan son askeri birliğini çekeceğini duyurmuştu.
Bangui yönetimi ise 13 Ağustos 1960’tan bu yana Fransız büyükelçilerine verilen “daimi duayen büyükelçi” unvanını kasımda kaldırmıştı.
Fransa, uzun yıllar mütekabiliyet esası gereği OAC’nin Paris Büyükelçisi’ne diplomatik ayrıcalıklar tanınması talebini görmezden gelmişti.
Paris yönetimi, Bamako yönetimi ile gerilen diplomatik ilişkileri üzerine ağustosta da Barkhane Operasyonu kapsamında Mali’de bulunan askeri güçlerinden son birimin de ülkeyi terk ettiğini duyurmuştu.
Burkina Faso
Burkina Faso’da 30 Eylül 2022’de başa geçen askeri hükümet, 23 Ocak’ta Fransa ile askeri iş birliği anlaşmasını feshettiğini açıkladı ve Fransız askerlerine ülkeden ayrılmaları için 1 ay süre tanıdı.
Bu talep, Burkina Başbakanı Apollinaire Kyelem de Tembela’nın Rusya’yı radikal dinci gruplarla mücadelede “makul” bir yeni ortak olarak ilan etmesinden günler sonra geldi.
Paris yönetimi de kısa süre sonra askerlerinin çekileceğini doğruladı.
Vagadugu’da konuşlu Fransa Özel Harekat Komutanlığı’na bağlı 400 asker bulunuyordu.
Nijer
Geçtiğimiz günlerde darbe ile yönetimi değişen Nijer, Fransa için oldukça önemli bir ülke.
Fransa’nın uranyum zengini olan ancak yaklaşık 20 milyonluk nüfusuyla dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan Nijer’de 1500 askeri bulunuyordu.
Fransa, Niamey sınırlarında ABD ile ortak kullandığı askeri üste en az 3 “Mirage” tipi savaş uçağı bulunduruyordu. ABD’ye ait çok sayıda Reaper İnsansız Hava Aracı (İHA) da burada tutuluyor.
Mali ve Burkina Faso’daki darbelerden sonra bu ülkelerde “terörle mücadele” adı altında bulunan askeri unsurlarını zorunlu olarak Nijer’e kaydıran Fransa, bu sefer Nijer’de cunta yönetiminin, Paris makamlarıyla önceden yapılan askeri anlaşmaları askıya alma kararını tanımadığını açıkladı.
Afrika’da birçok daimi askeri üs bulunduran Fransa’nın, Senegal’in başkenti Dakar’da 400, Fildişi Sahili’nde 900, Gabon’da 350, Çad’da 1000 ve Cibuti’de 1500 askeri bulunuyor.
Fransa, Nijer’den bir süre önce askeri unsurlarını çekerek, askeri üslerini boşalttı.
Fransa için “kış” uzun süre önce başladı
Sahel bölgesi, Fransa’nın yıllarca sömürdüğü ülkelerden oluşuyor. Ülkeler bağımsızlığını kazansa da Fransa ile güçlü bağları devam ediyor. Özellikle 2010’lu yıllardan itibaren bölgede artan terör, Batı’nın askeri anlamda bölgeye tekrar dönüşünü simgeliyor.
Ancak bu gerçekler bir süredir değişiyor. Orta Afrika Cumhuriyeti’yle başlayan sonra Burkina Faso ve Mali ile devam eden olaylara bakıldığında görünen salt gerçeklik, Paris’in bölgede nüfuzunu ciddi oranda kaybettiği yönünde.
Bölgede birçok noktada sık sık Fransız Büyükelçilik binaları önünde gösteriler düzenleniyor.
Göstericiler Fransız karşıtı sloganlar atarken çoğunlukla Rusya yanlısı pankartların açılması ise dikkati çekiyor.
Her ne kadar Rusya’dan yaşanan olaylara dair diplomatik açıklamalar gelse de söz konusu ülkelerin Rusya ile yakınlaştığı görülüyor. Rusya ile yakınlaşmak ise Afrika’da oldukça etkin olan Rus paralı milis grubu Wagner ile çalışmak demek. Zira bölge ülkelerinin en büyük problemlerinden biri güvenlik.
Hem isyancılar hem de terör örgütleriyle mücadele eden ülkeler, Batılılardan yeteri desteği göremediklerini ya da “iki yüzlü” bir destek gördüklerini belirtiyor. Örneğin Fransız askerlerin kovulduğu Mali’de, ülkenin önemli yetkilileri, terörle mücadele için asker bulunduran Paris’i terör örgütleriyle iş tutmakla suçladı.
Türkiye ile Gürcistan arasındaki ticaret hacminin 5 milyar dolar seviyesine çıkarılması konusunda anlaşmaya varıldığını söyleyen Erdoğan, “Devletimizin nefesi terör ve suç örgütleri mensuplarının ensesinde olmaya devam edecektir.” dedi.
Erdoğan’ın konuşmalarından öne çıkanlar şu şekilde:
‘TÜRKİYE’NİN GÜRCİSTAN’A GÜÇLÜ DESTEĞİNİ BİR KEZ DAHA VURGULADIK’
Gürcistan Başbakanı Kobakhidze’ye hoş geldiniz diyorum. Slovakya Başbakanı’na yönelik menfur bir saldırı yaşandı. Sayın Başbakana ve Slovakya halkına tekrar geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Dost Gürcistan halkının bağımsızlık gününü şimdiden tebrik ediyorum. Sayın Kobakhidze’ye görevinde başarılar diliyorum. İki dost ülke olarak verimli görüşmeler gerçekleştirdik.
Türkiye’nin Gürcistan’a güçlü desteğini bir kez daha vurguladık. Sayın Başbakan, Gürcistan’daki iç siyasi durum hakkında bizimle görüş paylaştı. Türkiye olarak gelişmelerin Gürcistan halkı adına olumlu sonuçlanmasını temenni ediyorum.
‘İKİ ÜLKE OLARAK TİCARET HACMİNİN 5 MİLYAR DOLAR SEVİYESİNE GELMESİ ÜZERİNDE ANLAŞTIK’
İki ülke olarak ticaret hacminin 5 milyar dolara seviyesine gelmesi üzerinde anlaştık. Orta Koridor’un bel kemiği Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu’nun yeniden tam kapasiteyle faaliyete geçmesi için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Havaalanları, limanlar, yollar gibi Gürcistan’ın büyük altyapı projelerinde destek olacağımızı Sayın Başbakana ilettik.
‘DEVLETİMİZİN NEFESİ TERÖR VE SUÇ ÖRGÜTLERİ MENSUPLARININ ENSESİNDE OLMAYA DEVAM EDECEKTİR’
FETÖ ve PKK başta olmak üzere terör örgütleri ve organize suç şebekeleriyle mücadelemizi daha etkin kılacak adımlar üzerinde durduk. Devletimizin nefesi terör ve suç örgütleri mensuplarının ensesinde olmaya devam edecektir.
Bölgesel ve küresel meseleleri de ele aldık. Filistin halkının özgürlük mücadelesi her zeminde desteklenmeli. 10 Mayıs’ta BMGK’nin aldığı karar uluslararası toplumun durduğu noktayı gösteriyor. Dünyanın her yerindeki Filistin desteğini çok anlamlı buluyorum.
ERDOĞAN’DAN TÜM DÜNYAYA FİLİSTİN ÇAĞRISI
Filistin halkının uğruna ağır bedeller ödediği özgürlük mücadelesini tüm insanlığın hukuk ve diplomasi zemininde desteklemesi gerekiyor.
Dünyanın dört bir yanında devam eden Filistin’de destek gösterilerini çok anlamlı buluyorum. Henüz Filistin devletini tanımayan devletleri bunu yapmaya davet ediyorum.
Sayın Başbakan ile Rusya-Ukrayna arasındaki savaşını da görüşme fırsatı bulduk. Azerbaycan ve Ermenistan arasında imzalanacak barış anlaşmasının bölge açısından tarihi bir fırsat olduğunu görüştük.
2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda A Milli Takımımız Gürcistan ile aynı grupta yer alıyor. Takımlarımıza şampiyonada şimdiden başarılar diliyorum.
Gürcistan Başbakanı Kobakhidze’nin açıklamaları şu şekilde:
‘ERDOĞAN TÜRK HALKININ MENFAATLERİNİ KORUYAN GERÇEK BİR LİDER’
Gürcistan Başbakanı olarak ilk defa dost ve komşu ülkemizi ziyaret etmekten çok mutluyum. Stratejik ortaklığımızın olduğu bir ülke Türkiye. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ı ziyaret etmekten çok mutluyum.
Sadece Cumhurbaşkanı değil tüm Türk halkının da menfaatini koruyan gerçek bir lider. Sizin gösterdiğiniz liderlik hepimize örnek oluyor.
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN GÜRCİSTAN’I ZİYARET EDECEK
Sayın Cumhurbaşkanı aynı zamanda size bize gösterdiğiniz sıcak karşılama ve misafirperverlik için teşekkür ederiz. İkili ve çok taraflı iş birliği gündemimizi tartıştık. Çok çeşitli konularda fikir alışverişinde bulunduk. İlişkileri en üst seviyede tutma konusunu konuştuk.
Sayın Cumhurbaşkanı Gürcistan’ı ziyaret edeceğine söz verdi. En yakın zamanda bu ziyarette gerçekleşecek.
‘AZERBAYCAN VE ERMENİSTAN ARASINDAKİ BARIŞ ANLAŞMASI GERÇEKTEN ÇOK ÖNEMLİ BİR GELİŞME’
Gürcistan, Avrupa Birliği aday ülkesi, geleceğe yönelik planlarımız bağlamında aynı zamanda bölgesel gelişmeleri de ele aldık. Biz Kafkaslarda ülkelerin barışçıl bir şekilde beraber yaşamasını istiyoruz. Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki Barış Anlaşması gerçekten çok önemli bir gelişme.
Güvenlik sınamaları açısından bakacak olursak Ukrayna’daki savaşı ele aldık. Bu savaş bölgenin barış altyapısında bir tehdit oluşturuyor.
Erdoğan’ın konuşmalarından öne çıkanlar şu şekilde:
‘TÜRKİYE’NİN GÜRCİSTAN’A GÜÇLÜ DESTEĞİNİ BİR KEZ DAHA VURGULADIK’
Gürcistan Başbakanı Kobakhidze’ye hoş geldiniz diyorum. Slovakya Başbakanı’na yönelik menfur bir saldırı yaşandı. Sayın Başbakana ve Slovakya halkına tekrar geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Dost Gürcistan halkının bağımsızlık gününü şimdiden tebrik ediyorum. Sayın Kobakhidze’ye görevinde başarılar diliyorum. İki dost ülke olarak verimli görüşmeler gerçekleştirdik.
Türkiye’nin Gürcistan’a güçlü desteğini bir kez daha vurguladık. Sayın Başbakan, Gürcistan’daki iç siyasi durum hakkında bizimle görüş paylaştı. Türkiye olarak gelişmelerin Gürcistan halkı adına olumlu sonuçlanmasını temenni ediyorum.
‘İKİ ÜLKE OLARAK TİCARET HACMİNİN 5 MİLYAR DOLAR SEVİYESİNE GELMESİ ÜZERİNDE ANLAŞTIK’
İki ülke olarak ticaret hacminin 5 milyar dolara seviyesine gelmesi üzerinde anlaştık. Orta Koridor’un bel kemiği Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu’nun yeniden tam kapasiteyle faaliyete geçmesi için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Havaalanları, limanlar, yollar gibi Gürcistan’ın büyük altyapı projelerinde destek olacağımızı Sayın Başbakana ilettik.
‘DEVLETİMİZİN NEFESİ TERÖR VE SUÇ ÖRGÜTLERİ MENSUPLARININ ENSESİNDE OLMAYA DEVAM EDECEKTİR’
FETÖ ve PKK başta olmak üzere terör örgütleri ve organize suç şebekeleriyle mücadelemizi daha etkin kılacak adımlar üzerinde durduk. Devletimizin nefesi terör ve suç örgütleri mensuplarının ensesinde olmaya devam edecektir.
Bölgesel ve küresel meseleleri de ele aldık. Filistin halkının özgürlük mücadelesi her zeminde desteklenmeli. 10 Mayıs’ta BMGK’nin aldığı karar uluslararası toplumun durduğu noktayı gösteriyor. Dünyanın her yerindeki Filistin desteğini çok anlamlı buluyorum. Sayın Başbakan ile Rusya-Ukrayna arasındaki savaşını da görüşme fırsatı bulduk. Azerbaycan ve Ermenistan arasında imzalanacak barış anlaşmasının bölge açısından tarihi bir fırsat olduğunu görüştük.
2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda A Milli Takımımız Gürcistan ile aynı grupta yer alıyor. Takımlarımıza şampiyonada şimdiden başarılar diliyorum.
Gürcistan Başbakanı Kobakhidze’nin açıklamaları şu şekilde:
Gürcistan Başbakanı olarak ilk defa dost ve komşu ülkemizi ziyaret etmekten çok mutluyum. Stratejik ortaklığımızın olduğu bir ülke Türkiye. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ı ziyaret etmekten çok mutluyum. Sadece Cumhurbaşkanı değil tüm Türk halkının da menfaatini koruyan gerçek bir lider. Sizin gösterdiğiniz liderlik hepimize örnek oluyor.
ERDOĞAN, GÜRCİSTAN’I ZİYARET EDECEK
Sayın Cumhurbaşkanı aynı zamanda size bize gösterdiğiniz sıcak karşılama ve misafirperverlik için teşekkür ederiz. İkili ve çok taraflı iş birliği gündemimizi tartıştık. Çok çeşitli konularda fikir alışverişinde bulunduk. İlişkileri en üst seviyede tutma konusunu konuştuk.
Sayın Cumhurbaşkanı Gürcistan’ı ziyaret edeceğine söz verdi. En yakın zamanda bu ziyarette gerçekleşecek.
‘AZERBAYCAN VE ERMENİSTAN ARASINDAKİ BARIŞ ANLAŞMASI GERÇEKTEN ÇOK ÖNEMLİ BİR GELİŞME’
Gürcistan, Avrupa Birliği aday ülkesi, geleceğe yönelik planlarımız bağlamında aynı zamanda bölgesel gelişmeleri de ele aldık. Biz Kafkaslarda ülkelerin barışçıl bir şekilde beraber yaşamasını istiyoruz. Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki Barış Anlaşması gerçekten çok önemli bir gelişme.
Güvenlik sınamaları açısından bakacak olursak Ukrayna’daki savaşı ele aldık. Bu savaş bölgenin barış altyapısında bir tehdit oluşturuyor.
Konuşmasına Türk halkının en içten sevgilerini ileterek başlayan Emine Erdoğan, Afrika’nın doğal güzellikleri, kültürel çeşitliliği ve her ülkede karşılaştığı içten misafirperverliğin, her gelişinde kendisini derinden etkilediğini belirtti.

Program dolayısıyla dünyanın farklı köşelerinden gelen ülke temsilcileriyle bir arada olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Emine Erdoğan, “13. İslam Zirvesi marjında Türkiye’de düzenlediğimiz ilk oturumun ve yayınladığımız ‘İstanbul Deklarasyonu’nun üzerinden 8 yıl geçti. 2018 yılında Burkina Faso’da ve şimdi de Nijerya’da gerçekleştirilen seminerler, seneler önce ektiğimiz tohumların filizlendiğini gösteriyor.” diye konuştu.
Emine Erdoğan, etkinliğin hayırlara vesile olması ve ülkeler arasında ilim ve şifa köprüleri kurması dileklerini de iletti.
Dünya Sağlık Örgütünün gelecek 15 yıl içinde 30 milyona yakın insanın kansere yakalanacağını, yarısından fazlasının ise hayatını kaybedeceğini öngördüğünü aktaran Emine Erdoğan, “Günümüzde, küresel ölçekte her 6 ölümden birisi kanser yüzünden gerçekleşiyor.” dedi.
Kanser vakalarının yüzde 90’ının çevresel faktörlerden kaynaklandığına dikkati çeken Emine Erdoğan, hastalıktan önce ona sebebiyet veren, yaşanan çevrenin değişen kimyasının konuşulması gerektiğini belirtti.
Emine Erdoğan, “Bugün Afrika’da kanser kaynaklı ölümler, AIDS, tüberküloz, sıtma gibi bulaşıcı hastalıkların toplamından daha fazla can kaybına neden oluyor. Bu tablo karşısında, tüm Afrikalı kardeşlerim adına soruyorum; daha önce kıtada çok ender görülen kanser vakaları neden böylesine arttı? Cevap, hepimizi ürkütecek kadar yalın, Afrikalıyı koruyan yerel yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarıyla birlikte sağlık hali kayboldu.” diye konuştu.

Çağın aşıladığı tüketim kültürü sebebiyle binlerce yıldır nesilden nesile aktarılan kadim yaşam öğretilerine sırt dönüldüğüne işaret eden Emine Erdoğan, geçmişte Asya’da, Anadolu’da ve Afrika’da, şifayı hayatın merkezine alan bir hayat tarzının hakim olduğunu anımsattı.
Geleneksel öğretilerin, sağlık ile doğal yaşam bağlantısını vurguladığını, İslam dininin helal ve temiz gıdayı emrettiğini aktaran Emine Erdoğan, şöyle konuştu:
“Evimizi ve soframızı işgal eden kimyasallar ile mücadele etmekten bizi ne alıkoyuyor? Üstelik gıda sektöründeki bu zehirli dönüşüm, artık topraktan, ekilen tohumdan başlıyor. Küresel gıda sistemleri, artan nüfusu doyurabilmek için GDO’ya mecbur olduğumuzu ileri sürerek, kanserojen olabilecek yapay ürünleri dayatıyor. Oysa hepimiz, tarladan sofraya varıncaya dek heba edilen ürünlerin yalnızca üçte biriyle küresel açlığın engelleneceğini biliyoruz. Doğal ve helal olanı yeryüzünde hakim kıldığımız, tabiat ile aramıza ördüğümüz yapay duvarları yıktığımız oranda gelecek nesillere, önlenebilir hastalıklardan arındırılmış, yaşanabilir bir dünya bırakacağımıza inanıyorum.”
“Sağlık ordumuz sayesinde yüzümüzü güldüren sonuçlar alıyoruz”
Emine Erdoğan, Türkiye’nin kanserle mücadele politikalarına değinerek, “Bu mücadeleye, hiçbir vatandaşımızın çaresiz hissetmemesi için sağlık altyapımızı herkes için erişilebilir olacak şekilde güçlendirerek başladık.” dedi.
Türkiye’nin her hastaya oda tahsis edilen şehir hastaneleri ve her semtteki aile hekimlikleriyle, uluslararası kabul görmüş tanı ve tedavilere ücretsiz erişimle, sağlık sisteminde adeta çağ atladığını vurgulayan Emine Erdoğan, “İnsan hayatının kutsallığına yürekten inanan, hastalara sevgi, saygı ve şefkatle yaklaşan sağlık ordumuz sayesinde, yüzümüzü güldüren sonuçlar alıyoruz.” ifadelerini kullandı.

Kanser başta olmak üzere, birçok kronik hastalığın sebebi olan kimyasal düzeni, doğal olan ile değiştirmeye çalıştıklarını dile getiren Emine Erdoğan, şöyle devam etti:
“Himayemde başlattığımız ‘Mirasımız Ata Tohumu Projesi’ ile ülkemizdeki yerel türleri kayıt altına alıyor, yüksek teknoloji içeren gen bankalarında koruyor, toprakla buluşturup çoğaltarak vatandaşlarımıza ulaştırıyoruz. Yine himayemde başlattığımız Sıfır Atık Projesi kapsamında, organik atıklardan kompost yapımını teşvik ediyor, toprağımızı ve bedenimizi kimyasal gübrelerden korumayı hedefliyoruz. Başkanlığını yürüttüğüm Birleşmiş Milletler Sıfır Atık Danışma Kurulu bünyesinde, dünyadaki iyi sıfır atık uygulamalarını araştırıyor ve yaygınlaştırmak için çalışıyoruz. Bu süreçte Türkiye, bilgi ve deneyimini paylaşmanın yanı sıra milli gelirine kıyasla dünyanın en cömert ülkesi olmayı ve dayanışmayı sürdürüyor.”
“Türkiye, bugün dumansız hava sahasına sahip”
Emine Erdoğan, obeziteyi azaltarak, fiziksel aktiviteleri artırarak, gençliği her türlü bağımlılıktan kurtaracak etkinlikleri de önemsediklerini belirtti. 2009 yılında yürürlüğe giren kapalı alanlarda sigara içme yasağına elektronik sigaraları da ekleyen Türkiye’nin bugün dumansız hava sahasına sahip olduğunu vurgulayan Emine Erdoğan, “Tam bağımsızlığa giden yolun, zihni berrak, bedeni sağlıklı, vatansever, merhametli ve iyi eğitimli gençler yetiştirebilmekten geçtiğine inanıyorum. Bu nedenle yurt içinde ve yurt dışında yürüttüğü faaliyetlerle her türlü bağımlılıkla mücadele eden Yeşilay camiamızı, özgürlük savaşçıları olarak görüyor ve tüm kalbimle destekliyorum.” şeklinde konuştu.
Kansere bağlı ölümlerin yüzde 70’inin, imkanları kısıtlı olan az gelişmiş ülkelerde yaşandığını anlatan Emine Erdoğan, “Afrika ülkelerinin yine küresel bir sorunun meydana gelmesinde payı olmadığı halde sonuçlarından orantısız biçimde etkilendiğini görüyoruz. Kıta ülkelerinin de kanserle mücadele alanında, teşhis, takip ve tedavide, dünyanın geri kalanının sahip olduğu imkanlara erişebilmesi gerekiyor. Bu konuda, uluslararası örgütler kadar hatta daha fazla, İslam İşbirliği Teşkilatının sorumluluk üstlenmesinin, komşuluğun, kardeşliğin ve ümmet bilincinin bir gereği olduğunu düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Tıbb-ı Nebevi’nin hikmet reçetelerini insanlığın hizmetine sunma konusunda tarihi bir misyonları olduğu düşüncesini de paylaşan Emine Erdoğan, şunları kaydetti:
“Peygamber Efendimizin bütüncül sağlık yaklaşımını yeniden benimsediğimizde yitirdiğimiz şifayı bulacağımıza tüm kalbimle inanıyorum. Türkiye’de, kadim tıp bilgeliği ile Batı’nın teşhis ve tedavi olanaklarını entegre edecek çalışmalar yürütüyoruz. Yüzyılların deneyimini günümüze aktarmak için arşivlerimizdeki nadide el yazması tıp eserlerini tercüme ederek günümüz literatürüne kazandırıyoruz. İnanıyorum ki Türkçe külliyatı ve 3 bini endemik toplam 12 bin bitki türünün yetiştiği Anadolu’nun hazineleri, kanıta dayalı yöntemlerle reçetelere eklendikçe, medeniyetimiz yeniden şifa yurdu olacaktır. “
“Her insanın barış içinde yaşayabildiği, müreffeh bir dünya diliyorum”
Emine Erdoğan, bu birikimlerini paylaşmaya, her türlü işbirliğine ve desteğe açık olduklarını vurgulayarak, “Sözlerime son vermeden önce, Filistin halkına soykırım uygulayan ırkçı ve siyonist anlayışın, insanlığın kanseri olduğunu ifade etmek istiyorum. 7 Ekim’den bu yana şiddetini giderek artıran ve masum insanları katleden işgali lanetliyor, dini, milliyeti, rengi ne olursa olsun, her insanın barış içinde yaşayabildiği, müreffeh bir dünya diliyorum.” diye konuştu.
Zirvenin, Afrika başta olmak üzere tüm insanlığa faydalı olması, sağlıklı ve güçlü bir ümmetin inşasına hizmet etmesi temennisinde bulunan Emine Erdoğan, gösterdiği küresel liderlik ve ev sahipliği için Nijerya Devlet Başkanı Bola Ahmed Tinubu’nun eşi Oluremi Tinubu’ya şükranlarını sundu.
Emine Erdoğan, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Nijerya başta olmak üzere organizasyonda emeği geçenlere de teşekkür etti.
Programdan notlar
İsrail’in saldırıları altındaki Filistin’e dair konuşma yapan tek kişi olan Emine Erdoğan’ın sözleri salondan büyük alkış aldı.
Programa ev sahibi Nijerya Devlet Başkanı Bola Ahmed Tinubu’nun eşi Oluremi Tinubu’nun yanı sıra, Sierra Leone Cumhurbaşkanı Julius Maada Bio’nun eşi Fatima Maada Bio, Gambiya Cumhurbaşkanı Adama Barrow’un eşi Fatoumatta Bah-Barrow da katıldı.
Emine Erdoğan, program öncesi lider eşleriyle, kendilerine ayrılan salonda bir araya gelerek, görüş alışverişinde bulundu.
Programda Emine Erdoğan’a Sağlık Bakanı Fahrettin Koca eşlik etti.
Konuşmaların ardından lider eşleri ve diğer katılımcılar toplu fotoğraf çektirdi.
]]>YURT İÇİ VE YURT DIŞINDA TEK FİYAT UYGULANACAK
İHH, kurbanlık fiyatlarının ülkeden ülkeye değişiklik göstermesi ve bu sebeple kurbanlık fiyatlarının yüksek olduğu ülkelerdeki ihtiyaç sahiplerine yeterince kurban payı ulaştırılamaması dolayısıyla tek fiyat uygulamasına bu yıl da devam ediyor. Kurbanları için İHH’ya vekâlet verenler, çalışma yapılacak ülkeler arasından seçim yapabilecek.

VAKIF, 75 BİN YETİME BAYRAMLIK ULAŞTIRMAYI HEDEFLİYOR
İHH, bu yıl da bayramlıklarla çocukları mutlu etmeyi hedefliyor. Vakıf bu kapsamda, yurt içinde ve dışında 75 bin çocuğa bayramlık ulaştırmak için çalışmalarını sürdürüyor. Bağışçılar, 900 TL karşılığında bir çocuğa bayramlık elbise ihtiyacını karşılayabiliyor. Vakıf tarafından Kurban çalışmaları kapsamında ayrıca, Hakkâri, Şırnak, Iğdır ve Tunceli’de yetim ve ihtiyaç sahibi çocuklara yönelik ‘Kardeşlik Köprüsü’ sloganıyla şenlik programları düzenlenecek.
GAZZE’YE YÖNELİK ÇALIŞMALARA AĞIRLIK VERİLECEK
İHH, bu sene Gazze’deki çalışmalarına daha da ağırlık verecek. Vakıf, işgalci İsrail’in Gazze’deki yoğun saldırıları sebebiyle, farklı ülkelerde keseceği kurbanları paylar halinde konservelenmiş ve dondurulmuş şekilde Gazze’ye ulaştıracak. Vakıf; Gazze’deki mevcut şartlar, elektrik ve su sorunu yaşanması, insanların yerlerinden edilmiş olması, canlı kurban tedarikinin zorluğu, etlerin bozulma riski ve güvenlik sorunları sebebiyle, kurban çalışmalarının daha sağlıklı sürdürülebilmesi amacıyla bu şekilde bir planlama yapıldığını duyurdu.
TÜRKİYE DÂHİL 60 ÜLKEDE KURBANLAR KESİLECEK
İHH’nın Afrika, Asya, Orta Doğu ve Doğu Avrupa’da kurban kesimi yapmayı planladığı ülkeler şu şekilde: Arnavutluk, Bosna Hersek, Kosova, Kuzey Makedonya, Karadağ, Sırbistan (Preşova, Sancak) Romanya, Arjantin, Bolivya, Burkina Faso, Çad, Fildişi Sahili, Gana, Gine, Mali, Moritanya, Nijer, Sierra Leone, Togo, Benin, Burundi, Etiyopya, Malavi, Sudan, Somali, Tanzanya, Kenya, Zimbabve, Uganda, Cibuti, Bangladeş, Myanmar, Pakistan, Tayland, Nepal, Sri Lanka, Bangsamoro, Vietnam, Kamboçya, Hindistan, Mısır, İran, Filistin, Ürdün, Lübnan, Yemen, Irak, Tunus, Fas, Afganistan, Azerbaycan, Gürcistan, Kazakistan, Kırgızistan, Moğolistan, Özbekistan, Rusya, Tacikistan, Türkiye, Suriye.

KURBANLIKLAR NASIL KESİLİYOR?
Kurban kesim ve dağıtım sürecine ilişkin vakıftan yapılan açıklamada şu bilgilere yer verildi:
“Kurbanlıklar İHH görevlilerince kesim yapılacak olan ülke ve bölgelerde kurban olma özelliklerine uygun olarak satın alınır.
Kurbanlıklar İslâmî usullere uygun olarak kesilir.
Kesilen kurbanlar ihtiyaç sahiplerine elden dağıtılır.
Kurban kesimlerinin gerçekleştiğine dair bilgi, kısa mesaj ile vekâlet sahiplerine iletilir.”
VEKÂLET VERMEK İÇİN
Kurban vekaletleri, İHH temsilciliklerine gidilerek, internet üzerinden online olarak ya da vakfın telefon numarası üzerinden verilebiliyor. Kurban vekâletleri son olarak bayramın ikinci günü 23:59’a kadar verilebilecek.
GEÇEN YIL 75 BİN 53 HİSSE KURBAN KESİLDİ
İHH, geçen yıl Kurban Bayramı çalışmaları kapsamında vekâletini aldığı 75 bin 53 hisse kurbanı 48 ülkede 3 milyona yakın ihtiyaç sahibine ulaştırmıştı. İHH ayrıca, bağışçıların destekleri vesilesiyle 10 ülkedeki 33 bin 20 yetim ve ihtiyaç sahibi çocuğa da bayramlık elbise hediye etmişti.
Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:
Grup toplantımızın ülkemiz, milletimiz ve partimiz için hayırlara vesile olmasını niyaz ediyorum. Vefanız için her biriniz için teşekkür ediyorum. 2024 yılının ilk il başkanları toplantısında hem 5 ayın muhasebesini yaptık, illerimizin röntgenini çektik. Partimizin genel başkanı olarak büyük bir gurur duydum. Bizi örselemeye çalışanlara inat yolumuza pekleşe pekleşe devam ediyoruz. Partimizin kuruluşundan itibaren ortak akılla hareket ettik. Son 1 yılımıza damga vuran seçimler dolayısıyla gelenekselleşmiş istişare toplantımızı yapamamıştık, önümüzdeki haftalarda gerçekleştireceğiz. Belediye başkanlarımızla 1-2 Temmuz’da bir araya geleceğiz. Bu toplantıların davamız için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Kongre takvimini de yakında ilan edeceğiz.
“YORULAN ARKADAŞLARIMIZI DİNLENMEYE ALACAĞIZ”
Her kongre sürecini bayrak yarışı olarak görüyoruz. Yorulan, motivasyonunu yitiren arkadaşlarımızı kardeşlik hukukumuzu koruyarak dinlenmeye alacağız; yeni, heyecanlı arkadaşlarımızla kadromuzu güçlendireceğiz. Kurulduğumuz günden beri yenilenerek geliyoruz. Bundan sonra da aynı çizgide hareket edeceğiz. Genel seçimin üzerinden 1 yıl geçti. TBMM bu yıl içerisinde gece gündüz demeden çalıştı ve milletimizin beklentilerini karşılayacak yasaları çıkardı. Tüm kabine üyelerimizle ülkemizin refahı ve güvenliği için ter döktük. Son grup toplantımızdan bu yana yurt içinde ve yurt dışında bir çok programa katıldım.
“ÜLKEMİZİ YENİ REKORLARLA BULUŞTURACAĞIZ”
Diplomasi de olduğu gibi iç siyasette de yoğun gündemdeyiz. Gerek hayat pahalılığı ve fırsatçılık gerekse öğretmenlerimize yönelik şiddete karşı yasal zeminin düzenlemesi. Meclis tatile girmeden yasal düzenlemeleri çıkarmamız gerekiyor. Yeni anayasa çalışmalarında Meclis Başkanına destek vermemiz gerekir. Sivil anayasayı geçici gündemlere kurban etmemeliyiz. Aceleye getirmeden ama çok da uzatmadan adımlar atılmalı. Biz sonuna kadar yapıcı tutumumuzu koruyacağız. Önümüzde kesintisiz 4 sene daha var. Bu 4 senenin her gününü ilk günkü aşkla geçireceğiz. Ülkemizi yeni rekorlarla buluşturacağız. Türkiye’nin son 21 yılında mührünü vurmuş bir kadro olarak eserlerle devam edeceğiz. Aziz milletimiz bize bir ikazda bulunmuştur, 31 Mart seçimleri bir güven oylaması değildir. 28 Mayıs’ta seçmen kararı bir şekilde hükümeti Cumhur İttifakı’na emanet etmiş, 31 Mart’ta tercihini farklı şekilde yansıtmıştır. Milletimizin verdiği mesajı duymazdan gelecek değiliz, biz o mesajı aldık ve gereğini yapmaya başladık. Milletimizin AK Parti’den elini çektiğine inananlar yanılırlar. Bu emanetin bize 5 yıllığına yüklendiğinin farkında olacağız.
“BÜROKRATİK VESAYETE İZİN VERMEYİZ”
AK Parti’nin çalışma usulü bellidir, hemen yarın seçim olacakmış gibi hazırlıklıyız. Aynı zamanda biz hiç seçim olmayacakmış gibi çalışan bir kadroyuz. Şunu çok net ifade etmek isterim, ne teşkilatımızda ne de bürokrasi kadrolarında isteksizliğe asla ve asla tahammülümüz olamaz. Bürokratik vesayetin yeniden hortlamasına izin vermeyiz. Ülke ve millete karşı vazifesini yapmaman bahanesi olmaz. Biliyorsunuz son 22 yılda AK Parti ile ilgili de kötümser senaryolar yazanlar oldu. Bize gazete manşetlerinden ömür biçenler oldu. Bu iş bitti deyip yolunu değiştirenler oldu. Korkanlar, ürkenler, hırslarına yenilenler oldu. Onların şimdi esamesi okunmuyor. Ama Allah’a hamd olsun biz buradayız. Dimdik, sapasağlam ayaktayız. Dava burada ve yarın da inşallah burada olacak.
Önceki hafta sayın Özgür Özel’i AK Parti Genel Merkezi’nde kabul ettikçe. Kendisiyle verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Türkiye’de siyasetin bir yumuşamaya ihtiyacı var ve biz bu konuda üzerimize düşeni yapıyoruz. Biz hiçbir zaman kutuplaşmanın tarafı olmadık. Hiçbir ayrım yapmadan 85 milyonun tamamını kucakladık. Milletimizin her bir ferdini ortak paydada bulaştırmak için mücadele verdik.
“FİTNE VE NİFAK ODAKLARINA GÖZ AÇTIRMAYACAĞIZ”
FETÖ’ye diyet borcunu ödemek isteyenler asla boş durmuyorlar. İnsanları ayırarak olanların nereye varmaya çalıştığının farkındayız. Kuklayı da kutlayıcıyı da oyunu kimin yazdığını da çok iyi biliyoruz. Ne kadar çirkinleşirse çirkinleşsinler biz o tuzağa düşmeyeceğiz. Bize yakışan ağır başlılık, hoşgörüdür. Başkaları ne yaparsa yapsın biz kucaklayıcı ve kuşatıcı olacağız.
Partimizin kapıları bizim ilkelerimizle örtüşen herkese açıktır. Biz milletimizin çıkarları için çalışırız. İhanete varmayan her dostluk bizim için bakidir. Yeter ki samimiyet olsun, ülkeye hizmet derdi olsun. Siyasette yumuşama iklimini kara kışa çevirmeye çalışanlar olduğunu biliyoruz ve görüyoruz. Daha önce de bu tarz teşebbüslerle karşılaştık, hepsinden güçlenerek çıktık. Fitne ve nifak odaklarına kesinlikle göz açtırmayacağız. Cumhur İttifakı daha da güçlenerek yoluna devam edecek. Türkiye Yüzyılı’nın inşası için omuz omuza çalışmayı sürdüreceğiz. 
“HİTLER BİLE BU KADAR CÜRETKAR DEĞİLDİ”
Kıymetli yol arkadaşlarım bugün burada bazı gerçekleri açık açık konuşmak durumundayım. Hitler soykırım yaparken unutmayın yalnız değildi, Avrupa’daki bir çok ülke destekliyordu. Hitler kendisini çok güçlü hissediyordu, ne oldu? Kafasına bir kurşun sıktı, yanmış cesedi bulundu. Bosna’da kıyım yaparlarken Avrupa ülkeleri destek veriyordu. Dünyanın gözü önünde 8 bin 372 Boşnak kardeşimizi şehit ettiler. Yenileceklerini asla düşünmüyorlardı, ne oldu? Yakalandılar, mahkemeye çıktılar ve bir zamanların kudretli politikacıları hesap verdiler. Şimdi de hapiste ölümü bekliyorlar. Netanyahu’yu aynı akıbet bekliyor. Göreceksiniz, döktükleri her damla kanın hesabını verecekler. Gazzelilerin ahı bunların peşini bırakmayacak. Biz de hukuka hesap vermeleri için enselerinde olacağız. Artık dünyanın bir hakikati kabul etmeleri lazım. Kimse bizden sözümüzü yumuşatmamızı beklemesin. En ölümcül silahlarla insan öldürdüler. Hastaneleri vurdular. Güya güvenli bölgelere gönderdiler, orada sivilleri katlettiler. Annelere evlatlarının parçalarını toplattılar. Hitler bile o holokostu yaparken bu kadar cüretkar değildi. Bunlar o kadar pervasız ki daha kundaktaki bebekleri katlettiler. Bundan kaçamayacaklar. Bedelini ödeyeceksiniz.
Ellerindeki lobi gücünü kullanarak herkesi susturmaya çalışıyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar insanlık bu katillerin yakasını bırakmayacak, insanlık bıraksa dahi bu katillerin peşini bırakmayacağız.
“HAMAS, FİLİSTİN’İN KUVA-İ MİLLİYE’SİDİR”
Şimdi Hamas’ı destekliyoruz diye dışarıda ve içeride bizi eleştiriyorlar. Siz de hiç mi vicdan yok. Sanmayın ki İsrail Gazze’de duracak. Bu azgın devlet, bu terör devleti durdurulmazsa vadedilmiş topraklar hezeyanıyla gözlerini er ya da geç gözlerini Anadolu’ya devireceklerdir. Hamas, Gazze’de Anadolu’nun ileri hat savunmasını yapıyor. Bunu göremeyecek kadar kör müsünüz? Ben Hamas’ı Kuva-i Milliye’ye benzetince rahatsız olanlar var. Bu millet her zaman mazlumun yanında durmuştur.
“MAZLUMLARIN HAKKINI SAVUNMAYA DEVAM EDİCEĞİM”
Bunlara bugüne kadar boyun eğmedik, Allah’ın izniyle bundan sonra da geri adım atmayacağız. Azimle, sabırla yürüyeceğiz. Tayyip Erdoğan olarak tek başıma kalsam da mazlumların hakkını savunmaya devam edeceğim.
Korkaklar zafer anıtı dikemez. Ne yarım asrı bulan siyasi hayatımızda, ne de 21 yıllık iktidarlık sürecimizde zoru görüp kaçanlardan olmadık. Gün oldu vesayetçilere meydan okuduk, gün oldu Emniyet, Yargı, Emniyet içinde örgütlenmiş yapılara karşı durduk. Yine dimdik durmaya devam edeceğiz.
Gazze’de soykırım bitince, katiller hukuk önünde hesap verinceye kadar Filistin halkına sahip çıkacağız. Kimi vicdan fukaraları Filistin’den gelen yaralıları tedavi etmemizden rahatsız olmuşlar. İstedikleri kadar rahatsız olsunlar. Biz kendi vatandaşımıza da misafire, muhtaca, yaralıya en kaliteli sağlık hizmetini verecek bir ülkeyiz. Bunlar şefkat, merhamet kavramını bilmezler. Bizim kültürümüzde misafir bereketiyle gelir. Sen bir hastaya, bir yaralıya kucak açarsın. Allah’ta onun mükâfatını verir.
Grup toplantımızın ülkemiz, milletimiz ve partimiz için hayırlara vesile olmasını niyaz ediyorum. Vefanız için her biriniz için teşekkür ediyorum. 2024 yılının ilk il başkanları toplantısında hem 5 ayın muhasebesini yaptık, illerimizin röntgenini çektik. Partimizin genel başkanı olarak büyük bir gurur duydum. Bizi örselemeye çalışanlara inat yolumuza pekleşe pekleşe devam ediyoruz. Partimizin kuruluşundan itibaren ortak akılla hareket ettik. Son 1 yılımıza damga vuran seçimler dolayısıyla gelenekselleşmiş istişare toplantımızı yapamamıştık, önümüzdeki haftalarda gerçekleştireceğiz. Belediye başkanlarımızla 1-2 Temmuz’da bir araya geleceğiz. Bu toplantıların davamız için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Kongre takvimini de yakında ilan edeceğiz.
“YORULAN ARKADAŞLARIMIZI DİNLENMEYE ALACAĞIZ”
Her kongre sürecini bayrak yarışı olarak görüyoruz. Yorulan, motivasyonunu yitiren arkadaşlarımızı kardeşlik hukukumuzu koruyarak dinlenmeye alacağız; yeni, heyecanlı arkadaşlarımızla kadromuzu güçlendireceğiz. Kurulduğumuz günden beri yenilenerek geliyoruz. Bundan sonra da aynı çizgide hareket edeceğiz. Genel seçimin üzerinden 1 yıl geçti. TBMM bu yıl içerisinde gece gündüz demeden çalıştı ve milletimizin beklentilerini karşılayacak yasaları çıkardı. Tüm kabine üyelerimizle ülkemizin refahı ve güvenliği için ter döktük. Son grup toplantımızdan bu yana yurt içinde ve yurt dışında bir çok programa katıldım.
“ÜLKEMİZİ YENİ REKORLARLA BULUŞTURACAĞIZ”
Diplomasi de olduğu gibi iç siyasette de yoğun gündemdeyiz. Gerek hayat pahalılığı ve fırsatçılık gerekse öğretmenlerimize yönelik şiddete karşı yasal zeminin düzenlemesi. Meclis tatile girmeden yasal düzenlemeleri çıkarmamız gerekiyor. Yeni anayasa çalışmalarında Meclis Başkanına destek vermemiz gerekir. Sivil anayasayı geçici gündemlere kurban etmemeliyiz. Aceleye getirmeden ama çok da uzatmadan adımlar atılmalı. Biz sonuna kadar yapıcı tutumumuzu koruyacağız. Önümüzde kesintisiz 4 sene daha var. Bu 4 senenin her gününü ilk günkü aşkla geçireceğiz. Ülkemizi yeni rekorlarla buluşturacağız. Türkiye’nin son 21 yılında mührünü vurmuş bir kadro olarak eserlerle devam edeceğiz. Aziz milletimiz bize bir ikazda bulunmuştur, 31 Mart seçimleri bir güven oylaması değildir. 28 Mayıs’ta seçmen kararı bir şekilde hükümeti Cumhur İttifakı’na emanet etmiş, 31 Mart’ta tercihini farklı şekilde yansıtmıştır. Milletimizin verdiği mesajı duymazdan gelecek değiliz, biz o mesajı aldık ve gereğini yapmaya başladık. Milletimizin AK Parti’den elini çektiğine inananlar yanılırlar. Bu emanetin bize 5 yıllığına yüklendiğinin farkında olacağız.
“BÜROKRATİK VESAYETE İZİN VERMEYİZ”
AK Parti’nin çalışma usulü bellidir, hemen yarın seçim olacakmış gibi hazırlıklıyız. Aynı zamanda biz hiç seçim olmayacakmış gibi çalışan bir kadroyuz. Şunu çok net ifade etmek isterim, ne teşkilatımızda ne de bürokrasi kadrolarında isteksizliğe asla ve asla tahammülümüz olamaz. Ülke ve millete karşı vazifesini yapmaman bahanesi olmaz. Biliyorsunuz son 22 yılda AK Parti ile ilgili de kötümser senaryolar yazanlar oldu. Bize gazete manşetlerinden ömür biçenler oldu. Bu iş bitti deyip yolunu değiştirenler oldu. Korkanlar, ürkenler, hırslarına yenilenler oldu. Onların şimdi esamesi okunmuyor. Ama Allah’a hamd olsun biz buradayız. Dimdik, sapasağlam ayaktayız. Dava burada ve yarın da inşallah burada olacak. Bürokratik vesayetin yeniden hortlamasına izin vermeyiz.
Önceki hafta sayın Özgür Özel’i AK Parti Genel Merkezi’nde kabul ettikçe. Kendisiyle verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Türkiye’de siyasetin bir yumuşamaya ihtiyacı var ve biz bu konuda üzerimize düşeni yapıyoruz. Biz hiçbir zaman kutuplaşmanın tarafı olmadık. Hiçbir ayrım yapmadan 85 milyonun tamamını kucakladık. Milletimizin her bir ferdini ortak paydada bulaştırmak için mücadele verdik.
“FİTNE VE NİFAK ODAKLARINA GÖZ AÇTIRMAYACAĞIZ”
Biz o tuzağa düşmeyeceğiz. Bize yakışan hoşgörüdür. Başkaları ne yapsa yapsın biz kucaklayıcı olacağız. Partimizin kapıları bizim ilkelerimizle örtüşen herkese açıktır. Biz milletimizin çıkarları için çalışırız. İhanete varmayan her dostluk bizim için bakidir. Yeter ki samimiyet olsun, ülkeye hizmet derdi olsun. Siyasette yumuşama iklimini kara kışa çevirmeye çalışanlar olduğunu biliyoruz ve görüyoruz. Daha önce de bu tarz teşebbüslerle karşılaştık, hepsinden güçlenerek çıktık. Fitne ve nifak odaklarına kesinlikle göz açtırmayacağız. Cumhur İttifakı daha da güçlenerek yoluna devam edecek. Türkiye Yüzyılı’nın inşası için omuz omuza çalışmayı sürdüreceğiz.
“HİTLER BİLE BU KADAR CÜRETKAR DEĞİLDİ”
Kıymetli yol arkadaşlarım bugün burada bazı gerçekleri açık açık konuşmak durumundayım. Hitler soykırım yaparken unutmayın yalnız değildi, Avrupa’daki bir çok ülke destekliyordu. Hitler kendisini çok güçlü hissediyordu, ne oldu? Kafasına bir kurşun sıktı, yanmış cesedi bulundu. Bosna’da kıyım yaparlarken Avrupa ülkeleri destek veriyordu. Dünyanın gözü önünde 8 bin 372 Boşnak kardeşimizi şehit ettiler. Yenileceklerini asla düşünmüyorlardı, ne oldu? Yakalandılar, mahkemeye çıktılar ve bir zamanların kudretli politikacıları hesap verdiler. Şimdi de hapiste ölümü bekliyorlar. Netanyahu’yu aynı akıbet bekliyor. Göreceksiniz, döktükleri her damla kanın hesabını verecekler. Gazzelilerin ahı bunların peşini bırakmayacak. Biz de hukuka hesap vermeleri için enselerinde olacağız. Artık dünyanın bir hakikati kabul etmeleri lazım. Kimse bizden sözümüzü yumuşatmamızı beklemesin. En ölümcül silahlarla insan öldürdüler. Hastaneleri vurdular. Güya güvenli bölgelere gönderdiler, orada sivilleri katlettiler. Annelere evlatlarının parçalarını toplattılar. Hitler bile o holokostu yaparken bu kadar cüretkar değildi. Bunlar o kadar pervasız ki daha kundaktaki bebekleri katlettiler. Bundan kaçamayacaklar. Bedelini ödeyeceksiniz.
Uzaydaki atılımlar ve teknolojinin gelişimiyle birlikte, ülkeler arasındaki uzay yarışı hız kazanıyor. Türkiye’nin bu yarışta öne çıkması gerekliliğine inanan TUYAD (Telekomünikasyon Uydu ve Elektronik Sanayicileri İş İnsanları Derneği), Cubesat Vision Defence başlığı altında Türkiye’nin ilk Uluslararası Uzayda Savunma Çalıştayı’nı düzenliyor. 15 Mayıs’ta İstanbul Bostancı Green Park’ta gerçekleşecek olan bu önemli etkinlik, uzay savunmasının önemini vurgulamayı ve ülkemizin bu alandaki potansiyelini ortaya koymayı amaçlıyor. Dünyanın dört bir yanından kamu ve özel sektör temsilcileri, bu çalıştaya katılarak uzayda savunma ve güvenlik stratejilerini tartışacaklar.
TURKSAT, SAHA İstanbul, Ulak Haberleşme, C Tech, SASAD, GUHEM gibi sektörün önemli kurumları yurt içinden katılım gösterirken; Intelsat, Contec, QSTC, Distretto Aerospaziale Della Campania, PLD Space, Stardust ve GoToSpace gibi kurumlar da yurt dışı katılımcıları arasında yer alıyor.
UZAYDAKİ VARLIKLARI KORUMA ÇABASI
2000 yılından bu yana, yeni uzay girişimleri ve küp uydu teknolojileri sayesinde geliştirilen ve fırlatılan uydu sayısında büyük bir artış olduğuna değinen TUYAD Başkanı Hayrettin Özaydın, bu durumun ülkelerin uzaydaki varlıklarını koruma çabasını beraberinde getirdiğini belirtti.
ABD, Çin, Rusya ve diğer bazı Avrupa ülkeleri, uzay kuvvetlerini kurarak uzaydaki varlıklarını korumaya odaklanıyorlar. Uydu ve uzay istasyonlarının sayısını giderek çoğaltan, güçlü ve pahalı uzay sistemlerine sahip olan ülkeler, bu sistemleri korumak ve düşman saldırılarını etkisiz hale getirmek için büyük çaba sarf etmektedirler. Bu son gelişmeler ışığında, Türkiye’nin de bu alanda yerini alması ve uzay kabiliyetlerini arttırması gerektiğine inanan Özaydın, Türkiye’nin uzay çalışmalarına katılımı ve yatırımcıları çekmesi için önemli adımlar atması gerektiğini vurguladı. Aynı zamanda, tüm dünyada uzay farkındalığının arttığı bir dönemde, Türkiye’nin uzay savunma alanında geri kalmaması gerektiğini belirterek, “Bu bilinçle, TUYAD organizatörlüğünde gerçekleşecek olan “Cubesat Vision International Space Defence Workshop – Uluslararası Uzay Savunma Çalıştayı”nı düzenlemeye karar verdik.” dedi.
UZAYDA SAVUNMA TEKNOLOJİLERİ ELE ALINACAK
Çalıştayda, uzay savunma teknolojileri, güvenli ve sürdürülebilir uydu haberleşmesi, uzaydaki ülke varlıklarının korunması gibi konular ele alınacak. Sektörün önde gelen isimleri akademisyen Prof. Dr. Alim Rüstem Aslan, Delta-V firmasının CEO’su ve akademisyen Prof. Dr. Arif Karabeyoğlu, Astrofizikçi Dr. Umut Yıldız, Intelsat Başkan Yardımcısı Murat Yavuz, Reliasat firmasının CEO’su Gurvinder Chohan, Türkiye Uzay Ajansı’ndan Ali Baygeldi, Contec firmasının CEO’su Dr. Sunghee Lee, SB Global’den Shelli Brunswick, Space Copy kurucusu Madison C. Feehan, The Campania Aerospace Technological District’ten (DAC) Gennaro Russo ve 3i3 Signature kurucusu Philippe Boissat gibi uzmanlar, panelist ve moderatör olarak katılımcılara değerli bilgiler sunacaklar. Türkiye’nin uzay alanındaki potansiyelini ortaya çıkarmak ve uluslararası iş birliğini güçlendirmek amacıyla düzenlenecek olan bu çalıştay, uzay endüstrisi profesyonellerini, akademisyenleri ve savunma alanında uzmanlaşmış kişileri bir araya getirecek.
Prof. Dr. Alim Rüstem Aslan, ülkemizin özellikle küp uydu konusunda önde gelen bilim insanlarından biri olarak, hızlı geliştirme süreleri ve uygun maliyetler sayesinde kolayca üretilebilen bu teknolojilerin, mevcut büyük ölçekli pahalı uzay varlıklarına yönelik tehditleri ortaya çıkardığına ve bu tehditleri engellemenin bir yolunu bulmanın gerekliliğine dikkat çekti. Ayrıca, “İçinde bulunduğumuz çağda, uzay kabiliyetleri ulusal ve ekonomik güvenliğimiz açısından hayati öneme sahiptir.” şeklinde konuştu.
ASTROFİZİKÇİ DR. UMUT YILDIZ: “TÜRKİYE’DE UZAY ALANINDA YAPILACAK ÇOK İŞ VAR”
Ünlü astrofizikçi Dr. Umut Yıldız, kendi deyimiyle doğuştan bir uzay tutkunu olarak tanımlanıyor. “Son yıllarda geri dönüşümlü roketler sayesinde uzaya erişim ucuzladı. Dolayısıyla Dünya’da her ülkede yerden mantar bitmesi gibi yepyeni uzay şirketleri doğuyor. Türkiye de bu konuda geç kalmamalı ve dünyanın uzay dönüşümüne katkıda bulunmalı. Türkiye’de bilim ve uzay alanında yapılacak çok iş olduğuna inanıyorum. Türkiye’nin uzay alanındaki ilerlemelerini destekliyorum ve bu yöndeki adımları son derece değerli buluyorum. TUYAD’ın düzenleyeceği Cubesat Vision Defence Çalıştayı ise bizlere yeni ufuklar açacak önemli bir etkinlik olacaktır.” dedi.
Türkiye’de telekomünikasyon ve uydu iletişimi alanlarında 23 seneden beri faaliyet gösteren ve sektörün en önemli sivil toplum kuruluşlarından olan TUYAD sektörde ilkleri gerçekleştirmeye devam ederek öncü bir rol oynuyor.
]]>Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:
Değerli çiftçi kardeşlerim, saygıdeğer katılımcılar, hanımefendiler beyefendiler sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. Sizlerin vasıtasıyla toprağı işleyen kardeşlerime sevgi ve saygılarımı gönderiyorum. Türk tiyatrosunun usta ismi Ayten Gökçer’i rahmetle yad ediyorum. Sanat camiamıza baş sağlığı diliyorum.
ÇİFTÇİLERİMİZİN DESTEKLERİNİ UNUTMAYACAĞIZ
Çiftçi kardeşlerimize demokrasimize verdiği katkıdan dolayı da minnettarız. 15 Temmuz’da birileri bankamatik kuyruklarına koşarken, benim çiftçi kardeşlerim darbecileri engellemek için mahsulleri ateşe verdi. Çiftçilerimizin cesaretini ve vatanperverliğini hiçbir zaman unutmayacağız. Türkiye’yi vesayetten kurtarma mücadelemizi hep birlikte verdik.
Türkiye’yi vesayetin her türlüsünden kurtarma mücadelesini beraber verdik. Ekonomide, tarımda, ihracatta ülkemizi hayal dahi edilemeyecek noktalara getirdik. Yüce Allah bizleri topraktan yaratmıştır, hayatımızı toprağın üzerinde ondan elde ettiğimiz mahsullerle sürdürüyoruz.
İnsanoğlunun sadık yari topraktır. Toprak olmazsa hayat olmaz. Toprak olmazsa ne dünyada kalacak yer ne de öteki aleme göçünce yatacak yer bulabiliriz. Biz toprağa ne kadar önem verirsek toprak da bizi yaşatır. Alın teri dökmez, gerekli yatırımı yapmazsanız toprak da size bakmaz. Bu anlayışla son 21 yılda çiftçi kardeşlerimize hak ettikleri önemi vermenin gayretinde olduk. Sorunlara kalıcı ve modern çözümler bulabilmek için gerçekten yoğun mesai harcadık.
Ülkemizin tarımsal potansiyelini gün yüzüne çıkarmak için ciddi hibeler sağladık. Üretimin gelişmesi için son 21 yılda 1 trilyon 364 milyar lira tarım desteği verdik. 2024 yılından şu ana kadara 45 milyar lira ödeme yaptık.
‘TARIM BİTTİ’ DEMEK BÜYÜK BİR ART NİYETİN İŞARETİ
440 tarımsal ovamızı koruma altına aldık. Tarsim ile çiftçimizin alın terini koruyoruz. Tarım sektörü ile ilgili gerçek dışı iddialar gündeme geliyor. Türkiye’nin tarım politikası kötüleniyor. Bu iddialar eli nasırlı çiftçilerimizin emeğine hakarettir. Her ülke gibi bizim de sıkıntılarımız var ama Türkiye’de tarım bitti demek sadece cehalet değil art niyetin işaretidir.
Tarımsal gayrisafi yurtiçi hasılada Avrupa’da lider dünyada ilk 10 içindeyiz. Fındık incir kiraz ve kayısı üretiminde dünyada açık ara 1. sıradayız. Sebzede 4, meyvede 5.’yiz. Tarımsal hasılamızı 2023’te 69,2 milyar dolara yükselttik. İhracatımızı 3,8 milyar dolardan 2023’te 31 milyar dolara ulaştırdık.
117 ülkeye tohum ihracatı gerçekleştiriyoruz. Hayvancılık özel önem verdiğimiz diğer alan. Hayvancılık ülke tarımının geleceğidir. Suni fiyat artışlarını inceledik, sebeplerini araştırdık. Fahiş artışlarının piyasa şartları ile izah edilemeyeceği herkesin malumudur. Piyasa koşullarından ziyade fırsatçılık var. Kimi çıkar odakları fiyat manipülasyonu ile piyasayı bozmakta. Milletin aşına, ekmeğine göz dikenlerden bunun hesabını mutlaka soracağız. Enflasyona karşı yürüttüğümüz mücadeleyi fiyat oyunlarına kurban veremeyiz. Hayvancılıkta şikayetleri giderecek yeni politikaları devreye koyuyoruz. İlk defa genç ve kadın üreticilere yüzde 70 ek destek sağlayacağız. Hayvan hastalıkları ile mücadelede yeni tedbirler alacağız.
Yenilenebilir kaynakların kullanılacağı organize tarım bölgeleri kuruyoruz. 41 adet organize tarım bölgesinin sürecini hızlandırdık. 1382 tarım ve gıda ürününün coğrafi işareti tescil edildi.

OGM’nin yerli ve milli imkanlarla geliştirdiği yapay zeka destekli ‘Karar Destek Sistemi’, BM Uluslararası Telekomünikasyon Birliği’nin ‘Dünya Bilgi Toplumu Zirvesi Ödülü’ne layık görüldü. Birçok ülkeden projenin aday gösterildiği yarışmada 18 kategoride oylama yapıldı. Türkiye’ye ödülü, 27-31 Mayıs tarihlerinde Cenevre’de yapılacak törenle verilecek.
‘ETKİLİ MÜDAHALE İMKANI VERİYOR’
Orman Genel Müdürü Bekir Karacabey, orman yangınının şiddetini, ilerlemesini etkileyen 3 temel etkenin ormandaki yanıcı madde miktarı, topografik veriler ve meteorolojik veriler olduğunu söyledi.
Karacabey, 1 yıldır yapay zeka destekli karar destek sistemini kullandıklarını belirterek, geçmişte tecrübe ettikleri orman yangınlarını sisteme kaydettiklerini söyledi.
Karacabey, “Sistem, çıkan bir yangının nasıl davranacağını tahmin etmeye başladı. Sistem öğrendikleriyle bunlara karar verirken uygulamada biz onun ne kadar doğru olduğunu görüp, yanlış karar verdiyse yanlışlarını da sisteme öğretip, doğrusunun ne olduğunu anlattık. Ve şu anda herhangi bir noktada bir yangın çıktığında kullandığımız bu sistem o anki canlı, anlık meteorolojik verileri alıyor; arazi yapısına, oradaki orman yapısına bakıyor ve bir karar veriyor. Diyor ki, ‘Bu yangın 20 dakika sonra şu noktaya ulaşır, 40 dakika sonra buraya ulaşır, 1 saat sonra şu noktaya ulaşır.’ Bunu söylediğinde de bizler yangın çıkan yerin etrafındaki ekiplerimizin konuşlandıkları yerleri bildiğimiz için o ekip ne kadar sürede yangın mahalline gelir, orada yapacağı faaliyeti ne kadar sürede icra eder, dolayısıyla o yangını orada tutabilir mi tutamaz mı ya da nerede söndürebilir, bu konuda bize karar vermede destek oluyor. Bize etkili ve yerinde müdahaleyi bu program yapma imkanı veriyor. Dolayısıyla ilerleyen süreçte bu yazılımı geliştirerek, inşallah daha kısa sürede daha az zayiatla yangınları söndürebilme imkanına kavuşmuş olacağız” diye konuştu.

‘KULLANAN BAŞKA ÜLKE YOK’
Sistemin daha da geliştirileceğini belirten Karacabey, “Bir sonraki aşamada yazılım bir yerde yangın çıktığında sisteme otomatik olarak aktarsın, bizim talimat vermemizi beklemeden yangına müdahale etmesi en doğru olan ekiplere kendiliğinden mesaj göndersin, o ekiplerin harekete geçmesini sağlasın istiyoruz. Gururla ifade ediyoruz ki, bu tamamen yerli ve milli bir yazılım. Şu anda bu yazılımı kullanan bir ülke yok. Ormancılıkta iyi olan ülkeler Amerika, Kanada, İspanya, Almanya gibi ülkeler ve Fransa sayılabilir. Bu ülkelerle de arkadaşlarımız, ekiplerimiz sürekli irtibat halinde. Şu anda onlar da bizden bu yazılımın tamamlanmasını bekliyorlar ki onlar da alıp kendi ülkelerinde uygulayacaklar” dedi.

DSÖ Avrupa Bölge Direktörü Hans Kluge, Türkiye’nin farklı şehirlerinde görüşmeler yapmak ve etkinliklere katılmak için 5 günlük ziyaret kapsamında İstanbul’a geldi. Ruh sağlığı sorunlarını “bir sonraki pandemi” olarak adlandırdığını belirten Kluge, Covid-19 salgınından aşılara, halk sağlığı sorunlarından DSÖ ile Türkiye’nin çalışmalarına kadar birçok konuya değindi.
Covid-19 salgını sonrası önemli dersler çıkardıklarını belirten Kluge, bunlardan en önemlisinin sağlık iş gücünün beslenmesi olduğuna, sağlık personelinin emekliye ayrılmasına ve küresel göç sebebiyle Avrupa’da 2 milyon doktor ve hemşire açığının bulunduğuna dikkat çekti. Sağlık gücünün kaybedilmemesi gerektiğine dikkat çeken Kluge, çalışma koşullarının çok iyi olması gerektiğini ve çalışanların ruh sağlığıyla ilgilenilmesi gerektiğini dile getirdi. Kluge, pandemi döneminde rutin sağlık hizmetlerinin kesintiye uğradığına dikkat çekerek, çoğu ülkede çocukların rutin aşılanması durduruldu ve şu anda bölgenin hem batısında hem de doğusunda çok sayıda kızamık salgını görüldüğünü belirtti. Kluge, pandemilere daha hazırlıklı olmak adına yakında imzalanması beklenen bir “salgın anlaşması” üzerinde 149 ülkenin müzakerelerde bulunduğuna değindi.
Türkiye’nin salgın dönemindeki yaklaşımına ilişkin açıklamalarda bulunan Kluge, bazı ülkelerin aşılarını, maskelerini paylaşmadıklarını gördüklerini hatırlatarak “Şeffaflık ve araçların, teknolojilerin, aşıların paylaşılması gerekiyor. Burada en başından beri aşılarını, maskelerini, koruyucu ekipmanlarını birçok ülkeyle paylaşan başta Türkiye ve Azerbaycan olmak üzere Türk devletlerine gerçekten çok büyük bir içtenlikle takdirlerimi ifade etmek istiyorum.” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin dünyada 162 ülkeye destek verdiğini aktaran Kluge. “Dolayısıyla Türk Devletleri Teşkilatı için ‘dayanışma’ boş bir söz değildi ve bugün tüm ülkelerin yapması gereken de budur.” açıklamasında bulundu.
ASIL SORU “YENİ PANDEMİ NE ZAMAN?”
Aşılar konusunda tedirginlik olmasına ilişkin Kluge, bir aşının DSÖ tarafından onaylanması için çok katı prosedürlerden geçmesi gerektiğini, bu nedenle DSÖ’nün onayladığı aşıların güvenli kabul edildiğini belirtti.
Kluge, aşılar hakkında endişeye hak verdiğini anladığını belirterek “Genellikle yeni aşı geliştirmek yaklaşık 10 yıl sürer, Covid-19 sırasında 1,5 yılda bir değil 4 aşı geliştirilmişti bile. Ancak bu aşıların zaten var olan belirli teknoloji platformuna dayalı olarak geliştirildiğini açıklamamız gerekiyor.” şeklinde açıklama yaptı. Çok fazla aşı karşıtı hareket olduğuna değinen Kluge, “İnsanları suçlamamalıyız, insanların endişelerini dinlemeliyiz.” değerlendirmesini yaptı.
Kluge, “Bence asıl soru, yeni bir pandemi olup olmayacağı değil, ne zaman olacağıdır.” sözlerine yer vererek, paniğe kapılmak yerine daha iyi hazırlanmak ve dayanışma içinde davranmak gerektiğine dikkat çekti.

6 KİŞİDEN 1’İNDE VAR
İnsanların ruh sağlığını güçlendirmenin önemine değinen Kluge, “Ruh sağlığı sorunlarını ‘bir sonraki pandemi’ olarak adlandırıyorum.” sözlerine yer verdi. Tüm dünyada, özellikle de Covid-19’da gençlerin tecrit altında olduğunu hatırlatan Kluge, “Bu durum, insanların ruh sağlığını da etkiliyor. Hizmetlerimizden gördüğümüz kadarıyla gençlerde çok fazla kaygı ve uyku problemi var.” açıklamasında bulundu. Kluge, Avrupa Birliği’nin (AB) son verilere göre, AB ülkelerinde 6 kişiden 1’inin sıkıntı, endişe ve uyku sorunu yaşadığını belirtti. Covid-19 kısıtlamalarının bu sorunlara yol açabildiğini ama aynı zamanda ekrana, bilgisayara veya telefona bakılmasının etkili olduğunu aktaran Kluge, bazı ülkelerde çocukların ekran süresinin 6 saati bulduğunu kaydetti.
Hans Kluge, Ekran kullanımıyla çocukların uygun olmayan reklamlara ve şiddete maruz kaldığını, mükemmellik algısının değiştiğini ve kendilerinin “ekranda gördükleri diğer kişiler kadar mükemmel olmadıkları” düşüncesine kapıldıklarını aktardı. Hayatın karmaşık hale geldiğini dile getiren Kluge, Rusya-Ukrayna ve İsrail-Gazze arasında bir savaş olduğuna işaret ederek, “Perma-kriz dediğim bir dönemde yaşıyoruz, sürekli bir kriz var ve bu insanların ruhsal durumunu etkiliyor. Sağlık sadece iyi bir fiziksel durum değil, aynı zamanda çok güçlü bir zihinsel durumdur.” açıklamasını yaptı.
YÖNETİMİ İSTANBUL’A ALINDI
DSÖ-Türkiye ilişkilerine değinen Kluge, “Türkiye, tüm bölgede en fazla sayıda DSÖ ofisine sahip ülke. Ankara’da ülke ofisimiz var, DSÖ Avrupa Doğal Afetlere Hazırlık Merkezinin bulunduğu ofisimiz var, Gaziantep’te Suriye’nin kuzeybatısındaki insanlara çok sayıda insani yardım sağlayan bir ofisimiz var ve yakın zamanda yönetimi Kopenhag’dan İstanbul’a kaydırdık.” şeklinde konuştu. Türkiye’nin deneyimlerine dikkat çeken Kluge, Kahramanmaraş merkezli depremlerden sonra birlikte önemli çalışmalar yaptıklarını ve Adıyaman’da prefabrik birinci basamak sağlık ocağı açacaklarını aktardı.
Aynı zamanda Türk Devletleri Teşkilatı ile DSÖ’nün ortaklaşa düzenlediği Acil Sağlık Durumlarında Liderlik Çalıştayı’na da değinen Kluge, Teşkilat ile imzalanan mutabakat zaptı çerçevesinde gelişen ilişkilere sahip olduklarını söyledi.
Bakan Göktaş, Macaristan ve Türkiye açısından toplumun temeli olan ailenin, ‘alternatifi olmayan bir kurum’ olduğunun altını çizerek, “Aile, geçmişten bugüne kurulan önemli bir köprüdür. Zengin bir tarihi ve kültürel geçmişe sahip olan ülkelerimiz, geleneksel aile değerlerine ve nesiller arası bağlara büyük önem vermektedir.
Bu anlamda aile, yeni kuşaklara kültürel kimliğin ve değerlerin kazandırılmasında önemli bir misyonu yerine getirmektedir. Bu sebeple, her iki ülke de güçlü ve dirençli aileleri teşvik etme konusunda büyük bir kararlılığa sahiptir. Bugün hızla değişen dünyanın aileyi bir dizi tehlikelerle ve zorluklarla karşı karşıya bıraktığının farkındayız.
Aile demografisindeki değişim ve dijitalleşme, bunların başında gelmektedir. Evlenme, boşanma ve azalan doğum oranları, nüfusun giderek yaşlanması aile yapılarını yeniden şekillendirmekte, sosyal ve ekonomik politikaları etkilemektedir. Diğer taraftan dijitalleşmeyle beraber mahremiyet algısı giderek değişmektedir. Umuyorum, bugünkü toplantımız ülkelerimizin aile yapısına ilişkin güzel kararların ortaya çıkmasına vesile olur” ifadelerini kullandı.
Bakanlık olarak aile yapısını güçlendirecek sosyal politika ve hizmetleri sağlam temellere inşa etmek için çalıştıklarını vurgulayan Bakan Göktaş, ‘Güçlü Kadın’, ‘Güçlü Aile’, ‘Güçlü Türkiye’ anlayışıyla gerek yurt içinde gerekse yurt dışında faaliyet yürüttüklerini söyleyerek, “Bu kapsamda bizlere önemli bir rehber olacak 8’inci Aile Şurası’nın kararlarını bu hafta içinde milletimizle paylaşacağız. Şura kararlarını destekleyecek, ‘Ailenin Güçlenmesi Vizyon Belgesi ve Eylem Planını’ da 15 Mayıs’ta kamuoyuyla paylaşacağız” dedi.
‘1,8 MİLYON GENCİMİZE EĞİTİM VERDİK’
Aile yapısının sağlamlığının, toplum için denge ve güven unsuru olduğunu ifade eden Bakan Göktaş, 6 Şubat’taki deprem felaketinden etkilenen tüm aile bireyleri için psikososyal destek çalışmalarını titizlikle sürdürdüklerini belirterek, aileyi tehdit eden sorunlardan birinin de bağımlılık olduğunu vurgulayıp şöyle konuştu:
“Bu kapsamda bugüne kadar 1,4 milyon kişiye eğitim vererek bağımlılıkla mücadelede ailelere destek oluyoruz. Politikalarımızın güçlü bir uygulaması olan Aile Sosyal Destek Programı’yla ihtiyaçları sahada tespit ediyoruz. Bu kapsamda 7,4 milyon haneye ulaştık. Ayrıca aile içi iletişimi geliştirmek amacıyla Aile Eğitim Programı ile 4,2 milyon kişiye, Evlilik Öncesi Eğitim Programı sayesinde ise 1,8 milyon gencimize eğitim verdik. Geleceğin Türkiye’sini inşa edecek nesilleri yetiştirecek yegane kurumun aile olduğuna inanıyoruz.
Bu kapsamda gençlerimizin aile kurmalarını desteklemek ve onları her türlü sosyal riske karşı korumak için Aile ve Gençlik Fonu’nu kurduk. Bu fonla genç çiftlerimize faizsiz kredi desteği sağlıyoruz. Bu vesileyle mayıs ayı içerisinde başvuruları kabul edilen gençlerimizle ödemeleri yapacağımızın müjdesini de paylaşmak istiyorum. Ülkemizin doğal kaynaklarından elde edilen gelirleri ülkemiz gençlerinin geleceği için sunmaya devam edeceğiz.”
‘AİLEYİ KORUMAK EN ÖNEMLİ ÖNCELİK’
Bakan Göktaş ve Macaristan Kültür ve İnovasyon Bakanı Csak, panelin ardından Bakanlık’ta bir araya geldi. İkili görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan Bakan Göktaş, panelin 2 ülkenin politika yapıcıları ve uzmanlarına, aile kurumunun karşı karşıya kaldığı zorlukları istişare etme imkanı sağladığını ifade etti.
Göktaş, gerek Türkiye gerekse Macaristan olarak aile yapısını güçlendirmeye yönelik yürüttükleri yenilikçi programları incelediklerini ve ulaştıkları sonuçları değerlendirdiklerini dile getirdi.
Ülkelerin ailenin güçlendirilmesi hedefinin milletler için bir beka meselesi haline geldiği noktasında görüş birliğine ulaştığını aktaran Bakan Göktaş, “Bu hedefimiz, sosyal politikalarımızın merkezinde belirleyici bir rol oynamaya devam edecek. Bütün dünyada meydana gelen ekonomik ve sosyopolitik dalgalanmaların ailelerin gelecek planlarını önemli ölçüde etkilemiştir. Bu durum karşısında ülkelerin geleceği açısından aileyi her türlü tehlike ve tehdide karşı korumak en önemli öncelikleri haline gelmiştir” dedi.
‘AİLE VE BİREYİN DAYANIKLILIĞINI ARTIRMAYI HEDEFLİYORUZ’
2 ülke arasında 2023 Aralık ayında ‘Sosyal Hizmetler Alanında İş Birliği Mutabakatı’ imzaladıklarını söyleyen Göktaş, “Bu mutabakatla aileyi korumaya ve güçlendirmeye yönelik sosyal politika geliştirme kapasitemizi güçlendirmeyi hedefliyoruz. Bunun yanı sıra çocuk hakları, kadının sosyal ve ekonomik statüsünün geliştirilmesi, birlikte çalışacağımız önemli konular arasında yer alıyor. Önümüzdeki süreçte bu mutabakat çerçevesinde başarılı çalışmalara imza atacağımıza yürekten inanıyoruz.
Sosyal politika yapıcılar olarak 50 sene, 100 sene sonrayı konuşuyorsak sosyal dokunun nasıl şekilleneceğini öngörmek ve buna göre adımlarımızı belirlemek durumundayız. Bu anlamda kapsamlı ve etkili sosyal destek mekanizmaları ile ailenin ve bireyin dayanıklılığını artırmayı hedefliyoruz” diye konuştu.
‘ÖNCELİKLİ ORTAĞIMIZ TÜRKİYE’
Macaristan Kültür ve İnovasyon Bakanı Janos Csak ise aile hayatının temelinin medeniyet olduğunu söyledi. Bakan Göktaş ile yaptıkları ikili görüşmede, ailenin güçlendirilmesine yönelik önerilerde ve fikir alışverişinde bulunduklarını kaydeden Csak, Macaristan’da ailelerin daha güçlü olmasına ve demografik değişikliklerin oluşturduğu tehditlere karşı aile yapısını korumaya yönelik çalışmalar yürüttüklerini ifade etti.
Türkiye ile bu konudaki planlarının ikili iş birliğinin ötesine geçtiğine dikkati çeken Csak, “Biz Macarlar, aile politikasının sağlıklı bir şekilde ilerlemesi için sesimizi yükseltiyoruz. Geçmişine değer vermeyen, geleceğine de değer vermez. Macar hükümeti aileyi merkeze alan ülkelerle iş birliği yapıyor. Öncelikli ortağımız, Türkiye’dir. Bundan sonraki ortak çalışmalarımıza büyük ümitlerle bakıyorum” diye konuştu.
Kuveyt Emiri Şeyh Mişal’ın ziyaretinin “tarihi” olduğunu vurgulayan Sönmez, Emir’in göreve yeni geldiğini, ilk önce Suudi Arabistan gibi komşu Körfez ülkeleriyle başlayan nezaket ziyaretlerinde bulunduğunu ifade etti.
Sönmez, Emir Şeyh Mişal’in Arap ülkeleri haricinde ilk ziyaretini Türkiye’ye yapacağına dikkati çekerek “Bu (ziyaret) hem bizim için hem bölgeye hem dünyaya küçük bir mesaj. Bu yıl 60. yıl dönümünü kutladığımız Kuveyt ile Türkiye arasındaki ilişkilerin ne kadar köklü, güçlü, muazzam ve gelecek vadeden bir zeminde olduğunu gösteriyor.” diye konuştu.

Tarihi olarak Kuveyt’le hem devlet düzeyinde ilişkilerin hem de halklar arası dostluk ve işbirliğinin muazzam seviyede ilerlediğine işaret eden Sönmez, bu noktada iki ülke liderliğinin kilit rol oynadığını belirtti.
Sönmez, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Kuveyt Emiri Sabah’ın liderlikleriyle ülke ilişkilerine bulunduğu katkının iki ülke arasındaki köprüleri güçlendirdiğini belirterek tarihsel olarak var olan ilişkiler ve köprülerin liderlerin güçlü iradesiyle daha da derinleşmiş olduğunu dile getirdi.
Türk dizilerinin bölgede ve tüm dünyada kültürel anlamda etkili olduğunu ancak bilhassa Körfez’de büyük bir etkisi ve hayran kitlesi bulunduğunu aktaran Sönmez, Türk kültürü, dili ve geleneklerinin merak edilip araştırıldığını söyledi.
Sönmez, hem akademik düzeyde üniversitelerden hem de hobi olarak bireylerden araştırmaya yönelik talepler geldiğini belirterek Türk dili için Büyükelçilik olarak girişimlerde bulunduklarını ve Türk dili merkeziyle Yunus Emre Kültür Merkezi açılması için beklentileri olduğunu anlattı.
Bu ziyaret kapsamında çeşitli anlaşmalar yapılacağını ve bunlar arasında kültüre katkıda bulunan belgelerin de olacağını aktaran Sönmez, “Asıl önemli beklentimiz ticaret hacmini artırabilmek. İki ülke arasında halihazırda güzel bir rakam (yaklaşık 700 milyon dolar) olmakla beraber potansiyelin beklentinin altında kaldığını düşünüyoruz. O yüzden de ticaret hacminin gelişmesi için bu ziyaretin anlamlı bir katkısı olacaktır.” ifadelerini kullandı.
TURİZM İLİŞKİLERDEKİ EN ÖNEMLİ ALANLARDAN BİRİ
Sönmez, turizmin de iki ülke arasındaki ilişkilerde güçlü temellerden biri olduğuna işaret ederek ülkelerin ve insanların, birbirlerini ziyaret ederek tanıdığını ve iş ilişkilerine girdiğini söyledi.
İki ülke arasında hem kültür hem de sağlık turizmi bulunduğunu anlatan Sönmez, şöyle devam etti:
“Kuveyt’ten Türkiye’ye geçen yıl 400 bin civarında turist geldi. Sağlık sektörümüzle Kovid-19’dan beri tüm dünyaya ispatlanmış haklı bir şöhretimiz var. Devlet olarak bu alanda çok güzel yatırımlar yaptık, örnek projelere imza atıldı. Kuveyt’ten de diğer Orta Doğu ve Körfez ülkelerinden olduğu gibi güvenle tedavilerini olmak amacıyla ülkemize gelen sağlık turizmi alanında vatandaşlar var.”
SAVUNMA SANAYİSİ, İŞBİRLİĞİ ALANLARINDAN BİRİ
Ticaret, kültür, sosyal ve ekonomik ilişkilerin her alanda artmaya devam edeceğini söyleyen Sönmez, “Bu ziyaretle beraber iki taraftan da savunma sanayisi işbirliğimizi artırmayı amaçlıyoruz. Kuveyt, geçen yıl Bayraktar TB2 insansız hava araçlarını satın aldı. Bu bizim için bu alanda Kuveyt’le yapılmış çok önemli bir adım oldu. Eminim de devamı gelecektir çünkü haklı bir şöhreti var savunma sanayimizin, ülkemiz bu alanda çok büyük hızlı ilerlemeler kaydetti. Kuveyt de çok yakından takip ediyor bu gelişmeleri, bu konu da bu ziyarette ele alınacak.” ifadelerini kullandı.
Sönmez, yatırım alanında karşılıklı ilişkileri geliştirmek istediklerini ve ziyarette yatırım işbirliği konularının da ele alınacağını belirterek şunları kaydetti:
“Ticaret hacminin artırılması, ticaret alanlarının çeşitlendirilmesi gündemimizde. Kuveyt pek çok alanda dışardan ürün tedarik etmek zorunda olan bir ülke. Türkiye, hem güvenilirliğiyle hem ürünlerinin kalitesiyle hem firmalarının profesyonelliğiyle tercih edilen ülkelerin başında geliyor. Altyapı, inşaat şirketlerinin çoğu da Türk şirketleri. Orada yapılan şu anda büyük bir havaalanı binası var, bu binayı da Türk şirket inşa ediyor. Bu anlamda bizim firmalarımıza güvenimiz tam. Türk şirketlerinin kalitesine olan inancımız, güvenimiz tam. Daha da ilerlemek istiyoruz hala potansiyelin çok altında kalan bir ticari işbirliğimiz var. Bu rakamların artması iki tarafın da kazanarak ilerlemesi.”
Sönmez, Türkiye’nin endüstriyel kapasitesi ve bilgi birikimiyle Kuveyt’in finansal uzmanlığı birleştiği zaman güzel bir ürün ortaya çıkacağına işaret ederek iki ülkenin örnek bir ilişki modeli oluşturacağını ifade etti.
Türkiye ve Kuveyt ilişkilerinin ve bu ziyaretin bölgesel anlamda güvenlik ve istikrara katkıda bulunacağına işaret eden Sönmez, son zamanlarda özellikle İsrail’in Gazze’ye saldırıları sonrasında Orta Doğu’da tedirginlik ve huzursuzluk hakim olduğunu belirtti.
Sönmez, Türkiye ve Kuveyt’in bölgedeki etkisine ilişkin, “Bölgesinde iki önemli aktör olan Türkiye ve Kuveyt’in işbirliğini artırması aynı zamanda bölgesel ve küresel güvenlik ile istikrara da katkıda bulunacaktır.” dedi.
KUVEYTLİLER TÜRKİYE’Yİ SEVİYOR
Sönmez, Kuveytlilerin Türkiye’yi sevdiğini ve çok iyi tanıdığını belirterek yaklaşık 5-10 yıldır Kuveytlilerin tatillerini Türkiye’de geçirdiğini, bazılarının mülk sahibi olduğunu ve sadece turist olarak değil, düzenli gelerek de dost ve komşu haline geldiklerini söyledi.
Kuveytlilerin Türkiye’yi daha yakından tanıdıkça daha çok sevdiklerini aktaran Sönmez, bu halklar arasındaki muhabbetin, güçlü bağın ve sevginin diğer alanlara da yansıyor olabileceğini ve iki devleti de diğer kurumları da daha çok işbirliğine sevk edebileceğini dile getirdi.
Sönmez, Kuveytlilere dair, “(Kuveytliler) Barışçıl, siyasi kültür anlamında da sosyal yaşamdaki kültür anlamında da itidalli, konuşmadan uzlaşmadan yana. Arabuluculuk rollerini üstleniyor hem bölgede hem uluslararası siyasette. Uluslararası normlara, kanunlara, kural ve kaidelere çok hürmet eden, özellikle uluslararası organizasyonlarda, Birlemiş Milletlerde birçok konuda ortak hareket ettiğimiz, aynı sayfada durduğumuz, benzer savları savunduğumuz bir ülke. Filistin’de, Gazze’de yaşanan insanlık dramında Türkiye ve Kuveyt ilk harekete geçen, ilk seslerini yükselten, aynı zamanda yardım kampanyalarında da öncü olan ülkelerden. Kendi ülkemizle gurur duyduğumuz kadar Türkiye’nin Kuveyt Büyükelçisi olarak diyebilirim ki yakından gözlemlediğimiz kadarıyla Kuveyt de insani yardım konusunda başa baş gittiğimiz ülkelerden bir tanesi.” değerlendirmesini yaptı.
6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerde ilk yardıma koşan dost ülkelerden birinin Kuveyt olduğunu aktaran Sönmez, kendisinin de Kuveyt Sosyal Hizmetler Bakanı ile birlikte askeri yardım uçağıyla deprem bölgesine giderek yerinde gözlem yapabilme imkanı bulduğunu söyledi.
Sönmez, Kuveyt’in o dönemde ciddi miktarda maddi yardım da yaptığını hatırlatarak “Zor zamanda birbirinin yanında olan iki ülke Kuveyt ve Türkiye. Umarım güzel işbirliğimiz hiç bozulmaz ve artarak devam eder.” dedi.
“BARIŞ LİMANI KUVEYT”
Kuveyt’in bölgesinde bir barış limanı olarak bilindiğinin altını çizen Sönmez, kendi yakın tarihinde işgal gibi acı olaylar yaşadıklarını ve hala bu acının taze olduğunu söyledi.
Sönmez, o nedenle Kuveyt’in, siyaseten çok hassas hareket ettiğine işaret ederek uluslararası hukukun ve uluslararası ittifakın gücüne inanan bir ülke olduğunu vurguladı.
Kuveyt’in insan hakları, Müslüman karşıtlığıyla (İslamofobi) mücadele ve sosyal adalet gibi birçok konuda Türkiye’nin ittifak halinde olduğu, uluslararası organizasyonlarda, BM’de oydaş olduğu bir ülke olarak nitelendirilebileceğini kaydeden Sönmez, sözlerini şöyle tamamladı:
“(Kuveyt) Türkiye ile de şu ana kadar muazzam derecede olumlu seyreden bir ilişkisi var. Elbette başta ticaret ve karşılıklı yatırımlar olmak üzere işbirliğimizi ilerletebileceğimiz, gerçek potansiyelimizi hayata geçirebileceğimiz birçok alan bulunmakta. Bölgesel bağlamda ise maruz kaldığımız yeni sınamalar karşısında barış ve istikrar noktasında ortak vizyona sahip ülkelerimiz arasındaki dostluk bağını güçlendirmemiz büyük önem taşımakta. Kuveyt ile Türkiye arasındaki bu örnek ilişkinin pek çok ülkeye de bir rol model teşkil edeceği kanaatindeyim.”
NEDEN HEDEFTE TÜRKİYE VAR?
Konuyla ilgili CNN Türk ekranlarına açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Ali Murat Kırık casusların neden Türkiye’yi hedef aldıklarını anlattı;
“Biliyorsunuz Orta Doğu açısından da değerlendirdiğimizde, Avrupa açısından da değerlendirdiğimizde kilit bir noktada yer alıyor. Dolayısıyla bunun karşılığı da ister istemez tabii ki bu tarz casusluk faaliyetlerinin merkezinde olması olacaktı.
Şu anda da sosyal medyada çok yoğun şekilde bu casusluk faaliyetlerinin yaşandığını, meydana geldiğini görüyoruz. Özellikle kendilerini polis olarak tanıtan, savcı olarak tanıtan ya da yurt dışında işte Amerikan askeri, İngiliz askeri olarak tanıtan kişilerin çok yoğun olduğunu görüyoruz.”
BU CASUSLUK AĞINA DÜŞMEMİZİN ASLINDA İKİ TEMEL SEBEBİ VAR
Bunlardan bir tanesi kendi elimize verdiğimiz veriler. Zaten açık kaynak istihbarat dediğimiz bir kavram vardır.
Açık kaynak istihbaratı sosyal medya mecraları, internet siteleri, uygulamalarda bıraktığımız dijital izler, kendi elimizde bıraktığımız bu uygulamalar ister istemez tabii ki casusluk amacıyla kullanılıyor.”

GÖZ BOYAYACAK BİLGİLERLE KARŞIMIZA ÇIKIYORLAR
İnternet ortamında dolaşırken karşımızdaki kişilerle sohbet sırasında nasıl davranmamıza değinen Murat Kırık;” Bir de internet ortamından bizimle ilgili belge almak isteyen, bilgi toplamak isteyen kişiler var. Şimdi diyebilirsiniz ki bir kişi bana yazsa ne olur?
Bu tarz profilli kişiler bir anda takibi almaya başlıyorlar, benimle sohbet etmeye başlıyorlar. Nasılsın, iyi misin? Ben Amerika’da çalışıyorum. Amerikan ordusunda çalışıyorum.
Türkiye’ye gelmek istiyorum. Türkiye’de çok güzel hayat şartları olduğunu gördüm. Bana bunlarla ilgili bilgi verir misin? Vesaire diyorlar.
Bu da aslında bir casusluk faaliyeti. Çünkü istihbarat demek hem açık kaynak hem kapalı kaynak istihbarat. Bazen bizim bıraktığımız bu noktadaki dijital izler çok ciddi sorunları beraberinde getiriyor.” dedi.
NE PAYLAŞTIĞIMIZA VE NE İNDİRDİĞİMİZE DİKKAT ETMELİYİZ
Ayrıca telefon veya bilgisayar kullanırken paylaştıklarımıza ve indirdiğimiz uygulamalara çok dikkat etmemiz gerektiğini belirten Kırık; Paylaşımlarımıza da artık bugün iki kere dikkat etmemiz lazım. Kullandığımız uygulamalar, hatta aldığımız cep telefonları bunlar bile aslında casusluk amacıyla kullanılabilir.
Bazen bir uygulama indiriyoruz. Bu uygulamaya diyoruz ki işte eğlenceli bir uygulama, bir oyun görünümü bir uygulama. Aslına bakarsanız bu bir casus uygulama olabiliyor. Biz hep dolandırıcılardan korkuyoruz.
“ÇOCUKLARA KENDİ YAŞTILARIYMIŞ GİBİ DAVRANIYORLAR”
Yani dolandırıcılar bu bilgileri almak istiyorlar, bizim hesaplarımızı boşaltmak istiyorlar. Yani benim telefonumdaki bütün dataya ulaşabiliyorlar mı?
Çünkü yaş grubu fark etmeksizin eğer ulaşıyorlarsa çok basit bilgileri ne yapacaklar ki? Çocuklara da aynı durumu gerçekleştiriyorlar. Çocuklarla da kendi yaşıtlarıymış gibi gösteriyorlar.
“İSRAİL’İN PEGASUS YAZILIMI ÖNEMLİ KİŞİLERİ DİNLEMİŞTİ”
Hatta bu geçmişte biliyorsunuz İsrail’in NSO firmasının Pegasus isimli bir casus yazılımı vardı. Bu casus yazılımı ülkelerin, devletlerin liderlerini dinledi. Bunları da yine CNN Türk ekranlarında bildiğiniz üzere uzun uzadıya konuşmuştuk. dedi.
BENİM KİŞİSEL VERİLERİMİN ÇALINMASINDAN NE OLACAK DEMEYİN
Konuyla ilgili açıklamalarına devam eden Profesör Dr. Ali Murat Kırık, ülkede 86 milyon kişinin olduğunu ve çoğunluğun bu şekilde düşünmesi durumunda elde edilen verilerin toplanıp yapay zekaya analiz ettirilme riskinin olduğunu vurguladı.
Bunun sonucunda oluşabilecek risklere değinen Murat Kırık, 2016 yılında gerçekleşen ABD seçimlerindeki manipülasyonu örnek gösterdi. Yani elde edilen verilerimiz ile aynı riskin yıllar sonra ülkemizde de ortaya çıkabileceğini, bu nedenle uygulamaları kullanırken “benim verilerimden ne olur” denilmemesi gerektiğini belirtti.
Ayrıca öğrenilmemesi gereken şeylerin casuslar tarafından öğrenilmesinin de gelecek yıllarda ülke dinamiğini olumsuz yönde etkileyerek vatandaşların dilediği gibi yönlendirilmesi riskinin de olduğu belirtildi. Bunun da haklının haksız, haksızın ise haklı olma durumunu ortaya çıkarabileceği aktarıldı.
“ARTIK DİJİTAL DÜNYA ÇOK CİDDİ BİR RİSK”
Dijital Dünyanın artık çok büyük bir risk olduğunu belirten Murat Kırık, bu konuda ciddi önlemler alınması gerektiğini şu sözlerle ifade etti:
Artık dijital dünya çok ciddi bir risk. Bu tarz risklere karşı karşıya kalmamak adına yerli milli uygulamalar, yazılımlar kullanılmasının son derece önemli oldu.

2016 YILINDA KULLANICI VERİLERİYLE SEÇİMLER MANİPÜLE EDİLDİ
Diyoruz ki bu uygulamaları indirmeyin. Sonra ne deniyor? Ya benim verimle ne olacak? Benim kişisel verimle ne olacak? Herkes bunu derse, burada Türkiye’de 86 milyon vatandaşımız var.
Bunların hepsi toplanırsa ve bundan sonraki süreçte bunlar yapay zeki algoritmaları aracılığıyla anlatılabilirse, 2016 yılında karşımıza çıkan Amerika’daki başkanlık seçimlerinin nasıl manipüle edildiğini gördünüz değil mi?.
İnsanların bilinçaltına siz bu sayede sosyal medya aracılığıyla insanların hassas noktaları tespit ederseniz, öğrenirseniz ne olur? İnsanların istemediği şeyleri öğrenirseniz ne olur? O zaman siz onların karşılığında bir propaganda yürütürsünüz. Ülkenin iş dinamiklerini bozmuş olursunuz. Benim korkum bu zaten.

“ÜLKENİN DİNAMİKLERİ BOZULUR”
Ülke dinamiklerinin bilinçsiz bir kullanımdan dolayı zarar görmesine değinen Murat Kırık bu durumun Türkiye’ye fayda sağlamayacağını aksine büyük zarar sağlayacağını şu sözlerle belirtti:
Bu durum Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne fayda sağlamaz. Türkiye’nin dış mihraklardaki düşmanlarına yarar sağlar. Aklımızı başımıza almamızın ben çok doğru olduğunu düşünüyorum.
Bu tarz sosyal medyada paylaşım yaparken, size bu tarz sorular sorarken, işte ben dostum, gel yurt dışında eğitim imkanı var, gel yurt dışında çok fazla maaş alacaksın, ekonomik sorunlar burada yok diyen insanlara, siz kişisel verilerinizi, bilgilerinizi sunarsanız, buradaki işin ortamlarını anlatırsanız ne olacak? Bunların hepsi toplanacak, yapay zekâ ile analiz edilecek. Antipropaganda oluşturulacak. Lütfen dikkat edelim efendim.”
Genel kurul oturumunda konuşan Yılmaz, Özbekistan’ın gelecekteki başarısına yönelik güveni artırdığını, geleceğe dönük olumlu sonuçlar alındığında yatırımların da Özbekistan’a yöneleceğini ifade etti. DEİK/Türkiye-Özbekistan İş Konseyi Başkanı Özgür Onur Özgüven ise “Özbekistan Cumhuriyeti’nin 6 sektörle ilgili Türkiye’den talebi oldu. Bunlar mobilya sektörü, İlaç sektörü, kuyumculuk, Tekstil, İnşaat malzemeleri ve Şişe cam. Özellikle bu 6 sektörle ilgili Türkiye’den yatırım ve destek bekliyorlar” dedi.
Forum, başkentteki kongre merkezinde 2 Mayıs Perşembe günü saat 10.00’da başladı. 93 ülkeden 2 bin 500 katılımcının yer aldığı foruma Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yanı sıra Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası Başkanı Odile Renaud-Basso, Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu İcra Sekreteri Tatiana Molcean, OPEC Uluslararası Kalkınma Fonu Başkanı Dr. Abdulhamid Alkhalifa, Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdülaziz bin Selman, Azerbaycan Ekonomi Bakanı Mikayıl Cabbarov da katıldı. Forumda dijital dönüşüm, ulaşım ve lojistik rotalarının geliştirilmesi, alt yapı ve ‘yeşil ekonomi’ alanlarında konuşmalar yapıldı.
Forumun açılış konuşmasını Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev yaptı. Mirziyoyev geçen 3 yılda bu etkinliğin çok taraflı işbirliğinin genişletilmesi, önemli konuların tartışılması, ileri fikir ve yaklaşımların geliştirilmesi için etkili bir forum haline geldiğini belirtti.

“HİÇ BİR ÜLKE BU KADAR CİDDİ SORUNLARI TEK BAŞINA ÇÖZEMEZ”
Miziyoyev “Dünya düzeninde derin dönüşüm süreçleri yaşanıyor. Mal ve hizmet tedarik zincirlerindeki aksamalar, uluslararası ticaretin azalması, yatırım akışlarının azalması, iklim felaketlerinin artması durumun ne kadar istikrarsız ve kırılgan olduğunu açıkça gösteriyor. Elbette, bugün dünyada yatırımcılar açısından benzeri görülmemiş bir mücadelenin yaşandığını çok iyi anlıyoruz. Ancak değişmez bir gerçek giderek daha açık hale geliyor. Hiçbir ülke bu kadar ciddi sorunları tek başına çözemez. Karşılıklı güven ve saygı ruhu, karşılıklı destek ilkesi, uzun vadeli işbirliğinin güçlü bir dayanağı olmaya devam edecektir” dedi.
“ANA HEDEFİMİZ ÖZBEKİSTAN’I YABANCI YATIRICILAR İÇİN GÜVENİLİR HALE GETİRMEK”
Cumhurbaşkanı Mirziyoyev “Ülkemizdeki yatırım ve iş ortamını temelden iyileştirmek ve bu yoldaki engelleri kademeli olarak ortadan kaldırmak için kararlı adımlar attık. Bu nedenle her yatırımcının kendini özgür ve güvende hissedebilmesi için büyük çaplı reformlar gerçekleştiriyoruz. Ana hedefimiz Özbekistan’ı yabancı yatırımcılar için güvenilir ve uzun vadeli bir ortak haline getirmektir Devletimiz piyasa ilişkilerinin geliştirilmesini, yatırımcıların haklarının güvenilir şekilde korunmasını, elverişli yatırım ve iş ortamının daha da iyileştirilmesini, adil rekabet için daha geniş koşulların yaratılmasını, özel mülkiyetin dokunulmazlığını ve yargı sisteminin bağımsızlığını üstlenir” ifadelerini kullandı.
YATIRIMLAR ÖZBEKİSTAN’A YÖNELECEK
Mirziyoyev’in açılış konuşmasının ardından Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da genel oturumda konuşma yaptı. Yılmaz konuşmasında Özbekistan gibi reform ve dönüşüm yapabilen ülkelerin çok az olduğunu belirtti. Yılmaz, Özbekistan’ın gelecekteki başarısına yönelik güveni artırdığını, geleceğe dönük olumlu sonuçlar alındığında yatırımların da Özbekistan’a yöneleceğini ifade etti.
TÜRK UZMANLARLA BİRLİKTE ÇALIŞIYORUZ
Özbekistan Tarım Bakanı Ibrohim Abdurahmonov “Elbette her ülkenin yatırıma ihtiyacı var. Gayri safi yurtiçi hasılayı daha da iyileştirmek ve istihdam yaratmak için yatırıma ihtiyaç var. Bu forum sadece Özbekistan için değil, diğer ülkeler için de önemli. Bugünkü foruma 93 ülkeden 2 bin 500 katılımı var. Türkiye ile olan sözleşmelerimiz ve ilişkilerimiz her yıl artmaktadır. Tarım arazilerini genişletmek için Türk uzmanların deneyimlerinden yararlandık. Türkiye Cumhuriyeti Tarım Bakanlığı arazi sulama için önerilerde bulundu. Denemek için birkaç bölge seçtik ve bir tarımsal sulama sistemi getirdik. Meraları genişletmek ve ekolojik sorunları çözmek için Türk uzmanlarla birlikte çalışıyoruz. Türkiye’den ilk defa pamuk alanında yeni çeşitler getiriyoruz, bu da yeni yatırımlara zemin hazırlıyor.” dedi.
1.7 MİLYAR DOLARLIK TÜRK YATIRIMI VAR
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Özbekistan İş Konseyi Başkanı Özgür Onur Özgüven “Bu 3’üncüsü, ben diğerlerine de katıldım. İlkinde panelist olarak katılmıştım. İnşaat sektörünü anlatmak üzere, ilk yıla göre bu yıl ki katılım olağanüstü. 93 ülkeden katılım var. Bunu nedeni de Özbekistan’ın büyüme trendinde olması, 2018 yılından bu yana yüzde 100 oranında bir büyüme var. Yıllık ticaret hacmi 90 milyarın üzerinde… Ülke nüfusuna göre az ama bunu büyütmek için çalışmalar yapılıyor. Büyük yatırımlar var. Enerji anlamında büyük yatırımlar düşünüyorlar ve planlıyorlar. Bu da dünya ülkelerinin bu foruma ilgi göstermesinin sebebi. Türk firmaları da forumda var. 2017 yılında yani Özbekistan dünya piyasasına açıldığında Türkiye’li firmalarında buradaki yatırımları büyüdü. Yaklaşık 1.7 milyar dolarlık Türk yatırımları var. Enerji, Sağlık ve tekstil alanında Türk yatırımları da çoğalıyor. Toplamda 260 projeyi Türk müteahhitler üstlendi. Bunun da rakamı yaklaşık 7 milyar dolar seviyesinde. Türk yatırımları büyüyerek gidiyor bizde, DEİK Türkiye-Özbekistan İş Konseyi olarak yatırımların çoğalması için burada uğraşıyoruz. Türk yatırımcılara destek olmaya çalışıyoruz.
6 SEKTÖRLE İLGİLİ TÜRKİYE’DEN YATIRIM BEKLİYORLAR
Özgüven “2023 yılının Aralık ayında, Karma Ekonomik Komisyon toplantısı yapıldı. Orada Özbekistan Cumhuriyeti’nin 6 sektörle ilgili Türkiye’den talebi oldu. Bunlar mobilya sektörü, İlaç sektörü, kuyumculuk sektörü, Tekstil, İnşaat malzemeleri ve Şişe cam. Özellikle bu 6 sektörle ilgili Türkiye’den yatırım ve destek bekliyorlar. Bizde önümüzdeki dönem bununla ilgili çalışmalar yapacağız. Bizim de bir çalışmamız olacak. Onu da duyurmak istiyorum. Özbekistan’da 12 vilayet var. Biz de 12 ay 12 vilayet mottosuyla Özbekistan’ın bütün vilayetlerini aylık olarak Türk iş insanlarına tanıtmak istiyoruz. 2017 yılının sonunda geldik biz buraya. O zamanki firma sayısı ikili rakamlardaydı. Şuan Bin 900 Türk firma var. Kayıtlı Türk çalışan 2017 yılında 4 bindi, şuan 10 binin üzerinde. Türk iş insanların ciddi anlamda buraya yoğun ilgisi var. Bunun en büyük nedeni kültürel bağ, buraya gelen herkes kendini vatanında kabul ediyor.
FIRSATLARI DEĞERLENDİRMEK İÇİN BURADAYIZ
Serman İnşaat İş Geliştirme Direktörü Ulaş Hacıefendioğlu “Özbekistan’daki yatırım fırsatlarını değerlendirmek için buradayız. Özellikle enerji ve data sever yatırımları konusunda çok hızlı atılımlar içinde bizde bu atılımları takip etmek olası fırsatları değerlendirmek için buradayız. Yurt dışından çok fazla katılımcı var. Oldukça güzel projelerin imzaları atıldı. Türkiye’den çok fazla katılım görmedim. Genel de orta doğu ve Avrupalı şirketler çok fazla. Ama pazarda özellikle enerji ve diğer madem yatırımlarından dolayı ciddi bir büyüme gözüküyor.” dedi.
HEM KALİTELİ HEM UYGUN FİYATLI TÜRK ÜRÜNÜ ALAMAYACAK
Türkiye’nin uyguladığı yaptırımların ardından İsrail’in yeni tedarikçi bulma sıkıntısı yaşayacağı da biliniyor. Zira, daha önce ucuza ve kaliteli olarak Türkiye’den temin ettiği ürünleri şimdi İsrail; uzak pazarlardan daha pahalıya alacak. Kızıldeniz krizinin yaşandığı, navlun fiyatlarının arttığı, küresel ticarette daralmanın yaşandığı bir ortamda İsrail’in zor durumda kalacağına vurgu yapılıyor.
Öte yandan, iki ülke ekonomik ilişkileri İsrail’in Gazze’ye yönelik acımasız saldırılarına paralel azalarak bugüne kadar geldi. İsrail ile Türkiye arasındaki ticaret hacminde işgalin başladığı Ekim 2023’ten itibaren dikkat çekici bir düşüş yaşandı. Hatta İsrailli firmalar, aylar öncesinde söz konusu gerilemenin ülke ekonomisine ciddi zarar vereceği yönünde açıklamalarda bulunmuştu. Pazar ağını her zaman artırarak ürünlerini dünyanın dört bir yanına ulaştıran Türk ihracatçıların yöneldikleri alternatif ülkeler kısa sürede İsrail’in yerini aldı.

ÇELİK SEKTÖRÜ ALMANYA İLE IRAK’A YÖNELDİ
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre; İsrail’e nisanda yapılan dış satım, işgalden önceki eylül ayına kıyasla yüzde 39,42 azalarak 461,9 milyon dolardan 279,8 milyon dolara kadar indi. İsrail, eylül ayında çelik sektörünün en fazla ihracat yaptığı ikinci ülkeyken, nisanda 22’nci sıraya düştü. Çelik sektörünün eylülde 92,4 milyon dolar olan ihracatı nisan ayında yüzde 82,46 azalarak 16,2 milyon dolara geriledi. Söz konusu süreçte çelik sektörü, İsrail yerine özellikle Almanya, ABD ve Irak’a yöneldi.
HUBUBAT VE YAŞ SEBZENİN PAZARI HAZIR
Hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri ihracatında İsrail en çok dış satım yapılan 8’inci ülke iken nisan ayı itibarıyla 14’üncü sırada bulunuyor. Eylülde yaş meyve ve sebze sektörünün en fazla dış satım yaptığı 5’inci ülke olan İsrail, nisanda 36’ncı sıraya kadar çekildi. Ülkeye, hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri ihracatı 33,1 milyon dolardan 15,3 milyon dolara; yaş meyve ve sebze sektörünün dış satımı da 10,3 milyon dolardan 426 bin dolara indi. İsrail’in yerine hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektöründe Suriye, Almanya, Libya, Venezuela; yaş meyve ve sebzede ise Ukrayna, Polonya ve Bulgaristan öne çıktı.
“YETERLİ GÜCÜMÜZ VE TECRÜBEMİZ VAR”
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, Türkiye’nin ihracat hedeflerine ulaşmasının İsrail’le yapılan ticarete bağlı olmadığını, bunun ötesinde bir çerçeve taşıdığını vurguladı. Avdagiç, “İsrail ile ticareti tamamen durdurmamızın amacı, bu ülkeyi “kalıcı ateşkese” zorlamak ve “Gazze’ye kesintisiz yardımların” bir an önce başlamasını sağlamak. Bundan sonra açık ki, ticareti yeniden başlatmak İsrail’in atacağı adımlara bağlıdır. Bu sürede iş dünyamızın ve hükümetin yapacağı çalışmalar, muhtemel kayıpları en aza indirecektir. Kazanacağımız yeni pazarlar, İsrail ile ticareti tamamen durdurmadaki gücümüzü ve kararlılığımızı gösterecektir. İhracatının büyük bölümünü İsrail’e yapan firmalarımızın önümüzdeki süreçte üretimden kopmamaları için desteklenmeleri yerinde olacaktır” dedi.
“İNSANLIK TİCARİ KAYIPTAN ÖNEMLİ”
İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Kazım Taycı, devletin ticaret yasağı kararına saygı duyduklarını, karşı tarafta ciddi bir zulüm ve soykırım olduğunu dile getirdi. Taycı, “Bunun neticesinde ticari faaliyetlerin durdurulması da zulmün önüne geçme noktasında bir engel ise biz tabii ki bu adımı sonuna kadar destekliyoruz. Yani buradaki ticari kaybımızı önemsemeksizin destekliyoruz. Bizler yine üreticiler olarak ihracat kaybımızı karşılamak üzere hem bölgemizde hem de dünyanın diğer bölgelerinde hızla pazar arayışına girmemiz lazım diye düşünüyorum. Şu anda ben İsrail’e şu kadar mal satıyordum diye üzülmenin artık hiç kimseye bir faydası yok. Yapmamız gereken hemen numunelerimizi ve bavullarımızı elimize alıp sahaya çıkmak” diye konuştu.
“AÇIĞI HER TÜRLÜ KAPATABİLİRİZ”
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili ve İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Tecdelioğlu, hükümetin aldığı kararı takdirle karşıladıklarını belirterek, “Orada Müslüman kardeşlerimize yapılan uygulamalardan biz de çok büyük üzüntü duyuyoruz. Uzun yıllardan beri İsrail’le olan ticaretimiz ve alınmış işlerle ilgili ciddi mağduriyet söz konusu. Özellikle metal, alüminyum ve mutfak sektörünün birçok alınmış projeleri bulunuyor. Firmalarımızın mağduriyetleri giderecek bir çözüm noktasında hükümetimizin alacağı kararları beklemekteyiz. Biz kaybı telafi edecek yeni pazarlar ararız. İhracatçılar Birliği olarak dünya pazarlarında muhakkak alternatif pazarlar bulunarak onu telafi etme yönünde çalışmalarımıza devam edeceğiz” açıklamasını yaptı.

“OTOMOTİVDE TİCARET DENGESİ LEHİMİZE”
Türkiye’den otomotiv de ihraç edilmeyeceği için bu konuda ülkemize bağımlı olan İsraillerin binecek araç bulamayacak hale gelebileceği değerlendiriliyor. Çünkü Türkiye, Orta Doğu pazarının üretim ve dağıtım üssü konumunda. Bölgenin otomotiv ihtiyacının çoğu buradan karşılanıyor.
Türkiye’nin İsrail’e yaptığı otomotiv ticareti yıllık 600 milyon doları geçiyor. İsrail’e karşı ticaretimizde en avantajlı sektör olan otomotivde 2022 ihracatımız binek araçlarda 561 milyon 581 bin doları gördü.
Bu rakam 2011’de yıllık 343 milyon 993 bin dolardı. Her yıl artarak devam eden otomotiv ihracatında Türkiye net satıcı pozisyonunda. Verilere göre; İsrail’den aldığımız otomotiv ve yedek parça miktarı ise yalnızca 1 milyon 481 bin dolar seviyesinde. İsrail otomotiv ticareti yaptığımız ülkeler arasında ilk 20 ülke arasında iken, tam sıralamada 11’inci sırada bulunuyor.
SATIŞLARIN %60’I BİTMİŞ ARAÇLAR
İsrail’in Türkiye’den satın aldığı otomobillerin yüzde 60’ı binmeye hazır bitmiş ürün durumunda. Ticaret Bakanlığı istatistiklerine göre; 2022’de alınan binmeye hazır otomobillerin parasal karşılığı 393 milyon 877 bin dolar olarak hesaplandı. İhracatın kalan 168 milyon dolarlık kısmını otomotiv yedek parça ve aksesuarları oluşturuyor.
Otomotiv sektöründe İsrail’den neredeyse sıfıra yakın ithalat yapılıyor. Türkiye’nin üretim üssü olması ve ithal markaların da dağıtım ağının ülkemizde bulunması İsrail’in otomotiv konusunda elini kolunu bağlıyor.
Dağlıoğlu, AA muhabirine, denetim ve danışmanlık firması EY’nin 2023 yılı için yayınlayacağı Avrupa’nın en çok Uluslararası Doğrudan Yatırım (UDY) çeken ülkeleri raporunun öncül sonuçlarına ilişkin değerlendirme yaptı.
Buna göre, Avrupa’da Kovid-19 salgınından sonra ilk defa bir önceki seneye göre UDY projelerinde düşüş yaşandığını belirten Dağlıoğlu, bu azalışın arkasında düşük ekonomik büyüme, yüksek enflasyon, artan enerji fiyatları ve jeopolitik risklerin bulunduğunu söyledi. Dağlıoğlu, Avrupa’da geçen yıl bir önceki yıla göre yüzde 4’lük düşüşle 5 bin 694 yatırım projesinin duyurulduğunu ifade etti. Avrupa’nın bu proje sayısıyla Kovid-19 salgını öncesi 2019 yılı seviyesinin yüzde 11 ve 2017’deki zirvenin yüzde 14 altında kaldığını belirten Dağlıoğlu, “Hizmet sektörlerindeki uluslararası doğrudan yatırım projeleri önemli ölçüde azalırken, imalat sektöründeki düşüş yüzde 1 ile sınırlı kaldı.” diye konuştu.
Dağlıoğlu, Fransa’nın geçen yıl en fazla proje çekmesine rağmen 2022’ye kıyasla yüzde 5’lik düşüş yaşadığını aktararak ikinci sırada yer alan Birleşik Krallık’ın proje sayısının ise yıllık yüzde 6 arttığını, üçüncü sıradaki Almanya’nın proje sayısının yıllık yüzde 12 azaldığını kaydetti.
“TÜRKİYE BİR ÖNCEKİ YIL 5’İNCİ SIRADA YER ALMIŞTI”
Türkiye’nin salgın sonrası dönemde, Avrupa’nın en çok uluslararası doğrudan yatırım çeken ülkeleri arasındaki istikrarlı yükselişini geçen yılda da sürdürdüğünü bildiren Dağlıoğlu, şöyle devam etti:
“Türkiye 2020 yılında Avrupa liginde 7’nci sırada, 2022 yılında ise 5’inci sırada yer almıştı. Ülke, 2023 yılında çektiği 375 uluslararası doğrudan yatırım projesi ile ilk 10 ülke arasında 4. sıraya yükseldi. Bir önceki yıla nazaran gösterdiği yüzde 17’lik yükselişle Türkiye, artış hızı bakımından da 2023’te ilk 10 ülke arasında 1’inci sırada yer aldı. Kıta genelinde özellikle imalat projelerinin sayısında toplamda azalma gözlenirken tedarik zincirlerinin yeniden kurgulanması ve yakın ülkelerden tedarik gibi etkenler, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu sayılı kıta ülkesinin daha fazla imalat projesi çekmesini sağladı.”
“ULUSLARARASI YATIRIMCILARA ÜST DÜZEY BİR YATIRIM DENEYİMİ SUNMAK İÇİN ÇALIŞIYORUZ”
Dağlıoğlu, Türkiye’nin küresel düzeyde cazip bir yatırım destinasyonu olduğunun altını çizmek ve ülkeye gelen uluslararası yatırımcılara üst düzey yatırım deneyimi sunmak için çalıştıklarını dile getirerek şunları kaydetti:
“Türkiye, stratejik konumu ve güçlü yatırım ortamı ile yatırımcılar için öne çıkan bir destinasyon haline geldi. 2023 yılında çektiğimiz 10,6 milyar dolarlık uluslararası doğrudan yatırım, bu başarının en somut göstergesi. Avrupa genelinde yavaşlayan yatırım eğilimlerine rağmen Türkiye, altyapısını güçlendirerek ve ekonomisini çeşitlendirerek uluslararası yatırımcılar için cazip bir merkez haline geldi. İspanya’yı geride bırakarak Fransa, İngiltere ve Almanya’nın ardından dördüncü sıraya yerleşmiş olmamızı önümüzdeki dönem açısından da son derece olumlu buluyoruz.”
Son 10 yıla bakıldığında ise Türkiye’nin Orta ve Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’yı kapsayan geniş bir coğrafyada özellikle imalat sektöründeki yatırımlarda lider pozisyonunu koruduğunu anlatan Dağlıoğlu, “Bu bölgelerde imalat yatırımlarının yüzde 21,7’sini çekerek en fazla imalat yatırımı çeken ülke olduk. 2013 yılından bu yana gerçekleşen genişleme tipi yatırımların da yüzde 19,1’ini çekerek en fazla genişleme yatırımı çeken ülke olarak ilk sırada yer alıyoruz.” diye konuştu.
Uraloğlu, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Abu Dabi şehrinden de Trabzon’a direkt uçuş talebi geldiğini, bunu da yakında başlatacaklarının müjdesini verdi. Bakan Uraloğlu, Bu kapsamda Trabzon’a uzun yıllar hizmet verecek Yeni Havalimanı Projesini de yatırım programına aldıklarını belirterek, “Yatırımlarımız bunlarla sınırlı değil, Trabzon Büyükşehir Belediyesi ile imzalanan protokol çerçevesinde Trabzon’a 31.9 kilometre uzunluğunda kent içi raylı sistemi de kazandıracağız.” dedi.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, MÜSİAD’ın katkılarıyla gerçekleşen Trabzon’dan Dünyaya Turizm Zirvesi toplantısına katıldı. Tarih, kültür ve nadide doğal güzelliklerin iç içe yaşadığı Türkiye’nin turizm olanakları açısından dünyanın turizm cennetlerinden biri olduğunun altını çizen Uraloğlu, “Binlerce yıl öncesine dayanan kadim tarihi, turkuaz mavisi denizleri, temiz kumsalları, yeşil ormanları, karlı dağları, yaylaları ve elbette eşsiz Türk mutfağına sahip olması bakımından da ayrıcalıklı bir ülkeyiz. Bu saydığım özelliklerin hepsi Trabzon’umuzda da mevcut. Karadeniz’iyle, başı dumanlı dağlarıyla, yemyeşil ormanlarıyla, doğa harikası yaylalarıyla, insanıyla Trabzon Türkiye’nin minyatürüdür, özüdür.” dedi.

“GEÇEN YIL 56.7 MİLYON ZİYARETÇİ İLE 54.3 MİLYAR DOLAR TURİZM GELİRİ ELDE EDİLDİ”
Trabzon’un her yerinin bir başka güzel olduğunu söyleyen Bakan Uraloğlu, “Haldizen, Karester, Şolma, Mavura, Kadırga, Sisdağı, Hıdırnebi, Beypınarı, Haçka, Sultanmurat gibi başı dumanlı yaylaları, Sümela, Uzungöl, Aygır Gölü, Balıklı Göl, Altındere Vadisi Milli Parkı, Kayabaşı Tabiat Parkı, Çalköy Mağarası, Sera Gölü ve Değirmendere gibi eşsiz doğa harikalarıyla Allah-u Teala özene bezene yaratmış. Birçok vatandaşımızın, hatta başka ülkelerin resimlerde, televizyonlarda, mecmualarda gıptayla gördüğü manzaraları biz doyasıya yaşadık, yaşıyoruz hamdolsun. Ancak elbette sadece bu değerlere sahip olmak yetmiyor. Bu eşsiz kıymetleri ilk olarak en iyi şekilde korumak ardından da tüm dünyaya tanıtmak ve ziyaretçiler ile bir araya getirmek gerekiyor. Ülke olarak turizm sektörünün önemini ve gerçek manada merhum Cumhurbaşkanımız Sayın Turgut Özal’ın turizm için kullandığı “bacasız sanayi” ifadesi ile anlamaya başladık. Geçen yıl 56,7 milyon ziyaretçiyle 54,3 milyar dolar turizm geliri elde ettiğimizi düşünürsek bu ifadenin hiç de yersiz olmadığı görülüyor. Bu sadece turizm sektörünün başarısı değildir. Bu başarı aynı zamanda güvenlik politikalarımızın ve ulaştırma yatırımlarımızın bir tezahürüdür.” diye konuştu.
“Son 22 Yıla 100 Yıllık İşler Sığdırdık”
Türkiye’nin en ücra köşelerindeki turistik aktivitelerin yanı sıra, doğusundan batısına her bir ile güvenle ve konforla erişebildiğini belirten Uraloğlu, “Bu 22 yıllık AK Parti iktidarının istikrarlı yönetimi sayesindedir. Burada mütevazı olmayacağım: Sanayi, lojistik, haberleşme, tarım, kültür, sanat, spor birçok alana dokunduğumuz gibi turizmin bu noktaya gelmesinde de Bakanlığımızın büyük emeği vardır. Ülkemizin avantajlı coğrafi konumunun potansiyelini en üst düzeye çıkarmak için Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğinde son 22 yıla 100 yıllık işler sığdırdık. Ulaşım ve haberleşme altyapımıza 275 milyar dolar yatırım gerçekleştirdik. Bu cennet ülke öyle bir konuma sahip ki sadece 4 saatlik uçuş süresiyle Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarındaki 1,4 milyar insanın yaşadığı ve 8 trilyon 600 milyar dolar ticaret hacmi bulunan 67 ülkenin merkezinde bir konumda. Havacılıkta dünyada en hızlı gelişim gösteren ülkelerden biri haline geldik. Bakınız, 57 aktif havalimanımızdan 130 ülkedeki 346 noktaya ulaşabiliyoruz. 2002’de iç ve dış hatlarda seyahat eden yaklaşık 34,5 milyon olan yolcu sayımızı da 2023 yılında 214 milyonun üstüne taşıdık.” şeklinde konuştu.

“ÜLKEMİZİ YARIM ASIRLIK HAYALİMİZ OLAN YÜKSEK HIZLI TREN İLE TANIŞTIRDIK”
On yıllarca ihmal edilen Demiryollarına 2002 yılından bu yana 57 milyar dolar üstünde yatırım gerçekleştirdiklerinin altını çizen Bakan Uraloğlu, “10 bin 948 km olan hat uzunluğumuzu 13 bin 919 km’ye yükselttik. 2 bin 251 km hızlı tren hattı inşa ettik. Ülkemizi, yarım asırlık hayalimiz olan Yüksek Hızlı Tren işletmeciliği ile tanıştırdık ve Avrupa’da 6. Dünya’da 8. Hızlı tren işletmecisi yaptık. Denizcilik alanında da büyük bir başarı hikayemiz var. Cruise (Kurüz) turlarını kullanan nitelikli turistlerin uğrak noktası Türkiye olduysa bunda da Bakanlığımızın büyük emeği var. Son 22 yılda 152 olan uluslararası liman sayımızı 190’a çıkardık. Doğu Karadeniz Bölgesi, Avrupa ve Orta Asya’ya açılan Kafkasya koridoru üzerindeki konumu ile stratejik öneme sahiptir ve bölgedeki ülkeler için kombine taşımacılık zincirinin aktarma merkezi olacaktır.” dedi.
“BÖLÜNMÜŞ YOL AĞIMIZI 29 BİN 405 KİLOMETREYE ÇIKARDIK”
Karayollarının ulaşım yatırımlarının lokomotifi olduğunu vurgulayan Uraloğlu, 22 yıl önce bölünmüş yol ağının 6 bin 101 kilometre uzunluğunda ve sadece 6 ili birbirine bağladığını belirterek, “Bugün bölünmüş yol ağımızı toplam 29 bin 405 km’ye çıkardık ve 77 ilimizi bölünmüş yollarla bağladık. Bölünmüş yollarımızdaki hızımızı iki katından fazla yükselttik, seyahat süresini yarı yarıya azalttık. Bu sayede iş gücü ve akaryakıt tasarruflarıyla ülke ekonomisine katkı sağladık. Denizlerin ayırdığı kıtaları köprülerle birleştirdik. İnsanımızın yaşam standardı yükseldi, ulaşım alışkanlıkları değişti. Yollar aynı zamanda ticaret elçilerimiz oldu, ticaretin önündeki engelleri yollarla kaldırdık.” açıklamasında bulundu.

“TRABZON’DA 1 MİLYON 319 BİN 299 ZİYARETÇİ KONAKLADI”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki tüm hükümetlerin her daim turizm sektörünün önemini bilmiş ve dünya turizm pastasından daha fazla pay alması için büyük çaba sarf ettiğini vurgulayan Uraloğlu, “Bugün de Trabzon’umuzun bu pastadan aldığı dilimi büyütmek için neler yapabiliriz diyerek bir beyin fırtınası gerçekleştirmek için bir aradayız. Bakın, 2023 yılında Trabzon’a gelen yerli ve yabancı turist sayısı 2022 yılına göre yüzde 38 artış gösterdi. Trabzon’da 706 bin 532 yabancı, 612 bin 767 de yerli turist olmak üzere 1 milyon 319 bin 299 ziyaretçi konakladı. Kente gelen turistler de yoğunluklu olarak; Uzungöl, Sümela Manastırı, Sera Gölü, Çal Mağarası, Şahinkaya, Boztepe, Ganita ve Ayasofya Camisi’ni ziyaret etti. Türkiye’nin önemli inanç merkezlerinden Sümela Manastırı’nı sadece geçen yıl 451 bin 453 turist gezdi. Eşsiz doğası, zengin tarih ve kültürel mirası ile Trabzon’un, turizm sezonunu sadece yaz aylarıyla sınırlamak yerine, yılın her dönemine yaymanın yollarını bulmalıyız.” şeklinde konuştu.
“ŞEHRİMİZİN TURİZM POTANSİYELİNİ VE ÇEKİCİLİĞİNİ DAHA GENİŞ KİTLELERE DUYURMALIYIZ”
Farklı kültürel etkinlikler, doğa turizmi aktiviteleri, gastronomik deneyimler ve daha birçok çeşitli turizm ürünü ile Trabzon her mevsim ziyaret edilebilir bir şehir olduğunun altını çizen Bakan Uraloğlu, “Şehrimizin turizm potansiyelini ve çekiciliğini daha geniş kitlelere duyurmak için çalışmalıyız. Burada eklemek istediğim bir önemli husus daha var, o da bizim kendi esnafımızın, taşımacımızın, turistik tesis işletmecilerimizin ve bu tesislerde çalışan arkadaşlarımızın, kamu görevlilerimizin daha doğrusu hepimizin turistlere karşı olan tutumu. Hem ülkemizin hem de Trabzon’umuzun turistlerin gözünde olumlu bir imajı olması açısından çok önemli.” ifadelerini kullandı.

“ABU DABİ – TRABZON DİREKT UÇUŞLARINI BAŞLATACAĞIZ”
Trabzon’a gelen yabancı turist sayılarındaki artışta Trabzon’un ulaşım ağının gelişmesinin ve özellikle havayolu ulaşımındaki gelişim payının çok büyük olduğunu belirten Uraloğlu, “Burada yeri gelmişken yeni bir müjdeyi daha sizinle paylaşmak istiyorum. 4 Haziran’da Trabzon ve Suudi Arabistan arasında direkt uçuşları başlatacağız. Yaz dönemi boyunca gerçekleşecek uçuşlarda Trabzon’dan direkt uçuşla hem Cidde’ye hem de Riyad’a seyahat mümkün olacak. 30 Eylül 2024 Pazartesi gününe kadar sürecek. Trabzon’dan Cidde ve Riyad’a karşılıklı haftada 5 sefer yapılacak. Bu seferler ile hem Trabzon turizmi ve ekonomisi gelişecek hem de hac ibadeti ve umre seyahatlerini gerçekleştirecek vatandaşlarımız için de büyük bir kolaylık olacak. Ayrıca Birleşik Arap Emirlikleri’nin Abu Dabi’den Trabzon’a uçuş talebi var. Bunu da başlatacağız inşallah.” şeklinde konuştu.

“TRABZON’UN BÖLÜNMÜŞ YOL UZUNLUĞUNU 242 KİLOMETREYE ÇIKARDIK”
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak Trabzon’daki çalışmaların sadece bunlarla sınırlı olmadığını belirten Uraloğlu, Son 22 yılda Trabzon’un ulaşım ve iletişim altyapısına 147 milyar lira üstünde yatırım gerçekleştirdiklerini söyledi. Ulaşım altyapısı çok gelişmiş bir Trabzon olduğunu belirten Uraloğlu, “Trabzon’un 2003’e kadar sadece 56 kilometre olan bölünmüş yol uzunluğunu 242 kilometreye kadar çıkardık. Yollarının 89 kilometresi BSK kaplamalıydı 497 kilometreye yükselttik. Uzungöl Turizm Merkezi Yolu, Of-Çaykara Yolu Maçka-Karahava Arası Yolu gibi önemli karayolu projelerini hizmete verdik. Karadeniz sahil yolundan tutun Tanjant yoluna birçok iş yaptık. Trabzon’u Gümüşhane üzerinden Bayburt, Aşkale ve Erzurum’a bağlayan 14,5 km uzunluğunda Yeni Zigana Tüneli’ni çift tüplü olarak inşa ettik. Kanuni Bulvarı Yolu çalışmalarımız kapsamında Akyazı Tüneli, Beşirli Tüneli, Bahçecik Tüneli ve son olarak Boztepe Tüneli’ni açtık. Kanuni Bulvarı Projemizin son aşamasına doğru ilerliyoruz. Bir diğer önemli karayolu projemiz de Trabzon’umuzun şehir içi ve transit trafiğini düzenlemek için inşa ettiğimiz Güney Çevre Yolu projesidir. Üç Kısım halinde hayata geçireceğimiz çevre yolunun ilk etabının çalışmalarını hızlandırdık; onu da hızlıca bitireceğiz.” dedi.
Geçen hafta Trabzon Büyükşehir Belediyesi ile Trabzon Hafif Raylı Sistemi’ni hayata geçirecek protokolü de imzaladıklarını belirten Uraloğlu, “Trabzon’umuza 31,9 kilometre uzunluğunda kent içi raylı sistemi de kazandıracağız. Trabzon Havalimanımızın genişletme çalışmalarına da başladık. Yeni Havalimanı projesini de yatırım programına aldık. 3 bin 240 metre uzunluğunda ve 45 metre genişliğinde pist inşa ederek geniş gövdeli uçakların da inebileceği bir havalimanına kavuşacağız, yılda 15 milyon yolcuyu ağırlayabileceğiz.
Tamamlandığında Trabzon’a uzun yıllar hizmet edecek kıymetli bir eser olacak. Canı gönülden inanıyorum ki bu yatırımlar hayata geçtiğinde Trabzon’umuz sadece turizm alanında değil her alanda büyük bir sıçrayış yaşayacaktır.” şeklinde konuştu.
]]>Panelde konuşan Özgür Volkan Ağar, geçen üç yılın ihracat rakamlarına ilişkin bilgi vererek, uzak pazarlara açılma noktasında uygulamaya konulan Uzak Ülkeler Stratejisi’ni anlattı. Hem mevcut pazarlarda derinleşme hem de yeni pazarlara açılma noktasında çalışmaları da başarıyla yürüttüklerinin altını çizen Ağar, “Teknolojik ve katma değerli ürünlerin de ihracatımızdaki payının artırılması lazım. Ülkemizin bu anlamda da katedeceği mesafeler olmasına rağmen 2023 yılına bakıldığında toplam ihracatımızın içindeki orta yüksek ve yüksek teknolojili ihracat payı yüzde 40,3. Birim ihraç fiyatı 1,6 dolar. Savunma sanayi gibi çok daha teknoloji yoğun ürünlerde bu ihraç birim fiyatları çok daha yüksek rakamlara ulaşıyor.” diye konuştu.

12 bin 886 ürünü 240’ı aşkın ülkeye ihraç ettiklerini anlatan Ağar, hizmet ihracatı konusunda da çalışmaların sürdüğünü bildirdi.
Bakanlığın ihracatçılara verdiği desteklerle ilgili de bilgi veren Ağar, şu ifadeleri kullandı:
“OVP’de 2024 yılı için 267 milyar dolar, 2026 yılı 302,2 milyar dolar, 2028’de 375 milyar dolar ihracat hedefleri var. Bunlar çok gerçekçi hedefler. Bu amaçla bu hedeflere ulaşmak için ihracatçı birliklerimizle birlikte geçtiğimiz yıl içerisinde tanıtım ve pazarlama vizyonu projeleri ortaya koyduk, 41 adet. Bu projelerde her bir ihracatçı birliğimiz hangi ülkeye, hangi ürünle gidebilir, ülkelerde trendler ne, eğilimler ne biz bunu başarabilir miyiz, üretebilir miyiz noktasında değerli çalışmalar ortaya koydular.”
E-ihracata önem verdiklerini de bildiren Ağar, 2028 yılında e-ihracat hedefinin toplam ihracat içindeki payının yüzde 10 ile 37,5 milyar dolar olduğunu sözlerine ekledi.
“(SAVUNMA SANAYİSİ ÜRÜNLERİNDE) KİLOGRAM BAŞI ORTALAMA İHRACAT DEĞERİ TÜRKİYE’NİN ÇOK ÇOK ÜZERİNDE”
Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün de savunma alanında bugün Türkiye’de faaliyet gösteren 3 bin 500 üzerinde firmanın olduğunu ve ana entegratör firmalarla birlikte ihtiyaç duyulan yüksek teknolojili sensörleri, silah sistemlerini, kontrol sistemlerini bunların yazılımlarını, donanımlarını üreten büyük bir ekosistem oluştuğunu söyledi.
Yapılan AR-GE çalışmalarının ihracat rakamlarına yansıdığına dikkati çeken Görgün, “Savunma sanayisinde geçtiğimiz yıl 5,5 milyar dolar ile kapattık. Bir önceki seneye göre ihracatımız yüzde 37 artış gösterdi. Birçok kalemde ihracatımız söz konusu. Bu ürünlere baktığımızda kilogram başı ortalama ihracat değerinin Türkiye ihracat değerinin çok çok üstünde 65 dolara vardığını söyleyebiliriz. Örneğin SİHA’larımızın kilogram başı ihracat değeri 10 bin doların üzerinde. Bu çalışmalar kendi mühendislerimizin ürünleri, sonuçları.” diye konuştu.

İhracat odaklarına değinen Görgün, AR-GE yatırımlarının devamlığı, yenilikçi işbirlikleri, insan kıymetine yaptığımız yatırımların önemine vurgu yaptı.
10,2 milyar dolarlık yeni sözleşme imzaladıklarını belirten Görgün, 86 ülkeyle birebir çalıştıklarını ifade etti. Görgün, “Yılın ilk dört ayında yeni yaptığımız sözleşmeleri de göz önünde bulundurduğumuzda 2023’e göre daha iyi bir sonuçla 2024’ü tamamlayacağımızı şimdiden ifade edelim.” dedi.
İhracat bölgelerine değinen Görgün, şu ifadeleri kullandı:
“Orta Doğu’da geçtiğimiz yıl ciddi bir gelişme kaydedildi. 760 milyon doların üzerinde bir ihracat teslimatı gerçekleştirdik. Önümüzdeki yıllara baktığımıza üç yıl içinde 2,5 milyar doları bulacak bir hacim gözlemliyoruz. Afrika bölgesi son beş yılda inanılmaz bir gelişme kaydetti. 80 milyon dolar olan ticaret hacmimiz 1 milyar dolara ulaştı. Asya Pasifik bölgesinde yaklaşık 389 milyon dolardan son beş yılda 1,3 milyar dolar civarında bir rakama eriştik. Burada 2,5 milyar dolara yine üç yıl içinde erişebileceğimizi düşünüyorum.”

“LOJİSTİK SEKTÖRÜ BÜTÜN SEKTÖRLERİN ANA GÜCÜDÜR”
Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Yönetim Kurulu Başkanı Şerafettin Aras ise lojistik sektörünün bütün sektörlerin ana gücü olduğunu ifade ederek, “Ülkemizde pandemiyle başlayan daha sonra asrın felaketi deprem sürecinde lojistiğin ne kadar önemli olduğunu, stratejik bir sektör olduğunu hepimiz gördük. O bakımdan lojistik sektörünün stratejik sektör kategorisine alınması lazım.” şeklinde konuştu. Aras, lojistik sektörünün hem ulusal hem de uluslararası alanlarda karşılaştığı sorunlara da değindi.
Vestel Üst Yöneticisi (CEO) Ergün Güler de dünyada elektrikli araç ekosisteminin büyüklüğünün 3 trilyon dolar olduğunu belirterek, “İhracat, ama katma değerli ihracat. Bugün dünyada 90 milyon araç üretiliyor bunun sadece yüzde 16’sı elektrikli araç. 2035’te satılan araçların yüzde 60’ı elektrikli olacak.” dedi.
Güler, dünyada 2030 yılında kamuya açık 125 milyon adet şarj soketinin olmasının beklendiğini dile getirdi.
Uraloğlu, burada yaptığı konuşmasında, yakın bir zaman önce Türk Hava Yolları’nın Airbus firmasından 80 adedi kesin ve 25 adedi satın alma hakkı olmak üzere toplam 105 adet A350 tipi ve 150 adedi kesin 100 adedi satın alma hakkı olmak üzere toplam 250 adet A321NEO tipi uçağın satın alım anlaşmasını imzaladığını belirterek, “Rolls-Royce firmasıyla da A350 uçaklarının motor bakım hizmeti ile yedek motorlarının temin edilmesi yönünde anlaşmaya vardı. Ayrıca, söz konusu uçak alımları kapsamında Airbus ve Rolls-Royce ile Rekabetçi Endüstriyel İş Birlikleri konusunda da müzakereler yapıldı. Türk Hava Yolları, Airbus ve Rolls-Royce arasında ülkemize yeni iş paketleri getirilmesi ve yerli havacılık servis sağlayıcıları ve parça üreticilerinin bu firmalarla buluşturularak ülkemizin havacılık alanındaki üretiminin artırılması konusunda mutabık kalındı” dedi.
“4 SAATLİK UÇUŞ SÜRESİYLE 1,4 MİLYAR İNSANİN YAŞADIĞI LOKASYONA SAHİBİZ”
Airbus ve Rolls-Royce firmalarının üst düzey yöneticileriyle birlikte hem Türk Hava Yolları’nın hem de Türk havacılık firmalarının kabiliyetlerinin gelişmesine yönelik belirlenecek stratejiler, potansiyel iş birlikleri ve Türkiye’de hayata geçirilmesi planlanan yatırımlar için düzenlenen toplantılarla bir araya geldiklerini belirten Uraloğlu, “Ülkemiz, Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının ortasındaki kilit konumuyla, gelişmiş pazarlarla gelişmekte olan pazarlar arasındaki uçuş rotaları üzerinde yer almaktadır. Türkiye olarak 4 saatlik uçuş süresiyle 1,4 milyar insanın yaşadığı 67 ülkenin merkezinde avantajlı ve muhteşem bir lokasyona sahibiz” diye konuştu.
“131 ÜLKEDE 346 NOKTAYA UÇUŞ GERÇEKLEŞTİRİYORUZ”
2002 yılından sonra havacılığı özel sektör işletmelerine açarak rekabet ortamı oluşturduklarının altını çizen Uraloğlu, İstanbul Havalimanı başta olmak üzere yeni havalimanları inşa ettiklerini söyledi. İç hatlardaki aktif havalimanı sayısını 26’dan 57’ye yükselttiklerini vurgulayan Bakan Uraloğlu, “2053 hedeflerimiz kapsamında mevcutta 57 olan aktif havalimanı sayımızı da 61’e çıkaracağız. Hava Ulaştırma Anlaşmamız bulunan ülke sayısının ise 81’den 174’e çıkararak 2002 yılında dış hatlarda 50 ülkede 60 noktaya uçuş gerçekleştiriliyorken bugün 131 ülkede 346 noktaya ulaştık” dedi.
“UÇUŞ SAYISI BİR ÖNCEKİ YILA GÖRE YÜZDE 14,9 ARTIŞ GÖSTERDİ”
Geçen sene 57 havalimanında 214 milyon insan yolculuk yaptığının altını çizen Uraloğlu, “Yolcu trafiğinde; İstanbul Havalimanımız; Avrupa’da 1’inci, Dünya’da 7’inci, Antalya Havalimanımız; Avrupa’da 10’uncu Dünya’da 41’inci, Sabiha Gökçen Havalimanımız ise; Avrupa’da 11’inci, Dünya’da 43’üncü sırada yer aldı. Avrupa birincisi olan İstanbul Havalimanımız da günlük ortalama 1.386 uçuş gerçekleşiyor. Avrupa’da ilk kez İstanbul Havalimanımız da hayata geçirilecek 3 paralel pist ile aynı anda 3 uçağın inip kalkması sağlanacak. Bu sistem hayata geçtiğinde İstanbul Havalimanının bir daha birinciliği kaptırmayacağına emin olabilirsiniz. Ayrıca Türk hava sahamızda 2023 yılında gerçekleşen transit üst geçişler dâhil uçuş sayısı, bir önceki yıla göre yüzde 14,9 artış göstererek 2 milyon 167 bin 19’a yükseldi. Yani, 2023 yılında Türkiye semalarından yaklaşık her 15 saniyede bir uçak geçti” diye konuştu.
“TÜRK HAVA YOLLARI DÜNYAYI KANATLARI ALTINA ALMIŞ BULUNUYOR”
Tüm bu uygulamalar ve yatırımlarla birlikte Türk Hava Yolları’nın 20 Mayıs 1933’te 5 uçak ve 30’dan az çalışanla başlayan serüveninin, bugün, dünyanın en fazla ülkesine uçan hava yolu olarak devam ettiğini belirten Uraloğlu, “Türk Hava Yolları’nın bugün dünya sivil havacılık sektöründe dünya devleriyle yarışır bir konuma gelmesindeki bu sıra dışı başarının altında az önce sizlere anlattığım gerçekler ve Yönetici kadrosundan pilotuna, teknisyeninden kabin ve kokpit ekibine Türk Hava Yolları bünyesinde geçmişten günümüze çalışan binlerce Türk Hava Yolları çalışanın gayretleri ve emekleri ile Türk Hava Yolları’nın yıllardır tıkır tıkır çalışan kusursuz organizasyonu yatıyor. Tüm bunlar sayesinde de Türk Hava Yolları, 91 yıllık bilgi birikimi, modern altyapısı ve 440 uçaklık zengin filosuyla bugün neredeyse tüm dünyayı kanatları altına almış bulunuyor” dedi.
“TÜRK HAVA YOLLARI 85 MİLYONUN GURUR KAYNAĞIDIR”
Havacılık sektöründe büyük hedefleri olduğunu belirten Uraloğlu, “Bu hedeflere kısa sürede ulaşabilmek için yöneticilerinden teknisyenine tam anlamıyla kenetlenmiş bir Türk Hava Yolları emin adımlarla yoluna devam edecektir. Hiç şüphesiz Türkiye’nin en büyük markası olan Türk Hava Yolları, 85 milyon insanımızın gurur kaynağıdır. Sizlerin bu motivasyonla çalışarak önümüzdeki hedefleri yakalayacağınıza eminim. Unutmayalım ki Türkiye Yüzyılı hedeflerimizin gökyüzündeki en güçlü temsilcisi Türk Hava Yolları’dır. THY, 24 kargo uçağı ve 416 yolcu uçağıyla 133 ülkedeki 364 noktada sunduğu hava kargo hizmetleriyle, geçen yıl taşıdığı ücretli kargo miktarını yüzde 16 artırdı. Turkish Cargo’da, Ayeta verilerine göre 2023’te dünyanın en büyük 4. Hava kargo taşıyıcısı oldu. Ayrıca, THY 2023 yılında Apex ve Skytrax gibi kuruluşlardan önemli ödüller almayı sürdürdü. Hiç şüphesiz Türk Hava Yolları ülkemizin en değerli markasıdır. Ve yeni atılımlarıyla bu başarısını sürdürmeye devam edecektir. Bu markayı çok iyi korumak ve geliştirmek 85 milyon olarak hepimizin görevidir” ifadelerine yer verdi.
“İSTANBUL HAVALIMANI 2023’TE UÇUŞ SAYISI BAKIMINDAN AVRUPA’NIN EN YOĞUN HAVALİMANI OLDU”
Aynı Türk Hava Yolları gibi İstanbul Havalimanının da her yıl yeni rekor ve başarılarla havacılık sektörüne hizmetine devam ettiğinin altını çizen Uraloğlu, “2022’de toplam 64 milyon 518 bin 73 yolcunun kullandığı havalimanımızda yüzde 18’lik bir artışla 2023 yılında 78 milyon yolculuk oldu. İstanbul havalimanımız 2023’te uçuş sayıları açısından Avrupa’nın en yoğun havalimanı oldu. Dünyanın en büyük havayolu şirketlerinden biri olan Türk Hava Yolları da İstanbul Havalimanımız ile birlikte artık dünyanın 1 numaralı havayolu şirketi olma yolunda emin adımlarla yürümektedir” dedi.
“TÜRK HAVA YOLLARI TÜRK EKONOMİSİNE 56 MİLYAR DOLAR KAZANDIRDI”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde tüm ulaşım modlarında Türkiye’yi bir merkez haline getirmek istediklerini vurgulayan Uraloğlu, “Bu nedenle Türk Hava Yolları’nın global pazardaki rekabet gücünü daha da artırmak zorundayız. Biliyoruz ki Türk Hava Yolları, kıtalararası yolcu akışından daha büyük pay almak için de hem Avrupa hem de Orta Doğu menşeli dev havayolu firmalarıyla kıyasıya rekabet ediyor. Bu rekabet kapsamında Türk Hava Yolları uçak filosunu da her daim genç tutmayı planlıyor. Türk Hava Yolları tedarik zinciri, turizm ve diğer dolaylı katkılar ile Türkiye ekonomisine 56 milyar dolar kazandırdı. 2024 yılı hedefimiz ise 63 milyar dolar. Önümüzdeki yaklaşık 10 yıllık plan kapsamında da bu katkının 144 milyar dolar olmasını hedefliyoruz” dedi.
“İSTANBUL HAVACILIK ALANINDA GLOBAL BİR ULAŞIM ÜSSÜ OLDU”
Uraloğlu, Türk Hava Yollarının 2033 yılına kadar Uçak filosu büyüklüğünü 813’e, Yolcu sayısını 171 milyona, kargo miktarını ise 3,9 Milyon Tona taşımayı hedeflediğini belirterek, “Dijitalleşme hususunda havayolları arasında dünyada ilk 3 içerisine girmeyi ve Karbon Nötr Havayolu olmayı planlıyor. Bahsettiğim hedefler ve hem ülkemiz havayolu sektörü hem de Türk Hava Yolları adına paylaştığım istatistikler iki şeyi ortaya koyuyor. Türk Hava Yolları hızla büyüyen bir hava yolu şirketi ve İstanbul da havacılık alanında global çapta önemli bir ulaşım üssü oldu.” şeklinde konuştu.
“REKORLARA İMZA ATACAĞIMIZA İNANIYORUM”
Türk Hava Yolları ile Airbus ve Rolls-Royce firmalarının karşılıklı kazanımlara dayanan çok uzun soluklu bir geçmişleri olduğunu belirten Uraloğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Aramızda bulunan Airbus ve Rolls-Royce’un kıymetli yöneticileri sizler de bunları çok iyi biliyorsunuz. Bu uzun süreli ilişkiler elbette karşılıklı güvenin sonuçları. İşte bu güven ortamını kazan-kazan ilkesine dayalı yeni atılım ve yatırımlarla taçlandırarak uzun dönemli iş birliklerimize yenilerini katmalıyız. Böylece havacılık alanında hep rekorlarla geride bıraktığımız son 22 yıl gibi 2024 yılında da sizlerin çabaları ve desteğiyle inşallah yine rekorlara imza atacağımıza canı gönülden inanıyorum. Bu düşüncelerle Türk Hava Yolları ile Airbus ve Rolls-Royce Firmaları arasında imzalanan stratejik iş birliklerine dayalı niyet mektubunun şimdiden başta tüm paydaşları olmak üzere Türk havacılık sektörümüze ve ülkemize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.”
Sık sık iklim değişikliklerine bağlı doğal afetlere maruz kalan bölgede, son haftalarda mevsimsel değişikliklere bağlı yaşanan seller nedeniyle Tanzanya, Kenya ve KDC’de yaşamını yitirenlerin sayısı 300’e yaklaştı.

– ŞIDDETLİ YAĞIŞLAR EN FAZLA TANZANYA’DA CAN KAYBINA NEDEN OLDU
Şiddetli yağışlardan en fazla etkilenen ülkelerin başında gelen Tanzanya’da 155 kişi hayatını kaybetti. Yağışlar ülkenin 26 bölgesinde 200 bin kişiyi etkiledi, 10 bin ev de zarar gördü.
Seller nedeniyle ülkedeki bazı okullar, yollar, köprüler ve sağlık tesisleri hasar gördü, birçok çiftlik hayvanı da telef oldu. Tanzanya’nın Morogoro ve Sahil bölgelerinde 8 binden fazla ev hasar gördü, yaklaşık 77 bin hektar çiftlik tahrip oldu.
– KENYA’DA SELLERDEN 130 BİN KİŞİ ETKİLENDİ
Kenya’da devam eden şiddetli yağışların yol açtığı sellerde hayatını kaybedenlerin sayısı 80’e yaklaştı. Yıkımdan 130 binden fazla kişi etkilendi, 60 binden fazla Kenyalı göç etti.
Kenya’da birçok bölge sular altında kalırken, ülke çapında banliyö tren seferleri askıya alındı.
Seller nedeniyle 4 binden fazla çiftlik hayvanı telef oldu, 30 bin dönüm tarım arazisi zarar gördü.

– BURUNDI’DEN ULUSLARARASI YARDIM ÇAĞRISI
13 milyonluk nüfusunun yüzde 80’inin tarımda çalıştığı Burundi’de felaketten etkilenenlerin sayısı 100 bini geçti.
Ülke içinde yerinden edilenlerin sayısı yüzde 25 artarak 98 binin üzerine çıkarken, seller nedeniyle birçok iş kolu sekteye uğradı, otoyollar tamamen sular altında kaldı.
Afrika’da yoksulluğun en fazla olduğu ülkelerden Burundi, tahribata yol açan seller sebebiyle uluslararası yardım çağrısında bulundu.
İçişleri Bakanı Martin Niteretse, sel felaketinden etkilenen tüm insanlara yardım etmek için kalkınma ortaklarından Burundi’yle birlikte çabalamalarını istediklerini belirterek, “Bu desteğe ihtiyacımız var.” ifadesini kullandı.
– KDC
Sellerin etkilediği ülkelerden biri de KDC oldu.
Ülkede meydana gelen sellerde en az 10 kişi ölürken, çok sayıda ev yıkıldı.
– ETİYOPYA
BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (UNOCHA), yaptığı açıklamada, Etiyopya’da 1,9 milyon kişinin şiddetli yağışlara bağlı sel ve su baskını riskiyle karşı karşıya bulunduğu uyarısı yaptı.
Ülke genelinde 700 binden fazla kişinin yerinden edilme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı vurgulanan açıklamada, Oromia, Afar, Amhara ve Tigray bölgelerinin en fazla etkilenen yerler olduğu kaydedildi.
– MEVSİMSEL DEĞIŞIMLER TARIM ALANLARINI TAHRİP EDİYOR, GIDA SORUNU ARTİYOR
Kuraklık sonrası yağış mevsimi gelmiş olmasına rağmen kuraklıktan kavrulmuş toprak nedeniyle yağmur suyundan istenilen oranda fayda sağlanamadı ve tarımda verim düştü.
Verimsiz ve kurumuş toprağın da etkisiyle seller daha fazla tahribata neden oldu.
Doğu Afrika’da sellerin hayatı olumsuz etkilediği Etiyopya ve Kenya gibi ülkeler iklim değişiklikleri, bölgesel çatışmalar ve ekonomik krizlere bağlı gıda sıkıntısı yaşıyor.
Bu durumdan en fazla çocuklar olumsuz etkileniyor. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) verilerine göre, Etiyopya, Kenya ve Somali’de 1,7 milyondan fazla çocuk, gıda güvensizliği nedeniyle acil müdahaleye muhtaç durumda bulunuyor.
Yağışların devam edeceğini aktaran yetkililer, tarım arazilerinin zarar görmesi nedeniyle gıda sıkıntısının devam edebileceğine ve ölü sayısının artabileceğine dikkati çekiyor.
“4 SAATLİK UÇUŞ SÜRESİYLE 1,4 MİLYAR İNSANIN YAŞADIĞI LOKASYONA SAHİBİZ”
Airbus ve Rolls-Royce firmalarının üst düzey yöneticileriyle birlikte hem Türk Hava Yolları’nın hem de Türk havacılık firmalarının kabiliyetlerinin gelişmesine yönelik belirlenecek stratejiler, potansiyel iş birlikleri ve Türkiye’de hayata geçirilmesi planlanan yatırımlar için düzenlenen toplantılarla bir araya geldiklerini belirten Uraloğlu, “Ülkemiz, Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarının ortasındaki kilit konumuyla, gelişmiş pazarlarla gelişmekte olan pazarlar arasındaki uçuş rotaları üzerinde yer almaktadır. Türkiye olarak 4 saatlik uçuş süresiyle 1,4 milyar insanın yaşadığı 67 ülkenin merkezinde avantajlı ve muhteşem bir lokasyona sahibiz.” diye konuştu.

“131 ÜLKEDE 346 NOKTAYA UÇUŞ GERÇEKLEŞTİRİYORUZ”
2002 yılından sonra havacılığı özel sektör işletmelerine açarak rekabet ortamı oluşturduklarının altını çizen Uraloğlu, İstanbul Havalimanı başta olmak üzere yeni havalimanları inşa ettiklerini söyledi. İç hatlardaki aktif havalimanı sayısını 26’dan 57’ye yükselttiklerini vurgulayan Bakan Uraloğlu, “2053 hedeflerimiz kapsamında mevcutta 57 olan aktif havalimanı sayımızı da 61’e çıkaracağız. Hava Ulaştırma Anlaşmamız bulunan ülke sayısının ise 81’den 174’e çıkararak 2002 yılında dış hatlarda 50 ülkede 60 noktaya uçuş gerçekleştiriliyorken bugün 131 ülkede 346 noktaya ulaştık.” şeklinde konuştu.
“UÇUŞ SAYISI BİR ÖNCEKİ YILA GÖRE YÜZDE 14,9 ARTIŞ GÖSTERDİ”
Geçen sene 57 havalimanında 214 milyon insan yolculuk yaptığının altını çizen Uraloğlu, “Yolcu trafiğinde; İstanbul Havalimanımız; Avrupa’da 1’inci, Dünya’da 7’inci, Antalya Havalimanımız; Avrupa’da 10’uncu Dünya’da 41’inci, Sabiha Gökçen Havalimanımız ise; Avrupa’da 11’inci, Dünya’da 43’üncü sırada yer aldı. Avrupa birincisi olan İstanbul Havalimanımız da günlük ortalama 1.386 uçuş gerçekleşiyor. Avrupa’da ilk kez İstanbul Havalimanımız da hayata geçirilecek 3 paralel pist ile aynı anda 3 uçağın inip kalkması sağlanacak. Bu sistem hayata geçtiğinde İstanbul Havalimanının bir daha birinciliği kaptırmayacağına emin olabilirsiniz. Ayrıca Türk hava sahamızda 2023 yılında gerçekleşen transit üst geçişler dâhil uçuş sayısı, bir önceki yıla göre yüzde 14,9 artış göstererek 2 milyon 167 bin 19’a yükseldi. Yani, 2023 yılında Türkiye semalarından yaklaşık her 15 saniyede bir uçak geçti” diye konuştu.
“TÜRK HAVA YOLLARI DÜNYAYI KANATLARI ALTINA ALMIŞ BULUNUYOR”
Tüm bu uygulamalar ve yatırımlarla birlikte Türk Hava Yolları’nın 20 Mayıs 1933’te 5 uçak ve 30’dan az çalışanla başlayan serüveninin, bugün, dünyanın en fazla ülkesine uçan hava yolu olarak devam ettiğini belirten Uraloğlu, “Türk Hava Yolları’nın bugün dünya sivil havacılık sektöründe dünya devleriyle yarışır bir konuma gelmesindeki bu sıra dışı başarının altında az önce sizlere anlattığım gerçekler ve Yönetici kadrosundan pilotuna, teknisyeninden kabin ve kokpit ekibine Türk Hava Yolları bünyesinde geçmişten günümüze çalışan binlerce Türk Hava Yolları çalışanın gayretleri ve emekleri ile Türk Hava Yolları’nın yıllardır tıkır tıkır çalışan kusursuz organizasyonu yatıyor. Tüm bunlar sayesinde de Türk Hava Yolları, 91 yıllık bilgi birikimi, modern altyapısı ve 440 uçaklık zengin filosuyla bugün neredeyse tüm dünyayı kanatları altına almış bulunuyor.” açıklamasında bulundu.

“TÜRK HAVA YOLLARI 85 MİLYONUN GURUR KAYNAĞIDIR”
Havacılık sektöründe büyük hedefleri olduğunu belirten Uraloğlu, “Bu hedeflere kısa sürede ulaşabilmek için yöneticilerinden teknisyenine tam anlamıyla kenetlenmiş bir Türk Hava Yolları emin adımlarla yoluna devam edecektir. Hiç şüphesiz Türkiye’nin en büyük markası olan Türk Hava Yolları, 85 milyon insanımızın gurur kaynağıdır. Sizlerin bu motivasyonla çalışarak önümüzdeki hedefleri yakalayacağınıza eminim. Unutmayalım ki Türkiye Yüzyılı hedeflerimizin gökyüzündeki en güçlü temsilcisi Türk Hava Yolları’dır. THY, 24 kargo uçağı ve 416 yolcu uçağıyla 133 ülkedeki 364 noktada sunduğu hava kargo hizmetleriyle, geçen yıl taşıdığı ücretli kargo miktarını yüzde 16 artırdı. Turkish Cargo’da, Ayeta verilerine göre 2023’te dünyanın en büyük 4. Hava kargo taşıyıcısı oldu. Ayrıca, THY 2023 yılında Apex ve Skytrax gibi kuruluşlardan önemli ödüller almayı sürdürdü. Hiç şüphesiz Türk Hava Yolları ülkemizin en değerli markasıdır. Ve yeni atılımlarıyla bu başarısını sürdürmeye devam edecektir. Bu markayı çok iyi korumak ve geliştirmek 85 milyon olarak hepimizin görevidir.” ifadelerine yer verdi.
“İSTANBUL HAVALİMANI 2023’TE UÇUŞ SAYISI BAKIMINDAN AVRUPA’NIN EN YOĞUN HAVALİMANI OLDU”
Aynı Türk Hava Yolları gibi İstanbul Havalimanının da her yıl yeni rekor ve başarılarla havacılık sektörüne hizmetine devam ettiğinin altını çizen Uraloğlu, “2022’de toplam 64 milyon 518 bin 73 yolcunun kullandığı havalimanımızda yüzde 18’lik bir artışla 2023 yılında 78 milyon yolculuk oldu. İstanbul havalimanımız 2023’te uçuş sayıları açısından Avrupa’nın en yoğun havalimanı oldu. Dünyanın en büyük havayolu şirketlerinden biri olan Türk Hava Yolları da İstanbul Havalimanımız ile birlikte artık dünyanın 1 numaralı havayolu şirketi olma yolunda emin adımlarla yürümektedir” dedi.
“TÜRK HAVA YOLLARI TÜRK EKONOMİSİNE 56 MİLYAR DOLAR KAZANDIRDI”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde tüm ulaşım modlarında Türkiye’yi bir merkez haline getirmek istediklerini vurgulayan Uraloğlu, “Bu nedenle Türk Hava Yolları’nın global pazardaki rekabet gücünü daha da artırmak zorundayız. Biliyoruz ki Türk Hava Yolları, kıtalararası yolcu akışından daha büyük pay almak için de hem Avrupa hem de Orta Doğu menşeli dev havayolu firmalarıyla kıyasıya rekabet ediyor. Bu rekabet kapsamında Türk Hava Yolları uçak filosunu da her daim genç tutmayı planlıyor. Türk Hava Yolları tedarik zinciri, turizm ve diğer dolaylı katkılar ile Türkiye ekonomisine 56 milyar dolar kazandırdı. 2024 yılı hedefimiz ise 63 milyar dolar. Önümüzdeki yaklaşık 10 yıllık plan kapsamında da bu katkının 144 milyar dolar olmasını hedefliyoruz.” diye konuştu.
“İSTANBUL HAVACILIK ALANINDA GLOBAL BİR ULAŞIM ÜSSÜ OLDU”
Uraloğlu, Türk Hava Yollarının 2033 yılına kadar Uçak filosu büyüklüğünü 813’e, Yolcu sayısını 171 milyona, kargo miktarını ise 3,9 Milyon Tona taşımayı hedeflediğini belirterek, “Dijitalleşme hususunda havayolları arasında dünyada ilk 3 içerisine girmeyi ve Karbon Nötr Havayolu olmayı planlıyor. Bahsettiğim hedefler ve hem ülkemiz havayolu sektörü hem de Türk Hava Yolları adına paylaştığım istatistikler iki şeyi ortaya koyuyor. Türk Hava Yolları hızla büyüyen bir hava yolu şirketi ve İstanbul da havacılık alanında global çapta önemli bir ulaşım üssü oldu.” şeklinde konuştu.

“REKORLARA İMZA ATACAĞIMIZA İNANIYORUM”
Türk Hava Yolları ile Airbus ve Rolls-Royce firmalarının karşılıklı kazanımlara dayanan çok uzun soluklu bir geçmişleri olduğunu belirten Uraloğlu konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Aramızda bulunan Airbus ve Rolls-Royce’un kıymetli yöneticileri sizler de bunları çok iyi biliyorsunuz. Bu uzun süreli ilişkiler elbette karşılıklı güvenin sonuçları. İşte bu güven ortamını kazan-kazan ilkesine dayalı yeni atılım ve yatırımlarla taçlandırarak uzun dönemli iş birliklerimize yenilerini katmalıyız. Böylece havacılık alanında hep rekorlarla geride bıraktığımız son 22 yıl gibi 2024 yılında da sizlerin çabaları ve desteğiyle inşallah yine rekorlara imza atacağımıza canı gönülden inanıyorum. Bu düşüncelerle Türk Hava Yolları ile Airbus ve Rolls-Royce Firmaları arasında imzalanan stratejik iş birliklerine dayalı niyet mektubunun şimdiden başta tüm paydaşları olmak üzere Türk havacılık sektörümüze ve ülkemize hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum.”
]]>“TÜRKİYE’NİN İÇİNDEN VE DIŞINDAN POMPALANAN YABANCI KARŞITLIĞI, BİRÇOK MİSAFİRİMİZİN TÜRKİYE’YE GELMESİNE ENGEL OLUYOR”
İstanbul’a ve Türkiye’ye turist gelmesinde hep beraber karşı durulması gereken bir konunun da Türkiye’nin ‘yabancı karşıtlığı’ olduğunu kaydeden Avdagiç, “Türkiye’nin içinden ve dışından pompalanan yabancı karşıtlığı, birçok misafirimizin Türkiye’ye gelmesine engel oluyor. Olumsuz bir atmosfer oluşturuyor. Bu Türkiye’nin kuralsız, tüm yabancıları ülkeye kabul etmesi anlamına asla gelmiyor. Mutlaka bir sınır güvenliği kontrolü ülkenin bekası anlamında en önemli konulardan bir tanesi.
Ancak kurumlar ve kişiler olarak hem yurtiçinde hem yurtdışında abartılı ve rasyonel karşılığı olmayan söylemleri gündeme getirenlere karşı çok net, açık ve sürekli tavır almamız lazım. Aksi halde Türkiye hiçbir yabancının gelmesinin istenmediği bir ülke durumuna düşer ki, bu turizm için benim şu an yakın ve orta vadede gördüğüm en büyük tehdit.
Bu insanların açık tepki vermeden kararlarıyla sizi cezalandırdığı bir sürece dönüşüyor. Yani ülkenize gelmeyerek, otomatikman siz ülke olarak belirli bir kaynaktan mahrum kalıyorsunuz” şeklinde konuştu.
“YABANCILAR ‘CASH ON THE TABLE (NAKİT)’ DAİRE, ARSA ALIYORLARDI”
Yabancı karşıtlığının olumsuz sonuçlar doğurabileceğini kaydeden Avdagiç, şu değerlendirmede bulundu: “Türkiye genelinde yabancılara konut satışları 6 milyar dolardan 3 milyar dolar seviyesine geldi ve bu azalış devam ediyor. Aynı şekilde İstanbul’da satılan konutların yüzde 10’u yabancılara satılıyordu, şu anda bu yüzde 5’lere düştü.
Yabancı yatırımcı teminat mektubu ve kredi kullanmıyor, ‘cash on the table (nakit)’ daire, arsa alıyorlardı. Bir bu var, bir de almış olanların da bir kısmı satışa geçti. Bunun dengesi iyi ayarlanmalıdır. Bu yaklaşım yabancıları rahatsız ediyor, rakip ülke yabancı medyasında da takip edilip kullanılıyor. Onlar da bu durumdan ister istemez etkileniyorlar.”
İTO Başkanı Avdagiç, Türkiye’ye girişte uygulanan vize ücretlerinin gözden geçirilmesinin de turizm sektörüne katkı vereceğini belirtti.
Şekib Avdagiç, “Türkiye’nin bazı ülkelere uyguladığı vize bedeli ciddi rakamlara ulaşıyor. AB’nin bize uyguladığı vize bedellerinden çok şikayet ediyoruz.
Türkiye’nin de belirli ülkelere uyguladığı vize bedellerinin gözden geçirilmesinde turizm açısından fayda var. Özellikle aile seyahatlerinde vize ücreti ciddi bir rakam olduğu zaman, insanlar Türkiye yerine farklı turizm destinasyonlarını tercih edebiliyorlar” dedi.
Avdagiç, Türkiye’nin kendine has ılıman iklimi, kaliteli tesisleri, yetişmiş insan gücü, gastronomideki çeşitliliği ve sunumunu yerli ürünle yapıyor olmasının önemli avantajlar olduğuna dikkati çekti.
“TURİZMDE ARTIK YENİ BİR KONSEPT VE STRATEJİ BELİRLEMENİN ZAMANI GELDİ”
Şekib Avdagiç, bununla birlikte Türkiye’nin turizmde konseptini gözden geçirmesi gerektiği görüşünü dile getirdi. Avdagiç, “Turizmde artık yeni bir konsept ve strateji belirlemenin zamanı geldi. Türkiye orta ve uzun vadede turizmde konseptini, fiyat stratejisini ve hizmetlerini baştan aşağı gözden geçirmeli. Çünkü hiç gündemde olmayan yeni rakiplerimiz belli bir süre sonra devreye girecek. Türkiye turizmdeki dinamik gücünü, belirli aralıklarla strateji ve hizmet niteliklerini yenileyerek sürdürebilir” diye konuştu.
Türkiye’nin şu anda yatak kapasitesini geliştiren bir ülke olmasının önemine dikkati çeken Avdagiç, “Türkiye genelinde turizmde 2 milyon yatağımız var. Buna bağlı olarak Akdeniz çanağında yeni destinasyonlar hızla devreye giriyor. Mısır ve Kuzey Afrika’nın bazı ülkeleri burada öne çıkıyor. Suudi Arabistan kıyı şeridi için NEOM Projesi ile bağlantılı önemli bir yatırım paketi açıkladı. Turizmcilerin tabiri ile 500 bin anahtar, yani 500 bin odalık kapasite oluşturma sürecini devreye aldılar. Bizim de bugünden bütün konseptimizi gözden geçirmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Turizm yatırımcıları için yüksek nitelikli otel odası maliyetlerinin giderek arttığını kaydeden Avdagiç, “Bir örnek verirsek, Türkiye’de yüksek nitelikli bir odanın yatırım maliyeti 250 bin dolar iken, Mısır’da aynı nitelikli bir odanın maliyeti 135 bin dolar. Bu durum bizi bugünden yarına hemen olumsuz etkilemeyecektir ama yatırım anlamında ve birim fiyat anlamında rekabetçiliğimizde bir gerileme var, bu konunun üzerinde çalışmamız gerekiyor” dedi.
Uraloğlu’nun açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:
Mutlaka güvenlik ve emniyetin sürdürebilir olması için arkasında kalkınmaya, gelişmeye, istihdama yönelik projeler olması gerekir. Tam da burada Irak’taki Kalkınma Yolu ile ilgili bu süreci yaşıyoruz. Son 1 yılda deprem sıkıntısını da atlattıktan sonra daha çok gündemimize oturan bir proje oldu. Irak’a ziyaretimiz oldu. Iraklı meslektaşımı Türkiye’de ağırladım. BAE ve Katar bakanlarıyla gerek yüz yüze gerek telefonla görüşmeler yaptım. Son birkaç aydır neredeyse ya bizi heyetimiz orada ya da onların heyeti burada. 4 ülkenin imzalaması noktasında son haftanın gayretleriyle gelinen süreç. Irak’ta uzun süredir yakın görüşmeleri sürdürdük. 4’lü ve 2’li anlaşmaları imzalamış olduk. Demir yolu projesinde 1200 kilometrelik bir hattı konuşuyoruz. Otoyol olacak. Bunlar eş güdümlü halinde olması gereken. Enerji nakil hatları ve iletişim hatlarını beraber planlıyoruz. Ortadoğu, Asya, Afrika’da dünya ticaretinin önemli bölümünün döndüğü, taşındığı noktadayız biz. Orta koridor, kalkınma yolu, Basra Körfezi. Burada halihazırda inşaatı devam eden dünyanın en büyük limanlarından bir tanesi Fav Limanı. İlgili arkadaşlarımız limanı ziyaret ettiler. Ben de ilk fırsatta gideceğim. Fav Limanı’ndan başlayıp Türkiye sınırına kadar yaklaşık 1200 kilometre. Bizim ülkemizdeki yaklaşık 320 kilometrelik bölüm.
“TÜRKİYE’NİN POLİTİKASI HEP KAZAN KAZAN ÜZERİNE OLMUŞTUR”
Bir şeyin güvenliğini almışsanız, orada yapabileceğiniz her şeyi yapmak doğru olur. Basra Körfezi veya bu bölgeden alınan Irak, İran, Suriye, Katar, Suudi Arabistan. Kuveyt’ten gelecek yük, demiryoluyla Londra’ya kadar gitme imkanına sahip olacak. Akdeniz, Karadeniz, Ege denizine ülkemiz üzerindeki karayolu ve demiryollarıyla o bağlantıyı sağlamış olacağız. Türkiye’nin politikası hep kazan kazan üzerine olmuştur. Bunun net örneklerini Ortadoğu, Afrika ve Türk Cumhuriyetlerinde görüyoruz. Bizim için olduğu kadar muhataplarımız için de kıymetli. Her halükarda yeni kapasiteler, yollar lazım. Bunların da en uygun olanları mutlaka daha cazip hale geliyor. Taşınan güzergâhlardan yük almaya gerek yok; artana talip olur da alırsanız o size yetecektir.
“BU İŞİ DÜNYADA BİZDEN DAHA HIZLI YAPACAK ÜLKE YOK”
Belki 4-5 yıldır tartışılan güzergah, ete kemiğe büründürülmesi 2-3 yıl hikayedir. Fav Limanı’nın yapılmaya başlanması süreci tetikleyen argümanlar oldu. En kıymetlisi Irak’ın Türkiye’ye ve bu projelere bakışı. Başbakan Sudani ‘makinaları getirdiyseniz başlayalım’ modunda. Hem Irak hem Türkiye’de karşılıklı ofisler açma kararı aldık. Bunun finansman noktasını nasıl yürüteceğimiz konusu. Uluslararası finansman kuruluşlarından kredi temini ile ilgili bir yapı konusunda prensipte anlaştık. Bu işi dünyada bizden daha hızlı yapacak ülke yok. Bu çok net. Bizi projeye dahil, müdahil olmamız, mutlaka bu işlerin Türk firmaları tarafından yapılması konusunda bir irade ortaya koyduk. Elbette Irak’ta da ortaklar bu işin içinde olacak.
“BİRÇOK ÜRETİM TESİSİ TÜRKİYE’DE KURULACAK”
Vananın ya da şartelin başında olursunuz bunları tekamül ettirince. Şimdi oradaki sıkıntılardan neler yaşadığımızı görüyoruz. Uluslararası bir geçiş güzergâhı olacak. Bu sadece ulaşım, iletişim projesi değil bu. İstanbul-İzmir Otoyolu’nu açtık, seyahati 3,5 saate düşürdük. Bu güzel hedef. Yeterli mi? Asla değil. 12 tane organize sanayi güzergâhı üzerine kuruldu. Orası bir üretim üssü haline geldi. Kalkınma yolu için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Bu bizim istihdamımıza, üretimimize katkı sağlayacaktır. Türkiye’nin bu işten kazanımına gelince… Öncelikle ülkemiz bir ticaret geçiş noktası olacak. Taşımacılıktan lojistik merkezi olacak. Birçok üretim tesisi Türkiye’de kurulacak. Hammadde gelecek Türkiye’de işlenecek. Buradan Avrupa’ya satılacak.
“STRATEJİK KONUMUMUZ GÜÇLENECEK”
En kıymetlisi stratejik konumdayız zaten, bu konumumuzu çok daha güçlendirecek, güvenliğimize katkı sağlayacaktır. Türkiye varsa endişe duymuyoruz diyorlar ortaklarımız. Zaten Irak’ta iyiye gidiş var. Bu proje de ona katkı sağlayacaktır. Uzakdoğu’yu odak olarak alırsak orada ciddi üretim merkezi halen Çin. Dün Kazakistan heyeti vardı. Onların Çin’le üretim noktasında ciddi işbirliğinde olduklarını biliyoruz. Doğu Batı ekseninde ticaret hacmi artacak, bunu Kuzey Güney de destekleyecektir. Rusya’nın üzerinden geçen Kuzey koridoru var. Ukrayna savaşı, iklim şartları yüzünden çok istenen seviyede değil. Güney koridorundan Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz’den geçen bir güzergah var. Artık Ümit Burnu’ndan bazı gemilerin dolaştığını biliyoruz. Şu anda Güney koridorundan 35 günde bir mal Londra’ya gidiyor. Ümit Burnu’ndan 45 gün. 10 artıyor. Otomatikman yüzde 35 maliyet artıyor. Sigorta maliyetleri çok ciddi şekilde artmış durumda. Uluslararası sigorta acenteleri bu gemileri sigorta etmelerinden imtina ediyor.
“BİZİM BİR ORTA KORİDORUMUZ VAR”
Biz bugün Kalkınma Yolu Projesi’ni bitirmiş olsaydık tadından yenmezdi tabirini kullanabilirim. Hedeflerimiz 2030’lara doğru bitirmek. Burada mevcut demiryolu hattı var. Oradan da başlamamız mümkün olabilecektir. İlk etapta 8 milyar, 15 ve 20 milyar dolara çıkacak bir maliyet söz konusudur. Bitirdiğimizde tam kapasitesine ulaşmış olacak. Burada orta koridorumuz çok çok kıymetli. İran üzerinden Hazar Denizi’ne bir demiryolu hattı var. Rusya’nın kuzeyine kadar giden. Burada üç deniz girişimi var. Adriyatik, Karadeniz ve yukarıdaki Baltık Denizi. Bizim bir orta koridorumuz var. Türkiye sınırına kadar da denilebilir. Halihazırda buradan ötesiyle ilgili geliştirilecek olan güzergah var. Biz Kalkınma Yolu Projesi’ni buna adapte etmiş olacağız. Avrupa’nın her tarafına gidebilecek. Bizim Eskişehir civarında birleşecek ve tüm ülkeye yayılıp, esas itibariyle Avrupa’ya gidecek. Ovaköy’den girecek, Nusaybin, Şanlıurfa, Gaziantep. Kilis’te Polateli var. Hatay’da Amanoslar’ı geçecek İskenderun Körfezi Hassa bölümüne bağlanacak. Mersin, Konya ve bütün bölgelerde olacak. Karadeniz bölgesinde Samsun’la bütün Karadeniz’i Trabzon dahil bağlamış olacağız. Trabzon, Samsun ve çok kıymetlimiz olan Filyos Limanı sürece bağlanacak. Çin’in girişimleri var Pakistan üzerinden. Bir alternatif de Karaçi’den Kalkınma Yolu Projesi ile devamı söz konusu. Çin’in Singapur istikametinden planladığı koridorlar var. Ovaköy, Habur’un batısıdır. Mardin, Şanlıurfa, Gaziantep, Osmaniye, Karaman, Ulukışla, Konya’ya gelecek. Orada bir hat var, yeniden yapacağız. Bunlar tamamen demiryoludur. Hizmete açık olanlar var, yapımı devam edenler var, ihale aşamasında olanlar var. Yenice ile Ulukışla arasındaki yerin ihalesini yapacağız. Sınıra kadar Çerkezköy ile Kapıkule arasında yapımı devam edenler var. Ankara-İzmir yapımı devam ediyor. Kırıkkale ile Çorum’un ihalesini bir en evvel yapacağız. Bizim eksik olan 1. derecede ihalesini yapacağız yaklaşık 320 km. Ovaköy ile Şanlıurfa arasındaki yer. Nusaybin’den geçen hattı ilk etapta devreye alabiliriz. Irak’la beraber aynı süreçle başlarsak eşgüdüm halinde bitirmiş oluruz.
“İKİ AY İÇERİSİNDE 4’LÜ BAKANLAR ZİRVESİ YAPACAĞIZ”
Fav Limanı’nı BAE işletecek. Böyle bir limanın tam kapasite kullanılması noktasında bir vaziyetleri var. Sonuçta ne yapılması gerektiğini beraber konuştuğumuz süreç var. Aklın yolu bir. Siyasi saiklerle, güncel olaylarla bazı çekinceler olmuş olabiliyor. Aklın yolu şu projeye katılmaktan geçer. İki ay içerisinde 4’lü bakanlar zirvesi yapacağız. Kapasite olarak baktığınızda dünya ticaretinin yüzde 85 civarı halen deniz yolu ile taşınıyor. Demiryolların kapasitesi deniz yollarına göre daha dar. Zaten artanı taşıdığımızda bize yetiyor. Orası bir çatışma noktası olacak diye düşünmüyorum. Bir rakam verirsem yanıltmış olabilirim. İlk etapta 8, daha sonra 15-20 milyar dedik. Bu rakamların 15 yılda kendisini amorti etmesini bekleriz. Bir müddet sonra onun çok daha üstüne geçecektir diye düşünüyorum. Bir rakam verirsem yanlış olur.
“BÜTÜN ULAŞIM MODLARININ İMKAN VERDİĞİ COĞRAFYADAYIZ”
Bütün alternatifleri kullanmamız lazım. Hava, deniz, kara, demir yolu. Hatta boru hatları. Tam da onu yapıyoruz, çeşitlendiriyoruz. Azerbaycan’dan, Gürcistan’dan hattı Zengezur koridoruyla. Filyos Limanı, İskenderun’u Hassa’ya bağlayacağız. Bütün ulaşım modlarının imkan verdiği coğrafyadayız. Gürcistan üzerinden gelen hat var. Bir tane de Zengezur Koridoru dediğimiz Kars, Iğdır, Nahçıvan ve Azerbaycan, Hazar Geçişi’ne giden koridor. Ermenistan sınırına kadar olan bölüm Türk firmaları tarafından devam ediyor. Nahçıvan tarafını Azerbaycan tarafı yapacak. Burada 43 kilometrelik Zengezur koridoru var. Ermenistan topraklarıdır. Türkiye haritasında hangi koridorlar bizden geçerse ne fayda elde edeceğimizi konuşuyoruz, aynı şey Ermenistan için geçerli.
“İRAN ALTERNATİFİ MASADA”
Son zamanlarda Ermenistan Başbakanının yaptığı açıklamalarda bu koridorun Ermenistan üzerinden geçmesi noktasında fikir beyanları olduğunu biliyoruz. Bir sıkıntı olması durumunda İran’la da görüşülmüş, Aras koridoru olarak da adlandırılıyor. Bir alternatif de masada. Biri olmazsa diğeriyle devam ederiz. Ermenistan’la doğrudan temasımız olmadı. Gürcistan’da bir toplantıda temas olmuştu, doğrudan bir temas olduğunu söyleyemem. İran’ın tutumu da bunun çözümü noktasında mutlaka rol oynayacaktır. İran tarafı kendi üzerlerinden geçmesini arzu ediyorlar.
“İYİ KURUMLARIMIZ, KÖKLÜ KURUMLARIMIZ VAR”
Bakü-Tiflis-Kars hattı bu ay sonunda açılacak. Orada bir onarım var. Azerbaycan ve Gürcistan’dan Karadeniz limanına yükler insin deniyor. Rize, Trabzon ve hatta Samsun’dan demiryolu ile gelecek yüklerin Karadeniz’den Ukrayna, Romanya, Bulgaristan’a geçişleriyle ilgili düşünceler var. Yaptığımız yatırımlarla ön alma işini sağlamış olacağız. İyi kurumlarımız, köklü kurumlarımız var. Karayolları Genel Müdürlüğü çok güzel hizmetler yaptı. Devlet Demiryolları 167 yıllık kuruluş. Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğümüz var. Denizcilik ve Kıyı Yapıları Genel Müdürlüğümüz var. Bu kurumlar ciddi şekilde uyum içinde çalışıyor.
“ÇİN YENİ KAPASİTELER AÇMA PEŞİNDE”
Havayolundaki kapasitemiz hava limanları ve uçak sayılarıyla sınırlıdır. Denizyolunda gemi ve limanlarla. Demiryoluna geldiğimizde taşıyan araç ve demiryolu ile sınırlıdır. Bunları ne kadar çok artırırsanız o kadar yüksek kapasite elde etmiş olursunuz. Bunları mutlaka geliştirme, kapasitelerini artırmak gerekir. İkinci başlığımız; Kızıldeniz’den Suveyş Kanalı’ndan geçen gemilerle ilgili oluşan risk. Bir gemi karaya oturmuştu biliyorsunuz. Yeterince kapasiteniz olsa bile güvenlik, doğal afet sonucunda elinizde mutlaka alternatif ve yedek kapasitelerinizin olması lazım. Onun için Çin yeni kapasiteler açma peşinde. Çin’de çok ciddi bir işgücü kaynağı var. Çin en ekonomik şekilde kapasitesini artırarak, en kısa zamanda sattığı malını ulaştıracak güzergahlar arıyor. G-20’de alınan karar var. Hindistan’dan çıkıp Arap yarımadasına gelip 4 ülkeyi kat eden koridor. Reaksiyoner bir projedir. Bize göre çok altlığı yoktur. Biz Kalkınma Yolu’nu açmış olsak Çin her halükarda oradan mal taşımaya devam edecektir. Hindistan için de öyle diye düşünüyorum. Çin nasıl çoğaltıyorsa biz de çoğaltıyoruz. Bu tür çekişmelerden mümkün olduğu kadar az etkilenmektir gayemiz.
“IRAK ARTIK GÜVENLİ ÜLKE OLMAK İSTİYOR”
Irak artık ‘ben buradayım’ deme noktasına doğru gidiyor. Elbette hemen karşılık bulacak bir şey değil ama son zamanlarda ciddi istikrara gidiyor. Terörü bitirme noktasında Türkiye ile yapılan işbirlikleri mesela. Bu yaklaşımlar çok çok kıymetli. Artık güvenli ülke olmak istiyorlar. Kendi kaynaklarıyla kendi ülkelerini, insanını geliştirmek istiyorlar. Bu projeler de bu süreçlere katkı sağlayacaktır. Irak Başbakanı’nın oradaki dengeler gereği durduğu yer var ama çok net inisiyatif kullandığını, irade ortaya koyduğunu görüyoruz. İran’ın bu güzergâha katılması da önemli. İranlı meslektaşıma da bunu söylemiştim. Kimseyi dışarıda bırakarak değil de süreci içine katarak. Amerika veya İran’ın fiili olarak engellemesini hissetmiyorum ben.
“İSTANBUL’DA HEDEF 200 MİLYON YOLCU”
4 saatlik uçuşla 67 ülkeye gidebiliyoruz. Bu havacılıkta önemli bir şeydir. 1,5 milyar nüfus var 8,5-9 trilyonluk ticaret hacmi var. 131 ülkede 345 hatta 346 noktaya uçmaya başladık. Ülkenin içine geldiğimizde ise 2002’de 26’dan 57’ye yükselttik hava limanlarını. 214 milyon insan iç ve dış hatlarda seyahat etti. İstanbul’daki hedefimiz 200 milyondur. Bu sene rahatlıkla 80 milyonu geçeceğiz. İlerleyen zamanlarda yeni terminal yapacağız. Sabiha Gökçen’de yeni bir terminal yapımı zorunlu hale geldi. Antalya’da başladık. 57 havalimanı var, 3 tane inşaatı devam eden var. Yozgat, Bayburt-Gümüşhane ve Çukurova. Çukurova’yı inşallah Haziran ayında açacağız. Diğer iki hava limanını bu senenin sonunda açarız inşallah. Aynı anda pistlerde operasyon yapabilmek için 200 metre araları olması gerekir. İstanbul havalimanında 3 pistimiz var bizim. Biz şimdi aynı anda 2 pistte operasyon yapabiliyoruz. ABD’de aynı anda 3 uçak inip kalkabiliyor. Bizim arkadaşlarımız orada eğitim alıyor. İnşallah biz de bunu deneyeceğiz. Bize hem kapasite hem kazandırmış olacaktır. Demiryollarında 2 bin 251 km. yüksek hızlı tren hat tesis ettik. 2053 hedeflerimizde 29 kilometreye ulaştırılması var. Cumhuriyetin ilk yıllarda demir ağlarda ördük dediğimiz ülkemiz sonra ne oldu? AIbdülhamid ve Mustafa Kemal Atatürk zamanında yapılmış olanları hala kullanıyoruz. Gerçekten çok daha iyi miras bırakmak görevimiz.
]]>‘2023 YILI İÇİNDE 464 BİNİ AŞKIN KADIN İŞE YERLEŞTİRİLDİ’
2023 yılı içerisinde 464 bini aşkın kadının işe yerleştirildiğini belirten Bakan Işıkhan, “Son 21 yılın rakamlarına baktığımızda ise, İş-Kur vasıtasıyla işe yerleştirdiğimiz 13 milyonu aşkın vatandaşımızın 4 milyondan fazlasını kadınlar oluşturmaktadır. Yine son 21 yılda, kurumumuz İş-Kur’un, Aktif İşgücü Programlarından yararlanan vatandaşlarımızın sayısına baktığımızda ise, yaklaşık 5 milyon insanımızın 2,5 milyonunu kadınlar oluşturmuştur. İş-Kur aracılığıyla sadece 2023 yılı içerisinde 464 bini aşkın kadının işe yerleştirilmesini sağlamış durumdayız. Eğitim, özellikle nitelikli iş gücünü artırma noktasında hayati bir öneme sahiptir. Bu sebeple kadın istihdamı konusu proje ve politikalarımızın merkezinde yer alan mühim bir konudur” diye konuştu.
‘ÇALIŞMA HAYATINA GİRİŞTEKİ HER ADIMDA KADINLARIN YANINDAYIZ’
Çalışma hayatına girişteki her adımda kadınların yanında olduklarını belirten Bakan Işıkhan, “9 Şubat’ta başlattığımız İş Pozitif’te yaklaşık 2,5 ayda 100 binin üzerinde kadının istihdamını sağladık. Bu sayıyı her gün artırmaya devam ediyoruz. İş Pozitif ile amacımız, iş arayan ile işveren arasındaki iletişimi teknoloji çağının gereklerine uygun şekilde kolaylaştırmak ve özellikle kayıtlı kadın istihdamında önemli bir mesafe alabilmektir. Biz biliyoruz ki kadına sağlanan pozitif ayrımcılık, ülkemizin ve milletimizin geleceğine sağlanan pozitif ayrımcılıktır. Bu anlayışla; mesleki danışmanlıktan, sosyal güvenliğe varıncaya kadar çalışma hayatına girişteki her adımda kadınların yanındayız. Tabi biliyorsunuz ki çalışma hayatında kayıt dışılık en büyük problemlerimizden birisi” ifadelerini kullandı.
‘BİRÇOK ÜLKEDE İNSANLAR HASTA OLMAYA KORKUYOR’
Avrupa ve Amerika da dahil birçok ülkede çalışan insanların hasta olmaktan dahi korkar hale geldiğini vurgulayan Bakan Işıkhan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Kayıt dışı istihdam hem insanlarımızın hem de ülkemizin geleceği için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bugün tüm dünyada hayranlıkla takip edilen bir sosyal güvenlik sistemimiz var. Avrupa ve Amerika dahil, dünyanın birçok ülkesinde artık insanlar hasta olmaktan dahi korkar hale geldi. Neden? Çünkü gönül rahatlığıyla güvenebilecekleri bir sosyal güvenceleri yok. Sosyal güvenlik hizmetlerinin sürdürülebilirliği noktasında birçok ülke ciddi finansal krizler yaşamaktadır. Mevcut güvenceleri için; ciddi ödemeler yapmak durumunda kalıyorlar. Sağlık problemi yaşadığında tek kuruş ödemeden tedavi alabilecekleri bir sosyal devlet anlayışları maalesef yok. Ancak bugün Türkiye’nin hangi şehrine giderseniz gidin, sadece TC kimlik belgenizle istediğiniz sağlık hizmetini rahatlıkla alabiliyorsunuz. Üstelik bu hizmeti; her şehrimize adeta 5 yıldızlı otel konforunda inşa ettiğimiz; son teknoloji ürün ve cihazlarla donattığımız hastanelerimizden alabiliyorsunuz. Tüm bunları, biz sosyal güvenlik reformuyla başardık. Bu sistemin, sürdürülebilir şekilde işlemesini sağlamanın en önemli yollarından birisi de çalışan, üreten tüm vatandaşlarımızın sistemin içerisinde, yasal bir şekilde yer aldığı sosyal güvenlik sürecinden geçmektedir. O nedenle kayıtlı istihdam hepimiz için çok önemli. Kadınların işgücüne katılımı da hem işgücü piyasasının genişlemesine ve üretkenliğin artmasına yardımcı olacak hem de sosyal güvenlik sistemimizin daha da gelişmesine katkı sağlayacaktır. Kadın istihdamı aynı zamanda; sürdürülebilir bir ekonominin tesis edilmesinin yanı sıra sosyal uyum ve katılımı da beraberinde getirecektir. Bu noktada hedefimiz; bu alanla ilgili daha fazla politika geliştirmektir. Ben inanıyorum ki kadınlar, ülkemizin kalkınmasındaki en önemli gücü olacaktır.”
Yüzyılın kadın istihdamını gerçekleştirmeyi hedeflediklerini belirten Bakan Işıkhan, “Samsun’un kahraman kadınları çok iyi bilir ki; Milli Mücadele sürecinde kadınlar büyük fedakarlıklar göstererek Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde önemli bir rol oynamıştır. Milli Mücadelenin ardından ülkemizin en zor zamanlarında çalışarak, üreterek toparlanma sürecimize omuz vermişlerdir. Bugün de yine aynı güçle çalışarak, üreterek hem toplumsal hem de iktisadi kalkınmamıza katkı sağlayan emektar kadınlarımızla birlikte Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılını; inşallah Türkiye Yüzyılı yapacağız. Bu yüzden, Yüzyılın Kadın İstihdamı’nı gerçekleştirmeyi hedeflediğimiz bu projeye Milli Müdafaadan Milli Kalkınmaya, Türkiye Yüzyılı’nın Kadınları ismini verdik. Projemizin başta üreten tüm kadınlar olmak üzere, çalışma hayatımıza, ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini diliyorum. Kadınlara verdiği değerle, 21 yıldır kadınların hukuki, sosyal ve ekonomik özgürlük mücadelesini himaye eden Cumhurbaşkanımız, Liderimiz, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ve Sayın Emine Erdoğan Hanımefendiye şükranlarımı arz ediyorum” dedi.
Konuşmaların ardından Bakan Işıkhan, en fazla kadın istihdamı sağlayan firmalara plaket verdi. Daha sonra kadın girişimcilerin oluşturduğu İş pozitif Kadın İstihdamı Fuarı’nı gezdi.
İran Meclisi Sosyal İşler Komisyonu, geçen günlerde hafta tatilinin 2 güne çıkartılması, cuma gününün yanı sıra perşembe gününün de tatil ilan edilmesine ilişkin yasa tasarısı sundu.
Ülkede hafta tatili halihazırda cuma tam gün, perşembe yarım gün şeklinde. Bu durum dünya genelinde cumartesi ve pazar günleri tatil olması nedeniyle uluslararası ticarete sekte vurduğu gerekçesiyle eleştirilere neden oluyor.
Bazı muhafazakarlar, perşembe gününü kültürel ve dini açıdan tatil olmaya daha uygun görürken, özellikle iş insanları, uluslararası ticaretle entegrasyonun sağlanması açısından cumartesi gününün tatil edilmesini istiyor.
MUHAFAZAKLAR PERŞEMBE GÜNÜNÜ İSTİYOR
Muhafazakarlara yakınlığıyla bilinen Fars Haber Ajansı (FHA) konuya ilişkin haberinde, cumartesi gününün tatil edilme taleplerini “siyonizmin taktiği” olarak yorumladı.
FHA, “Cumartesinin tatil edilmesi taslağı, Siyonizmin taktiği mi? Yoksa kara cahillik mi?” başlıklı yazıda, cumartesinin Yahudi geleneklerinde tatil olduğunu ve bunu İran’daki gizli Yahudilerin talep ettiğini öne sürdü.
İranlı Sosyolog Hüseyin Nuri de cumartesinin tatil olmasına karşı.
“Javanonline” haber sitesine konuşan Nuri, cumartesi gününün tatil edilmesini “Siyonizmin normalleştirilmesi” olarak değerlendirdi.
Cumartesi gününün Yahudilerin dini günü olduğuna işaret eden Nuri, İran’da cumartesi gününün tatil ilan edilmesinin Siyonistler ve Masonların ülke kültürünü bozma girişimlerinde baş örtüsü ve toplumsal bozulmaya bir halka ekleyeceğini kaydetti.
İŞ DÜNYASI CUMARTESİ DİYOR
Bir önceki dönem hükümet sözcüsü Ali Rebii’nin yaklaşımı ise cumartesi gününün tatil olması yönünde.
Reformistlere yakınlığıyla bilinen Rebii, 22 Nisan’da yaptığı açıklamada, “Cumartesi yerine perşembe gününün tatil edilmesini istemek, ülkedeki ‘kalkınma ve ilerlemeye’ muhalefet taraftarlarının refleksidir.” dedi.
İran Ticaret Odası Başkanı Ali Şeriati de ülke lideri Ali Hamaney’e hitaben kaleme aldığı mektubunda, ülkenin ekonomik çıkarları yönünden daha uygun olması gerekçesiyle cumartesi gününün tatil edilmesini istedi.
Şeriati, “Halihazırda, (perşembe öğleden sonra ve cuma günlerinin tatil olması) dünya ticaretiyle 4 gün banka, gümrük ve benzeri resmi işlemler için irtibat kuramamamıza neden oluyor. Perşembenin tatil ilan edilmesi en çok ticaret yaptığımız 5 ülke (Çin, Irak, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Hindistan) dikkate alındığında yılda 8,3 milyar dolar kayıp anlamına gelmektedir.” ifadelerini kullandı.
İran Ticaret Odası Üyesi Pedram Sultani de sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımında, ülkede perşembe gününün tatil edilmesini isteyen muhafazakarları eleştirerek cumartesi gününün tatil edilmesini istedi.
Sultani, dünyada Müslüman ülkelerin yüzde 95’inin cumartesi günü tatil yaptığını belirterek, ülkedeki bazı muhafazakarların 1,8 milyar Müslüman yerine sadece 15 milyon Yahudi’ye bakarak karar vermesinin isabetli bir karar olmadığını savundu.
Tüm bu tartışmalara ilaveten, Mecliste hükümeti destekleyen milletvekillerinin çoğunluğunun tasarıyı cumartesi gününün tatil edilmesi yönünde destekleyecekleri belirtildi.
]]>
Başkan Erdoğan ise ticarette hedeflerinin 60 milyar dolar olduğunu belirtirken, “İki ülke, savunmada engelleri aşmalı” dedi.
Erdoğan ayrıca bir gazetecinin İsrail ile ilgili sorduğu bir soruya “İsrail ile ticari ilişkileri ayakta tutmuyoruz. O iş bitti” diye cevap verdi.
Son dakika haberi… Başkan Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları;
Savunma sanayi alanındaki işbirliğimizi de ikili ilişkilerimize ve müttefiklik ruhuna uygun şekilde ilerletmek arzusundayız. Türkiye ve Almanya’nın savunma alanında ortak üretim projelerini konuşacağını ümit ediyoruz.
Turizm alanındaki işbirliğimiz her geçen gün gelişmektedir. 2023’te 6 milyon aşkın Alman turisti ülkemizde ağırladık. Almanya’yla ikili ilişkilerimizin en müstesna ortak paydası güçlü beşeri bağlarımızdır. 63 yıl önce Sirkeci Garı’ndan uğurladığımız insanlarımızın sayısı 3,5 milyona ulaştı. Türk toplumu gurbetçilikten çıkarak Almanya’nın sosyal, ekonomik, kültürel ve akademik hayatında kritik rolleri üstlenmeye başladı.
Vatandaşlarımızın kültürden sanata, siyasetten bilim ve ticarete kadar her alanda önemli başarılarına şahit oluyoruz. Alışılagelmiş kalıpları yıkan, önyargıları kıran Türkiye-Almanya arasında beşeri köprü vazifesi gören tüm vatandaşlarımızla gurur duyuyoruz.
“ALMANYA’DAN DAHA FAZLA DAYANIŞMA BEKLİYORUZ”
Türk toplumunun eşit katılımlı entegrasyonuna önem veriyor teşvik ediyoruz. Yeni Alman vatandaşlığı yasasını kıymetli bir adım olarak görüyoruz. Avrupa’yla birlikte Almanya’da yükselen İslam düşmanı, yabancı karşıtlığına karşı endişelerimiz artıyor.
25 Mart tarihinde yaşayan menfur hadisenin tamamen aydınlatılması, sorumluların cezalandırılması konusunda düşüncelerimi paylaştım. PKK, YPG, FETÖ gibi terör örgütlerle mücadelede daha çok işbirliğine ihtiyacımız bulunuyor.
Alman makamlarından daha fazla destek ve dayanışma beklediğimizi ifade ettim. Türkiye-AB ilişkileri gündemimizde yer aldı. Gümrük Birliği, vize serbestisini ele aldık. Sayın Cumhurbaşkanıyla bölgesel ve küresel gelişmeler hakkında görüş alışverişinde bulunduk.
“İSRAİL’İN KATLİAMLARI GÜNDEMDEN DÜŞÜRME ÇABALARINA PRİM VERİLMEMESİ GEREKİYOR”
Gazze’de yaşanan benzeri görülmemiş zulmün son bulması çağrısını yineledim. Netanyahu tüm bölgemizin güvenliğini tehlikeye atıyor. İsrail yönetiminin insanlık suçlarını, katliamlarını gündemden düşürme çabalarına prim verilmemesi gerekiyor.
“TÜRKİYE OLARAK KARARLI, VİCDANLI VE CESUR BİR DURUŞ SERGİLEDİK”
İsrail’in saldırıları devam ettikçe bölgesel ve küresel tehditlerinin arttığının herkes bilincindedir. Masumların ölüm, açlık ve sefalete mahkum edilmesinin ıstırabının unutulmayacağını biliyoruz. Türkiye olarak kararlı, vicdanlı ve cesur bir duruş sergiledik. Ateşkesin sağlanması, kesintisiz ve yeterli insani yardımın Filistin halkına yönelik çabalarımızı artırarak sürdüreceğiz.
2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’nın finalleri Almanya’da düzenlenecek. Milli takımımız da bu turnuvada mücadele edecek. Turnuvada yer alacak tüm ekiplere ve takımlara şimdiden başarılar diliyorum.
Daha sonra sözü alan konuk Cumhurbaşkanı, şunları söyledi:
“Burada misafiriniz olmaktan çok mutluyum. Hemşehrilerinizin konukseverliğini birebir yaşadım. İstanbul, Gaziantep, Ankara’ya davetiniz için teşekkür ederim. Görüşmelerim son derece yararlı oldu. 2 yıl önce Rusya’nın Ukrayna’ya saldırı savaşından çok kısa süre önce görüştük. İkinci görüşmemiz Berlin’de, kasım ayında, Hamas’ın saldırısından 1 ay sonraydı.
Bu iki olay tehlikeli bir zamanda yaşadığımızı gösteriyor. Bu gerçekler bizim siyasi hayatımızı ne kadar da etkilese ilişkilerimiz zengin ve uzun geçmişe dayanıyor. Benim için diplomatik ilişkilerimizin başlamasının 100. yılında Türkiye’ye gelmek çok önemliydi.
Özellikle insani ilişkiler bizim bağlarımızı özel kılıyor. Dünyadaki hiçbir ülkeyle Almanya’nın bu kadar yoğun, dostane, ailevi ilişkileri yoktur. Yaklaşık 3 milyon Türkiye kökenli insan, 4 kuşak önce işgücü anlaşmasının 1961’de imzalanmasından sonra Almanya’da yaşıyor. Onların öyküleri bizim ülkemizi şekillendiriyor. Siyasi hayattan, ekonomi ve kültür hayatında bu kuşakların temsilcileri bana ziyaretimde temsil ediyor.
100 yılı aşkın bir süre önce zanaatkârlar Almanya’daki yoksulluktan kaçarak Türkiye’ye gelmişlerdi. 20’li yıllarda Alman bilim adamları, mimarlar gelmişlerdi. Nazi Almanyasında baskıya uğrayan çoğu Yahudi olan aileler buraya geldiler. Bugün Ankara Üniversitesi’nde bu konuda yeni bilgiler edindim.
Tarihi bağlılığımız son derece güncel. 1 yıl önce güneydoğusunda yaşanan depremi yaşadık. İnsani yardım kuruluşları, doktorlar çok kısa sürede geldiler. Tabii ki Almanya’dan çok yoğun maddi destek de sağlandı.
Dün deprem bölgesini ziyaret ettim. Orada yeniden inşa çalışmalarının ne kadar takdire şayan olduğunu ifade ettim. Burada aynı zamanda Suriyeli göç menler de depremin mağdurları oldular. Onlarla da konuştum. Almanya olarak depremzedeleri unutmayacağız, desteklemeye devam edeceğiz.
Hep birlikte iki ülke arasındaki ticaretin 55 milyar avro hacmiyle yeni rekor seviyeye ulaştığını söyledik. Türkiye’deki finans politikalarındaki reformlar Avrupa’da takdirle karşılanıyor. Bana refakat eden Maliye Bakanı da bilgi verdi. Ülkelerimiz zor dönemlerden geçiyoruz. Ekonomik ilişkilerimizi daha geliştirmek zorundayız.
“ALMANYA VE TÜRKİYE BİRBİRİNDEN VAZGEÇEMEZ”
Türkiye-AB arasındaki ilişkiler konusunda basın özgürlüğü, hukuk devleti ilkeleri son derece önemli. Almanya, AB zirvesi sırasında bu konuda somut ilerlemelerinin kaydedilmesi konusunda çaba harcamamız gerektiğini söyledik.
Türkiye’nin gayretli bir sivil toplumu var. Ülkelerin iyiliğini isteyen, çabalayan insanlar var. Türkiye’ye dinamik, demokratik Avrupa’ya yönelen gelişim diliyorum. Biraz önce söylediğim gibi dünyadaki gelişmeler hepimizi endişelendiriyor. Sayın Cumhurbaşkanıyla bunu da ele aldık. Özgüvenli yeni ülkeler ortaya çıkıyor. Türkiye ile Almanya aslında tek ortaklar değil. Biz özellikle iki ülke olarak birbirimiz için vazgeçilmeziz. Birbirimize ihtiyacımız var NATO’da, G20’de.
Ortak çıkarlarımızı ön plana çıkarmalı, ortak çözümler bulmalıyız. Kıbrıs konusunu ele aldık sayın Cumhurbaşkanıyla. Rusya’nın Ukrayna’ya saldırı savaşı da önemli konuydu. ABD’de uzun süredir beklenen siyasi kararların verilmiş olmasından memnuniyet duyduğumuzu ifade ettik.
“GAZZE SAVAŞI’NI DURDURMA KONUSUNDA TÜRKİYE’NİN ÖNEMLİ BİR GÖREVİ VAR”
Türkiye’nin de Ukrayna’yı desteklediğini biliyoruz biz de aynı şekilde bu desteği vermeye çalışıyoruz. Bu desteği askeri ve ekonomik açıdan sürdüreceğiz.
Hamas bu vahşice saldırıyla İsrail’e 1200 kadını, erkeği ve çocuğu öldürdü. 6 ayı süredir 300’ü aşkın rehineyi hala tutuyor. Bize göre 7 Ekim saldırısı olmasaydı Ortadoğu’daki bu savaş olmazdı. Aynı zamanda ortak hedeflerimizi tekrar vurguladık. Gazze’deki insani durumu düzeltmek zorundayız. Savaşın bölgeye yayılmasını engellemeliyiz. Bu konuda da Türkiye’nin önemli bir görevi var.
Sayın Cumhurbaşkanı ile birlikte hepimizin bölgedeki ilişkilerimizi kullanmamız gerektiğini konuştuk. Özellikle rehinelerin serbest bırakılması için.
Hemfikir olduğumuz bir konu Filistinliler için siyasi perspektif olmadan orta ve uzun vadede İsrail için güvenlik sağlanamaz. Bu siyasi perspektif iki devletli bir çözüm olabilir. Bu konuda adım atmalıyız.
Bu zor dönemlerde Türk-Alman ilişkilerine yeniden ivme kazandırmalıyız. Çok yoğun detaylı görüşmelerimiz sonrasında size tekrar davetiniz için tüm gönlümle teşekkür etmek istiyorum. Konukseverliğiniz ve açıksözlülüğünüz için teşekkürler.
Aslında yüzeysel olduğunu düşünmüyorum ilişkilerin. Bu ziyaretle ilgili tartışmaların yüzeysel olduğunu düşünüyorum. Ben bu kadar çeşitli, kalabalık bir heyetin refakat ettiğinden çok mutlu oldum. Onlar Almanya’daki Türk insanlarının cemaatinin ne kadar çeşitli olduğunu gösteriyorlar.
Arif Keleş’in döneri de bu çeşitliliğin bir parçası. Yeni Almanya’yı çeşitlendiren bir şey bu. Bu yüzeyselliği artık geride bıraktığımızı düşünüyorum.
]]>Dünya ve Türkiye enerji ve iklim gündeminin güncel konularına mercek tutan İstanbul’da düzenlenen konferansta ‘İş Dünyası ve Sürdürülebilir Enerji’ konusu çok yönlü olarak masaya yatırıldı. Konferansta moderatörlüğünü Shell Türkiye Ülke Başkanı Ahmet Erdem’in gerçekleştirdiği panelde, Borusan Holding İnsan, İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Nursel Ölmez Ateş, İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye) Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Ebru Dildar Edin, Baker Hughes Türkiye Ülke Direktörü Filiz Gökler ve Enerjisa Enerji Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi Mehtap Anık Zorbozan konuşmacı olarak yer aldı.
DOĞALGAZ PİYASASINDA FİYATLARIN DÜŞÜŞÜ TÜRKİYE İÇİN AVANTAJ
İş dünyasının gözünden sürdürülebilirlik alanındaki trendler, zorluklar ve fırsatların ele alındığı konferansın keynote konuşması Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı ve IICEC Onursal Başkanı Dr. Fatih Birol tarafından yapıldı. Dr. Birol, yaptığı konuşmada, küresel enerji piyasaları için dört temel analizde bulundu. Birol, doğalgaz piyasasında fiyatların düşüşünün Türkiye için avantaj sağladığının altını çizerek “Ukrayna-Rusya savaşının başlamasıyla çok yüksek seviyelere ulaşan doğalgaz fiyatları şu an daha makul seviyelerde. Doğalgaz fiyatlarında ciddi bir düşüş yaşanıyor. Bu Türkiye için çok güzel bir haber. 2025, 2026 ve 2027 yıllarında özellikle bazı kaynaklardan ciddi anlamda doğalgaz piyasalarına arz gelecek. Bu arz, geçmiş 30 senede tesis edilen doğalgaz miktarının yarısına denk geliyor” dedi.
Dr. Birol, kömüre olan talebin bir iki ülke dışında tamamıyla azaldığına da dikkat çekerek “Bunun esas nedeni iklim faktörü değil. Esas neden yerli kaynak olarak daha ulusal olması. Çin ve Hindistan hala kömür tesisleri kuruyor ama bunların da büyümesi geçmişe göre son derece yavaş” diye konuştu.
“NÜKLEER ELEKTRİK ÜRETİMİ YAKINDA EN YÜKSEK SEVİYEYE ÇIKACAK”
Dr. Birol 2023 yılında dünyada devreye alınan bütün elektrik santrallerinin yüzde 85’inden fazlasının yenilenebilir enerjiye sahip olduğunu, bunun yanında nükleer santrallere de yeniden dönüş yapıldığını kaydetti. Gelecekte elektriğin büyük bölümünün yenilenebilir enerjiden geleceğini belirten Dr. Birol, “Bütün dünyada nükleer enerji geri dönüyor. En son kazanın yaşandığı Japonya nükleerde yeniden artışa başladı. Kore ve İsveç aynı politikadalar. Nükleer santrallerine karşı çıkan ülke kalmadı diyebiliriz. Fransa, Polonya, Türkiye ve Amerika’da yeni santraller yapılıyor. 2025-2026 yıllarında dünya nükleer elektrik üretiminin en yüksek seviyeye çıkacağını düşünüyorum” diye konuştu.
Dr. Birol ayrıca enerji verimliliğine de vurgu yaparak, enerji verimliliğini ‘ilk yakıt’ olarak tanımladığını ve bütün ülkelerin bu alandan istifade edebileceğini belirtti.
“AVRUPA ENERJİDE ZOR DURUMDA”
Dr. Fatih Birol Avrupa enerji piyasalarını değerlendirerek “Avrupa Birliği, enerji fiyatları, enerji güvenliği ve enerji ekonomisi açısından baktığımız zaman oldukça zor bir durumda. Bir ülkeye yani Rusya’ya enerji açısından çok fazla göbekten bağımlı olmanın sorununu yaşıyorlar. Avrupa Birliği ülkeleri petrolün yüzde 65’ini, gazın ise yüzde 75’ini Rusya’dan alıyordu; bu bir hata. İkinci hata nükleer enerjiye sırtını dönmesi, üçüncüsü ise güneşte yıllar önce başladıkları atılımın devamını aynı tempoda getirememeleri. Stratejik politikayı izleyememeleri. Doğalgaz fiyatları 5 dolara geriledi ancak ABD’de ise 2 doların altında. Elektrik fiyatları Avrupa’da Çin’in neredeyse 3-5 misli. Avrupa’ da eğer sanayiciyseniz ve üretim maliyetinizin yüzde 60-65’ini enerji maliyetleri kapsıyorsa bu fiyatlarla ne ABD ile ne de Çin’le rekabet edemezsiniz. Ayrıca, Avrupa’ya yeni bir sanayi master planı gerekiyor, bunu önerdim.”
Açılış konuşmasının ardından DHA’ya da küresel piyasalar ve enerjinin geleceğine yönelik değerlendirmelerde bulunan Dr. Birol, yenilenebilir enerjinin bütün dünyada büyüdüğünü aktararak “Asya’da, Avrupa’da, Amerika’da çok hızlı bir şekilde büyüyor. Özellikle güneş enerjisi, rüzgar enerjisi beraber olmak üzere esasen rakamlara baktığımız zaman bunun çok açık bir şekilde görebiliriz. Geçen sene dünyada inşa edilen bütün elektrik santrallerinin yüzde 85’inden fazlası yenilenebilir enerji oldu. Bunun başını Çin çekiyor ama bütün ülkelerde bunu görüyoruz. Türkiye’de bu konuda çok güzel adımlar atıldı. Ben önümüzdeki yıllarda dünya elektrik talebinin çok büyük oranda hemen hemen tamamının yenilenebilir enerjiden karşılanacağını düşünüyorum. Çünkü maliyetler son derece düşük ve yenilenebilir enerji herkesin ulaşabileceği ve temiz bir enerji türü” dedi.
Avrupa’nın şu anda enerji, enerji maliyetleri konusunda diğer büyük ekonomik güçlerle Amerika Birleşik Devletleri veya Çin Halk Cumhuriyeti’yle rekabette birkaç adım geride olduğunu söyleyen Birol, “Bunun da en önemli tezahürü Avrupa’daki enerji fiyatları hem Amerika’dan hem de Çin’den çok daha yüksek bir seviyede seyrediyor. Özellikle doğalgaz ve elektrik fiyatlarında. Bu da Avrupa’daki sanayicilerin ürettikleri mallarda bu ülkelere göre rekabet gücünü kaybetmesi anlamına geliyor. Bu nedenle şu anda Avrupa sanayisinde bazıları işleri yavaşlatmakla kaybetme seviyesine geldi. Bu da istihdam konusunda büyük rahatsızlıklara yol açıyor. Bazıları da ülkelerini terk edip şirketlerini başka ülkelere taşıyorlar. Bu Amerika olabilir, Orta Doğu olabilir. Bu Avrupa ekonomisi için son derece can sıkıcı. Büyük bir sorun” dedi.
“PETROLE TALEP OLDUKÇA MAKUL BİR SEVİYEDE ARTIYOR”
Petrolde yükselişin nedenine de değinen Birol, “Talep oldukça makul bir seviyede artıyor. Günlük 1 milyon varil kadar. Üretim açısından da Amerika kıtasında Brezilya, Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’dan yeteri kadar üretim geliyor. İki tane sorun var. Birincisi OPEC ülkelerinin özellikle Suudi Arabistan ve Rusya’nın petrol üretimlerinin kasıtlı olarak kısmaları ile fiyatların yüksek olması. Fiyatları yukarı doğru basık koymaları. İkincisi de şu anda Orta Doğu’daki gerilimler. Eğer fiziki bir çalışmaya girilmezse özellikle bir ya da birden fazla petrol üreticisinin dahil olduğu fiyatlar 200 seviyelerine geleceğini düşünmüyorum” ifadelerini kullandı.
Sabancı Üniversitesi IICEC Koordinatörü Dr. Mehmet Doğan Üçok da sosyal ve ekonomik sürdürülebilirliğin enerji alanında gelişmesi gerektiğini işaret ederek “Sürdürülebilir enerji kavramı; çevrenin korunması, çevresel sürdürülebilirlik hedeflerini destekleme, ekonomik faydalar, enerji teknolojilerinin ve enerji üretimindeki kaynakların daha verimli kullanılması gibi alt başlıklarla sürdürülebilir enerji çok yönlü faydalar sunuyor. Bu bağlamda geleceğin teminatı olarak sürdürülebilir enerjinin artık tercih olmaktan çıkıp ekonomik ve sosyal zorunluluk haline geldiğini görmekteyiz” dedi.
PANEL İŞ DÜNYASINI BULUŞTURDU
Moderatörlüğünü Shell Türkiye Ülke Başkanı Ahmet Erdem’in üstlendiği panelde ise Borusan Holding İnsan, İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Nursel Ölmez Ateş, İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye) Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Ebru Dildar Edin, Baker Hughes Türkiye Ülke Direktörü Filiz Gökler ve Enerjisa Enerji Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi Mehtap Anık Zorbozan konuşmacı olarak yer aldı.
Panel Moderatörü Shell Türkiye Ülke Başkanı Ahmet Erdem, çok boyutlu önemli dinamikler içerisinde sürdürülebilir bir geleceği düşünmek, planlamak ve inşa etmek için önemli fırsatlar olduğunu belirterek, enerjinin ekonomik büyümenin ve sosyal gelişimin en önemli unsurlarından birisi olmaya devam edeceğinin altını çizdi.
Erdem, enerjinin yaşamsal ve ekonomik kazanımlarının yanında karbon salımını azaltmanın ve enerji dönüşümü içerisinde de sürdürülebilir enerji çözümleri geliştirmenin sürdürülebilir bir gelecek için çok kritik olduğuna vurgu yaptı. İş dünyasının da, sürdürülebilir enerjinin geleceği için; teknoloji, inovasyon ve finansman gibi kritik faktörleri göz ardı etmemek durumunda olduğunu belirten Ahmet Erdem, sürdürülebilir enerji çözümleri geliştirmek için enerji sektörünün yanı sıra karar vericiler ve tüm paydaşların birlikte çalışması gerektiğine ve bu çerçevede iş birliklerinin önemine değindi.
“ENERJİ DÖNÜŞÜMÜ ARTIK ZORUNLULUK”
Borusan Holding İnsan, İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Başkanı Nursel Ölmez Ateş ise panelde yaptığı konuşmada küresel iklim hedeflerinin yakalanması için enerji dönüşümünün bir zorunluluk haline geldiğini kaydederek “Sürdürülebilir enerji geçişi, iş dünyasının da ana gündem maddelerinden biri oldu. Uluslararası düzenlemelere uyum için, enerji yoğunluğu yüksek olan sektörler yenilenebilir enerji çözümlerine yöneldi. İş dünyası olarak enerji ihtiyaçlarımızı karşılayacak ve sera gazı emisyonlarının azaltılmasını destekleyen yenilenebilir enerji yatırımlarına odaklanırken diğer taraftan enerji verimliliği çözümlerini de projelendiriyoruz. Öte yandan yeni enerji teknolojilerinin gelişmesi ve erişilebilir olması da çarpan etkisi yaratıyor ancak altyapının ve teknik kapasitenin güçlendirilmesine yönelik uygulamalar da öncelikli konu başlıklarımız arasında. Sürdürülebilir enerji yatırımlarının artması için yeşil finansman kaynaklarına erişim de çok kritik bir konu. Tüm bu gelişmeleri yakından izliyor ve sürdürülebilir enerji dönüşümü için sorumluluk üstleniyoruz” dedi.
“2050’YE KADAR 200 TRİLYON DOLARA İHTİYAÇ VAR”
Diğer bir panelist İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Ebru Dildar Edin de konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Enerji israfının önemli ölçüde azaltılmasına ve enerji kaynaklarının fosil kaynaklardan yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişi için kolektif bir çaba ve güçlü bir iradeye duyduğumuz ihtiyacın yanı sıra dünyada düşük karbonlu bir ekonomiye geçiş için 2050’ye kadar 200 trilyon doları miktarında finansa ihtiyaç var. Bu da yılda yaklaşık 7 trilyon doları yeşil finansmana ulaşılması demek oluyor. İyi haber şu ki temiz enerji geçişinde küresel yatırımlar, 2022’de yıllık yüzde 29’luk bir büyüme oranıyla 1.1 trilyon dolara ulaştı. Bu rakam şu anda fosil yakıt yatırımıyla denk ancak iş birliğini artırdıkça bu değerlerin doğa dostu yatırımlardan yana artacağına inanıyoruz. Türkiye’nin de güneş enerjisinde kurulu gücünün tarihi seviyeye ulaşması ve elektrik üretiminde yenilenebilir enerjinin katkısının yüzde 51’i geçmesi gibi gelişmeler ülkemizin bu alandaki potansiyelini ortaya koyuyor. Ülkemizin yeşil dönüşüm hedefleri için yenilenebilir enerjide daha fazla projeyi hayata geçirmesi gerektiğini de görüyoruz.”
“SÜRDÜRÜLEBİLİR ENERJİ TEKNOLOJİLERİNE YATIRIM ODAĞIMIZDA”
Baker Hughes Türkiye Ülke Direktörü Filiz Gökler de Baker Hughes şirketinin, 120’den fazla ülkede yaklaşık 55 bin çalışanla faaliyet gösteren küresel bir enerji teknolojisi şirketi olduğunu belirterek başladığı konuşmasını şu sözlerle sürdürdü;
“Küresel iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilir enerji dönüşümü kapsamında bir taraftan operasyonel ayak izimizi azaltan sürdürülebilir uygulamaları hayata geçirirken, diğer taraftan yeni nesil yakıt hidrojen, karbon yakalama, kullanma ve depolama, jeotermal ve temiz enerji gibi yarının sürdürülebilir enerji teknolojilerine yatırım yapmaya odaklanıyoruz. Sınırlı finansman, enflasyon, global ve bölgesel siyasi istikrarsızlık, jeopolitik gerilimler, tedarik zinciri zorlukları, politika ve düzenlemelerdeki eksiklikler gibi zorlukların üstesinden gelerek enerji arzı, güvenliği ve sürdürülebilirliği arasındaki dengeyi sağlamak ve enerji dönüşümüne öncülük etmek, hayati önem taşımaktadır. Enerji dönüşüm yolculuğunda, entegre düşünce ve paylaşımcı sürdürülebilirlik standartları ışığında, enerji üreticileri, teknoloji ve hizmet sağlayıcıları, enerji alıcıları, politika yapıcıları ve genel olarak tüm toplumun birlikte çalışması gerektiğine inanıyoruz. Enerjiyi geleceğe birlikte taşıyalım.”
“YENİLENEBİLİR ENERJİ KAPASİTESİ ÜÇ KATINA ÇIKMALI”
Enerjisa Enerji Bağımsız Yönetim Kurulu Üyesi Mehtap Anık Zorbozan da enerjinin geleceğinin, yenilenebilir enerji kaynaklarına, enerji verimliliğine ve sürdürülebilir enerji teknolojilerine doğru artan yönelimle şekillendiğini kaydederek “Ancak bu yönelimler, ülkeler için satın alınabilirlik, elektrik güvenliği ve temiz enerji tedarik zincirlerinin dayanıklılığı perspektiflerinde yeni riskler doğuruyor. Riskleri yönetmek ve yeni dönemin yatırım ihtiyaçlarını karşılamak önümüzdeki dönemin gündemini oluşturacak zira 2030 karbon hedeflerine ulaşmak için yenilenebilir enerji kapasitesinin üç katına çıkarılması, enerji verimliliği iyileştirmelerinin hızının ikiye katlanması, elektrifikasyonun artırılması ve fosil yakıt operasyonlarından kaynaklanan metan emisyonlarının azaltılması gerekiyor. Küresel enerji yatırımı 2030’da 3,2 trilyon dolara yükselecek. Bu, 2023 için tahmin edilen seviyelerin yaklaşık yüzde 15 üzerinde. İklim finansmanı için hem kamu, hem de özel sektör kaynaklarının bütünleşik bir strateji izlemesi gerekiyor”
Mevcut kapasitesiyle “ülkenin en büyüğü” konumundaki Mersin balığı üretim tesisinde, 3 yıl içinde ilk etapta kalitesine göre kilogram fiyatı 2 bin 500 dolara kadar çıkan 100-150 ton havyar üretilmesi hedefleniyor.
Dünyada 26 türü olduğu bilinen, denizlerde doğal ortamda uzun süre yaşamaları halinde 3-4 metre boya ve 1300-1600 kilogram ağırlığa kadar ulaşabilen “huso huso” cinsi Mersin balığı, havyarının yanı sıra etinin lezzetiyle de ekonomik değere sahip.

“Doğaya binlercesini salıyoruz”
Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürü Dr. Mustafa Altuğ Atalay, AA muhabirine, nesli tükenme tehlikesine giren Mersin balıklarının avcılığının dünya genelinde 1971’den itibaren yasaklandığını söyledi.
Atalay, “Bu balığı ülkemizde ilk olarak 1990’lı yıllarda İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi üretmeye çalıştı. Daha sonra ülkede DSİ’nin yapmış olduğu başarılı çalışmalar neticesinde üretimine başlanan Mersin balığı yavruları iç sulara ve belirli bölgelerde deniz kıyılarına bırakıldı. Bunu geçtiğimiz yıllarda Bakanlık olarak biz de başardık ve artık bu balıkların üretimini Bakanlık enstitülerinde, su ürünleri yetiştiricilik tesislerinde yapıp doğaya binlercesini salıyoruz.” dedi.

“Neredeyse 100-150 ton havyar alınacak”
Atalay, Mersin balığı üretiminin son yıllarda özel sektörün girişimiyle arttığını ve Keban Baraj Gölü üzerinde toplamda 2 bin 500 ton kapasiteyle kurulan üretim tesisinin ülke ekonomisi açısından önemli bir değer olduğunu belirtti.
Tesiste birkaç yıl önce başlanan Mersin balığı yetiştiriciliğinde 950 ton kapasiteye ulaşıldığını dile getiren Atalay, şöyle konuştu:
“Keban Baraj Gölü üzerinde 2 bin 500 ton kapasiteyle kurulan üretim tesisinde balıkların yetişkin olanları neredeyse 100 kiloya ulaştı. 5-6 yaşındalar ve bunlar 2-3 sene sonra havyar üretmeye başlayacaklar. Havyarı ülkemizde olduğu gibi bütün dünyada çok beğenilen en değerli balıklar. Eti son derece lezzetli ve besleyici bir balık. Bu tesiste balıklar havyar tutmaya başladığı zaman neredeyse 100-150 ton havyar alınacak ve bu bölge tam bir Mersin balığı üretim üssü haline gelecek. Havyarın kilosunun 500 ile 2 bin 500 dolar arasında olduğunu düşünürseniz, 100-150 tonluk bir havyarın ne kadar büyük bir ekonomi ve istihdam sağlayacağını tahmin edebilirsiniz.”

“Ülkemiz, Mersin balığında önemli üretici konumuna gelecek”
Atalay, Keban Baraj Gölü’nün su kalitesi ve iklim olarak Mersin balığına çok iyi geldiğini, balıkların burada son derece hızlı bir gelişim gösterdiğini ifade etti.
Ülke ekonomisine daha fazla katkı ve istihdam sağlanması için Mersin balığı üretiminin yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmaları sürdüreceklerini dile getiren Atalay, şunları kaydetti:
“Elazığ, Türkiye’de nasıl alabalıkta ve Türk somonunda bir üs haline geldiyse havyar ve Mersin balığında da üretim üssü haline gelecek. Ülkemizde 13 yetiştiricilik tesisi kurulmuş durumda ve 3 bin 200 ton kapasiteye ulaştık. Çok yakında bunların satışlarının başlamasıyla ülkemiz Mersin balığında önemli üretici konumuna gelecek. Devlet ile bir yere kadar yapıldı ama özel sektöre de çok teşekkür ediyoruz. Keban’da neredeyse bütün dünyaya satılabilecek üst seviyede bir üretim gerçekleştiriyorlar. Nesli tükenmekte olan bir türü alıp yetiştirdik, artık çoğalıyorlar. Hem havyarı hem etini değerlendirecek durumdayız ve stoklara da takviye yapabilecek bir duruma geldik. Bundan 10 yıl önce böyle bir teknolojimiz yoktu. Ülkemizin gelişmesiyle birlikte artık Mersin balığı gibi pek çok canlıya üremesi ve neslini devam ettirmesi için imkan sunuyoruz.”

İran’ın Ankara Büyükelçisi Mohammad Hassan Habibollahzadeh’in ev sahipliğinde düzenlenen resepsiyona, Türkiye Cumhuriyeti Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, çok sayıda yabancı misyon temsilcisi ve davetli katıldı.

İki ülkenin milli marşları ile başlayan resepsiyonda konuşan İran İslam Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği Askeri Ateşesi Pilot Albay Toraj Zeinoddin, İran Ordu’sunun onlarca yıl ağır yaptırımlara rağmen sadece bölgenin değil bugün dünyanın en güçlü ve kendine yeten ordularından birisi olduğunu belirtti.

“TÜRKİYE VE İRAN ORTAK SINIRLAN GÜVENLİĞİNİ SAĞLAMADA GEREKLİ İŞİ BİRLİĞİNE SAHİPTİR”
Zeinoddin, “İran ve Türkiye silahlı kuvvetleri tehditler konusunda ortak bir anlayışla, bölge istikrarına ve ortak sınırların güvenliğini sağlamada gerekli iş birliğine sahiptir. Bu iş birliği sonucunda iki ülke arasında ortak sınırlar, uzun yıllar barış, istikrar ve dostluk sınırı olmuştur” dedi.

“ULUSLAR ARASI TOPLUMUN İSRAİL’İN TÜM YAPTIKLARINA GÖZÜNÜ KAPATMASI BÜYÜK BİR TALİHSİZLİKTİR”
Büyükelçi, Habibollahzadeh ise “Uluslararası toplumun son 70 yıldır Siyonist rejimin Filistin’deki işgalini ve sistematik çeşitli insan hakları ihlallerini görmezden gelmesi ve ayrıca çocukların öldürülmesine, hastanelerin bombalanmasına, okulların yıkılmasına, gazetecilere ve uluslararası yardım kuruluşlarına saldırılmasına ve son olarak diplomatik ve her türlü dokunulmazlığa sahip İran İslam Cumhuriyeti’nin Şam Büyükelçiliği’nin konsolosluk bölümüne yapılan saldırıya gözlerini kapaması büyük bir talihsizliktir” diye konuştu.

“MESELE, UYGUN BİR YANIT ALDIKLARI AŞAMAYA ULAŞTI”
Saldırının; uluslararası hukukun, Birleşmiş Milletler (BM) şartının ve özellikle de 24’üncü maddenin açık bir ihlali olduğuna işaret eden Habibollahzadeh “İran İslam Cumhuriyeti, gerilimin tırmanmasını önlemek amacıyla derhal BM Güvenlik Konseyi’nden bu suç ve terör eylemini kınamasını, faillerin derhal yargılanıp hesap vermelerini sağlamasını ve dünya ülkelerinin diplomatik mekanlarına karşı bu tür suçların tekrarının önlenmesi için gerekli ve kararlı önlemler almasını talep etmiştir. İran İslam Cumhuriyeti bu konuda itidalli davranmış ise de siyonist rejimin bunu yanlış algılaması nedeniyle mesele sonunda uygun bir yanıt aldıkları aşamaya ulaşmıştır. İran İslam Cumhuriyeti; egemenliğinin, toprak bütünlüğünün, halkın güvenliği ve savunmasının ihlalini önleme ve ayrıca saldırgan eylemlere karşı koyma, bu saldırılara uluslararası hukuka uygun şekilde kararlılıkla karşılık verme konusundaki sarsılmaz kararlılığını ifade etmiştir. Bugün, İran’ın bağımsız ve yerli savunma gücü İran Silahlı Kuvvetleri’nin kendi kendine yetmesi, bölge milletlerinin hizmetindedir” ifadelerini kullandı.

Habibollahzadeh, ayrıca İran ve Türkiye’nin iki komşu ülke olarak bölgenin istikrar ve güvenliğinin korunması ve terörle mücadele konularında sürekli olarak görüş alışverişinde bulunulduğunu aktardı. Habibollahzadeh bölgenin güvenliğinin sağlanmasının hem İran hem de Türkiye için çok önemli olduğunun altını çizdi.

“TÜRKİYE VE İRAN BÖLGENİN REFAHI İÇİN ÖNEMLİ”
Türkiye Cumhuriyeti Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu ise İran ve Türkiye’nin bölgenin iki kadim ve güçlü ülkesi olduğunu belirterek, “Türkiye ve İran arasındaki gelişmeler bölgemizin istikrar, güvenlik ve refahı bakımından önemlidir. Ülkelerimiz arasında devam eden karşılıklı üst düzey ziyaretler, ilişkilerimizi daha da güçlendirme yönündeki karşılıklı iradenin bariz bir yansımadır” dedi.
Bölgenin Gazze savaşı nedeniyle kritik bir dönemden geçtiğini kaydeden Kadıoğlu, İran ile güçlü bir diyalog sürdürüldüğünü ve bölgesel ekonomik iş birliğini engelleyen tek taraflı yaptırımların tasvip edilmediğini söyledi. Önümüzdeki dönemde İran ile ilişkilerin daha da ilerletilmesi için gerekli olan iradeye sahip olunduğunu belirten Kadıoğlu, İran’ın Ordu Günü’nü en içten dilekleriyle kutladığını ifade etti.
“TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği”ne katılan çocuklar, Ankara Millet Bahçesi’nde şenlik yürüyüşüne katıldılar. Ardından Millet Bahçesi’nde kurulan sahnede ülkelerine özgü dans gösterilerini sergilediler.

MİLLET BAHÇESİ’NDEDKİ ETKİNLİK TÜM ÇOCUKLARA “ÖN BAYRAM” YAŞATTI
Bu yılki ana teması “Dünya Çocukları Barış İçin El Ele” olan “TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği”ne katılan yüzlerce çocuk Ankara Millet Bahçesi’ndeki şenlik yürüyüşüne katıldı. Kortej yürüyüşünün ardından dünya çocukları ülkelerine özgü dans gösterilerini sergilediler. Aynı sahne, gösterilerin ardından TRT Çocuk’un sevilen yapımı Rafadan Tayfa’nın müzikaline de ev sahipliği yaptı. Halka açık olarak düzenlenen etkinlikte katılımcı misafirlere yönelik de birbirinden keyifli gösteri ve etkinlikler yer aldı.
TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği’nde; Arnavutluk, Azerbaycan, Birleşik Krallık, Bosna Hersek, Bulgaristan, Çin Halk Cumhuriyeti, Endonezya, Estonya, Filistin, Gagauz Özerk Yeri, Güney Afrika, Gürcistan, Irak, Kazakistan, Kırgızistan, Kosova, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kuzey Makedonya, Litvanya, Macaristan, Moğolistan, Özbekistan, Pakistan, Sırbistan, Tacikistan, Türkmenistan, Ukrayna, Venezuela ve Türkiye’den yüzlerce çocuk bir araya geliyor.

“FİLİSTİN’İ ONU KONUĞU ÜLKE OLARAK ÜLKEMİZE DAVET ETTİK”
Etkinliğin açılış konuşmasını yapan ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 29 ülkeden gelen çocukları selamlayan TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı, “Türkiye’nin kamu yayıncısı olarak bu müstesna bayramı 1979 yılından bugüne kadar ruhuna yakışır bir şekilde kutlamaya gayret ediyoruz. Bu süreç içerisinde dünya çocuklarının arasında sevginin, barışın ve dostluğun gelişmesi için çok büyük bir çaba sarf ediyoruz. Aynı zamanda şenliğimiz Türkiye’nin tanıtımına da çok büyük bir katkı sağlıyor. Daha da önemlisi Türk kültürünün ve misafirperverliğinin dünya çocuklarının zihninde ve kalbinde yerleşmesine aracılık ediyor. Bugüne kadar 45 kere çocuk şenliği gerçekleştirdik, bu çocuk şenliklerimize toplamda 125 ülkeden 30 binin üzerinde çocuk, lider ve basın mensubu katıldı. Bu yıl şenliğimizin mottosunu ‘Dünya Çocukları Barış İçin El Ele’ olarak belirledik ve Filistin’i bu senenin onur konuğu ülkesi olarak ülkemize davet ettik. 46’ncısını düzenlediğimiz bu şenlikte 29 ülkeden 500 çocuğumuzu Türkiye’de ağırlıyoruz.” ifadelerine yer verdi.
“TRT GAZZE’DE OLUŞTURDUĞU İLETİŞİM KORİDORUYLA YAŞANANLARI KAMUOYUNA DUYURDU”
Filistin’in davet edilmesinin şenliği çok daha anlamlı kıldığını aktaran Sobacı, “Gönül istiyor ki, dünya çocuklarının her biri her gün bu bayram neşesini yaşasın. Ancak bildiğiniz gibi şu anda Filistin’de böyle bir durum söz konusu değil. 7 Ekim’den bu yana İsrail Filistin’de, Gazze’de çok büyük bir katliam gerçekleştiriyor, bir soykırım gerçekleştiriyor. İsrail hiçbir uluslararası norm tanımadan, hiçbir evrensel değeri gözetmeden, bebekleri, çocukları, sivilleri, kadınları, basın mensuplarını öldürüyor, bir milleti yok ediyor. Bunun karşısında TRT başta olmak üzere Türkiye, Gazze’den bir iletişim koridoru oluşturdu ve Gazze’de olanları tüm çıplaklığıyla uluslararası kamuoyuna ve ulusal kamuoyuna duyuruyor. Haberciliğimizin yanı sıra birçok etkinliğimizde, uluslararası zirvede Filistin’e, Gazze’ye özel oturumlar, özel paneller ve özel belgeseller yaptık. Dolayısıyla uluslararası çocuk şenliğimizde de onur konuğu olarak Filistin’i çağırdık. Çünkü Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde nerede bir mezalim varsa ona karşı duran ve vicdanlılığın sorumluluğunu üstlenen bir Türkiye var. Mazlumlardan ve haklılardan yana tavır alan bir Türkiye var. Dünyadaki tüm çocuklar için daha adil bir dünyanın mümkün olduğu çağrısını yapan bir Türkiye var,” şeklinde konuştu.
TRT Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği’nin bu anlayışın bir yansıması olduğunu vurgulayan Sobacı, bugün Türkiye’de bulunan dünya çocuklarının her birinin, ilerleyen süreçlerde dünyanın geleceğinde söz sahibi olacağını ve kardeşlik ve barış ikliminin yeşermesinde çok önemli bir rol oynayacaklarını söyledi.
GALA, CUMHURBAŞKANLIĞI KÜLLİYESİ’NDE
Her yıl olduğu gibi çocuklar bu 23 Nisan’daki “büyük gala” öncesinde de önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ve Ankara Valisi Vasip Şahin’i ziyaret edecek.
23 Nisan Salı günü ise TRT 46. Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği Gala Programı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılım ve himayesiyle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenecek. Gala gösterisi 15.30-20.00 saatleri arasında TRT Çocuk ve TRT 1’de canlı yayınla ekranlarda olacak.
Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi M. Koç, Yönetim Kurulu Başkanı Ömer M. Koç, Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, Yönetim Kurulu Üyesi İpek Kıraç, Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu, Koç Holding üst yönetimi ve hissedarların katılımıyla düzenlenen toplantı, Nakkaştepe’deki Holding merkezinde yapıldı.
Koç Topluluğu’nun ülke ekonomisine katma değer sağlamaya devam ettiğini vurgulayan Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi M. Koç, “Her fırsatta dile getirdiğimiz üzere, ülkemizin geleceğine güveniyoruz” dedi. Koç, yaptığı değerlendirmede şunları kaydetti: “Koç Topluluğu olarak kuvvetli mali gücümüz, çeşitlendirilmiş portföy yapımız, geniş tedarik zincirimiz, çevresel, sosyal ve kurumsal yönetim alanlarındaki öncü uygulamalarımız ve etkin risk yönetimi politikalarımız ile bu zorlu dönemde de ülkemiz için değer yaratmayı sürdürdük. Her zaman olduğu gibi kârlı ve sürdürülebilir büyüme fırsatlarını titizlikle değerlendirip yatırımlarımıza hız kesmeden devam ettik. 2023 yılındaki 3,7 milyar ABD doları yatırımla beraber son 5 yılda yaklaşık 11,2 milyar ABD doları kombine yatırıma ulaştık; memleketimize güvendik ve inandık. Dünyanın en büyük şirketlerinin listelendiği Fortune Global 500’de geçen yıl da ülkemizi temsil eden tek şirket olduk.”
ÖMER M. KOÇ: “ÜLKEMİZİN MÜREFFEH VE ÇAĞDAŞ GELECEĞİNE HİZMET ETMEYİ SÜRDÜRECEĞİZ.”
Cumhuriyet’in 100’üncü yaşının coşkuyla kutlandığı özel bir yılı geride bıraktıklarını belirten Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer M. Koç, “Büyük Atatürk’ün bir asır önce bu ülke için kurduğu hayâllerin, O’nun muasır medeniyet tahayyülünün bugüne kadar başarılanların çok ötesinde olduğunun farkındayız. Koç Topluluğu, bir asırdır işte bu hayâlleri gerçekleştirmek için var gücüyle çalışıyor. Bundan sonra daha da çok çalışarak ülkemizin müreffeh ve çağdaş geleceğine hizmet etmeyi sürdüreceğiz” mesajlarını paylaştı.
Stratejik vizyonları doğrultusunda hem mevcut işlerinde hem de yeni alanlarda yatırımlarına devam ettiklerini belirten Ömer M. Koç, “Arçelik ile dünyanın önde gelen ev aletleri üreticilerinden Whirlpool’un Avrupa’daki üretim, satış ve pazarlama iştirakleri Arçelik kontrolü altında birleştirildi. Tofaş da Stellantis ile Türkiye satış ve dağıtım şirketini satın almak üzere anlaşmaya vardı, Rekâbet Kurumu’nun onayı bekleniyor. Ford Otosan, Avrupa’nın önde gelen elektrikli ticari araç üreticisi olarak yeni araç yatırımlarına devam ediyor. Diğer taraftan, yenilenebilir enerji yatırımlarımızı da sürdürüyoruz. Dünya genelinde ortalama yaşam süresinin uzaması ve nüfusun yaşlanması nedeniyle gelişen sağlık sektörüne yatırım yapıyor ve bu alandaki fırsatları takip ediyoruz. Yapı Kredi Bankası’ndaki ana hissedarlığımız devam ederken 2023 yılı içerisinde sahip olduğumuz hisselerin bir kısmını uluslararası kurumsal yatırımcılara sattık. Tat Gıda’daki paylarımızın satışını tamamladık. Daha da güçlenen likiditemiz ile önümüzdeki dönemde tüm paydaşlarımız için uzun vadeli değer yaratma hedefiyle çalışmalarımızı sürdüreceğiz” dedi.
LEVENT ÇAKIROĞLU: “KOÇ MARKASININ İTİBARINI ARTIRARAK 2’NCİ YÜZYILIMIZA İLERLİYORUZ”
Koç Holding CEO’su Levent Çakıroğlu da şu mesajları vurguladı: “Kurumsal kültürümüzden aldığımız güç ve sürekli geliştirdiğimiz rekabetçiliğimizle, sürdürülebilir büyüme hedefimizden sapmadan, daha iyi bir dünya hedefiyle tüm paydaşlarımız için değer yaratıyor ve Koç markasının itibarını artırarak büyük bir özgüvenle 2’nci yüzyılımıza ilerliyoruz.”
“Elde ettiğimiz başarılarda, değişimi kucaklayan bir kurumsal kültürü benimsememizi sağlayan çok boyutlu dönüşüm programlarımızın büyük payı var” diyen Çakıroğlu, “Bu programlar sayesinde geliştirdiğimiz dijital yetkinliklerle, çevik yönetim, veriye dayalı karar verme ve etkin kaynak kullanımı disipliniyle ve en önemlisi çağın yetkinlikleriyle donattığımız benzersiz insan kaynağımızla yarınlarda çok daha büyük başarılara ulaşacağımıza eminiz” ifadelerini kullandı. Başarı tanımını hiçbir zaman finansal sonuçlarla sınırlı görmediklerini belirten Çakıroğlu, “Bir asırlık emeğin, özverinin, kuruluşumuzun temellerindeki kurumsal değerlerin ve ülke ekonomisinde çığır açan ilklerin karşılığı olan itibarımızı en değerli varlığımız sayıyoruz. Tüm çalışma arkadaşlarımızın hassasiyetle benimsediği bu tutum sayesinde ne mutlu ki 2023’te de Türkiye’nin en itibarlı markası seçildik” dedi.
Levent Çakıroğlu, geçen yılın başında yaşanan depremler sonrasında Koç Topluluğu’nun AFAD’la iş birliği içinde 5 ilde toplam 20 bin kişilik Umut Kentleri kısa sürede yerleşime hazır hale getirdiğini belirtti. Ayrıca Koç Topluluğu’nun faaliyet gösterdiği bölgelerde şirketlerinin ve iş ortaklarının deprem kaynaklı risklerini dikkate alan kapsamlı bir değerlendirme çalışmasına başladıklarını da ekledi.
İHRACAT PERFORMANSI 25 MİLYAR DOLAR CİVARINDA
Koç Halding tarafından yapılan açıklamada, holdingin Fortune’un “Dünyanın En Büyük 500 Şirketi” sıralamasında yer alan tek Türk şirketidir. Ayrıca, Forbes tarafından yayınlanan “Dünyanın En İyi İşverenleri” listesinde 2023 yılında da Türkiye’nin 1 numarası olduğu belirtildi.
Holding 2023 yılı Faaliyet Raporu’ndan öne çıkan başlıklar ise şöyle:
Küresel büyüme, güçlü markalar yaratma, tüm paydaşlarımız için hep daha fazla değer sağlama ve insan kaynağımızı geliştirme hedefleri yatırımlarımıza yön vermeye devam etti.
2023’te en fazla yatırım otomotiv sektöründe gerçekleştirildi, onu dayanıklı tüketim ve enerji sektörleri izlendi.
Ar-ge, inovasyon, teknoloji ve dijital dönüşüm Topluluğun odaklandığı başlıca alanlar arasında olmaya devam etti.
Koç Topluluğu, Türkiye’de özel sektör Ar-Ge yatırımlarının yaklaşık yüzde 7’sini gerçekleştiriyor.
Topluluğumuzun kombine gelirlerinin Türkiye’nin GSYH’sine oranı yaklaşık yüzde 8 seviyesinde, ihracatı da Türkiye’nin toplam ihracatının yaklaşık yüzde 7’sini oluşturdu.
Koç Topluluğu’nun yurt dışı gelirleri, özellikle otomotiv ve dayanıklı tüketim şirketlerinin ihracat performansları ile yaklaşık 25 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.
Yurt dışı gelirlerin toplam kombine gelirler içindeki payı yaklaşık yüzde 29 oldu.
Holding, 2050 yılına yönelik karbon nötr taahhüdü kapsamında başlattığı Karbon Dönüşüm Programı ile farklı sektörlerdeki Topluluk şirketlerinin düşük karbon ekonomisine geçişini sağlamayı hedefliyor.
Holding 2050 karbon nötr hedefi doğrultusunda doğrudan (Kapsam 1 ve Kapsam 2) sera gazı emisyonlarını 2030 yılında yüzde 27, 2040 yılında yüzde 49 oranında azaltmayı hedefliyor.
Topluluk doğrudan sera gazı emisyonlarında 2017 baz yılından bu yana yüzde 13 azalış elde etti.
]]>Bayram tatilinde 6,8 milyon kişi hava yolu ile seyahat etti. Döviz kurlarındaki artış ve yüksek enflasyona bağlı olarak son dönemde otel fiyatları yükseldi. Yerli turistin bu ücretlerle yurt içinde seyahat edebilmesi mümkün değil. Dolayısıyla bir taraftan döviz girdimiz artsın, turist kazanalım derken diğer taraftan da yerli turisti kaybetmeyelim.
Bildiğiniz gibi birçok ülke ile 3-5 günlük tatillerde vize sorunu kalktı. Bu bir taraftan sevindirici ancak diğer taraftan da ülkemizden dövizin çıkması ve turizm gelirimizin azalması anlamına geliyor.
Turizm Bakanlığımız tarafından iç turizmde yerli turiste teşvik mekanizmaları ile promosyonların tanınması ve bu sıkıntının giderilmesi lazım. İnsanların yaşadığı ülkede tatil yapmasının şartları kolaylaştırılmalı.” diye konuştu.
“2023’TE 56.7 MİLYON TURİST TÜRKİYE’Yİ TERCİH ETTİ”
Ülkemizin dövize ihtiyacı olduğu dönemde yerli turistin yurt dışına kaçmaması için formül bulunması gerektiğini söyleyen Palandöken, “Coğrafi konumu, doğal turizm kaynakları, köklü tarihsel geçmişi ve geniş mutfağı ile ülkemiz adeta bir turizm cenneti. Turizm açısından son yılların rekoru olarak nitelendirilen 2023’te 56.7 milyon turist Türkiye’yi tercih etti. Turizm geliri ise 54,3 milyar dolar olarak gerçekleşti.
Turizmdeki başarımız ülke ekonomisi açısından sevindirici ancak Türkiye turizm açısından çok daha yüksek bir potansiyele sahip. Dört mevsimi bir arada yaşayan ve eşsiz coğrafi özelliğe sahip ülkemizin turizmdeki payını artırmalıyız.
Bununla birlikte yerli turistimiz de yabancı ülkelere kaptırılmamalıyız. 2023’te ülkeden çıkış yapan ziyaretçi sayısı bir önceki yıla göre yüzde 11,1 artarak 57.7 milyon oldu. Çünkü yüksek döviz kuruna rağmen vatandaşın yurtdışı tatili yurtiçinde her şey dahil konseptli bir tatilden daha uyguna gelmeye başladı. Buna bir de çeşitli kampanyalar ve kapıda vize vb. gibi uygulamalar eklenince yerli turistin parası yurtdışına kaçıyor.” diye konuştu.
“TURİZMİ YILIN 12 AYI CANLI TUTMALIYIZ”
Turizm gelirimizi yabancı ülkelere kaptırmamak için formüller bulunması gerektiğini belirten Palandöken, “Öncelikle turizmi mevsimsellikten kurtararak yılın 12 ayı canlı tutmalıyız. Esnaf ve sanatkârlarımızın turizm gelirinden elde ettiği payı arttırarak ülke ekonomisine katkıda bulunmalıyız. Özellikle son zamanlarda trend haline gelen sağlık turizmi, gastronomi turizmi ve kültür turizmi gibi turizm alanlarından daha çok fayda sağlamalıyız.
Turist sayısındaki artışı ülkemizin ve yerli üretimlerimizin tanıtımında fırsata çevirmek için yeni konseptler belirlemeliyiz. Yabancı turistler yalnızca otellerle sınırlı kalmamalı, gittikleri şehirlerin özelliklerini, yöresel ürünlerini tanımalı ve Türk insanının misafirperverliğini hissetmeli. Havaalanı, otogar ve otel gibi kalabalık noktalarda doğal güzelliklerimizin, yöresel ürünlerimizin ve yerli üretimlerimizin tanıtımını içeren broşürlerin dağıtımı zorunlu olmalı.” şeklinde konuştu.
Hassan, Türk iş insanlarını Tanzanya’da yatırım yapmaya davet ederek, “Türkiye’de olmaktan çok mutluyum ve burada misafir eden DEİK’e bu önemli forumu düzenledikleri için teşekkür ediyorum.” dedi.
Ziyaretle iki ülkenin ticaret potansiyelinin ortaya çıkarılmasını amaçladıklarını dile getiren Hassan, Tanzanya’daki yatırım fırsatlarına ve ülkesinin ideal bir yatırım merkezi olduğuna dikkati çekti.
Hassan, “Tanzanya, güney ve doğu Afrika için 500 milyon kişiye kapı açmaktadır. Bu nedenle Tanzanya’da yatırım yapmak, başka bölgelere de ulaşmak anlamına geliyor.” dedi.
Demir yoluna yatırım yaptıkları bilgisini paylaşan Hassan, Hint Okyanusu’ndan Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ne (KDC) bir ağ oluşturmayı planladıklarını belirtti.
Hassan, ülkesinin doğal kaynaklar açısından zengin ve tarım için verimli topraklara sahip olduğunu ifade etti.
Tanzanya’nın 30 yaş altı yaklaşık 65 milyonluk nüfusuyla yatırım için uygun bir pazar olduğunu söyleyen Hassan, “Siyasi istikrar mevcut ve ekonomik refaha doğru gidiyoruz. Tanzanya hükümeti de yatırım için birçok teşvik sunmaktadır.” ifadelerini kullandı.
Tanzanya’nın doğal ve kültürel kaynaklarına dikkati çeken Hassan, ülkesinin turizm sektöründe önemli konumda bulunduğu ve turist sayısını artırmayı amaçladıkları bilgisini paylaştı.
Hassan, Darusselam’da haziranda düzenlenmesi planlanan iş fuarına Türk iş insanlarını davet ederek, “Allah, Türkiye’yi ve Tanzanya’yı korusun.” dedi.
TİCARET HACMİNİN BİR MİLYAR DOLARA ÇIKARILMASI HEDEFLENİYOR
İki ülke arasında ticari işbirliğini ve bağlantıları artırmak için karşılıklı ziyaretler yapıldığını belirten Tanzanya Endüstri ve Ticaret Bakanı Kijaji, yıllık 380 milyon dolar civarındaki ticaret hacminin yeterli olmadığını ve artırılması gerektiğini söyledi.
Kijaji, “Türkiye ile Tanzanya, tarihsel olarak güçlü bir ortaklık gerçekleştirmiştir. İki ülke arasında ekonomik işbirliğini daha da geliştirmeliyiz ve bu iş forumu da atılan önemli bir adım oldu.” dedi.
Tanzanya olarak önemli reformlar yaptıklarının altını çizen Kijaji, “İki ülke arasında en az bir milyar dolarlık ticaret hacmine ulaşmayı hedefliyoruz ve bu, gerçekleştirilebilir hedeftir. Bunun için de özellikle Türkiye’nin tekstil alanındaki deneyimini Tanzanya’da tecrübe etmek istiyoruz.” şeklinde konuştu.
Kijaji, Türkiye’den yatırımcıları ülkesine davet ederek Tanzanya Ticaret Bakanlığının her türlü desteğe hazır olduğunu vurguladı.
Tanzanya Özel Sektör Kurumu (TPSF) Yönetim Kurulu Üyesi Theolbald Sabi de “Bu forum sayesinde iki ülke ilişkilerinin daha da güçleneceğine inanıyoruz. Son yıllarda atılan adımlarla Tanzanya, ekonomik anlamda yatırım merkezi haline gelmeye başladı.” dedi.
İki ülke arasındaki ticaret hacminin artırılması gerektiğini vurgulayan Sabi, Türk iş insanlarını ülkesinde yatırım yapmaya çağırdı.
Sabi, Türkiye ile Tanzanya arasında başta turizm olmak üzere farklı alanlarda anlaşmalar imzalandığını belirterek, ikili ilişkileri geliştirmek istediklerini söyledi.
Tanzanya Cumhurbaşkanı Hassan’ın Türkiye’ye resmi ziyareti kapsamında iki ülke arasında eğitim, teknoloji ve yatırım alanlarında 6 anlaşma imzalandı.
Tanzanya’dan 14 yıl sonra ilk kez cumhurbaşkanlığı düzeyinde Türkiye’ye yapılan bu ziyaretle iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi hedefleniyor.
AKTİF HAVALİMANI SAYISI 26’DAN 57’YE ÇIKTI
Havacılık faaliyetlerinin, küresel ilişkiler ağının ve uluslararası ticaretin en önemli unsurlarından biri hâline geldiğini vurgulayan Uraloğlu, aktif havalimanı sayısını 26’dan 57’ye, Hava Ulaştırma Anlaşması bulunan ülke sayısını ise 81’den, 2023 yıl sonu itibarıyla 173’e yükselttiklerini bildirdi. Böylece dış hatlarda 50 ülkede 60 noktaya uçuş gerçekleştirildiğini söyleyen Uraloğlu, uçuş ağına 286 yeni nokta daha eklenerek 130 ülkede 346 noktaya ulaştıklarını ifade etti.
“PEGASUS 2023 YILINDA TEK BAŞINA 32 MİLYONA YAKIN MİSAFİRİ AĞIRLADI”
2002’de iç ve dış hatlarda seyahat eden yaklaşık 34,5 milyon olan yolcu sayısını da 2023 yılında 214 milyonun üstüne taşıdıklarını belirten Uraloğlu, “Pegasus 2023 yılında tek başına 32 milyona yakın misafiri ağırladı. Bunların yaklaşık 12 milyonu iç hat, 20 milyonu da dış hat misafiriydi. Bu sayede 2023 yılında 2 milyar doların üstünde hizmet ihracatını ülkemize kazandırdı. Geriye dönüp baktığımızda Pegasus’un tam bir başarı hikayesi olduğunu görüyoruz. 2005’te 14 uçakla 7 havalimanına sefer düzenleyen Pegasus, bugün 110 uçaklık filosuyla 35’i yurt içinde, 100’ü yurt dışında olmak üzere 52 ülkede 135 noktayı kanatları altına almış bulunuyor” şeklinde konuştu.
“PEGASUS, SEKTÖR GENELİNDE MALİYETLERİNİ DÜŞÜRMESİYLE DİKKAT ÇEKMEKTE”
İstanbul Sabiha Gökçen üzerinden Türkiye ile Avrupa, Kuzey Afrika, Ortadoğu, Rusya, Orta Asya arasında bağlantılı uçuşlar gerçekleştirildiğini hatırlatan Bakan Uraloğlu, 2023 yılı sonunda açılan Sabiha Gökçen Havalimanı’nın 2. pistinin havalimanının hava trafik kapasitesini 2 katına çıkardığını belirtti. Uraloğlu, “Bu artış, Pegasus’un uçuş operasyonlarına çok büyük katkısı olduğunu ve yeni ufuklar açtığını düşünüyorum. Pegasus, sektör genelinde maliyetlerini düşürmesiyle dikkat çekmekte ve her daim yenilikçi, akılcı, ilkeli ve sorumlu yaklaşımıyla çalışmalarına devam ediyor. Dünyada teknolojiyi en iyi kullanan öncü hava yolları arasında olma hedefiyle, teknoloji yatırımlarını her yıl arttırıyor. Teknolojinin fark oluşturan bir değer sağladığına inanarak, yapay zeka, nesnelerin interneti, bulut teknolojileri, sanal gerçeklik gibi pek çok yeni teknolojiyi takip ediyor ve bu yönde önemli adımlar atıyor. Geniş bir ekosistem içerisinde, başta kolay bir seyahat deneyimi ve operasyonel verimlilik alanlarında teknoloji yatırımları yapıyor. Bunlar geçmişi başarılarla dolu Pegasus için büyük ve yerinde adımlar” açıklamasında bulundu.
Uraloğlu, Pegasus’un 2023 yılı Avrupa, Orta Doğu ve Afrika Bölgesi Çevresel Sürdürülebilirlik Havayolu ve Dünyanın 4. En Genç Uçak Filosu 2024 ödüllerine layık görüldüğünü hatırlatarak söz konusu ödüllerin Pegasus’un havayolu sektöründe küresel bir marka olduğunu gösterdiğini söyledi.
Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Yönetim Kurulu Başkanı Firuz Bağlıkaya, turizmin ülkeler ve insanlar arasında barış köprüleri oluşturulmasında önemli bir role sahip olduğuna vurgu yaparak, “Günümüz dünyasında yıllık bazda 1,5 milyara yakın uluslararası seyahat gerçekleşiyor. İstihdam yaratan ve katma değer oluşturan yapısıyla son derece stratejik bir sektör olan turizmde, dünya genelinde rekabet her geçen gün daha da artıyor.” diye konuştu.
Türkiye’nin turizmdeki yükselişinin 2024’te de devam etmesini beklediklerini aktaran Bağlıkaya, kaynak pazar olarak Türkiye rezervasyonlarında önemli artışlar olduğunu, ziyaretçi sayısındaki dağılımın ağırlıklı olarak 3-4 şehirde yoğunlaştığını belirtti.
Firuz Bağlıkaya, şöyle devam etti:
“Bunu değiştirmemiz, ayrıca harcama düzeyi yüksek gelir grubundan ziyaretçileri ülkemize çekmemiz gerekiyor. Yine gelirlerimizin artırılması için kültür, sağlık, kongre, gastronomi gibi katma değeri yüksek turizm çeşitlerinin payının daha da yükselmesi önem arz ediyor.
Bu düşünceden hareketle hayata geçirdiğimiz ‘Turizm Yüzyılı’ projesi ile ülke ekonomisinin lokomotif sektörlerinden biri olan turizmin ülkemizin dört bir yanına ve yıl geneline yayılmasını sağlamayı hedefledik. Turizmi 12 aya ve yurt geneline yayarak hem yurt dışından ülkemize daha çok turist gelmesi hem de turizm gelirimizin artması için gerekli adımları atmaya devam edeceğiz.”
“TURİZM, ÜLKEMİZDE GELECEĞİ BELİRLEYEN SEKTÖRLERİN BAŞINDA GELIYOR”
TÜRSAB Başkanı Bağlıkaya, uluslararası turizm rekabetinin yoğun bir şekilde yaşanacağı öngörülen 2024 yılında turizm sektörünün önem ve görevinin daha da artacağını belirterek, “Biz TÜRSAB olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın da açıkladığı 60 milyar dolar gelir 60 milyon turist hedefine ulaşmak için üye seyahat acentelerimizle birlikte var gücümüzle çalışıyoruz. Görev ve sorumluluklarımızın bilincinde çalışmalarımızı hız vererek sürdüreceğiz.” değerlendirmesini yaptı.
Türkiye’nin gelecekte 100 milyon ziyaretçi sayısına ulaşma hedefi göz önüne alındığında turizmin Türkiye’deki öneminin daha da artacağını kaydeden Bağlıkaya, şöyle konuştu:
“Türkiye genelinde 1,5 milyon düzeyinde bulunan turizm istihdamının ise bu hedeflerle en az ikiye katlanacağını öngörüyoruz. Dolayısıyla turizm, ülkemizde geleceği belirleyen sektörlerin başında gelmeye devam edecektir. Hep birlikte yeni başarılara imza atacağımıza olan inancımızla turizmin tüm paydaşlarının Turizm Haftasını en içten dileklerimizle kutluyor, başarılı bir sezon diliyoruz.”
“TURİZM YATIRIMLARININ TOPLAM MALİYETİ YAKLAŞIK 90 MİLYAR DOLAR”
Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) Başkanı Müberra Eresin ise “Turizm Haftası”nı yine ümit dolu duygularla kutladıklarını anlattı.
Eresin, “Türk turizminin rekabet gücünü artıran ve bu gücü sürdürülebilir hale getiren öncü temelleri birlikte atmış olmaktan büyük mutluluk duyduğumuzun altını çizmek isterim. Türk turizmi toplam 2 milyon turist sayısından 50 milyona, 85 bin yatak kapasitesinden 1,5 milyon yatak kapasitesine ulaştı. Turizm yatırımlarının günümüzde toplam maliyeti yaklaşık 90 milyar dolara, istihdamdaki kişi sayısı ise yaklaşık 1,5 milyona çıktı.” diye konuştu.
Türkiye için 2024 yılı ziyaretçi sayısı ve turizm geliri hedeflerinin Kültür ve Turizm Bakanlığıyla aynı doğrultuda olduğuna dikkati çeken Eresin, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bu yıl 60 milyar dolar turizm geliri, 60 milyon turiste ulaşmak hedefimiz. Turizm sektörünün hedeflerine ulaşarak cari açığın kapatılmasına, ülke ekonomisi, istihdamı ve kalkınmasına güçlü desteğini vermeye devam edeceğine inanıyoruz. İstanbul’a Avrupalı ilgisi yeniden yavaş yavaş başlıyor. Japonya ve Çin pazarlarındaki yüksek oranlı artışlar da pandemi zamanı duran Uzakdoğu pazarlarında dönüş başladığını gösteriyor.
Bu yılın ilk 2 ayında Türkiye’ye gelen ziyaretçi sayısındaki yüzde 12’lik artış da beklentilerimizi destekliyor. Uluslararası turizm fuarlarından gelen işaretler olumlu. Yılın ilk döneminde gerçekleştirilen fuarlar oldukça başarılı geçti. 2024 yılında otel doluluklarında artış olacağını umuyoruz.”
“AVANTAJLARI OLAN BİR ÜLKEYİZ”
Uluslararası Sürdürülebilir Turizm Derneği (USTUD) Başkanı Adviye Bergemann da Türkiye’nin dinamikleri çok farklı bir ülke olduğunu aktararak, “Sektör 2024’te daha temkinli hedefler ve planlamalar yaptı.” dedi.
Bergemann, “Arzumuz daha iyi bir sene geçirmek ve yüksek doluluklarla seneyi tamamlamak. Lüks turizmde Avrupa geçtiğimiz yıllara göre çok daha iyi gidiyor. Talepler artan yönde bir ivme gösteriyor. Rakip destinasyon sayısının çokluğuna rağmen biz avantajları çok olan bir ülkeyiz, bunlara odaklanarak tüm turizmcilere harika bir sezon diler tüm meslektaşlarımın da turizm haftasını kutlarım.” dedi.
]]>OSSA Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Yarsan, etkinliğin açılışında, son dönemde hayata geçirilen projelerle Türk savunma sanayisinin, Cumhuriyet’in 100. yılında önemli bir başarı hikayesi yazdığını söyledi.
Etkinlik kapsamında 50’den fazla ülkeden katılımcılarla KOBİ’leri ve ana sanayi firmaları arasında yeni işbirlikleri kurulmasını amaçladıklarını vurgulayan Yarsan, söz konusu işbirliklerinin sektörün gelişimi açısından önemli olduğuna işaret etti.

“İHRACAT KİLOGRAM DEĞERİMİZ GEÇTİĞİMİZ YIL YÜZDE 14 ARTTI”
Prof. Dr. Haluk Görgün ise savunma sanayinin ihtiyaçlarını karşılamak adına çalışmalara hızla devam ettiklerini belirterek, “Ana ve alt yüklenici firmalarımızdan KOBİ’lere, üniversitelerden AR-GE merkezlerimize kadar büyük bir ekosistem, savunma sanayimizin büyümesi ve gelişmesinde en önemli aktörlerdir.” dedi.
Görgün, Türkiye’nin savunma sanayinde ihracatın her sene artarak devam ettiğini aktararak, son on yılda kara, deniz ve hava savunma ürünlerinden uzaya kadar her alanda geliştirilen ürünlerin hem yurt içi hem de dost ülke ordularının ihtiyaçlarına cevap verdiğini söyledi.
Türkiye’nin, uluslararası alanda rekabetçi ve teknolojik ürünlerle adından övgüyle söz ettiren ülke konumuna geldiğine dikkati çeken Görgün, şunları kaydetti:
“Kilogram başına ihracat değeri her geçen yıl artmaya devam ediyor. İhracat kilogram değerimiz geçtiğimiz yıl, bir önceki yıla göre yüzde 14 artışla 65 dolar seviyesine ulaştı. Biz sektörümüzün sürdürülebilir büyüme sağlamasını önemsiyoruz. Sektörümüzün büyüdüğünü, ana problemimizin de bu büyümeyi yönetmek olduğunu farkındayız. Bunun için başkanlık olarak, ulusal ve uluslararası sanayileşme etkinliklerine, iş platformlarının oluşturulmasına, etkileşiminin artırılmasına ayrıca özen gösteriyoruz.”
Görgün, bu tür etkinliklerin ülkede bulunan iş ve yatırım fırsatlarının ön plana çıkarılması açısından önemli olduğuna vurgu yaparak, atılan adımların sonuçlarını gördüklerini ve görmeye devam edeceklerini söyledi.
10,2 MİLYAR DOLARLIK YENİ ANLAŞMA
Söz konusu gelişmelerin rakamlara da yansıdığını belirten Görgün, “Geçtiğimiz yılı 5,5 milyar dolarlık ihracat teslimatıyla kapattık ancak 10,2 milyar dolarlık da yeni sözleşme imzaladık. Bu sene de geçen seneden daha büyük rakamlarla şirketlerimizin gayretleriyle dost ülkelerin ihtiyaçlarını karşılayacağız. Sürdürülebilir bir savunma sanayi işbirliği oluşturma hedefleriyle güven veren işbirliği yaklaşımımızla bunların artacağını şimdiden öngörüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Görgün, etkinliğe 50’den fazla ülkeden yoğun katılım olmasından dolayı memnuniyetini dile getirdi.
ANKARA SAVUNMA SANAYİİNDE ÜLKENİN LOKOMOTİFİ
OSTİM Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Aydın da Ankara’da bir savunma sanayi ekosistemi oluştuğunu ve bu ekosistemi daha ileriye taşımak için kümelenmenin kurulduğunu vurguladı. Bu yapıya ev sahipliği yapmaktan büyük gurur duyduklarını belirten Aydın, “Türkiye’nin üretim gücü, kaliteli ürün yapma kabiliyetinin oluştuğunu görüyoruz. Bu gücünü tedarik sisteminde daha da artırmak için her türlü çabayı gösterip elimizden geleni yapacağız.” ifadelerini kullandı.
Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran ise Türk savunma sanayisinin altın çağını yaşadığını vurgulayarak, bu başarıda KOBİ’lerin önemli bir katkısı bulunduğunu söyledi. OSSA’nın KOBİ’lerin sektöre katkısını artırmak için bir dizi çalışma yaptığına işaret eden Baran, etkinliğin yeni iş fırsatlarına kapı aralayacağına inandığını kaydetti.
Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç da savunma ve havacılık sanayisinde son 20 yıldaki en kıymetli işlerden birine imza atıldığını, yüzde 80’lere varan yerlilik oranına ulaşıldığını aktardı.
Savunma sanayi olmadan ekonomik ve siyasi bağımsızlıktan bahsetmenin mümkün olmadığını belirten Ardıç, Ankara’nın savunma ve havacılık sanayisi açısından ülkenin lokomotifi konumunda olduğunun altını çizdi.
OSSA Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Yarsan, etkinliğin açılışında, son dönemde hayata geçirilen projelerle Türk savunma sanayisinin, Cumhuriyet’in 100. yılında önemli bir başarı hikayesi yazdığını söyledi.
Etkinlik kapsamında 50’den fazla ülkeden katılımcılarla KOBİ’leri ve ana sanayi firmaları arasında yeni işbirlikleri kurulmasını amaçladıklarını vurgulayan Yarsan, söz konusu işbirliklerinin sektörün gelişimi açısından önemli olduğuna işaret etti.

“İHRACAT KİLOGRAM DEĞERİMİZ GEÇTİĞİMİZ YIL YÜZDE 14 ARTTI”
Prof. Dr. Haluk Görgün ise savunma sanayinin ihtiyaçlarını karşılamak adına çalışmalara hızla devam ettiklerini belirterek, “Ana ve alt yüklenici firmalarımızdan KOBİ’lere, üniversitelerden AR-GE merkezlerimize kadar büyük bir ekosistem, savunma sanayimizin büyümesi ve gelişmesinde en önemli aktörlerdir.” dedi.
Görgün, Türkiye’nin savunma sanayinde ihracatın her sene artarak devam ettiğini aktararak, son on yılda kara, deniz ve hava savunma ürünlerinden uzaya kadar her alanda geliştirilen ürünlerin hem yurt içi hem de dost ülke ordularının ihtiyaçlarına cevap verdiğini söyledi.
Türkiye’nin, uluslararası alanda rekabetçi ve teknolojik ürünlerle adından övgüyle söz ettiren ülke konumuna geldiğine dikkati çeken Görgün, şunları kaydetti:
“Kilogram başına ihracat değeri her geçen yıl artmaya devam ediyor. İhracat kilogram değerimiz geçtiğimiz yıl, bir önceki yıla göre yüzde 14 artışla 65 dolar seviyesine ulaştı. Biz sektörümüzün sürdürülebilir büyüme sağlamasını önemsiyoruz. Sektörümüzün büyüdüğünü, ana problemimizin de bu büyümeyi yönetmek olduğunu farkındayız. Bunun için başkanlık olarak, ulusal ve uluslararası sanayileşme etkinliklerine, iş platformlarının oluşturulmasına, etkileşiminin artırılmasına ayrıca özen gösteriyoruz.”
Görgün, bu tür etkinliklerin ülkede bulunan iş ve yatırım fırsatlarının ön plana çıkarılması açısından önemli olduğuna vurgu yaparak, atılan adımların sonuçlarını gördüklerini ve görmeye devam edeceklerini söyledi.
Söz konusu gelişmelerin rakamlara da yansıdığını belirten Görgün, “Geçtiğimiz yılı 5,5 milyar dolarlık ihracat teslimatıyla kapattık ancak 10,2 milyar dolarlık da yeni sözleşme imzaladık. Bu sene de geçen seneden daha büyük rakamlarla şirketlerimizin gayretleriyle dost ülkelerin ihtiyaçlarını karşılayacağız. Sürdürülebilir bir savunma sanayi işbirliği oluşturma hedefleriyle güven veren işbirliği yaklaşımımızla bunların artacağını şimdiden öngörüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Görgün, etkinliğe 50’den fazla ülkeden yoğun katılım olmasından dolayı memnuniyetini dile getirdi.
ANKARA SAVUNMA SANAYİİNDE ÜLKENİN LOKOMOTİFİ
OSTİM Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Aydın da Ankara’da bir savunma sanayi ekosistemi oluştuğunu ve bu ekosistemi daha ileriye taşımak için kümelenmenin kurulduğunu vurguladı. Bu yapıya ev sahipliği yapmaktan büyük gurur duyduklarını belirten Aydın, “Türkiye’nin üretim gücü, kaliteli ürün yapma kabiliyetinin oluştuğunu görüyoruz. Bu gücünü tedarik sisteminde daha da artırmak için her türlü çabayı gösterip elimizden geleni yapacağız.” ifadelerini kullandı.
Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran ise Türk savunma sanayisinin altın çağını yaşadığını vurgulayarak, bu başarıda KOBİ’lerin önemli bir katkısı bulunduğunu söyledi. OSSA’nın KOBİ’lerin sektöre katkısını artırmak için bir dizi çalışma yaptığına işaret eden Baran, etkinliğin yeni iş fırsatlarına kapı aralayacağına inandığını kaydetti.
Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç da savunma ve havacılık sanayisinde son 20 yıldaki en kıymetli işlerden birine imza atıldığını, yüzde 80’lere varan yerlilik oranına ulaşıldığını aktardı.
Savunma sanayi olmadan ekonomik ve siyasi bağımsızlıktan bahsetmenin mümkün olmadığını belirten Ardıç, Ankara’nın savunma ve havacılık sanayisi açısından ülkenin lokomotifi konumunda olduğunun altını çizdi.
Dünyada sağlık turizminin medikal, termal ve yaşlı-engelli turizmi olarak üç başlıkta ele alındığını dile getiren Ural, “Yönetim olarak TÜRSAB İhtisas Başkanlığımızla birlikte önemli çalışmalara imza atıyoruz. ‘Türkiye Yüzyılı’ perspektifimiz çerçevesinde bu alandaki çalışmalarımızı daha da geliştirmeyi hedefliyoruz.” ifadelerini kullandı.
”GİDEREK ARTAN BİR GRAFİKTEN SÖZ EDİYORUZ”
Ural, sayıları hızla artan hastane, tıp merkezleri, donanımlı doktorlar, sağlık personeli ve seyahat acentelerinin, Türkiye’nin turizm altyapısı sayesinde sağlık turizmindeki yükselişinde etkin rol oynuyor. Giderek artan bir grafikten söz ediyoruz. Bu da çok önemli bir gelişme. Türkiye, dünyada en çok hasta kabul eden ülkeler sıralamasında ilk 10’a girmiş durumda. Dünyada, sağlık turizmi alanında en çok hasta kabul eden ülkeler sıralamasında; Meksika, Hindistan, Tayland, Brezilya, Türkiye, Singapur ilk sıralarda yer alıyor diye konuştu.
TÜRSAB olarak alanın gelişimi için etkin çalışmalar yürüttüklerini söyleyen Ural, Uluslararası Sağlık Hizmetleri AŞ (USHAŞ) yönetimi başta olmak üzere bu alanda faaliyet gösteren tüm kamu kurum ve kuruluşlarıyla ortaklaşa çalıştıklarını aktardı.
”4-5 KENTE SIKIŞAN TURİZMİ ÜLKE GENELİNE VE 12 AYA YAYMAYI HEDEFLİYORUZ”
Ural, Birliğin daha önce de geniş kapsamlı, üst düzey katılımcıların yer aldığı iki ayrı Sağlık Turizmi Çalıştayı düzenlediğini hatırlatarak, şunları kaydetti:
“Geçen yıl İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya ve Gaziantep olmak üzere 5 farklı şehirde Sağlık Turizmi Bilgilendirme Toplantıları gerçekleştirdik. Lansmanını yaptığımız ‘Turizm Yüzyılı’ projemizde yüksek gelir grubuna sahip turistleri ülkemize çekme hedefimiz bulunuyor. ‘Turizm Yüzyılı’ ile 4-5 kente sıkışan turizmi ülke geneline ve 12 aya yaymayı hedefliyoruz. Bu kapsamda, envanter çalışmasından üyelerimize özel eğitimler vermeye, bölgelerin turizm potansiyeline uygun pazarlama stratejilerinden tanıtım planlamalarına, turizmde ihtisas fuarlarına katılımdan destinasyon bazlı turizm çalıştayları düzenlemeye kadar bir dizi çalışma yapacağız.”
”HEDEFTE 29 ÜLKE YER ALIYOR”
USHAŞ’ın hedef ülkeler stratejisinde 29 ülke yer aldığını dile getiren Ural, bu ülkeleri, “İngiltere, Almanya, Bosna Hersek, Bulgaristan, Sırbistan, Kosova, Romanya, Rusya, Ukrayna, Azerbaycan, Gürcistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Özbekistan, Afganistan, Pakistan, Irak, Katar, Kuveyt, Bahreyn, Cezayir, Fas, Cibuti, Somali, Sudan, Senegal, Moritanya, Nijerya.” şeklinde sıraladı.
Ural, Türkiye’nin son 5 yıllık dönemde sağlık turizminden elde ettiği gelirin 2020’deki salgın nedeniyle yaşanan gerileme dışında istikrarlı bir biçimde yükseliş gösterdiğini vurgulayarak, “TÜİK verilerine göre 2019’da 1,49 milyar dolar olan sağlık turizmi geliri, 2023’te 2,3 milyar düzeyine ulaştı. Bu artış memnuniyet verici olmakla birlikte Türkiye’nin potansiyeli düşünüldüğünde daha önümüzde alabileceğimiz çok yol olduğunu biliyoruz. TÜRSAB olarak bu potansiyeli değerlendirmek amacıyla çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” ifadelerini kullandı.
Sağlık turizmi kapsamında Türkiye’yi ziyaret eden hastaların, medikal turizm çerçevesinde geldiğini aktaran Ural, sözlerini şöyle tamamladı:
“USHAŞ tarafından açıklanan verilere göre, ülkemize gelen hastalar en çok kadın hastalıkları, iç hastalıkları, göz hastalıkları, tıbbi biyokimya, genel cerrahi, diş hekimliği, ortopedi ve travmatoloji, enfeksiyon hastalıklarıyla kulak-burun-boğaz branşlarında tedavi alıyor. Bunların dışında ülke olarak estetik ve saç ekimi alanlarında da büyük ilgi görüyoruz. Ancak gelen hastaların gelir kalemleri konusunda veriye sahip değiliz. Bu veriler açıklanmıyor. Ülkemize sağlık turizmi kapsamında gelen hasta, tedavinin izin verdiği koşullarda, bulunduğu şehri geziyor, alışveriş yapıyor, mutfağımızdan farklı lezzetlerin tadına bakma fırsatı buluyor. Estetik ve saç ekme gibi nedenlerle gelenler konaklama tesislerinde kalıyor. Yine termal turizm ve medikal SPA ile yaşlı ve engelli turizmi kapsamında gelenler de ağırlıklı olarak konaklama tesislerini kullanıyorlar. Katma değeri yüksel olduğu için genel olarak ilgi gören bir segment diyebiliriz.”
]]>Başkent Hartum başta olmak üzere özellikle nüfusun yoğun olduğu şehirlerde süren savaş sebebiyle milyonlarca Sudanlının hayatı altüst oldu.
Altyapı, sağlık, eğitim, ekonomi ve toplumda ağır tahribata yol açan savaş, sadece Sudan’ı değil bölge ülkelerini de etkisi altına almaya devam ediyor.
İki taraf arasındaki müzakerelerin yakında yeniden başlayacağı ileri sürülse de Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve HDK lideri Muhammed Hamdan Dagalu’nun “savaşa devam edecekleri” yönündeki açıklamaları, yakında bir çözümün olmayacağını gösteriyor.
TÜM ÇÖZÜM GİRİŞİMLERİ SONUÇSUZ KALDI
Savaşın bitirilmesi için başlatılan Suudi Arabistan ve ABD arabuluculuğundaki Cidde görüşmeleri, Mısır’ın öncülük ettiği Sudan’a komşu ülkeler barış girişimi, Doğu Afrika’da Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesinin (IGAD) çabaları ve Bahreyn’in başkenti Manama’da yapılan görüşmeler sonuçsuz kaldı.
Ulusal basın ise Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) katılımıyla Suudi Arabistan’ın Cidde şehrindeki görüşmelerin yakında başlayacağını öne sürüyor.
Fransa, 15 Nisan’da Paris’in ev sahipliğinde Sudan’daki insani durumu ele alan, Almanya ve Avrupa Birliği ile işbirliği içinde bir konferans düzenleyeceğini açıkladı. Sudan ise Fransa’nın, Sudan’daki durumla ilgili hükümetle istişarede bulunmadan bakanlar düzeyinde konferans düzenleme duyurusu yapmasını kınadığını bildirdi.
Sudan’daki Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), ülkenin dünyadaki en korkunç insani trajedilerden birine sahne olduğuna dikkati çekerek taraflar arasında çatışmalar sürerken durumun her gün kötüleştiği uyarısında bulundu.
DÜNYANIN EN BÜYÜK YERİNDEN EDİLME KRİZİ
BM’ye bağlı Uluslararası Göç Örgütüne (IOM) göre dünyanın en büyük yerinden edilme krizinin yaşandığı Sudan’da 6 milyon 552 bin 118 kişi ülke içinde yerinden oldu, 2 milyon 19 bin 27 kişi ise ülke dışında güvenlik arayışında bulundu.
BM, Sudan’daki savaşta yaklaşık 15 binden fazla kişinin doğrudan çatışmalardan etkilenerek hayatını kaybettiğini belirlese de sağlık sisteminin çökmesi nedeniyle bu sayının çok daha fazla olduğu tahmin ediliyor.
Çatışmaların sürdüğü bölgelerde insani yardımların ulaştırılamadığı Sudan’da 25 milyondan fazla kişinin insani yardıma muhtaç durumda olduğu, yaklaşık 730 bin çocuğun akut gıdasızlık çektiği bildirildi.
200 BİN ÇOCUK ÖLÜM RİSKİYLE KARŞI KARŞIYA
Yardımların ulaşamaması durumunda açlığın kaçınılmaz olduğu tahmin edilen ülkede “Çocukluğu Kurtarın” Derneğine göre 200 bin çocuk, gelecek ay ölüm riskiyle karşı karşıya.
Dünya Gıda Programı (WFP), Sudan’daki krizin sınırları aştığını, Çad ve Güney Sudan’ı da etkilediğini kaydetti.
Hasat dönemi olduğu halde açlığın arttığı Sudan’da hasattan sonra insani yardım ihtiyacının daha da çoğalması bekleniyor, mahsullerde bir önceki yıla göre yüzde 46 düşüşle birlikte gıda ürünlerinin fiyatında büyük artış yaşandı.
EN ÇOK KADINLAR VE ÇOCUKLAR ETKİLENİYOR
En çok kadınlar ile çocukların etkilendiği savaşta yerel derneklere göre kadına şiddet olayları arttı. Savaşın başlamasından bu yana 370 tecavüz vakasının tespit edildiği belirtiliyor.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 5 yaşın altındaki 3,5 milyon çocuğun akut yetersiz beslendiğini bildirdi.
Devam eden çatışmalar nedeniyle yüzde 70 ila 80’inin çalışmadığı ülkedeki sağlık tesislerine yönelik 62 saldırı doğrulandı.
DSÖ’ye göre ülke çapında genel tıbbi malzeme krizi yaşanıyor ve kronik hastalıkları bulunanlar gerekli sağlık hizmetlerinden yararlanamıyor. 11 binden fazla kolera, 4 bin 600 kızamık ve 1,3 milyon sıtma vakası kaydedildi.
NE OLMUŞTU?
2003’te Sudan’ın batısındaki Darfur’da isyanı bastırmak için Ömer el-Beşir liderliğindeki hükümet ve ordu, bölgenin yerlisi Arap kökenli Cancavid milislerini silahlandırarak onların desteğini aldı.
Darfur’daki çatışmada sivillere yönelik cinayet, tecavüz ve işkence dahil olmak üzere savaş suçları işlemekle suçlanan Cancavid milisleri, 2013’te yaklaşık 5 bin üye ile Dagalu liderliğinde istihbarat teşkilatına bağlı olarak resmi hüviyet kazandı.
HDK, başlarda dönemin Cumhurbaşkanı Beşir ve ordunun desteği, sonrasında da mali ve siyasi gücünün artmasıyla düzenli orduya paralel bir ordu haline geldi.
El-Burhan komutasındaki ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK), Aralık 2018’deki halk ayaklanması sonrasında yönetimi ele geçirip yaklaşık 30 yıl iktidarda kalan Cumhurbaşkanı Beşir’in Nisan 2019’da devrilmesini sağlamıştı.
Ardından sivillerin katılımıyla oluşturulan hükümette yer alan ordu ve HDK, 2021’de ise sivil hükümete karşı birlikte darbe düzenlemişti.
Askeri ve güvenlik reformu kapsamında HDK’nin orduya entegrasyonu konusunda anlaşmazlığa düşmesinin ardından Ordu ile HDK arasında 2023’ün nisan ayı ortasında çatışmalar başlamıştı.
Ülkede o tarihten bu yana taraflar arasında şiddetli çatışmalar sürüyor.
Dünyada tatil için tercih edilen ülkeler arasında ilk sıralarda yer alan İtalya, bu vize sayesinde artık ofiste çalışmak zorunda olmayan milyonlarca “dijital göçebeyi” ağırlayacak.
4 Nisan’da yürürlüğe giren uygulamanın İtalyan ekonomisine de önemli katkılar sağlaması bekleniyor.
COVID-19 SONRASI NELER DEĞİŞTİ?
Covid-19’un ardından çalışma hayatında yaşanan değişiklikler ülkelerin de çalışma vizelerinde değişikliklere gitmelerine yol açtı.
Pandemi ile birlikte evde çalışanların sayısının katlanarak artması ve bu düzenin pandemi sonrası süreçte de birçok şirket tarafından devam ettirilmesi kendi ülkeleri dışında çalışan ve sık sık yer değiştiren “dijital göçebelerin” farklı vize çeşitlerine ihtiyaç duymalarına neden oldu.
Her ne kadar dijital göçebe vizeleri uzaktan çalışanlara fayda sağlamak üzere tasarlanmış olsa da O’Farrell, İtalyan vizesinin göçmenlik kanununun 27. maddesi kapsamında bulunduğunu ancak söz konusu vizeden, sadece ‘yüksek vasıflı çalışanların’ faydalanabileceğini vurguluyor.
Bu madde nedeniyle tüm uzaktan çalışanların vizeyi alamayabileceğini belirten O’Farrell, “Kimlerin ‘yüksek vasıflı çalışan’ olarak nitelendirileceği henüz net değil. Fakat vizeyi konsolosluklar verecek ve başvuranların en az master seviyesinde eğitim almış olması şartını arayacakları kesin” diyor.
DİJİTAL GÖÇEBE VİZESİ SAHİPLERINE İTALYA’DA VERGI YÜKÜMLÜLÜĞÜ
İtalya’da uygulamaya girecek ‘dijital vize’yi diğerlerinden ayıran en önemli fark ülkede yaşayarak uzaktan çalışacak yabancılara vergi yükümlülüğü getirmesi.
Bu sebeple vize başvurusu yapmadan önce uzmanlar, bir İtalyan vergi uzmanıyla görüşülmesini, hangi belgelerin gerekli olduğunun ve evrak işlemlerinin nasıl yapılacağının öğrenilmesini öneriyor.
Bu da vizeye başvuracak kişi sayısının azalması anlamına gelecek. Fakat İtalya’nın ‘decreto flussi’ (yabancı işçi kotası) kapsamındaki diğer vize türlerinde olduğu gibi, yıllık olarak verilen izin sayısında bir sınırlama olması beklenmiyor.
VİZE İÇİN ARANAN DIĞER ŞARTLAR NELER?
Dijital göçebe vizesine sahip olabilmek için başvuranların işlerini uzun bir süredir yaptığını kanıtlayabilmeleri gerekecek.
Vizenin ilk etapta bir yıllığına verilmesi beklenirken iznin yakın aile üyelerini de kapsayacağı bekleniyor.
Mart 2024 itibarıyla İtalya’da sağlık giderlerine katılımdan muafiyet için gereken asgari ücretin en az üç katı yıllık gelire sahip olan işçiler, bu vize için başvurabilecek. Bu rakam yıllık 28 bin euronun biraz altına denk geliyor.
Ayrıca vize başvurusu için sağlık sigortası yaptırmak, kalınacak “yeterli” bir yer gösterebilmek ve temiz bir sabıka kaydına sahip olmak gerekiyor.
Dünya genelinde çoğunluğu küçük ve ada ülkelerinden oluşan 46 ülke uzaktan çalışma vizesi veriyor.
İtalya’da geçen hafta başlayan “dijital göçebe” vizesi dışında yine bu ülkede çalışmak isteyenler için daha farklı vize türleri de bulunuyor.
SERBEST ÇALIŞMA VİZESİ
Bu şu anda AB vatandaşı olmayıp uzun süreli İtalya’da kalmak isteyen serbest çalışanların en fazla başvurduğu vize. Fakat vizeyi almak başvurmak kadar kolay değil. Çünkü daha önceki yıllarda olduğu gibi 2022 yılı için sadece 500 serbest çalışma vizesi kotası bulunuyor.
Ayrıca prosedür olarak da zorlu bir süreç istiyor. İtalya dışında böyle bir sistem olmasa bile serbest çalışma gerçekleştirdiğiniz alandaki birlik ya da odaya kayıtlı olmak gibi.
Kabul alınması halinde serbest çalışma vizesi ilk olarak iki yıllığına veriliyor.
ŞİRKET İÇİ TRANSFER VİZESİ
Bir şirket çatısı altında çalışanların başvurabileceği alternatif de Şirketiçi Transfer Vizesi.
Buna başvurabilmek için büyük bir şirkette çalışmaya gerek yok. AB dışındaki bir ülkede faaliyet gösteren küçük bir şirket bile İtalya’da şube açarak buraya eleman gönderebiliyor.
Vize beş yıllığına veriliyor ve herhangi bir kotayla sınırlandırılmış değil.
Ama şirketin varlığını finansal olarak ispat etmeniz lazım ve bunun için açılan şubeye en az 20 bin euro sermaye koymak ve vergi ödemek gerekiyor.
AB MAVİ KART
Avrupa Birliği tarafından yürürlüğe sokulan bu vize İtalyan şirketlerde çalışanlar için geçerli. Yine herhangi bir kota bulunmuyor ama belli prosedürler burada da geçerli.
Mavi Kart, AB vatandaşı olmayan kalifiye çalışanlara verilebiliyor ve bunun için çalışanın yıllık gelirinin en az 24 bin 789 euro olması ve en az 3 yıllık üniversite bitirmiş olması gerekiyor.
Bunun haricinde elamanı alacak olan İtalyan şirketin de yabancı işçi çalıştırabileceğini ispatlamak için en az 50 bin eurosunun olması gerekiyor.
Dünyada tatil için tercih edilen ülkeler arasında ilk sıralarda yer alan İtalya, bu vize sayesinde artık ofiste çalışmak zorunda olmayan milyonlarca “dijital göçebeyi” ağırlayacak.
4 Nisan’da yürürlüğe giren uygulamanın İtalyan ekonomisine de önemli katkılar sağlaması bekleniyor.
COVID-19 SONRASI NELER DEĞİŞTİ?
Covid-19’un ardından çalışma hayatında yaşanan değişiklikler ülkelerin de çalışma vizelerinde değişikliklere gitmelerine yol açtı.
Pandemi ile birlikte evde çalışanların sayısının katlanarak artması ve bu düzenin pandemi sonrası süreçte de birçok şirket tarafından devam ettirilmesi kendi ülkeleri dışında çalışan ve sık sık yer değiştiren “dijital göçebelerin” farklı vize çeşitlerine ihtiyaç duymalarına neden oldu.
Her ne kadar dijital göçebe vizeleri uzaktan çalışanlara fayda sağlamak üzere tasarlanmış olsa da O’Farrell, İtalyan vizesinin göçmenlik kanununun 27. maddesi kapsamında bulunduğunu ancak söz konusu vizeden, sadece ‘yüksek vasıflı çalışanların’ faydalanabileceğini vurguluyor.
Bu madde nedeniyle tüm uzaktan çalışanların vizeyi alamayabileceğini belirten O’Farrell, “Kimlerin ‘yüksek vasıflı çalışan’ olarak nitelendirileceği henüz net değil. Fakat vizeyi konsolosluklar verecek ve başvuranların en az master seviyesinde eğitim almış olması şartını arayacakları kesin” diyor.
DİJİTAL GÖÇEBE VİZESİ SAHİPLERINE İTALYA’DA VERGI YÜKÜMLÜLÜĞÜ
İtalya’da uygulamaya girecek ‘dijital vize’yi diğerlerinden ayıran en önemli fark ülkede yaşayarak uzaktan çalışacak yabancılara vergi yükümlülüğü getirmesi.
Bu sebeple vize başvurusu yapmadan önce uzmanlar, bir İtalyan vergi uzmanıyla görüşülmesini, hangi belgelerin gerekli olduğunun ve evrak işlemlerinin nasıl yapılacağının öğrenilmesini öneriyor.
Bu da vizeye başvuracak kişi sayısının azalması anlamına gelecek. Fakat İtalya’nın ‘decreto flussi’ (yabancı işçi kotası) kapsamındaki diğer vize türlerinde olduğu gibi, yıllık olarak verilen izin sayısında bir sınırlama olması beklenmiyor.
VİZE İÇİN ARANAN DIĞER ŞARTLAR NELER?
Dijital göçebe vizesine sahip olabilmek için başvuranların işlerini uzun bir süredir yaptığını kanıtlayabilmeleri gerekecek.
Vizenin ilk etapta bir yıllığına verilmesi beklenirken iznin yakın aile üyelerini de kapsayacağı bekleniyor.
Mart 2024 itibarıyla İtalya’da sağlık giderlerine katılımdan muafiyet için gereken asgari ücretin en az üç katı yıllık gelire sahip olan işçiler, bu vize için başvurabilecek. Bu rakam yıllık 28 bin euronun biraz altına denk geliyor.
Ayrıca vize başvurusu için sağlık sigortası yaptırmak, kalınacak “yeterli” bir yer gösterebilmek ve temiz bir sabıka kaydına sahip olmak gerekiyor.
Dünya genelinde çoğunluğu küçük ve ada ülkelerinden oluşan 46 ülke uzaktan çalışma vizesi veriyor.
İtalya’da geçen hafta başlayan “dijital göçebe” vizesi dışında yine bu ülkede çalışmak isteyenler için daha farklı vize türleri de bulunuyor.
SERBEST ÇALIŞMA VİZESİ
Bu şu anda AB vatandaşı olmayıp uzun süreli İtalya’da kalmak isteyen serbest çalışanların en fazla başvurduğu vize. Fakat vizeyi almak başvurmak kadar kolay değil. Çünkü daha önceki yıllarda olduğu gibi 2022 yılı için sadece 500 serbest çalışma vizesi kotası bulunuyor.
Ayrıca prosedür olarak da zorlu bir süreç istiyor. İtalya dışında böyle bir sistem olmasa bile serbest çalışma gerçekleştirdiğiniz alandaki birlik ya da odaya kayıtlı olmak gibi.
Kabul alınması halinde serbest çalışma vizesi ilk olarak iki yıllığına veriliyor.
ŞİRKET İÇİ TRANSFER VİZESİ
Bir şirket çatısı altında çalışanların başvurabileceği alternatif de Şirketiçi Transfer Vizesi.
Buna başvurabilmek için büyük bir şirkette çalışmaya gerek yok. AB dışındaki bir ülkede faaliyet gösteren küçük bir şirket bile İtalya’da şube açarak buraya eleman gönderebiliyor.
Vize beş yıllığına veriliyor ve herhangi bir kotayla sınırlandırılmış değil.
Ama şirketin varlığını finansal olarak ispat etmeniz lazım ve bunun için açılan şubeye en az 20 bin euro sermaye koymak ve vergi ödemek gerekiyor.
AB MAVİ KART
Avrupa Birliği tarafından yürürlüğe sokulan bu vize İtalyan şirketlerde çalışanlar için geçerli. Yine herhangi bir kota bulunmuyor ama belli prosedürler burada da geçerli.
Mavi Kart, AB vatandaşı olmayan kalifiye çalışanlara verilebiliyor ve bunun için çalışanın yıllık gelirinin en az 24 bin 789 euro olması ve en az 3 yıllık üniversite bitirmiş olması gerekiyor.
Bunun haricinde elamanı alacak olan İtalyan şirketin de yabancı işçi çalıştırabileceğini ispatlamak için en az 50 bin eurosunun olması gerekiyor.
Ülkenin yüksek gelir statüsüne geçiş sürecini desteklemeyi amaçlayan CPF, şirketlerin daha yüksek katma değerli ve yüksek teknolojili faaliyetlere geçme yeteneklerini desteklemek için özel sektörün geliştirilmesini öngörüyor.
İşbirliği Çerçevesi, Türkiye ile WBG kuruluşları (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası, Uluslararası Finans Kurumu (IFC) ve Çok Taraflı Yatırım Garanti Ajansı (MIGA)) arasındaki güçlü ve giderek büyüyen işbirliğini yansıtıyor.
WBG, kuruluşun üçüncü en büyük ülke programı olan 17 milyar dolar tutarındaki mevcut ülke portföyüne ilave olarak, çerçeve döneminde 18 milyar dolarlık kaynak sağlamayı hedefliyor.
ODAK NOKTA YÜKSEK VE SÜRDÜRÜLEBİLİR ÜRETKENLİK ARTIŞI
İşbirliği Çerçevesi kapsamında, iklim değişikliğine karşı dirençliliği ve gıda güvencesini güçlendirmek için iklime uyumlu tarımın teşvik edilmesinden Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’teki depremlerden etkilenen bölgelerde ekonomik toparlanmanın desteklenmesine kadar çeşitli hedeflerle yüksek ve sürdürülebilir üretkenlik artışına odaklanılacak.
İşbirliği Çerçevesi’nde, gelir ve diğer eşitsizlikleri ortadan kaldırılmasına, kadınlar, gençler ve kırılgan gruplar için işlerin iyileştirilmesi amacıyla kapsayıcı hizmetlere, istihdam ve doğal afetlere karşı dayanıklılığın güçlendirilmesine öncelik verilecek.
DİJİTAL TEKNOLOJİ KULLANIMINI HIZLANDIRMAK İÇİN ÇALIŞMA YAPILACAK
Ülke İşbirliği Çerçevesi, üretkenliğin artırılması ve kamu hizmet sunumunun iyileştirilmesi için hayati bir önem taşıyan dijitalleşmeyi hızlandırma ihtiyacına da işaret ediyor.
WBG; dijital iş ekosisteminin iyileştirilmesi, depreme ve iklime dirençli kentsel planlamanın desteklenmesi, hibrit eğitim fırsatlarının yaygınlaştırılması dahil olmak üzere dijital teknoloji kullanımını hızlandırmak için birçok alanda çalışma yapacak.
İşbirliği Çerçevesi, Türkiye’nin 12’nci Kalkınma Planı’nı esas alıyor. WBG, çerçevenin hazırlanması sürecinde aralarında hükümet, özel sektör, sivil toplum, düşünce kuruluşları, akademi ve diğer kalkınma ortaklarının da bulunduğu kilit paydaş gruplarla istişareler gerçekleştirdi.
“TÜRKİYE, EKONOMİSİNİ KÜRESEL DEĞER ZİNCİRLERİNE ENTEGRE ETTİ”
Açıklamada görüşlerine yer verilen Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Humberto Lopez, “Türkiye son 20 yıllık dönemde çok büyük bir ilerleme kaydederek halkının yaşam standartlarını önemli ölçüde iyileştirdi, modern bir altyapı geliştirdi ve ekonomisini küresel ekonomiye ve küresel değer zincirlerine entegre etti.” değerlendirmesinde bulundu.
IFC Türkiye ve Orta Asya Direktörü Wiebke Schloemer de Türkiye’nin dinamik özel sektörü ve girişimcilik ruhunun, son yıllarda kaydedilen etkileyici büyümede kilit rol oynadığına işaret etti.
MIGA Ekonomi ve Sürdürülebilirlik Direktör Vekili Moritz Nikolaus Nebe de Ajansın, Türkiye’nin dinamik özel sektörünü ve hükümetin sürdürülebilir altyapı girişimlerini desteklemede güvenilir bir ortak olduğuna dikkati çekti.
BAKAN ŞİMŞEK DE KONUYU DEĞERLENDİRMİŞTİ
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de, Anadolu Ajansına (AA) yaptığı açıklamada, Dünya Bankası ile yürütülen güçlü işbirliği kapsamında gelecek beş yıllık döneme ilişkin mali işbirliği programının oluşturulduğunu belirtmişti.
Şimşek, Ülke İşbirliği Çerçevesi kapsamında Dünya Bankasının üç yıl içinde Türkiye’ye sunacağı ilave 18 milyar dolarlık finansman paketine değinerek, “Söz konusu tutarın 6 milyar dolarının Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankasından (IBRD), 9 milyar dolarının IFC’den sağlanması bekleniyor. MIGA’nın ise kısa vadeli garantiler aracılığıyla 3 milyar doları harekete geçirmesiyle üç yıl içinde sağlanacak finansmanın yaklaşık üçte ikisinin özel sektörün geliştirilmesinde kullanılması öngörülüyor.” ifadelerini kullanmıştı.
]]>
Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:
“FİLİSTİN DAVASINA SAHİP ÇIKACAĞIZ”
Gazze başta olmak üzere gönül coğrafyamızın farklı köşelerinde kardeşlerimiz zulüm görüyor, katliama uğruyor, açlık ve kıtlık çekiyor. İşgal altındaki topraklarında on yıllardır baskıya, şiddete, eziyete maruz kalan Filistin halkı, Ramazan-ı Şerif gibi bayramı da hüzünlü geçiriyor. Geride bıraktığımız 6 ayda bombalanan ve bu bombalar altında şehit olan 34 bin Filistinli kardeşimizin acısı aileleriyle birlikte bizim de yüreğimizi dağlıyor. Gazzeli kardeşlerimizin Allah yardımcısı olsun. Onları rahmetiyle, merhametiyle ve nusretiyle kuşatsın diyoruz. İnşallah bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Filistin davasına sahip çıkmaya, Gazzeli mazlumların yanında olmaya devam edeceğiz.
Ülkemizin 21 yıldır mazlumlarla dayanışma noktasında sergilediği dik ve dirayetli duruşu yok sayanları bugün bir kez daha Allah’a havale ediyoruz. Yalan, çarpıtma ve manipülasyon üzerinden kendi devletine ve milletine iftira atanları akla, vicdana ve ferasetle davranmaya davet ediyoruz.
“GAZZE’YE EN FAZLA YARDIM YAPAN İKİNCİ ÜLKEYİZ”
Türkiye, Gazze’deki zulmün durması, bölgedeki barışın ve sükunetin hakim olması için elinden gelen her şeyi yapmıştır ve yapmaktadır. Bugüne kadar bölgeye gönderdiğimiz toplam 45 bin tonluk insani yardımla ülkemiz, dünyada Gazze’ye en fazla yardım yapan ikinci ülke olmuştur. Ülkemizin Gazze ve Filistin için tüm imkanlarını nasıl seferber ettiğini ülkemizdeki istismarcılar görmese de sahadaki mazlumlar çok iyi görüyor. Son olarak havadan da Gazze’ye insani yardım ulaştırma çabalarımızın engellenmesi dolayısıyla İsrail’e yönelik ilave tedbirler aldık. Bu tedbirlerimizin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ile Uluslararası Adalet Divanı kararları uygulanıncaya, Gazze’ye kesintisiz, engelsiz ve yeterli miktarda insani yardım ulaştırılıncaya kadar devam ettireceğiz. Birileri bilmese de hatta bildikleri halde çarpıtsalar da biz tarih ve vicdan önünde kardeşlik vazifemizi hakkıyla yerine getirmenin derdindeyiz.
Bu uğurda bedel ödesek dahi Allah ömür verdikçe mazlumlara kol kanat germekten geri durmayacağız.
“SEÇİMLERİN MUHABESİNİ YAPIYORUZ”
Son derece çekişmeli geçen rekabet seviyesi yüksek bir seçim sürecini hamd olsun milletçe alnımızın akıyla geride bıraktık. Bu vesileyle bir kez daha 31 Mart Mahalli İdareler Seçim sonuçlarının ülkemize ve şehirlerimize hayırlı olmasını diliyorum. Sandıkta tecelli eden iradeyle göreve gelen belediye başkanlarını, meclis üyelerini ve muhtarlarımızı ayrı ayrı tebrik ediyorum. Demokratik haklarını kullanmak suretiyle demokrasimizin gücüne güç katan her bir vatandaşıma hasleten teşekkür ediyorum. Seçimlerin sorunsuz bir şekilde icra edilmesini sağlayan adalet ve emniyet teşkilatlarımıza, sandık görevlilerimize, siyasi partilerimizin mensuplarına ayrıca şükranlarımı sunuyorum.
Emeklerini, gayretlerini, samimiyetlerini çok iyi bildiğim AK Partimizin farklı kademelerinde görev yapan tüm yol ve dava arkadaşlarıma da buradan en kalbi teşekkürlerimi ifade ediyorum. Cumhur İttifakı’nda beraber yol yürüdüğümüz MHP’li kardeşlerimize de teşekkür ediyorum.
Seçim sonuçları elbette ayrı ve kapsamlı bir değerlendirmenin konusudur. Biz de her parti gibi seçimlerin muhasebesini yapıyoruz, yapacağız. Asla kolaya kaçmadan, milletin sandıkta verdiği mesajları tüm boyutlarıyla okuyor, en ince detayına kadar analiz ediyoruz. Geçen hafta gerçekleştirdiğimiz MYK toplantımızda bunun ilk adımını attık.
İnşallah halkayı sürekli genişleterek istişarelerimize devam edeceğiz. Biz kurulduktan sadece 15 ay sonra milletin teveccühüne mazhar olmuş, 22 yılda girdiği 17 seçimin hepsinde sandıktan birinci çıkmış bir partiyiz. Seçim başarılarımızın arka planında milletimizle hep güçlü gönül köprüleri kurmamız vardır. Kendimizi yenileme, güncelleme, güç ve enerji toplamış olarak yola revan olma konusunda her zaman farkımızı ortaya koyduk. Siyaset yolculuğumuzu aynı şekilde sürdüreceğiz.
Burada şu hususu bir kez daha sizlere hatırlatmak istiyorum. Biz sizin şer gördüklerinizde hayır olabilir ikazına ram olmuş insanlarız. Biz, olanda hayır olduğuna tüm kalbimizle inanan bir kadroyuz. 31 Mart seçim sonuçları Allah’ın izniyle AK Partimiz için, davamızın geleceği için, Türkiye’nin istiklal ve istikbali için hayra tevdir olacaktır. AK Parti ve Cumhur İttifakı bu süreçten çok daha güçlenerek çıkacaktır. Bundan en küçük bir şüphe duymuyoruz. Sizlerden de asla yeise kapılmamamızı, tefrikaya düşmemenizi, aramıza nifak sokmaya çalışan fitne odaklarına karşı uyanık olmanızı bekliyorum Rabbim birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi daim eylesin diyorum. Ramazan Bayramının hepimizi saran manevi havasının bu duygularımızı perçinlemesini ve kökleştirmesini temenni ediyorum.
Şimşek, AA muhabirine, Dünya Bankası ile yürütülen işbirliği çalışmalarına ilişkin değerlendirmede bulundu.
Dünya Bankasından kısa süre önce 3 ayrı proje için 1,5 milyar dolarlık finansman temin edildiğini anımsatan Şimşek, bu kaynağın Türkiye’nin enerji arz güvenliğinin sağlanması ve işletmelerin yeşil dönüşüm sürecinin desteklenmesi için kullanılacağını söyledi.
Şimşek, Dünya Bankası ile şimdi de 2024-2028 mali yıllarını kapsayan dönemdeki mali ve teknik işbirliğinin temelini oluşturan önemli bir programa imza atıldığına işaret ederek, “Dünya Bankası ile yürüttüğümüz güçlü işbirliği kapsamında gelecek 5 yıllık döneme ilişkin mali işbirliği programı oluşturuldu. Dünya Bankasının ilk üç yıl içinde ülkemize ilave 18 milyar dolarlık finansman sağlayacağı Ülke İşbirliği Çerçevesi (Country Partnership Framework-CPF) Programı, Bankanın İcra Direktörleri Kurulunda görüşülerek yürürlüğe girdi.” diye konuştu.
“TÜRKİYE UYGUN KOŞULLU KREDİDE ÜÇÜNCÜ SIRADA”
Şimşek, Dünya Bankasının, Orta Vadeli Program’ın açıklanmasının ardından Türkiye’ye aktardığı kaynak tutarını, devam eden 17 milyar dolarlık programa 18 milyar dolar daha ilave ederek 35 milyar dolara yükseltme kararı aldığını anımsattı. Türkiye’nin Bankadan uygun koşullu kredi kullanan ülkeler arasında dünyada 3’üncü, bölgesinde ise birinci sırada olduğu bilgisini veren Şimşek, yeni programın detaylarını da paylaştı.
Bakan Şimşek, Türkiye’nin 12’nci Kalkınma Planı önceliklerine uyumlu hazırlanan programın, yüksek ve sürdürülebilir verimlilik artışı, kapsayıcı hizmetler ile istihdam ve dayanıklılığın güçlendirilmesi alanlarına odaklanacağını belirterek, bu başlıkların, Dünya Bankası ile geliştirilebilecek işbirliği alanlarını ortaya koyduğunu dile getirdi.
“AFETLERE DAYANAKLILIKTAN İHRACATA KADAR PEK ÇOK ALANDA DESTEK SAĞLANACAK”
Bu kapsamda, afetlere karşı dirençlilik, enerji, yeşil dönüşüm, iklim değişikliğiyle mücadele, ihracatın desteklenmesi, reel sektör, altyapı, lojistik, sanayi, tarım, eğitim, sağlık ve kapsayıcılık gibi birçok alanda Dünya Bankası desteğinin sağlanmasının planlandığını vurgulayan Şimşek, şu değerlendirmede bulundu:
“Program, Dünya Bankası kuruluşları olan Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD), Uluslararası Finans Kurumu (IFC) ve Çok Taraflı Yatırım Garanti Ajansı (MIGA) tarafından ortaklaşa uygulanacak. Bankanın ülkemizdeki faaliyetlerinin etkisi artırılacak. Bu süreçte, ülkeye özgü zorlukların çözümüne odaklanan, özel sektör katılımını artırmayı hedefleyen ve operasyonlarda bütüncül sonuçları elde etmeyi amaçlayan bir yaklaşım izlenecek.”
“ÖZEL SEKTÖRÜN GELİŞTİRİLMESİNDE KULLANILACAK”
Şimşek, Ülke İşbirliği Çerçevesi Programı kapsamında Dünya Bankasının 3 yıl içinde Türkiye’ye sunacağı ilave 18 milyar dolarlık finansman paketine değinerek, “Söz konusu tutarın 6 milyar dolarının IBRD’den, 9 milyar dolarının IFC’den sağlanması bekleniyor. MIGA’nın ise kısa vadeli garantiler aracılığıyla 3 milyar doları harekete geçirmesiyle 3 yıl içinde sağlanacak finansmanın yaklaşık üçte ikisinin özel sektörün geliştirilmesinde kullanılması öngörülüyor.” ifadelerini kullandı.
Ayrıca, Dünya Bankası tarafından gerçekleştirilen makro ve sektörel bazdaki teknik ve analitik çalışmaların yeni program döneminde de devam edeceğini dile getiren Şimşek, şunları kaydetti:
“Ayrıca ülkemizin kalkınma hedeflerini desteklemek adına diğer kalkınma paydaşlarıyla yeni ortaklıklar kurmanın yolları aranacak. Dünya Bankası 70 yılı aşkın süre boyunca ülkemizin kalkınma hedeflerine ulaşmasında en önemli paydaşlarından biri olmuştur. Yeni Ülke İşbirliği Çerçevesi, Banka ile olan ortaklığımızı daha da pekiştiriyor. Söz konusu işbirliği, Dünya Bankasının ülkemizin gelecek 5 yıllık dönemine, ekonomi ve yatırım programımıza duyduğu güvenin de göstergesidir. Yeni dönemde ülkemize kaynak akışı artarak devam edecek.”
]]>Törene, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Ahmet Yıldız, AK Parti Genel Başkanvekili ve Bursa Milletvekili Efkan Ala, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, kuvvet komutanları, eski TBMM Başkanı İsmail Kahraman, eski Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, eski Sağlık Bakanı Recep Akdağ, KARDEMİR Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Demir ile yerli ve yabancı misyon temsilcileri katıldı.

Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan törende, iki ülkenin milli marşları okundu, ardından iftar yemeğine geçildi.
İftar yemeğinin ardından konuşan Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, burada olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, Pakistan’ın Milli Günü’nü kutladı.
Pakistan halkına saygı ve selamlarını sunan Bakan Güler, bu vesileyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da selamlarını iletti. Güler, Pakistan’ın bağımsızlığı ve bütünlüğü için savaşan şehitleri ve gazileri saygıyla andı.
Pakistan’ın, bölgesinde ve dünyada stratejik önemi yüksek bir ülke olduğunu vurgulayan Güler, özellikle son yıllarda her alanda gelişip güçlenen Pakistan’ın, bölgesinde ve dünyada barış, istikrar ve güvenin inşasında önemli bir rol üstlendiğini söyledi.
Türkiye’nin de Pakistan’ın bu etkinliğinden ziyadesiyle memnun olduğunu dile getiren Güler, Türk milletinin gönlünde Pakistanlıların her zaman müstesna bir yere sahip olduğunu ve olmaya devam edeceğini kaydetti.

“BİZLER, EN ZOR ZAMANLARDA BİRBİRİNE DESTEK VERMİŞ İKİ ÜLKEYİZ”
Türkiye ile Pakistan arasında tarihten gelen köklü dostluk ve kardeşlik ilişkileri, ortak değerler ve sarsılmaz bağlar bulunduğuna dikkati çeken Güler, sözlerine şöyle devam etti:
“Geçmişten bugüne intikal eden bu bağlar, ülkelerimiz arasında çok yönlü işbirliği ve üst düzey ilişkilere zemin hazırlarken, ortak geleceğimize de yön vermektedir. Bizler, en zor zamanlarda birbirine destek vermiş, sevinçleri ve üzüntüleri paylaşmış ve ortak idealleri güçlü bir şekilde benimsemiş iki kardeş ülkeyiz. Maruz kaldığımız elem verici hadiseler ve doğal afetler karşısında iki ülkenin birbirinin yardımına koşması, ülkelerimiz arasındaki birlikteliğin ne denli güçlü olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.” dedi.
Pakistan’ı, uluslararası ilişkilerde en güvenilir ortaklardan biri olarak gördüklerini ifade eden Güler, ikili ülke arasındaki ilişkilerin her alanda mükemmel seviyede olmasına çok büyük önem verdiklerini söyledi. İkili ilişkilerin son yıllarda artan bir ivmeyle geliştiğini belirten Güler, bu ilişkileri daha büyük ve kapsamlı işbirlikleri ile güçlendirme azim ve kararlılığını taşıdıklarını dile getirdi.

“YÜKSEK SİNERJİ VE TECRÜBE PAYLAŞIMI, YENİ VE KAPSAMLI İŞBİRLİKLERİNE DE KAPI AÇMAKTADIR”
Bunların başında askeri işbirlikleri ve savunma sanayisinin geldiğini belirten Güler, “Özellikle savunma sanayii alanında hayata geçirdiğimiz projelerin ortaya koymuş olduğu yüksek sinerji ve tecrübe paylaşımı, yeni ve kapsamlı işbirliklerine de kapı açmaktadır. Birbirimize olan güvenimiz ve desteğimizi, bundan sonra da işbirliğimizin katlanarak artması için en büyük teminat olarak görüyoruz.” diye konuştu.
Pakistan’la olan güçlü bağları geliştirmekte, bölgesel ve küresel barış ve istikrar için birlikte hareket etmekte kararlılıklarını vurgulayan Güler, “Türkiye ile Pakistan arasındaki dostluk ve kardeşliğin ezelden ebede güçlü bir şekilde devam edeceğine yürekten inanıyoruz.” dedi.
Pakistan’ın Milli Günü’nü kutlayan Bakan Güler, bu vesileyle yarın idrak edilecek Kadir Gecesi’ni ve Ramazan Bayramı’nı tebrik etti.
Törende konuşan eski TBMM Başkanı İsmail Kahraman ise davet nedeniyle Pakistan’ın Ankara Büyükelçisi Yusuf Cüneyd’e teşekkür etti. Pakistan’ın, Türkiye’nin zor dönemlerinde yardıma koştuğunu dile getiren Kahraman, özellikle İstiklal Savaşı’nda bulundukları yardımın önemine dikkati çekti.

Milli Türk Talebe Birliği Başkanlığı yaptığı dönemde Pakistan için bir miting düzenlediklerini hatırlatan Kahraman, “Pakistan’ın ana davalarından biri de Keşmir’dir. Çok büyük bir zulüm, gayrıadil bir hadise ve dünya hukukunun yüz karasıdır. Keşmir, bizim de davamızdır. Dostluğumuz ilerlemeye devam edecek.” ifadelerini kullandı.
“TÜRKİYE İLE PAKİSTAN ASIRLIK BAĞLARA DAYANAN İLİŞKİLERE SAHİP”
Pakistan’ın Ankara Büyükelçisi Yusuf Cüneyd de misafirleri “Pakistan Milli Günü” etkinliğinde ağırlamaktan onur duyduğunu belirtti.
Söz konusu günün alt kıta tarihinde büyük önem taşıdığına dikkati çeken Cüneyd, ülkesinin tüm zorluklara rağmen olağanüstü bir dayanıklılık ve kararlılık sergilediğini anlattı.
Cüneyd, Pakistan’ın uluslararası alanda hak ettiği yeri almak için çok yol kat ettiğini, 75 yıllık süreçte ülkesinin temellerinin, herkesi kapsama, devamlılık, ilerici zihniyet, toplumda cinsiyet eşitliği ve temel insan hakları üzerine kurulduğunu dile getirdi.

Pakistan halkının bilim, sanat, spor, teknoloji gibi alanlarda yeteneklerini kanıtladığını aktaran Cüneyd, Pakistan’ın ve bölgenin refahı için uluslararası ortakları ve dostlarıyla birlikte çalışmaya devam edeceklerine işaret etti.
Cüneyd, Türkiye ile Pakistan’ın asırlık bağlara dayanan ilişkilere sahip olduğunu ifade ederek, söz konusu durumun “iki ülke, tek millet” gibi duyguların somut örneği olduğunu söyledi.
İki ülke arasındaki “kardeşlik bağlarının” gelecek nesillere aktarılması için Türkiye ile çalışmaya devam edeceklerini ifade eden Cüneyd, Türk halkı ve hükümetinin felaketlerde her zaman Pakistan’ın yanında olduğunu dile getirdi.
Büyükelçi Cüneyd ayrıca, Türk milletine ve özel olarak da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ikili ilişkiler konusunda minnettar olduklarını söyledi.
Konuşmaların ardından, Pakistan Milli Günü dolayısıyla pasta kesildi. Tören, toplu fotoğraf çekiminin ardından sona erdi.

Gazeteci Malik Hasa’nın makalesinde öne çıkan detaylar şu şekilde:
“SALDIRIP KİN KUSMA FIRSATI YAKALADILAR”
“Türkiye’deki yerel seçimler dünyada birçok tepkiyi beraberinde getirirken doğal olarak Arnavutluk’ta da ilgi odağı oldu.
Eski başbakanlar, belirli makamlarda bulunanlar, analistler, gazeteciler ve kamuoyu tarafından bilinen isimler bu yaşananları değerlendirerek, kendi deyimleriyle “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mağlubiyetine” saldırıp kin kusma fırsatını yakaladılar.
Sevinçleri o kadar büyük ki sanırsın Türkiye’nin solcuları değil, kendileri kazandılar. Bugün başka, yarın başka konuşan, dürüstlükten yoksun, yüzsüz insanların bu seçimler örneğinde de farklı davranmaları beklenemezdi. İyi ki türlü türlü ayyaşlar, sübyancılar, LGBT destekçileri, yağcılık çekenler ve bilgisizler ellerinde davulla ortaya çıkıp daha önce tükürdüklerini yalamadılar.
Türkiye’deki seçimleri analize edip de “Erdoğan kaybetti, muhalefet kazandı” gibi kısa bir sonuca ulaşmak sadece ileri derecede bir cahillik olmayıp İslam değerlerine karşı ant içmiş düşmanlar tarafından beslenen düşmanlıkla da yakından alakalıdır.

“FATİH ERBAKAN’IN TRUVA ATI OLMASI GÖZ ARDI EDİLEMEZ”
Türkiye’deki seçimleri analize edebilmek için bu ülkenin siyaset tarihinin derinliklerine inmek ve bazılarına bu yazıda da değinebileceğimiz sebeplerini satır aralarından çıkarmak gerekir: Ekonomi ve yerel para biriminin zor durumda bulunması, emekli maaşları, birçok vatandaşın AK Parti’nin uzun süredir iktidarda bulunmasından kaynaklanan memnuniyetsizliği ve daha birçok neden böyle bir sonuca yol açtı.
Böyle bir durumda nasıl ki eski lider ve Erdoğan’ın hocası olan Erbakan’ın oğlu Fatih Erbakan’ın bu seçimlerde Truva atı konumunda olan partisi göz ardı edilemeyecekse, yabancı ülkelerin sağladığı yardım da göz ardı edilemez.

“TÜRKİYE DE SEÇİM ZAFERİ EMEKLİLERİN CEBİNDEN GEÇİYOR”
Buna rağmen bu seçimler birçok şeyi açıkça gösterdi, aşağıda bunlardan en önemlisine değineceğim ama gerçek şu ki “Türkiye’de seçim zaferi emeklilerin cebinden geçiyor”. Yani onları ne kadar memnun edersen elde edeceğin sonuçtan da o kadar eminsindir.
Bütün bu olup bitenlerden pek çok soru ortaya çıkıyor, bunlardan bazılarını da şu şekilde sıralayabiliriz: Erdoğan bu durumları öngöremedi mi? Önlem almaya imkânı yok muydu? Birçok analist ve uzman bu sonucu öngörmüşken Erdoğan bu seçimlerin böyle bitmesine neden izin Verdi? Acaba aklından neler geçiyor?

“ERDOĞAN HÜKÜMETİ CUMHURİYET TARİHİNDE 80 YILDA YAPILANDAN DAHA FAZLASINI YAPTI”
Türkiye Cumhuriyeti’nin bir dış gücün kuklası olma zincirini kırmayı başardığı, altyapıya fazlasıyla yatırım yaptığı ve Erdoğan hükümetinin bu cumhuriyet için son 80 yıllık tarih boyunca yapılandan daha fazlasını yaptığı, askerî gücün zirveye ulaştığı, ülkenin kendi otomobilini, uçaklarını, tanklarını ve daha önce hayal bile edemeyeceği birçok teknolojiyi ürettiği bu dönemde neden böyle bir sonuca varılsın?

Bu ülkeyi bilerek ve tanıyarak derin bir analiz yapan herkes yukarıda bahsettiklerim hakkında roman yazabilir ama ben bu durumu birkaç kelamla ele almak istiyorum. Türkiye bu son 20 yılda dünyada birçok ülkenin imrendiği bir lidere sahip oldu. Ateşkeslerin sağlanması için arabuluculuk yapan, kötülüklerle yüzleşen ve iyilik ile iyilerden yana olan bir lider. Afrika’ya kadar yardım elini uzatma lüksüne sahip bir lider. Bir zamanlar dünya ülkeleri onun ülkesinde siyaset yapıyorken, bugün Erdoğan Avrupa’da siyaset yapıyor. Düne kadar siyaset, ekonomi, enerji ve askerî ithalata bağımlı olan Türkiye, bugün bölgesel bir askerî, ekonomik, tıbbî ve enerji gibi alanlarda süper güce dönüşmüş durumda.

Tüm bu başarıların yanı sıra Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki ülkede enflasyon %60’ın üstünde, değer kaybetmiş bir Türk lirası var, maaşlar düşük ve alım gücü zayıf. Her ne kadar pek çok iktisatçı bu durumu bir beceriksizlik olarak değerlendirse de ben bunu daha çok bir ustanın birçok açıdan değerlendirilebilecek politik bir oyunu olarak görüyorum.

“KAYBEDERKEN BİLE KAZANIYOR”
Seçimler sonrası ilk günde dünya basını, Erdoğan’ın azılı düşmanları ve Türkiye’yi hiçbir şekilde tanımayan bilgisiz şarlatanlar 15 Temmuz gecesine benzer cesur başlıklar yazmakta acele etti. Sanki kendi öz babaları kazanmış ya da ezelden beri var olan düşmanları mağlup olmuş gibi zıpladılar, dans ettiler ve şarkı söylediler, oysa ki kustukları yeri yaladıklarını unuttular. Sadece Reis (Erdoğan) ustalığı kaybederken zafer elde edebiliyor. Herkes onun mağlubiyetini konuşurken ve onun ortaya çıkıp kızgın halde kontrolünü kaybetmesini teşvik ederken Erdoğan tam tersini yaptı. Seçimlerin düzenlendiği günün gecesinde zafer balkonuna çıkıp geleneksel konuşmayı yaptı, milletin kendi kararını verdiğini, kendi partisi de dahil olmak üzere tüm siyasî partilerin bu seçimler üzerinde tefekkür etmeleri gerektiğini söyledi.

“ERDOĞAN TÜM DÜNYAYA DİKTATTÖR OLMADIĞINI VE HALK İSTEDİĞİ İÇİN BAİŞTA KALDIĞINI GÖSTERDİ””
Türkiye tek bir gecede bir lideri devredebilen ve yine tek bir gecede bir lideri ortaya çıkarabilecek bir ülkedir. Demokratik kökleri olan ve çok güvenilir bir seçim sistemine sahip. Böyle bir sistemde Erdoğan gibi bir lider de mağlup olabilir, ama bu kez değil.

Erdoğan, İstanbul, Ankara ve Bursa gibi birçok belediyeyi kaybetti, ama bunun karşılığında birçok değerli şeyi kazandı. Onun tüm cahil ve şarlatan düşmanlarına kendisinin bir diktatör olmadığını ve millet istediği için o makamda bulunduğunu gösterdi. Ülkesi demokratik bir ülke ve seçimleri güvenilir özelliktedir. Özgür iradeye dayalı seçimler düzenleyerek, kendisine bağlı parti veya parçası olduğu koalisyonun saflarındaki çürük elmalar da ön plana çıkıyor. Bu seçimlerden sonra Erdoğan artık diktatör değil. Erdoğan bu seçimlerle birlikte dürüstlük ve adalet gösterdi. Evet, o belediyeleri kaybetmiş olabilir, ancak düne kadar kendisini seçimleri çalmakla suçlayan herkesi rezil rüsva etti.

“TÜRKİYE ESKİSİ DEĞİL, TÜRKİYE BİR MEGA DEVLETTİR“
Erdoğan’ın aklında birçok şey olabilir, ülkeyi hafif bir iktidar değişikliğine, yeniden adaylığını ortaya koymasına veya başka herhangi bir düşünceye hazırlamak gibi, ancak kesin olan bir şey var ki o da Türkiye artık bir zamanların Türkiye’si değildir. Bugünkü Türkiye bir mega devlettir, dünya genelinde ekonomisi 17.sırada bulunan bir devlettir, enerji alanında süper güç konumunda, küresel ticaret taşımacılığı konusunda süper güç, siyaset ve askerî alanlarında da süper güç durumunda. Erdoğan iktidara geldiğinde Türkler kendilerini Bulgarlarla kıyaslayıp Türkiye’nin neden bu komşu ülkenin düzey ve yüksekliğinde bulunmadıklarından şikâyet ederlerdi, bugün ise kendilerini Almanlar, İngilizler ve Hollandalılarla kıyaslarlar ve bu da ülke kalkınmasının en büyük göstergesidir.

“TÜRKİYE ÜLKEMİZ İÇİN VAZGEÇİLEMEZ VE YERİ DOLDURULAMAZ BİR GÜÇ”
Türkiye’nin T’sini dahi bilmeyenlerin amatörce yazılmış yazılarının ötesinde, Türkiye’nin artık 90’lar öncesindeki, kendi kabuğunun içine çekilmiş, Balkan devletleriyle aktif ilişkileri olmayan bir ülkenin olmadığını vurgulamamız gerekiyor. Bugün Türkiye, Balkan ülkelerinin dertleriyle, sorunlarıyla daha önce hiç olmadığı kadar yakından ilgileniyor ve gelecekte de ilgilenmeye devam edecek. Muhalefet seçimleri kazansa ve Türkiye yönetimini ele geçirse dahi bu ülkenin güçlenmesi devam edecek. Bu ülke ve Balkan ülkeleri arasındaki ilişkiler her daim gerekli yükseklikte olacak, çünkü bu ilişkiler, bu ülke liderinin ufku sayesinde değişmez bir dokunulmazlık kazandı. Arnavutluk ve Arnavutlar Türkiye’nin doğal stratejik ortaklarıdır. Zira bu ülkede Arnavut asıllı 7 milyondan fazlası ikâmet ediyor ve başka türlü olması düşünülemez. Ortak beklentiler ve hedefler, bölge güvenliği, ortak dostlar ve ortak düşmanlar, Türkiye’yi ülkemiz için vazgeçilmez ve yeri doldurulamaz bir güç kılmaktadır.

“İSTEDİKLERİ KADAR RAKI İÇEBİLECEKLERİ İÇİN MUTLULAR”
Sonuç olarak Türkiye’deki yerel seçimlerden herkes kazançlı çıktı. Muhalefet kendi tarihinin en yüksek noktasında. Erdoğan’ın karşıtları rahat bir nefes aldı, Türkiye’deki seçimlerin manipüle edilmediğinden emin oldular, dindarlar aralarındaki fitnenin ne anlama geldiklerini öğrendiler, solcular istedikleri yerlerde ve istedikleri kadar rakı içebileceklerini bildikleri için coşkulu ve mutlu oldular, vatandaşlar, uzun süredir unuttukları gibi AK Parti’nin yönetimini diğer partilerin yönetimleriyle karşılaştırma imkânına sahip olup AK Partinin kıymetini bilecek ve asıl kazanan, zafer elde eden sürprizlerle dolu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ustalığı ve mahareti olacak. Ülkesinin geleceği açısından bir sonraki siyasî hamlesinin ne olacağını görmek için bir süre beklememiz gerekecek.”
Üretimimizin yüzde 70’ini ihraç ediyoruz. Şimdi ise şirket olarak geleceğe hazırlanıyoruz. Geleceğin merkezinde de ‘veri’ ve ‘verimlilik’ var. Dijital kaslarımızı güçlendirerek, üretimden ihracata kaliteli verileri oluşturarak, verimliliğimizi artırarak ihracatımızı artırmayı hedefliyoruz.” dedi.
Üretiminin yüzde 70’ini ihraç eden Qlux Ideas, verimliliğini artırmak için dijital yatırıma hız verdi. 5 kıtaya ihracat gerçekleştirdiklerini ifade eden Qlux Ideas Genel Müdürü Burak Önder, yeni alternatif pazarlarla ihracat kabiliyetlerini artırmaya çalışırken, diğer taraftan veri ve verimlilik çalışmalarına ağırlık verdiklerini söyledi.
Verinin nakit kadar değerli olduğunu ifade eden Burak Önder, “Üretimden ihracata her noktada kaliteli veriyi oluşturmak, her alanda verimlilik çalışmaları yapmak büyük önem taşıyor. Şirket olarak dijital kaslarımızı güçlendirmek ve otomasyon süreçlerini geliştirmek için çalışmalarımız sürüyor.” dedi. Şu anda aylık 2,5 milyonluk üretim hacmine ulaştıklarını söyleyen Burak Önder, “İhracat gerçekleştirdiğimiz ülke sayısı 90’ı aştı. Plastik mutfak ve banyo ürünleri üreterek başladığımız yolculukta bugün itibarıyla plastik, cam ve metalden mamul mutfak eşyaları üretimine ulaştık. Bir yandan dünyadaki gelişmeleri ve trendleri takip ederken bir yandan da devamlı yeni ve farklı ürünler pazara sunmaya çalışıyoruz. Birçok sektörde olduğu gibi bizim sektörümüzde de dünya ve trendi takip edemezseniz ve müşterilerinize yeni ürün sunamazsanız kaybediyorsunuz. Biz de kendimizi sürekli yeniliyoruz. Bu yeniliğin odağında da verimlilik var.” diye konuştu.
‘TEKNOLOJİ ADIMINI ATMALIYIZ’
Sanayicilerin artık sadece kur, faiz, enflasyon sarmalını konuşmaması gerektiğini dile getiren Burak Önder, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’de gündem hızlı değişiyor. Bu yüzden yapısal sorunlara tam olarak odaklanamıyoruz. Belirlenen yapısal sorunları ele alıp, hızlıca çözüm yollarını devreye almalıyız. Buradaki en büyük problemlerin başında da verimlilik geliyor.
Çünkü verimlilik tam olarak sağlanmadan ne sürdürülebilirliği ne de katma değeri sağlayabiliriz. Son 20 yılda üretimde, ihracatta ve sanayileşmede çok ciddi yol kat ettik. Almanya’da Uzak Doğu’ya kadar olan bölgede en iyi üretici ülkelerden biri olmayı başardık. Şimdi ise kademe atlayacak adımları atmak zorundayız. Bu adımı da ancak teknoloji, otomasyon, dijitalleşme, verimlilik, katma değer, değerli üretim gibi konuları önceliklendirerek atabiliriz. Eğer sadece büyümeye değil gelişmeye de odaklanırsak, sanayimizin de ihracatımızın da önü açık.”
‘CHINA+1’ SİSTEMİNDE ÖNE ÇIKABİLİRİZ
Türkiye’de üretim ve ihracat yapan her sektörün veriye, verimliliğe ve dijitalleşmeye ağırlık vermesi gerektiğinin altını çizen Burak Önder, “Şirket olarak dünyanın birçok ülkesine ihracat yapmamıza rağmen yeni pazar arayışlarımız sürekli devam ediyor. Yakın coğrafyada daha derinlemesine çalışmalar yaparak pazar payımızı artırmaya çalışıyoruz. Çünkü içinden geçtiğimiz bu dönemlerde yakın çevredeki ülkeler ve dost ülkeler ihracatta ön plana çıkıyor. Dünyada da bu durum ön plana çıkıyor. Ayrıca son dönemlerde dünyada yaşanan çatışmalar, enerji krizleri, ticaret krizleri, uluslararası anlaşmazlıklar ve dünyadaki işleyişi değiştiren salgın
hastalıklar gibi nedenlerle ülkeler, tedarik noktasında sorun yaşamamak adına farklı önlemler almaya başladı. Bu kapsamda dünyanın en büyük üretici ülkelerinden biri olan Çin’e bağımlılığını azaltmak isteyen ülkeler Çin’in yanına farklı bir tedarikçi ülke eklemeye çalışıyor. ‘China+1’ olarak adlandırılan bu sistemde ülkemiz ön plana çıkabilir.
Çünkü Türkiye bölgesinde önemli bir üretici ve ihracatçı ülke konumunda. Biz de bu fırsatı da değerlendirmeye çalışıyoruz. Ancak fırsat olarak görülen bu sistemde en iyi şekilde faydalanabilmek için veriye, verimliliğe ve teknolojiye ciddi yatırımlar yapmalıyız. Geleceğe tam olarak hazırlanmalıyız. Tüm bunların dışında üretimde ‘yeşil dönüşüm’ sürecini tamamlamalıyız.” ifadelerini kullandı.
Bugün İstanbul’da sizlerle yüz yüze gerçekleştirdiğimiz bu programımıza canlı bağlantıyla diğer 80 ilimizdeki gençlerimizi de misafir ediyoruz. Diğer şehirlerimizdeki genç kardeşlerimin her birini de sevgiyle selamlıyorum. Az önce gençlerimizi dinledik, demek ki oluyor. Biz yaptık. Onlar, parlamentonun kapısını gençlerimize hep kapadılar ama biz açtık. Bizimle birlikte yeni bir dünya ülkemizde kuruldu. Güç kazanarak devam ediyor.
Aramızdaki belediye başkan adaylarımıza, belediye meclis üyesi adaylarımıza ben şimdiden başarılar diliyorum. Yine bu vesileyle sizlerin şahsında tüm gençlerimizin Ramazan-ı Şerif’ini tebrik ediyorum. Rabbimden bizleri ramazana ulaştırdığı gibi bayrama da sağlıkla, huzurla, esenlikle eriştirmesini diliyorum. Bu mübarek günlerde Gazze başta olmak üzere dünyanın her neresinde yüreği kanayan, baskıya ve zulme maruz kalan bir kardeşimiz varsa Allah her birinin yardımcısı olsun.
Barışın, adaletin, kardeşliğin ve dayanışmanın hakim olduğu bir dünyayı görmek inşallah hepimize nasip olur. Bunun için önce elimizdekilerin kıymetini bilecek, onlara sıkı sıkıya sarılacağız. Sonra da arzu ettiğimiz dünyanın inşası için çok çalışacağız. Ülke ve millet olarak en büyük hazinemiz olan şu İstanbul’un bu mücadelenin öncülüğünü yapacağına yürekten inanıyorum.
“BUGÜN SON 4 YILDAKİ 55’İNCİ GENÇLİK BULUŞMAMIZDA SİZLERLE BİR ARADAYIZ”
Programlarımıza gençlik aşkıyla diye başlıyoruz ya gerçekten gençlik aşkı başka bir şey. Gençlerimizle her buluşmamızda onlardaki enerjiyi, heyecanı, coşkuyu, aşkı hissediyoruz. Sizlerin dinamizmi bizi de yeniliyor, güçlendiriyor. Bugün son 4 yıldaki 55’inci gençlik buluşmamızda sizlerle bir aradayız. Biz birileri gibi gençlerimizle sadece seçimden seçime, sadece sandık ufukta görününce bir araya gelmiyoruz. Kendimiz gençlik hareketinde yetiştiğimiz gibi Türkiye’nin en büyük gençlik yapılanmasına sahip partisinin de hamdolsun genel başkanıyım. Partimizin sadece gençlik kollarının üye sayısı, bizden sonraki ikinci partinin toplam üye sayısından fazla.
“ANA MUHALEFET DE DAHİL, HEPSİNİ TOPLA, BİR ÇUVALA KOY BİZİMLE AŞIK ATAMAZLAR”
Geçenlerde partimize malum bir katılım oldu. Suat Pamukçu kardeşimizin katılımını yaptık. Birisi de dedi ki Suat Pamukçu katılsa ne olur, bizim zaten 250 bin üyemiz var dediler. Senin 250 bin üyen var da AK Parti’nin üye sayısından haberin var mı? 11 milyon 500 bin üyemiz var. Böyle acemilik olur mu? Söylediği şeye bak. Bir milletvekilinin bize katılımı neymiş, kendilerinin 250 bin üyesi varmış. Demek ki bu matematik de bilmiyor, çok acemi. Bizim sayımız 11 milyon 500 bin üye. Şu anda Türkiye’de üye sayısı itibarıyla bizimle aşık atacak bir parti yok. Ana muhalefet de dahil, hepsini topla, bir çuvala koy bizimle aşık atamazlar.
“ZİYARET ETTİĞİMİZ HER ŞEHİRDE GÖZLERİMİZ ÖNCE GENÇLERİMİZİ ARIYOR”
Şu anda parti yönetiminin tüm kademelerinden parlamentoya ve belediyelere kadar her konumda gençlik kollarından yetişme arkadaşlarımızla çalışıyoruz. Çünkü bizim gençlik kollarımız aynı zamanda ülkemizin en büyük siyaset okuludur. Böylesine büyük ve nitelikli bir gençlik hareketiyle birlikte çalışmaktan gurur duyuyorum. Sağımda, solumda işte gençler… Bizde her an her vesileyle gençlerimizle beraberiz. Bu tür programlarda hem gençlerimizle karşılıklı sohbet edip güzel vakit geçiriyor, hem de onlar için yapacaklarımızın ipuçlarını topluyoruz. Ziyaret ettiğimiz her şehirde gözlerimiz önce gençlerimizi arıyor. Programlarımızda gençlerimizin coşkulu seslerini duyamazsam mahzunlaşıyoruz.
“DEVRALACAĞINIZ EMANET ÇOK BÜYÜKTÜR”
Biliyorsunuz Türkiye Yüzyılı vizyonumuzu gençlerimize armağan ettik. Kendimizi artık sizin vaktinizin misafiri olarak gördüğümüzü her fırsatta altını çizerek tekrarlıyoruz. Ülkemizin ve milletimizin geleceğini, gönül huzuruyla sizlere emanet edeceğimiz günler çok uzak değildir. İşte her iki tarafımda gençler var. Bir bayan, bir bay… Bunun için gençlerimizle sohbetlerimizde kendilerini maddi ve manevi her alanda en iyi şekilde yetiştirmeleri tavsiyesinde bulunuyoruz. Manevi derinlikle tamamlanmamış maddi bilgi, faydasız bir yük gibidir. Her ikisi bir arada olacak ki hem sizlere hem ailenize hem milletimize yüksek katma değere dönüşebilsin. Devralacağınız emanet çok büyüktür. Ülke yönetimiyle birlikte coğrafyamızdaki bin yıllık varlığımızın binlerce yıla sari medeniyet birikimimizin ifadesi olan kutlu dava bayrağının nöbetini sizler üstleneceksiniz.
İSO’dan yapılan açıklamaya göre, Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK) işbirliğiyle İSO Yönetim Kurulu Üyesi Vehbi Canpolat ev sahipliğinde düzenlenen sohbet programına, TENMAK Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Uğur Çevik ile Hidrojen Teknolojileri Derneği Başkanı Prof. Dr. İbrahim Dinçer de katıldı.
Program kapsamında gazeteci-yazar Ilgaz Gürsoy moderatörlüğünde TENMAK Hidrojen Teknolojileri Genel Sorumlusu Ragıp Kızıltaş, İstanbul Teknik Üniversitesi Enerji Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Adnan Midilli ve TENMAK Başkan Yardımcısı Çevik’in konuşmacı olarak yer aldığı bir panel düzenlendi.
“40’IN ÜZERİNDE ÜLKE, HİDROJEN STRATEJİLERİNİ VE YOL HARİTALARINI AÇIKLADI”
Canpolat, panelde yaptığı konuşmada, hidrojenin, dünyanın 2050’ye kadar “net sıfır” emisyona ulaşması için kilit bir role sahip olduğunu belirtti.
Canpolat, yenilenebilir enerji, biyoyakıt veya enerji verimliliği gibi karbondan arındırma teknolojilerini tamamlayıcı olmasının yanında “temiz hidrojen” veya renk koduyla ifade edilirse “yeşil hidrojen”in aslında çok daha fazlasını vadettiğini vurguladı.
Hidrojenin deniz ve hava ulaşımı sektörleri ile çelik, amonyak gibi endüstri sektörleri için uzun vadeli, ölçeklenebilir ve uygun maliyetli bir enerji kaynağı alternatifi olduğuna işaret eden Canpolat, “Ayrıca hidrojen yakıt kimyasal ve enerji taşıyıcısı olarak kullanılabildiği için bu pazarları birbirine bağlayacağı ve temelden değiştireceği düşünülüyor. İşte bu nedenlerden ötürü 40’ın üzerinde ülke hidrojen stratejilerini ve yol haritalarını açıkladı.” ifadesini kullandı.

Hidrojen enerjisinin “net sıfır” hedefine ulaşma ve temiz enerji dönüşümü gayretinin yanı sıra jeopolitik nedenlerle de enerji arz güvenliğiyle sınanan dünya için kritik bir rol oynayacağını belirten Canpolat, şunları kaydetti:
“Hidrojen enerjisi, yenilenebilir enerji kaynakları açısından zengin ülkeler için talep potansiyeli taşıyan ülkelere ihracat için de yeni ticaret kapıları anlamına gelecek. Yeşil hidrojen, geniş ölçekte sürdürülebilir ve teknoloji odaklı yeni sanayi stratejisi olarak ülkelerin bir adım öne çıkabileceği yeni bir oyun alanı.
Yapılan projeksiyonlara göre bugün 1,4 milyar dolar büyüklüğündeki hidrojen pazarı 2030’a kadar 12 milyar dolara yükselecek. Net sıfır hedefi gerçekleşecek olursa 112 milyar dolara ulaşacak.”
TENMAK Başkan Yardımcısı Çevik de kuruma ilişkin, “TENMAK’ın önemli sorumluluklarından biri de ülkemiz ekonomisini karbondan arındırarak sürdürülebilir temiz enerji geleceği oluşturmak, bu konuda farklılık yaratmak ve temiz enerji hedeflerini uluslararası enerji politikası ile birleştirmektir.” bilgisini verdi.
Hidrojen Teknolojileri Derneği Başkanı Dinçer de hidrojen ekonomisi için sektörün dönüşümü noktasında insanlığın ihtiyaçlarına bakılması gerektiğini ifade etti.
Dinçer, şunları kaydetti:
“Bu ihtiyaçlar ise baktığımız zaman temiz hava, temiz gıda, temiz su, temiz enerji. Ancak enerjiniz temiz değilse diğerlerinin de temiz kalması mümkün olmuyor. Dolayısıyla enerjinin mutlaka ve mutlaka temiz olması gerekiyor.
Günümüze kadar olan süreçte enerji denkleminde yenilenebilir enerji, nükleer ve fosil kaynakları görmüştük. Fosil kaynaklar şimdi denklemin dışına çıkıyor. Peki, denklemin içine kim geliyor? Hidrojen geliyor.
Peki, hidrojenin buradaki yolu nasıl olacak? Bu tarihi süreçleri yaşıyor olmak aslında insanlık için hem problemli hem de büyük fırsat oluşturuyor.”
Ardından İzmir Ticaret Odasına geçen Bakan Fidan, “İzmir İş Dünyası Buluşması” etkinliğinde konuştu.
Bakan Fidan, iş dünyasının gerçekleştirdiği etkinlikleri çok kıymetli bulduğunu, dünyanın büyük bir belirsizlik içinde seyrettiği şu günlerde istişareyle ve ortak akılla hareket etmeye çok ihtiyaç olduğunu söyledi.

Ege Bölgesi’nin tüm çağlardan beri medeniyet, kültür, ekonomi, ticaret ve ulaşımının beşiği konumunda olduğunu söyleyen Fidan, “Bu nedenle genç Cumhuriyet’imizin ilk iktisat kongresinin İzmir’de toplanması da hiç tesadüf değildir. Ege’miz Türk milletinin dinamizmini üretime ve ihracata yansıtan, Türkiye markasının bütün dünyada tanıtılmasında her daim başı çeken bir bölge oldu” dedi.
Fidan, müteşebbislerin küresel ölçekte önünü açmanın devletin ana stratejileri arasında olduğunu anlatarak, bakan olarak göreve başladıktan sonra temel önceliklerinden birisinin de bu olduğunu ifade etti.
13 yıl istihbarat teşkilatını yönettikten sonra göreve geldiğinde yayımladığı ilk genelgenin ekonomiyle alakalı olduğunu kaydeden Fidan, şunları söyledi:
“Dünyanın dört bir tarafına yatırım yapan iş insanlarımız var. Vatandaşlarımız, yaşadıkları ülkelerde gurur vesilesi başarılara imza atıyorlar. İlaveten çok devlete nasip olmayan ana vatana gönülden bağlı soydaşlarımız var. Bu büyük eşsiz beşeri gücü küresel bir güce dönüştürmek için de stratejiler geliştirdik. Bütün bunları sizler başta olmak üzere özel sektör platformları ve tüm dünyadaki kuruluşlarımızla hep birlikte hayata geçireceğiz. Devlet, özel sektör olarak hedefimiz bir, rotamız ortak; ülkemizi kalkındırmak, halkımızın refahını arttırmak. Ancak şu bir gerçek ki günümüzde bir ülkenin tek başına küresel ve bölgesel sorunlara göğüs germesi pek mümkün değil. Küresel ölçekte tahribat yaratan savaşların, çatışmaların ve krizlerin tam ortasında yer alan bir ülke olarak bu gerçeği görmekteyiz. Her türlü zor şartlara rağmen en hızlı büyüyen ülkeler arasındayız. İhracatımız tüm zamanların rekorlarını sizler sayesinde kırmakta. Savunma sanayisinde, çığır açıcı alanlarda hiç görülmemiş atılımlar içerisindeyiz. Ancak millet olarak başardıklarıyla asla yetinmeyen de bir karakterimiz var. Dolayısıyla daha da kalkınacaksak, daha da büyüyeceksek bunu komşularımızla, bölgesel ve küresel ortaklarımızla birlikte başarmamız gerekiyor. Ekonomik gelişimi, bölgemize yayıp bir bölgesel refah yaratarak yolumuzda ilerlemek gerekiyor. Bunu başarabilmeninse tek bir yolu var. Şartlar ne olursa olsun etrafımızda barışı, güvenliği ve istikrarı hakim kılmak. Dış politikamızın ana hedeflerinden birisi de budur. Ancak Türkiye gibi büyük ve güçlü devletler böyle bir sorumluluğun altına elini sokabilir.”
“Güvenliğe temel tehdit, terörizmdir”
Barış ve kalkınma vizyonunun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki dış politikanın her adımında, her hamlesinde görüldüğünü ifade eden Fidan, Ukrayna’daki savaşı ve Gazze’deki mezalimi, adil ve kalıcı barış temelinde sona erdirme arayışlarında ön planda olduklarına işaret etti.
Balkanlar ve Güney Kafkasya’da bölgesel sahiplenme kültürünü yerleştirerek barış ve istikrar için zemini kuvvetlendirmeye çalıştıklarını aktaran Fidan, şöyle konuştu:
“Komşumuz Yunanistan ile olumlu gündem üzerinden ilişkilerimizi geliştirip, sorunları çözmeye çalışıyoruz. Biz esasen hiçbir zaman Ege’de veya Doğu Akdeniz’de husumet yaratma arayışında olmadık. Ancak, yaşamsal çıkarlarımızı korumaktan da katiyen geri durmayacağız. Ülkemiz için olsun, bölgemiz için olsun, güvenliğe temel tehdit, terörizmdir. Terörist örgütlerle mücadelemizde eşi benzeri olmayan bir seviyeye ulaştık. Bu başarının üç temel unsuru var. Güçlü siyasi liderlik, milli stratejik kabiliyetlerimiz ve başta Irak olmak üzere komşularımızla yeni ve yapıcı bir angajman süreci. Geldiğimiz bu kritik safhada terörün kökünü tamamen kurutmaya kararlıyız.
Gerçekleşmesi için büyük destek verdiğimiz Irak’ın Kalkınma Yolu ve Orta Koridor gibi projelerle, bölgesel ve küresel bağlantısallığı tahkim ediyoruz. Enerji güvenliğimizi de sağlama alıyoruz. Bunu yaparken ortaklarımızla karşılıklı çıkarların korunmasını ve bölgesel işbirliğini teşvik eden bir anlayışı benimsiyoruz.”
– ABD ve AB ülkeleriyle ekonomik ilişkileri artırma hedefi
Türkiye’nin hedefinin belli olduğunu ve bu hedefe giden stratejilerin sonuç odaklı olduğunu bildiren Fidan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“ABD ve Avrupa Birliği başta olmak üzere müttefik ve ortaklardan barışın tesisi ve bölgesel kalkınma yolundaki çabalara yapıcı katkı vermelerini bekliyoruz. Maalesef bu stratejik yaklaşımı çoğu zaman göremiyoruz. Türkiye’ye bakışlarında sığ ve günlük siyasi tartışmaların, ön yargıların hala baskın çıkabildiğine şahit oluyoruz. ABD ve AB ülkeleriyle bahsettiğim ön yargılara rağmen, ekonomik ilişkilerimizi arttırmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Bu noktada, ticaret hacmimizin ve doğrudan yatırımların arttırılması ön plana çıkıyor. Avrupa Birliği ile Gümrük Birliğinin güncellenmesi ve vize serbestisinin sağlanması konularında diplomatik çabalarımıza da hız verdik.”
Hükümetin İzmir’e yönelik hedeflerinin de çok büyük olduğuna dikkati çeken Fidan, İzmir’i en gelişmiş enerji ve ulaşım ağlarıyla donatılmış, bilgi, teknoloji ve inovasyonu ticari başarıya tahvil eden, bütün küresel stratejik pazarlara erişebilen, gençler için parlak bir gelecek perspektifi sunan, ekonomik ve toplumsal kalkınmaya öncülük eden bir dünya şehri yapmak istediklerini kaydetti.
Toplantıya, İzmir Valisi Süleyman Elban, İZTO Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, EBSO Başkanı Ender Yorgancılar, İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ercan Korkmaz, Cumhur İttifakı Konak Belediye Başkan adayı Ceyda Bölünmez Çankırı, AK Parti İzmir İl Başkanı Bilal Saygılı ile iş dünyası temsilcileri katıldı.
Program, konuşmaların ardından basına kapalı devam etti.
]]>Milli Görüş hareketine mensup Kadim Dostlar Platformu üyeleri, İstanbul Üsküdar’daki Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi önünde düzenlenen basın açıklamasına katıldı.
Kadim Dostlar Platformu Başkanı Yakup Sucuoğlu, burada 31 Mart’ta yapılacak Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkan adayı Murat Kurum’a destek vereceklerini aktardı.
Sucuoğlu, eski başbakanlardan ve Milli Görüş hareketinin lideri Necmettin Erbakan’ın mirasına sahip çıkanlar olarak bir araya geldiklerini söyledi.
“MİLLİ GÖRÜŞ 1994’TE DE ‘İSTANBUL EMİN ELLERE’ DEMİŞTİ”
Erbakan liderliğinde 1969’da başlayan Milli Görüş hareketinin 55 yıldır ilkeli duruşuyla güçlü bir Türkiye ve birleşmiş bir İslam dünyası için gayret ettiğini belirten Sucuoğlu, şöyle konuştu:
Geçen bu süre zarfında Milli Görüş, inancımız ve milli menfaatlerimiz doğrultusunda birçok siyasi birliktelik yapmış, ümmet ve millet hayrına birçok hayırlı işleri başarmıştır. Bu çalışmaların neticesinde, Milli Görüş halkımızın teveccühünü kazanarak, 1994 yılında ‘İstanbul Emin Ellere’ diyerek Recep Tayyip Erdoğan’ı İstanbul’da Büyükşehir Belediye Başkanlığına taşımıştır. Yıllar sonra devran dönmüş, iktidarlar değişmiş fakat Milli Görüş hala ülkemizin en değerli dünya görüşü olma özelliğini taşımaya devam etmektedir.

“TÜRKİYE’Yİ LİDER ÜLKE YAPMA YOLUNDA ADIM ATACAĞIZ”
Sucuoğlu, 31 Mart’ta verecekleri oylarla yolsuzluk ve beceriksizliğin önüne geçip Türkiye’yi lider ülke yapma yolunda adım atacaklarını dile getirdi.
“KADİM DOSTLAR MİLLİ GÖRÜŞ GRUBU OLARAK BÜYÜKŞEHİRLERDE AK PARTİ’Yİ DESTEKLEME KARARI ALDIK”
Türkiye’yi bölmek için bekleyen güçlere karşı duracaklarına dikkati çeken Sucuoğlu, şunları kaydetti:
Ülkemizin güneyinde terör devleti kurmak isteyenlerin nasıl bir telaşa girdiklerini ve Cumhurbaşkanımızın bu seçimden yenilgiyle çıkması için ne kadar büyük bir çaba içinde olduklarını sizler de takip ediyorsunuz. Ülkemizin bekası ve daha güçlü bir Türkiye için bizler de kurulan bu tezgahların ve dönen dolapların farkındayız. Bunun için ‘Kadim Dostlar Milli Görüş’ grubu olarak 31 Mart’ta büyükşehirlerde AK Parti’yi destekleme ve özellikle İstanbul’da Sayın Murat Kurum’u destekleme kararı almış bulunmaktayız.
“MİLLİ GÖRÜŞ, HİÇ KİMSENİN TEKELİNDE DEĞİL”
Yeniden Refah Partisi Kurucular Kurulu Üyesi Mahmut Altunsoy ise Milli Görüş’ün hiç kimsenin tekelinde olmadığını belirterek, 31 Mart’taki seçimlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yanında duracaklarını kaydetti.

“BİZANS’IN TORUNLARINI MUVAFFAK ETMEYE ÇALIŞIYORLAR”
Eski başbakanlardan Necmettin Erbakan’ın Ayasofya’yla ilgili sözünü aktaran Altunsoy, açıklamasına şöyle devam etti:
Bir gün ne zaman ki Ayasofya’da ezanlar okunuyorsa, ibadete açılırsa biliniz ki Milli Görüş hakimdir. Şimdi 100 yıllık planları birer birer bozduğumuz bu noktada birilerinin kayığına binerek Müslümanları bölüp parçalamaya çalışıyorlar. Gayrimeşru ilişkiler içerisinde olan insanları, Bizans’ın torunlarını muvaffak etmeye çalışıyorlar. Bilsinler ki Milli Görüş’ün neferleri yok olmadığı müddetçe asla ve asla muvaffak olamayacaklardır.
BASIN AÇIKLAMASINA ESKİ BAŞKANLAR DA KATILDI
Basın açıklamasına; eski bakanlardan İdris Güllüce ile Teoman Rıza Güneri, 73 Selamet Kuşağı Akıncıları Grubu Genel Koordinatörü Ahmet Tanrıverdi, eski AK Parti Elazığ milletvekili Zülfü Demirbağ, eski Ümraniye Belediye Başkanı Mehmet Bingöl ile bazı STK temsilcileri katıldı.
Ticaret ve Sanayi Odası’nda gerçekleştirilen programda konuşan Bakan Işıkhan, emekli maaşlarının zammı memur emeklilerinde toplu sözleşmeye göre; SSK ve Bağkur için de enflasyona göre şekillendiğini hatırlatarak, “Biz, ihtiyaçlar ve imkanlar doğrultusunda çoğu zaman bu tutarların çok daha üzerinde emeklilerimiz için adımlar attık. Denge ve disiplin içinde ekonomimizi güçlü bir şekilde yükselttikçe artan refahtan emeklimize daha fazla pay vermeye devam edeceğiz. Ayrıca; daha önce de söylediğimiz gibi, 3600 ek gösterge düzenlemesinin bütün memurları kapsayacak şekilde genişletilmesi yönünde düzenlemeyi hayata geçireceğiz. Yine esnaflarımızın emeklilik için gerekli sigorta prim gün sayısındaki adaletsizliği gidereceğiz” diye konuştu.
Hiçbir zaman tutmayacakları sözü vermediklerini dile getiren Bakan Işıkhan, “Bu, başkalarının milleti kandırma taktiği, bizim değil. Biz ne dediysek bugüne kadar yaptık, bundan sonra da adım adım yapmaya devam edeceğiz. Son 5 yılda yaşadığımız bunca afete ve felakete rağmen, vatandaşlarımızı asla mağdur etmeden hizmetlerimize kesintisiz devam edebiliyoruz” ifadelerini kullandı.
Çorum’un, tarihiyle, tarımıyla, endüstrisiyle, önemli medeniyetlerin beşiği olması hasebiyle çok güzel ve önemli şehirlerimizden bir tanesi olduğunu hatırlatan Bakan Işıkhan, “Geçtiğimiz günlerde 2023 yılı işgücü verileri açıklandı. 2023 yılında işsizlik oranı 1 puanlık azalışla yüzde 9,4 seviyesine geriledi. İşsizlik oranları son 10 yılın, istihdam oranları son 21 yılın en iyi seviyelerine çıktı. Ayrıca; 2023 yılında Türkiye ekonomisi yüzde 4,5 büyüme ile AB ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke oldu. Milli gelirimiz 1 trilyon doları, Kişi başına Milli Gelirimiz de 13 bin 110 doları aşarak tarihimizin en yüksek düzeyini gördü. Bu veriler gösteriyor ki; pandemiye rağmen, bölgemizdeki savaşlara rağmen, geçtiğimiz yıl yaşadığımız asrın felaketine rağmen, doğru yoldayız” şeklinde konuştu.
EMEKLİ MAAŞLARINA YENİ DÜZENLEME
Emeklilere yönelik olarak başlatılan banka promosyonları ile ilgili de açıklamada bulunan Bakan Işıkhan, “Biliyorsunuz geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, emeklilerimize yönelik olarak başlattığımız promosyon ödemesi uygulamasının kamu bankalarında 2 katına çıkarılarak 8 ile 12 bin lira arasında olacağını duyurmuştu. Bunun dışında ölüm aylığı hak sahiplerine de 5 bin lira promosyon duyurusunu yapmıştık. Bu hafta pazartesi gününden itibaren de promosyonlar için başvurular alınmıştı. Bugün itibariyle kamu bankalarımız emeklilerimize promosyon ödemelerini yapmaya başladılar. Tüm emeklilerimize hayırlı uğurlu olsun. Bununla birlikte, Kamu bankaları haricinde diğer bankalarla da protokol imzalama sürecini tamamladık. Özel bankalar da, kamu bankaları tutarları asgari olmak üzere promosyon miktarlarını güncelleyecekler. Biz, sağlam politikalarla emeklilerimize mümkün olan en iyi hizmeti vermeye gayret ediyoruz. 2002 yılında iktidara geldiğimizde, iflas noktasına gelmiş bir sosyal güvenlik ve sağlık sistemi devralmıştık. Bunu en iyi kıymetli emeklilerimiz hatırlar. Attığımız adımlarla, sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemi inşa ettik. Sağlık sigortası kapsamında, ilaca ve tedaviye erişim noktasında dünyanın en ileri ülkelerinden biri haline geldik” dedi.
“AK PARTİ ÜLKEMİZDE BELEDİYECİLİK ANLAYIŞINI DEĞİŞTİRDİ”
“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın işaret ettiği, Cumhur İttifakı olarak hedefimiz olan Türkiye Yüzyılı vizyonunu inşallah sizlerin desteğiyle başaracağız” diyen Bakan Işıkhan, şunları kaydetti:
“Bu yüzyılı; emeğin, üretimin, çalışmanın yüzyılı yapacağız. Şurası çok önemli; ülkemizin gücü büyük ölçüde yerel yönetimlerimizin gücünden geliyor. Kalkınma yerelden başlar hakikatine istinaden yerelde ne kadar güçlü olursak genel icraatlarimizin de o derece güçlü olacağına inanıyoruz. Çünkü şunu hepimiz çok iyi biliyoruz ki; gelişim, ilerleme ve kalkınma yerelden başlar. Bildiğiniz gibi ülkemizin lideri Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın yönetim vizyonu da belediyecilikten geliyor. Cumhurbaşkanımız liderliğinde AK Parti, ülkemizde belediyecilik anlayışını değiştirmiş, milletimizi gerçek belediyecilikle tanıştırmıştır. Aziz milletimiz ‘yaparsa AK Parti yapar, Erdoğan yapar’ diyerek bu hakikati, bu güveni ortaya koymaktadır. İnşallah 31 Mart’ta Çorum gerçek belediyecilikle yola devam edecek. Çorum Belediye Başkanımız Halil İbrahim Aşgın, Çorum’un has evladı, bu şehre emeğini ortaya koyan çok kıymetli bir yol arkadaşımız. Çorumlu hemşehrilerimin bir kez daha görevi AK belediyecilik vizyonu ile Halil İbrahim Başkanımıza vereceğine inanıyorum. Bu şehre Halil İbrahim Başkanımız gibi çalışan, üreten, geliştiren yönetimler yakışır. İnşallah Çorum, 1 Nisan sabahından itibaren Cumhur İttifakı çatısı altına daha büyük projelerle yeni bir icraat dönemine doğru ilerlemeye devam edecek. Cumhurbaşkanımızın işaret ettiği Türkiye Yüzyılı’na da öncülük edecektir, bundan eminiz” dedi.
Tekirdağ’ın tarımı, sanayisi, ticaretiyle hem Türkiye hem de dünya için büyük önem taşıyan şehirlerden olduğunu dile getiren Işıkhan, “Tekirdağ’da büyük bir potansiyel var. Tekirdağlılarda muazzam bir dinamizm var. Bu noktada sizlerin fikirleri, önerileri bizler için özellikle şehir yönetenler için çok önemlidir kıymetli kardeşlerim. Bizler devlet, millet el ele yürümenin, ülkemiz ve milletimizle birlikte yürümenin ve ülkemizi büyütmenin en güzel örneklerden birisini de inşallah Tekirdağ’da siz kardeşlerimizle birlikte gerçekleştireceğiz.” ifadesini kullandı.
Işıkhan, çalışma hayatından sosyal güvenliğe kadar inisiyatif aldıkları her konuda her daim vatandaşlarla istişareyi, iletişimi ve diyaloğu ön planda tutmaya gayret ettikleri söyledi.
“İŞSİZ SAYISI 2023 YILINDA BİR ÖNCEKİ YILA GÖRE AZALDI”
2023 yılında Türkiye’nin yüzde 4,5 ile Avrupa Birliği ülkeleri arasında en çok büyüyen ülke olduğuna işaret eden Işıkhan, “Dolar bazında milli gelir Türkiye tarihinde ilk kez 1 trilyon doları aşmış durumda. Kişi başına düşen gelirde 13 bin 110 dolarla tarihin en yüksek seviyelerine ulaşmış durumda. Bu hafta 2023 yılı iş gücü verileri açıklandı.
2023 yılında da işsizlik oranı bir önceki yıla göre bir puan düşerek 9,4 seviyesine geriledi. İşsiz sayısı 2023 yılında bir önceki yıla göre 318 bin kişi azalarak 3 milyon 264 bin kişiye gerilemiş durumda. Toplam işsizlik oranı ve genç işsizlik oranı son 10 yılın en düşük seviyesine gerilemiş durumda.” diye konuştu.
Işıkhan, istihdam oranı ve iş gücüne katılım oranının son 21 yılın en yüksek seviyelerinde olduğunu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde bu yüzyılı emeğin, üretimin, çalışmanın yüzyılı yapacaklarını belirtti.
“BAYRAM İKRAMİYELERİNİ YÜZDE 50 ARTIRDIK”
Her fırsatta milletin yanında olmaya devam edeceklerini söyleyen Işıkhan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Geçtiğimiz hafta Sayın Cumhurbaşkanı’mızın açıkladığı emekli ve ölüm aylığı hak sahiplerine banka promosyonlarını 2017 yılında biz başlattık. Önümüzde Ramazan Bayramı var. Bayramda emeklilerimize bayram ikramiyesi uygulamasını da hatırlarsanız biz başlatmıştık. Bu yıl ikramiyeleri yüzde 50 oranında artırdık.
Emeklilerimize bu dönemde banka promosyon tutarlarını kamu bankalarında 2 katına çıkardık. Vatandaşlarımızın dünyanın en ileri seviyelerinde sağlık hizmeti almasının arkasında önemli bir harcamamız var. AK Parti döneminde SGK tarafından ödenen ilaç sayısını 3 katına çıkardık. Geçtiğimiz bir yılda SGK tarafından yapılan sağlık ve ilaç harcaması tam tamına 553 milyar lira olmuştur, bu çok ciddi bir rakam.
Emekli aylıklarına ödediğimiz tutarın yarısına yakınını ayrıca sağlık harcamaları ve sağlık hizmetleri için de ödüyoruz. Bunun dışında yine SGK tarafından son bir yılda 206 milyar lira teşvik ve destek verdik. Son 5 yılda yaşadığımız, hatırlarsanız pandemiyle bölgemizdeki savaşları ve asrın felaketini de dikkate aldığımızda, vatandaşlarımızı asla mağdur etmeden, hizmetlerimize kesintisiz bir şekilde devam edebildiğimizi ve yürütebilecek güçte olduğumuzu görüyorsunuz.”
“KALKINMA YERELDEN BAŞLAR”
Işıkhan, kalkınmanın yerelden başladığını dile getirerek şunları kaydetti:
“Yerelde ne kadar güçlü olursak genel icraatımızda o derece başarılı oluruz. Çünkü şunu hepimiz biliyoruz ki gelişim, kalkınma, ilerleme yerelden başlar. Bildiğiniz gibi ülkemizin lideri Cumhurbaşkanı’mız Recep Tayyip Erdoğan’ın yönetim vizyonu da belediyecilikten gelmektedir.
Şu an ‘dünya beşten büyüktür’ diyerek sadece Türkiye’nin geleceğini değil aynı zamanda dünyanın geleceğini de inşa etme gayretinde olan liderimizin 40 yıllık başarı hikayesinin belediyecilik vizyonuyla, sosyal belediyecilikle, gönül belediyeciliğiyle başladığını da unutmamamız gerekiyor.”
Belediye Başkanı Mustafa Çetin ile bir süre görüşen Işıkhan, daha sonra Pınar Bulvarı’nda esnaf ziyareti yaptı.
Programa, AK Parti milletvekilleri Mestan Özcan, Gökhan Diktaş, Çiğdem Koncagül ve İl Başkanı Ali Gümüş ile partililer katıldı.
]]>MHP Lideri Bahçeli’nin açıklaması şu şekilde:
Yeni yüzyılın ilk seçimi 31 Mart 2024 tarihinde yapılacak, bu kapsamda aziz Türk milleti kutlu iradesini sandığa yansıtacaktır.
Türkiye’nin milli varlığı ve milli istikbali için bu seçimler hayati önemde, stratejik değerdedir.
Ayırmadan, ayrışmadan, aldatanlara ve ayrılıkçı emellere aldanmadan, elbette demokratik akıl ve ahlakla 31 Mart eşiğinin aşılması en temel arzumuzdur.
“Güçlü Yasama, Kararlı Yürütme, Uyumlu Belediye” hedefinin bütünüyle gerçekleşebilmesi için artık sayılı günler kalmıştır.
Yerel yönetimlere vurulan zillet prangalarının sökülüp atılması sadece bir zaman meselesidir.
Adına “kent uzlaşısı” denilen, aslı “PKK ittifakı” olan karanlık oluşumun milli irade marifetiyle çökertilerek ülkemizin önünün açılması mukadder bir akıbettir.
DEM’in ve CHP’nin yönetimi altında bulunan belediyelerin kötü ve kötürüm hallerine daha fazla tahammül etmek, sabır göstermek, seyirci kalmak ne mümkün ne de muhtemeldir.
Bu nedenle DEM’lenmiş CHP’nin perdesi 31 Mart’ta kapanmalıdır.
Merkezi yönetime hakim olan siyasi ve idari istikrar aynısıyla yerel yönetimlere de sirayet etmeli, Türkiye’miz herhangi bir yol kazasına maruz kalmadan yükselişini sürdürmelidir.
14 ve 28 Mayıs 2023 tarihlerinde yapılan Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği Genel Seçimleri önümüzdeki Pazar günü pekişmeli, Türk ve Türkiye Yüzyılı seferberliği güçlü bir ivme almalıdır.
Bölgesel ve küresel gelişmelerin karmaşık yapısı, hatta bulaşıcı mahiyetli kaotik seyri Türkiye’nin dikkatli ve uyanık olmasını mecburi hale getirmektedir.
Bilhassa çevremizin terör kuşatmasına alındığı ortadadır.
RUSYA’DAKİ SALDIRI
22 Mart 2024 Cuma günü Moskova’daki bir konser salonuna düzenlenen terör saldırısında 139 kişi hayatını kaybetmiş, çok sayıda insan da yaralanmıştır.
Müteessir bir hissiyatla Rusya Federasyonu’na taziyelerimizi iletiyor, sivil ve masum insanların canına kast eden kanlı terör saldırısını tüm varlığımla lanetliyorum.
Terörizm insanlığın ortak düşmanı olup topyekun mücadele etmek küresel huzur, refah ve güvenliğin teşkili adına zorunluluktur.
İleri sürülecek hiçbir bahane, iddia edilecek hiçbir tez ve iddia terörizmin çok boyutlu kumpas ve komplikasyonlarını, bununla mündemiç terör örgütlerinin cinayet ve hıyanet döngüsünü haklı gösteremeyecektir.
Hangi coğrafyada sökün ederse etsin, terörün ve bölücülüğün her türü mutlak surette etkisiz hale getirilmelidir.
22 Mart Moskova saldırısını resmiyette DEAŞ-K terör örgütü üstlense de, geniş açıdan bakıldığında bazı ülke ve istihbarat kuruşlarının bu saldırının arka planında rol paylaşımı içinde hareket ettiğini, bundan mülhem bölgesel krizi derinleştirmek amacına matuf sistematik nitelikli tahrik ve tertip ortamını genişletmenin planlandığını ileri sürmek vehim olarak değerlendirilmemelidir.
Nitekim benzeri uyarıların geçmişte ülkemizde de yapıldığı gibi, ABD’nin Moskova Büyükelçiliği’nin 9 Mart 2024 tarihinde, bu ülkede bulunan vatandaşlarını konserler dahil kalabalık alanlardan uzak durmaya çağırması çok dikkat çekicidir.
22 Mart terör saldırısından sonra Rusya Federasyonu yönetimi, Ukrayna’yla olan çatışmaları özel operasyon kavramı yerine düpedüz savaş olarak tanımlamaya başlamıştır.
Üçüncü Dünya Savaşı tartışmalarının kızıştığı; Avrupa Rusya, NATO-Rusya savaş söylentilerinin maalesef yaygınlık kazandığı bir dönemde Rusya’nın 11 Eylül’ü olarak tarif edilen terör saldırısı felaket senaryolarına yeni bir halka eklemiştir.
Bunun yanı sıra, Karadeniz hesaplaşma sahası olarak görülmekte ve Montrö Antlaşmasının ihlali için kutuplaşan ülkeler sert ve seri şekilde pozisyon almaktadır.
Hem ülkemiz hem de dünya için önümüzdeki süreç oldukça riskli ve tehlikelerle doludur.
Türkiye’mizin etrafı adeta husumetle örülmüş, hegemonya mücadelesi halinde olan ülkeler ve bunların kiralık cinayet şebekesi olarak kullandıkları terör örgütleri tarafından ihata edilmiştir.
Üçüncü Dünya Savaşı ihtimalini telaffuz etmek bile korkunçtur.
Dünyanın savaşa değil barışa ihtiyacı vardır.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Gazze’de ilk defa ateşkes çağrısı yapması bir nebze de olsa teselli vericidir.
Mübarek Ramazan ayında, bu ateşkes çağrısına tarafların riayet ederek kalıcı hale getirilmesi, adil ve hakkaniyetli bir barış ortamıyla iki devletli çözümün vasat bulması bölge ve dünya huzuruna muhkem bir destek sağlayacaktır.
BELÇİKA’DAKİ SALDIRI
Belçika’da bir Türk mahallesine bölücü teröristlerin saldırması, bir vatandaşımızın yaralanması ve Ülkü Ocağımızın kundaklanması hainlerin nerelere kadar yuvalandığını açıkça gözler önüne sermiştir.
CHP’nin ortakları her yerde Türk vatandaşlarına nefret saçmaktadır.
Ülkü Ocağımızı yakmaya kalkışan hainler kuşkusuz bu alçak eylemlerinin hesabını mutlaka vereceklerdir.
Ocağımızı ateşe verenlerin iki dünyası da cehennem ateşindedir ve sabrımızı test etmeye hiçbir bedhah, hiçbir Türkiye düşmanı cüret etmemelidir.
Bu vesileyle Belçika’daki gönül ve kültür elçilerimizi yürekten selamlıyor, geçmiş olsun dileklerimi paylaşıyor, provokasyonlara karşı tedbirli ve sağduyulu şekilde hareket etmelerini bekliyorum.
DEM’lenmiş CHP’nin terörist yandaşları Türkiye’nin gücünü ve kudretini tanıyacaklar ve tadacaklardır.
Bundan kaçış ve kurtuluş yoktur.
31 Mart imtihanından vatan ve millet sevdalıları alınlarının akıyla çıkmalıdır.
Bölgesel ve küresel gelişmelerin sarpa sardığı böylesi bir dönemde, merkezi yönetimle yerel yönetimler arasında en küçük farklılık ve uçurum milli bekamız, milli güvenliğimiz ve milli geleceğimiz için öngörülemeyecek sıkıntılar doğuracaktır.
PKK ittifakı 31 Mart’ta tasfiye, telin ve tecziye edilmelidir.
Türkiye’nin ve Türk milletinin huzuruna, kardeşliğine, güvenliğine, dayanışmasına ve istiklaline pusu kuran, zehir hazırlayan, yıkım için tam yol ileri parolasıyla mesafe alan, demlenip İngiliz mülküyle milliyetçilik taslayan siyasi devşirme ve maşaların kaybetmesi vatan borcu, millet şereftir.
Türk milletinin desteğiyle, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin muazzam imkanlarıyla Türk ve Türkiye Yüzyılı hedefleri birer birer hayata geçecek, hadisata ve tarihin akışına yön verecektir.
Ayırmadan, ayrışmadan Türkiye için canla, başla çalışacağız.
Barışmak ve kucaklaşmak için fırsat arayan her vatandaşımı Türkiye ve Türk milleti ortak değerleri etrafında buluşmak için Milliyetçi Hareket Partisi’ne ve Cumhur İttifakı’na davet ediyorum.
Kimler ve hangi karanlık güçler, hangi oyunları tedavüle sokarlarsa soksunlar, hangi ihanetlerin içine girerlerse girsinler bizim irademiz bellidir ve herkesçe bilinmektedir.
Neye inanırsak inanalım,
Hangi partiye, fikriyata veya ideolojiye gönül verirsek verelim,
Doğduğumuz yöre, kökenimiz, mezhebimiz ne olursa olsun,
Helal oyumuzu kullanmak için sandığa gidip Türk milleti ortak paydasında buluşmak, Türkiye’mizin gücüne güç katmak hepimizin ve herkesin hedefi olmalıdır.
Cumhur Bizim, Türkiye Hepimizindir.
Hüsran siyasetiyle hizmet siyasetini aynı kefeye koyulmamalıdır.
Entrika siyasetiyle erdem siyaseti aynı kalıba sokulmamalıdır.
Doğruya doğru, yanlışa yanlış, haine hain, kahramana da kahraman demek maşeri vicdanın onurlu duruşudur.
Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı vatandaşlarımıza mutlu ve müreffeh bir hayat imkânı sunmak, güvenli ve huzurlu bir geleceği elbirliğiyle inşa etmek için çok çalışacaktır.
“Ayırmadan, Ayrışmadan, Yerelde İktidar, Ülkede İstikrar” iradesindeyiz.
“Aklın Yolu Birdir, Genelden Yerele Birlik, Ülkede Yönetimde Dirlik” anlayış ve amacındayız.
“Merkezden Yerele, İstikrarı Bozmadan Umuda Doğru” yürüme azmindeyiz.
Bizim belediyeciliğimizin temeli insan sevgisidir.
Bizim belediyeciliğimizde insanı bilmek, insanla hemhal ve can beraberi olmak asıldır ve ön plandadır.
Bugüne kadar Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı yönetimindeki belediyelerde esas ve bağlayıcı husus hep bu olmuştur.
Hizmet edenin himmet göreceğine; dürüst ve samimi olanın dua ve rıza kazanacağına; helal-haram ayrımı yapanın iki dünyasını da kurtaracağına iliklerimize kadar inanıyoruz.
Günübirlik siyasi hesap ve mevzi kazanımlar peşinde değiliz.
Bizim için vatandaşlarımızın huzuru, refahı ve güvenliği her şeyden önceliklidir.
Çünkü milletimiz huzursuz ve memnuniyetsizse geleceğe umutla bakılamaz.
Milletin desteği olmadan hiçbir siyasi hedef başarıya ulaşamaz.
Halden, dertten, gönülden anlamayan yüksek hedeflere varamaz.
En büyük arzumuz milletimizi her açıdan layık olduğu şekilde temsil etmek, hak ettiği gelişmişlik seviyelerine çıkarmak, sorunlarını kökten çözebilmektir.
Her insanımızın beklentilerini karşılamak; dik baş, tok karın, mutlu yarına ulaşmaktır.
31 Mart’ta tarihi bir seçim yapılacaktır.
31 Mart’ta milli bekamız üzerindeki hain senaryolar yırtıp atılacaktır.
31 Mart’ta sadece belediye başkanı seçilmeyecek, aynı zamanda Türkiye’nin üzerindeki muhasım hesaplar bozulacaktır.
Sadece il genel meclis üyesi, belediye meclis üyesi, köy ve mahalle muhtarları belirlenmeyecek, aynı şekilde küresel ve bölgesel şer oyunlar, bu oyunların şirret figüranları berhava edilecektir.
Türkiye’nin ilerleyiş ve yükseliş momenti hız kesmeden devam etmelidir.
Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı bu hedefe kilitlenmiştir.
Türkiye’mizin son elli beş yılına damgasını vurmuş olan Milliyetçi Hareket Partisi gücünü mukaddesattan, milletimizin destek ve hayır duasından almaktadır.
Millî menfaatlerimize aykırı davranan, milletimizin birlik, beraberlik ve kardeşliğini bozmaya çalışan her kim ya da kimler varsa onlara karşı duruşumuz sarsılmayacak ve tavsamayacaktır.
Cesaretimizin kaynağı tarihtir, ilhamımızın kaynağı ecdadımızdır, istiklalimizin kaynağı bu topraklara sere serpe uzanıp yatan kahraman şehitlerimizdir, irademizin kaynağı da büyük Türk milletidir.
Dünyaya istikamet verecek kudrette bir Türkiye’nin mimarisi, ancak ve ancak Türk-İslam kültüründen feyzini alan, Türklük gurur ve şuuru ile İslam ahlak ve faziletiyle bezenen fedakarlık numunesi bir ahlaki kucaklaşmayla mümkündür.
Nitekim bu kucaklaşmanın adı Cumhur İttifakı’dır.
Milli ve ahlaki kucaklaşmanın devlet ve millet hayatında kök salmasına da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi refakat etmektedir.
Bu sistemin uzlaşmacı vasfında temerküz etmiş muktedir ve tesirli yürütme, güçlü ve fonksiyonel yasama, bağımsız ve tarafsız yargı sayesinde Türkiye’nin önünü hiçbir mihrak kesemeyecektir.
Bu kutlu yürüyüşün neticesinde “Gelen Türk Asrı, Geleceğin Gücü Türkiye” olacaktır.
Devir Türk Devri’dir.
İnancımız budur, iddiamız budur, irademiz budur.
Hep Birlikte Türkiye’yiz.
Hepimiz Türk milletiyiz.
Gayret bizden tevfik Allah’tandır.
Rabbim bizleri ve milletimizi mahcup etmesin.
31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerinin ülkemize ve demokrasimize mümtaz sonuçlar getirmesini özellikle diliyor, aziz vatandaşlarımıza saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamasından öne çıkan başlıklar…
ALANDA KAÇ KİŞİ VAR?
“Bugün alanda 70 bin kişi var. Bölgede İslama kapılarını ilk açan şehir Diyarbakır’la aynı geçmişe sahip olmaktan iftihar duyuyorum. Bu kardeşliği yıkmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.

Geçtiğimiz Mayıs ayında yapılan seçimlerde, arzu ettiğimiz oy oranlarına ulaşamadık. Ancak seçim sonucunun sizin de içinize sinmediğimizi biliyorum. Bu alan bunu söylüyor. CHP adayına yüzde 71 oy çıkmışsa bunu düşünmek lazım.
“BAVUL BAVUL PARALARIN NEREDEN GELDİĞİ BELLİ DEĞİL”
Bugün aynı oyunu İstanbul’da, Mersin’de yine oynuyorlar. Bir avuç siyaset baronu ne olup bittiğini biliyor. Bavul bavul dolarlar. Bu paralar nereden geliyor, nereye gidiyor. Bu yerde ilkeli ittifaktan söz edilebilir mi?
“DEM KÜRT KARDEŞLERİMİN İRADESİNİ İŞPORTAYA ÇIKARMIŞTIR”
Tek sermayesi sizlerin oyları olan DEM benim Kürt kardeşlerimin iradesini işporta pazarına çıkarmıştır. Dikkat ederseniz bu pazarlıkta siyasi kazanım hesabı yok. Eser ve hizmet derdi zaten yok. Seçmenin fikrini, zikrini ne düşündüğünü merak eden kimse de yok. Sadece birilerinin ihtirasları uğruna yapılan kirli pazarlıklar var. Öyle ki, bizim yaptığımız reformları bilip, ortalığı ayağa kaldıranlar CHP’li yöneticilerin buram buram faşizm kokan ayrımcılık ve ırkçılık kokan açıklamaları karşısında süt dökmüş kedi misali seslerini çıkarmıyorlar.

Bırakın ayrımcılığa itiraz etmeyi kendi seçmenlerinin çiğnenen haysiyetini savunacak iki cümleyi kuramıyorlar. Kürt kardeşlerim böyle bir istiskali, böyle bir aşağılanmayı, böyle bir hakareti bu şekilde yok sayılmayı asla hak etmiyor.
Lütfen şu soruma bütün Kürt kardeşlerim cevap versin. Diyarbakır, huzuru da, özgürlüğü de, yatırımı da AK Parti döneminde görmedi mi?
Onlar ülke ve millet düşmanı ne kadar marjinal varsa Diyarbakır’a getirirken, biz sadece sizlerin kalbini kazanmanın yollarını aramadık mı?
“31 MART’TA HİZMET SİYASETİYLE İSTİSMAR SİYASETİ YARIŞIYOR”
Onlar her evden bir cenaze çıkartarak kan siyaseti yaparken, biz evlatlarımızı yaşatmak, eğitimiyle, sağlığıyla, istihdamıyla hayata bağlamak için çırpınmadık mı? Onlar esnafımızı, işçimizi, emeklimizi haraca bağlayıp dağa çıkarmak için çocuklarına el koyarken biz açtığımız üniversitelerle onlara daha iyi bir gelecek hazırlamak için çalışmadık mı? Onlar yolların altına mayın döşeyerek masum insanları öldürmek için tuzak kurarken biz açtığımız yollarla inşa ettiğimiz tesislerle şehirlerimizi kalkındıracak yatırımları hayata geçirmedik mi? Onlar ülke ve millet düşmanı ne kadar marjinal varsa hepsini Diyarbakır’a getirip propaganda peşinde koşarken Diyarbakır Anneleri’nin yavrularını bunlar dağa kaçırırken biz sadece sizlerin kalbinin kazanmanın yollarını aramadık mı? Onlar baskıyla, tehditle, şiddet kullanarak, can alarak, kan dökerek iradenizi haczederken biz hak ve özgürlükleri genişleten sessiz devrimlerle, eşi benzeri görülmemiş reformlarla demokrasiyi güçlendirmedik mi?

Bu örnekleri saatlerce saymak mümkün. Şayet bu söylediklerimizde eksik varsa, hata varsa, yanlış varsa dilediğiniz tasarrufu yapma hakkına sahipsiniz. Ancak bu söylediklerim doğruysa gelin yeni bir dönemin kapılarını birlikte aralayalım. Gelin el ele gönül gönüle verip Türkiye Yüzyılı’nı birlikte inşa edelim. Bu bakımdan AK Parti ile ötekilerin farkı o kadar açık ki, izaha gerek bile duymuyoruz. Sadece bakmasını bilen göz, işitmesini bilen kulak, hissetmesini bilen yürek, sevmesini bilen kalp yeterli. Bugün de Diyarbakır’a 21 yıldır yürüttüğümüz demokrasi ve kalkınma adımlarının yeni bir safhasında desteğinizi istemek üzere geldim. 31 Mart seçimlerinde burada partiler yarışmıyor. Burada yarışan eser ve hizmet siyasetiyle, istismar ve pazarlık siyasetidir.
“KİMİN KUYRUĞUNA BASSAK HEMEN SOLUĞU PKK’NIN YANINDA ALIYOR”
Geçtiğimiz günlerde Rusya’da yaşanan vahşi terör eylemini gördünüz. Türkiye’yi her gün benzer manzaraların yaşandığı bir ülke haline getirmek için ellerini ovuşturanların başvuracakları ilk adresin neresi olacağını biliyorsunuz değil mi? Milli çıkarlarımızı savunurken kimin kuyruğuna bassak hemen soluğu PKK’nın yanında alıyor. Biz DEAŞ denen emperyalist kuklasına zaten göz açtırmıyoruz.
“PKK’YI KIPIRDAYAMAZ HALE GETİRDİK”
Hamdolsun PKK’yı da sınırlarımız içinde kıpırdayamaz, eylem yapamaz hale getirdik. Sınırlarımızın ötesini de adım adım kontrol altına alıyoruz. Fakat bu durum karşımızda isteyen herkesin ülkemize ve milletimize karşı kullanabileceği bir maşa olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Çevremizdeki ülkelerin çoğu kan ve ateş çemberinde kıvranırken bizim güvenliğimizi, huzurumuzu, esenliğimizi, istikrarımızı, refahımızı bozmaya yeltenenlere asla eyvallah etmedik, etmeyeceğiz. Kürt kardeşlerimin toparlanıp iradeleri üzerindeki ipotekleri parçalayıp atmasını bekliyorum.
“TERÖRE MESAFE KOYANLA OTURUR KONUŞURUZ”
Burada şunu açıkça ifade etmek isterim siyaset millete hizmet etmek, ülkenin sorunlarına diyalog yoluyla çözüm bulmak için yapılır. Biz zihni özgür, vicdanı özgür, ahlakı kamil herkesle oturur konuşuruz. Emperyalistlere kuklalık etmeyen herkesle oturur konuşuruz. Terörün her çeşidine mesafe koyan herkesle oturur konuşuruz. Kendi ülkesi ve milleti için dertlenen herkesle oturur konuşuruz. Milletimizin birliğine, vatanımızın bütünlüğüne, devletimizin bekasına saygı duyan herkesle oturur konuşuruz. Ülkenin kazanımlarıyla gururlanacak, sevinçleriyle övünecek, kayıplarıyla üzülecek herkesle oturur konuşuruz. Türkiye Yüzyılı’nda bizimle birlikte yol yürümek isteyen herkesle oturur konuşuruz. Ne diyor o güzel Diyarbakır türküsünde; Alma al olanda gel, ayva nar olanda gel, hasta düştüm gelmedin bari can verende gel. Bu ülkede 85 milyonun huzuru, esenliği için bir şey yapılacaksa şimdi hemen yapılmalıdır. Türkiye’ye 40 yıl boyunca terörle bedel ödetildi. Bir 40 yıl daha buna tahammülümüz yok. Yaşadığımız ortak acıların ardından bu tehdidi bertaraf ettik. Artık ülkemizi bu yükten sadece güvenlik açısından değil diğer tüm boyutlarıyla tamamen kurtarma vaktidir. Bunun için ipleri başkalarının elinde olmayan, kirli çıkar ilişkilerinin içinde kaybolup gitmemiş herkesle oturur konuşuruz.
Elbette herkesle her şeyi konuşmaya varız ancak kapımız teröristlere de terör örgütünün güdümünde siyasetçilik oynayanlara da kapalıdır. Milletvekili listesini, belediye başkan adayını listesini, meclis üyesi listesini, genel merkez yönetimini listesini terör örgütünün belirlediği parti parti olmaz. Bunları belirleyecek olan emekleri ve oylarıyla partiyi var eden yaşatan tabanıdır, seçmenidir. İnsanımızın sorunlarını çözme, dertlerine derman olma, yaralarını sarma yönünde çaba göstermeyenin siyasetinden kimseye hayır gelmez.
“CHP’Yİ UTANMADAN KÜRT KARDEŞLERİMİZE UMUT DİYE PAZARLIYOR”
Dünyadaki tüm sapkın akımları Kürt kardeşlerimin iradesi üzerinden başımıza musallat etmelerinin hiçbirimize faydası yok. Kürt kardeşlerimizi bu çarpık siyasetin mezesi haline getirmek için sahneledikleri oyunu ibretle takip ediyorum. Son 21 yılda attığımız her demokratik adımı engellemek için karşımıza dikilen CHP’yi utanmadan Kürt kardeşlerimize umut diye pazarlıyorlar. Bu coğrafyaya yakın zamanda gördüğü en büyük acıları yaşatan tek parti faşisti CHP’yi allayıp pullayıp size dayatıyorlar. Bunların hangi çıkarların temsilcisi olduğunu anlatmaya, bavullar dolusu para görüntüleri heralde yeterlidir. İstanbul’da ne kadar marjinal ideoloji mensubu varsa hepsini getirip Kürt kardeşlerimin başına patron yapanlarla artık gidilecek bir yol kalmadığına inanıyorum. İnşallah 31 Mart Kürt kardeşlerimizin tüm tasallutlardan kurtulup özgür iradeleriyle kendilerinin ve şehirlerinin geleceğine karar verecekleri bir dönüm noktası olacaktır.
Son dakika gelişmelere anında ulaşmak için Haber7 uygulamasını akıllı cihazlarınıza (iOS, Android) kurabilir, Twitter’da @Haber7 hesabını takip edebilirsiniz.
App Store Google Play Takip Et
ABD ekonomisine dair raporda, iş gücü piyasasının sağlam kalması nedeniyle ABD’de ekonomik büyümenin 2024’te yüzde 2,5 olmasının beklendiği aktarıldı.
Raporda, gelecek birkaç yılda ekonominin potansiyelin biraz altında büyümeye geçmesinin beklenmeye devam edildiği kaydedildi.
ABD’de enflasyonun yıl boyunca ABD Merkez Bankasının (Fed) yüzde 2’lik hedefine yaklaşmasının ancak hedefin üzerinde kalmasının muhtemel olduğu ifade edilen raporda, bunun da mal fiyatları ılımlı bir şekilde düşmesine rağmen sürekli yüksek olan hizmet fiyatı enflasyonunun yansıması olduğu belirtildi.
Raporda, hedefin üzerindeki enflasyonun bu yıl faiz indirimi yapma kabiliyetini sınırlayacağına işaret edilerek, muhtemelen ilk indirimin yaz aylarında geleceği ve 2024’te toplam 75 baz puanlık faiz indirimi öngörüldüğü bildirildi.
Gelecek yıl faiz oranlarında 125 baz puanlık keskin bir düşüş beklendiği anlatılan raporda, ancak gevşeme hızının 2024 ve 2025’te daha yavaş olabileceğine dair riskler görüldüğü vurgulandı.
Raporda, ABD için büyüme beklentisi şubat raporuna göre bu yıl için yüzde 2,4’ten yüzde 2,5’e yükseltilirken, gelecek yıl için yüzde 1,5’te sabit bırakıldı.
TÜRKİYE’NİN 2024 BÜYÜME TAHMİNİ 60 BAZ PUAN YÜKSELTİLDİ
Gelişmekte olan ülkelere dair raporda ise başta ABD olmak üzere dirençli küresel büyümenin ve gevşeyen finansal koşulların, 2023’ün sonundan bu yana gelişmekte olan piyasalar için makroekonomik koşulları marjinal olarak iyileştirdiği ifade edildi.
Raporda, ancak gelişmekte olan ülkelerin hala yüksek faiz oranlarının gecikmeli etkileriyle ve yılın ikinci yarısında beklenen, ABD’nin trendin altında büyümeye geçmesinin sonuçlarıyla mücadele etmek zorunda olduğuna işaret edildi.
Gelişmekte olan ülkelerdeki büyümenin 2024’te önemli ölçüde farklılaşacağına dikkatin çekildiği raporda, 2023’te daha iyi performans gösteren birçok ülke için ılımlı, düşük performans gösteren bazı ülkeler için ise biraz artan büyüme öngörüldüğü kaydedildi.
Raporda, gelişmekte olan ülkelerin toplam ekonomik büyüme tahmininin 2024 için yüzde 4,1’den yüzde 4,2’ye, 2025 için yüzde 4,5’ten yüzde 4,6’ya çıkarıldığı bildirildi.
Bu yıla dair büyüme tahminlerinde kasım raporuna kıyasla en büyük yukarı yönlü revizyonların 70 baz puanla Meksika, 60 baz puanla Türkiye, 50 baz puanla Peru ve 40 baz puanla Hindistan için yapıldığı bilgisi verilen raporda, tahminlerin en çok 200 baz puanla Arjantin, 50 baz puanla Suudi Arabistan, 40 baz puanla Macaristan ve 30’ar baz puanla Polonya ile Tayland için düşürüldüğü aktarıldı.
Raporda, Çin’e dair bu yılki büyüme tahmini yüzde 4,6’da sabit tutuldu, Hindistan için ise yüzde 6,4’ten yüzde 6,8’e yükseltildi.
Türkiye’ye ilişkin büyüme tahmini 2024 için yüzde 2,4’ten yüzde 3’e ve 2025 için yüzde 2,7’den yüzde 3’e çıkarıldı.
Öte yandan, Türkiye ekonomisine dair büyüme beklentisi 2026 için yüzde 3’ten yüzde 2,8’e çekildi.
Tarımın gıda temini için ön önemli sektörlerden olduğunu ifade eden Yumaklı, “2050 yılında tahminler onu gösteriyor ki dünya nüfusu 10 milyar olacak, ülkemiz nüfusu da yaklaşık 100 milyon, hatta 100 milyonu aşacak. Bu nüfusu doyurmak, yetecek derecede gıdayı üretmek elbette son derece kritik, önemli. Bu sorunun üstesinden gelebilmenin tek yolunun üretimde verimliliği arttırmak ve aynı alandan daha fazla üretim yapılmasını sağlamak.” diye konuştu.
“Bizler sürdürülebilir bir tarımsal üretim yapmalıyız”
Yumaklı, tarımda verimlilik konusunun önemine değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bizler sürdürülebilir bir tarımsal üretim yapmalıyız. Ürettiklerimizi verimli bir şekilde üretmeliyiz. Verimli bir şekilde ürettiğimiz ürünlerin kalitesi yüksek olmalı. Geleceğe dair planlarımızı daha iyi yapabilmemiz için kayıtlılığımız yüksek seviyede olmalı ve bütün bunlardan elde edilen kazancın, gelirin tekrar sektöre yatırım olarak geri dönmesini sağlamamız gerekir. Verimlilik konusu son derece zorlu bir süreç. Tohumdan hasada kadar o zaman diliminin içerisinde bazısı bizim kontrolümüzde olan, bazısı da bizim kontrolümüzde olmayan birçok etkene, birçok önemli hususa sahip. Tohum da işte bunun en hayati, en önemli başlangıç noktası. Hastalıklara dayanıklı, bulunduğu iklime uyum sağlamış, gerçekten istenen kalitede dirençli tohumların olması tarımdaki üretimin ve verimliliğin en önemli şartı. İyi nitelikli tohumların ortalama verimi yüzde 25 oranında etkilediğini biliyoruz. Hatta bazı ürünlerde bu oran çok daha yukarılara çıkabiliyor. Bu sebeple verimlilik konusu üretimin arttırılmasında, maliyetlerin de düşürülmesinde en önemli hususlardan bir tanesi.”
“Ülkemiz dünyadaki tohumculukla alakalı ilk 10 ülkeden bir tanesi”
Bakan Yumaklı, tohumculuğun artık ülkelerin kendi yeterliliğinin, hatta özgürlüğünün anahtarı olarak görüldüğünü anlatarak, şöyle konuştu:
“Ülkemizde de bunu pek çok kereler ifade ediyoruz. Bu konudaki yanlış bilinen doğruların ya da doğru bilinen yanlışların kendi mecrasına dönene kadar biz de bunları tekrar etmeye devam edeceğiz. Ülkemiz dünyadaki tohumculukla alakalı ilk 10 ülkeden bir tanesi. Özellikle son dönemde tohumculukla ilgili araştırma geliştirme yapan hem firma sayısı arttı hem de bakanlık olarak özellikle Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğümüzün bu konudaki çalışmaları artık sadece ulusal düzeyde değil, uluslararası düzeye taşmış durumda. Bugün şunu söylüyorum; çok gönül rahatlığıyla dün Şanlıurfa’daydık, orada da aynı şeyi konuştuk. Her şey sıfırlanmış olsa biz yine sıfırdan başlayacak güce, kabiliyete yeterli sayıda ürünün gen bankalarımızdaki saklamış olduğumuz o nüvelerine, örneklerine sahibiz hamdolsun.”
Yumaklı, Türkiye’nin iklim koşulları açısından tohumculuğun geliştirilmesiyle alakalı büyük avantajlara sahip olduğunu, bu alanda son 22 yılda çok büyük bir aşama kaydedildiğini belirtti.
Özellikle yerli tohumun stratejik değerinin bilincinde olduklarını, bu konuda özel ve ciddi çalışmalar yapıldığını bildiren Yumaklı, gen bankasında 37 ata tohumunun diğer ürünlerle beraber koruma altında tutulduğunu dile getirdi.
“Her 100 kilogram tohumun 97 kilogramı Türkiye’de üretiliyor”
Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğünün hazırladığı ve geliştirdiği ürünleri Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğünün (TİGEM) uygulayıp çoğaltarak Türkiye’deki üreticilere ulaşmasını sağladığını anlatan Yumaklı, “Şunu gururla söyleyebilirim; Türkiye’de üretilen, kullanılan her 100 kilogram tohumun 97 kilogramı bu ülkenin topraklarında üretilmektedir. Ülke olarak elbette bunun yeterli olduğunu düşünmüyoruz. Bilimsel geliştirmelere yön vermek, bundan sonraki dönemde gelişmeye daha da açık hale getirmek bizim görevimiz.” diye konuştu.
Adana’nın önemli sertifikalı tohum üreten ve kullanan bir şehir olduğunu bildiren Yumaklı, Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesi Projesi’nin bütün Türkiye’de halihazırda uygulandığını, bu proje kapsamında ziyaret ettikleri illerde tohum dağıtımı yaptıklarını anımsattı.
İşlenmeyen tarım arazilerinin etkinleştirilmesi veya kullanılması konusuna da dikkati çeken Yumaklı, “Üretimin arttırılması bizim olmazsa olmazımız. 2022 yılı sonu itibarıyla bizim bitkisel üretim rakamımız 129 milyon tondu. 2023’te bu rakam 137 milyon tona çıkmış durumda. İnşallah 2024 yılında bu rakamı çok daha ileriye taşıyacağız. Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesi (TAKE) Projesini uygulamaya devam edeceğiz. Bizler belli oranlarda hibelerle yüzde 50’den yüzde 75’e kadar üreticilerimizi sertifikalı tohumlarla daha verimli, kaliteli üretimler yapabilmeleri amacıyla desteklemiş olacağız.” ifadesini kullandı.
Yumaklı, Adana’da bakanlıklarının yapacağı çalışmalar hakkında da bilgi verdi.
Adana Valisi Yavuz Selim Köşger de Tarım ve Orman Bakanlığınca TAKE Projesi kapsamında soya ve ayçiçeği, nohut ve kuru fasulye için 28 milyon 925 bin lirası bakanlık destekli olmak üzere toplam 54 milyon lirayı aşan tutarda tohum dağıtımı yapacaklarını ifade etti.
Köşger, TAKE Projesi gibi projelerin devletin tarımsal üretime ve gıda güvenliğine verdiği önemi çok net bir şekilde ortaya koyduğunu vurguladı.
Adana’nın verimli topraklarıyla gıda güvenliği açısından stratejik öneme sahip olduğunu belirten Köşger, “Bu noktada ilimizde çok önemli projelere imza atılmıştır.” dedi.
Konuşmaların ardından Bakan Yumaklı ve diğer katılımcılar, çiftçilere soya tohumu verdi.
]]>Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:
Kendini değil kentini düşünen, laf değil icraat üreten biz varız. Sevgili Ankaralılar, aziz kardeşlerim sizleri hasretle muhabbetle selamlıyorum. Sözlerimin hemen başında, Moskova’da bir konser salonuna yönelik gerçekleştirilen terör saldırısı nedeniyle, ülkem ve şahsım adına Rusya’ya taziyelerimizi iletiyorum. Terörü şiddetle kınıyorum. İnsanlığın ortak düşmanı olan teröre karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.
MİTİNGE 200 BİN KİŞİ KATILIYOR
Ankara mitingimizden katılım, 200 bin kişi. Maşallah, demek ki 31 Mart’ta bu katılım Ankara’da her şeyi değiştirecek. Öncellikle Ankara ve Ankaralılara 14 ve 28 Mayıs’ta cumhur ittifakına verdikleri destek için teşekkür ediyorum.
İnşallah 31 Mart’ta Ankara’yla aramızdaki muhabbetin derinliğinde bunu telafi edeceğiz. Ankara’nın milli mücadelenin ardından başkent olması, birilerinin dediği gibi tesadüf değildir.
“TÜM DÜNYAYA MESAJ VERİYORSUNUZ”
Ankara kıyamete kadar mazlumların ümidi olmaya devam edecektir. Bu şehir sadece devletin merkezi sıfatıyla sahip olduğu kamu gücünden değil, insanıyla ülkemizin parlayan yıldızıdır. Başkent millet Bahçesi’nde bir araya gelen sizler, sadece ülkemize değil tüm dünyaya mesaj veriyorsunuz. Murat Kurum kardeşimiz bakanken burayı yaptı.
Turgut Altınok kardeşimiz de Keçiören’de gerekeni yaptı. Hep beraber artık, istiklal ve istikbal haline gelen parolamızı tekrarlayalım, tek millet, tek bayrak, tek devlet, tek vatan. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, buradaki gibi kardeş olacağız. Hep birlikte Türkiye olacağız.
“BAHARI ÖNCE ANKARA BAŞLATTI”
1 asır önce düşman Ankara’nın kapısına kadar dayanmıştı. O dönemde ortaya konan güçlü iradenin yankıları hala sürüyor. O irade 15 Temmuz’da darbecileri püskürten ruhun adıdır. Çok partili siyasi hayata geçtiğimizden beri, demokrasimizin başına kara bulutlar her toplandığında baharı önce Ankara başlattı. Cumhuriyetin 100. yılına atıfla hazırladığımız 2023 yılı hedeflerimizi burada faaliyete geçirdik.
Allah’ın izniyle Ankara Türkiye Yüzyılı’nın inşasına hazır. Bunun için söz veriyor musunuz? Ankara yanımızda olduğu müddetçe yedi düvel karşımıza çıksa evelAllah yıkar geçeriz.

“BU CHP’NİN PRATİĞİDİR”
Kardeşlerim Ankara’yı bilmek, Ankara’yı anlamak, Ankara’yı sevmek elbette önemli ama asıl mühim olan Ankara’yı eser ve hizmetlerle donatmaktır. Mevcut belediye başkanı şu 5 yılda ne yaptı ya? Yollarımızın hali ortada, çöp, çukur, çamur. Bu CHP’nin pratiğidir, İstanbul’da da öyleydi. Bunlardan artık kurtulalım. 5 yıl boşuna geçti onun için 31 Mart çok önemli. Ankara’ya hizmet veremeyenlerden kurtarma vakti çoktan gelmiştir. Buna hazır mıyız? Öyleyse 31 Mart’ta hakkını verelim. Burası hiçbir şey yapmayarak üstüne bir de bununla övünerek idare edilebilecek bir şehir değil. Hele hele ana kademe, kadın kolları, gençler sizler bunları çok iyi biliyorsunuz. Ankara daha fazla yavaşlamayı kaldıramaz. Ankara’yı içine düşmüş olduğu bu sıkışmışlık halinden bir an önce kurtarmak gerekiyor. Ulaşımda çektiğiniz sıkıntı hepinizin malumu. Öyleyse şu 9 gün sonra bu işin hakkını verelim. 
Caddeleriyle, parklarıyla, ulaşımıyla, alt yapısıyla gurur duyacağımız bir Ankara’nın peşindeyiz. Bölgesinin ve dünyanın yükselen yıldızı Türkiye’nin yakışır bir başkenti olması için 9 gün sonra oy verin.
Bu şehirde hizmet ve eser çağını yeniden çok güçlü şekilde başlatmak istiyoruz. Başkentimizi hak ettiği yatırımlarla buluşturacağız: 1 Nisan’dan itibaren çok farklı bir hizmeti ortaya koyacağız.

“CHP’NİN TAKINDIĞI TUTUM ENDİŞE VERİCİ”
Ülkemizi büyütmek ve güçlendirmek için attığımız her adımda engellemelerle karşılaştık. Emperyalistlere içerden destek veren figüranlar var. CHP’nin takındığı tutum endişe vericidir.
Geçtiğimiz Mayıs ayında kurdukları tuhaf ittifakı hatırlıyorsunuz. Bu 6’lı masa dağıldı. Bu dersi siz verdiniz. Bunların hepsinin akıbeti aynı olacak. Ülke ve millet adına ortak bir payda olmadığı için seçim bitince darmadağın oldular.
CHP bu seçimlerde yine utana sıkıla adını koyamadıkları kirli bir pazarlığa giriştiler. Ortada kapağını kaldırdıkça sürekli yeni şeyler çıkan bir ‘matruşka ittifakı’ var ve bundan seçmenin haberi yok.
DEM’e oy veren vatandaşlarımız da CHP’ye oy veren vatandaşlarımız da bu kirli ilişkileri sindiremiyor. Şimdi de ortaya deste deste dolarlar çıktı. Şimdi mahkemede hesap veriyorlar. Para kulelerinin doğru düzgün izahını yapamadılar. Birine para gönderecekseniz internet bankacılığı yerine 5-6 kişiye ne gerek var. Türk siyaseti çok yüzsüzlük gördü ama böylesiyle ilk defa karşılaşıyoruz.
Biz eserlerimizle konuşuyoruz. Dün Karabük’teydim, oradan Çankırı’ya geçtim. Her ikisinde 40 bin 40 bin katılım vardı.
Ankara’ya son 21 yılda, bunu Yavaş’a da sorun sen ne yaptın, 1 trilyon 91 milyar lira tutarında yatırım yaptık. Biz buyuz, eser siyaseti bu. Ankara’yı sağlığın başkenti haline getirdik. 23 millet bahçesi projemizden 13’ünü tamamladık. Ankara-Niğde otoyolunu tamamlayıp hizmete sunduk. Ankara-İzmir hızlı tren hattının inşası sürüyor. Başkent rayı Yenikent’e kadar uzatıyoruz.
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) tarafından 11 Mart 2024 tarihinde yayımlanan rapor uluslararası silah ticaretindeki eğilimleri değerlendirmek açısından oldukça önemli. Silahlanma eğilimleri, savaş beklentilerinin seslendirildiği şu günlerde istihbarat servislerinin harp ikazı bağlamında bir emare olarak görülüyor. Rusya’nın 3. Dünya Savaşı’nı, Fransa’nın Ukrayna’ya asker göndermeyi tartıştığı geçtiğimiz hafta içinde silahlanma eğilimleri aslında kapasiteleri ve niyetleri ortaya koyuyor. Kendi kapasitesi ile hasım olarak gördüğü aktörün envanteri ve silahlanma eğilimini karşılaştıran devletler meydan okuma kararlarını almak için referanslar üretebiliyor. Dolayısıyla raporun kapsamına kısaca göz atmak ve yorum yapmak faydalı olabilir.
SAVUNMA ÜRÜNÜ İHRACATINDAKİ EĞİLİMLER
Dünya genelinde, devletlerin birbirlerine satış yoluyla yaptıkları ana silah sistemleri transferlerinde 2014-2018 ve 2019-2023 arasındaki 4’er yıllık dönemler karşılaştırıldığında yüzde 3,3’lük azalma var. Tabi bu rakamlar devletlerin vekil unsurlarına tedarik veya hibe ettikleri rakamları kapsamıyor. Bu azalmanın pozitif bir duruma işaret ettiği sanılmamalı. Rakamlar ihracatçı devletlerin kendi silahlanma programlarından ziyade diğer ülkelerle savunma ürünü ticaretini kapsıyor. Örnek vermek gerekirse, Almanya’nın 100 milyar avro tutarında silahlanma kararı, savunma üretiminin iç ihtiyaca yöneldiğini gösteriyor. Ukrayna’ya yapılan silah ve mühimmat yardımlarının bir kısmının da hibe olduğu dikkate alınırsa, Avrupa’nın savunma endüstrisinde içe kapanma dönemine girdiği söylenebilir.
Savunma ürünlerinde Avrupa’da istisnası olan ülke Fransa’dır. Dünyanın en çok savunma ürünü ihraç eden ülkeleri ele alındığında sırasıyla Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Fransa, Rusya, Çin ve Almanya ön plandadır. Bu ülkeler dünya savunma ürünü ihracatının yüzde 75’ini kontrol ediyor. Ancak bu yıl farklı bir özellik dikkati çekiyor. 4’er yıllık son 2 dönem karşılaştırıldığında ABD ve Fransa’nın ihracatlarının diğer ülkelere göre artış eğiliminde olduğu görülüyor. Bu kapsamda ABD yüzde 42, Fransa yüzde 11 satış oranı ile lider konumdalar. Ayrıca bu ülkelerin önceki 4 yıla göre savunma ürünü ihracatı sırasıyla yüzde 17 ve yüzde 47 arttı. Diğer bir ifadeyle Fransa’nın savunma ihracatında büyük bir atak var. Rusya’nın yüzde 53, Çin’in yüzde 5,3 ve Almanya’nın yüzde 14 savunma ihracatlarıysa bu ülkelerin düşüşte olduğunu gösterse dahi, yine de bu ülkeler silah ihraç eden ilk 5 ülke olarak konumlarını koruyor. Burada İtalya’ya da değinmekte fayda var. İtalya dünya genelinde savunma ürünleri ihracında yüzde 4,3’lük paya sahip. Ancak son 4 yıllık ihracının önceki döneme göre yüzde 86 arttığı görülüyor.
SAVUNMA ÜRÜNÜ İTHALATINDA EĞİLİMLER
Silah ihracatçısı ülkeler kadar alıcılara da bakmakta fayda var. Son 4 yıl içinde toplam 170 ülke savunma ürünleri ithal etti. En çok silah ithal eden ülkeler sırasıyla Hindistan, Suudi Arabistan, Katar, Ukrayna ve Pakistan’dır. Son 4 yıl değerlerine göre, savunma ithalatında bölge bazlı karşılaştırma yapılırsa Asya ve Okyanusya ülkelerinin yüzde 37, Orta Doğulu ülkelerin yüzde 30, Avrupa’nın yüzde 21, Amerika kıtasının yüzde 5,7 ve Afrika ülkelerinin yüzde 4,3 oranında silah alımı yaptığı görülüyor. Tabi bu rakamlara iç savunma ürünü üretimi ve tedariki dahil değil. Alım yapan ülke ve bölgeler değerlendirildiğinde ilk dikkati çeken husus Hindistan ve Pakistan’ın silahlanma yarışıdır. Her an savaşmaya hazır olan bu 2 devletin küresel ekonomik krize rağmen silahlanmada Dünya liderliğine soyunması dikkati çekicidir.
AFRİKA’DA GÖZLE GÖRÜLÜR AZALMA VAR
Savunma ürünleri tedarikinde Afrika’da gözle görülür bir azalma var. Bu durumun nedeni ise ekonomik imkansızlıklar. Afrika’ya silah ihracatı yapan ülkeler sırasıyla, yüzde 24’le Rusya, yüzde 16 ile ABD, yüzde 13’le Çin ve yüzde 10 ile Fransa’dır. Afrika’da son yıllarda ortaya çıkan darbelerde ve bölgesel rekabetlerde hangi ihracatçının kime destek verdiğinin ithalat tercihlerine etki edebileceği ifade edilebilir. Bununla beraber Cezayir yüzde -77 ve Fas yüzde -46’yla Afrika ile aynı kaderi paylaşan ülkelerdir.
TÜRKİYE, SAVUNMA ÜRÜNÜ İHRACATI YAPAN 11’İNCİ ÜLKE KONUMUNDA
Orta Doğu söz konusu olduğunda önemli bir özellik göze çarpıyor. Orta Doğu ülkelerinin silah ithalatı halen yüksek düzeyde ve dışa bağımlı olsa da 4’er yıllık son 2 dönemde yüzde 12’lik bir azalma var. Öte yandan Orta Doğu’da silah ithalatında liderliği sırasıyla Suudi Arabistan, Katar ve Mısır alıyor. En büyük tedarikçi ise geleneksel olarak yüzde 52’lik ihracat ile ABD. İsrail’in savunma ürünleri ithalatının -ki ABD hibelerinin katkısına raporda yer verilmemiş- 4’er yıllık dönemsel karşılaştırmasında yüzde 5,1 artış görülüyor. Bu ithalatın yüzde 69’unu ABD ve yüzde 30’unu Almanya karşılıyor. İsrail’in ithalatında güdümlü mühimmat ve füzeler ile gelişmiş savaş uçakları ve denizaltılar başı çekiyor. Raporda Türkiye ile ilgili bir analiz yer almazken tablolardaki veriler Türkiye’nin dünya genelinde durumunu ortaya koyuyor. Türkiye 2019-2023 yılları arasında yüzde 1,6 pay ile en çok savunma ürünü ihracatı yapan 11’inci ülke konumundadır. Bu oran 2014-2018 yılları arasında yüzde 0,7 idi. Dolayısıyla savunma ihracatında Türkiye’nin 4’er yıllık dönemlerde yüzde 106’lık savunma ihracatı artışı var.
ÜLKELERİN SAVUNMA ÜRÜNÜ KARNESİ
Raporda ifade edilen değerler ve eğilimler incelendiğinde çıkarılan sonuç aslında gayet net: Savunma ürününde lider olan 5 ülkenin (ABD, Fransa, Rusya, Çin ve Almanya) devletler veya devlet dışı aktörler arasındaki çatışmalarda silah tedariki belirleyici role sahip. Bu ülkeler sorunlu bölgelerdeki çatışan aktörlere silah satışı veya hibesi yaptıkları sürece çatışmalar devam edecektir. Refah bölgesi olmayı amaçlayan Avrupa, kendi envanterlerini güçlendirmek yerine silah ihracatına yöneldi. Eski ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Avrupa özelinde yüzde 2’lik savunma harcaması yapılmaması şikayeti de bu gerçekten kaynaklanıyordu. Ancak Rusya’nın Ukrayna’ya saldırması sonrasında, Avrupa’nın silah ihracatı yanında kendi silahlanmasını da ön plana çıkarttığı görülüyor.
Fransa’nın savunma ürünlerinde yaşadığı sıçrama oldukça dikkati çekici. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Fransız askerlerini Ukrayna’da savaşa dahil etme veya Afrika’da kaybettiği zemini tekrar kazanma hırsının savunma ihracatı verileriyle ne kadar bağdaştırılabileceği belirsiz. Ancak savunma sektöründe 2’nci büyük oyuncu olmak doğal olarak Macron’un iştahını açıyor. Öte yandan Yunanistan’a yapılan satışlar dikkate alındığında Ege ve Doğu Akdeniz gibi hassas bölgelerde Fransa’nın neden tahriklerde bulunduğu da anlaşılır hale geliyor. Asya ve Okyanusya ülkelerinin silahlanma eğiliminde Hindistan ve Pakistan ön plana çıkıyor. Bu 2 ülkeden Pakistan ekonomik ve siyasi bağlamda iniş ve çıkışlar yaşıyor. Hindistan ise aşırı nüfus artışına, zaman zaman ırkçılığı gündemine alan siyasi bir yönetime, kayda değer bir ekonomik büyümeye sahip. Diğer bir ifadeyle Asya ve Okyanusya’da Çin kaygısıyla yaşanan silahlanmanın yanında bu 2 ülkeyi yeni bir savaş olasılığına karşı mercek altına almakta fayda var.
Orta Doğu’da, özellikle Körfez ülkelerinde, savunma ithalatı devletten ziyade rejim güvenliğinin bir aracı olarak ortaya çıkıyor. Günümüzde de durum farklı değil. Ancak Körfez ülkelerinin kendi silahını üretme arayışları olduğu, kimi zaman Rusya veya Çin ile etkileşim içinde bulundukları biliniyor. Bu nedenle Körfez bölgesinde artık ABD’nin rakiplerinin de olduğu dikkate alınırsa savunma ürünleri ticaretinde yeni açılımlar ve çekişmeler muhtemel görünüyor. Öte yandan ekonomik durumundaki rekor gerilemeye rağmen Sudan, Etiyopya, İsrail ve Libya’dan duyduğu kaygılar nedeniyle Mısır’ın silahlanması doğal bir sürece işaret ediyor. Nitekim Mısır’ın envanterindeki silah sistemlerinin halen Soğuk Savaş döneminden kaldığı biliniyor.
“TÜRKİYE, UZUN YOLUN İLK SAFHASINDA”
Türkiye’nin durumuna bakıldığında ise savunma sanayinde kendine yeterli olmayı ve savunma teknolojilerini milli ve yerli kılmayı amaçlayan Türkiye halen uzun bir yolun ilk safhalarındadır. Kendi envanterine öncelik veren Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltma ve örtülü ambargolara karşı çözüm üretme, bu arada savunma ürünleri ihracı ile finansal kaynak yaratma niyeti de dikkati çekiyor.
288 BİN NÜFUSLU ADA ÜLKESİNE TÜRK FİRMADAN TOPLU KONUT
Arjantin’den Malezya’ya, Güney Afrika’dan İngiltere’ye kadar 121 ülkeye ön üretimli yapı ihracatı gerçekleştiren Vekon, 288 bin nüfuslu Mayotte’ye de toplu konut ihracatı başlattı. Hint Okyanusu’nda takımadalardan oluşan Mayotte’de kurulacak toplu konut projesinin ilk etabı kapsamında 100 prefabrik konutun ihracatı yapılıyor. Projenin diğer etaplarıyla birlikte 500 konutun kurulması hedefleniyor.
Türkiye’de üretilerek ihraç edilen konutların tamamı adanın zorlu iklim koşullarına ve kasırgalara dayanıklı olacak şekilde tasarlandı. 100 adet prefabrik konutun yerinde montajını yapacak ekibe Vekon teknik kadrosu tarafından İstanbul’daki fabrikasında binaların montajı için eğitim verildi.
YILIN İLK İKİ AYINDA 7 ÜLKEYE İHRACAT
2023 yılının Şubat ayında yaşanan deprem felaketi ile birlikte tüm faaliyetlerini deprem bölgesine yönlendiren Vekon, yedi farklı bölgedeki yaşam alanları ve hastane ihtiyaçlarını karşılamak için 6.500 yaşam konteyneri, 1.000 prefabrik konut ve 8.000 metrekare hibrit yapı inşa etti. Sonraki süreçte deprem dolayısıyla dört ay askıya aldığı yurt içi ve yurt dışı projelerine devam ederek yurt içinde geri gönderme merkezi, öğrenci yurdu ve şantiye mobilizasyonu projelerini gerçekleştirirken; Türkmenistan, Demokratik Kongo, Fransa, Macaristan, Irak, Umman, Almanya, Polonya ve Libya’ya da ihracata devam etti.
Deprem bölgesine yönelik çalışmalardan dolayı ara verdiği ihracat çalışmalarına ağırlık vererek bu yıl içinde yeniden %60 seviyesine çıkarmayı hedefleyen Vekon, yılın ilk iki ayında Mayotte’nin yanı sıra Benin, Almanya, Fransa, Macaristan, Umman ve Gine’ye toplu konut ve mobilizasyon projeleri için ihracat gerçekleştirerek ulaştığı ülke sayısını 121’e çıkarttı.

TURAN KOÇYİĞİT; “İHRACAT HACMİMİZİ YENİDEN %60 SEVİYELERİNE ÇIKARMAYI PLANLIYORUZ”
Vefa Group İcra Kurulu Başkanı Turan Koçyiğit; “33 yılı geride bırakan şirketimizi, kuruluşundan bu yana gerek üretim anlayışı gerekse iş yapış şekli ile ihracat temeli üzerine oluşturduk. Dolayısıyla uluslararası standartta ürün ve çözümler geliştirdik. Türkiye’de ön üretimli yapı sektörüne yön veren, birçok konuda ilklere imza atmış bir grup olarak bugüne kadar Vekon markamızla 7 milyon metrekare üretim yaparak Arjantin’den Malezya’ya, Güney Afrika’dan İngiltere’ye kadar 120 ülkeye ürün ve çözümlerimizi ulaştırdık. Şubat ayında başladığımız Mayotte’deki toplu konut projemizle 121. ülkeye de ulaşmış durumdayız. 2024 yılı için hedefimiz, geçtiğimiz yıl deprem dolayısıyla ara verdiğimiz ihracatı yeniden %60 seviyelerine çıkararak Batı Afrika başta olmak üzere Afrika ülkelerinde toplu konut projeleri, Fransa, İtalya, Macaristan ve Romanya gibi Avrupa ülkelerinde ise ağırlıklı mobilizasyon projeleri gerçekleştirmek.”
]]>Herkes için erişilebilir ve yüksek hızda iletişim sunmak amacıyla Türkiye’yi uçtan uca fiber ağlarla ördüklerini belirten Türk Telekom CEO’su Ümit Önal, “Türkiye’nin dijital dönüşümüne öncülük ederken, sadece merkeze değil herkese hizmet anlayışıyla, ülkemizin her köşesindeki kullanıcıları yüksek hızda internetle buluşturmak için yatırımlarımızı aralıksız sürdürüyoruz. Yenilikçi çözümlerdeki öncü rolümüzle; bölgemizin teknoloji sağlayıcısı olmak ve Türkiye’yi yeni nesil teknolojilerde dünyaya yön veren bir konuma taşımak hedefimizle çalışmalarımıza devam ediyoruz.

Yeni nesil teknolojilerin ve 5G’nin olmazsa olmazı fiber altyapı için de gece gündüz çalışarak 81 ilimizin her noktasına fiber taşıyoruz. Türkiye’de 5G ve yeni nesil teknolojilerin verimli çalışmasına olanak sağlayacak fiber altyapı sürecini başarılı bir strateji ile emin adımlarla yürütüyoruz. FTTH Council Europe’un güncel raporu da bu konuda ne kadar kararlı olduğumuzu kanıtlıyor” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de dijital dönüşüme öncülük eden Türk Telekom, herkes için erişilebilir yüksek hızda internet için fiber altyapı yatırımlarını artırarak sürdürüyor. Türkiye’yi uçtan uca fiber ağlarla örerek fiber altyapı uzunluğunu 437 bin km’ye ulaştıran Türk Telekom, FTTH/B (Eve kadar fiber) erişim sayısında Türkiye’yi Avrupa ülkeleri arasında ikinci sıraya taşıdı.
FTTH Council Europe’un 20 Mart 2024 tarihinde Almanya Berlin’de açıkladığı Eylül 2023 tarihli FTTH/B Market Panorama in Europe raporuna göre; Türkiye FTTH/B verilerinde 18 milyon hane erişimi ile Avrupa’da Fransa’nın ardından ikinci sırada yer aldı.
Türkiye’nin dijital dönüşüm yolculuğunda lokomotif rol üstlendiklerini vurgulayan Türk Telekom CEO’su Ümit Önal, “Yeni dijital dünyanın gereksinim duyduğu hızlı ve kesintisiz iletişim hizmetini sunmak için Türkiye’nin en doğusundan en batısına, en kuzeyinden en güneyine kadar her köşesini fiber ağlarla örüyoruz. Fiber yatırımlarımızı her yıl artırarak, sadece kârlı değil karlı bölgelere ulaştırıyoruz.
Türkiye’nin Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Raporu 3. çeyrek verilerine göre 549 bin km’lik toplam fiber ağ uzunluğunun 427 bin km’sini Türk Telekom olarak tek başımıza tesis etmiş durumdayız. 2023 yıl sonu itibariyle fiber ağ uzunluğumuzu 437 bin km’ye çıkardık. Türkiye fiber altyapı konusunda Avrupa’nın önde gelen ülkeleri arasında yer alıyor.

FTTH Council Europe’un Eylül 2023 verilerine dayanarak hazırladığı rapora göre FTTH/B (Eve kadar fiber) erişim sayısında 18 milyon hane ile Avrupa’da ikinci ülke konumundayız. Aynı kurulun bir önceki raporunda üçüncü sırada yer alıyorduk. Bu kısa sürede ikinci sıraya yükselmemiz fiber altyapı konusunda ne kadar kararlı ve istikrarlı bir biçimde çalıştığımızın önemli bir göstergesi. Ayrıca, hem eve kadar fiber erişim artışında hem de abone artışında Avrupa’da ilk 5 ülke arasında yer almamız bizim adımıza gurur verici.
Türkiye Yüzyılı’nda hayatın her noktasına değer katan çalışmalarımızla, istisnasız herkes için erişilebilir bir dijital gelecek inşa etmeyi hedefliyoruz. Türk Telekom olarak, insanı merkeze alan yaklaşımımızla teknoloji birikimimizi doğru yatırımlarla güçlendirerek bu yolculuğa liderlik etmeyi sürdüreceğiz” diye konuştu.

Eski Bakan Prof. Dr. Veysel Eroğlu yayımladığı mesajda şu ifadeleri kullandı;
“Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde başlatmış olduğu Milli Ağaçlandırma Seferberliği neticesinde, ormancılık alanında muhteşem çalışmalara imza atmıştır. Yapılan başarılı çalışmalarla birlikte, toplumumuzda ormana ve ağaca olan ilgi ve alaka daha da artmıştır. Ülkemizde orman alanları dışında, okul bahçeleri, hastane ve sağlık ocağı avluları, ibadethane ve mezarlıklar ile yol kenarları da ağaçlandırmıştır.

Çevreye ve yeşile olan hassasiyetim sebebiyle Bakanlığım döneminde ağaçlandırma alanında büyük düşündük ve bu alanda muazzam çalışmalar gerçekleştirdik. Yaptığımız gayretli çalışmalar neticesinde Türkiye orman alanını arttıran nadir ülkelerden biri olmuştur. Son 21 yılda takriben 5,5 milyon hektar alanda ağaçlandırma ve ormancılık faaliyeti yürüterek 7 milyar fidanı toprakla buluşturduk. 2002 yılında ülkemizin orman alanı 20,8 milyon hektar iken, günümüzde 23,3 milyon hektara yükselerek 2,5 milyon hektar orman alanı genişlemiştir. Türkiye’nin orman alanları artarken, orman serveti de %44 artmıştır. 2002 yılında 1,2 milyar m3 olan orman servetini takribi olarak 530 milyon m3 daha arttırarak 1,73 milyar m3’e yükselmiştir.

Türkiye’nin yapmış olduğu muazzam ağaçlandırma ve ormancılık çalışmaları bütün Dünya’nın dikkatini çekmiştir. Dünya Ormancılık Zirvesi düzenli olarak New York’ta gerçekleştirilirken, 2013 yılında ilk defa Sayın Cumhurbaşkanımızın, Başbakanlığı döneminde İstanbul’da gerçekleştirilmiştir. Ülkemiz, ağaçlandırma çalışmalarında Avrupa’da birinci, Dünyada dördüncü sıradadır. Bu gurur verici bir tablodur.
Çölleşme ve erozyonla mücadele konusunda Türkiye lider olmuştur. 1970’li yıllarda erozyon yüzünden taşınan toprak miktarı yıllık ortalama 500 milyon ton iken yapılan başarılı erozyon kontrol çalışmaları ile 154 milyon tona düşmüştür. Türkiye bu alanda başta Afrika ülkeleri olmak üzere komşu ülkelere de destek olmuştur. Ülkemizin takdire şayan çalışmaları Birleşmiş Milletlerin dikkatini çekmiş ve 2015 yılında BM Çölleşme ile Mücadele 12. Taraflar Toplantısı Ankara’da başarıyla gerçekleştirilmiştir. Ben de COP12’nin 2 yıl dönem başkanlığını yaptım.

“Bal Ormanı, Şehir Ormanı ve Mesire Yerleri Tesis Ettik…”
Arıcılığı geliştirmek ve bal üretimini desteklemek maksadıyla Bakanlığım döneminde ilk defa Bal Ormanları Projesini hayata geçirdik. Son 21 yılda 758 adet bal ormanı tesis ederek bal üretiminde Dünya’da ikinci sıraya yükseldik. Vatandaşlarımızın rahat nefes alacakları ve şehrin stresinden uzaklaşmaları için 136 adet şehir ormanı ve 1.456 adet mesire yeri tesis ettik.

“5000 Köye 5000 Orman Projesini Hayata Geçirdik…”
Orman köylülerimizin yerinde kalkınmasını sağlamak maksadıyla Bakanlığım döneminde “5000 Köye 5000 Orman Projesini” hayata geçirdik. Bu başarılı proje çerçevesinde ceviz, badem, fıstık çamı, zeytin, iğde, trüf mantarı gibi 38 ayrı eylem planı hazırlayarak uygulamaya koyduk. Toplam 5.752 köyde 19,2 milyon adet gelir getirici fidan dikerek vatandaşlarımıza ilave gelir sağladık.

Tıbbi ve Aromatik bitkilerin ülke ekonomisine sağladığı katkıyı artırmak ve yeni istihdam alanları oluşturmak maksadıyla Afyonkarahisar’da Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Merkezi Müdürlüğü’nü kurduk. Kekik, defne, adaçayı gibi odun dışı orman ürünlerinin üretimini arttırdık. 2002 yılında 31.000 ton olan odun dışı orman ürünü üretimini 1.060.000 tona yükselttik.
“Korunan Alanlara Gözümüz Gibi Baktık…”
Ülkemizin zengin biyoçeşitliliği Avrupa Kıtasının tamamına eşittir. Zengin biyolojik çeşitliliğimizin korumak için Nuh’un Gemisi Ulusal Biyolojik Veri Tabanını kurdu. Veri tabanına ilk veriyi memleketim Afyonkarahisar’ın endemik türü olan Eber Sarısını ben işledim ve veri girişini başlattık. Şu anda veri tabanında 1.746.000 adet endemik türün girişi yapılmıştır.

Ülkemizin korunan alanlarına gözümüz gibi koruduk. Son 21 yılda ülkemizde korunan alanların sayısı 175’ten 643’e yükseltilmiştir. Alan olarak ise 9,3 milyon dekardan 34 milyon dekara çıkartılmıştır. Ülkemizde milli park sayısı 33’den 48’e, tabiat parkı sayısı 16’dan 261’e yükseltilmiştir. Özellikle her ilimiz için Tabiat Turizmi Master Planları hazırladık. 2022 yılında korunan alanlarımızda ziyaretçi rekoru kırıldı. Takriben 61 milyon kişi 2022 yılında korunan alanlarımızı ziyaret etti. Bu rakam 2021 yılına göre 9,3 milyon kişi arttı.

Türkiye, Hükümetlerimiz döneminde orman alanında muazzam çalışmalar gerçekleştirdi. Yaptığımız ağaçlandırma çalışmaları 85 milyon vatandaşımızın takdirini kazanmıştır. İlk defa Ağaçlandırma seferberliğini ilan eden Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’a şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca bu muazzam çalışmaları gerçekleştiren Orman Genel Müdürlüğü, Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü yani kısaca bütün orman teşkilatına teşekkür ediyor, bu vesileyle bütün vatandaşlarımızın baharın müjdecisi Nevruz ve 21 Mart Dünya Ormancılık Gününü gönülden kutluyorum.”
“TÜRK DİZİSİ GİRDİĞİ ÜLKEYİ MUTLAKA FETHEDİYOR”
Türk dizilerinde daha çok “olayların insanlar üzerinde etkilerinin” ve “duyguların” öne çıktığını dile getiren Aksoy, “Türk dizilerinin tabii içerdiği farklı etkenler de var. Aile ortamında seyredilebilir olması Türk dizilerinin bütün dünyada çok başarılı olmasına yol açtı. Türk dizisi girdiği ülkeyi mutlaka fethediyor.” dedi.
Aksoy, Türk dizilerinin halihazırda Latin ülkeleri, Orta Doğu, Doğu Avrupa, Türk Cumhuriyetleri, Asya, Rusya, Afrika, İspanya, Portekiz gibi bölgelerde ve ülkelerde yoğun talep gördüğünü belirterek, Kuzey Amerika’da da İspanyolca yayın yapan televizyon kanallarından ilgi gördüğünü anlattı. Aksoy, Türk dizilerinin sıradaki hedefinin Çin pazarına girmek olduğunu, bu sayede orada da başarılar elde edileceğini anlattı.
Türkiye’de 6 televizyon kanalının “prime time” boyunca dizi yayınladığına dikkati çeken Aksoy, “Bunların her biri aşağı yukarı bir yılda 10-12 dizi ısmarlıyorlar. Demek ki yılda 60-70 dizi çekiliyor. Zaten bunların da 10-12 tanesi başarılı oluyor. O başarılı olanların içerisinde erkek hikayesi olan diziler pek satılamıyor. Yani daha çok kadın hikayeleri olanlar satılıyor.” diye konuştu.
“100 BİN DOLARA İHRAÇ EDİLEN DE, 300 BİN DOLARA DA”
Fatih Aksoy, Türklerin dizi algısıyla, dünyadaki Türk dizisi algısının farklı olduğunu belirterek, yurt dışındakilerin Türk dizilerinin en başarılı olanlarını izlediğini söyledi.
Aksoy, “En başarılı olanları izledikleri için de Türk dizisi algıları çok yüksek. ‘Türkler çok iyi dizi yapıyor’ diye düşünüyorlar. Halbuki Türkiye’de insanlar dizilerin hem iyisini hem de tutmayanlarını görüyor. Dolayısıyla Türkiye’deki algı biraz daha farklı. Ama yabancılar yalnızca dizilerin en iyilerini gördükleri için çok yüksek algıları var. 170 ülkeye her yıl 8-10 dizi satılıyor.” ifadelerini kullandı.
Dizilerde bölüm başı maliyetin yaklaşık 300 bin dolar seviyesinde olduğu bilgisini veren Aksoy, yapımcıların yurt dışı satışlarıyla birlikte para kazandıklarını bildirdi.
Reklam gelirlerinin televizyon kanallarından dijitale doğru kaymasıyla kanalların para kazanmakta zorluk çekmeye başladığını ifade eden Aksoy, bu yönde televizyon kanallarının desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
Aksoy, “Bahar” ve “Yargı” dizilerinin şu an çok fazla talep gördüğünü belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir Türk dizisinin, dünyada 800 milyon izleyiciye ulaşabilecek potansiyeli bulunuyor. Şunu söylemem gerekir; dizilerde sezon satılır. İhracat rakamı da ülkeye ve projeye göre değişiyor. 100 bin dolara ihraç edilen de vardır, 300 bin dolara da… Hem bölüm sayısının çok olması hem de çok fazla ülkeye satılmış olması sebebiyle ‘Muhteşem Yüzyıl’ ve ‘Yasak Elma’ dizilerinin muhtemelen en fazla gelir elde edilen işler olduğunu düşünüyorum. Bölüm sayısı çok fazla olunca ve hepsi de satılınca ciddi bir gelir elde edildiğini düşünüyorum.”
“TÜRKİYE KENDİ DİZİLERİNİ BÜTÜN DÜNYAYA İZLETEN BİR ÜLKE HALİNE GELDİ”
HİB Eğlence ve Kültür Hizmetleri Komitesi Başkanı Aksoy, Türk dizilerinin Türkiye turizmine de olumlu katkılar sağladığını belirterek, “İstanbul’un dünyada en fazla turist çeken şehir” olmasında Türk dizilerinin önemli bir katkısı olduğunu vurguladı.
Dizilerin popüler olmasıyla İstanbul’u ziyaret etme isteği arasında bağlantı olduğunu anlatan Aksoy, “Bizde mesela Japon ve Çinli turist Roma, Paris gibi şehirlere göre daha azdır, o turistlerin henüz gelmemesine rağmen birinci sıradayız. Onun dışında Türk üniversitelerinin, Türk hastanelerinin yanı sıra Türk mallarının kullanımıyla ilgili olarak, siz bir ülkenin dizisini seyreder ve onu severseniz o ülkeyle ilgili iyi bir duyguya sahip olursunuz. Böylece o ülkenin malı da size daha güvenilir gelir.” diye konuştu.
“DİZİLERDE ABD’NİN YERİNİ BÜYÜK ÖLÇÜDE TÜRKİYE ALDI”
Fatih Aksoy, Türk dizilerinin Türkiye’nin algısını olumlu etkilediğini kaydederek, sözlerini şöyle tamamladı:
“ABD de filmler üzerinden gitti ve filmleri öne çıkararak dünya imparatorluğu haline dönüştü. Amerikan film sektörü gayet başarılı, dizi sektörü o kadar değil artık. Onun yerini büyük ölçüde Türkiye aldı. Türk dizilerinin dünyadaki yaygınlığı Amerikan dizilerini geçti. Amerikan sinema ve dizi endüstrisi daha büyük ihracat yapıyor. Ama dizinin yaygınlığına bakarsak Türk dizileri şu anda dünyanın en yaygın biçimde izlenen dizileri. Bunun da Türkiye ile ilgili batı basınında zaman zaman çıkan tezviratı, çok boşa çıkartan bir yönü var. Siz ne kadar Türkiye ile ilgili olumsuz bir şey söylerseniz söyleyin, insanlar akşam oturup bir Türk dizisi seyrediyor, ‘Bugün bir şey okudum ne alakası var Türkler gayet güzel eğleniyor.’ diye düşünüyor. Bu anlamda, Türkiye kendi dizilerini bütün dünyaya izleten bir ülke haline geldi.”
“FİLM PLATOSUNDA 50 BİNİ AŞKIN TURİST AĞIRLADIK”
Yapımcı ve senarist Mehmet Bozdağ da dünyada dizi ihtiyacının büyük bir kısmını Türkiye’nin karşıladığını belirterek, “Örneğin, salgında bütün dünya durmuşken, biz büyük bir başarıyla hem izole olup hem de kaliteli içerikler üretmeye devam ettik. Bu olay bizi dünyada bir adım daha ileriye taşıdı.” dedi.
Bozdağ Film olarak ürettikleri içerikleri 105’i aşkın ülkeye ihraç ettiklerini dile getiren Bozdağ, ABD’den Tayland’a, Güney Afrika’dan Rusya’ya kadar birçok coğrafyada geniş kitlelere hitap ettiklerini söyledi.
Bozdağ, “Bizim kadim hikayelerimiz, çekim kalitemiz ve hızlı içerik üretiyor oluşumuz dünya pazarını, tabiri caizse, yoğun bir şekilde besliyor. Ülkemiz, kültürümüz, töremiz dünyanın dört bir yanında büyük ilgi görüyor. Yaptığımız içerikler sayesinde hem kültürümüzü yabancılara aktarıyor hem de ülkemizin tanıtımına katkı sağlıyoruz.” şeklinde konuştu.
Bozdağ Film Platolarını yakın zamanda ziyarete açtıklarını anımsatan Mehmet Bozdağ, şu ana kadar platoda 50 bini aşkın turist ağırladıklarını bildirdi.
Mehmet Bozdağ, platoya ziyarete gelen turistlerin kimi zaman Türkçe konuştuğunu, kimi zaman da Türk tarihiyle ilgili hikayeler anlattığını ifade ederek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Sektörün gelişmesi adına devletimizin öncülüğünde bir birliğin sağlanmasının çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu kapsamda yapılan her çalışmaya katılıp ülkemizi ve kültürümüzü anlatmak adına yoğun mesai harcıyoruz. Hedefimiz platolarımızda yıllık 1 milyon ziyaretçiyi ağırlamak. Yaptığımız bu çalışmalar ve içerikler yiyecek-içecek sektöründen turizme kadar birçok sektörün gelişmesinde önemli rol oynuyor.”
Haber7
Fora Grup Savunma Teknolojileri Kurucu Ortağı Yusuf Aydın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2012 yılında ortağı Melih Aktaş ile 2 kişi olarak kurdukları şirketin yaklaşık 200 kişinin çalıştığı bir büyüklüğe ulaştığını söyledi.
Başlangıçta yurt dışından ürünler ithal ederek savunma ve güvenlikle ilgili kurumlara mal ve hizmet sunarken belli bir aşamadan sonra artık üretmeleri gerektiğine karar verdiklerini vurgulayan Aydın, böylece yerli ürünler üretmeye ve ihraç etmeye başladıklarını ifade etti. Sahip oldukları kapasiteyle ancak Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığının ihtiyaçlarını karşılayabildiklerini, kapasitelerinin ihracata müsaade etmediğini anlatan Aydın, 2021’de halen faaliyet gösterdikleri tesise gelerek, öncelikle kapasite ve çalışan sayısını artırdıklarını, ihracat potansiyeline kavuştuklarını belirtti.

Aydın; askeri medikal, askeri tekstil, kriminal inceleme malzemesi, muhafaza ve taşıma çözümleri ve özel operasyon malzemesi ihtiyaçlarını karşılayan bir proje yönetim şirketi olarak çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi. Türkiye’nin en hızlı büyüyen şirketleri arasında 2019’da 33’üncü, 2020 yılında ise 22’nci sırada yer aldıklarına işaret eden Aydın, büyümelerini sürdürdüklerini ve tekrar bu listeye girmeyi amaçladıklarını vurguladı.

HER TİMDE HER BÖLÜKTE
Yusuf Aydın, ürünlerinin yüzde 90’ının güvenlik güçlerinin kullanımına sunulduğunu, hemen hemen her timde, bölükte, tugayda ürünlerinin yer aldığını söyledi. Aydın, şöyle konuştu:
“Askeri medikal alanda iyi bir üreticiyiz. Türkiye, Avrupa ve Orta Doğu’nun en büyük kapasiteli firmasıyız. Dünyadaki 4-5 büyük üreticiden biri olduk bu anlamda. Ürünlerimiz her yaralanan askerimizin yanında açılıyor, kullanılıyor. Pek çoğunda hayatta kalmalarını sağladı. Kanama durdurucu turnikeler, sedyeler, ilk yardım çantaları, temel ve ileri seviye acil müdahale çantaları ürettik, teslim ettik. Komando teçhizatıyla ilgili teslim ettiğimiz sırt çantalarımız, sedyeler, taktik suluklar, taktik-optik malzemeler mevcut. Yaklaşık 700’e yakın proje tamamladık sıfır hatayla. Bunların yüzde 90’ı da Mehmetçiğin, polisin, jandarmanın ve diğer savunmayla ilgili birimlerimizin kullanımında. Bugüne kadar en ufak bir olumsuzu geri dönüşümüz olmadı ve memnuniyetle de kullanılıyorlar.”

İHRACAT KAPISI AZERBAYCAN İLE AÇILDI
Aydın, yaklaşık 2,5 yıl önce ilk ihracatı Azerbaycan’a yaptıklarını ve son 2 yılda ürünlerinin 29 ülkede kullanılır hale geldiğini bildirdi. İhracat faaliyetleri hakkında bilgiler veren Aydın, şunları kaydetti:
“Japonya ordusunda kullanılan ürünlerimiz var. Finlandiya’dan Nijerya’ya, ABD’den Çin’e geniş bir coğrafyada, tabiri caizse Adriyatik’ten Çin’e, İskandinav ülkelerinden Güney Afrika’ya kadar 29 ülkede ürünlerimiz kullanılıyor. Bunu çok kısa zamanda ve çok çeşitli ürün yelpazesiyle başardık. En az 90-100 kalem farklı ürünü yönetiyoruz. Çok çeşitli, önemli kısmı NATO ülkesi olan ordulara bu ürünleri teslim ediyoruz. Agresif şekilde ihracat odaklı büyümeye devam ediyoruz.

İlk 8-9 yıl yurt dışından getirip satıyorduk. Artık üreterek büyümemiz gerektiğini, yurt dışına satarak döviz getirici işlemler yapmamız gerektiğini düşündük. Sonucunda da yaptığımız işle gurur duyar hale geldik. Bu kadar geniş coğrafyada ürünlerimizin kullanılıyor olması, talebin her geçen gün artıyor olması, bizi fazlasıyla mutlu ediyor.”
“İHRACATIN PAYI YÜZDE 50’NİN ÜZERİNE ÇIKTI”
Kısa sürede ihracatta yakaladıkları başarının, işlerini severek yapmalarından kaynaklandığını vurgulayan Yusuf Aydın, ürünlerinin sınır birliğindeki bir Kırgız askerinin üzerinde olmasının, Japonya’da kullanılmasının, ABD ve İskandinav ülkelerine ihracat yapmanın kendilerini mutlu ettiğini söyledi.
Ürünlerinin şehit ve gazilerin neredeyse tamamı için kullanıldığına işaret eden Aydın, “Onların hayatına dokunuyor olmak, onların belki yaşama tutunmalarını sağlıyor olmak bizi motive ediyor. Bu motivasyonla da her gün daha fazlasını yapmaya gayret gösteriyoruz. Kamuoyuyla paylaştığımız, paylaşamadığımız pek çok proje var yürüyen ve bunların sonucunda mutlaka daha fazla askerimizin, polisimizin hayatını kurtarıyor olacağız.” dedi.

Yurt dışındaki fuarlara kendi ürünleriyle katılmanın, farklı ülkelerde distribütör ya da temsilcilerinin olmasının da motive edici olduğunu dile getiren Aydın, bu motivasyonla büyümeye, kapasitelerini artırmaya devam edeceklerini kaydetti. Aydın, “İstiyoruz ki 200 çalışanla değil de 400 çalışanla bunları yapalım. 29 ülke değil de 59 ülke olsun.” diye konuştu.
Yusuf Aydın, başlangıçta yüzde 2-3’lerde olan cirodaki ihracat payının, bu faaliyetler sonunda yüzde 50’nin üzerine çıktığını bildirdi.
ABD’li firmaların hakimiyetindeki bir alanda dünyanın farklı coğrafyalarındaki ihtiyaçları karşılamak için önemli bir boşluğu doldurduklarına dikkati çeken Aydın, üretim gücü ve kaliteleriyle ABD’de tercih edildiklerini kaydetti. Aydın, “Zor bir şey çünkü özellikle askeri medikalin çıkış noktası orası. Sadece ABD de değil, Çin’e de ihracat yapıyoruz ki bu normalde hayatın olağan akışına ters bir durum. Çünkü Çin bütün dünyanın bu yönde ihtiyacını karşılarken biz oraya ihraç ediyoruz ürünlerimizi.” ifadelerini kullandı
İşte Erdoğan’ın konuşmasından satır başları;
Ülkemizi 2023 hedeflerine Konya ile birlikte taşıdık. İnşallah Türkiye Yüzyılı’nın inşasını da Konya ile birlikte kuracağız.
ALANDAKİ KİŞİ SAYISINI AÇIKLADI
Konya, partimizi kurma yolculuğumuzdan beri her aşamada yanımızda oldu. Şu an burada 110 bin kişi var.

Sizler asıl meselenin sadece seçim, sandık değil, kutlu bir davanın sancağını yüceltmek olduğunu dünyaya gösterdiniz. Konya’nın 31 Mart’ta da vereceği oyla tarih yazacağını, sancağı da en yükseğe çekeceğine inanıyorum.
Asırlarca Anadolu’ya başkentlik yapan Konya, ülkemize ışık saçtı.
Konya, tüm mazlum ve mağdurlara el uzatan bir şehirdir. Konya Büyükşehir Belediyemiz deprem bölgesinde yapmadık destek bırakmadı.
21 yıldır ülkeye hizmet ederken çok yönlü bir mücadelenin içinde olduk. Altyapı eksiklerini tamamlamak için gece gündüz çalıştık. Yasak ve baskılarla geçen uzun bir aranın ardından reform yaptık. Ülkemize yönelik sayısız saldırının önüne set çektik. Ülkemizi siyasi, ekonomik, askeri olarak güçlendirirken memleketin tüm potansiyelini kullandık. Dünyadaki tüm gelişmeleri takip ettik.

CHP-DEM PAZARLIĞINA TEPKİ: KANDİL’DEN ADAY GÖSTERDİLER
6’lı masayı hatırlıyorsunuz değil mi? Bugün Mahalli İdareler Seçimleri’nin kendine özelliklerini kullanarak cepheyi birazcık daha genişlettiler. CHP, yine DEM’le gizli saklı bir iş birliği halinde. Sözde kent uzlaşısı adı altında şehirleri, ilçeleri paylaşıyorlar. DEM yönetimi, dışarıdan aldığı emirlere göre hareket ediyor. En çok oyun alınacağı yerde bile emirleri yerine getirecek kişileri aday gösteriyorlar.
DEM Parti CHP ile yaptığı pazarlıkta siyasi tabanı olan değil Kandil’den işaret edilen isimleri öne sürdü. Sinsi oyuna Cumhur İttifakı ve AK Parti’ye kaybettirmek için katılan başka aktörler de var. Bu figüranların tek faktörü CHP-DEM’e su taşımaktır.
Partimizden ayrılıp Altılı Masa’ya misafir oldular şimdi Parlamento’da bile yerleri yok. Hepsinin sonu hüsran oldu. Güya Anadolu ayağa kalkacaktı, Meclis’e bile giremediler. Sadece sandıkta değil milletin nezdinde de kaybettiler.
CHP yönetimi yıllardır laiklik, Atatürkçülük, irtica gibi kavramların istismarıyla varlıklarını sürdürmeye alışmışlar.

Memleketin hayrına hiçbir fikir üretemeyen, eylem ortaya koyamayanların durumuna gönlümüz razı gelmiyor.
Sırf AK Parti husumetiyle, Erdoğan husumetiyle ve AK Parti oylarına gözlerini dikerek siyaset yaptıklarını sananları anlamakta zorlanıyoruz. Sırtını sadece konjonktüre dayamaktan başka sermayesi olmayanların akıbeti, yeni bir konjonktürle silinip gitmektir.
“DEMET DEMET DOLARLARI, AVROLARI TOPLAYIP PAYLAŞIYORLAR”
Bir davası, vizyonu, programı olanlar siyasette de gönüllerde de kalıcı olurlar.
Demet demet dolarları, avroları toplayıp paylaşıyorlar. CHP’nin adı her türlü şaibeli işle anılıyor. Bunlara ülke teslim edilir mi?
“ESER VE HİZMET SİYASETİNDE ELİMİZE KİMSE SU DÖKEMEZ”
Eser ve hizmet siyasetinde elimize su dökecek kimseyi tanımıyoruz. Şehirlerimizi eşi benzeri görülmemiş yatırımlarla buluşturduk. Son 21 yılda Konya’ya 372 milyar liranın üzerinde kamu yatırımı yaptık. Eğitimde şehrimize 4 yeni üniversite kazandırdık.
KULU DEVLET HASTANESİ HASTA KABULÜNE BAŞLIYOR
Kulu Devlet Hastane’sinin bu çarşamba hasta kabulüne başlayacağının müjdesini de veriyorum.
Kayacık ile mevcut gar arasındaki kesimi 4 hatlı hale getiriyoruz. Yeni Gar-Meram Raylı Sistem Hattı çalışmalarımız devam ediyor.
ÇİFTÇİLERE DESTEK
Tarım ve ormancılıkta şehrimize 25 baraj, 41 gölet, 76 sulama tesisi inşa ettik. Çiftçilerimize yaklaşık 119 milyar liralık tarımsal hibe desteği verdik.
“ŞEHİRLERİ BU HIRSIZLARIN ELİNDEN KURTARALIM”
31 Mart akşamı Konya’dan bir başka ses çıkacak. Bir de İstanbul büyük önem arz ediyor. İBB adayımız Murat Kurum Konyalı, İstanbul’da ne kadar Konyalı varsa arayacaksınız, hepsini seferber edeceksiniz. İhmal yok, bir telefon. Ben size inanıyorum, siz de bana inanıyorsunuz. Bu hırsızların elinden kurtaralım.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, İzmir’deki Bergama Organize Sanayi Bölgesi’ni ziyaret ederek sanayicilerle görüştü.
Daha sonra Bergama Ticaret Odası’nda sivil toplum kuruluşu (STK) temsilcileri ve muhtarlarla bir araya gelen Bayraktar, burada yaptığı konuşmada, İzmir ve Bergama’nın enerji alanındaki önemine işaret etti.
Türkiye’nin altından kömüre birçok alanda bereketli topraklar üzerinde bulunduğunu ancak ülke ekonomisinin özellikle enerji ithalatı yönüyle cari açık verdiğini dile getiren Bayraktar, 2022’de enerji ithalatı tutarının yaklaşık 96,5 milyar dolar olduğunu söyledi.
“ENERJİDE BAĞIMSIZLIK” MESAJI
Bakan Bayraktar, şöyle devam etti:
“2023’te bunu 70 milyar dolarlar seviyesine çektik ama 70 milyar dolar, 80 milyar dolar, 90 milyar dolar her sene enerji faturası ödeyerek maalesef bu cari açık problemini, döviz problemini ve nihai olarak enflasyon problemini çözme şansımız yok. Dolayısıyla bizim Türkiye’de, enerjide Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde ortaya koyduğumuz hedef şu; Türkiye’nin mutlaka bu cari açığı düşürecek, enerjide dışa bağımlılığı düşürecek ve nihai olarak önümüzdeki süreçte Türkiye’yi enerjide bağımsız kılacak, kendi kendine yeten bir ülke haline getirecek politika ve projeleri hayata geçirmeye gayret ediyoruz.
Bunun yolu Türkiye’nin kendi kaynaklarını kullanmasından geçiyor. Başta yenilenebilir olmak üzere, yani bizim hamdolsun güneşimiz, rüzgarımız, jeotermalimiz, dolayısıyla bu kaynaklarımızı mutlaka ekonomiye kazandırmamız lazım. İkinci husus mutlaka Türkiye’nin kendi doğal gazını, petrolünü bulması gerekiyor. Bütün izlediğimiz politikalar, yaptığımız faaliyetler bu doğrultuda.”
“YENİLENEBİLİRDE ÇOK BÜYÜK HEDEF KOYDUK ÖNÜMÜZE”
Karadeniz’de çok önemli bir gaz keşfi yapıldığını, üretimi hızlı bir şekilde artırmayı hedeflediklerini belirten Bayraktar, hane halkı doğal gaz ihtiyacını yerli kaynaklardan sağlama hedefiyle çalıştıklarını bildirdi.
Türkiye’nin petrol keşiflerine de değinen Bayraktar, daha önce adı terörle anılan Gabar’da Türkiye’nin en kaliteli petrolünün üretildiğini söyledi.
Bakan Bayraktar, petrol, doğal gaz ve yenilenebilir enerji kaynaklarını hayata geçirirken yerli ekipman kullanılmasının önemine dikkati çekerek şunları ifade etti:
“Bugün Türkiye’de 12 bin megavatın üzerinde rüzgar kurulu gücümüz var. Dolayısıyla bu rüzgarı aynı zamanda elektriğe, enerjiye dönüştürürken ekipmanları da üretmek, dolayısıyla böyle bir ekosistem, böyle bir endüstri, böyle bir istihdama katkı sağlayabilecek alanı da açmak istedik. Onun için bizim yerli ekipman destek mekanizmamız var. Çünkü yenilenebilirde çok büyük hedef koyduk önümüze. Dedik ki Türkiye şu anda dünyada 12’inci sırada güneş ve rüzgarda. Avrupa’da 5’nci sıradayız. Ama bu yer bizim için yeterli değil. Çünkü ülkemizin bu açıdan çok büyük bir potansiyeli var. Her yıl biz 5 bin megavat güneş ve rüzgar (enerjisi santrali) yapmak zorundayız. Kanadını, kulesini üreten, güneş panelini üreten bir ülke olmamız lazım. Türkiye’nin bu anlamda gideceği ciddi bir yol var.”
ALTIN ÜRETİMİNDE HEDEF, YILLIK 100 TON
Türkiye’nin çok yoğun altın ithalatı yapan bir ülke olduğunu, altın madenciliğindeki potansiyelin de daha iyi kullanılması gerektiğini söyleyen Bayraktar, şunları kaydetti:
“Altın üretimimizi mutlaka yıllık en az 100 tonlara çıkarmamız gerekiyor önümüzdeki 5 yıl içinde. Bunu yapabilmek için elbette ki insandan, insan sağlığından vazgeçmeden ve bunu önceleyerek, çevreyi önceleyerek yatırımları yapmamız lazım. Özellikle madencilik sektöründe çalışan arkadaşlarımızdan bunu tekrar istirham ediyorum bu toplantı vesilesiyle. Değerli arkadaşlar, iş sağlığı ve güvenliğinden asla taviz vermeden, asla riske etmeden, mutlaka işletmelerimizi doğru işleteceğiz. Çünkü çok yakın bir zamanda bir kaza yaşadık biliyorsunuz Erzincan İliç’te. Dolayısıyla asla bunları istemiyoruz.
Biz bu anlamda denetimlerimizi daha da sıklaştıracağız ama esas iş sizlere düşüyor. İşletme sahiplerine, işletmecilere, orada çalışanlara düşüyor. Dolayısıyla güvenli madencilik, çevreyle uyumlu madencilik diyoruz. Bu anlamda da ülkemiz maden açısından dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ama bunları doğru şekilde, sorumlu şekilde ekonomimize kazandırmamız lazım. Bunu yaptığımız zaman Türkiye daha güçlü bir ülke olacak, daha güçlü bir ekonomimiz olacak.”
Kentsel dönüşümünü yapmış, trafik, çevre ve hava kirliliği sorununu çözmüş şehirlerin gerekliliğine vurgu yapan Bayraktar, yerel seçimlerde AK Parti Bergama Belediye Başkan adayı Sadık Doğruer için destek istedi.
Bakan Bayraktar’a, AK Parti Gençlik Kolları Genel Başkanı ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan, AK Parti İzmir Milletvekili Alpay Özalan, Bergama Belediye Başkanı Hakan Koştu ve AK Parti Bergama Belediye Başkan adayı Sadık Doğruer eşlik etti.
]]>Daha sonra Bergama Ticaret Odası’nda sivil toplum kuruluşu (STK) temsilcileri ve muhtarlarla bir araya gelen Bayraktar, burada yaptığı konuşmada, İzmir ve Bergama’nın enerji alanındaki önemine işaret etti.
Türkiye’nin altından kömüre birçok alanda bereketli topraklar üzerinde bulunduğunu, ancak ülke ekonomisinin özellikle enerji ithalatı yönüyle cari açık verdiğini dile getiren Bayraktar, 2022’de enerji ithalatı tutarının yaklaşık 96,5 milyar dolar olduğunu söyledi.

Bakan Bayraktar, şöyle devam etti:
“2023’te bunu 70 milyar dolarlar seviyesine çektik ama 70 milyar dolar, 80 milyar dolar, 90 milyar dolar her sene enerji faturası ödeyerek maalesef bu cari açık problemini, döviz problemini ve nihai olarak enflasyon problemini çözme şansımız yok. Dolayısıyla bizim Türkiye’de, enerjide Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde ortaya koyduğumuz hedef şu; Türkiye’nin mutlaka bu cari açığı düşürecek, enerjide dışa bağımlılığı düşürecek ve nihai olarak önümüzdeki süreçte Türkiye’yi enerjide bağımsız kılacak, kendi kendine yeten bir ülke haline getirecek politika ve projeleri hayata geçirmeye gayret ediyoruz. Bunun yolu Türkiye’nin kendi kaynaklarını kullanmasından geçiyor. Başta yenilenebilir olmak üzere, yani bizim hamdolsun güneşimiz, rüzgarımız, jeotermalimiz, dolayısıyla bu kaynaklarımızı mutlaka ekonomiye kazandırmamız lazım. İkinci husus mutlaka Türkiye’nin kendi doğal gazını, petrolünü bulması gerekiyor. Bütün izlediğimiz politikalar, yaptığımız faaliyetler bu doğrultuda.”
“YENİLENEBİLİRDE ÇOK BÜYÜK HEDEF KOYDUK ÖNÜMÜZE”
Karadeniz’de çok önemli bir gaz keşfi yapıldığını, üretimi hızlı bir şekilde artırmayı hedeflediklerini belirten Bayraktar, hane halkı doğal gaz ihtiyacını yerli kaynaklardan sağlama hedefiyle çalıştıklarını bildirdi.
Türkiye’nin petrol keşiflerine de değinen Bayraktar, daha önce adı terörle anılan Gabar’da Türkiye’nin en kaliteli petrolünün üretildiğini söyledi.
Bakan Bayraktar, petrol, doğal gaz ve yenilenebilir enerji kaynaklarını hayata geçirirken yerli ekipman kullanılmasının önemine dikkati çekerek şunları ifade etti:
“Bugün Türkiye’de 12 bin megavatın üzerinde rüzgar kurulu gücümüz var. Dolayısıyla bu rüzgarı aynı zamanda elektriğe, enerjiye dönüştürürken ekipmanları da üretmek, dolayısıyla böyle bir ekosistem, böyle bir endüstri, böyle bir istihdama katkı sağlayabilecek alanı da açmak istedik. Onun için bizim yerli ekipman destek mekanizmamız var. Çünkü yenilenebilirde çok büyük hedef koyduk önümüze. Dedik ki Türkiye şu anda dünyada 12’inci sırada güneş ve rüzgarda. Avrupa’da 5’nci sıradayız. Ama bu yer bizim için yeterli değil. Çünkü ülkemizin bu açıdan çok büyük bir potansiyeli var. Her yıl biz 5 bin megavat güneş ve rüzgar (enerjisi santrali) yapmak zorundayız. Kanadını, kulesini üreten, güneş panelini üreten bir ülke olmamız lazım. Türkiye’nin bu anlamda gideceği ciddi bir yol var.”

ALTIN ÜRETİMİNDE HEDEF, YILLIK 100 TON
Türkiye’nin çok yoğun altın ithalatı yapan bir ülke olduğunu, altın madenciliğindeki potansiyelin de daha iyi kullanılması gerektiğini söyleyen Bayraktar, şunları kaydetti:
“Altın üretimimizi mutlaka yıllık en az 100 tonlara çıkarmamız gerekiyor önümüzdeki 5 yıl içinde. Bunu yapabilmek için elbette ki insandan, insan sağlığından vazgeçmeden ve bunu önceleyerek, çevreyi önceleyerek yatırımları yapmamız lazım. Özellikle madencilik sektöründe çalışan arkadaşlarımızdan bunu tekrar istirham ediyorum bu toplantı vesilesiyle. Değerli arkadaşlar, iş sağlığı ve güvenliğinden asla taviz vermeden, asla riske etmeden, mutlaka işletmelerimizi doğru işleteceğiz. Çünkü çok yakın bir zamanda bir kaza yaşadık biliyorsunuz Erzincan İliç’te. Dolayısıyla asla bunları istemiyoruz. Biz bu anlamda denetimlerimizi daha da sıklaştıracağız ama esas iş sizlere düşüyor. İşletme sahiplerine, işletmecilere, orada çalışanlara düşüyor. Dolayısıyla güvenli madencilik, çevreyle uyumlu madencilik diyoruz. Bu anlamda da ülkemiz maden açısından dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Ama bunları doğru şekilde, sorumlu şekilde ekonomimize kazandırmamız lazım. Bunu yaptığımız zaman Türkiye daha güçlü bir ülke olacak, daha güçlü bir ekonomimiz olacak.”
Kentsel dönüşümünü yapmış, trafik, çevre ve hava kirliliği sorununu çözmüş şehirlerin gerekliliğine vurgu yapan Bayraktar, yerel seçimlerde AK Parti Bergama Belediye Başkan adayı Sadık Doğruer için destek istedi.
Bakan Bayraktar’a, AK Parti Gençlik Kolları Genel Başkanı ve İzmir Milletvekili Eyyüp Kadir İnan, AK Parti İzmir Milletvekili Alpay Özalan, Bergama Belediye Başkanı Hakan Koştu ve AK Parti Bergama Belediye Başkan adayı Sadık Doğruer eşlik etti.
Türkiye ve İngiltere’nin askeri ve siyasi açıdan iki güçlü ortak olduğunu, ekonomi ve ticaret alanında da güçlü ilişkileri bulunduğunu dile getiren Bolat, iki ülke arasındaki mevcut serbest ticaret anlaşmasının İngiltere’nin Avrupa Birliğinden ayrılması sonrasında karşılıklı ticaretin yasal bir zemine oturması için yapıldığını anımsattı.
Bolat, söz konusu anlaşmanın 2021 başında yürürlüğe girdiğini ve Kovid-19 salgını şartlarında dahi oldukça başarılı ilerlediğini kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Karşılıklı ticaretimiz 19 milyar dolara yükseldi ve bu ticarette geçen yıl itibarıyla Türkiye 6 milyar dolar fazla kazandı. Ama ticaret yıllar içinde değişebiliyor. Önemli olan karşılıklı ticaretteki ivmenin devam etmesi. Mevcut serbest ticaret anlaşması sanayi ürünlerini kapsıyordu. Hizmetler sektörünü, yani eğitim, sağlık, fuarcılık, bankacılık, telekomünikasyon, taşımacılık, kara, hava, deniz ve demir yolu taşımacılığı ve turizm sektörlerini de dahil etmek, ortak yatırımları kurala bağlamak ve teşvik etmek, geliştirmek ve tarımsal ürünlerde de karşılıklı bazı tavizlerin elde edilmesi zeminini konuşmak üzere STA’nın güncellenmesi müzakerelerini her iki ülke birbirine teklif etti.”

Bolat, Londra’da mevkidaşı Badenoch ile bu süreci başlattıklarını belirterek, müzakerelerin zaman alabileceğini, İngiltere’nin yoğun bir seçim dönemine girdiğini ancak teknik düzeyde müzakerelerin 10 Haziran’da Londra’da başlayacağını söyledi.
“UKEF, DEMİR YOLU VE YENİLENEBİLİR ENERJİ PROJELERİNE 4 MİLYAR DOLAR FİNANSMAN SAĞLADI”
Bakan Bolat, söz konusu yeni alanlarda her iki ülkenin fayda sağlayabileceği ve kazan-kazan ilkesi temelinde bir STA için müzakerelerin yapılacağını ifade ederek, şunları söyledi:
“Biz kendi ülkemize azami fayda ve avantaj sağlamaya çalışacağız. Onlar da kendi ülkeleri için masaya taleplerini koyacaklar. Yani iki taraf da bu taleplerde anlaşamazsa zaten anlaşma olmaz. Mevcut serbest ticaret anlaşması devam eder, sanayi ürünlerinde. Ama iki ülkenin de kazan kazan ilkesiyle ticaretlerini artırabileceği bir ortam ve şartlar oluştuğu takdirde de anlaşmaya varılır.”
Bolat, Türkiye’nin Birleşik Krallık ile turizm haricinde dahi 5 milyar dolarlık hizmetler ticareti bulunduğunu belirterek, üçüncü ülkelerdeki müteahhitlik hizmetlerinde her iki ülke firmalarının birlikte çalışması noktasında iki ay önce İstanbul’da bir niyet mektubu imzalandığını anımsattı.
Bu kapsamda Türk ve İngiliz firmalarının birlikte iş yapmasının teşvik edileceğini dile getiren Bolat, “Yine, Birleşik Krallık resmi İhracat Kredi Kuruluşu (UKEF) Türkiye’de demir yolu projeleri ve yenilenebilir enerji gibi bazı önemli projelere 4 milyar dolar civarında finans desteği verdi. Bu da ülkemizde bu projelerin tamamlanması açısından büyük önem arz ediyor. Kendilerine bu iş birliğinin devamını istediğimizi belirttik.” diye konuştu.

20 MİLYAR DOLAR HEDEFİ
İki ülke arasında 19 milyar doları bulan ticaret hacminin dünya ticaretinin küçüldüğü ve küresel ekonominin durgunluk içinde olduğu bir dönemde gerçekleştiğini belirten Bolat, “İlk planda bu seneki hedefimiz 19 milyar doları aşarak karşılıklı ticarette 20 milyar dolara ulaşmak.” dedi.
“TÜRKİYE’NİN SAVUNMA SANAYİ ÜRETİMİ VE İHRACATI 5 YILDA GEOMETRİK HIZLA BÜYÜYECEK”
Ticaret Bakanı Bolat, Türk Hava Yollarının Airbus’a verdiği uçak siparişini anımsatarak, bazı modellerin ağırlıklı İngiltere’de yapılacağını ve bazı uçaklarda İngiliz motor şirketinin motorlarının bulunacağını belirterek, “Dolayısıyla İngilizler Türkiye ile ekonomik ilişkilerin artmasına büyük önem veriyor.” ifadesini kullandı.
Türkiye’nin de savunma sanayisi ürünlerinde Avrasya’da önemli bir üretim ve tedarik ülkesi haline geldiğine işaret eden Bolat, şöyle konuştu:
“Türkiye dostlarına ya da kendisinden ürün almak isteyenlere ‘sana şunu dayatırım ya da ambargo uygularım’ gibi dostane olmayan yaklaşımlar hiçbir zaman uygulamıyor. Bu anlamda da Türkiye güvenilir bir tedarikçi ve satıcı ülke konumunda. Savunma sanayimizin önünde daha çok güzel günler var. İnşallah daha büyük hedeflere ulaşacağız. Önümüzdeki 5 yıllık süreçte Türk savunma sanayisi üretimi ve ihracatı adeta geometrik bir hızla büyüyecek, gelişecek ve ülkemize de teknoloji ve katma değer katacak. Aynı zamanda savunma sanayisinde, ihracat pazarlarında ürün ortaya koyduğunuz ve bu da alıcı bulduğu zaman, ülkenizin genel sanayisine çok büyük değer veriliyor.”
IMF Kızıldeniz’de gemilere gerçekleşen saldırılar nedeniyle Süveyş Kanalı’ndaki ticaret hacminin yılın ilk iki ayında yıllık yüzde 50 azaldığını duyurdu. Güney Afrika açıklarında bulunan diğer bir yol olan Ümit Burnu’nda ise hacim %70’in üzerine yükseldi. Analistler yaşanan gelişmeleri Kızıldeniz’deki Husi saldırılarıyla bağlantılı olarak görüyor. Bu durumun sebebinin yalnızca saldırılarla sınırlı olmayabileceği de yapılan yorumlar arasında.
Türkiye ile Somali arasında 8 Şubat’ta bölgesel güvenlik ağırlıklı Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması imzalandı. Somali Enformasyon Bakanı Daud Aweis anlaşmanın Afrika Boynuzu için istikrar sağlayıcı bir güç görevi üstlendiğini belirtti. Bazılarına göre “Gölge CIA” olarak tanımlanan Stratfor Dergisi de benzeri bir analiz yayınladı. ‘Ankara, Somali ve Cibuti ile Savunma Anlaşmaları Yoluyla Etkisini Genişletiyor’ başlığıyla yayınlanan yazı, Türkiye’nin bölgedeki gücünü artıracağını vurguladı. Türkiye’nin ilerleyen yıllarda Somali veya Cibuti’de bir deniz üssü kurabileceği değerlendirmesi yapıldı.
Uzun vadedeyse, Somali’nin donanmasının ve sahil güvenliğini güçlendirileceği ve korsanlık faaliyetlerine büyük bir darbe vurulacağı öngörüldü. Türkiye’nin hamlesinin Asya’ya giden deniz ticaret yollarını güvence altına alma girişimi olduğuna dikkat çekildi. Analizde ilginç bir başka detay ise ABD’nin iki müttefikinin, iyi ilişkilere sahip olmasına rağmen, rekabete girebileceği üzerineydi. Yaşanan gelişmelerin, ikili ilişkilerin kötüleşmesi halinde, Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki bölgesel rekabeti artıracağı ifade edildi.
TÜRKİYE’NİN SOMALİ HÜKÜMETİYLE İYİ İLİŞKİLERİ YENİ BİR GELİŞME DEĞİL
1979’da açılan ilk Türk Büyükelçiliği ülkedeki iç savaş nedeniyle 1991 yılında kapatılmıştı. Bundan iki yıl sonra BMGK kararı ile bölgede istikrar sağlanması için bölgeye Türk askeri gönderildi. 2010 yılında BM tarafından organize edilen Somali konferansı İstanbul’da gerçekleşti. Ve 2011’de Türkiye’nin Mogadişu Büyükelçiliği yeniden faaliyete geçti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, aynı yıl Somali’ye yaptığı ziyarette dünyayı ekonomik zorluklarla boğuşan bölge halkına yardım etmeye çağırdı. Bunun üzerine TİKA, Kızılay ve birçok sivil toplum kuruluşu 500 milyon doları aşan bir yardım toplayarak ülkeye ciddi bir yardım ulaştırdı.
Türk Hava Yolları 2012 yılında ülkeye seferler düzenlemeye başladı. Bir yıl sonra da Türk şirketi LLC firması Mogadişu Havalimanı’nın işletmesini devraldı. 2014’te ise Mogadişu Limanı’nın işletmesi Albayrak AŞ tarafından alındı.
2015 yılında Erdoğan ülkeye bir ziyaret daha gerçekleştirdi. 200 yatak kapasiteli Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin açılışını yaptı. Bir yıl sonra da Türkiye’nin dünyadaki en büyük dış misyonu “Mogadişu Büyükelçilik Külliyesi” hizmete girdi.
2017 yılında ise iki ülke arasındaki ilişkide bir milat noktası yaşandı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yurt dışındaki en büyük askeri eğitim merkezi Mogadişu’da faaliyete girdi. Bölgedeki üsse TÜRKSOM adı verildi. Somali askerleri ve polisleri Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından eğitildi. Eğitimlerini tamamlayan güvenlik güçlerine diplomaları takdim edildi.
Türkiye’nin Somali’ye askeri desteği sadece eğitimle de sınırlı kalmadı. Bayraktar SİHA’lar son dönemde El Kaide bağlantılı terör örgütü Eş Şebab’a karşı etkin bir biçimde kullanıldı. Birçok kasaba ve köy örgütün işgalinden temizlendi.
İNGİLİZLERİN İSTİHBARATI OLDUKÇA DİKKAT ÇEKİCİ!
ABD, 2023’ün Aralık ayı sonunda, küresel ticaretin önemli rotalarından biri olan Kızıldeniz’de İran destekli Husiler ticaret gemilerine yönelik artan saldırıları karşısında görev gücü kurma kararı aldı.
Husiler gerçekleştirdikleri eylemleri, İsrail’in Gazze’de başlattığı soykırıma dayandırmış; “Orada saldırılar bitmeden, Kızıldeniz’deki eylemlerimiz sona ermeyecek” açıklamasında bulunmuştu.
ABD’nin koalisyonuna İngiltere, Kanada, Fransa, Almanya ve İtalya’nın da olduğu bir dizi ülkenin katıldı. Operasyonel faaliyetlerde İsrail donanmasının bulunmaması ise dikkatleri çekti. Bu durumun Washington’ın gerilimi daha da yükseltmemek için gerçekleştirdiği bir hamle olduğu yorumları yapıldı.
Koalisyonun kurulması Husileri caydırmadı. Kısa bir süre içinde ticaret gemilerine yönelik füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenlenmeye devam etti. ABD ve Koalisyon güçleri Yemen’deki Husi hedeflerini vurdu. Gemilere yönlendirilen füzeleri ve kamikaze İHA’ların bir bölümünü imha etmeyi başardı.
Bölgede tüm bunlar yaşanırken İngiliz istihbaratının Sky News’e verdiği brifing ise dikkatleri çekti. İngilizlere göre ABD operasyonlardan önce Husiler’e vuracağı konumları belirtiyor; Böylece Husiler bölgeden askeri araçlarını ve personelini çekiyor, saldırılar sadece sembolik hasarlara sebep oluyor.
İddialar doğru ise ABD’nin neden böyle bir durum gerçekleştirdiğine dair farklı teoriler var. Birinci durum, İsrail’in Washington’ın tüm ısrarlarına rağmen Gazze Şeridi’ndeki katliamlarına son vermemesi. Husilerin saldırılarıyla İsrail limanları da boş kalıyor. Böylece Netanyahu hükümetine yönelik ekonomik anlamda baskı oluşturuluyor.
İkinci teori, Rusya ve Çin’in önderliğindeki BRICS’ın üyesi olan Güney Afrika’nın kritik konumu ve yer altı zenginlikleri nedeniyle yeniden Beyaz Saray’a yaklaştırılmak istemesi. Güney Afrika’nın Lahey’de İsrail’e dava açan ülke olduğu da hatırlatılınca bu durumun yeni bir denge alanı oluşturmak amaçlı planlandığı ifade ediliyor. Ümit Burnu’nda artan ticaretle birlikteyse, Ramaphosa yönetiminin sempatisinin kazanılarak Washington ile iyi ilişkiler yürütmesi sağlanabileceği değerlendiriliyor.
Üçüncü teori ise Türkiye’nin bölgede attığı adımların sınırlandırılmak istenerek farklı ticaret rotalarının öneminin artırılması olarak görülüyor. Ankara, ABD için müttefik bir ülke konumunda bulunsa da, PKK/YPG terör örgütüne verdiği mali ve eğitim desteği biliniyor. Ayrıca diğer NATO müttefikleriyle zaman zaman yaşadığı büyük problemler de göz ardı edilecek cinsten değil.
]]>Ardından Prof. Dr. Bilgehan Gülcan tarafından Turizm Master Planı’nın sunumu yapıldı. Toplantıda Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Demir, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı AK Parti Samsun Milletvekili Mehmet Muş, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Çiğdem Karaaslan ve Samsun Valisi Orhan Tavlı da kısa bir konuşma gerçekleştirdi.
Protokol konuşmalarının ardından söz alan Bakan Ersoy, Türkiye’nin turizm alanındaki durumu ve Samsun Turizm Master Planı hakkında önemli açıklamalarda bulundu.
“TURİZM GELİRİMİZ YÜZDE 17 ARTIŞLA 54,3 MİLYAR TL OLDU”
2023 yılını turizm alanında rekor kırarak tamamladıklarının altını çizen Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, “Savaşlar, insani krizler, afetler, siyasi gerilimler ve küresel ekonomik dalgalanmalar, öznesi insan olan turizmi olumsuz etkilemeye devam ediyor. Ancak biz Türk turizmini ileriye taşıma kararlılığımızdan hiçbir zaman ödün vermedik ve neticede 2023’ü yine rekorlarla kapattık. Ziyaretçi sayımız 56,7 milyon kişi oldu, yüzde 10’luk artış yakaladık. Turizm gelirimiz 54,3 milyar dolar olarak gerçekleşti, yüzde 17 artış sağlamış olduk. Kişi başı gecelik harcamayı ise 99 dolara yükselttik. Başarıyı getiren unsurlardan biri şüphesiz TGA. Kurulduğu 2019 yılından bugüne tanıtım, iletişim ve durum yönetimi başlıklarında, kendisinden 60-70 yıl önce kurulmuş uluslararası kurumların arasından sıyrılmış ve muazzam bir iş çıkarmıştır. Bugün de bu performansını devam ettirmektedir. Öyle ki bugün Türkiye dünyanın en yoğun ve etkili tanıtım yapan ülkesi konumuna gelmiştir. Başarı için önemli bir diğer unsur ise ürün ve pazar çeşitliliğidir. Biz, Türk Havayollarının uçtuğu her destinasyonu kendimize pazar olarak gören bir anlayışla çalışmalarımızı planladık ve uyguladık. Ayrıca ülkemizin ana turizm destinasyonlarına doğrudan uçuş sayılarını artırdık. Bunların sonuç vermesi için de farklı turist profillerini cezbedecek ürün çeşitliliği sunmaya başladık. Bugün gastronomiden arkeolojiye, mavi yolculuktan tren yolculuğuna, inanç rotalarından festivallere kadar 60 dan fazla ürün sunan bir Türkiye var” diye konuştu.
Bu yüzyılda da Türk turizmini geliştirmek için çaba sarf edeceklerinin altını çizen Bakan Mehmet Nuri Ersoy, “Turizm gelirlerimizin ulaştığı seviye ve kişi başı gecelik harcamada yakaladığımız ciddi yükseliş ivmesi bunu da başardığımızın rakamsal ispatıdır. Elbette bu üç temel unsurun altında yürütmekte olduğumuz birçok farklı çalışma var. Nitelikli personel için eğitimde çok ciddi bir değişim sağladık. Kazıların 12 Aya Yayılması ve Geleceğe Miras projeleriyle Türk arkeolojisinin altın çağını başlattık. Geleceğin trendlerini bugünden ülkemize kazandırdığımız özgün ve öncü sertifikasyon uygulamaları ile Türkiye’yi dünyanın örnek aldığı ülke konumuna getirdik. 2021’de İstanbul’da başlattığımız ve bu yıl 7 bölgemizdeki 16 şehirde düzenleyeceğimiz Kültür Yolu Festivalleri ile sıfırdan uluslararası bir Türkiye markası bina ettik. Proje ve eserlerimizin listesi uzayıp gidiyor. Kültür-sanat merkezleri, altyapı yatırımları, Mavi Bayrak, Michelin Rehberi, 5 yıldız konforundaki ücretsiz halk plajları, ağırlama etkinlikleri, dünya lideri dijital platformlar derken nihayetinde 12 aya ve 81 ile yayılmış bir Türk turizminin önünü açtık. Bütün bunları yerelden genele her ayrıntıyı düşünerek, hesap ederek; bugünü doğru şekilde analiz edip yarını doğru şekilde öngörerek başardık. Türkiye Yüzyılı’nda da Türk turizmini dünyadaki zirve yarışının değişmez isimlerinden biri yapmanın kararlılığını taşıyoruz. Kazanımlarımızı koruyacak, sürdürülebilirliğin tesis edildiği bir sektörle ve bütün paydaşlarımızla omuz omuza inşallah yeni başarılara ve rekorlara ulaşacağız” diye konuştu.
“SAMSUN TURİZM MASTER PLANI’NDA 14 TANE PROJE ORTAYA KONULDU”
Samsun Turizm Master Planı hakkında bilgi veren Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, “Şöyle sürece bir baktığımızda genel arama konferanslarından tematik çalıştaylara, literatür ve kaynak taramasından geçmiş çalışmaların detaylıca incelenmesine kadar yoğun bir mesai harcandığını görüyoruz. Yaklaşık 3 aylık bu çok yönlü ve geniş katılımlı çalışmalar Samsun için öncelikli politikaların belirlenmesini sağlamıştır. Elbette bu politikalar; ilimizin güçlü ve zayıf yönlerinin, fırsat ve tehdit alanlarının irdelenmesi ve bütün bunların doğrultusunda Samsun’un rekabet potansiyelinin ortaya konulması neticesinde ortaya çıkmıştır. Biliyorsunuz biz Turizm Ana Planı’nda 7 tane stratejik amaç ve hedef belirlemiştik. yerli ve yabancı ziyaretçi sayısını, ortalama kalış süresini, turizm geliri ile rekabetçiliği ve sürdürülebilirliği artırmak; ayrıca turizmi il sathına ve yıl geneline yaymak ve turizmde dijital entegrasyonu sağlamak. İllerin master planları hazırlanırken işte bu 7 ana hedef penceresinden bir değerlendirme yapılması; genel üzerinden özele odaklanılması, ilin sahip olduğu varlıklara, değerlere ve potansiyele en uygun amaç ve hedeflerin belirlenmesi doğru bir yaklaşım olacaktır. Samsun Turizm Master Planı’na baktığımda bu yaklaşımım uygulandığını memnuniyetle görüyorum. Samsun için bu 7 temel başlık çerçevesinde 50 adet politika başlığı ve bunlarla ilgili 14 adet öncelikli alan belirlenmiş ve bunlara uygun olarak da Samsun’un turizmde gelecek kurgusunu oluşturan 14 tane proje ortaya konulmuştur” şeklinde konuştu.
“SAMSUN, KARADENİZ BÖLGESİ İÇİN TURİZMDE CİDDİ BİR HAMLENİN VE DEĞİŞİMİN MERKEZİ OLACAK”
Bakanlık olarak belediyelerin yanında olduklarının altını çizen Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, şunları söyledi:
“Akılcı, gerçekçi ve gelecekle ilgili doğru öngörülerle hazırlanan bu çalışmaya sadık kalınarak yürütülecek yoğun bir mesaiyle Samsun, Karadeniz Bölgesi için turizmde ciddi bir hamlenin ve değişimin merkezi olacaktır. İnşallah bunu hep birlikte tecrübe edeceğiz. Bu çalışmaları sırasıyla belirlediğimiz iller üzerinden ülkemizin geneline yayacak ve Türkiye’de, il merkezli topyekûn bir turizm hareketini hayata geçirmiş olacağız. Tabii, burada şunu özellikle vurgulamakta fayda görüyorum. Biz büyükşehir belediyelerimizden master planlarını hazırlamalarını bekliyoruz. Bu onların yerine getirmesi gereken bir görev. Turizmde yerel yönetimlerin her şeyi Bakanlığımızdan beklemesi doğru bir yaklaşım değildir. Diyelim ki bir bölgede turizmi güçlendirmek istiyorsunuz. Bunun gerçekleşmesi için ilgilenilmesi gereken birçok başlık var. Eğer söz konusu bölgenin bütün potansiyelini bir faydaya dönüştürmek istiyorsanız tarım, gastronomi, geleneksel sanatlar gibi yöresel zenginliklerin tanıtılması ve değerlendirilmesinden tutun da kültür varlıklarının korunması, altyapı ve çevre düzenleme çalışmaları yanında doğru ve sağlıklı yapılaşmanın gerçekleştirilmesi, doğal zenginliklerin koruma kullanma dengesi gözetilerek ekonomiye kazandırılması, doğru ve sürdürülebilir istihdam imkânlarının sağlanması gibi birçok politikanın uygulanması gerekiyor. Hemen hepsi belediyelerimizin yetki ve görev sahası içinde. Elbette bakanlık olarak biz daima belediyelerimizin yanındayız. Bugüne kadar gerek sorumluluklarımız çerçevesinde gerekse bizim görevimiz olmasa da ihtiyaç hasıl olduğunda belediyelerimizden desteğimizi esirgemedik. İnşa edilen eserler, yatırımlar ve ödenekler ortada.”
İllerin tanıtım faaliyetlerine önem verdiklerinin altını çizen Mehmet Nuri Ersoy, “Son dönemde turizm bölgelerimizde büyük sıkıntı haline gelen atık su arıtma tesisi projelerini bakanlık olarak biz üstlendik, tamamladık ve hizmete açtık. Bunu yaparken de bir ayrım gözetmedik. Gözettiğimiz tek şey şehirlerimizin ve turizmimizin değer kaybetmemesi olmuştur. Ben Samsun örneğinden bütün belediyelerimizin ilham almasını temenni ediyorum. Şehrinizin potansiyelini en iyi sizler bilmek durumundasınız. Aynı hassasiyet ve titizlikle sizler de çalışmalarınızı bir an evvel gerçekleştirin ki omuz omuza verip hayata geçirelim; kazanan turizmimiz, şehirlerimiz ve ülkemiz olsun. Göreve geldiğimiz günden itibaren en önemli hedeflerimizden biri Türk turizmini 12 ay boyunca hareketli kılmak ve 81 ilimizi, kendi zenginlikleriyle bu hareketin öznesi yaparak turizmden hak ettikleri payı almalarını sağlamaktı. Tanıtımdan, gastronomi ve arkeolojiye kadar bölgelerimizin ve illerimizi sahip oldukları zenginliklerle ulusal ve uluslararası turizm vitrinine çıkardık ve sürekli üstüne katarak çıkarmaya devam ediyoruz. Biz Bakanlık olarak çalışırken, yerelde de aynı amaçla çalışan paydaşlarımız olduğunun farkındayız. Eğer şehirlerimizi turizmde hak ettikleri seviyeye getireceksek, birlikte ve uyum içinde çalışmamız gerektiğini göz ardı edemeyiz. Bundan dolayı Temmuz 2021’de İl Tanıtım ve Geliştirme Programı’nı oluşturduk. Amacımız yurt içi ve yurt dışında yürütülen tanıtım faaliyetleri ile yerelde yürütülen faaliyetlerde; içeriklerden İletişim diline ve kanallarına kadar bir bütünlük ve koordinasyon sağlamaktı. Bu çalışmayı valilik, il kültür ve turizm müdürlüğü, belediyeler, kalkınma ajansı, sanayi ve ticaret odaları, üniversiteler, turizm sektör kuruluş ve dernekleri gibi paydaşlarımızla birlikte yürütmüş olmamız da başarıyı beraberinde getirmiştir. Bugün geldiğimiz noktada, 81 ilimizde de İl Tanıtım ve Geliştirme İşbirliği Protokolleri imzalanmıştır. Program kapsamında oluşturulan İl Tanıtım ve Geliştirme Kurullarımız Valilerimizin başkanlığında faaliyet göstermektedir. Kurullarımız sayesinde illerin tanıtımı için ayrılan kurum bütçelerinin efektif kullanımı sağlanmış, ortak akılla belirlenmiş bir bakış açısı ile etkili ve sonuç odaklı tanıtım çalışmaları gerçekleştirilerek şehirlerimizin markalaşma süreçleri güçlendirilmiştir” ifadelerini kullandı.
“GOSAMSUN 7,7 MİLYON GÖSTERİM ELDE ETTİ”
Sosyal medyadan elde ettikleri geri dönüşümlerden bahseden Bakan Mehmet Nuri Ersoy, “Yabancı pazara yönelik olarak 254 içerik paylaştığımız ‘GoSamsun’ Instagram hesabı bugün 3,5 milyonun üzerinde erişim ve yaklaşık 7,7 milyon gösterim seviyesine ulaşmıştır. Yurt içine yönelik tanıtımlar için devreye aldığımız ‘Gezsen Samsun’ Instagram hesabında ise 377 içerik paylaşılmış ve yaklaşık 1,7 milyon gösterim elde edilmiştir. GoSamsun web sitesinin ziyaretçi sayısını artırmak ve şehrimizin tanıtımını yapmak amacıyla 2023 yılı Ocak-Aralık döneminde 61 ülkede gerçekleştirilen dijital kampanyalarla toplam 51 milyon gösterim; 2024 yılı Ocak ayında ise 11 ülkede gerçekleştirilen dijital kampanyalarla toplam 3,7 milyon gösterim gerçekleşmiştir. Aynı dönemde GoTürkiye platformumuzun sosyal medya kanallarından ise Samsun ile ilgili 3 milyon gösterim yapılmıştır. 2024 yılı Ocak-Şubat ayları içerisinde, yine GoTürkiye sosyal medya mecralarında Samsun ili özelinde 3 paylaşım yapılmış olup bunlar da toplam 128 bin gösterim almıştır. Bu çalışmaların yanı sıra 2023 yılında 11 ülkeden basın mensubu ve tur operatörü, toplam 45 kişi Samsun’da ağırlanmıştır. Samsun il filmi için de sosyal medyada Bahreyn, Meksika, Endonezya, Birleşik Krallık, Almanya, Hollanda, Fransa, Amerika, Avusturya, Polonya, İsviçre gibi 20 farklı ülkede reklam verilmiştir. Sınırlı sayıdaki bu örnekler bile inanıyorum ki yerelin, ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtımı için neler yaptığımıza dair güçlü bir fikir vermektedir. Daha da fazlasını yapacak ve güzel sonuçlar almayı sürdüreceğiz” açıklamasında bulundu.
Tanıtım toplantısına ayrıca AK Parti Samsun Milletvekilleri Orhan Kırcalı, Ersan Aksu, Cumhur İttifakı AK Parti Samsun Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Halit Doğan, Samsun Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Sabri Kılıç, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yavuz Ünal, Kapadokya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hasan Ali Karasar, Sahil Güvenlik Karadeniz Bölge Komutanı Tuğamiral Ahmet Bahadır, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Mustafa Bakçepınar, İl Emniyet Müdürü Ahmet Arıbaş, İl Kültür ve Turizm Müdürü Cemal Almaz, İl Milli Eğitim Müdürü Murat Ağar, İl Müftüsü Seyfullah Çakır ve diğer protokol üyeleri katıldı.
Bakan Ersoy’un konuşmasının ardından Başkan Mustafa Demir tarafından Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’a hediye takdim edildi. Program, fotoğraf çekiminin ardından son buldu.
]]>Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:
Yakın coğrafyamızda mübarek Ramazan ayı hiç iç açıcı geçmiyor. Bir lokma bulabilme umuduyla koşturmak zorunda kalan insanların Allah yardımcısı olsun. Kendimizi gelip geçici sıkıntıların girdabına kaptırıp elimizdekinin değerini bilmezsek Rabbimizin huzurunda mahcup oluruz.
Yalan yanlış haberlerle milletimizi karamsarlığa sürükleyenlerin gayesi ülkeyi eski terör günlerine döndürmektir. En küçük plan, projeleri olmayanların heybesindeki tek malzeme budur. Bizim bu ülke ve millet için çok büyük hayallerimiz var. Türkiye Yüzyılı’yla ülkenin geleceğini inşa etmenin mücadelesini veriyoruz. Biz sadece eser ve hizmet siyaseti yaptık. 21 yılda vatan topraklarının her karışına alın terimizi kattık.
Millet her fırsatta tercihini milli iradenin güçlenmesinden yana yaptı.
Bölücü terör örgütü tek parti faşizmiyle bu topraklarda kurulmaya çalışan zulüm düzeninin sürmesi için ülkemizin başına bela edilen bir araçtır.
“OYUNU TERSİNE EÇEVİRDİK”
Ülkemizi pazar, insanımızı ucuz insan gücü, topraklarımızı ucuz ham madde kaynağı olarak görenler şimdi bizim pazarımız haline dönüştü. Yani oyunu tersine çevirdik.
Türkiye Yüzyılı güneşinin doğuşuna kimse mani olmayacak.
GÜVENLİK KORİDORU MESAJI
Güney sınırlarımız boyunca oluşturmaya başladığımız güvenlik koridoruyla etrafımızdaki ateşin ülkemize sıçramasının önüne tamamen geçiyoruz.
Türkiye’yi bu ateşin içine çekmek için kullanılan terör örgütleriyle sınırlarımız arasına set çekerek hem emperyalistlere hem maşalarına mesafe koyuyoruz. Etrafımızdaki ateşin ülkemize sıçramasının önüne geçiyoruz.
“MİLLİ GELİRDE 11. SIRADAYIZ”
Artık sadece daha kararlı değil aynı zamanda daha güçlüyüz. Ülkemizi geliştirme, milletimizi zenginleştirme yolunda daha hızlı yürüyoruz. Milli gelirde dünyada 11. sıradayız.
31 Mart’ta Türkiye Yüzyılı şehirleri için kararlıyız. 31 Mart’ta milli irade bayramını hep birlikte kutlayacağız.
ŞIRNAK’A KAMU YATIRIMLARI
Şırnak’a 100 milyar lira kamu yatırımı yaptık. Eğitimde 4 bin 244 yeni derslik inşa ettik. Şırnak Üniversitesi’ni şehre kazandırdık. 4 gençlik merkezi, Şırnak Şehir Stadyumu ile 38 Spor Tesisi yaptık.
Şırnak’a son 21 yılda 7 baraj, 1 sulama tesisi, 40 taşkın koruma tesisi ve 6 hidroelektrik santral inşa ettik.
İKİ BÖLGEDE DAHA PETROL ARAMA ÇALIŞMALARI BAŞLAYACAK
Şu anda Gabar’da günlük petrol üretiminde 37 bin varili geçmiş durumdayız, hedef 100 bin varil. Buralar uçacak. Ay sonuna kadar 40 bin varil petrol üretimini hedefliyoruz. Kato ve Faraşin Yaylası petrol arama alanları arasına girdi. Şırnak’ı madenleri, jeotermali, güneşi, rüzgarıyla enerji üslerinden biri yapmakta kararlıyız.
Toplantıya katılanlardan biri de Amerika Birleşik Devletleri’nin eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey’di.
Jeffrey, TRT Haber Muhabiri Tuna Şanlı’nın sorularını yanıtladı.
“Amerikan Kongresi Türkiye’ye karşı çok olumsuz bir tutum takındı”
F-16 anlaşmasına varıldıktan sonra. Senato Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Senatör Ben Cardin, “Türkiye ile ilişkilerimizde bu yeni faslın açılmasını sabırsızlıkla bekliyorum” dedi. Dolayısıyla “yeni fasıl” ifadesi, dürüst olmak gerekirse, Senato liderlerinden duyduğumuz pek yaygın bir ifade değil. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Bu çok önemli bir adım çünkü Türk-Amerikan ilişkilerindeki sorunların çoğu; Trump, Obama, Bush, Clinton veya Biden yönetiminden değil, Kongre’den kaynaklanıyordu.
Amerikan Kongresi bağımsız bir aktördür ve haklı bulmadığım pek çok nedenden ötürü onlarca yıldır Türkiye’ye karşı çok olumsuz bir tutum takındı. Yıllardır Washington’da ya da Türkiye’ye yaptığım ziyaretlerde Türk hükümetinin buradaki büyükelçiliği aracılığıyla Kongre ile ilişkilerde büyük çaba sarf ettiğini gördüm.
Ancak Kongre her zaman buna karşılık vermedi. Bu kabul edilemez ve bu Washington’daki kişilerin hatasıydı. Senatör Cardin’in söylediği şu; artık bunlar geride kaldı. Sadece yönetimden yönetime değil, Kongreden Parlamentoya, insanlardan halka da iş birliği yapalım.
Bu çok önemli. Mesela Gazze konusunda ayrıntılarda ve Suriye konularında farklılıklarımız var. Buna rağmen, şu anda her iki tarafın da yüksek noktadaki ilişkinin genel durumuna değer verdiği bir konumdayız. Daha da önemlisi, liderler birbirleriyle çalışmaya istekliler. İyi bir iletişimleri var ve her iki tarafta da henüz fikir birliğine varamadığımız alanları yönetme konusunda isteklilik var.
“S-400 meselesini halletmenin bir yolunu bulabiliriz”
İki ülke arasındaki sıcak konulara gelecek olursak. Savunma işbirliği en sıcak konulardan biri Büyükelçi Jeffrey, F16 satışı uzun bir bekleyişin ardından gerçekleşiyor ve şimdi Türkiye ve ABD savunma iş birliğini gelecekte artırmayı bekliyor ve bu noktada F-35 kritik bir konu.
ABD, Türkiye’nin yeniden F 35 programına girebilmesi için S 400 füze savunma sisteminden kurtulması gerektiğini söylüyor ancak aynı zamanda ABD, S-400 füze savunma sistemi satın alan Hindistan’ı yaptırımdan muaf tuttu.
Peki Türkiye ve ABD’nin uzun bir stratejik müttefik geçmişine sahip olduğu ve çok daha fazla iş birliği alanına sahip olduğu göz önüne alındığında. Türkiye’ye yönelik CAATSA yaptırımlarından neden vazgeçilmiyor?
Bu çok iyi bir soru. CAATSA yaptırımları dediğimiz yaptırımlar zaten modası geçmiş durumda; 100 senatörün 99’unun Başkan Trump’ı Vladimir Putin ile çok sıcak ilişkileri nedeniyle eleştirmesi yönündeki bir oylamanın sonucu çıkarılan bir yasaydı. Türkiye ile alakası yoktu. Ama çıkardıkları yasa S-400 alımı sebebiyle Türkiye’yi de bağladı.
Türkiye’nin S-400 satın almasının stratejik bir önemi yok, Türkiye’ye Rus silah akışı yok. Sorun yok. S-400’ler açıksa ve F35’iniz varsa teknik sorun vardır, bunu askeri yetkililere anlattık. Benim inancım bu konuda ilerlememiz gerektiğidir.
Eğer Türkiye F 35 almak istiyorsa bu İttifak için iyidir, Türkiye için iyidir, ABD için iyidir. S-400 meselesini halletmenin bir yolunu bulabiliriz. Şimdi; bu Jim Jeffrey’nin görüşü, ABD’nin görüşü olduğunu söyleyemem. Ama Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Victoria Nuland’ın Türkiye’de olası bir F-35 seçeneğinden bahsederken herkesi şaşırtacak kadar iyimser olduğunu fark ettim.
“F-35 programı artık bir sorun olmamalı”
Jim Jeffrey’in görüşünü doğru anladıysam, Türkiye S-400 füze sistemini ülke dışına göndermese de F-35 programına geri dönmesi gerektiğini söylüyorsunuz.
S-400 sistemi hiç devreye alınmadı. Kapatılması durumunda F-35’ten elde edebileceğiniz istihbarat üzerinde hiçbir etkisi olmayacaktır. Diplomatik veya siyasi bir önemi yoktur.
Sonuçta Rusya dünyanın her yerinde silah satmıyor. Ukrayna’nın Türk silahlarıyla birlikte yok ettiği Rus silahlarının yerine geçecek kadar silah yapmakta zorlanıyor Ruslar. Yani artık bu (F-35) bir sorun değil, olmamalı.
KAAN hakkında (Bu gerçekten ileriye yönelik çok önemli bir yol)
Öte yandan Türkiye’nin kendi savunma sanayii, özellikle Türkiye’nin F-35 programından çıkarılmasının ardından hızla büyüyor. Mesela son savaş uçağı Kaan TF-X geçtiğimiz günlerde görücüye çıktı ve ilk uçuşunu yaptı. Bayraktar SİHA ve İHA çatışmaların seyrini değiştiriyor. Bu konuda fikriniz nedir?
Dünyanın en iyi uçağını biz yapıyoruz. Türkiye gibi sadece uçak üretmekle kalmayıp bunları savaşta kullanma konusunda da çok fazla deneyime sahip olan İsrail, on yıl boyunca kendi uçaklarını geliştirdi ve bizim uçaklarımızı satın almak için geri döndüler. (Türkiye’nin kendi savaş uçağını üretmesi) Bu bir seçenektir, iyidir. Ama F-16 gibi ortak üretimler, biliyorsunuz ki bu uçaklar 1980’lerde ağırlıklı olarak Türkiye’de yapılıyordu, bu gerçekten ileriye yönelik çok önemli bir yol.
“Suriye’de çalışmak için tercih edilen ortak Türkiye”
Bir diğer sıcak konu da Suriye politikası. Bu konuyu defalarca sizinle konuştuk. Siz Trump yönetiminde DEAŞ ile Mücadele Özel Temsilcisiydiniz. Türkiye, ABD’nin terör örgütü PKK’nın uzantısı olan terör örgütü YPG ile ortaklığına son vermesini istiyor. Peki bu konuda olumlu bir sonuç yaşanır mı? Yoksa ABD Suriye stratejisine devam mı edecek?
ABD’nin Suriye stratejisinin, Türkiye’nin Suriye stratejisinin pek çok unsuru var çünkü Suriye’de çok tehlikeli, sorunlu aktörler var. Dediğiniz gibi PKK var, El Nusra grubu var. DEAŞ var. Ruslar var. İranlılar ve bunun gibi İran taşeronları var. Çok karmaşık bir ortam.
Türkiye 2019 Barış Pınarı Harekatı’nda Suriye’nin kuzeydoğusuna ilerleyişi sonrasında Ekim 2019’dan beri yürürlükte olan bir anlaşmamız var. Ve sanırım, Türkiye’nin PKK’nın kolu Suriye Demokratik Güçleri’ne ilişkin gerçek güvenlik endişelerini hafifletmenin, orada faaliyet gösterme konusundaki endişelerimizi hafifletmenin bir yolunu bulabiliriz, çünkü çok sayıda düşmanımız var. Suriye’de birçok güvenlik sorunumuz var. Bu konularla ilgili çalışmak için tercih edilen ortak Türkiye.
ABD Orta Doğu’dan çıkma sözünü neden tutmuyor?
Tarihe baktığımızda Büyükelçi Jeffrey, ABD’de ne zaman bir başkan adayı Ortadoğu’dan çıkma sözü verse, 4 yıllık görev süresinin sonunda Ortadoğu’yla daha çok meşgul olduğunu gördük. Bu değerlendirmeye katılır mısınız?
Çok katılıyorum. Ortadoğu’nun hikayesi şu; Ortadoğu dünya petrolünün neredeyse yüzde 50’sine, dünya doğalgazının yüzde 40’ına sahiptir. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 40’ından biraz daha azını ve doğal gazın yaklaşık yüzde 18’ini ihraç etmektedir.
Konteyner trafiğinin 1/3’ü Süveyş Kanalı’ndan, uluslararası petrolün ise yüzde 25’i Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. O bölgede kaç tane ülke var? 5 mi 6, 7 mi?
Bunlardan ikisi nükleer silah geliştirdi. Bir diğeri ise ne yazık ki eşiğinde, İran.
Suriye, Irak ve Libya gibi diğerleri de denedi ve kimyasal silah programları ile. Bu bölgeden çıkan terör gruplarını düşünün. Bu bölge gözümüzü geri çevirebileceğimiz bir bölge değil ve dediğiniz gibi bunu her yapmaya çalıştığımızda kendimizi yine orada buluyoruz.
Türkiye’nin doğalgaz merkezi haline gelmesi
Büyükelçi Jeffrey, enerji iş birliği de gündemde olan konulardan biri ve her iki ülke de gelecekte bu konudaki işbirliğini geliştirmeyi bekliyor. Peki Orta Koridor’da Türkiye’nin önemini nasıl görüyorsunuz?
Yıllarca hem hükümet içinde hem de hükümet dışında Türkiye’nin bir doğalgaz merkezi haline gelmesine yönelik planlar üzerinde çalıştım. Irak’taki, özellikle de Kuzey Irak’taki doğalgaza dayalı olarak, sadece Kafkasya’dan, Azerbaycan’dan değil, Türkmenistan’ın ötesinden gelen doğalgaza dayalı ve Ukrayna krizini atlatırsak Rusya seçeneği de var. Uzun vadede büyük bir doğalgaz sağlayıcısı.
Ve Türkiye, şu anda İtalya’ya kadar uzanan ve Güney Avrupa’nın bazı bölgelerine giden doğalgaz boru hatlarına şimdiden büyük çaba ve yatırım harcadı. Ve elbette bildiğiniz gibi Irak’tan boru hatları var, Azerbaycan’dan boru hatları var, Rusya’dan boru hatları var ve bunun devam ettiğini görmeliyiz.
Bence Doğu Akdeniz doğalgaz seçenekleri de dahil olmak üzere İsrail, Mısır ve Ürdün’den gelenler de bir işbirliği alanı, ancak bu iki şeyi gerektiriyor. Her şeyden önce, ABD’nin gerçekten bir rol oynamasını gerektiriyor.
Bildiğiniz gibi artık Türkiye’nin sıvı doğalgaz tedarikçisiyiz. Türkiye diğer ülkelere göre çok daha iyi çeşitliliğe sahip, doğalgaz tedarikinde ve bundan faydalanan biziz. İkinci olarak, bahsettiğim alanları düşünmemiz gerekiyor.
Doğu Akdeniz’de kriz yaşanıyor, Irak’ta kriz yaşanıyor, Kafkasya’da sık sık kriz yaşanıyor. Buralar, Türkiye’nin avantajına uzun vadeli kalkınmanın ve uzun vadeli iş yatırımlarının sağlanması için jeopolitik sakinleşme gerektiren alanlar. Dolayısıyla enerji dosyasının ilerlemesi için güvenlik dosyası üzerinde birlikte çalışabilmemiz çok önemli.
ABD’de insanlar Türkiye’yi çok kazançlı bir pazar olarak görüyorlar
Bu arada iki ülke arasındaki ticari ilişkiler hakkında ne düşünüyorsunuz? Giderek hızlanıyor ve geçen sene 30 milyar doları aştı, hedef 100 milyar dolar.
Hedef 100 milyar dolar ama söylemeliyim ki, bu konuda uzun yıllar çok az başarı elde edildi. Şimdi ise olayların ne kadar hızlı geliştiğine hayret ediyorum. Ve bunun iki nedeni var.
Öncelikle Türkiye hükümetinin yeni enerji kaynakları, özellikle de LNG sıvı doğalgaz bulma kararı, biz de bundan faydalandık. Diğeri ise her iki ülkedeki iş sektörünün, yatırımları ve ticareti artırmanın faydasını görmeye başlaması.
Yıllarca uğraştık diyoruz; deveyi kuyuya getirirsiniz ama deveye su içiremezsiniz. Amerikan ve Türk iş sektörünü bir araya getirebildik ve bunu da yıllardır yaptık. Ama ticarete yatırım yapmalarını sağlayamadık.
Şimdi ise yapıyorlar, şimdi burada, Washington’da ve Amerika Birleşik Devletleri’nin her yerinde insanlar Türkiye’yi çok kazançlı bir pazar olarak görüyorlar. Aynı şey Türkiye’deki pek çok seçkin girişimci için de geçerli.
Orta Asya’da Türkiye’nin gücü
ABD ve Türkiye, Afrika ve Orta Asya’da da iş birliğini artırmayı sabırsızlıkla bekliyor. ABD’nin Orta Asya’ya C5+1 yaklaşımı var. Ve bildiğiniz gibi Türkiye’nin Orta Asya ülkeleriyle derin tarihi ve stratejik ilişkileri var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Yani Orta Asya’da Türkiye ile ABD arasındaki işbirliğinin arttırılması söz konusu olduğunda.
İşbirliği işbirliğidir. Amerika Birleşik Devletleri’nin Orta Asya ile, orada etkili olacak kadar, derin stratejik, ekonomik, kültürel veya başka bağları yok. Orada temelde Türkiye, Rusya, Çin ve biraz da İran gibi önemli ülkelerle ilişkilerimizde tali bir mesele. Dünyada ABD’nin önemli bir aktör olmadığı bir yeri seçmek nadirdir. Yani “herkesle iyi ilişkiler kurmaktan hoşlanırız” politikasının ötesinde bizim politikamız, dostumuz Türkiye’nin o bölgede ne yapılmasını istediğidir.
Bölgenin tamamen Rusya ya da Çin’in kontrolüne geçmesini nasıl önleyebiliriz? Türkiye ile çalışmak daha çok savunma ile ilgili. Türkiye pek çok girişimde bulunmak zorunda kalacak çünkü burası bizim çok fazla varlığımızın veya çok fazla etkimizin olduğu bir alan değil.
ABD için Türkiye’nin önemi
Az önce Rusya, Çin ve İran’a karşı koymaktan bahsettiniz. O halde son sorum genel bir soru olacak. Büyük Güç Rekabeti çağında olduğumuz göz önüne alındığında, ABD’nin müttefiklerine her zamankinden daha fazla ihtiyacı var. Peki Türkiye’nin rolünü ve Türkiye’nin ABD için önemini nasıl görüyorsunuz?
Her şeyden önce, sanki biz bir futbol takımıyız, bazı kötü futbol takımlarına karşı bir ligde oynuyoruz ve biliyorsunuz, formalarımızın parasını ödeyerek bize destek olacak şirketler arıyoruz, ticaretimizde ve benzeri konularda bize yardımcı oluyorlar.
Biz Amerika, şimdiki uluslararası düzenden yararlanıyoruz. Türkiye faydalanıyor. Bu sayede dünyanın 15’inci ve 20’nci büyük ekonomisi arasında bir yere geldi. 80 yıldır başka bir ülkenin saldırısına uğramadı. Dolayısıyla bu ortak küresel sistemden hepimizin yararlandığının ve şu an bunun tehdit altında olduğunun farkına varmak çok ama çok önemli.
Soğuk Savaş’ta bile Sovyetlerin ve Komünist Çinlilerin bir ideolojisi, dünya için bir planı vardı. Marks’tan geliyordu. Biz reddettik, Türkiye reddetti, çoğu ülke reddetti ama itiraf etmeliyim ki onların bir vizyonu vardı. Bugün ise Rusların ve Çinlilerin kendi bencil çıkarlarını ilerletmek için herhangi bir vizyonu yıkmaktan başka bir vizyonu yok. Sorun da bu. Askeri baskı veya Çin’e verilen ekonomik rüşvetler dışında masaya koyacakları hiçbir şey yok.
NATO karargahında yapılan törene NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, İsveç Prensesi Victoria, İsveç Başbakanı Ulf Kristersson ile kabine üyeleri, NATO’ya üyelik başvurusunda bulunan eski Başbakan Magdalena Andersson ve siyasi parti liderleri katıldı.
Stoltenberg ve Kristersson törenden önce ortak basın toplantısı düzenledi.

STOLTENBERG: PUTİN YANILDI
Stoltenberg, İsveç’in 5. madde koruması altında NATO’da hak ettiği yeri aldığını belirterek, “NATO’ya katılmak hem İsveç hem kuzey bölgenin istikrarı hem de tüm İttifak’ımızın güvenliği için iyidir.” diye konuştu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in iki sene önce Ukrayna’ya saldırdığında NATO ve komşuları üzerinde daha fazla kontrole sahip olmayı amaçladığını ifade eden Stoltenberg, “Ancak yanıldı. NATO daha büyük ve güçlü hale geldi.” dedi.
Stoltenberg, NATO’nun İsveç’ten kararlı bir müttefik olması beklediğini vurgulayarak “Nükleer silahlara sahip müttefiklerin sayısını artırmaya yönelik bir plan yok. Elbette mevcut konvansiyonel güçler karşısında duruşumuzu sürekli değerlendiriyoruz. Ancak İsveç’te Baltık ülkelerinde olduğu gibi bir muharebe grubu oluşturma planımız yok.” ifadelerini kullandı.

“İSVEÇ EVİNE DÖNDÜ”
İsveç Başbakanı Ulf Kristersson ise yaptığı konuşmada, İsveç’in geçen hafta Perşembe gününden bu yana NATO’nun gururlu bir üyesi olduğunu belirterek, “NATO, barış ve güvenlik için bu zamana kadar var olan en başarılı kuruluş. Artık bir müttefikiz. 200 yıldan fazla süren askeri bağlantısızlıktan sonra bu tarihi bir adımdır. Ama aynı zamanda çok da olağan bir adımdır. Onlarca yıldır hazırlanıyoruz. Detaylı olarak ise son iki yıldır hazırlanıyoruz. İsveç bu üyelikle evine döndü” dedi.

İsveç’in NATO’ya yabancı bir ülke olmadığını 1994’te Barış için Ortaklık programına katıldığını hatırlatan Kristersson, “O günden bu yana tüm büyük NATO operasyonlarına ve sayısız tatbikatlara katıldık” şeklinde konuştu. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik savaşının başlamasının ardından İsveç’in NATO üyeliğinin tek mantıklı seçenek olduğunu kaydeden Kristersson, “İsveç güçlü bir demokrasi olarak, “İsveç, Washington Antlaşması’ndaki özgürlük, demokrasi, ve hukukun üstünlüğü gibi bizi birbirimize bağlayan değerleri savunacaktır” ifadesini kullandı.

İsveç’in modern silahlı kuvvetlerinin karada, havada ve denizde iyi eğitildiğini ve NATO’yu güçlendireceğini belirten Kristersson, “Öğreneceğiz ve öğreteceğiz” dedi. İsveç Başbakanı Kristersson, ülkesinin NATO üyeliğin bir son olmadığını bir başlangıç olduğunu ifade ederek, “Tüm müttefiklerimizle birlikte dünyayı daha güvenli ve daha özgür bir yer haline getirmeye yardımcı olmak için sabırsızlanıyorum” diye konuştu.
İSVEÇ’İN NATO’YA ÜYELİK SÜRECİ
İsveç, komşusu Finlandiya gibi Avrupa’da yükselen savaş tehdidinin getirdiği güvenlik kaygıları nedeniyle 18 Mayıs 2022’de NATO’ya üyelik başvurusu yaptı.
NATO’ya yeni katılım için onay vermesi gereken 30 üye ülkeden biri olan Türkiye, İsveç ve Finlandiya’dan beklentilerini dile getirdi. Türkiye’nin endişeleri özellikle İsveç’teki PKK/YPG ve FETÖ gibi terör örgütlerinin faaliyetlerinden kaynaklanıyordu.
28 Haziran 2022’deki Madrid Zirvesi’nde Türkiye, İsveç ve Finlandiya ile iki ülkenin terörle mücadelede daha fazla işbirliği taahhüt ettiği Üçlü Muhtıra’ya imza attı. Bu çerçevede üç ülke tarafından Daimi Ortak Mekanizma kuruldu.
Bu sayede iki ülke, üyeliğe resmen davet edildi. 5 Temmuz 2022’de NATO ülkelerinin katılım protokolünü imzalamasıyla İsveç ve Finlandiyalı yetkililer, NATO’nun toplantılarına “davetli ülke olarak” katılmaya başladı.
Bu süreçte üç ülke arasında çok sayıda görüşme yapıldı.
Finlandiya, Türkiye’nin beklentilerini karşılayacağına yönelik taahhütlerinin karşılık bulması üzerine 3 Nisan 2023’te NATO’nun 31’inci üyesi oldu.
İsveç için süreç ise devam etti. TBMM’nin 23 Ocak’ta, Macaristan Ulusal Meclisinin de 26 Şubat’ta verdiği onayların ardından, tüm müttefiklerin meclislerindeki prosedürün tamamlanmasıyla İsveç’in üyeliğiyle ilgili son aşamaya geçildi.
İsveç, ABD’nin başkenti Washington’da düzenlenen giriş protokolü kabul töreniyle 7 Mart’ta NATO’nun resmen 32’nci üyesi oldu.

MÜSİAD Genel Başkanı Asmalı, Uluslararası İş Forumu’nun, MÜSİAD olarak en fazla önem verdiklerini, üzerinde en çok durdukları organizasyonların başında geldiğini söyledi.
Müslüman iş insanları arasında “global bir iş ağı” kurma fikrinden yola çıkan platformun toplam 25 ülkeden 42 iş insanı derneğini bir araya getirdiğini ifade eden Asmalı, Suudi Arabistan’da gerçekleştirilen IBF’ye Türkiye’den 300 civarı iş insanıyla geldiklerini kaydetti.
Bu yılki 27. IBF’nin 3 Mart’ta Riyad’da başladığını anımsatan Asmalı, “Riyad’ın ardından Cidde’de, Cidde Ticaret Odası işbirliğiyle programlar yaptık. Daha sonra Mekke’ye geçildi. Bugün ve yarın Medine’de yapılacak ikili iş görüşmeleri ve panellerle zirve sona erecek. Böylece, 27. IBF kapsamında Ekonomik Forum Zirvesi, B2B görüşmeler, fuar ve ticaret odaları ile buluşmalar gerçekleştirmiş olduk.” diye konuştu.
“VİZYON 2030 PROJELERİ KAPSAMINDA ÇOK BÜYÜK YATIRIMLAR PLANLIYORLAR”
Mahmut Asmalı, özellikle son iki yıldır, Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ticari ilişkilerin belirgin şekilde artış kaydettiğine dikkati çekerek, iki ülke arasındaki ikili ticaret hacminin 2023 itibarıyla 6,8 milyar dolara ulaşarak, son 8 yılın en yüksek rakamına çıktığını vurguladı.
Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu’na büyük önem verdiklerini belirten Asmalı, şöyle devam etti:
“Vizyon 2030 projeleri kapsamında çok büyük yatırımlar planlıyorlar. Akabinde, Suudi Arabistan Dünya EXPO’ya, 2034’te de Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacak. Dolayısıyla 10 yıl boyunca burada, başta inşaat olmak üzere hemen hemen tüm sektörlerde çok büyük yatırımlar olacak. 3,3 trilyon dolardan bahsediliyor. Bunun yaklaşık 1,6 trilyon doları, inşaat sektörüne, alt ve üst yapıya yönelik olacak. Dolayısıyla diyorlar ki ‘Bizim bütün buradaki inşaat şirketlerini bir araya getirsek, mümkün değil bu projeleri yetiştiremeyiz. Mutlaka, dünyanın birçok yerinden inşaat firmalarına ihtiyacımız var. Bu anlamda, en önemli partnerimiz olarak Türk firmalarını tercih ederiz.’ diyorlar. Çünkü, Türk müteahhitlik sektörü dünyanın birçok ülkesinde çok başarılı işlere imza atıyor.”

“TÜRKİYE DİĞER ÜLKELERE GÖRE BİR ADIM ÖNDE”
MÜSİAD Genel Başkanı Mahmut Asmalı, Suudi Arabistan’ın, merkezini Riyad’a taşıyan firmalara ciddi üretim destekleri verdiğini ifade ederek, “Sadece inşaatta değil, turizmden sağlığa, enerjiden dijital dönüşüme kadar birçok alanda çok büyük yatırım fırsatları var.” dedi.
Suudi Arabistan’ın kaynak yönetimi açısından projeksiyon değiştirdiğini, turizmin bu nedenle büyük bir potansiyeli olduğunu söyleyen Asmalı, şunları kaydetti:
“Suudi Arabistan bizim dostumuz, kardeşimiz, gönül bağımızın olduğu Mekke ve Medine’nin olduğu yer. Biz Türk iş adamları olarak niye burada iş yapmayalım? Birçok açıdan avantajımız var. İki ülke devlet başkanları arasındaki ilişkinin çok iyi bir seviyeye gelmesi, biz iş adamlarının da önünü çok açıyor. Bu fırsatlar her zaman ele geçmez. Hakikaten tarihi bir fırsat dönemi var burada. Dolayısıyla çok büyük atılımların olduğu günlerin arifesindeyiz.”
Asmalı, iki ülkenin stratejik hedeflerinin orta vadede 10 milyar dolarlık, uzun vadede 30 milyar dolarlık karşılıklı ticaret olduğunu hatırlatarak, Türkiye’nin Suudi Arabistan’da, gerek üretim kapasitesi gerek yetişmiş insan gücü gerekse de stratejik konumu ve kültürel bağlarıyla diğer ülkelere göre bir adım öne çıktığını vurguladı.
Suudi Arabistan’da da girişimcilik faaliyetleri ve yatırım fırsatlarının oldukça çeşitli ve potansiyel yatırımcılar için oldukça ilgi çekici olduğunu dile getiren Asmalı, kendilerinin de fırsatları değerlendirmek ve karşılıklı ticareti en optimum seviyeye çıkarmak arzusunda olduklarını sözlerine ekledi.
Bulancak 2. OSB’deki Teknoparkta düzenlenen törende konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, “Giresun’umuza, sanayimizin katma değerli üretim gücünü arttıracak, şehrimizin bilimsel ve teknoloji tabanlı kalkınmasını daha da ivmelendirecek yeni tesisler, yeni eserler kazandırmanın gururunu yaşıyoruz. Dünya, savaşlar, salgınlar, ekonomik ve jeopolitik krizlerin küresel dengeleri kökten değiştirdiği, ticaret kurallarının yeniden yazıldığı çalkantılı ve zorlu bir dönemden geçiyor.
Bu fırtınalı denizde birçok ülke rotasını kaybetmişken, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde son 22 yılda oluşturduğumuz siyasi istikrar iklimi, rekabetçi, sürdürülebilir sanayi ve üretim altyapısı, güçlü AR-GE ve inovasyon ekosistemiyle sayısız vizyon projeye imza attık. Başkalarının hayal bile edemeyeceği asırlık projeleri çeyrek asra sığdırarak ülkemizin tarihine ve talihine yeni bir istikamet kazandırdık.
Askerî insansız hava aracı üretiminde dünyada lider, ticari araç, güneş paneli, beyaz eşya, çimento üretiminde Avrupa’da birinci olan Türk sanayisini inşa ettik. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’mızca kurulan sayısını 22 yılda 2’den 101’e yükselttiğimiz teknoloji geliştirme bölgeleri ve desteklediğimiz bin 298 Ar-Ge ve 327 tasarım merkezi ile ülkemizde teknoloji seviyesi yüksek üretim kapasitesi inşa ettik” dedi.

“KİŞİ BAŞINA DÜŞEN MİLLİ GELİR DE ARTTI”
Yatırım, üretim, istihdam ve ihracat ekseninde büyümeyi kesintisiz sürdürerek kişi başına düşen millî gelirin 13 bin 110 dolara, millî geliri ise 1 trilyon 118 milyar dolara çıkardıklarını da belirten Bakan Kacır, “Küresel tedarik zincirlerinde ve enerji arzında yaşanan kırılmalara, yaşadığımız deprem felaketlerine rağmen 255,8 milyar dolarla ihracatımızda tarihi bir rekora imza attık. Girişimcilik ekosistemimiz milyar dolar değerlemeyi aşan 7 Türk teknoloji girişimi çıkardı ve bunların 6’sı Ar-Ge teşviklerimizle başarıya ulaştı.
Savunma sanayinde ülkemizi liderliğe taşıyan yeni nesil endüstri politikasını sivil alana taşıyarak yeni nesil elektrikli ve akıllı millî otomobilimiz Togg’u başarıyla yollara çıkardık. 60 yıl öncesinin devrim otomobili hayalini devrin otomobilini üreterek gerçeğe dönüştürdük.
Astronotumuz Alper Gezeravcı’nın uzay yolculuğuna 85 milyon vatandaşımızla birlikte tanıklık ettik.
Türkiye Yüzyılı’nda da yeşil ve dijital dönüşümü hızlandıracak, ülkemizi küresel düzeyde ileri teknoloji üretim merkezi hâline getirecek, bilgi temelli dijital ekonomiyi büyütecek, yenilikçi ve girişimci insan kaynağımızı güçlendirecek adımları atmaya devam edeceğiz.
Millî Teknoloji Hamlesi vizyonumuz doğrultusunda ülkemizi teknolojiyi üreten ve geliştiren ülke hâline dönüştürmek, küresel pazarda ülkemizin etkinliğini artırmak ve dünya çapında bir üretim merkezi olarak konumumuzu pekiştirmek amacıyla, altyapısı güçlü ve çevre dostu planlı sanayi alanları sunuyoruz. Yatırım, üretim, istihdam ve ihracat ekseninde büyümeyi kesintisiz sürdürerek kişi başına düşen millî geliri 13 bin 110 dolara, millî gelirimizi ise 1 trilyon 118 milyar dolara çıkardık” dedi.

“OSB’LER KALKINMANIN KALBİNDE YER ALIYOR”
Son 22 yılda Organize Sanayi Bölgelerinin sayısını 192’den 361’e, OSB’lerimizde istihdamı 415 binden 2,6 milyona çıkardıklarını da açıklayan Bakan Kacır, ”OSB’si olmayan il bırakmadık. Giresun’umuz da bu planlı sanayileşme hamlemizden payını ziyadesiyle aldı. 22 yıl önce sadece bir organize sanayi bölgesi bulunan şehrimize 3 yeni OSB kazandırarak Giresun’umuzu sanayi yatırımları için cazibe merkezine dönüştürdük.
Giresun 2. Organize Sanayi Bölgemizle de yaklaşık 49 hektarlık alanda sanayicilerimize altyapısı güçlü ve çevre dostu modern planlı sanayi alanları sunuyoruz. Bugün de Giresun 2. OSB bünyesinde orman ürünlerinden savunma sanayine, mobilyadan gıda sanayine farklı sektörlerde faaliyet gösteren 6 üretim tesisinin açılışını gerçekleştiriyoruz. 4 adet üretim tesisimizin temelini atıyoruz. 790 istihdam oluşturacak bu 10 fabrika ile OSB’miz inşallah 3 binden fazla vatandaşımız için ekmek kapısı olacak.
Tabi şehrimize yeni üretim alanları kazandırmak kadar önem verdiğimiz bir diğer husus Giresun ekonomisinin teknoloji odaklı dönüşümünü sağlamak. Bu doğrultuda bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz Giresun Teknokent’i şehrimize kazandırdık. Teknokentimizi üniversite ve sanayi iş birliğini kuvvetlendiği, bilgi ve üretimin buluştuğu, yenilikçi fikirlerin ürüne dönüştüğü öncü merkez olarak konumlandırdık.
Bin 275 metrekare kiralanabilir alana sahip Giresun Teknoloji Geliştirme Bölgemizle, şehrimizin katma değerli ve teknoloji odaklı kalkınmasına yeni bir ivme kazandıracağız. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak 45,6 milyon lira destek sağladığımız bu altyapıyla Giresun’umuzun yıldızı daha da parlayacak. İnanıyorum ki teknoparkımız alanında öncü, lider teknoloji girişimlerine ev sahipliği yapacak. Önümüzdeki dönemde Giresun’un kalkınmasına ivme kazandıracak yatırımların önünü daha da açacağız. Mevcut üretimi, ihracatı, istihdamı çok daha ileri noktalara çıkaracağız” dedi.
Yapılan konuşmanın ardından törenle Giresun’da 2. Organize Sanayi Bölgesinde yeni fabrikalar açılış, temel atma ve Giresun Teknopark açılışını gerçekleştirdi.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Bartın’da çiftçilere tohum ve sera örtüsü dağıtım programına katıldı.
Bakan Yumaklı, gen bankasında koruma altında 37 çeşit tohum bulunduğunu belirterek, ata tohumlarının 117 ülkeye ihraç edildiğini söyledi.

ATA TOHUMU KULLANIMININ YASAKLANDIĞI İDDİALARINA YANIT
Yumaklı, ata tohumu kullanımın yasaklandığı iddialarına cevap verdi.
Sertifikalı tohum kullanımı konusundaki ısrarlı tutumun yanlış anlaşıldığını belirten Bakan Yumaklı, şöyle konuştu:
“TÜRKİYE, DÜNYADA İLK 10 ÜLKE ARASINDA”
Birçok konuda olduğu gibi gıda arz güvenliğini sağlamak da birinci önceliğimiz olmak durumunda. Çünkü eğer tohumunuz yoksa siz üretimi başlatamazsınız. Savunma sanayiinde, teknolojide ya da diğer sektörlerde olduğu gibi tohumda da istikbalinize dönük taahhütlerinizi yerine getirmek istiyorsanız bağımsız olmak durumundasınız. Türkiye, bu konuda dünyada ilk 10 ülke arasında. Genelde doğru bilinen yanlışlar vardır.
Bu da onlardan bir tanesi. Türkiye’de üretilen yerli ve milli tohumlarımız var. Kullanılan tohumların yani 100 birimlik tohumun 97 birimi bu ülkenin topraklarında üretiliyor. Tohumlarla alakalı çok araştırma geliştirme yapan kurumlarımız var. Ama aynı zamanda son dönemde özel sektörün de ciddi bir başarısı var.
Tohumlarla ilgili söyleyebileceğimiz diğer önemli şeylerden bir tanesi de bunların sertifikalı tohum olması. Bu konudaki ısrarımız zaman zaman yanlış anlaşılıyor ve ata tohumlarının yasaklandığıyla ilgili zaman zaman tezviratlarda bulunuluyor. Bu doğru değil arkadaşlar.
“37 ÇEŞİT TOHUM KORUMA ALTINDA”
Bakan Yumaklı, 37 çeşit tohumun koruma altında bulunduğunu vurgulayarak şöyle konuştu:
Bizler 37 çeşit ata tohumumuzu gen bankamızda koruma altına aldık. Bunlar sertifikalı tohumlar. Sertifikalı demek, siz hangi ürün olduğunu bilirsiniz. Herhangi bir hastalık taşıyıp taşımadığını bilirsiniz. Ne kadar verim vereceğini bilirsiniz. Dolayısıyla bizim tarımsal üretimimizi garanti altına almanın yollarından bir tanesi de kullanacağımız tohumların sertifikalı olması.

“ATA TOHUMLARI 117 ÜLKEYE İHRAÇ EDİLİYOR”
Ata tohumlarının 117 ülkeye ihraç edildiğini ifade eden Bakan Yumaklı, şu değerlendirmeyi yaptı:
Türkiye’deki kullanılan sertifikalı tohumların yaklaşık yüzde 40’ı Tarımsal Araştırma Geliştirme Genel Müdürlüğümüzün üretmiş olduğu tohumlardan oluşuyor. Yaklaşık 117 ülkeye de hem bunlar hem de özel sektörümüzün üretmiş olduğu tohumlar ihraç ediliyor. Anadolu kadını değerli kardeşlerim. Tohumdan çatala bu üretimin her tarafında.
“ATA TOHUMLARIMIZI SERTIFIKALANDIRIP, TOPRAKLARIMIZLA BULUŞTURUYORUZ”
Yani kimi zaman hepimiz biliriz, böyle bezlere koyup sandıklarda saklanan tohumlar vardı. O dönemin şartlarına göre bizim şimdi gen bankasında yaptığımız o saklamayı, onlar o dönemlerde bu şekilde yaparlardı. Ama şimdi artık bunlar ülkenin kullanımına birer birer çıkmış oluyor. Biz de bunları destekliyoruz bütün ülke çapında. Ata tohumlarımızı sertifikalandırıp, topraklarımızla buluşturuyoruz.
“TÜRKİYE’NİN BİTKİ FLORASINA iKi YENİ BİTKİ KATILDI”
Yumaklı, Türkiye’nin zengin biyoçeşitliliğine Bartın’da yetişen iki yeni bitki türünün de eklendiğini ifade ederek şöyle konuştu:
Türkiye’nin zengin biyoçeşitliliğine sahip bir ülke olduğunu biliyoruz. Ulusal biyolojik çeşitlilik, envanter ve izleme projemiz var. Bu kapsamda 12 bin 140 türü kayıt altına almış durumdayız. Avrupa’daki toplam bütün ülkelerin biyoçeşitliliği, bitki çeşitliliği rakamları 12 binler civarında. Sadece bizim ülkemizde ise 12 bin 141 adet. Bu da bizim zenginliğimizi gösteriyor. Buradan Türkiye florasına iki yeni bitki katıldığının da müjdesini vermek istiyorum. Çünkü Bartın gibi yeşilin, doğanın, her türlü zenginliğin olduğu bir yerde biyoçeşitlilik zenginliğinin olmaması düşünülemezdi.
Doğa Koruma Milli Parklardaki arkadaşlarımızın izleme çalışması ile ‘büsür otu’ ve ‘boynu altınasa’ bitkilerini biyoçeşitlilik listemize dahil etmiş olduk. Böylece 12 bin 141 adedi 12 bin 143’e çıkarmış olduk. Bartın’dan da bunun müjdesini bütün Türkiye’ye vermiş olalım. Bu çok basit bir konuymuş gibi düşünülebilir. Ancak devam etmesi gereken bir biyoçeşitlilik zenginliğinin ikisinin de Bartın’da olmuş olması en azından bizler açısından son derece mutluluk verici.
Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan Antalya Diplomatik Forumu’na Erivan’ı temsilen katıldı. “Uluslararası Ticaret, Bağlantısallık ve Karşılıklı Bağımlılık” başlıklı yuvarlak masa toplantısında konuştu.
Mirzoyan, Ermenistan’ın denize kıyısı olmayan bir ülke olduğunu vurguladı. “Dört komşumuz var ve sadece iki sınırımız açık” dedi.
Sınırların açılması ve normal ilişkiler kurulması için her iki komşuyla da görüştüklerini aktardı, Barış Kavşağı projesini anlattı.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan da 14 Ocak’ta Davos’taki Dünya Ekonomik Forumunda yaptığı konuşmayla projeyi tanıtmış; yeni ekonomik ve güvenlik girişiminin bölgeyi siyasi diyalog başta olmak üzere birçok noktada zenginleştireceğini söylemişti.
Paşinyan’ın Davos’ta yaptığı konuşmada projeyle ilgili yaptığı “geleneksel jeopolitik ayrımları aşmayı amaçlıyoruz” açıklaması dikkatleri çekti.
Paşinyan hükümeti, Türkiye sınırında 2, Azerbaycan sınırında ise 5 kontrol noktası kurmayı taahhüt etti.
Ermenistan’ın, kendi topraklarındaki dört demir yolu bölümünü restore edeceği vurgulandı.
Erivan ayrıca Azerbaycan ve Türkiye arasındaki bağlantıyı sağlamaya hazır olduğunu ifade etti.
Paşinyan’ın sonraki adresi Münih Güvenlik Konferansı çerçevesinde Almanya oldu.
O sıralarda Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki diplomasi trafiği de sürdü.
İki ülkenin dışişleri bakanları barış müzakereleri çerçevesinde bir araya geldi.
Yapılan toplantıdan görüşmelerin devamı kararı çıktı
Analistler tüm bu adımların Ermenistan’ın yeni polikasının işaretleri olduğunu belirtti.
ERMENİSTAN RUSYA’YA REST ÇEKTİ! FRANSA İLE BAĞLARINI GÜÇLENDİRMEYE BAŞLADI!
Paşinyan buradaki temaslarının ardından Fransa’yı ziyaret etti.
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Savunma Bakanı Sebastien Lecornu ile bir araya geldi.
Fransız lider ortak basın toplantısında açıklamalarda bulundu.
Paris yönetiminin, Erivan’ın bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü desteklediğini söyledi.
Ülkedeki demokratik süreci ve bölgesel barış arzusunu desteklediklerini vurguladı.
Macron ayrıca Ermenistan’ın “Barışın Kavşağı” girişiminden memnun olduklarını aktardı.
Paşinyan’ın France 24 kanalına yaptığı açıklama ise bölge için tarihi nitelikteydi.
Ermenistan lideri, Rusya ile güvenlik antlaşmasını ve Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) üyeliğini askıya aldıklarını duyurdu.
Paşinyan açıklamasında, Kremlini bir kez daha sert bir dille eleştirdi.
Rusya’nın ve KGAÖ’nün İkinci Karabağ Savaşı’nda Ermenistan’a yardım etmediğini söyledi.
Görüşmelerde bir başka önemli başlık ise Ermenistan ordusunun modernizasyonuydu.
Fransız askeri analistleri, Erivan yönetiminin NATO standartlarında bir orduya kavuşması gerektiğini değerlendirdi.
Sovyet tipi askeri araçların, Bayraktar başta olmak üzere modern Türk envanterlerine direnemediğine dikkat çekildi.
Fransa söz konusu değerlendirmelerini söylemle bırakmadı, modernizasyona da başladı.
Düşman uçaklarının tespitini sağlayacak üç adet Thales Ground Master (GM 200) radarı Ermenistan’a hibe edildi.
Bu gelişmelerden kısa bir süre sonra bu kez Fransa Savunma Bakanı Sebastien Lecornu Ermenistan’a resmi ziyaret düzenledi.
Başbakan Nikol Paşinyan ve Ermenistan Savunma Bakanı Suren Papikyan’la görüştü.
Lecornu Ermenistan’a kısa, orta ve uzun menzilli hava savunma sistemleri vermeye hazır olduklarını açıkladı.
Fransız bakan, gece görüş gözlüklerinin ilk bölümünün Ermenistan’a teslim edildiğini aktardı.
“Bastion” tipi zırhlı personel taşıyıcıların da önümüzdeki günlerde gönderileceğini belirtti.
Fransız Bakan ayrıca Ermeni askeri öğrencilere, subay ve astsubaylara ülkesinin askeri okullarında eğitim verileceğini söyledi.
Fransız silahlarıyla ilgili eğitimlerin de Fransa tarafından sağlanacağını aktardı.
YUNANİSTAN ALMANYA VE FRANSA’NIN HAMLELERİNE YENİLERİNİ EKLEDİ
Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias resmi ziyaret için Ermenistan’a gitti.
Ermeni mevkidaşı Papikyan ile görüştü.
Görüşme sonrası yapılan açıklamada, iki ülke arasında askeri-teknoloji alanındaki işbirliğinin artırılması kararı alındığı ifade edildi.
Ermenistan ve Yunanistan arasında arasında 12 Aralık 2023’te, askeri ve teknik alanda işbirliği anlaşması imzalanmış;
Yunanistan Savunma Bakanı Dendias, X hesabından yaptığı paylaşımda bulunmuştu.
Dendias, “Yüzlerce yıllık ilişkilere, halklarımız arasında dostluk bağlarına ve tarihimizde ortak yaşanmışlıklara sahip olduğumuz bir ülkenin Savunma Bakanı’nı, bugün Atina’da misafir ettim.” ifadesini kullanmıştı.
İki ülke arasındaki yeni anlaşmanın içeriği ise henüz kamuoyuyla paylaşılmadı.
Ancak Erivan’ın yönünü Rusya’dan NATO ittifakına doğru çevirdiği ise dikkatleri çekiyor.
]]>Erdoğan’ın konuşmalarından öne çıkanlar şu şekilde:
‘KAAN’I 2028 YILINDA SAVAŞ UÇAĞI FİLOMUZA DAHİL ETMEYE BAŞLIYORUZ’
Geçtiğimiz haftalarda beşinci nesil savaş uçağımız KAAN gökyüzüyle buluştu. Türkiye bu alanda dünyanın ilk dört ülkesi arasında yer aldı. KAAN uçuyor, gökle buluştu. KAAN nerede bu CHP ya? Nerede diğerleri? İnşallah 2028 yılında KAAN’ı savaş uçağı filomuza dahil etmeye başlıyoruz.
ERDOĞAN’DAN EMEKLİLERE MESAJ
2023 yılında ekonomimiz yüzde 4,5 büyüdü. Merkez Bankası döviz rezervlerinde de sorun yok. Yani ekonomimizin temel direklerinde bir sıkıntı yok.
Enflasyonu tek haneye düşüreceğiz. Uzun yıllar tek hanede tuttuğumuz gibi yine başaracağız.
Devletimizin gelirleri arttıkça inşallah çok daha fazlasını yapacağız. Emeklilerimizin şunu bilmesini isterim; Biz muhalefet gibi hayal taciri değiliz hiçbir zamanda olmadık. Şimdiye kadar insanımıza hep dürüst olduk, hasbi davrandık.
Çalışanlar ve emekliler başta olmak üzere vatandaşlarımızın bütün sıkıntılarını biliyoruz. Emeklilerimizin yükünü azaltacak her bir adımı attık, atıyoruz.
Bugünde aynı samimi tavrımızı koruyoruz. İnşallah el ele verecek ve sorunlarımızı birlikte çözeceğiz. Yeter ki aramıza kimseyi sokmayalım. Yeter ki birliğimizi, beraberliğimizi muhafaza edelim.
Cumhur İttifakı ve AK Parti olarak bizim tek gayemiz sizlere hizmettir. Biz ülkemizi büyütmenin, şehirlerimizi geliştirmenin, vatandaşlarımızı hak ettikleriyle buluşturmanın derdindeyiz.
‘ÜLKE VE MİLLET DÜŞMANLARINA KAÇTIKLARI DAĞLARI DAR EDİYORUZ’
6 Şubat ve diğer depremlerde kaybettiğimiz vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.
31 Mart’ta bir kez daha sizlerin desteğine ihtiyacımız var. Gakkoşlar’dan aynı güçlü duruşu 31 Mart’ta da bekliyoruz. Bu meydan bana Elazığ’ın gümbür gümbür geleceğini söylüyor. Elazığ, yüksek oranda oy vererek yine tarih yazacağına inanıyorum.
Sizlerden aldığımız güçle ülke ve millet düşmanlarına kaçtıkları dağları, saklandıkları mağaraları dar ediyoruz, dar.
Sınırlarımız veya hudutlarımız dışında nerede terörist varsa hepsinin tepesine biniyoruz.
Bir dönem teröristlerin cirit attığı dağlarımızda, Cudi’de, yaylalarımızda bugün ülkemizin ve dünyanın farklı köşelerinden turistler korkusuzca geziyor. Girilemez denilen ne kadar yer varsa hepsine girdik. Yılın 365 günü 7/24 operasyonlarımız devam ediyor.
Terörle mücadeleyi artık sınırlarımızın ötesine taşıdık. Sınırlarımız ötesindeki terör yuvalarını da kurutuyoruz. Birilerinin kürdistan kurma hayali vardı bu hayalleri yırtıp attık. Emperyalistlerin tetikçiliğini yapan, kiralık katil sürülerinin tümünü er ya da geç mutlaka kurutacağız.
‘SÖZ KONUSU VATANIMIZIN BEKASI İSE KİMSEYİ GÖZÜMÜZ GÖRMEZ’
Bizi bölmeye çalışanlardan bunun hesabını misliyle soruyoruz, soracağız. Elazığ terörle mücadelede en çok şehit verdiğimiz şehirlerin arasında yer alıyor. Yıllarca, kahramanca mücadele ettiler. Rabbim hepsinden razı olsun. Ruhları şad olsun. Cennetim vatanımızı alçaklara uğratmadılar. Türkiye üzerinde ameliyat yapılmasına müsaade etmediler.
Elazığlı yiğitlerimize olan minnet borcumuzu inşallah terörü bitirerek ödeyeceğiz.
Türkiye hiç olmadığı kadar azimli, kararlı ve dirayetlidir. Söz konusu vatanımızın bekası, devletimizin bütünlüğü, milletimizin huzur ve emniyetiyse bizim kimseyi gözümüz görmez.
]]>7.6’da bir binanın içindeki o gürültü, sarsıntıyı yaşayan bir kardeşinizim, ağabeyinizim. Orada ciddi gözlemlerim oldu. İki tane bina, bir tanesinde hiçbir sıkıntı yok. Neredeyse çatlağı yok. Diğeri yerle bir olmuş. Onun için biz mühendislerin, mimarların bu anlamdaki hassasiyeti kıymetli. En ufak bir ayrıntı, çok sayıda insanın hayatına mal oluyor. Şimdi bakın mesela bir doktor kardeşimizin ameliyatta yanlış yaptığını düşünelim. Oradaki hastayı etkileyecek bir sonuç doğuracaktır.
Yani en kötüsü ölüm olacaktır, Allah korusun. Mühendislerin yapacağı bir hata, çok daha vahim sonuca sebebiyet verebilecek şeyler ortaya çıkarabilir. Onun için gerçekten çok daha dikkatli, her şeyiyle ehemmiyetli, hesabından tutun, uygulamasına kadar dikkatli olmalıyız” ifadelerini kullandı.
‘ARTIK 2071’İ PLANLIYORUZ’
Bakan Uraloğlu, bulunduğu coğrafi konumun Türkiye’ye olan avantajlarına işaret ederek, “Dört saatlik uçuşla 67 ülkeye gidebiliyoruz. Yani Afrika’dan Uzak Doğu’ya, Avrupa’ya kadar. Burada yaklaşık 40 trilyon dolarlık bir gayrisafi milli hasıla var. Yaklaşık 1,5 milyar insan var. Yine yaklaşık 8,5 trilyon dolarlık bir ticaret hacmi var. Böyle bir coğrafyada bulunuyoruz. Biz Ulaştırma Bakanlığı olarak ne yapıyoruz; insan, yük ve veri taşıyoruz.
Bunun sonucunda yönetiyoruz. Oralara hizmet ediyoruz. Kara yolu, demir yolu, hava yolu, deniz yolu ve haberleşme alanımızda olan vizyonumuz, misyonumuz; yani bunlar bizim daha iyi nasıl hizmet edebileceğimizin göstergeleri. Ülke insanlarına, coğrafyaya 2053’e kadar yapmayı planladığımız yatırımların ayrıntıları var. Biz artık 2071’i planlıyoruz. 90’lı yıllarda, ‘Ertesi gün bankamatiğe acaba maaşımız yatacak mı?
Devlet bunu yaptırabilecek mi’ diye endişe eden bir ülkeden bugün 2071’leri planlayan bir ülkede yaşıyoruz çok şükür. Bunda da tabii Cumhurbaşkanımızın bize açtığı ufuk gerçekten kıymetlidir. 272 milyar dolarlık bir yatırım yapmayı planlıyoruz ve ağırlıklı olarak demir yollarını yapmayı planlıyoruz” dedi.
‘2028 YILINA KADAR PROJESİNİ BİTİRECEĞİZ’
Ardından, ulaştırma yatırımlarına değinen Uraloğlu, Ankara-İstanbul arasındaki yeni hızlı tren projesi ile seyahat süresinin 80 dakikaya indirilmesini amaçladıklarını kaydederek, şöyle konuştu:
“Proje çalışmalarına başladık. Tamamen yeni bir hat, biz bunun 2028 yılına kadar projesini bitireceğiz inşallah. Yapım çalışmalarına başladık. Bu sadece, bir ulaşım aracının Türkiye’ye kazandırılması değildir. Aynı zamanda 350 kilometre hızla seyahat eden bir tren teknolojisini de bu vesileyle ülkemize kazandırmaktır. Yine yerli elektrikli lokomotifimizin seri üretimine önümüzdeki günlerde başlıyoruz.
Biz şehirlerarası değil, şehir içindeki metro hatlarıyla da bakanlık olarak, metro çalışmalarımız, planlamalarımız var. Bunları da şehrin ulaşımına katkı sağlamak için yapıyoruz, destekliyoruz belediyelerimizi. Hava yoluna bakacak olursak çok tartışılan, ‘İstanbul’a yeni bir havalimanı gerekli miydi’ denilen havalimanı, şimdi Avrupa’da birinci, dünyada yedinci sırada.
Geçen günkü yolcu sayısı 77 milyonu geçti. Hedefimiz, oradaki planımız 200 milyon yolcunun buradan hareket etmesi. Şimdi İstanbul Havalimanı’ndan sadece Türkiye nüfusu kadar insan seyahat etti bir yılda. Yani onun için ne kadar gerekliydi, görüyoruz. 174 ülkeyle havacılık anlaşmamız var.
Neredeyse olmayan ülke kalmadı. Yani bundan sonra bence hedefimiz bu olmalı. İstanbul’da eski Haliç’e bir yat limanı kompleksi ve bir alışveriş merkezi yapıyoruz. Tarihi yapısını da koruyarak ülkemiz için kıymetli bir proje olacak. Bu sene içerisinde bunun da önemli bir bölümünü açmayı düşünüyoruz.”
‘6’NCI UYDUMUZ HAZİRANDA FIRLATILACAK’
İletişim ve haberleşme çalışmalarından da bahseden Uraloğlu, “Mesela geçtiğimiz günlerde Zeki Müren’in sesinden bir güncel parça seslendirildi değil mi? Birisi şimdi bir başkasının sesinden sizi arayabilir. Onun için mutlaka yerli ve milli iletişim araçlarını geliştirmemiz lazım. Haziran ayı içerisinde inşallah fırlatma rampalarımızdan Amerika’da göndermeyi planlıyoruz. Bu da 6’ncı uydumuz olacak ve kapsama alanı da çok ciddi bir şekilde Afrika’nın ve Orta Doğu’nun önemli bir bölümünü de ilave olarak kapsayacak. Bu da bizim için heyecan verici bir proje. Sizlerin yakından takip ettiği, beklediği 5G teknolojisine uygun zamanda doğru piyasa şartlarıyla geçmeyi düşünüyoruz. Muhtemelen 2026 yılında 5G’ye geçeceğiz; ama İstanbul Havalimanı’nda uyumlu olan telefonlar bunu deneyimleyebiliyor. Bazı üretim tesislerinde de deneme amaçlı ruhsat verdiğimizi söylemek isterim” diye konuştu.
Kotil, Ekim 2023’te Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamada 2028 yılında Hava Kuvvetlerine 20 uçak teslim edilebileceğini söylemişti. Ancak savaş uçağının seri üretiminin ne zaman başlayacağına dair güncel bir açıklama kaydedilmedi.
İlk uçuşun ardından konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, KAAN’ı Amerikan savaş uçağı F-16’ya benzeterek, “KAAN aynı F-16 gibi. Türkiye, kendi beşinci nesil savaş uçağını üretme yolunda çok kritik bir eşiği daha geride bıraktı” dedi. Beşinci nesil savaş uçakları, en gelişmiş savaş uçakları olarak kabul ediliyor. KAAN’ın uçmasından sonra Avrupa, Orta Doğu ve ABD medyasından birçok kuruluş uçağı F-16, F-35 ve F-22 ile dahi kıyasladılar.
HİNT BASININDAN AYNI TARİFE: F-22’YE BENZİYOR
Hindistan medyasından EuroAsian Times’da yer alan haberde ise KAAN’ı, Hindistan’ın yıllardır üretmeye çalıştığı ancak bir türlü ilk uçuşunu dahi gerçekleştiremediği AMCA ile karşılaştırdılar. Söz konusu haberin hemen girişinde Türkiye’nin havacılık sektörünün 2024 yılı içerisinde 15 milyar doları geçmesi beklendiği hatırlatıldı.
Türkiye’nin 1970 yılından beri askeri anlamda yerli teknolojileri geliştirmeye başladığını belirten gazete, KAAN’ın F-16 ve F-35’den ziyade aslında ABD’nin hiçbir ülkeye satmadığı F-22’ye benzediğini ifade etti, bu tasarımın ise 2016 yılında belirlendiği aktarıldı.
“EŞSİZ BİR KONUM”
EuroAsian Times haberin devamında Türkiye’nin hem Avrupa hem de Asya’nın bir parçası olduğunu ve eşsiz bir jeopolitik konuma sahip olduğunu aktardı. Gazete, Ankara’nın NATO üyesi olmasına rağmen Rusya ile de bağlarının sıkı olduğunu bildirdi.
Rusya’dan alınan S-400 Hava Savunma Sistemleri nedeniyle ABD, Türkiye’yi F-35 programından çıkardı. Bu durum Türkiye’yi yerli üretim ve diğer alternatiflere yöneltti. İslam dünyasının en güçlü ülkesi olma arzusunun yanı sıra Türkiye, bölgesel ve küresel olarak da gücünü artırmak istiyor.
Bu bağlamda ABD, Çin ve Rusya’nın ardından yerli beşinci nesil savaş uçağını uçuran dördüncü ülke Türkiye’nin uçağına en büyük ilgiyi gösteren ülke şimdilik Pakistan. Gazeteye göre Pakistan, KAAN’ın üreticisi olmak istiyor ancak Türkiye bu konuya henüz sıcak bakmıyor.
“AMCA PROTATİP OLARAK KALDI, KAAN UÇTU”
EuroAsian Times, Hindistan’ın ise Türkiye’den hem insansız hava araçlarında hem de savaş ve nakliye uçakları kapsamında ders alması gerektiğini de belirtti. Türkiye’nin bu konularda Hindistan’dan fersah fersah önde olduğunu yazan gazete, AMCA adı verilen 5. nesil Hint savaş uçağının hala KAAN’ın seviyesine gelemediğini ve protatip olarak kaldığını ancak Türkiye’nin ilk uçuşunu başarıyla sonuçlandırdığını aktardı.
“DIŞ ÜLKELERDEN YARDIM ALMALIYIZ”
“Türkler karar alma ve ilerleme konusunda çok hızlı” ifadesini kullanan gazete, Hindistan’ın daha büyük bir ekonomik güce sahip olmasına rağmen bürokratik olarak çok geride kaldıklarını aktardı. EuroAsian Times ayrıca “Hindistan’ın AMCA konusunda artık atılım yapması gerekiyor, dış ülkelerden dahi yardım alma ihtimali düşünülmeli” değerlendirmesinde bulundu.
Geçen yılın verilerine ve Türkiye’nin turizm hedeflerine ilişkin basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Ersoy, Türkiye’nin geçen yılı, deprem felaketi, savaşlar ve seçim süreci gibi sıkıntılarla karşılaşmış olsa da rekor sayıda ziyaretçi ve turizm geliriyle kapattığını anlattı.
Bakan Ersoy, turizm konusunda 2024 hedefinin çok daha iddialı olduğunu dile getirerek, “Bu sene inşallah 60 milyon ziyaretçi ve 60 milyar dolar gelir hedefimiz var. İnşallah bu hedefi aşacağız. Erken rezervasyon ülkelerden ilk veriler gelmeye başladı. Bunlardan önemlisi Almanya pazarı. 2023’ü çok iddialı bir rekor sayıyla kapatmıştık. Almanya’dan 6,2 milyon ziyaretçiyle 2023’ü kapattık. İlk veriler de çok çok iyi. Erken rezervasyonlarda yüzde 20’nin üzerinde artış gözlemleniyor. Bazı operatörlerde bu sayının çok fazla olduğunu gözlemliyoruz. 2024’te Almanya bazında 7 milyon sayısını geçmeyi umuyoruz” şeklinde konuştu.
“KİŞİ BAŞI HARCAMADA 130 DOLARLARI GEÇMEYİ PLANLIYORUZ”
Türkiye’nin özellikle Avrupa pazarında pasta payını arttırmayı hedeflediğini ifade eden Ersoy, şunları kaydetti:
“Bunun yanında da Uzak Doğu pazarlarında yeni destinasyonları hedef pazar olarak portföyümüze koymuş durumdayız. Avrupa pazarında özellikle nitelikli turisti arttırabilmek için 2018 sonu itibarıyla yeni stratejilere geçmiştik. 2017’yi kişi başı harcama olarak 65 dolarla kapatmıştık. Geçen sene de kişi başı harcamayı 99 dolar rakamına kadar taşıdık. Önümüzdeki sene 106 dolar hedefliyoruz. Türkiye olarak 2028’e kadar kişi başı harcamada 130 dolarları geçmeyi planlıyoruz. Bu bağlamda da farklı ürün çeşitleriyle pazara girmeyi hedefliyoruz. Eskiden olduğu gibi sadece deniz, kum, güneş değil. Turizm Geliştirme Ajansı’nın yoğun tanıtım gücüyle hem ürün çeşitliliği yakalamak istiyoruz hem de hedeflenen destinasyon, yani bize yolcu, turist sağlayan hedef destinasyon sayısını artırmayı planlıyoruz. Başarılı da sonuçlar almaya başladık. Son dört yıldır 200’den fazla ülkede şu anda ülkemiz yoğun turizm tanıtımı yapıyor. Bütün bu ülkelerden yolcu trafiği başlattık.”
Ersoy, özellikle Türk Hava Yolları’nın 330’dan fazla şehre direkt uçuyor olmasının bu noktadaki önemine değindi.
Türkiye’nin tanıtımı amacıyla arkeolojiyi de ön plana çıkaran “Geleceğe Miras Sonsuz Efes” projesini hazırladıklarına işaret eden Ersoy, özellikle arkeolojik kazı noktalarındaki hem kazı hem restorasyon hem de yeniden ihya bütçelerini 15-20 kata varan oranlarda, bölgesine göre değişen noktalarda artırdıklarını söyledi.
Ersoy, şu anda 144 ayrı noktada çok yoğun kazı programları başladığını anlatarak, aşamalı olarak da şehir merkezlerinde olan veya bu noktalara yakın konumdaki arkeolojik bölgelerde gece müzeciliğini başlattıklarını ifade etti.
Gündüz hava sıcaklığının yüksek olduğu bölgelerde gece müzeciğiyle turistlerin rahat gezebileceği bir ortam oluşturulduğunu, o nedenle saat 00.00’a kadar belli başlı müzeleri açık tutma kararı aldıklarını belirten Ersoy, “Aşamalı bir şekilde talep gören bütün müzelerimize bu sistemi kaydıracağız. Bu sene, en çok ziyaretçi alan 15 noktada inşallah yetiştirebilirsek başlıyoruz. Sonra aşamalı olarak bu sayıyı da arttırmayı planlıyoruz” diye konuştu.
Ersoy, arkeolojinin ürün çeşitliliği olarak yeterli olmadığını vurgulayarak, “Almanya’da bisiklet turlarıyla ilgili çalışmalarımızı da hazırladık. Özellikle buradaki bisiklet federasyonuyla son birkaç yıldır yoğun çalışma içindeyiz ve buradaki Avrupa bisiklet destinasyonlarına Türkiye rotalarını eklemeye başladık. Oradan da yoğun bir şekilde talep alıyoruz. Bugün de aslında burada Alman milli takımından bir sporcunun bir etkinliği olacak” dedi.
Bakan Ersoy, bunların yanında Türkiye’nin gastronomi değerlerinin çok fazla olduğunu ve bunu tanıtmaya çalıştıklarını kaydetti.
Türkiye’nin 3 yıldır Michelin Rehberi’ne dahil edildiğini, aşamalı bir şekilde önce İstanbul’da başladıklarını, geçen sene itibarıyla İzmir, Çeşme, Urla ve Bodrum’u bu rehbere dahil ettiklerini dile getiren Ersoy, gastronomi konusunda da artık Türkiye’yi marka bir ülke haline getirmeyi ve gastro stillerini ön plana çıkarmayı hedeflediklerini, bu çalışmanın da başarıyla devam ettiğini söyledi.
“2028’E KADAR GELİRİ 100 MİLYAR DOLARA ÇIKARMAYI HEDEFLİYORUZ”
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, bundan sonra inanç, doğa, spor turizmi gibi yeni ürünleri sisteme dahil ederek hem sezonu 12 aya yaymak istediklerini hem de hedeflenen pazar sayısını arttırmayı hedeflediklerini vurgulayarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bunu da her yıl birbirini izleyen rekorlarla taçlandırmayı umuyoruz. Bu sene inşallah 60 milyon ziyaretçi ve 60 milyar dolar gelir hedefimiz var. 2028’e kadar (turizm) gelirini 100 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Şu andaki ilk göstergeler 2024 için çok çok iyi. Daha açıklanmadı ama havalimanlarından bana şubat verileri geliyor. Geçen seneyle kıyaslandığında şubat ayında çok ciddi bir sıçrama var. Zaten nisan sonunda üç aylık veriler açıklandığında göreceğiz. Mart verileri şubattan da iyi gidiyor. İnşallah bu şekilde giderse 60 milyar dolar gelir hedefimizi aşacağımız bir yıl olur diye düşünüyorum.”
Türkiye’nin Almanya’da yaz tatil paketleri için erken rezervasyonlarda İspanya’yı geçerek birinci sıraya yerleştiğini aktarması üzerine Ersoy, şunları kaydetti:
“Tabii biz çok yoğun tanıtım yapıyoruz. Türkiye bu yoğun tanıtımın karşılığını alıyor. Türkiye ürün çeşitliliğine gitti ve artık tek ürünle çıkmıyor. Herkesin zevkine, keyfine uygun ürünleri de piyasaya sürmüş durumdayız. Aslında bunlar eskiden de vardı ama bu kadar yoğun ve detaylı şekilde tanıtılmıyordu. Bu bütün bunlar sağlandığı için Türkiye özellikle Almanya pazarında parlayan yıldız. Almanya pazarında daha çok potansiyelimiz var alabileceğimiz. Özellikle Almanya ve İngiltere pazarlarında bu güçlü büyüme ivmesini göreceğiz. Ama biz sadece Avrupa’yla sınırlı kalsın da istemiyoruz. Özellikle Amerika kıtasına çok yoğunlaştık. Kültür turlarında da Uzak Asya pazarlarına yoğunlaştık. İnşallah bu çeşitliliği Anadolu’nun her yerinde göreceğiz.”
Mehmet Nuri Ersoy, sürdürülebilirlik konusunda Türkiye’nin sahip olduğu sertifikalarla Avrupa’da en iyi durumda olduğunu belirterek, bunu daha ileriye taşımak için yoğun çalışmalar yaptıklarını sözlerine ekledi.
Bakan Ersoy daha sonra Türk şirketlerinin stantlarını ziyaret ederek bilgi aldı.
BERLİN ULUSLARARASI TURİZM BORSASI FUARI
COVID-19 sonrası hızlı değişim sürecinde olan seyahat endüstrisi, dünyanın en büyük ve önemli turizm fuarlarından olan Berlin Uluslararası Turizm Borsası Fuarı’nda (ITB Berlin) bir araya geliyor.
Her yıl mart ayında Almanya’nın başkenti Berlin’de gerçekleştirilen ITB Berlin, bu yıl “Seyahat ve Turizmde Dönüşüme Birlikte Öncülük Edin” temasıyla kapılarını açtı.
Alanında dünyanın en büyüğü olarak kabul edilen fuarda, bu yıl 165 ülkeden yaklaşık 5 bin 500’den fazla firmanın yer alması bekleniyor. Fuar 7 Mart’a kadar devam edecek.
Pazarlama, satış, teknoloji, konaklama ve destinasyon yönetimi alanlarındaki güncel eğilimlerin yer alacağı fuarda, teknolojik ve ekolojik zorluklar, düzenlenecek etkinliklerle masaya yatırılacak.
Fuarda 17 farklı alanda düzenlenecek oturumlarla sürdürülebilirlik, iklimin korunması ve sosyal adalet için küresel turizmin neler yapabileceği değerlendirilecek, iklim değişikliği, yapay zekanın etkisi, kalifiye eleman sıkıntısının devam etmesi ve COVID-19 sağlık krizinin turizme etkileri gibi zorluklar tartışılacak.
Popüler seyahat destinasyonları ve turizmdeki en son yeniliklere ek olarak fuarda, dünyada turizmi etkileyen ve etkileyecek krizlerle nasıl başa çıkılacağı da masaya yatırılacak.
TÜRK TURİZMCİLER FUARDA
Fuarın bu yılki konuk ülkesi Arap Yarımadası’ndaki Umman olacak. Türkiye 2010’da ITB’de konuk ülke olmuştu.
Ummanlı sanatçılar, ülkelerinin kültür çeşitliliğini ulusal kıyafetlerle fuara gelen izleyicilere sunacak. Umman Kraliyet Senfoni Orkestrası da fuar kapsamında konser verecek.
Fuarı, geçen yıl 186 ülkeden yaklaşık 170 bin kişi ziyaret etmişti. Bu yıl ziyaretçi sayısının daha da artması bekleniyor.
Türk turizm sektöründen temsilciler de yenilikleri ve trendleri sergilemek için fuarda yerini alacak. Turizmciler, Türkiye’nin en önemli pazarlarından olan Alman turizm pazarına ve diğer ülkelerden gelecek konuklara ülkeyi anlatacak.
Gelecek yıl ise ITB Berlin’in konuk ülkesi Arnavutluk olacak.
]]>Raporda, Küresel Vatandaşlık Programı Endeksi’nde, 100 üzerinden 77 puan alan Malta bir kez daha zirveye yerleşti.
Dokuz yıl üst üste birinciliğini korumayı başaran, stratejik konuma sahip Avrupa ülkesi Malta’da geçerli olan Doğrudan Yatırım Yoluyla İstisnai Hizmetler için Vatandaşlık Verilmesi Yönetmeliği, ülkenin ekonomik kalkınmasına katkıda bulunan yabancı bireylere ve ailelerine vatandaşlığa kabul belgesi ile vatandaşlık verilmesine olanak tanıyor.
Küresel Vatandaşlık Programı Endeksi’nde Malta’nın ardından, 74 puanla, başvuru sahiplerinin ülke ekonomisine önemli bir katkıda bulunmasını gerektiren Avusturya’nın yatırım yoluyla vatandaşlık teklifi 2. oldu.
Avusturya’yı, üç Karayip ada ülkesi 70’er puanla takip etti: Antigua ve Barbuda Yatırım Yoluyla Vatandaşlık Programı, Grenada Yatırım Yoluyla Vatandaşlık Programı ve Saint Lucia Yatırım Yoluyla Vatandaşlık Programı cazip gayrimenkul bağlantılı yatırım yolları ve fon seçenekleri sunuyor.
TÜRKİYE SIRA ATLADI
Giderek daha popüler hale gelen Türkiye Yatırım Yoluyla Vatandaşlık Programı 5. sıraya 67 puanla paylaşan Dominika Yatırım Yoluyla Vatandaşlık Programı. Vatandaşlık endeksinde 5. sıraya yerleşen ve gayrimenkul seçeneği de dahil olmak üzere vatandaşlığa giden birden fazla yola sahip olan Türkiye, önemli bir kıtalararası ülke olarak yatırımcılara Asya, Avrupa ve Orta Doğu pazarlarına kolay erişim sağlıyor.
OTURUM PROGRAMLARINDA AVRUPA ÖNDE
vrupa ülkeleri, 2024 Küresel Oturum Programı Endeksi’nde de ilk 5’e adlarını yazdırarak listenin lider programları olmayı başardı.
Portekiz Altın Oturma İzni Programı, 100 üzerinden 75 puanla 26 program arasında 1. sırada yer alarak zirvenin sahibi oldu. Her biri 73 puan alan Avusturya Özel Oturum Programı ile Akdeniz’in yükselen yıldızı Yunanistan Altın Vize Programı 2. sırayı paylaştı. Bu programları, Henley & Partners tarafından geliştirilen ve özel oturum ile İsviçre forfait vergi hükümlerini birleştiren bir yatırım seçeneği olan İsviçre Oturum Programı 72 puanla yakından takip etti.
İtalya’nın Yatırım Yoluyla Oturum Programı, İngiltere’nin Yenilikçi Kurucu Vizesi ile birlikte 71 puanla 4. sırada yer aldı. 5. sırada Avrupa sınırları dışından bir ülke olarak Kanada, Kanada Start-Up Vize Programı ile 69 puan aldı ve aynı puana sahip Avrupa’nın bir diğer gözdesi olan İspanya Yatırım Yoluyla Oturum Programı ile 5.’liği paylaştı.
Henley & Partners Türkiye Direktörü Burak Demirel, “Bu yayın sadece özel müşteriler, onların danışmanları ve diğer varlık yönetimi profesyonelleri için değil, aynı zamanda daha fazla mali özerklik ve ekonomik büyüme elde etmek amacıyla yatırım göçü programlarını yönetmek isteyen hükümet politika yapıcıları açısından da önemli. Küresel dalgalanmanın arttığı bu dönemde ulus devletler, ulusal veya bölgesel sosyal ve altyapı projelerinin yanı sıra sürdürülebilirlik risklerini azaltan kalkınma girişimlerini finanse etmek için, yenilikçi bir finansman aracı olarak yatırım yoluyla oturum ve vatandaşlık programlarını vatandaşlarının ve sakinlerinin yararına kullanıyor” dedi.
]]>Ülke ihracatında ilk sırada bulunan sektörün toplam dış satımdan aldığı pay yüzde 14,8, yılın 2 ayındaki ihracatı ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11 artışla 5 milyar 909 milyon dolar oldu.
En büyük ürün grubu tedarik endüstrisinde ihracat geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 10 artarak 1 milyar 266 milyon dolara, binek otomobillerde yüzde 28 yükselerek 926 milyon dolara, eşya taşımaya mahsus motorlu taşıtlarda yüzde 37 artışla 555 milyon dolara, otobüs-minibüs-midibüste yüzde 79 yükselişle 234 milyon dolara çıktı, çekicilerde ise yüzde 32 azalışla 116 milyon dolar olarak kaydedildi.
Tedarik endüstrisinde en fazla ihracat yapılan ülke Almanya’ya yüzde 2 düşüş, önemli pazarlardan ABD’ye yüzde 49, Fransa’ya yüzde 20, Birleşik Krallık’a yüzde 25, Romanya’ya yüzde 66, Polonya’ya yüzde 27 artışlar yaşandı.
Binek otomobillerde en fazla dış satım olan ülke İtalya’ya yüzde 109, Birleşik Krallık’a yüzde 127, İspanya’ya yüzde 41, Almanya’ya yüzde 32, Polonya’ya yüzde 48 ihracat artışı kaydedildi.
Eşya taşımaya mahsus motorlu taşıtlarda Birleşik Krallık’a yüzde 66, İtalya’ya yüzde 13, Slovenya’ya yüzde 9, Fransa’ya yüzde 30, Belçika’ya yüzde 70, Almanya’ya yüzde 261, otobüs-minibüs-midibüs ürün grubunda ise Fransa’ya yüzde 215, Almanya’ya yüzde 211 ihracat artışları dikkati çekti.
“Geçen ay ilk 10 ülkenin 9’unda ihracat artışı yaşandı”
Türk otomotiv endüstrisi geçen senenin aynı ayına göre şubatta en büyük pazar Almanya’ya 439 milyon dolar ihracat yaptı.
İtalya’ya yüzde 31 artışla 360 milyon dolar, Birleşik Krallık’a yüzde 75 artışla 359 milyon dolarlık dış satımlar gerçekleştirildi. İspanya’ya yüzde 29, Polonya’ya yüzde 34, Belçika’ya yüzde 1, ABD’ye yüzde 62, Romanya’ya yüzde 23 ihracat artışları tespit edildi.
Ülke grubunda ilk sırada yer alan ve ihracat payı yüzde 67 olan Avrupa Birliği ülkelerine ihracat yüzde 14 artışla 2 milyar 107 milyon dolar oldu. Diğer Avrupa ülkeleri yüzde 14 pay ile ülke grupları arasında ikinci sırada yer aldı, bu ülke grubuna ihracat yüzde 76 arttı. Geçen ay Bağımsız Devletler Topluluğu’na yüzde 14 ihracat düşüşü, Orta Doğu ülkelerine yüzde 40 ve Kuzey Amerika Serbest Ticaret Bölgesi’ne yüzde 61 ihracat artışı kaydedildi.
İhracat rakamlarını değerlendiren OİB Yönetim Kurulu Başkanı Baran Çelik, şu ifadeleri kullandı:
“Otomotiv sektörümüz bugüne kadar en yüksek şubat ayı ihracatına imza attı. Tedarik endüstrisi, binek otomobiller, eşya taşımaya mahsus motorlu taşıtlar ve otobüs-minibüs-midibüs ihracatımız çift haneli arttı. Geçen ay ilk 10 ülkenin 9’unda ihracat artışı yaşandı. Birleşik Krallık’a yüzde 75 ve ABD’ye yüzde 62 ihracat artışları kaydettik.”
]]>Toplantı sonrası Cumhurbaşkanı Erdoğan önemli açıklamalarda bulundu.
Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:
BM ziyaretimizde Dubai’de düzenlenen Dünya Hükümetler Zirvesi’ne katıldık. Bu vesileyle devlet başkanının yanı sıra diğer devlet ve hükümet başkanlarıyla da görüşmelerimiz oldu. Dubai ziyaretimiz ardından Sayın Sisi ile görüşmeler gerçekleştirdik. Burada da ticaret ve savunma başta olmak üzere özellikle Filistin meselesini etraflıca konuştuk. Gazze’deki katliamı durdurmak amacıyla atabileceğimiz ortak adımları ele aldık.
MAHMUD ABBAS TÜRKİYE’YE GELİYOR
Yarın Mahmud Abbas’ı ülkemizde ağırlayacağız. Mısır ziyaretimizin ardından bir Karadeniz programı yaptık. Karadeniz her zaman olduğu gibi bu ziyaretlerimizde de bizi kucakladı. İlham Aliyev kazandığı seçimin hemen ardından ilk resmi ziyaretini ülkemize gerçekleştirdi. Arnavutluk Cumhurbaşkanı Edi Rama’yı ve heyetini ağırladık.
Gittiğimiz her şehirde vatandaşlarımızın sevgisiyle karşılaşmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyoruz. Tüm kardeşlerime buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. Sirkeci – Kazlıçeşme raylı sistemi ve yaya odaklı yeni nesil ulaşım projesini hizmete açtık.

ANTALYA DİPLOMASİ FORUMU
Bu sene 3. düzenlenen formumuza 148 ülkeden yaklaşık 4 bin 700 kişi katıldı. Forum kapsamında 11 devlet ve hükümet başkanıyla bir araya geldik. İkili konularımızın yanı sıra en önemli gündem maddemiz Gazze ve Filistin’di. Türkiye’nin başarılarının dünyanın farklı köşelerinde ilgiyle karşılandığını bir kez daha görmüş olduk. Antalya ve Muğla mitinglerimizde yine vatandaşlarımızla buluştuk.
50 ŞEHİRDE VATANDAŞLARIMIZLA BULUŞACAĞIZ
Aday tanıtımlarından başlayarak seçim gününe kadar yaklaşık 50 şehrimizde vatandaşlarımızla buluşmayı hedefliyoruz. Bakanlıklarımız ve kurumlarımız 31 Mart seçimlerinin huzur ve güven içinde gerçekleştirilmesi için gereken hazırlıkları yaptılar. Seçim takviminin en sağlıklı biçimde işletilmesi bizim görevimizdir. 31 Mart’ın da bir demokrasi şöleni havasında geçmesini sağlamakta kararlıyız.
200 BİN KONUTU TESLİM EDECEĞİZ
Yerleşim yerlerimizi yıkıntılardan önemli ölçüde temizleyerek hayatın normal ritmine kavuşması için çalışmayı sürdürüyoruz. 46 bin konut ve köy evini hak sahiplerine teslim ettik. Bu rakamı 75 bine çıkarıyoruz. Yıl sonuna kadar 200 bin konutu ve köy evini hak sahiplerine teslim edeceğiz. Kendi evini yapmak isteyenlere her türlü kolaylığı gösteriyoruz.
IRAK’TAKİ TERÖR BU YAZ ÇÖZÜLECEK
Irak sınırlarımızı güven altına alacak çemberi tamamlamak üzereyiz. Bu yazın Irak sınırlarımızla ilgili meseleyi kalıcı olarak çözüme kavuşturmuş olacağız. Suriye sınırları boyunca 30 – 40 km boyunca güvenlik koridoru oluşturma hedefimiz bakidir. Ortaya çıkacak gerilimlerin sebebi kendileri olacaktır. Türkiye’yi güney sınırları boyunca kuracağı bir teröristanla dize getireceğini düşünenlere yeni kabuslar yaşatacak hazırlıklarımız var. Bu hususta savunma sanayinde yaptıklarımızın ihracat boyutunu paylaşacağız. Türkiye, sadece kendi sınırlarından ibaret ülke değildir. Türkiye çok daha büyük bir coğrafyanın kalbidir. 
İSRAİL’E SERT TEPKİ
Diz çökmemizi bekleyen emperyalistlere ve araçlarına teslim mi olacağız.? Asla etrafımızda yaşananları görüyorsunuz. Azerbaycanlı kardeşlerimizin hem işgal edilen topraklarını hem Karabağ’ı nasıl özgür hale getirdiklerine hep beraber şahit olduk. Kuzeyimizdeki Ukrayna – Rusya savaşının nasıl başladığını bugüne nasıl geldiğini hep birlikte takip ediyoruz. İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü katliama kimlerin destek sağladığı açıkça ortadadır. Türkiye olarak diplomatik girişimlerimizle insani yardımlarımızla samimi haykırışlarımızla Gazzeli kardeşlerimize destek olmaya çalışıyoruz. Türkiye, Gazze ve Filistin için elinden geleni yapmaktadır yapmaya da devam edecektir. İslam aleminin yekvücut olmasına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuluyor. Uluslararası kurumların nasıl felç edildiğini vahşeti duyurmak isteyenlerin nasıl baskılandığını anlatmaya gerek bile yok. Gazze’de temeli atılacak ilk Yahudi yerleşim binası tek başına bu vahşetin sebebinin sadece hırsızlık, ahlaksızlık olduğunu göstermeye yetecektir. 
SİHA İHRACAT LİGİNİN ZİRVESİNDE YER ALIYORUZ
Aziz milletimiz önceki hafta ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştiren KAAN vesilesiyle savunma sanayinde geldiğimiz yer ülkemizde ve dünyada epeyce konuşuldu. Savunma sanayi hamlelerimiz Antalya Diplomasi Forumu’nda da muhataplarımızın gündemindeydi. Savunma sanayinde son 21 yılda büyük aşamalar kaydeden Türkiye bu sayede yerlilik oranını yüzde 80’lerin üzerine taşımıştır. Öyle ki 850’yi aşkın yerli savunma sanayi projesiyle bu alanda kendi kendine yeterliliği en yüksek ülkelerden biri haline geldi. Sahip olduğumuz yüksek teknoloji ürünlerini dost ve müttefik ülkelerde de paylaşarak savunma ihracatını 4,5 kat arttırdık. 185 ayrı ülkesine 230 çeşit savunma sanayi ürünü sattık. Savunma sanayi üretimimizi deprem bölgesine de yayarak hem bu alandaki gücümüzün artmasını sağlamayı amaçlıyoruz. Savunma sanayi ihracatında dünyadaki yerine baktığımızda karşımıza çıkan fotoğraf şu şekildedir. Dünyada ilk 3 ülkesi arasında SİHA ihracat liginin zirvesinde yer alıyoruz. 2023 İHA ihracat tutarı 1,8 milyar dolardır.
Bugüne kadar 24 ülkeye yaklaşık bin 200 adet silah kulesi satışı yaptık. Kamikaze İHA’larda talep gören ürünlerimiz arasındadır. 11 ülkeye bin 500 adet kamikaze dron ihracatı gerçekleştirdik. Hafif silah ve tabanca üretiminde de önemli marka haline geldik. 111 ayrı ülkesinde hafif silahlarımız kullanılıyor.
Suriye sınırlarımız roketlerle tehdit edildiğinde ülkemizdeki mevcut hava savunma sistemlerini götürdüler. Türkiye’yi pahasıyla satmadıkları silahları terör örgütlerine dağıtanları bunları bize karşı kullanılmasını da unutmadık. İşte bunun için diyoruz ki biz artık kimin ne dediğine bakmıyoruz. Biz artık sadece Türkiye neyi ihtiyacı olduğuna bakıyoruz. 
ENFLASYON MESAJI
Türkiye bugünüyle birlikte geleceğini de şekillendirecek tarihi bir ekonomik dönüşümden geçiyor. Geçtiğimiz yıl maruz kaldığımız asrın felaketi 6 şubat depremi ve seçime rağmen ekonomimiz yüzde 4.5 gibi bir oranla büyümeyi sürdürdü. Dünya ortalamasının 1.5 katına tekabül eden bu büyüme oranı yaşadığımız tüm olumsuzluklara rağmen ekonomimizin direncini ispatlıyor. Büyümenin yaklaşık yarısının yatırımlardan kaynaklanması ayrıca önemlidir. Satın alma paritesine göre dünyanın en büyük 11.ekonomisi haline gelen Türkiye uzun vadeli artışlara yoluna devam etmektedir. İstihdamdaki başarı hikayemizi 855 bin yeni istihdam artışıyla sürdürdük. İşsizlik oranını yüzde 9,4 ile son 10 yılın en düşük seviyesini ifade eden tek haneli rakamlara düşürdük. Enflasyonla mücadelemizde ise henüz istediğimiz yere gelmedik ama kararlıyız. Daha önce ülkemizi enflasyondan nasıl kurtardıysak inşallah bu defa da aynı başarıyı sergileyeceğiz. Aynı şekilde cari açıktaki düşüş de sürüyor. Bu yılın ilk 2 ayında cari dengede 13 milyar doların üzerinde iyileşme sağladık. Turizm gelirlerimiz her yıl rekor kırıyor. Turizmde bu yılki hedefimiz 60 milyar dolardır. Ülkemizin risk priminin düşmesi borçlanma maliyetlerimizin azalması, derecelendirme kuruluşlarının notlarının olumluya dönmesi 132 milyar dolarlık döviz rezervine sahip olmamız ekonomi programımızın doğru yolda ilerlediğini gösteriyor.
“EMEKLİLERİMİZİN GELİRİNİ ARTIRACAĞIZ”
En düşük emekli maaşını 10 bin liraya asgari ücreti 17 bin liraya çıkarmış her alanda milletimizin refah seviyesini yükseltmiş millet olarak çalışanlarımızın ve emeklilerimizin bugünkü sıkıntılarına gözlerimizi kapamamız mümkün mü? Yaşanan sıkıntıların farkındayız. Enflasyonu yenerek, devletimizi güçlendirerek her meselemizi çözdüğümüz gibi emeklilerimizin çalışanlarımızın gelirini artıracağız. Milletimizden bize güvenmeyi inanmayı sürdürmesini destek ve dualarını bizden esirgememesini istirham ediyorum.
Toplantı sonrası Cumhurbaşkanı Erdoğan önemli açıklamalarda bulundu.
Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:
BM ziyaretimizde Dubai’de düzenlenen Dünya Hükümetler Zirvesi’ne katıldık. Bu vesileyle devlet başkanının yanı sıra diğer devlet ve hükümet başkanlarıyla da görüşmelerimiz oldu. Dubai ziyaretimiz ardından Sayın Sisi ile görüşmeler gerçekleştirdik. Burada da ticaret ve savunma başta olmak üzere özellikle Filistin meselesini etraflıca konuştuk. Gazze’deki katliamı durdurmak amacıyla atabileceğimiz ortak adımları ele aldık.
MAHMUD ABBAS TÜRKİYE’YE GELİYOR
Yarın Mahmud Abbas’ı ülkemizde ağırlayacağız. Mısır ziyaretimizin ardından bir Karadeniz programı yaptık. Karadeniz her zaman olduğu gibi bu ziyaretlerimizde de bizi kucakladı. İlham Aliyev kazandığı seçimin hemen ardından ilk resmi ziyaretini ülkemize gerçekleştirdi. Arnavutluk Cumhurbaşkanı Edi Rama’yı ve heyetini ağırladık.
Gittiğimiz her şehirde vatandaşlarımızın sevgisiyle karşılaşmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyoruz. Tüm kardeşlerime buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. Sirkeci – Kazlıçeşme raylı sistemi ve yaya odaklı yeni nesil ulaşım projesini hizmete açtık.

ANTALYA DİPLOMASİ FORUMU
Bu sene 3. düzenlenen formumuza 148 ülkeden yaklaşık 4 bin 700 kişi katıldı. Forum kapsamında 11 devlet ve hükümet başkanıyla bir araya geldik. İkili konularımızın yanı sıra en önemli gündem maddemiz Gazze ve Filistin’di. Türkiye’nin başarılarının dünyanın farklı köşelerinde ilgiyle karşılandığını bir kez daha görmüş olduk. Antalya ve Muğla mitinglerimizde yine vatandaşlarımızla buluştuk.
50 ŞEHİRDE VATANDAŞLARIMIZLA BULUŞACAĞIZ
Aday tanıtımlarından başlayarak seçim gününe kadar yaklaşık 50 şehrimizde vatandaşlarımızla buluşmayı hedefliyoruz. Bakanlıklarımız ve kurumlarımız 31 Mart seçimlerinin huzur ve güven içinde gerçekleştirilmesi için gereken hazırlıkları yaptılar. Seçim takviminin en sağlıklı biçimde işletilmesi bizim görevimizdir. 31 Mart’ın da bir demokrasi şöleni havasında geçmesini sağlamakta kararlıyız.
200 BİN KONUTU TESLİM EDECEĞİZ
Yerleşim yerlerimizi yıkıntılardan önemli ölçüde temizleyerek hayatın normal ritmine kavuşması için çalışmayı sürdürüyoruz. 46 bin konut ve köy evini hak sahiplerine teslim ettik. Bu rakamı 75 bine çıkarıyoruz. Yıl sonuna kadar 200 bin konutu ve köy evini hak sahiplerine teslim edeceğiz. Kendi evini yapmak isteyenlere her türlü kolaylığı gösteriyoruz.
IRAK’TAKİ TERÖR BU YAZ ÇÖZÜLECEK
Irak sınırlarımızı güven altına alacak çemberi tamamlamak üzereyiz. Bu yazın Irak sınırlarımızla ilgili meseleyi kalıcı olarak çözüme kavuşturmuş olacağız. Suriye sınırları boyunca 30 – 40 km boyunca güvenlik koridoru oluşturma hedefimiz bakidir. Ortaya çıkacak gerilimlerin sebebi kendileri olacaktır. Türkiye’yi güney sınırları boyunca kuracağı bir teröristanla dize getireceğini düşünenlere yeni kabuslar yaşatacak hazırlıklarımız var. Bu hususta savunma sanayinde yaptıklarımızın ihracat boyutunu paylaşacağız. Türkiye, sadece kendi sınırlarından ibaret ülke değildir. Türkiye çok daha büyük bir coğrafyanın kalbidir. 
İSRAİL’E SERT TEPKİ
Diz çökmemizi bekleyen emperyalistlere ve araçlarına teslim mi olacağız.? Asla etrafımızda yaşananları görüyorsunuz. Azerbaycanlı kardeşlerimizin hem işgal edilen topraklarını hem Karabağ’ı nasıl özgür hale getirdiklerine hep beraber şahit olduk. Kuzeyimizdeki Ukrayna – Rusya savaşının nasıl başladığını bugüne nasıl geldiğini hep birlikte takip ediyoruz. İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü katliama kimlerin destek sağladığı açıkça ortadadır. Türkiye olarak diplomatik girişimlerimizle insani yardımlarımızla samimi haykırışlarımızla Gazzeli kardeşlerimize destek olmaya çalışıyoruz. Türkiye, Gazze ve Filistin için elinden geleni yapmaktadır yapmaya da devam edecektir. İslam aleminin yekvücut olmasına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuluyor. Uluslararası kurumların nasıl felç edildiğini vahşeti duyurmak isteyenlerin nasıl baskılandığını anlatmaya gerek bile yok. Gazze’de temeli atılacak ilk Yahudi yerleşim binası tek başına bu vahşetin sebebinin sadece hırsızlık, ahlaksızlık olduğunu göstermeye yetecektir.
SİHA İHRACAT LİGİNİN ZİRVESİNDE YER ALIYORUZ
Aziz milletimiz önceki hafta ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştiren KAAN vesilesiyle savunma sanayinde geldiğimiz yer ülkemizde ve dünyada epeyce konuşuldu. Savunma sanayi hamlelerimiz Antalya Diplomasi Forumu’nda da muhataplarımızın gündemindeydi. Savunma sanayinde son 21 yılda büyük aşamalar kaydeden Türkiye bu sayede yerlilik oranını yüzde 80’lerin üzerine taşımıştır. Öyle ki 850’yi aşkın yerli savunma sanayi projesiyle bu alanda kendi kendine yeterliliği en yüksek ülkelerden biri haline geldi. Sahip olduğumuz yüksek teknoloji ürünlerini dost ve müttefik ülkelerde de paylaşarak savunma ihracatını 4,5 kat arttırdık. 185 ayrı ülkesine 230 çeşit savunma sanayi ürünü sattık. Savunma sanayi üretimimizi deprem bölgesine de yayarak hem bu alandaki gücümüzün artmasını sağlamayı amaçlıyoruz. Savunma sanayi ihracatında dünyadaki yerine baktığımızda karşımıza çıkan fotoğraf şu şekildedir. Dünyada ilk 3 ülkesi arasında SİHA ihracat liginin zirvesinde yer alıyoruz. 2023 İHA ihracat tutarı 1,8 milyar dolardır.
Bugüne kadar 24 ülkeye yaklaşık bin 200 adet silah kulesi satışı yaptık. Kamikaze İHA’larda talep gören ürünlerimiz arasındadır. 11 ülkeye bin 500 adet kamikaze dron ihracatı gerçekleştirdik. Hafif silah ve tabanca üretiminde de önemli marka haline geldik. 111 ayrı ülkesinde hafif silahlarımız kullanılıyor.
Suriye sınırlarımız roketlerle tehdit edildiğinde ülkemizdeki mevcut hava savunma sistemlerini götürdüler. Türkiye’yi pahasıyla satmadıkları silahları terör örgütlerine dağıtanları bunları bize karşı kullanılmasını da unutmadık. İşte bunun için diyoruz ki biz artık kimin ne dediğine bakmıyoruz. Biz artık sadece Türkiye neyi ihtiyacı olduğuna bakıyoruz. 
ENFLASYON MESAJI
Türkiye bugünüyle birlikte geleceğini de şekillendirecek tarihi bir ekonomik dönüşümden geçiyor. Geçtiğimiz yıl maruz kaldığımız asrın felaketi 6 şubat depremi ve seçime rağmen ekonomimiz yüzde 4.5 gibi bir oranla büyümeyi sürdürdü. Dünya ortalamasının 1.5 katına tekabül eden bu büyüme oranı yaşadığımız tüm olumsuzluklara rağmen ekonomimizin direncini ispatlıyor. Büyümenin yaklaşık yarısının yatırımlardan kaynaklanması ayrıca önemlidir. Satın alma paritesine göre dünyanın en büyük 11.ekonomisi haline gelen Türkiye uzun vadeli artışlara yoluna devam etmektedir. İstihdamdaki başarı hikayemizi 855 bin yeni istihdam artışıyla sürdürdük. İşsizlik oranını yüzde 9,4 ile son 10 yılın en düşük seviyesini ifade eden tek haneli rakamlara düşürdük. Enflasyonla mücadelemizde ise henüz istediğimiz yere gelmedik ama kararlıyız. Daha önce ülkemizi enflasyondan nasıl kurtardıysak inşallah bu defa da aynı başarıyı sergileyeceğiz. Aynı şekilde cari açıktaki düşüş de sürüyor. Bu yılın ilk 2 ayında cari dengede 13 milyar doların üzerinde iyileşme sağladık. Turizm gelirlerimiz her yıl rekor kırıyor. Turizmde bu yılki hedefimiz 60 milyar dolardır. Ülkemizin risk priminin düşmesi borçlanma maliyetlerimizin azalması, derecelendirme kuruluşlarının notlarının olumluya dönmesi 132 milyar dolarlık döviz rezervine sahip olmamız ekonomi programımızın doğru yolda ilerlediğini gösteriyor.
“EMEKLİLERİMİZİN GELİRİNİ ARTIRACAĞIZ”
En düşük emekli maaşını 10 bin liraya asgari ücreti 17 bin liraya çıkarmış her alanda milletimizin refah seviyesini yükseltmiş millet olarak çalışanlarımızın ve emeklilerimizin bugünkü sıkıntılarına gözlerimizi kapamamız mümkün mü? Yaşanan sıkıntıların farkındayız. Enflasyonu yenerek, devletimizi güçlendirerek her meselemizi çözdüğümüz gibi emeklilerimizin çalışanlarımızın gelirini artıracağız. Milletimizden bize güvenmeyi inanmayı sürdürmesini destek ve dualarını bizden esirgememesini istirham ediyorum.
Toplantı sonrası Cumhurbaşkanı Erdoğan önemli açıklamalarda bulunuyor.
Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:
BM ziyaretimizde Dubai’de düzenlenen Dünya Hükümetler Zirvesi’ne katıldık. Bu vesileyle devlet başkanının yanı sıra diğer devlet ve hükümet başkanlarıyla da görüşmelerimiz oldu. Dubai ziyaretimiz ardından Sayın Sisi ile görüşmeler gerçekleştirdik. Burada da ticaret ve savunma başta olmak üzere özellikle Filistin meselesini etraflıca konuştuk. Gazze’deki katliamı durdurmak amacıyla atabileceğimiz ortak adımları ele aldık.
MAHMUD ABBAS TÜRKİYE’YE GELİYOR
Yarın Mahmud Abbas’ı ülkemizde ağırlayacağız. Mısır ziyaretimizin ardından bir Karadeniz programı yaptık. Karadeniz her zaman olduğu gibi bu ziyaretlerimizde de bizi kucakladı. İlham Aliyev kazandığı seçimin hemen ardından ilk resmi ziyaretini ülkemize gerçekleştirdi. Arnavutluk Cumhurbaşkanı Edi Rama’yı ve heyetini ağırladık.
Gittiğimiz her şehirde vatandaşlarımızın sevgisiyle karşılaşmaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyoruz. Tüm kardeşlerime buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. Sirkeci – Kazlıçeşme raylı sistemi ve yaya odaklı yeni nesil ulaşım projesini hizmete açtık.
ANTALYA DİPLOMASİ FORUMU
Bu sene 3. düzenlenen formumuza 148 ülkeden yaklaşık 4 bin 700 kişi katıldı. Forum kapsamında 11 devlet ve hükümet başkanıyla bir araya geldik. İkili konularımızın yanı sıra en önemli gündem maddemiz Gazze ve Filistin’di. Türkiye’nin başarılarının dünyanın farklı köşelerinde ilgiyle karşılandığını bir kez daha görmüş olduk. Antalya ve Muğla mitinglerimizde yine vatandaşlarımızla buluştuk.
50 ŞEHİRDE VATANDAŞLARIMIZLA BULUŞACAĞIZ
Aday tanıtımlarından başlayarak seçim gününe kadar yaklaşık 50 şehrimizde vatandaşlarımızla buluşmayı hedefliyoruz. Bakanlıklarımız ve kurumlarımız 31 Mart seçimlerinin huzur ve güven içinde gerçekleştirilmesi için gereken hazırlıkları yaptılar. Seçim takviminin en sağlıklı biçimde işletilmesi bizim görevimizdir. 31 Mart’ın da bir demokrasi şöleni havasında geçmesini sağlamakta kararlıyız.
200 BİN KONUTU TESLİM EDECEĞİZ
Yerleşim yerlerimizi yıkıntılardan önemli ölçüde temizleyerek hayatın normal ritmine kavuşması için çalışmayı sürdürüyoruz. 46 bin konut ve köy evini hak sahiplerine teslim ettik. Bu rakamı 75 bine çıkarıyoruz. Yıl sonuna kadar 200 bin konutu ve köy evini hak sahiplerine teslim edeceğiz. Kendi evini yapmak isteyenlere her türlü kolaylığı gösteriyoruz.
IRAK’TAKİ TERÖR BU YAZ ÇÖZÜLECEK
Irak sınırlarımızı güven altına alacak çemberi tamamlamak üzereyiz. Bu yazın Irak sınırlarımızla ilgili meseleyi kalıcı olarak çözüme kavuşturmuş olacağız. Suriye sınırları boyunca 30 – 40 km boyunca güvenlik koridoru oluşturma hedefimiz bakidir. Ortaya çıkacak gerilimlerin sebebi kendileri olacaktır. Türkiye’yi güney sınırları boyunca kuracağı bir teröristanla dize getireceğini düşünenlere yeni kabuslar yaşatacak hazırlıklarımız var. Bu hususta savunma sanayinde yaptıklarımızın ihracat boyutunu paylaşacağız. Türkiye, sadece kendi sınırlarından ibaret ülke değildir. Türkiye çok daha büyük bir coğrafyanın kalbidir.
İSRAİL’E SERT TEPKİ
Diz çökmemizi bekleyen emperyalistlere ve araçlarına teslim mi olacağız.? Asla etrafımızda yaşananları görüyorsunuz. Azerbaycanlı kardeşlerimizin hem işgal edilen topraklarını hem Karabağ’ı nasıl özgür hale getirdiklerine hep beraber şahit olduk. Kuzeyimizdeki Ukrayna – Rusya savaşının nasıl başladığını bugüne nasıl geldiğini hep birlikte takip ediyoruz. İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü katliama kimlerin destek sağladığı açıkça ortadadır. Türkiye olarak diplomatik girişimlerimizle insani yardımlarımızla samimi haykırışlarımızla Gazzeli kardeşlerimize destek olmaya çalışıyoruz. Türkiye, Gazze ve Filistin için elinden geleni yapmaktadır yapmaya da devam edecektir. İslam aleminin yekvücut olmasına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuluyor. Uluslararası kurumların nasıl felç edildiğini vahşeti duyurmak isteyenlerin nasıl baskılandığını anlatmaya gerek bile yok. Gazze’de temeli atılacak ilk Yahudi yerleşim binası tek başına bu vahşetin sebebinin sadece hırsızlık, ahlaksızlık olduğunu göstermeye yetecektir.
SİHA İHRACAT LİGİNİN ZİRVESİNDE YER ALIYORUZ
Aziz milletimiz önceki hafta ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştiren KAAN vesilesiyle savunma sanayinde geldiğimiz yer ülkemizde ve dünyada epeyce konuşuldu. Savunma sanayi hamlelerimiz Antalya Diplomasi Forumu’nda da muhataplarımızın gündemindeydi. Savunma sanayinde son 21 yılda büyük aşamalar kaydeden Türkiye bu sayede yerlilik oranını yüzde 80’lerin üzerine taşımıştır. Öyle ki 850’yi aşkın yerli savunma sanayi projesiyle bu alanda kendi kendine yeterliliği en yüksek ülkelerden biri haline geldi. Sahip olduğumuz yüksek teknoloji ürünlerini dost ve müttefik ülkelerde de paylaşarak savunma ihracatını 4,5 kat arttırdık. 185 ayrı ülkesine 230 çeşit savunma sanayi ürünü sattık. Savunma sanayi üretimimizi deprem bölgesine de yayarak hem bu alandaki gücümüzün artmasını sağlamayı amaçlıyoruz. Savunma sanayi ihracatında dünyadaki yerine baktığımızda karşımıza çıkan fotoğraf şu şekildedir. Dünyada ilk 3 ülkesi arasında SİHA ihracat liginin zirvesinde yer alıyoruz. 2023 İHA ihracat tutarı 1,8 milyar dolardır.
148 ülkeden 19 devlet ve hükümet başkanı, 2 özerk yönetim başkanı, 64 bakan, 1 meclis başkanı, 20 yabancı bakan yardımcısı, 57 uluslararası temsilci olmak üzere 4 bin 700’e yakın katılımcının katıldığı programda, küresel krizler, ticaret savaşları gibi konular tartışıldı.

Kapanış programında konuşan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “ADF’de son 3 günde gerçekleştirilen oturumlarda farklı kıtalardan çeşitli seviyedeki katılımcılarla farklı düşünceleri dile getirilmesini sağladık. Muhataplarımız forumun içerik bakımından zenginliğinden etkilendiğini söyledi. Her bir muhatabımızla çok sayıda ikili görüşme yapma imkanı bulduklarından dolayı da müteşekkir olduklarını belirttiler. Yoğun ikili görüşme trafiği yaşandı. Cumhurbaşkanımız seçim ile ilgili yoğun bir trafiği olmasına rağmen teşrif ettiler. 11 devlet ve hükümet başkanı ile bir araya gelip, çok kritik konularla ilgili görüşmeler gerçekleştirdi. Ben de 32 mevkidaşım ile ikili görüşme yapma imkanı buldum” dedi. Forumda düzenlenen 47 oturumda güvenlik, enerji, bölgesel konular, yabancı düşmanlığı, ara buluculuk, yapay zeka gibi çeşitli konuların görüşüldüğünü belirten Fidan, “Gazze Temas Grubu üyesi olarak grup üyesi Filistin ve Mısır Dışişleri Bakanı arkadaşlarımla Gazze konusunda bir panele ev sahipliği yaptım. ADF’ye bu üst düzey katılım Türk diplomasisinin etkisini göstermektedir. Tüm insanlığın ortak meselelerini forumda masaya yatırdık. 3 gündür gerçekleştirdiğimiz tüm tartışmalar küresel düzene dair tespitlerimizin ne kadar doğru olduğunu ortaya koydu” diye konuştu.
‘BİRLİKTE HAREKET ETMEK GEREKİYOR’
Diplomasinin her alanda artırılmasını istediklerini söyleyen Fidan, “Bazı uluslararası aktörlerin çifte standardı ve uluslararası hukuku hiçe sayan yaklaşımları forum esnasında adeta ifşa edildi. Bu husus özellikle Filistin halkına dair şiddetin son verilmesine yönelik diplomatik girişimleri ele aldığımız toplantıda ele alındı. Etkinlikte Gazze’de devam eden zulmün sona ermesi için atmamız gereken adımları konuştuk. Karşı karşıya olduğumuz tablonun küresel adaletsiz ve eşitsizliklerin bir yansıması olduğunu ifade ettik. ADF’de gerçekleştirdiğimiz tartışmalar ile düşünmek yeterli değil; birlikte hareket etmek gerekiyor” dedi.
‘TEK TARAFLI ADIM ATILMASI GEREKTİĞİNE İNANANLAR VAR’
Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın davetiyle Filistin konusunu görüşmek için Türkiye’ye geleceğini söyleyen Fidan, “Gazze’de süren zulmün durdurulması, ADF’nin merkezine oturdu. Cumhurbaşkanımızın, bizim yaptığımız görüşmelerde bu konu altı çizilerek vurgulandı. Diplomasinin bütün imkanlarını kullandık. Taraflar arasında devam eden ateşkese yönelik görüşmelerin, arabulucular vasıtasıyla devam ettiğini belirtebilirim. Ramazan ayından önce Filistin’de ateşkese ulaşılması konusunda çok ciddi arzu ve çaba var. Açlığın ve hastalığın kol gezdiği Gazze’de yardımların ulaşması konusunda neler yapılabilir, bunlar ifade edilmeye başladı. Bakan arkadaşlarımla yaptığım görüşmelerde; tek taraflı adım atılması gerektiğine inanan arkadaşlarımız var. Bizler de artık bu görüşleri destekliyoruz. Birilerinin izinleri bekleyerek Gazze’ye yardım ulaştırmak, 2 milyondan fazla insanın yavaş ve sessiz ölümüne ortak olmak manasına geliyor. Uluslararası toplum artık daha farklı adımlar atılması gerektiğine inanıyor” diye konuştu.
FİDAN ABD YOLCUSU
Japonya ile ilişkileri geliştirmeye önem verdiklerini söyleyen Fidan, “Ekim 2021’de Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan ve Biden arasında gerçekleştirilen görüşmede iki ülke arasında stratejik mekanizma konusunda mutabakata varılmıştı. Bu mekanizma bakanlar ve bakan altı düzeyde işletilecek bir mekanizmaydı. Hedeflenen iki ülke arasında sadece güvenlik konuları değil; enerji, ekonomi, politik ve bölgesel konuların tartışıldığı bir platform oluşturmaktı. Alt çalışma grupları oluşturuldu ve görüşmelere başladı. Bu sefer meslektaşım Antony Blinken’ın daveti üzerine stratejik mekanizma toplantısı için ABD’ye önümüzdeki hafta bir seyahat planlandı. Çok çeşitli konularda Amerika ile aramızdaki ilişkilerimizin muhasebesini yapacağız. Cumhurbaşkanımızın Amerika ziyareti konusu orada ele alacağımız bir konu olacak. Her iki ülkede de bir seçim atmosferi var” dedi.
SURİYE KONUSUNDA LAVROV İLE GÖRÜŞME
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile yaptığı görüşmeye değinen Fidan, “Lavrov ile yaptığımız görüşmede bölgesel gelişmeler, Kafkaslardaki barış sürecini masaya yatırma imkanımız oldu. Karadeniz’deki seyrüsefer güvenliği konusunda görüş alışverişinde bulunduk. Suriye’deki konularla ilgili daha yakın bir tartışma ortamı yaratmamız gerekiyor. Suriye konusunu ayrıca tartışmamız gerekiyor, bu konuda biraz zamana ihtiyacımız var. Gerek mültecilerin geri dönüşü gerek yeni anayasanın yazılması gerek terörizmle mücadele konuları, şu anda askıda olan konular. Bunun ilerletilmesi gerekiyor. Türkiye’nin milli güvenliğini yakından ilgilendiren bir konu. Rusya’nın arasında bulunduğu birkaç ülke ile bu konuyu yakından tartışmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

2 ÜLKEYE ATEŞKES ÇAĞRISI
Ukrayna ile Rusya arasında ateşkese yönelik diyaloğun başlaması gerektiğini söyleyen Fidan, “Ukrayna ile ilgili konuda bizim görüşümüz, her iki taraf da savaşta ulaşabilecekleri neticelerin limitlerine gelmiş durumda. Artık ateşkese yönelik belli bir diyaloğun başlatılması zamanı geldi. Bu, işgalin tanınması anlamına gelmiyor. İşgalin tanınması ve egemenlik konuları ile ateşkes meselesini birbirinden ayırmanın zamanı geldiğine inanıyoruz. 21’inci yüzyılda Avrupa’nın ortasında 500 bine yakın insanın hayatını kaybetmesi ve yaralanması, koca bir ülkenin alt ve üst yapısının yok olması, bizim dayanabileceğimiz bir gerçeklik değil. Bir şekilde durması gerekiyor. Bazı görüşmelerin yapılması fikrinin kabul edilmesi, bu fikre alışılması gerekiyor. Savaşmayla gidilebilecek yerin limitine ulaşıldı diye düşünüyorum. İşgali tanımak söz konusu değil. Egemenlik, işgal konusuyla ateşkesi birbirinden ayırıp, daha farklı bir yöntemle konuya bakma zamanı geldi diye düşünüyoruz” dedi.
Buna göre, ocak ayında ihracat geçen yıl aynı döneme kıyasla yüzde 11,63 artarak 2,17 milyar dolar, ithalat ise yüzde 16,77 gerileyerek, 1,6 milyar dolar olarak gerçekleşti.
Ocak ayında buğday ithalatı gerilerken, sığır ithalatındaki artış yılın ilk ayında devam etti. Bu ayda sırasıyla en fazla buğday, soya fasulyesi ve sığır ithal edildi. Ocak ayında buğday ithalatı geçen yıl aynı döneme göre yüzde 46,3 azalarak 186,9 milyon dolar olurken, sığır ithalatı ise geçen yıl aynı döneme kıyasla yüzde 65 artarak 87,1 milyon dolar oldu.
OCAK AYINDA DIŞ TİCARET DENGESİ 830 MİLYON DOLAR FAZLA VERDİ
Yılın ilk ayında dış ticaret dengesi geçen yıl olduğu gibi fazla vermeyi sürdürerek, Ocak 2024’te dış ticaret dengesi 830 milyon dolar fazla verdi. Ocak ayında birim ihracat değeri geçen yıl aynı döneme kıyasla yüzde 10,8 düşüşle 1,152 dolar/ton oldu. İthalat birim değeri ise geçen yıl aynı döneme kıyasla yüzde 4,98 artarak 682 dolar/ton oldu.
Bu yılın ilk ayında ihracatta öne çıkan ürünlerde ilk sırayı 137 milyon dolar ile un alırken, bunu 131,7 milyon dolar ile fındık içi ve 91,7 milyon dolar ile mandalina izledi. Bu ürünler, ocak ayında toplam ihracatın yaklaşık yüzde 14’ünü oluşturdu.
Aynı dönemde ithalatta ise en fazla ithal edilen ürün 186,9 milyon dolar ile buğday olurken, bunu 170,4 milyon dolar ile soya fasulyesi ve 87,1 milyon dolar ile sığır takip etti. Bu 3 ürün, ocak ayı itibarıyla toplam ithalatın yüzde 28,2’sini oluşturdu.
EN FAZLA İHRACAT VE İTHALAT YAPAN SEKTÖRLER
Bu yılın ilk ayında dış ticaret verileri sektörlere göre incelendiğinde ise en fazla ihracatın 262 milyon dolar ile şeker ve şekerli mamullerde yapıldığı görüldü. Bunu sırasıyla 248 milyon dolar ile yaş meyve, 230 milyon dolar ile sert kabuklu meyveler, 169 milyon dolar ile balıkçılık ve su ürünleri ve 138 milyon dolar ile un takip etti.
Şeker ve şekerli mamullerin toplam ihracat içindeki payı yüzde 12,46, yaş meyvenin yüzde 11,79, sert kabuklu meyvelerin yüzde 10,95, balıkçılık ve su ürünlerinin yüzde 8,04 ve unun yüzde 6,54 oldu.
Yine aynı dönemde en fazla ithalat 439 milyon dolar ile hayvan yeminde yapılırken, bu sektörü sırasıyla 220 milyon dolar ile bitkisel yağ, 215 milyon dolar ile un, 96 milyon dolar ile kakao ve çikolata ve 89 milyon dolar ile canlı hayvan ticareti izledi.
İHRACATIN ARTTIĞI VE AZALDIĞI SEKTÖRLER
Bu yılın ilk ayında geçen yıl aynı döneme kıyasla ihracatı değer olarak en fazla artan sektörlerin başında 73 milyon dolar ile sert kabuklu meyveler geldi.
Bunu 58 milyon dolar ile hayvan yemi, 36 milyon dolar ile şeker ve şekerli mamuller, 33 milyon dolar ile yaş meyve sektörü ve 31 milyon dolar ile salça ve konserve izledi. Söz konusu dönemde ihracatı değer olarak en fazla düşen sektör 122 milyon dolar ile bitkisel yağ oldu. Ayrıca bakliyat 15 milyon dolar ve tohumculuk 11 milyon dolar geriledi.
DIŞ TİCARETTE ÖNE ÇIKAN ÜLKELER
Bu yılın ilk ayında dış ticaret verileri ülke bazında değerlendirildiğinde, en fazla ihracat yapılan ülke 305 milyon dolar ile Irak oldu.
Irak’tan sonra en fazla ihracat, 171 milyon dolar ile Almanya’ya, 136 milyon dolar ile Rusya’ya, 123 milyon dolar ile ABD’ye ve 96 milyon dolar ile İtalya’ya yapıldı. Yılın ilk ayında, bu 5 ülkeye yapılan ihracat toplam ihracatın yüzde 34,3’ünü oluşturdu.
Aynı dönemde ülke bazında ithalat en fazla 318 milyon dolar ile Rusya’dan yapıldı. Bu ülkeyi, 149 milyon dolar ile Ukrayna, 104 milyon dolar ile Brezilya, 102 milyon dolar ile ABD ve 67 milyon dolar ile Malezya izledi. Bu 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 46,25’ini oluşturdu.
Orban, Türkiye-Macaristan ilişkilerinin uzun bir tarihi geçmişi ve ülkesinin Avrupa’da Türk Devletleri Teşkilatı’na (TDT) üye olduğunu söyledi.
Avrupa’daki diğer ülkelere kıyasla Macaristan’da güçlü liderlerin ilgi gördüğünü kaydeden Orban, “Sayın (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan, Macaristan’da özellikle sevilen, imajı yüksek olan bir lider. Macaristan’da buna önem verilir.” dedi.

“BİZLER CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’I SEVİYORUZ”
Orban, “Bizler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı seviyoruz. Bir başka olgu ise Türkiye ile Macaristan arasında bir barış dili konuşuluyor.” ifadesini kullandı.
Avrupa’da savaş dilinin konuşulduğunu, “birilerini ezmekten ve galibiyetten” söz edildiğini dile getiren Orban, “Bizler öyle değiliz. Savaş dilini sevmeyiz. Türkiye ve Macaristan bu bağlamda Avrupa bölgesinde birer istisna teşkil ediyor. Bizler karşılıklı barışın dilini konuşuyoruz.” şeklinde konuştu.
Orban, Türkiye’nin muhafazakar yapısını korumayı başaran ülke olduğunu, Avrupa’da aile, tanrı, ulus gibi kavramların Orta Çağ’a ait unsurlarmış gibi görüldüğünü, bu değerleri dile getirenlerin sorunlarla karşılaştığını anlattı.
Göç ve göçmenlik meselesinin Avrupa’daki en önemli konuların başında geldiğini ileri süren Orban, Macaristan gibi 10 milyon nüfusa sahip bir ülkenin sınırında birden yüz binlerce göçmenin birikmesini olumlu bir durum olarak değerlendirmediklerini, ülkesinde kimin yaşayıp yaşamayacağına kendilerinin karar vermesi gerektiğini, bu nedenle göç konusunda diğer ülkelere oranla daha katı bir tutum sergilediklerini anlattı.
“ERDOĞAN, AVRUPA KITASINI KURTARDI”
Orban, Türkiye’nin göç konusundaki rolünün çok önemli olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:
“Türkiye olmasaydı şu anda Avrupa, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri tamamıyla istikrarını kaybetmiş olurdu. Erdoğan bir yerde Avrupa kıtasını kurtardı. Neredeyse son sekiz yıldır da bu görevi üstlenmekte. Dolayısıyla Türkiye’deki güçlü liderlik olmasaydı hepimizin başı belada olurdu Avrupa’da, bunu söyleyebilirim. Dolayısıyla Avrupa’da herkes Türkiye’ye minnet duymakta ve duymalıdır da zaten.”
AB’nin göç hususunda Türkiye’ye verdiği sözleri tam olarak yerine getirmediğine dikkati çeken Orban, Türkiye’nin yaşadığı ekonomik sorunlara ilişkin destek olunması gerektiğinin ancak bu hususta gerekli desteğin yerine getirilmediği düşüncesinde olduğunun altını çizdi.

UKRAYNA’DAKİ SAVAŞ
Orban, Ukrayna’daki savaşın Macarların savaşı olmadığının altını çizerek, ülkesinin ve halkının çıkarlarını düşünmek zorunda olduğunu ve buna göre hareket etmesi gerektiğini ifade etti.
Ukrayna’da savaşın başlamasıyla AB’nin bunu “bizim savaşımız” olarak tanımladığına dikkati çeken Orban, böyle bir tanımla yapıldığı taktirde bizatihi Ukrayna’yla, Rusya’ya karşı savaşılması gerektiğini ancak bunun söz konusu olmadığını hatırlattı.
Orban, savaşın çok yönlü ele alınması gerektiğini, taraf tutmaktan ziyade zamanın kimden yana olduğuna bakılmasının daha önemli olduğunu belirterek, “Ben zamanın Rusya’dan yana işlediğini düşünüyorum ve zaman geçtikçe AB ve Ukrayna kaybetmekte, Rusya ise daha çok avantaj sağlamakta. Dolayısıyla ben diyorum ki bir an önce ateşkes olsun ve iki taraf da bir an önce barış müzakerelerine başlasın.” dedi.
AB’de aile, tanrı ve ulus gibi değerlerin daha fazla önemsenmesi gerektiği düşüncesinde oluğunu aktaran Orban, haziranda yapılacak Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri sonrasında AB içinde belirli açılardan değişim yaşanmaya başlanabileceğini ifade etti.
Orban, AP içinde sağ ve merkez sağı bir araya getirme çabası içinde olduğunu kaydetti.
“TRUMP, ABD BAŞKANI OLSAYDI SAVAŞ OLMAZDI”
Eski ABD Başkanı Donald Trump ile yapacağı görüşmeye de değinen Orban, Trump’a şahsen saygı duyduğunu belirterek, “Trump eğer ABD Başkanı olsaydı o zaman şu an savaş olmazdı diye düşünüyorum. Bundan kesinlikle eminim. Yani güçlü bir ABD Başkanı gerçekten her türlü savaşı durdurabilir. Avrupa’yla alakalı.” şeklinde konuştu.
Orban, Trump’ın yeniden başkan seçilmesi durumunda Ukrayna’daki savaşı sonlandırabileceği görüşünde olduğunu belirterek, İsrail ve Gazze konusunda da benzer bir durumun söz konusu olacağını ifade etti.

MACARİSTAN’IN AB DÖNEM BAŞKANLIĞI
Macaristan’ın bu yılın ikinci yarısında AB Dönem Başkanlığını alıp almayacağına ilişkin bazı spekülasyonların yapıldığını hatırlatan Orban, “Dönem Başkanlığını elbette ki alacağız.” diye konuştu.
Orban, ülkesinin dönem başkanlığı sürecinde AB’nin genişleme konusunun gündeme taşınacağına, bu hususta Ukrayna’dan önce Balkan ülkelerinin geldiğine dikkati çekerek, Avrupa’nın rekabet hususunda kaybettiği ivmeyi yeniden kazanması gerektiğini sözlerine ekledi.
Orban, Türkiye-Macaristan ilişkilerinin uzun bir tarihi geçmişi ve ülkesinin Avrupa’da Türk Devletleri Teşkilatı’na (TDT) üye olduğunu söyledi.
Avrupa’daki diğer ülkelere kıyasla Macaristan’da güçlü liderlerin ilgi gördüğünü kaydeden Orban, “Sayın (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan, Macaristan’da özellikle sevilen, imajı yüksek olan bir lider. Macaristan’da buna önem verilir.” dedi.

“BİZLER CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’I SEVİYORUZ”
Orban, “Bizler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı seviyoruz. Bir başka olgu ise Türkiye ile Macaristan arasında bir barış dili konuşuluyor.” ifadesini kullandı.
Avrupa’da savaş dilinin konuşulduğunu, “birilerini ezmekten ve galibiyetten” söz edildiğini dile getiren Orban, “Bizler öyle değiliz. Savaş dilini sevmeyiz. Türkiye ve Macaristan bu bağlamda Avrupa bölgesinde birer istisna teşkil ediyor. Bizler karşılıklı barışın dilini konuşuyoruz.” şeklinde konuştu.
Orban, Türkiye’nin muhafazakar yapısını korumayı başaran ülke olduğunu, Avrupa’da aile, tanrı, ulus gibi kavramların Orta Çağ’a ait unsurlarmış gibi görüldüğünü, bu değerleri dile getirenlerin sorunlarla karşılaştığını anlattı.
Göç ve göçmenlik meselesinin Avrupa’daki en önemli konuların başında geldiğini ileri süren Orban, Macaristan gibi 10 milyon nüfusa sahip bir ülkenin sınırında birden yüz binlerce göçmenin birikmesini olumlu bir durum olarak değerlendirmediklerini, ülkesinde kimin yaşayıp yaşamayacağına kendilerinin karar vermesi gerektiğini, bu nedenle göç konusunda diğer ülkelere oranla daha katı bir tutum sergilediklerini anlattı.
“ERDOĞAN, AVRUPA KITASINI KURTARDI”
Orban, Türkiye’nin göç konusundaki rolünün çok önemli olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:
“Türkiye olmasaydı şu anda Avrupa, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri tamamıyla istikrarını kaybetmiş olurdu. Erdoğan bir yerde Avrupa kıtasını kurtardı. Neredeyse son sekiz yıldır da bu görevi üstlenmekte. Dolayısıyla Türkiye’deki güçlü liderlik olmasaydı hepimizin başı belada olurdu Avrupa’da, bunu söyleyebilirim. Dolayısıyla Avrupa’da herkes Türkiye’ye minnet duymakta ve duymalıdır da zaten.”
AB’nin göç hususunda Türkiye’ye verdiği sözleri tam olarak yerine getirmediğine dikkati çeken Orban, Türkiye’nin yaşadığı ekonomik sorunlara ilişkin destek olunması gerektiğinin ancak bu hususta gerekli desteğin yerine getirilmediği düşüncesinde olduğunun altını çizdi.

UKRAYNA’DAKİ SAVAŞ
Orban, Ukrayna’daki savaşın Macarların savaşı olmadığının altını çizerek, ülkesinin ve halkının çıkarlarını düşünmek zorunda olduğunu ve buna göre hareket etmesi gerektiğini ifade etti.
Ukrayna’da savaşın başlamasıyla AB’nin bunu “bizim savaşımız” olarak tanımladığına dikkati çeken Orban, böyle bir tanımla yapıldığı taktirde bizatihi Ukrayna’yla, Rusya’ya karşı savaşılması gerektiğini ancak bunun söz konusu olmadığını hatırlattı.
Orban, savaşın çok yönlü ele alınması gerektiğini, taraf tutmaktan ziyade zamanın kimden yana olduğuna bakılmasının daha önemli olduğunu belirterek, “Ben zamanın Rusya’dan yana işlediğini düşünüyorum ve zaman geçtikçe AB ve Ukrayna kaybetmekte, Rusya ise daha çok avantaj sağlamakta. Dolayısıyla ben diyorum ki bir an önce ateşkes olsun ve iki taraf da bir an önce barış müzakerelerine başlasın.” dedi.
AB’de aile, tanrı ve ulus gibi değerlerin daha fazla önemsenmesi gerektiği düşüncesinde oluğunu aktaran Orban, haziranda yapılacak Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri sonrasında AB içinde belirli açılardan değişim yaşanmaya başlanabileceğini ifade etti.
Orban, AP içinde sağ ve merkez sağı bir araya getirme çabası içinde olduğunu kaydetti.
“TRUMP, ABD BAŞKANI OLSAYDI SAVAŞ OLMAZDI”
Eski ABD Başkanı Donald Trump ile yapacağı görüşmeye de değinen Orban, Trump’a şahsen saygı duyduğunu belirterek, “Trump eğer ABD Başkanı olsaydı o zaman şu an savaş olmazdı diye düşünüyorum. Bundan kesinlikle eminim. Yani güçlü bir ABD Başkanı gerçekten her türlü savaşı durdurabilir. Avrupa’yla alakalı.” şeklinde konuştu.
Orban, Trump’ın yeniden başkan seçilmesi durumunda Ukrayna’daki savaşı sonlandırabileceği görüşünde olduğunu belirterek, İsrail ve Gazze konusunda da benzer bir durumun söz konusu olacağını ifade etti.

MACARİSTAN’IN AB DÖNEM BAŞKANLIĞI
Macaristan’ın bu yılın ikinci yarısında AB Dönem Başkanlığını alıp almayacağına ilişkin bazı spekülasyonların yapıldığını hatırlatan Orban, “Dönem Başkanlığını elbette ki alacağız.” diye konuştu.
Orban, ülkesinin dönem başkanlığı sürecinde AB’nin genişleme konusunun gündeme taşınacağına, bu hususta Ukrayna’dan önce Balkan ülkelerinin geldiğine dikkati çekerek, Avrupa’nın rekabet hususunda kaybettiği ivmeyi yeniden kazanması gerektiğini sözlerine ekledi.
Anayasa’nın, Irak topraklarından hiçbir grubun ve örgütün başka ülkelere saldırmasına izin verilmemesi gerektiğine işaret ettiğini belirten Hüseyin, “PKK’nın Türkiye’de sorun olduğu doğru ama Irak için de sorun.” diye konuştu.
Bakan Hüseyin, Anayasa’da belirtilen çerçevede Türkiye’yle bu konuda görüşmelere başladıklarını ve aralık ayında Ankara’da bir toplantı yapıldığını hatırlatarak, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Türk heyetine, kendisinin de Irak heyetine liderlik ettiği ortak komitenin oldukça güzel bir toplantı gerçekleştirdiğini aktardı.
Söz konusu ortak komitede bir sonraki toplantıya sunulmak üzere iki bildiri hazırlamaya karar verdiklerini dile getiren Hüseyin, “Irak tarafı güvenlik, sınır güvenliği ve iki ülke arasındaki ilişkilerin güvenliğiyle ilgili belgeyi şimdiden hazırladı. Gelecek ay Bağdat’ta buluşmayı, bu belgeleri tartışabilmeyi ve bu iki belgeye dayanarak bir plan geliştirmeyi ümit ediyoruz.” şeklinde konuştu.
PETROL İHRACATININ YENİDEN BAŞLAMASI
Bakan Hüseyin, Paris merkezli Uluslararası Tahkim Mahkemesinin Türkiye ile Irak arasındaki petrol ihracatı konusunda verdiği karar sonrası 25 Mart 2023’te Irak’tan Ceyhan Limanı’na petrol akışının durdurulmasına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.
Irak’tan Türkiye’ye petrol ihracatının yeniden başlaması konusuna değinen Hüseyin, Türkiye tarafıyla yaptıkları görüşmelerde boru hattının hazır olduğunu belirttiğini ve Türkiye’nin de boru hattını açmaya hazır olduğunu söyledi.
Hüseyin, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) de ihracata hazır olduğunu ifade ettiğini aktararak, Bağdat ile Erbil arasında konuya ilişkin anlaşma olduğunu ancak anlaşmanın hayata geçirilmesi için Bağdat’ın, IKBY’de faaliyet gösteren petrol şirketleriyle görüşmeler yaptığını anlattı.
Federal hükümetin bu sorunu çözeceğini umduğunu vurgulayan Hüseyin, sorun hallolduktan sonra Ceyhan Limanı’na petrol ihracatının konuşulacağını ifade etti.
“KALKINMA YOLU’NA KÖRFEZ VE TÜRKİYE YATIRIM YAPMAK İSTİYOR”
Bakan Hüseyin, Basra Körfezi’nden Ovaköy’e 1200 kilometrelik otoyol, demir yolu, enerji nakil ve iletişim hatlarını içeren Kalkınma Yolu Koridoru’nun önemine ilişkin de şunları söyledi:
“Bu gerçekten de devasa bir proje. Basra’daki Büyük Fav Limanı’ndan başlayan proje Türkiye’de bitiyor. Türkiye’den de Avrupa’ya uzanıyor. Fav ve Irak’tan bahsettiğimde, bu, Irak, Irak ekonomisi, Irak’ın Fav Limanı’nın Türkiye ile güçlü bağını ifade ediyor. Bu, aynı zamanda, Irak ile Körfez ülkeleri arasında ve ayrıca Körfez ülkelerinin Irak aracılığıyla Türkiye ve Avrupa ile bir bağlantı kurduğu anlamına geliyor.”
Hüseyin, projenin büyük finansmana ihtiyaç duyduğuna ve bunun çeşitli ülkelerin projeye yatırım yapmaya katılabileceği anlamına geldiğine dikkati çekti.
Hüseyin, “Elbette yatırım yapmayı planlayan ve düşünen bazı Körfez ülkeleri var, Türkiye de yatırım yapmak istiyor. Projeyle ilgili Türkiye ile iyi bir görüşme içerisindeyiz.” ifadelerini kullandı.
ABD ASKERLERİNİN ÇEKİLMESİ TARTIŞMALARI
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının ardından ABD askerlerinin Irak’tan geri çekilmesi yönünde artan tartışmalara ilişkin konuşan Hüseyin, Amerikan tarafı ile Irak arasında konuya ilişkin müzakerelerin yeniden başladığını anlattı.
Hüseyin, müzakerelerin iki tarafın ordularının temsilcileri arasında yürütüldüğünü dile getirerek, “Geçtiğimiz hafta çeşitli toplantılar yaptılar, biz de bu konuyu tartışabilmek ve tartışmanın nereye gittiğini takip edebilmek için ekibimizin Sayın Başbakan’a (Muhammed Şiya es-Sudani) ve siyasi liderlere sunacağı raporu bekliyoruz.” dedi.
Terör örgütü DEAŞ ile mücadele etmek için ABD askerlerinin ülkeye davet edildiğini hatırlatan Hüseyin, DEAŞ’ın çöktüğünü ve halihazırda küçük bir terör örgütü olarak varlığını sürdürdüğünü ifade etti.
Bakan Hüseyin, Amerikan askerlerinin ülkenin tamamından çekilip çekilmeyeceğini dair değerlendirmede de bulundu.
Bağdat hükümetinin ülkenin bütün bölgelerinden sorumlu olduğuna işaret eden Hüseyin, konuyu müzakere eden ekibin hükümete olduğu kadar siyasi liderliğe de bir rapor sunacağını ve böylece askerlerin geleceğinin belirleneceğini ifade etti.
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, GSYH sonuçlarına ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, “İş dünyası olarak, yılın son çeyreğinde büyümenin yüzde 4,0 gerçekleşerek, yılın tamamında Orta Vadeli Program’da öngörülen yüzde 4,4’ün üzerinde, yüzde 4,5 olarak gerçekleşmesini memnuniyetle karşılıyoruz.” dedi.
Olpak, 2023 yılının pek çok açıdan zorlu bir yıl olduğunu ifade ederek, jeopolitik gelişmelerin dünya ekonomisi ve küresel ticaret üzerindeki olumsuz etkileri ile düşük küresel büyüme oranlarının gerçekleştiğini belirtti.
Türkiye’nin 2023 yılı büyüme performansı açısından hedef büyüme oranının aşılması ve büyüme istikrarının korunmasının değerli bir kazanım olduğunu vurgulayan Olpak, “Sektörel olarak değerlendirdiğimizde ise tarım sektöründeki ufak daralma dışında her sektörün büyümeye pozitif katkı verdiğini görüyoruz. Sanayideki büyümenin yüzde 0,8 artmasını da dikkatli okumalıyız. Çünkü sanayimizdeki ivme, ihracatımızın artışıyla da doğrudan etkilidir.” değerlendirmelerinde bulundu.
Olpak, şunları kaydetti:
“Sonuçları yıllık olarak değerlendirdiğimizde, ihracatımızın özellikle 2023’ün ilk yarısında küresel ekonomideki gelişmelere bağlı olarak negatif katkı vermesiyle, yılın ikinci yarısındaki toparlanmaya rağmen yılın tamamında büyümeye negatif katkı veren tek kalem olduğunu görüyoruz. 2024 yılına da yine küresel zorluklarla mücadele ederek başladık. Elbette yurt içinde finansal istikrarı sağlayarak, yatırım, üretim ve ihracatı artırma odaklı politikaların uygulanmasına devam etmek önemli. Özellikle küresel büyümenin yavaş seyrettiği bir ortamda ihracatımızın büyümeye daha fazla katkı sağlaması açısından, sanayi sektöründeki büyümenin bu dönemde daha fazla ön plana çıkması gerektiğini düşünüyoruz.”
“TÜRKİYE ÜRETİM VE İHRACATA DÖNÜŞECEK YATIRIMLARLA BÜYÜDÜ”
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe de büyümede yaşanan bu istikrarın son derece değerli olduğunu belirtti.
Gültepe, dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında yer almak gibi büyük bir hedef olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
“Türkiye İhracatçılar Meclisi olarak en büyük hedefimiz, ülkemizin küresel ihracat liginde de ilk 10 ülke arasında yer alması. 2023 yılında büyüme rakamlarının detaylarını iyi okumamız gerekiyor. Büyümenin çok önemli bir bölümü makine ve teçhizat yatırımlarından geldi. Bu yatırımları, yakın gelecekte daha çok üretimin ve daha çok ihracatın müjdecisi olarak değerlendiriyoruz. Diğer yandan ihracatın büyümeye katkısında bir miktar gerileme var. Bu durum da dış talepte daralma ve rekabetçilik kaybına işaret ediyor.
Bu iki rakamı birlikte okuduğumuzda, sanayicinin yatırım iştahının yüksek olduğunu ancak rekabetçilik noktasında yaşanan gerilemenin ihracatı olumsuz etkilediğini görüyoruz. Bu yatırımların artmasında, önceki yıllarda rekabetçilikte kazandığımız güçlü rüzgarın bir etkisi var. 2024 yılında küresel talep noktasında önemli artışlar bekleniyor. İhracat ailesi olarak ülkemizde üretim, yatırım ve istihdamın dinamosu olmaya devam edeceğiz.”
“BÜYÜME ORANLARI 2024 YILI İÇİN ÇOK BÜYÜK BİR MOTİVASYON KAYNAĞI OLACAK”
Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Mahmut Asmalı da milli ekonominin pozitif büyüme eğilimini üst üste 14’üncü çeyreğe taşıyarak “Türkiye Yüzyılı” iddiasına yaraşır bir başlangıç yaptığını söyledi.
Asrın felaketi olarak nitelenen 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinin yanı sıra mayıs ayında yapılan iki büyük seçim sürecinin getirdiği belirsizliklere rağmen Türkiye ekonomisinin göstermiş olduğu bu performansın takdire şayan bir gelişme olduğunu dile getiren Asmalı, şöyle devam etti:
“MÜSİAD olarak, söz konusu büyüme oranlarının 2024 yılı için de çok büyük bir motivasyon kaynağı olacağına inanıyor, ülke ekonomimizin üretim, ihracat ve istihdam odaklı büyüme sürecinin devam edeceğine olan inancımızı yineliyoruz. Makro-finansal dengelenme bağlamında Türkiye ekonomisi için oldukça önemli ve başarılı bir dönem olarak geride kalan 2023’ün ardından Türkiye ekonomisi; enflasyonu kalıcı bir şekilde düşürme, kurda istikrarı sağlama, kamu mali dengeleri ve dış ticarette sürdürülebilirliğe ulaşma hedeflerine adım adım yaklaşmayı sürdürecektir.”
“OVP HEDEFİNİN AŞILMASI POZİTİF BİR GELİŞME”
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç de büyümenin 14 çeyrektir sürmesi ve 2023’te yüzde 4,5 ile OVP hedefinin aşılmasının pozitif bir gelişme olduğunu ifade ederek, “2023’te tüketimin katkısı öne çıkarken, iş dünyası olarak 2024’ün katma değerli dış taleple fark oluşturacak bir yıl olması için çalışacağız. Öte yandan, yatırımların artması ve tarımsal üretime yeni bir soluk getirmek için de daha çok gayret etmeliyiz.” dedi.
“ÜLKEMİZ HAK ETTİĞİ NOT ARTIRIMLARINA KAVUŞACAKTIR”
Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği (ASKON) Genel Başkanı Orhan Aydın da Türkiye’nin kesintisiz bir şekilde 14 çeyrektir ekonomisini büyütmesinin büyük bir başarı olduğunu ifade ederek, kamu maliyesindeki tasarrufun etkilerinin son çeyrekte görülmesinin gayet memnuniyet verici olduğunu kaydetti.
Gelişmiş ülkelerde teknik resesyonun konuşulduğunu aktaran Aydın, “Rotamız, OVP hedeflerinden sapmadan üretimle büyüyen kalıcı sürdürebilir bir ekonomik büyümedir. Özellikle son çeyrekte kamu maliyesinde görülen harcamalarda tasarruf tedbirlerine uyulduğunu görmek OVP hedeflerine de uygun gösterilmektedir. Bu aynı zamanda kredi derecelendirme kuruluşlarının da dikkatlerinden kaçmayacak ve ülkemiz hak ettiği not artırımlarına kavuşacaktır.” diye konuştu.
“GELECEK İÇİN UMUT VERİCİ”
İstanbul Ticaret Borsası (İSTİB) Başkanı Ali Kopuz da küresel ekonomilerde yön arayışının sürdüğü ve zayıflama beklentisinin olduğu bir süreçte, Türkiye ekonomisinin 2023 yılının tamamında gösterdiği yüzde 4,5’lik büyüme performansının gelecek için umut verici olduğunu ve önemli bir başarıya imza atıldığını söyledi.
Küresel ticarette yaşanan olumsuzluklardan, Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan, ABD, Çin ve AB ekonomilerindeki zayıflıklardan bahseden Kopuz, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Tüm olumsuzluklara rağmen 2024 için Türkiye olarak OVP hedefimiz olan yüzde 4 büyüme hedefimizde bir bozulma olmayacağını düşünüyoruz. 2023 yılında elde edilen bu güçlü büyüme oranı, küresel piyasalarda faizlerin düşeceği ve yatırım iştahının artacağını umduğumuz bir sürece daha güçlü girmemizi sağlayacaktır. Bu noktada fiyat istikrarına karşı uygulanan sıkılaştırıcı politika adımlarını ekonomik aktiviteye ve istihdama halel gelmeyecek şekilde sürdürülmesi önem arz ediyor.”
]]>Forum, Kırgızistan Bakanlar Kurulu Başkanı Akılbek Caparov, Ekonomi ve Ticaret Bakanı Daniyar Amangeldiyev, Türkiye’nin Bişkek Büyükelçisi Ahmet Sadık Doğan, Bişkek Belediye Başkanı Aybek Cunuşaliyev ve Türkiye’den gelen 60 kişilik iş insanı heyetinin katılımıyla gerçekleştirildi.
Caparov, etkinliğin açılışında yaptığı konuşmada, hükümet olarak iki ülkenin ilişkilerini geliştirecek yeni fikirlere ve yeni projelere açık ve hazır olduklarını vurguladı.
Türk iş insanlarını Kırgızistan’a yatırım yapmaya çağıran Caparov, “Türkiye ile ticari ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesini Kırgızistan’ın stratejik avantajı olarak değerlendiriyoruz.” dedi.
Caparov, Bişkek’te faaliyet gösteren Kırgız-Türk Dostluk Devlet Hastanesi’nin iki ülke ilişkilerin başarılı gelişiminde örnek teşkil ettiğinin altını çizdi.
2023 yılının ikili ilişkilerde çok faydalı bir yıl olduğunu belirten Caparov, ikili ticaretin istikrarı için Ankara’da Kırgızistan’ın Ticaret Temsilciliğinin açıldığını anımsattı.
Caparov, iki ülke arasındaki ortak ticaret hacminde artış olduğuna dikkati çekerek, Kırgızistan’dan Türkiye’ye ihraç edilen ürünleri sıraladı.
“TÜRKİYE, KIRGIZİSTAN’IN ANA TİCARET ORTAKLARINDAN BİRİDİR”
Kırgızistan Ekonomi ve Ticaret Bakanı Amangeldiyev de Kırgızistan’daki yatırım olanaklarını ve potansiyelini içeren bir sunum yaparak, “Türkiye, Kırgızistan’ın ana ticaret ortaklarından biridir.” dedi.
Amangeldiyev, ülkede büyük projelerin hayata geçirilmesine ilgi gösterdiklerini vurgulayarak, vergi kanununda yapılan düzenlemeleri ve ülkenin vergi muafiyet imkanlarını paylaştı.
Kırgızistan’da gelecek vadeden alanların arasında enerji, sanayi, ticaret, turizm ve finansal işbirliği olduğunu belirten Amangeldiyev, Türk iş insanlarından bu sektörleri değerlendirmesini istedi.
Amangeldiyev, Türk tarafının “Büyük İpek Yolu” markasının potansiyelini kullanması ve ülkeler arası turistik güzergahları geliştirmesi tavsiyesinde bulundu.
Bankacılık sektöründeki hizmetlere değinen Amangeldiyev, “Transfer ve döviz işlemlerinin hızlandırılması amacıyla Türk ticari bankalarının Kırgızistan’da temsilciliklerinin (şubelerinin) açılmasını tavsiye ediyoruz.” diye konuştu.
2024 YILI, TÜRKİYE İLE KIRGIZİSTAN İÇİN ÖNEMLİ BİR YIL
Türkiye’nin Bişkek Büyükelçisi Doğan, 2024 yılının Türkiye ile Kırgızistan arasındaki yatırım ve ticaret ilişkilerinde önemli aşama kaydedilen bir yıl olmasını istediklerini ve Türkiye olarak bu hedefe ulaşmak için gayret gösterdiklerini belirtti.
“KIRGIZİSİTAN BİZİM DOST VE KARDEŞ ÜLKEMİZDİR”
Kırgızistan yönetiminin yatırımcının yanında olduğunu vurgulayan Doğan, “Lütfen bu fırsatı kullanınız. Kırgızistan su, enerji, elektrik bakımından yatırım için çok uygun bir ülke. Yatırımcıların bunu değerlendirmelerini rica ediyorum. Kırgızistan’a sizleri davet ediyorum.” diye konuştu.
Doğan, “Ben Kırgızistan’da yaklaşık üç senedir görev yapıyorum. Kırgızistan hükümeti de yaklaşık üç yıldır görev yapıyor. Bu dönemde iş dünyasının çözülmeyen sorununu görmedim. Kırgızistan hükümetinin yardımcı olmadığı bir konu görmedim. Bunları iş dünyamızın dikkatine sunmak istiyorum.” ifadelerini kullandı.
Türk iş insanı heyetinin temsilcisi Yavuz Altun, Kırgızistan’ı daha önce bir kez ziyaret ettiğini ve kendilerini “evlerinde gibi” hissettiklerini söyledi.
Altun, Kırgızistan’ın 200 milyonluk bir coğrafyaya hizmet etmek isteyen bütün üretici ve sanayiciler için muhteşem fırsatların bulunduğu bir ülke olduğunu vurguladı.
Forum kapsamında, ikili iş görüşmeler yapıldı ve yerel firmalar gıda alanındaki ürünlerini sergiledi.
Tüm paydaşların fikirlerine önem verdiklerini vurgulayan Işıkhan, “Milletimizin bizleri vazifeye layık gördüğü ilk günden bu yana, Cumhurbaşkanı’mız, liderimiz Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde, ‘yaptık, oldu’ anlayışıyla değil, ‘Daha iyisini nasıl yapabiliriz?’ yaklaşımıyla çalışıyor ve milletimize hizmet ediyoruz.” ifadesini kullandı.
Esnaf, çiftçi, memur, girişimci fark etmeksizin her ölçekte “Üretime, istihdama ve kalkınma sürecine benim de bir katkım olsun” diyen herkese samimiyetle destek verdiklerini anlatan Işıkhan, şöyle devam etti:
“Attığımız adımların neticelerini günbegün çalışma hayatında ve istatistiklerde görüyoruz. İstihdam ve iş gücü verilerimiz ülkemizin ekonomik bakımdan sağlamlığını yansıtan önemli göstergelerdir. Önümüzdeki ay açıklanacak verilerde inşallah çok güzel neticeleri hep birlikte göreceğiz. Bunu bir müjde olarak söylüyorum. İstihdam ve iş gücünde en iyi verileri elde ettiğimiz, tarihi zirveleri yakaladığımız bir sürecin içindeyiz. 2023 yılı istihdam ve iş gücü verileri martta açıklanacak. Öncü göstergeler mart ayında hem genelde hem kadınlarda hem de gençlerde 2002 yılından bu yana en yüksek iş gücüne katılım oranları ve istihdam oranlarının ortaya çıkacağına işaret ediyor. Yine aynı şekilde son 22 yılın en düşük işsizlik oranına ulaşacağımızı öngörüyoruz.”
“KARŞILAŞTIĞIMIZ HER TÜRLÜ OLUMSUZ BADİREYİ ALNIMIZIN AKIYLA ATLATMAYI BAŞARDIK”
Bakan Işıkhan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın öncülüğünde 9 Şubat’ta hayata geçirilen “İş Pozitif-Kadın İstihdam Projesi” ile 2 haftada 15 binden fazla kadının İŞKUR aracılığıyla işe yerleştirildiğini bildirdi.
Kadın istihdamına önem verdiklerini anımsatan Işıkhan, “Çalışma hayatına katılımın ve istihdamın artması, iş imkanlarının genişlemesi ve ülkemizin istikrarlı büyümesinin bir yansımasıdır. Bundan sonra da aynı şekilde çalışma hayatında daha fazla fırsat ve katılım için gayretlerimizi sürdüreceğiz. Her kesimden vatandaşlarımızın iş gücüne katılımına destek olacak politikaları hayata geçirmeye devam edeceğiz. İlkeli, tarafsız ve adil bir anlayışla yürüttüğünüz başarılı çalışmalar; şehir ve bölge insanımız için kazanç kapısı olduğu gibi ülke ekonomimize de çok değerli katkılar sunmaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.
Şehirlerin kaynaklarını güçlü ve verimli şekilde kullanarak potansiyelini harekete geçirmek zorunda olduklarını belirten Işıkhan, şunları kaydetti:
“Cumhurbaşkanı’mız, liderimiz Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde ortaya koyduğumuz ‘Türkiye Yüzyılı’ hedeflerimiz doğrultusunda hükümet olarak sivil toplumla ve iş dünyasıyla yakaladığımız ahengi sürdüreceğiz. Şüphesiz ki geçmişten bugüne sergilediğimiz bu işbirliği sayesinde, karşılaştığımız her türlü olumsuz badireyi alnımızın akıyla atlatmayı başardık. Son dönemde yaşadığımız olumsuzluklara rağmen birlikte hareket ettiğimizde ve dayanışmayı güçlendirdiğimizde millet olarak sarsılmaz bir yapıya büründüğümüzü net şekilde gördük.”
Yerel seçimlerin önemine değinen Işıkhan, “AK Parti, belediyecilikte rüştünü ispatlayarak milletin teveccühünü kazanmış bir liderin öncülüğünde, 2004’ten beri ülkemizde belediyecilik destanı yazmaktadır. Ülkemizde, temel belediyecilik hizmetlerinden dahi mahrum kalmış şehirlerimizin bu boşluğu, tevazu, samimiyet ve gayretle çalışan AK Parti’li belediye başkanları tarafından doldurulmuştur.” ifadelerine yer verdi.
“İNŞALLAH ÇİFTLİLERİMİZİN MAĞDURİYETLERİNİ ÇÖZMÜŞ OLACAĞIZ”
Işıkhan, Cumhur İttifakı kadrolarının ülkenin her noktasında gerçek belediyeciliği yaşatmak için hazır ve kararlı olduğunu dile getirerek, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş’ın 31 Mart’ta da yine ipi göğüsleyeceğini vurguladı.
Bursa’nın belediyecilikte Türkiye’ye örnek olduğunu belirten Işıkhan, “Bursa’mızın ihtiyaç duyduğu vizyon, Alinur Aktaş başkanımızda vardır. Bursa, yerli ve milli aracımız Togg’un milletimizle buluştuğu şehir olarak adını kalkınma tarihimize altın harflerle yazdırmıştır. Bursa’nın tarihine, doğasına, kültürel değerlerine, sanayisine, iş dünyasına ve insanına sahip çıkacak, Bursa’yı her alanda ileriye taşıyacak olan irade, yine liderimiz, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu iradedir.” diye konuştu.
Işıkhan, Bursa’nın Yenişehir ilçesinde çiftçilerin ziraat odası kayıtlarıyla ilgili sorun yaşaması üzerine konunun çözümü için çalışma başlattıklarını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Özellikle Yenişehir Ziraat Odasına bağlı yaklaşık 5 bin çiftçimizin, 2015 sonrası sigortalılık hizmetlerinin iptal edildiğini ve bazı çiftçilerimizin emeklilik koşullarını kaybettiklerini öğrendik. Meseleyi öğrenir öğrenmez çözüm için derhal Sosyal Güvenlik Kurumuna konu hakkında çalışma yapmaları talimatı vermiştim. Buradan da Bursalı çiftçi kardeşlerime müjdeyi vermek istiyorum. Konunun, çiftçilerimizin mağduriyetine sebebiyet vermemesi için 2015 tarihine kadar, Tarım Bağ-Kur kapsamında hizmeti olanların, sigortalılıklarının bu tarihten sonra devam ettirilmesinde, Tarım ve Orman İl ve İlçe Müdürlüğü kayıtları da esas alınacaktır. Ziraat Odası kaydı iptal edilen çiftçilerimizin, kayıtlarını Tarım ve Orman Müdürlüklerine getirmeleri halinde sigortalılıklarının devamını sağlayacağız. Bu yolla inşallah çiftlilerimizin mağduriyetlerini çözmüş olacağız.”
Bursa Valisi Mahmut Demirtaş da sivil toplum kuruluşlarının ülkeye değer kattığını anlatarak, “Cumhurbaşkanı’mızın öncülüğünde elde ettiğimiz tüm başarılara akılcı politikalar sayesinde kalkınma hedeflerimize sağladığımız desteklerle ulaştık. Ülkemizin istikrarı ve gelişimi için yılmadan, yorulmadan mücadele eden Türkiye’yi daha da ileriye götürmek adına emek veren tüm sivil toplum kuruluşlarımıza yürekten teşekkür ediyorum.” dedi.
Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş ise Bursa’nın dinamik bir şehir olduğunu belirterek, 3 milyonun üzerinde nüfusa ev sahipliği yaptığını kaydetti.
Aktaş, Bursa’nın Güney Marmara’nın üretim üssü olduğuna dikkati çekerek, “Bursa bir sanayi şehri. Bursa kadim medeniyetimize ev sahipliği yapması hasebiyle de önemli bir turizm destinasyonu. 125 kilometre deniz sahili, 162 kilometre göl sahiliyle önemli bir nirengi noktası.” diye konuştu.
Konuşmaların ardından toplantı, basına kapalı devam etti.
]]>Rus ekonomisinin temelini oluşturan enerji, finans, savunma sanayisi, lojistik ve havacılık gibi sektörlerin hedef alındığı yaptırımlar, 2. Dünya Savaşı’nın ardından hızla büyüyen Rusya ile Avrupa arasındaki ticarete de darbe vurdu.
Yaptırımlar kapsamında Rusya Merkez Bankası ve önemli Rus bankalarına ait 300 milyar dolardan fazla varlık Batılı ülkelerce dondurulurken, Rusya’ya yedek parça ve teknolojik ürünler gibi önemli ürünlerin ihracatında sert kısıtlamalar getirildi.
Batılı yetkililere ve çok sayıda uzmana göre ekonomik anlamda bir çöküş yaşaması beklenen Rus ekonomisi ise beklentilerin aksine, bazı aksaklıklara rağmen 2023’te Avrupa ve ABD’yi geride bırakarak yüzde 3,6 büyüme gerçekleştirdi.
Avrupa ve ABD’den doğrudan ithalatı önemli oranda düşen Rusya, bu alanda yaşadığı “boşluğu” doldurmak için başta Asya ve Orta Doğu’dan olmak üzere yeni tedarikçiler bulurken, ihracatının bel kemiğini oluşturan petrol ve doğal gazda ise Hindistan gibi yeni pazarlar keşfetti.
Rusya, dünyanın en çok yaptırım uygulanan ülkesi
Yaptırımları takip eden Castellum.AI platformu verilerine göre, Batılı ülkelerin Rusya’daki birey ve kuruluşlara toplam yaptırım sayısı Ukrayna savaşının başlamasından bu yana, 12 Şubat itibarıyla 16 bin 587’ye ulaştı.
ABD, toplam 3 bin 585 yaptırımla Rusya’ya en çok yaptırım uygulayan ülke oldu. Rusya’ya, Kanada 2 bin 765, İsviçre 2 bin 403, Avrupa Birliği (AB) 1785, İngiltere 1749 yaptırım gerçekleştirdi.
AB son olarak geçen hafta 13’üncü yaptırım paketini açıklarken, ABD de Rusya’ya karşı 500’den fazla yeni yaptırım kararı aldığını duyurdu.
Devletlerin yanı sıra Batılı çok sayıda şirket de savaşın ardından Rusya pazarından çekildi, faaliyetlerini durdurdu veya önemli oranda azalttı.
Rusya pazarını terk eden önemli şirketler arasında Apple, Airbus, Boeing, McDonald’s, Netlfix, Starbucks, IKEA, BP, Shell, ExxonMobil, Mercedes, Nissan, Renault ve Coca Cola da bulunuyor.
Yaptırımların somut etkisinin gözlenebildiği otomobil piyasasında savaş öncesinde en çok satılan yabancı araç markaları Toyota, Mercedes, Volkswagen, Audi’nin yerini, Haval, Geely ve Chery aldı.
Rusya’da 2023’te 119 bin Chery marka araç satılırken, 112 bin Haval, 94 bin Geely, 48 bin Changan, 42 bin 100 Exeed ve 42 bin OMODA satışı gerçekleşti.
Yaptırımlarda “nükleer seçenek” SWIFT
Yeni koşullara uyum sürecini devam ettiren Rusya’da hükümetin en çok “başını ağrıtan” konuların başında bankacılık sektöründe ve uluslararası ödemelerde yaşanan sorunlar geliyor.
Batılı ülkeler, savaşın ilk günlerinde uygulamaya başlanan yaptırımlarda “nükleer seçenek” şeklinde değerlendirilen, Rus bankalarının SWIFT mali mesajlaşma sisteminden çıkarılması kararını almıştı.
Rusya Merkez Bankasının ve ülkedeki bankaların avro ve dolar kullanımına da kısıtlamalar getiren yaptırımlarla uluslararası ticarette önemli yere sahip Rusya, iki yılın ardından bu alanda çeşitli sıkıntılar yaşamaya devam ediyor.
Son dönemde Çin’in önde gelen bankaları, ikincil yaptırımlar endişesiyle Rusya ile ödemelere kısıtlamalar getirirken, benzer süreçler Hindistan, Birleşik Arap Emirliklileri ile de yaşanıyor.
Rusya’nın SWIFT’in alternatifi olarak geliştirdiği SPFS’yi (Mali Mesajlaşma Sistemi) kullanımı artarken, sistemin uluslararası alanda henüz tam anlamıyla kabul görmemesi nedeniyle bankacılık sistemindeki sorunları aşmak için yetkililerin çözüm arayışları sürüyor.
Uluslararası ödemelerde kripto paraların kullanılabileceğine dair yetkililerden çeşitli açıklamalar gelmesine rağmen bu konuda resmi bir karar henüz alınmazken, ticarette yerli para kullanılması konusu gündemdeki yerini koruyor.
Rusya ile Çin, aralarındaki ticarette yuan ve rublenin payını yüzde 90’a kadar çıkarmayı başarırken, Hindistan’la yürütülen ticarette benzer bir eğilimin yaşandığı görülüyor. Ancak ikincil yaptırımların söz konusu para birimlerini de tehdit etmesi bankacılık alanında yaşanan sorunların tam anlamıyla çözülmesine yardımcı olmuyor.
Rusya Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, 16 Şubat’ta yaptığı son değerlendirmede, uluslararası ödemeyle ilgili sorunların son dönemde arttığının farkında olduklarını ve çözüm için “tüm taraflarla” istişareler yürüttüklerini söylemişti.
Henüz somut bir çözüm bulamadıklarını anlatan Nabiullina, “Uluslararası ödemeler sorununu çözmek için umut verici seçeneklerden birisi dijital finansal varlıkların yanı sıra ödemelerde mali mesajların iletilmesi için bağımsız altyapının kullanılması olabilir.” demişti.
Ekonomi “dolarsızlaşma” süreci devam ediyor
Yaptırım risklerini azaltmanın en önemli yollarından birisi olarak görünen yerli para birimleriyle ticaret konusu Rusya’nın gündeminde giderek daha fazla yer alıyor.
Rusya Merkez Bankası verilerine göre, ülkenin Avrupa’yla ticaretinde rublenin payı geçen 2022’ye göre yüzde 43,6’dan yüzde 49’a çıkarken, Asya ile ticaretinde yüzde 20,5’ten yüzde 24’e, Afrika’yla ticaretinde ise yüzde 21,9’dan yüzde 48,1’e yükseldi.
Söz konusu dönemde, Rusya’nın toplam ihracatında ise dolar ve avronun payı yüzde 86,9’dan yüzde 26,7’ye gerilerken, rublenin payı yüzde 12,2’den yüzde 36,1’e, “dost ülke” para birimlerinin payı ise yüzde 0,9’dan yüzde 37,2’ye çıktı.
Rusya Maliye Bakanlığı verilerine göre, ülke rezervlerinde doların payı 2021’de, sterlin ve yenin payı 2022’de, avronun payı ise 2023 sonu itibarıyla sıfırlanmıştı.
Buna göre, Ulusal Refah Fonu varlıkları geçen yıl 17,7 milyar dolar azalarak 133 milyar dolara gerilerken, fonda sadece ruble, altın ve yuan cinsinden varlıklar kaldı. Rusya’nın uluslararası rezervlerinin toplam değeri ise 16 Şubat itibarıyla 574 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.
Enerjide yeni güzergah Asya
Dünyanın en büyük doğal gaz ihracatçılarından Rusya, 2. Dünya Savaşı’nın ardından enerjide en büyük pazarı haline gelen Avrupa’yı Ukrayna savaşının ardından önemli oranda kaybetti.
Almanya, İngiltere, İtalya gibi önemli pazarlardaki payı sıfırlanan veya oldukça azalan Rusya, söz konusu kaybını telafi edebilmek için başta Çin ve Hindistan olmak üzere Asya pazarına yönelmek amacıyla yatırımlarını sürdürüyor.
Halihazırda Çin’e sevkiyatın sürdüğü Sibirya’nın Gücü boru hattından geçen yıl 22,7 milyar metreküp Rus gazı sevk edilirken, söz konusu kapasitenin 2025’te 38 milyar metreküpe ulaşması bekleniyor.
Sibirya’nın Gücü 2 hattında planlama süreci devam ederken, Rusya boru hattına göre ihracat pazarına ulaşma konusunda daha esnek bir kaynak olan sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) yatırımlarını ise artırıyor.
Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, geçen yıl 33 milyon ton LNG ürettiklerini, söz konusu kapasiteyi 2030 itibarıyla yıllık 110 milyon tona çıkarmayı hedeflediklerini söylemişti.
Öte yandan, AB’nin Rusya’dan geçen yıl 2021’e kıyasla yüzde 31,9 artışla 17,8 milyar metreküp LNG ithal etmesi de dikkati çekti.
Ukrayna savaşı öncesinde Hindistan’ın petrol ithalatında yüzde 2 paya sahip Rusya ise geçen yıl bu payı yüzde 30’a kadar çıkartarak ülkenin en büyük petrol tedarikçisi haline geldi.
Uzmanlar, Rus enerji sektöründe yaşanan dönüşüm sürecinin orta ve uzun vadede başarıya ulaşıp ulaşamayacağı konusunun ise küresel ekonomi, yaptırımlar, altyapı yatırımları gibi bazı süreçlere bağlı olduğuna işaret ediyor.
Rusya, Asya ile artan ticareti kolaylaştırmak için boru hattı ve ticaret altyapısının genişletmek için zaman ve yatırım ihtiyaç duyarken, olası bir küresel ekonomik yavaşlama, Rusya’nın ihracatına yönelik genel talebi azaltabilir.
Rus hükümetinden 6 Şubat’ta paylaşılan verilerde, ülkenin petrol ihracatının 2023’te bir önceki yıla göre yüzde 3,3, boru hatlarıyla doğal gaz ihracatının ise yüzde 29,9 azaldığı bildirilmişti.
]]>Türkiye-Japonya ilişkilerinin bir asırdan daha uzun süren, karşılıklı güvene dayanan, dünya savaşı ve iki ülkedeki doğal afetler gibi birçok zorluğun üstesinden gelen çok uzun bir geçmişe sahip olduğunu vurgulayan Katsumata, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerinin 1924 yılına dayandığını söyledi.
Katsumata, Japonya’nın 1925’te Orta Doğu’daki ilk büyükelçiliğini Türkiye’de açtığını anımsatarak, “Bu, Japonya hükümetinin ilişkilerimize çok önem verdiği anlamına geliyor.” dedi.

TÜRKİYE’YE BM TEŞEKKÜRÜ
Türk hükümetinin, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Japonya’nın Birleşmiş Milletlere (BM) üye olmasını desteklemek için girişimde bulunduğunu hatırlatarak Katsumata, bunun için teşekkür etti.
İki ülke ilişkilerinin güvene dayalı olduğunu ve birçok doğal afet ve depremle de güçlendiğini kaydeden Katsumata, “Bu zor zamanları aşmamızla gerçek dostu bulabildik. Türkçe atasözünde olduğu gibi, ‘Dost kara günde belli olur.'” ifadesini kullandı.
Katsumata, Japon ve Türk halklarının gelecek nesillerinin birbirine bağlanmasında köprü görevi görmeyi sürdürmek için çabaladığını belirtti.
“KAHRAMANMARAŞ’TA GENÇ VE ÇOCUKLARA JUDO KIYAFETİ BAĞIŞLAYACAĞIZ”
Bu yılın “çok önemli” olduğunu vurgulayan Katsumata, iki ülke diplomatik ilişkilerinin 100. yılını tüm sene boyunca kutlamak istediklerine işaret etti.
İki ülke arasındaki ortak etkinliklere değinen Katsumata, bu konuda Türkiye’deki çalışmaları ilgili kuruluşlarla işbirliği yaparak “kardeş şehirler” olarak yürüttüklerini söyledi.
Katsumata, “Sadece Ankara veya İstanbul gibi büyük şehirlerle sınırlı kalmayıp, etkinliklerimizi bölgesel olarak da genişletmeye çalışıyoruz.” dedi.
Bu bağlamda 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen bölgelerdeki depremzedeleri desteklemek istediklerini vurgulayan Katsumata, ilk etkinlik olarak Büyük Doğu Japonya depreminin arka planını içeren animasyon filmini gösterdiklerini anlattı.
Katsumata, depremzede çocukları destekleyeceklerinin altını çizerek, “Türkiye genelinde çok sayıda judo topluluğu bulunuyor. Judo yapan öğrencileri, çocukları teşvik ediyoruz. Önümüzdeki ay Kahramanmaraş’ta genç ve çocuklara judo kıyafeti bağışlayacağız.” diye konuştu.

Türk Japon Vakfı aracılığıyla Japonya’nın deprem mağduru Hyogo vilayeti ile işbirliğinde depremle ilgili birçok etkinlik düzenleneceğini kaydeden Büyükelçi, depremden etkilenen bölgelerde yaşayanları destekleyen etkinliklere de ev sahipliği yapacaklarını belirtti.
Katsumata, “Böylece dostluğumuzu pekiştirmek, sürdürmek ve güçlendirmek için böyle güzel bir fırsat yaratmak istiyoruz.” dedi.
“DENİZCİLİK VEYA UZAY İŞBİRLİĞİNİN BİZİM İÇİN GÜNDEM OLABİLECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM”
İki ülke arasında gelecekteki işbirliği alanlarına da değinen Katsumata, daha fazla potansiyelin ve çalışma alanının olduğunu vurguladı.
Katsumata, “Öncelikle, Japonya ve Türkiye, deprem ülkeleri olduğundan gelecek nesillerin afet zararlarından daha az etkilenmesi için çaba harcamamız gerekiyor.” dedi. Bu konuda Japonya’nın çok deneyimli olduğuna dikkati çeken Katsumata, bu deneyim sayesinde teknolojiyi ve depreme dayanıklı koruma mimarisini geliştirebildiklerini söyledi.
Katsumata, “Dolayısıyla ülkenize ve deprem bölgesindeki insanlara acil yardım veya tıbbi destek gibi ilk desteklerimizin yanı sıra şimdi geleceğe yönelik işbirliği için daha fazla enerji üretmenin zamanı geldi.” ifadesini kullandı.
Bölgede özel sektörle de işbirliği yaparak birçok projeye başladıklarını aktaran Katsumata, “Geleceğe yönelik ilişkilerimizi sabırsızlıkla bekliyoruz. Denizcilik veya uzay işbirliğinin bizim için gündem olabileceğini düşünüyorum.” dedi.
Katsumata, Türkiye’nin ilk astronotunun başarıyla görevini tamamladığını belirterek, Japonya’nın da Ay’a iniş konusunda çok fazla deneyime sahip olduğunu dile getirdi.
Büyükelçi Katsumata, “Bilimsel teknoloji, birlikte çalışmak için çok büyük bir alandır, gelecekteki işbirliği alanımızdır.” dedi.
İstanbul’da “Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin açılması için” birlikte çalışıldığını anlatan Katsumata, bilimsel teknolojide işbirliğinin önemini vurguladı.
Katsumata, Türkiye ile işbirliği alanlarının sağlık hizmetleri, yeşil dönüşüm ve dijitalleşme gibi alanlara da genişlediğini belirterek, bu alanlardaki aktörlerin genç nesiller olacağını söyledi.

“JAPONYA-TÜRKİYE, DÜNYANIN EN ÖNEMLİ ORTAKLIĞIDIR”
İki ülke arasındaki mevcut ekonomik ilişkiler ve geleceğe yönelik hedeflerle ilgili Büyükelçi, “Ekonomik açıdan bakıldığında, Japonya-Türkiye, dünyanın en önemli ortaklığıdır. Türkiye, artık G20 ülkeleri gibi, dünyanın 20 ülkesi arasında yer alıyor ama bölgesinde de çok büyük bir ekonomiye sahip.” değerlendirmesini yaptı.
Katsumata, Japonya’nın da Asya Pasifik’teki ekonominin ve para sisteminin merkezinde yer aldığını belirterek, iki ülke arasındaki 10 bin kilometrelik mesafeye rağmen iyi dostluk ve iddialı ekonomik yaklaşımla ilişkileri geliştirdiklerini söyledi.
Türkiye’nin jeopolitik önemine dikkati çeken Katsumata, Türkiye’nin birçok ülkeye ulaşılabilir olduğunu dile getirdi.
Katsumata, Türkiye’nin nüfus yapısı gibi birçok avantajının da bulunduğunu, genç nüfusa ve yetenekli insan kaynağına sahip olduğunu söyledi.
“DAHA İYİ ORTAKLIKLARIN ZAMANI GELDİ”
Büyükelçi Katsumata, “Türkiye’nin bu avantajını, Japonya’nın da böyle bir teknoloji avantajını kullanarak ekonomi iş ağlarımızı küresel çapta yayarak artık daha iyi ortaklıklar kurmamızın zamanının geldiğini düşünüyorum.” diye konuştu.
İki ülke arasındaki Ekonomik Ortaklık Anlaşması görüşmelerine değinen Katsumata, şu ifadeleri kullandı:
“Ortaya çıkan bu işbirliklerini desteklemek amacıyla hükümetlerimiz şu anda Ekonomik Ortaklık Anlaşması görüşmelerini sürdürüyor. Bu ticaretimizi, yatırımımızı, iş kurallarımızı ve adil rekabeti kapsamlı şekilde içeriyor. Gelecekte işbirliğimizi, ekonomiyi ve yatırımları artıracak en önemli itici gücün bu olabileceğini düşünüyorum.”
Söz konusu Ekonomik Ortaklık Anlaşması için çok çalıştıklarını belirten Katsumata, “Bu, üçüncü ülkelerdeki yeni ikili ticaret ve yatırım ilişkimiz için çok güçlü bir motor olabilir.” dedi.
Katsumata, Japon firmalarının “Türkiye’deki kaliteli insan kaynağını kullanarak burada iyi ürünler yapmak ve Türkiye’den AB gibi diğer ülkelere ihracat yapma konusunda” oldukça istekli olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Bunun, ülkelerimiz arasında ‘kazan-kazan’ ilişkisi olduğunu düşünüyorum. Bu, şu anda yaptığımız önemli şeylerden biri. Sadece ikili ekonomik ilişkilerde kalmak değil, artık üçüncü ülkelerle daha geniş kapsamlı işbirliği yapmamızın zamanının geldiğini düşünüyorum.”
Katsumata, Türk ve Japon şirketlerinin Orta Asya’da ve bazı Afrika ülkelerinde ortak projeler yürüttüğünü aktardı.
“Aynı zamanda Ukrayna’nın yeniden inşası için de işbirliği yapmamız gerekiyor.” diyen Katsumata, Türk ve Japon şirketlerinin çok fazla deneyime, beceriye ve erişilebilirliğe sahip olduğunu vurguladı.
Büyük iş birliği; Dgpays kurucusu ve CEO’su Serkan Ömerbeyoğlu, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Burak Dağlıoğlu ve EBRD Türkiye Direktörü Arvid Tuerkner’in katılımlarıyla 27 Şubat’ta Türkiye’nin Londra Büyükelçiliğinde düzenlenen törenle kamuoyu ile paylaşıldı.
2017 yılında kurulan Dgpays, bugün 600 kişiyi aşan BT / Ar-Ge ekipleri tarafından Türkiye’de geliştirilen ürün ve hizmetleri ile kısa sürede bölgenin en büyük teknoloji sağlayıcısı haline geldi. Ülkemizde finansal teknolojiler sektöründe çok güçlü bir konumda bulunan ve hem finans hem de finans dışı sektörlerden 50’yi aşkın kuruma teknoloji sağlayan Dgpays, 2022 yılında yurt dışında da faaliyetlerini başlattı ve kısa sürede uluslararası alanda önemli oyunculardan biri oldu. Şirket ilk yatırım turunu da 2021 yılının sonunda tamamlamıştı.
“TÜRKİYE’NİN YÜKSEK POTANSİYELİNE İNANCI VE ARTAN YATIRIM İŞTAHINI GÖSTERİYOR”
Yatırıma ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dgpays CEO’su Serkan Ömerbeyoğlu şunları kaydetti: “Henüz çok genç bir şirket olarak Dgpays ile geçtiğimiz 7 yıl içinde hızla büyüyerek önde gelen bir teknoloji şirketi haline geldik. Son 2 yıl içinde yatırım değerlememizi katlayarak yabancı yatırımları ülkemize getirmeye ve şirketimizin değerini daha da yukarı taşımaya devam ediyoruz. Son olarak aldığımız yatırımlarla şirket değerimiz 600 milyon doların üzerine geldi. Türkiye ve yurt dışında güçlü büyümemizi sürdürerek fintek sektöründe globalde kritik bir oyuncu olma hedefimizle çalışmaya devam edeceğiz.”
Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi Başkanı Burak Dağlıoğlu da Türkiye’nin büyüyen ekonomisine ve stratejik konumuna vurgu yaparak “Ülkemizdeki erken aşama teknoloji yatırımlarında 2023 yılında toplam 325 işlem gerçekleşirken 33 yatırım turu ile fintek sektörü en çok işlem gerçekleşen dikeylerden biri oldu. Ülkemizin teknoloji ekosisteminin en önemli güç kaynağı yetenekli girişimcileri ve nitelikli çalışanlarıdır. Sektörün önemli oyuncularından biri olan Dgpays’in aldığı bu uluslararası yatırım, ülkemizin potansiyeline olan inancı ve ülkemize yönelik artan yatırımcı ilgisini de göstermektedir. Yatırım Ofisi olarak en büyük hedeflerimizden biri Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ülke ekonomimize katkı sunmak üzere uluslararası doğrudan yatırımların artırılması ve ülkemizin yatırım ortamının geliştirilmesidir.” ifadelerini kullandı.
Dgpays’e ikinci yatırımını gerçekleştiren EBRD’nin Türkiye Direktörü Arvid Tuerkner ise konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu: “Türkiye finansal teknolojiler sektöründe dünya çapında rekabet edebilecek güce sahip, inovatif şirketleri bulunan önemli bir ülke. Dgpays de bu sektördeki en büyük aktörlerden biri. Daha önce 2021’de yine yatırım yaptığımız Dgpays’e ve Türkiye ekonomisinin potansiyeline olan güvenimizle 2024 yılında Dgpays’e yeniden yatırım gerçekleştirmekten memnuniyet duyuyoruz.”
Aldığı uluslararası yatırımla şirket değerini daha da yükselten Dgpays, yurt dışı operasyonlarını da büyüterek global arenada güçlü bir oyuncu olmayı hedefliyor.
]]>Bu kapsamda ülke genelinde Türkiye’de geliştirilen ve kartlı ödeme sistemleri alanında Türkiye’nin markası olan TROY ödeme sistemine ilgi arttı.
Ekonomi Koordinasyon Kurulunun (EKK) 19 Şubat’taki toplantısının ardından yapılan açıklamada da TROY’un kullanımında düzenli bir artış gözlendiği, tüm kamu kurum ve kuruluşlarının öncülüğünde bu sistemin kullanımının yaygınlaştırılacağı ifade edilmişti.
Bilgetekin, Türkiye’nin finansal teknoloji alanında hızla büyüdüğünü ve Avrupa’nın çok önünde olduğunu belirterek, hem zamandan hem maliyetten tasarruf sağlayan çok farklı inovatif çözümler geliştirdiklerini aktardı.
Finansal teknolojilerin Türkiye’de hızla büyüyen bir ekosistem olduğunu vurgulayan Bilgetekin, “Dijital para konusunda Merkez Bankası çok uzun bir çalışma yürüttü. Çalışmaya başlamadan önce dünyada birçok örnek araştırıldı. AR-GE’si yapıldı. Çok yakın zamanda dijital lirayla alakalı bir öngörü açıklandı. Bu öngörüyü okuduğumuz zaman aslında birçok şeyin başlangıcı noktasında bize umut veriyor.” değerlendirmelerinde bulundu.
Dijital liranın hayata geçirilmesi noktasında daha çok yol olduğunu ifade eden Bilgetekin, şunları kaydetti:
“Bunun olmaması için hiçbir sebep yok. Dünya zaten dijitale gidiyor. Mevcuttaki ödeme sistemlerinin birçoğu dijitale kaymış durumda zaten. Bugün belki dijital liramız yok ama dijital cüzdanlar var.
Bugüne kadar alışık olmadığımız sanal POS, uluslararası para transferinde kullanılan barkodlu ödemeler, dolayısıyla hayatımızın aslında tamamının içerisine girmiş durumda.”
“FİNTEK SEKTÖRÜNDEKİ YATIRIMLAR VE FAALİYETLER HIZLA ARTIYOR”
Ufuk Bilgetekin, salgının finansal teknoloji sektöründe bir milat olduğunu, özellikle ödeme alışkanlıklarında ve kullanılan kartlarda önemli değişiklikler yaşandığını anlatarak, Türkiye’nin fintek üssü olmaması için hiçbir sebep bulunmadığını ifade etti.
Fintek sektöründeki yatırımların ve faaliyetlerin hızla arttığını aktaran Bilgetekin, “TROY, bizim milli kart şemamız. Kredi kartı kullanan her birey TROY logolu kartları çalışmış olduğu bankalardan istiyor. TROY kart kullanımı şu anda çok düşük seviyede. Ülkemize yıllar önce giren Visa ve Mastercard şu anda pasta payının büyük bir oranını alıyor. Gelecek dönemde TROY teşvikleriyle beraber bunun terse döneceğini ve gelecek 5 yıl içinde ciddi bir büyüme sağlayacağını düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Bilgetekin, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın kart şemalarında oluşturduğu etkiye işaret ederek, TROY kartın milli bir değer olduğunu vurguladı.
“TROY LOGOLU KART KULLANMAK, ÜLKE EKONOMİSİNE KATKI SAĞLAMAK ANLAMINA GELİYOR”
TROY logolu kart kullanmanın ülke ekonomisine katkı sağlamak anlamına geldiğini ifade eden Ufuk Bilgetekin, “Kendi kart şemamıza sahip çıkmamız gerekiyor.” dedi.
Her bankanın TROY anlaşmasının olduğuna dikkati çeken Bilgetekin, “TROY logolu kart istiyorum” diyebilmenin çok kıymetli olduğunu söyledi.
Bilgetekin, “Kendi milli değerimizdir bu. TROY’un Discovery ile anlaşması var ve dünyanın birçok ülkesinde de bu anlaşmayla aslında TROY logolu kartlarımızı da kullanabiliyoruz. Aslında Visa ve Mastercard’dan çok geri kalır bir yanı yok.” şeklinde konuştu.
Bilgetekin, TROY’un son 10 yıldır konuşulduğunu belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:
“7-8 yıldır çok daha net konuşmaya başladık. TROY’un ön plana çıkması aslında hepimizin vazgeçilmez emeli olmalı. Tamamen yerli ve milli. Kart üzerindeki bütün harcamalar kendi ülke ekonomik sisteminde kalıyor. Başka bir ülkeye komisyon, kazanç olarak gitmiyor. Bu bile kıymetli, başlı başına TROY’u kullanmak bile bu ekosisteme, bu ekonomiye katkı sunmak anlamına geliyor.”
Uluslararası Öğrenci Dernekleri Federasyonu(UDEF) tarafından hazırlanan “Uluslararası Öğrencilerin Türk Kamu Diplomasisine Katkısı” isimli raporda uluslararası öğrenci programlarının kamu diplomasisine katkıları incelendi. Dr. Aigul Kabirova, Azamat Arpachiev ve Dr. Salman Narlı tarafından hazırlanan raporda dünyada ve Türkiye’de uluslararası öğrencilerin kamu diplomasisine vermiş olduğu katkının önemine vurgu yapıldı.
GÜNÜMÜZDE EĞİTİM VE DEĞİŞİM PROGRAMLARINA AĞIRLIK VERİLİYOR
Kamu diplomasisi faaliyetlerinin genel olarak kamu kurumları ve çeşitli kuruluşlar, eğitim ve değişim programları, sanat, spor, sinema ve medya sektörü üzerinden gerçekleştirildiği belirtilen raporda, günümüzde ise eğitim ve değişim programlarına ağırlık verildiğinin altı çizildi.
UDEF’in raporunda uluslararası öğrencilerin kamu diplomasisine sağlayabileceği katkılar şöyle sıralandı;
EN ÇOK YATIRIMI ABD YAPIYOR
Ülkelerin kamu diplomasi yatırımlarının incelendiği raporda, en çok yatırımı 1,23 milyar dolar ile ABD’nin yaptığı, İkinci Fransa’nın olduğu 3. sırada ise İngiltere’nin yer aldığı belirtildi. kamu diplomasine büyük önem veren ve en çok yatırım yapan ülkeler arasında yer alan İngiltere’nin bu yumuşak gücü devlet politikası anlamında olmazsa olmaz olarak gördüğüne dikkat çekildi.

Rusya’daki duruma da yer verilen raporda “Rusya’da birçok kamu kurumu ve kuruluşu, uluslararası öğrencilerin dünya çapında ulusal çıkarların ilerleyişi için yardımcı olduklarını düşünmektedir. Onlara göre uluslararası öğrencilere eğitim sağlamak, yurt dışında Rusya taraftarı ulusal seçkinlerin oluşmasında ve Rusya’nın hem yakın hem de uzun vadeli ulusal çıkarlarının efektif bir şekilde ilerlemesinde olmazsa olmaz bir bileşen olmaktadır. Ayrıca uluslararası öğrenciler, bazı ülkelerle mevcut müttefik ilişkiler düzeyinin korunmasını sağlamaktadır. Rossotrudnichestvo (Rus iş birliği kuruluşu) Başkanı Lyubov Glebova’ya göre “uluslararası öğrencilerin Rusya’nın iyi üniversitelerinde eğitim görüp ülkelerine geri dönmeleri ve tanınmış doktorlar, etkili iş adamları ve hatta bakanlar olmaları önemlidir. Bu insanlar, Rusya’ya karşı her zaman iyi bir tutum sürdüre ceklerdir.” Moskova Ekonomi Yüksekokulunun uluslararası iş birliği çalışmaları alanındaki Rektör Yardımcısı Sergey Yerofeev’in belirttiği üzere, “uluslararası öğrenciler için devlet kontenjanı ve burslarının kullanılması, elbette, ülke çıkarlarını desteklemeye yardımcı olur. Bu yeni bir şey değil çünkü bu SSCB’de vardı ve bugünkü lider akademik ülkelerde de uygulanmaktadır” ifadelerine yer verildi.
TÜRKİYE’NİN DURUMU
UDEF‘in raporunda Türkiye’nin kamu diplomasisinin önemini oldukça geç fark ettiğini belirterek 2000’li yıllardan sonra önem verildiği belirtildi. Türkiye’nin son dönemde mevcut kurumlar geliştirilerek kamu diplomasisi faaliyeti gösterecek olan yeni kurum ve kuruluşlar oluşturduğu bu bağlamda en önemli kurumun ise 2018 yılında kurulan Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığını olduğu ifade edildi.
Türkiye’nin YTB ve TDV gibi kuruluşların yardımıyla uluslararası öğrencilerin eğitimde bir cazibe haline gelmeyi amaçladığı belirtilerek “Sözgelimi, YTB’li uluslararası öğrencilerden, YTB’nin soydaş ve akraba topluluklar için kurulduğunu dikkate alarak o coğrafyalarda Türkiye lehine bir kamuoyu oluşturmada katkıda bulunmaları beklenmektedir.” denildi.
Türkiye’de 2010-2018 yılları arasında eğitim gören öğrencilerle yapılan mülakatlarda, bu öğrencilerin Türkiye’de yaşadıkları tecrübeler doğrultusunda ülkelerine döndüklerinde Türkiye’yi iyi bir şekilde temsil edeceklerini söyledikleri ve Türkiye’deki insanların sıcakkanlı, yardımsever, misafirperver olduğu; Türkiye’nin zengin bir kültüre sahip olduğunu ve Türkiye’nin eğitim konusunda tercih edilebilir olduğunu söylediğinin altı çizildi.
TÜRKİYE’DE EĞİTİM ALIP ÜLKELERİNDE ÜST DÜZEY GÖREVLERE GELDİLER
UDEF raporunda 1964-2016 yılları arasında Türkiye’de eğitim görüp mezun olduktan sonra ülkelerinde üst düzey görevlere gelen kişilerin incelendiği ve Tanzanya, Somali, Kosova, Libya, Bosna Hersek, Azerbaycan, Arnavutluk, Bulgaristan, Slovakya, Endonezya ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki bazı devlet adamlarının Türkiye mezunu olduğu ifade edildi.
]]>“YAHUDİ KARŞITI İFADELER PARLAMENTO BİNAMIZA YANSITILMIŞTIR”
İngiltere’nin sembollerinden Big Ben (Elizabeth Kulesi) saat kulesine “Nehirden denize Filistin özgür olacak” ifadesi yansıtıldığını hatırlatan Sunak, “Aşırıcılık yanlıları tarafından terörü teşvik etmek için meşru protestolar gasp edilmiş, halkın seçilmiş temsilcileri sözlü ve fiziksel olarak tehdit edilmiş ve Yahudi karşıtı ifadeler parlamento binamıza yansıtılmıştır.” ifadesini kullandı.
Sunak, mecliste ateşkes çağrısı yapan önergenin görüşülmesinde yaşanan gerginliğe de değinerek, “parlamentoya verilen gözdağının” işe yaradığını kaydetti.
“ANTİSEMİTİZM IRKÇILIKTIR”
İngiltere’de 7 Ekim 2023’ten sonra antisemitizm olaylarında patlama yaşandığını ifade eden Sunak, “Basitçe söylemek gerekirse antisemitizm, ırkçılıktır. Irkçılığı deneyimlemiş birisi olarak söylemeliyim ki ırkçılığı gördüğüm anda tanırım.” ifadelerine yer verdi.
Ülkesinin ilk Asya kökenli başbakanı olduğunu kaydeden Sunak, “Ailem bu ülkeye geldiğinde kültürel miraslarını ve dinlerini korudular ama bu onların yeni toplumu kucaklamalarına ve ona hizmet etmesine engel olmadı. İngiliz oldular ve bundan gurur duydular. Amacımız bu olmalı, son zamanlarda sokaklarımıza bulaşan şiddet, tehdit ve başkalarına karşı hoşgörüsüzlük değil.” değerlendirmesini yaptı.
“SUNAK’IN ZAYIFLIĞI”
İktidardaki Muhafazakar Parti Milletvekili Lee Anderson’un parti üyeliğinin askıya alınmasına neden olan Müslüman karşıtı ifadeleri hakkında Sunak’ın açıklama yapmaması ise muhalefet tarafından eleştirilerin hedefi oldu.
Ana muhalefetteki İşçi Partisi lideri Keir Starmer, The Observer için kaleme aldığı makalede, Sunak’ın Muhafazakar Partiyi aşırılık yanlıları için “güvenli liman” haline getirdiğini kaydetti.
Starmer, Anderson’un Londra Belediye Başkanı Khan hakkında kullandığı, “İslamistlerin Londra’yı kontrol altına aldığını düşünüyorum. (Khan) başkentimizi arkadaşlarına verdi.” ifadelerinin “İslamofobik” kabul edilirken, eski İçişleri Bakanı Suella Braverman’ın “İslamistler, aşırılık yanlıları ve antisemitistler İngiltere’yi yönetiyor.” ifadelerinin “İslamofobik” kabul edilmemesini de eleştirdi.
Sunak’ın partisindeki Müslüman karşıtı söylemlerde bulunanlara yönelik neden adım atmadığını soran Starmer, “Sunak’ın zayıflığı, Muhafazakar milletvekillerinin tamamen dokunulmaz şekilde hareket etmelerine neden oluyor.” değerlendirmesinde bulundu.

2 BİN 10 “İSLAMOFOBİ VAKASI” İHBARI YAPILDI
Müslüman karşıtı söylemlerin hedefindeki Londra Belediye Başkanı Khan, dün yaptığı açıklamada, bu sözlerin ülkede artan Müslüman karşıtı nefretin üzerine benzin döktüğünü belirterek, Başbakan Sunak’ın açıklama yapmamasını eleştirmişti.
Khan, “Sunak ve kabinenin sağır edici sessizliği bu ırkçılığa göz yumuyor. Bu, ülke genelinde çok sayıda insanın konu ırkçılık olduğunda bir hiyerarşi olduğuna inanmasını doğruluyor.” demişti.
Sunak ve bakanların söz konusu ifadeleri kınamamasına anlam veremediğini kaydeden Khan, “Bu tür ırkçılığın suç ortağı gibiler.” diyerek bu durumun, Müslümanlara karşı söylemlerin rahatlıkla kullanılıp, nefret suçlarının rahatlıkla işlenebileceği mesajı verdiğinin altını çizmişti.
İngiltere’de Müslüman karşıtlığı konusunda çalışmalar yürüten “Tell MAMA” sivil toplum kuruluşu, 7 Ekim 2023-7 Şubat’ta ülkede 2 bin 10 “İslamofobi vakası” ihbarı yapıldığını belirterek, bir önceki yılın aynı döneminde bu sayının 600 olduğunu açıklamıştı.
“Dosta düşmana karşı vakur duruşuna meftun olduğumuz Adana’nın yoldaşlığıyla iftihar ediyoruz. 31 Mart’ta Cumhur İttifakı’na verdiği destekle, Adana yeni bir destan yazacak. Şu anda Adana’da meydanda 75 bin kişi var. Adana’nın gerçek belediyeciliğe olan hasretini dindirmeye az kaldı. Artık Adana’yı malum ellerden almaya hazır mıyız?
Adana, 31 Mart’ta sandıkları patlatarak gerçek potansiyelini ortaya çıkartacaktır. Kendi seçmenleri başta olmak üzere, milleti tıpış tıpış oy verecek bir mecburiyet cenderesine sıkıştırmak isteyenlere günlerini göstereceğinize ben inanıyorum. Adana, kendi iradesini çantada keklil kabul edenlere yol vermez.
“BİRBİRLERİNİN KUYUSUNU KAZIYORLAR”
CHP başta olmak üzere muhalefetin halini görüyorsunuz. Birbirleriyle didişmekten fırsat bulamadıkları için başka bir konuyla ilgilenemeyecek durumdalar. Kendilerine hayrı olmayanların memlekete hayrının dokunması mümkün mü? Kendi çıkarlarından başka hiçbir şeyi gözü görmeyenlerin Adana’nın sorunlarıyla ilgilenmesi beklenir mi? Biz Türkiye Yüzyılı diyoruz, hazırız diyoruz; onlar ise kapalı kapılar ardında birbirlerinin kuyusunu kazıyor, kirli ittifaklarla, ‘dem’leniyor…
“GENEL BAŞKANLARINI PARTİDEN ÖYLE BİR KAZIYIP ATTILAR Kİ…”
Mayıs ayında cumhurbaşkanı adayı olarak milletin önüne çıkardıkları, peşine de 6 tane yardımcı adayı taktıkları bir zat vardı… Seçimde umduklarını bulamayınca tüm suçu adaylarına yükleyip, kendilerini temize çıkardılar. Genel başkanlarını partiden öyle bir kazıyıp attılar ki neredeyse kedisi Şero’yu bile kapıdan içeri sokmayacaklar. Seçim gecesi hepsi de ne diyordu? “Kazanıyoruz…” Bu nakaratla milletin aklıyla dalga geçiyorlardı.”
“TÜRKİYE KÜRESEL GÜÇ OLMA YOLUNDA İLERLİYOR”
Türkiye karşıtlarının tamamını, Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle dize getirdik. Ülkeyi işgal etme teşebbüsleri karşısında asla geri adım atmadık. Darbe gecesi birileri kahvesini yudumlarken, biz milletimizle FETÖ’cü hainlere meydanları dar ettik.
Uluslararası arenada, ülkemizin hak ve hukukunu, milletimizin onurunu savunduk. Dış politikada Avrupa’dan ‘aferim’ almaya çalışan değil, dik duruşuyla tüm dünyada takdir toplayan bir ülke konumundayız. Türkiye sadece bölgesel bir göç olmaktan çıkıp, küresel bir güç olma yolunda ilerliyor. Ülkemizin krizlerin çözümündeki kilit rolü giderek daha fazla anlaşılıyor. Libya’da, Karabağ’da biz varız. Bütün buralarda Türkiye kardeşleriyle omuz omuza veriyor, bu yolda emin adımlarla yürüyor.
“TÜRKİYE SAVUNMA SANAYİİ ALANINDA DESTAN YAZIYOR”
Özellikle savunma sanayiine ağırlık verdik. Böyle gelmiş, böyle gider diyenlerden olmadık. Kolay değil, zor olanı seçtik. Tabanca, tüfek dahil, güvenlik güçlerimizin kullandıkları silahları kendimiz üretmeye başladık. İHA’lar gibi yeni gelişen teknolojilere büyük yatırımlar yaptık. Bu alanda çalışan firmalarımızı teşvik ettik. İşte bugün 2005, 2010’larda toprağa diktiğimiz fidanların meyvelerini topluyoruz. Türkiye savunma sanayii alanında adeta bir destan yazıyor. Dünyanın ilk SİHA gemisi Anadolu’yu geçen sene hizmete aldık. Milli denizaltımızı inşa etme aşamasındayız. İHA ve SİHA alanında zaten dünyada ilk üç ülkeden biriyiz. Geçtiğimiz günlerde gurur hanemeze bir halka daha ekledik. KAAN ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi. Böylece, beşinci nesil uçak üretebilen dünyadaki 4 ülkeden biri olduk.”
YENİ UÇAK GEMİSİ GELİYOR
Tabii bunlar sadece birer başlangıç. Önümüzdeki yıllarda çok daha fazlasını, daha gelişmişini yapacağız. Eminim sizler de takip ediyorsunuz. Şimdi uçak gemimizin bir üst segmentini yapacağız. Ve şu anda deniz kuvvetlerimiz çalışmayı yürütüyor.
İçimizdeki müzmin muhalifler anlamasa da Türkiye’nin nasıl büyük işlere imza attığını dostlarımız ve hasımlarımız çok iyi biliyor. Muhalefetin bize sürekli örnek gösterdiği ülkelerde KAAN ve Türkiye’nin savunma sanayi hamleleri konuşuluyor. Öyle garip bir durumla karşı karşıyayız ki; bizdeki mankurtlaştırılmış zihinler KAAN’a bakınca kalorifer peteği veya süpürge sapı görüyor.”
HIZLI TREN HATTI İÇİN ÇALIŞMALAR SÜRÜYOR
Adana’ya 21 yılda 279 milyar liralık yatırım yaptık. Şehirdeki tüm demir yollarıyla birlikte Adana-Mersin demir yolunu yenileyip, ilave hat yaptık. Mersin-Adana-Osmaniye-Gaziantep hızlı tren hattında çalışmalarımız etap etap sürüyor. Mevcut havalimanımıza ilaveten, Çukurova Uluslararası Havalimanı’nı bu yıl hizmete sunuyoruz.
ADANA’NIN İLÇE BELEDİYE BAŞKAN ADAYLARI TANITILDI
Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının ardından ilçe adaylarını tanıttı:
Adana Büyükşehir Belediye Başkan Adayı: Fatih Mehmet Kocaispir
Aladağ: Mustafa Akgedik
Ceyhan: Erol Kahraman
Çukurova: Firdevs Cingözler
Feke: Ahmet Şener
İmamoğlu: Aydın Kangur
Karaisalı: Bekir Şimşek
Karataş: Necip Topuz
Kozan: Mustafa Atlı
Pozantı: Ali Avan
Saimbeyli: Vedat Cengiz
Sarıçam: Bilal Uludağ
Seyhan: Erdal Hatipoğlu
Tufanbeyli: Ekrem Keçe
Yumurtalık: Aydın Kütükoğlu
Yüreğir: Halil Nacar
]]>“Dosta düşmana karşı vakur duruşuna meftun olduğumuz Adana’nın yoldaşlığıyla iftihar ediyoruz. 31 Mart’ta Cumhur İttifakı’na verdiği destekle, Adana yeni bir destan yazacak. Şu anda Adana’da meydanda 75 bin kişi var. Adana’nın gerçek belediyeciliğe olan hasretini dindirmeye az kaldı. Artık Adana’yı malum ellerden almaya hazır mıyız?
Adana, 31 Mart’ta sandıkları patlatarak gerçek potansiyelini ortaya çıkartacaktır. Kendi seçmenleri başta olmak üzere, milleti tıpış tıpış oy verecek bir mecburiyet cenderesine sıkıştırmak isteyenlere günlerini göstereceğinize ben inanıyorum. Adana, kendi iradesini çantada keklil kabul edenlere yol vermez.
“BİRBİRLERİNİN KUYUSUNU KAZIYORLAR”
CHP başta olmak üzere muhalefetin halini görüyorsunuz. Birbirleriyle didişmekten fırsat bulamadıkları için başka bir konuyla ilgilenemeyecek durumdalar. Kendilerine hayrı olmayanların memlekete hayrının dokunması mümkün mü? Kendi çıkarlarından başka hiçbir şeyi gözü görmeyenlerin Adana’nın sorunlarıyla ilgilenmesi beklenir mi? Biz Türkiye Yüzyılı diyoruz, hazırız diyoruz; onlar ise kapalı kapılar ardında birbirlerinin kuyusunu kazıyor, kirli ittifaklarla, ‘dem’leniyor…
“GENEL BAŞKANLARINI PARTİDEN ÖYLE BİR KAZIYIP ATTILAR Kİ…”
Mayıs ayında cumhurbaşkanı adayı olarak milletin önüne çıkardıkları, peşine de 6 tane yardımcı adayı taktıkları bir zat vardı… Seçimde umduklarını bulamayınca tüm suçu adaylarına yükleyip, kendilerini temize çıkardılar. Genel başkanlarını partiden öyle bir kazıyıp attılar ki neredeyse kedisi Şero’yu bile kapıdan içeri sokmayacaklar. Seçim gecesi hepsi de ne diyordu? “Kazanıyoruz…” Bu nakaratla milletin aklıyla dalga geçiyorlardı.”
“TÜRKİYE KÜRESEL GÜÇ OLMA YOLUNDA İLERLİYOR”
Türkiye karşıtlarının tamamını, Allah’ın yardımı ve milletimizin desteğiyle dize getirdik. Ülkeyi işgal etme teşebbüsleri karşısında asla geri adım atmadık. Darbe gecesi birileri kahvesini yudumlarken, biz milletimizle FETÖ’cü hainlere meydanları dar ettik.
Uluslararası arenada, ülkemizin hak ve hukukunu, milletimizin onurunu savunduk. Dış politikada Avrupa’dan ‘aferim’ almaya çalışan değil, dik duruşuyla tüm dünyada takdir toplayan bir ülke konumundayız. Türkiye sadece bölgesel bir göç olmaktan çıkıp, küresel bir güç olma yolunda ilerliyor. Ülkemizin krizlerin çözümündeki kilit rolü giderek daha fazla anlaşılıyor. Libya’da, Karabağ’da biz varız. Bütün buralarda Türkiye kardeşleriyle omuz omuza veriyor, bu yolda emin adımlarla yürüyor.
“TÜRKİYE SAVUNMA SANAYİİ ALANINDA DESTAN YAZIYOR”
Özellikle savunma sanayiine ağırlık verdik. Böyle gelmiş, böyle gider diyenlerden olmadık. Kolay değil, zor olanı seçtik. Tabanca, tüfek dahil, güvenlik güçlerimizin kullandıkları silahları kendimiz üretmeye başladık. İHA’lar gibi yeni gelişen teknolojilere büyük yatırımlar yaptık. Bu alanda çalışan firmalarımızı teşvik ettik. İşte bugün 2005, 2010’larda toprağa diktiğimiz fidanların meyvelerini topluyoruz. Türkiye savunma sanayii alanında adeta bir destan yazıyor. Dünyanın ilk SİHA gemisi Anadolu’yu geçen sene hizmete aldık. Milli denizaltımızı inşa etme aşamasındayız. İHA ve SİHA alanında zaten dünyada ilk üç ülkeden biriyiz. Geçtiğimiz günlerde gurur hanemeze bir halka daha ekledik. KAAN ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi. Böylece, beşinci nesil uçak üretebilen dünyadaki 4 ülkeden biri olduk.”
YENİ UÇAK GEMİSİ GELİYOR
Tabii bunlar sadece birer başlangıç. Önümüzdeki yıllarda çok daha fazlasını, daha gelişmişini yapacağız. Eminim sizler de takip ediyorsunuz. Şimdi uçak gemimizin bir üst segmentini yapacağız. Ve şu anda deniz kuvvetlerimiz çalışmayı yürütüyor.”
]]>
Bakü’de gerçekleştirilen APA Genel Kurulu kapsamında yürüttüğü temaslar ve Türkiye’nin Asya ülkeleriyle ilişkilerine yönelik soru üzerine Kurtulmuş, Türkiye’nin geçen dönem APA Dönem Başkanlığı’nı deruhte ettiğini, uzun yıllar başkanlığın Türkiye’de kaldığını hatırlattı. TBMM olarak APA Dönem Başkanlığı’nı Azerbaycan Milli Meclisi Başkanlığına ve Meclis Başkanı Sahiba Gafarova’ya devrettiklerini ifade eden Kurtulmuş, “Onun için bu tören bizim için de anlamlıydı. Asya, büyüyen, gelişen bir bölge. Diyebiliriz ki canlanmış olan yeni bir medeniyet havzası. Çok farklı kültürlerin olduğu, çok önemli gelişme istidadında olan ekonomilerin olduğu, çok büyük fırsatların olduğu bir kıta. Öyle görünüyor ki önümüzdeki dönemde dünya dengeleri içerisinde Asya’nın çok ayrıcalıklı bir yeri olacak.” diye konuştu.
Türkiye’nin Avrupa’nın en doğusunda, Asya’nın en batısında, jeostratejik olarak geçiş noktasında bulunan, aynı zamanda kültürlerin geçiş noktasında bir ülke olduğuna işaret eden Kurtulmuş, bir taraftan Avrupa ve Batı ilişkilerine ve bölgesel ilişkilere önem verirken Asya ilişkilerini de ciddi şekilde öncelemesi, önemsemesi gerektiğini vurguladı.
Avrupa rönesansından çok önce Asya’da bilimin, teknolojinin, kültürün, sanatın, estetiğin zirvede olduğu büyük medeniyetler kurulduğuna dikkat çeken Kurtulmuş, bugün de Asya’nın, yeni dünya dengeleri bakımından büyük bir fırsat penceresi açtığını söyledi. Kurtulmuş, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bundan hem Türkiye olarak istifade etmek lazım hem de yeni dünya dengelerinde Asya’yı bir barış ve istikrar bölgesi haline getirecek çabaların içinde olmamız gerekiyor. Uluslararası sistemde denge ortadan kalktığı zaman çatışmalar ve gerilimler başlıyor. Şu anda maalesef dünya sistemi bir denge içinde değildir. Herhangi bir gücün dünyada egemen, tek başına etkin olması söz konusu değildir. Bölge bölge farklı ülkelerin, farklı güç merkezlerinin dünya ekonomisi, dünya siyaseti üzerinde etkisi var. Bu da ister istemez daha fazla gerilim, daha fazla çatışma ortaya çıkarıyor. Onun için Asya’da güven ve istikrarı önceleyecek çalışmaların yapılması, bu anlamda Türkiye’nin barışçıl perspektifleri hazırlamasının hem Türkiye’nin geleceği hem içinde bulunduğu bölgede alternatiflerini çoğaltması hem de Asya ülkeleri arasında karşılıklı işbirliğini artırması bakımından önemli olduğu kanaatindeyim.”
“KAAN’I DA TAKİP EDİYORLAR”
Kurtulmuş, “İkili görüşmelerinizde ülkeler arasındaki ticari ilişkiler de gündeme geldi. Milli muharip uçak KAAN’ın ilk uçuşunu başarıyla gerçekleştirmesi gibi Türkiye’nin savunma sanayii alanındaki atılımları bu ülkelerde nasıl yankı buluyor?” sorusu üzerine TBMM Başkanı seçildikten sonra 50’ye yakın meclis başkanıyla ikili görüşmeler yapma imkanı bulduğunu ifade etti. Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“İstisnasız şunu söyleyebilirim ki muhatap olduğumuz ülkelerin meclis başkanlarının hemen tamamı ister Doğu’dan ister Batı’dan olsun, Türkiye’nin son yıllarda ortaya koyduğu yükselişi fevkalade ciddi şekilde takip ediyorlar. Türkiye’nin güçlü ve büyük bir ekonomi haline gelmesini ilgiyle izliyorlar. Özellikle bu çerçevede savunma sanayi alanında Türkiye’nin başarılarını da dikkatle takip ediyorlar. Hatta ülkelerin bir kısmı, savunma sanayii başta olmak üzere özellikle yüksek teknolojilerde Türkiye ile işbirliğine hazır olduklarını ifade ediyorlar. Savunma sanayinin ilgi çekmesinin sebeplerinden biri, maalesef dünyanın içinden geçmekte olduğu süreçte güven ve istikrarın her ülke için birinci öncelik haline gelmiş olmasıdır. Bu anlamda Türkiye’nin savunma sanayi ürünleri, İHA’lar, SİHA’lar, akıllı mühimmatlar, birtakım deniz araçlarımız; bütün bunlarla birlikte Türkiye ile işbirliği yapma imkanlarını arıyorlar. Bu da Türkiye için önemli bir kapıdır. KAAN’ı da takip ediyorlar. Türkiye’nin milli muharip uçağını, Türkiye’nin uçak motoru ve helikopter motoru üretme kabiliyetlerini bazı meclis başkanlarından duyduk. Onlar da ilgiyle izliyorlar.”
Kurtulmuş, “Cumhurbaşkanı Erdoğan, hakim ve savcıların kura töreninde yaptığı konuşmada yargıdaki sorunlara dikkat çekerken yeni anayasa vurgusu yaptı ancak yeni anayasada bir uzlaşı sağlanamazsa yargıdaki sorunları çözmek için anayasa değişikliği için de bir uzlaşı arayışına girilebileceğini söyledi. Seçim sonrası uzlaşı görüşmelerinden sonuç alınmazsa yeni anayasa yerine mevcut anayasada değişiklik gündeme gelebilir mi?” sorusu üzerine, “Önümüzdeki dönemde ismini ne koyduğumuzdan ziyade ne yaptığımız önemli olacak.” dedi.
Bazılarının, “Bu Meclis yeni anayasa yapmaya muktedir değildir, çünkü kurucu meclis değildir” şeklinde itirazlar dile getirdiğini belirten Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Bir kere kategorik olarak şunu söylemek lazım. TBMM, A’dan Z’ye yeni bir anayasayı yapma gücüne, kuvvetine sahiptir. Tabii ki bu bir uzlaşıyla olabilir. Hiçbir partinin tek başına bir anayasası olmaz. Milletin anayasası olur. Meclis’te yapılacak ister yeni anayasa, topyekun anayasal değişiklik olsun ister hayati maddelerde değişiklik olsun, yapılacak olan iş bir aritmetik işidir. Parlamentodaki siyasal aritmetik meselesidir. Burada gönlümüzden geçen odur ki hemen ilk turda 400’ü aşsın ve anayasa Meclis’te yapılsın. O olmazsa bunu referanduma götürecek çoğunluk Meclis’te oluşsun. Ama olabilecek en yüksek konsensusun çıkması için gayret sarf etmemiz lazım.”
Bunun olabilmesi için takip edilecek usul ve yöntemlerin, tartışmaların zemininin çok doğru tespit edilmesi gerektiğini ifade eden Kurtulmuş, “TBMM Başkanı olarak bunun zemininin mutlaka TBMM olması gerektiği kanaatindeyim. TBMM’de bu konu sonuçlandırılacağı için akademinin, hukuk çevrelerinin, sivil toplumun, Türkiye’nin çok farklı kesimlerinin görüşlerinin alınması gerekir. Bu teklifler gelir ve sonuçta Meclis’te oluşturulacak mekanizmalarla bunun tartışılması mümkün olur.” şeklinde konuştu.
Yeni anayasa yapımında aslolanın iyi niyetle, ön yargısız, “Ben istemiyorum” diye baştan reddetmeksizin bütün siyasi partilerin bu diyalog zemini içinde yer alması olduğunu dile getiren Kurtulmuş, bunun olabilmesi için bütün gücüyle, imkanlarıyla gayret edeceğini söyledi.
“BUGÜN MADDELER ÜZERİBDE KONUŞSANIZ 64 MADDE BELKİ 84-94 MADDE OLUR”
28. Yasama Dönemi’nin, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının, Türkiye Yüzyılı’nın ilk Meclisi olduğunu ifade eden Kurtulmuş, şu değerlendirmelerde bulundu:
“12 Eylül anayasası bir darbe anayasası. Aslında 1982 anayasası, 1961 anayasasının yavrusu, yani onun devamı. Bu süreklilik olduğu için bugün birtakım çatışmaları görüyoruz. Yargıdaki çelişkiler, çatışmalar çok nettir ki anayasanın içindeki belki darbecilerin ‘günü gelir buradan bir çatışma alanı çıkabilir’ diyerek planladıkları birtakım tuzaklarla doludur. Türk siyaseti olarak, sivil siyaset olarak artık bunları biliyoruz. Büyük bir birikim var, büyük bir tecrübe var. Geçmiş dönemlerde anayasa değişikliği ile ilgili 64 maddelik bir mutabakat var. Bugün maddeler üzerinde konuşsanız belki bu 64 madde, partilerin çoğunluğunun uzlaşabileceği 84-94 madde olur. Burada aslolan, milletin ne ihtiyacı var, Türkiye’deki demokratik sistemi nasıl daha ileriye götürebiliriz ve bunu siyasal bir tartışmanın aracı haline getirmeksizin Türkiye’nin önünü açacak bir hukuk metnini nasıl hazırlarız… Bunu hazırlamak, iki üç kişinin bir odaya çekilip hazırlaması asla değildir. Toplumun bütün kesimlerinin bu konuyla ilgili kanaatlerinin ortaya çıkması. Ama sonuçta kararı verecek olan milletin vekilleri olduğu için parlamentoda bunun uygun zeminlerde tartışılması temin edildikten sonra yasalaşma sürecinin başlatılmasıdır. Ben bu anlamda iyi niyetli müzakerelerin önünü açabilirsek hem yeni anayasanın çıkabileceğine hem de eğer yeni anayasa konusunda zorluklar ortaya çıkarsa anayasada hayati ihtiyaçlarımızı karşılayacak adımların atılabileceğine inanıyorum.”
“BİR FANTEZİ DEĞİL TÜRKİYE İÇİN ZARURETTİR”
İzlenecek yöntemin, işin en kolay kısmı olduğunu belirten Kurtulmuş, şunları kaydetti:
“Yeter ki herkes fikrini söylesin, bütün siyasi partiler ‘Biz bu müzakere sürecinin içinde yer alacağız’ desin. Herhangi bir grup, herhangi bir çevre, ‘Benim kırmızı çizgim budur’ diyerek en baştan kırmızı çizgisini dayatmasın. Mesela parlamento içinde komisyonlar olabilir, geçmiş dönemlerde olduğu gibi; karma komisyonlar kurulabilir, sivil toplumun görüşlerinin alındığı, büyük müzakere ortamlarının açıldığı, şehir şehir, bölge bölge insanların fikirlerinin alındığı bir istişare zemini açılabilir. Bunlar da çok ciddi bir çabayı gerektiriyor. Ama sonuçta Türkiye’nin anayasa konusunda çok büyük bir tecrübesi var. Şu anda zannediyorum bütün siyasi partilerin elinde anayasa değişiklik teklifleri, çalışmaları vardır. Bunları bir araya getirerek, herkesin eteğindeki taşları dökmesiyle milletin hayrına olacak bir düzenleme yapılır. Bu bir sorumluluktur. Çok net söylüyorum, yeni anayasa ya da anayasada köklü değişiklik, bir fantezi, bir siyasi tartışma değil, Türkiye için bir zarurettir.”
“Siz yargıdaki sorunları acil çözülmesi gereken konular olarak görüyor musunuz?” sorusu üzerine Kurtulmuş, şu anda birçok çatışma alanlarının anayasanın içinde olduğunu gördüklerini söyledi. Bunların sistematik problemleri ortaya çıkaran şeyler olduğunu ve sistemsel sorunlar ürettiğini dile getiren Kurtulmuş, şöyle konuştu:
“153. maddeye bakarsanız bir başka yargı mercinin dediği haklı oluyor, 138. maddeye bakarsanız bir başka yüksek yargı organının kararı haklı oluyor. Özellikle yargıyla ilgili alanda, yargı kurumları arasında bir çelişkinin, yargı kurumları arasında bir güç mücadelesinin olmayacağı bir sistemi inşa etmemiz lazım. Bunların hepsinin üstünde, Türkiye’de yürütme, yasama, yargı birbirinden bağımsızdır ama Türkiye’de anayasayı yapma gücüne dahi sahip olan kurum TBMM’dir. Anayasal olarak her şeyin yerli yerine oturtulması, ‘Senin sözün sözse benim sözüm daha kuvvetli söz’ yarışı içinde kimsenin olmaması lazım. Bu, hiçbir şekilde kimseye yarar sağlamaz. Anayasa çerçevesinde herkesin sorumlulukları, yetkileri bellidir. Burada flu alanlar varsa ki bazı konularda flu alanlar var, bunların giderilmesi ve net bir şekilde herkesin görev ve sorumlulukları içinde hareket etmesinin temin edilmesi gerekir.”
“ANAYASA’DA TUZAKLI ALANLAR VAR”
Geçmişte yaşanan deneyimler olduğunu anımsatan Kurtulmuş, hükümetin aldığı bir kararı Danıştay’ın iptal ettiğini, kendisini yasanın üstüne koyduğunu gördüklerini söyledi. Siyasi parti kapatma davalarında Anayasa Mahkemesinin kendisini siyasi partilerin ve milli iradenin üstünde konumlandırdığına şahit olduklarını, 367 garabetinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının hiç olmayan bir usulü ortaya çıkararak TBMM’de cumhurbaşkanı seçtirmediği uygulamaları unutmadıklarını belirten Kurtulmuş, “Bunlar tesadüfen olmuş şeyler değil. Bunlar, 1961 Anayasası’nı, 1982 Anayasası’nı yaptıranların bilerek, belki planlayarak sistem içinde belli çatışma alanları oluşturmak için serpiştirdikleri tuzaklı alanlardır. Türkiye’nin bunları geçmesi lazım.” dedi.
“Bakü’deki APA Genel Kurulu’nda konuşmanızın önemli bir kısmını Gazze meselesine ayırdınız. İkili görüşmelerde mevkidaşlarınızdan nasıl tepkiler geliyor, diğer ülkeler bu meseleye nasıl bakıyor?” sorusu üzerine Kurtulmuş, “Şunu çok net gözlemledim. 7 Ekim’de sonra yaptığımız birçok uluslararası toplantıda maalesef ülkelerin bir kısmı İsrail’e hak veriyorlardı. Özellikle Batı ülkelerinin bir kısmı İsrail’den daha fazla İsrailci olarak hareket ediyorlardı. Zaman içinde bizim ilk günden itibaren söylediğimiz konularda ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıktı. İsrail’in bütün uluslararası hukuku ayaklar altına alarak, insani en ufak bir özelliği bile olmayan böylesine vahim, böylesine gaddar, böylesine soykırım boyutlarına varmış olan katliamları artık dünyanın bütün ülkeleri tarafından görülüyor.” diye konuştu.
İsrail’e destek olmak isteyen ülkelerin bile artık sözlerini eskisi kadar güçlü şekilde dile getiremediklerini vurgulayan Kurtulmuş, “Ben şahsen Güney Afrika’nın Lahey Uluslararası Adalet Divanı’na başvurusu ve orada ara kararın müspet şekilde açıklanmasıyla Filistin davası bakımından yeni bir dönemin başladığına inanıyorum.” dedi.
“TEHDİTLERİ NETENYAHU’YU SONU BELLİ OLMAYAN BİR YOLA SOKTU”
Gazze’de 5 ayda, yüzde 75’i kadın ve çocuk olan 30 bini aşkın sivil kaybın ortaya çıktığını, Netanyahu ve çetesinin yolda yürüyen koyunlara bile ateş ederek öldürdüğü gaddarca bir katliamın, hiç kimsenin savunamayacağı bir noktaya geldiğini ifade eden Kurtulmuş, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Hele hele Gazze’de Refah Sınır Kapısı’na sığınan, o bölgeye sığınanlara karşı, ‘Onları da öldüreceğiz, onları da canlı bırakmayacağız’ tehdidinin Netanyahu’yu sonu belli olmayan bir yola soktuğu aşikardır. Artık onun da geri dönüşü yoktur. Ümit ederiz ki Uluslararası Adalet Divanındaki bu yargılamalardan sonra uluslararası savaş suçları mahkemesinde de Karadzic gibi, Ratko Mladic gibi Netanyahu ve savaş suçlusu üst düzey yöneticilerin hesap vermesi ve ceza alması mukadderdir. Burada bizim İsrail’e şimdiye kadar destek veren ülkelerden beklediğimiz, artık bu desteği vermemeleri. Çünkü yıkılan Netanyahu ve rejiminin altında kalacak olan sadece o rejim değildir, ona destek veren bazı batılı ülkeler de olacaktır.”
“MİLYARLARCA KİŞİNİN DAYANIŞMASI SADECE FİLİSTİN İÇİN DEĞİL İNSANLIK İÇİN ÜMİT”
Bir de işin insani tarafı olduğunu ifade eden Kurtulmuş, İsrail’in katliama kalkıştığının açıkça belli olduğu 10 Ekim 2023’ten bu yana dünyanın dört bir tarafında sürekli bir şekilde artan kitlelerin Filistin davasına destek verdiğini, açık bir şekilde İsrail’in bu insanlık suçlarına ortak olmamak için kendi ülkelerinin meydanlarına çıkıp gösteriler yaptığını söyledi. Dünyanın birçok yerinde İsrail’e destek verenlerin protesto edildiğini hatta konuşma yaptıkları salonda bile insanlar tarafından köşeye sıkıştırıldığını, yaptıkları bu ikiyüzlülüklere karşı insanların şamar gibi cevaplar hazırladığını gördüklerini anlatan Kurtulmuş, “Dini, ırkı, siyasi görüşü ne olursa olsun yüreğinde insanlıktan bir nebze nasibi olan hemen hemen herkesin, milyarlarca insanın, insanlık cephesinin tabii bir üyesi olarak bir dayanışma içine girdiğini görüyoruz. Bu sadece Filistin halkının kurtuluşu için bir ümit değil aynı zamanda insanlık için de bir ümittir. Yeni bir dünyanın kurulabilmesini ortaya koyan bir arzudur. Bunu takip etmek lazım.” ifadelerini kullandı.
Yaptığı görüşmelerde özellikle üç temel noktayı ifade ettiğini aktaran Kurtulmuş, bunlardan birincisinin, Netanyahu ve ekibinin uluslararası alanda yalnızlaştırılması olduğunu söyledi. Kurtulmuş, Uluslararası Adalet Divanındaki yargılamanın buna hizmet eden bir imkan olduğunu dile getirdi. İkincisinin, insanlık cephesi dediği sivil toplumun, vicdanlı kalabalıkların daha büyük ve uzun soluklu bir dayanışma içinde olmasının temin edilmesi olduğunu kaydeden Kurtulmuş, “Üçüncüsü de ne yazık ki bu sürecin başından itibaren büyük bir zafiyet, büyük bir çaresizlik, inisiyatifsizlik içinde olan İslam ülkelerinin artık uyanması, ne oluyoruz diyerek silkelenmesi, birlik ve beraberlik içinde safları sıkı tutması gerektiği. Filistin davasında İslam dünyasına yeni bir ruh, yeni bir ortak bilinç kazandırılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu üç alanda çalışmalarımızı yoğunlaştırarak önümüzdeki dönemde bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Eninde sonunda kazanan Filistin halkı olacaktır, mazlum milletler olacaktır.” diye konuştu.
“MISIR’LA KARŞILIKLI ZİYARETLER OLABİLİR”
“Türkiye-Mısır ilişkilerinde atılan normalleşme adımları kapsamında Mısırlı muhataplarınızla bir araya gelmeniz söz konusu mu, karşılıklı ziyaretler planlanıyor mu?” sorusuna Kurtulmuş, “Önümüzdeki dönemde olabilir, gerçekleştiririz.” karşılığını verdi.
İslam ülkelerinin birlik ve beraberlik içinde hareket etmesini sağlamak için ilk başta yapılması gereken şeylerden birinin de siyasi farklılıkları bir tarafa bırakarak karşılıklı ilişkilerin çoğaltılmasını temin etmek olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, üç hafta önce Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn ziyaretleri yaptığını, bundan sonra hem Körfez ülkelerine hem diğer ülkelere ziyaretler yapacağını belirtti. Gelecek hafta Fildişi Sahilleri’nde İslam İşbirliği Teşkilatının Meclis Başkanları toplantısı olduğunu kaydeden Kurtulmuş, şu ifadeleri kullandı:
“Hem bu çok taraflı toplantılarda ortak konuların üzerinde yoğunlaşmak hem de Körfez ülkeleri, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Bahreyn gibi ülkelerle Türkiye arasındaki ilişkileri her alanda en üst seviyeye çıkarmamız gerekir. Burada hükümetler arasında çalışmalar çok belirleyici ve yön verici bir perspektif oluşturuyor ama parlamenter diplomasinin de imkanlarından istifade etmemiz lazım. Parlamento başkanları, parlamentolar arası dostluk grupları, ihtisas grupları üzerinden de sadece Mısır’la değil, bütün bölge ülkeleriyle çok yakın teması artırmak mecburiyetindeyiz. Başka yolumuz yok. Yoksa bölge ülkeleri, başkalarının siyasi hesaplarının bir parçası haline gelir. Bunu geçmişte yaşadık. Müşterek taraflarımızın bütün bölge ülkeleri bakımından anahtar iki kelimesi güven ve istikrardır. Bölgenin istikrara ihtiyacı var, her bakımdan bu ülkelerin güvene, güvenliğe ihtiyacı var. Bunun yolu da karşılıklı temaslardan geçiyor.”
“ÇALIŞMA SAAATLERİNİN BELLİ OLDUĞU BİR TEMPOYA İHTİYAÇ VAR”
Kurtulmuş, içtüzük değişikliği çalışmalarının ne zaman başlayacağı ve acil değişmesi gereken başlıkların hangileri olduğu sorusu üzerine, “Nasıl bir Meclis İçtüzüğü olsun diye özel olarak, grubu bulunan siyasi partilerin yönetimlerine ya da milletvekillerine verseniz, üç aşağı beş yukarı herkes benzer şeyleri söyler.” dedi.
Öncelikle çok uzun saatler süren, büyük tartışmalara, sinir harplerine, çok gergin oturumlara vesile olan Meclis oturumları meselesinden kurtulmak gerektiğini ifade eden Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Bunun için komisyonların çok iyi çalıştırılması lazım. İhtisas komisyonlarında hükümetle birlikte bu tartışmalar yapılmalı. Genel Kurula yasa teklifi geldiği zaman komisyonlarda olduğu gibi en başından başlayarak değil belki geneli üzerinde bir görüşme açılarak, belki bir iki ufak tefek değişiklik önergesi varsa onların Meclis’te konuşulmasını temin ederek… Mesela Genel Kurul’un bir günü, gelen tekliflerin yasalaşmasıyla ilgili tartışmalara ayrılır, bir günü oylamalara ayrılabilir, bir gün gündem dışı konuşmalarla ilgili bir oturum olabilir ya da grubu bulunmayan partiler ve bağımsız milletvekillerinin söz almasının zemini sağlanabilir. Dolayısıyla daha net, daha açık, çalışma saatlerinin belli olduğu, her yasayla ya da Meclis Genel Kuruluna gelen her konuyla ilgili tartışmaların mükemmel bir şekilde öncesinden bitirildiği bir çalışma temposuna ihtiyaç var. Ben bunun düzenlenebileceğine inanıyorum.”
“SEÇİMDEN SONRA İÇ TÜZÜK MESELESİNİ GÜNDEME GETİRECEĞİZ”
Temel meselenin, herkesin söz hakkının korunması hatta artırılması olduğunu belirten Kurtulmuş, “Yani muhalefet-iktidar herkesin söz hakkının korunması ama lüzumsuz ve insan sabrını taşıracak tartışma ortamlarından uzaklaşılması lazım. Yasama yapma kalitesinin artırılması, bunun için belki teklifler gelmeden önce Meclisin geniş bürokrat kadrosundan da destek alarak bu işlerin yapılması mümkün. İçtüzükte, anayasaya göre çok daha rahat bir uzlaşı sağlanabileceğini düşünüyorum. Seçimlerden sonra süratle Meclis’te grubu bulunan partilerle konuşarak bu içtüzük meselesini gündeme getireceğiz.” dedi.
“MİLLETVEKİLLERİ CAMDAN BİR FANUSUN İÇİNDE YAŞADIĞINI UNUTMAMALI”
“Milletvekillerinin itibar ve saygınlığı her zaman tartışılıyor, bir konudaki düşünceniz nedir?” sorusuna Kurtulmuş, şu karşılığı verdi:
“Milletvekillerinin itibarını zedelemek için kenarda durup ‘Elimize bir fırsat geçsin’ diye bekleyen bazı çevreler olduğunu üzüntüyle görüyorum. Bunun yanında milletvekillerinin itibarının korunması öncelikli olarak milletvekillerinin görevidir. Her milletvekili arkadaşımız herhangi bir sözü en aykırı şekilde söyleyebilir, bunda hiçbir problem yok. Ama milletvekilleri de özellikle siyasi tartışma ortamlarını nezih bir şekilde tutmak, deruhte etmek ve sürdürmek durumundadır. Ağzından çıkan sözler, karşısındakine karşı yaralayıcı sözler, zaman zaman kabul edilemeyecek, hakaret içeren sözler, bunlar da milletvekillerimizin dikkat etmesi gereken hususlardır. Sadece Meclis görüşmeleri çerçevesinde değil, milletvekillerimizin, ‘Biri Bizi Gözetliyor’ diye bir program vardı ya, öyle bir şeyin içinde olduğunu, şeffaf, camdan bir fanusun içinde yaşadığını unutmamaları lazım. Bu, milletvekillerimizin çok daha disiplinli bir şekilde davranmalarını sağlar.”
“Ailenizden bir kişinin Kafkas İslam Ordusu’nda görev yapması dolayısıyla Azerbaycan’la duygusal anlamda özel bir bağınız var. Bu konuda bilgi verir misiniz?” sorusu üzerine Kurtulmuş, şunları söyledi:
“Rahmetli dedem Numan Kurtulmuş, ismini taşımaktan büyük şeref duyduğum, kendisini görmedim, ben doğmadan 7 sene evvel vefat etmiş, altı cephede mücadele etmiş bir kahraman, bir asker. 39 yaşında, Sakarya Meydan Muharebesi’nde kalça kemiğinden aldığı bir kurşun yarasıyla ağır yaralanıyor. Hatta öldü diye bırakıyorlar, arkadan gelen bir sıhhiye yaşadığını anlıyor. Çubuk asker hastanesinde tedavi görüyor. Ayağı da o günün şartlarında ameliyat imkanları olmadığı için 15 santim kısaymış. Bulunduğu cephelerden biri de Kafkas Cephesi. Nuri Paşa komutasında Kafkas Cephesi’nde önce Bakü’ye geliyor ardından da Zengezur’da bulunan ahaliyi teşkilatlandırmak ve Ermeni çetelere karşı oradaki halkı korumak için mücadele ediyor. Zengezur’la ilgili dedemin böyle bir hatırası var. Onu da bütün şehitlerimizi ve gazilerimizi de rahmetle anıyoruz.”
“ERMENİSTAN’IN AZERBAYCAN’LA SULH İÇİNDE YAŞAMAKTAN BAŞKA ŞANSI YOK”
Azerbaycan-Ermenistan ilişkileri ve ilişkilerin normalleşmesi konusunda Ermenistan’ın tutumuna ilişkin görüşlerinin sorulması üzerine Kurtulmuş, Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki ilişkilerin normalleşmesinin, Azerbaycan tarafının da istediği bir şey olduğunu kaydetti. Ermenistan-Azerbaycan arasındaki sorunun, Ermenistan’daki Ermeniler değil tam tersine başta Avrupa ve Amerika’daki Ermeni diasporası olmak üzere o bölgede barış istemeyen çevreler olduğunu belirten Kurtulmuş, “30 yılı aşkın bir süre Ermenilerin işgal ettiği Karabağ bölgesi 44 gün süren bir mücadeleyle geri alındı. Paşinyan’ın söylediği ‘Biz de artık bunu kabul edeceğiz’ manasına gelen sözler, öncelikle diasporadaki Ermenilerden çok büyük bir tepki gördü. Ermenistan’ın bu bölgede Azerbaycan’la sulh ve selamet içinde yaşamasından başka bir şansı yok.” dedi.
Kafkasya’nın bir barış bölgesi haline gelmesi için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’in aldıkları inisiyatifin, altı ülkenin içinde bulunduğu bir çalışmayı yürütmek olduğuna işaret eden Kurtulmuş, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Önce Türkiye-Azerbaycan-Gürcistan üçlü mekanizma… Bunu daha sıkı bir şekilde çalıştıracağız. Geçen hafta Gürcistan Dışişleri Bakanı Ankara’daydı. Israrla bizden talep ettikleri şey budur. Hem dışişleri bakanları hem meclis başkanları seviyesinde üçlü mekanizmayı daha da kuvvetlendirmek, devlet başkanları düzeyinde bunu ileriye götürmek, ardından da Ermenistan, Rusya ve İran’ın bu çalışmaya dahil olmasıyla altılı bir mekanizma oluşturmak. Biz bu bölgedeki sorunları bölge ülkeleri olarak çözebilme kabiliyetine sahip olursak bu bölgenin dışardan gelecek bazı güçler tarafından istikrarsızlaştırılmasının da önüne geçmiş oluruz.
Zengezur projesi başarılı bir şekilde bitirilebilirse sadece Azerbaycan’ı değil Ermenistan’ı da İran’ı da Türkiye’yi de Gürcistan’ı da Kafkaslar üzerinden Orta Asya’ya bağlayacak çok hayati bir koridor olacaktır. Kazan-kazan prensibi çerçevesinde Ermenilere de büyük faydası olacaktır. Bunları anlatarak ve Ermenistan’ı Ermeni diasporasının gölgesinden kurtararak yolumuza devam etmemiz lazım.”
Kurtulmuş, Meclis’te fiziki olarak yaşanan yer sorununu gidermeye dönük yeni bir çalışmanın gündemde olup olmadığı sorusuna, “Bir kere muazzam bir yer darlığı var. Hem Meclis çalışanı arkadaşlarımızın kullanacakları mekan anlamında hem siyasi partilerin ve komisyonların kullandıkları mekan anlamında çok ciddi bir darlık var. Bu darlığı aşacak bir ön çalışmayı yapıyoruz. Belki bu çalışmalar bittikten sonra ilave fiziki imkanların oluşturulması için adım atılabilir.” yanıtını verdi.
DUYGUSAL MESAJLAR
TRT World’ün ”Türkiye’nin yerli savaş uçağı KAAN ilk uçuşunu gerçekleştirdi” başlıklı haber videolarının altına dünyanın dört bir yanında farklı milliyetlerden insanlar, övgü ve kutlama dolu mesajlar yazdılar. Özellikle dost ve kardeş Azerbaycan ile Pakistan vatandaşlarından gelen kutlama mesajlarının yoğunluğu dikkati çekerken, Bangladeş ve Malezyalılar da adeta kutlama yarışına girdiler. Bu ülkelerin yanı sıra, Yemen’den, Bosna’ya, Kore’den Afganistan’a, Somali’den, ABD’ye, Polonya’dan, İrlanda’ya, Mısır’dan Meksika ve Çin’e kadar çok sayıda ülke vatandaşlarının paylaşımlarından bazıları şöyle:
■Bir Azerbaycanlı olarak sevincimden ağladım.
■Biz Özbekler Türkiyeli kardeşlerimizle gurur duyuyoruz.
■Yemen’den Türkiye’ye bin selam olsun. Sen İslam alemindeki mazlumların umudusun.
■Türk kardeşlerimize hayırlı olsun
■Türk kardeşlerimize Bosna’dan selamlar. Bu başarınızdan dolayı sizi tebrik ediyorum, Allah’ın yardımıyla yolumuza devam edelim.
■Artık Türkiye’nin F35’e ihtiyacı yok. Pakistan’dan tebrikler.
■Bangladeş’ten Türkiye’ye ve Türkiye’nin savunma sanayisine tebrikler.
ÜLKEMİN 20 YILINI…
■Kaan, Kore’nin KFX’inden daha güzel ve zarif bir uçağa benziyor. Ülkemizin 20 yıldan fazla zamanını aldı ama siz bu kadar kısa sürede bir şaheser ortaya çıkardınız. Umarım bir gün Kaan’ı Kore semalarında görürüm.
■Türkiye’yi tebrik ediyorum. Afganistan’dan saygı ve desteklerimizle.
■Somali Awdal’dan Türkiye’ye tebrikler.
■Bangladeş’ten tebrikler, İslam ümmetinin “İslam’ın Altın Çağı”nda olduğu gibi bilim ve teknolojide ilerlemesi gerekiyor.
■Biz Pakistanlılar Türk kardeşlerimizle gurur duyuyoruz. Yaşasın Türkiye.
■Türkiye’ye başarılar diliyorum. Başarınız bizi gururlandırıyor. Pakistan’ın Karaçi kentinden selamlar.
■Türkiye’nin başarısı neden bu kadar sevindiriyor bilmiyorum. Allah’tan Türkiye’ye ilerleme fırsatı vermesini diliyorum. Bir Bangladeşli olarak Türkiye’nin başarısından büyük gurur duyuyorum.
■Sizinle gurur duyuyorum. Müslüman kardeşlerim. Malezya’dan tebrikler.
BU SADECE BAŞLANGIÇ
■ABD’den Bravo. Bu bir dönüm noktası ve sadece başlangıç. Türkiye bunu yapabilirse, aklına koyduğu her şeyi yapabilir. Bu gelişmeler sürdükçe Türkiye daha da güçlenecektir.
■Maldivler’den Türkiye’ye tebrikler. Maldivler, Türk Drone’larını satın almak için 37 milyon dolarlık anlaşma imzaladı. Maldivler Hint Okyanusu’nda stratejik bir konuma sahip. Türkiye’nin Maldivler’le daha yakın ikili ilişkiler kuracağını umuyorum.
■Bir Bangladeşli olarak Türkiye’nin başarısıyla gurur duyuyorum. Bu savaşçıyla çok yakında Bengal semalarında buluşmayı umuyorum.
■Maşallah Alluekber Hindistan’dan tam destek
■Bir Bulgaristan Türk’ü olarak gurur duydum
■Ben Filipinliyim. Ülkemiz Türkiye’den 12 adet saldırı helikopteri aldı. Bu helikopterler Filipinler’in hava kuvvetlerine isyancılara karşı büyük bir destek sağlıyor. Şu anda Filipinler’in en güçlü ve modern saldırı helikopteri.
■Türkiye’den muhteşem başarı. Devam edin arkadaşlar ve savunma sanayinizi hızla genişletmeye çalışın. Müslüman dünyasının bu tür teknolojilere ihtiyacı var.
■Irak’tan Türkiye’ye tebrik
■Nijerya’dan Türkiye’yi tebrik ediyorum
■Kenya’dan Türkiye’ye tebrikler
TEBRİKLER İKİNCİ ÜLKEM
■Tebrikler ikinci ülkem. Senegalli bir hayran
■Güçlü Türkiye = Güçlü Türkler= Güçlü Ümmet= Dünya barışı
■Türkiye’yle gurur duyuyorum. Sevgi ve takdir. Gerçek bağımsızlık, başkalarına güvenmek ve onlar tarafından dikte edilmek zorunda olmadığınız zamandır
■Türkiye seninle gurur duyuyorum. Faslı bir arkadaş. Maachaalah
■Tebrikler Polonya’dan
■Maşallah Cezayir’den tebrikler. İnşallah Türk jet motoru geliştirmeyi başarırsınız.
■Bütün Türkleri bu tarihi başarıdan dolayı kutlamak istiyorum. Bu kilometre taşı Türkiye’nin ilerlemesinin simgesidir. Pakistan’dan sevgi ve saygılar
■Biz Pakistanlılar Kaan’ın ilk uçuşundan dolayı çok çok mutluyuz
■KAAN’ın başarılı uçuşunu tebrik ederiz. Kardeşlerin ülkesi Kore’den.
■Kosova’dan Türkiye’ye tebrikler
■İrlanda’dan Bravo Türkiye
■Güney Afrika’dan Türkiye’ye tebrikler
■Bir Pakistanlı olarak Türkçemle gurur duyuyorum ve bu tüm Müslümanların gurur duyduğu bir durumdur yaşasın Türkiye Azerbaycan Pakistan can verem İnşallah bir gün hep birlikte Kudüs için savaşacağız yakında
TARİH GERİ GELİYOR
■Tarih geri geliyor. Tebrikler Türk kardeşlerim. Mısır’dan kalbimiz ve tam desteğimiz
■Türkleri F22 versiyonlarının olağanüstü ilk uçuşunu gerçekleştirdikleri için tebrik ederim, tek kelimeyle muhteşem. Meksika’dan sevgiler
■Çin’den Türkiye’ye tebrikler. Kulübe hoşgeldin
■Yüksel Türkiye Yüksel. Kötü imparatorlukları kontrol etmek için dünyanın sana büyük bir güç olarak ihtiyacı var. Yüksel Türkiye yüksel. Allah sizi, her gün yardım için haykıranları kurtarmak ve korumak için askerleri olarak kullansın. Gazze’de, Yemen’de, Keşmir’de, her yerde zulüm var. Yükselin kardeşler kalkın. Pakistanlı kardeşinden.
■Kırgızistan’dan Türkiye’ye tebrikler
■Tebrikler Türkiye, Nijerya’dan sevgilerimle selamlarımı gönderiyorum
■Eritre’den Türkiye’ye tebrik
■Arnavutluk’tan Türkiye’ye tebrikler.
Cumhurbaşkanı Erdoğan Sakaryalılara seslendiği konuşmasında muhalefet ve CHP’lilere yönelik olarak “Dünya yansa umurlarında değil” ifadelerini kullanırken; gökyüzüyle buluşan KAAN uçağıyla ilgili de konuştu.
“Artık 5. nesil savaş uçağı yapan 4 ülke arasındayız” ifadelerini kullanan Erdoğan, topraklarımızda huzur ve güven istiyorsak ‘güçlü bir orduya’ mecbur olduğumuzu belirtti ve şu şekilde konuştu;
“Türkiye ve Türk milleti olarak şayet bu topraklarda huzur ve güven içinde yaşamak istiyorsak yapacağımız iş bellidir.Güçlü bir savunma sanayiine güçlü bir orduya sahip olmalıyız. Karada, denizde, havada sahip olacağız. Başka ülkeler için bunlar bir tercih olabilir ama Türkiye için her alanda güçlü olmak bir mecburiyettir.”

İşte Erdoğan’ın açıklamalarının satır başları;
Bu gece idrak edeceğimiz Ramazan-ı Şerif’in müjdecisi olan mübarek Berat gecenizi tebrik ediyorum. Rabbim bizleri sağlık, huzur ve afiyet içerisinde sevdiklerimizle birlikte Ramazan-ı Şerif’e kavuştursun diyorum. Başta Gazze’deki kardeşlerimiz olmak üzere gönül coğrafyamızın dört bir köşesindeki mazlumların Allah yardımcısı olsun diye dua ediyorum.
Öncelikle sizlere olan teşekkür borcumuzu ifa etmek istiyorum. Geçen sene mayıs ayında tarihimizin en kritik seçimlerinden birini yaşadık. 14-28 Mayıs seçimleri Türkiye’nin demokrasi ve kalkınma mücadelesinde daima örnek gösterilecektir. Sadece katılım oranlarının yüksekliği itibarıyla değil sonuçları açısından da mayıs seçimleri bir dönüm noktasıdır. Millet olarak bugün geriye doğru baktığımızda nasıl bir badire atlattığımızı çok daha iyi anlıyoruz. Karşımızdaki ittifakın bugünkü durumunu gördükçe Türkiye’nin ve Türk milletinin verilmiş sadakası varmış diyoruz. İşte bu kritik cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinde Sakarya’mız iradesine sahip çıkarak yine destan yazdı. Yüzde 65’er oy oranıyla bize destek olan Sakaryalı kardeşlerimin her birine şükranlarımı özellikle sunuyorum. Cumhur İttifakı’nın örnek dayanışmasını sergileyen Sakarya inşallah 31 Mart’ta çok daha güçlü şekilde inanıyorum ki yanımızda yer alacaktır.

Şu anda meydana bakıyorum. Resmi rakamı istedim. Resmi rakam şu anda meydanda elhamdülillah 60 bin kişi var. Zaten Sakarya’ya da bu yakışır. Bizim Sakarya ile aramızdaki muhabbeti ancak gönül gözüyle bakanlar görebilir. Bu muhabbeti dizelere dökecek olursak heralde şu şekilde akıp gelirdi; Hep haktan yanasın yiğitsin, mertsin, kimseye eğilmez başın Sakarya. Yeryüzüne indirilmiş cennetsin, ünyada bulunmaz eşin Sakarya. Gönül ikliminin rüzgarı sende, bahtımın bitmeyen baharı sende, tarihimin şanı, zaferi sende, sırtımı dayadığım dağsın sen Sakarya. Gönül coğrafyamızın her rengini her güzelliğini bağrında yaşatan Kafkasların, Balkanlar’ın, Anadolu’muzun her köşesinin kokusunu taşıyan Sakarya’ya hasret gidermeye geldik. Bu coğrafyanın vatan olmasında kanıyla, canıyla, teriyle bedel ödeyen şehitler veren Sakarya geleceğimize güvenle bakmamızın da teminatıdır.
“KILIÇDAROĞLU’NU ÇİĞNEYİP GEÇTİLER”
Milli mücadelede olduğu gibi 15 Temmuz’da da dimdik ayakta durarak hainlere geçit vermeyen bu şehir Türkiye Yüzyılı’nın da yükselen yıldızıdır. Türkiye’nin demokrasi, adalet ve kalkınma mücadelesinin her safhasında sizler yanımızda oldunuz. Bir dönem bizimle birlikte olup da sonra yolunu ayıranların veya yolunu kaybedenlerin aksine Sakarya istikametini hiç bozmadı. Aynı şekilde Sakarya ülkeye eser kazandırmak, millete hizmet etmek için çalışması gereken muhalefetin oyunlarına da hiç gelmedi. İşte sizler de takip ediyorsunuz, ülkenin ikinci büyük partisi işi gücü bırakmış kendi içinde saç saça, baş başa kavga ediyor. Dün Türkiye’yi yönetecek cumhurbaşkanı adayı diye karşımıza çıkardığı genel başkanlarını çiğneyip geçtiler. Onun yanında cumhurbaşkanı yardımcısı diye şehir şehir dolaştırdıkları isimlerin ise yarın ne olacakları belli değil.

MUHALEFETE GÖNDERME
Yaptıkları kongrenin üzerindeki şaibeleri, aday belirleme sürecindeki kirli pazarlıklar ve vahim iddialar izledi. Öyle bir haldeler ki dünya yansa, ülke batsa, kıyamet kopsa, millet feveran etse umurlarında değil. Kendi çıkarlarından, kendi şahsi kariyerlerinden başka hiçbir şeyi gözleri görmüyor. Aslında bunlar tek parti devrinden beri hep böyleydiler. Bunun için milletimiz rahmetli Menderes’ten merhum Özal’a kendi hayallerini paylaşan herkese sahip çıkmıştır. Biz de 21 yıldır ülkenin kalkınması ve gelişmesi için verdiğimiz mücadele ile farkımızı gösterdik. Şimdi de ülkemizi Türkiye Yüzyılı belediyeciliği ile mahalli idarelerde de dünyanın en üst ligine çıkarmak istiyoruz. Milletimizden 31 Mart’ta sandıkta desteği muhalefetin yaptığı gibi siyasi rant paylaşımı değil işte bu vizyonu hayata geçirme iradesi ile talep ediyoruz. Bugün sizlerin karşısına da aynı hissiyatla çıktık.
Sakarya, Türkiye’nin kalbi, Türkiye’de bulunduğu coğrafyanın kalbidir. Tarih boyunca tüm hükümdarların, tüm imparatorlukların gözü hep bu coğrafyada oldu. Boğaz’ları İstanbul’u, Anadolu’yu almak için çok kanlı savaşlar yapıldı. Bu bakımdan Anadolu sadece medeniyetler beşiği değildir. Aynı zamanda bir medeniyetler mezarlığıdır. Bu topraklarda nice devlet kuruldu, hüküm sürdü ve yıkılıp gitti. Nice kral, nice kumandan en son nefesini bu topraklarda verdi. Türk milleti olarak biz de Malazgirt’ten beri vatanımız olan bu toprakları müdafaa için mücadele ediyor, can veriyoruz. Bir asır önce Çanakkale’de ve milli mücadelede yüz binlerce vatan evladını feda ederek Anadolu’yu milletimizin mezarı haline getirmek isteyenlerin elinden kurtardık. Bayrağımız inmesin, ezanlarımız susmasın, mabedlerimizin göğsüne namahrem eli değmesin diye can verdik, ter döktük.
TERÖRLE MÜCADELE MESAJI: “BUNLARI CUDİ’DE TENDÜREK’DE, GABAR’DA GÖMDÜK”
Son 40 yıldır da birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize kasteden bölücü terör örgütüne karşı mücadele yürütüyoruz. Terör örgütü askeriyle, polisiyle, kamu görevlisiyle, korucusuyla, kadını, yaşlısı, genci ve hatta bebeğiyle on binlerce insanımızı katlederek bizden kopardı. Çektiğimiz acıların, maruz kaldığımız ihanetlerin, ödediğimiz bedellerin haddi hesabı yok. Ama hamdolsun her karışı şehit kanlarıyla sulanmış bu cennet vatanı işgalcilere, hainlere, emperyalistlerin tetikçiliğini yapan teröristlere teslim etmedik. Bunları Cudi’de gömdük, bunları Tendürek’te gömdük, bunları Gabar’da gömdük bildiğiniz gibi artık içeride terör örgütleri kalmadı. Hepsi de terk ettiler.
KAAN UÇAĞI
Son olarak güney sınırımız boyunca bir teröristan kurmaya teşebbüs ettiler. Gerçekleştirdiğimiz sınır ötesi harekatlarla bu senaryoyu da yırtıp attık. İnsansız hava araçlarımızla, SİHA’larımızla, AKINCI’larımızla bunları yok ettik. Bunları o mağaralarda yok ettik. Şimdi en son olarak ortaya hangi uçağımızı çıkardık? Şimdi de KAAN’ımızı çıkardık. KAAN’la beraber yine gökyüzü ile buluştuk.
“BARIŞ İSTİYORSAK GÜÇLÜ OLMALIYIZ”
Nerede bir terörist varsa buluyoruz başını eziyoruz. Arkalarında kimlerin olduğuna bakmadan son teröristi etkisiz hale getirene kadar bu mücadeleyi devam ettireceğiz. Tüm bu sürecin bize öğrettiği en önemli hakikat hazır ol cenge eğer ister isen sulhu salah yani barış ve huzur istiyorsan savaşa hazır olmalısın. Türkiye ve Türk milleti olarak şayet bu topraklarda huzur ve güven içinde yaşamak istiyorsak yapacağımız iş bellidir. Güçlü bir savunma sanayiine güçlü bir orduya sahip olmalıyız. Karada, denizde, havada sahip olacağız. Başka ülkeler için bunlar bir tercih olabilir ama Türkiye için her alanda güçlü olmak bir mecburiyettir. Aksi takdirde bizi düşmanlarımıza karşı ne uluslararası hukuk koruyabilir, ne mensubu olduğumuz ittifaklar koruyabilir, ne de acizliğin artık herkesin kabullendiği Birleşmiş Milletler koruyabilir. Bizi düşmanlarımıza karşı koruyacak olan tek şey bileğimizdir, kendi gücümüzdür, kendi imkan ve kabileyetlerimizdir.

Diğer türlü bize bu coğrafyada nefes bile aldırmazlar. Bu gerçeği yakın çevremizdeki örnekleriyle acı bir şekilde görüyoruz. Bosna’da 30 yıl önce yaşanan katliamları hepimiz hatırlıyoruz. Avrupa’nın ortasında Boşnak kardeşlerimiz açıkça soykırıma uğradı. Batılı devletlerin ve kurumların kılı dahi kıpırdamadı. Irak’ta 2 milyon kişi resmen katledildi. Kimse dönüp bakmadı. Azerbaycan toprakları ve onun bir parçası olan Karabağ yıllarca işgal altında kaldı. Hocalı başta olmak üzere pek çok katliam yapıldı. Kimse harekete geçmedi. Suriye’de 1 milyon insan vahşice öldürüldü. 12 milyon insan göçe zorlandı. Zulmü durdurmak için kimse adım atmadı. Gazze’de 7 Ekim’den bu yana çoğu çocuk, kadın ve sivil 30 bin masum Filistinli şehit edildi. 70 binden fazla sivil yaralandı. Ne batılı güçle ne de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi İsrail vahşetini engelleyecek işe yarar bir çaba göstermedi. Tam 140 gündür İsrail’in işlediği insanlık suçlarını sadece seyrediyorlar. Öyle ki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi İsrail’e acil ateşkes çağrısı bile yapmıyor, yapamıyor. Kameralar önünde yasak savma kabilinden İsrail’i eleştiren batılı güçler işgalci İsrail ordusuna her türlü silah desteğini vermeyi sürdürüyor.
“SAVUNMA SANAYİİ BİZİM İÇİN BEKA MESELESİDİR”
Allah korusun yarın bizim başımıza da bir felaket gelse karşılaşacağımız manzara bundan farklı olmayacaktır. Aslında biz bunu da yaşadık. Suriye topraklarından ülkemize yönelik DEAŞ ve PKK tehditleri yoğunlaştığında müttefik dediğimiz ülkeler topraklarımızda konuşlu hava savunma sistemlerini söküp götürdüler. Terörle mücadelede ihtiyacımız olan silahları araç-gereci, mühimmatı vermediler. Hatta bugün dünyanın en büyük üretici ve ihracatçıları arasında olduğumuz tabanca almamıza dahi engel oldular. Sonra ne oldu? Biz tabancamızı yapmaya başladık. Onlar bizden şimdi tabanca istiyorlar. Dolayısıyla KAAN savaş uçağına, Anadolu Gemisi’ne, AKINCI’ya, KIZILELMA’ya, ANKA’ya, Fırtına Obüsleri’ne, Altay Tankı’na burada Sakarya’da çeşit çeşit füze sistemlerine sahip olmak bizim için bir beka meselesidir. Biz bunları yaptık. Şimdi onlar bizden istiyor. Dünyada 5’inci nesil savaş uçağı yapabilen 4 ülke arasına girmemizin gururunu yaşayamayanlar dönüp kalplerindeki millet sevgisini bir sorgulasın. Şayet bu savunma sanayii projelerini hayata geçirmemiş olsaydık Allah göstermesin bugün nasıl bir durumda olurduk düşünmek bile istemiyorum.
Son 21 yılda savunma sektörüne yaptığımız yatırımların karşılığını hem güvenliğimizle hem ihracatımızla almaya başladık. Kendimizle beraber dost ve kardeş ülkelerin ihtiyaçlarını da karşılayan bir ülke haline geldik. Geçtiğimiz yıl 185 ülkeye 230 çeşit ürün ihraç ederek 5,5 milyar dolarlık rekor ihraç tutarı yakaladık. Sakarya diğer alanlarda olduğu gibi bu mücadelede de ülkemizin önde gelen şehirleri arasındaki yerini aldı. Savunma sanayiinde sürekli yükselttiğimiz hedeflerimiz doğrultusunda azim ve kararlılıkla çalışmayı sürdürüyoruz. Yeter ki şu dört ilkeye sıkı sıkıya sahip çıkmaya devam edelim. Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep beraber Türkiye olacağız. Bu irade 85 milyonuyla milletimizle yaşadıkça Allah’ın izniyle Türkiye Yüzyılı’nın doğuşunun önünü kimse kesemeyecektir.

SAKARYA’YA ŞEHİR HASTANESİ AÇILIYOR
Türkiye bugün bölgesel ve küresel bir güç hedefine sahipse gerisinde son 21 yılda ülkemize kazandırdığımız eser ve hizmet alt yapısı var. Ülkemizin her şehri her karış toprağı bu yatırımlardan istifade etmiştir. Sakarya’da son 21 yılda 183 milyar liranın üzerinde yatırım yaptık. Eğitimde şehrimize 3 bin 642 adet yeni derslik kazandırdık. İkinci devlet üniversitesi Sakarya Uygulamalı Birimler Üniversitesi’ni kurduk. Gençlik ve sporda 14 bin 500 kişi kapasiteli yükseköğrenim yurt binaları açtık. 28 bin kişi kapasiteli şehir stadyumu başta olmak üzere 88 spor tesisi inşa ettik. Sakaryalı ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza 4,5 milyar lira tutarında kaynak aktardık. Adalette, 20 bin metrekare açık ve 103 bin metrekare kapalı alana sahip yeni bir adliye sarayı yapıyoruz. Sağlıkta, bin 300 yataklı eğitim ve araştırma hastanesi başta olmak üzere toplamda bin 946 yataklı 23 hastanenin de aralarında olduğu 59 adet sağlık tesisini hizmete açtık. Yapımı süren bin yataklı Sakarya Şehir Hastanemizi inşallah en kısa sürede tamamlayıp hizmete açacağız.
“SAKARYA’YI HIZLI TRENLE BULUŞTURDUK”
TOKİ vasıtasıyla 8 bin 501 konutu tamamlayıp hak sahiplerine teslim ettik. Kentsel dönüşümde şehrimizde riskli yapı olarak belirlediğimiz bin 740 bağımsız bölümün dönüşümünü gerçekleştirdik. Şehrimizdeki 7 adet atık su arıtma tesisi ile belediye nüfusunun yüzde 98’ine hizmet veriyoruz. Sakarya’da 2 millet bahçesi yaptık. Ulaştırmada, 133 kilometreden devraldığımız bölünmüş yol uzunluğunu toplamda 401 kilometreye çıkardık. Kuzey Marmara Otoyolu ile İstanbul’a ulaşımı kolaylaştırdık. Sakarya Üniversitesi,Demokrasi Meydanı Tramvay hattı için çalışmalarımız sürüyor. Sakarya’yı hızlı trenle buluşturduk. Şehir sınırlarımızdaki hızlı tren hattı üzerinde çalışmaların halen sürdüğü yerler bittiğinde Ankara-İstanbul arasındaki seyahat süresi 25 dakika daha azalacaktır. Sakarya’ya hızlı tren fabrikasını kurarak ülkemizin ihtiyacı olan tren setlerinin milli imkanlarla üretilmesini sağladık.

Tarım ve ormanda, Sakarya’ya 2 baraj, 4 gölet, 61 taşkın koruma tesisi, 12 sulama tesisi ve 9 hidroelektrik santral tesisi inşa ettik. İnşa ettiğimiz sulama tesisleri ile 57 bin dekar araziyi sulamaya açtık. Yapımı devam eden 4 sulama tesisi ile 25 bin dekar araziyi daha sulamaya açacağız. Şehrin içme suyu ihtiyacının karşılanmasında önemli bir alternatif olacak Ballıkaya Barajı’nın inşasında yüzde 85 seviyesine geldik. Sakaryalı çiftçilerimize 10 milyar lira tutarında tarımsal hibe desteği verdik. Sanayi ve teknolojide, 2 endüstri bölgesi, 6 yeni organize sanayi bölgesi, 2 teknopark, 24 Ar-Ge merkezi ve 5 tasarım merkezi kurduk. İstihdamı desteklemek için Sakarya’daki işverenlere toplam 6,5 milyar lira tutarında prim teşviki verdik. Enerjide, Sakarya’nın bütün ilçelerine doğal gaz arzı sağladık. İnşallah önümüzdeki dönemde bu yatırımları katlayarak artıracağız. Şu anda cumhurbaşkanı bu kardeşiniz mi, hükümet biz miyiz, dolayısıyla biz hükümet olduktan sonra Sakarya’da yerel yönetimi bizlere verdiğiniz zaman hem yerel yönetim, hem hükümet olarak bütün imkanlarımızla Sakarya her türlü hizmeti görecektir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan Sakaryalılara seslendiği konuşmasında muhalefet ve CHP’lilere yönelik olarak “Dünya yansa umurlarında değil” ifadelerini kullanırken; gökyüzüyle buluşan KAAN uçağıyla ilgili de konuştu.
“Artık 5. nesil savaş uçağı yapan 4 ülke arasındayız” ifadelerini kullanan Erdoğan, topraklarımızda huzur ve güven istiyorsak ‘güçlü bir orduya’ mecbur olduğumuzu belirtti ve şu şekilde konuştu;
“Güçlü bir savunma sanayiine güçlü bir orduya sahip olmalıyız. Karada, denizde, havada sahip olacağız. Başka ülkeler için bunlar bir tercih olabilir ama Türkiye için her alanda güçlü olmak bir mecburiyettir.”
İşte Erdoğan’ın açıklamalarının satır başları;
Bu gece idrak edeceğimiz Ramazan-ı Şerif’in müjdecisi olan mübarek Berat gecenizi tebrik ediyorum. Rabbim bizleri sağlık, huzur ve afiyet içerisinde sevdiklerimizle birlikte Ramazan-ı Şerif’e kavuştursun diyorum. Başta Gazze’deki kardeşlerimiz olmak üzere gönül coğrafyamızın dört bir köşesindeki mazlumların Allah yardımcısı olsun diye dua ediyorum.
Öncelikle sizlere olan teşekkür borcumuzu ifa etmek istiyorum. Geçen sene mayıs ayında tarihimizin en kritik seçimlerinden birini yaşadık. 14-28 Mayıs seçimleri Türkiye’nin demokrasi ve kalkınma mücadelesinde daima örnek gösterilecektir. Sadece katılım oranlarının yüksekliği itibarıyla değil sonuçları açısından da mayıs seçimleri bir dönüm noktasıdır. Millet olarak bugün geriye doğru baktığımızda nasıl bir badire atlattığımızı çok daha iyi anlıyoruz. Karşımızdaki ittifakın bugünkü durumunu gördükçe Türkiye’nin ve Türk milletinin verilmiş sadakası varmış diyoruz. İşte bu kritik cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinde Sakarya’mız iradesine sahip çıkarak yine destan yazdı. Yüzde 65’er oy oranıyla bize destek olan Sakaryalı kardeşlerimin her birine şükranlarımı özellikle sunuyorum. Cumhur İttifakı’nın örnek dayanışmasını sergileyen Sakarya inşallah 31 Mart’ta çok daha güçlü şekilde inanıyorum ki yanımızda yer alacaktır.
Şu anda meydana bakıyorum. Resmi rakamı istedim. Resmi rakam şu anda meydanda elhamdülillah 60 bin kişi var. Zaten Sakarya’ya da bu yakışır. Bizim Sakarya ile aramızdaki muhabbeti ancak gönül gözüyle bakanlar görebilir. Bu muhabbeti dizelere dökecek olursak heralde şu şekilde akıp gelirdi; Hep haktan yanasın yiğitsin, mertsin, kimseye eğilmez başın Sakarya. Yeryüzüne indirilmiş cennetsin, ünyada bulunmaz eşin Sakarya. Gönül ikliminin rüzgarı sende, bahtımın bitmeyen baharı sende, tarihimin şanı, zaferi sende, sırtımı dayadığım dağsın sen Sakarya. Gönül coğrafyamızın her rengini her güzelliğini bağrında yaşatan Kafkasların, Balkanlar’ın, Anadolu’muzun her köşesinin kokusunu taşıyan Sakarya’ya hasret gidermeye geldik. Bu coğrafyanın vatan olmasında kanıyla, canıyla, teriyle bedel ödeyen şehitler veren Sakarya geleceğimize güvenle bakmamızın da teminatıdır.
“KILIÇDAROĞLU’NU ÇİĞNEYİP GEÇTİLER”
Milli mücadelede olduğu gibi 15 Temmuz’da da dimdik ayakta durarak hainlere geçit vermeyen bu şehir Türkiye Yüzyılı’nın da yükselen yıldızıdır. Türkiye’nin demokrasi, adalet ve kalkınma mücadelesinin her safhasında sizler yanımızda oldunuz. Bir dönem bizimle birlikte olup da sonra yolunu ayıranların veya yolunu kaybedenlerin aksine Sakarya istikametini hiç bozmadı. Aynı şekilde Sakarya ülkeye eser kazandırmak, millete hizmet etmek için çalışması gereken muhalefetin oyunlarına da hiç gelmedi. İşte sizler de takip ediyorsunuz, ülkenin ikinci büyük partisi işi gücü bırakmış kendi içinde saç saça, baş başa kavga ediyor. Dün Türkiye’yi yönetecek cumhurbaşkanı adayı diye karşımıza çıkardığı genel başkanlarını çiğneyip geçtiler. Onun yanında cumhurbaşkanı yardımcısı diye şehir şehir dolaştırdıkları isimlerin ise yarın ne olacakları belli değil.
MUHALEFETE GÖNDERME
Yaptıkları kongrenin üzerindeki şaibeleri, aday belirleme sürecindeki kirli pazarlıklar ve vahim iddialar izledi. Öyle bir haldeler ki dünya yansa, ülke batsa, kıyamet kopsa, millet feveran etse umurlarında değil. Kendi çıkarlarından, kendi şahsi kariyerlerinden başka hiçbir şeyi gözleri görmüyor. Aslında bunlar tek parti devrinden beri hep böyleydiler. Bunun için milletimiz rahmetli Menderes’ten merhum Özal’a kendi hayallerini paylaşan herkese sahip çıkmıştır. Biz de 21 yıldır ülkenin kalkınması ve gelişmesi için verdiğimiz mücadele ile farkımızı gösterdik. Şimdi de ülkemizi Türkiye Yüzyılı belediyeciliği ile mahalli idarelerde de dünyanın en üst ligine çıkarmak istiyoruz. Milletimizden 31 Mart’ta sandıkta desteği muhalefetin yaptığı gibi siyasi rant paylaşımı değil işte bu vizyonu hayata geçirme iradesi ile talep ediyoruz. Bugün sizlerin karşısına da aynı hissiyatla çıktık.
Sakarya, Türkiye’nin kalbi, Türkiye’de bulunduğu coğrafyanın kalbidir. Tarih boyunca tüm hükümdarların, tüm imparatorlukların gözü hep bu coğrafyada oldu. Boğaz’ları İstanbul’u, Anadolu’yu almak için çok kanlı savaşlar yapıldı. Bu bakımdan Anadolu sadece medeniyetler beşiği değildir. Aynı zamanda bir medeniyetler mezarlığıdır. Bu topraklarda nice devlet kuruldu, hüküm sürdü ve yıkılıp gitti. Nice kral, nice kumandan en son nefesini bu topraklarda verdi. Türk milleti olarak biz de Malazgirt’ten beri vatanımız olan bu toprakları müdafaa için mücadele ediyor, can veriyoruz. Bir asır önce Çanakkale’de ve milli mücadelede yüz binlerce vatan evladını feda ederek Anadolu’yu milletimizin mezarı haline getirmek isteyenlerin elinden kurtardık. Bayrağımız inmesin, ezanlarımız susmasın, mabedlerimizin göğsüne namahrem eli değmesin diye can verdik, ter döktük.
TERÖRLE MÜCADELE MESAJI: “BUNLARI CUDİ’DE TENDÜREK’DE, GABAR’DA GÖMDÜK”
Son 40 yıldır da birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize kasteden bölücü terör örgütüne karşı mücadele yürütüyoruz. Terör örgütü askeriyle, polisiyle, kamu görevlisiyle, korucusuyla, kadını, yaşlısı, genci ve hatta bebeğiyle on binlerce insanımızı katlederek bizden kopardı. Çektiğimiz acıların, maruz kaldığımız ihanetlerin, ödediğimiz bedellerin haddi hesabı yok. Ama hamdolsun her karışı şehit kanlarıyla sulanmış bu cennet vatanı işgalcilere, hainlere, emperyalistlerin tetikçiliğini yapan teröristlere teslim etmedik. Bunları Cudi’de gömdük, bunları Tendürek’te gömdük, bunları Gabar’da gömdük bildiğiniz gibi artık içeride terör örgütleri kalmadı. Hepsi de terk ettiler.
KAAN UÇAĞI
Son olarak güney sınırımız boyunca bir teröristan kurmaya teşebbüs ettiler. Gerçekleştirdiğimiz sınır ötesi harekatlarla bu senaryoyu da yırtıp attık. İnsansız hava araçlarımızla, SİHA’larımızla, AKINCI’larımızla bunları yok ettik. Bunları o mağaralarda yok ettik. Şimdi en son olarak ortaya hangi uçağımızı çıkardık? Şimdi de KAAN’ımızı çıkardık. KAAN’la beraber yine gökyüzü ile buluştuk.
“BARIŞ İSTİYORSAK GÜÇLÜ OLMALIYIZ”
Nerede bir terörist varsa buluyoruz başını eziyoruz. Arkalarında kimlerin olduğuna bakmadan son teröristi etkisiz hale getirene kadar bu mücadeleyi devam ettireceğiz. Tüm bu sürecin bize öğrettiği en önemli hakikat hazır ol cenge eğer ister isen sulhu salah yani barış ve huzur istiyorsan savaşa hazır olmalısın. Türkiye ve Türk milleti olarak şayet bu topraklarda huzur ve güven içinde yaşamak istiyorsak yapacağımız iş bellidir. Güçlü bir savunma sanayiine güçlü bir orduya sahip olmalıyız. Karada, denizde, havada sahip olacağız. Başka ülkeler için bunlar bir tercih olabilir ama Türkiye için her alanda güçlü olmak bir mecburiyettir. Aksi takdirde bizi düşmanlarımıza karşı ne uluslararası hukuk koruyabilir, ne mensubu olduğumuz ittifaklar koruyabilir, ne de acizliğin artık herkesin kabullendiği Birleşmiş Milletler koruyabilir. Bizi düşmanlarımıza karşı koruyacak olan tek şey bileğimizdir, kendi gücümüzdür, kendi imkan ve kabileyetlerimizdir.
Diğer türlü bize bu coğrafyada nefes bile aldırmazlar. Bu gerçeği yakın çevremizdeki örnekleriyle acı bir şekilde görüyoruz. Bosna’da 30 yıl önce yaşanan katliamları hepimiz hatırlıyoruz. Avrupa’nın ortasında Boşnak kardeşlerimiz açıkça soykırıma uğradı. Batılı devletlerin ve kurumların kılı dahi kıpırdamadı. Irak’ta 2 milyon kişi resmen katledildi. Kimse dönüp bakmadı. Azerbaycan toprakları ve onun bir parçası olan Karabağ yıllarca işgal altında kaldı. Hocalı başta olmak üzere pek çok katliam yapıldı. Kimse harekete geçmedi. Suriye’de 1 milyon insan vahşice öldürüldü. 12 milyon insan göçe zorlandı. Zulmü durdurmak için kimse adım atmadı. Gazze’de 7 Ekim’den bu yana çoğu çocuk, kadın ve sivil 30 bin masum Filistinli şehit edildi. 70 binden fazla sivil yaralandı. Ne batılı güçle ne de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi İsrail vahşetini engelleyecek işe yarar bir çaba göstermedi. Tam 140 gündür İsrail’in işlediği insanlık suçlarını sadece seyrediyorlar. Öyle ki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi İsrail’e acil ateşkes çağrısı bile yapmıyor, yapamıyor. Kameralar önünde yasak savma kabilinden İsrail’i eleştiren batılı güçler işgalci İsrail ordusuna her türlü silah desteğini vermeyi sürdürüyor.
“SAVUNMA SANAYİİ BİZİM İÇİN BEKA MESELESİDİR”
Allah korusun yarın bizim başımıza da bir felaket gelse karşılaşacağımız manzara bundan farklı olmayacaktır. Aslında biz bunu da yaşadık. Suriye topraklarından ülkemize yönelik DEAŞ ve PKK tehditleri yoğunlaştığında müttefik dediğimiz ülkeler topraklarımızda konuşlu hava savunma sistemlerini söküp götürdüler. Terörle mücadelede ihtiyacımız olan silahları araç-gereci, mühimmatı vermediler. Hatta bugün dünyanın en büyük üretici ve ihracatçıları arasında olduğumuz tabanca almamıza dahi engel oldular. Sonra ne oldu? Biz tabancamızı yapmaya başladık. Onlar bizden şimdi tabanca istiyorlar. Dolayısıyla KAAN savaş uçağına, Anadolu Gemisi’ne, AKINCI’ya, KIZILELMA’ya, ANKA’ya, Fırtına Obüsleri’ne, Altay Tankı’na burada Sakarya’da çeşit çeşit füze sistemlerine sahip olmak bizim için bir beka meselesidir. Biz bunları yaptık. Şimdi onlar bizden istiyor. Dünyada 5’inci nesil savaş uçağı yapabilen 4 ülke arasına girmemizin gururunu yaşayamayanlar dönüp kalplerindeki millet sevgisini bir sorgulasın. Şayet bu savunma sanayii projelerini hayata geçirmemiş olsaydık Allah göstermesin bugün nasıl bir durumda olurduk düşünmek bile istemiyorum.
Son 21 yılda savunma sektörüne yaptığımız yatırımların karşılığını hem güvenliğimizle hem ihracatımızla almaya başladık. Kendimizle beraber dost ve kardeş ülkelerin ihtiyaçlarını da karşılayan bir ülke haline geldik. Geçtiğimiz yıl 185 ülkeye 230 çeşit ürün ihraç ederek 5,5 milyar dolarlık rekor ihraç tutarı yakaladık. Sakarya diğer alanlarda olduğu gibi bu mücadelede de ülkemizin önde gelen şehirleri arasındaki yerini aldı. Savunma sanayiinde sürekli yükselttiğimiz hedeflerimiz doğrultusunda azim ve kararlılıkla çalışmayı sürdürüyoruz. Yeter ki şu dört ilkeye sıkı sıkıya sahip çıkmaya devam edelim. Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet. Bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep beraber Türkiye olacağız. Bu irade 85 milyonuyla milletimizle yaşadıkça Allah’ın izniyle Türkiye Yüzyılı’nın doğuşunun önünü kimse kesemeyecektir.
SAKARYA’YA ŞEHİR HASTANESİ AÇILIYOR
Türkiye bugün bölgesel ve küresel bir güç hedefine sahipse gerisinde son 21 yılda ülkemize kazandırdığımız eser ve hizmet alt yapısı var. Ülkemizin her şehri her karış toprağı bu yatırımlardan istifade etmiştir. Sakarya’da son 21 yılda 183 milyar liranın üzerinde yatırım yaptık. Eğitimde şehrimize 3 bin 642 adet yeni derslik kazandırdık. İkinci devlet üniversitesi Sakarya Uygulamalı Birimler Üniversitesi’ni kurduk. Gençlik ve sporda 14 bin 500 kişi kapasiteli yükseköğrenim yurt binaları açtık. 28 bin kişi kapasiteli şehir stadyumu başta olmak üzere 88 spor tesisi inşa ettik. Sakaryalı ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza 4,5 milyar lira tutarında kaynak aktardık. Adalette, 20 bin metrekare açık ve 103 bin metrekare kapalı alana sahip yeni bir adliye sarayı yapıyoruz. Sağlıkta, bin 300 yataklı eğitim ve araştırma hastanesi başta olmak üzere toplamda bin 946 yataklı 23 hastanenin de aralarında olduğu 59 adet sağlık tesisini hizmete açtık. Yapımı süren bin yataklı Sakarya Şehir Hastanemizi inşallah en kısa sürede tamamlayıp hizmete açacağız.
Konuşmasında bakanlığın ulaştırma ve haberleşme ağına yönelik yatırımları hakkında bilgi veren Uraloğlu, 2028’e kadar 1780 kilometre daha otoyol yapmayı, yaklaşık 14 bin kilometre olan demir yolu ağını 28 bin kilometreye, 57 olan havalimanı sayısını ise 61’e çıkarmayı planladıklarını belirtti.
Uraloğlu, şöyle konuştu:
“Hava yolunda ciddi gelişmelerimiz olacak ama demiryolu hem yük hem yolcuda çok büyük oranlarda gelişecek. Biz de yatırımımızı ona göre yapacağız. Her 15 saniyede bir uçak geçiyor ülkemizden. Böyle bir coğrafyadayız ve 173 ülkeyle hava yolları anlaşmamız var. Şu anda da 130 ülkede 143 noktaya doğrudan uçuş yapan bir ülkeyiz.
2023 yılında İstanbul ve Çanakkale boğazlarından yaklaşık 84 bin gemi geçti. Bu her boğazdan yaklaşık 40 bine yakın gemi demektir. 4 saatlik bir uçuş mesafesinde 67 ülkeye ulaşabiliyoruz. Bu 67 ülkede de 1,4 milyar insan yaşıyor. Bunların 40 trilyon dolar gayri safi milli hasılası var.
8 trilyon dolar da ticaret potansiyeli bulunuyor. Coğrafya haritasını bilmeyen birisine gösterirseniz ‘en kritik yer, en stratejik yer neresidir’ derseniz oranın Türkiye olduğunu size gösterebilir. Böyle kıymetli bir coğrafya üzerinde bulunuyoruz.”

“PROJELER BİTME AŞAMASINDA”
Uraloğlu, ticaretin genel anlamda doğu-batı ekseninde geliştiğini, son zamanlarda kuzey-güney aksında da çok ciddi gelişmeler olduğuna işaret etti.
Basra Körfezi’nden Ovaköy’e 1200 kilometrelik otoyol, demir yolu, enerji nakil ve iletişim hatlarını içeren Kalkınma Yolu Koridoru’nu bu gelişmeyi önceden görerek planladıklarını aktaran Uraloğlu, “Bugün bitirmiş olsaydık Süveyş Kanalı’ndaki sıkıntılar konuşulmuyor olurdu ve sadece 21 günde bu ulaşımı biz sağlamış olurduk. Projeler bitme aşamasında. Bu sene içerisinde başlayabilir miyiz diye gayret içerisindeyiz.” diye konuştu.
Ankara-İstanbul arasındaki yeni bir otoyol yapmayı planladıklarını vurgulayan Uraloğlu, Aydın-Denizli Otoyolu’nu bitireceklerini, devamında da bu yolu Antalya’ya bağlayacaklarını anlattı.
İhalesi yapılan ve proje aşamasında olan yatırımları anlatan Uraloğlu, İzmir-Ankara Yüksek Hızlı Tren Projesi’nin Polatlı’dan itibaren 508 kilometre olduğunu, 2026 sonu ya da 2027 başında tamamlanmasının hedeflendiğini aktardı.

İZMİR İÇİN YENİ ÇEVREYOLU PROJESİ
Uraloğlu, İzmir’de geçmişte Karayolları Bölge Müdürü olarak görev yaptığını, kentin ihtiyaç duyduğu yatırım ve hizmetleri bildiğini ifade ederek şöyle konuştu:
“Biz tercihlerinden dolayı hiçbir ilimizi cezalandırmadık. Siz hiç duydunuz mu? Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de devletin bir yatırımının durdurulduğunu gördünüz mü tercihinden dolayı? Asla görmediniz.
Ama şunu atlamamamız lazım; daha iyisini yapmak için mutlaka mahalli idarelerle, özellikle büyükşehirlerle iş birliği yapmamız lazım. Ekip halinde yürümemiz lazım. O anlamda biz İzmir’e daha iyi hizmet etmeye talibiz.”

Bakan Uraloğlu, İzmir’de yeni çevre yolu projesini de bitirdiklerini vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Onunla ilgili ÇED süreçleri ve imar planı genel anlamda bitti diyebilirim. Yatırım programıyla, fizibiliteyle ilgili çalışmalarımızı yürütüyoruz. Artık özellikle Karşıyaka, Bayraklı tarafındaki günlük trafik 120 binleri geçti. Belki birazcık daha yukarı Buca’ya doğru giderken o rampaların olduğu kesimde trafik ciddi bir şekilde aksıyor.
Bu sene yatırım programına aldırabilirsek bu sene, olmadı önümüzdeki sene mutlaka ona başlamalıyız. Ben şimdiden hayırlı uğurlu olsun diyeyim. Yüksek hızlı tren inşallah geliyor. İzmir’deki bu anlamda kavşak projelerinden bahsediyor Hamza Bey.
Onlarda nasıl işbirliği yaparız, konuşacağız. İzmir mutlaka daha iyisine layık. ‘Biz ceketimizi koysak kazanır’ diyenlere 1 Nisan’da bunun böyle olmadığını, 1 Nisan şakasıyla beraber göstermiş olacağız.”
DİĞER KONUŞMACILAR
AK Parti İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Hamza Dağ da İzmir’in tarih boyunca medeniyetlerin buluşma noktası olduğunu, ticaretin ve kültürün merkezi olarak öne çıkmış bir şehir olduğunu söyledi.

İzmir’in sahip olduğu eşsiz potansiyeli en üst düzeye çıkarmak ve şehri daha da yaşanabilir hale getirmenin en büyük arzuları olduğunu bildiren Dağ, ” İzmir’imizin tarihini, kültürünü ve doğal güzelliklerini koruyarak, modern belediyecilik anlayışıyla kalkındırmayı hedefliyoruz. İş dünyasıyla olan işbirliğimizi güçlendirerek, İzmir’i bir yatırım cennetine dönüştüreceğiz.” dedi.
Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Mahmut Asmalı da taşımacılık sektörünün Türkiye’de ve dünyada önemini artırdığını söyledi.
Türkiye ekonomisinin depreme rağmen yılın ilk çeyreğinde yüzde 4 büyüyerek büyük bir direnç gösterdiğini vurgulayan Asmalı, şunları kaydetti:
“Yine geçtiğimiz yılın ikinci çeyreğinde ki o dönem biliyorsunuz genel seçimlerin de olduğu bir dönemdi, bu performansını sürdürerek yüzde 3,9 oranında büyüyerek küresel ekonomiler içerisinde pozitif olarak ayrışmıştır.
Nihayet yılın 3. çeyreği yüzde 5,9 oranında büyüyen Türkiye ekonomisi bu dönemde de G20 ülkeleri arasında en çok büyüyen ikinci ülke olmayı başarmıştır. Öncü ekonomilerle birlikte ülkemizin de enflasyon sorunuyla yüzleştiği ve parasal sıkılaşma sürecinde olduğu böyle bir dönemde Türkiye ekonomisinin büyüme hızının artması takdir edilmesi gereken bir gelişmedir.” diye konuştu.
İzmir Valisi Süleyman Elban, MÜSİAD Lojistik Sektör Kurulu Başkanı Mehmet Metin Korkmaz ile MÜSİAD İzmir İl Başkanı Gökhan Temur da toplantıda birer konuşma yaptı.
Kalın, raporun sunuş yazısında, teşkilatın Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına, bağımsızlığına, bütünlüğüne, güvenliğine, anayasal düzenine ve milli gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel tehditlerin bertaraf edilmesine yönelik görev ve faaliyetlerini kararlılıkla yerine getirmeyi sürdürdüğünü vurguladı.
Küresel anlamda 2023 yılının yeni krizler ve çatışmalarla karşı karşıya kaldığına işaret eden Kalın, bölgesel ve küresel düzeydeki güç mücadelelerinin yanı sıra ekonomi, siyaset, enerji, teknoloji, iklim gibi çeşitli alanlarda yaşanan gelişmelerin, ülkeleri yeni sınamalarla karşı karşıya bıraktığını belirtti.
Küresel ve bölgesel tehditlerin hibrit ve asimetrik hale gelmesiyle milli güvenliğin kapsamının giderek daha karmaşıklaştığını vurgulayan Kalın, güvenlik yapılarının da çok katmanlı bir hal aldığına işaret etti.

MİT’in çeşitlenen ve karmaşıklaşan tehditler karşısında sahip olduğu farklı disiplinlere ait yeteneklerini kullanma ve geliştirmeye devam ettiğini aktaran Kalın, “Teşkilat tehditlerle mücadelede; sahada aktif görev alma, operasyonel faaliyetlere ağırlık verme, yakın coğrafyalarda ve çatışma bölgelerinde milli çıkarlarımız lehine sahayı yönlendirme, istikrarsız coğrafyalarda sistem kurulmasına katkı sağlama, devletin olaylara yaklaşımına istihbari boyut sunma, aktif istihbarat diplomasisi yürütme ve diplomatik kırılmaların önüne geçme hususlarını benimsemiştir.” ifadelerini kullandı.
HİBRİT TEHDİTLERLE HİBRİT MÜCADELE
MİT’in tehditlerin evrilmesi karşısında mücadele yöntemlerini sürekli değiştirdiğini ve geliştirdiğini ifade eden Kalın, şöyle devam etti:
“Tehditlerin hibrit hale geldiği, geleneksel ve konvansiyonel güvenlik ve diplomasi yöntemlerinin yetersiz kaldığı günümüzde MİT, ülkemizin karşı karşıya olduğu asimetrik terör tehdidine karşı tüm istihbari, analitik ve operasyonel yeteneklerin etkileşimde olduğu hibrit mücadele metodunu benimsemiştir. Teknolojiyi istihbaratın çarpan gücü olarak gören Teşkilat, yürüttüğü çalışmalarda insan istihbaratı, sinyal istihbaratı, elektronik istihbarat, siber istihbarat, görüntü istihbaratı, uydu istihbaratı, İHA/SİHA teknolojileri, büyük veri analizi, yapay zeka uygulamaları gibi imkan ve kabiliyetlerden faydalanmaktadır.”
Kalın, istihbarat ve güvenlik çalışmalarında kurumlar arası koordinasyonun öneminin altını çizerek, MİT’in geçen yıl ilgili kurumlarla istihbari birçok konuda koordinasyon kurduğunu ve güvenlik güçleriyle yekpare hareket ederek çok sayıda ortak operasyona imza attığını kaydetti.
DEŞİFRE ÇALIŞMALARI
MİT’in terörle mücadele çalışmalarında, terör hedeflerine yönelik istihbarat toplamanın ötesine geçerek hedefi yok etme yöntemini sürdürdüğüne dikkati çeken Kalın, “Bu kapsamda lider kadroların etkisiz hale getirilmesinin yanı sıra örgütlerin hareket tarzını deşifre etmeye yönelik çalışmalara devam edilmiştir. 2023 yılında gerçekleştirilen sınır ötesi operasyonlar neticesinde, önceki yıllarda olduğu gibi çok sayıda PKK/KCK lider kadrosunun etkisiz hale getirilmesi ve örgüte ait kritik önem taşıyan altyapı tesislerinin imhası sağlanmıştır.” açıklamasını yaptı.

Kalın, terör eylemlerinin faillerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda örgüt unsurunun yurt dışından ülkeye getirilmesine de değinerek, “FETÖ’nün mahrem yapılanmaları ile gizli haberleşme yöntemlerini deşifre ederek örgütü görünür kılan MİT, özellikle yurt dışında faaliyet gösteren sorumlu düzeydeki FETÖ mensuplarının ülkemize iadesini sağlayarak mücadeleyi uluslararası boyuta taşımıştır. Yürütülen kararlı mücadele, FETÖ mensuplarına dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar devletimizin takibinde olduklarını hissettirmiştir.” ifadelerini kullandı.
Radikal örgütlerle küresel düzeyde mücadele anlayışıyla, söz konusu örgütlerin ülke çıkarlarına yönelik tehdit oluşturduğu alanlarda yapılan nokta operasyonlara dikkati çeken Kalın, “DEAŞ sözde lideri El Kureyşi başta olmak üzere üst düzey örgüt üyeleri etkisiz hale getirilmiş, radikal örgütlerin ülkemize yönelik eylem girişimleri engellenmiş ve yapılanmaları deşifre edilerek faaliyetleri akamete uğratılmıştır.” bilgisini paylaştı.
Kalın, aşırı sol terör örgütlerinin lider kadrolarının etkisizleştirilmesi çalışmalarının sürdürüldüğünü, örgütlerin Türkiye’ye yönelik başta Suriye olmak üzere çevre ülkelerden kaynaklı oluşturduğu tehdidin önüne geçildiğini de aktardı.
Organize suç örgütleriyle mücadeleye de değinen Kalın, insan kaçakçısı, düzensiz göçmen, uyuşturucu kaçakçısı, organize suç örgütü mensuplarının faaliyetlerinin ve sınır geçişlerinin engellenmesine yönelik çalışmaların sürdürüldüğünü de vurguladı.
“STRATEJİK İSTİHBARATA ODAKLANILDI”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın stratejik, dirayetli ve dönüştürücü liderliğine vurgu yapan MİT Başkanı Kalın, sunuş yazısında şu değerlendirmeye yer verdi:
“Bu doğrultuda yeteneklerini geliştiren MİT, Türkiye’nin artan jeopolitik önemi ve etkinliği bağlamında taktik ve operasyonel süreçlerin yanı sıra stratejik istihbarata odaklanmaktadır. Dış politikadan enerjiye, gıda güvenliğinden bölgesel ihtilaflara kadar stratejik önemi haiz tüm konularda devlet aklıyla hareket eden Teşkilat, ülkemizin hak ve menfaatlerini her zeminde koruyarak yeni imkan ve kabiliyetler geliştirmek için çalışmaktadır.”
Teşkilatın tüm bölgelerde proaktif politika izleme vizyonu doğrultusunda Türkiye’nin varlık gösterdiği her alanda faaliyetlerine devam ettiğini belirten Kalın, şunları kaydetti:

OYUN DEĞİŞTİRİCİ HAMLELERE KATKIDA BULUNULDU
“Bu kapsamda MİT, 2023 yılında Devletimizin ali menfaatleri çerçevesinde oyun değiştirici birçok hamleye katkıda bulunmuş, Suriye, Ukrayna, Libya, Yukarı Karabağ gibi sahalarda operasyonel çalışmalar yürütmüş ve başarılı görevler icra etmiştir. Muhataplarla ilişkilerde işbirliği ve rekabet dengesi gözetilerek yürütülen istihbarat diplomasisi faaliyetleri doğrultusunda, ülkemizin dış politikasına ilişkin hassas konuların uluslararası alanda resmi görüşmelere zemin teşkil edecek düzeye ulaştırılması çalışmaları sürdürülmektedir.”
Gazze’de yaşanan insanlık dramına da değinen Kalın, teşkilatın İsrail-Filistin çatışmalarının sonlandırılması, ateşkes sağlanması, sivillere insani yardım gönderilebilmesinin önünün açılması ve rehine takası konularında istihbarat diplomasisine yoğun şekilde devam ettiğinin altını çizdi.
AJANLIK AĞLARI ÇÖKERTİLDİ
MİT Başkanı Kalın, sunuş yazısında, yabancı istihbarat servislerinin Türkiye sınırları içerisinde yürütmeye çalıştığı ajanlık ağlarının çökertilmesine de işaret etti.
Kalın, “MİT, ülkemize yönelik espiyonaj, yıkıcı-bölücü faaliyetler, sabotaj ve psikolojik operasyon çalışmalarını sürdüren yabancı servislerin, uluslararası kuruluşların, güvenlik ve istihbarat şirketleri ile bunlarla bağlantılı şahıs ve yapıların faaliyetlerini takip etmekte ve akamete uğratmaktadır. Son olarak İsrail’in casusluk şebekesinin deşifresinde olduğu üzere Teşkilat, Türkiye Cumhuriyeti’nin serbest bir espiyonaj sahası olmadığını her vakada ciddiyetle ortaya koymaktadır.” değerlendirmesini yaptı.
Kalın ayrıca, siber güvenlik konularında MİT’in, 2023 yılında devlet görevlilerine ve kritik kurumlara yönelik birçok siber saldırıyı tespit ederek önlem alınmasını sağladığını da ekledi.
1963’ten bu yana düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı 16-18 Şubat tarihlerinde gerçekleştirildi.
Almanya’nın öncülük ettiği ve bilhassa Avrupa Birliği’nin temsil edildiği toplantılarda, aralarında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da bulunduğu üst düzey siyasi temsilciler ve güvenlik uzmanları bir araya geldi.
Konferansa başkanlık eden Alman diplomat Christoph Heusgen, yeni güvenlik raporunun önsözünde üç ana başlığa dikkat çekti ve yıl sonuna kadar hangi sorunlarla karşı karşıya kalınabileceğini ifade etti.
Bu başlıklar; “Jeopolitik gerilimlerdeki artış, ekonomik belirsizlikler ve bu durumun tetikleyicisi durumundaki küresel siyasetteki düşüş eğilimi” oldu.
Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik işgali geçen yılki Münih Güvenlik Endeksi araştırmasında, bilhassa G7 ülkelerinde güvenliğe yönelik en büyük tehdit olarak nitelendirilmişti.
Bu yıl da Batı ülkelerinin tutumu değişmedi.
Konferans sırasında gerçekleştirilen anketlerde, barışın sağlanması için Rusya’nın Kırım da dahil olmak üzere Ukrayna’da ilhak ettiğini açıkladığı bölgelerden çekilmesi, Kiev yönetiminin de AB ve NATO ittifakına katılması gerektiğ igörüşü ön plana çıktı.
Öte yandan bu konuyla ilgili Alman Şansölyesi Olaf Scholz’ün “Zeitenwende” yani geri dönülemez nokta olarak tanımladığı Rusya’nın Ukrayna saldırısından sonra AB ülkelerine yönelik taarruzunu devam ettireceğine dair inancın ise azalması dikkatleri çekti. Risk açısından yüksek gözükse de, savaş yıllara yayıldıkça Kremlin’in niyetinin Batı ile daha büyük bir savaş başlatmak olmadığı değerlendirmeleri yapılıyor.
Konferansta, Çin’in ekonomik gücünün yükselişi, düzensiz göçmen kitlelerinin Avrupa’ya ilerlemeye devam etmesi, DEAŞ ve El Kaide terör örgütleri gibi yapıların bilhassa Afrika’da etkinliklerini artırması, küresel ısınma ve organize suçlardaki artış diğer önemli risk faktörleri olarak görülmüş durumda.
Tüm bu durumlar, Sonuç Bildirisi’ne de yansıdı.
“Münih Güvenlik Konferansı: Organizatörler, küresel güç mücadelelerinin daha da tırmanması ve herkesin kaybettiği bir ‘kaybet-kaybet’ dinamiği konusunda uyarıyor.“ ifadelerine yer verildi.
Avrupa merkezci bir dünya yapısının değiştiği kabul edilerek durumla ilgili neler yapılabileceği değerlendirmeleri yapıldı.
BATI ÇİN İLE REKABET KONUSUNDA GERİDE KALIYOR
Onuncu güvenlik raporunda “Kaybet-Kaybet” başlığının altında mevcut gergin küresel durumda tarafların nasıl kaybettiği detaylandırılıyor.
Hint-Pasifik bölgesinde Çin ve Tayvan arasında askeri çatışma riskinin yükseldiği ifade edildi.
Dünyada yaşanan krizlere karşı genellikle arabulucu rolü oynayan Çin’in siyasi gücünün arttığına vurgu yapılırken; Bu durumun bilhassa Japonya’da korku yarattığı ifade edildi.
ABD, Almanya, Fransa ve Hindistan’ın da Çin’in yükselişinden duyduğu rahatsızlık raporda yerini aldı.
Christoph Heusgen G7 ülkelerinde nüfusun büyük bölümünün, on yıl içinde ülkelerinin daha az güvenli ve müreffeh olacağına inandığına dikkat çekti.
Bunun başlıca sebebinin ekonomik krizler ve mülteci akınları olduğu değerlendirmeleri yapıldı.
Buna karşın Çin’in yükselişinin her alanda devam edeceği beklentisi hakim olmuş durumda.
Konferansta en dikkat çekici durum ise tüm bu gelişmeler değerlendirilirken, Çin Komünist Partisi’nin en üst düzey dış politika temsilcisi Wang Yi’nin toplantıya katılımı oldu.
Wang Yi Amerika’yı sorumsuz hareket etmekle suçladı ve Washington’ın ilişkileri daha fazla germekte olduğunu vurguladı.
İSRAİL’İN GAZZE’YE SALDIRILARI DEĞERLENDİRİLDİ
Toplantıda bir başka önemli başlık ise İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik gerçekleştirdiği saldırılar oldu.
İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron savaş sonrası döneme işaret etti.
İşgal altındaki Filistin topraklarına fon sağlanmasına yardımcı olan Avrupa ülkeleriyle Körfez ülkelerinin yetkililerinin, İsrail ve Filistin halkının geleceğini tartışmak üzere Münih etkinliğinin oturum aralarında buluşacaklarını ifade etti.
Analistler bu görüşmelere ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in da katılacağını değerlendirdi.
İsrail, Gazze’de 1.5 milyon nüfusun sıkıştığı yer olan Refah’a yönelik saldırısını sürdürmemesi yönünde baskıyla karşı karşıya.
Art arda yapılan açıklamalar Tel Aviv yönetimini kara saldırısına girişmemesi yönünde uyarıyor.
Ancak İsrail Dışişleri Bakanı Israel Katz Münih’te konuyla ilgili gazetecilere demeç verdi.
Hamas’ı orada bırakamayacağı için başka seçenekleri olmadığını söyleyerek saldırının başlayabileceğini aktardı.
Katz’a bu durumda Refah’taki mültecilerin nereye gidecekleri de soruldu.
Katz, daha önce yerle bir edilen Han Yunus’a işaret etti.
İsrail Dışişleri Bakanı, saldırılarla ilgili Mısır’la da koordinasyon sağlayacaklarını söyledi.
İki ülke ilişkilerine zarar vermemenin bir yolunu bulacaklarına inandığını aktardı.
KÜRESELLEŞMEDE DURGUNLUĞA DİKKAT ÇEKİLDİ
Mühin Güvenlik Konferansı’nın bir başka başlığı ise genel olarak ekonomik koşullardan duyulan memnuniyetsizliğin artışı oldu.
Soğuk Savaş sonrası dönemde büyük başarılar elde edildiği ifade edildi.
Ancak zaman içinde Batı’nın egemen devletlerinin mevcut durumdan ve küresel anlamdaki paylarından memnun olmadığı aktarıldı.
Rapora göre küreselleşmede ciddi sorunlar yaşanıyor.
Almanya’daki şirketlerin bu genel eğilimin tersine hareket eden girişimlerde bulunması ise dikkat çekiyor.
Alman şirketleri, Berlin hükümetinin aksi yöndeki çağrılarına meydan okumuş durumda…
Çin’e yoğun yatırımlar yapılmaya devam ediyor.
Çin’deki Alman yatırımları, 2023’ün ilk yarısında rekor seviyeye ulaştı.
AFRİKA’DAKİ YÖNETİM DEĞİŞİKLİKLERİ RAHATSIZLIK OLUŞTURDU
Konferansta, Rusya’nın Afrika’daki Sahel bölgesinde artan askeri tesiri de raporda öne çıkan bir diğer konu olarak ön plana çıktı.
Nijer’deki yönetim değişikliğinin ardından eski sömürgeci güç Fransa’nın etkisi hızla kayboldu.
Bunu fırsat bilen Rusya ise Atlantik Okyanusu’ndan Kızıldeniz’e kadar uzanan yaklaşık 5 bin kilometrelik bir alanı kaplayan Sahel ülkelerini, Avrupa ve ABD etkisinden arındırmaya çalıştı.
Raporda, bölgeyle ilgili yapılan değerlendirmede;
“2020’den bu yana her darbe, Sahel bölgesine daha fazla şiddet getirdiği için bölge halkı barış ve demokratik ilerleme şansını kaybediyor.” ifadeleri kullanıldı.
]]>Yumaklı, bu depolarda hem havalandırma hem de diğer hususlar için herhangi bir enerji harcamaya gerek kalmadan başta patates olmak üzere farklı ürünlerin depolanabildiğini belirtti.
Türkiye’de 5,7 milyon tonluk patates üretimi olduğunu aktaran Yumaklı, “Nevşehir, patates üretiminde Türkiye’de sekizinci sırada. Patates üretiminde kullanılan tohumların tamamı sertifikalı tohum. Bu, verimlilik açısından son derece önemli. Dünyadaki örneklerinden verimlilik açısından yaklaşık yüzde 80’e yakın daha fazla verim alınması söz konusu.” diye konuştu.
Türkiye’nin tohumculukta dünyada söz sahibi ülkelerden biri olduğuna dikkati çeken Yumaklı, şunları kaydetti:
“Türkiye, ilk 10 ülke arasındadır. Türkiye’de üretimde kullanmış olduğumuz tohumların yüzde 97’si bu ülkenin topraklarında üretilmektedir. Bizim tohum açısından ya da bitkisel üretim açısından herhangi bir problemimiz yok. Ancak bazı ürünler var ki bunların tohumlarıyla alakalı henüz istediğimiz seviyede değiliz. Bunlardan bir tanesi de patates tohumu. Ancak bu konuda gerçekten işletmelerimiz, firmalarımız Ar-Ge yaparak patatesteki tohum üretiminde şu anda yaklaşık yüzde 10-15’ler civarındayız. Yüzde 50-60’lara çıkarmakla ilgili ciddi bir çaba var. İçinde bulunduğumuz bu alan, yaklaşık 100 bin tonluk patatesin depolanması için gerekli potansiyele sahip.”
“NEVŞEHİR’DE 660 BİN TONLUK PATATES STOKU VAR”
Bazı ürünler sembolleştirilerek bunların üzerinden siyaset yapıldığını vurgulayan Yumaklı, şöyle devam etti:
“Her zaman söylediğim gibi gıda ile alakalı konular, siyaset malzemesi yapılmamalı. Çünkü bu üreticiye de haksızlık, bu oluşan ortamdan olumsuz etkilenen tüketiciye de haksızlık. Geçtiğimiz yıllarda soğan ve patates konusunda maalesef bizim ülkemizde hakikaten çok kısa bir dönemi belki de 3-5 günlük ya da bir haftalık bir dönemi sanki o üretim yılının tamamında varmış gibi lanse etmekle alakalı maalesef gündemimiz oldu. Bu konunun tekrar altını çizmek istiyorum, sadece Nevşehir’de şu anda ki sezonun yeni ürünlerinin çıkmasına doğru gidiyoruz, sezonun toplamında şu anda Nevşehir’de 660 bin tonluk patates stoku var. Bunun 100 bin ton civarındaki kısmını eğer tohum olarak düşünürsek 500 bin tonluk sadece Nevşehir’de bir stok söz konusu.”
Diğer illerin depolarında da yeteri kadar ürün olduğunu belirten Yumaklı, “Türkiye, bazı ürünlerin üretimi konusunda kendi ihtiyaçları için ve ülkeye gelen turistlerin ihtiyacını karşılama anlamında yeterli. Yeterli olamadığımız kısımlar için de bunları yüzde 100’e tamamlamak için çok yoğun bir çaba var. O yüzden ben buradan başta patates üreticileri olmak üzere bu ülkenin gıda arz güvenliğine katkıda bulunan bütün üreticilere teşekkür ediyorum. Bu dönemde artık hepimiz de biliyoruz ki ne patatesle alakalı ne de soğanla alakalı aldığımız tedbirler neticesinde herhangi bir spekülasyon söz konusu değil, olmayacaktır da, olmaması için biz hükümet olarak her şeyi yapacağız.” diye konuştu.
Hem üretici hem de tüketici için haksızlık olan bu duruma hiçbir şekilde göz yummayacaklarını kaydeden Yumaklı, tüm ürünlerde haksız ortam oluşmasını engelleyeceklerini, bu konuda Ticaret Bakanlığıyla koordineli çalıştıklarını aktardı.
Türkiye’nin gıda arz güvenliğiyle alakalı bir sorununun olmadığını dile getiren Yumaklı, “Fiyat hareketlerini gıda arz güvenliği üzerinden tanımlamak mümkün değildir. Dolayısıyla bunun dışındaki hususlara da yani tüketicinin zararına olacak eylemlere de hiçbir şekilde müsaade etmeyeceğiz. Bu konuda hem bizler Tarım ve Orman Bakanlığı hem de Ticaret Bakanlığı son derece kararlıyız.” dedi.
Açıklamasının ardından depodaki yetkililerden bilgi alan Yumaklı, burada çalışan işçilerle sohbet etti ve patates ayıkladı.
]]>İsrail’in Maariv gazetesine açıklamalarda bulunan Fattal, Gazze’ye saldırıların başlamasından önce İsrail’de 250 hava yolunun faaliyet gösterdiğini ancak bu sayının 45’e düştüğünü belirtti.
İsrail’in dış turizm alanında çalışan seyahat acentelerini bir araya getiren ve bu sektörü temsil eden Dış Turizm Tur Operatörleri Birliği Başkanı Fattal, “İsrail, dünyadan tamamen izole olmuş durumda. Halihazırda İsrail’deki uçuşların yüzde 80’i, (İsrail’e ait) El Al Hava Yollarına ait uçaklarla gerçekleştiriliyor.” ifadesini kullandı.
“DÜNYANIN EN İZOLE ÜLKELERİNDEN BİRİ HALİNE GELDİK”
Fattal, “Havacılık açısından Kuzey Kore gibi dünyanın en izole ülkelerinden biri haline geldik.” değerlendirmesinde bulundu.
İsrail’in izole bir ülke haline gelmesine ilişkin Fattal, bu durumun “büyük ölçüde Hamas’ın İsrail’e karşı kazandığı talihsiz bir zafer” olduğunu söyledi.
Fattal, Gazze’deki savaşın İsrail’in stratejik imajına zarar verdiğinin altını çizerek “İsrail, savaşa rağmen turistlerin buraya gelmesini kolaylaştıracak ve teşvik edecek bir yol bulmalıydı.” değerlendirmesini yaptı.
İsrail’in Gazze’ye saldırılarından etkilenen komşu ülkelerden örnek veren Fattal, “Ürdün ve Mısır, turist getiren hava yolu şirketlerine finansal destek sağlıyor. Bugün İsrail, yabancı hava yolu şirketlerinin sigortalarını finanse etmiyor, sadece İsrailli şirketlerin sigortasını finanse ediyor.” dedi.
“SEKTÖRÜN TOPARLANMASI ZAMAN ALACAK”
Fattal, İsrail’e seyahat etmek için gerekli sigorta miktarının son derece yüksek olduğuna vurgu yaparak şöyle devam etti:
“Savaşın temel aşamasının sona ereceği günden itibaren, ülkenin eski imajını geri kazanması ve hava yolu şirketlerini geri getirmek en az 6 ay sürecek.”
Ülkedeki turizm sektörünün geleceğine ilişkin Fattal, “İsrail’de turizm sektörünün toparlanması iki veya 3 yıl alacak.” diye konuştu.
Fattal, İsrail’in Gazze’ye saldırılarının etkilerine işaret ederek bu yılın tamamında turistik seferlerde geniş çaplı bir iptalin söz konusu olduğunu aktardı.
İsrail’in 7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’ne şiddetli saldırılarını başlatmasının ardından ülkeye gelen turist sayısında ciddi düşüş yaşanıyor.
İsrail’de yayın yapan Calcalist internet sitesinin geçen ay yayınladığı rapora göre, Gazze’ye saldırıların başlamasından sonraki 3 aylık dönemde İsrail’e 900 bin turistin gelmesi beklenirken bu sayı, 190 bin olarak kayda geçmişti.
İSRAİL’İN GAZZE İŞGALİ
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 bin 660’ı çocuk, 8 bin 570’i kadın olmak üzere 29 bin 313 Filistinli öldürüldü, 69 bin 333 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 238’i karadan işgal sürecinde olmak üzere 576 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 403 Filistinli hayatını kaybetti.
İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana yaşanan çatışmalarda 205 Hizbullah mensubu, 11 Emel mensubu, 12 Filistin İslami Cihad Hareketi ve 12 Hamas Hareketi mensubunun yanı sıra 43 Lübnanlı sivil, 1’i asker 2 Lübnan güvenlik görevlisi, 6 İsrailli sivil ve 11 İsrail askeri hayatını kaybetti.
Ukrayna’daki savaş nedeniyle doğal gaz krizi yaşayan Avrupa, enerji kaynaklarını çeşitlendirmek için yeni arayışlara girdi.
Bu arayışlar, Bakü’den Gürcistan ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan 3 bin 500 kilometrelik Güney Gaz Koridoru’nun paydaşları arasındaki Azerbaycan’a ilgiyi artırırken bu ülkeyle enerji alanındaki ilişkileri derinleştirdi.
Avrupa Birliği (AB) ile Azerbaycan arasında 18 Temmuz 2022’de “Enerji Alanında Stratejik Ortaklığa İlişkin Mutabakat Zaptı” imzalandı. İlk dönemde sadece Gürcistan ve Türkiye’ye doğal gaz sevk eden Azerbaycan, 5 Avrupa ülkesinin eklenmesiyle 7 ülkeye doğal gaz ihraç eden ülke haline geldi. Bugün Azerbaycan’ın doğal gaz ihracatının yüzde 50’si Avrupa ülkelerine yapılıyor. AB liderleri Azerbaycan’ı “güvenilir ortak” ve “Pan Avrupa gaz tedarikçisi” şeklinde nitelendiriyor.

AZERBAYCAN’DAN AVRUPA’YA DOĞAL GAZ HACMİNİN 20 MİLYAR METREKÜPE ÇIKARILMASI BEKLENİYOR
Azerbaycan, İtalya, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Macaristan’a doğal gaz ihraç ediyor. Sırbistan, Arnavutluk, Bosna Hersek, Karadağ, Hırvatistan, Slovakya, Kuzey Makedonya gibi ülkelerin de ilerleyen dönemde Azerbaycan’dan doğal gaz alacağı öngörülüyor.
Avrupa’ya 2021’de 8 milyar metreküpten fazla doğal gaz ihraç eden Azerbaycan, 2023’te bu rakamı 11,8 milyar metreküpe çıkardı. AB ile imzalanan mutabakat zaptı gereği 2027’ye kadar Azerbaycan’dan Avrupa’ya gönderilen doğal gaz hacminin 20 milyar metreküpe çıkarılması bekleniyor.
Azerbaycan, 2021’de 19 milyar metreküp, 2022’de 22,6 milyar metreküp, 2023’te ise 23,8 milyar metreküp doğal gaz ihracatı gerçekleştirdi.
BORU HATLARININ KAPASİTESİNİN ARTIRILMASI GEREKİYOR
Azerbaycan’ın kanıtlanmış 2,6 trilyon metreküp doğal gaz rezervi bulunuyor ve Abşeron, Ümid, Babek ve Karabağ yataklarında yapılan keşif işlemlerinin ardından rezervin artması bekleniyor.
Azerbaycan’dan Avrupa’ya gönderilen gazın artırılması için ek yatırımlara ihtiyaç duyuluyor.
Güney Gaz Koridoru’nun Avrupa ayağı olan TAP’ın yıllık kapasitesi 10 milyar metreküp olarak hesaplanıyor. Bu boru hattının kapasitesinin iki kat artırılması planlanıyor.
Koridorun Türkiye ayağı TANAP’ın kapasitesinin de 16 milyar metreküpten önce 24 milyar metreküpe, daha sonra 31 milyar metreküpe çıkartılması, yatırımlarla gerçekleştirilebilecek hedef olarak değerlendiriliyor.
Rusya’dan yılda yaklaşık 155 milyar metreküp doğal gaz satın alan Avrupa’nın Azerbaycan’dan daha fazla doğal gaz satın alması durumunda yapılacak yatırımların daha da artması bekleniyor.
“AZERBAYCAN’IN KENDİSİNE VE ORTAKLARINA EN AZ 100 YIL YETECEK DOĞAL GAZI VAR”
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev bir konuşmasında, Avrupa’ya doğal gaz sevkini, “Avrasya’nın enerji haritasını yeniden şekillendirdikleri” ve “Avrupa’nın enerji güvenliğine önemli katkılar sundukları” şeklinde değerlendirerek, “Bize ve ortaklarımıza en az 100 yıl yetecek kadar doğal gaz rezervimiz var.” bilgisini paylaşmıştı.
Azerbaycan’la “Enerji Alanında Stratejik Ortaklığa İlişkin Mutabakat Zaptı”na imza atan AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise “AB, güvenilir enerji tedarikçilerine yöneliyor. Azerbaycan da bunlardan biri.” şeklinde açıklamada bulunmuştu.
“AZERBAYCAN, İSTİKRARLI VE GÜVENİLİR DOĞAL GAZ SAĞLAYICISI”
Caspian Barrel Petrol Araştırmaları Merkezi Başkanı İlham Şaban, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Azerbaycan’ın 31 Aralık 2020’den beri Avrupa’ya doğal gaz ihraç ettiğini bildirdi.
Şaban, “Azerbaycan, geçen 3 yılda istikrarlı ve güvenilir doğal gaz sağlayıcısı olduğunu Avrupa pazarında kanıtladı. Bu sayede Avrupa’da Azerbaycan’a olan güven giderek artıyor.” dedi.
Azerbaycan’ın Abşeron yatağını da işletmeye başladığını, Ümid yatağında üretimi artırdığını bildiren Şaban, Babek ve Karabağ yataklarının da işletilmeye başlanılmasıyla ülkenin doğal gaz ihracatının artacağını belirtti.
Şaban, “Azerbaycan’ın yeteri kadar doğal gaz rezervi var. Üretimde ve ihracatta petrolden doğal gaza geçiş yapıyoruz. 21. yüzyıl Azerbaycan için doğal gaz yüzyılı olacaktır.” ifadelerini kullandı.
Azerbaycan’ın zamanında yatırımlar yaparak petrol ve doğal gaz hatları inşa ettiğini hatırlatan Şaban, şu değerlendirmede bulundu:
“Bunun sonucu olarak Hazar’ın diğer ülkelerinin petrol ve doğal gazı Azerbaycan üzerinden transit olarak taşınıyor. Petrol üretimindeki azalmayı transit gelirleriyle kapatıyoruz. Kazakistan ve Türkmenistan petrolü Azerbaycan üzerinden taşınıyor. Türkmenistan’ın zengin doğal gaz kaynakları var. Buralardan çıkarılacak doğal gaz gelecekte Azerbaycan ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya iletilecek. Sadece bunun için biraz zaman lazım.”
]]>Ukrayna’daki savaş nedeniyle doğal gaz krizi yaşayan Avrupa, enerji kaynaklarını çeşitlendirmek için yeni arayışlara girdi. Bu arayışlar, Bakü’den Gürcistan ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan 3 bin 500 kilometrelik Güney Gaz Koridoru’nun paydaşları arasındaki Azerbaycan’a ilgiyi artırırken bu ülkeyle enerji alanındaki ilişkileri derinleştirdi.
Avrupa Birliği (AB) ile Azerbaycan arasında 18 Temmuz 2022’de “Enerji Alanında Stratejik Ortaklığa İlişkin Mutabakat Zaptı” imzalandı. İlk dönemde sadece Gürcistan ve Türkiye’ye doğal gaz sevk eden Azerbaycan, 5 Avrupa ülkesinin eklenmesiyle 7 ülkeye doğal gaz ihraç eden ülke haline geldi. Bugün Azerbaycan’ın doğal gaz ihracatının yüzde 50’si Avrupa ülkelerine yapılıyor. AB liderleri Azerbaycan’ı “güvenilir ortak” ve “Pan Avrupa gaz tedarikçisi” şeklinde nitelendiriyor.
Azerbaycan, İtalya, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Macaristan’a doğal gaz ihraç ediyor. Sırbistan, Arnavutluk, Bosna Hersek, Karadağ, Hırvatistan, Slovakya, Kuzey Makedonya gibi ülkelerin de ilerleyen dönemde Azerbaycan’dan doğal gaz alacağı öngörülüyor.
Avrupa’ya 2021’de 8 milyar metreküpten fazla doğal gaz ihraç eden Azerbaycan, 2023’te bu rakamı 11,8 milyar metreküpe çıkardı. AB ile imzalanan mutabakat zaptı gereği 2027’ye kadar Azerbaycan’dan Avrupa’ya gönderilen doğal gaz hacminin 20 milyar metreküpe çıkarılması bekleniyor.
Azerbaycan, 2021’de 19 milyar metreküp, 2022’de 22,6 milyar metreküp, 2023’te ise 23,8 milyar metreküp doğal gaz ihracatı gerçekleştirdi.
BORU HATLARININ KAPASİTESİNİN ARTIRILMASI GEREKİYOR
Azerbaycan’ın kanıtlanmış 2,6 trilyon metreküp doğal gaz rezervi bulunuyor ve Abşeron, Ümid, Babek ve Karabağ yataklarında yapılan keşif işlemlerinin ardından rezervin artması bekleniyor.
Azerbaycan’dan Avrupa’ya gönderilen gazın artırılması için ek yatırımlara ihtiyaç duyuluyor.
Güney Gaz Koridoru’nun Avrupa ayağı olan TAP’ın yıllık kapasitesi 10 milyar metreküp olarak hesaplanıyor. Bu boru hattının kapasitesinin iki kat artırılması planlanıyor.
Koridorun Türkiye ayağı TANAP’ın kapasitesinin de 16 milyar metreküpten önce 24 milyar metreküpe, daha sonra 31 milyar metreküpe çıkartılması, yatırımlarla gerçekleştirilebilecek hedef olarak değerlendiriliyor.
Rusya’dan yılda yaklaşık 155 milyar metreküp doğal gaz satın alan Avrupa’nın Azerbaycan’dan daha fazla doğal gaz satın alması durumunda yapılacak yatırımların daha da artması bekleniyor.
“AZERBAYCAN’IN KENDİSİNE VE ORTAKLARINA EN AZ 100 YIL YETECEK DOĞAL GAZI VAR”
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev bir konuşmasında, Avrupa’ya doğal gaz sevkini, “Avrasya’nın enerji haritasını yeniden şekillendirdikleri” ve “Avrupa’nın enerji güvenliğine önemli katkılar sundukları” şeklinde değerlendirerek, “Bize ve ortaklarımıza en az 100 yıl yetecek kadar doğal gaz rezervimiz var.” bilgisini paylaşmıştı.
Azerbaycan’la “Enerji Alanında Stratejik Ortaklığa İlişkin Mutabakat Zaptı”na imza atan AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise “AB, güvenilir enerji tedarikçilerine yöneliyor. Azerbaycan da bunlardan biri.” şeklinde açıklamada bulunmuştu.
“AZERBAYCAN, İSTİKRARLI VE GÜVENİLİR DOĞAL GAZ SAĞLAYICISI”
Caspian Barrel Petrol Araştırmaları Merkezi Başkanı İlham Şaban, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Azerbaycan’ın 31 Aralık 2020’den beri Avrupa’ya doğal gaz ihraç ettiğini bildirdi.
Şaban, “Azerbaycan, geçen 3 yılda istikrarlı ve güvenilir doğal gaz sağlayıcısı olduğunu Avrupa pazarında kanıtladı. Bu sayede Avrupa’da Azerbaycan’a olan güven giderek artıyor.” dedi.
Azerbaycan’ın Abşeron yatağını da işletmeye başladığını, Ümid yatağında üretimi artırdığını bildiren Şaban, Babek ve Karabağ yataklarının da işletilmeye başlanılmasıyla ülkenin doğal gaz ihracatının artacağını belirtti.
Şaban, “Azerbaycan’ın yeteri kadar doğal gaz rezervi var. Üretimde ve ihracatta petrolden doğal gaza geçiş yapıyoruz. 21. yüzyıl Azerbaycan için doğal gaz yüzyılı olacaktır.” ifadelerini kullandı.
Azerbaycan’ın zamanında yatırımlar yaparak petrol ve doğal gaz hatları inşa ettiğini hatırlatan Şaban, şu değerlendirmede bulundu:
“Bunun sonucu olarak Hazar’ın diğer ülkelerinin petrol ve doğal gazı Azerbaycan üzerinden transit olarak taşınıyor. Petrol üretimindeki azalmayı transit gelirleriyle kapatıyoruz. Kazakistan ve Türkmenistan petrolü Azerbaycan üzerinden taşınıyor. Türkmenistan’ın zengin doğal gaz kaynakları var. Buralardan çıkarılacak doğal gaz gelecekte Azerbaycan ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya iletilecek. Sadece bunun için biraz zaman lazım.”
]]>Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen Adana’da Çukurova, Seyhan ve Sarıçam ilçelerinde yapımı tamamlanan bin 589 konutun kurası çekildi. ‘Deprem Konutlarının Kura Çekilişi Töreni’ Yüreğir Kültür Merkezi’nde düzenlendi.
“CENNET GİBİ BİR VATANA SAHİBİZ”
Depremde hayatını kaybedenler için Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan törende konuşan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, 1 ay içerisinde deprem bölgesinde teslim edilecek konut sayısının 75 bin olacağını anlatarak, “Öncelikle başımız sağ olsun. Ölenlere Allah rahmet eylesin. Bin yıllık Anadolu medeniyetini kurduğumuz bu güzel topraklarda başımıza gelen en büyük felaket bu depremlerdir. Allah bir daha böyle felaket yaşatmasın. Ölenlere rahmet, kalanlara sağlık diliyoruz. Hasarları giderip yaraları sarmak hepimizin ve devletimizin görevi. Mutluyuz, binlerce hak sahibini evlerine kavuşturduk. Gece-gündüz çalıştık ve hiç ara vermedik. Bu 1 ay içerisinde 46 bin konutu, gelecek ay vereceklerimizle birlikte 75 bin konutu vatandaşlarımıza vermiş olacağız. Bütün herkesten helallik alana kadar buradan gitmeyeceğiz. Bu coğrafya en eski yerleşim yeri olarak geçiyor. Medeniyet bu topraklardan, bilim bu topraklardan yayılmış. Cennet gibi bir vatana sahibiz. Bizim bu topraklarımızın da 2 kusuru var birisi depremsellik, diğeri de fitne odakları bitmiyor” ifadelerini kullandı.
“ARTIK ŞEHİRLERİMİZ, DAĞLARIMIZ, İLÇELERİMİZ TERTEMİZ”
Türkiye’nin birçok bölücü örgüt ile mücadele ettiğini aktaran Özhaseki, “Birçoğunuzun yaşı geçmişi hatırlamaya yeter. Bir taraftan PKK gibi bölücü bir örgüt, bir taraftan meseleye diğer taraftan girip FETÖ’cü bir yapı, IŞİD gibi sapık bir grup. Hepsi aynı ülkeler tarafından destekleniyor. Bir seferinde Cizre’de yapılan açılış öncesi beni sosyal medyadan linç ettiler. Sabah ise onlara cevap verdim. Bana laf ediyorsunuz ama karşınızda Amerika’nın üsleri var dedim. Bana ise onlar demokrasi getiriyor dediler. Bunlar nereye gittiler de demokrasi, eşitlik götürdüler. Bunlar gittikleri her yere kan, bela, gözyaşı götürdüler. Yıllardır mücadele veriyoruz. Allah’a şükürler olsun artık şehirlerimiz, dağlarımız, ilçelerimiz tertemiz. Asker ve polislerimiz mücadelelerini hep sürdürüyor. Allah bu yavrularımızın ayaklarına taş değirmesin. Arada bir sızma yaparak canlarımızı yakmaya çalışıyorlar ama onlarla mücadele edecek gücümüz var” diye konuştu.
“5 RİSKLİ ÜLKEDEN BİRİSİ TÜRKİYE”
Türkiye’nin deprem ülkesi olduğuna dikkat çeken Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, daha sonra şunları söyledi:
“Deprem konusunda hepimizin dikkatli olması gerekiyor. Bu ülke bir deprem ülkesidir. Her ne yaparsak onu bilerek yapacağız. Evlerimizi, iş yerlerimizi nereyi yaparsak yapalım bu deprem gerçeğini unutmamak gerek. 5 tane riskli ülke var ve birisi Türkiye. En riskli şehir ise İstanbul’dur. Yıkıcı deprem sayısı 231. Neredeyse her sene 2-3 yıkıcı deprem olmuş. 5 ve altındakileri saymıyoruz bile. Maddi hasar milyarlarca dolar. Biz doğa ile savaşamayız ve ona kafa tutamayız. İçeri de bir enerji var ve dışarı vuruyor. Biz bunu bilerek hareket edeceğiz. Tedbiri elden bırakmamak lazım. Her işimizi tedbirli, doğru yapmak zorundayız. Akıl, dize vurup ah etmek için değildir. Bizde böylece hareket etmek durumundayız. 6 Şubat’ta Kahramanmaraş’ta çok şiddetli, yıkıcı ve uzun süren deprem meydana geldi. 11 ilimiz doğrudan hasar gördü. 14 milyon insanımız hasar gördü. 850 bin bağımsız bölüm yıkıldı. Böyle bir felaket ile karşı karşıya kaldık. Allah böyle bir acıyı bir daha göstermesin.”
“ONLARI VİCDANLARIYLA BAŞ BAŞA BIRAKIYORUZ”
Depremde birçok siyasi partinin deprem bölgesinde hizmet verdiğini ancak bazı kişilerin göstermelik hareketler yaptığını aktaran Bakan Özhaseki, “Depremin manevi hasarı ölçecek alet ortaya çıkmadı. Biz şu ana kadar girdiğimiz bütün evlerden ağlayarak çıkıyoruz. O evlerden acı tütmeye devam ediyor. 04.17’de Cumhurbaşkanımıza haber verildi. Oda ilk MYK toplantısında bize neler yaptığını anlattı. Bizde ona neler yaptığımızı anlattık. Bin 390 belediyeden 810 tanesi AK Partili. Ben o gün, bütün belediye başkanlarını arayıp hepsine işlerini bırakıp deprem bölgelerine gitmelerini söyledim. Sağ olsun bazı CHP’li belediye başkanları da gelip deprem bölgesinde çalıştı. Fakat milyonlarca nüfusu olduğu halde, ellerinde koca koca imkanları ve ordusu olduğu halde bazı kişiler sosyal medya orduysa gelip öz çekim yapıp gittiler. Onları vicdanlarıyla baş başa bırakıyoruz” dedi.
“1 BUÇUK SENE İÇERİSİNDE BÜTÜN EVLERİ TESLİM EDECEĞİZ”
Depremde tüm Türkiye’nin ve birçok kardeş ülkenin kenetlendiğini anlatan Özhaseki, “85 milyon bir millet evinde sıcak çorbasını içmedi, doğru dürüst uyumadı. Haccını erteleyenleri mi dersiniz, küçücük eski arabasıyla gelen kardeşlerimizi mi dersiniz hepsinden Allah razı olsun. Bu milletin içinde bir birey olmak bile yeter. İnsanoğlu dünyaya gelirken Allah’a dilekçe vermiyor. Öyle bir şey yok. Allah’ın takdiriyle dünyaya geliyoruz. Bu dünyadaki yaptıklarımızdan sorumluyuz. Hepimiz kol kola girdik ve asrın dayanışmasını gerçekleştirdik. Mart, Nisan aylarında sağlam zeminleri tespit edip inşaatlara başladık. Şu anda deprem bölgesindeki rezerv alanlarda 207 bin bağımsız bölümün yapımı devam ediyor. Şehir merkezlerinde 50 bin konutun, köylerde ise 50 bin çelik köy evinin de yapımına başlanmış durumda. Toplamda 307 bin konutumuzun inşası hızla devam ediyor. Yerinde dönüşüm için bir proje açıkladık ve binlerce kardeşimiz müracaat etti. 256 bin kardeşimiz müracaat etti. Köy evlerini çelikten yapıyoruz. 9 şiddetinde bile depremde yıkılmayacak evler yapıyoruz. Bir fon bulduk ve bütün illerimizde altyapıyı baştan yapıyoruz. Toplam altyapı civarı 60 milyar lira civarında. Adana içinde 3 milyar liralık proje hazırladık. Bu yaz itibariyle başlayıp hiçbir belediyeye yük getirmeden altyapıyı biz yapıyoruz. Diyarbakır’da dağıtılacak konutlarla bugün 46 bin konut dağıtmış olacağız. Ondan sonrada her ay gelip konutları dağıtmaya devam edeceğiz. Bugün bin 589 konutu dağıtıyoruz. Adana’da 8 bin 138 konutun ihalesi yapılmış, devam ediyor. Onları da dağıtacağız 1 buçuk sene içerisinde” ifadelerini kullandı.
“KOL KOLA GİRELİM VE BİRLİĞİMİZİ DEVAM ETTİRELİM”
Depremden 2 ay sonra sağlam zeminde inşaat çalışmalarına başladıklarını söyleyen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, muhalefetin kendilerini eleştirdiklerini kaydederek, “Deprem olmuş 1 gün sonra muhalefetteki partinin ileri gelenleri, ‘Bu deprem iktidarı alır götürür’ diyor. Herkes enkazın altında ailesini kurtarmaya çalışıyorken bu laflar neyin nesi. Hangi hesabı yapıyorsunuz. İlk günlerde temel atarken ‘Acelenize ne oluyor’ diyorlardı. Aradan 1 sene geçince ise muhalefet çıkmış verilen 25 konut var diyor. Ben 75 binden bahsediyorum onlar ne söylüyor. Allah bunları ıslah etsin. 75 bin konut dağıtıyoruz. Geçen bir törende 1 tane tanıdığımız var mı diye soruyorum ama kimse çıkmadı. Burada hak yenmez. Deprem üzerinden, şehitlerimiz üzerinden siyaset olmaz. Eğer görmek istiyorlarsa tek tek gelsinler göstereceğim, inşaatları gezdireceğim. Bütün evleri 1, 1 buçuk sene içerisinde teslim edeceğiz. Nereden geldiğiniz hiç önemli değil, bizler Allah’ın kullarıyız. O yüzden kol kola girelim ve birliğimizi devam ettirelim” diye konuştu.
Öte yandan Bakan Özhaseki, vatandaşlara evleri teslim edilene kadar kira yardımlarının süreceğini söyledi.
Temel olarak uzun bir süredir aynı zeminde buluşamayan Ankara-Washington hattında bazı hamleler ‘güven artırıcı adım’ olarak kabul ediliyor. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Jeff Flake açıklayana kadar kimse Türkiye’den bir firmanın Teksas’ta üretilecek 155 mm obüs mühimmatı için üç yeni hat kurduğunu bilmiyordu.
Söz konusu açıklamanın ardından en çok merak edilen konulardan biri de ABD’nin neden bu hat için Ankara’nın kapısını çaldığı meselesi oldu. Bu sorunun cevabına geleceğiz ancak daha öncesinde Washington’un ne amaçla böyle bir hat kurduğu meselesine değinmek gerekiyor.

UKRAYNA’YA YÜZ BİNLERCE TOP MERMİSİ GELDİ
Geçtiğimiz yılın hem şubat hem de haziran aylarında uluslararası medyaya konuyla ilgili iki ayrı çalışma yansıdı. İlk çalışmaya göre Ukrayna, Rusya’ya karşı çok ciddi sayılarda obüs mühimmatı kullanıyordu. Öyle ki Kiev yönetimi, 6 aylık süreçte sadece ABD’den 800 binin üzerinde 155 mm obüs mühimmatı teslim almıştı.
Ancak o dönemde gerek Ukrayna gerek Avrupa Birliğiyetkilileri tarafından yapılan açıklamalar bu baş döndürücü rakamlara rağmen yeterli sayıda mühimmat olmadığı ve desteğin kesilmesi halinde Ukrayna’nın bu savaşı kaybedeceği yönündeydi.
Burada AB için de küçük bir parantez açmak gerek. Birlik ilk açıklamasında Ukrayna’ya 2024 yılı mart ayına kadar 1 milyon top mermisi göndereceğini taahhüt etmişti. Raporlara göre AB’nin bugüne kadar yolladığı rakam net olmamakla birlikte kimi kaynaklarda 300 bin civarında.

AB DIŞINDAN SATIN ALIM REDDEDİLDİ
AB ülkelerinin üretim kapasiteleri göz önüne alındığında söz verilen 1 milyon top mermisinin Mart 2024’e kadar gönderilemeyeceği net. Ancak burada AB tarafının süreç içinde savrulduğu durum dikkate değer.
Örneğin ‘1 milyon top mermisi sözümüzü tutamazsak o zaman AB dışından satın alım yolu açılır’ demişlerdi. Ancak Fransa, Güney Kıbrıs ve Yunanistan, AB dışından bir satın alım kararını engellemek için ortak hareket etme noktasında anlaştı.
Hatta Yunan basınına yansıyan iddialara göre, geçtiğimiz günlerde düzenlenen AB Siyaset ve Güvenlik Komitesi toplantısında Ukrayna’nın ihtiyacı olan insansız hava araçları ve top mermileri gündeme geldi. Ancak üç ülke, her iki konuda da AB tarafından finanse edilecek ve büyük ihtimalle Türkiye’den tedarik edilecek bu satın alımları veto etti.

ABD’NIN STOKLARI SU GİBİ ERİYOR
Madalyonun diğer yüzünde bulunan ABD’nin de obüs mühimmatı konusunda eli çok rahat değil.
Geçtiğimiz yılın mart ayında bu konuyu yüksek sesle dile getiren ABD’li yetkililer temel olarak ülkedeki top mermisi üretiminin çok az olduğunu, buna karşın özellikle Ukrayna’ya gönderilenler nedeniyle çok hızlı bir tüketimle karşı karşı kaldıklarını söylemişti.
Haliyle bu durum hem Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülebilmesi hem de ABD’nin kendi stoklarının dolu olması adına kritik bir noktaya evrildi. İşte Washington yönetimi bu nedenle bir karar verdi ve Teksas’ta bulunan fabrikada 155 mm obüs mühimmatı üretilmesi için üç yeni hat satın aldı.
ABD OBÜS MÜHIMMATİ İÇİN NEDEN TÜRKİYE’Yİ TERCİH ETTİ?
Bu sorunun yanıtı nereden baktığınıza bağlı olarak değişmekle beraber burada birincil sebebin ticari olduğu sır değil. Sonuç olarak ABD’nin bir ihtiyacı vardı ve bunu NATO standartlarında yapabilecek ülkeler belliydi. Türkiye hem standartlar hem de daha az maliyete bu işi üstlenebilecek merkez olarak öne çıktı.
Savunma sanayii sektörü bu satışla ciddi bir döviz girdisi kazandı evet ama işin bir de siyasi boyutu var. Özellikle Temmuz 2016’dan bu yana Ankara-Washington arasında ciddi bir güven bunalımı yaşandığı biliniyor. Sonuç olarak iki ülke de diyalog zemininden uzaklaşmıştı.
Ancak son dönemlerde, savunma sanayiinin taşıyıcı kolon olduğu yeni bir süreç inşa edildi. Sektöre yakın kimi isimlere göre ABD’nin obüs mühimmatı için Türkiye’yi tercih etmesinde ekonomik sebepler baskın olabilir. Ancak başkentler arasında artan görüşme trafiğinin bir yansıması olarak Türkiye’de karar kılınmış olma ihtimali de göz ardı edilmemeli.
Teksas’da üretilecek obüs mühimmatının Ukrayna’ya gönderilip gönderilmeyeceği ya da tam olarak nerede kullanılacağını şimdiden kestirmek zor. Ancak kesin olarak bildiğimiz şey, Büyükelçi Flakes’in söylediği üzere ABD-Türkiye savunma ortaklığı sayesinde Amerika’da üretilen 155 mm’lik mermilerin yaklaşık yüzde 30’unun Teksas’taki bu fabrikadan geleceği…
HABER7
Yarıya yakın seçmenin sandığa gittiği Pakistan’daki seçimlerin ardından Meclis’te oluşan hassas denge, cezaevindeki İmran Han’ın partisi lehine oluştu. 128 milyon seçmenin yüzde 48’inin oy kullandığı seçimde 8 Şubat gecesi açıklanan neticeler, PTI tarafından desteklenen bağımsızların zaferine işaret etti. 16 partinin “hile” iddiasıyla protesto ettiği seçim sonuçları, ülke ekonomisinin hangi yönde seyredeceği sorularını da beraberinde getirdi. Pakistan’da yeni oluşacak hükümetin IMF ile anlaşma hususunda hangi yolları arayacağı da konuşulmaya başlandı.
SETA’da Shamsa Khalil imzasıyla yayınlanan analizde, Pakistan seçimlerine ilişkin şu değerlendirmeler yer aldı:

CEZA ENFLASYONA KESİLDİ
BEKLENMEDİK ÜSTÜNLÜK
8 Şubat gecesi açıklanan ilk sonuçlara göre, PTI tarafından desteklenen Bağımsızlar, beklenmedik şekilde Mecliste basit çoğunluğu elde etmiş görünüyorlardı. Ancak dizginleri ellerinde tutanlar, onların bu çoğunluğa erişmesini engellemek için belirli seçim bölgelerini hedefleyerek halkın iradesini nokta atışı hareketlerle manipüle ettikleri gibi hile iddialarını inkar etmeyi sağlayacak makuliyette bir oranda sandalye kazandılar. Bu karanlık gecenin ardından göstere göstere yapılan hileler, seçim görevlilerinin şaibeli manevraları, oy pusulalarına müdahaleler, sandık görevlilerinin ve yarışan adayların oy sayımına tanıklık etme haklarını reddetmek suretiyle Pakistan Seçim Komisyonu (Election Commission of Pakistan, ECP) kurallarının göz ardı edilmesi, sonuçların gecikmeli olarak açıklanması ve Pakistan Bağımsız Özgür ve Adil Seçim Ağı (Pakistan’s Independent Free and Fair Election Network, FAFEN) tarafından da teyit edildiği üzere sandık sonuçlarının kaydedildiği 45 numaralı formun tam aksine esasen 45 numaralı forma dayalı olması gereken 47 numaralı formun hileli bir şekilde tablolaştırılması Pakistan ulusunu belirsizlikler yumağının içinde bırakmıştır.

SEÇMENİN %52’Sİ SANDIĞA GİTMEDİ
Seçmenlerin yaklaşık yüzde 45’i, 18-35 yaş aralığında ve bu da onların demokratik sürece olan istek ve inançlarını diri tutmanın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bu seçimin umut verici sonuçlarından biri de Pakistan’ın teknoloji meraklısı gençlerinin tüm siyasi baskılara rağmen sosyal medya ve yapay zekanın gücünü kullanarak durmaksızın verdiği mücadeledir. Geçmiş seçimlerin aksine gençler kapı kapı dolaşarak seçmenleri harekete geçirmiş, seçim sembolü olarak İmran Han’ın meşhur kriket sopasının kullanımının yasaklanmasına ve seçim günü mobil hizmetlerin askıya alınmasından kaynaklı kargaşaya rağmen seçim bölgeleri, adaylar ve semboller hakkında seçmenlere tüm bilgileri sağlamak için çevrim içi kampanyalar ve toplantılar düzenledikleri gibi seçim farkındalığını yaymak için uygulamalar da üretmişlerdir. Geçmiş seçimlere kıyasla benzeri görülmemiş bir şekilde, hile iddiaları ve görünmez gücün siyasi manevraları retorikten ibaret kalmayarak iyice belgelenmiştir. Bu konudaki videolu kanıtlar tüm sosyal medya platformlarında bulunabilir. Bunun bir örneği yerel ve uluslararası medyanın ilgisini çeken Proje 45’tir. Geçmişten farklı olarak halk 8 Şubat’ta oyunu kullanmakla yetinmeyerek kendi iradesini korumak için gece nöbet tutarak sandıklara sahip çıktı.

SEÇİM HİLESİ İDDİALARI
BÖLGEYE DEĞİL İÇ PROBLEMLERE ODAKLI BİR PAKİSTAN
Ülke içinde oldukça gergin bir atmosfer hakim olduğu gibi ülkedeki tartışmalı ve bir o kadar da kritik seçimler konusunda gelen uluslararası tepkilere de kuşkunun hakim olduğu görülüyor. ABD, Birleşik Krallık, Avustralya, BM ve AB seçimlere müdahale edildiği iddialarının özgür ve adil bir şekilde soruşturulması çağrısında bulundu. Seçim sürecinin meşruiyetinin sorgulandığı bir ortamda, yabancı güçler koalisyon hükümetini tanımakta aceleci davranmayacaktır. Bunun sonucu olarak da Pakistan bölgede yaygınlaşan stratejik rekabette güçlü bir rol oynamak yerine iç savrulmalarını ve güvenlik sorunlarını çözmeye daha da fazla odaklanmak zorunda kalacaktır.

DEMOKRASİ KİMİN YARARINA İŞLETİLECEK?
IMF İMTİHANI
| Pakistan’da son olarak 2019 yılında IMF ile anlaşma imzalanmıştı. Pakistan tarihinde IMF ile 22 defa işbirliği yapıldı. |
“OYA SAYGI DUY”
Şurası kesin ki ülkeyi kim yönetirse yönetsin, tüm sorunların temel nedenleri ele alınmadıkça Pakistan’ın uzun süredir devam eden ekonomik problemlerine ve güvenlik sorunlarına çözüm bulmak kolay olmayacaktır. Bu şaibeli seçim sürecinde siyasi yan etkiler, biteviye çekişmeler ve entrikalar, Pakistanlıların şu ünlü siyasi deyimi ekseninde ve ülkenin dört eyaletinden her birinde iradelerinin gasp edilmesine karşı çıkan insanlarının şikayetlerine kulak vererek tersine çevrilebilir: “Oya saygı duy!”
]]>Savunma sanayiinde yapılanların Türkiye’ye sadece 5,4 milyar dolarlık ihracat geliri ya da 12 milyar dolarlık üretim anlamına gelmediğini ifade eden Bolat, şöyle konuştu:
“Savunma sanayisi diplomaside, savunma alanında ve uluslararası alanda çok büyük prestij, saygınlık kazandırıyor. Türkiye ile iyi geçinme, yakınlaşma ve işbirliğinden istifade etme arayışlarını da beraberinde getiriyor. Yani çarpan etkisi çok yüksek. O nedenle savunma sanayiini başlatanlardan Cumhurbaşkanı’mızın, son 20 yılda büyük azim ve kararlılıkla bu büyük başarılara liderlik etmesinden gerçekten ülkemiz olarak çok büyük kazanç elde ettik. Bunun dış politikaya, genel ihracata etkisi çok büyük oldu. Savunma sanayi sadece savunma araçları üretimi ya da ihracatı anlamına gelmiyor. Türk sanayisinin, ihracatının kalitesi ve başarısı anlamına geliyor. Bunun diplomasideki yansımaları anlamına geliyor. Diplomaside söz var, ‘Sizin gücünüzün gölgesi masaya düşmedikçe müzakere başlamaz’ derler. İşte böylesine güçlü savunma sanayiine sahip olduğunuz zaman sizin gücünüzün gölgesi masanın üstüne düşer ve müzakereler başlar. Başlayan müzakerelerde de eliniz yüksek olur, görüşlerinizi kabul ettirme noktasında avantajlı duruma geçersiniz.”

“MİLLİ GELİRİN ÜÇTE BİRİ SANAYİDEN SAĞLANIYOR”
Batı’nın ve Rusya’nın sanayide ve teknolojideki gelişmeyi en hızlı 1. ve 2. Dünya Savaşları sırasında ve sonrasında gerçekleştirdiklerini belirten Bolat, “Savunma sanayimizde başarılı olmak için asla savaş çıkartmak istemiyoruz ama ülkemizi de savunmak istiyoruz. Güçlü savunması olmayan bir ekonominin, bir ülkenin bizim coğrafyamızda ayakta kalması çok zordur.” diye konuştu.
Bolat, güçlü savunma sanayinin ihracat yeteneği, savunma ve diplomatik güç kazandırdığını, halkın refahını ve ülkenin zenginliğini artırdığını vurgulayarak, şöyle devam etti:
“1973’te 1 milyar dolar yıllık ihracata, 1987’de aylık 1 milyar dolara çok sevinmiştik. Bugün günlük 1 milyar dolara Allah’a şükür diyoruz. Ama hedefimiz günlük 1,5 milyar dolara ulaşmak. İnşallah önümüzdeki 12. Kalkınma Planı döneminde, 2028’de 375 milyar dolar mal ihracatı hedefimiz var. 2002’de yola çıktığımızda AK Parti hükümetleri olarak 36,1 milyar dolar olan mal ihracatı, 2023 sonunda yedi buçuk kat artışla 255,8 milyar dolara ulaştı. 1980’de Türkiye’de 25 bin şirket, bin ihracat firması vardı. 2002’de 34 bin ihracatçı vardı. Bugün 140 bin ihracatçıyla bu başarı elde edildi. Hedefimiz bu yıl sonuna kadar ihracatçı sayımızı 150 bine yükseltmek. Bu yıl ilk defa 10 bine yakın ihracatçı firma, ihracatçı ailesine katıldı. Toplam 6,6 milyar dolarlık bir katkı yaptılar. Bazen ‘Türkiye’de sanayi yok. Türkiye ekonomisi az gelişmiş.’ diye söyleniyor. Sanayisi yok dedikleri ülkenin milli geliri 2023 sonunda 4,5 kat artarak 230 milyar dolardan 1,1 trilyon dolara yükseldi. Bu milli gelirin üçte biri sanayiden geliyor.”

Sanayinin gelişip büyüdüğünü ve ülkeye büyük katma değer getirdiğini aktaran Bolat, “Üretimi, milli geliri, ihracatı arttırıyor. 12 bin 886 ürün ihraç ediyoruz. 240 ülke ve farklı gümrüklü bölgeye ihracat yapılıyor. 70 ülkeye yaptığımız ihracatta, 2023’te o ülkelere yaptığımız ihracatın rekorunu kırdık. 2023 sonunda 54 fasılda 1 milyar doların üzerinde ihracat yaptık. 39 fasılda ihracat rekoru kırdık.” değerlendirmesinde bulundu.
Bolat, 2002’de ihracatta orta ve yüksek teknolojili ürünlerinin toplam payının yüzde 30 olduğunu, 2022’de bu payın yüzde 36’ya, 2023’te ise yüzde 40,5’e yükseldiğini hatırlatarak, 2028’de yüzde 50’ye yükseltmeyi hedeflediklerini söyledi.
Kilogram ihracat birim değeri 2002’de 55 sent civarındayken 2023’te 1 dolar 57 sente yükselttiklerine işaret eden Bolat, savunma sanayiinde bu rakamın 65 dolar, kimi ürünlerde 10 bin doları geçtiğini bildirdi.
“SON 1 AYDA 4 ÜLKE AMBARGOLARI KALDIRDI”
Küresel üretimin 2023’te patinaj yaptığını, özellikle Avrupa ve Amerika’da durgunluk yaşandığını aktaran Bolat, “Küresel fiyatlardaki köpük azalırken Türkiye’nin mal ihracatı arttı. 1 Mart’ta TÜİK milli gelir rakamlarını açıkladığında inşallah 1 trilyon doların üzerinde olduğunu, kişi başına milli gelirimizin de 12 bin 500 dolarlar civarında olduğunu hep birlikte göreceğiz.” dedi.
Bakan Bolat, Türkiye’nin havacılık ve savunma sanayisinde 80 bin kişinin istihdam edildiğini ve 12 milyar dolarlık üretimin, 180 ülke ve bölgeye ihraç edildiğini belirtti.
Savunma sanayisinde 2022’deki 4,4 milyar dolarlık ihracatın, 2023’te yüzde 27’lik artışla 5,5 milyar dolara yükseldiğine dikkati çeken Bolat, şunları kaydetti:
“Türkiye savunma sanayiinde ilerledikçe Türkiye’ye ambargo uygulayanlar sıra sıra bu ambargoları kaldırdılar. Son bir ay içinde üç, dört önemli ülke bu ambargoları kaldırdı. Türkiye’nin savunma sanayisindeki başarısı tek bir alana da hapsolmuyor. Kara, hava, deniz, her unsur bu alanlarda yer alıyor. Bütüncül politika izleniyor. Hepsinin gereği olan alanlar var. Güçlü, gelişmiş, savunma sanayisi olan, güçlü ekonomisi ve ihracatı olan Türkiye’ye Allah’ın izniyle kimse yan bakamayacaktır. NATO üyesi ülkelerin savunma sanayi harcamalarının milli gelire oranla yüzde 2 olması gerektiği yönünde kriter vardı. ABD ve Türkiye dışında bunu ciddi olarak uygulayan hemen hemen hiçbir ülke yoktu. Görüyoruz ki biraz da Rusya-Ukrayna savaşının getirdiği mecburiyet karşısında NATO ülkelerinin hepsi savunma sanayi harcamalarını hızla arttırdılar ve devam ediyorlar. Japonya bile aynısını yapıyor. Avrupa coğrafyası, Afrika, Orta Doğu, Asya, ön Asya ve Uzak Doğu açısından Türkiye artık çok önemli üçüncü alternatif tedarik ülkesi haline geldi.”

“10 YILDA SAVUNMA SANAYİMİZ ÖZELLİKLE İHRACATTA 4,3 KAT ARTTI”
Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün ise özellikle son yıllarda savunma sanayi sektörünün uluslararası rekabetin çok yüksek olduğu pazarlarda hem ekonomik hem teknik üstünlükleriyle tercih edilebilir duruma geldiğini söyledi.
Kara, deniz, hava platformlarının artık birden fazla ülkeye ihraç edildiğini anlatan Görgün, bu platformların içinde var olan alt sistemlerin, faydalı yüklerin, mühimmatların her birinin ayrı ayrı alıcısının olmasının kendilerini memnun ettiğini aktardı.
Görgün, sözlerini şöyle tamamladı:
“Son 10 yılda savunma sanayimiz özellikle ihracatta 4,3 kat arttı. Sektörümüzde, ihracatın ithalatı karşılama seviyesi yüzde 250. Kilogram başına ihracat değerimiz 65 doları buldu. Tabii bazı ürünlerimiz var ki kilogram başı ihracatı 10 bin doların üzerinde. Yüksek teknolojiyle çalışan, yüksek teknoloji üreten ve bu teknolojiyi özellikle dost ve müttefik ülkelerimizle de paylaşarak, sadece teknolojik bağımsızlığımıza değil, ekonomik bağımsızlığımıza da katkı sağladığımızı bilerek onurla ve gururla çalışan bir sektörüz. Geçtiğimiz sene 5,4 milyar dolar olan ihracatımız bir önceki seneye göre yüzde 27’lik bir artış göstermişti. En az bu kadar bizi memnun eden ise yaptığımız sözleşmelerin, teslim ettiğimiz ürünlerin iki katı olması.”
Açıklamada görüşlerine yer verilen Halkbank Genel Müdürü Osman Arslan, küresel ekonominin, resesyon endişeleri ve finansal göstergelerdeki dalgalanmalarla geçirdiği bir dönemi, ülkenin dirençli ekonomisi, güçlü liderliği ve rekabet avantajıyla büyüyerek geride bıraktığının altını çizdi.
Arslan, ülke ekonomisinin ekonomi yönetiminin kararlı tutumu ve bankacılık sisteminin güçlü altyapısı sayesinde küresel ekonomiden kaynaklanan negatif etkilerden en az düzeyde etkilendiğini ifade etti.
Ülkemizin bu istikrarlı büyümesinde kuşkusuz Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hemen akabinde hayata geçirilen yapısal reformların ve kararlı ekonomi politikalarının önemli etkisi olduğunu belirten Arslan, “Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk priminin (CDS), 2023’te olumlu bir ivme yakalayarak günümüzde 310 baz puan seviyesine gelmesi atılan adımların meyvelerini vermeye başladığının en net göstergelerindendir.” ifadelerini kullandı.
Arslan, KOBİ’lerin güvenli limanı olduklarının altını çizerek, şöyle devam etti:
“Ülkemiz, istiklalden istikbale giden yolda bir asrı geride bırakırken, Türkiye Yüzyılı hedeflerine odaklanmış KOBİ’lerimizin, esnaf ve sanatkârımızın, girişimcilerin gayretiyle ekonomimizin güçlenmesine katkı sunmayı sürdüreceğiz. KOBİ kredileri büyüklüğümüz 2023’te 615,5 milyar TL’ye ulaşmıştır.
KOBİ kredileri alanındaki yüzde 19 pazar payımız ile sektörümüzün lider KOBİ bankası olmaya devam etmekteyiz. Güçlü finansal altyapımızla, KOBİ’lerimizin, esnaf ve sanatkârımızın, girişimcilerimizin yanında olmaktan, ekonomimizi büyütmek için çalışmaktan ve ülkemizin kalkınma hamlesine katkı sağlamaktan mutluluk duyuyoruz.”
Halkbank’ın esnaf ve sanatkârların ihtiyaçlarını en iyi bilen banka olduğunu belirten Arslan, “Bankamızın kuruluş harcında esnafımızın alın teri ve emeği var. Bugün bankamızda kredili esnaf sayımız 841 bin iken, esnaf kredi büyüklüğümüz ise 235,1 milyar TL’ye ulaşmış durumdadır.” açıklamasını yaptı.
“HER YAŞTAN VE EĞİTİM DÜZEYİNDEN 142 BİNİ AŞKIN GİRİŞİMCİYE 25 MİLYAR TL KREDİ KULLANDIRDIK”
Osman Arslan, Türkiye Yüzyılı’nda gelişen teknolojiyi takip ettiklerini, değişen koşullara uygun projeler üreterek, genç girişimcileri de sektör ayrımı yapmaksızın geniş bir yelpazede desteklediklerini ifade etti.
2021 yılından bu yana kendi işini kurmak isteyen her yaştan ve eğitim düzeyinden 142 bini aşkın girişimciye 25 milyar TL kredi kullandırdıklarını vurgulayan Arslan, şunları kaydetti:
“Geleceğin girişimciliğini bugünden inşa etmek için Dijital Gelecekte Genç Girişimciler Vizyon Buluşması’nı ve Jet Luck Projesi’ni hayata geçirdik. Halk Yatırım hizmeti olan kitle fonlama platformu ‘Fonlabüyüsün’ ile girişimcilere ihtiyaç duydukları finansal kaynaklara kitle fonlarıyla erişim olanağı sağlıyoruz. Önümüzdeki dönemde de Yıldız Teknik Üniversitesi Startup House işbirliğiyle, HUBrica adını verdiğimiz bir girişim hızlandırma programına başlayacağız. Yakın zamanda ekosisteme yönelik buluşmalar ve seminerler düzenleyeceğimiz Girişimcilik Merkezimizi de hizmete sunacağız.”
Arslan, Halkbank’ın, kadın girişimciliğini desteklediğini belirterek, “Sürdürülebilir kalkınma için öncelikli hedefimiz ülkemizde yüzde 14 düzeyinde seyreden kadın girişimciliği oranını dünya ortalaması olan yüzde 35 seviyesine çıkarmaktır. 2021’de hayata geçirdiğimiz Kadın Girişimci Kredi Destek Paketi ile bugüne kadar, farklı meslek gruplarından 217 bin kadın girişimciye ulaşarak 57 milyar TL finansal destek sunduk.” değerlendirmesinde bulundu.
Üreten Kadınlar Buluşmalarını, Üreten Kadınlar Yarışması ile Türkiye’nin en güçlü girişimcilik markalarından birine dönüştürdüklerini belirten Arslan, “Üreten Kadınlar Değişken Fonu, İhracatta Kadın İzi Projesi ve Üreten Kadınlar Akademisi MasterClass Marka Eğitimleri, Kadınlar Liderler ve Girişimciler Vizyon Buluşması ile kadın girişimciliği ekosisteminin gelişmesi için çalışmalarımızı sürdüreceğiz.” açıklamasını yaptı.
Arslan, Cumhuriyetin 100’üncü, bankanın 85’inci yılına ulaşmanın gururuyla girdikleri 2023 yılında, üzerlerine düşen tüm sorumlulukları yerine getirdiklerini belirterek, “Halkın Bankası olarak, yeni ekonomi modelimiz ve Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda üretime, ihracata, istihdama ve yatırıma yönelik desteğimiz sürecek; tüm sektörlerde inovatif dönüşümle yerli ve milli kalkınma stratejilerinin ülkemiz ekonomisine katkı sunması için çalışmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Başkan Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle;
Boztepe’den Ordu’ya bakılmakla doyulmaz. Ordu’nun güzelliği söylemekle sayılmaz. Denizde dalgası var üstünde takası var Allah şahit Ordu’nun millete sevdası var. Bakılmakla doyulmayın, güzelliği sayılmayan, milletine, vatanına, devletine, sevdasına gökte uçan kuşların bile gıpta ettiği medarı iftiharımız Ordu. Senin her ilçenin, her mahallenin, sesimize sesiyle, sevdamıza sevdasıyla mukabele eden kadirşinas her bir insanını hasretle selamlıyorum. Ordu’ya mayıs 2023 seçimlerinde cumhurbaşkanlığında sahsıma verdiği yüzde 62’yi aşan Meclis’te Cumhur İttifakı’na verdiği yüzde 61’in üzerindeki desteği için şükranlarımı sunuyorum. Bu rekor sonuçlarla Ordu Türkiye Yüzyılı’nın öncü şehirleri arasında yer alma kararını ortaya koymuştur. Ülkeye eser kazandırma ve millete hizmet etme yolunda girdiğimiz her mücadelede kayıtsız şartsız yanımızda yer alan Ordu safını bir kez daha şüpheye yer vermeyecek şekilde göstermiştir.

Biz de bugüne kadar olduğu gibi önümüzdeki dönemde de Ordu’nun bu sevgisine layık olmak için var gücümüzle çalışacağız. Dün Ordu ile aramıza kimseyi sokmadık, bugün de aramıza kimseyi sokmayacağız. İstismar politikası yapanlar, aramıza girmeye çalışanlar sakın bunlara yer vermeyin. Biz aramıza tefrika sokmaya çalışanlarla bugüne kadar yürümedik. Tam aksine biz bizimle bir olan, beraber olan, iri olan, diri olan, kardeş olanlarla beraber yürüdük, bundan sonra da onlarla yürüyeceğiz. Her kim aksini iddia ediyorsa yalancıdır, müfteridir, hilebazdır, kifayetsiz bir muhterisdir. Ordu’nun siyasi hokkabazlıklara değil sadece esere ihtiyacı var, hizmete ihtiyacı var. Türkiye Yüzyılı’na hazırlanmaya ihtiyacı var. Elbette bu ülkenin her bireyi istediği partide siyaset yapma hakkına sahiptir.

Nereye giderse gitsin, hangi partide siyaset yaparsa yapsın. Bizim onlarla işimiz yok.
ERDOĞAN İKİ İSME KAPYI KAPATTI
Erdoğan seçimi kazanırsa AK Parti’ye geçeceğini söyleyen bağımsız Kandıra Belediye Başkan Adayı Cengiz Kan ve AK Parti’ye geçip geçmeyeceği sorulan ancak tüzük gereği ihracı başlatılınca partiden istifa eden bağımsız Başiskele Belediye Başkan Adayı Hüseyin Ayaz’a kapıları kapattı. Eroğan şu ifadeleri kullandıİ
Bizim sadece şu anda Cumhur İttifakı’mız var, AK Parti’miz var. Siyasetin namusu var. Evvela üyesi olduğun, adayı olduğun partiye sadakat göstermen gerekir. Hani eskilerin deyimiyle, eli işte gözü oynaşta olanlardan ne partilerine ne de şehirlerine hayır gelir. Biz sadece kendi partimizle, kendi ittifakımızla yol yürüyenlerden mesulüz. Ne diyor? Ben seçimi kazanacağım sonra AK Parti’ye geçeceğim. Bizim onlarla işimiz yok. Biz yola çıktıklarımızla aynen yolumuza devam ederiz. AK Parti ve Cumhur İttifakı, Ordu’yu Türkiye Yüzyılı belediyeciliğinin örnek şehri yapmak için vizyonuyla, programıyla, projesiyle 31 Mart’a hazırdır. 31 Mart akşamı Ordu Hilmi Güler’i ile ve tüm ilçe belediyeleriyle gümbür gümbür geleceğe yürüyor mu? Mesele bu siyasi hayatımızın her safhasında olduğu gibi bugün de yardımı sadece Rabbimizden desteği sadece milletimizden istiyoruz. Şayet iki elin parmaklarının kenetlendiği gibi birbirimizle bütünleşirsek Allah’ın izniyle Ordu’nun yapacağı tarihi sıçramayı hiçbir engel durduramaz.

BİZİM SİYASETİMİZ ESER VE HİZMET SİYASETİDİR
Her fırsatta altını çizerek tekrar ettiğim gibi bizim siyasetimiz eser ve hizmet siyasetidir. Bizim ne dünün CHP’si gibi arkamızda tek parti faşizminin utancı var, ne de bugünün CHP’si gibi kendi iç kavgasından başını kaldıramayan yalan üzerine kurulu bir siyasetimiz var. Biz tüm samimiyetimizle ve gücümüzle ülkemizin önünde yeni ufuklar açmanın, şehirlerimizi de bu vizyona ayak uyduracak yönetimlere kavuşturmanın gayreti içindeyiz. Bu anlayışla hasret gidermek ve vatandaşımızın sandıkta desteğini istemek için gittiğimiz hemen her şehirde rakiplerimize meydan okuyoruz. Dün Samsun’daydık. Bugün Ordu’dayız, buradan da Giresun’a. Yarın Trabzon oradan da Rize.

BİZİMLE VİZYONDA, PROGRAMDA, PROJEDE YARIŞACAK BİR RAKİP TANIMIYORUZ
Eser ve hizmet müktesebatı konusunda ne belediyelerde ne iktidarda bizimle yarışacak bir parti zaten mevcut değil. Öyle ya, herhalde milletimiz 17 seçimdir kara kaşımıza, kara gözümüze hayranlığından her seçimde bizi sandıktan birinci çıkarmıyor. Türkiye’nin 21 yılda nereden nereye geldiğini akıl ve vicdan sahibi herkes görüyor, kabul ediyor. Sadece bu kadar da değil bizimle vizyonda, programda, projede yarışacak bir rakip de tanımıyoruz. Seçimlerde karşımıza çıkan partilerin bir kısmının bırakın ülkeye ve şehirlerimize katkıda bulunmayı kendilerine bile hayırları yok.
Şehir hastanemiz şu anda yüzde 93 bitmiş vaziyette. Yol sıkıntısı vardı bugün Ulaştırma Bakanıma da talimatı verdim. Dedim ki yolu da süratle yapacaksın bunu belediyeden bekleme. Ulaştırma Bakanı olarak yolu da bitir böylece şehir hastanesi ile birlikte yolumuzu da bitirmiş olalım.

Mesela, herkesin saç saça, baş başa kavga halinde olduğu CHP’ye bakıp da başka bir hissiyata kapılmak mümkün mü? Şu anda biz merkezi yönetimde miyiz? Bu kardeşiniz bu ülkenin Cumhurbaşkanı mı dolayısıyla burada Mehmet Hilmi Güler ve ilçe belediyelerimiz seçimi kazandığı anda şunu bileceksiniz; Burada Cumhurbaşkanı şu anda AK Parti’de Erdoğan. Hükümet onda dolayısıyla yerel yönetimde de aynı şekilde burada AK Partili bir büyükşehir ve ilçe belediyeleri olduğu zaman artık Ordu’nun kılına zarar gelmez. Bunu yapacağız. Samsun’dan Hopa’ya bu sahil yolunu kim yaptı? Biz yaptık. Şimdi de yine aynı şekilde yola devam.

Yine ülkeye ve millete faydası olmayan partilerin bazıları da tüm stratejilerini kazanmak üzere değil kaybettirmek üzere kurmuş durumdalar. Senin bu ülkede tuğla üzerine tuğla koyma seviyesinde bir izin bile yoksa, milletin dertlerinden birine bile derman olacak projen veya teklifin yoksa, herhangi bir konuda geleceğe ışık tutacak fikir üretememişsen, birilerine kaybettirmekle eline ne geçecek? Bu kafanın sonu kendini siyasetin mezat pazarında açık artırmaya çıkarmaktır. Nitekim öyle de oluyor.

ORDU’YA SON 21 YILDA GÜNÜMÜZ RAKAMLARIYLA 139 MİLYAR LİRA TUTARINDA KAMU YATIRIMI YAPTIK
Bugüne kadar hüsnüniyetle çıktığımız hiçbir yolda biz yaya kalmadık. Buna karşı kafalarında ve karınlarında dolaştırdıkları 40 tilkiyle bizim önümüzü kesmek için yola çıkanların hiç birinin de sonu hayırlı bir durakta bitmedi. Varsın onlar tilkilerin kuyruklarını birbirlerine bağlamakla uğraşsınlar, biz ülkemiz ve şehirlerimiz için yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı anlatmayı sürdüreceğiz. Ordu’ya son 21 yılda günümüz rakamlarıyla 139 milyar lira tutarında kamu yatırımı yaptık. Laf ola beri gele 139 milyar lira.

Ordu’muzu her alanda geliştirmeye, büyütmeye, güzelleştirmeye devam edeceğiz.
Ülkemizin her gündemi bizim gündemimizdir. Milletimizin her sıkıntısının çözümü bizim sorumluluğumuzdur. Depremden teröre hiçbir başlıkta en küçük bir zaafiyete izin vermiyoruz, vermeyeceğiz. Bunlarla birlikte kalkınma programlarımızı, yatırımlarımızı, insanımızın ve şehirlerimizin her bir meselesini yakından takip ediyoruz. Tabi bunları söylerken önümüzdeki zorlukları da görmezden gelmiyoruz. Küresel ve bölgesel gelişmelerin etkisiyle ülke olarak içinden geçtiğimiz meşakkatli dönemin bir süredir milletimizi nasıl yorduğunu en iyi biz biliyoruz. Pazartesi Dubai’deydik, oradan Mısır’a geçtim, oradan döndüm ülkeme geldim. Durmak yola devam. Bir de buna 6 Şubat depremlerinin ekonomimize çıkardığı 104 milyar dolarlık ilave maliyeti eklememiz gerekiyor. Bu kritik dönemde de önceliği yatırıma, istihdama, üretime ve cari fazla yoluyla hamdolsun güçlenmeye verdik. Böylece vatandaşlarımızın çalışacak iş bulabilmesine, evine ekmek götürecek rızık kapısını açık tutabilmesine imkan sağladık.
EMEKLİ İKRAMİYESİNİ 3 BİN LİRAYA ÇIKARACAĞIZ
Emekliye ikramiye artışı planlıyoruz. Emekliye bayram ikramiyesini 3 bin liraya çıkaracağız. Emekliye nefes aldıracak bütçeyi oluşturuyoruz.
]]>
Başkan Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle;
Boztepe’den Ordu’ya bakılmakla doyulmaz. Ordu’nun güzelliği söylemekle sayılmaz. Denizde dalgası var üstünde takası var Allah şahit Ordu’nun millete sevdası var. Bakılmakla doyulmayın, güzelliği sayılmayan, milletine, vatanına, devletine, sevdasına gökte uçan kuşların bile gıpta ettiği medarı iftiharımız Ordu. Senin her ilçenin, her mahallenin, sesimize sesiyle, sevdamıza sevdasıyla mukabele eden kadirşinas her bir insanını hasretle selamlıyorum. Ordu’ya mayıs 2023 seçimlerinde cumhurbaşkanlığında sahsıma verdiği yüzde 62’yi aşan Meclis’te Cumhur İttifakı’na verdiği yüzde 61’in üzerindeki desteği için şükranlarımı sunuyorum. Bu rekor sonuçlarla Ordu Türkiye Yüzyılı’nın öncü şehirleri arasında yer alma kararını ortaya koymuştur. Ülkeye eser kazandırma ve millete hizmet etme yolunda girdiğimiz her mücadelede kayıtsız şartsız yanımızda yer alan Ordu safını bir kez daha şüpheye yer vermeyecek şekilde göstermiştir.

Biz de bugüne kadar olduğu gibi önümüzdeki dönemde de Ordu’nun bu sevgisine layık olmak için var gücümüzle çalışacağız. Dün Ordu ile aramıza kimseyi sokmadık, bugün de aramıza kimseyi sokmayacağız. İstismar politikası yapanlar, aramıza girmeye çalışanlar sakın bunlara yer vermeyin. Biz aramıza tefrika sokmaya çalışanlarla bugüne kadar yürümedik. Tam aksine biz bizimle bir olan, beraber olan, iri olan, diri olan, kardeş olanlarla beraber yürüdük, bundan sonra da onlarla yürüyeceğiz. Her kim aksini iddia ediyorsa yalancıdır, müfteridir, hilebazdır, kifayetsiz bir muhterisdir. Ordu’nun siyasi hokkabazlıklara değil sadece esere ihtiyacı var, hizmete ihtiyacı var. Türkiye Yüzyılı’na hazırlanmaya ihtiyacı var. Elbette bu ülkenin her bireyi istediği partide siyaset yapma hakkına sahiptir.

Nereye giderse gitsin, hangi partide siyaset yaparsa yapsın. Bizim onlarla işimiz yok.

ORDU’NUN YAPACAĞI TARİHİ SIÇRAMAYI HİÇBİR ENGEL DURDURAMAZ
Bizim sadece şu anda Cumhur İttifakı’mız var, AK Parti’miz var. Siyasetin namusu var. Evvela üyesi olduğun, adayı olduğun partiye sadakat göstermen gerekir. Hani eskilerin deyimiyle, eli işte gözü oynaşta olanlardan ne partilerine ne de şehirlerine hayır gelir. Biz sadece kendi partimizle, kendi ittifakımızla yol yürüyenlerden mesulüz. Ne diyor? Ben seçimi kazanacağım sonra AK Parti’ye geçeceğim. Bizim onlarla işimiz yok. Biz yola çıktıklarımızla aynen yolumuza devam ederiz. AK Parti ve Cumhur İttifakı, Ordu’yu Türkiye Yüzyılı belediyeciliğinin örnek şehri yapmak için vizyonuyla, programıyla, projesiyle 31 Mart’a hazırdır. 31 Mart akşamı Ordu Hilmi Güler’i ile ve tüm ilçe belediyeleriyle gümbür gümbür geleceğe yürüyor mu? Mesele bu siyasi hayatımızın her safhasında olduğu gibi bugün de yardımı sadece Rabbimizden desteği sadece milletimizden istiyoruz. Şayet iki elin parmaklarının kenetlendiği gibi birbirimizle bütünleşirsek Allah’ın izniyle Ordu’nun yapacağı tarihi sıçramayı hiçbir engel durduramaz.

BİZİM SİYASETİMİZ ESER VE HİZMET SİYASETİDİR
Her fırsatta altını çizerek tekrar ettiğim gibi bizim siyasetimiz eser ve hizmet siyasetidir. Bizim ne dünün CHP’si gibi arkamızda tek parti faşizminin utancı var, ne de bugünün CHP’si gibi kendi iç kavgasından başını kaldıramayan yalan üzerine kurulu bir siyasetimiz var. Biz tüm samimiyetimizle ve gücümüzle ülkemizin önünde yeni ufuklar açmanın, şehirlerimizi de bu vizyona ayak uyduracak yönetimlere kavuşturmanın gayreti içindeyiz. Bu anlayışla hasret gidermek ve vatandaşımızın sandıkta desteğini istemek için gittiğimiz hemen her şehirde rakiplerimize meydan okuyoruz. Dün Samsun’daydık. Bugün Ordu’dayız, buradan da Giresun’a. Yarın Trabzon oradan da Rize.

BİZİMLE VİZYONDA, PROGRAMDA, PROJEDE YARIŞACAK BİR RAKİP TANIMIYORUZ
Eser ve hizmet müktesebatı konusunda ne belediyelerde ne iktidarda bizimle yarışacak bir parti zaten mevcut değil. Öyle ya, herhalde milletimiz 17 seçimdir kara kaşımıza, kara gözümüze hayranlığından her seçimde bizi sandıktan birinci çıkarmıyor. Türkiye’nin 21 yılda nereden nereye geldiğini akıl ve vicdan sahibi herkes görüyor, kabul ediyor. Sadece bu kadar da değil bizimle vizyonda, programda, projede yarışacak bir rakip de tanımıyoruz. Seçimlerde karşımıza çıkan partilerin bir kısmının bırakın ülkeye ve şehirlerimize katkıda bulunmayı kendilerine bile hayırları yok. Şehir hastanemiz şu anda yüzde 93 bitmiş vaziyette. Yol sıkıntısı vardı bugün Ulaştırma Bakanıma da talimatı verdim. Dedim ki yolu da süratle yapacaksın bunu belediyeden bekleme. Ulaştırma Bakanı olarak yolu da bitir böylece şehir hastanesi ile birlikte yolumuzu da bitirmiş olalım.

Mesela, herkesin saç saça, baş başa kavga halinde olduğu CHP’ye bakıp da başka bir hissiyata kapılmak mümkün mü? Şu anda biz merkezi yönetimde miyiz? Bu kardeşiniz bu ülkenin Cumhurbaşkanı mı dolayısıyla burada Mehmet Hilmi Güler ve ilçe belediyelerimiz seçimi kazandığı anda şunu bileceksiniz; Burada Cumhurbaşkanı şu anda AK Parti’de Erdoğan. Hükümet onda dolayısıyla yerel yönetimde de aynı şekilde burada AK Partili bir büyükşehir ve ilçe belediyeleri olduğu zaman artık Ordu’nun kılına zarar gelmez. Bunu yapacağız. Samsun’dan Hopa’ya bu sahil yolunu kim yaptı? Biz yaptık. Şimdi de yine aynı şekilde yola devam.

Yine ülkeye ve millete faydası olmayan partilerin bazıları da tüm stratejilerini kazanmak üzere değil kaybettirmek üzere kurmuş durumdalar. Senin bu ülkede tuğla üzerine tuğla koyma seviyesinde bir izin bile yoksa, milletin dertlerinden birine bile derman olacak projen veya teklifin yoksa, herhangi bir konuda geleceğe ışık tutacak fikir üretememişsen, birilerine kaybettirmekle eline ne geçecek? Bu kafanın sonu kendini siyasetin mezat pazarında açık artırmaya çıkarmaktır. Nitekim öyle de oluyor.

ORDU’YA SON 21 YILDA GÜNÜMÜZ RAKAMLARIYLA 139 MİLYAR LİRA TUTARINDA KAMU YATIRIMI YAPTIK
Bugüne kadar hüsnüniyetle çıktığımız hiçbir yolda biz yaya kalmadık. Buna karşı kafalarında ve karınlarında dolaştırdıkları 40 tilkiyle bizim önümüzü kesmek için yola çıkanların hiç birinin de sonu hayırlı bir durakta bitmedi. Varsın onlar tilkilerin kuyruklarını birbirlerine bağlamakla uğraşsınlar, biz ülkemiz ve şehirlerimiz için yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı anlatmayı sürdüreceğiz. Ordu’ya son 21 yılda günümüz rakamlarıyla 139 milyar lira tutarında kamu yatırımı yaptık. Laf ola beri gele 139 milyar lira.

Ordu’muzu her alanda geliştirmeye, büyütmeye, güzelleştirmeye devam edeceğiz.
Ülkemizin her gündemi bizim gündemimizdir. Milletimizin her sıkıntısının çözümü bizim sorumluluğumuzdur. Depremden teröre hiçbir başlıkta en küçük bir zaafiyete izin vermiyoruz, vermeyeceğiz. Bunlarla birlikte kalkınma programlarımızı, yatırımlarımızı, insanımızın ve şehirlerimizin her bir meselesini yakından takip ediyoruz. Tabi bunları söylerken önümüzdeki zorlukları da görmezden gelmiyoruz. Küresel ve bölgesel gelişmelerin etkisiyle ülke olarak içinden geçtiğimiz meşakkatli dönemin bir süredir milletimizi nasıl yorduğunu en iyi biz biliyoruz. Pazartesi Dubai’deydik, oradan Mısır’a geçtim, oradan döndüm ülkeme geldim. Durmak yola devam. Bir de buna 6 Şubat depremlerinin ekonomimize çıkardığı 104 milyar dolarlık ilave maliyeti eklememiz gerekiyor. Bu kritik dönemde de önceliği yatırıma, istihdama, üretime ve cari fazla yoluyla hamdolsun güçlenmeye verdik. Böylece vatandaşlarımızın çalışacak iş bulabilmesine, evine ekmek götürecek rızık kapısını açık tutabilmesine imkan sağladık.
EMEKLİ İKRAMİYESİNİ 3 BİN LİRAYA ÇIKARACAĞIZ
Emekliye ikramiye artışı planlıyoruz. Emekliye bayram ikramiyesini 3 bin liraya çıkaracağız. Emekliye nefes aldıracak bütçeyi oluşturuyoruz.
]]>Bu kapsamda, ticaret heyetlerinin ziyaretlerine özel önem veriliyor. Bakanlık koordinasyonu ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) organizasyonuyla oluşturulan ticaret heyetleri kısa süre içinde birbiri ardına seferlere çıkacak. Geleneksel hale gelen pazarların yanı sıra “Uzak Ülkeler Stratejisi” doğrultusunda farklı coğrafyalardaki ülkelere yönelik planlar da hazırlandı.
TİCARET SEFİRLERİ MEKSİKA YOLCUSU
Yapılan hazırlığa göre, genel ticaret heyeti programlarından birinin hedefi Meksika olacak. Tekstil, çelik ve iklimlendirmenin de aralarında olduğu bazı sektör temsilcilerinden oluşan heyet, 19-22 Şubat’ta bu ülkeyi ziyaret edecek. Türkiye’nin Latin Amerika’daki ikinci büyük ticaret ortağı Meksika ile ticaretin daha da geliştirilmesi öngörülüyor.
Türkiye ile Meksika arasındaki ticaret hacmi 2004 yılında 270,7 milyon dolar seviyesindeyken geçen yıl 1 milyar 243 milyon doları aştı. Bu ülkeye ihraç edilen ürünlerin başında motorlu kara taşıtları, mücevher, makineler, mekanik cihazlar ve aletler, örme giyim eşyası ve aksesuarı, kauçuk ve kauçuktan eşya gibi ürün grupları yer aldı.
Ülkede, 2023 sonu itibarıyla Türk ortaklı 65 Meksikalı firma faaliyet gösteriyor.
MARTTA HİNDİSTAN ÇIKARMASI
Ticaret heyetlerinin bir başka durağı Hindistan olacak. Tüm sektörleri kapsayan bir ticaret heyetinin 4-8 Mart’ta bu ülkeyi ziyaret etmesi planlanıyor.
İki ülke arasındaki ticaret hacmi 2022’de yaklaşık 12 milyar doları bulmuştu. Türkiye’nin bu ülkeye ihracatı geçen yıl sonunda 1 milyar 644 milyon doları aştı. Hindistan’a ihracatta başlıca ürün gruplarını hayvansal ve bitkisel katı ve sıvı yağlar, makineler, mekanik cihazlar ve aletler, çeşitli inşaat malzemeleri ve meyveler oluşturdu.
Türk firmalarının, Hint yatırımlarından aldığı payın son yıllarda artış eğilimine girmesi dikkati çekiyor. Türkiye’de toplam 248 Hint ortaklı firma faaliyet gösteriyor.
ABD İLE 100 MİLYAR DOLARLIK HEDEFE ADIM ADIM
Bir başka ticaret heyetinin durağı ise ABD olacak. 11-15 Mart’ta bu ülkeye gidecek heyet, 100 milyar dolarlık ticaret hedefine katkı sağlayacak. Ticaret Bakanlığının “hedef ülkeler listesi”nde yer alan ABD ile 2021 yılında 27,8 milyar dolar olan ikili ticaret hacmi, 2022 yılında 32,1 milyar dolarla rekor düzeye ulaştı. Bu dönemde 1,65 milyar dolar ticaret fazlası kaydedildi. ABD’ye ihracatta mücevherci eşyası, makineler, mekanik cihazlar ve aletler, motorlu kara taşıtları, halılar ve yer kaplamaları, demir veya çelikten eşya öne çıktı.
Kasım 2023 itibarıyla iki ülkenin ticaret hacmi 27,9 milyar doları buldu. Türkiye’de ABD sermayesine sahip 2 binden fazla şirket bulunurken karşılıklı yatırımlar artmaya devam ediyor.
TÜRK CUMHURİYETLERİYLE TİCARET ARTIYOR
Türk cumhuriyetleri ile son dönemde hızlanan siyasi ve diplomatik ilişkiler, ekonomik işbirliğini de güçlendirdi.
2024’te de ticaret heyetlerinin ziyaretleriyle ticaretin boyutunun büyütülmesi hedefleniyor.
Bu kapsamda, Kazakistan ve Kırgızistan’a yönelik tüm sektörleri kapsayan bir ticaret heyetinin 11-16 Mart’ta bu ülkeleri ziyareti bekleniyor.
Türkiye’nin 2022 yılında Kırgızistan’a ihracatı yaklaşık 1 milyar dolar olurken geçen yıl 1 milyar 202 milyon doları aşmıştı. Bu ülkeye ihracatta örme eşyadan elektrikli makine ve cihazlara kadar çeşitli ürünler başta geldi. 2024 sonunda ticaret hacminin 2 milyar doları bulması hedefleniyor. Ana hedef ise kısa sürede bu rakamın 5 milyar dolara çıkarılması olarak belirlendi.
Türkiye’nin Kazakistan’a ihracatı ise 2022 yılında 1,6 milyar dolar iken geçen yıl sonunda yaklaşık 3 milyar dolara çıktı. Bu dönemde ihraç edilen ürünlerin başında, tedavide veya korunmada kullanılmak üzere hazırlanan dozlandırılmış ilaçlar, otomobiller, dokunmuş halılar ve örme eşyalar geldi.
Türkiye, toplamda 5 milyar doları aşan yatırımlarıyla Kazakistan’daki en büyük yabancı yatırımcılardan biri olarak öne çıkıyor. İki ülke arasındaki ticaret hacminin 10 milyar dolara ulaştırılması amaçlanıyor.
İTALYA İLE 30 MİLYAR DOLARLIK TİCARET HEDEFİ
Ticaret heyeti seferlerinin yıl boyunca sürmesi hedefleniyor. Bu kapsamda ev tekstili sektörel heyetinin 30 Nisan-5 Mayıs döneminde gideceği ülkelerden biri İtalya olacak.
İki ülke arasında geçen yıl ticaret hacmi 27,4 milyar doları bulmuştu. Bu dönemde İtalya’ya ihraç edilen ürünlerin başında motorlu kara taşıtları, makineler, mekanik cihazlar ve aletler, demir ve çelik, mineral yakıtlar, yağlar, plastikler ve mamulleri yer aldı.
Türkiye ile İtalya ticaret hacminin 2025 yılında 30 milyar doları yakalaması hedefleniyor.
Haluk Görgün, burada yaptığı konuşmada, sanayi olmadan ekonomik güçten, savunma sanayisi olmadan da ekonomik ve siyasi bağımsızlıktan bahsetmenin mümkün olmadığını söyledi.
Savunma sanayisinin bütünsel olarak sanayileşme ve kalkınmanın önemli bir parçası olduğuna işaret eden Görgün, savunma sanayisinin özgün ürünleri, ihracatı, ana yüklenicileri, alt yüklenicileri, KOBİ’leri, araştırma kuruluşları ve üniversiteleri ile ülkenin en önemli sektörlerinden birisi olduğunu belirtti. Görgün, “Bugün savunma ürün ve hizmetlerimiz, hem güvenlik güçlerimize hem de farklı coğrafyalardaki dost ve müttefik ülkelerin silahlı kuvvetlerine başarıyla teslim edilmektedir. Ülkemiz savunma sanayisinde artık bir pazar değil aktör konumuna gelmiştir.” dedi.
En büyük hedeflerinin savunma sanayisinde “tam bağımsız Türkiye” olduğunu vurgulayan Görgün, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Geniş ekosistemiz ile birlikte bu hedefe ulaşmak için çalışmalarımızı durmaksızın sürdürüyoruz. Türkiye Yüzyılı vizyonu çerçevesinde, ülkemizin dünyada savunma sanayisinde en gelişmiş 10 ülke arasına girme hedefine her geçen gün yaklaşmaktayız. Savunma sanayisi ürünlerimizi dünyanın ilgiyle takip ettiğini söyleyebiliriz. Küresel güç dengesinin önemli unsurlarından biri olan Türkiye, her zaman barış ve işbirliğinden yanadır. Başkanlık olarak, Türk savunma sanayisinin son 20 senede kazandığı yetenek ve bilgi birikimini dost ve müttefik ülkelerle iş birliğini geliştirerek ilerletmeyi amaçlıyoruz.
Bizler dost ve müttefiklerimizin ihtiyaçlarını karşılamak, sorunlarını çözmek için bir seferlik değil, ömürlük ilişkiler kurmak istiyoruz. Dost ülkeler ile kurulan ekonomik ilişkilerin Türkiye imajını da olumlu yönde desteklediğini düşünüyoruz. Aynı azim ve kararlılıkla devam ettiğimiz sürece önümüzdeki 10 yıl içerisinde savunma sanayisinde dünyanın en önde gelen ülkelerinden biri olacağımıza yürekten inanıyorum.”
Hedeflerine ulaşmak için sektörde faaliyet gösteren yan sanayi ve KOBİ’lerin geliştirilmesine, teknolojik derinliklerinin ve rekabet edilebilirliklerinin artırılmasına yönelik çalışmalarına hızla devam ettiklerini aktaran Görgün, buna yönelik olarak uyguladıkları destek programları hakkında bilgiler verdi.
Haluk Görgün, “Başkanlık olarak savunma sanayisi ekosistemini güçlendirmek ve sürdürülebilirliği sağlamak üzere; nitelikli insan kıymeti ihtiyacını karşılamak amacıyla eğitim altyapısını güçlendirecek, başta KOBİ’ler olmak üzere sektör firmalarına desteklerimize devam edecek, ihracatı ve ekosistemdeki iş birliğini artırmaya yönelik çalışmalarımızı sürdüreceğiz.” diye konuştu.
ASELSAN’DAN YAPAY ZEKAYA YATIRIM
TSSK Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Zeynep Öktem, kümelenmenin 105 üyesinin AR-GE odaklı olarak savunma ve havacılık sanayisine katkı sağladığını söyledi.
Üyelerinin 400’den fazla AR-GE projesi yürüttüğüne işaret eden Öktem, üyelerinin 2023 ihracatının 250 milyon doları aştığını bildirdi.
ASELSAN Teknoloji ve Strateji Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı Taha Yüce, konuşmasında, ihracatta çok daha iddialı olacaklarını, büyük ölçekli projeler ve yüksek katma değerli işlere daha fazla odaklanacaklarını belirtti.
Dijital dönüşümün önemli bir konu olduğunu, bir yapay zeka çağı yaşandığını dile getiren Öktem, şöyle konuştu:
“Bütün savunma sanayisi kuruluşlarımız bunun farkında. Yapay zekayı mümkün olduğu kadar süreçlerimizde bulundurmak ve yapay zekada iddialı oyuncu olmak ülkemiz, sektörümüz ve ASELSAN için önemli bir hedef. Bazı teknolojiler ciddi bir ölçek, yatırım ve altyapı gerektiriyor. Bunları gerçekleştirmek çok zaman alıyor. Yazılım tabanlı teknolojilerde bunları daha düşük ihtiyaçlarla gerçekleştirmek mümkün. Yapay zeka da böyle bir fırsat. Bundan uzak kalmamamız lazım. ASELSAN yapay zekayı tüm süreçlerinin bir parçası haline getirdi. ASELSAN Yapay Zeka Stratejisi hazırlıyoruz. ASEL CPT dediğimiz bir projeyi de hayata geçiriyoruz. Bu tür kalıcı projelerle sektörümüze yön vermeye çalışıyoruz. Otonom teknolojiler önemli alanlarımız. Kuantum laboratuvarımız bulunuyor. Paydaşlarımızla önemli başarılara imza atacağız.”
]]>Toplantıda İLBANK’ın yerel yönetimlere verdiği destekler kaydedildi. Toplantıya, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki ile birlikte Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Humberto Lopez, Dünya Bankası Bölge Müdürü Sameh Wahba ve Dünya Bankası yetkilileri katıldı.
Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Humberto Lopez, burada yaptığı konuşmada, Çevresel ve Sosyal Yönetim Sistemin faydalarına işaret ederek, ülkelerin politikalarını bu sistemi kullanmak için teşvik ettiklerini aktardı.
Lopez, söz konusu sisteme girmek için Türkiye’nin önemli bir adım attığını vurgulayarak, şöyle konuştu: “Ülkelerin dünya bankasından daha fazla faydalanabilmesi için önemli bir imkan ve araç. Bu sistem sayesinde operasyonların sürdürülebilirliğe imkan sağlıyoruz. Operasyonlarımızın çok daha üst düzeyde hareket edeceğinin garantisini vermiş oluyoruz. Bizim de ana gündemimiz de çevresel ve sosyal ülkelerin ihtiyacını alma konusunda önem gösteriyoruz. Ancak ülkeleri bu noktada ikna etmede zorlanıyoruz. Bu sistemleri varsa güncelleme konusunda yoksa ise sürekli teşvik etmeye çalışıyoruz.”
Bakan Özhaseki ise yaptığı konuşmada, 6 Şubat depremleri sonrasında bölgede yapılan çalışmalara ve beklenen Marmara depremine karşı yoğunlaştıklarına dikkati çekti.
“680 BİN CİVARINDA KONUT 70 BİN CİVARINDA İŞ YERİ YIKILDI”
6 Şubat depremlerinin yıkıcı etkisini hatırlatan Bakan Özhaseki, “Neredeyse 3 dakikaya yakın yüzeyde yerleşim yerlerine çok yakın mesafede 7.6 ve 7.7 gibi büyük bir deprem atlattık. Bu depremin hasarı çok büyük oldu. 14 milyon insanımız etkilendi ve 11 tane şehrimiz doğrudan hasar gördü. Bu depremlerde 53 bin 500 kardeşimizi toprağa verdik. Yıkılan ve yıkılmak zorunda kalan binaların toplam sayısına baktığımız zaman 680 bin civarında konut 70 bin civarında iş yeri yıkıldığını gördük” ifadelerine yer verdi.
“KÖYLERİMİZDE 50 BİN CİVARINDA ÇELİK EV YAPIYORUZ”
Depremde evleri yıkılan hak sahipleri için 307 bin konutun bazı bölümlerinde ihalelerin bittiğine bazı bölümlerinde ise kaba inşaatın tamamlandığını anlatan Bakan Özhaseki, “Köylerimizde 50 bin civarında çelik ev yapıyoruz. Şehirlerin meydanının yapıyoruz. İLBANK’ın temin ettiği kredileri alt yapı konusunda kullanıyoruz” ifadesini kullandı.
“BİRÇOK AVRUPA ÜLKESİ BÖYLE BİR DEPREMİN ALTINDAN KALKAMAZ”
Deprem bölgesine yurt dışından yabancı misyon şeflerinin inceleme yapmak için geldiklerini belirten Özhaseki, “Türkiye’yi yakından tanıyan bizim dost ülkelerin insanların incelemelerinde, çalışmalarında hep ifade ettiklerin bir konu vardı. Bu deprem büyük bir deprem. Birçok Avrupa ülkesi böyle bir depremin altından kalkamaz. ‘Bizim temsil ettiğimiz bazı ülkelerde bu depremin yarısı bile olsa emin olun biz altından kalkamayız’ diye ifadelere çok rastladık” diye konuştu.
Deprem bölgesinde geçen hafta 46 bin konutu teslim ettiklerini hatırlatan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Özhaseki, “Bir iki ay içerisinde 30 bin konutu daha teslim edeceğiz. Bunlar dile kolay. Söylemesi o kadar kolay ki 50 bin ve 100 bin gibi rakamları bir çırpıda telaffuz ediyoruz. Bazen inşaat işleri ile ilgili ileri geri konuşanlara diyorum ki. Evinizde bir banyonuzu tadil etmek isteyin. Fayanslarını ve musluklarını değiştirmek isteyin kaç gününüzü alıyor?” açıklamasında bulundu.
]]>Uzay yolculuğunun bitmesiyle birlikte geçtiğimiz hafta dünyaya başarılı iniş gerçekleştiren Gezeravcı bugün Ankara Esenboğa Havalimanı’na gelerek yurda giriş yaptı.

BASIN TOPLANTISI DÜZENLENİYOR
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ve Alper Gezeravcı, basın toplantısı düzenliyor.
Kacır’ın açıklamalarından satır başları:
Ülkemizin insanlı ilk uzay misyonunu gerçekleştirdi. Bir kez daha Gezeravcı’ya vatanına hoş geldin diyorum. Biyoloji, tıp, malzeme konusunda önemli kazanımlar getirecektir. Uzaydaki mikro yerçekiminin insan sağlığı üzerindeki etkileri araştırıldı. Bitkiler, algler, propolisle uzay destek sistemlerinde araştırmalar gerçekleştirildi. Her bir projenin kıymetli neticeler doğuracağına inanıyoruz. 13 bilimsel deney için değil, ülkemizde bilim ve bilim insanlarına verdiğimiz değer ve sunduğumuz imkanı göstermek açısından bu misyon çok değerlidir. Türkiye’nin bilimsel araştırmaları gerçekleştirme çaba ve kapasitesi misyon vesilesiyle takip edildi. Astronotumuz uzay istasyonundan Türkiye’ye 7 görüntülü video ve 2 telsiz bağlantısı gerçekleştirerek bizleri kapsamlıca bilgilendirdi.
Türk gençlerine ve Türk çocuklarına sunduğu mesaj ve özgüven oldu. Evlerde, okullarda, iş yerlerinde uzay bilim misyonumuz konuşuldu. Bu misyon bu yönüyle bilim toplumu olma istikametinde yeni bir başlangıç olmuştur. Bilim misyonunun ardından Milli Uzay Programı’ndaki çalışmalara devam edeceğiz. Deney çıktılarını dikkatle değerlendireceğiz ve gerekli desteği sunacağız. İnsanlı uzay görevlerinde kullanılan uzay istasyonlarını geliştirme süreçlerine yönelik Ar-Ge planları oluşturacağız. Ankara’da Uzay Teknoloji Geliştirme Bölgesi kuracağız. Uzaya bağımsız erişim programını sürdüreceğiz. Fırlatma roketleri geliştirmeye devam edip 2030’a kadar uzay limanı kuracağız. İnsansız sistemlerle gerçekleştireceğimiz bu program zorlu uzay koşullarında kullanma ve ticarileştirme olanağı sunacak.
Uzay gözlemlerini destekleyeceğiz. İlk milli haberleşme uydumuzu Türksat 6A’yı uzaya göndereceğiz. Türkiyemizin uzay araştırmalarında geri kalması asla düşünülemez.

ALPER GEZERAVCI’NIN AÇIKLAMALARI
Gezeravcı’nın açıklamalarından satır başları:
Adımımızı attığımız ilk andan itibaren gülümseyen yüzlerle karşılaştığım için son derece mutluyum. Maneviyatı yüksek olan bir ülkenin samimi vatandaşlarıyla bir araya gelmek bu yolculuğun en güzel sonlanan kısmıydı. Gökyüzündeki gözümüzle görebildiğimiz sınırları bertaraf eden hedeflere erişebilmiş olmanın mutluluğuyla ülkeme döndüm. Ülkemin bugüne kadar bana sağlamış olduğu eğitim ve kabiliyetlerle ülkeme borçlu olduğum tüm imkanları seferber ederek görevin hazırlık sürecinde ortaya koymuş olduğu güçlü iradeyle sayın Cumhurbaşkanımız, görevin icrasında hiçbir aksaklığa izin vermeyen bakanlığımız, TUA ve TÜBİTAK’ın değerli çalışanlarına minnettarım.
Kutlu yolculuğumuzun bayrak değişimini gerçekleştirmiş olduk. Bu sadece başlangıçtı, bir yere varış değildi. Ülkemin bugüne kadar atmış olduğu adamın geleceğe yönelik hedeflerin güçlü duruşu noktasında Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı olarak basın yayın kanallarında ülkemize ilişkin gurur verici ifadelerden almış olduğum ilk izlenimlerle müthiş şekilde gururlanmış olarak ülkeme döndüm. Dünyanın bugüne kadar paylaşmış olduğu uzaydaki yerimizi bu ekosistemde fayda sağlayacak, pay alacak şekilde adımların atılacağını kısa sürede göreceğiz. Bugüne kadar eksik olan tek şeyimiz damarlarımızdaki asil kanın potansiyelinin farkında olamayışımızdı. Koşar adımlarla ileriye gitmeye devam edeceğiz. Bu başarı bireysel değil, her hanedeki çocuğun başarısıdır.
Bundan sonra çok daha büyük ataletle ileri noktalara gidecek. Ülke olarak hak etmiş olduğumuz uzaydaki yerimizi pay alacak şekilde atılacak adımları göreceğiz. Devletimizin atmış olduğu adımlarla hak ettiğimiz özgüvene kavuştuk. Tüm vatandaşlarımıza her aileden birer ferdin bizimle oraya gittiğini hissettiğimi söylemek istiyorum.
UZAY ARACI BAŞARIYLA FIRLATILMIŞTI
Gezeravcı’nın da yer aldığı Ax-3 ekibini taşıyan Dragon kapsülü, ABD yerel saatiyle 18 Ocak 16.49’da (TSİ 19 Ocak 00.49) NASA’nın Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nden başarıyla fırlatılmıştı.
Yolculuğu yaklaşık 36 saat süren Ax-3 mürettebatı, 20 Ocak’ta Uluslararası Uzay İstasyonu’na ulaşmıştı.

Tanıtım toplantısında ilk olarak konuşan AK Parti Erzincan İl Başkanı Mehmet Cavit Şireci, “Bugün Erzincan’da AK Parti’nin 31 Mart Zaferi’nin temelini atmak üzere bir araya geldik. AK Parti’ye gönül veren hizmete oy veren milletimize olan inancımız tam olduğundan Türkiye’de ve Erzincan’ımızın ilçelerinde ve beldelerimizde AK Parti’mizin kazanacağını biliyoruz” diyerek, belediye başkan adaylarının halka hizmet bayrağını devralıp, millete hizmetkâr olacağını ifade etti.
Daha sonra konuşan AK Parti Erzincan Milletvekili Süleyman Karaman ise, dostluğun ve kardeşliğin şehri Erzincan’da Cumhur İttifakı adayı Bekir Aksun ile seçime gidileceğini ve Bekir Aksun’a güvendiklerini söyledi. Karaman açıklamasında; “Dostluğun kardeşliğin ve hoşgörünün şehri Erzincan’dayız, 2024 yılında yani Erzincan yılındayız. Geçen yıl Cumhuriyetimizin 100. Yılını kutladık ve şimdide Türkiye yüzyılının başındayız. Çok önemli bir tarihi birlikte yaşıyor ve bunu en iyi şekilde değerlendirmek için hepimiz gayret ediyoruz, etmeye de devam edeceğiz. Bildiğiniz gibi geçen yıl ülkemizde birlikte iki seçim geçirdik. Bu seçim Erzincan’ımızda barış, kardeşlik ve hoşgörü içinde geçti. Seçimin kardeşlik içinde geçmesinde AK parti ve MHP başta olmak üzere bütün partilerin, sizlerin ve tüm hemşerilerimizin katkısı dolayısıyla herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Bu seçim sonunda liderimiz Cumhurbaşkanımız, Genel başkanımız Cumhur İttifakı adayı Recep Tayyip Erdoğan yeniden Cumhurbaşkanı seçildi. Allah’a şükrediyor ve tüm halkımıza teşekkür ediyoruz. Ayrıca halkımız TBMM’de, Cumhur İttifakı’na verdi ve meclisimizde kesintisiz görevine devam ediyor, ne kadar şükretsek azdır. Erzincan siyasi olarak da ülkemizin siyasetine çok katkıda bulunmuştur. Ülke siyasetine yön veren Cumhurbaşkanı ve başbakanlarımızla her zaman gurur duyuyoruz. Adaylarımıza başarılar diliyor ve güveniyorum” diye konuştu.
Tanıtım toplantısında konuşan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Vedat Demiröz ise, ülke gündemine dair bazı açıklamalarda bulundu.

Demiröz açıklamasında şu ifadeleri kullandı; “Bana dün akşam bilgi geldi ve apar topar önce Bayburt’a daha sonra Erzincan’a geldik. Şu an Cumhur İttifakı ile beraber bütün Türkiye’yi ittifak rengine boyayacağız. Yerel yönetimler seçilen belediye başkalarımız sizlere hizmet için geliyor. Aday adaylarımız vardı hepsi birbirinden değerli. Genel merkezimiz gece gündüz çalıştı. Anketler yaptık Erzincanlı kardeşlerimize soruyoruz, teşkilatlarımıza soruyoruz ve onlar kimi istiyorsa kimi öne çıkarıyorsa ilçelerimizde biz onlar üzerinde Cumhurbaşkanımızın da onayıyla çalışmalar yapıyoruz. Karşımızdaki muhalefeti hepimiz takip ediyoruz. Geçen seçimlerde karşımıza gelen 6’lı masalar 7’li masalar 8’li masalar durumunu şu anda izliyorsunuz. Sadece kurumsal bir parti var, Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde ve cumhur ittifakı ile beraber Türkiye’yi yönetmeye talip bir ittifak var. Bunun dışında darmadağınlar. Parti başkanları kim belli değil, kim kimin üstünde belli değil. Bir gün bakıyoruz birinin açıkladığı ismi diğer gün biri yalanlıyor.
Son yıllarda 2016 yılından beri bir hayli sıkıntılar yaşadık. Bütün emperyalist güçler ve Avrupa’nın baskısı altındayız. Avrupa Birliği’ne alın deriz 60 yıl geçmiştir bizi almazlar, kapıda bekletirler. Bizim ekonomimiz Avrupa ülkelerinin 14’ünün toplamından büyük. Coğrafi olarak Avrupa’nın en büyük ülkesiyiz. Nüfus bakımından Almanya ile birlikte en büyük ülkeyiz. Niye almadıklarını hepiniz az çok biliyorsunuz. Ama bütün bunlara rağmen son 20 yılda Türkiye’nin Avrupa’da ki sesini duyuran, oradaki Avrupa’da yaşayan soydaşlarımızın göğsünü geren bir yönetim sergiliyoruz. Etrafı ateş çemberi, bunun yanında pandemi ve arkasından ekonomik bunalımlar ve nihayet deprem. Asrın felaketini yaşadık bir yıl önce ve orada bu milletin ferasetini herkes gördü. Hiç kimse şu partiden bu partiden demedi. Evindeki ekmeğini böldü oraya gitti. Dünyada hiçbir yerde bir yıl içerisinde böyle bir felaketi kaldırabilen başka bir ülke yok.”
Yapılan konuşmaların ardından adaylar, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Vedat Demiröz tarafından tek tek platforma çağırılarak katılımcılara tanıtıldı. Tanıtım toplantısı toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.
Düzenlenen tanıtım toplantısına, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Vedat Demiröz, AK Parti Erzincan Milletvekili Süleyman Karaman, Cumhur İttifakı Belediye Başkan adayı Bekir Aksun, AK Parti İl Başkanı Mehmet Cavit Şireci, belediye başkanları ve vatandaşlar katıldı.

AK PARTİ’NİN ERZİNCAN İLÇE ADAYLARI…
Çayırlı – Atınç Bahadır,
İliç – Mustafa Gürbüz,
Kemah – Recep İlter,
Kemaliye – Erdem Atmaca,
Otlukbeli – Vahdet Ercan,
Refahiye – Çakmak Paçacı,
Tercan – Alper Murat Müftüoğlu,
Üzümlü – Kenan Tat,
Çağlayan Beldesi – Musa Zengin,
Mollaköy Beldesi – Kadir Akar,
Çadırkaya Beldesi – Emrullah Selçuk,
Kargın Beldesi – Zafer Kaya,
Mercan Beldesi – Enver Akyıldız,
Altınbaşak Beldesi – Onur Bilen
Gençlik yıllarında babasının iş yerinin telefon numarasını hala ezbere bildiğini söyleyen Uraloğlu, “Bugün içinde bulunduğumuz dördüncü sanayi devrimini, nesnelerin interneti, kuantum bilgisayarlar, bulut bilişim, makineler arası iletişim, blok zincir uygulamaları ve yapay zeka teknolojileri oluşturuyor. Sosyal medya ağları ve dijital platformlar da önemini ve faaliyet sahasını sürekli artırıyor, genişletiyor. Artık dijital teknolojiler, yeni ürün ve piyasaların gelişmesine yol açarak, ekonomik büyümenin en önemli itici gücü haline gelmiştir” diye konuştu.
’15 YILDA 90 KAT ARTMIŞ OLACAK’
2027 yılında akıllı telefon kullanıcı sayısının 7,7 milyara ulaşmasının beklendiğini söyleyen Uraloğlu, “Teknoloji dünyasında çığır açan 5G ağlarının, ekonomik değerde trilyonlarca dolar ve milyonlarca iş fırsatı yaratacağı öngörülmektedir. Küresel mobil veri trafiğinin ise 2030 yılına kadar 80 kattan fazla artışla aylık 5 bin eksabaytı aşacağı düşünülmektedir. Her geçen gün veri trafiğinin katlanarak arttığı bir dönemdeyiz. Veri hacmi 2010 yılında 2 zetabayt seviyesinde iken; 2020’de 64 zetabayt olduğu, 2025’te 181 zetabayta ulaşacağı tahmin ediliyor. 15 yılda veri neredeyse 90 kat artmış olacak. Hem ihtiyacı karşılama hem de Türkiye’yi bölgenin veri üssü yapma hedefiyle çalışıyoruz. Hem devlet hem de özel sektör olarak yeni yatırımlarımız ve iş birliklerimizle Türkiye’yi telekomünikasyon merkezi haline getiriyoruz” dedi.
FİBERİ ARTIRMA HEDEFİ
Toplam 94,3 milyon genişbant internet abonesi olduğunu söyleyen Uraloğlu, “Toplam fiber uzunluğumuz yaklaşık 550 bin kilometre. Fiber altyapı uzunluğumuzu bu yıl 600 bin kilometreye, 2028 yılına kadar 850 bin kilometreye çıkarmayı hedefliyoruz. Fiberin toplam sabit genişbanttaki payını 2024’te yüzde 35’e ulaştırmayı, mobil genişbant penetrasyon oranını yüzde 90’a çıkarmayı planlıyoruz. Ayrıca bugün ülkemiz, OECD ülkeleri içinde 2021-2022 yılları arasındaki 1 yıllık süreçte sabit internet yaygınlığı en çok artan ülkeler arasında yer almaktadır” diye konuştu.
TÜRKSAT 6A HAZİRANDA
Yerli ve milli üretime büyük önem verdiklerini belirten Uraloğlu, “Bir yandan 5G ile çalışmalarında yerli ve milli çerçevede ilerlerken; bir yandan da 6G teknolojisinde neler yapabiliriz, onları konuşuyoruz. 5G’nin yaygınlaştırılması için gerekli imkana sahip bir Türkiye var. Yerli üretim ile yüksek teknolojili küresel markalar çıkaracağız. Ülkemizi yüksek teknoloji üretim üssü haline getireceğiz. İlk yerli ve milli haberleşme uydumuz TÜRKSAT 6A ile uzay ve uydu teknolojileri alanında teknik bir devrim gerçekleştiriyoruz. Bu sayede Türkiye, haberleşme uydusu üretebilen 10 ülke arasına girecek. İnşallah Türksat 6A’yı, önümüzdeki haziran ayında yörüngesine göndermeyi hedefliyoruz” dedi.
GEZERAVCI, 16.30’DA DÜNYAYA İNECEK
Uydu ve uzay çalışmaları alanında uluslararası bir oyuncu olma yolunda önemli adımlar attıklarını söyleyen Uraloğlu, “İlk defa ülkemizin insanlı uzay misyonu bir Türk astronotumuzu uzaya göndererek hem havacılık hem de uzay çalışmalarımız bakımından çok önemli bir dönem yaşıyoruz. Astronotumuz Alper Gezeravcı, 13 farklı alanda uzayda bilimsel çalışmamıza öncülük etti ve yepyeni gelişmelerin kapılarını araladı. Dünyaya dönüş yolculuğunda. Bugün saat 16.30 gibi sağ salim dünyaya inmesini bekliyoruz” diye konuştu.
Bu olumlu havanın en hızlı reaksiyon verdiği sektör şüphesiz yine savunma sanayi sektörü oldu. Ziyarete damga vuran gelişmelerin başında Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı ile Baykar arasında imzalanan 3,1 milyar dolarlık silahlı insansız hava araçları (SİHA) ihracatı oldu.
60 adet Bayraktar Akıncı TİHA’nın 2025-2026 yılları arası teslim edileceği bilgisinin fuar esnasında paylaşılması, Türkiye Suudi Arabistan yatırım hacminin ilerleyen senelerde hangi boyutlara varacağını gözler önüne serdi. İşte tüm detaylar…
SUUDİ ARABİSTAN SAVUNMA SANAYİ ÜRÜNÜ TEMİNİNDE POLİTİKA DEĞİŞİKLİĞİNE GİDİYOR
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) eski başkanı Donald Trump’ın Suudi Arabistan hakkında alaycı ve küçük düşürücü açıklamaları, Suudi krallığının savunma sanayisinde yerlileşme ve alternatifler arama düşüncesini erkene almasına neden oldu. Kısa süre önce 2030 hedefini açıklayan Suudi Arabistan, bu hedefi kapsamında savunma sanayi ürünlerinde yüzde 50’den fazla yerlileşme hedefi koydu. Parasal kaynak sağlama noktasında yeteri kadar eli bol olan Suudi Arabistan’ın bu hedefi eyleme koymasındaki en büyük engel insan kaynağı azlığı ve yetişmiş eleman yokluğu oldu. İnsan kaynağındaki bu eksiği giderme ve kendi insanını yetiştirme planında ihtiyacı olan desteği alabileceği ideal ülke ise Türkiye’ydi. Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ve ABD’nin sunduğu savunma ürünleri, sadece bir satma ve alma eyleminden ibaretti ve bu satın almanın belli bir düzeyden sonra bir şekilde üretime dönüşmesi gerekiyordu. Suudi Arabistan bu gerekliliğin son derece farkındaydı. Bu farkındalıkla hareket ederek sektördeki yatırım faaliyetini hızlandırdı ve yerli üretimi artırma çabası içine girdi.
KÖRFEZ ÜLKELERİ TÜRKİYE’Yİ KENDİSİNE ÖRNEK ALIYOR
Körfez Araplarına göre, Türkiye hem Müslüman hem de modern bir ülke. Modernite ve İslam’ı bir arada uyumlu bir şekilde yaşayan ülke olarak görülen Türkiye, son 20 senede birçok alanda gözle görülür gelişimiyle örnek alınan bir ülke oldu. Ayrıca coğrafi ve kültürel yakınlık nedeniyle Türkiye müttefiklik konusunda birçok yabancı ülkeden önce geliyor. Özellikle son 10 senede artan Türk dizisi hayranlığı ve beraberinde gelen Türkiye turizmi akımı, Türkiye sevgisine daha üst bir boyut kazandırdı. Bütün bu yansımalar başta Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye’nin gerek yönetim düzeyinde gerekse halk düzeyinde yakın kadraja alınmasına neden oldu.
TÜRK SAVUNMA SANAYİ NEDEN TERCİH EDİLİYOR?
Türkiye savunma ürünlerinde yıllarca dışa bağımlılık yaşayarak, bu bağımlılığın bütün olumsuz sonuçlarıyla yüzleşmiş bir ülkedir. Birçok defa asılsız gerekçelerle ürün veya parça temininde yüzüstü bırakılarak çifte standartlara maruz kaldı. İşte bütün bu olumsuzlukları tecrübe etmesi sebebiyle, yerli üretim savunma ürünlerini esnek ürün arzıyla alıcıya sunuyor. Ürünü oluştururken alıcının taleplerini ön planda tutuyor ve ilgili ülkenin kolluk kuvvetlerinden gelen her türlü değişiklik talebini karşılıyor. Örneğin Askeri Fabrika ve Tersane İşletme Anonim Şirketi’nin (ASFAT) ana yükleniciliğinde yürütülen PN MİLGEM savaş gemilerinin üretiminde, Pakistan Savunma Bakanlığının özel talepleri dikkate alınıyor. Platforma yerleştirilecek olan elektronik ve atış sistemlerinin değişimi ve tasarımı konusunda müdahale hakkı tanınıyor. Bu imkan ve kabiliyet dünya üzerindeki birçok savunma şirketi tarafından sağlanmayan bir özellik. Varsayacak olursak Pakistan PN MİLGEM projesindeki gemileri ASFAT’tan değil de ABD’li bir şirketten temin etseydi müdahale hakkı olmayacak, alternatif atış platformu veya farklı bir radar entegresi gibi taleplerde bulunamayacaktı. Adeta paket bir ürün alarak, bu satın almayla satıcı ülkeye ve şirkete süresiz bağımlılık yaşayacaktı. İşte Türkiye bu noktada farkını ortaya koyarak alıcıya her türlü esneklik sağlıyor; sadece ürün satmıyor, aynı zamanda satış sonrası alıcı ülkenin kendi ihtiyaçlarını kendisinin giderebilmesi için altyapı desteği veriyor. Yani Türkiye balık vermiyor, o balığı tutmayı öğretiyor.
WORLD DEFENSE SHOW’DA TÜRK ŞİRKETLERİ GÖVDE GÖSTERİSİ YAPTI
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da bu yıl 2’ncisi düzenlenen World Defense Show (Dünya Savunma Fuarı) Türk şirketlerinin adeta çıkarma yaptığı bir fuar oldu. 63 üst düzey ve orta çaplı savunma şirketiyle katılım sağlayan Türkiye, fuarın en gözde ziyaret alanı olan 1’inci holde dünya devleri Lockhed Martin, Leonarda ve Airbus ile yarıştı. Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı’na (TSKGV) bağlı ortaklar olan ASELSAN, HAVELSAN, TUSAŞ, ROKETSAN ve STM gibi ana yüklenici şirketlerin yanı sıra Baykar, FNSS, BMC ve Otokar gibi birçok özel şirket de fuarda yerini aldı. Fuardaki dikkat çekici gelişmelerden biri de Savunma Sanayi Başkanlığı öncülüğünde alt yüklenici ve KOBİ düzeyindeki savunma firmalarının fuarda yer almasıydı.
SUUDİ ARABİSTAN İLE YAPILAN ANLAŞMA İLK MEYVELERİNİ VERMEYE BAŞLADI
60 adet Bayraktar Akıncı TİHA’nın 2025-2026 yılları arası teslim edileceği bilgisinin fuar esnasında paylaşılması, Türkiye Suudi Arabistan yatırım hacminin ilerleyen senelerde hangi boyutlara varacağını gözler önüne serdi. Savunma Sanayi Başkanı Haluk Görgün’ün TRT’ye verdiği röportajda belirttiği ihracat rakamlarının 2023 senesinde bir önceki seneye oranla yüzde 27’den fazla bir artış gösterdiği hususu yine Türkiye-Suudi Arabistan arası savunma sanayi ihracatında kazanılan ivmeyi açık bir şekilde gösterdi. Fuara katılım sağlayan Türk firmalarının platformları ve stantlarıyla kapsadığı alanın, fuar alanının tamamının yüzde 15’ini oluşturduğunu açıklayan SSB Başkanı Görgün, sadece ocak ayı verilerinin 330 milyon doları aştığını belirtti. Öte yandan ASELSAN’ın Suudi Arabistan’da açtığı ofisi ortak üretim tesisiyle zenginleştirmek için Suudi yetkililerle fikir birliğine varılması da fuarın en önemli gelişmelerinden biri oldu.
Son dönemde gündeme gelen ve yapıldığında İpek Yolu’nun devamı niteliğinde olacak Zengezur Koridoru’nun geçeceği güzergahları ihya edeceğini vurgulayan Uraloğlu, İran’ın da bu koridorun kendi topraklarından geçmesini istediğini bildirdi.
Zengezur Koridoru’nun kıymetli olduğuna dikkati çeken Uraloğlu, “Aklıselim olan bu koridorun kendi topraklarından geçmesini ister.” ifadesini kullandı.
FAV LİMANI’NDAN 1200 KİLOMETRELİK OTOBAN VE DEMİR YOLU UZANACAK
Kalkınma Yolu Projesi’nin önemine işaret eden Uraloğlu, “Kalkınma Yolu’nu hayata geçirdiğimiz zaman çevre ülkelerinin ilgisini çekecek. Yol yapıldığında Irak’ın güvenliğine katkı sağlayacak. Şu an Süveyş Kanalı’ndan 35 günde yapılan bir nakliyenin süresi 25 güne düşüyor. 10 gün çok uzun bir süre.” diye konuştu.
Uraloğlu, Türkiye’nin demir yolu projelerine ilişkin uygun şartlarda kredi bulabildiğini belirterek, bunun ülke için kıymetli olduğunu dile getirdi.
Türkiye’deki demir yollarında kapasiteyi artıracaklarını ve belirli noktalarda karşılıklı geçiş kuracaklarını vurgulayan Uraloğlu, şu değerlendirmede bulundu:
“Demir yolunda ilk etapta uluslararası koridorları tamamlama gayretindeyiz. Kalkınma Yolu’nun Türkiye’deki devamını bitireceğiz. Doğu Asya ve Basra Körfezi ülkelerinden Irak’ın güneyinde inşa edilen Fav Limanı’na gelecek yükler Türkiye’ye, buradan Avrupa’ya ulaştırılacak. Bu amaçla 2022’nin başında altyapı çalışmalarına başlanan ve 4 yılda tamamlanması öngörülen projeyle Fav Limanı’ndan ülkemize ulaşacak yaklaşık 1200 kilometrelik çift yönlü otoban ve demir yolu inşa edilmesi planlanıyor. Bu yatırımın maliyetinin yaklaşık 16 milyar dolar olması bekleniyor. İlerleyen zamanlarda projeye gaz ve petrol boru hatlarının da dahil edilmesi öngörülüyor.”
KALKINMA YOLU HATTINDAKİ DEMİR YOLU İÇİN 5,8 MİLYAR DOLAR HARCANACAK
Türkiye’den geçecek Kalkınma Yolu’nun demir ve kara yolu olarak Basra Körfezi’nden Avrupa’ya yük ve yolcu taşıyacağını vurgulayan Uraloğlu, Türkiye’de Ovaköy (Hudut)-Nusaybin-Mardin-Şanlıurfa-Gaziantep-Adana-Mersin (Yenice)-Ulukışla-Karaman-Konya-Afyonkarahisar-Eskişehir-Gebze-İstanbul-Edirne güzergahının kullanmasının planlandığını anlattı. Uraloğlu, şu bilgiyi verdi:
“Bu güzergah toplam 2 bin 88 kilometre. Koridor üzerindeki hat kapasitesinin artırılması amacıyla yeni çift hat ve ikinci hat yapımlarıyla eksik kalan kesimlerdeki elektrifikasyon ve sinyalizasyon çalışmaları yapılıyor. Koridorun 1034 kilometrelik kısmının 689 kilometresinde hızlı tren hattı, 345 kilometresinde elektrifikasyon ve sinyalizasyon yapım çalışmaları devam ediyor. Proje çalışmaları büyük ölçüde tamamlanan 615 kilometrelik yeni demir yolu hattında ise yapıma yönelik planlama çalışmaları sürdürülüyor. Ülkemizin Kalkınma Yolu koridoru üzerinde planlanan yeni demir yolu hatları için 5,8 milyar dolarlık ilave yatırım yapılması öngörülüyor.”
KALKINMA YOLU PROJESİ’NİN TASARIMLARI TAMAMLANDI
Uraloğlu, Türkiye ile Irak arasında tesis edilmesi düşünülen doğrudan demir yolu bağlantısının Irak’tan ülke sınırına kadar olan kısmının da Kalkınma Yolu Projesi’nin bir parçasını oluşturduğunu dile getirdi.
Türkiye tarafında “Nusaybin-Cizre-Silopi-Ovaköy” Irak tarafında ise “Rabiyya-Fişhabur” olarak öngördükleri hat kapsamında, ülke sınırları içindeki kesimle ilgili yaklaşık 130 kilometrelik projenin hazır olduğunu vurgulayan Uraloğlu, şunları kaydetti:
“Kalkınma Yolu Projesi’nin danışman firması tasarımlarını 2023’ün başı itibarıyla tamamladı. Ayrıca ‘Kalkınma Koridoru’nun ülkemizdeki kara yolu geçişinin ise 1912 kilometre olması planlandı. Halihazırda Kapıkule-Şanlıurfa hattında 1592 kilometrelik kısımda mevcut otoyolla bağlantı sağlanacak. Bununla birlikte, Kalkınma Koridoru kapsamında Şanlıurfa ile Ovaköy arasında 320 kilometrelik yeni otoyol yatırımı planlanıyor. Bu otoyol yatırımının da yaklaşık 2 milyar dolar yatırım bedeli bulunuyor.”
YAVUZ SULTAN SELİM KÖPRÜSÜ’NDEN GEÇECEK TREN PROJESİ
Yavuz Selim Köprüsü’nden geçecek tren hattı projesinin bittiği bilgisini veren Uraloğlu, “Birleşik Arap Emirlikleri ile kredi noktasında konuşuyoruz. Cumhurbaşkanı’mızın bu ay ülkeye ziyarette bu konuda bir mesafe alabiliriz. Bu yıl içinde ihalesini yapar, başlarız.” diye konuştu.
Uraloğlu, Avrupa Yatırım Bankası’nın 23 milyar dolarlık Orta Koridor’a kredi verme konusunda ciddi bir aşama kaydedildiğini de sözlerine ekledi.
]]>Buna göre, Türkiye Cumhuriyeti döneminde ilk sayımın yapıldığı 1927 yılında 13 milyon 648 bin 270 olan nüfus, Cumhuriyet’in 100’üncü yılının kutlandığı geçen yıl 85 milyon 372 bin 377 kişiye çıktı.
1927’de 63 il ve 328 ilçesi bulunan Türkiye’de, 2023’te 81 il ve 973 ilçeye ilişkin nüfus verileri derlenmiş oldu.
Nüfus yoğunluğu olarak tanımlanan “bir kilometrekareye düşen kişi sayısı” 1927 yılında 18 iken bu sayı 93 kişi yükselerek Cumhuriyet’in 100. yılında 111 oldu.
TÜRKIYE’NIN 1950’DEKI NÜFUS YOĞUNLUĞU 27
Türkiye’de nüfus sayımları 1935 ile 1990 yılları arasında düzenli olarak sonu 0 ve 5 ile biten yıllarda uygulandı. Bu kapsamda düzenli nüfus sayımının başladığı 1935’te ülke nüfusu 16 milyon 158 bin 18 kişi olarak kaydedilirken il sayısı 57, ilçe sayısı 356 olarak kayıtlara geçti. Söz konusu yılda ülkenin nüfus yoğunluğu 21’e çıktı.
Demokrat Parti’nin iş başına geldiği 1950 yılında nüfus 20 milyon 947 bin 188 kişiye ulaştı. Bu tarihte 63 il ve 422 ilçesi bulunan Türkiye’nin nüfus yoğunluğu 27 olarak kayıtlara geçti.
“MILENYUM YILI”NDA ÜLKE NÜFUSU 68 MILYONA YAKLAŞTI
Geçmiş sayımlarda olduğu gibi 2000 yılının nüfus sayımı da “bir gün sokağa çıkma yasağı” uygulanarak gerçekleştirildi. “Milenyum yılı” olarak kabul edilen söz konusu yılda ülke nüfusu 67 milyon 803 bin 927’ye ulaştı. O yıl, il sayısı 81, ilçe sayısı 850’ydi. Türkiye’nin nüfusu bu yüzyılda yaklaşık 18 milyon artmış oldu.
TÜRKIYE NÜFUSU 2007 YILINDA 70,6 MILYONDU
Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) ise “Nüfus Hizmetleri Kanunu” çerçevesinde kuruldu. Bu kapsamda öncelikle ülke genelindeki tüm adres bilgilerinin kaydedildiği “Ulusal Adres Veri Tabanı (UAVT)” oluşturuldu.
Daha sonra, Türkiye’de ikamet eden ülke vatandaşlarının adresleri, Merkezi Nüfus İdaresi Sistemi (MERNİS) veri tabanındaki kimlik numarası, yabancı uyruklu kişilerin adresleri ise pasaport numarası ile eşleştirildi.
Söz konusu sistemin hayata geçirildiği 2007 yılında ülke nüfusu 70 milyon 586 bin 256 kişi, nüfus yoğunluğu 92 olarak hesaplandı.
YILLIK NÜFUS ARTIŞ HIZI GERİLEDİ
Cinsiyete göre nüfusa bakıldığında, erkek nüfusu 1927’de 6,6 milyon, 1935’te 7,9 milyon, 1950’de 10,6 milyon, 2000’de 34,3 milyon, 2007’de 35,4 milyon oldu. Kadın nüfus ise söz konusu yıllarda sırasıyla 7,1 milyon, 8,2 milyon, 10,4 milyon, 33,4 milyon, 35,2 milyon olarak kaydedildi.
Geçen yıl ise erkek nüfusun 42 milyon 734 bin 71, kadın nüfusun 42 milyon 638 bin 306 kişi olduğu görüldü.
Yıllık nüfus artış hızı 1935’te binde 21,1, 1950’de binde 21,7 olurken bu oran 2000 yılında binde 18,3’e geriledi. Söz konusu oran geçen yıl binde 1,1 olarak kaydedildi.
ALTIN VE MİNERAL ZENGİNİ ÜLKEDEN TÜRKİYE’YE ORTAKLIK TEKLİFİ
Gulov, Türkiye-Tacikistan diplomatik ilişkilerinin 32. yıl dönümüne ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
İki ülkenin diplomatik ilişkilerde 32 yılı geride bıraktığını hatırlatan Gulov, Türkiye’nin Tacikistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülkelerden biri olduğunu belirterek “Bağımsızlığımızın ardından, Türkiye ile ilişkiler Tacikistan’ın dış politikasının önceliklerinden biri haline geldi ve halen çok yönlü olarak etkin şekilde gelişmeye devam etmektedir. Bu süre zarfında ikili işbirliği sayesinde önemli başarılar elde edilmiştir.” ifadesini kullandı.

Büyükelçi Gulov, iki ülke arasında 75’ten fazla işbirliği anlaşmasının olduğunu, 40’a yakın anlaşma taslağı üzerinde müzakerelerin devam ettiğini söyledi.
İki ülkenin uluslararası arenada birbirlerinin girişimlerini ve yapıcı tutumlarını desteklediğini vurgulayan Gulov, taraflar arasındaki üst düzey ziyaretlerin yapıcı şekilde olduğunu aktardı.
Gulov, Türkiye-Tacikistan dışişleri bakanlıkları arasındaki siyasi istişarelerin ve görüşmelerin heyetler nezdinde devam ettiğini belirterek “Sürekli gerçekleşmekte olan heyet toplantılarında sorunlar ele alınmakta ve taraflarca değerlendirilmektedir. 18 Aralık 2023’te Ankara’da gerçekleşen heyetler arasındaki dönem toplantısında ikili ilişkilerin mevcut durum ve perspektifin yanı sıra güncel uluslararası ve bölgesel konular da ele alındı.” değerlendirmesinde bulundu.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 10 Ocak’ta Duşanbe’yi ziyaret ettiğini hatırlatan Gulov, Fidan’ın Tacikistan Cumhurbaşkanı İmamali Rahman ve diğer yetkililerle verimli toplantılar gerçekleştirdiğini, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da bu yıl Tacikistan’ı ziyaret etme planının olduğunu kaydetti.
Gulov, ülkesinin dışişleri bakanının Antalya Diplomasi Forumu’na katılmasının planlandığını söyledi.
“HEDEFİMİZ TİCARET HACMİNİ 1 MİLYAR DOLARA ÇIKARMAKTIR”
İki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin de iki ülkenin öncelikli işbirliği gündemlerinden olduğunu vurgulayan Gulov, şöyle devam etti:
“Tacikistan istatistik verilerine göre 2023’te Tacikistan’ın Türkiye ile ticaret hacmi 363 milyon ABD dolarına denk gelmektedir. Bu rakam 2022’ye göre yüze 5 daha yüksek olsa bile yine de tatmin edici bulunmamakta. Zira her iki taraf bu rakamları daha da artırmak için yeterli potansiyele sahiptir.
Bizim hedefimiz ticaret hacmini 1 milyar dolara çıkarmaktır. Nitekim bu girişim ‘2023-2025 dönemi için Tacikistan ile Türkiye arasında ticaretin 1 milyar dolara çıkarmanın yol haritasında’ yer almıştır.
Ticaret hacmini bir milyar ABD dolarına çıkarmak için bankacılık alanında işbirliği genişletmek, özellikle iki ülkede karşılıklı bankalarının temsilciliklerinin açılması gerekmektedir.
Tacikistan, özellikle altın, alüminyum, diğer minerallerin çıkarılması ve pamuğun işlenmesi alanlarında dost ülke Türkiye ile ortak işletmeler kurmayı hedefliyor.”
1 OCAK 2022’DEN BU YANA TÜRK VATANDAŞLARI TACİKİSTAN’A VİZESİZ GİRİŞ YAPABİLİYOR
Gulov, Türkiye ve Tacikistan’ın ortak tarihi ve kültürel değerlere sahip olduğunu, karşılıklı olarak kültür günlerinin iki ülkede gerçekleşmesinin kültürel bağları güçlendiren girişimlerin arasında bulunduğunu aktardı.
1996’dan bu yana Tacik öğrencilerin Türkiye’de yüksek öğretim kurumlarında eğitim gördüğünü anlatan Gulov, “Resmi istatistiklere göre şu anda Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinde ekonomi, uluslararası ilişkiler, dil ve mühendislik bölümlerinde yaklaşık 900 Tacik öğrenci eğitim görmektedir. Öğrencilerimiz, Türkiye’nin önde gelen üniversitelerindeki eğitim kalitesi ve hocalarla olan etkileşimlerinden memnun olduklarını dile getiriyor. Her yıl, ülkemiz için tahsis edilen burslara dayanarak, belirli sayıda öğrencimiz Türkiye’deki devlet üniversitelerinde ücretsiz olarak eğitim görmektedir.” dedi.
Tacikistan’ın “açık kapı politikası” ile 1 Ocak 2022’den itibaren Türk vatandaşlarının ülkelerine vizesiz giriş kolaylığı getirdiğini hatırlatan Gulov, bu girişimin iki ülke arasındaki turistik çekiciliğin artmasına katkıda bulunacağını vurguladı.
ALTIN VE MİNERAL ZENGİNİ ÜLKEDEN TÜRKİYE’YE ORTAKLIK TEKLİFİ
Gulov, Türkiye-Tacikistan diplomatik ilişkilerinin 32. yıl dönümüne ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
İki ülkenin diplomatik ilişkilerde 32 yılı geride bıraktığını hatırlatan Gulov, Türkiye’nin Tacikistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülkelerden biri olduğunu belirterek “Bağımsızlığımızın ardından, Türkiye ile ilişkiler Tacikistan’ın dış politikasının önceliklerinden biri haline geldi ve halen çok yönlü olarak etkin şekilde gelişmeye devam etmektedir. Bu süre zarfında ikili işbirliği sayesinde önemli başarılar elde edilmiştir.” ifadesini kullandı.
Büyükelçi Gulov, iki ülke arasında 75’ten fazla işbirliği anlaşmasının olduğunu, 40’a yakın anlaşma taslağı üzerinde müzakerelerin devam ettiğini söyledi.
İki ülkenin uluslararası arenada birbirlerinin girişimlerini ve yapıcı tutumlarını desteklediğini vurgulayan Gulov, taraflar arasındaki üst düzey ziyaretlerin yapıcı şekilde olduğunu aktardı.
Gulov, Türkiye-Tacikistan dışişleri bakanlıkları arasındaki siyasi istişarelerin ve görüşmelerin heyetler nezdinde devam ettiğini belirterek “Sürekli gerçekleşmekte olan heyet toplantılarında sorunlar ele alınmakta ve taraflarca değerlendirilmektedir. 18 Aralık 2023’te Ankara’da gerçekleşen heyetler arasındaki dönem toplantısında ikili ilişkilerin mevcut durum ve perspektifin yanı sıra güncel uluslararası ve bölgesel konular da ele alındı.” değerlendirmesinde bulundu.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 10 Ocak’ta Duşanbe’yi ziyaret ettiğini hatırlatan Gulov, Fidan’ın Tacikistan Cumhurbaşkanı İmamali Rahman ve diğer yetkililerle verimli toplantılar gerçekleştirdiğini, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da bu yıl Tacikistan’ı ziyaret etme planının olduğunu kaydetti.
Gulov, ülkesinin dışişleri bakanının Antalya Diplomasi Forumu’na katılmasının planlandığını söyledi.
“HEDEFİMİZ TİCARET HACMİNİ 1 MİLYAR DOLARA ÇIKARMAKTIR”
İki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin de iki ülkenin öncelikli işbirliği gündemlerinden olduğunu vurgulayan Gulov, şöyle devam etti:
“Tacikistan istatistik verilerine göre 2023’te Tacikistan’ın Türkiye ile ticaret hacmi 363 milyon ABD dolarına denk gelmektedir. Bu rakam 2022’ye göre yüze 5 daha yüksek olsa bile yine de tatmin edici bulunmamakta. Zira her iki taraf bu rakamları daha da artırmak için yeterli potansiyele sahiptir.
Bizim hedefimiz ticaret hacmini 1 milyar dolara çıkarmaktır. Nitekim bu girişim ‘2023-2025 dönemi için Tacikistan ile Türkiye arasında ticaretin 1 milyar dolara çıkarmanın yol haritasında’ yer almıştır.
Ticaret hacmini bir milyar ABD dolarına çıkarmak için bankacılık alanında işbirliği genişletmek, özellikle iki ülkede karşılıklı bankalarının temsilciliklerinin açılması gerekmektedir.
Tacikistan, özellikle altın, alüminyum, diğer minerallerin çıkarılması ve pamuğun işlenmesi alanlarında dost ülke Türkiye ile ortak işletmeler kurmayı hedefliyor.”
1 OCAK 2022’DEN BU YANA TÜRK VATANDAŞLARI TACİKİSTAN’A VİZESİZ GİRİŞ YAPABİLİYOR
Gulov, Türkiye ve Tacikistan’ın ortak tarihi ve kültürel değerlere sahip olduğunu, karşılıklı olarak kültür günlerinin iki ülkede gerçekleşmesinin kültürel bağları güçlendiren girişimlerin arasında bulunduğunu aktardı.
1996’dan bu yana Tacik öğrencilerin Türkiye’de yüksek öğretim kurumlarında eğitim gördüğünü anlatan Gulov, “Resmi istatistiklere göre şu anda Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinde ekonomi, uluslararası ilişkiler, dil ve mühendislik bölümlerinde yaklaşık 900 Tacik öğrenci eğitim görmektedir. Öğrencilerimiz, Türkiye’nin önde gelen üniversitelerindeki eğitim kalitesi ve hocalarla olan etkileşimlerinden memnun olduklarını dile getiriyor. Her yıl, ülkemiz için tahsis edilen burslara dayanarak, belirli sayıda öğrencimiz Türkiye’deki devlet üniversitelerinde ücretsiz olarak eğitim görmektedir.” dedi.
Tacikistan’ın “açık kapı politikası” ile 1 Ocak 2022’den itibaren Türk vatandaşlarının ülkelerine vizesiz giriş kolaylığı getirdiğini hatırlatan Gulov, bu girişimin iki ülke arasındaki turistik çekiciliğin artmasına katkıda bulunacağını vurguladı.
]]>Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurul Üyesi, Türkiye Azerbaycan Dostluk İşbirliği ve Dayanışma Vakfı Başkanı Prof. Dr. Aygün Attar, Azerbaycan’daki seçimleri ve bölgenin geleceğine etkisini yazdı.

CAN KELİMESİYLE ÖZDEŞLEŞEN ÜLKE: AZERBAYCAN
Prof. Dr. Aygün Attar’ın yazısı şöyle:
Azerbaycan bizim için Can kelimesi ile özdeşleşen kardeş ülkedir. Dostur müttefiktir özdür Azerbaycan.
Devlet başkanlarımız ve resmî yetkililer tarafından uluslararası ilişkilerin dayandığı varsayımların fevkinde değerlendirilen milletçe kalbimizde özel yeri olan Can Azerbaycan cumhurbaşkanı seçimlerine sayılı günler kaldı.

Azerbaycan seçimlerini duygusal bağlarımızın ötesinde bölgesel konumu ve jeopolitik
önemi nedeniyle tahlil edersek karşımıza havzanın petrol ve doğalgaz kaynaklarının kullanılmasına yönelik doğru stratejiyi belirleyerek, ülkenin ulusal çıkarlarını uluslararası bazda giderek artan enerji ihtiyaçları ile uzlaştırmış ve bu bağlamda güvenilir bir ortak imajı kazanmış, ulusal iktisadi ve mali temettüleri güçlendirmek suretiyle uluslararası etkinliğini yükseltmiş olan bir ülke çıkıyor.

AZERBAYCAN GAZININ AVRUPA’YA AKIŞININ ÖNEMİ
Dünya üzere alternatif enerji kaynağı olarak kabul edilen Hazar Denizi bölgesinde petrol ve doğalgaz üretimine ilişkin temel risklerden biri üretilen ürünün dünya pazarlarına güvenli ve serbest güzergahlarla sevk edilmesi ile ilgilidir. Bu açıdan bakıldığında Azerbaycan ve taraftarlarının ürettiği petrol ve doğalgaz ürünlerini dış pazarlara ihraç etme ve ihracat rotalarını çeşitlendirme açısından daha avantajlı bir konumdadır.
Hazar gazının alternatif yollardan Avrupa ülkelerine ihracatı, sadece Azerbaycan’ın değil, tüm Hazar havzası ülkelerinin doğalgaz ihracatına ilişkin risklerini ciddi oranda azaltmış ve jeoekonomik güvenilirliğini artırmıştır. Bunun yanı sıra Güney Gaz Koridoru ve “Şahdeniz-2” projesinin hayata geçirilmesi ile Azerbaycan doğalgazının Avrupa pazarına çıkarılması bu güvenilirliği daha da güçlendirmiştir.
Azerbaycan, Güney Doğalgaz Koridoru aracılığıyla Avrupa’ya yakıt sağlayarak Avrupa’nın enerji güvenliğinin istikrara kavuşmasında önemli bir rol oynamaktadır.
Batı ile Rusya arasındaki jeopolitik çatışma ve enerji kaynaklarının jeopolitik araca dönüşmesi ortamında Azerbaycan’dan Avrupa’ya kesintisiz enerji akışı Batı’nın rekabet gücünü artırmıştır.
Azerbaycan, İran ve Rusya gibi bölge devletleriyle çevrili olmasına rağmen Avrupa’ya karşı enerji güvenliği ile ilgili yükümlülüklerini yerine getirmiştir.

“AVRUPA’NIN AZERBAYCAN’I GÜVENİLİR ORTAK OLARAK ADLANDIRMASI TESADÜF DEĞİL”
Azerbaycan Cumhurbaşkanı bundan 100 yıl sonra bile Azerbaycan’ın ortaklar için güvenilir ve önemli bir ortak olacağını belirtmiştir. Bu bağlamda Avrupa Komisyonu’nun Azerbaycan’ı güvenilir bir ortak, Avrupa Birliği Enerji Komisyonu’nun da Azerbaycan’ı “Pan-Avrupa Doğalgaz tedarikçisi” olarak adlandırması da tesadüf değildir.
2022 yılının Temmuz ayında Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’iniştiraki ile Azerbaycan ile Avrupa Birliği arasında enerji alanında Stratejik Ortaklığa İlişkin Mutabakat Zaptı, Aralık ayında ise Bükreş’te “Azerbaycan Cumhuriyeti, Gürcistan, Romanya ve Macaristan Hükümetleri arasında yeşil enerji kalkınması ve nakli alanında stratejik ortaklık anlaşması” imzalanmıştır. Ayrıca, 2022 yılının Ekim ayında Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da “Yunanistan-Bulgaristan Doğalgaz Ara Bağlantı Kısmı” (IGB) açılış töreni düzenlenmiştir. 2023 yılı Nisan ayının 25-de Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Bulgaristan’a yaptığı resmi ziyareti sırasında “Bulgartransgaz” (Bulgaristan), “Transgaz” (Romanya), FGSZ (Macaristan) ve “Eustream” (Slovakya) ile Azerbaycan Cumhuriyeti Devlet Petrol Şirketi (SOCAR) arasında “İşbirliğinin Geliştirilmesine İlişkin Mutabakat Zaptı” imzalandı. İmzalanan akitle, Azerbaycan’dan Avrupa’ya ilave doğalgaz tedariki konusunda 4 nakil sistemi operatörü ile SOCAR arasındaki işbirliği koşulları belirlenmektedir.

“AZERBAYCAN ULAŞIM MERKEZİ HALİNE GELDİ”
Azerbaycan hem Avrasya’nın giriş kapısı, hem Doğu-Batı ulaşım ve komünikasyon koridorlarının merkezi devleti olarak değerlendiriliyor. Azerbaycan’dan geçen tarihi İpek Yolu, ülkenin lojistik alanında kadim geleneklere sahip olduğunu göstermektedir. Ülke enerji ve ticaret yollarının kesişme noktasında yer almakta olup gelişmiş altyapısıyla bir ulaşım merkezi haline gelmiştir.
Kadim İpek Yolu’nun hayata döndürülmesinde konusunda önemli yere sahip Azerbaycan, aynı zamanda Bakü-Tiflis-Kars (BTQ) demiryolunun, “Kuzey-Güney”, “Doğu-Batı” Uluslararası Ulaşım Koridorlarının girişimcisi ve uygulayıcısı olarak öne çıkmaktadır. Azerbaycan, Doğu ile Batı arasında bir kapı görevi görmesinin yanı sıra, Kuzey ile Güney’i birbirine bağlayan önemli bir geçiş merkezidir.
Azerbaycan’ın küresel ve bölgesel jeopolitik ağırlığını artıran ana faktörlerden biri, kendine yeten bir ekonomiye, maddi ve insan kaynaklarına, milli iradeye, halk tarafından desteklenen bir hükümete, güçlü bir güvenlik sistemine ve diğer zaruri kurumlara sahip olması, tüm bunlara dayanarak bağımsız bir iç ve dış politika yürütmektedir.
Karabağ Zaferi ile işgalden azad edilmiş topraklarda yeni yatırımlar yaparak petrol ve doğal gaz dışında ülke bütçesine kaynak yaratan Azerbaycan yönetimi son yıllarda yaşanan küresel salgın, makroekonomik istikrarsızlıklar ve İkinci Karabağ Savaşı da dahil olmak üzere savaşlara rağmen bu krizleri ekonomik açıdan en az hasarla atlatmıştır.
Azerbaycan,enerji kaynakları açısından zengin olmasına ve dünyada enerji kaynakları ihracatçısı olarak bilinmesine rağmen yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına da önem vermiştir.
Aynı zamanda AC cari yılda BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi – “COP29” Taraflar Konferansının 29. oturumuna da ev sahipliği yapacaktır. Bu sadece dünya toplumunun dikkatini çekmekle kalmayacak, aynı zamanda Azerbaycan’a uluslararası iklim işbirliğinde kilit oyuncu olarak yeni bir statü kazandıracaktır. Dünya toplumunun güvenini ve Azerbaycan’ın uluslararası düzeydeki mevcut başarısını ilk göstergelerinden biri, Ermenistan ve Bulgaristan’ın Azerbaycan lehine adaylıktan çekilmesidir.
Azerbaycan, Türkiye ile birlikte Güney Kafkasya bölgesini kalkındıracak 3+3 formülü ile tüm komşu ülkelerin ekonomik refahını temin edecek bir proje önerinde bulundu.

AZERBAYCAN VE TÜRKİYE ELİNİ TAŞIN ALTINA KOYDU
Bölgenin kaderini değiştirmek için elini taşın altına koyan Azerbaycan ve Türkiye devlet başkanları her seferinde işbirliği yönünde çağrılarını yenilemekteler. Ayrıca Asya ile Avrupa arasındaki lojistik transferi üstlenen ve Zengezur Koridoru ile dünya ülkeleri arasında tenasüp oluşturmaya talip olan Azerbaycan, Türkiye’nin kıtalar arası önemli enerji geçiş alanı olmasını sağlayan projeleri gündeminden düşürmüyor.
Batı ile Rusya arasındaki jeopolitik çatışma ve Rusya’ya uygulanan yaptırımlar nedeniyle İran’ın nükleer programı nedeniyle uyguladığı yaptırımlar nedeniyle Kuzey Koridoru ve Güney Rotası’nın geçerliliğinin kalmaması, Azerbaycan’dan geçen Orta Koridor’un önemini artırıyor. Halihazırda Orta Koridor, Kazakistan-Azerbaycan-Gürcistan-Türkiye’nin oluşturduğu Trans-Hazar Uluslararası Taşımacılık Koridoru sayesinde faaliyet göstermektedir. Azerbaycan, bu koridorun nakil kapasitesini artırmak amacıyla Hazar Denizi’ndeki limanlarına ve Bakü-Tiflis-Kars demiryoluna yatırımlarını artırıyor.
Halkın iradesinin sandığa yansıttığı tercih sonucunda seçilecek olan devlet Başkanı Azerbaycan ‘ın savaş sonrası yeni, şahlanış döneminin itibarnamesini de elinde tutarak yeni bir dönem başlatacaktır.
Mevcut Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tabiriyle “Azerbaycan, tarihi bir dönemi Karabağ Zaferi ile taçlandırarak geride buraktı.Şimdi yeni bir şahlanma dönemi Azerbaycan’ı bekliyor.”
Yolun açık uğurların bol zaferlerin daim olsun, Azerbaycan.
TÜİK’ten yapılan açıklamaya göre, aralık ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 37,8 azalarak 9 milyar 713 milyon dolardan, 6 milyar 39 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2022 Aralık ayında yüzde 70,2 iken, 2023 Aralık ayında yüzde 79,2’ye yükseldi.
Genel ticaret sistemine göre ihracat 2023 yılı Ocak-Aralık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 0,6 artarak 255 milyar 777 milyon dolar, ithalat yüzde 0,5 azalarak 361 milyar 774 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Ocak-Aralık döneminde dış ticaret açığı yüzde 3,2 azalarak 109 milyar 541 milyon dolardan, 105 milyar 997 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2022 Ocak-Aralık döneminde yüzde 69,9 iken, 2023 yılının aynı döneminde yüzde 70,7’ye yükseldi.
EN FAZLA İHRACAT YAPILAN ÜLKE ALMANYA
Aralık ayında ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 1 milyar 679 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 1 milyar 314 milyon dolar ile ABD, 1 milyar 254 milyon dolar ile Irak, 1 milyar 217 milyon dolar ile Birleşik Krallık, 1 milyar 22 milyon dolar ile İtalya takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 28,2’sini oluşturdu.
Ocak-Aralık döneminde ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 21 milyar 92 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 14 milyar 826 milyon dolar ile ABD, 12 milyar 786 milyon dolar ile Irak, 12 milyar 468 milyon dolar ile Birleşik Krallık ve 12 milyar 381 milyon dolar İtalya ile takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 28,8’ini oluşturdu.
İTHALATTA İLK SIRA RUSYA’NIN
İthalatta Rusya Federasyonu ilk sırayı aldı. Aralık ayında Rusya Federasyonu’ndan yapılan ithalat 4 milyar 209 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 3 milyar 270 milyon dolar ile Çin, 2 milyar 514 milyon dolar ile Almanya, 1 milyar 470 milyon dolar ile İtalya, 1 milyar 330 milyon dolar ile ABD izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 44,1’ini oluşturdu.
Ocak-Aralık döneminde ithalatta ilk sırayı Rusya Federasyonu aldı. Rusya Federasyonu’ndan yapılan ithalat 45 milyar 602 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 44 milyar 980 milyon dolar ile Çin, 28 milyar 684 milyon dolar ile Almanya, 19 milyar 902 milyon dolar ile İsviçre, 15 milyar 778 milyon dolar ile ABD izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 42,8’ini oluşturdu.
]]>Bakanlık detayları şöyle açıkladı:
İhracatçı Firmaların Sayısı:
2002 yılında 31.855 olan ihracatçı firma sayımız, 2023 yılında % 339 artarak 139.830’a yükselmiştir. Ayrıca, 2023 yılında ilk kez ihracat yapan firma sayısı 38 bin 574 olurken, bu firmaların toplam ihracata katkıları 6,6 milyar dolar olmuştur.
İhracat Yaptığımız Ülkeler ve Ülke Blokları:
2023 yılında 240’tan fazla ülkeye/gümrük bölgesine 12.886 ürünümüzü ulaştırdık.
Bu ülkelerden 70’ine tarihin en yüksek ihracatını gerçekleştirdik.
En önemli ticari partnerimiz Avrupa Birliği üye ülkelerinin (AB-27) 2023 Ocak-Kasım döneminde, dünyadan ithalatı % 16,1 oranında geriledi.
Buna karşın ülkemizin AB-27’ye yaptığı ihracat 2023’de geçen yıla göre % 1,2 artışla 104,3 milyar dolar olarak gerçekleşti.
Son dönemde ticari ve ekonomik ilişkilerimizin arttığı Yakın ve Ortadoğu bölgesine ihracatımız % 2,2 artış ile 46,2 milyar dolara yükseldi.
Türk Cumhuriyetleri’ne ihracatımız ise 2023’de % 26,9 artış ile 10,2 milyar dolara ulaşarak tarihi rekor kırmıştır.
İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) üyesi ülkelerine (57 ülke) ise, 2023 yılında ihracatımız %3,68 artışla 67,3 milyar dolara ulaşarak yeni bir rekora imza atmıştır.
İhracatımızdaki Ürün Grupları:
2023 yılında imalat sanayi ihracatımız 241 milyar dolar ile en yüksek değere yükselerek toplam ihracattan % 94,2 pay almıştır.
Orta yüksek ve yüksek teknoloji ürün ihracatımızın payı ise % 40,3’e yükselmiştir. Hava taşıtları ve bunların aksamları, ilaçlar, bağışıklık ürünleri, video kayıt cihazları ve fotovoltaik hücreler en çok ihraç ettiğimiz yüksek teknolojili ürünler olarak öne çıkmaktadır.
1 milyar doların üstünde ihracatı gerçekleştirilen fasıl sayısı 2023 yılında 54’e ulaşmış, 39 fasılda tarihin en yüksek ihracatı yapılmıştır.
2023 yılında 49 ülkeye 1 milyar doların üzerinde ihracat gerçekleştirilmiştir.
30 ilimiz 1 milyar doların üzerinde ihracat rakamına ulaşmıştır.
İhraç ürünlerimizin küresel ihracatına baktığımızda ;
İnşaat demiri, ham/blok/yarı işlenmiş mermer-traverten, çimento ihracatlarında dünyada birinci, Fındık, un, rafine ayçiçek yağı, kuru üzüm, kuru kayısı, kuru incir, kabuksuz antep fıstığı ve bulgur ihracatlarında dünyada birinci, Ev tekstili ihracatında Avrupa’da birinci,
Halı ihracatında dünyada ikinci,
Otobüs, midibüs ve minibüs, elektrikli fırın, bulaşık makineleri, çamaşır makineleri ihracatlarında dünyada dördüncü,
Buzdolabı ve derin dondurucu, elektrikli küçük ev aletleri ihracatlarında dünyada beşinci,
Tekstil ve hazır giyim toplam ihracatında dünyada yedinci,
Kamyon, kamyonet, pick-up ihracatlarında dünyada sekizinci, sıradayız.
İhracatımızı daha üst seviyelere çıkarmak amacıyla yürüttüğümüz etkin politika ve stratejilerimiz ile 2024 yılı OVP hedefimiz olan 267 milyar dolar mal ihracat hacmine ulaşmak için çalışmalarımıza 2024 yılında da durmaksızın devam ediyoruz.
]]>“Türkiye’nin verisini Türkiye’de tutuyoruz”
Veriyi sadece taşımanın yanı sıra aynı zamanda güvenliğini sağlamanın da çok önemli olduğunu vurgulayan Dr. Ali Taha Koç, şunları söyledi: “Dijital çağ, bir başka deyimle veri çağının içindeyiz. Bu çağın ham maddesi, kişisel ve kurumsal veriler. Bugün dünyanın en kıymetli ham maddesi olan veriyi elinde bulunduranlar, tüm dünya üzerinde etkili oluyor ve özellikle endüstriyel dönüşümde büyük rol oynuyor. Verinin yeni petrol olduğu günümüzde kurumların, bireylerin ve hatta ülkelerin bilgi varlıklarının güvenliğinin sağlanması odak noktamız olması lazım. Verilerimizin gizliliğini, bütünlüğünü, kullanılabilirliğini korumazsak veriye sahip olma avantajımızı kaybederiz. Biz Turkcell olarak bunu öngörerek yıllar içinde yaptığımız yatırımlarla Türkiye’nin verisini Türkiye’de tutacak veri merkezleri kurduk ve geliştirmeye de devam ediyoruz. Ülke geneline yayılmış stratejik lokasyonlarda 4 tanesi yeni nesil olmak üzere toplamda 8 veri merkezimizle hizmet sunuyoruz. Bu veri merkezlerimizde Türkiye’nin yanı sıra dünyanın önde gelen markalarının da verilerini güvenle saklıyoruz.”
“Veri Koruma Günü farkındalık için çok kıymetli”
Dijital dönüşümün yaygınlaşmasının ‘siber güvenlik’ risklerini de beraberinde getirdiğinin altını çizen Dr. Ali Taha Koç, “Avrupa Konseyi’nin 28 Ocak 1981 tarihinde imzaya açtığı ve ülkemizin de taraf olduğu sözleşmeye istinaden bugün, Veri Koruma Günü olarak ilan edildi. 2016 yılından bu yana ülkemizde de verinin korunması için farkındalık sağlayan bugünün kutlanmasını da çok kıymetli buluyorum. Ülkemizde siber güvenlik ve kişisel mahremiyetin korunmasını ulusal güvenliğin, toplum güvenliğinin bir parçası olarak görüyoruz” diye konuştu.
“Türkiye’yi BiP gibi yerli uygulamaları kullanmaya çağırıyorum”
Teknoloji altyapılarını geliştirirken en önem verdikleri noktanın veri güvenliği olduğunu belirten Dr. Ali Taha Koç, şöyle devam etti: “Vatandaşlarımızın ve şirketlerimizin verisini ülkemiz sınırlarında tutarak hem milli güvenliğimize hem de geleceğimize sahip çıkıyoruz. Şunu bir kez daha özellikle belirtmek isterim ki sahip olduğumuz verinin güvenliği bizim için artık sınırlarımızın güvenliği kadar önemli ve öncelikli. Veri merkezlerine yaptığımız yatırımlar uluslararası alanda da dikkat çekiyor.”
Türkiye’nin yanı sıra dünyanın önde gelen markalarının da verilerini güvenle saklamak için Turkcell veri merkezlerini tercih ettiğini vurgulayan Dr. Ali Taha Koç, sözlerini şöyle noktaladı: “Dünyanın geleceğine yön veren ‘veri egemenliği’, bir şirketi de bir ülkeyi de rekabete dayanıklı kılan önemli bir faktör. Turkcell olarak bizim de katkı sağladığımız Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi ve Eylem Planı üzerinden, Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi ile çalışmalar yürütüyoruz. Tüm bu çalışmalarımızla “Türkiye Yüzyılı”nı “Dijitalin Yüzyılı” yapma hedefimize hızla koşarak, veri güvenliği alanındaki yatırımlarımıza aralıksız devam edeceğiz. Son olarak, bir süre önce Sayın Cumhurbaşkanımızın yaptığı konuşmada değindiği üzere tüm Türkiye’yi BiP ve diğer yerli uygularımızı kullanmaya ve böylece veri güvenliğimize katkıda bulunmaya çağırıyorum.”
Turkcell’in 4’ü yeni nesil toplam 8 veri merkezi var
ALMANYA AĞIR DARBE ALDI
Kızıldeniz’deki saldırılar nedeniyle Avrupa’nın en büyük ekonomisi Almanya’da bazı sektörlerde küçülme yaşanacağı uyarısında bulunuldu. Ekonomisi 2023’te yüzde 0.3 küçülen ülkede bazı şirketler üretimi azaltmaya ya da alternatif tedarik rotaları aramaya başladı. Almanya’daki diğer şirketlerin açıklamalarına göre satın alma departmanları çoğu zaman istenilen ürünleri bulmakta zorlanıyor. Asya’dan Akdeniz’e giden gemilerin nakliye maliyetleri ise şimdiden 4 kat arttı. Krizin tırmanması daha geniş ekonomik sonuçlara ilişkin korkuları körüklüyor.
PANAMA DA AKSIYOR
ABD merkezli elektrikli otomobil üreticisi Tesla, geçen hafta Kızıldeniz’de gemilere yönelik saldırıların tedarik zincirini etkilemesi nedeniyle Berlin’deki fabrikasında üretimi iki hafta süreyle durdurma kararı aldığını bildirmişti. Edinilen bilgiye göre sadece Almanya’da 2 binden fazla fabrikada üretim 1 ile 5 gün arasında aksadı. Krizin Avrupa genelinde etkilediği fabrika sayısı ise 10 binlerle ifade ediliyor.
Küresel ticaretin kilit noktalarından biri olan Panama Kanalı da kuraklıkla mücadele ediyor. Krizin devam etmesi durumunda dünya ticaretinin kangren olmasından endişe ediliyor. Yağmur sularına muhtaç olan Panama Kanalı, şu an yüzde 20 kapasite ile çalışıyor.
TÜRKİYE LOJİSTİK AVANTAJA SAHİP
Sabah’ın haberine göre, İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Kazım Taycı, “Yaşanan durum hem navlun maliyetlerini artırıyor hem de ulaşım sürelerini yaklaşık 1 ay uzatıyor. Orta Asya, Orta Doğu ve tüm Avrupa’nın Asya Pasifik ve Uzak Doğu ülkelerinden tedarik ettiği ürünlerin tekrar bize kayması söz konusu olabilir. Türkiye, önemli bir lojistik altyapısına sahip ve Avrupa’ya da en kısa rota Türkiye’den olduğu için rakip ülkelere göre daha avantajlı durumdayız” dedi.
SİPARİŞLER YÜZDE 10 ARTTI
Türk Plastik Sanayicileri Araştırma, Geliştirme ve Eğitim Vakfı (PAGEV) Başkanı Yavuz Eroğlu, Kızıldeniz’de Husiler kaynaklı yaşanan problem nedeniyle geçiş rotalarının değiştiğini söyledi. Eroğlu, “Özellikle Avrupa gibi Türkiye’ye karayoluyla da ulaşabilen ülkeler yakın vadeli siparişlerini Türkiye’ye verdiler. Avrupa’dan gelen siparişlerde yüzde 10 civarında artış var. İlk çeyreği kapsayan siparişler için Türkiye’yi tercih ediyorlar” değerlendirmesini yaptı.
POZİTİF AYRIŞIYORUZ
İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkanı Ahmet Öksüz “Avrupa ve Asya bölgesinden gelen ürünlerin termin sürelerinin uzaması ve maliyetlerin artmasıyla tedarikte ülkemiz tercih ediliyor. Türkiye’nin jeopolitik konumu bizi rakiplerimizden pozitif ayrıştırıyor. Sektörümüzde de bu etkileri görmeye şimdiden başladık. Sipariş ve fiyat taleplerinde artış gözlemliyoruz” dedi.
B PLANI TÜRKİYE
İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Tecdelioğlu, yaşanan durumun küresel ticarette ciddi sıkıntılar yaratmaya başladığını kaydetti. Tecdelioğlu, “Tabii burada Türkiye’ye kısmi de olsa fırsatlar geliyor. Yani Türkiye tedarik zinciri olarak bir kez daha lojistik yakınlığından dolayı ön plana çıkmış oldu. Yani Türkiye alternatif bir ülke olarak birinci derecede Avrupa’nın ve çevre ülkelerimizin B planı olarak ön plana çıktı” ifadelerini kullandı.
KALICI ÇÖZÜM LAZIM
İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Denetim Kurulu Üyesi ve ARMATÜR Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Turhan, “Bu gelişmelerden ders çıkarılıp, iç pazar ve yerli üretimi destekleme sürecine geçiş olursa kazanç sağlarız. Yaşanan durumun tahmin edemeyeceğimiz veya bugünden göremeyeceğimiz başka etkileri de ortaya çıkacaktır. İlgili bakanlıkların hızla önlem alması gerekiyor” diye konuştu.
150 yıl önce olduğu gibi (Süveyş Kanalı öncesi) Afrika’yı dolaşarak gelen gemilerin hem zaman hem de maliyetleri katladı. Küresel ticareti sıkıntıya sokan bu durum Türkiye açısından ise hem iç pazarda hem de ihracatta pozitif bir tablo yarattı. Avrupa ve Asya’dan temin edemediği ara malı ürünler için her krizde olduğu gibi Türkiye’ye yöneldi. Özellikle kimya, otomotiv, sağlık gereçleri, beyaz eşya, valfler gibi ürün gruplarında hem iç hem dış pazarda talep patlaması yaşanıyor.
ALMANYA AĞIR DARBE ALDI
Kızıldeniz’deki saldırılar nedeniyle Avrupa’nın en büyük ekonomisi Almanya’da bazı sektörlerde küçülme yaşanacağı uyarısında bulunuldu. Ekonomisi 2023’te yüzde 0.3 küçülen ülkede bazı şirketler üretimi azaltmaya ya da alternatif tedarik rotaları aramaya başladı.
Almanya’daki diğer şirketlerin açıklamalarına göre satın alma departmanları çoğu zaman istenilen ürünleri bulmakta zorlanıyor. Asya’dan Akdeniz’e giden gemilerin nakliye maliyetleri ise şimdiden 4 kat arttı. Krizin tırmanması daha geniş ekonomik sonuçlara ilişkin korkuları körüklüyor.
PANAMA DA AKSIYOR
ABD merkezli elektrikli otomobil üreticisi Tesla, geçen hafta Kızıldeniz’de gemilere yönelik saldırıların tedarik zincirini etkilemesi nedeniyle Berlin’deki fabrikasında üretimi iki hafta süreyle durdurma kararı aldığını bildirmişti. Edinilen bilgiye göre sadece Almanya’da 2 binden fazla fabrikada üretim 1 ile 5 gün arasında aksadı. Krizin Avrupa genelinde etkilediği fabrika sayısı ise 10 binlerle ifade ediliyor.
Küresel ticaretin kilit noktalarından biri olan Panama Kanalı da kuraklıkla mücadele ediyor. Krizin devam etmesi durumunda dünya ticaretinin kangren olmasından endişe ediliyor. Yağmur sularına muhtaç olan Panama Kanalı, şu an yüzde 20 kapasite ile çalışıyor.
TÜRKİYE LOJİSTİK AVANTAJA SAHİP
Sabah’ın haberine göre, İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Kazım Taycı, “Yaşanan durum hem navlun maliyetlerini artırıyor hem de ulaşım sürelerini yaklaşık 1 ay uzatıyor. Orta Asya, Orta Doğu ve tüm Avrupa’nın Asya Pasifik ve Uzak Doğu ülkelerinden tedarik ettiği ürünlerin tekrar bize kayması söz konusu olabilir. Türkiye, önemli bir lojistik altyapısına sahip ve Avrupa’ya da en kısa rota Türkiye’den olduğu için rakip ülkelere göre daha avantajlı durumdayız” dedi.
SİPARİŞLER YÜZDE 10 ARTTI
Türk Plastik Sanayicileri Araştırma, Geliştirme ve Eğitim Vakfı (PAGEV) Başkanı Yavuz Eroğlu, Kızıldeniz’de Husiler kaynaklı yaşanan problem nedeniyle geçiş rotalarının değiştiğini söyledi. Eroğlu, “Özellikle Avrupa gibi Türkiye’ye karayoluyla da ulaşabilen ülkeler yakın vadeli siparişlerini Türkiye’ye verdiler. Avrupa’dan gelen siparişlerde yüzde 10 civarında artış var. İlk çeyreği kapsayan siparişler için Türkiye’yi tercih ediyorlar” değerlendirmesini yaptı.
POZİTİF AYRIŞIYORUZ
İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkanı Ahmet Öksüz “Avrupa ve Asya bölgesinden gelen ürünlerin termin sürelerinin uzaması ve maliyetlerin artmasıyla tedarikte ülkemiz tercih ediliyor. Türkiye’nin jeopolitik konumu bizi rakiplerimizden pozitif ayrıştırıyor. Sektörümüzde de bu etkileri görmeye şimdiden başladık. Sipariş ve fiyat taleplerinde artış gözlemliyoruz” dedi.
B PLANI TÜRKİYE
İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Tecdelioğlu, yaşanan durumun küresel ticarette ciddi sıkıntılar yaratmaya başladığını kaydetti. Tecdelioğlu, “Tabii burada Türkiye’ye kısmi de olsa fırsatlar geliyor. Yani Türkiye tedarik zinciri olarak bir kez daha lojistik yakınlığından dolayı ön plana çıkmış oldu. Yani Türkiye alternatif bir ülke olarak birinci derecede Avrupa’nın ve çevre ülkelerimizin B planı olarak ön plana çıktı” ifadelerini kullandı.
KALICI ÇÖZÜM LAZIM
İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Denetim Kurulu Üyesi ve ARMATÜR Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Turhan, “Bu gelişmelerden ders çıkarılıp, iç pazar ve yerli üretimi destekleme sürecine geçiş olursa kazanç sağlarız. Yaşanan durumun tahmin edemeyeceğimiz veya bugünden göremeyeceğimiz başka etkileri de ortaya çıkacaktır. İlgili bakanlıkların hızla önlem alması gerekiyor” diye konuştu.
ALMANYA AĞIR DARBE ALDI
Kızıldeniz’deki saldırılar nedeniyle Avrupa’nın en büyük ekonomisi Almanya’da bazı sektörlerde küçülme yaşanacağı uyarısında bulunuldu. Ekonomisi 2023’te yüzde 0.3 küçülen ülkede bazı şirketler üretimi azaltmaya ya da alternatif tedarik rotaları aramaya başladı. Almanya’daki diğer şirketlerin açıklamalarına göre satın alma departmanları çoğu zaman istenilen ürünleri bulmakta zorlanıyor. Asya’dan Akdeniz’e giden gemilerin nakliye maliyetleri ise şimdiden 4 kat arttı. Krizin tırmanması daha geniş ekonomik sonuçlara ilişkin korkuları körüklüyor.
PANAMA DA AKSIYOR
ABD merkezli elektrikli otomobil üreticisi Tesla, geçen hafta Kızıldeniz’de gemilere yönelik saldırıların tedarik zincirini etkilemesi nedeniyle Berlin’deki fabrikasında üretimi iki hafta süreyle durdurma kararı aldığını bildirmişti. Edinilen bilgiye göre sadece Almanya’da 2 binden fazla fabrikada üretim 1 ile 5 gün arasında aksadı. Krizin Avrupa genelinde etkilediği fabrika sayısı ise 10 binlerle ifade ediliyor.
Küresel ticaretin kilit noktalarından biri olan Panama Kanalı da kuraklıkla mücadele ediyor. Krizin devam etmesi durumunda dünya ticaretinin kangren olmasından endişe ediliyor. Yağmur sularına muhtaç olan Panama Kanalı, şu an yüzde 20 kapasite ile çalışıyor.
TÜRKİYE LOJİSTİK AVANTAJA SAHİP
Sabah’ın haberine göre, İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR) Yönetim Kurulu Başkanı Kazım Taycı, “Yaşanan durum hem navlun maliyetlerini artırıyor hem de ulaşım sürelerini yaklaşık 1 ay uzatıyor. Orta Asya, Orta Doğu ve tüm Avrupa’nın Asya Pasifik ve Uzak Doğu ülkelerinden tedarik ettiği ürünlerin tekrar bize kayması söz konusu olabilir. Türkiye, önemli bir lojistik altyapısına sahip ve Avrupa’ya da en kısa rota Türkiye’den olduğu için rakip ülkelere göre daha avantajlı durumdayız” dedi.
SİPARİŞLER YÜZDE 10 ARTTI
Türk Plastik Sanayicileri Araştırma, Geliştirme ve Eğitim Vakfı (PAGEV) Başkanı Yavuz Eroğlu, Kızıldeniz’de Husiler kaynaklı yaşanan problem nedeniyle geçiş rotalarının değiştiğini söyledi. Eroğlu, “Özellikle Avrupa gibi Türkiye’ye karayoluyla da ulaşabilen ülkeler yakın vadeli siparişlerini Türkiye’ye verdiler. Avrupa’dan gelen siparişlerde yüzde 10 civarında artış var. İlk çeyreği kapsayan siparişler için Türkiye’yi tercih ediyorlar” değerlendirmesini yaptı.
POZİTİF AYRIŞIYORUZ
İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkanı Ahmet Öksüz “Avrupa ve Asya bölgesinden gelen ürünlerin termin sürelerinin uzaması ve maliyetlerin artmasıyla tedarikte ülkemiz tercih ediliyor. Türkiye’nin jeopolitik konumu bizi rakiplerimizden pozitif ayrıştırıyor. Sektörümüzde de bu etkileri görmeye şimdiden başladık. Sipariş ve fiyat taleplerinde artış gözlemliyoruz” dedi.
B PLANI TÜRKİYE
İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Yönetim Kurulu Başkanı Çetin Tecdelioğlu, yaşanan durumun küresel ticarette ciddi sıkıntılar yaratmaya başladığını kaydetti. Tecdelioğlu, “Tabii burada Türkiye’ye kısmi de olsa fırsatlar geliyor. Yani Türkiye tedarik zinciri olarak bir kez daha lojistik yakınlığından dolayı ön plana çıkmış oldu. Yani Türkiye alternatif bir ülke olarak birinci derecede Avrupa’nın ve çevre ülkelerimizin B planı olarak ön plana çıktı” ifadelerini kullandı.
KALICI ÇÖZÜM LAZIM
İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) Denetim Kurulu Üyesi ve ARMATÜR Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Gökhan Turhan, “Bu gelişmelerden ders çıkarılıp, iç pazar ve yerli üretimi destekleme sürecine geçiş olursa kazanç sağlarız. Yaşanan durumun tahmin edemeyeceğimiz veya bugünden göremeyeceğimiz başka etkileri de ortaya çıkacaktır. İlgili bakanlıkların hızla önlem alması gerekiyor” diye konuştu.
Avrupa’da yükselişe geçen aşırı sağın Avrupa Birliği’nin en etkili ülkelerinden olan Almanya’nın temsilcisi AfD yeni bir açıklamaya imza attı.
İktidar olmaları halinde DE-EXIT sürecinin başlatılacağını duyurdu.
Anketlerde yüzde 23’e ulaşan ve ülkedeki ikinci büyük parti konumuna yükselen Almanya için Alternatif Partisi kıta Avrupa’sı için yeni bir döneme işaret ediyor.
Hareketin eşbaşkanı Alice Weidel’in İngiltere merkezli Financial Times gazetesine verdiği ropörtaj oldukça dikkat çekti.
Weidel, Avrupa Birliği üyeliğinden çıkılması için Brexit tarzı bir referandum talep edeceklerini ifade etti.
Oyları hızla yükselen partinin, olası bir iktidar olma durumunda gerçekleştireceği hamleyle, önce AB’nin “demokratik noksanlıklarını” gidermeyi amaçladığı vurgulandı.
Wiedel, Avrupa Komisyonu da dahil olmak üzere AB’nin seçim olmaksızın görev yürüten kurumlarının yetkilerini kısıtlamak için çaba göstereceklerini belirtti.
Bu durumun sağlanamaması halinde ise “Dexit” referandumu gerçekleştirileceğini aktarıldı.
AfD’nin eş başkanı Wiedel, Birleşik Krallık’ın AB’den çıkmasını kesinlikle doğru bulduğunu ifade etti.
Londra’nın 2016’da gerçekleştirdiği referandumun Almanya için bir rol model olduğunu belirtti.
GÖÇMENLERİN GÖNDERİLMESİ İÇİN GİZLİ TOPLANTI DÜZENLEMİŞLERDİ
Almanya “kitlesel sınır dışı planının” ele alındığı gizli bir toplantının basına sızdırılmasıyla siyasi anlamda karışıklığa sahne oldu.
Kasım ayında Berlin yakınlarındaki Potsdam’da bulunan bir otelde AfD yetkilileri başta olmak üzere aşırı sağcı görüşe sahip kişiler toplantı yapmış;
Alman vatandaşı olmayanların toplu sürgünü planının nasıl gerçekleştirileceği ele alınmıştı.
Bunun üzerine ülke çapında gösteriler gerçekleştirildi.
Nazizmin yeniden dirildiğine dair eleştiriler yapıldı.
Eylemlerde, Hitler’in de iktidara yürürken küçük toplantılarla yola çıktığı ve dört sene içinde tüm ülkenin kontrolünü ele geçirdiği hatırlatıldı.
Bilhassa haftasonları organize edilen gösterilerde “Faşizme geçit yok” pankartları açılıyor.
AfD karşıtı sloganlar atılarak partinin kapatılması gerektiği ifade ediliyor.
Almanya genelinde ikinci parti konumuna yükselen AfD ise suçlamaları reddediyor.
Partilerine karşı kara propaganda çalışmalarının yürütüldüğünü vurguluyor.
AfD milletvekili Bernd Baumann bu hafta iktidar koalisyonu partilerine yönelik bir konuşma yaptı.
“Panik yayılıyor. Korkunuzun kokusunu alabiliyoruz” mesajını verdi.
AFD KENDİSİNE MÜTTEFİK ARIYOR
AfD’nin kapatılmaması durumunda olası bir iktidara yürüyüşü için tek engel koalisyon hükümetleri.
Nitekim aşırı sağcı parti, anketlere göre, henüz tek başına iktidar olacak oy oranına sahip değil.
Dolayısıyla amaçlarına ulaşmak için siyasi ittifaklar elde etmek istiyor.
Buna en uygun siyasi hareketin Eski Şansölye Angela Merkel’in partisi olan merkez sağdaki Hristiyan Demokratlar (CDU) olduğu belirtiliyor.
Nitekim Potsdam’daki toplantıya CDU’nun en az iki üyesinin bulunduğu iddia edildi.
CDU iddiaları doğrudan yalanlamayı tercih etmedi.
Gelişmelerin parti yetkilileri tarafından incelendiğini açıklaması yapıldı ve AfD’ye bu noktada bir eleştiride bulunulmadı.
CDU milletvekili Thorsten Frei’nin bu konudaki açıklamalarıysa dikkat çekici…
Frei geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiği konuşmada, AfD’nin oyunun yükselmesinin bir nedeni olduğunu söyledi.
Seçmene hakaret etmenin anlamının olmayacağını belirtti.
Tüm bu durum, gelecek yıllarda AfD ve CDU arasında bir anlaşmanın sağlanabileceği yorumlarını da beraberinde getiriyor.
Almanya Başbakanı Olaf Scholz ise AfD karşıtı gösterilere teşekkürlerini sundu.
Analistlere göre bu durum ülkedeki siyasi iklimi daha da gerginleştirebilir.
Scholz, herhangi bir sınır dışı planının demokrasiye yönelik bir saldırı anlamına geldiğini savundu.
Bu durumun, modern Almanya’nın değerleriyle örtüşmediğine vurgu yaptı.
AŞIRI SAĞA YÖNELİK YAPTIRIMLAR SÜRÜYOR
Almanya’da Anayasa Mahkemesi aşırı sağcı “Die Heimat” partisine yönelik önemli bir karara imza attı.
Die Heimat’ın demokratik düzeni hiçe saydığı vurgulandı.
Hazine yardımının 6 yıl süreyle kesilmesine karar verdi.
Almanya İçişleri Bakanı Nancy Faeser, Anayasa Mahkemesinin kararından memnuniyet duyduğunu açıkladı.
“Demokratik ülkemiz, anayasa düşmanlarını finanse etmiyor.” ifadesini kullanarak yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi.
Faeser aşırı sağcı partilerin hazine yardımının kesilmesinin, demokrasinin korunması için bir araç olduğunu aktardı.
Bu ideolojinin demokrasi adına ve halk için en büyük tehlike olduğunu yineledi.
Bazı siyasetçiler ve uzmanlar AfD’nin de demokrasi için bir tehdit olduğu gerekçesiyle hazine yardımının kesilebileceğini savunuyor.
Bir başka görüş ise AfD’nin hazine yardımının kesilmesinin ayrı bir şekilde incelenmesi gerektiğini belirtiyor.
]]>Yapılan deneylerde mikroalg yem ve yem katkı maddeleri ile beslenen hayvanlarda immün sistemin güçlendiği, büyüme ve gelişmenin arttığı, yumurta, süt ve et kalitesinin iyileştiği gözleniyor. Bu proje ile üretilen mikroalg tabanlı yem katkı maddesi, hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı Burdur’da alternatif bir yem katkı maddesi olarak MAKÜ etiketi ile satışa sunulmaya başlandı.
MAKÜ’lü bilim insanlarının uzun süren saha çalışmaları sonrası kurulan MAKU-MACC Mikroalg Kültür Koleksiyonu, Dünya Kültür Koleksiyonuna Türkiye’den üye iki merkezden biri olma özelliğine sahip oldu. Strain sayısı ile de 9’uncu sırada yer aldı.
Burdur Valisi Türker Öksüz ve İl Emniyet Müdürü Ümit Bitirik’in katılımıyla gerçekleştirilen tanıtım toplantısında üretilen mikro algler ile ilgili bilgilendirme yapıldı. Fen Edebiyat Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi Doçent Doktor Füsun Akgül algler hakkında yaptığı sunumda 200 litrelik bir alg kültürünün yaklaşık olarak 10 tane 20-25 yaşında olan ağaçların ürettiği oksijen kadar oksijen ürettiğini belirterek alglerin yıllardır farklı amaçlarda kullanıldığına dikkat çekti. Alglerin besin kaynağı olarak da tüketilebildiğini belirten Akgül, 19’uncu yüzyılda deniz kenarında toplanan algler kurutulup gübre olarak da kullanıldığını, Japonya’da ise plajda kurutulan alglerin yemek olarak tüketildiğini suşilerin içerisinde de alglerin bulunduğunu, yakıt, atık su arıtımı ve pek çok kimyasal maddenin üretiminde kullanıldığını söyledi.
Avrupa Mikroalg üretim pazarına bakıldığında 2021 yılında 6 bin 266 ton üretilirken 2031 yılına kadar bunu 9 bin 220 tona çıkacağı düşünülmekte. Toplam bütçeye bakıldığında ise 918 Milyon Dolar’dan 2031 yılının sonunda 1.6 Milyar Dolar’a geleceği düşünülüyor. Bu yönleriyle bakıldığında ciddi bir ekonomik boyutu oluşturuyor.
Dünyada en çok üretilen mikroalgin Spirulina olduğunu dile getiren Akgül, bu algin dünya genelinde yılda 15 bin ton üretildiğini bununda 10 bin tonunun Çin’de üretildiğini belirtti. Spirulina alginin içinde bulunan çok önemli bir pigment olan Phycosiyanin’in saflık derecesine göre fiyatı değişiyor. Gıda ürünlerinin içerisinde bulunan formunun 500 gramı 6 bin Lira iken Sigma marka C Fikosilyanin’in 1 gramı ise 250 Euro olduğunu söyledi.
Yaklaşık 25 yıldır algler üzerine hem proje ortağı hem de eşi Doçent Doktor Rıza Akgül ile çalışmalarını sürdürdüklerini dile getiren Doç. Dr. Füsun Akgül bu projenin kurgulanma sebebinin mikroalg biyoürünler üretmek, mikroalglerden yem katkı maddesi üretmek, sürdürülebilir tarıma katkı sunmak, ülkenin mikroalgal biyoteknoloji alanındaki gücünü arttırmak olduğunu belirtti.
Sunum sonrası üretim laboratuvarını gezen Vali Öksüz ve beraberindekileri üretim aşamalarını anlatan Doç. Dr. Akgül bir havuzdan 2 ayda 200-250 gram yenilebilir alg alabildiklerini anlattı.
Proje hakkında açıklamada bulunan Doç. Dr. Füsun Akgül, “Üniversitemiz Bölgesel Kalkınma Odaklı Misyon Farklılaşması ve İhtisaslaşması Programı çerçevesinde yem ve yem katkı maddesi üretme amacıyla yaptığımız bir proje bu. Kanatlı hayvan gruplarında yem katkı maddesi olarak mikroalg tabanlı bir ürün denemeyi planlıyoruz. Bu çerçevede Mikroalg Üretim Laboratvarını kurduk. 20 tonlık kapasite ile havuzlarda özel ışıklar ve havalandırma sistemi ile üretimimize devam ediyoruz. Burada kanatlı hayvan gruplarında özellikle deneyeceğiz ama tüm hayvan gruplarında da kullanılabilir. Bu mikroalglerin bağışıklık sistemini güçlendirdiğini biliyoruz, yumurta, et ve sğt kalitesini arttırdığını biliyoruz, büyümeyi arttırdığını biliyoruz. Bu yönüyle pek çok kullanım alanı var hayvancılıkta. Tabi bizim burada çıkış noktamız hayvancılık projesi oldu üniversitemiz bu anlamda desteklendiği için ama başka kullanım alanları da var alglerin. Gıda, kozmetik, atık su arıtımı, gübre olarak kullanılabilir. Biz bu çalışmamızda yem katkı maddesi olarak değerlendireceğiz” dedi.
MİKROALGLERİ KENDİ KÜLTÜR KOLEKSİYONUMUZDAN ELDE EDİYORUZ
Mikroalgleri kendi kültür koleksiyonlarında elde ettiklerini dile getiren Doç. Dr. Akgül; “Geçen yıl itibari ile Dünya Kültür Koleksiyonu Federasyonu’na üye MAKÜ-MAC adıyla bir kültür koleksiyonu kurduk. Bu kültür koleksiyonu çerçevesinde mikroalgler ve bakterilerden oluşan farklı suşlarımız var. Buradan mikroalglerimizi temin ediyoruz. Bunlar 25 yıllık birikimimizin ürünleri. Her birini kendi iç sularımızdan özel olarak toplayıp izole ederek kültüre aldık ve ihtiyaç halinde farklı çalışmalarda kullanıyoruz” şeklinde konuştu.
100 GRAMI BİN LİRA
Alg fiyatlarına değinerek üretilen alglerin ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacağını söyleyen Füsun Akgül, “Şu anda tablet haline getirilmiş bir formun 100 gramı bin ile bin 500 TL arasında satışa sunuluyor. Bu anlamda maalesef ülkemiz dışa bağımlı. Gelen ürünlerin birçoğu dışarıdan gelen ithal ürünler. Haliyle bu çalışmalarla ülkemizi hem mikroalg konusunda söz sahibi ülke haline getireceğiz hem de ülkemizin dışa bağımlılığını azaltacağız ve böylelikle döviz kaybımızı da engellemiş olacağız. Kendi sularımızda izole edilmiş, kendi imkanlarımızla üretilmiş yerli ve milli bir ürün elde etmiş olacağız ve bunu da piyasaya sunacağız” dedi.
İLK TÜRK ASTRONOT UZAYDA MİKROALG ÇALIŞMASI GERÇEKLEŞTİRİYOR
18 Ocak tarihinde Ax-3 misyonunda görev alarak uzaya giden ilk Türk Astronot Alper Gezenavcı’nın uzayda yapacağı 14 deneyden birinin de mikroalgler ile ilgili olduğunu belirten Akgül; “İlk Türk Astronotumuz Alper Gezenavcı mikroalglerin üretilmesi ile ilgili çalışmalar yapıyor. Mikroalgler aynı zamanda astronot yiyeceği olarak lanse edilir. Çünkü içerisinde yüksek oranda protein, vitamin ve mineral var. Yani yetişkin bir insanın günlük protein ihtiyacını karşılayabiliyor düzenli kullanıldığında. Yani astronotlar spirulina tabletleriyle günlük ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayabilirler” diye konuştu.
AÇLIK VE KURAKLIK SORUNU İNSANLARI ALTERNATİF KAYNAKLARDAN BİRİ OLAN MİKROALGLERE YÖNLENDİRDİ
Mikroalg çalışmalarının ilk başlarda rağbet görmediğini ancak günümüzde yaşanan kuraklık nedeniyle mikroalglerin önem kazandığını dile getiren Doç. Dr. Füsun Akgül, “2002 yılında Ege Üniversitesi bünyesinde proje çalışanımız Doç. Dr. Rıza Akgül hocamızın da proje çalışanı olduğu bir projeyle Türkiye’de ilk kez Spirulina üretimine başlandı. Fakat hızlı bir şekilde ilerleyemedi. Ama artık günümüzde hepimizin de bildiği üzere ciddi bir açlık ve kuraklık sorunu var. Sağlıklı gıdaya ulaşmakla ilgili sorun var. Bu sorunlar dikkat çekici bir boyuta geldiği için insanlar alternatif gıda kaynaklarına ulaşmak ya da aramak zorunda kaldılar. Bu yönüyle Spirulina ve diğer mikroalgler dikkat çekmeye başladı ve mikroalg biyotekbolojisi ülkemizde de hak ettiği yeri almaya başladı. Biz de bu anlamda çalışmalar yaparak hem bu alanda çalışan insanlara katkı sunmak istiyoruz hem de ülkemizi bu anlamda söz sahibi yapmak istiyoruz.” dedi
]]>ALPER KOMUTANIMIZ TÜRKİYE’NİN UZAY FAALİYETLERİNE ÖNEMLİ KATKILAR SUNACAK
Uraloğlu, hem havacılık hem uzay çalışmaları bakımından çok önemli bir dönem yaşanıldığını belirterek, Türkiye’nin ilk, insanlı uzay misyonu kapsamında bir Türk astronotunun uzaya gönderdiğini ifade etti. Uraloğlu, “Meşakkatli bir eğitim sürecinin ardından Alper Gezeravcı, inşallah 13 farklı alanda uzayda bilimsel çalışmamıza öncülük edecek. Dualarımız Alper komutanımızla olacak. Alper Komutanımız bilimsel çalışmalara imza atacak, Türkiye’nin uzay faaliyetlerine önemli katkılar sunacak.” dedi.
TÜRKSAT 6A’YI UZAYA FIRLATTIĞIMIZDA HABERLEŞME UYDUSU ÜRETEBİLEN 10 ÜLKE ARASINA GİRECEĞİZ
Türkiye’nin ilk yerli ve milli uydusu TÜRKSAT 6A’yı Haziran ayında uzaya fırlatacaklarını ifade eden Uraloğlu, ”Söz konusu çalışmalar TUSAŞ tesislerindeki Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test Merkezinde (USET) devam ediyor. Çok az kaldı. TÜRKSAT 6A bizim için bir milat olacak. İnşallah TÜRKSAT 6A’yı uzaya fırlattığımızda haberleşme uydusu üretebilen 10 ülke arasına gireceğiz.” şeklinde konuştu.
HAVALİMANLARINI SADECE YEŞİLÇAM FİLMLERİNDE GÖREN TÜRKİYE, ŞİMDİ ANADOLU’NUN HER NOKTASINA UÇUYOR
Uraloğlu, Türk Havayolları’nın Türk bayrağını göklerde gururla taşıdığını belirterek, Dünya’da havacılık sektörünün öncü firmalarından biri haline geldiğini belirtti. Bu gelinen noktanın sürpriz olmadığını kaydeden Uraloğlu, “Bu eser siyasetimizin bir ürünüdür. Düşünsenize, çok değil birkaç on yıl önce insanımız havalimanlarını Yeşilçam filmlerinde görürdü. Bugün Anadolu’muzun en ücra köşelerinde dahi iniş kalkış yapılabilen havalimanlarıyla her kesimden vatandaşımıza hizmet eden bir sektörümüz var.” diye konuştu.
2023 YILINDA TÜRKİYE SEMALARINDAN YAKLAŞIK HER 15 SANİYEDE BİR UÇAK GEÇTİ
2002’den bu yana aktif havalimanı sayısının 26’dan 57’ye çıkarıldığına dikkati çeken Uraloğlu, şu ifadelere yer verdi:
“Dış hatlarda 50 ülkede 60 noktaya uçuş gerçekleştiriliyorken uçuş ağımıza 283 yeni nokta ekleyerek 130 ülkede 343 noktaya yükselttik.
2002’de iç ve dış hatlarda seyahat eden yolcu sayımız, 34.5 milyondu, 2023 yılında yolcu sayımızı 214 milyonun üstüne çıkardık.
982,046 kilometre olan Türk hava sahamızda 2023 yılında gerçekleşen transit üst geçişler dâhil uçuş sayısı, bir önceki yıla göre yüzde 14,9 artış göstererek 2 milyon 167 bin 19’a yükseldi.
Böylece 2023 yılında Türkiye semalarından yaklaşık her 15 saniyede bir uçak geçti.”
HAVA YOLU İŞLETME SAYIMIZ 14’E YÜKSELDİ
2 Ocak’ta, yine bir Türk Hava Yolları İştiraki olan AJET’in de dâhil olmasıyla havayolu işletme sayısının 14’e yükseldiğini kaydeden Uraloğlu, havayolu işletme, hava taksi işletme, genel havacılık, balon işletme ve hafif hava aracı işletme olmak üzere tüm hava ulaştırma işletmelerinin sayısının 232’ye ulaştığını söyledi.
2002 yılında 489 olan toplam hava aracı sayısının yüzde 280 artışla, 1.856’ya yükseldiğini aktaran Uraloğlu, “162 olan hava yolu işletmesi uçak sayımız yüzde 312 artışla 668’e, koltuk kapasitemiz yüzde 372 artışla 27 bin 599’dan 130 bin 196’ya, kargo kapasitemiz ise yüzde 730 artışla 302 bin 737 kilogramdan 2 milyon 513 bin 875 kilograma ulaşmıştır.” diye konuştu.
2002 YILINDA 65 BİN CİVARINDA OLAN ÇALIŞAN SAYISI BUGÜN 262 BİNİN ÜZERİNE ÇIKTI
Tüm bu gelişmelere paralel sektörel istihdamda da büyük bir artış olduğunu anlatan Uraloğlu, “2002 yılında 65 bin civarında olan çalışan sayısı bugün 262 binin üzerine çıkmıştır. Bu gelişmelerin diğer bir olumlu sonucu olarak sektörün cirosu da 2,2 milyar dolardan 35,7 milyar dolara ulaşarak yaklaşık 16 katına çıkmıştır.” açıklamasında bulundu.
HAVA ULAŞTIRMA ANLAŞMASI BULUNAN ÜLKE SAYISINI 173’E YÜKSELTTİK
2003 yılında Hava Ulaştırma Anlaşması bulunan ülke sayısını 81’den, 2023 yılsonu itibarıyla 173’e yükseltildiğini belirten Uraloğlu, “Uçuş ağımızı, 2023 yılsonu itibarıyla 130 ülkede 343 noktaya ulaştırdık.2023 yılsonu itibarıyla 24 müzakere gerçekleştirerek 10 nokta ve 422 ilave frekans kazanımı sağladık. Moldova, Karadağ, Venezuela Ve Brezilya ile nokta ve frekans kısıtlamasını kaldırdık.” dedi.
TÜRK HAVA YOLLARI TÜRKİYE EKONOMİSİNE 144 MİLYAR DOLAR KATKI SAĞLAYACAK
Airbus’a 355 adet uçak siparişi veren Türk Hava Yolları’nın önümüzdeki 10 yıllık plan kapsamında 2033 yılına gelindiğinde Türkiye ekonomisine yaklaşık 144 milyar dolar katkı vereceğine dikkati çeken Uraloğlu, “Türk Hava Yolları ile 2023 yılında 83,4 milyon yolcu seyahat etti. Tedarik zinciri, turizm ve diğer dolaylı katkılar ile Türkiye ekonomisine 56 milyar dolarlık bir katkıda bulundu. Ayrıca, Türk Hava Yollarımız 2033 yılına kadar; uçak filosu büyüklüğünü 813’e, yolcu sayısını 171 milyona çıkarmayı, 3,9 milyon ton kargo taşımayı hedefliyor. Dijitalleşme hususunda hava yolları arasında dünyada ilk 3 içerisine girmeyi ve karbon nötr hava yolu olmayı planlıyor.” şeklinde konuştu.
SON 22 YILDA ULAŞIM VE HABERLEŞME ALTYAPISINA 250 MİLYAR DOLAR YATIRIM YAPILDI
Uraloğlu, son 22 yıl içerisinde Türkiye’nin ulaşım ve haberleşme altyapısına 250 milyar dolar yatırım yapıldığını belirterek, çok önemli başarılar elde edildiğini söyledi.
Uraloğlu, “6 bin 100 km olan bölünmüş yol ağımızı 29 bin 373 km’ye, 1.714 km olan otoyol ağımızı ise 3 bin 726 km’ye yükselttik.10 bin 948 km olan demiryolu ağımızı 14 bin 165 km’ye çıkardık. Ülkemizi sıfırdan hızlı trenle buluşturarak 2 bin 251 kilometre hızlı tren ağı inşa ettik. Denizcilik alanında da 152 olan uluslararası liman sayımızı 190’a yükselttik.” ifadelerine yer verdi.
İSTANBUL VE SABİHA GÖKÇEN HAVALİMANLARIMIZIN ULUSLARARASI BİR HAVA KARGO, BAKIM-ONARIM VE AKTARMA MERKEZİ OLACAK
Yatırımları gerçekleştirirken tüm ulaşım modlarının birbiriyle entegrasyonunun sağlanmasına da önemli ölçüde dikkat ettiklerini söyleyen Uraloğlu, şu ifadelere yer verdi:
“Bakanlığımızın hayata geçirdiği en önemli uluslararası koridor çalışmalarından biri olan Kalkınma Yolu Projesi’nin en önemli halkası ‘Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ üzerinden geçecek demir yolu projesinin de ihalesini bu yıl içerisinde yapmayı planlıyoruz.
Hem ülkemiz hem de İstanbul için kritik öneme sahip bu atılımla Sabiha Gökçen Havalimanımız ile İstanbul Havalimanımızı birbirine demir yoluyla bağlayacağız.
Böylece İstanbul ve Sabiha Gökçen havalimanlarımızın uluslararası bir hava kargo, bakım-onarım ve aktarma merkezi olmasını da sağlayacağız.”
İSTANBUL HAVALİMANI İLE BİRLİKTE THY DÜNYANIN 1 NUMARALI HAVA YOLU ŞİRKETİ OLACAK
“Önümüzdeki 20 yılda; dünya genelinde hava trafiğinin iki katına çıkması, hizmet verilen yolcu sayısının ise yıllık ortalama yüzde 4,4 oranında artması beklenmektedir.” diyen Uraloğlu, “Tüm etapları tamamlandığında 150 havayolu şirketine ve 350’nin üzerinde destinasyona uçuş imkânı sağlayacak İstanbul Havalimanımız ile birlikte Türk hava yolları dünyanın 1 numaralı hava yolu şirketi olma yolunda da emin adımlarla yürümektedir.” diye konuştu.
]]>Bakan Uraloğlu, Ankara’da Bilgili Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nda (BTK) düzenlenen BTK Akademi Yapay Zekâ Zirvesi ve Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ile yapılan İmza Töreni’ne katıldı. Programın açılış konuşmalarını gerçekleştiren Uraloğlu, Pençe Kilit Harekât Bölgesinde şehit düşen askerlere Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı, yaralı askerlere ise acil şifalar diledi.

ŞEHİTLERİMİZE MİNNET BORCUMUZU ‘ÇOK ÇALIŞARAK’ ÖDEYECEĞİZ
Uraloğlu, 85 milyonun güven ve huzur içinde yaşaması için gözlerini kırpmadan şehit düşen askerlerin her birine Türk milletinin minnet borcu olduğunu ifade etti. Uraloğlu, “Bu borcu daha çok çalışarak, ülkemizi dünyanın en güçlü ülkeleri arasına sokarak ödeyebiliriz. Ben şahsen güvenlik güçlerimizin mücadelesiyle savunma sanayi, teknoloji, bilişim ve akademi alanında yapılan çalışmaları birbirinden ayırt etmiyorum. Ülkemizin her alanda ileriye gitmesi bizim için asırlık hayallerimizin sembolü olan kızıl elmamız; Türkiye Yüzyılı hedeflerimize daha da yaklaşmak anlamını taşımaktadır.” dedi.
YAPAY ZEKÂ TEKNOLOJİLERİNİN EKONOMİK BÜYÜKLÜĞÜ 250 MİLYAR DOLARI AŞTI
İlk Sanayi Devriminden içinde bulunulan Dördüncü Sanayi Devrimine varıncaya kadar iş yapma, üretme felsefemizden araçları kullanma pratiklerimize birçok alanda büyük bir değişim yaşandığını kaydeden Uraloğlu, “Bugün üretim-tüketim dengesini sağlamak isteyen tüm sektörler nesnelerin internetini, kuantum bilgisayarları, bulut bilişimi, makineler arası iletişimi, blok zincir uygulamalarını ve bugünkü zirvemizin teması olan Yapay Zekâ Teknolojilerini konuşmaktadır.” diye konuştu.
‘Yapay zekâ teknolojilerinin, bir insanın yapabileceği birçok görevi daha fazla veriyle daha hızlı bir şekilde yapılmasına imkân tanıyor’ diyen Uraloğlu, “Sağlıkta; tıbbi teşhis ve tedavi süreçlerinde, ulaşımda; sürücüsüz araç teknolojilerinde, ekonomide; finans sektöründeki müşteri hizmetleri ve dolandırıcılık tespiti konularında, hukukta, tarımda, eğitimde, mimaride neredeyse hayatımızın her safhasında kullanılıyor. Yapay zekâ teknolojilerinin dünya genelindeki ekonomik büyüklüğünün bu yıl 250 milyar doları aşması, 2030 yılında ise 1,8 trilyon dolara ulaşması öngörülüyor.” şeklinde konuştu.

YAPAY ZEKÂ’NIN BERABERİNDE GETİRDİĞİ BÜYÜK RİSKLERİ GÖRÜYOR ÖNLEM ALIYORUZ
Yeni teknoloji ‘yapay zekâ’nın aynı zamanda büyük riskleri de beraberinde getirdiğine dikkati çeken Uraloğlu, yapay zekâ projelerinin sağlıklı bir şekilde hayata geçmesi için güçlü bir siber güvenlik altyapısına ihtiyaç olduğunu söyledi. Uraloğlu, “Maalesef, yapay zekâların sunduğu imkânlar kötü niyetli kişiler, yabancı istihbaratlar ve terör örgütleri tarafından da kullanılabiliyor. Geçtiğimiz hafta Türk müziğinde, unutulmaz sesi ve yorumuyla iz bırakan rahmetli Zeki Müren’in sesinin yapay zekâ yardımıyla yeni bir parçayı seslendirmesi için kullanılmasına şahit olduk. Yine, geçtiğimiz yıl yapay zekâ yardımıyla Cumhurbaşkanımızın sesini taklit edip, bazı iş insanları ile üst düzey kamu yöneticilerini arayarak çıkar sağlamaya çalışan bir kişi oldu. Ama failleri süratle tespit edildi ve yakalandı.” ifadelerini kullandı.

‘YERLİ VE MİLLİ’ OLARAK GELİŞTİRDİĞİMİZ YAZILIMLARIMIZLA ‘SAYISIZ SİBER SALDIRIYI’ ENGELLEDİK
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı olarak Türkiye’nin dijital alanda güvenliğini sağlamaya odaklandıklarını kaydeden Uraloğlu, “Siber güvenlik konusunda Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezimiz üzerinden ulusal ve uluslararası düzeyde iş birlikleri kurarak, siber tehditlere karşı etkin bir mücadele yürütüyoruz. Gururla altını çizmek istiyorum ki tamamen yerli ve milli olarak geliştirdiğimiz ‘Avcı, Azad, Kasırga, Atmaca ve Kule’ gibi uygulamalarımız ile ülkemizin siber güvenliğini sağlıyoruz. Bugüne kadar kendi yazılımlarımızla sayısız siber saldırıyı engelledik.” açıklamasında bulundu.
ÜÇ SANAYİ DEVRİMİNİ KAÇIRDIK, DÖRDÜNCÜSÜNÜ KAÇIRMAYA NİYETİMİZ YOK
‘Üç sanayi devrimini kaçırdık, dördüncüsünü kaçırmaya niyetimiz yok.’ diyen Uraloğlu, “
Her şeyin birbiri ile iletişim halinde olacağı bağlantılı dünyanın yakıtı ‘veri’ motoru ‘yapay zekâ’ yolları ‘mobil iletişim’ şebekeleri olacaktır. Özel sektördeki ve kamudaki tüm kurum ve kuruluşlarımızla birlikte var gücümüzle çalışacağız. Yapılan araştırmalara göre; bilişim alanında çalışanların yüzde 54’ü, veri mühendislerinin yüzde 35’i , veri güvenliği uzmanlarının yüzde 26’sı yapay zekâdan yararlanmaktadır. Pazar payının her geçen gün arttığı bu teknoloji için ülkeler de teknoloji yarışı içerisindedir.” diye konuştu.

TÜRKİYE 193 ÜLKE ARASINDA 47. SIRADA
Uraloğlu, Oxford Insight’ın 2023 yılında hükümetlerin kamu hizmetlerinde yapay zekâ kullanımı açısından ne kadar hazır olduğunu ortaya koymak amacıyla yayınlamış olduğu ‘hükümet yapay zekâ endeksi” raporuna göre; 193 ülke arasında Türkiye, 47. sıradadır. Güney ve Orta Asya ülkeleri arasındaki sıralamada ise 2. sıradadır.” dedi.
ÜLKEMİZDE 250 VE ÜZERİ ÇALIŞANI OLAN GİRİŞİMLERİN YÜZDE 18,5’İ ‘YAPAY ZEKÂ’ KULLANIYOR
Türkiye’de de yapay zekâ teknolojisine ilişkin girişimlerinde hızla arttığını kaydeden Uraloğlu, “TÜİK 2023 verilerine göre ülkemizde 250 ve üzeri çalışanı olan girişimlerin yüzde 18,5’inin yapay zekâ teknolojilerini kullanmaktadır. Bunun yanı sıra TÜBİTAK BİLGEM Yapay Zekâ Enstitüsü, belirlediği beş alanda ‘Yapay Zekâ̂ Ekosistem 2023 Çağrısı’nda bulunmuştur. Bu kapsamda 17 proje destek almıştır.” ifadelerine yer verdi.

2020’DE 64 ZETABYTE OLAN VERİ HACMİ 2025’TE 181 ZETABYTE’A ULAŞACAK
Dünyada üretilen, kopyalanan ve tüketilen verinin büyük bir hızla arttığına dikkati çeken Uraloğlu, “2010 yılında 2 Zetabyte, 2020’de 64 Zetabyte olan veri hacminin 2025’te 181 Zetabyte’a ulaşacağı öngörülmektedir. Yani sadece 15 yılda veri neredeyse 90 kat artmış olacaktır. 2028 yılında bu sektörün de dünya çapında 69 milyar dolar büyüklüğe erişmesi beklenmektedir.” değerlendirmesinde bulundu.
Hitaplar sonrası Bakan Uraloğlu ve Yükseöğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr.Erol Özvar himayelerinde iki kurum arasında iş birliği protokolü imzalandı. Bakan Uraloğlu, imza töreni sonrası zirveye katılan öğrencilerle bir araya geldi. Öğrencilerin yoğun ilgisiyle karşılaşan Uraloğlu, öğrencilerle ‘yapay zeka’ teknolojileri hakkında sohbet etti, hatıra fotoğrafı çektirdi
Programda konuşan Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi Ahmet Başar Şen, Türkiye ile Almanya’nın iyi ekonomik ilişkilere sahip olduğunu ifade ederek, “Almanya ülkemizin önde gelen ticaret ve yatırım ortaklarından biri olmayı sürdürmektedir.” dedi.
Türkiye ile Almanya arasında her alandaki yakın ilişkilerin 2023 yılında daha da pekiştiğini vurgulayan Şen, kasım 2023’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Almanya ziyaretleri vesilesiyle iki ülke arasında işbirliği imkanlarının en üst düzeyde ele alındığını, geleceğe yönelik projeksiyonlar yapıldığını ve perspektifler üzerinde kararlar alındığını anlattı. Şen, “Almanya’da yaşayan 3,5 milyon insanımız, her yıl olduğu gibi 2023’te de Almanya’ya her alanda değer kattı ve Almanya ile ilişkilerimizin temeli olan beşeri bağlarımızı daha da güçlendirdi.” ifadesini kullandı.
Türkiye’nin İhracatta birinci, ithalatta ise üçüncü sırada yer alan Almanya ile dış ticaret hacminin 2022 yılında 50 milyar euronun üzerinde olduğunu belirten Şen, “2023 yılında üzerine 1-2 milyar euro daha koydu. Hem devlet temsilcileri ve hem de özel sektör temsilcileri olarak karşılıklı ticaret ve yatırım hacmimizi artırmak için el ele birlikte çalışıyoruz. Çünkü hala kullanılmamış çok büyük potansiyel mevcut.” değerlendirmesinde bulundu.
Şen, Almanya’da Türk toplumunca kurulmuş ve faaliyet gösteren irili ufaklı 100 bin civarında işletme bulunduğunu anlatarak, bunların 500 binden fazla kişiye istihdam sağladığını ve 50 milyar avronun üzerinde ciro yaptıklarını kaydetti. Büyükelçi Şen, “Alman istihdam ve ekonomisine Türk insanının yaptığı katkılar artarak devam ediyor.” dedi.
GÜMRÜK BİRLİĞİ’NİN GÜNCELLENMESİ
AB ile Türkiye arasındaki ekonomik ilişkilerin daha da güçlendirilmesi için Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin şart olduğunu vurgulayan Şen, şöyle konuştu:
“Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası ve AB’nin de aday ülkesi ve en önemli ortaklarından biri Türkiye. 1995’ten beri geçerli olan Gümrük Birliği, Türkiye-AB ilişkilerinin en önemli zemini ve Türk ve Alman işadamlarının ekonomik faaliyetlerine temel oluşturan katkı sağlayan bir unsur. Ancak ekonomik ilişkilerimizi daha da güçlendirmek için Gümrük Birliği’nin modernizasyonu artık bir şart haline gelmiştir. Bu konuda Almanya’nın desteğiyle önümüzdeki aylarda bazı adımların atılmasını ve bazı gelişmelerin sağlanmasını bekliyoruz.”
“VİZE KISITLAMALARI TİCARİ VE YATIRIM İLİŞKİLERİNE ENGEL OLUYOR”
Türk iş insanlarına yönelik vize kısıtlamalarının Almanya ile Türkiye arasındaki ticari ve yatırım ilişkilerine engel olduğunu vurgulayan Ahmet Başar Şen, şöyle devam etti:
“Ne yazık ki vize kısıtlamaları iş insanları için halen büyük bir engel teşkil ediyor. AB ile vize serbesti sürecimizde en kısa zamanda sonuç almak istiyoruz. Almanya’da yatırım yapan firmalarımızın daha ülkeye gelişlerinde, iş insanlarımızın bu ülkeye girişlerinde bu tür sorunlarla karşı karşıya kalmalarını artık istemiyoruz.
Vize kısıtlamalarının yanı sıra, ulaştırma/lojistik sektörünün sorunları, ihracat lisansları meseleleri, Almanya’da banka hesabı açtırmak ve firma ihtilafları bağlantılı meseleler dahi başlıca sorunlar olarak önümüze çıkıyor. Neticede iş insanlarımız ve Türkiye’nin ekonomisi bakımından hakkaniyetli olmayan durumlar ortaya çıkabiliyor. Bazıları ikili düzeyde, bazılarınız AB düzeyinde ele aldığımız söz konusu sorunların çözümüne yönelik olarak da biz Almanya’da Alman muhataplarımızla farklı vesilelerle görüşmelerimizde görüşlerimizi, argümanlarımızı aktarıyoruz. Bu konularda da yakın zaman gelişme olmasını bekliyoruz.”
“TİCARİ DİPLOMASİYİ EN ÜST SEVİYELERE ÇIKARMA YÖNÜNDE ÇABALARIMIZ SÜRECEK”
MÜSİAD Genel Başkanı Mahmut Asmalı ise yeni yılın ilk genel idare kuruluna, Türkiye’nin en büyük ekonomik ve ticari ortağı olan Almanya’da başladıklarını belirtti.
MÜSİAD’ın Almanya da 10 farklı şehirde şubeleriyle temsil edildiğini aktaran Asmalı, yakın zamanda ülkede 11’inci şubenin Hamburg’da açılacağını söyledi. Almanya ile olan stratejik ortaklığın hız kesmeden süreceğine, ticari temasların ilerleyen dönemlerde çok daha fazla artacağına, daha iyi seviyelere geleceğine inandıklarını dile getiren Asmalı, “Bu hususta, Almanya’da bulunan MÜSİAD şubelerimiz ve temsilciliklerimiz vasıtasıyla da ticari diplomasiyi en üst seviyelere çıkarma yönünde çabalarımızın süreceğini ifade etmek istiyorum. Bu ülkede medeniyetimizin değerlerini temsil etmek, bir arada barış içinde yaşama kültürümüzü geliştirmek gelecek nesillerimiz için çok büyük önem taşıyor.” dedi.
“TÜRK KÖKENLİ GİRİŞİMCİLER ZOR ZAMANLARDA REFAHIMIZA KATKIDA BULUNUYOR”
Almanya Dış Ticaret ve Ekonomik Kalkınma Birliği (BWA) Yönetim Kurulu Başkanı Michael Schumann ise Türkiye ve Almanya arasında “derin dostane ve çok yönlü ilişkiler” bulunduğuna dikkati çekerek, COVID-19 pandemisi ve siyasi farklılıklarına rağmen iki ülke arasındaki ilişkilerin son yıllarda faydalı bir gelişim gösterdiğini belirtti.
Schumann, Almanya Dış Ticaret ve Ekonomik Kalkınma Birliği 20 yıla yakın bir süredir iyi iş için köprüler kurmaya kendilerini adadıklarını anlatarak, Almanya’da ekonomi diplomasi alanında önde gelen düşünce kuruluşlarından biri olarak uzun yıllardır Türk-Alman ekonomik ve ticari ilişkilerini desteklediklerini vurguladı.
Schumann 2024 yılına zor bir dönemde girildiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“İçinde bulunduğumuz çok kutuplu dünyanın yeni gerçekleri sadece riskleri değil, aynı zamanda değerlendirilmesi gereken çok sayıda fırsat da barındırıyor. Siyasi uçurumların açıldığı yerlerde ekonomik diplomasi ve girişimciler anlayış köprüleri kurabilirler. Cehalet ve önyargıların hüküm sürdüğü yerlerde kişisel diyalog gözleri açabilir. Ayrıca özellikle bugünlerde Alman medyasında bazılarının yabancı vatandaşları ülkelerine geri gönderme planlarını okuduğumuza göre bir şeyi açıklığa kavuşturmama izin verin. Almanya’daki Türk vatandaşlarımız ülkemizin kalkınmasına önemli katkılarda bulunmuşlardır.”
“ALMANYA-TÜRKİYE ARASINDA KÖPRÜYÜZ”
MÜSİAD Berlin Başkanı Fikret Doğan da üyelerinin Almanya’da istihdam oluşturduğunu ve vergilerle devletin çalışmasına katkıda bulunduklarını vurgulayarak, “Biz diyoruz ki, biz bu topraklarda çalışıyorsak ve kazanıyorsak, bu topraklarda da hakkını vermemiz gerekiyor.” dedi.
Almanya’nın iş dünyası için demografik sorunları çözmeye talip olduklarını belirten Doğan, “Biz Almanya-Türkiye, Almanya dünya arasında bir köprüyüz.” ifadesini kullandı.
Törenin ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan Milli Savunma Bakanı Güler, “Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu Mutabakatı”nı, Türkiye öncülüğünde Karadeniz’deki mayın tehlikesine karşı, Romanya ve Bulgaristan ile başlatılan “Üçlü Girişim” kapsamında imzaladıklarını söyledi.

Bakan Güler, Türkiye olarak bölgesel güvenliğe ve Karadeniz’deki istikrara katkı sağlayacak mutabakatın imza törenine ev sahipliği yapmaktan, bu vesileyle de Romanya Savunma Bakanı Tilvar ve Bulgaristan Savunma Bakan Yardımcısı Zapryanov’u ağırlamaktan büyük bir memnuniyet duyduğunu dile getirdi.
MONTRÖ VURGUSU
Güler, Şubat 2022’de Ukrayna’da başlayan savaş sonrasında, Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerin bundan farklı şekilde etkilendiğini belirterek, “Öncelikle belirtmek isterim ki risk ve tehditlerin arttığı, çatışmaların savaşa evrildiği hassas bir süreçten geçtiğimiz bu dönemde Türkiye olarak, bölgesel ve küresel güvenlik, barış ve istikrarın tesisi için çok yönlü gayret göstermekteyiz. Bu kapsamda Karadeniz’de ortaya çıkan kriz sonrası da Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, çatışmaların sonlandırılması, insani yardımların sağlanması, tahıl koridorunun oluşturulması ve kalıcı barışın tesis edilmesine yönelik yoğun diplomatik girişimlerde bulunduk.” ifadesini kullandı.
Türkiye olarak bölgesel sahiplik ilkesi doğrultusunda Karadeniz’deki dengeyi sağlayan ve bölgenin güvenliği konusunda büyük önem arz eden Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni dikkatle sorumlu ve tarafsız bir biçimde uyguladıklarını vurgulayan Güler, bugüne kadar sözleşmenin kurallarına riayet eden tüm devletlere teşekkür ederek, bundan sonra da aynı hassasiyeti beklediklerini bildirdi.

SÜREÇ
Savaşın yol açabileceği güvenlik risklerinden korunmanın, bu süreçte kıyıdaş müttefikler için hayati önem taşıdığını dile getiren Güler, imzalanan mutabakata ilişkin süreci şöyle aktardı:
“Savaşın başlaması ile birlikte Karadeniz’de sürüklenen mayınlardan dolayı bir tehdit oluştu. Bunun üstesinden gelebilmek için Bulgar ve Rumen müttefiklerimizle birlikte ortak gayretlerle bugüne kadar geldik. Nitekim, müttefiklerimiz Romanya ve Bulgaristan’a götürdüğümüz teklif sonrasında, stratejik bir vizyon benimsedik. Bu çerçevede, Karadeniz’de sürüklenen mayın tehdidine karşı bir Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu oluşturulması hususunda mutabık kaldık. Bunun üzerine teknik heyetlerimiz, geçtiğimiz eylül ayında görüşmelere başladı. Heyetlerimiz, bu önemli inisiyatifin hayata geçirilmesi için yoğun bir şekilde çalıştı ve kısa süre içerisinde büyük gelişmeler kaydetti. Mevcut yakın işbirliği ve koordinasyonumuzu geliştirerek Karadeniz’deki mayın tehlikesine karşı daha da etkin mücadele etmek maksadıyla 3 ülke arasında protokol yapılmasına ortak karar verdik. Bugün bunun için karşınızdayız.”
MÜTTEFİK ÜLKE GEMİLERİNE AÇIK OLACAK
Konunun önemine istinaden tekliflerine süratle cevap veren ve çalışmalara uzman personeliyle hemen destek sağlayan Romanya ve Bulgaristan makamlarına teşekkür eden Güler, bu inisiyatifin NATO Vilnius Zirvesi bildirisinde yer alan “Allied Regional Efforts – Müttefiklerin Bölgesel Gayretleri” kapsamında da önem arz ettiğine inandığını belirtti.
Milli Savunma Bakanı Güler, imzaladıkları bu mutabakata göre organizasyon yapısı içerisinde üç ülkenin Deniz Kuvvetleri Komutanlarından oluşan bir komite bulunacağını, bu komitenin, görev grubunun faaliyetleri ve uygun şartlar oluştuğunda katılacak ülkelerin belirlenmesi ile kabul edilmesi konularında oy birliği ile karar alacağını kaydetti.

Güler, bu inisiyatifin üç kıyıdaş müttefik tarafından oluşturulmasına dikkat çekmek istediğini belirterek, “Devam eden savaşın sona ermesini müteakip şartlar oluştuğunda kıyıdaş ortak ülkelerin katılımı yine bu komitenin onayı ile mümkün olabilecektir. Diğer kıyıdaş olmayan müttefiklerimizin bu inisiyatife muhtemel katkı beklentilerini değerli bulmaktayız. Ancak bu inisiyatif sadece üç kıyıdaş müttefik ülke gemilerine açık olacaktır; diğerlerinin mutabık kalınan ve belli alanlardaki katkıları zaman içinde şartlar oluştuğunda mümkün olacaktır.” diye konuştu.
TECRÜBE AKTARIMINA İMKAN TANIYACAK
Bakan Güler, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Sonuç olarak bugün imzaladığımız Mutabakat Muhtırası ile birlikte ortaya konulacak işbirliğinin, Karadeniz’deki seyrüsefer güvenliğine büyük katkılar sağlayacağını değerlendiriyorum. Ayrıca bu girişimin, ülkelerimiz arasındaki yakın işbirliğini artıracağına ve tecrübe aktarımına imkan tanıyacağına başta Karadeniz’de olmak üzere ilişkilerimizi daha da geliştireceğine yürekten inanıyorum. Bu vesileyle Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu Mutabakatı’nın ülkelerimize, Silahlı Kuvvetlerimize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, Karadeniz ve bölge güvenliğine önemli katkılar sağlamasını temenni ediyorum.”

Güler’in ardından Romanya Savunma Bakanı Tilvar ile Bulgaristan Savunma Bakan Yardımcısı Zapryanov da açıklama yaptı.
]]>BEDELLİ ASKERLİK TUTARI 182 BİN 609,04 TL OLDU
Ayrıca MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, “Basın Bilgilendirme Toplantısı”nda yaptığı açıklamada “Hazine ve Maliye Bakanlığınca ‘Mali ve Sosyal Haklar’ genelgesi yayımlanmış ve buna göre bedelli askerlik tutarı 182.609,04 TL (yüz seksen iki bin altı yüz dokuz lira dört kuruş) olmuştur.” dedi.
Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, Türkiye, Romanya ve Bulgaristan arasındaki Üçlü Girişim’e yeni üyelerin de katılacağı ve Montrö’nün tehlikeye düşebileceğine dair iddialara cevap verdi.
Bakanlık kaynakları İstanbul’da imzalanan mutabakat ile ilgili şu bilgileri paylaştı:
“MCM Blacksea (Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu) Türkiye’nin öncülüğünde Romanya ve Bulgaristan Deniz Kuvvetleri’nin katılımı ile kıyıdaş ülkelerin kurduğu bir mayın temizleme grubudur. Bu organizasyon Karadeniz sahildar ülkelerinin organizasyonudur.
İmzalanan Mutabakata göre, organizasyon yapısı içerisinde üç ülkenin Deniz Kuvvetleri Komutanlarından oluşan bir komite yılda iki defa toplanacaktır. Bu komite görev grubunun faaliyetleri ve uygun şartlar oluştuğunda, savaşın bitmesini müteakip katılacak ülkelerin belirlenmesi ve kabul edilmesi konularında oy birliği ile karar alacaktır.
Kıyıdaş olmayan müttefiklerimizin bu organizasyona katkı beklentileri değerlidir ancak oluşturulan bu inisiyatif sadece üç kıyıdaş müttefik ülke gemilerine açık olacaktır. Karadeniz’e kıyıdaş diğer ülkelerin mutabık kalınan ve belli alanlardaki katkıları zaman içinde ve şartlar oluştuğunda yine üç ülkenin oybirliği ile gerçekleşebilir.
Montrö anlaşması kurallarının uygulatılması titizlikle sağlanmaktadır. Karadeniz’de istikrarın teminatı Montrö Sözleşmesi’dir. İngiltere’nin Ukrayna’ya sattığı Mayın Avlama gemileri, savaş bitmeden Karadenize giremez. İngiltere’ye bu durum daha önce bildirildi ve kendilerinin de bu konuda şuan için bir talebi yoktur.
MCM Blacksea kapsamında; her ülkeden birer mayın avlama gemisi ve bir komuta kontrol gemisi olmak üzere toplam 4 gemi Karadeniz’de görev yapacaktır.”
TUZLA’DAKİ OLAY İLE İLGİLİ SON DURUM
Tuzla Piyade Okulu’nda yaşanan olayla ilgili Yüksek Disiplin Kurulu’nun toplanıp toplanmadığına ilişkin bir soru üzerine Bakanlık kaynakları şunları söyledi:
“Önceliği müesses disiplini muhafaza etmek olan Türk Silahlı Kuvvetlerimizde; temel değerlerini sarsacak, disipline aykırı ve askerî hiyerarşiyi bozan, bozabilecek hiçbir kişi, olay ve duruma müsamaha gösterilmeyeceğinden en ufak bir şüphe duyulmamalıdır.
Türk Silahlı Kuvvetlerimiz her olayda olduğu gibi bu olayda da hukuk çerçevesinde hareket etmektedir. Yüksek Disiplin Kurulu Ocak ayı ikinci yarısında toplanacak olup, inceleme/araştırmanın tamamlanmasını müteakip en doğru ve objektif karar verilecek ve Sayın Bakanımızın da ifade ettiği gibi kamuoyu ile paylaşılacaktır.”
TÜRK SAVAŞ UÇAKLARININ İDLİB ÜZERİNDE UÇTUĞUNA DAİR HABERLER
Bakanlık kaynakları, Türk savaş uçaklarının bir kaç gün önce İdlib üzerinde uçuş gerçekleştirdiğine dair haberlere ilişkin olarak şunları söyledi:
“07 Ocak 2024 tarihinde İdlib’teki üs bölgelerimizi tehdit edebilecek ve milliyeti belirlenemeyen insansız hava aracı tespit edilmiştir. Hava Kuvvetlerimize ait uçaklar tarafından derhal önleme ve engelleme yapılmıştır. Suriye sınırındaki faaliyetler Rusya Federasyonu ile yakın koordinasyon içerisinde yürütülmektedir.”
TUĞRAMİRAL ZEKİ AKTÜRK’TEN BASIN BİLGİLENDİRME TOPANTISINDA ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR
MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, Bakanlık’taki “Basın Bilgilendirme Toplantısı”nda şu değerlendirmeleri yaptı;
Değerli Basın Mensupları, Millî Savunma Bakanlığı Basın Bilgilendirme Toplantısı’na hoş geldiniz.
Öncelikle,
– Şanlı ecdadımızın vatan sevgisi ve üstün disiplin anlayışıyla zorluklara ve yokluklara tahammülünün simgesi olan Sarıkamış Harekâtı’nın 109’uncu yıl dönümünde şehadete yürüyen kahramanlarımızı,
– 103 yıl önce kazanılan Birinci İnönü Zaferi’nin yıl dönümünde başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere harekâta komuta eden İsmet İnönü’yü ve İstiklal Mücadelemizin tüm kahramanlarını,
– Bu vesileyle tüm aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi bir kez daha rahmet ve minnetle yâd ediyoruz.
Yine, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün değerli annesi Zübeyde Hanım’ı, vefatının 101’inci yıl dönümünde sevgi ve saygıyla anıyoruz.
Kıymetli Basın Mensupları,
Millî Savunma Bakanlığının tüm birlik ve kurumları devletimizin bekası, ülkemizin savunma ve güvenliği için gerekli her türlü tedbiri almaya, daha büyük ve daha güçlü bir Türkiye için kendisine tevdi edilen tüm görevleri azim ve kararlılıkla yerine getirmeye devam etmektedir.
TERÖRLE MÜCADELE HAREKÂTI
PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ terör örgütleri başta olmak üzere, millî birlik ve beraberliğimiz ile bekamıza yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı yurt içinde ve sınır ötesinde kesintisiz bir şekilde ve başarıyla icra edilen operasyonlarla Irak ve Suriye’nin kuzeyi dâhil, son bir haftada 45 terörist etkisiz hâle getirilmiştir.
Böylece, 2023 yılı dâhil etkisiz hâle getirilen terörist sayısı 2.282’ye ulaşmıştır.
Ayrıca, Irak’ın kuzeyindeki Metina, Gara, Hakurk, Kandil ve Asos’ta bulunan terör hedeflerine yönelik 06 Ocak’ta icra edilen hava harekâtlarıyla içerisinde sorumlu düzeyde teröristlerin de bulunduğu değerlendirilen mağara, sığınak, barınak ve depolardan oluşan toplam 15 hedef başarıyla imha edilmiştir.
Azami oranda yerli ve millî mühimmat kullanılan harekâtlarda çok sayıda terörist etkisiz hâle getirilmiştir. Hedeflerdeki etki kıymetlendirmesi devam etmektedir.
Eli kanlı teröristler bu coğrafyadan sökülüp atılıncaya kadar terör yuvalarını yerle bir etme irade ve kararlılığımız tamdır.
Operasyonlarımız, gereken yer ve zamanda artan bir etki ve baskıyla sürecektir.
Diğer yandan Bakanlığımız, FETÖ ile mücadelesini de yeni bilgi, belge ve veriler ışığında kararlılıkla sürdürmektedir, sürdürecektir.
SURİYE
Değerli Basın Mensupları,
Suriye’de, harekât alanlarımızda oluşturulan güvenlik ve huzur ortamını bozmaya yönelik taciz ve saldırı girişimleri de devam etmektedir.
Nitekim, son bir haftada 7 taciz ve saldırı gerçekleştirilmiş, anında ve misliyle verilen karşılık ile 35 terörist etkisiz hâle getirilmiştir.
Böylece; 01 Ocak 2023’ten itibaren gerçekleştirilen taciz ve saldırı sayısı 533’e, etkisiz hâle getirilen terörist sayısı ise 1.564’e ulaşmıştır.
Bölgede;
– Güvenlik ve istikrarın sürdürülmesi için gerekli tüm tedbirler alınmakta,
– Suriyelilerin emniyetli bir ortama geri dönüşlerinin sağlanmasına yönelik çalışmalar devam etmektedir.
HUDUT GÜVENLİĞİ
Cumhuriyet tarihimizin en yoğun tedbirleri ve tesis edilen çok katmanlı emniyet sistemi ile korunan hudutlarımızda;
– Son bir haftada yasa dışı yollarla geçmeye çalışan 132 şahıs yakalanmıştır. Yakalanan şahıslardan 1’i PKK/YPG terör örgütü mensubudur. 2.843 şahıs ise hududu geçemeden engellenmiştir.
– Böylece, 2024 yılı başından bugüne kadar hudutlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 148’e yükselmiştir. Hududu geçemeden engellenen kişi sayısı da 3.585 olmuştur.
BÖLGESEL VE KÜRESEL BARIŞ VE İSTİKRARA KATKILAR / İKİLİ İLİŞKİLER
Değerli Basın Mensupları,
Türkiye, kritik bölge ve coğrafyalarda getirdiği çözüm önerileri ve istikrara sunduğu katkılarla müzakere süreçlerinin vazgeçilmez bir ülkesidir.
Türk Silahlı Kuvvetlerimiz de; terörle mücadele ve hudut güvenliği ile mavi ve gök vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin korunmasının yanı sıra bölgesel ve küresel barış ve istikrara katkı sağlamayı sürdürmektedir.
Bu kapsamdaki çabalarımızdan biri de Karadeniz’deki güvenliğin sürdürülmesine yöneliktir. Bilindiği üzere Ukrayna’da başlayan savaş sonrası Karadeniz’e kıyıdaş ülkeler bu savaştan farklı şekillerde etkilenmiştir.
Bu çerçevede ülkemiz;
– Bölgesel sahiplik ilkesi doğrultusunda Karadeniz’deki dengeyi sağlayan ve bölgenin güvenliği konusunda büyük önem arz eden Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni dikkatle, sorumlu ve tarafsız bir biçimde uygulamakta,
– Diğer yandan, savaşın başlaması ile birlikte Karadeniz’de sürüklenen mayınlardan dolayı oluşan risk ve tehditleri ortadan kaldırmak için kıyıdaş müttefiklerle iş birliğini geliştirmektedir.
Ülkemizin öncülüğünde, Karadeniz’deki mayın tehlikesine karşı, Romanya ve Bulgaristan ile başlattığımız “Üçlü Girişim” kapsamında Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu Mutabakatı (MCM Black Sea) imza töreni Sayın Bakanımız, Romanya Savunma Bakanı ve Bulgaristan Savunma Bakan Yardımcısının katılımıyla bugün İstanbul’da gerçekleştirilmektedir.
Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu Mutabakatı ile ortaya konulacak iş birliğinin; seyrüsefer güvenliği başta olmak üzere Karadeniz ve bölge güvenliğine önemli katkılar sağlamasını temenni ediyor; söz konusu mutabakatın ülkelerimize, Silahlı Kuvvetlerimize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyoruz.
Diğer taraftan Sayın Bakanımız; 5 Ocak’ta Türkiye’nin Kuala Lumpur Büyükelçisi’ni kabul etmiş, 8 Ocak’ta Azerbaycanlı gazilerimiz ile Millî Savunma Bakanlığında bir araya gelmiş, 9 Ocak’ta ise Ukrayna ve Gambiya’nın Ankara Büyükelçilerini kabul etmiştir.
Ayrıca, Türkiye ve Suudi Arabistan arasındaki “İkili Savunma Sanayi İş Birliği” faaliyetlerinin geliştirilmesi amacıyla Suudi Arabistan Savunma Bakan Yardımcısı başkanlığındaki heyet tarafından ülkemize bir ziyaret gerçekleştirilmektedir.
Söz konusu ziyaret kapsamında bugün (11 Ocak) Sayın Bakan Yardımcımız Celal Sami TÜFEKCİ başkanlığında “Savunma Sanayi Alanında İkili İş Birliği” toplantısı icra edilmekte, ayrıca heyet tarafından savunma sanayi firmalarımızın önde gelen temsilcileri ile görüşmeler yapılması planlanmaktadır.
Öte yandan, Gazze ile ilgili ilk günden bu yana sergilediğimiz insani ve adaletli tutumumuzu bugün de sürdürüyoruz.
Krizin en başından bu yana, yalnızca bölgenin değil tüm dünyanın güvenlik ve huzuru için acil ve kalıcı ateşkesin tesis edilerek çatışmaların sona erdirilmesi gerektiğini ifade ediyoruz.
İsrail’in işgali son bulmadan sorunun çözülemeyeceğini; egemen ve bağımsız Filistin devletinin bir an önce kurulması gerektiğini tekrar belirtiyoruz.
BEDELLİ ASKERLİK
Bilindiği üzere “Bedelli Askerlik” tutarı, daha önce yapılan düzenleme ile memur maaş katsayısındaki artış oranına sabitlenmiş ve miktar konusundaki belirsizlik ortadan kaldırılmıştı. Hazine ve Maliye Bakanlığınca “Mali ve Sosyal Haklar” genelgesi yayımlanmış ve buna göre bedelli askerlik tutarı 182.609,04 TL (yüz seksen iki bin altı yüz dokuz lira dört kuruş) olmuştur. 08 Ocak 2024 tarihinden itibaren bedelli askerlik müracaat işlemleri başlamıştır.
Sonuç itibarıyla başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere Bakanlığımızın tüm birlik ve kurumları;
– Cumhuriyetimizin ikinci asrında,
– Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ve “Türkiye Yüzyılı” hedefleri doğrultusunda,
– Terörle mücadeleden sınır güvenliğine, uluslararası misyonlardan insani yardım faaliyetlerine kadar çok geniş bir alanda, kendisine verilen tüm görevleri bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da başarıyla yerine getirecek ve asil milletimizin gurur kaynağı olmayı sürdürecektir.
]]>AKYA’nın gerçek anlamda geniş çaplı kullanımı için takvim oldukça uzun soluklu görünse de aslında test atışıyla dönülen bu viraj Türkiye için son derece değerli kazanımlara işaret ediyor. Savunma ve Denizcilik Araştırmacısı Kozan Selçuk Erkan ile madalyonun diğer yüzünü çevirdik ve AKYA’nın arka planda ne tür kabiliyetler kazandıracağı meselesini konuştuk.
Rakiplerin ‘ne yapacağını bilmediği’ bir kabiliyet
Erkan, AKYA ağır torpidosunun Türkiye’nin MİLGEM projesinin ilk dönemlerinde hedef konularak başladığı uzun soluklu bir proje olduğu bilgisini paylaşıyor. “Ana amaç sadece silahı yapmak değil tam anlamıyla bağımsız bir sistem oluşturmaktı” diyor.
AKYA’nın test atışı sıkça konuşuldu ancak belki de asıl öne çıkarılması gereken kazanımlar biraz geri planda kaldı. Erkan, perdeyi biraz daha aralıyor ve bu ağır torpidonun neden büyük anlamlar taşıdığını anlatıyor:
”AKYA sadece denizaltıdan atılan uzun menzilli milli bir torpido değildir. Bilinmeyen bir silahtır. NATO ülkelerinde üç ana tip torpido var. ABD yapımı MK 48, İngiliz Tigerfish ve Alman üretimi DM2A4. Bu torpidolar Türk Donanmasında mevcut olup tüm NATO donanmalarında durum benzerdir.
AKYA ortada hiçbir ambargo tehdidi yokken ortaya konan bir silah. Yabancıların ya da rakiplerimizin ezbere bildiği torpidolar haricinde kendi yazılım ve algoritmalarımızla üreteceğimiz bir denizaltı avcısı istendi. Ve bu taleple ‘bilinmezlik içermek’ üzere tasarlanmaya başladı.”
”Özelliklerini bilmediğiniz bir sisteme çare üretmeniz zorlaşır”
Bilinmezlik meselesi dikkatimizi çekiyor… Kozan Selçuk Erkan’dan bu hususu biraz açmasını istiyoruz. Öncelikle bir kez daha tüm Batı dünyasının aynı ya da birbirine çok benzer sistemler kullandığını anımsatıyor. ”Bildiğiniz bir sisteme karşı kaçınma veya önleme yapmanız görece mümkündür ama hiç bilmediğiniz bir sistem karşısında cevap verebilmeniz daha zordur” dedikten sonra meselenin bam teline geliyor:
”İşte Türkiye AKYA ile bu bilinmezliği geliştirdi. Ağır torpidolar çok pahalı, bakımı zahmetli ve dışa bağımlı olmanızın yanı sıra üzerinde hiçbir değişiklik yapma izniniz olmayan sistemlerdir. Bir sistemin aynısı rakiplerinizde de varken becerisi ya da zafiyetleri hemen herkes için benzer oluyor.
AKYA tam da bu noktada fark yaratıyor. Dışa bağımlılığı sona erdirirken bir yandan da bize ezber bozan bir güç sağlıyor. Dünyada halihazırda 7 ya da 8 ülke ağır torpido üretebiliyor. Talebin olduğu, üretimin ise çok küçük bir grupta bulunduğu spesifik bir alandan bahsediyoruz. Eğer Ankara elini çabuk tutar ve seri üretim hızla yapılabilirse ihracat için çok büyük bir kapı daha aralanmış olacak.”
”Ağır torpido almak isteyen ülkeler mutlaka kapımızı çalacak”
Her ne kadar denizcilik alanında son yıllarda büyük bir ivme kazanılmış olsa da aslında Türkiye’nin bu konudaki yetenekleri çok eski dönemlere dayanıyor. Türkiye’nin 1970’lerde Ay sınıfı denizaltı üreterek girdiği bu yolda Preveze ve Gür sınıfı denizaltıların da ülkemizde inşa edildiğini anımsamak gerekiyor.
Kozan Selçuk Erkan bir adım daha ilerisini söylüyor ve dünyanın en ileri teknolojilerinden kabul edilen ‘havadan bağımsız tahrik sistemine’ sahip Reis sınıfı denizaltılarının büyük ölçüde yerli üretim olduğunu hatırlatıyor.
”STM 500 ve MİLDEN’i de eklerseniz Türkiye bu alanda bir üst lige belki de Şampiyonlar Ligi diyebileceğimiz klasmana çıkacak” diyor Erkan. Sadece torpido ile işin bitmediği uyarısında bulunup, devam ediyor:
”Burada en önemli işlerden birisi Milli Üretim Entegre Savaş Yönetim Sistemi. Ya da kamuoyunda bilinen adıyla MÜREN… Tam bağımsız olarak son teknoloji yerli imkanlarla tasarlanıp geliştirilen bu sistem hem AKYA torpidolarının hem de yabancı muadillerinin mevcut denizaltılarımızdan atılabilmesini sağlayacak.
Yerli denizaltı üretimimizin başladığı bir süreçteyiz. Ayrıca başka ülkelerin denizaltılarını da modernize ettiğimiz bir dönemden geçiyoruz. Tam da böyle bir zamanda ilk test atışını yaptığımız yerli ağır torpidomuzun da ihracatını göreceğimiz konusunda umutluyum.
Sistemi satıp silahı için başka ülkelere bağlı kalmak ülkemizin ihracat şansını azaltacaktı. Şimdi hem savaş yönetim sistemi hem de ateşleyebileceği mühimmatlar yerli. Torpido konusunda muhtemel bir ihracat engeli ‘MÜREN-AKYA’ ikilisiyle aşacağımıza inanıyorum. Tüm bunları alt alta koyduğunuzda AKYA ilk başta da söylediğim gibi bir torpidonun çok daha ötesinde anlamlar taşıyor.”
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, konuşmasında, ulaşım ve altyapı alanında yaptıkları çalışmaları anlatarak, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ifadesiyle, ‘Siyaset demek; ülke için eser üretmek, millete hizmet etmek’ demektir. Son 21 yıldır bu anlayışla çalışıyor, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ülkemizin her köşesini büyük eser ve hizmetlerle buluşturuyoruz. Birbiri ardına tamamladığımız projeleri, eser ve hizmet siyasetimizin en önemli unsuru olarak görüyor, milli kalkınma yolunda hızla ilerliyoruz. Ulaşım, haberleşme ve şehircilik alanında gerçekleştirilen yatırımlarla çehresi aydınlanan Türkiye’mizin gelecek vizyonunu; dünyanın nabzını tutarak, teknolojik gelişmeleri yakından takip ederek ve daima entegrasyonu merkeze koyarak şekillendiriyoruz. Tesis ettiğimiz ulaşım ağlarıyla, ekonomik faaliyetlerin, kültür ve medeniyetin yurt sathına yayılması idealine tüm imkan ve gayretimizle hizmet etmekteyiz. Güçlü, modern ve sağlam altyapı ve üstyapı temelinde ‘Türkiye Yüzyılı’nı hep birlikte inşa edecek, milletimizin hayat kalitesini devamlı yükselteceğiz. Ulaşım ve iletişim yatırımlarını; kesintisiz kalkınmanın, rekabetçi bir ekonominin, sosyal etkileşimin, sürdürülebilir şehirciliğin ve refahın temeli olarak görüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğinde son 21 yıla 100 yıllık işler sığdırdık. Ülkemizin ulaşım ve haberleşme altyapısına yaklaşık 250 milyar dolar yatırım gerçekleştirdik. Marmaray, Avrasya Tüneli, İstanbul Havalimanı, Yavuz Sultan Selim, Osmangazi, 1915 Çanakkale köprüleri, İzmir-İstanbul, Ankara-Niğde ve Kuzey Marmara Otoyolları gibi dev projeleri birbiri ardına hayata geçirdik. Yüksek standartlı, bölünmüş yollarla ülkemizin her noktasını hızlı, güvenli ve konforlu bir şekilde erişim sağlar hale getirdik” diye konuştu.
Gözden Kaçmasın [Mevduatta parası olanlar dikkat İşte vadelerdeki yükselen trendler… 605 bin lira faiz getirisi var] Mevduatta parası olanlar dikkat! İşte vadelerdeki yükselen trendler… 605 bin lira faiz getirisi varHaberi Görüntüle
‘YAVUZ SULTAN SELİM KÖPRÜSÜNDEN DEMİR YOLUNU GEÇİRMEK İÇİN ÇALIŞILIYOR’
Bakan Uraloğlu, açıklamasında, “6 bin 100 kilometre olan bölünmüş yol ağımızı 29 bin 373 kilometreye, 1714 kilometre olan otoyol ağımızı ise 3 bin 726 kilometreye yükselttik. 10 bin 948 kilometre olan demir yolu ağımızı 14 bin 165 kilometreye yükselttik. Ülkemizi sıfırdan hızlı trenle buluşturarak 2 bin 251 kilometre hızlı tren ağı inşa ettik. 2002’den bu yana aktif havalimanı sayımızı 26’dan 57’ye ve terminal kapasitemizi 55 milyon yolcudan 337,5 milyon yolcuya çıkardık. Dış hatlarda 50 ülkede 60 noktaya uçuş gerçekleştiriliyorken, uçuş ağımıza 283 yeni nokta ekleyerek 343 noktaya yükselttik. Denizcilik alanında 152 olan uluslararası liman sayımızı 190’a, 37 olan tersane sayımızı 85’e, 8 bin 500 olan yat bağlama kapasitemizi de 25 binin üzerine çıkardık. 12’nci Kalkınma Planımız doğrultusunda 2028 yılında bölünmüş yol ağımızı 31 bin kilometrenin üzerine, 2053 hedefimiz kapsamında ise 38 bin kilometrenin üzerine çıkarmayı planlıyoruz. Avrasya Tüneli ve Marmaray ile İstanbul Boğazı’nın altından hem kara yolu hem de demir yolu geçişi tesis ettik. Kara yolu geçişini hizmete aldığımız Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinden şimdi de demir yolunu geçirmek için çalışmalar yürütüyoruz. Geleceği bugünden tasarlarken; lojistik, mobilite ve dijitalleşme odağında, bilimsel temelli, çevreci, sürdürülebilir ve tarihe duyarlı bir ulaşım altyapısını ülkemize kazandırmak için çalışmaya devam ediyoruz. 2053 vizyonumuzla ülkemizin ihtiyaç duyduğu ulaştırma ve altyapı yatırımlarını önümüzdeki 30 yıl için planladık” ifadelerini kullandı.
‘ÜLKEMİZ ÖNEMLİ HAVZALARDA BULUNUYOR’
Yer altı kaynakları açısından Türkiye’nin önemli noktada olduğunu söyleyen Bakan Uraloğlu, “Dünyanın en önemli petrol rezervlerine sahip Orta Doğu ve Hazar Havzası, önemli deniz ulaştırma yollarının kavşağı durumunda bulunan Akdeniz Havzası, tarihte her zaman önemini sürdürmüş olan Karadeniz Havzası ve Türk boğazlarının oluşturduğu coğrafyanın merkezinde etkili bir konumda bulunuyor. Konumumuzun avantajından hareketle ulaşım stratejilerimizi küresel ve bölgesel şartlar ışığında yeniden tanımlamak ve bu stratejileri her daim güncel tutmak Türkiye için vazgeçilmezdir. Bu kapsamda ülkemiz, ‘Orta Koridor’ güzergahının kısa, orta ve uzun vadede geliştirilmesinde ve iyileştirilmesinde kararlıdır. Gerek son dönemde yaşanan gelişmeler sebebiyle, kuzey koridoru yerine orta koridoru kullanma isteği gerekse giderek artan ticaret hacmi, Orta Koridor’da yük taşımacılığı hacmini arttırmak için tarihi bir fırsat ortaya koymaktadır. Bunun sağlanması için de büyük projeler üstlenerek hem Orta Doğu hem de Afrika kıtasıyla ortak projeler geliştirmeye odaklanmış durumdayız” dedi.
‘İPEK YOLU’NU AVRUPA’YA BAĞLIYORUZ’
Bakan Uraloğlu, İpek Yolu’nun Marmaray aracılığıyla Avrupa’ya bağlanacağını belirterek, “Bakü-Tiflis-Kars demir yolu ile Çin’den ülkemize ulaşan yeni İpek Yolu’nu Marmaray üzerinden Avrupa’ya bağlıyoruz. Azerbaycan ile ülkemiz arasındaki mesafeleri kısaltacak olan Zengezur Koridoru ile Bakü Limanı doğrudan ülkemize bağlanacaktır. Hindistan, Doğu Asya ve Basra Körfezi üzerinden Irak’a gelecek yükleri Avrupa’ya ulaştıracak Kalkınma Yolu projesinde çalışmalar devam etmektedir” ifadelerini kullandı.
‘YATIRIMLARIMIZI ARTAN NÜFUSU KARŞILAYACAK ŞEKİLDE YAPIYORUZ’
Bakan Uraloğlu, yatırımları illerin büyümesine göre planladıklarını ifade ederek, “Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre ülkemizde 2007 yılında nüfusun yüzde 70’i il ve ilçelerde yaşarken, bugün 85 milyonu aşan nüfusumuzun yaklaşık yüzde 93’ünün il ve ilçelerde yaşadığını görüyoruz. İl ve ilçe merkezlerinde yaşanan bu nüfus artışına paralel olarak şehirlerimiz de yeni konut projeleriyle büyük bir değişim içine girmiş durumda. Ancak tabii ki sadece konut yapmayla iş bitmiyor. Bu değişim yanında ulaşım ve lojistik hizmetleri, etkili sağlık hizmetleri, gelişmiş eğitim hizmetleri ve benzeri tüm konularda yeni ihtiyaçları ortaya çıkarıyor. Artan nüfus oranları da artık geleneksel yaklaşımların dışında, sürdürülebilir politika ve projelerle, ileri teknolojileri içeren çözüm arayışlarını zorunlu kılıyor. Bu noktada bugün hem ülkemizde hem de dünyada birçok şehrin dijital dönüşüm sürecinden geçtiğini ve bu değişeme adapte olmayı çalıştığını görüyoruz” dedi.
AK Parti’de adaylar belli oluyor! İşte Başkan Erdoğan’ın adayları açıklayacağı iller…



















SON DAKİKA: AK Parti’nin 11’i büyükşehir, 25 il belediye başkan adayı, Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen törenle duyuruldu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayının eski Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı, AK Parti İstanbul Milletvekili Murat Kurum olduğunu açıkladı.
İŞTE BELEDİYE BAŞKAN ADAYLARI:
İstanbul: Murat Kurum
Kocaeli: Tahir Büyükakın
Eskişehir: Nebi Hatipoğlu
Bursa: Alinur Aktaş
Denizli: Osman Zolan
Balıkesir: Yücel Yılmaz
Aydın: Mustafa Savaş
Samsun: Halit Doğan
Erzurum: Mehmet Sekmen
Muğla: Aydın Ayaydın
Ordu: Mehmet Hilmi Güler
Giresun: Aytekin Şenlikoğlu
Elazığ: Şahin Şerifoğulları
Edirne: Belgin İba
Düzce: Faruk Özlü
Bitlis: Nesrullah Tanğlay
Bingöl: Erdal Arıkan
Çanakkale: Jülide İskenderoğlu
Çankırı: Hüseyin Filiz
Kastamonu: Tahsin Babaş
Rize: Rahmi Metin
Sinop: Yakup Üçüncüoğlu
Tokat: Eyüp Eroğlu
Yalova: Mustafa Tutuk
Isparta: Şükrü Başdeğirmen
Artvin: Mehmet Kocatepe

Cumhurbaşkanı Erdoğan, tanıtım toplantısında açıklamalarda bulundu.
Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:
Aziz milletim, sevgili İstanbullular, kıymetli hanımefendiler, değerli dava arkadaşlarım sizleri kalbi duygularımla muhabbetle selamlıyorum. Sizlerin şahsında 81 ilimizin tamamında teşkilatlarımıza teşekkür ediyorum.
Asrın felaketi olan 6 Şubat depremlerinde hayatını kaybeden vatandaşlarımızı rahmetle anıyorum.
İsrail güçlerine karşı vatanlarını savunan tüm Filistinli yiğitlere selamlarımızı yolluyoruz. Biz de bu süreçte dünyadaki vicdan sahibi tüm ülkelerle birlikte zalimlerden hesap sorulması için elimizden geleni yapacağız.
“Alnımızın aklığı
Zalime kabus olur
Mazlumun canı yansa
Ahı bize dokunur”
Biz mazlumlara sırtımızı asla dönmeyeceğiz. Dün Bosna’da nasıl kardeşlerimizin yanında yer aldıysak bugün de Suriye ile Irak ile Kudüs ile ne işiniz var diyenlere aldırmadan Filistinli kardeşlerimizin yanında dimdik duracağız. Yeni yıla Galata Köprüsü’nde Filistinli kardeşlerimize destek olan 250 bin kişiye canı gönülden tebrik ediyorum.
Bugün burada 31 Mart 2024 seçimlerinde partimizi temsil edecek 11 büyükşehir ve 25 il adayımızı açıklamak üzere buradayız. Adaylarımıza şimdiden başarılar diliyoruz.

“DURMAK YOK, YOLA DEVAM”
AK Parti, ülkemizde istişare kültürünün en geniş uygulandığı tek siyasi teşekküldür. Adaylarımızı kapsamlı istişareler ile belirledik. Her husus gibi bu konuda da eksiğimiz fazlamız olabilir ama partimiz için en hayırlısını istediğimizden kimse şüphe etmesin. Bizim belediyecilikteki müktesebatımız yeni değil. 30 yıllık donanıma sahibiz.
Gerçekten de 1994 yılından itibaren yeni belediyecilik felsefesini hayata geçirdik. Milletimize rüştümüzü önce yerel yönetimde ispat ettik. Tüm engellemelere rağmen belediyecilikte destan yazdık. 94 ruhu denilen anlayış ile yeni çığır açtık. Bir referans haline geldik. Başarılarla ülke yönetimine talip olduk. Ey İstanbul, çöp çukur çamur diye tanımlanmıyor muydu. Bunlardan İstanbul’umuzu nasıl temizlediysek şimdi de tüm Türkiye’de bu temizlik için yola çıktık.
Karşımda şu an bir slogan var; Yeniden İstanbul, Yeniden AK Parti… Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazırız, kararlıyız.
Partimizin kuruluşundan 15 ay sonra girdiğimiz 3 Kasım seçimlerinde iktidara geldik. Her anı eser siyaseti ile geçen 21 yılı aşkın süredir iktidarımızı kesintisiz sürdürüyoruz. Mayıs seçimini kazanarak milletimizden 5 yıl daha yetki aldık. Amacımız 31 Mart seçimi için milletimizin huzuruna gerçek belediyecilik yapacak adaylarla çıkmak.
Muhalefet partilerindeki belediyelerin kötü yönetimin faturasını da biz ödemek mecburiyetinde kalıyoruz. Ülkemizi böyle bir iklim ile karşı karşıya bırakmaya hiçbirimizin hakkı yoktur. Ehil isimlerden oluşmasına dikkat ettik.
“KİMSENİN BECERİKSİZLİĞE TIPIŞ TIPIŞ OY VERME MECBURİYETİ YOK”
31 Mart’a kadar durmak yok yola devam diyoruz. Sizlerle gurur duyuyorum. Muhalefetin korku siyaseti nedeniyle hizmetlerden mahrum kalanlara mecbur değilsin şehrin seninle değişsin diyoruz. Kimse hizmetsizliğe mahkum değil. Beceriksizlere tıpış tıpış oy verme mecburiyeti yoktur. Bahane değil çözüm için koşan, kibirle değil tevazu ile hareket eden, bireysel amaçları ile değil şehrinin gündemi ile yatıp kalkacak adaylarla milletimizin karşısına çıkıyoruz. İnşallah 15 Ocak günü diğer adaylarımızı tanıtacağımız büyük tören yapacağız. Start vereceğimiz bu törenle gece gündüz sahada olacağız.
Hür iradesi ile şehrinin mahalli idarecilerini belirleyecek vatandaşlarımıza şimdiden şükranlarımızı sunuyoruz. Milletimizin tercihi ne olursa olsun başımızın üstünde yeri var. Milletimize küsme olmaz. Millete hakaret etme söz konusu olamaz. Biz vatandaşımıza tercihini eser siyasetinden yana kullanmalarında tavsiye ederiz. Son sözü milletimize bırakacağız. 
“ZİHİNLERİ BULANDIRMAYA ÇALIŞILIYOR”
Seçilecek adaylarımız şimdiden hayırlı olsun. Eski Türkiye’deki kaldığını umut ettiğimiz senaryolar yeniden tedavüle sürüldü. Seçim öncesi zihinler bulandırılmaya çalışılıyor. Oyunlarla ülkemizin medeniyet mirası ile milletimizin değerleri hedef alınıyor. Bu kişilerin ortak özelliği Elif’i görse mertek sanacak kadar cahiller. Nüfus cüzdanları var ama kendi milletine bir turist kadar yabancılar.
Yabancı ülkeler emellerine ulaşmak için bunları piyon olarak kullandı. Terör örgütleri figüranlıklarını yaptılar. En kullanışlı aparat oldular. Asla düşünmez bunlar. Yaşanılanlardan ders çıkarma alışkanlıkları yok. Saldırganlığa varacak kadar her yalanı yaymak bunların ruhunda var. Toplumu anlamaya tenezzül dahi etmezler. Yıllarca ön yargılarını gerçek zannettiler, sahte korkularının esiri oldular. Kelime-i Tevhidi bilemeyecek kadar cehalet ve gaflet çukurunda boğuluyorlar. Biraz okusalar, biraz farklı mahallelere kulak verseler görecekler ki bu millet tevhidin sancaktarlığını yapmış, askerine Mehmetçik ismini vermiş, mayası İslam ile yoğrulmuş necip millettir.
“KİRLİ OYUNUN EN BÜYÜK APARATI CHP OLDU”
İstanbul belediye başkanlığı adaylığımızdan itibaren bunlarla karşılaştık, mücadele ettik. Bu cehaletin nereye varabileceğini hep birlikte gördük. Bu kirli oyunun siyasetteki en büyük aparatı da CHP oldu. Şimdilerde oy oranları düşük de olsa kimi başka partiler de rol almak için can atıyor. Her şey değişiyor ama CHP ve şürekasının baş rollünü kimseye bırakmadığı toplum mühendisliği senaryosu aynı kalıyor. 30 yıl önceki senaryolar güncellenmeye ihtiyaç dahi duyulmuyor. İnançlar üzerinden pis bir oyun oynanmakta. Gazi Mustafa Kemal istismara en elverişli malzeme olarak öne sürülüyor. Bu kavramların arkasına saklanarak siyaset yapmak hassasiyet emaresi değildir. Bahanelerle, yanlış söylemlerle yapılan çıkışlar kirli senaryolarda rol alma gayretidir. Türkiye bölgesi ve dünya ile bütünleşmiş bir ülkedir. Bu çirkin senaryo ve oyuncuları izlemeyi, onları milletimize ifşa etmeyi sürdüreceğiz.
Yabancı ülkeler emellerine ulaşmak için bunları piyon olarak kullandı. Terör örgütleri figüranlıklarını yaptılar. En kullanışlı aparat oldular. Asla düşünmez bunlar. Yaşanılanlardan ders çıkarma alışkanlıkları yok. Saldırganlığa varacak kadar her yalanı yaymak bunların ruhunda var. Toplumu anlamaya tenezzül dahi etmezler. Yıllarca ön yargılarını gerçek zannettiler, sahte korkularının esiri oldular. Kelime-i Tevhidi bilemeyecek kadar cehalet ve gaflet çukurunda boğuluyorlar. Biraz okusalar, biraz farklı mahallelere kulak verseler görecekler ki bu millet tevhidin sancaktarlığını yapmış, askerine Mehmetçik ismini vermiş, mayası İslam ile yoğrulmuş necip millettir.
İstanbul belediye başkanlığı adaylığımızdan itibaren bunlarla karşılaştık, mücadele ettik. Bu cehaletin nereye varabileceğini hep birlikte gördük. Bu kirli oyunun siyasetteki en büyük aparatı da CHP oldu. Şimdilerde oy oranları düşük de olsa kimi başka partiler de rol almak için can atıyor. Her şey değişiyor ama CHP ve şürekasının baş rollünü kimseye bırakmadığı toplum mühendisliği senaryosu aynı kalıyor. 30 yıl önceki senaryolar güncellenmeye ihtiyaç dahi duyulmuyor. İnançlar üzerinden pis bir oyun oynanmakta. Gazi Mustafa Kemal istismara en elverişli malzeme olarak öne sürülüyor. Bu kavramların arkasına saklanarak siyaset yapmak hassasiyet emaresi değildir. Bahanelerle, yanlış söylemlerle yapılan çıkışlar kirli senaryolarda rol alma gayretidir. Türkiye bölgesi ve dünya ile bütünleşmiş bir ülkedir. Bu çirkin senaryo ve oyuncuları izlemeyi, onları milletimize ifşa etmeyi sürdüreceğiz.
Her karışı ter ve kanla sulanmış vatanda ameliyat yapmaya kalkanlara meydanın boş olmadığını göstermek boynumuzun borcudur. Riyad’dan size ekmek çıkmaz. Tişörtleri farklı bir şekilde boyamak size bir şey kazandırmaz. Samimi iseniz bunu ülke genelinde milli olarak ifade edin. İpleri emperyalistlerin elinde olan marjinalleri anlayabiliyoruz. Varoluşlarını yapıyorlar. Ülkemizin ikinci büyük partisinin Türkiye düşmanlarına kuyruk olmasıdır bizi üzen. Uzun bir süredir siyaseten iflas ettiler. Parti içi iktidar kavgasını unutturmaktan başka işe yaramıyor bunlar. Özgür efendinin genel başkanlığı başlamadan vesayet gölgesinde bitmeye yüz tuttu. Milletimizi gerçek belediyecilikle buluşturup Özgür efendiyi de özgürleştireceğiz.
Terörist ve destekçilerine sahip çıkmaktan vazgeçmesi gerekiyor. Onlara ya selam çakıyor ya sırtını sıvazlıyor. Bölücülere boncuk dağıtarak oraya nasıl oturtulduğunu unutturabileceğini sanıyor. Bu millet ferasetini hafife alana ne yaptıysa Özgür efendiye de aynısını yapacak. Bu zatın gidişatı şu an pek de iyi gözükmüyor. Bize sataşarak pirim kazanmaya çalışıyor. Boynunda diyet borcu ile siyaset yapılmaz.
Siyasi ehliyetini almak istiyorsa önce efendilerinden kurtulsun. Sonra kendisi ile özgür bir siyasetçi olarak muhatap olmayı düşünecek arkadaşlarım var. Genel başkanından belediye başkanına kadar bu partide olanlar CHP seçmenini ilgilendirir. Daha çok çalışacağımız bir döneme giriyoruz.
Şehirlerimizi okuyacağız, dilimizle, aklımızla ve kalbimizle okuyacağız. Şehirlerimize ve insanlarımıza getireceğimiz hizmetleri ibadet şevki ile hayata geçireceğiz.
AK Parti’de adaylar belli oluyor! İşte Başkan Erdoğan’ın adayları açıklayacağı iller…



















SON DAKİKA: AK Parti’nin 11’i büyükşehir, 25 il belediye başkan adayı, Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen törenle duyuruluyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kamuoyunun merakla beklediği adayları bizzat açıkladı.
İŞTE BELEDİYE BAŞKAN ADAYLARI:
İstanbul:
Kocaeli:
Eskişehir:
Bursa: Alinur Aktaş
Denizli: Osman Zolan
Balıkesir: Yücel Yılmaz
Aydın: Mustafa Savaş
Samsun:
Erzurum:
Muğla:
Ordu:
Giresun:
Elazığ: Şahin Şerifoğulları
Edirne: Belgin İba
Düzce: Faruk Özlü
Bitlis: Nesrullah Tanğlay
Bingöl: Erdal Arıkan
Çanakkale: Jülide İskenderoğlu
Çankırı: Hüseyin Filiz
Kastamonu:
Rize:
Sinop:
Tokat:
Yalova:
Isparta:
Artvin: Mehmet Kocatepe
Cumhurbaşkanı Erdoğan, tanıtım toplantısında açıklamalarda bulundu.
Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:
Aziz milletim, sevgili İstanbullular, kıymetli hanımefendiler, değerli dava arkadaşlarım sizleri kalbi duygularımla muhabbetle selamlıyorum. Sizlerin şahsında 81 ilimizin tamamında teşkilatlarımıza teşekkür ediyorum.
Asrın felaketi olan 6 Şubat depremlerinde hayatını kaybeden vatandaşlarımızı rahmetle anıyorum.
İsrail güçlerine karşı vatanlarını savunan tüm Filistinli yiğitlere selamlarımızı yolluyoruz. Biz de bu süreçte dünyadaki vicdan sahibi tüm ülkelerle birlikte zalimlerden hesap sorulması için elimizden geleni yapacağız.
“Alnımızın aklığı
Zalime kabus olur
Mazlumun canı yansa
Ahı bize dokunur”
Biz mazlumlara sırtımızı asla dönmeyeceğiz. Dün Bosna’da nasıl kardeşlerimizin yanında yer aldıysak bugün de Suriye ile Irak ile Kudüs ile ne işiniz var diyenlere aldırmadan Filistinli kardeşlerimizin yanında dimdik duracağız. Yeni yıla Galata Köprüsü’nde Filistinli kardeşlerimize destek olan 250 bin kişiye canı gönülden tebrik ediyorum.
Bugün burada 31 Mart 2024 seçimlerinde partimizi temsil edecek 11 büyükşehir ve 25 il adayımızı açıklamak üzere buradayız. Adaylarımıza şimdiden başarılar diliyoruz.

“DURMAK YOK, YOLA DEVAM”
AK Parti, ülkemizde istişare kültürünün en geniş uygulandığı tek siyasi teşekküldür. Adaylarımızı kapsamlı istişareler ile belirledik. Her husus gibi bu konuda da eksiğimiz fazlamız olabilir ama partimiz için en hayırlısını istediğimizden kimse şüphe etmesin. Bizim belediyecilikteki müktesebatımız yeni değil. 30 yıllık donanıma sahibiz.
Gerçekten de 1994 yılından itibaren yeni belediyecilik felsefesini hayata geçirdik. Milletimize rüştümüzü önce yerel yönetimde ispat ettik. Tüm engellemelere rağmen belediyecilikte destan yazdık. 94 ruhu denilen anlayış ile yeni çığır açtık. Bir referans haline geldik. Başarılarla ülke yönetimine talip olduk. Ey İstanbul, çöp çukur çamur diye tanımlanmıyor muydu. Bunlardan İstanbul’umuzu nasıl temizlediysek şimdi de tüm Türkiye’de bu temizlik için yola çıktık.
Karşımda şu an bir slogan var; Yeniden İstanbul, Yeniden AK Parti… Türkiye Yüzyılı şehirleri için hazırız, kararlıyız.
Partimizin kuruluşundan 15 ay sonra girdiğimiz 3 Kasım seçimlerinde iktidara geldik. Her anı eser siyaseti ile geçen 21 yılı aşkın süredir iktidarımızı kesintisiz sürdürüyoruz. Mayıs seçimini kazanarak milletimizden 5 yıl daha yetki aldık. Amacımız 31 Mart seçimi için milletimizin huzuruna gerçek belediyecilik yapacak adaylarla çıkmak.
Muhalefet partilerindeki belediyelerin kötü yönetimin faturasını da biz ödemek mecburiyetinde kalıyoruz. Ülkemizi böyle bir iklim ile karşı karşıya bırakmaya hiçbirimizin hakkı yoktur. Ehil isimlerden oluşmasına dikkat ettik.
“KİMSENİN BECERİKSİZLİĞE TIPIŞ TIPIŞ OY VERME MECBURİYETİ YOK”
31 Mart’a kadar durmak yok yola devam diyoruz. Sizlerle gurur duyuyorum. Muhalefetin korku siyaseti nedeniyle hizmetlerden mahrum kalanlara mecbur değilsin şehrin seninle değişsin diyoruz. Kimse hizmetsizliğe mahkum değil. Beceriksizlere tıpış tıpış oy verme mecburiyeti yoktur. Bahane değil çözüm için koşan, kibirle değil tevazu ile hareket eden, bireysel amaçları ile değil şehrinin gündemi ile yatıp kalkacak adaylarla milletimizin karşısına çıkıyoruz. İnşallah 15 Ocak günü diğer adaylarımızı tanıtacağımız büyük tören yapacağız. Start vereceğimiz bu törenle gece gündüz sahada olacağız.
Hür iradesi ile şehrinin mahalli idarecilerini belirleyecek vatandaşlarımıza şimdiden şükranlarımızı sunuyoruz. Milletimizin tercihi ne olursa olsun başımızın üstünde yeri var. Milletimize küsme olmaz. Millete hakaret etme söz konusu olamaz. Biz vatandaşımıza tercihini eser siyasetinden yana kullanmalarında tavsiye ederiz. Son sözü milletimize bırakacağız. 
“ZİHİNLERİ BULANDIRMAYA ÇALIŞILIYOR”
Seçilecek adaylarımız şimdiden hayırlı olsun. Eski Türkiye’deki kaldığını umut ettiğimiz senaryolar yeniden tedavüle sürüldü. Seçim öncesi zihinler bulandırılmaya çalışılıyor. Oyunlarla ülkemizin medeniyet mirası ile milletimizin değerleri hedef alınıyor. Bu kişilerin ortak özelliği Elif’i görse mertek sanacak kadar cahiller. Nüfus cüzdanları var ama kendi milletine bir turist kadar yabancılar.
Yabancı ülkeler emellerine ulaşmak için bunları piyon olarak kullandı. Terör örgütleri figüranlıklarını yaptılar. En kullanışlı aparat oldular. Asla düşünmez bunlar. Yaşanılanlardan ders çıkarma alışkanlıkları yok. Saldırganlığa varacak kadar her yalanı yaymak bunların ruhunda var. Toplumu anlamaya tenezzül dahi etmezler. Yıllarca ön yargılarını gerçek zannettiler, sahte korkularının esiri oldular. Kelime-i Tevhidi bilemeyecek kadar cehalet ve gaflet çukurunda boğuluyorlar. Biraz okusalar, biraz farklı mahallelere kulak verseler görecekler ki bu millet tevhidin sancaktarlığını yapmış, askerine Mehmetçik ismini vermiş, mayası İslam ile yoğrulmuş necip millettir.
“KİRLİ OYUNUN EN BÜYÜK APARATI CHP OLDU”
İstanbul belediye başkanlığı adaylığımızdan itibaren bunlarla karşılaştık, mücadele ettik. Bu cehaletin nereye varabileceğini hep birlikte gördük. Bu kirli oyunun siyasetteki en büyük aparatı da CHP oldu. Şimdilerde oy oranları düşük de olsa kimi başka partiler de rol almak için can atıyor. Her şey değişiyor ama CHP ve şürekasının baş rollünü kimseye bırakmadığı toplum mühendisliği senaryosu aynı kalıyor. 30 yıl önceki senaryolar güncellenmeye ihtiyaç dahi duyulmuyor. İnançlar üzerinden pis bir oyun oynanmakta. Gazi Mustafa Kemal istismara en elverişli malzeme olarak öne sürülüyor. Bu kavramların arkasına saklanarak siyaset yapmak hassasiyet emaresi değildir. Bahanelerle, yanlış söylemlerle yapılan çıkışlar kirli senaryolarda rol alma gayretidir. Türkiye bölgesi ve dünya ile bütünleşmiş bir ülkedir. Bu çirkin senaryo ve oyuncuları izlemeyi, onları milletimize ifşa etmeyi sürdüreceğiz.
Yabancı ülkeler emellerine ulaşmak için bunları piyon olarak kullandı. Terör örgütleri figüranlıklarını yaptılar. En kullanışlı aparat oldular. Asla düşünmez bunlar. Yaşanılanlardan ders çıkarma alışkanlıkları yok. Saldırganlığa varacak kadar her yalanı yaymak bunların ruhunda var. Toplumu anlamaya tenezzül dahi etmezler. Yıllarca ön yargılarını gerçek zannettiler, sahte korkularının esiri oldular. Kelime-i Tevhidi bilemeyecek kadar cehalet ve gaflet çukurunda boğuluyorlar. Biraz okusalar, biraz farklı mahallelere kulak verseler görecekler ki bu millet tevhidin sancaktarlığını yapmış, askerine Mehmetçik ismini vermiş, mayası İslam ile yoğrulmuş necip millettir.
İstanbul belediye başkanlığı adaylığımızdan itibaren bunlarla karşılaştık, mücadele ettik. Bu cehaletin nereye varabileceğini hep birlikte gördük. Bu kirli oyunun siyasetteki en büyük aparatı da CHP oldu. Şimdilerde oy oranları düşük de olsa kimi başka partiler de rol almak için can atıyor. Her şey değişiyor ama CHP ve şürekasının baş rollünü kimseye bırakmadığı toplum mühendisliği senaryosu aynı kalıyor. 30 yıl önceki senaryolar güncellenmeye ihtiyaç dahi duyulmuyor. İnançlar üzerinden pis bir oyun oynanmakta. Gazi Mustafa Kemal istismara en elverişli malzeme olarak öne sürülüyor. Bu kavramların arkasına saklanarak siyaset yapmak hassasiyet emaresi değildir. Bahanelerle, yanlış söylemlerle yapılan çıkışlar kirli senaryolarda rol alma gayretidir. Türkiye bölgesi ve dünya ile bütünleşmiş bir ülkedir. Bu çirkin senaryo ve oyuncuları izlemeyi, onları milletimize ifşa etmeyi sürdüreceğiz.
Her karışı ter ve kanla sulanmış vatanda ameliyat yapmaya kalkanlara meydanın boş olmadığını göstermek boynumuzun borcudur. Riyad’dan size ekmek çıkmaz. Tişörtleri farklı bir şekilde boyamak size bir şey kazandırmaz. Samimi iseniz bunu ülke genelinde milli olarak ifade edin. İpleri emperyalistlerin elinde olan marjinalleri anlayabiliyoruz. Varoluşlarını yapıyorlar. Ülkemizin ikinci büyük partisinin Türkiye düşmanlarına kuyruk olmasıdır bizi üzen. Uzun bir süredir siyaseten iflas ettiler. Parti içi iktidar kavgasını unutturmaktan başka işe yaramıyor bunlar. Özgür efendinin genel başkanlığı başlamadan vesayet gölgesinde bitmeye yüz tuttu. Milletimizi gerçek belediyecilikle buluşturup Özgür efendiyi de özgürleştireceğiz.
Terörist ve destekçilerine sahip çıkmaktan vazgeçmesi gerekiyor. Onlara ya selam çakıyor ya sırtını sıvazlıyor. Bölücülere boncuk dağıtarak oraya nasıl oturtulduğunu unutturabileceğini sanıyor. Bu millet ferasetini hafife alana ne yaptıysa Özgür efendiye de aynısını yapacak. Bu zatın gidişatı şu an pek de iyi gözükmüyor. Bize sataşarak pirim kazanmaya çalışıyor. Boynunda diyet borcu ile siyaset yapılmaz.
Siyasi ehliyetini almak istiyorsa önce efendilerinden kurtulsun. Sonra kendisi ile özgür bir siyasetçi olarak muhatap olmayı düşünecek arkadaşlarım var. Genel başkanından belediye başkanına kadar bu partide olanlar CHP seçmenini ilgilendirir. Daha çok çalışacağımız bir döneme giriyoruz.
Şehirlerimizi okuyacağız, dilimizle, aklımızla ve kalbimizle okuyacağız. Şehirlerimize ve insanlarımıza getireceğimiz hizmetleri ibadet şevki ile hayata geçireceğiz.
Rusya ise BRICS’in 2024 yılı dönem başkanlığını devralırken, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, konuya ilişkin 1 Ocak’ta yaptığı açıklamada, birliğin artık 10 uluslu bir yapı haline geldiğini ve Mısır, Etiyopya, İran, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin yeni üyeler olarak katıldığını söyledi.
Putin, bu yıl da birliğe katılmak isteyen yeni ülkeleri değerlendireceklerine işaret ederek, “BRICS’in çok boyutlu gündemine şu veya bu şekilde katılmak isteyen yaklaşık 30 ülkenin ne derece hazır olduğunu değerlendireceğiz” ifadesini kullandı.
BRICS’İN KÜRESEL EKONOMİDEKİ PAYI ARTIYOR
Başlangıçta Güney Afrika’yı içermeyen “BRIC” kısaltması, 2001’de İngiliz ekonomist Jim O’Neill tarafından Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’in büyüme potansiyelini vurgulayan bir makalede kullanılarak literatüre girmişti.
Birliğin kuruluşu ise Rusya’nın girişimleriyle, ABD ve Batılı ülkelerin küresel hakimiyetini dengeleyecek gayri resmi bir platform olarak 2009’a dayanıyor. Güney Afrika’nın da bir yıl sonra davet edilmesiyle birlik bugünkü BRICS adını aldı.
Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, bu yıl katılan beş yeni ülkeyle birlikte BRICS’in ekonomik büyüklüğü 29,5 trilyon doları geçerken, küresel ekonomideki payı da yüzde 28’e çıktı.
Çin, 18,5 trilyon dolarlık ekonomisiyle birliğin bu alanda açık ara lideri konumunda. Hindistan 4,1 trilyon dolar, Brezilya 2,2 trilyon dolar, Rusya 1,9 trilyon dolar, Suudi Arabistan ise 1,1 trilyon dolar büyüklükteki ekonomileriyle Çin’i takip ediyor.
Üye diğer ülkelerden BAE 536 milyar dolar, Güney Afrika 401 milyar dolar, İran 386 milyar dolar, Mısır 257 milyar dolar ve Etiyopya 192 milyar dolar ekonomik büyüklüğe sahip. Genişleyen yeni BRICS’in toplam nüfusu ise yaklaşık 3,5 milyara çıkarken bu da dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 44’üne tekabül ediyor.
BRICS’İN ENERJİDEKİ ROLÜ SUUDİ ARABİSTAN, BAE VE İRAN İLE ARTACAK
Halihazırda dünyanın en büyük petrol üreticisi ve ihracatçılarından Rusya’yı bünyesinde bulunduran BRICS’in küresel petrol piyasasındaki konumu, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nün (OPEC) kilit üyeleri Suudi Arabistan, BAE ve İran’la birlikte güçlenecek.
OPEC verilerine göre, genişleyen birliğin petrol üretimi günlük 45 milyon varile, bir başka deyişle, dünya ham petrol üretiminin yaklaşık yüzde 45’ine çıktı. Doğal gaz rezervlerinde ise BRICS’te artık Rusya’nın yanı sıra dünyanın en çok rezerve sahip yedi ülkesi arasında yer alan İran, Suudi Arabistan ve BAE de bulunacak.
Rusya ile OPEC grubu arasında son yıllarda artan işbirliğinin BRICS ekseninde derinleşmesi beklenirken, “petro-dolar” sisteminde de bazı değişimler yaşanabilir.
Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin Çin ile petrol ve gaz ticaretinin Şangay Borsası’nda ve Çin yuanı üzerinden yapılması, ABD dolarının küresel enerji piyasasındaki hakimiyetini azaltacak ek bir hamle olarak yorumlanıyor.
Dünyanın en büyük petrol ihracatçılarını içeren BRICS, aynı zamanda en büyük ithalatçılarından Çin ve Hindistan’ı da içeriyor ve bu iki ülke, G7 ülkelerinin Rus petrolüne uyguladığı tavan fiyat yaptırımına da katılmıyor.
DOLARSIZLAŞMANIN HIZLANMASI BEKLENİYOR
Bu adımların BRICS nezdinde artma ihtimali bulunurken, Rusya’nın da Çin ve Hindistan’la enerji ticaretinde ruble, yuan ve rupinin payı Batılı ülkelerin yaptırımları nedeniyle önemli oranda arttı. Doların rezerv para statüsü, ABD’ye ucuz finansman ve mali yaptırım şeklinde avantaj sağlarken, BRICS’in “dolarsızlaşma” adımları söz konusu avantajları sekteye uğratabilir.
BRICS, IMF ve Dünya Bankası’na alternatif yaratmak ve üye ülkelerdeki dolarsızlaşma sürecini desteklemek için 2015’te Yeni Kalkınma Bankası’nı (NDB) kurdu.
Brezilya’nın eski devlet başkanı, NDB Başkanı Dilma Rousseff, geçen yıl yaptığı açıklamada, banka tarafından verilen kredilerin yaklaşık yüzde 30’unun yerel para birimlerinde yapıldığını ve küresel finans sisteminin yerini artık “çok kutuplu bir sistemin alacağı” değerlendirmesinde bulunmuştu.
BRICS ülkelerindeki merkez bankalarının altın rezervleri de özellikle “dolara alternatif para birimi” tartışmaları ekseninde gündeme gelen bir başka unsur olarak ön plana çıkıyor.
Birlik nezdinde ortak yeni bir rezerv para birimi kurulmasına yönelik tartışmalar sürerken, Putin, BRICS’in bu konuda çalışmalar yürüttüğünü ancak bunun kolay bir süreç olmadığını, zaman alacağını söylemişti.
Putin, yeni bir rezerv para birimi yerine devletler arasındaki ödemeleri sağlamak için bir sistem kurmanın daha önemli olduğu değerlendirmesini de yapmıştı.
Dünya Altın Konseyi (WGC) verilerine göre Rusya 2 bin 332 tonla BRICS’te en çok altın rezervine sahip ülke konumunda. Onu 2 bin 10 tonla Çin, 797 tonla Hindistan takip ediyor.
Suudi Arabistan 323 ton, Brezilya 129 ton, Mısır 125 ton, Güney Afrika 125 ton ve Birleşik Arap Emirlikleri 75 ton altın rezervine sahipken, resmi olarak bildirimde bulunmayan İran’ın 325 ton, Etiyopya’nın ise 100 ton altın rezervine sahip olduğu tahmin ediliyor.
]]>Yurtdışı yatırımlar ve oturma izni konularında danışmanlık hizmetleri sunan Türkiye’nin önde gelen şirketlerinden Vesta Global, Golden Visa programıyla Türk vatandaşlarına Yunanistan’ın kapılarını aralıyor. Danışanlarına talep odaklı çözümler sunan şirket, Türk vatandaşlarının tüm süreçlerini anahtar teslim bir şekilde yöneterek hızlı ve kalıcı çözüme kavuşmalarını sağlıyor. Vesta Global Kurucu Ortağı Teuta Narazan “Sunduğumuz alternatiflerle komşumuz Yunanistan’da vatandaşlarımız hem bütçelerine uygun yatırım yapabiliyor hem de ‘Golden Visa’ programının sağladığı avantajlardan faydalanabiliyor. Türkiye’den programa yoğun bir ilgi var. Hatta bu programdan faydalanan Türk vatandaşları, Çin’den sonra ikinci sıraya yerleşti. Yunanistan’a 2023 yılında 7 bin 752 ‘‘Golden Visa’ başvurusu yapılırken, bu başvurular yoluyla gerçekleşen yatırımın toplam değeri ise 2,3 milyar Euro’yu aştı. Programdan faydalanan yatırımcılar, gayrimenkul yatırımlarından euro bazlı kira elde edebiliyor ve hatta AB ülkelerinde ticaret ve çalışma hakkı kazanıyor. Tüm bu avantajlar Yunanistan’da gayrimenkul yatırımını cazip kılıyor” dedi.
VİZE ENGELİNİ AŞIYORLAR
Son yıllarda Schengen, ABD ve İngiltere’den vize almakta büyük sıkıntı yaşayan birçok yatırımcının bu program sayesinde dünyaya açılma şansı yakaladığını anlatan Teuta Narazan, “Türk yatırımcılar tercihini daha çok Yunanistan’dan yana kullanıyor. Biz de Vesta Global olarak, Golden Visa programıyla Yunanistan’ı tercih eden Türk vatandaşlarının hem gayrimenkul yoluyla gelir getirisi yüksek yatırım yapmalarını hem de vize sorununda kalıcı çözüme ulaşmalarını sağlıyoruz” diye konuştu.
10’U AŞKIN ÜLKEDE HİZMET SUNUYOR
Golden Visa programı ailelere sağladığı avantajlarla da Türk vatandaşlarının tercihlerinin başında geliyor. Programın sunduğu avantajlardan yatırımcının eşi, 21 yaşına kadar olan veya okuyan çocukları ile bakmakla yükümlü oldukları ebeveynleri de faydalanabiliyor. Vesta Global, Golden Visa’yla Yunanistan başta olmak üzere İspanya, Malta gibi AB ülkeleri ile İngiltere, ABD ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi danışanların tercihine göre seçebileceği 10’u aşkın ülkede hizmet sunuyor. Yunanistan’da veya Golden Visa programına dahil ülkelerde yatırımlarıyla kazanç sağlayıp vize engellerini ortadan kaldırmak isteyen Türk vatandaşları, Vesta Global’in sağladığı geniş yelpazeli portföyle dünyaya açılabiliyor.
]]>OİB Yönetim Kurulu Başkanı Baran Çelik, “Geçen yılın son ayında 3,2 milyar dolar ile bugüne kadarki en yüksek aralık ayı ihracatına ulaştık. Geçen yılın tamamında da tüm zamanların rekor ihracatını gerçekleştirdik. Çifte rekora imza atan tüm ihracatçı firmalarımızı tebrik ederim” dedi.
GEÇEN YILIN TAMAMINDA TEDARİK ENDÜSTRİSİNDE YÜZDE 9 ARTIŞ OLDU
Geçen yıl en büyük ürün grubu olan Tedarik endüstrisinin ihracatı bir önceki seneye göre %9 artarak 14 milyar 154 milyon USD, tüm otomotiv ihracatından aldığı pay ise %40,4 oldu. Aynı dönemde Binek otomobiller ihracatı %19, Otobüs-Minibüs-Midibüs ihracatı %57 ve Çekiciler ihracatı %22 artarken, Eşya taşımaya mahsus motorlu taşıtlar ihracatı ise %3 geriledi.
Türkiye otomotiv sektörünün en büyük pazarı olan Almanya’ya 2023 yılında da %11 artışla 4 milyar 854 milyon USD ihracat yapıldı. Geçen yılın tamamında Fransa’ya %33, İtalya’ya %21,5 İspanya’ya %34, Polonya’ya %21, Slovenya’ya %21, Belçika’ya %13, Rusya Federasyonu’na %42, Romanya’ya %28, Hollanda’ya %30 ihracat artışı, Amerika Birleşik Devletleri’ne ise %29 ihracat düşüşü oldu.
Geçen yıl en büyük ülke grubu olan ve %68,3 pay alan AB Ülkelerine de 23 milyar 921 milyon USD ihracat yapıldı. Bu dönemde, Bağımsız Devletler Topluluğu Ülkelerine %28 ihracat artışı Kuzey Amerika Serbest Ticaret Bölgesine%22,5 ihracat düşüşü yaşandı.

TEDARİK ENDÜSTRİSİ ARALIKTA DA LİDER ÜRÜN GRUBU
Geçen yılın son ayında en büyük ürün grubu Tedarik endüstrisi ihracatı ise 1 milyar 109 milyon USD oldu. Binek Otomobiller ihracatı %1 düşerek 1 milyar 96 milyon USD, Eşya Taşımaya Mahsus Motorlu Taşıtlar ihracatı 506 milyon USD, Çekiciler ihracatı 140 milyon USD, Otobüs-minibüs-midibüs ihracatı %44 artarak 289 milyon USD olarak gerçekleşti.
Tedarik Endüstrisinde en fazla ihracat yapılan ülke olan Almanya’ya ihracatta %3 oranında düşüş görülürken, yine önemli pazarlardan Rusya Federasyonu’na %2, ABD’ye %9, İtalya’ya %13 ihracat düşüşü yaşandı. Romanya’ya %56, Çekya’ya %32, Fas’a %50 ihracat artışı oldu.
Binek otomobillerde önemli pazarlardan İtalya’ya %19, İspanya’ya %66, Polonya’ya %24, Cezayir’e %100, Hollanda’ya %179 ihracat artışı, Fransa’ya %18, Slovenya’ya %45, İsrail’e %44, Belçika’ya %34, Portekiz’e %58 ihracat düşüşü kaydedildi.
Eşya Taşımaya Mahsus Motorlu Taşıtlarda ise Birleşik Krallık’a %18, Slovenya’ya %84, Belçika’ya %23, Almanya’ya %41 İspanya’ya %95 ihracat artışı görülürken, Fransa’ya %30, ABD’ye %100 ihracat düşüşü gerçekleşti.
Otobüs Minibüs Midibüs ürün grubunda ise İtalya’ya %49, Almanya’ya %84, İspanya’ya %254 ihracat artışları yaşandı.
FRANSA, ARALIKTA EN BÜYÜK PAZAR
Aralıkta ülke bazında en büyük pazar Fransa olurken, bu ülkeye 407 milyon USD’lik ihracat oldu. Almanya 378 milyon USD’lik ihracat rakamı ile ikinci büyük pazar olurken, artış oranı da geçen yılın aynı ayına göre %6 arttı. İtalya’ya da %4,5 artışla 330 milyon USD ihracat oldu. Diğer pazarlardan İspanya’ya %59, Slovenya’ya %16, Romanya’ya %16, Cezayir’e %988, Hollanda’ya %71, Mısır’a %51 ihracat artışı yaşanırken, Fransa’ya %20, Belçika’ya %15, ABD’ye %17, İsrail’e %43, Portekiz’e %31 ihracat düşüşü oldu.
AB ÜLKELERİNE ARALIKTA YÜZDE 0,5 ARTIŞ
Geçen ay Avrupa Birliği Ülkeleri %66 pay ve 2 milyar 94 milyon USD ile ülke grubu bazında ihracatta ilk sırada yer aldı. AB ülkelerine yönelik ihracat %0,5 arttı. Diğer Avrupa Ülkeleri %12,5 pay ile ülke grupları arasında ikinci sırada yer alırken, bu ülke grubuna yönelik ihracat %7 arttı. Afrika Ülkelerine %49 ihracat artışı, Ortadoğu Ülkelerine %20, Bağımsız Devletler Topluluğu Ülkelerine %15 ihracat düşüşü kaydedildi.
]]>Rusya ve Ukrayna arasında devam eden savaşın yalnızca müteahhitlik sektörünü değil, küresel mal ve hizmet ticaretini de olumsuz etkilediğini kaydeden Bakan Bolat, “7 Ekim’den bu yana Ortadoğu’da yaşanan ve yüreğimizi kanatan İsrail katliamının, bitmek bilmeyen insanlık dışı saldırıların küresel ekonomi üzerindeki olumsuz etkileri giderek belirginleşmektedir” ifadelerini kullandı.
“YURTDIŞI MÜTEAHHİTLİK SEKTÖRÜMÜZ 2023 YILINI 27 MİLYAR 400 MİLYON DOLAR İLE KAPATTI”
Yurtdışı Türk müteahhitlik sektörünün 2023 yılında başarıdan başarıya koştuğunu aktaran Bakan Bolat, “Yurtdışı müteahhitlik sektörümüz 2023 yılını 27 milyar 400 milyon dolar gibi büyük bir proje değeri ile kapatmış bulunmaktadır. Tüm müteahhitlerimizi, müşavirlerimizi, mühendislerimiz ve işçilerimizi yürekten tebrik ediyorum” ifadelerine yer verdi.
“135 ÜLKEDE ÜSTLENİLEN 12 BİN 71 PROJEDE TOPLAM DEĞERİ 501 MİLYAR 900 MİLYON DOLARA YÜKSELMİŞTİR”
2023 yılı sonu itibarıyla Türk müteahhitlerinin 135 farklı ülkede toplam 12 bin 71 projenin altına imza attığını dile getiren Bolat, “1972’den bu yana 135 ülkede üstlenilen 12 bin 71 projede toplam değeri 501 milyar 900 milyon dolara yükselmiştir. Bu 502 milyar doların 452 milyar doları son 21 yılda elde edilmiştir” açıklamalarında bulundu.
Türk müteahhitlerinin 2023 yılında aldıkları 27,4 milyar dolarlık inşaat işlerinin bölgesel dağılımına ilişkin Bakan Bolat, şunları kaydetti:
“Proje büyüklüğü bakımından bağımsız devletler ülkeleri yüzde 38 ile yine birinci sırada geliyor. İkinci sırada ise payı yüzde 27,1’e çıkan Avrupa Bölgesi bulunuyor. Ortadoğu ise yaklaşık yüzde 20 ile bu sene üçüncü sırada yer alıyor. Afrika kıtası ise yüzde 11,6’lık bir pay ile yerini sağlamlaştırmış bulunuyor.”
Türk müteahhitlerinin yurt dışında gerçekleştirdikleri projeleri anlatan Bakan Bolat, Rusya’nın projelerin büyüklüğü bakımından ilk sırada yer aldığını belirtti. İkinci sırayı demiryolu, metro ve karayolu projeleri ile 3,6 milyar dolarlık büyüklükle Romanya’nın aldığını aktaran Bakan Bolat, Türkmenistan ve Suudi Arabistan’ın ise üçüncü ve dördüncü sırada yer aldığını kaydetti. Karabağ savaşından sonra Azerbaycan’ın alt yapı konusunda büyük ihtiyacı olduğunu dile getiren Bakan Bolat, söz konusu ihtiyaçları yine Türk müteahhitlerinin kapattığını aktardı.
“TÜRK MÜTEAHHİTLERİNİN BARCELONA STADYUMUNU YENİLEME PROJESİ SEMBOLDÜR”
Avrupa’da Türk müteahhitlerinin kazandığı proje sayısının arttığını vurgulayan Ticaret Bakanı Bolat, şöyle konuştu:
“En fazla proje üstlenilen ikinci ülke konumunda olan Romanya’dan başka Makedonya ve İspanya’da müteahhitlerimiz önemli görevler üstlendi. İspanya’da Barcelona Futbol Kulübünün stadyum yenileme projesi yurt dışında kazanılan sembol projelerimizden biridir.”
]]>
2023 yılı ihracat rakamlarını açıklayan Erdoğan, “2023 yılı ihracatımız geçen yıla göre yüzde 0,6 oranında artışla 255 milyar 809 milyon dolara ulaşarak, Cumhuriyet tarihimizin rekorunu kırmıştır. 255 milyar dolar ihracat hedefimizi de aştık” ifadelerini kullandı.
Alınan önlemlerle enflasyonun ateşinin düşmeye başladığını aktaran Erdoğan, “Yılın ikinci yarısından itibaren küresel ekonomide yeni bir olağanüstülük yaşanmazsa politikalarımızın etkisini daha net göreceğiz” şeklinde konuştu.
Süper kupa maçı krizine de değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Burada Türkiye’nin çıkarlarına yönelik çok açık bir sabotaj girişimi var.” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:
Son dönemde patlak veren krizlerin ve sıcak çatışmaların merkezi bölgemizde yer almaktadır. Ülkemizi kuzeyimizdeki ve güneyimizdeki kanlı çatışmaların tarafı haline getirmek isteyen savaş baronlarına müsaade etmedik.
Türkiye dostlarının sayısını artırmaya devam edecek. Provokasyonlarla, art niyetli söylemlerle, ülkemizi bölgedeki ortaklarından, tarihi bağlarının olduğu kardeş ülkelerden koparma girişimlerinin farkındayız. Yaz aylarında turizmi baltalamaya yönelik bir kampanya yürütülmüştü. Şimdi benzer bir dalganın muhalefetin de desteğiyle spor üzerinden oluşturulmaya çalışıldığını görüyoruz. İnançlar ve ülkeler hedef alınıyor.
İslam düşmanlığına ve yabancı karşıtlığına varan bir furya ile karşı karşıyayız. Muhalefet de gündeme gelmek uğruna bu pespaye ve tehlikeli nefret siyasetine gönüllü figüranlık yapmaktadır. Zor zamanlarımızda yanımızda olan kardeş ülkeleri hedef alması tesadüf değil. Türkiye’nin çıkarlarına yönelik açık bir sabotaj girişimi vardır. Nasıl daha önceki kirli senaryoları yırtıp attıysak bu oyunu da mutlaka boşa çıkaracağız. Türkiye merkezli ama küresel perspektifli bir anlayışla dış siyasetimizi şekillendirdik, bundan geri gidiş kesinlikle olmayacak.
“13 ÇEYREKTİR KESİNTİSİZ BÜYÜME DEVAM ETTİ”
Önceki yıl 2022’de yüzde 5.5 oranında büyüdük. Bu büyüme oranına en büyük katkı ise 2.4 puanla ihracatçımızdan geldi. 2023 yılının üçüncü çeyreğinde yüzde 5.9 büyüyerek son 13 çeyrektir süren kesintisiz büyüme trendini devam ettirdik. G20 ülkeleri içinde en hızlı büyüyen ikinci ülke olduk. İhracat tarafında da benzer tablo karşımıza çıkıyor. Yüzde 1 seviyesini aşan küresel ihracattan aldığımız pay 2022 yılında 1.02’ye yükseldi. Bu oran geçtiğimiz yıl yüzde 1.03’e çıktı.
ENFLASYONDA DÜŞÜŞ İÇİN TARİH
Enflasyon alınan onca tedbire rağmen yüksek seyretmeye devam ediyor. Üretim, istihdam ve ekonomik büyümeden taviz vermeden enflasyonu tekrar tek haneli rakamlara indirmeyi hedefliyoruz. Aldığımız önlemlerle enflasyonun ateşi düşmeye başladı. Yılın ikinci yarısından itibaren küresel ekonomide yeni bir olağanüstülük yaşanmazsa politikalarımızın etkisini daha net göreceğiz.
FIRSATÇILARA UYARI
Çeşitli bahanelerle milletimizin çoluk çocuğunun rızkına kastedenlere kesinlikle fırsat vermeyeceğiz. Enflasyon meselesini vatandaşımızın gündelik hayatından çıkaracağız. Dün şiddetli bir depremle sarsılan Japonya’ya ülkem ve milletim adına geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Asrın felaketi denilen felaketin ardından üretim başta olmak üzere hızla toparlandık. Küresel ekonomide sarsıntılar halen devam ediyor. Bunlara rağmen dış ticaretimizi geliştirmeye verdiğimiz emeğin önemini ihracatta topluyoruz.
DEPREMİN İHRACATA ETKİSİ -6 MİLYAR DOLAR
2023 senesi ülkemiz açısından zorluklar, sıkıntılarla, deprem başta olmak üzere pek çok imtihanla geçen sancılı bir yıl oldu. Ülkemiz ekonomisine 104 milyar dolarlık ilave fatura yükleyen depremlerin olumsuz sonuçlarıyla da mücadele ettik. Depremin yaralarını sarma konusunda devleti ve milletiyle Türkiye’nin elde ettiği başarıyı dünyada başka hiçbir ülke gösteremezdi. Asrın felaketi olarak gördüğümüz olayda, şiddetli depremle sarsılan Japonya’ya ülkem ve milletim adına geçmiş olsun dileklerimi ilettim iletiyorum. Depremin ihracatımıza etkisi -6 milyar doları buluyor.
2023 YILI İHRACAT RAKAMLARI
2023 yılı ihracatımız geçen yıla göre yüzde 0,6 oranında artışla 255 milyar 809 milyon dolara ulaşarak, Cumhuriyet tarihimizin rekorunu kırmıştır. 255 milyar dolar ihracat hedefimizi de aştık.
İSTANBUL BİRİNCİ KOCAELİ İKİNCİ
Geçtiğimiz sene ihracat yapmayan ilimiz kalmadı. 2023 yılında en fazla ihracat yapan 5 ilimiz sırasıyla; toplam 59,4 milyar dolarlık ihracatla İstanbul birinci oldu. İstanbul’u Kocaeli takip ediyor. İzmir 3’üncü, Bursa 4’üncü ve Tekirdağ 5’inci sırada yer aldı. Yola çıktığımız 2002 yılında aylık ortalama 3 milyar dolar ihracat yaparken bugün aylık ortalama 21,3 milyar dolar ihracat gerçekleştiriyoruz.
DIŞ TİCARET AÇIĞINDA GERİLEME
Ülkemizin dış ticaret açığı geçen yıla göre yüzde 2,3 oranında geriledi. Yılın son 7 ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre azaldı. Son 5 aydır dış ticaret açığı ve cari işlemler açığının kalıcı olarak düşmeye başladığını görüyoruz. Önümüzdeki dönemde iyileşmenin süreceğine inanıyoruz.
Cari işlemler açığında düşüş yaşandı. Cari işlemler açığında 2 milyar dolar fazla verildi. Cari işlemler açığındaki kapanmanın devam etmesini bekliyoruz. Cari işlemler açığının kalıcı olarak düşmesini bekliyoruz. TİM çatısında yer alan 61 ihracatçı birliği ve 120 binden fazla ihracatçımız başta olmak üzere bu rekora ulaşılmasında emeği olan herkesi tebrik ediyorum. Belirsiz ekonomik şartlarda ihracat yapan, ülke ekonomisine katkı sağlayan tüm ihracatçılarımızla gurur duyuyoruz.
2024 HEDEFİ 375 MİLYAR DOLAR
İhracatta değer bazında öne çıkan 3 ülke BAE, Rusya ve Suudi Arabistan’dır. İhracatta en büyük ortağımız 104,3 milyar dolarla Avrupa Birliği’dir. 2024’te mal ve hizmet ihracatımızı 375 milyar doların üstüne çıkarabileceğimize inanıyoruz. Türkiye bunu başaracak güce fazlasıyla sahiptir.
2023’de mal ve hizmet ihracatçılarımıza 11,6 milyar lira destek sağladık. İhracat desteklerine tahsis ettiğimiz bütçeyi 2024’te iki katına çıkartıyoruz. Amacımız, Türk ürünlerinin tanınmadığı, ihracatçımızın ayak basmadığı ülke bırakmamaktır.
]]>Gazze’de akan kanın durması için yurt içi ve yurt dışında yoğun bir insani yardım çalışması yürüten Emine Erdoğan, 2017’de başlattığı Sıfır Atık hareketinin küresel boyuta taşınması için de önemli adımlar attı.

Yıl boyunca depremzedeleri yalnız bırakmamaya özen gösterdi
Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından afetzedelerin yanında yer alan, başta bebek ve çocuklar olmak üzere tüm vatandaşların ihtiyaçlarının karşılanması için yoğun çaba harcayan Emine Erdoğan, yıl boyunca da her fırsatta depremzedelerle bir araya gelerek onları yalnız bırakmamaya özen gösterdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın deprem bölgesine gerçekleştirdiği ziyaretlere eşlik eden Emine Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) Habitat İcra Direktörü Maimunah Mohd Sharif ile de bölgeye giderek, Gaziantep’in Nurdağı ve İslahiye ilçelerinde incelemelerde bulundu.
Emine Erdoğan, depremden etkilenen tüm illeri ziyaret etmesinin yanı sıra evleri yıkıldığı için başta Ankara olmak üzere farklı şehirlerde yaşamlarını sürdüren depremzedelerle de sık sık bir araya geldi.
Ramazanın ilk iftarını da Malatyalı depremzede ailenin Ankara’daki yeni evinde yapan Emine Erdoğan, daha sonra Devlet Konukevi’ndeki iftar programında da birçok depremzede aile ile buluştu.
ABD’den Ukrayna’ya birçok ülke devlet ve hükümet başkanının eşi ve uluslararası kuruluşların temsilcilerinin taziye ve “geçmiş olsun” mesajlarını kabul eden Emine Erdoğan, pek çok lider eşiyle de telefonda görüştü.

BM Genel Kuruluna hitap eden ilk Türk lider eşi
Emine Erdoğan, 2023’te de geçmiş yıllarda olduğu gibi yurt içi ve yurt dışında sıfır atık konusundaki çalışmalarını aralıksız sürdürdü.
BM Genel Kurulu kararıyla 30 Mart’ın “Uluslararası Sıfır Atık Günü” ilan edilmesinde öncü rol oynayan Emine Erdoğan, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in özel davetiyle 2023’te ilki düzenlenen 30 Mart Uluslararası Sıfır Atık Günü etkinliklerine ve BM özel oturumuna katılmak üzere New York’a gitti.

Burada Genel Sekreter Guterres’le bir araya gelen Emine Erdoğan, BM 77. Genel Kurul Başkanı tarafından düzenlenen, “sıfır atık” konulu, eş sunucu 105 ülkenin yer aldığı özel oturumda katılımcılara hitap etti. Emine Erdoğan, hitabında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Dünya beşten büyüktür ve daha adil bir dünya mümkündür.” sözlerini bir kez daha BM Genel Kurul Salonu’nda uluslararası kamuoyuna hatırlattı.
BM Genel Kuruluna hitap eden ilk Türk Cumhurbaşkanı eşi olan Emine Erdoğan’a, BM Genel Sekreteri Guterres tarafından da sıfır atık bağlamında kurulacak Danışma Kurulu’nun başkanlığı teklif edildi.
Emine Erdoğan, New York temasları kapsamında Azerbaycan Milli Meclis Başkanı Sahibe Gafarova, Uluslararası Göç Örgütü Genel Direktörü Antonio Vitorino, Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic’in eşi Tamara Vucic, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) İcra Direktörü Catherine Russell ile de görüştü.
Emine Erdoğan, BM Sıfır Atık Danışma Kurulunun ilk toplantısına başkanlık etti
BM Genel Kurulu hitabının ardından BM Sıfır Atık Danışma Kurulu Başkanı olmayı kabul eden Emine Erdoğan, kurulun 27 Temmuz’da tanışma amaçlı gerçekleştirilen çevrim içi toplantısına da başkanlık etti.
Erdoğan, bu toplantıda Sıfır Atık Hareketi için küresel çağrıda bulunarak, “Temizlemekten ziyade kirletmemeyi esas almalı, atık üretmeyen bir yaşam modelini tüm dünyada yaygınlaştırmalıyız.” mesajını verdi.

BM Dünya Şehirler Günü
Sıfır Atık Danışma Kurulunun tanışma toplantısındaki hitabında Danışma Kurulunun ve 3 senelik görev süresinin hayırlı olmasını dileyen Emine Erdoğan, Birleşmiş Milletler İnsani Yerleşim Programı UN-Habitat tarafından her yıl farklı bir kentte kutlanan 31 Ekim Dünya Şehirler Günü etkinliğinin, bu yıl Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı himayesinde İstanbul’da Üsküdar Belediyesi ev sahipliğinde gerçekleşeceğini ifade etti. Erdoğan, Dünya Şehirler Günü vesilesiyle Danışma Kurulunun ilk resmi toplantısının İstanbul’da yapılacağını da duyurarak kurul üyelerini İstanbul’a davet etti.

Emine Erdoğan, “Herkes için sürdürülebilir kentsel geleceğin finansmanı” temasıyla düzenlenen “Dünya Şehirler Günü” programındaki hitabında, Sıfır Atık Projesi ile edinilen kazanımları her düzeyde güçlendirmek amacıyla Sıfır Atık Vakfı kurulduğunu bildirerek, “Vakıf, yerelde atıksız yaşam biçimini yerleştirmeyi, uluslararası boyutta da uygulamanın teşvikini sağlamayı hedefliyor. Vakfımızın hayırlara vesile olmasını diliyor, başarılı çalışmalara imza atmasını canıgönülden temenni ediyorum.” dedi.
BM Sıfır Atık Danışma Kurulu ise 1 Kasım 2023’te İstanbul’da Vahdettin Köşkü’nde ilk resmi toplantıda bir araya geldi.
BM Sıfır Atık Yüksek Düzeyli Şahsiyetler Danışma Kurulu Başkanı Emine Erdoğan, kurul işbirliğinde başarılı sıfır atık hikayelerini taltif için küresel bir Sıfır Atık Ödülleri’nin tertip edilmesi üzerine çalışmaları gerektiğini belirterek, söz konusu ödüllerin, halihazırda var olan başarı hikayelerini dünyaya tanıtırken, yeni girişimlerin oluşmasına da kayda değer katkı sağlayacağını vurguladı.

Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı’na ilk imza atıldı
BM 78. Genel Kurul toplantıları kapsamında 17 Eylül’de New York’a yeniden giden Emine Erdoğan, Sıfır Atık Projesi’nin küreselleşmesine atılan ilk adım başta olmak üzere birçok konuda girişimlerde bulundu.
Erdoğan’ın öncülüğünde, Türkevi’nde “Küresel Sıfır Atık Hareketine Doğru” etkinliği kapsamında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katılımıyla imza töreni düzenlendi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, eşi Emine Erdoğan’ın önderlik ettiği Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı’na ilk imzayı attı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu ilk imzası ile açılan “https://zerowastecommitment.com” internet sitesi halihazırda bugün 73 ülkeden 10 binin üzerinde sıfır atık gönüllüsünün de iyi niyet beyanını imzaladığı ve her geçen gün dünyanın dört bir yanında katılan kişi sayısının arttığı bir mecra haline geldi.
Türkevi’nde, devlet başkanı eşleri, BM’nin üst düzey yöneticileri, diğer ülke diplomatlarının hazır bulunduğu programda, “Küresel Sıfır Atık Hareketine Doğru” isimli etkinlikte konuşan Emine Erdoğan, “İnsanlık ailesini, Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı’nı imzalayarak yarın değil, bugünden değişimin bir parçası olmaya davet ediyorum. Bugün, ülkemde ektiğimiz sıfır atık tohumunun gölgesinin, dünyayı ferahlatacak bir çınara dönüşmesine tanıklık ediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Programa katılan Surinam, Bosna Hersek, Seyşeller, Sırbistan, Bulgaristan, Litvanya, Zimbabve ve Sierra Leone liderlerinin eşleri de Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı’nı imzalayarak, sıfır atık gönüllüsü oldu. 2023 yılında Küresel Sıfır Atık İyi Niyet Beyanı’na imza atarak Sıfır Atık gönüllüsü olan lider eşi ve uluslararası temsilcilerin sayısı 40’ı aştı.
New York’ta çocuğa yönelik şiddetin engellenmesi için “güç birliği yapma” çağrısı yaptı
BM 78. Genel Kurul toplantıları kapsamında Emine Erdoğan, Sierra Leone Cumhuriyeti Devlet Başkanı’nın eşi Fatima Maada Bio’nun ev sahipliğinde BM’de düzenlenen ve kendisinin özel davetli olarak katıldığı “Şiddetin Önlenmesi ve İyileşme Günü” etkinliğinde, çocuğa yönelik şiddetin engellenmesi için “güç birliği yapma” çağrısında bulundu.

Emine Erdoğan, Türk kültürünü New York Türkevi’nde tanıtma misyonuyla Anadolu’nun en eski dokuma ürünlerini, misafir ettiği devlet başkanları eşlerine tanıttı.
ABD Başkanı Joe Biden’ın eşi Jill Biden’ın ev sahipliğinde lider eşleriyle bir araya gelen Emine Erdoğan, Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro’nun eşi Veronica Alcocer Garcia ile Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani’nin annesi Şeyha Moza bint Nasır’la da görüştü.
“Su Verimliliği Seferberliği”
Yurt içinde de birçok sosyal sorumluluk projesini himaye eden Emine Erdoğan, projelerin ilk adımını düzenlenen tanıtım toplantılarıyla yaptı.
Bu kapsamda Emine Erdoğan’ın himayesi, Tarım ve Orman Bakanlığının koordinasyonunda “Su Verimliliği Seferberliği” başlatıldı. Projenin tanıtım toplantısında konuşan Emine Erdoğan, “Gelecek nesillerimizin bir bardak suya muhtaç kalmaması için bugünden çalışan bütün duyarlı insanlarımıza çağrıda bulunuyorum, Türkiye Yüzyılı’na bir damla da siz olun.” mesajını verdi.

Gazze için somut adım çağrısı
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının başladığı ilk günlerden itibaren mesaisinin büyük bir bölümünde Gazze’de akan kanın durması için çaba harcayan Emine Erdoğan, uluslararası toplumu “Gazze için somut adım atmaya” çağırdı.
Bu çağrısını sosyal medya hesabından Türkçe, İngilizce ve Arapça açıklamalarla duyuran Emine Erdoğan, Ürdün Kraliçesi Rania el Abdullah ve Katar Emiri’nin annesi Şeyha Moza bint Nasır’ın da aralarında bulunduğu birçok ülkenin lider eşi ile Gazze’ye yönelik saldırılar ve yaşanan sürece ilişkin telefon görüşmeleri gerçekleştirdi.

“Filistin İçin Tek Yürek” Zirvesi
Emine Erdoğan, 15 Kasım’da Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde, ev sahipliğini yaptığı, 15 ülkeden devlet ve hükümet başkanlarının eşleri ile özel temsilcilerin bizzat, 3 ülke lider eşinin de video mesajlı ile katılımıyla düzenlenen “Filistin İçin Tek Yürek” temalı zirvede konuklara hitap etti.
Gazze’nin bugün artık meçhul çocuklar şehri olduğunu belirten Emine Erdoğan, “Bir anne, bir kadın, bir insan olarak böyle kirli bir mirası hesabı görülmeden sonraki nesillere devretmeyi reddediyorum. İsrail devletinin ilgili bütün mensuplarının, işledikleri tüm savaş suçları sebebiyle Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanmalarını talep ediyorum.” dedi.

“Filistin İçin Tek Yürek Zirvesi” kapsamında hazırlanan ve Emine Erdoğan tarafından okunan ortak çağrı metninde, “Devlet ve hükümet başkanlarının eşleri ve ülke temsilcileri olarak tüm dünyaya, Gazze’de süren katliamları durdurmak için derhal ve topyekun harekete geçilmesi, Gazze’de okul, hastane ve diğer tıbbi tesisler, mülteci kampları, Birleşmiş Milletler tesisleri ve ibadethaneler dahil tüm sivil yerleşim yerlerini hedef alan İsrail saldırılarının derhal durdurulması, bu doğrultuda çatışmalara son verecek bir ateşkesin acilen tesisi çağrısında bulunuyoruz.” ifadelerine yer verildi.
Emine Erdoğan, zirvenin ardından oluşturulan eylem planlarına ilişkin olarak da Doha’da, Katar Vakfı Başkanı Şeyha Moza ile Filistin İçin Tek Yürek Zirvesi İnisiyatif Hareketi’nin devamı niteliğindeki eylem planlarını görüştü. Yine bu inisiyatif hareketinin devamı niteliğinde İstanbul Taksim Meydanı’nda açılan “Kurşun Geçirmez Düşler: Gazzeli Çocuk Ressamlar” sergisini ziyaret etti.
Emine Erdoğan’ın, öncülüğünde “Uzat Elini Ey İnsanlık” sloganıyla 2009’da düzenlenen zirvedeki hitabında göz yaşı dökerek yaptığı barış çağrısını televizyondan izleyen Gazzeli Maysa Yousuf’un, “Sayın Hanımefendi, göz yaşlarınız bize ulaştı.” notuyla Emine Erdoğan’ı resmettiği portre de sergide dikkati çekti.
“Türkiye Yüzyılı hepimize kutlu olsun”
Emine Erdoğan, bu yıl mayıs ayında ikinci turda sonuçlanan seçim öncesi birçok yurt içi mitingde ve yurt dışı ziyaretlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a eşlik etti.
İkinci turda sonuçlanan seçimin ardından, “İlk günkü aşkla bir ve beraber olmaya devam edecek, Türkiye Yüzyılı idealimize 85 milyon, tek yürek olarak ulaşacağız. Bu yolda desteğini ve emeğini esirgemeyen yol arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Türkiye Yüzyılı hepimize kutlu olsun.” açıklamasında bulundu.

Emine Erdoğan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, Cumhurbaşkanlığı Göreve Başlama Töreni’nde de yalnız bırakmadı.
Emine Erdoğan, 2023’te ayrıca, Cumhuriyetin 100. yılı, Kiev Lider Eşleri Zirvesi, Yüzyılın Anıları Geçmişten Günümüze Kültürel Diplomasi, Koruyucu Aile Günü, İlk Togg T10X Teslim Töreni, Sürdürülebilir Yüzyıl Zirvesi Ödül Töreni, Esenler Şule Yüksel Şenler Hanımlar Konağı Açılış Töreni, TİKAD Dünyaya Yön Veren Kadınlar, Gönül Elçileri, BM-Habitat 31 Ekim Dünya Şehirler Günü, Çocuklar ve Gençler İş Başında – Orta Asya’da İklim Değişikliği, Sosyal Refahın Adil Dağılımı programları gibi yurt içi ve yurt dışında birçok toplantıya da katıldı.
]]>”Bu gece 2023 yılını tamamlıyor, 2024 yılına adım atıyoruz. Yeni takvim yılının, ülkemiz, milletimiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Aslında her yeni yılın; sevinçle, umutla ve heyecanla karşılanması gerektiğine inanıyoruz.
Ancak, bu yeni yıla, hem bölgemizdeki ve dünyadaki olumsuzluklar, hem de geçtiğimiz günlerde verdiğimiz şehitlerimiz sebebiyle, buruk bir şekilde giriyoruz.
İnsanlığın tamamı için daha güzel, daha huzurlu, daha müreffeh bir gelecek umudumuzu elbette muhafaza ediyoruz.
Bunun için önce, sözde demokrat ve özgürlükçü ülkelerin eli kanlı terör örgütlerine verdikleri destekleri kestiğini görmemiz gerekiyor.
GAZZE MESAJI
Bunun için önce, Gazze’de masum çocukların, kadınların katledilmesine karşı tüm ülkelerin ve kurumların ortak tavır aldığını görmemiz gerekiyor.
Bunun için önce, Rusya-Ukrayna savaşı başta olmak üzere, bireyleri acıya boğan ve ülkelerin kaynaklarını heba eden çatışmaların durdurulması için adil ve samimi çaba gösterildiğini görmemiz gerekiyor.
Bunun için önce, asırlardır sömürülen ve onurları çiğnenen toplumların zenginliklerinin kendi gelecekleri, refahları, güvenlikleri için kullanıldığını görmemiz gerekiyor.
Velhasıl, umutları fiiliyata dönüştürmek için dünyadaki tüm ülkelerin, kurumların, fertlerin ortak değerler ve ilkeler etrafında bütünleşmesini temin etmemiz gerekiyor.
Türkiye olarak biz, bu dünya fotoğrafında farklı bir yeri, farklı bir misyonu, farklı bir anlayışı temsil ediyoruz.
Devlet ve millet olarak biz, sadece kendi güvenlik ve refah çabamızı neticeye ulaştırma mücadelesi vermekle kalmıyoruz.
Dünyaya ve bölgemize huzur iklimi hâkim olmadan bizim de huzur bulamayacağımız anlayışıyla, herkes için aynı standartları diliyoruz.
Bu anlayışla; Bölgemizdeki barış çabalarını neticeye ulaştırmaya çalışıyoruz.
Dostlarımızla ilişkilerimizi her alanda geliştiriyoruz. Kardeşlerimizin dertleriyle dertleniyoruz.
Dünyayı daha iyi, daha adil, daha müreffeh bir geleceğe hazırlamaya dönük her çabaya destek veriyoruz.
TÜRKİYE YÜZYILI
Cumhuriyetimizin ilk asrını bitirip, Türkiye Yüzyılı dediğimiz yeni asrına ayak bastığı bir dönemde, daha büyük hedeflere yönelirken, azmimizi ve gayretimizi sürekli perçinliyoruz.
Zalimin zulmünün ilanihaye sürüp gitmeyeceğine inanıyoruz.
Adaletsiz ve dengesiz küresel yönetim sisteminin son çırpınışlarını yaşadığına inanıyoruz.
Mazlumların sesinin derinden derine tüm dünyayı sardığına, bu çığlıkların büyüyerek insanlığın ortak vicdanı haline dönüşeceğine inanıyoruz.
Nitekim, Türkiye’nin kendi vatandaşları, dostları ve kardeşleriyle birlikte, insanlığın tamamına hitap eden beyan ve tutumlarının, gönüllerde giderek daha fazla mâkes bulduğunu görüyoruz.
Elbette bu meşakkatli yolda sürekli yeni sınamalarla, yeni sıkıntılarla, yeni engellerle de karşılaşıyoruz.
Terörle mücadeleden ekonomik tuzaklara kadar pek çok alanda yaşadığımız sorunların temelinde, büyük ve güçlü Türkiye’nin inşasını engelleme amacı vardır.
Ülke olarak biz kendi potansiyelimizi ve imkânlarımızı etkin şekilde kullanmayı sürdürdükçe, bu mücadele daha da sertleşecektir.
Çünkü Türkiye’nin büyümesi demek, asırlardır bizim tökezlememiz sayesinde dört bir yanımızda rahatça at koşturanların hesaplarının bozulması demektir.
Bizim güçlenmemiz demek, kendi refah ve güvenlikleri için diğer herkesi araç olarak kullananların, sömürenlerin, ezenlerin düzenlerinin sonuna gelinmesi demektir.
Bizim sesimize daha çok kulak verilmesi demek, dünyanın her yerindeki hak, adalet, özgürlük ve vicdan arayışlarının güçlenmesi demektir.
Milletimiz, tarihinin hiçbir döneminde, kendi hedeflerine ulaşmak için bedel ödemekten, fedakârlık yapmaktan, elini taşın altına koymaktan çekinmedi.
Son 21 yılda yaşadığımız nice kritik hadise karşısında milletimizin sergilediği güçlü duruş, kararlılığın bugün de devam ettiğini gösteriyor.
Evet, buradan bir kez daha tekrarlamak istiyorum.
Milletimiz birliğine, beraberliğine, kardeşliğine sahip çıktıkça, Allah’ın izniyle bizi kimse bölemeyecektir.
Devletimiz 2023 hedeflerinin bir sonraki safhası olan Türkiye Yüzyılı vizyonunu hayata geçirdikçe, Allah izniyle ayyıldızlı bayrağımızın yükselişi hep sürecektir.
Siyasi, ekonomik, askeri, diplomatik başarılarımızla dostlarımıza güven, düşmanlarımıza korku vermeye devam ettikçe, önümüzdeki sisler giderek dağılacaktır.
Velhasıl biz istiklalimizden ve istikbalimizden taviz vermedikçe, kimse kutlu yürüyüşümüzün önüne geçemeyecektir.
Geçmişte, emperyalistlerin birer aracı olarak başımıza musallat edilen vesayet güçleriyle, darbecilerle, terör örgütleriyle, siyasi ve sosyal mühendislik projeleriyle çok vakit, çok enerji, çok insan kaybettik.
Artık bu numaralara karnımız tok olduğu gibi, böyle ağır faturalar ödemeye niyetimiz de yok.
Ülkemizi kendi iç mücadeleleriyle meşgul ederek, tarihi mirasından ve sahip olması gereken imkânlardan mahrum edenlerle yollarımızı ayıralı çok oldu.
Her fırsatta tekrarladığımız, ‘tek millet, tek bayrak, tek devlet, tek vatan’ düsturumuzun anlamı işte budur.
İnşallah 2024, darbe girişimiyle başlayıp Kovid-19 salgınıyla büyüyen, bölgemizdeki çatışmalarla derinleşen sıkıntılı dönemden kurtulup, hedeflerimize kilitlendiğimiz bir yıl olacaktır.
Küresel krizlerin artarak sürdüğü bir dönemde, biz farkımızı bir kez daha göstererek, üreten, istihdam eden, büyüyen, gelişen Türkiye’nin yıldızını yükselteceğiz.
Evet, 2023 hedefleri başlangıçtı; asıl çıkışımızı Türkiye Yüzyılıyla, 2024’le birlikte başlatıyoruz.
Bu mücadeleyi de, sizlerin desteğiyle zafere ulaştıracağımıza yürekten inanıyoruz.
Bu duygularla bir kez daha yeni takvim yılının milletimizin tüm fertlerine ve insanlığa hayırlı olmasını diliyorum.”
‘ATEŞKES DİYEMEYEN ÜLKELER VAR’
Sözlerini sürdüren Bakan Özhaseki, “Bugün Filistin’de katliama göz yumanların kimler olduğunu biliyorsunuz değil mi? Çocuklar, kadınlar öldürülüyor, hastaneler bombalanıyor, ‘ateşkes’ diyemeyen ülkeler var. Başta ABD olmak üzere ateşkesi engelleyen ülkeler var. Bizdeki PKK’ya da FETÖ kahpesine de destek veren emin olun bunlar. Aynı adamlar. Hiç farkları yok. İstekleri tek belli. Bu ülke bölünsün istiyorlar. Bizim bu konudaki savaşımız onlarla devam ediyor. Sonuna kadar da Allah’ın izniyle devam edeceğiz. Sizler bize yetki verdiğiniz sürece biz bu kahpelerle savaşa devam edeceğiz. Hiç endişeniz olmasın. ‘Avrupa Birliği yerel yönetimler özerklik şartını tanıyacağız’ diyerek bunlara asla kapı açmayacağız. Bölücülüğe giden yoldan bu tür teşnelik yapanlara da asla yüz vermeyeceğiz. Hiç merak etmeyin” ifadelerini kullandı.
‘İŞİMİZİ SIFIR TÖLERANSLA GÖTÜRMEMİZ LAZIM’
Deprem konusuna değinen Bakan Özhaseki, “Bir başka zorluğumuz daha var. O da depremsellik. 1900’lü yılların başından itibaren aletli ölçümler başlar. Bu ülkenin denizlerinde ve karalarından 230’dan fazla yıkıcı deprem var. 6’nın üzerinde şiddette. Topraklarımızın yüzde 66’sı, nüfusumuzun da yüzde 70’den fazlası bu birinci ve ikinci derecede deprem bölgesinde yaşıyor. Kayseri’de üçte ve dörtte ayrı bir şey. Çok emin vaziyette değiliz. Türkiye’de 500’e yakın şu anda hareketli fay hattı var. Yani her an, her yerde 4, 5, 6 ve 7’ye kadar yükselen bir deprem olabilir. Bunu niye söylüyorum? Bizim bir an önce kaldığımız konutları depreme dirençli yapmamız lazım. Sağlıklı yapmamız lazım. Rastgele yapmamamız lazım. ‘Bir şey olmaz’ diyerek ‘bir kat daha at, zemin etüdüne de dikkat etme ne olur ki’ diyerek hareket edemeyiz. Her işimizi dikkatli ve sıfır toleransla götürmemiz lazım. Böyle olursa evimiz yüksekte de olsa sallansa bile Allah’ın izniyle yıkılmaz. Emniyetli ve güvenli bir şekilde oturabiliriz” dedi.
‘680 BİN EV YIKILDI’
6 Şubat’ta Kahramanmaraş’ta iki büyük depremin yaşandığını söyleyen Özhaseki, şöyle konuştu:
“En son aslın afeti olarak nitelendirilen iki tane Kahramanmaraş merkezli bir deprem yaşadık. Orada 18 ilimiz etkilendi. 680 bin ev yıkıldı. 175 bin kadar da dükkan ve iş yeri tahrip oldu. Neredeyse Kayseri gibi 4 veya 5 tane şehir yerle yeksan oldu. Hatay’ın merkezi Antakya’nın yüzde 90’ı yıkıldı. Kolay değil ama bunların altından kalkmak lazım. Sayın Cumhurbaşkanımız liderliğinde bizler gece, gündüz demeden çalışıyoruz. Şimdi oralarda binlerce ev yapılıyor. En kısa süre içerisinde de zaten teslimlerine başlayacağız. Yaraları sarmak için büyük bir gayret içindeyiz. Bütçemizde sıkıntı vardı, yoktu. Enflasyonu tetikliyordu, tetiklemiyordu. Artık bunlara bakmadan o bölgelerdeki yaraları sarmaya gayret ediyoruz. Çünkü halen evinden dışarıda kalan 1 milyon 900 bin vatandaşımız var. Konteynırda kalıyor, kira yardımı alıyor. Onlar evine oturuncaya kadar biz rahat edemeyiz. İnşallah gece- gündüz çalışacağız.”
‘KENTİMİZİ DEPREME HAZIR HALE GETİRECEĞİZ’
Deprem bölgesi şehirlerin güvenli hale getirilmesi için çalışmaların yürütüldüğünü belirten Özhaseki, “Gerek İstanbul’umuzu, gerekse diğer şehirlerimizi daha güvenli hale getirebilmek için büyük bir çaba içindeyiz. Kentsel dönüşüm başkanlığını kurduk. Meclisten geçirdik. Yasalarını çıkardık. Çok hızlı vaziyette hareket edebileceğimiz bir ortam doğdu. İstanbul’da kötü niyetlilerin özellikle önümüzü kestiği ne kadar madde varsa tek tek ele alıp onları açtık. Şimdi hızlı bir vaziyette birçok kentimizi depreme hazır hale getireceğiz. Bundan başka çaremiz yok bizim zaten. Fakat iyi niyetli insanların dualarını büyük oranda aldığımız gibi ufak tefek de olsa aradaki temelinde örgüt olan fakat vatandaşları tahrik ederek sokağa dökmeye çalışan grupları da görüyoruz. Bunların da farkındayız” diye konuştu.
‘ŞEYTAN TAŞLAMAYA DEVAM EDECEĞİZ’
Sözlerine devam eden Özhaseki, şöyle konuştu:
“Çukur eylemleri sırasında benim ilk bakanlığımdı. Teröristlerin yaktığı, yıktığı evleri yapmak için ben ömrümde ilk defa Cizre’ye gittim. Sur, Nusaybin, İdil, Silopi ve Yüksekova’ya gittim. Orada evleri yaparken karşıma çıkanlar o PKK’lılardı. Onların siyasi uzantılarıydı, sivil uzantılarıydı. Orada bizim yaptığımız evlere karşı çıktılar. Evleri bitirdik, vatandaşa dağıttığımıza karşı çıktılar. Bunları hep yaşadım ben zamanında. Şimdi de çıkardığımız yasaya ara ara sağda solda böyle çatlak sesler çıkıyor. Onların da farkındayız. Onlar da sütünün hükmünü işliyorlar. Biz Allah’ın izniyle milletimize verdiğimiz sözü yerine getireceğiz. Çalışacağız, gayret edeceğiz. Gece gündüz demeden uğraşacağız. Onları evlerine oturtacağız. Ülkemizi dönüştürüp güvenli hale getireceğiz. Bir taraftan da eskiden hacdan gelen ağabeylerimize ‘hacda ne yaptın’ derdik. ‘Oğlum ne yapalım ibadet ettik. Biraz da şeytan taşladık, geldik’ derlerdi. Şeytan taşlamaya da devam edeceğiz. O şeytanların da başına inşallah dünyayı yıkacağız, dar edeceğiz. Burada yaşayamayacaklar.”
Cumhuriyet’in 100’üncü yılında, her yıl Türkiye’nin gelişme trendini belirleyen Türkiye Ar-Ge ve İnovasyon Raporu’nda bu yıl çarpıcı sonuçlar yer alıyor.
Bu yıl dördüncüsü açıklanan Türkiye Ar-Ge İnovasyon Raporu Direktörü ve raporu hazırlayan Ser Akademi Genel Müdürü Dr. Ömer Özdinç, Ar-Ge ve inovasyon tarihinin son 16 yılında olan bir ekip olarak dünya çapında onlarca veriden çıkan sonuçlar ışığında raporu hazırladıklarını belirterek, “Türkiye’nin 100’üncü yılında yüz yıllık birikimimizi değerlendirme ve ülke olarak katettiğimiz mesafeyi görme imkanını rapora yansıttık. Bugün, yukarıda saydığımız alanlarda ulaştığımız seviye, tam arzuladığımız düzeyde olmasa da bu ülkeyi bizler ve çocuklarımız için hür bir vatan kılmak uğruna canını veren şehitlerimizin ve Cumhuriyetimizin kurucularının çabalarının boşa gitmediğini göstermektedir.” şeklinde konuştu.
Ekonomik bağımsızlık göstergesi olan imalat sanayi ihracatında 1962 yılında 4 milyon dolar civarındayken, Dünya Bankası verilerine göre bugün 190 milyar dolara yaklaştığının altını çizen Özdinç şöyle devam etti:
“Son 60 yılda dünyada bu değeri en çok artıran ilk 3-4 ülkeden biriyiz. Üstelik yüksek teknoloji ve orta-yüksek teknolojinin toplam payı bu tutar içinde %35’i aşmıştır. 1962’de 70 ülke içinde 43’üncü sırada olan Türkiye, bugün 103 ülke içinde Avusturya, İsveç, Macaristan, BAE, Slovakya, Danimarka, Brezilya, Romanya ve İsrail’in üzerinde 21. sırada yer almaktadır. Bu veri, imalat sanayi ihracatında muasır medeniyetlerden uzak olmadığımızı ancak, daha iyisini yapmamız gerekiyor ama doğru yoldayız.”
AR-GE VE İNOVASYONUN KARNESİ BU RAPORDA
Türkiye ekonomisinin bugünü ve geleceğine ışık tutan araştırma, geliştirme ve inovasyon odağında verileri anlamlandıran Türkiye 2023 Ar-Ge ve İnovasyon Raporu, Türkiye’nin Ar-Ge personelinin artmaya devam etmesinin yanında, 12 yıl önce sadece yükseköğretimin yarısı kadar Ar-Ge personeli istihdam eden özel sektör, Ar-Ge personeli istihdamında yükseköğretimi geçti. Bu da özel sektörün Ar-Ge yatırımlarına daha çok odaklandığını gösteriyor. Türkiye, OECD ülkeleri içinde %11 ile Ar-Ge personeli sayısını en çok artıran ülke konumuna yükseldi. Yüksek teknoloji ve yazılım bir yıl içinde 52.000’in üzerinde istihdam sağlayarak bu alanda liderliğini sürdürüyor.
AR-GE HARCAMALARINDA OECD’DE ARTIŞ TRENDİNDE İZLANDA’DAN SONRA İKİNCİYİZ
Türkiye, OECD ülkeleri içinde İzlanda’dan sonra nüfus başına Ar-Ge harcamalarını (satın alma gücü dolar paritesi bazında) %14 ile en çok artıran ikinci ülke olduğu açıklanan raporda, son 7 yılda Ar-Ge harcamalarında %104’lük artış ile OECD içinde artış trendinde lider konuma yükseldiği görülüyor.
2022’de enerji ve ulaşım telekomünikasyon alanlarında büyük artışlar yaşandığı Ar-Ge harcamalarında %12’lik artışla kamunun en çok artış sağladığı belirtilen raporda, özel sektörün payının %61,4, kamunun payının %4,8 ve üniversitenin payının ise %33,8 olarak gerçekleştiği görülüyor
İHRACATTA KATMA DEĞERLİ YÜKSELİŞ SÜRÜYOR
Diğer yandan, teknopark şirketlerinin ihracatının cirolarının %68’ine ulaşmasının yanında, yazılım ve yüksek teknoloji ihracatı ilk kez ciro içinde %21’e ulaşması dikkat çekiyor.
Yazılım sektörünün önceki yıla göre yurt içi satışları dolar bazında sadece %5 civarında artarken yurt dışı satışları %20 oranında yükselmiş ve %15 olan genel özel sektör genel artış ortalamasının üzerine çıktığı açıklanan Türkiye Ar-Ge ve İnovasyon Raporu’nda yazılım sektörü ilk defa ciro içindeki ihracat oranını %21’e çıktı.
AR-GE VE TASARIM MERKEZLERİNDE FİRMA BAŞINA PATENT VE PERSONEL SAYISINDA ARTIŞ
Türkiye Ar-Ge ve İnovasyon Raporu verilerine göre, Ar-Ge ve tasarım merkezlerinin toplam sayısında düşüş devam ettiği, buna karşılık son yıllarda verimlilik ve performans artışı gözlemlendiği açıklandı. Ar-Ge merkezi sayısı 1592’den 1576’ya düşerken, Tasarım merkezlerinin sayısında 338’den 316’ya daha belirgin düşüş oldu. Toplam istihdam sayısı ise, 4.000’e yakın artış göstererek, 82.500 kişiye ulaştı Firma başına ortalama tescilli patent sayısı 5,2’den 6,5’e yükselmiş, firma başına ortalama personel sayısı ise 49’dan 53’e çıkmıştır.
YENİ KURULAN HER 10 FİRMANIN 1’İ YÜKSEK TEKNOLOJİ VE YAZILIM ŞİRKETİ
2022 yılında firma sayısı; yüksek teknoloji sektörlerinde 600, yazılım sektöründe ise 3.500 arttığı belirtilen raporda, Türkiye’deki toplam firma sayısındaki artışın %10’una yakını yüksek teknoloji imalatı ve yazılım sektöründen gelmiştir.
ÜÇ BÜYÜK SORUN: PATENTTE GLOBALLEŞME, TEKNOPARKLARDA VERİMLİLİK, AKADEMİDE NİTELİK
Patent başvurularında Türkiye’den 9.000 sınırı aşıldığı açıklanan raporda, yerleşiklerin yaptıkları uluslararası başvurularda ise ciddi bir düşüş gerçekleşmiştir. Aynı şekilde yabancıların başvurularında da %25 küçülmeyle ciddi bir düşüş görülüyor.
Tasarım tescil başvurularında ise 2021’de başlayan yüksek artış (%41,3) bu yıl da devam ederek (%32,1) toplam başvuru sayısı 7.800’ün üstüne çıktı. Yabancıların tasarım tescil başvurularında ise %10’un üzerinde artış yaşandığı görülüyor.
TEKNOPARKLARDA KAPASİTE ARTIŞI YÜKSEK, VERİMLİLİK ARTIŞI SINIRLI
Teknoparkların toplam performanslarına bakıldığında genel olarak kapasitelerinin arttığı ancak verimliliğin ve performansın aynı oranda artmadığı ortaya çıktı.
Kapasite açısından geçtiğimiz yıl 8 yeni teknopark ile toplam teknopark sayısı 81’e yükseldiği belirtilen raporda, teknoparklara yaklaşık 1.300 yeni firma ile toplam firma sayısı 8.605’e çıkmış ve 14.000 yeni istihdam toplam yaklaşık 90.000 kişiye ulaştığı görülüyor. Toplam ciro 141 milyar TL’den 196 milyar TL’ye yükselmiş olsa da, ABD doları bazında son yıllarda ilk kez azalarak 16 milyar ABD dolarından 11,8 milyar ABD dolarına düştüğü ortaya çıktı. Teknoparklardan yapılan toplam ihracatın cironun %68’ini oluşturması dikkat çekiyor. Firma başına performans değerlendirmesi yapıldığında, anlamlı yükselişin olmadığı dikkat çekiyor.
BİLİMSEL YAYINLARDA NİCELİKTE LİDERİZ, NİTELİKTE İSE ANLAMLI ARTIŞ YOK!
Bilimsel yayınlarda Türkiye bir önceki yıla göre, %11’lik artış oranıyla, atıf alabilen yayın sayısını en çok artıran OECD ülkesi olarak yüksek düzeyli nicelik artışı devam ettiği açıklanan raporda, atıf sıralamasında da 1 sıra yükselerek 13’üncü olmasına rağmen nitelik göstergeleri aynı seviyede kaldığı ortaya çıktı.
]]>Milliyet’ten Coşkun Ergül ve Aslıhan Altay Karataş’ın haberine göre, Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi yetkilileri, dijitalleşmenin giderek arttığı dünyada, Avrupa’da ve Türkiye’de kişisel verilerin korunması konusunda neler yapıldığı, hangi önlemlerin alındığı veya alınabileceği ile dijital telif yasası konularında soruları yanıtladı.
AB’NİN YENİ KURALLARI DEVREDE
Yetkililer, AB’nin, medya içeriğine erişimin dijital mecralara kayması ve bunun basın üzerindeki ekonomik etkisini de dikkate alarak, 2019 yılında yürürlüğe giren Dijital Tek Pazarda Telif Hakları ve Bağlantılı Haklar Direktifiyle, “dijital platformlar ile medya içeriklerini oluşturanların haklarını ve bu kişilerin söz konusu içerikleri toplayan, endeksleyen hizmet sağlayıcılar ile arasındaki ilişkileri düzenleyen” yeni kurallar getirdiğini vurguluyor.

GOOGLE İLK BAŞTA ANLAŞMAYA YANAŞMADI
Yapılan bu düzenleme ile lisanssız kullanımların engellenmesinin amaçlandığını ifade eden Ofis yetkilileri, “Direktif’in yürürlüğe girmesiyle, Google ile basın yayıncıları arasında çeşitli AB ülkelerinde uyuşmazlıklar ortaya çıktı, para cezaları verildi, sonunda da Google, Avrupa’da 300’den fazla medya kuruluşuyla müzakerelere başlamak durumunda kaldı. Direktif 2019’da yürürlüğe girdiği hâlde, Google istisnalardan faydalanarak bir süre telif ödemesi yapmaktan kaçındı, ancak bu stratejisini para cezası verilince değiştirdi” diyor.
Google’ın lisans ödemesi yapmamasının, sadece AB’de değil, Avustralya ve Kanada gibi ülkelerde de sorunlara sebep olduğunu belirten Ofis yetkilileri, “Google başlangıçta anlaşma yapmaya yanaşmadı, ilgili hükümetler de Google’ın sunduğu hizmetin ülke genelinde engellenmesi yahut reklam verilmemesi gibi caydırıcı ihtimalleri değerlendirdi; Google bunun üzerine anlaşma yoluna giderek yeni düzenlemelere uygun hareket etmek zorunda kaldı” diyor.

“ÜLKEMİZDE DE EN KISA ZAMANDA HAYATA GEÇİRİLMELİ”
Ofis yetkilileri, Türkiye’de gidilebilecek uygulamayı ise şöyle açıklıyor: “Türkiye’de de benzer nitelikteki mevzuat uygulamaya konularak, basın yayıncılar ile dijital platformlar arasındaki ilişki daha sağlıklı şekilde kurulabilir.
Dijital platformların yayıncıların haklarını ihlal etmesi ve gönüllü anlaşmalar yapmaması durumunda zorlayıcı mekanizmaları içinde barındıracak şekilde hazırlanması gerekir. Ülkemizde fikir ve sanat eserleri, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) ile korunuyor ancak, Direktif’teki kurallara benzer mekanizmalar FSEK’te yer almıyor.
Ülkemizde basın yayıncılarının haklarını koruma altına alan bu yönde bir düzenleme henüz bulunmadığı için Google veya benzer dijital platformlarla herhangi bir müzakere süreci de başlamış değil. Basın yayıncıların, çevrim içi platformlara karşı haklarını güvence altına alacak ve tüm paydaşların, oluşturulan katma değerden paylarını hakkaniyetli şekilde alabilmeleri için uzlaşmacı çözüm ve denge mekanizmalarını içerecek düzenlemeler ülkemizde de en kısa zamanda hayata geçirilmeli.
Bu amaçla, Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü ile birlikte, FSEK’te gerekli değişikliklerin yapılmasına yönelik 2022’de başlayan çalışmalarımız sürüyor.”
83 MEDYA KURULUŞUNDAN META’YA DAVA!
Dijital Dönüşüm Ofisi yetkilileri Meta’nın Facebook, Instagram ve WhatsApp gibi platform kullanıcılarının kişisel verileri bakımından gerçekleştirdiği sistematik ve büyük hacimli işleme faaliyetlerinin kişiselleştirilmiş reklamların tasarlanması ile sunulmasının, Meta’ya haksız avantaj sağladığı ve bunun sonucunda rekabetin bozulduğu iddiasıyla 83 medya kuruluşunun Meta’ya dava açtığını belirterek, medya kuruluşlarının, “Meta’nın kişisel verileri kullanıcıların açık rızalarını almadan işlediğini ve kişisel verilerin korunması kurallarını da ihlal ettiğini” ileri sürdüğünü ifade ediyor.
AB Adalet Divanı’nın, Meta ile Alman Rekabet Otoritesi Bundeskartellamt arasındaki uyuşmazlığa ilişkin olarak 4 Temmuz 2023’te karar verdiğini belirten yetkililer, üye ülkelerin rekabet kurumlarına, “şirketlerin durumlarını kötüye kullanıp kullanmadıklarını tespit etmek üzere başlattıkları soruşturmalarda, kişisel veri ihlaline sebebiyet verebilecek olguların bulunup bulunmadığını inceleme yetkisi” tanındığını kaydediyor. Kararda; veri kullanımının söz konusu olduğu haksız rekabet soruşturmalarında, rekabet kurumları ile kişisel verileri koruma otoriteleri arasında iş birliği sağlanmasına dikkat çekiliyor.

“DİJİTAL TELİF KONUSUNDA ÇİFTE STANDART VAR”
TBMM Dijital Mecralar Komisyonu Başkanı Yayman: Berlin, Londra, Paris, Washington hangi dijital telif normunu uyguluyorsa, Ankara da o normları uygulamalı.
TBMM Dijital Mecralar Komisyonu Başkanı, AK Parti Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman, dijital telif konusunda çok açık bir çifte standart olduğunu ve bunu asla kabul etmediklerini vurgulayarak, “Emek kutsaldır ve saygı duyulmalıdır. Aksi takdirde medeniyetimizin kazanımları tartışmaya açılacaktır. Sorun ciddidir ve büyüktür” ifadesini kullandı. Yayman, bu konuda düzenleme eksikliği olduğuna işaret ederek, “Bizim telif hakları kanunumuz eskimiştir, üzerinden 70 yıl geçmiş olan bir kanundan bahsediyoruz. Bunun yeniden düzenlenmesi konusunda toplumsal bir ihtiyaç var,” dedi. “Bu konuda emek üreten, içerik üreten insanların ihtiyaçları var,” diyen Yayman, Dijital Mecralar Komisyonu olarak üzerlerine düşeni yapmaya hazır olduklarını dile getirdi.
Komisyon Başkanı Yayman; haberi, bilgiyi veya eseri üreten kaynak ile bunu ücret ödemeden kullanan ve çoğaltan ulusaşırı dijital platformlar arasında yeni bir sözleşme yapılmasının önemine işaret etti. “Bu sözleşmenin adı da dijital telif yasasıdır,” ifadesini kullanan Yayman, “Politik tavrımız nettir; Almanya’da, Fransa’da, İngiltere’de, Avusturya’da, Amerika’da ne varsa Türkiye’de de bu olmalıdır. Dijital ağlar Berlin, Londra, Paris, Washington’da hangi dijital telif normunu uyguluyorsa, Ankara’da da o normları uygulamalıdır. Avrupa Birliği normlarının işlemesi gerektiğini düşünüyoruz” diye konuştu.
“TÜRKİYE ÇOK ÖNEMLİ KAZANIMLAR ELDE ETTİ”
Türkiye 21 yıldır siyasi istikrar sürecinde çok önemli kazanımlar elde etti. Terörle mücadeleyi Türkiye’de büyük ölçüde bitirdi. Bu sene 1.1 trilyon dolar milli gelire ulaşacağız. Kişi başına gelir 12 bin 500 doları geçti. Ortalama 9 ayın büyümesi yüzde 4,7’ye yükseldi.
Türkiye siyasi istikrarıyla ekonomik gücüyle, softpower yumuşak gücüyle bir barış elçisi konumuna sahip olması, herkesle diyalog içinde olabilmesi anlamında bu tabloyu net görüyoruz. Başta, ABD ve Avrupa şirketleri olmak üzere, Türkiye’nin kaliteli sanayi üretimi, Türkiye’nin hizmetler sektöründeki kabiliyetleri, Türkiye’nin lojistik sektöründeki başarıları, sağlık sektöründeki başarıları Türkiye’de üretim Türkiye’den tedarik yapma konusunda büyük bir istek var. İslam dünyasında bu tür istekler çok güçlü. ABD ve Avrupa’da büyük itilaflar olsa da iş dünyası buna bakmıyor.

Rakamlar da bunu gösteriyor. 2002 yılda ülkemize gelen yabancı yatırım toplam 15 milyar dolar ve 5 bin firma. 2002’den sonra 259 milyar dolar. Bu bizim refahımızın artmasına katkıda bulundu. Milli gelirimiz 250 milyar dolardan 1 trilyon 75 milyar dolara geldi. Organize sanayi sayısı 350’nin üzerinde ve buralarda çalışan sayısı 2,5 milyonun üzerinde. Çok daha fazla OSB kurma arzusu var.
“FRANSIZ İŞ DÜNYASI TÜRKİYE’DE ÇOK ENTEGRE”
Körfez ülkelerinde Türkiye ile iş yapma anlamında çok büyük bir iştiyak gördüm. Başta Azerbaycan, Türkmenistan, Kırgızistan, Kazakistan’da bu iştiyakı net gördük. Fransız iş dünyası Türkiye’de çok entegre. Fransa ile Türkiye’de iş forumu yapacağız.
Afrika zaten Türkiye’yi rol model görüyor. Afrika’nın şansızlığı, Rusya Ukrayna Savaşı Afrika Coğrafyasında döviz sıkıntısı meydana getirdi. İmkanı olsa daha fazla iş yapacaklar. THY Afrika’yı dünyaya açıyor.
Nereye gittiysek dünyanın en gelişmiş ülkesi nasıl karşılaşıyorsa Cumhurbaşkanımız her yerde öyle karşılanıyor. Bizim Gümrük Birliği 1995’te tamamlanmış oldu. 1 Ocak 1996’dan bu yana 27 yıl geçti. Bugün Türkiye ile AB arasındaki karşılıklı ticaret 200 milyar dolar. AB en büyük ortağımız. AB’nin de Türkiye 6. büyük ortağı. AB’ de Türkiye iş yapmak istiyor. Pandemide Uzak Doğu’dan getirilemeyen ürünler Türkiye’den 24 saatte getiriliyor.
Gümrük Birliği üzerinden 27 yıl geçti. AB tam 75 ülke ile serbest ticaret anlaşmaları yaptı. Biz de farklı ülkelerle 27 tane serbest ticaret anlaşması yaptık. Ticarette sıkıntı yok ama AB ile başka sıkıntılar var. İhracatı ve ithalatı yapan iş insanlarının gidiş gelişleri engelleniyor. İş insanları vize sıkıntısı yaşıyor. 2 ay bekletiliyor. Vize sıkıntısının bir önemli nedeni de Suriye iç savaşından sonra Afganistan, Pakistan, Suriye’den bir takım göç hareketleri oldu. Avrupa’da bu göçlere karşı yabancı düşmanlığı ve İslam düşmanlığı başladı. Biz geri kabul anlaşmasına uyuyoruz. Ancak AB anlaşmalara sadakat konusunda eksiklik gösteriyor.
Vize serbestisi konusunda 72 maddenin 67 tanesini gerçekleştirmiş bir ülkeye 5 madde bahane edilebilir mi? Dün akşam 6 tane şehit verdik. İçimizdeki bazı fay hatları nedeniyle terörle mücadele bizim için olmazsa olmaz hayati bir konu. AB’nin serbest ticaret anlaşması imzaladı.
AB ile bir çok konuda fikir birliğindeyiz. Ancak iş konsey toplantılarına geldiğimizde bir engelleme ile konular engelleniyor. Almanya’nın olumlu çabasıyla Türkiye ile ilişkilerde AB komisyonuna görev verildi.
AB yatırım bankası Türkiye’ye kredi musluklarını açması önerisi de vardı. Ancak son AB komisyonunda öneri bir anda ertelendi. Ben bunun arkasında İsrail’i görüyorum.
Filistin’de başkenti Doğu Kudüs olan 1967 sınırlarını kapsayacak bir Filistin Devleti konusunda her kesimle konuşmaya mecburuz.
Gümrük Birliği yürüyen bir süreç güncellenecek. Biz Almanya, Yunanistan, Macaristan seyahatlerinde son derece yapıcı görüşmeler yapıldı. AB ülkelerinin ve lider ülkelerin dediği şu: Biz sizinle siyasi anlamda yapıcı diyalog içinde olmak ekonomik ve ticaret alanında ilişkilerimizi güçlendirmek istiyoruz.
2023 yılı Dünya ticareti için iyi bil olmadı. Dünya üretiminin oranı yüzde 3’ün altına geriledi. Çin ve Hindistan sürüklüyor bunu. Avrupa’da büyük gerileme var Küresel ithalat birim endeksinde yüzde 4,7 gerileme var.
“SON 6 AYDA İHRACAT REKORU KIRIYORUZ”
Biz deprem nedeniyle 6 milyar dolar ihracat kaybıyla başlamamıza karşın, hizmet ihracatında 11 milyar dolarlık artışla 2023’ü 357 milyar dolar ile kapatacağız. Son 6 ayda ihracat rekoru kırıyoruz. Toplamda 356 milyar dolar döviz geliri olacak.
Çin’in kuşak yol projesi Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nden geçiyor. Irak ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin öncülük ettiği Orta Koridor ya da Kalkınma Yolu projesi. Basra Körfezi’ne gelen malların 1200 kilometre bir yol ile Türkiye’ye ulaşması.
ABD, İsrail, Hindistan merkezli alternatif hat girişimi oldu. Ancak İsrail’in vahşice katliamları sonrası o projenin gerçekleşmeyeceği ortaya çıktı.
Bu sene mal ihracat ve ithalat toplamı 625 milyar dolar olacak. İthalat artış hızında son 5 ayda gerileme yaşanıyor. Bu cari açığı 50 milyar altına çekme çabamızı destekledi. Haksız yasadışı ticareti engellemek amacımız. Kendi milli üretimimizi haksız ticarete karşı korumak zorundayız. Dünyanın en modern gümrük kapılarına sahibiz. Dijitalleşme noktasında son derece iyiyiz. 7/24 çalışıyoruz. Bakanlığı’mızın çalışan sayısı 23 bin. Gümrük Müdürlüğü çalışan sayısı 16 bin. Ne kadar önem verdiğimizi gösteriyor. 1.4 ton uyuşturucu yakaladık.
Gümrük kapılarında yakalamanın yanında sonradan yakalama şeklinde de uygulamamız var. Sonradan yakalama şeklinde 2.6 milyar liralık devletimize gelir kazandırdık. Amacımız uyuşturucuya asla geçit vermemek. Jandarma ve emniyet güçleri ile birlikte çalışıyoruz. Bizim yakaladıklarımız toplam uyuşturucu trafiğinde yüzde 15’lik bir payı oluşturuyor. Uyuşturucu ile dünyada en büyük mücadeleyi yapan ülkelerden biri Türkiye.
Kovid-19 süreci ile beraber dünya bir enflasyon ile karşı karşıya kaldı. Bizim ülkemizde de enflasyon malesef geçen Ekim’de yüzde 85’e çıktığını sonra yüzde 39’a indiğini gördük. Şu anda yüzde 62 seviyesinde. Arz talep dengesi çok ciddi bir fiyat oynamalarına neden oldu.
“KÖTÜ NİYETLİ ART NİYETLİ STOKÇU ZİHNİYETLER ORTAYA ÇIKTI”
Enflasyonla yaşayamayız enflasyonu düşürmek zorundayız. Aşırı ısınan iç talebi bastırma noktasında kredi sıkıştırması parasal sıkıştırma izleniyor. Gerek perakende ticaret kanunu haller yasası, fahiş fiyatla mücadele gibi çeşitli mekanizmalar geliştirildi.
Bazı kötü niyetli art niyetli stokçu zihniyetler ortaya çıktı. Bunlarla mücadele konusunda bazı tedbirler alındı. Cezalar artırıldı, Ticaret Bakanlığı olarak yönetmelik değiştirme şeklinde mücadele ediyoruz.
E-ticaret ve sosyal medya ve ilan sitelerinde çok ciddi düzenlemeler yaptık. Manipülatif fiyat artışlarını cezalandırıyoruz. 6 ay 6 bin km sınırlamasını yetkili satıcılar, bireysel satışlarda 3’ten fazla satışı engelledik.
“1500 MEMUR ALIMI YAPIYORUZ”
Gıda sektöründe market denetimi, kasa raf fiyat etiketleri kontrolü, fahiş fiyat etiketleri yapıyoruz. Bakanlık personeli ile yoğun bir şekilde yoğun bir şekilde sahadayız. Fahiş fiyat yaptığını gördüğümüz sektörlerin üzerine gidiyoruz. İhbar hattımız da var. Sektörleri uyarıyoruz bu zamları geri alın diye. Almadığı zaman üzerine gidiyoruz.
Bu sene 2.3 milyar TL ceza kesildi. Bakanlık olarak 538 milyon liralık denetim uyguladık. Toplam 1.2 milyar TL ceza uyguladık. Şu anda ÖSYM üzerinden 1500 memur alımı yapıyoruz. Eğitimler tamamlandığında bu memurları sahaya süreceğiz.
Dünyada büyük bir salgın yaşadı. Dünya görmediği bir enflasyonu yaşadı. Avrupa’daki herkes hayat pahalılığından şikayet ediyor. Rusya ve Ukrayna nedeniyle enerji konusunda arz sıkıntısı oldu. Üçüncüsü deprem felaketi oldu. 50 bin canımızı kaybetti. Bu dönemde stokçuluk yapanlar oldu.
Bireysel otomobil satışlarında bir kaos vardı bu kaos bitti. Gayrimenkul konusunda da sıkıntılar bitti. 6 ay 6 bin km kuralını motosiklette de uyguladık.”
]]>Babacan, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye’nin, tarihi ve doğal güzelliklerinin yanında artık dünyanın dört bir yanında ülkeye gelen çete liderleriyle de meşhur bir ülke haline geldiğini söyledi.
Son zamanlarda Türkiye’de yakalanan çete liderleri ve ülkelerine ilişkin bilgiler paylaşan Babacan, “Bunlar niçin Türkiye’yi seçtiler, nasıl, ne zaman geldiler? Ellerini kollarını sallayarak Türkiye’ye girerken kim göz yumdu? Bu zamana kadar niçin yakalanmadılar, ne tür bağlantılar var? Bu zamana kadar kim ya da kimler korudu? Bunların hepsine cevap arıyoruz. İçişleri bakanları geliyor, gidiyor. Bu soruların hepsi Sayın Erdoğan’a sorulmalıdır. Bunların hepsine cevap bekliyoruz.” diye konuştu.
Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulamasına başlanmasının üzerinden tam iki yıl geçtiğini belirten Babacan, KKM’nin, hazineyi batırma projesi olduğunu savundu.
KKM için temmuza kadar ödenen kur farkının 312 milyar lira olduğunu hatırlatan Babacan, yeni ekonomi yönetimiyle beraber kur farkının Merkez Bankası (MB) tarafından ödendiğini, ancak Merkez Bankasının ne kadar kur farkı ödediğini açıklamadığını, bunun şeffaflık ilkesine aykırı olduğunu ifade etti.
Tahminlere göre, son 6 ayda Merkez Bankasının bilançosunda 800 milyar liralık zarar biriktiğini kaydeden Babacan, “2024 bütçesine 1 trilyon 254 milyarlık faiz ödeneği konuldu. Son 6 ayda Merkez Bankasının zararı sıfırdan 800 milyar liraya çıktı. Bu rakamın büyük bir bölümünün KKM’ye ödenen kur farkı olduğunu tahmin ediyoruz. Değilse çıkıp açıklasınlar. Bu kadar faiz artışı, zamlar, vergi artışı, bunların hepsi enflasyonla mücadele için yapılmıyor mu? 85 milyondan fedakarlık bekleyenler, elinde parası olana milyarlarca lira kur farkı ödemekten çekinmiyorlar.” değerlendirmesinde bulundu.
“MECLİS’TE KÜRTÇE KONUŞULMASINA DESTEK”
DEVA Partisi Genel Başkanı Babacan, TBMM Genel Kurulu’ndaki bütçe görüşmelerinde bazı milletvekillerinin Kürtçe konuşması nedeniyle birtakım tartışmaların yaşandığını anımsattı.
Türkiye’de en çok konuşulan ikinci dilin, Meclis’te yasak sayıldığına, tutanaklara “X” ya da “bilinmeyen dil” olarak yazıldığına işaret eden Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Fransızcayı, İngilizceyi bilenler, ülkemizde milyonlarca insanın konuştuğu dilin hangi dil olduğunu bilmiyorlar. En son tutanaklara baktık; üç nokta koyup altına da ‘Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi’ demişler. Şunun adını bir koyun ya. Siz bunun adını koymazsanız, bu ülkede eşit vatandaşlıktan, temel haklardan bahsedemezsiniz. Meclis Başkanı da uyarmış; ‘Burası Meclis, burada Türkçe konuşulur’ demiş. Ne oldu kürsü özgürlüğüne?”
Benzer tepkileri, muhalefet temsilcilerinde de gördüklerini; bazılarının, iki cümle Süryaniceye tahammül edemediğini dile getiren Babacan, “Bizim demokrasi hedefimizde kim olursa olsun; hangi mahalleden, görüşten olursa olsun; herkes ama herkes bu ülkenin eşit ve onurlu vatandaşıdır. Biz, tam demokrasi hedefimizde kararlıyız.” görüşünü paylaştı.
Babacan, “Bir yandan temel haklar konusunda hedeflerimizi sapasağlam ortaya koyarken mesele eğer terörse, şiddetse orada kalın bir kırmızı çizgimiz var. Teröre, şiddete müsamaha olmaz, teröre, şiddete sempatiyle bakanlara müsamaha gösterilmez. Teröre, şiddete zımni destek verenler, karşılarında herkesten önce bizi bulurlar. Bu konuda da sağlam duruşumuzu ülke olarak korumak zorundayız.” ifadesini kullandı.
“DÜN ‘ADAYIMDIR’ DEDİĞİNİZE BUGÜN ‘KORKAK’ DERSENİZ GÜVEN OLUŞTURAMAZSINIZ”
Ali Babacan, muhalefet bloğu olarak büyük bir inanç ve umutla girdikleri genel seçimlerde arzu ettikleri başarıyı yakalayamadıklarını; seçim sonuçlarının, sadece muhalefeti destekleyen seçmenlerde değil, aktif siyaset yapan birçok insanda da hayal kırıklığı ve umutsuzluk yarattığını vurguladı.
Seçim sonrasında muhalefet partilerinin kendi iç tartışmaları ve partilerin birbirlerini suçlama yarışının, hayal kırıklığını daha da derinleştirdiğinin altını çizen Babacan, “Şurada seçime 3 ay kalmış, daha dün masada oturanların birbirleriyle ilgili neler söylediğini, neler yaptıklarını büyük bir hicapla izliyoruz. Bu tür tutumlar güven oluşturmaz. Dün elini tuttuğuna bugün ‘düşman’ derseniz güveni oluşturamazsınız; dün ‘adayımdır’ dediğinize bugün ‘korkak’ derseniz güven oluşturamazsınız.” sözlerini sarf etti.
Babacan, ay başında yerel seçimler için 51 belediye başkan adayını açıkladıklarını anımsatarak, gelecek hafta da Ankara’da yapacakları törenle ikinci grup belediye başkan adaylarını açıklayacaklarını kaydetti.
Bu yıl 15’incisi düzenlenen IICEC Konferansı ‘Dünyada Değişen Enerji Jeopolitiği, İklim Krizi’ teması ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın katılımı ile gerçekleşti. Toplantıda enerji verimliliği konusunda önemli açıklamalarda bulunan Bayraktar, ”Son 21 yılda Türkiye’nin enerji yoğunluğumuzda yüzde 30’luk bir azaltma sağladığımız halde Türkiye’nin enerji talebi iki kat arttı. Önümüzdeki 20 yılda 1 kat daha artmasını bekliyoruz. 2022 yılında, Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığı yüzde 67,8’e düştü. Ulusal enerji planı ile hedefimiz, önümüzdeki 30 yıl içerisinde dışa bağımlılıktan kurtarmak ve net sıfır emisyonlu bir ülke haline getirmek” dedi.

”2022 YILINDA, TÜRKİYE’NİN ENERJİDE DIŞA BAĞIMLILIĞI YÜZDE 67,8’E DÜŞTÜ”
Dünyanın sürdürülebilir enerji dönüşümü için yıllık 6 trilyon dolara ihtiyaç olduğunu belirten Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, ”Türkiye olarak şunu söylüyoruz. Başarılı enerji dönüşümü mutlaka daha akıllı politikayla olur. Türkiye olarak enerji politikalarımızı arz güvenliğinden ödün vermeden, küresel tedarik çeşitliğine katkı sunarak ve dışa bağımlılığımızı azaltarak 2050 net sıfır emisyonlu bir ekonomi doğrultusunda şekillendiriyoruz. Son 21 yılda Türkiye’nin enerji yoğunluğumuzda yüzde 30’luk bir azaltma sağladığımız halde Türkiye’nin enerji talebi iki kat arttı. Önümüzdeki 20 yılda 1 kat daha artmasını bekliyoruz. 2022 yılında, Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığı yüzde 67,8’e düştü. Ulusal enerji planı ile hedefimiz, önümüzdeki 30 yıl içerisinde dışa bağımlılıktan kurtarmak ve net sıfır emisyonlu bir ülke haline getirmek. Biz enerji politikalarımızda bu dönüşümü başarmak için yenilebilir enerji potansiyelimizin tamamını devreye almayı düşünüyoruz. Elektrik özeline baktığımızda 2035 yılında talebin 515 telewatt saatler civarında olacağını öngörüyoruz. Bu yüksek talebi karşılarken, yenilebilir enerjinin payının toplam enerji üretimi içerisindeki payını yüzde 55 kurulu güçteki payını ise yüzde 65’e çıkartmak istiyoruz’‘ şeklinde konuştu.
”ÖNÜMÜZDEKİ 7-8 YILLIK SÜREÇTE 10 MİLYAR DOLARLIK BİR YATIRIMI ELEKTRİK İLETİM ŞEBEKESİNE YAPACAĞIZ”
Enerji sektöründe yatırım yapmak isteyenlerin önünde bir kapasite sorunu olduğunu vurgulayan Bakan Bayraktar, ”Yenilebilir enerji alanında 10 bin megavat lisanslı ürün tahsis edilmiş durumda. Yaklaşık 26 bin megavat sanayicilerimizin elinde kendi öz tüketimlerini karşılamak üzere yatırımlarını yapacak izinleri var. 5 bin 400 megavat yaka kapasitesi var. 33 bin megavatlıkta depolamalı yenilebilir var. Bunları Topladığımızda 76 bin megavatlık bir kapasite tahsis edilmiş durumda. Sürdürülebilir bir enerji dönüşümünün olmazsa olması elektrik şebekesinin güçlenmesi. Önümüzdeki 7-8 yıllık süreçte 10 milyar dolarlık bir yatırımı elektrik iletim şebekesine yapacağız” diye konuştu.
“TÜRKİYE ENERJİ VERİMLİLİĞİ KAPSAMINDA 100 MİLYON TON KARBON EMİSYON SALINIMINI AZALTMIŞ OLACAK”
2022 yılında Gabar dağında keşfinin ardından petrol üretimi yapmaya başladıklarını ifade eden Bakan Bayraktar, ”Bugün itibariyle 30 bin varil üretim yapıyoruz. 2024 yılında ise bunu 100 bin varile yükselteceğiz. Türkiye kendi sahasında 200 bin varil petrol üreten ülke haline gelecek. Ülkemizde ki ihtiyaca günlük 1 milyon varil bunun içinden elimizden geleni yapacağız. Ayrıca 2024 – 2030 enerji verimliliği planı kapsamında Türkiye 100 milyon ton karbon emisyon salınımını azaltmış olacak. Enerji güvenilir transit ülke olma yanında kendi çıkarlarımız konusunda çalışmalar yapıyoruz. Önümüzdeki yıl emisyon ticaretini EPİAŞ bünyesinde hayata geçirmeyi hedefliyoruz” ifadelerini kullandı.
]]>Babacan, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye’nin, tarihi ve doğal güzelliklerinin yanında artık dünyanın dört bir yanında ülkeye gelen çete liderleriyle de meşhur bir ülke haline geldiğini söyledi.
Son zamanlarda Türkiye’de yakalanan çete liderleri ve ülkelerine ilişkin bilgiler paylaşan Babacan, “Bunlar niçin Türkiye’yi seçtiler, nasıl, ne zaman geldiler? Ellerini kollarını sallayarak Türkiye’ye girerken kim göz yumdu? Bu zamana kadar niçin yakalanmadılar, ne tür bağlantılar var? Bu zamana kadar kim ya da kimler korudu? Bunların hepsine cevap arıyoruz. İçişleri bakanları geliyor, gidiyor. Bu soruların hepsi Sayın Erdoğan’a sorulmalıdır. Bunların hepsine cevap bekliyoruz.” diye konuştu.
Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulamasına başlanmasının üzerinden tam iki yıl geçtiğini belirten Babacan, KKM’nin, hazineyi batırma projesi olduğunu savundu.
KKM için temmuza kadar ödenen kur farkının 312 milyar lira olduğunu hatırlatan Babacan, yeni ekonomi yönetimiyle beraber kur farkının Merkez Bankası (MB) tarafından ödendiğini, ancak Merkez Bankasının ne kadar kur farkı ödediğini açıklamadığını, bunun şeffaflık ilkesine aykırı olduğunu ifade etti.
Tahminlere göre, son 6 ayda Merkez Bankasının bilançosunda 800 milyar liralık zarar biriktiğini kaydeden Babacan, “2024 bütçesine 1 trilyon 254 milyarlık faiz ödeneği konuldu. Son 6 ayda Merkez Bankasının zararı sıfırdan 800 milyar liraya çıktı. Bu rakamın büyük bir bölümünün KKM’ye ödenen kur farkı olduğunu tahmin ediyoruz. Değilse çıkıp açıklasınlar. Bu kadar faiz artışı, zamlar, vergi artışı, bunların hepsi enflasyonla mücadele için yapılmıyor mu? 85 milyondan fedakarlık bekleyenler, elinde parası olana milyarlarca lira kur farkı ödemekten çekinmiyorlar.” değerlendirmesinde bulundu.
“MECLİS’TE KÜRTÇE KONUŞULMASINA DESTEK”
DEVA Partisi Genel Başkanı Babacan, TBMM Genel Kurulu’ndaki bütçe görüşmelerinde bazı milletvekillerinin Kürtçe konuşması nedeniyle birtakım tartışmaların yaşandığını anımsattı.
Türkiye’de en çok konuşulan ikinci dilin, Meclis’te yasak sayıldığına, tutanaklara “X” ya da “bilinmeyen dil” olarak yazıldığına işaret eden Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Fransızcayı, İngilizceyi bilenler, ülkemizde milyonlarca insanın konuştuğu dilin hangi dil olduğunu bilmiyorlar. En son tutanaklara baktık; üç nokta koyup altına da ‘Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi’ demişler. Şunun adını bir koyun ya. Siz bunun adını koymazsanız, bu ülkede eşit vatandaşlıktan, temel haklardan bahsedemezsiniz. Meclis Başkanı da uyarmış; ‘Burası Meclis, burada Türkçe konuşulur’ demiş. Ne oldu kürsü özgürlüğüne?”
Benzer tepkileri, muhalefet temsilcilerinde de gördüklerini; bazılarının, iki cümle Süryaniceye tahammül edemediğini dile getiren Babacan, “Bizim demokrasi hedefimizde kim olursa olsun; hangi mahalleden, görüşten olursa olsun; herkes ama herkes bu ülkenin eşit ve onurlu vatandaşıdır. Biz, tam demokrasi hedefimizde kararlıyız.” görüşünü paylaştı.
Babacan, “Bir yandan temel haklar konusunda hedeflerimizi sapasağlam ortaya koyarken mesele eğer terörse, şiddetse orada kalın bir kırmızı çizgimiz var. Teröre, şiddete müsamaha olmaz, teröre, şiddete sempatiyle bakanlara müsamaha gösterilmez. Teröre, şiddete zımni destek verenler, karşılarında herkesten önce bizi bulurlar. Bu konuda da sağlam duruşumuzu ülke olarak korumak zorundayız.” ifadesini kullandı.
“DÜN ‘ADAYIMDIR’ DEDİĞİNİZE BUGÜN ‘KORKAK’ DERSENİZ GÜVEN OLUŞTURAMAZSINIZ”
Ali Babacan, muhalefet bloğu olarak büyük bir inanç ve umutla girdikleri genel seçimlerde arzu ettikleri başarıyı yakalayamadıklarını; seçim sonuçlarının, sadece muhalefeti destekleyen seçmenlerde değil, aktif siyaset yapan birçok insanda da hayal kırıklığı ve umutsuzluk yarattığını vurguladı.
Seçim sonrasında muhalefet partilerinin kendi iç tartışmaları ve partilerin birbirlerini suçlama yarışının, hayal kırıklığını daha da derinleştirdiğinin altını çizen Babacan, “Şurada seçime 3 ay kalmış, daha dün masada oturanların birbirleriyle ilgili neler söylediğini, neler yaptıklarını büyük bir hicapla izliyoruz. Bu tür tutumlar güven oluşturmaz. Dün elini tuttuğuna bugün ‘düşman’ derseniz güveni oluşturamazsınız; dün ‘adayımdır’ dediğinize bugün ‘korkak’ derseniz güven oluşturamazsınız.” sözlerini sarf etti.
Babacan, ay başında yerel seçimler için 51 belediye başkan adayını açıkladıklarını anımsatarak, gelecek hafta da Ankara’da yapacakları törenle ikinci grup belediye başkan adaylarını açıklayacaklarını kaydetti.