Uzak – Fox Haber https://www.foxtvhaber.com.tr Thu, 09 May 2024 21:00:52 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Disiplin cezası çözüm değil: Akademik hayatı etkiliyor https://www.foxtvhaber.com.tr/disiplin-cezasi-cozum-degil-akademik-hayati-etkiliyor/ https://www.foxtvhaber.com.tr/disiplin-cezasi-cozum-degil-akademik-hayati-etkiliyor/#respond Thu, 09 May 2024 21:00:52 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=10343 Adli Bilimler Uzmanı ve Ceza Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi (CEHAMER) Kriminoloji ve Şiddeti Araştırma Seksiyonu Başkanı Doç. Dr. Münevver Mertoğlu, disiplin cezasının etkilerinden bahsettiği ‘Şiddetin, Nörobiyolojik ve Kalıtımsal Nedenlerine Bağlı Suç Davranışlarında, Ceza Sorumluluğunun Değerlendirilmesi’ sempozyumunda “Disiplin cezası yüzünden okuldan uzaklaştırılan öğrenci kendisini psikolojik olarak kötü hissediyor. Dahası okul değiştirilince çocuk evinden daha uzak olabiliyor. Dolayısıyla maddi ve ekonomik yönden zorluk çekebiliyor, etiketleniyor. Arkadaşlarıyla ilişkilerinde zorlanıyor.” açıklamasında bulundu.

Doç. Dr. Münevver Mertoğlu, disiplin cezalarının zararında değinerek “Bu çocukların akademik başarılarının daha kötüye gittiğini görüyoruz. Bu cezalar çocuklara fayda yerine zarar veriyor. Bu durum aslında Türk Ceza Hukuku’ndaki 12 yaş altındaki çocuklara ceza verilmemesi durumuyla çelişiyor. Bizim amacımız cezadan çok, çocukları eğitim sisteminden uzaklaştırmadan onlara destek olmak. Bu konuda okulun rehberlik servisleri çok önemli bir rol oynuyor” ifadelerini kullandı.

DİSİPLİN CEZASI ÇÖZÜM DEĞİL

Düzenlenen uluslararası sempozyumda konuşmacı olan Doç. Dr. Münevver Mertoğlu, “Ergenlerin, çocukların hatta yetişkinlerin şiddet davranışlarının, daha çok psikolojik ev sosyal boyutu tartışıldı. Tıp, nöroloji ve teknoloji alanındaki gelişmeler neredeyse tüm davranışlarımızdan beynimizin sorumlu olduğunu ortaya koymuş.” sözlerine yer verdi.

Türk Ceza Hukuku’nda 12 yaşın altındaki çocukların ceza sorumluluğu bulunmadığına değinen Doç. Dr. Mertoğlu, disiplin ve ceza hukukunu karşılaştırdığımızda bu durumun çeliştiğine değinerek “12 yaşından küçük olan çocuklar adli yönden adam öldürseler dahi ceza sorumluluğu olmadığı için haklarında danışmanlık ve güvenlik tedbirleri uygulanıyor. Fakat diyelim bir ortaokul öğrencisi bu fiillerden birini işlediği zaman okuldan uzaklaştırılıyor. Okuldan uzaklaştırılma cezası aslında öğrencilere çok şey katmıyor. Disiplin cezası yüzünden okuldan uzaklaştırılan öğrenci kendisini psikolojik olarak kötü hissediyor.” cümlelerini kullandı.

Okul değiştirilmesi durumunda çocuğun evinden daha uzak olabildiğini dile getiren Mertoğlu, “Dolayısıyla maddi ve ekonomik yönden zorluk çekebiliyor, etiketleniyor. Arkadaşlarıyla ilişkilerinde zorlanıyor. Bu çocukların akademik başarılarının daha kötüye gittiğini görüyoruz. Bu cezalar çocuklara fayda yerine zarar veriyor. Bu durum aslında Türk Ceza Hukuku’ndaki 12 yaş altındaki çocuklara ceza verilmemesi durumuyla çelişiyor. Umarım bu konuya ilgili bir değişiklik yapılabilir. Çünkü çocukların topluma kazandırılması ve çocuğun yüksek yararı esas olan” ifadelerini kullandı.

RİSKLİ DAVRANIŞLAR SONRADAN DA ÖĞRENİLEBİLİYOR

Çocukların riskli davranışlarda bulunabildiğini ifade eden Doç. Dr. Mertoğlu, “Yapılan çalışmalarda çocukların nörolojik gelişimleriyle düşük korku düzeyi arasında bir ilişki görülmüş. Bu da riskli davranışları arttırıyor. Ayrıca bu riskli davranışlar, diğer öğrencilerden tarafından da görülüp, öğrenilebiliyor.” açıklamasını yaptı.

Çocukları sisteme kazandıracak, onların eğitimlerini sürdürebilecek önlemlerin alınması gerektiğini aktaran Mertoğlu, yetişkinlerdeki ceza sorumluluğunun da konuşulacağını belirterek “Şiddet ve suç içeren davranışların nörobiyolojik ve genetik nedenlerine bağlı durumlarda ceza sorumluluğu nasıl değerlendirilecek? Benim çalışmam çocuk ve ergenlerle ilgili. Dileğimiz çocukların ve ergenlerin, ergenliği bitimine kadar ve beyindeki gelişim sürecinin tamamlanmasına kadar onlara destek olabilmek ve topluma kazandırmak. Okuldaki riskli davranışlara karşı önlemler almak.” sözlerini kullandı.

Konuşmasında kuralların öğrencilerle paylaşılması gerekliliğine değinen Mertoğlu, sadece öğrencilerle değil velilerle de kuralların paylaşılmasının önemini belirtti. Broşürler ile bilgilendirme yapılabileceğine işaret eden Mertoğlu, çocukların yaptıkları suçun ceza gerektirdiğini bilmeme durumunun olduğunu aktardı. 2007- 2012 yılları arasında liselerle ilgili işlenen disiplin suçlarıyla ilgili yaptığı araştırmaya atıfta bulunan Doç. Dr. Mertoğlu, “O dönemde okuldan uzaklaştırma, okul değiştirme, kınama cezaları oldukça fazlaydı. Bizim amacımız cezadan çok, çocukları eğitim sisteminden uzaklaştırmadan onlara destek olmak. Bu konuda okulun rehberlik servisleri çok önemli bir rol oynuyor. O dönemki araştırma sonuçları ile bugün durum nedir bir karşılaştırma yapılabilir” dedi.

ŞİDDET NÖROBİYOLOJİK SORUN İLE İLİŞKİLİ

Konuşmacılar arasında yer alan Psikiyatrist ve Almanya Bremen Eyaleti Bilirkişisi Dr. Ute Franz, çocuklarla ilgili araştırmalarda nörobiyolojik sorun olması durumuna dikkat çekerek “Çocuklarla ilgili araştırmalarda şiddet uygulayan ve uygulamayanlar ayrı olarak araştırılmalı. Çocuğun nörobiyolojik sorunu olması demek, otomatik olarak şiddete meyilli anlamına gelmiyor.” ifadelerini kullandı.

Ailelere tavsiyede bulun Franz, gençlerde şiddete yönelik bir belirti varsa sosyal danışma merkezlerine, doktorlara ve psikiyatristlere başvurulması gerektiğini belirterek “Veliler her zaman çocuklarındaki durumları fark etmeyebiliyor. Bazı durumlarda öğretmenleri fark ediyor; bu nedenle velilerin ve öğretmenlerin birlikte çalışmaları ve teşhisin erken konulması çok önemli” şeklinde konuştu.

İKÜ Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bahri Öztürk ise Milli Eğitim Bakanlığı’yla birlikte okulda şiddetin önlenmesine yönelik bilimsel çalışmaları başlatalı 10 yıl olduğunu belirterek  “Şimdi de uluslararası akademinin kurulması ile konuya uluslararası bir boyut kazandırdık. Ben eminim ki şiddetin nedenlerinin kalıtsal mı olduğunu, sonradan mı öğrenildiği yoksa her ikisi birden mi olduğunun bilimsel izahını yapıyor olacağız.” sözlerini kullandı.

Yer ve popülasyon değiştikçe araştırma sonuçlarının değiştiğine dikkat çeken Öztürk, “Onun için biz yapacağımız araştırmalarda belli pilot bölgeler seçiyoruz. İnşallah bu konuyu ciddi bir noktaya getireceğiz, kararlıyız” açıklamasını yaptı.

KAYNAK: DHA
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/disiplin-cezasi-cozum-degil-akademik-hayati-etkiliyor/feed/ 0
Sahurdan sonra hemen uyumayın: Organları yoruyor https://www.foxtvhaber.com.tr/sahurdan-sonra-hemen-uyumayin-organlari-yoruyor/ https://www.foxtvhaber.com.tr/sahurdan-sonra-hemen-uyumayin-organlari-yoruyor/#respond Wed, 20 Mar 2024 02:12:38 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=6979 Kastamonu Üniversitesi Turizm Fakültesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Elif Zeynep Özer, Ramazan ayında beslenmede dikkat edilmesi gereken hususlarla ilgili bilgi verdi.

Ramazan orucunun vücuttaki toksinlerin temizlenmesine imkan sağladığını belirten Özer, sahurun önemli bir besin olduğuna dikkat çekti. Sahurdan sonra hemen uyumamak gerektiğine dikkat çeken Özer, iftardan sonra da çorba içtikten sonra bir kaç dakika bekleyip ana yemeğin verilen aranın ardından yenilmesi gerektiğini kaydetti.

“Ramazan insan vücudunu yeniliyor”

Ramazan ayında sağlıklı beslenmeye karşı herhangi bir engel bulunmadığını belirterek, “Aksine özellikle sağlıklı beslenme Ramazan’da mümkün olabilmektedir. Çünkü 11 ay boyunca yediğimiz gıdaların tamamının vücuttan atılması bir hayli zor. Ramazan orucu içerisinde yaşanan uzun süreli ‘açlık’ ile vücutta birikmiş toksinlerin temizlenmesine, insan vücudunun yenilenmesinin desteklenmesine destek olmaktadır. Orucun insanın beslenme alışkanlıklarından kaynaklanan mevcut sıhhi durumunun iyilik halini daha iyiye taşıyabilmesini sağlaması üzerine oluşturulmuş bir sistem şeklinde düşünülebilir” dedi.

“Vücudun su dengesi bakımından kahve ve çay tüketimine dikkat edilmeli”

Oruç tutarken uzak durulması gereken yiyeceklerle ilgili örnekler veren Özer, “Ramazan, aşırılıklardan ve abartıdan uzak kalma felsefesine sahiptir. Her anlamdaki aşırılık insana zarar verir. Gıdada da durum aynı şekilde, örneğin en sağlıklı olarak bilinen bir gıda abartılı bir biçimde fazla tüketilirse bu gıda kişiye zamanla zarar vermeye başlayacaktır. Ramazan’da, yani özellikle uzun süreli aç kalmış bir mideye, ilk besin maddesi olarak basit karbonhidratlar girerse burada sağlıklı beslenmeden kesinlikle bahsedemeyiz. Basit karbonhidratların özellikle Ramazan’da fazla tüketilmemesine özen gösterilmelidir. Basit karbonhidrat içeren besinler olarak; toz şekerler, mısır şekerleri, beyaz ekmek gibi unlu mamullerden bahsedebiliriz. Bunların dışında fazla tuzlu yiyecekler vücutta su tutacağı ve kişide su ihtiyacı uyandıracağı için özellikle Ramazan ayında bu tür beslenme şeklinden muhakkak kaçınılmalı. Vücudun su dengesi bakımından kahve ve çay tüketimine de dikkat edilmeli” diye konuştu.

“Özellikle kadınlar sahur yapmalıdır”

Kadınların sahur yapmaları noktasında tavsiyede bulunan Özer, “Sahur oruç tutarken önemli, fakat olmazsa olmaz değil. Ramazan ayının her yıl değişmesinin beraberinde getirdiği açlık süreçleri de değişmekte, bunun oluşturduğu 16 saat ve üzeri açlık durumlarında hormonal dengenin korunması bakımından özellikle kadınların sahur yapmalarını tavsiye ederim. Ramazan’da yapılan en büyük yanlışlardan biri ise, günlük su tüketimini iftardan sonraki süreçte tamamlayabilmek adına tek seferde büyük yudumlarla su tüketmek. Günlük tüketilmesi gereken su miktarının yudum yudum içilerek tamamlanması istenilen faydayı sağlayacaktır. Unutulmamalıdır ki hızlı içilen su vücuttan hızla atılırken yavaş yavaş/yudum yudum içilen su vücuttan daha yavaş atılır. Fazla susuzluk çekmemek ve gerekli mineral dengesinin sağlanabilmesi adına soda ve demirhindi şerbetinin (Osmanlı Saray Mutfağı’ndan) içilmesini öneririm. Eğer kişinin mide sorunu yoksa sodaya limon ve az miktarda tuz eklenip içilmesi faydalıyken, kişinin mide sorunu varsa kişi sodayı suyla karıştırarak içebileceği gibi yüksek mineralli su da tercih edebilir. Ramazan ayında yoğun baş ağrıları yaşanmaması adına su tüketimi oldukça önemlidir” şeklinde konuştu.

“Sahurun hemen ardından uyunmuşsa, organların yorulması söz konusu olacaktır”

Sahurda işlenmiş gıdalardan uzak durulması gerektiğini belirten Özer, “Sebzeden zengin, yumurta (haşlanmış, omlet vb), peynir ve az tuzlu zeytin tercih edilebilir. Meyve istenirse tüketilebilir; ancak içerisinde şeker bulunduğu için acıkmaya etki edeceği bilinmelidir. Salam, sucuk, sosis gibi işlenmiş gıdaları tüketmemeli ve fazla şekerli gıdalardan uzak durulmalıdır. Doğallıktan uzaklaşmış gıdaları tercih listemizin dışında tutmalıyız. Vücudun kendi sisteminde organlar sürekli çalışma halindedir. İnsan uyuyunca organları daha yavaş çalışarak dinlenebilme sağlanırken, sahurda yiyecek-içecek tüketiminde bulunulup hemen ardından uyunmuşsa, organların yorulması söz konusu olacaktır. Yemek yedikten en iyi ihtimalle minimum bir saat sonra uyunmalıdır” ifadelerini kullandı.

“İşlenmiş gıdalardan uzak durulmalıdır”

Gluten hassasiyeti olanların Ramazan’da çok şanslı olduklarını söyleyen Özer, “Sağlıklı beslenmede bilinen yanlışlardan biri unlu mamulleri (örneğin ekmek) yersek tok kalırız düşüncesidir. Glutensiz beslenenler zaten undan uzak bir beslenme biçimleri olduğu için halihazırdaki sağlıklı beslenme biçimlerini koruyarak Ramazan ayını rahat geçirebileceklerdir. Sağlıklı beslenme rutininde yer alan sebze yemekleri ile proteince zengin yiyeceklerle beslenilirse açlık hissini yoğun yaşamayacaklardır. Ramazan ayında ve Ramazan ayı dışında da dikkat edilmesi gereken en önemli husus işlenmiş gıdalardan uzak durulmasıdır. Bu, gıda alerjisi olmayan kişiler için de geçerlidir” dedi.

 

KAYNAK: İHA
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/sahurdan-sonra-hemen-uyumayin-organlari-yoruyor/feed/ 0