İTALYA’nın Ankara Büyükelçiliği, İstanbul İtalyan Kültür Merkezi ve Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) tarafından üniversitedeki Tarihi Hamam’da 2024 İtalyan Uzay Günü etkinliği yapıldı. ‘The Italian Spaceway’ temasıyla yapılan etkinlikte uzay inovasyonu ve İtalya- Türkiye bilimsel iş birliğine odaklanıldı. Aynı zamanda içerisinde 40 panel olan İtalya’nın uzay inovasyonuna katkısını sergileyen ‘The Italian Spaceway’ isimli sergi de açıldı.
İtalya’nın uzay sektöründeki merkezi rolünü kutlamak ve ileri teknolojilere, dünya gözlemine dikkat çekmek amacıyla yapılan etkinlikte, İtalyan ve Türk uzmanlar arasında bilimsel diyaloğu teşvik ederek gelecekteki iş birliklerine kapı aralayacak görüşmeler gerçekleştirildi. Ayrıca, genç öğrenciler ve katılımcılar bilim ve uzay konularında interaktif bir şekilde eğitim aldı. Uzay biliminin sürdürülebilir kalkınma ve çevresel kaynakların yönetimi üzerindeki önemi vurgulandı.
Programın sabah oturumu, Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Eyüp Debik ve İtalya’nın Türkiye Büyükelçisi Giorgio Marrapodi’nin resmi açılış konuşmalarıyla başladı. Ardından Dr. Murat Turhan, uluslararası iş birliğinin bilimdeki rolüne dair bir konuşma yaptı. Daha sonra, İstanbul İtalyan Kültür Merkezi Direktörü Salvatore Schirmo, konuşmacıları tanıttı. Plenyer oturumda, Avrupa Uzay Ajansı’ndan (ESA) Prof. Paolo Cipollini, ESA/ Copernicus programı çerçevesindeki dünya gözlem görevlerini anlattı. YTÜ’den Prof. Murat Hüdaverdi ise uzay kirliliği konusunu ele aldı.
Ardından, İtalya’nın uzay inovasyonuna katkısını sergileyen ‘The Italian Spaceway’ sergisinin açılışı yapıldı. Sergi, ESA görevlerine, Leonardo, ThalesAlenia, Telespazio ve e-GEOS gibi şirketler tarafından geliştirilen ileri teknolojilere, İtalyan üniversitelerinin uzay araştırmalarındaki rollerine odaklanan 40 panelden oluşuyor. Ayrıca, CIRA ve İtalyan Uzay Ajansı (ASI) gibi kurumlarla iş birlikleri ve AVIO gibi şirketlerin uzay itki sistemlerindeki çalışmaları ele alındı. Özel bir bölüm, Franco Achilli’nin sanatsal yönetimiyle uzay temasına yaratıcı bir yorum sunarak sanat ve uzayı bir araya getirdi.
Etkinlik sırasında, YTU Astrofizik Laboratuvarı tarafından düzenlenen uygulamalı gösteriler içeren interaktif bir bölüm de yer aldı.
MARRAPODİ: İTALYA VE TÜRKİYE ARASINDA OLDUĞU GİBİ İŞ BİRLİĞİ VE ORTAK BİR VİZYON GEREKTİRMEKTEDİR
Programda konuşan İtalya’nın Türkiye Büyükelçisi Giorgio Marrapodi, “İtalya, sektördeki şirketlerinin ve bilim adamlarının yetkinliği sayesinde uzay araştırmaları alanında lider bir aktördür. İtalya, Aralık 1964’te ABD ve SSCB’den sonra uzaya uydu gönderen üçüncü ülke olmuştur. Bu başarıyı hatırlamak için bugünlerde kutladığımız Ulusal Uzay Günü oluşturulmuştur. Uzayda ilerleme, İtalya ve Türkiye arasında olduğu gibi iş birliği ve ortak bir vizyon gerektirmektedir. Örneğin, İtalyan astronot Walter Villadei ve ilk Türk astronot Alper Gezeravcı’nın bu yılın başlarında Axiom 3 Görevi sırasında Uluslararası Uzay İstasyonuna birlikte ulaştı” ifadelerini kullandı.
PROF. DR. DEBİK: TÜRKİYE’NİN UZAY ÇALIŞMALARI KÖKLÜ BİR GEÇMİŞE DAYANIYOR
Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Eyüp Debik ise “Türkiye’nin uzay çalışmalarına olan ilgisi, köklü bir geçmişe dayanmaktadır. Ali Kuşçu ve Lagari Hasan Çelebi gibi isimlerle başlayan bilim serüvenimiz, günümüzde TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü ve Türkiye Uzay Ajansı’nın kurulmasıyla kurumsal bir yapıya kavuşmuştur. Ülkemizin kendi uydularını uzaya göndermesi, bu alandaki yetkinliğimizin önemli bir göstergesidir. Türkiye’nin Milli Uzay Misyonu kapsamında ilk Türk astronotumuz Alper Gezeravcı, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda 13 deney gerçekleştirdi. Bu deneylerden ikisi, Yıldız Teknik Üniversitesi araştırmacılarımızın yürütücülüğünde tasarlandı. Alper Gezeravcı, uzay ortamında deneylerin nasıl yapılacağı konusunda üniversitemizde detaylı bir hazırlık sürecinden geçti. Öğretim üyemiz Prof. Dr. Didem Özçimen tarafından yürütülen ilk deney, ‘Uzay Koşullarında Antarktika ve Ilıman Mikroalg Yetiştiriciliğinin Karşılaştırmalı Bir Çalışması’ üzerineydi. Bu çalışma, kutup alglerinin uzayda kullanımına yönelik literatürde bir ilk niteliği taşımaktadır” dedi.
‘SERGİ AKADEMİ VE SANAYİ İŞ BİRLİĞİNİN ÖNEMİNİ VURGULUYOR’
Prof. D. Debik, konuşmasına şöyle devam etti:
“İtalyan bilim insanlarıyla, sadece yeryüzünde değil, uzayda da gerçekleştireceğimiz iş birliklerinden büyük mutluluk duyarız. Üniversitemizin astrofizik alanında çalışan değerli fizikçileri, bugüne kadar 6 bilimsel çalışmayı projeye ve makaleye dönüştürerek önemli başarılara imza attılar. Bu çalışmalar, artan bir hızla devam ediyor. İtalya Büyükelçiliği ve İtalyan Kültür Merkezi ile birlikte düzenlediğimiz bu etkinlik kapsamında, İtalya’nın uzay sektöründeki başarılarını anlatan sergiyi de katılımcıların beğenisine sunuyoruz. Bu sergi, akademi ve sanayi iş birliğinin önemini vurgularken, teknolojik yeniliklere yapılan bilimsel katkıları da gözler önüne seriyor. Etkinliğimizin partnerleri arasında Milano ve Torino Politeknik Üniversiteleri, Padua Üniversitesi ve Erasmus iş birliği çerçevesinde sıkı bağlarımızın olduğu Bologna Üniversitesi de yer alıyor.”
Program, katılımcıların fikir ve deneyimlerini paylaşabilecekleri, üniversitenin ikram edeceği kahve ve çay eşliğinde bir networking oturumu ile sona erdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ÇALIŞMA ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Türk Havacılık ve Uzay Sanayi Anonim Şirketi (TUSAŞ) çalışanlarına başsağlığı ziyaretinde bulundu.
Bakan Işıkhan’a, Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Bendevi Palandöken eşlik etti. Terör saldırısının gerçekleştiği TUSAŞ’ın Kahramankazan ilçesindeki yerleşkesinde incelemelerde bulunarak bilgi alan Işıkhan, TUSAŞ personeli ile bir araya gelerek başsağlığı diledi. Işıkhan, daha sonra saldırıda şehit olan taksi şoförü Murat Arslan’ın evinin önünde kurulan taziye çadırını ziyaret ederek, ailesine başsağlığı dileklerini iletti.
Haber ANKARA,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının ana yürütücülüğünde düzenlenen, Anadolu Ajansının global iletişim ortağı olduğu TEKNOFEST, Adana Havalimanı’nda devam ediyor.
Festivali ziyaret eden “Teşkilat” dizisinin oyuncuları Yunus Emre Yıldırımer, Serdar Yeğin ve Melisa Akman, TRT standında düzenlenen etkinliğe katıldı.
Oyuncular, imza verdikleri hayranlarıyla hatıra fotoğrafı çektirdi.
Yunus Emre Yıldırımer, AA muhabirine, TEKNOFEST’in çok özel ve gurur verici bir organizasyon olduğunu söyledi.
Festivalde olmaktan mutluluk duyduklarını belirten Yıldırımer, teknolojik gelişmeleri görme şansı bulduklarını anlattı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Üniversitenin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) çatısı altında geçen sene kurulan takım, Yönetim Bilişim Sistemleri ile Bilgisayar Mühendisliği bölümlerinde öğrenim gören 6 öğrenciden oluşuyor.
Takım kaptanı İİBF Yönetim Bilişim Sistemleri Bölümü mezunu Şuranur Derin’in 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenerek ortaya attığı “deprem simülasyonu” fikriyle kolları sıvayan öğrenciler, yaklaşık bir senelik çalışmanın ardından “Anka Diriliş” adlı sanal gerçeklik simülasyonunu geliştirdi.
“Deprem öncesi hazırlık”, “deprem anı deneyimi” ve “deprem sonrası yapılması gerekenler” adlı 3 aşamadan oluşan, 14 yaş üstüne hitap eden oyunda oyuncular, olası afetlerden önce ve sonra yapılması gerekenleri sanal gerçeklik gözlüğüyle (VR) deneyimleme imkanı buluyor.
Ürettikleri oyunlarını 5-8 Eylül’de Antalya’da gerçekleştirilecek “Afet Yönetimi” kategorisindeki TEKNOFEST yarışmasında sergileyecek takım, müsabakalarda birincilik kupasını okullarına kazandırmayı amaçlıyor.
Takım danışmanı İİBF Yönetim Bilişim Sistemleri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nur Kuban Torun, AA muhabirine, oyunun tasarımına literatür taraması yaparak başladıklarını söyledi.
Ardından “Unity” adlı oyun motorunu kullanabilen öğrencilerle irtibata geçtiklerini anlatan Torun, şöyle devam etti:
“Kendi aralarında düzenli toplanarak oyunu geliştirmeye başladılar. VR, yeni bir alan ve bu dalda çok çalışma yok. Öğrenciler bunu öğrenebilmek için çok çaba sarf ettiler. Çeşitli platformlardan Unity’i öğrendiler ve uygulamaya geçtiler. Yaklaşık 1,5 aydır da oyunumuz hazır durumda.”
“Sözel eğitim vermek yerine deneyim yaşatmak istedik”
Torun, Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu, insanlara bu anlamda farkındalık kazandırmayı hedeflediklerini dile getirdi.
Çoğu kişinin depreme dair farkındalığının bulunmadığını vurgulayan Torun, “Sözel eğitim vermek yerine deneyim yaşatmak istedik. Bunu da en iyi VR ile yapabiliriz. VR ile hem görüyor hem de duyuyoruz. Eğer uygun eldivenler giyersem dokunabilirim. Tat ve koku duyusuna yönelik çalışmalar da var.” dedi.
Torun, sanal gerçeklik gözlüklerinin düşük maliyetli ve taşınabilir olduğunu, gelecekte uygulamayı geliştirmeyi hedeflediklerini sözlerine ekledi.
Takım kaptanı Derin de sanal gerçeklik oyunlarının farklı kodlama sisteminin olduğunu aktardı.
İşe kodlamayla başladıklarını belirten Derin, şu ifadeleri kullandı:
“Daha sonra grafik ve sistem tasarımı yapıldı. 14 yaşının altındaki çocuklar depremden etkilenebilecekleri için 14 yaşının üstündekileri hedef aldık. Amacımızı, hedefimizi, örneklemimizi ve geliştirme sürecimizi anlattığımız detaylı bir rapor yazdık ve 89 puanla finale kaldık. İnşallah birinci olacağız.”
Oyunu deneyimleyen Diş Hekimliği Fakültesi personeli Kübra Gümrah Filoğlu ise kumandaları kendi uzvu gibi kullanabildiğini, böylece depreme dair tecrübe kazandığını kaydetti.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Japonya Havacılık ve Uzay Araştırma Ajansı (JAXA), ocak ayında Ay’a başarılı bir iniş gerçekleştiren SLIM (Smart Lander for Investigating Moon) adlı uzay aracıyla iletişimin kesildiğini ve görevin sona erdiğini duyurdu.
SLIM, Ay’a yüksek hassasiyetle iniş yapabilen ilk uzay aracı olma özelliği taşıyordu. Bu sayede, Ay’ın daha önce inilemeyen bölgelerine ulaşarak bilimsel araştırmalar için önemli veriler toplaması hedefleniyordu.
Ancak, görev sırasında yaşanan beklenmedik bir durum nedeniyle uzay aracıyla iletişim koptu.
GÖREV RESMEN SONLANDI
JAXA, ulaşılması beklenen hedeflerin üstüne çıkan sonuçlar veren “Moon Sniper” takma isimli araca, yerel saatle 22.40’da operasyonun bittiği emrinin yollandığını açıkladı.
Üç aşırı düşük dereceli Ay gecesi atlatan aracın verileri ve başarılarının ayrıntılı özetinin ileri bir tarihte derleneceği ve raporlanacağı belirtildi.

Japonya, 20 Ocak’ta, Sovyetler Birliği, ABD, Çin ve Hindistan’dan sonra Ay’a yumuşak iniş yapma başarısını gösteren 5’inci ülke olmuştu.
SLIM’i taşıyan H2A roketi, eylül ayı sonunda güneybatıdaki Kagoşima’ya bağlı Tanegaşima Uzay Merkezi’nden uzaya gönderilmişti.
Her biri yaklaşık iki hafta süren üç Ay gecesi atlatan SLIM ile 28 Nisan’daki son temasın ardından, mayıstan temmuza kadar olan dönemlerde iletişim kurulamamıştı.
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
“Spacewalk” adı verilen uzay yürüyüşleri, astronotların çeşitli görevleri gerçekleştirmek amacıyla uzay araçlarından dışarı çıkması anlamına geliyor.
SpaceX, Polaris Dawn misyonu kapsamında insanlık tarihindeki ilk özel uzay yürüyüşünü gerçekleştirmeyi amaçlıyor.
Şirket, yaptığı açıklamada, ABD’li milyarder iş insanı Jared Isaacman’in liderliğinde SpaceX mühendisleri Sarah Gillis, Anna Mennon ve pilot Scott Poteet’in uzay yolculuğuna ilişkin detayları paylaştı.
FIRLATMA ERTELENDİ
SpaceX, Florida eyaletinde bulunan Kennedy Uzay Merkezi’nden 27 Ağustos’ta fırlatılması planlanan Falcon 9 roketinde helyum sızıntısı tespit edilmesi nedeniyle fırlatma tarihinin en az 24 saat ertelendiğini duyurdu.
İnsanlı uzay uçuşunun 28 Ağustos’ta yapılmasının planlandığı belirtilen açıklamada, “Ekipler tespit edilen helyum sızıntısını yakından inceliyor. Roket ve kapsül iyi durumda. Ekip de birkaç gün sürecek görevleri için hazır.” ifadelerine yer verildi.

Polaris Dawn misyonu kapsamında ekibin 5 günlük görevlerinin 3’üncü gününde insanlık tarihindeki ilk uzay yürüyüşünü gerçekleştirmesi amaçlanıyor.
Mürettebatın bir radyasyon kuşağı boyunca yörüngeye girmesi ve en yüksek Dünya yörüngesine ulaşması beklenirken, ekip “Crew Dragon” isimli kapsülün içerisinde bulunacak.
Odak noktasının uzay yürüyüşü olduğu misyon çerçevesinde ekip, bilimsel deneyler de gerçekleştirecek.
Misyonun ayrıca Musk’ın sahibi olduğu uydu internet sistemi Starlink’in lazer tabanlı iletişiminin test edildiği ilk yer olması bekleniyor.
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Uzay bilimine olan ilgisinin çocuklukta başladığını anlatan Yıldız, “Kendimi ‘bilim hastası’ bir çocuk olarak hatırlıyorum. Ansiklopedileri kuponlarla toplar ve okurdum. Sosyal bilimler hiç ilgimi çekmezdi. İlkokul yıllarımda bilime merakım o şekilde başladı, sonrasında arttı. Kendimi geliştirmem gerekiyordu. Babam neyi gözlemlemek istiyorsam, ‘anlat bakayım bunları’ derdi. Böyle kendimi sürekli kitapların içerisinde buldum. Kendimi bildim bileli bir uzay merakı ve uzay heyecanı içimde var. Çocukken bile tüm yıldızların isimlerini ezberlerdim.” dedi.
NASA’NIN KAPILARINI AÇAN ÇALIŞMA
Türkiye’de astronomi okuduktan sonra Hollanda’da doktora yaptığını belirten Yıldız, bu süreçte dünyadaki oksijen molekülünün nereden geldiğine ilişkin çalışmasının kendisine NASA’nın kapılarını açtığını vurguladı.
Dr. Yıldız, “Nefes aldığımız bir oksijen molekülü var ama bu nereden geliyor? Bu soruyu araştırmak için çalıştık. NASA’dan bir hocanın, Herschel Uzay Teleskobu’ndan yaptığı bir gözlemi vardı. Bu gözlemi bana verdi. Çünkü bu yerleri önceden biliyordum. Hocam, ‘Sen bu yerleri biliyorsun, devam et bakalım oksijen molekülü var mıymış’ dedi. O gözlemde hiçbir oksijen molekülü bulamadık. Bu, büyük bir hayal kırıklığı oldu. Oksijen molekülü yoksa, bu demek oluyor ki oksijen molekülleri yıldızların oluşumu sırasında oluşmamış. Elimizde bir veri var ve bu veriyle makale yazmak istiyorduk. Çünkü böyle bir gözlem bir daha olmayacak. Yeni bir teleskop gönderilmesi gerekiyor ve böyle bir plan henüz yok. Herschel Teleskobu 2013 yılında ölmüştü. Bu yüzden makale haline getirdik.” diye konuştu.
Bu araştırmasının ardından NASA’da astrofizikçi olarak çalışmaya başladığını ve çeşitli projelerde görev aldığını dile getiren Yıldız, şunları kaydetti:
“NASA’daki ilk altı buçuk yılımda Arizona’da bulunan bir teleskopla çalıştım. Bu teleskop, yeni oluşan yıldızların bulunduğu molekül bulutlarını incelemek için kullanılıyordu. Ancak teleskobun teknik sorunları nedeniyle verimli çalışamadık. 64 megapiksel kameranın en az 30 megapikseli arızalıydı. Daha sonra “Sofia” adında bir uçak teleskobunda çalıştım. Bu teleskop, Boeing 737’nin arkasına monte edilmiş, 2,5 metre çapında bir teleskoptu. Sofia yılın farklı zamanlarında kuzey yarımkürede Kaliforniya’da ve güney yarımkürede Yeni Zelanda’da bulunuyordu. Yeni Zelanda’dan Avustralya’ya doğru uçarken gözlemler yaptım. Başka bir projede, yeni uzay araçlarının frekans tahsisleri üzerine çalıştım. Bu, Mars’a veya başka bir yere gönderilen araçlarla iletişim kurmak için belirli frekansların tahsis edilmesini içeriyordu. Eğer frekanslar doğru tahsis edilmezse, diğer misyonların frekanslarıyla karışabilirdi. Bu nedenle, NASA’nın özel bir birimi, bu frekans tahsislerini yapıyordu ve ben de bu birimde çalıştım.”
“TÜRKİYE’DE DE UZAY ALANINDA ÖNEMLİ ÇALIŞMALAR YAPILABİLECEĞİNİ GÖRDÜM”
Yıldız, ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nde 10 yıl çalıştıktan sonra Türkiye’ye dönme kararında özellikle pandeminin etkili olduğunu dile getirerek, uzaktan çalışma sisteminin oturmasıyla yaptığı işlerin benzer ve rutin hale geldiğini, bu durumun da kendisini rahatsız ettiğini söyledi.
Bu süreçte Türkiye’de kurulan özel bir uzay şirketiyle tanıştığını ve burada çalışma fırsatı bulduğunu anlatan Yıldız, şöyle devam etti:
“Türkiye’de de uzay alanında önemli çalışmalar yapılabileceğini gördüm. Türkiye, uzay konusunda sıfır değil ama çok ileri bir ülke de değil. 1994’ten beri Türksat uyduları fırlatılıyor, TÜBİTAK ve bazı kamu kurumları uzayla ilgili çalışmalar yapıyor. Ancak hala olması gereken düzeyde değiliz. Özel sektörün, özellikle Amerika’daki gibi, işleri hızlandırmada daha başarılı olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle, Türkiye’de özel sektörün başarılı olacağına inanarak geri döndüm. Türkiye’de ciddi bir potansiyel var, özellikle gençlerde. Bana yazan, uzayla ilgilenen pek çok öğrenci var. Ancak üniversite seçimleri sırasında çevre baskısıyla karşılaşıp, bu alanda kariyer yapmaktan vazgeçiyorlar. Bu yüzden, uzay konusunda deneyimli insanların gençlere motivasyon sağlaması ve onları bu alanda devam etmeye teşvik etmesi gerekiyor. Böylece potansiyel ve iş olanakları artacak. Ben de Türkiye’ye dönerek bu konuda daha fazla katkıda bulunmayı umuyorum ve bu doğrultuda çalışıyorum.”
Dr. Umut Yıldız, 20 binden fazla kişinin çalıştığı NASA’da Türk bilim insanlarının sayısının diğer ülkelere göre az olduğunu, bu durumun lobi faaliyetlerini de etkilediğini dile getirdi.
Çalıştığı laboratuvarda 7-8 civarında Türk’ün bulunduğunu, bu kişilerden ikisinin yaklaşık 30 yıldır orada çalışan hocalar olduğunu aktaran Yıldız, “Özellikle Asyalılar, İranlılar, İtalyanlar ve İspanyollar çok daha fazlaydı. Bu durum, belirli pozisyonlara daha hızlı ilerleyebilmelerini sağlıyordu. Türk bilim insanları olarak öğle yemeklerinde bir araya gelir, buluşurduk. Ancak, diğer gruplar gibi yoğun bir lobicilik faaliyetimiz yoktu. Hem Amerika’da hem de Avrupa’da çok sayıda başarılı ve yönetici pozisyonuna gelmiş mühendis ve bilim insanımız var. Türkiye’ye dönmeleri gerekmiyor, yurt dışında kalsalar da Türkiye’ye destek verebilirler. Ancak Türkiye’ye dönüp buradaki uzay çalışmalarına katkıda bulunmak benim için önemliydi. Şu anda Amerika’daki ve Avrupa’daki Türk bilim insanlarıyla iletişim kuruyor, onların da Türkiye’ye katkıda bulunmalarını sağlıyorum. Oradaki arkadaşlarımızın başarılı çalışmaları Türkiye için de büyük önem taşıyor.” şeklinde konuştu.
TÜRKİYE’NİN UZAYDAKİ GELECEĞİ
Türkiye’nin uzay çalışmalarında ciddi bir potansiyele sahip olduğunu, özellikle gençlerin bu alanda önemli işler yapabileceğini vurgulayan Yıldız, “Uzay konusunda Türkiye’de ve dünyada gelecekte inanılmaz projeler göreceğiz. Özellikle Space X ve Falcon 9 roketiyle beraber uzaya erişim zaten ucuzlamıştı. Arkadaşlar testleri takip etsin, özellikle lise çağındakiler… Önümüzdeki 5 sene içerisinde artık yörüngeye uydu gönderebilecek bir pozisyona gelmiş olacağımızı tahmin ediyorum. Belki 10 sene sonra da hep beraber uzaya gideriz. Bizim de aşağıya bakma fırsatımız olur ve bu, hayatın en normal şeylerinden biri haline gelir.” ifadelerini kullandı.
Dr. Yıldız, uzay bilimine ilgi duyan gençlere şu tavsiyelerde bulundu:
“Uzay sektörü hızla büyüyor ve artık sadece NASA değil, özel şirketler de bu alanda büyük işler yapıyor. Bugünkü gençlerin gelecekte çalışabileceği birçok fırsat olacak. Türkiye’de de benzer bir sistem inşa edilmesini umuyorum. Türk uzay sektörü şu anda küçük bir topluluktan oluşuyor, ancak gelecekte büyüyeceğine inanıyorum. Gençlere somut tavsiyelerim var. Öncelikle İngilizceyi öğrenin. Çeviri araçlarına güvenmek yerine dili iyi bilmek çok önemli. Üniversiteye gidiyorsanız, not ortalamanızın en az 3.0 olmasına özen gösterin. Ayrıca, üniversitede sadece derslere odaklanmayın, kulüplere katılın ve projeler yapın. Kulüplerde ve projelerde aktif olmak, inisiyatif almak ve pratik deneyim kazanmak çok önemli. Anatolian Rover Challenge yarışmasında jüriydim ve finale kalan takımların tümü büyük bir gayretle çalışıyordu. Şirketlerde işe alımlarda ders notlarının yanı sıra projelerdeki deneyimlere de bakılıyor. Bu yüzden, üniversite sırasındayken boş durmayın ve bu tür projelere katılın.”
ISS, tartışmasız en iddialı, kesinlikle en maliyetli uzay mühendisliği parçalarından biridir. 24 yıllık faaliyeti boyunca bilimsel ilerlemeler sağlamış, tartışma oluşturmuş ve yatıştırmayı amaçladığı türden jeopolitik gerilimlerin odak noktası olmuştur.
İSTASYON 15 ÜLKENİN ORTAKLIĞINDA
Bugün, yörünge istasyonunu işleten 15 ortak ülke, 2030’da hizmetten ayrıldığında onunla ne yapacakları sorunuyla karşı karşıya.
Bazıları onu korumak veya diğer görevler için kurtarmak için bir yol bulmayı önerse de acı gerçek şu ki yörüngede 30 yıl geçirmek ISS’yi oldukça kötü bir durumda bırakmış olacak.
Bileşenlerinin çoğunun yıpranmış veya modası geçmiş olması bir yana, yapısal elemanları termal, burulma ve gelgit yorgunluğundan çok kötü etkileniyor. Eğer yenilenebilseydi, var olmayan bir kuru havuzun hizmetlerine ihtiyaç duyacaktı.
Ayrıca, yaklaşık otuz yıldır yerleşim yeri olarak kullanılması, istasyonun yaşam alanı modüllerinin çoğunun bakımsız kalmasına neden olmuş.

OLDUĞU YERDE KALAMAZ
Yaklaşık 250 mil (400 km) yükseklikte yörüngesi çok dengesizdir ve yörüngesi sürekli olarak bozulmaktadır. Gerçekçi olarak, daha yüksek bir yörüngeye yükseltilemez çünkü bu, var olmayan bir itme sistemi tarafından sağlanan çok fazla enerji gerektirir ve yapısının bu manevraya dayanabileceği şüphelidir.
Bu, Dünya atmosferine kontrollü bir yeniden giriş sağlar ve bu da yanmasına ve kalan enkazın Güney Pasifik’in ücra, ıssız bir bölgesine düşmesine olanak tanır.
Bu, programın ilk günlerinden itibaren anlaşılmıştı ve ilk fikir, iş için üç Rus Progress kargo uzay aracı kullanmaktı, ancak ABD ile Rusya arasındaki ilişkiler ve teknik hususlar bunu masadan kaldırdı.

YÖRÜNGEDEN ÇIKARMAK İÇİN SPACEX’TEN YARDIM ALINACAK
Yeni plan, yörüngeden çıkma işlemini gerçekleştirmek için SpaceX’ten özel olarak yapılmış bir USDV uzay aracı kullanmak. ISS’yi yörüngeden çıkarmak için frene basmak kadar basit bir şey değil.
Yörünge mekaniği oldukça karmaşıktır ve istasyon, parametrelerin dikkatlice kontrol edildiği dairesel bir yörüngede tutulmalıdır. Bu, yörüngeden çıkmak için kullanılan her türlü cihazın çok hassas olması gerektiği anlamına gelir.
Yörüngeden çıkmaya yalnızca birkaç yıl kaldığı için NASA ve SpaceX, geliştirmeyi hızlandırmak için mevcut tasarımları, teknolojileri ve hazır bileşenleri kullanmayı tercih etti.
Uzay ajansının USDV’nin son yeniden girişten 18 ay önce ISS’ye yanaşmasını istemesi nedeniyle zaman özellikle kısa.

SPACEX KAPSÜLÜNÜN İTME GÜCÜ KULLANILACAK
USDV, temelde, standart varyantın altı katı itici ve dört katına kadar itme gücüyle donatılmış, güçlendirilmiş bir servis modülüne sahip bir Dragon kapsülüdür. Fikir, ISS’nin yörüngesi birkaç yıl içinde azaldıkça doğal olarak irtifasını düşürmesine izin verilmesi ve USDV’nin yörünge laboratuvarını istenen yörüngede tutmak için periyodik rota düzeltmeleri sağlamasıdır.
İstasyonun ömrünün son haftasında, araç onu son yeniden girişe koymak için bir dizi yanma gerçekleştirecektir.
ISS hizmet dışı kaldıktan sonra ABD politikası, çeşitli şirketler tarafından geliştirilmekte olan yeni nesil ticari karakollarda zaman ve alan satın almaya geçmektir.
Bu karakollar gecikirse, ABD Yörüngeden Çıkarma Aracı (USDV) ayrıca önümüzdeki on yılda bir uzay istasyonu boşluğunu önlemek için istasyonun ömrünü uzatmak için de kullanılabilir.
Bu projeye yıllardır emek veren bütün araştırmacılara, mühendislere, Türksat’ın, TÜBİTAK’ın, TUSAŞ’ın, ASELSAN’ın, C-Tech’in bütün çalışanlarına teşekkür eden Kacır, Türkiye’nin uzay yolculuğunun 40 yıllık bir hayal olduğunu, 1985’te Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Yerleşkesi’nde TÜBİTAK ve ODTÜ arasında imzalanan bir protokolle Ankara Elektronik Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü’nün kurulduğunu anımsattı.

O yıllarda Türkiye’nin kendi uydularını geliştirmesinin aslında planlarının yapılmaya başlandığını aktaran Kacır, “Fakat maalesef 80’li ve 90’lı yıllar Türkiye’de dönem dönem siyasi ve ekonomik istikrarsızlıkların yaşandığı ve nihayetinde Türkiye’nin uzay yarışında dünya çapında işler ortaya koyma imkanı bulamadığı yıllar oldu. Ta ki 2000’lere kadar. 2000’li yıllardan sonra Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde Türkiye, kendi uydularını geliştirebilen, üretebilen ve kendi uydularından istifade edebilen bir ülke olabilmek adına peşi sıra pek çok başarılı projeyi hayata geçirdi. BİLSAT, RASAT, GÖKTÜRK ve geçtiğimiz yıl uzaya gönderdiğimiz yüksek çözünürlüklü görüntüleme uydumuz İMECE’yle, özellikle görüntüleme uydularında muazzam bir yerli kabiliyet elde ettik.” ifadesini kullandı.

“Önemli bir kabiliyeti bize getirmiş oldu”
Kacır, haberleşme uydularını geliştirmenin, görüntüleme uydularıyla mukayese edildiğinde daha iddialı ve ileri bir hedef olduğunu dile getirdi.
Daha önceki haberleşme uydularını yurt dışından temin eden Türkiye’nin Türksat 6A ile ilk kez kendi haberleşme uydusunu kendi ekiplerinin geliştirmeleriyle, tasarımlarıyla ürettiğini ve nihayetinde uzaya gönderdiğini vurgulayan Kacır, şöyle devam etti:
“Türksat 6A, Türkiye’nin bugüne kadar ürettiği en yüksek kıymete sahip teknoloji platformu, teknoloji ürünüdür. Türksat 6A ile Türkiye artık kendi haberleşme uydusunu üretebilen 11 ülkeden biri haline gelmiştir. Türksat 6A’nın geliştirilme süreci boyunca 23 farklı çeşitte 84 ekipmanı yerli olarak ürettik. 396 çevresel ve fonksiyonel testi kendi merkezimizde TUSAŞ Yerleşkesi’nde bulunan USET Merkezi’nde kendi imkanlarımızla başarıyla tamamladık. Nihayetinde Türksat 6A’da yüzde 80’in üzerinde yerlilik oranı yakaladık. Türksat 6A’nın da dahil olmasıyla birlikte artık Türksat haberleşme uydularının kapsama alanı dünya nüfusunun yaklaşık 5 milyarının yaşadığı coğrafyalara erişme imkanına kavuşmuş olduk. Özellikle Hindistan, Endonezya, Malezya ve Tayland, Türksat 6A ile birlikte Türksat haberleşme uydularının kapsama alanına dahil oldu. Türksat 6A’da yaşadığımız ilklerden en önemlisi belki de yörünge transferlerini kendi ekiplerimizin kabiliyetleriyle yapabilmekti. Çünkü bu yetkinlik, Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda geliştireceği yeni uydu ve uzay sistemlerinde, yeni projelerinde değerlendireceğimiz önemli bir kabiliyeti bize getirmiş oldu.”

Türksat 6A, nihai görev yörüngesinde
Türksat 6A’yı 9 Temmuz’da uzaya gönderdiklerini anımsatan Kacır, “Fırlatmanın 67. dakikasında ekiplerimiz uydudan ilk sinyali aldı. İlk sinyalden yaklaşık bir saat sonra uyduya ilk komutu yine ekiplerimiz göndermiş oldu. Daha sonra yine ekiplerimiz tarafından gönderilen komutla önemli aşamalardan biri olarak kabul ettiğimiz güneş panellerinin açılışını gerçekleştirmiş olduk.” dedi.
Kacır, 10-12-14 ve 16 Temmuz’da dört farklı ateşleme yaparak uydunun roketten ayrıldıktan sonra hareket etmekte olduğu 300 kilometre ve 70 bin kilometre arasındaki eliptik yörüngeden adım adım nihai görev yörüngesi olan 35 bin 786 kilometrelik dairesel yörüngeye transfer ettiklerini hatırlatarak, şu bilgileri verdi:
“Transfer işlemlerinin sonuncusuna da birlikte şahitlik etmiş olduk. 5 dakika 22 saniye süren ateşleme ile artık Türksat 6A, nihai görev yörüngesi olan 35 bin 786 kilometre irtifadaki dairesel yörüngeye yerleşti. Şimdi önümüzdeki aylarda yaklaşık 50 derecelik yörüngede Türksat 6A, testlerini tamamlayacak ve sonrasında da nihai görev yörüngesi olan 42 dereceye transfer olacak ve ekiplerimiz tarafından faaliyet göstermek üzere en az 15 yıl boyunca görev yapmak üzere Türksat’ımıza teslim edilmiş olacak.”
Bakan Kacır, gelecek yıllarda yeni uydu projeleriyle yine Milli Uzay Programı’nın en önemli aşamalarından biri olan Ay Misyonu ile bu kabiliyetleri çok daha ileri düzeylere ekipler sayesinde taşıyacaklarını dile getirdi.
Kacır, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye’nin adını uzaya yazdırmaya, Türkiye’yi uzay teknolojilerinde lider ülkelerden biri kılmaya yönelik pek çok projeyi hayata geçirmeye devam edeceklerini söyleyerek, şunları kaydetti:
“Ben huzurlarınızda, Sayın Cumhurbaşkanı’mıza, Türksat 6A Projemizi ve tüm Milli Teknoloji Hamlesi Program ve projelerini en güçlü şekilde himaye ettikleri için Kıymetli Ulaştırma ve Altyapı Bakanımız Abdulkadir Uraloğlu’na, Türksat 6A Projesi’ne bugüne kadar sundukları sahiplenme ve destek için yine TÜBİTAK Uzaya, TUSAŞ, ASELSAN, CTech ekiplerine ve elbette nihai olarak uyduyu kullanacak olan Türksat ekiplerimize, bütün süreç boyunca gösterdikleri gayretli çalışmalar için teşekkür ediyorum. Türksat 6A, Türk milletine hayırlı, uğurlu olsun.”
15 TEMMUZ 1965’TE ÇEKİLDİLER: TAM 59 YIL ÖNCE
Paslı kırmızı komşu gezegenimiz hakkında daha fazla bilgi edinmek için 15 Temmuz 1965’te NASA’nın Mariner 4 adlı cesur uzay aracı tarafından fotoğraflandılar .

O zamana kadar Mars’ın teleskopla çekilen görüntüleri, yani yüzeyindeki gizemli karanlık lekeler, burada uzaylı bir medeniyetin yaşadığına dair inancı tetikliyordu .
Ancak Mariner 4, çorak bir gezegeni ortaya çıkardı ve bu gezegenin yaşam için bir cennet olduğuna dair inancı yerle bir etti.
Warwick Üniversitesi Fizik Bölümü’nde yardımcı doçent olan Daniel Bayliss, Mariner 4’ün mirasını ‘muazzam’ olarak nitelendirdi.
MailOnline’a konuşan Mariner 4’ün ana görevinin Mars’ın ilk yakın çekim görüntülerini çekmek olduğunu belirten Dr.
‘Ancak Mars’ın ağır bir şekilde kabuk bağlamış ve büyük ihtimalle yaşamdan yoksun olduğunu gösterdi.’

O DÖNEMDE BİLİM İNSANLARI MARS’TA HAYATIN OLDUĞUNA KESİN GÖZÜYLE BAKTILAR
Mars, gece gökyüzünde çıplak gözle görülebildiği için insanlar tarafından her zaman biliniyordu; belirgin kırmızımsı turuncu bir renk tonuna sahip parlak bir noktaydı.
Mars yüzeyindeki koyu renkli izlerin bitki örtüsü veya ‘kanallar’ olduğu algılandı ve bu durum gezegenin Dünya gibi yemyeşil bir dünya olduğu inancını tetikledi.
O dönemde bilim insanları, bitki örtüsünün Mars’ta insan benzeri gelişmiş bir medeniyetin yaşadığına dair bir işaret olduğunu düşünmüşlerdi.
İngiliz astronom Patrick Moore, 1956 tarihli ‘Mars Rehberi’ adlı kitabında şöyle yazıyordu: ‘Mars’ta alçak bitki örtüsünün var olmadığını varsaymak için hiçbir neden yok, ancak bunun var olduğuna dair çok sayıda kanıt var.’

1962’DE KIZIL GEZEGEN İÇİN İLK PROJE BAŞLADI: TAM 554 MİLYON DOLAR DEĞERİNDE
İç Güneş Sistemi (Mars, Venüs ve Merkür) hakkında daha fazla bilgi edinmek için NASA, 1962 yılında 554 milyon dolarlık Mariner programını başlattı.
Mariner 1 ve 2’nin hedefi Venüs iken, Mariner 3 Kasım 1964’te Mars’a yöneldi; ancak talihsiz bir fırlatma başarısızlığı yaşadı.
Neyse ki, birkaç hafta sonra Florida’nın Cape Canaveral limanından suya indirilen Mariner 4 daha başarılı oldu.
Mariner 4, 325 milyon mil yol kat ederek 228 gün geçirdi ve sonunda 14 ve 15 Temmuz 1965’te fotoğraf çekebilecek kadar yaklaştı.
En yakın olduğu zaman 15 Temmuz’da gezegene 6.118 mil (9.846 km) uzaklıktaydı.

NASA YEMYEŞİL BİR GEZEGEN BEKLERKEN KURAK BİR GEZEGENLE KARŞILAŞTI
Araçtaki kamera, Mars yüzeyinin yaklaşık yüzde 1’ini kapsayan 22 fotoğraf çekti, bunları 4 kanallı bir teyp kaydediciye kaydetti ve Dünya’ya iletilmesi dört gün sürdü.
Ancak NASA’nın hayal kırıklığına uğramasına yol açan şey, yemyeşil bir dünyanın kanıtı yerine, Dünya’dan çok Ay’a benzeyen, kraterlerle dolu ölü bir yüzeyin ortaya çıkmasıydı.
Planetary Society’nin baş bilim insanı Dr. Buce Betts, aracın Mars ortamının ‘bildiğimiz şekliyle yaşama çok elverişsiz’ olduğunu kanıtladığını söyledi.
MailOnline’a yaptığı açıklamada, ‘Soğuk sıcaklıklar, ince bir atmosfer ve manyetik alan bulunmadığını buldular. Bu da Dünya’nın aksine, yüzeyin zararlı radyasyona maruz kalabileceğini gösterdi.’ dedi.

MARS İLE İLGİLİ BÜTÜN BEKLENTİLER BOŞA ÇIKTI
NASA, Mariner 4’ün Mars’taki en eski ve en yoğun kraterli arazilerden bazılarını görüntülediğini, ancak ‘daha çeşitli ve jeolojik olarak daha yeni özellikleri’ gözden kaçırdığını söyledi.
“Sonuç olarak, bu bulgular birçok bilim insanının Mars’ın yaşam için elverişli bir yer olduğu yönündeki beklentilerini boşa çıkardı.” denildi.
Profesör Bayliss’e göre NASA bilim insanları orada yaşam bulmayı beklediklerini ‘hiç kimse bilmiyordu’, ancak ‘çorak bir Mars’ bulmak çok da büyük bir sürpriz olmayabilir.
MailOnline’a konuşan araştırmacı, “Ancak bu kesinlikle Mars’ın yüzeyinin gerçekte nasıl olduğuna dair asırlardır sorulan bir soruya cevap oldu” dedi.
O zamandan beri bilim insanları odaklarını Mars’ta geçmiş yaşama dair kanıtlar bulmaya, yani herhangi bir uzay aracının görüş alanından gizlenmiş temel organizmaları bulmaya çevirdiler.
Dr. Betts şunları ekledi: ‘Mariner 4, eğer yaşam varsa, bunun muhtemelen aşırı çevre koşullarında hayatta kalabilen mikroplar şeklinde olacağını gösterdi.’

MARS’TAKİ ATMOSFERİ KAYBOLMADAN ÖNCE SU VARDI
Mars’ta geçmişte veya günümüzde yaşam olduğuna dair bir kanıt henüz bulunmamakla birlikte bilim insanları , atmosferi kaybolmadan ve sıvı su buharlaşmadan önce , yaklaşık 2 milyar yıl önce , orada bol miktarda sıvı su bulunduğu konusunda hemfikir .
2022 yılında MailOnline’a konuşan Profesör Brian Cox, Mars’ta var olan en gelişmiş yaşamın muhtemelen ‘en iyi ihtimalle’ tek hücreli organizmalar olduğunu söyledi.
Elbette 1960’lardan bu yana uzay araçları defalarca Mars yüzeyine güvenli bir şekilde indi ve tozlu zeminin parlak ve net görüntülerini aldı.
Ancak çevirmeli telefonların yaygın olduğu bir çağda, küçük bir makineyi yüzlerce milyonlarca mil ötedeki başka bir gezegene göndermek eşi benzeri görülmemiş bir başarıydı.

MARİNER 4 MARS’I KEŞFETMEK İÇİN ZEMİN HAZIRLADI
Profesör Bayliss, Mariner 4’ün ‘teknoloji ve keşif anlamında yeni bir çığır açtığını’ söyledi.
MailOnline’a konuşan araştırmacı, “Bu, gelecekteki uzay görevlerine zemin hazırladı ve dijital görüntüleme, uydu iletişimi gibi pek çok yeni teknolojinin geliştirilmesine yol açtı” dedi.
‘Bunlar şu anda hepimizin faydalandığı şeyler.’
Mariner 4, Mars’ın yanından geçtikten sonra iki yıl boyunca Dünya ile aralıklı iletişimini sürdürdü ve Mars ortamı hakkında veri gönderdi.
Ancak 1967’nin sonuna gelindiğinde uzay aracı on binlerce mikrometeoroid çarpmasına maruz kalmış ve manevra için kullandığı azot gazı bitmişti.
Mariner 4 görevi resmen 21 Aralık 1967’de sona erdi ve geriye kalan uzay aracının hâlâ güneşin etrafında yörüngede döndüğüne, eski bir uzay çöpü olduğuna inanılıyor.
Astronotlar için uzay uçuşunda bu kadar zaman geçirmek büyük sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Yüksek düzeyde güneş ve kozmik radyasyona, sıfır yerçekiminin zararlı etkilerine ve uzun bir izolasyon süresine maruz kalacaklar.
UZAY RADYASYONU EN BÜYÜK TEHDİT
Uzay radyasyonu tartışmasız en büyük tehdit. NASA’ya göre, uzayda sadece altı ay geçiren astronotlar kabaca 1.000 göğüs röntgeni ile aynı miktarda radyasyona maruz kalıyor ve bu da onları kanser, sinir sistemi hasarı, kemik kaybı ve kalp hastalığı riski altına sokuyor

Sciencealert’in haberine göre, Howe Industries’in başkanı Troy Howe Business Insider’a verdiği demeçte, radyasyona maruz kalmayı ve diğer zararlı sağlık etkilerini azaltmanın en iyi yolunun yolculuk süresini kısaltmak olduğunu söyledi.
Bu nedenle NASA ile birlikte çalışarak Darbeli Plazma Roketini (PPR) geliştirdi: Mars’a gidiş-dönüş yolculuğunu sadece iki aya indirebilecek yeni bir roket sistemi. NASA yaptığı açıklamada, bu teknolojinin “uzay araştırmalarında devrim yaratma potansiyeline sahip olduğunu” ve bir gün insanları Mars’tan bile öteye götürebileceğini belirtti.
BİR ROKET BİZİ 2 AY İÇİNDE MARS’A NASIL GÖTÜRÜP GETİREBİLİR?
PPR, çok verimli bir şekilde çok fazla itme gücü üretmek için aşırı ısıtılmış plazma darbeleri kullanan bir tahrik sistemidir. Şu anda NASA Yenilikçi Gelişmiş Kavramlar (NIAC) Programı tarafından finanse edilen geliştirmenin ikinci aşamasında.

Bu ikinci aşama çalışmasının bu ay başlaması planlanıyor ve motor tasarımını optimize etmeye, kavram kanıtlama deneyleri yapmaya ve Mars’a insan görevleri için PPR ile çalışan, korumalı bir uzay gemisi tasarlamaya odaklanıyor.
PPR’nin en büyük avantajı, bir uzay aracının gerçekten çok hızlı gitmesini sağlayabilmesidir. Hem yüksek itme gücüne hem de yüksek özgül itme gücüne sahiptir.
Özgül itki bir roket motorunun ne kadar hızlı itki ürettiğidir ve itki de uzay aracını hareket ettiren kuvvettir. PPR 5.000 saniyelik bir özgül itkide 10.000 newton itki üretir.
Howe BI’ya e-posta yoluyla yaptığı açıklamada, bunun dört ila altı yolcu taşıyan PPR donanımlı bir uzay aracının saatte yaklaşık 100.000 mil yol alabileceği anlamına geldiğini söyledi. Bu kadar hızlı uçan bir uzay aracının hedefine ulaşmak için eninde sonunda yavaşlaması gerekecektir. Howe, şirketin Mars’a iniş için gerekli olan ek enerji ve itici gücü hesaba kattığını söyledi.

PROJENİN TAMAMLANMASI YILLAR SÜRSE DE İNSANLIK İÇİN BÜYÜK BİR UMUT
İkinci aşama tamamlandıktan sonra bile, PPR’nin astronotları kızıl gezegene fırlatmaya hazır olması için yaklaşık birkaç on yıl geçmesi gerekecek. Ancak Howe, uzay uçuşu için hazır olduğunda, bu teknolojinin insan uzay keşiflerinin kapsamını önemli ölçüde genişleteceğini, hatta belki de bir gün Plüton’a yapılacak görevlere yardımcı olacağını umuyor. “Bu teknolojiyi 20 yıl içinde çalışır hale getirdiğimizde, güneş sisteminde istediğiniz her şeyi elde edebilirsiniz” dedi.
Türkiye’nin 70’lerini, 80’lerini, 90’larını bilen birisi olarak bugünlere gelmiş olmanın önemli olduğunu vurgulayan Uraloğlu, “Bunları yapabileceğimize kimse bizi inandırmamıştı. Çok şükür Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye’nin neler yapabileceğine hep beraber şahitlik ediyoruz. Rahmetli Turgut Özal’ın 1994 yılında fikir iradesi ile başlayan yolculuğumuzda 2024 yılında Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde kendi uydusunu uzaya göndermiş olmanın gururunu, mutluluğunu hep birlikte yaşıyoruz. Bugünlere gelmemizde emeği olan eski bakanlarımıza, bütün çalışma arkadaşlarımıza, hasılı emeği olan herkese çok teşekkür ediyorum. Allah inşallah bize daha iyisini yapmayı nasip eylesin” ifadelerini kullandı.

“TÜRKSAT 6A UYDUSU İLE ÜLKEMİZİN UZAYDAKİ YÖRÜNGE HAKLARINA SAHİP ÇIKACAĞIZ”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın destekleriyle resmi olarak 10 yıl önce başlayan yaklaşık 5 yıldır da üretim süreçleri gerçekleştirilen Türksat 6A uydusu ile Uzay Vatan’a ve Ülkemizin uzaydaki yörünge haklarına sahip çıkacaklarını dile getiren Bakan Uraloğlu, “Uzayda sivil ve askeri haberleşme ihtiyaçlarını karşılayan 5 aktif uydumuz vardı. Hem bizim hem de dünyadaki yüzde 40’a varan 3,5 milyar insanın ihtiyacını karşılayabilen bu uydularımıza Türksat 6A’yı da ekledik. Şimdi kapsama alanımız 5 milyara çıkacak. Hindistan’ın tamamı Endonezya, Malezya ve Tayland’ı da kapsayacağız. Böylece ulaştığımız nüfusu yüzde 65’e çıkarmış olacağız” açıklamasını yaptı.
“TÜRKSAT 6A, SADECE BİR UZAY TEKNOLOJİSİ DEĞİLDİR”
Türksat 6A’nın yüzde 81’in üzerindeki bir yerlilik oranıyla üretildiğinin altını çizen Uraloğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kendimizi çok çok daha güvende hissederek Uzay Vatanımıza sahip çıkmaya devam edeceğiz. Çünkü Türksat 6A’yı yerli yazılımımızla ürettik. Bu uydumuz ile daha kaliteli ve daha hızlı bir haberleşme imkanına kavuştuk. İHA ve SİHA’larımızın yönetilmesi, operasyonları, dünyaya pazarlanması ve haberleşme hizmetinin Türksat 6A ve 5B ile verilebilecek olması bizim için çok kıymetli. TÜRKSAT 6A, sadece bir uzay teknolojisi değildir. Bu esasında bütün sanayinin ve teknolojinin de uydusudur. Teknolojimiz bir üst seviyeye çıkmıştır ve dünya ligindeki yerini almıştır. Bu şekilde de İnşallah ülkemize daha farklı alanlarda da hizmet etmenin vesilesi olacaktır”
]]>Sanayi ve Teknoloji Bakanı Kacır’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar:
Evet, tabii Türksat 6A’nın Türkiye’de yerli milli olarak geliştirilmiş, üretilmiş ve nihayetinde artık uzayda olması Türkiye için gerçekten bir iftihar vesilesi. Türkiye’nin 40 yıllık bir hayali daha gerçeğe dönüştü. 80’li yıllarda rahmetli Özal Başbakanlığı döneminde, Türkiye’nin gelecekte uydulara sahip olmasının hayallerini kurarken, planlarını yaparken ve yörünge haklarını teminat altına almaya dönük hazırlıklar, çalışmalar yürütürken bir yandan da Orta Doğu Teknik Üniversitesi Yerleşkesi’nde bir Uzay Araştırmaları Merkezi kurulmasını sağlamış ve hayal etmiş, arzu etmiş ki Türkiye kendi uydularını geliştirebilen ülkelerden biri olsun. Malumunuz çok daha öncesinde aslında ondan 20 yıl, 15 yıl, 10 yıl öncesinde çok sayıda uydu uzaya gönderilmişti.
90’lı yıllarda maalesef Türkiye bu hedeflere erişemedi. Çünkü 90’lı yıllar Türkiye’nin siyasi ve ekonomik istikrarsızlık dönemiydi. Türkiye adeta 90’lı yılları heba etti. Dünyada bilgisayar devriminin, internet devriminin büyük bir hızla yaşandığı o dönemde Türkiye yüksek teknoloji yarışına dahil olamamıştı. Fakat 2000’li yıllarda Türkiye’de güçlü bir siyasi iradenin, Sayın Cumhurbaşkanımız’ın liderliğinde ortaya çıkmış olması ve Milli Teknoloji Hamlesi’nin her alanda başlatılmış olması uydu teknolojilerinde de Türkiye’ye önemli kazanımlar getirdi.
Önce Bilsat, sonra Rasat, sonra Göktürk ve nihayetinde İMECE görüntüleme uydularını Türkiye adım adım yükselen bir yerlilik oranıyla geliştirmeyi, üretmeyi başardı. Biliyorsunuz Cumhuriyetimizin 100. yılında İMECE’yi metre altı çözünürlükle, yani yüksek çözünürlükle görüntü almamızı sağlayan elektro optik kamerası dahil bütün kritik alt sistemlerini yerli ve milli olarak geliştirme sürecini tamamladık ve uzaya gönderdik. İşte bütün bu kazanımlar artık bir sınıf yukarıya çıtayı yükseltmeye bizi yönlendirdi. Türkiye, 10 yıl önce başlatılan Türksat 6A Projesi’yle haberleşme uydusunu yerli ve milli olarak geliştiren ülkelerden biri oldu.
Aslında uydu teknolojilerinde A takımına girdik diyebiliriz. İlk 11’deyiz. Çünkü bunu başarabilen dünyada sadece 11 ülke var artık. İşte böyle bir başarı için TÜBİTAK, ASELSAN, TUSAŞ, C-Tech ve Türksat ekipleri gerçekten uzun yıllar süren muazzam bir gayret ortaya koydular. Türkiye’nin nitelikli insan kaynağı, beşeri sermayesi bu projenin gerçekleşmesini mümkün kıldı. Ama bunun yanında Türkiye’de kritik altyapıların kurulmuş olması da bizi bu başarıya taşıdı.
Türkiye’de kendi uydularımızın hem fırlatma koşullarına hem uzay şartlarına hazır olduklarını teyit etmeye dönük tüm test süreçlerini kendi imkânlarımızla gerçekleştirebiliyoruz. TUSAŞ Kampüsü’nde Ankara’da Uydu Sistemleri Entegrasyon Test Merkezi Uset, bütün uzay koşullarının ve fırlatma şartlarının simüle edildiği imkanları bize sunuyor. Bu imkanlar bizde olmasa, biz bu testleri yurt dışında gerçekleştirmek durumunda kalırdık. O vakit geliştirdiğimiz uydulara ilişkin aslında yurt dışına bir bağımlılık taşıyor olurduk. Aynı zamanda bazı dönemlerde yurt dışındaki bu test altyapılarından yararlanabilmek için sıra beklememiz, dolayısıyla zaman kaybetmemiz sonucu ortaya çıkabilirdi.
İşte hem beşeri sermayemizle, nitelikli insan kaynağımızla, hem kritik altyapılarımızla artık yerli ve milli haberleşme uydularını geliştirebilecek, üretebilecek noktaya geldik.
Tabii büyük bir heyecandı bizim için dün gece yaşadığımız. Gece 00.20 olarak aslında planlanmıştı fırlatma. Fakat hava koşullarının uygunluğu beklendi ve nihayetinde gece 02.30’da bu fırlatmayı gerçekleştirdik. Aslında milletimiz uzayla ilişkisi, ilişki düzeyi yükseldikçe bu fırlatmaların da tehirlerine daha alışık hale geldi. Biliyorsunuz ilk Türk Astronot Alper Gezeravcı’nın gerçekleştireceği misyon da daha önce ertelenmişti. Fakat çok şükür bu kez erteleme bir gün sürmedi ya da daha uzun sürmedi.
Tabii biz bunun heyecanını duyduk. Ben özellikle çalışma arkadaşlarım olarak gördüğüm hem TÜBİTAK’ta hem TUSAŞ, ASELSAN, C-Tech’te bu projeye katkı vermiş ve dönem dönem proje değerlendirme toplantılarında bir araya geldiğimiz ve bir ilki başarmanın heyecanını taşıyan mühendislerimizin heyecanına ortak oldum. Kendimi 10 yıldır bu projenin bir bileşenine emek vermiş bir mühendisin yerine koyarak bu heyecanı taşıdım aslında.
Türksat 6A çok yüksek yerlilik oranına sahip. Uydunun tüm kritik yazılımlarını biz kendi imkanlarımızla geliştirdik. Uçuş bilgisayarlarını kendi imkanlarımızla geliştirdik. Güç dağıtım düzenleme birimlerini, tepki tekeri, yıldız izler gibi bileşenlerini, elektrikli itki sistemi gibi bileşenlerini yerli ve milli olarak geliştirdik. 23 farklı türde ekipmanı 84 adet yerli olarak geliştirerek Türksat 6A uydusunda konumlandırdık. Bugüne dek az önce bahsettiğim test altyapısında 396 çevresel ve fonksiyonel testi tamamladık. Yaklaşık 1 ay önce uyduyu buradan yola çıkardık ve fırlatmanın gerçekleşeceği Amerika Birleşik Devletleri’ne Cape Carnival Üssü’ne gönderdik. 1 aydır da arkadaşlarımız uydunun roketle bütünleşmesini ve nihai hazırlık süreçlerini tamamlamış oldular.
Tabii ertelemeler bir yandan giderek sabırsızlık taşıdığımız, bir yandan da heyecanın yükseldiği anlar oldu. Ama nihayetinde dün gece 02.30’da başarıyla fırlatma gerçekleşti. Sonra ne oldu? 35’inci dakikada aslında uydu yaklaşık 1100 kilometreye erişmiş oldu ve roketten ayrıldı. Yani 35’inci dakikadan itibaren ay yıldızlı bayrağımızı taşıyan Türksat 6A uydusu artık uzayda tek başına.
Halihazırda 5 haberleşme uydumuz uzayda aktif olarak kullanılıyor. Türksat 6A 6’ncı haberleşme uydusu olarak ama ilk yerli ve milli haberleşme uydumuz olarak bunlara dahil olacak. Şimdi bir eliptik yörüngede halihazırda uzayda yolculuğunu sürdürüyor. En beri yani dünyaya en yakın olduğu nokta 300 kilometre mesafede. En uzak olduğu noktada yaklaşık 70 bin kilometre mesafede. Bulunduğu noktaya göre hızı değişmekle birlikte 28.000 km/saate yükselen hıza sahip olduğu anlar var.
]]>

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye’nin ilk yerli ve milli haberleşme uydusu Türksat 6A’nın 8 Temmuz’u 9 Temmuz’a bağlayan gece Türkiye saatiyle 00.20’de SpaceX firmasının ABD Florida’da bulunan Cape Canaveral’daki fırlatma merkezinden Falcon 9 roketi ile uzaya fırlatılacaklarını belirterek, “8 Temmuz’u 9 Temmuz’a bağlayan gece Türkiye saati ile 00.20’de ülkemizin gururu Türksat 6A uydusunu uzaya fırlatacağız. Bu bizim için büyük bir gurur. Türkiye’nin ilk yerli ve milli haberleşme uydusu olan Türksat 6A, yüksek teknolojiye sahip altyapısıyla ülkemizin uzay çalışmalarında önemli bir dönüm noktası olacak. Uydunun roketten ayrılmasından sonra yaklaşık 70’inci dakikada geçici yörüngesine ulaşarak ilk sinyali almayı hedefliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Türksat 6A’nın tüm testleri başarıyla geçmesinin ardından 4 Haziran’da uydunun yörüngesine fırlatılması için ABD’nin Florida Eyaleti’ndeki Cape Canaveral Uzay Üssü’ndeki Space X tesislerine yolladıklarını anımsatan Uraloğlu, “Başarılı bir nakil sürecinin ardından başlayan ve yaklaşık 1 ay süren fırlatma prosedürlerinde de sona geldik.” ifadelerini kullandı.

TÜRKSAT 6A 5 MİLYAR NÜFUSA ULAŞACAK
Türksat 6A uydusunun fırlatılmasının, Türkiye’nin uzay alanında bağımsızlık hedefinin önemli bir göstergesi olduğunu söyleyen Bakan Uraloğlu, “Bu proje, hem mühendislerimizin bilgi birikimini hem de ülkemizin teknolojik kapasitesini ortaya koyuyor. TÜRKSAT 6A, sadece Türkiye’nin haberleşme kapasitesini artırmakla kalmayacak, aynı zamanda bölgesel ve küresel ölçekte de rekabet gücümüzü artıracak. Mevcut uydularımızın hizmet vermediği Hindistan, Tayland, Malezya ve Endonezya da kapsama alanına girerek ilk kez ülkemiz tarafından üretilen bir uydu üzerinden bu ülkelerdeki yerel televizyon kanallarına ulaşacağız.” dedi.
Bakan Uraloğlu, Türksat 6A ile Türkiye’nin uydularının ulaştığı nüfusun 3,5 milyardan 5 milyara çıkacağına da vurgu yaparak Uraloğlu, “Kesintisiz televizyon yayıncılığı açısından önem arz eden KU-Bantta televizyon yayını yaptığımız uydularımızı yedekleyeceğimiz frekans bantları da yer alıyor. Bu anlamda yedeklilik açısından önem arz eden 6A ile birlikte sunduğumuz hizmetler de ek kapasiteyle artacak. Türksat 6A’nın hizmete girmesi ile Türksat’ın bölgeye yönelik uydu hizmeti ihracatının önemli ölçüde artmasını da planlıyoruz.” ifadelerini kullandı.

“35 BİN 786 KİLOMETRE UZAKLIKTA KONUMLANACAK”
Uraloğlu, mevcut uyduların yedekliliğini sağlayacak Türksat 6A’nın Türkiye’nin uydu kapasitesini de önemli ölçüde artıracağını kaydederek Türksat 6A’nın bir aylık yolculuğunun ardından Dünya’dan 35 bin 786 kilometre uzaklıkta konumlanacağını kaydetti. Türksat 6A’nın 8.4 kilovat güce sahip olduğunu anlatan Uraloğlu şöyle devam etti:
“Türksat 6A uydusu bir yer sabit haberleşme uydusu olarak; TV yayıncılığı başta olmak üzere haberleşme hizmetleri ve geniş bir kapsama alanında ülkemizin uydu haberleşme ihtiyaçlarını karşılayabilecek. Ayrıca mevcut uyduların hizmet vermediği Hindistan, Tayland, Malezya ve Endonezya da kapsama alanına girecek. Türksat, 6 aktif haberleşme uydusu ile dünyanın önde gelen uydu operatörleri arasında yerini sağlamlaştıracak.”
Şirket, uydu ve uzay teknolojileri alanındaki faaliyetlerini yer sabit yörünge (GEO), alçak yörünge haberleşme (LEO), uydu tabanlı navigasyon, uzaydan istihbarat, gözetleme ve keşif alanlarında gerçekleştiriyor.
GEO haberleşme alanında Türksat 5B’deki işbirlikleriyle Türkiye’nin ilk milli ekipmanları Ku-Bant Almaç ve Ka-Bant LNA’yı geliştiren ASELSAN, 2022’den bu yana uzayda operasyonel olarak görev yapan ekipmanlarıyla ilk “milli uydu haberleşme görev yükü ekipmanlarını” geliştiren kuruluş unvanını kazandı.
ASELSAN’ın geliştirdiği Uydu Tabanlı Düzeltme Sistemi, ilk etapta GPS ve takiben diğer GNSS sistemlerinin kaynak sinyallerini, bu sistemlere ait verilerin doğruluk, güvenilirlik, elverişlilik değerleri ile bütünlük bilgisini içerecek düzeltme verileri vasıtasıyla iyileştirerek, kapsanacak coğrafyadaki kullanıcılar için performans artışı getirecek.
BİLGİ BİRİKİMLERİ TÜRKSAT 6A’YA AKTARILDI
Türksat 5B’de edindiği bilgi birikimiyle Türkiye’nin ilk yerli ve milli haberleşme uydusu Türksat 6A’da da görev alan ASELSAN, Ku-Bant ve X-Bant haberleşme görev yükleri çözümlerini bir üst seviyeye çıkardı.
Proje kapsamında uzay kalifiye tasarım, üretim, entegrasyon ve test süreçleri ASELSAN bünyesine kazandırıldı. Ayrıca, projede görev alan 100’den fazla personelle uzaya yönelik tecrübeli insan kaynağı Türkiye’nin diğer uzay projelerinde görev almak üzere deneyim elde etti.
Türksat 6A ile yeryüzünden her türlü haberleşmeye imkan sağlayacak “haberleşme görev yükleri”ni geliştiren ASELSAN, Türkiye’nin gelecekteki alçak yörünge haberleşme ihtiyaçlarını karşılayacak görev yükleri için teknoloji yatırımlarını öz kaynaklarla gerçekleştirdi.
ASELSAN, bu uydulardan elde ettiği deneyim, tecrübe ve kazanımlarla Türkiye’nin gelecekte sahip olacağı takım uydulardaki tüm görev yüklerini ve haberleşme alt sistemlerini takvim ve maliyet etkin bir şekilde milli olarak sağlamayı hedefliyor.
24 ÇEŞİT EKİPMAN YERLİLEŞTİRİLDİ
Alt sistemleri, uydu yer istasyonu yazılımları, uçuş bilgisayarları, güç dağıtım düzenleme birimleri yerli ve milli geliştirilen Türksat 6A, yüzde 80’in üzerinde yüksek yerlilik oranıyla üretildi. Kurumların kendi temiz odaları kullanılarak geliştirilen ve üretilen ekipmanlar Ankara TUSAŞ’taki Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test Merkezi’nde bir araya getirildi ve sistem seviyesi testlerine tabi tutuldu.
Bu süreçte 24 çeşit ekipman yerlileştirilirken uçuş modelinde 84 yerli ekipman kullanıldı. Proje süresince 400’e yakın çevresel ve fonksiyonel testler tamamlandı.
Türksat 6A, TÜBİTAK, TUSAŞ, ASELSAN, CTech ekiplerinden dönem dönem 400’e yakın kişinin ortak çalıştığı ve Türkiye’nin uzay alanında yetişmiş personel gücünün artırılmasını sağlayan bir proje olarak kayıtlara geçti.
Bu kurum ve şirketlerin küresel deneyim kazanma fırsatı yakaladığı projeden elde edilen bilgi birikiminin, gelecek dönemde uydu geliştirme faaliyetlerinde artan oranda kullanılması amaçlanıyor.
Türkiye, Türksat 6A ile uzaydaki iddiasını daha ileri boyuta taşırken bundan sonra milli bir uydu markası oluşturmayı amaçlıyor.
Türkiye’yi kendi yerli ve milli uydusunu geliştirebilen 11 ülkeden biri yapan Türksat 6A, fırlatma merkezinden Falcon 9 roketi ile ABD yerel saati ile 8 Temmuz saat 17.20’de, Türkiye saati ile 8 Temmuz’u 9 Temmuz’a bağlayan gece 00.20’de uzaya gönderilecek.
Uydular, iletişimde, navigasyon hizmetlerinde ve bilimsel araştırmalarda ve gök cisimlerinin gözlemlenmesinde ön plana çıkıyor.
Son dönemde günlük yaşamdan, küresel ekonomi ve güvenliğe kadar geniş bir yelpazede uydu kullanımı yaygınlaşıyor.
Uydular, akıllı telefon, internet ve televizyon gibi iletişim sistemleri için gerekli altyapıyı sağlayarak hızlı bilgi ve veri paylaşımına da imkan sunarken, uydu navigasyon sistemleri de otomobiller, gemiler ve uçaklar için konum hizmeti sunarak daha güvenli ve verimli seyahat imkanı veriyor.
Belirli uydu sistemleri ise hava durumu ve iklim değişikliği hakkında bilgi toplamak için kullanılıyor, edinilen veriler fırtına ve diğer doğal afetler konusunda uyarılar yapılmasına ve tarımsal faaliyetlerde ilgili kararların alınmasına olanak sağlıyor.
Ayrıca uydu sistemleri istihbarat, gözetleme ve askeri iletişim gibi güvenlik ve savunma uygulamaları için de hayati bir rol oynuyor.
Avrupa’nın uyduları ana fırlatma aracı konumunda ise Avrupa Uzay Ajansı tarafından geliştirilen Ariane roketleri yer alıyor.
Avrupa Birliği’nin (AB) önemli uydu programları Galileo, Copernicus, Meteosat, Sentinel ve IRIS olarak sıralanıyor.
Galileo, AB’nin küresel uydu navigasyon sistemini ortaya koyuyor. GPS’e rakip olarak geliştirilen Galileo, daha hassas konumlandırma ve zamanlama bilgileri sağlıyor.
AB’nin dünya gözlem programı olan Copernicus da atmosfer, denizler, kara ve buzulları izleyen bir dizi uydudan meydana geliyor. Bu sistemin sağladığı veriler, hava durumu tahmini, afet yönetimi, tarım ve çevre izleme gibi alanlarda kullanılıyor.
Meteosat, AB’nin hava durumu uyduları programını ortaya koyuyor. Program, Avrupa ve Afrika üzerindeki hava durumunu izlemek için kullanılıyor.
AB’nin dünya gözlem uydu programı ise Sentinel olarak adlandırılıyor. Copernicus programının bir parçası olan Sentinel uyduları, Dünya’nın arazi örtüsünü, denizleri ve atmosferi takipte kullanılıyor.
IRIS’IN TOPLAM MALİYETİNİN 6 MİLYAR AVRO OLMASI BEKLENİYOR
AB tarafından 2027’ye kadar konuşlandırılması planlanan çok yörüngeli bir uydu internet sistemi bulunuyor. IRIS adlı sistemin kamu kurumlarının yanı sıra özel kuruluşlara da ticari hizmet sunması amaçlanıyor. Bu platformun ABD’deki Starlink sistemine ve bu alanda sayıları artması beklenen sistemlere rakip olması hedefleniyor.
Toplam maliyetinin 6 milyar avro olması beklenen IRIS’e AB kendi bütçesinden 2027’ye kadar 2,4 milyar avro katkı sağlamayı planlıyor. İlk fırlatışın ise 2025’te yapılması planlıyor.
Avrupa Uzay Ajansı’nın da IRIS’e 685 milyon avro kaynak aktarması bekleniyor.
AB’nin uydu stratejisi ise Avrupa’nın uzaydaki rekabet gücünü ve özerkliğini korumayı, bilimsel keşifleri ve yeniliği teşvik etmeyi, uydu sistemleri ve hizmetleri aracılığıyla vatandaşların günlük yaşamını kolaylaştırmayı ve Avrupa’nın güvenlik ve savunma çıkarlarını korumayı amaçlıyor.
Ayrıca, güçlü ve sürdürülebilir bir uzay ekonomisi geliştirmek, Avrupa’nın uzay araştırmaları ve teknolojilerindeki liderliğini korumak, uzay sistemleri ve hizmetleri için küresel bir standart oluşturmak ve uzaydaki uluslararası işbirliğini geliştirmek bu alanda temel hedefler olarak sıralanıyor.
AB’den Brexit ile ayrılan İngiltere’de ise çalışmalar uydu sistemlerinin sürdürülebilir olmasına odaklanıyor. İngiltere Uzay Ajansı, uyduların ömrünü uzatmayı ve uydulara uzayda yakıt ikmali yapılmasına yönelik fizibilite çalışmaları yürütüyor.
Çalışmalar kapsamında, gelecekte yapılacak keşiflere olanak tanımak, konum belirleme ve finansal hizmetlerden hava tahminine kadar günlük hizmetlerin sürdürülebilirliğini sağlamak için uzay enkazıyla mücadele hedefleniyor.
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hasan Hüseyin Esenoğlu, AA muhabirine, dün akşam İstanbul ve bazı illerde arka arkaya dizilmiş şekilde 3, 4 tane parlak bir ışık kümesinin görüldüğünü hatırlattı.
Işık kümesinin düşüşünün uzun sürdüğünü belirten Esenoğlu, “Sürekli gözüktüğü için metal cinsi olabilir. Önde olan daha büyük ve kalkan görevi gördüğü için parlak gözüküyor. Sürekli gözüktüğü için kaybolan cinsten değil, yani doğal bir göktaşı değil. Bu uzay çöpü olabilir. Uzay çarpışmalarından serbest kalmış parçalar, roket yakıtları, vida bile olabilir.” dedi.
GÖKTAŞI HIZINDA DEĞİLDİ
Düşen şeyin bulunması halinde ne olduğunun tam olarak belirlenebileceğini vurgulayan Esenoğlu, şöyle devam etti:
“Doğal göktaşı güneş sisteminin bilgisini getirdiği gibi yapıldığı yere, ait olduğu ülkeye ait bilgi de taşır. Normalde göktaşı daha hızlı geçişi olur ama dün akşam gözüken parlak ışık kütlesi dolana dolana geldi.
Bu birden uzaydan gelip dünyaya gelmiş değil. Yavaş yavaş inişe geçer gibi geçişi oldu. Göktaşı hızında değildi. Renkli gözükmesinin nedeni ise büyük ihtimalle kimya var üzerinde, kaplama, boya olabiliyor. Bu nedenle parlak gözüktü. Ben de ilk defa böyle bir şey gördüm.”

“GÖKTAŞININ YANARAK HIZLA YOLUNA DEVAM ETMESİ BEKLENİR”
Türk Astronomi Derneği Üyesi Astronom Duygu Esendemir ise dün akşam İstanbul başta olmak üzere Türkiye’nin birçok ilinden görülen ışık kümesine ait görüntülerin kendilerine ulaştığını aktardı.
Yaşanan olayın ardından farklı yerlerdeki görüntüleri inceleyerek bazı analizlerde bulunduklarını belirten Esendemir, şöyle devam etti:
“Bir göktaşının atmosfere girdiğinde sürtünme, atmosfer gazlarıyla kimyasal etkileşime girmesi ve basınç gibi nedenlerden dolayı yanarak hızla yoluna devam etmesi beklenir. Isınmasına ve çevresine enerji yaymasına neden olur.
İşte bu şekilde bir göktaşı atmosfere girdiyse ani bir parlama olayı bekleriz ama dün gözlenen olayda havada ilerleyen cismin göktaşı gibi hızlı bir şekilde ilerlemediği ve parça parça ve ardı sıra göktaşına nazaran daha yavaş ilerlediği videolarda görülüyor.
RUS GÖZLEM UYDUSU PARÇALANMIŞTI
Bizler bu cismin bir uzay çöpü veya yörüngede dolanan bir uydunun parçaları olabileceğini düşünüyoruz. 26 Haziran’da Rus gözlem uydusu RESURS-P1 uydusunun parçalandığı bilgisi paylaşılmıştı. Hatta Uluslararası Uzay İstasyonu mürettebatı kısa süreliğine özel sığınma odalarında bulundu.
Bu parçalanma 100’den fazla enkaz oluşturdu. İşte bu enkazın atmosfere girdiği nokta Türkiye semaları olabilir ve atmosfere giriş irtifası nedeniyle de yüzlerce kilometreye yayılan bir alanda farklı illerde görülmesine neden olabilir.”

PARLAK IŞIK KÜTLESİNİN METEOR OLMA İHTİMALİ DÜŞÜK
Ankara Üniversitesi Kreiken Rasathanesi Müdürü Doç. Dr. Mesut Yılmaz da AA muhabirine parlak ışık kütlesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Bu konuda yayınlanan görüntüleri izlediğini ve mevcut görüntüler üzerinden net bir şey söylemenin zor olduğunu dile getiren Yılmaz, “İlk izlenelim olarak, görüntülere baktığımızda o cisim meteora benzemiyor. Çünkü atmosfere giren cismin hızı biraz düşük duruyor. Meteorlar çok daha hızlı atmosfere giriş yapıyorlar. En düşüğünün saatteki hızı 40 bin kilometre ve bu 260 bin kilometreye kadar çıkabiliyor ama oradaki görüntüye baktığımızda düşük hızlı bir cisme benziyor. Bir uzay çöpü olma ihtimali var.” diye konuştu.
Uzayda binlerce uydu bulunduğuna dikkati çeken Yılmaz, “Gökyüzünde görünen, bu uydulardan, uzay istasyonundan ya da roketlerden kopan bir parça olabilir.” dedi.
Düşen cismin etkisine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yılmaz, şöyle dedi:
“Eğer meteor olsaydı bunun etkisi muhakkak hissedilirdi. Yani düştüğü yerde ciddi bir krater, bir patlama, ormanlık alana düşerse yangın, denize düştüğünde de küçük bir çaplı tsunami oluşurdu.
Yani patlamanın etkisi muhakkak hissedilirdi. Her yıl tonlarca parçacık zaten atmosferimize düşüyor ama onların çoğu zaten bizim atmosferimizde eriyip yok oluyor, yeryüzeyine kadar ulaşmıyorlar.
Dolayısıyla meteor olsaydı onu muhakkak anlardık. Bu yapay, insan yapımı bir şeyse eğer onlar da aslında parçalanır, ufalanırlar ve yere düştüklerinde de çok fazla ciddi bir etkisi olmaz. Zaten o yüzden herhalde düştüğü yerle ilgili bir sıkıntı olmadı henüz.”
Yılmaz, meteor düşmelerinin doğal süreçler olduğuna işaret ederek, “Dünyaya her yıl binlercesi zaten düşüyor. Bazıları böyle irili ufaklı oluyor, bazıları birazcık daha büyük olabiliyor. Burada da anormal bir durum yok. Yeter ki 30 metreden daha büyük çaplı meteorlar düşmesin. Bizim en büyük korkumuz onlar. Çünkü gerçekten dünyaya ciddi hasarlar, zararlar verebilir.” ifadelerini kullandı.
Yılmaz, gökyüzünden düşen bir parçaya rastlanması durumunda buna dokunulmaması gerektiğini ifade ederek, “Çünkü bunlar zaman zaman radyasyon içerebiliyor. Uzak dursunlar ve hemen yetkililere haber versinler.” uyarısında bulundu.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, 4 Haziran’da Space X’in, ABD’nin Florida Eyaleti’ndeki Cape Canaveral Uzay Üssü’ne yollanan Türkiye’nin ilk yerli ve milli haberleşme uydusu Türksat 6A’nın son durumuyla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Bakan Uraloğlu, “Ülkemizin 1994 yılında Türksat 1B ile başlayan uydu yayıncılığı serüvenini 8 Temmuz’u 9 Temmuz’a bağlayan gece 00.20’de ilk yerli ve milli haberleşme uydumuz Türksat 6A ile taçlandıracak olmanın gurunu paylaşıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Son yıllarda uydu ve uzay teknolojileri kapsamındaki çalışmalarda çok ciddi mesafeler kat ettiklerini vurgulayan Uraloğlu, “Haberleşme uydularımız, Türksat 1B’yi 1994 yılında, Türksat 1C’yi 1996 yılında, Türksat 2A’yı ise 2001 yılında hizmete aldık ve bu uydularımız ömürlerini tamamladı.” şeklinde konuştu.
Aktif olan Türksat 3A’yı 2008’de, 4A’yı 2014’te, 4B’yi 2015’te uzaya gönderdiklerini söyleyen Uraloğlu, Türksat 5A’yı 2021’de ve son olarak 5B’yi de 2022’de hizmete aldıklarını anımsatarak, “Türksat 6A ise Türk mühendisleri eliyle TUSAŞ’taki Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test Merkezi USET’te üretildi. Bu da ülkemiz için ayrı bir önem taşıyor.” dedi.

TÜRKSAT 6A’NIN HİKÂYESİ TÜRKSAT 3A’NIN YAPIMI SIRASINDA BAŞLADI
Türksat 6A’nın hikayesinin Teknoloji Transfer Programı ile birlikte 3A’nın yapımı sırasında başladığını söyleyen Uraloğlu, “Türksat tarafından başlatılan program ile 3A’nın yanı sıra 4A ve 4B’nin yapımında Türksat mühendislerinin de yer alması sağlanmıştı. Ayrıca Türksat 5A’nın ve 5B’nin yapımında yine teknoloji transfer programı kapsamında 12 Türksat mühendisi; uydu tasarım, üretim ve test aşamalarında bulundu.
Bugün 84 adet yerli ekipman kullanılarak yüzde 80’in üzerindeki yerlilik oranıyla dünyada söz sahibi olmak için uzayda iz sahibi olma hususundaki kararlı çalışmalarımızda çok büyük bir başarı elde ettik.” dedi.
Türksat 6A’nın üretim aşamasında gerçekleşen başarılara ve sürece dair bilgiler veren Uraloğlu, 2015 yılında Türksat ve Savunma Sanayi Başkanlığı iş birliğiyle TUSAŞ tesislerinde kurulan Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test Merkezi’nde işe başladıklarını anımsatarak, “26 Aralık 2016 tarihinde ayrıntılı Kritik Gözden Geçirme Fazını yaptık. Isıl Yapısal Yeterlilik Modeli’ni ise 2018 yılı sonunda tamamlayarak ikinci kritik gözden geçirme fazına geçtik. Bu fazı da 2018 yılının Kasım ayında tamamlayarak 2019 yılı başında Mühendislik Modeli’nin yapımını başlattık.
2022 yılında tamamladığımız Mühendislik Modeli’nin ardından yine 2022 yılının Haziran ayında Uçuş Modeli Başlangıç Fonksiyonel Testleri’ni gerçekleştirdik. Uzaya göndereceğimiz Uçuş Modeli’nin Isıl Vakum Testlerini 2022 yılının aralık ayında tamamladık. Yine, Uçuş Modeli’nin Titreşim ve Akustik Testlerini ise Ağustos 2023’te bitirdik.” dedi.
Şok Testlerini Kasım 2023’te, Son Fonksiyonel Testleri Ocak 2024’te, CATR testleri Mart 2024’te, Kütle Özellikleri Ölçümünü de Nisan 2024’te tamamladıklarını bildiren Uraloğlu, işlevsel testlerin hepsini bu tarihte bitirdiklerini belirtti.
Türksat 6A’nın tüm testleri başarıyla geçmesinin ardından 4 Haziran’da uydunun yörüngesine fırlatılması için ABD’nin Florida Eyaleti’ndeki Cape Canaveral Uzay Üssü’ndeki Space X tesislerine yolladıklarını anımsatan Uraloğlu, “Başarılı bir nakil sürecinin ardından başlayan ve yaklaşık 1 ay süren fırlatma prosedürlerinde de sona geldik.” ifadelerini kullandı.

“TÜRKSAT 6A, 8 TEMMUZ’U 9 TEMMUZ’A BAĞLAYAN GECE 00.20’DE UZAYA GÖNDERİLECEK”
Bakan Uraloğlu, Türksat 6A uydusunun fırlatma merkezinden Falcon 9 roketi ile ABD yerel saati ile 8 Temmuz 2024 saat 17.20’de, Türkiye saati ile 8 Temmuz’u 9 Temmuz’a bağlayan gece 00.20’de uzaya gönderecek şekilde geri sayıma başladıklarını duyurarak, “Uydunun fırlatma anını referans alırsak bu andan itibaren yakıt deposu ilk ayrılması 195. saniyede gerçekleşecek.
Tam olarak 35 dakika 55 saniye sonra ise Türksat 6A uydusu roketin ikinci katından ayrılacak.” dedi. Uraloğlu, uydunun roketten ayrılmasından sonra da yaklaşık 70. dakikada geçici yörüngesine ulaşarak ilk sinyali almayı beklediklerini vurgulayarak, uydunun ayrılma anından sonra alınan sinyalin hiçbir sorun yaşamadan fırlatmanın ve ayrılmanın başarılı gerçekleştiğini göstereceğini belirtti.
Uraloğlu, “Fırlatmanın ardından kimyasal itki sistemi ile yola çıkacak olan uydumuz 35 bin 786 kilometre uzaklıkta 42 derece Doğu boylamındaki kalıcı yörüngesine ulaşarak yörünge testlerine başlamayı planlıyoruz. Yörüngeye ulaşmasının ardından da yaklaşık 1 ay sürecek testlerin ardından Türksat tarafından yörüngede teslim alınarak Türksat 6A uydumuzu faaliyete geçirmeyi hedefliyoruz.” ifadelerini kullandı.
TÜRKSAT 6A’NIN ULAŞTIĞI NÜFUS 5 MİLYAR OLACAK
Uydu hizmetlerinde Türksat 3A, 4A, 4B, 5A ve 5B haberleşme uyduları ile hizmetin devam ettiğini belirten Uraloğlu, Türksat 6A’nın faaliyete geçmesiyle hem mevcut uyduların yedekliliğini sağlayacağını hem de kapasiteyi arttıracağını söyledi. Uraloğlu, “Uydumuz, Jeosenkron yani yer sabit haberleşme uydusu olarak; Türkiye’deki uydu ekosisteminde çok büyük bir kilometre taşı olacak. İnsanımıza TV yayıncılığı başta olmak üzere veri haberleşme hizmetleri alanında hizmet sağlayacak. Geniş bir kapsama alanında ülkemizin uydu haberleşme ihtiyaçlarını karşılayabilecek.” dedi. Mevcut uyduların hizmet vermediği Hindistan, Tayland, Malezya ve Endonezya’nın da kapsama alanına gireceğini duyuran Uraloğlu, ilk kez Türkiye tarafından üretilen bir uydu üzerinden bu ülkelerdeki yerel televizyon kanallarına ulaşacaklarının altını çizdi.
Türksat 6A ile Türkiye’nin uydularının ulaştığı nüfusun 3,5 milyardan 5 milyara çıkacağına da vurgu yapan Uraloğlu, “Kesintisiz televizyon yayıncılığı açısından önem arz eden KU-Bantta televizyon yayını yaptığımız uydularımızı yedekleyeceğimiz frekans bantları da yer alıyor. Bu anlamda yedeklilik açısından önem arz eden 6A ile birlikte sunduğumuz hizmetler de ek kapasiteyle artacak. Türksat 6A’nın hizmete girmesi ile Türksat’ın bölgeye yönelik uydu hizmeti ihracatının önemli ölçüde artmasını da planlıyoruz.” Şeklinde konuştu.

YURT DIŞINDA GÖREV YAPAN İHA’LARIN KONTROLÜ TÜRKSAT UYDULARIYLA DAHA GÜVENLİ
Bakan Uraloğlu, TÜRKSAT 6A’nın ülke güvenliği açısından çok büyük katkılar sağlayacağını kaydederek, askeri ve gözetleme amaçlı kullanılan İHA’ların son yıllarda, gelişen teknolojiyle, mühendislik uygulamalarında, bilimsel çalışmalarda ve sivil alanda da kendine yer bulduğunu anımsattı. Uraloğlu, “Şu anda hizmet veren Türksat 5B başta olmak üzere, tüm Türksat uydularıyla dünyanın dört bir yanında İHA’larımızı kontrol altında tutabiliyoruz. Bunlar, genişletilmiş menzil ve kapsama alanıyla kesintisiz haberleşebiliyor. Yani artık İHA’larımızın kontrolüne dışarıdan müdahale edilmesi mümkün değil ve bu uydu iletişimi, özellikle İHA operasyonlarında oyunun kurallarını değiştiren bir unsur olarak ortaya çıkıyor.” diye konuştu.
Yurt dışında görev yapan İHA’ların kontrolünün Türksat uydularıyla daha güvenli hale geleceğini vurgulayan Uraloğlu, “Uydu iletişimi, veri iletimi için güvenli ve şifreli kanallar sağlayarak, yetkisiz erişim veya müdahale riskini en aza indirecek. Aynı şekilde Türksat 6A da artık bu imkanımızın çok geniş bir alana yayılmasını sağlayacak.” dedi.
“UZAY VATANDAKI YÖRÜNGE HAKKIMIZI GÜVENCE ALTINDA ALDIK”
Türkiye’nin uydu alanındaki tecrübesiyle Türksat 6A’nın yeni bir dönemin kapısını araladığını söyleyen Uraloğlu, “Ülkemiz için yüksek teknolojili ürün üretimi alanında milat olduğu gibi vatandaşlarımızın ülkesine güvenini arttıran ve göğsünü kabartan bir proje de oldu. İnsansız hava araçlarımız, milli elektrikli trenlerimiz, muharip uçağımız Kaan ve TOGG gibi birçok alanda yerli ve milli imkanlarla geliştirdiğimiz teknolojilerle beraber, uydular konusunda da yerli ve milli stratejimiz başarıya ulaştı.
Artık insanımız biliyor ki Türkiye olarak bizim gerekli altyapımız, mühendisimiz ve insan kaynağımız var. Ülke olarak uzay vatandaki yörünge hakkımızı da güvence altında aldık. Sadece deniz ve karada değil uzaydaki haklarımızın da sonuna kadar takipçisi olacağız.” ifadelerini kullandı.
Uraloğlu, Türkiye’nin Türksat 6A’dan edindiği tecrübelerle bölgesindeki ülkeler için haberleşme uydusu üretim merkezi hâline geldiğini söyleyen Uraloğlu sözlerine şu şekilde devam etti:
“Türksat 6A’nın üretimi ile ülkemiz haberleşme uydusu üreten ülkeler arasında yerini aldı ve uydu ihracatçısı konumuna yükselmiş oldu. Dışa bağımlılığın azaltılması yönünde önemli bir kilometre taşı olmasının yanı sıra ülkemizde bir uydu üretim ekosisteminin kurulmasını da katkı sağladı.
Bir haberleşme uydusunun yaklaşık 250 milyon dolar değeri olduğu düşünüldüğünde, bu projenin başarıyla tamamlanmasının ülkemiz ekonomisinin gelişimi açısından önemi ortadadır. Ülkemizin bilim, teknoloji ve uzay yarışında gayret eden, alın teriyle, akıl teriyle, vakti ile, nakdi ile efor sarf eden tüm kurum, kuruluş ve reel sektör temsilcilerini yürekten kutluyorum.
Türkiye Uzay Ajansına, Tübitak Uzay, Türksat, Aselsan, C2TECH ve TUSAŞ ile birlikte sürece ve katkı veren tüm birimlere ayrı ayrı teşekkür ediyor, bu zorlu entegrasyon, test, fırlatma ve hizmete alma süreçlerindeki gayretlerinizi takdir ediyorum. Bu duygu ve düşüncelerle Türksat 6A’nın uzaya gönderilmesi ve hizmete alım programlarında buluşmak dileğiyle.”
ABD Uzay Ajansı’nın Güney Kaliforniya’daki Jet Propulsion Laboratuvarı’ndan (JPL) bilim insanları , bu iki devasa uzay kayasını 230 metre genişliğindeki Goldstone Güneş Sistemi Radarı aracılığıyla takip edip görüntülerini aldılar ve ayrıca bu nesnelerin boyutlarını da ölçtüler.
150 METRE UZUNLUĞUNDA UZUN VE KÖŞELİ BİR NESNE
Dünya’ya en yakın konumuna gelmesinden sadece 13 gün önce ilk kez tespit edilen 2024 MK asteroitinin, NASA’nın cumartesi günü gezegenimizin sıyrılarak geçtiğini gösteren radarına göre 150 metre uzunluğunda, ‘uzun ve köşeli’ bir nesne olduğu belirlendi.
Perşembe günü Dünya’nın yanından saatte 98 bin kilometre hızla geçen ve yaklaşık 1,6 kilometre genişliğindeki 2011 UL21 asteroitinin, yüzeyinden yaklaşık 3 kilometre uzakta yörüngede dönen bir ‘aycığı’ olduğu görüldü .
NASA ile gezegen savunması konusunda iş birliği yapan Avrupa Uzay Ajansı (ESA), 2024 MK adlı asteroidin geç tespit edilmesiyle ilgili olarak lafını sakınmadı.

AVRUPA UZAY AJANSI (ESA) YETKİLİLERİ, ‘BU BÜYÜKLÜKTE BİR ASTEROİT ÖNEMLİ HASARA YOL AÇAR’ DEDİ
Ajans, ‘Bu nedenle gezegenimizin yanından uçup gitmesinden hemen önce keşfedilmesi, potansiyel olarak tehlikeli Dünya’ya yakın nesneleri (NEO) tespit etme ve izleme yeteneğimizi geliştirmemiz gerektiğini vurguluyor’ dedi.
İlk olarak 16 Haziran’da Güney Afrika’daki NASA destekli Asteroid Dünyaya Çarpma Son Uyarı Sistemi (ATLAS) tarafından kaydedilen asteroit 2024 MK’nin yörüngesi, Dünya’nın çekim kuvvetiyle inanılmaz derecede yakın karşılaşması nedeniyle değişti.
Nesne, Dünya ile Ay’ın yörüngesi arasındaki mesafeye kadar zum yaparak gezegenimizin atmosferinin yüzeyinden yaklaşık 290 bin kilometre uzaklaştı.
NASA, 2024 MK’yi ‘potansiyel olarak tehlikeli asteroit’ olarak sınıflandırırken, NASA JPL, ‘gelecekteki hareketine ilişkin hesaplamalar, öngörülebilir gelecekte gezegenimiz için bir tehdit oluşturmadığını gösteriyor’ diye bildirdi.
KIL PAYI KURTULDUK… BİR SONRAKİ TEHLİKE ONLARCA YIL SONRA OLABİLİR
Bu iki öldürücü asteroitin izlenmesine öncülük eden JPL’deki gezegen bilimci Dr. Lance Benner, böyle gerçek bir ‘kıl payı kurtulma’ olayının onlarca yıl daha yaşanmasının pek mümkün olmadığını ve ABD Uzay Ajansı’nın bu durumu en iyi şekilde değerlendirmek için çok çalıştığını söyledi.
Dr. Benner, ‘Bu, Dünya’ya yakın bir asteroitin fiziksel özelliklerini araştırmak ve detaylı görüntülerini elde etmek için olağanüstü bir fırsattı’ dedi.

GÜNEŞİMİZİN ETRAFONDA 1.130 GÜNDE BİR TUR ATIYOR
Güneşimizin etrafında yaklaşık her 1.130 günde bir tur atan 2011 UL21, bu yakın geçişiyle bir asırdan fazla bir süredir Dünya’ya en yakın geçişini gerçekleştirdi.
NASA JPL, 27 Haziran’da neredeyse ıskaladığı bu iki mil çapındaki gezegen katilinin ‘kabaca küresel’ olduğunu tespit edebildi.
2011 yılında UL21’in çok yakın ve yüksek hızlı geçişi, Derin Uzay İstasyonu 14 (DSS-14) olarak da bilinen Goldstone radarının yörüngesindeki ‘küçük ay’ asteroitini keşfetmesine de yardımcı oldu.
Dr. Benner, bu bulguyla ilgili olarak, ‘Bu büyüklükteki asteroitlerin yaklaşık üçte ikisinin ikili sistemler olduğu düşünülüyor’ dedi.
‘Bunların keşfi özellikle önemli çünkü onların göreceli konumlarının ölçümlerini kullanarak karşılıklı yörüngelerini, kütlelerini ve yoğunluklarını tahmin edebiliyoruz. Bu da onların nasıl oluşmuş olabilecekleri hakkında önemli bilgiler sağlıyor,’ diye devam etti.

100 YIL DAHA BİZİ RAHATSIZ EDEMEYECEK
NASA JPL, 2024 MK’de olduğu gibi 2011 UL21 ve onu ‘ikili sistem’ yapan küçük uydunun da ‘potansiyel olarak tehlikeli’ olduğunu bildirdi.
LiveScience’a göre 2011 UL21 , kıtasal ölçekte hasara yol açabilen ve çarptığında önemli iklim değişikliklerini tetikleyecek kadar çok enkaz bırakabilen bir asteroit olarak tanımlanan ‘gezegen katili’ olarak sınıflandırılıyor.
‘Gelecekteki yörüngelerine ilişkin hesaplamalar,’ diye belirttiler, ‘öngörülebilir gelecekte gezegenimiz için bir tehdit oluşturmayacağını gösteriyor.’
Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’ndeki bilim insanları, bu kategorideki bir asteroitin en azından önümüzdeki 1000 yıl boyunca Dünya’ya çarpmayacağını açıkladı.
BAE ile uzay rotasında işbirliği yapılacağını söyleyen Bakan Kacır, ‘BAE ile uzay sahasında temeli sağlam bir işbirliği rotası çizdik. Ortak fırlatma araçları konusunda imzaladığımız mutabakatla gelişen uzay ekonomisinden iki ülkenin payının da artırılmasını hedefliyoruz.’ ifadelerini kullandı.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın Türkiye’nin uydu ve uzay projelerine ilişkin değerlendirmelerine yer verildi.
Kacır, AA muhabirine, yakın dünya ve Ay yörüngesinde uzay ajansları ve şirketlerinin inşa etmeyi planladıkları istasyonlar olduğunu ifade ederek, bu anlamda uluslararası görüşmeler yaptıklarını söyledi.
Projeleri teknik olarak değerlendirdiklerini vurgulayan Kacır, “Artemis gibi programlar ve diğer programlar inceleniyor. Ülke olarak hangi alanlarda, nasıl katkılar verebiliriz, değerlendiriliyor. Bu kompleks yapıların inşası hem bütçesel ve takvim açısından zorlayıcı hem de teknik açıdan karmaşık. Bu nedenle uluslararası işbirliği gerekiyor.” diye konuştu.
Uydu projelerinin devam ettiğine dikkati çeken Kacır, TÜBİTAK UZAY öncülüğünde üretilen Türkiye’nin ilk milli haberleşme uydusu Türksat 6A’nın temmuz ayının ikinci haftasında uzaya gönderilmesinin önemli bir aşama olacağını ifade etti.
Kacır, bu alandaki yeni fırsatlara işaret ederek, şöyle konuştu:
“İnşa edilecek uzay istasyonları, tecrübelerimizi ve potansiyellerimizi değerlendirebilmemiz için yeni fırsatlar barındırıyor. Mikro yer çekimi ortamında deney ve analiz tecrübesi edindik.
Ülkemiz uzay ekosisteminin kabiliyetleri çerçevesinde uzay programlarında yer almayı istiyoruz. Türksat 6A ve Ay Araştırma Programı (AYAP) ile daha derin tecrübe ve tarihçe kazanacağımız bileşenlerimiz olacak.”

YENİ HEDEF TAKIM UYDULAR
Kacır, haberleşme, gözlem ve istihbarat uyduları alanında önemli aşamalar kaydedildiğini belirterek, İMECE takım uydu projesine de yakın zamanda başlayacakları bilgisini verdi. Küp uydularla ilgili çalışmaların da önemine dikkati çeken Kacır, şunları kaydetti:
“Yeni seri iki uydudan oluşacak ve 4 yıl içinde devreye girecek takım uydularla ülkemizin yüksek çözünürlüklü yer gözlem ihtiyaçlarının önemli bir kısmı yerli imkanlarla karşılanmış olacak.
Bu projeleri GÖKTÜRK yenileme projeleri takip edecek. Ayrıca küçük ve küp uydular konusunda çalışmalarımız hızla devam ediyor. Değişik görev yükleriyle uydu filomuzun genişletilmesi hedefleniyor. Astronomi alanında teleskop projeleri (Doğu Anadolu Gözlemevi Projesi) de sürüyor.”
AY ARACI PROJESİ TAKVİMİNDE İLERLİYOR
Kacır, uydularla birlikte derin uzaya ilişkin kapsamlı çalışmaları olduğunu, gözlem ve haberleşme uydu projelerindeki bilgi ve tecrübelerini Ay Projesi’ne de taşıdıklarını ve Türkiye’nin burada mevcudiyet gösteren sayılı ülkeler arasına girmesini amaçladıklarını dile getirdi.
AYAP-1 Projesi kapsamında Dünya’dan Ay yörüngesine ulaşarak buradan veri toplayan ve sonrasında Ay yüzeyiyle teması sağlayacak bir uzay aracı geliştirmek için çalışmaların sürdüğünü vurgulayan Kacır, aracın görev misyonunun tanımlanması, ilave bilimsel görev yükleri ve kullanılacak kritik ekipmanların belirlenmesi gibi süreçlerin tamamlandığını söyledi.
Kacır, Delta V şirketince milli olarak geliştirilen ve uzay aracında yörünge transferi sırasında kullanılacak hibrit itki motorunun ön tasarımının da tamamlandığı bilgisini vererek, şöyle konuştu:
“Ay aracımız 2026 sonu veya 2027’nin ilk çeyreğinde fırlatılmaya hazır hale gelecek ve fırlatım müsaitliğine göre uzaya gönderilecek. Çok büyük bir aksilik yaşanmazsa proje belirlenen takvimde tamamlanacak.
Milli imkanlarla geliştirilecek teknoloji, ürün, yazılım ve ekipmanların başarılı olmasıyla ülkemizin sistem geliştirme ve zorlu görev operasyonlarını gerçekleştirebilme kabiliyetine yönelik uluslararası itibarını artıracağız.
Ay’daki suyun kökeninden yüzey bileşenlerine, sıcaklıklardan radyasyona kadar verilerin Türkiye’deki bilim insanlarımızca bilgiye çevrilmesini planlıyoruz. Şu anda Ay’a gidecek uzay aracı gibi uyduları fırlatma kabiliyetimiz olmaması sebebiyle ilk etapta fırlatmanın uluslararası işbirlikleriyle yapılması gerekiyor. Bu nedenle fırlatma yeteneğine sahip ülkelerle görüşmelere başlandı.”

TÜBİTAK UZAY’DA AY ARACININ KART TESTLERİ YAPILDI
Kacır, uzay konusunda uluslararası işbirliklerine verdikleri öneme dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“Ülkelerin Ay projelerini ve programlarını yakından takip ediyoruz. Bazı ülkelerin Ay projelerinde ekipman bazlı yer alabiliriz. Ülkemiz çıkarına uygun bir biçimde bu programlarda yer almayı isteriz. Gerek altyapımız gerekse kabiliyetimiz bazı boyutlarda yer alabileceğimizi gösteriyor. Özel yabancı bir firma tarafından Ay’a gönderilecek ‘rover’ aracının elektronik kart testleri TÜBİTAK UZAY’da yapıldı.
Ay programları kapsamında hizmet ihracatı yaptık diyebiliriz. Milli Uzay Programı kapsamında AYAP etaplarıyla hem nitelik hem de aktör sayısı bakımından daha etkin olacağız.
Ay misyonumuz doğrultusunda uluslararası işbirliklerine her zaman açığız. Uzay evrensel bir saha ve insanlığın gelişimine katkı yapacak her türlü çalışmayı ülkemiz menfaatleri ve çıkarları kapsamında yapmaya hazırız.”
Kacır, Milli Uzay Programı kapsamında hedeflerden birinin de Türkiye’nin uzay aracı ve uydu fırlatma ihtiyaçlarını bağımsız olarak gerçekleştirebilmek ve bir uzay limanı oluşturmak olduğunu anlattı.
“Kendi uydumuzu ve fırlatma aracımızı, kendi uzay limanımızdan atabilmek kapsamındaki faaliyetlerimiz birçok kurum ve kuruluşun katkısıyla hızlanarak devam ediyor.” diyen Kacır, böylesine büyük bir tesisin, yurt dışı ortaklıklar yapılarak kurulması gerektiğini söyledi.
BAE İLE UZAY ROTASINDA İŞBİRLİĞİ
Birçok ülke gibi Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) uzaya bağımsız erişim faaliyetlerini takip ettiklerini vurgulayan Kacır, şunları kaydetti:
“Ülkelerimizin uzay yol haritasıyla uyumlu, ticari olarak da üçüncü ülkelere/firmalara hizmet sağlayabilecek teknolojik ve yenilikçi bir uzay limanının kurulması konusunda görüşmelerimiz devam ediyor.
BAE ile uzay sahasında temeli sağlam bir işbirliği rotası çizdik. Ortak fırlatma araçları konusunda imzaladığımız mutabakatla gelişen uzay ekonomisinden iki ülkenin payının da artırılmasını hedefliyoruz.
Oluşacak stratejik işbirliği sayesinde ortak bir fırlatma üssü kurulması ve fırlatma aracı geliştirmesine yönelik imkanlarımızı artıracağız. Bu projelerle Türkiye ile BAE arasındaki ilişkileri en üst düzeyde sürdüreceğiz. Uzay limanı konusunda en doğru lokasyon, altyapı ve gerekli teknolojilerin tespit edilmesi amacıyla ön fizibilite çalışmaları yapılacak.”
Bakan Kacır, Space X ve Axiom Space ile işbirlikleri kapsamında görüşmelerin sürdüğüne işaret ederek, “Her uzay istasyonu projesi ilgimizi çekiyor. Ülkemizin uzay kabiliyetlerinin de değerlendirilebileceği projeleri öncelikli olarak değerlendireceğiz.” dedi.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye’nin ilk yerli ve milli haberleşme uydusu Türksat 6A’nın Amerika’nın Florida eyaletindeki SpaceX tesislerinde fırlatma gününü beklediğini kaydederek fırlatma öncesi testlerinin de tamamlanma aşamasına geldiğini bildirdi.
Türksat 6A uydusunun entegrasyon ve testlerinin, 10 yıllık bir süreçte Türksat ve TUSAŞ iş birliğiyle ülkemize kazandırılan Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test (USET) Merkezi’nde gerçekleştirildiğini anımsatan Uraloğlu, Türksat 6A’yı, Türksat’ın yanı sıra TÜBİTAK Uzay, ASELSAN, TUSAŞ ve C2TECH’in katkılarıyla en yüksek yerlilik oranıyla ürettiklerinin de altını çizdi.

SPACEX FALCON 9 ROKETİYLE FIRLATILACAK
Türksat-6A Uydu Projesi’nin gereksinimler doğrultusunda ve proje takvimine göre süren faaliyetlerinin proje paydaşları ve ilgili kurumlarca yakından da takip edildiğini vurgulayan Uraloğlu, Türksat uydularının yedekliliğini sağlayacak ve mevcut kapasiteyi artıracak Türksat 6A’nın 6 Haziran’da SpaceX tesislerine ulaştığını kaydederek, “Nakliye işlemlerinin tamamlanması sonrasında başlatılan fırlatma aşaması testleri de tamamlanma aşamasına geldi.
Mevcut proje takvimine göre Temmuz ayı ikinci haftasının başında Türksat 6A uydumuzu Space X firmasının Falcon 9 tip roketiyle uzaya göndermeyi planlanıyoruz. Şunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz ki; yüzde 80’in üzerinde bir yerlilik oranı ile ülkemizin en büyük Ar-Ge projesinde son aşamaya geldik ve her şey takvime uygun olarak ilerliyor” diye konuştu.

“UYDUNUN HER PARÇASI, FARKLI GÖREV YÜKLERİNE SAHİP UYDULAR İÇİN KULLANILABİLECEK”
Uraloğlu, Türksat-6A’nın başarıyla hizmete girmesinin Türkiye için büyük öneme sahip olduğunun altını çizerek Türksat 6A ile Türkiye’nin ilk yerli haberleşme uydusu platformunu geliştirmiş olacağını anımsattı.
Türksat 6A’nın hizmete girmesinin ardından yüzde 81’in yerlilik oranı ile üretilen uydunun uzay deneyimi elde etmiş olacağını belirten Uraloğlu, “Bu sayede uydumuzun yerli ve milli olarak üretilen her parçası uydu deneyimi kazanmış olacak. Bu çok önemli. Çünkü ülkemizde üretilen bu parçaların hepsi uzay deneyimi kazanarak uzayda başarıyla hizmet verebildiği için tüm dünyaya ihracının önü de açılacak.
Artık haberleşme uydusu üreten tüm ülkeler, bu ürünleri bizden alabilecek. Sadece haberleşme uydusu üreten bir ülke olmakla kalmayacağız, tüm uydu parçalarını ihraç da edeceğiz. Üretilen her parça, artık farklı görev yüklerine sahip uydular için de kullanılabilecek” dedi.

“BU PROJE İLE UZAY YARIŞINDA YENİ BİR DÖNEME GİRİYORUZ”
Bakan Uraloğlu, özellikle kritik bileşenlerin yerli imkanlarla üretilmesi ve yüksek yerlilik oranı ile uydu ve uzay sektöründe dışa bağımlığın azalmasının güvenlik açısından da büyük önemi olduğunun altını çizdi.
Bir haberleşme uydusunun yaklaşık 250 milyon Dolar değeri olduğunu da anımsatan Uraloğlu, “Sadece bir uydunun değerini bile düşünürsek bu projenin ülkemiz için ne kadar önemli olduğu biraz daha anlaşılır olabilir. Ayrıca Türksat 6A’nın, uydu sektöründe yetişmiş insan kaynağı oluşturma konusunda da önemli katkısı olacak.
Teknoloji ve tecrübe kazanımı sayesinde ülkemiz uydu ve bileşenlerinin tasarım ve üretiminde önemli bir pazar payına sahip olabilecek. Ülkemiz için bir dönüm noktası olacak Türksat 6A’nın başarıyla hizmete alınması sonrasında Türkiye, uzay yarışında yeni bir döneme girecek” ifadelerini kullandı.
Bakan Kacır, “Türkiye’nin 10 yıllık hedefleri var Milli Uzay Programı kapsamında. Bunlardan biri bu uydu projelerinin devamına yönelik hedefler.
Türkiye inşallah TÜRKSAT 6A’dan sonra uydu ihracatçısı bir ülke haline de gelecek. Yeni nesil uydular yapacağız. Alçak yörünge uydu takımlarını Türkiye’de yerli ve milli olarak üreteceğiz, geliştireceğiz.” şeklinde konuştu.
İstanbul Öğretmen Akademileri ve Atölyeleri’nin 2023-2024 Eğitim Öğretim Yılı Kapanış Dersi programı İstanbul Teknik Üniversitesi Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde düzenlendi. Programa Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. İsmail Koyuncu, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Doç.Dr. Murat Mücahit Yentür, bakanlık temsilcileri ve öğretmenler katıldı. Program, Öğretmen Akademileri tarafından hazırlanan canlı müzik dinletisiyle başladı. Programda bir konuşma yapan Sanayi Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır Türkiye’nin teknolojik gelişmelerinin eğitimle ilişkisini değerlendiren bir sunum yaptı.
“BU MİLLETİN ÖZ EVLATLARI TÜRK’ÜN İMZASINI GÖKYÜZÜNE ATTILAR”
Bakan Kacır, “2000’li yıllarda bir şey oldu. Dünyada insansız sistemler, robot uçaklar diyebileceğimiz insansız hava araçları hızla yaygınlaşmaya başladı. Türkiye için insansız hava araçlarına erişim önemliydi Çünkü Türkiye 80’li yıllardan beri terörle mücadele eden bir ülkeydi. Ne zaman bu milletin öz evlatları Türkiye’yi milli insansız hava araçlarıyla tanıştırdı buluşturdu, işte Türkiye terörü topraklarından kazıyıp attı. Türk milletinin evlatları Bayraktar ile ANKA ile, Akıncı ile, Aksungur ile Anka 2 ile, Anka 3 ile, Kızılelma ile ve havacılıkta Hürkuş ile, Hürjet ile, Atak ile, Gökbey ile ve 5. nesil milli muharip uçağımız KAAN ile Türk’ün imzasını gökyüzüne attılar.ö dedi.
“YENİ NESİL TEKNOLOJİYE LOKOMOTİF OLMAYA ÇALIŞIYORUZ”
Kacır, “Eğer TOGG 2018 yılında kurulmamış, 2011 yılında kurulmuş olsaydı Türkiye belki bugün o Amerikan markası gibi rakiplerinin birkaç misli değere sahip bir markaya sahip olacaktı. Ama geç olsun güç olmasın. Nihayetinde adeta köprüden önce son çıkıştan çıktık. Yeni nesil teknolojiye ilk defa vagon olmadık, lokomotif olmaya çalışıyoruz. İlk defa yeni nesil teknolojinin salt müşterisi olmuyoruz, geliştiricisi ve üreticisi olmaya gayret ediyoruz. Şu anda ortanca yaşımız yaklaşık 33’ü geçtik biraz. O anlamda biraz yaşlandığımızı söyleyebiliriz ama mukayese edecek olursak Avrupa’nın ortanca yaşı 43. Almanya’nın ortanca yaşı 48. Yani biz Avrupa’dan 10, Almanya gibi bazı ülkelerden 15 yaş daha genciz. Bu büyük bir şans ve büyük bir fırsat. Çünkü bütün dünyayı genç insanların kurduğu teknoloji takımları, teknoloji girişimleri ve bu teknoloji girişimlerinin geliştirdiği yüksek teknoloji ürünleri ve teknoloji hizmetleri değiştiriyor dönüştürüyor.ö diye konuştu
“YENİ NESİL UYDULAR YAPACAĞIZ”
Türkiye’nin hedefleri arasında yer alan uzay programlarına da değinen Bakan Kacır, “Türkiye’nin 10 yıllık hedefleri var Milli Uzay Programı kapsamında. Bunlardan biri bu uydu projelerinin devamına yönelik hedefler. Türkiye inşallah TÜRKSAT 6A’dan sonra uydu ihracatçısı bir ülke haline de gelecek. Yeni nesil uydular yapacağız. Alçak yörünge uydu takımlarını Türkiye’de yerli ve milli olarak üreteceğiz, geliştireceğiz.
Bu alan çok değişti kıymetli hocalarım. 10 yıl önceye göre 1 birim yükü uzaya göndermenin maliyeti neredeyse 10’da 1 seviyesine düştü ve 10 yıl önce yılda ancak 100 uydu uzaya gönderiliyorken şimdi çoğu alçak yörüngeye gönderilen daha ufak uydular olmak üzere yılda 2 bin uydu uzaya gönderiliyor. Yani muazzam bir paradigma değişimi yaşanıyor uydu teknolojilerinde. Biz bu paradigma değişimini inşallah yakalayacağız; ama bunun yanında kendi roket teknolojimizi de geliştiriyoruz.
Hedefimiz, Türkiye’nin kendi uydularını kendi roketleriyle ve inşallah Milli Uzay Programı kapsamında kuracağımız bir uzay limanından uzaya gönderiyor olmak. Uluslararası bir işbirliğiyle kendi uzay limanımızı da kuracağız ve kendi uydularımızı kendi roketlerimizle kendi uzay limanımızdan uzaya göndereceğiz. Çok uzak değil bu gelecek Allah’ın izniyle” şeklinde konuştu.
“DÜNYADA VARSA BİR UMUT IŞIĞI O DA BU TOPRAKLARDA”
Teknoloji ve insanlık yararına kullanım ilişkisi hakkında da konuşan Kacır, “İsrail’in Ekim ayından bu yana yaklaşık 250 gündür canlı yayında insanlığa soykırım izlettiği bir dönemde yaşıyoruz. Ve bütün bunları yok etmeye çalıştığı toplumda bulunmayan teknolojik kabiliyetleri kendinde görmesi sayesinde gerçekleştiriyor, kendince.
Kuralı, adil bir çerçevesi olmayan teknolojinin insanlık için ancak bir felakete neden olabileceğini aslında hepimize canlı yayında izletiyor. İşte böyle bir çerçevede dünya tarihinin en büyük teknolojik kırılımlarından birine adım atıyoruz. Yapay zekayla birlikte insanlık yaşadığı en büyük kırılımlardan birini daha yaşayacak.
Elimizde adil küresel düzene dair çok güçlü bir umut maalesef yok. İnanın bütün bu yaşananların farkında olan herkes için dünyada varsa bir umut ışığı o da bu topraklarda. Yani hem sahip olduğu teknolojik kabiliyetler, sahip olduğu beşeri sermaye, insan kıymeti, insan kaynağı hem elde ettiği tarihi tecrübe hem küresel düzeyde dünyanın dört bir tarafında tarih boyunca masumlara, mahzunlara, mazlumlara uzattığı el ve nihayetinde tarih boyunca adaleti ve merhameti yeryüzünde hakim kılma çabası içinde olmuş olması Türk milletinin böyle bir dönemde insanlık için belki de tek umut kaynağı haline gelmesine vesile oldu” dedi.
Konuşmaların ardından Bakan Kacır’a hediye takdim edilirken, Öğretmen Akademisi’ni tamamlayan öğretmenlere başarı sertifikaları verildi. Program, Bakan Kacır ile programa katılanların fotoğraf çektirmesiyle sona erdi.

‘MAVİ GÖKYÜZÜNÜN SİYAHA DÖNMESİ TECRÜBESİ GERÇEKTEN UNUTULMAZDI’
Uçuşun oldukça başarılı geçtiğini, bilimsel deneyler perspektifinden bakıldığında bütün objektiflerini yerine getirdiklerini belirten Atasever, şöyle devam etti:
“Mikro yer çekiminden hemen önceki faz olan roket motorunun çalıştığı dönemdeki tecrübeyi ise gerçekten tarif etmesi güç. Çok yüksek bir takat ile 1 dakikalık bir süre içinde ses hızının 3 katı bir hıza erişmek ve etrafınızda bu hıza erişirken mavi gökyüzünün siyaha dönmesi tecrübesi gerçekten unutulmazdı. Onun hemen akabinde başlayan mikro yer çekimi koşuluysa son derece eğlenceliydi. Orada kendinizi oriyente etmeniz oldukça kolay, yumuşak hareketlerle yol alabiliyorsunuz. Bu tecrübeyi yaşamak da son derece keyifliydi. Tabii ki en özeli de dünyaya bakıp, o atmosferin farklı katmanlarını görmek, çıplak gözle bunu yaşayabilmekti.”

‘BİR KEFİYE BENİMLE BİRLİKTE, GÖĞSÜMÜN ÜZERİNDE UZAYA ÇIKTI’
Atasever, uzay yolculuğunda beraberindeki eşyaya ilişkin ise şunları söyledi:
“Sayın Cumhurbaşkanı’mız ile 19 Mayıs’ta gençlik buluşmamız kapsamında bir araya geldiğimizde kendisi bana bir saat hediye etmişti. Uzay yolculuğunda, operasyonlarda kullandığım saate ek olarak sağ kolumda da kendisinin bana takdim ettiği hediye vardı. Benim vatanımın bayrağı, 29 Nisan 2023’te İstanbul TEKNOFEST’te hem Türkiye’ye hem de bütün dünyaya ilan edildiğimiz seramoni esnasında Cumhurbaşkanı’mızın hem Alper Gezeravcı’ya hem de bana ayrı ayrı teslim ettiği bayrak benimle beraberdi.
Ana yurdum olan Azerbaycan’ın bayrağı benimle beraberdi. Bunlar yan yana, sırt sırtalardı. Onları da sarmalayan bir kefiye benimle birlikte, göğsümün üzerinde uzaya çıktı. Uzaya çıktığım zaman oradan yeryüzüne baktığımda, atmosferimizin kırılganlığı, ne kadar ince bir tabaka olduğunu gördüğümde, aslında bu yaşadığımız uzay gemisinin ne kadar kırılgan, kapalı, kendi içinde birbirine bağlı bir ekosistem olduğunu görme şansını birinci elden deneyimledim. Bu ekosistemi korumalı, bu ekosistem içinde yaşayan diğer mürettebat üyeleriyle de aslında barış içinde geçirmeliyiz.
‘FİLİSTİN HALKININ MARUZ KALDIKLARI BU KORKUNÇ DURUM DÜNYAMIZIN GÜZELLİĞİNİN HAK ETMEDİĞİ BİR DURUM’
Şu anda içinde bulunduğumuz durumda ne yazık ki Filistin halkının yaşadığı eziyet, maruz kaldıkları bu korkunç durum, dünyamızın güzelliğinin hak etmediği bir durum. Bu uzay gemisinin içinde yaşayan mürettebat üyelerinin aslında milletlerin ve sınırların olmadığını görüp anlaması, belki bu tarz faciaların, acıların sona ermesini sağlayabilir. Bende böyle duygular yarattı. Özellikle onların bu zor dönemini ve acısını paylaştığımızı sembolize etmek adına kefiyeyi yanımda uzaya taşıdım.”

‘TÜRKİYE İLE AZERBAYCAN BAYRAKLARI YAN YANAYDI’
Atasever, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisine hediye ettiği Türk bayrağı ile annesinin memleketi olan Azerbaycan bayrağını da yanında götürdüğüne değinerek “Onlar şu anda çok acı verici bir durumdaki Filistin halkı için önemli olan kefiye ile yan yana duruyorlardı.” dedi.
Türkiye ile Azerbaycan için “İki devlet, bir millet” ifadesinin kullanıldığına işaret eden Atasever, bunu yansıtmak için iki ülkenin bayrağının da yan yana durduğunu anlattı.
Atasever, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine hediye ettiği saat ile ailesi arkadaşlarından birçok kişisel eşyayı da götürdüğünü aktardı.

Bu görevi gelecek nesiller için de yerine getirdiğini anlatan Atasever, şunları kaydetti:
“Elbette, bu görevin ayrılmaz parçalarından biri araştırmalardı ancak asıl amaç bir sonraki nesli daha büyük, daha cesur hayaller kurmaya teşvik etmek. Bu yüzden onlara söyleyeceğim şey, kendiniz için gerçekten cesur hayaller seçmeye karar verin ve sonra bunları ulaşılabilir hedeflere dönüştürmek için gayretle ve stratejik olarak çalışın. Onların hayallerini gerçekleştirmelerine yardımcı olmak için elimden gelenin en iyisini yapmaktan fazlasıyla mutlu olurum.”
‘NEREDE VE NASIL OLURSA OLSUN HAYKIRACAĞIZ’
AK Parti İzmir Milletvekili ve Gençlik Kolları Başkanı Eyyüp Kadir İnan da resmi X hesabından paylaşımda, Atasever’in verdiği Filistin mesajlarına destek oldu.
İnan, “Nerede ve nasıl olursa olsun haykıracağız. “Özgür Filistin” diye. Uzay misyonumuzu gerçekleştirirken bile.” ifadelerini kullandı.
100 milyar ABD doları değerindeki projenin inşaatına 2025 yılına kadar başlanacak ve 2050 gibi erken bir tarihte faaliyete geçebilecek.
TRT Haber’in Bussines Insider’dan aktardığı habere göre, manyetik doğrusal motorlarla çalışan robot arabalar, roket maliyetinin çok altında bir maliyetle insanları ve kargoları yeni inşa edilen bir uzay istasyonuna taşıyacak. Oraya varmak yedi gün sürecek.
UZAY ASANSÖRÜ FİKRİ İMKANSIZ DEĞİL
Bilim adamları, Mars’a ulaşmamızın altı ila sekiz ay sürmesi yerine, bir uzay asansörünün bizi oraya üç ila dört ayda, hatta 40 gün kadar kısa bir sürede ulaştırabileceğini tahmin ediyor .
Uzay asansörleri kavramı yeni değil, ancak böyle bir yapının mühendisliğini yapmak hiç de kolay olmayacak ve teknolojinin yanı sıra diğer birçok sorun da önümüzde duruyor.
2012 yılında yapılan büyük bir uluslararası araştırma, uzay asansörünün uygulanabilir olduğu ancak en iyi şekilde uluslararası iş birliği ile başarılabileceği sonucuna vardı.
Projenin 2025 öncesinde nasıl ilerlediğini görmek için raporu yazan ve şirketin gelecekteki teknoloji oluşturma departmanının bir parçası olan Yoji Ishikawa, Business Insider’a şirketin muhtemelen gelecek yıl inşaata başlamayacağını söylese de şu anda “araştırma ve geliştirme, ortaklık kurma ve tanıtımla meşgul” dedi.
Bazıları böyle bir yapının mümkün olduğundan bile şüphe ediyor.
UZAYA DAHA UCUZ BİR ROTA
İnsanları ve nesneleri roketlerle uzaya fırlatmak son derece pahalıdır. Örneğin NASA, dört Artemis Ay misyonunun fırlatma başına 4,1 milyar dolara mal olacağını tahmin ediyor.
Bunun nedeni roket denklemi denilen bir şey. Uzaya gitmek çok fazla yakıt gerektirir ancak yakıt ağırdır, bu da ihtiyacınız olan yakıt miktarını artırır.
Uzay asansörü, roket veya yakıt ihtiyacını ortadan kaldırmayı hedefliyor.
Bazı tasarımlara göre uzay asansörleri, yükleri tırmanıcı adı verilen elektromanyetik araçlarla yörüngeye taşıyacak.
Uzay mekiği kullanmak, kargoyu uzaya taşımak için kilogram başına yaklaşık 22 bin dolar tutuyor. Uzay asansörü için tahmin yaklaşık 200 dolar.
DÜNYADA UZAY ASANSÖRÜ YAPMAYA YETECEK KADAR ÇELİK YOK
Şu anda bir uzay asansörü inşa etmenin önündeki en büyük engellerden biri, ipin veya borunun neyden yapılacağı.
Eğer çelik gibi tipik malzemelerden yapılmışsa, maruz kalacağı muazzam gerilime dayanabilmesi için borunun çok kalın olması gerekir.
Ancak dünyada bu kadar çelik bulunmuyor.
Ishikawa’nın raporu Obayashi Corporation’ın karbon nanotüpleri kullanabileceğini öne sürdü . Bir nanotüp, kurşun kalemlerde kullanılan malzeme olan sarılmış bir grafit tabakası
Johnson, çeliğe kıyasla çok daha hafif ve gerilim altında kırılma olasılığının daha düşük olduğunu, dolayısıyla uzay asansörünün çok daha küçük olabileceğini söyledi.
Ancak Nanotüpler çok güçlü olmalarına rağmen aynı zamanda çok küçüktürler; çapları metrenin milyarda biri kadar.
Ishikawa’nın raporuna göre, nesnelerin Dünya’nın dönüşüyle senkronize kaldığı jeosenkron yörüngeye ulaşırken düzgün bir şekilde dengelenebilmesi için ipin en az 35 bin kilometre uzunluğunda olması gerekiyor.
Ishikawa, bunun yerine araştırmacıların tamamen yeni bir materyal geliştirmeleri gerekebileceğini söyledi.
DİĞER ENGELLER NELER?
Ancak malzeme ne olursa olsun, hâlâ başka sorunlar var.
Johnson, örneğin bir uzay asansörünün ipinin inanılmaz bir gerilim altında olacağını ve kopmaya yatkın olacağını söyledi.
Bir yıldırım çarpması onu buharlaştırabilir. Kasırgalar ve musonlar gibi dikkate alınması gereken başka hava koşulları da var.
Ay misyonunu gerçekleştireceğiz. Türkiye’de geliştirilmiş bir hibrit roket motorunu uzayda ateşleyerek Ay’a erişen bir uzay aracı yapacağız. Bu teknolojik kazanım Türkiye’ye önümüzdeki yıllarda uzay ekonomisinde farklı fırsatlar getirecek. Türkiye uyduların yörüngeler arası transferlerini yapan uzay araçlarını geliştirebilen bir ülke olacak.” dedi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Türkiye’nin ilk insanlı uzay yolculuğunun da gerçekleştiği sefer kapsamında Uluslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) giden astronotlar Alper Gezeravcı, Michael Lopez-Alegria, Walter Villadei ve Marcus Wandt’dan oluşan Axiom Mission 3 (Ax-3) ekibiyle ODTÜ’de düzenlenen “Ax-3 Uzay Misyonu Mürettebatı Karşılama Töreni’ne katıldı.
Kacır, Gezeravcı’nın yeryüzüne dönüşünden itibaren 63’üncü etkinliği gerçekleştirdiğini ve 37 şehirde gençlerle, öğrencilerle buluştuğunu söyledi.
Türkiye’nin uzay bilim misyonunun en önemli hedeflerinden birinin, “Türk gençliğine gelecek adına ilham kaynağı olmak” olduğunu vurgulayan Kacır, gençlerin geleceğe dair hayallerinin, hedeflerinin, projelerinin tohumlarını da birlikte ekeceklerini bildirdi.
Bakan Kacır, şöyle konuştu:
“Ülkemizin Milli Teknoloji Hamlesi yolculuğunda sürdürdüğümüz tüm projelerin merkezinde ve kalbinde Türk gençliğini görüyoruz. Biliyoruz, inanıyoruz ki Türk gençliği Milli Teknoloji Hamlesi’ni başarıya ulaştıracak, Türkiye’nin teknolojik bağımsızlık yolculuğunda öncü olacak. Bunu Türk gençliği hem Türkiye’ye hem dünyaya ispat etti.
Bugün Türkiye bütün dünyanın dikkatle takip ettiği yüksek teknoloji projelerini gerçekleştirebiliyorsa bugün Türkiye Bayraktar’la, Anka’yla, Akıncı’yla, Aksungur’la, Hürkuş’la, Hürjet’le, Atak’la, Gökbey’le, Kaan’la, Kızıl Elma’yla gökyüzüne imzasını atabiliyorsa bu Türk gençliğinin eseridir. Sizler çok daha ötesini başaracaksınız. Türkiye’nin hedeflerini ve hayallerini ufkun ötesine taşıyacak olan sizler olacaksınız. İnanıyoruz ki işte bu uzay bilim misyonu sizin için bir ilham kaynağı olacak.”
Alper Gezeravcı’nın uzay misyonunu gerçekleştirmeden önce Axiom Space tarafından belgeselinin çekildiğini anımsatan Kacır, bu filmde Gezeravcı’nın çocukken pilot olmayı hedeflediğini ancak uzaya gitmenin, başka milletlerin çocuklarının hayali olduğunu düşündüğünü dile getirdi.
Kacır, Gezeravcı’nın uzay yolculuğunun önemine dikkati çekerek, “Bu tarihi görevin ana hedefi, Türk çocuklarının başka milletlerin çocuklarına ait olduğu gerekçesiyle artık hiçbir alanda, hiçbir hayali kurmaktan vazgeçmeyecek olmasıdır” değerlendirmesinde bulundu.

“AY MİSYONUNU GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ”
Teknoloji ve bilim yarışında insanlık yararına geliştirilecek tüm alanlarda dünyada en önde gelen ülkelerden biri olmak istediklerini vurgulayan Kacır, şöyle devam etti:
“Bunu başarabiliriz. Havacılıkta, savunma sanayisinde elde ettiğimiz kazanımlar bütün dünya tarafından dikkatle takip ediliyor. Bu kazanımları, başarıyı uzay bilimi ve teknolojilerine daha hızlı şekilde transfer etmek istiyoruz. Bu alanda da benzer bir başarı hikayesi gerçekleştirmek istiyoruz.
Çünkü bu alan bizim için hem çok stratejik hem de ekonomik değeri açısından çok kıymetli bir alan. Küresel uzay ekonomisi yıllık 600 milyar doları aştı. 10 yıl içinde 1,5 trilyon dolara yaklaşacağı tahmin ediliyor. Biz bu pastadan daha fazla pay alabiliriz. Bunu yapabilecek imkan ve kabiliyete sahibiz.”
Türkiye’nin uydu projelerine ilişkin bilgi veren Kacır, haberleşme uydularını yerli ve milli geliştirmenin de çok önemli bir amaç olduğunu anlattı.
Türksat 6A ile Türkiye’nin haberleşme uydularını yerli ve milli geliştirebilen 11 ülkeden biri olacağına dikkati çeken Kacır, şunları kaydetti:
“İMECE deyince yaklaşık 600 kilometrede görev yapan yaklaşık 600 kilogramlık bir uydudan bahsediyoruz. Türksat 6A deyince yaklaşık 36 bin kilometrede görev yapan 4 bin 250 kilogramlık haberleşme uydusundan, biraz daha sofistike ve karmaşık bir teknolojik sistemden bahsediyoruz. Türksat 6A bugüne dek Türkiye’de geliştirdiğimiz, ürettiğimiz en yüksek değere sahip teknolojik ürün olmuş oldu. Hedefimiz daha öte projeleri gerçekleştirmek. Ay misyonunu gerçekleştireceğiz.
Türkiye’de geliştirilmiş bir hibrit roket motorunu uzayda ateşleyerek Ay’a erişen bir uzay aracı yapacağız. Bu teknolojik kazanım Türkiye’ye önümüzdeki yıllarda uzay ekonomisinde farklı fırsatlar getirecek. Türkiye uyduların yörüngeler arası transferlerini yapan uzay araçlarını geliştirebilen bir ülke olacak.”

“BAŞARIDA EN BÜYÜK PAY TÜRK GENÇLİĞİNİN”
Kacır, insanlı uzay araştırmalarını da çok değerli gördüklerine işaret ederek, Alper Gezeravcı ve Tuva Cihangir Atasever’in bu görev için seçildiğini hatırlattı.
Gezeravcı’nın 14 gün planlanan ve uzatmalarla birlikte 18 günde tamamlanan misyonu başarıyla icra ettiğini vurgulayan Kacır, Türkiye’nin insanlı uzay araştırmalarında başlattığı çalışmaları güçlü şekilde devam ettireceğini bildirdi.
Mehmet Fatih Kacır, Atasever’in ABD’de yörünge altı araştırma uçuşuna hazırlandığını anımsatarak, onun da Gezeravcı gibi bilimsel deneyler gerçekleştireceğini vurguladı.
8 Haziran itibarıyla Türkiye’nin artık iki vatandaşının uzay sınırı olarak kabul edilen yaklaşık 90 kilometrelik sınıra erişeceğini, mikro yer çekimi ortamını deneyimleyeceğini ve dolayısıyla astronot unvanı kazanmış olacağını belirten Kacır, şu değerlendirmede bulundu:
“Hedefimiz bunun da daha ötesi. Türkiye’nin uluslararası insanlı uzay araştırmaları programlarına güçlü şekilde dahil olmasını hedefliyoruz. Bu programların sadece yararlanıcısı değil, bu programlarda bilimsel araştırmalara aktif ve etkin şekilde dahil olan, bilimsel araştırmalara öncülük eden ülkelerden biri olmasını arzu ediyoruz. Türkiye’nin ISS yenileme projelerine Türk uzay sanayisiyle dahil olmasını hedefliyoruz.
Bütün bunları yapabilecek bir ekosisteme sahip Türkiye. Bugün Türkiye’nin savunma sanayisinde 3 bin 500’e yakın girişim, 80 binden fazla insan kaynağı var. Uzay alanında da yine hemen bu kampüsün yanı başında bir uzay teknolojileri geliştirme bölgesi inşa edeceğiz.
Türkiye’de bu alanda çalışma yapan girişimlerin, startup’ların, teknoloji şirketlerinin bir arada olduğu projeleri, programları önümüzdeki dönemde hızlandıracağız. Savunma sanayisinde Türkiye nasıl başarılı olduysa havacılıkta akamete uğratılmış başarı hikayelerini nasıl gerçeğe dönüştürmüşse uzay alanında da dünyanın öncü ülkelerinden biri olacak. Bu başarıda en büyük pay Türk gençliğinin olmaya devam edecek.”
Ay misyonunu gerçekleştireceğiz. Türkiye’de geliştirilmiş bir hibrit roket motorunu uzayda ateşleyerek Ay’a erişen bir uzay aracı yapacağız. Bu teknolojik kazanım Türkiye’ye önümüzdeki yıllarda uzay ekonomisinde farklı fırsatlar getirecek. Türkiye uyduların yörüngeler arası transferlerini yapan uzay araçlarını geliştirebilen bir ülke olacak.” dedi.
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Türkiye’nin ilk insanlı uzay yolculuğunun da gerçekleştiği sefer kapsamında Uluslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) giden astronotlar Alper Gezeravcı, Michael Lopez-Alegria, Walter Villadei ve Marcus Wandt’dan oluşan Axiom Mission 3 (Ax-3) ekibiyle ODTÜ’de düzenlenen “Ax-3 Uzay Misyonu Mürettebatı Karşılama Töreni’ne katıldı.
Kacır, Gezeravcı’nın yeryüzüne dönüşünden itibaren 63’üncü etkinliği gerçekleştirdiğini ve 37 şehirde gençlerle, öğrencilerle buluştuğunu söyledi.
Türkiye’nin uzay bilim misyonunun en önemli hedeflerinden birinin, “Türk gençliğine gelecek adına ilham kaynağı olmak” olduğunu vurgulayan Kacır, gençlerin geleceğe dair hayallerinin, hedeflerinin, projelerinin tohumlarını da birlikte ekeceklerini bildirdi.
Bakan Kacır, şöyle konuştu:
“Ülkemizin Milli Teknoloji Hamlesi yolculuğunda sürdürdüğümüz tüm projelerin merkezinde ve kalbinde Türk gençliğini görüyoruz. Biliyoruz, inanıyoruz ki Türk gençliği Milli Teknoloji Hamlesi’ni başarıya ulaştıracak, Türkiye’nin teknolojik bağımsızlık yolculuğunda öncü olacak. Bunu Türk gençliği hem Türkiye’ye hem dünyaya ispat etti.
Bugün Türkiye bütün dünyanın dikkatle takip ettiği yüksek teknoloji projelerini gerçekleştirebiliyorsa bugün Türkiye Bayraktar’la, Anka’yla, Akıncı’yla, Aksungur’la, Hürkuş’la, Hürjet’le, Atak’la, Gökbey’le, Kaan’la, Kızıl Elma’yla gökyüzüne imzasını atabiliyorsa bu Türk gençliğinin eseridir. Sizler çok daha ötesini başaracaksınız. Türkiye’nin hedeflerini ve hayallerini ufkun ötesine taşıyacak olan sizler olacaksınız. İnanıyoruz ki işte bu uzay bilim misyonu sizin için bir ilham kaynağı olacak.”
Alper Gezeravcı’nın uzay misyonunu gerçekleştirmeden önce Axiom Space tarafından belgeselinin çekildiğini anımsatan Kacır, bu filmde Gezeravcı’nın çocukken pilot olmayı hedeflediğini ancak uzaya gitmenin, başka milletlerin çocuklarının hayali olduğunu düşündüğünü dile getirdi.
Kacır, Gezeravcı’nın uzay yolculuğunun önemine dikkati çekerek, “Bu tarihi görevin ana hedefi, Türk çocuklarının başka milletlerin çocuklarına ait olduğu gerekçesiyle artık hiçbir alanda, hiçbir hayali kurmaktan vazgeçmeyecek olmasıdır” değerlendirmesinde bulundu.

“AY MİSYONUNU GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ”
Teknoloji ve bilim yarışında insanlık yararına geliştirilecek tüm alanlarda dünyada en önde gelen ülkelerden biri olmak istediklerini vurgulayan Kacır, şöyle devam etti:
“Bunu başarabiliriz. Havacılıkta, savunma sanayisinde elde ettiğimiz kazanımlar bütün dünya tarafından dikkatle takip ediliyor. Bu kazanımları, başarıyı uzay bilimi ve teknolojilerine daha hızlı şekilde transfer etmek istiyoruz. Bu alanda da benzer bir başarı hikayesi gerçekleştirmek istiyoruz.
Çünkü bu alan bizim için hem çok stratejik hem de ekonomik değeri açısından çok kıymetli bir alan. Küresel uzay ekonomisi yıllık 600 milyar doları aştı. 10 yıl içinde 1,5 trilyon dolara yaklaşacağı tahmin ediliyor. Biz bu pastadan daha fazla pay alabiliriz. Bunu yapabilecek imkan ve kabiliyete sahibiz.”
Türkiye’nin uydu projelerine ilişkin bilgi veren Kacır, haberleşme uydularını yerli ve milli geliştirmenin de çok önemli bir amaç olduğunu anlattı.
Türksat 6A ile Türkiye’nin haberleşme uydularını yerli ve milli geliştirebilen 11 ülkeden biri olacağına dikkati çeken Kacır, şunları kaydetti:
“İMECE deyince yaklaşık 600 kilometrede görev yapan yaklaşık 600 kilogramlık bir uydudan bahsediyoruz. Türksat 6A deyince yaklaşık 36 bin kilometrede görev yapan 4 bin 250 kilogramlık haberleşme uydusundan, biraz daha sofistike ve karmaşık bir teknolojik sistemden bahsediyoruz. Türksat 6A bugüne dek Türkiye’de geliştirdiğimiz, ürettiğimiz en yüksek değere sahip teknolojik ürün olmuş oldu. Hedefimiz daha öte projeleri gerçekleştirmek. Ay misyonunu gerçekleştireceğiz.
Türkiye’de geliştirilmiş bir hibrit roket motorunu uzayda ateşleyerek Ay’a erişen bir uzay aracı yapacağız. Bu teknolojik kazanım Türkiye’ye önümüzdeki yıllarda uzay ekonomisinde farklı fırsatlar getirecek. Türkiye uyduların yörüngeler arası transferlerini yapan uzay araçlarını geliştirebilen bir ülke olacak.”

“BAŞARIDA EN BÜYÜK PAY TÜRK GENÇLİĞİNİN”
Kacır, insanlı uzay araştırmalarını da çok değerli gördüklerine işaret ederek, Alper Gezeravcı ve Tuva Cihangir Atasever’in bu görev için seçildiğini hatırlattı.
Gezeravcı’nın 14 gün planlanan ve uzatmalarla birlikte 18 günde tamamlanan misyonu başarıyla icra ettiğini vurgulayan Kacır, Türkiye’nin insanlı uzay araştırmalarında başlattığı çalışmaları güçlü şekilde devam ettireceğini bildirdi.
Mehmet Fatih Kacır, Atasever’in ABD’de yörünge altı araştırma uçuşuna hazırlandığını anımsatarak, onun da Gezeravcı gibi bilimsel deneyler gerçekleştireceğini vurguladı.
8 Haziran itibarıyla Türkiye’nin artık iki vatandaşının uzay sınırı olarak kabul edilen yaklaşık 90 kilometrelik sınıra erişeceğini, mikro yer çekimi ortamını deneyimleyeceğini ve dolayısıyla astronot unvanı kazanmış olacağını belirten Kacır, şu değerlendirmede bulundu:
“Hedefimiz bunun da daha ötesi. Türkiye’nin uluslararası insanlı uzay araştırmaları programlarına güçlü şekilde dahil olmasını hedefliyoruz. Bu programların sadece yararlanıcısı değil, bu programlarda bilimsel araştırmalara aktif ve etkin şekilde dahil olan, bilimsel araştırmalara öncülük eden ülkelerden biri olmasını arzu ediyoruz. Türkiye’nin ISS yenileme projelerine Türk uzay sanayisiyle dahil olmasını hedefliyoruz.
Bütün bunları yapabilecek bir ekosisteme sahip Türkiye. Bugün Türkiye’nin savunma sanayisinde 3 bin 500’e yakın girişim, 80 binden fazla insan kaynağı var. Uzay alanında da yine hemen bu kampüsün yanı başında bir uzay teknolojileri geliştirme bölgesi inşa edeceğiz.
Türkiye’de bu alanda çalışma yapan girişimlerin, startup’ların, teknoloji şirketlerinin bir arada olduğu projeleri, programları önümüzdeki dönemde hızlandıracağız. Savunma sanayisinde Türkiye nasıl başarılı olduysa havacılıkta akamete uğratılmış başarı hikayelerini nasıl gerçeğe dönüştürmüşse uzay alanında da dünyanın öncü ülkelerinden biri olacak. Bu başarıda en büyük pay Türk gençliğinin olmaya devam edecek.”
Türksat 6A uydusunun Antonov An-124 tipi uçakla Florida’ya doğru yola çıkacağını kaydeden Uraloğlu, “Bu proje, ülkemizin uzaydaki geleceği açısından büyük önem taşıyor. Uydumuzda kullanılacak alt sistemleri, uydu yer istasyonunu ve yazılımları milli imkanlarla gerçekleştirdik. Türksat 6A’nın hizmete girmesi ile Türkiye haberleşme uydusu üretebilen ülkeler ligine yükselecek. Böylece haberleşme uydusu ihracatı da yapabileceğiz.” diye konuştu.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye’nin ilk yerli ve milli haberleşme uydusu Türksat 6A’nın uzaya gönderilmeye hazır hale geldiğini ve bu kapsamda paketleme işlemlerinin son aşamasına geçildiğini açıkladı.
Türksat 6A uydusunun entegrasyon ve testlerinin Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test (USET) Merkezi’nde gerçekleştirildiğini anımsatan Uraloğlu, “Uydu hizmetlerinde Türksat 3A, Türksat 4A, Türksat 4B, Türksat 5A ve Türksat 5B haberleşme uydularımız ile hizmetlerimiz sürdürüyoruz. Türkiye’nin en önemli projelerinden olan yerli haberleşme uydusu Türksat 6A projemizde ise artık sona çok yakınız. Temmuz ayında uydumuzu uzaya göreceğiz” dedi.

“TÜRKSAT 6A, SPACEX TESİSLERİNDEN UZAYA GÖNDERİLECEK”
Uraloğlu, Türksat 6A’nın yapımını Türksat’ın öncülüğünde Tübitak Uzay, Aselsan, TUSAŞ ve CTECH gibi yerli sanayi kuruluşlarının desteğiyle tamamladıklarını anımsatarak “Gururla söylüyorum ki ülkemizin en büyük AR-GE Projesi Türksat 6A’yı başarıyla tamamladık. Şimdi uzaya gönderme aşamasındayız. Uydumuzun paketleme işlemleri de USET’te tamamlanmak üzere.
4 Haziran Salı günü ise milli gururumuz Türksat 6A uydumuz Ankara’dan Antonov An-124 tipi uçakla ABD Florida’da bulunan Cape Canaveral Hava Kuvvetleri İstasyonu’na doğru yola çıkacak. Yaklaşık 17 saat sürecek yolculuğun ardından Cape Canaveral Hava Kuvvetleri İstasyonu’nda SpaceX tesislerinde hangara iniş yapacak uydumuzun, burada yolculuk testleri yapılacak.
Ayrıca Türksat6A’nın yakıt dolumu işlemleri de SpaceX’e ait hangarda gerçekleştirilecek. Temmuz ayı ikinci haftasında da SpaceX’e ait Falcon 9 roketi ile uzaydaki konumuna gönderilmesini planlıyoruz.” diye konuştu.
TÜRKSAT TEKNOLOJİ TRANSFER EĞİTİM PROGRAMI
Bakan Uraloğlu, Türksat 6A’nın en yüksek yerlilik oranıyla tamamlanabilmesinin arkasında Türksat tarafından başlatılan teknoloji transfer eğitim programının bulunduğunu vurgulayan Uraloğlu, “Ülkemizin uydu operatörü Türksat tarafından başlatılan program ile Türksat 3A’nın yanı sıra Türksat 4A, Türksat 4B’nin yapımında Türksat mühendislerinin de yer alması sağlanmıştı. Ayrıca Türksat 5A’nın ve 5B’nin yapımında da yine teknoloji transfer programı kapsamında 12 Türksat mühendisi, uydu tasarım, üretim ve test başlıklarında bulundu. Ve şu anda da teknoloji transfer programı kapsamında uzay teknolojileri alanında eğitim alan Türksat mühendislerinin katkısıyla Türksat 6A’yı en yüksek yerlilik oranıyla ürettik” dedi.

“TÜRKİYE, ARTIK BİR HABERLEŞME UYDUSU ÜRETİCİSİ”
TÜRKSAT 6A üretilmesinin, Türkiye için bir dönüm noktası olduğunu vurgulayan Uraloğlu, “TÜBİTAK Uzay, bu proje kapsamında Türksat 6A uydusunun Uydu Yönetim Alt Sistemi’ni, Yörünge Yönelim Kontrol Alt Sistemi’ni, Güç Alt Sistemi’ni, Elektrikli İtki Alt Sistemi’ni, Arayüz Kontrol Birimleri’ni ve Haberleşme Görev Yükü’nü üretti.
C2TECH firması Telemetri/İşaret Sinyali Vericisinden Telekomut Alıcıya, Yönsüz Alıcı Anteninden Alıcı Test Bağdaştırıcısına kadar tüm Telemetri Telekomut ve Mesafe Ölçüm Alt sistemlerini yerli ve milli olarak üretti.
ASELSAN ise Türkiye Anteni’ni, Almaç, INET ve Faydalı Yük Arayüz Birimi’ni imal ederek Türksat 6A’nın bu aşamaya gelmesini sağladı. Yapısal ve ısıl sistemlerin tasarımından sorumlu TUSAŞ ise uydunun yapısal panellerini ve pil panelini üreterek uyduya montajını gerçekleştirdi.
İlk defa Ar-Ge’si yapılarak üretilen bu ürünler sayesinde artık Türkiye, dünyanın sayılı haberleşme uydusu üreticilerinden biri haline gelmiş oldu. Uzay deneyimi elde edecek bu ürünler sayesinde Türkiye hem bu parçaları hem de bir haberleşme uydusunu baştan sona yaparak ihraç edebilecek konuma geldi” diye konuştu.

“35 BİN 786 KİLOMETRE UZAKLIKTA KONUMLANACAK”
Mevcut uyduların yedekliliğini sağlayacak Türksat 6A’nın Türkeye’nin uydu kapasitesini de önemli ölçüde artıracağını kaydeden Uraloğlu, 35 bin 786 kilometre uzaklıkta konumlanması planlanan Türksat 6A’nın 7,5 kilovat güce sahip olduğunu anlattı. Uraloğlu, “Türksat 6A uydusu bir yer sabit haberleşme uydusu olarak; TV yayıncılığı başta olmak üzere haberleşme hizmetleri ve geniş bir kapsama alanında ülkemizin uydu haberleşme ihtiyaçlarını karşılayabilecek.
Ayrıca mevcut uyduların hizmet vermediği Hindistan, Tayland, Malezya ve Endonezya da kapsama alanına girecek. Türksat 6A ile Türkiye’nin uydularının ulaştığı nüfus, 3,5 milyardan 5 milyara çıkacak. Türksat 6A’nın hizmete girmesi ile Türksat’ın bölgeye yönelik uydu hizmeti ihracatını da önemli ölçüde artacak” dedi.
Uzay çöplerinin fırlatma araçlarının üst kademeleri, arızalanmış, ömrünü tamamlamış ve fonksiyonelliğini yitirmiş yapay uydular ve bunların çarpışmaları sonucu saçılan farklı boyutlardaki cisimlerden oluştuğunu söyledi.
Ayhan, bu tanıma, farklı amaçlarla kasten yapılan bazı anti-uydu denemeleri sonucu infilak eden roket savaş başlığı ve hedeflenen uydunun infilakından meydana gelen parçalarının da girdiğini ifade ederek, uzaydaki kirliliğin son yıllarda özellikle yakın yörüngedeki fırlatma ve uydu faaliyetleri neticesinde ciddi boyutlara ulaştığını bildirdi.
Potansiyel çarpışma risklerinin bu sebeple arttığına dikkati çeken Ayhan, şöyle konuştu:
“Bir teori olarak ortaya atılan ‘Kessler Sendromu’na göre, yakın gelecekte uzay aktiviteleri sonucu artan uzay çöpleri kritik boyutlara ulaşarak zincirleme bir senaryoyu başlatacak ve yörüngedeki tüm uzay araçları hasar görecek. Bu da uzun süre uzayı kullanılamaz hale getirecek. Bu senaryonun gerçekleşme olasılığı tartışmalı bir konu olsa da uzay çöpleri için önlem alınmadığı takdirde ciddi kazaların ve uydu veya uzay aracı kayıplarının yaşanması kaçınılmaz.”
“UZAY ÇÖPLERİ”NE KARŞI TÜRKİYE’DEN MİLLİ ÇÖZÜM ARAYIŞI
Mevcut ve olası çöplerden kurtulmak için farklı çözümler üzerinde çalışmalar yapıldığına işaret eden Ayhan, şu değerlendirmede bulundu:
“Öncelikle yörüngedeki mikro parçacıklardan makro ölçekli uydulara kadar tüm nesnelerin takip edilmesi, yer tarafında radar ve optik teleskoplar yardımıyla bu cisimlerin yörüngelerinin tayini, çarpışmaların önlenmesi ve daha fazla uzay çöpünün önüne geçmek için en temel unsurlardan biri. Ayrıca, ağ ile toplama, robot kollarla kilitlenme, zıpkınla yakalama gibi teknolojilerle uzay çöplerini toplayarak atmosfere geri getirerek yanmalarını sağlama gibi konseptler bulunuyor. Ülkelerin çöp sorununa karşı işbirliği içinde çözüm üretmesi, bir seçenekten ziyade zorunluluktur. Dolayısıyla önümüzdeki süreçte buna yönelik daha radikal adımlar atılmasını bekliyoruz.”
Ayhan, Türkiye’nin uzayda bulunan nesneleri ve potansiyel çarpışma risklerini izlemek için kullandığı radar ve teleskop sistemlerinin genişletilmesi gerektiğini söyledi.
Bu sistemlerin, Türkiye’nin uzayda aktif şekilde varlık göstermesine ve uzay çöplerini takip etmesine yardımcı olacağını vurgulayan Ayhan, “Uzay çöpleriyle mücadele için ülkeler ve uluslararası uzay ajanslarıyla işbirliği yapılması ve mevcut işbirliklerinin artırılması, ülkemizin bu süreçte daha aktif rol alması açısından önemli. Çünkü uzay çöpleri tüm ülkelerin ortak problemi. Ayrıca, uzay çöpleriyle ilgili veri paylaşımı, Birleşmiş Milletler ve uluslararası kuruluşlarla aktif olarak yasal düzenleme ve regülasyonlara katılmak, uyum sağlama konularında önemli olacak. Uzaya gönderilen her tipteki uzay aracında görevlerinin sonunda güvenli bir şekilde yörüngeden çıkarılmasını sağlayacak sistemler kullanılması da gerekir. Bu hususta AR-GE faaliyetleri, farkındalığı artıracak eğitim programları, uydu ve uzay araçları tasarımında buna yönelik planlamalar gerçekleştirilmeli.” diye konuştu.
MİLLİ ÇÖZÜM ARAYIŞLARI
Ayhan, dünya genelinde uzay çöplerinin azaltılmasına yönelik küresel çabalara katkıda bulunmanın, uzayın daha güvenli ve sürdürülebilir kullanımını destekleyeceğini dile getirdi.
Uzay çöplerine karşı geliştirilecek milli çözümlerin Türkiye’ye önemli katkıları olacağını belirten Ayhan, şunları kaydetti:
“Uzay çöplerine karşı milli geliştirilecek teknolojiler, Türkiye’ye bilimsel, ekonomik, güvenlik ve çevresel alanlarda önemli avantajlar sağlayacaktır. Bunun önlenmesi konusunda geliştirilecek milli teknolojiler, uzay endüstrisi istihdamını artırıp, alt dallarda yeni iş kollarıyla uluslararası rekabet oluşturarak ihracat potansiyeli sağlayacaktır. Yapılacak yatırımlar mühendislik, robotik, yapay zeka ve malzeme bilimi gibi birçok alanda ilerlemelere yol açacak, dışa bağımlılığı azaltacak, stratejik teknolojilere sahip olmayı ve güvenli operasyonların sürekliliğine imkan verecektir. Küresel alanda bu hususta aktör olmak prestijin yanı sıra ülkelerle diplomatik ilişkileri güçlendirecektir.”
ESA’dan önce Türkiye’de de uzay faaliyetlerinde görev aldığını dile getiren Dede, şunları kaydetti:
“İMECE Uydu Projesi’nde yürütme kurulu üyesi ve 11. Ulaştırma Denizcilik Haberleşme Şurası’nda Uzay Teknolojileri Komisyonu üyesi olarak görev yaptım. Ayrıca Türkiye Uzay Ajansının (TUA) kuruluş yasa tasarısı çalışmalarına bizzat katıldım.
Türkiye’de uzay sektörü kamu, özel sektör ve akademik anlamda rüştünü ispatlamış durumda ve hızla ivme kazanmaya devam ediyor. Ülkeme yüksek katma değer kazandıracak, uzay sektöründe ülkemi bir adım daha öne taşıyacak ve önemli katkılar sunabileceğim alanlarda Türkiye’ye dönerek çalışmak isterim.”
“MİLLİ UZAY PROGRAMI BAŞARILI BİR ÇALIŞMA”
Dede, uzay sektörünün, doğası gereği teknolojik riskleri yoğun, uzun proje süreleri olan ve ekonomik yatırım oranı yüksek bir alan olduğuna işaret etti.
Her ülkenin uzay alanından beklentisinin farklı olduğuna dikkati çeken Dede, Türkiye’nin ise TUA’yı kurup hedef planı oluşturarak başarıya giden yolu yarıladığını belirtti.
Türkiye’nin en büyük zenginliğinin, ülkede direkt ve dolaylı olarak uzay alanında faaliyet gösteren çok sayıda kurum, kuruluş ve organizasyon bulunması olduğunu dile getiren Dede, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Uzman ve proaktif bir liderlikle gençlerin, özel sektörün, araştırma enstitüleri ve akademinin potansiyelini harekete geçirmek, 2030’a kadar Türkiye’yi uzay alanında önde gelen ülkeler ligine dahil edecektir.
Ben, Türkiye’nin Milli Uzay Programı’nı doktora tezinde bizzat araştırmış biri olarak, programın ülkemizin önceliklerini ve potansiyelini yerinde değerlendiren, başarılı bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Yetkin bir ekip, aktif özel sektör ve finans kaynaklarıyla planları hayata geçirmek ve akademik alanda gelişmeleri destekleyerek gençlerimizi yetiştirmek Milli Uzay Programı’nın başarıya ulaşmasında önemli adımlardır.”
“UZAYDA GERÇEKLEŞTİRİLEN DENEYLER ÇOK DEĞERLİ”
Dede, mikro yerçekimi ortamında yapılan bilimsel deneylerin önemine işaret ederek, bu anlamda Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’nın Uluslararası Uzay İstasyonu’nda gerçekleştirdiği 13 bilimsel deneyi çok kıymetli bulduğunu söyledi.
Tuva Cihangir Atasever’in de haziran ayında çıkacağı uzay görevinde 7 bilimsel deneye imza atacağını aktaran Dede, “Uzayda yani mikro yerçekimi ortamında yapılan bu deneyler, hem temel bilimsel bilgilerimizi genişletmek hem de pratik uygulamalar ve teknolojik inovasyonlar bakımından çok değerli. Türkiye’nin de bu alanda aktif olması gurur verici. Ama bundan da önemlisi, ülkemizde STEM eğitimine ilgiyi artırmakta bir katalizör etkisi sağlaması. Dünyanın tıptan çevreye, malzeme biliminden endüstriye kadar pek çok alanda yenilikçi çözümlere ihtiyacı olduğu bir dönemde gençlerimize yol gösterici olmak çok önemli.” ifadesini kullandı.
“UZAYDA İŞBİRLİĞİ MODELI GELİŞTİRİLMELİ”
Dede, uluslararası işbirliklerinin önemine işaret ederek, bu sayede teknik yetkinliğin artırıldığını, kaynakların daha verimli kullanıldığını, bilim ve teknoloji paylaşımının sağlandığını anlattı.
Uzayda da bu şekilde bir işbirliği modeli geliştirilmesi gerektiğini vurgulayan Dede, şunları kaydetti:
“Uzay hukukunun henüz gelişmekte olan bir alan olduğunu da göz önüne alırsak, uzay çöplerinden yörünge haklarına kadar pek çok alanda uluslararası koordinasyon sağlanması şart. Uzay teknolojilerindeki yenilikleri paylaşmak, uydu verilerini kıymetlendirmek, çevre projelerine iştirak etmek, gençlerimize yurt dışında pratik eğitim sağlamak, uzay tabanlı inovasyonları diğer sektörlere uygulamak gibi çoğu konuda ulusal değil global dinamiklerle hareket etmek Türkiye’nin uzaydaki başarısının önünü açacaktır.”
Bu konuda en büyük payın öncelikle toplam endüstrinin yarısından da büyük paya sahip ABD’ye, sonra da Rusya, Çin, İngiltere ve Japonya’ya düştüğünü vurgulayan Karasu, aktif uydu sayısının 12 bin 500 civarında olduğunu bildirdi. Karasu, şöyle devam etti:
“Bunun yaklaşık 8 bini ABD’ye, 1500’ü Rusya’ya, 700’ü Çin’e, 700’ü İngiltere’ye, 200’ü ise Japonya’ya ait. Türkiye’nin yaklaşık 20 uydusu bulunmakta. Ancak uzay ekonomisi yalnızca uydu sayılarından ibaret değil. Daha yolun başındayız. En tecrübeli ülkelerden daha orta düzeydekilere kadar herkes uzay ekonomisinin sürekli daha büyük yeniliklere ve hedeflere yöneldiğini söylüyor. Dolayısıyla Türkiye şu anda uzay endüstrisinde olması gerektiği yerde.
Çok kaliteli bir uydu üretim kapasitemiz ve roket sanayimiz var. Bunlar büyüme beklentisindeki bir uzay endüstrisi için olmazsa olmaz kaynaklar. En önemlisi de yetenekli ve dinamik insanların bir araya gelebileceği atmosferi yakalayabilmek. Türkiye’de gerek gençlerimizin yönelimi gerekse devletimizin ve özel sektörün teşvikleriyle insan kaynağı çok güçlü şekilde gelişim gösteriyor. TEKNOFEST bunun en kıymetli göstergelerinden.”
“GÜÇLÜ BİR UZAY ENDÜSTRİSİ İÇİN SAĞLAM BİR EKONOMİ ŞART”
Karasu, uzay ekonomisinin en karmaşık tarafının yatırım yapılacak sektörü seçmek olduğunu dile getirdi.
Uzayın aynı anda birden fazla endüstriyi besleyen, iktisadi olarak pozitif dışsallığı çok yüksek yani diğer endüstrilere fayda sağlayan bir alan olduğunu ifade eden Karasu, dolayısıyla ekonomiyle doğrudan ve dolaylı bir etkileşim içinde bulunduğunu anlattı.
Karasu, yaptığı çalışmalardan çıkardığı sonuca ilişkin de şu değerlendirmede bulundu:
“Tarihsel olarak diğer ülkeler tarafından gerçekleştirilen projeler bize şunu gösteriyor; güçlü bir uzay endüstrisi için sağlam bir ekonomi şart. Aynı zamanda çok güçlü bir ekonominin de temelleri, çok güçlü bir uzay endüstrisi üzerinde yükselebiliyor. Bunun temel sebebi uzay endüstrisi dahilinde en yüksek teknolojinin üretilebileceği bir ortamın oluşturulması ve sonrasında elde edilen bu teknolojilerin gerek uydular gerekse dünya üzerindeki üretim biçimlerine etki etmesiyle ortaya ekonomik bir faydanın çıkmasındandır.
Dolayısıyla üretilen uydular, roket sanayisine yapılan yatırımlar, Alper Gezeravcı’nın Uluslararası Uzay İstasyonu’na gönderilmesi bir bütünü oluşturan çok önemli parçalar. Nesillerinize yüksek idealler aşılamadan, bu teknolojileri üretecek motivasyonu sağlayamazsınız. Dolayısıyla TÜBİTAK UZAY, TÜRKSAT ve Türkiye Uzay Ajansı gibi kurumların adımları hep doğru yönde olmuştur.”
“HER TÜRLÜ UZAY PROJESİNİ DESTEKLEMEKLE YÜKÜMLÜYÜZ”
Karasu, Türkiye’nin Ay Projesi kapsamında iki adımlı görev üzerinde çalıştığını anımsatarak, önce sert düşüş, sonrasında ise yumuşak iniş hedeflenen bu 2 projeyi TÜBİTAK UZAY’ın üstlendiğini bildirdi.
Ülke içinde kamu ile özel sektörün çok büyük bir dinamik içinde aynı hedef için yakın çalışmasına şahitlik ettiklerini vurgulayan Karasu, şöyle konuştu:
“DeltaV Uzay Teknolojileri şirketi, Ay Projesi için ‘itki motorunu’ Türkiye’de üretiyor. Bu tarz projeler, kimi kesimlerce küçümsenmesine rağmen büyüklüğü yıllar sonra anlaşılabilecek paha biçilemez değerlerdir. Ülke olarak yüksek teknolojiyi kendi bünyemizde üretmemize vesile olacak, yenilikleri ve derinlikli araştırmaları gerçekleştirebileceğimiz her türlü uzay projesini önce halk, sonra özel sektör ve devlet olarak desteklemeye devam etmekle yükümlüyüz.”
“TEK RAKİBİMİZ KENDİMİZİZ”
Karasu, şu an için uzay turizmi ve madenciliğinin, uzay ekonomisinin en abartılan tarafları olduğunu belirterek, bunların magazinsel konular olarak öne çıktığını söyledi.
Ülkelerin uzay alanında yarışmaması gerektiğini dile getiren Karasu, şunları kaydetti:
“Uzay endüstrisinin tamamlamaya çalıştığı bir sonraki adım daha çok Ay ile Dünya arasındaki yörüngeleri daha işler hale getirilebilecek yeni teknolojiler geliştirmekten geçiyor. Bu da yakın zamanda Ay’da kurulması planlanan üslerin gerçekleştirilebilmesi için yapılıyor. Her ülkenin dinamiği, kapasitesi ve ihtiyaçları diğerlerinden çok farklı.
Elbette benzeşen yönlerimiz var ancak bir ülke bir projeyi yaptığı için aynı şekilde peşinden gitmek gibi bir zorunluluk olmamalı. Türkiye’nin en büyük rakibinin yine kendisi olması ve kendisini daha çok uzmanlaşacağı tarafa yöneltmesi gerekiyor. Bunu son 10 yılda savunma sanayisinde çok ciddi bir atılımla gerçekleştirdik.
Uzay ise savunmadan daha zor bir alan ama biz zoru seven bir milletiz. Kendimizi her dönem daha da aşarak yeni teknolojileri ve yeni ufukları keşfedeceğimizden şüphem yok.”
Bu misyonu gerçekleştirmeden önce Türk gençliğine bir söz verdiklerini belirten Kacır, “Alper Gezeravcı bu tarihi misyonunu gerçekleştirecek, sonrasında da bu deneyimini, bundan çok daha büyük işleri başaracağına inandığımız Türk gençleriyle buluşmalarda paylaşacak demiştik. Bu sözümüzü tutmaktan mutluluk duyuyoruz. Bu sözü tutmak üzere Türkiye’nin en önemli üniversitelerinden, Türkiye’ye çok kıymetli isimler yetiştirmiş ve yine Türkiye’nin geleceğine imza atacak çok değerli isimleri yetiştirmekte olan Karadeniz Teknik Üniversitesinde bulunmaktan hakikaten mutluluk duyuyoruz.” ifadelerini kullandı.
“BAŞARI HİKAYEMİZİ GENCECIK İNSANLAR YAZIYOR”
Kacır, gençlere güvendiklerini, Türkiye’nin en büyük gücünü genç ve çalışkan nüfustan aldığını vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Bizim nüfusumuzun ortanca yaşı 33. Avrupa’nın ortanca yaşı 43. Almanya gibi bazı Avrupa ülkelerinin ortanca yaşı 47-48. Biz onlardan 15 yaş daha genciz.
Bu, çok değerli, çünkü bütün dünyayı, günlük yaşamımızı, bütün sektörleri yenilikçi teknolojiler geliştiriyor, dönüştürüyor ve dünyaya bu yenilikçi teknolojileri gencecik insanların kurduğu ekipler kazandırıyor. Türk gençliği milli teknoloji hamlesinin öncüsü olduğunu bütün dünyaya ispat ediyor.
Bizim savunma sanayinde bu dünyanın dikkatini çeken başarı hikayemizi gencecik insanlar yazıyor. Bugün milli insansız hava araçlarımız dünyada bir numara. Bu araçları geliştiren ekiplerin yaş ortalamaları 27-28. Düşünebiliyor musunuz?
Henüz 20’li yaşlarında dünya tarihine damga vuran işlere imza atan bir gençliği var bu milletin. Biz gençlerimizin önünü açtığımızda, onların önlerindeki engelleri kaldırdığımızda ne kadar büyük işlere imza atabildiklerini gökyüzünde ispat etmiş bir milletiz.”
“BIR YIL İSTANBUL’DA, BİR YIL ANADOLU’DA DÜZENLIYORUZ TEKNOFEST’İ”
Türkiye’nin çok daha ileri başarılara imza atabileceğine dikkati çeken Kacır, şunları kaydetti:
“Biz TEKNOFEST’ler düzenliyoruz. Geçtiğimiz yıllarda Karadeniz’de de TEKNOFEST düzenledik. Bir yıl İstanbul’da, bir yıl Anadolu’da düzenliyoruz TEKNOFEST’i. İstanbul’da Atatürk Havalimanı’nda düzenlendi. Atatürk Havalimanı’nda bizden 60 yıl önce düzenlenmiş arkadaşlar. Duymuş muydunuz?
Bizden 60 yıl önce Nuri Demirağ Türkiye’de yerli uçaklar üretmiş. Bu uçakların üretim süreçlerine katılacak teknisyenler, mühendisler yetişsin, bu uçakları uçuracak pilotlar yetişsin istemiş. İstanbul’da, memleketi Sivas’ta gök okulları açmış ve yine Atatürk Havalimanı’nda gök şenlikleri düzenlemiş.
Tıpkı TEKNOFEST’lerdeki gibi yediden yetmişe milletin fertleri Atatürk Havalimanı’nda buluşmuşlar, Türkiye’nin yerli uçaklarını görmüşler. Onların uçuşlarını izlemişler ve yüzlerce, binlerce gencin gönlüne havacılık ateşi düşmeye başlamış aslında. Bütün bunları nereden biliyoruz?
Kitaplarda Nuri Demirağ’ın hikayesi anlatılıyor. Ürettiği uçakların resimleri bulunuyor, açtığı gök okullarının, düzenlediği gök şenliklerinin fotoğrafları bulunuyor. Ama dünya gözüyle Nuri Demirağ’ın ürettiği uçakları görme imkanımız maalesef yok. Çünkü toprağa gömülmüştür.”
“Etimesgut Havalimanı’nda bir uçak fabrikası kurulduğunu duymuş muydunuz?”
Bakan Kacır, Vecihi Hürkuş’un da İstiklal Savaşı kahramanı olduğuna dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Önemli bir isim Vecihi Hürkuş. Sözüne, işine itibar edilebilecek bir isim. Vecihi Hürkuş bu ülkede uçak üretmiş 1930 ve 1940’larda. Fakat renkli uçakları uçurmasına izin verilmemiş arkadaşlar. ‘Bu uçakların havacılık sertifikası yok, bunları uçuramazsın’ denilmiş. ‘
Peki o zaman başvurayım, ben ürettiğim uçaklara güveniyorum, sertifika alayım’ demiş. Bu defa da ‘Senin uçakların için sertifika düzenleyecek bir müessesemiz maalesef yok’ cevabını almış. 1941 yılında Etimesgut Havalimanı’nda bir uçak fabrikası kurulduğunu duymuş muydunuz?
Bu ülkede 1941 yılında Etimesgut Havalimanı’nda tam bizim TEKNOFEST’i düzenlediğimiz yerde bir uçak fabrikası kurmuş. 9 yıl bu fabrika faaliyetlerine devam etmiş. 1949’a kadar bu fabrikada 950 kişi çalışıyor arkadaşlar. Ne olmuş bu uçak fabrikasına? Kapatılmış. Ne için kapatılmış? Marshall yardımları 2. Cihan Harbi’nden sonra Türkiye gibi ülkelere Batılı ülkeler tarafından verilen sözüm ona kalkınma yardımı. Bu yardımlar elbette karşılıksız gelmiyor.
Yani bu yardımları yapanlar diyorlar ki; ‘Türkiye biz sana bu yardımları yapacağız, senin kalkınmanı arzu ederiz ama sakın öyle riskli işlere yatırım yapma, sakın boyunu geçecek işlerle meşgul olma, altından kalkamayacağın işlere kısıtlı kaynağını sakın harcama. Biz sana bu kaynaklarla neler yapabileceğini söyleyeceğiz ve sen o alanlarda yatırım yapacaksın.’ ve nihayetinde 1948’de Marshall yardımları bu ülkeye geliyor ve 1949’da Etimesgut’ta uçak fabrikası kapatılıyor.”

“TERÖRÜ TOPRAKLARIMIZDAN MİLLİ SİHA’LARIMIZ SAYESİNDE KAZIDIK, ATTIK”
Bakan Mehmet Fatih Kacır, 2000’li yılların başında insansız hava aracı diye bir kavram bilinmediğini belirterek, “İHA denildiğinde aklınıza İhlas Haber Ajansından başka bir şey de gelmiyordu. Heron diye bir şey biliyor muyuz? Peçeteye ‘Selpak’ der gibi İHA’ya ‘Heron’ diyorduk. Zannediyorduk ki bir tek İsrail’in yaptığı insansız hava araçları var, onların markası Heron ve biz onları alıp onlarla terörle mücadele etmeye çalışıyorduk.
Ne zaman ki kendi evlatlarımızın, bu ülkenin insan kaynağının geliştirdiği milli İHA’lar devreye girdi, Türkiye o zaman terörle mücadelede netice elde etti. Terörü topraklarımızdan milli SİHA’larımız sayesinde kazıdık, attık.
Yetmedi, sınırlarımızın ötesinde kurulmaya çalışılan teröristan haritalarını da milli SİHA’larımızı kullanan Silahlı Kuvvetlerimiz sayesinde şimdi yırtıyoruz. O teröristlerin arkasında kim olursa olsun, hangi ağababalarına güveniyor olurlarsa olsunlar, gözlerinin yaşlarına bakmıyoruz, bakmayacağız.” diye konuştu.
Havacılık alanında geriden gelinmesine rağmen önemli işlere imza atıldığına işaret eden Kacır, “Havacılıkta bizden çok daha tecrübeli, çok daha fazla yatırım yapmış, yüzyıl boyunca yüzlerce, binlerce, on binlerce hava aracı üretmiş, uçaklar üretmiş, helikopterler üretmiş başka ülkeler olmasına rağmen teknolojide paradigma değişimine odaklandığımızda hepsinin önüne geçebiliyormuşuz.
İşte bunu savunma sanayinde gördük, havacılıkta gördük. Arzumuz, iddiamız, hedefimiz sanayinin, teknolojinin tüm alanlarında benzer başarı hikayeleri elde edebilmek. Çünkü biliyoruz ki teknoloji her alanda benzer fırsat pencereleri açıyor bize. Yeter ki vakitlice bu fırsatların farkında olalım ve bunlara yönelik hazırlıkları hep birlikte yapalım.” ifadelerini kullandı.
“TÜRKIYE O YILLARI BÜTÜNÜYLE ISKALADI, KAYBETTİ”
Savunma sanayideki başarının bir benzerini uzay bilimi ve teknolojilerinde de gerçekleştirmek istediklerini vurgulayan Kacır, Türkiye’nin bu alanda tecrübeli bir ülke olduğunu söyledi.
Kacır, 20 yıldır bu alanda önemli mesafe katettiklerini belirterek, “Aslında 1980’lerde rahmetli Özal başbakanlığı döneminde bir yandan Türkiye’nin uzayda sahip olmasını hayal ettiği uydular için yörünge haklarını güvence altına alırken, bir yandan da Orta Doğu Teknik Üniversitesi yerleşkesinde bir uzay araştırmaları merkezi kurdu. Ne zamandan bahsediyoruz, 40 yıl öncesinden. 80’li yıllardan bahsediyoruz. Ama maalesef 80’li yılların sonları ve 90’lı yıllar tümüyle Türkiye’de siyasi ve ekonomik istikrarsızlıklarla geçti. Bütün dünyada bilgisayar ve internet devrimi yaşanırken Türkiye o yılları bütünüyle ıskaladı, kaybetti.” dedi.
“İNŞALLAH TEMMUZ AYINDA TÜRKSAT 6A’YI UZAYA GÖNDERECEĞİZ”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başlattığı programlar sayesinde Türkiye’nin milli uydu geliştirme kabiliyetleri kazandığına dikkati çeken Kacır, “İlk milli haberleşme uydusunu, şimdi inşallah temmuz ayında Türksat 6A’yı uzaya göndereceğiz. Haberleşme uydularını yerli olarak geliştirebilen 11 ülkeden biri olacağız.” diye konuştu.
Yine durmayacaklarını, yeni nesil uydu projeleri başlatacaklarını ifade eden Kacır, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Alçak yörünge uydularını yerli olarak geliştirmeye dönük programlar başlatacağız. Bütün bu projelerde elde ettiğimiz birikimle bu defa ay programında hibrit roket motoru teknolojisinde dünyanın önüne geçme fırsatı elde edeceğiz. Biz her projede ‘milletimiz ne kazanır?’ buna odaklanıyoruz. ‘Türk milletinin bu projelerle kazanımı ne olur? Türkiye’nin hem ekonomik hem stratejik kazanımları hangi alanlarda ilerler?’ buna odaklanıyoruz.
Biliyoruz ki uzay hem stratejik hem ekonomik açıdan çok kıymetli bir alan. Küresel düzenin uzay ekonomisi 600 milyar dolar. 10-12 yıl içerisinde 1,5 trilyon dolara erişeceği öngörülüyor. Biz hem bu büyüyen ekonomiden pay almak istiyoruz. Elde edilmiş kabiliyetlerle dünyaya yüksek teknoloji ihraç edebilen bir ülke olmak istiyoruz uzay alanında da tıpkı havacılıkta olduğu gibi.”
“UYDU HABERLEŞMESI SAYESINDE BU ZOR COĞRAFYADA AKINCI GÖREVINI ICRA EDIYOR”
Bakan Kacır, savunma sanayi gibi kritik alanlarda kullanılan teknolojilerin hepsinin uzay sistemleriyle entegre çalıştığına işaret ederek, şunları kaydetti:
“Bakın geçtiğimiz hafta komşumuz İran’da bir helikopter kazası yaşandı ve İran Cumhurbaşkanı ve İran Dışişleri Bakanı’nın içinde bulunduğu helikopter düştü. Daha sonra komşumuz bizden helikopterin yerinin tespiti için AKINCI Taarruzi İnsansız Hava Aracımızı talep etti. Türkiye’nin milli insansız hava aracı AKINCI Türkiye’den kalktı, İran coğrafyasına geçti ve çok zor hava koşulları altında, çok sarp bir vadide, çok sisli bir havada, çok kısa bir zaman içerisinde, 1,5 saatte düşen helikopterin lokasyonunu tespit etti ve İranlı makamlara bildirdi.
Bu zor coğrafyada bu misyonu yapabilmesi AKINCI’nın sahip olduğu uydu bağlantısı sayesinde mümkün oldu. Uydu haberleşmesi sayesinde bu zor coğrafyada AKINCI görevini icra ediyor ve elbette sahip olduğu diğer teknik kabiliyetler sayesinde. Tabii bu misyon aslında Türkiye’nin teknoloji geliştirmeye bakış açısını da gösteriyor. Biz teknolojiyi insanlık yararına olduğu ölçüde kıymetli buluyoruz arkadaşlar. Teknoloji insanlığa hizmet ettiği ölçüde bir değer ifade ediyor Türk milleti için. Biz yüzyıllarca dünyaya adaleti, merhameti götürmüş bir milletiz ve bütün bu milli teknolojide elde edilmiş kazanımların dünyayı yeniden adaletle ve merhametle buluşturabildiği ölçüde kıymetli olacağına inanıyoruz.”
“ROKET MOTOR TEKNOLOJİSİNDE HALİHAZIRDA DÜNYADA İLK DÖRT ÜLKE ARASINDAYIZ”
Kacır, 10 yıllık Milli Uzay Programı ile Türkiye’nin çok önemli ve iddialı hedefleri ortaya koyduğuna dikkati çekerek, “Bir yandan duyuru programlarını geliştirirken, bir yandan uzaya bağımsız erişimi gerçekleştirebilmek için roket programlarını yürütüyoruz. Burada da çok başarılı roket takımları var. Az önce kendilerinden de geldikleri seviyeyi dinlemiş olduk. Gurur duyuyoruz kendileriyle. Bir yandan uluslararası uzay limanını inşallah inşa edeceğiz. Bir uluslararası işbirliğiyle Türkiye bir uzay limanının paydaşı olacak önümüzdeki yıllarda. Böylelikle uzaya bağımsız erişebilen bir ülke olacağız.” dedi.
Roket motor teknolojisinde halihazırda dünyada ilk dört ülke arasında olduklarının altını çizen Kacır, “İnşallah ay programını gerçekleştirdiğimizde bu teknolojiye uzayda tarihçe kazandıran ilk ülke olacağız ve bu kazanım Türkiye’nin yörüngeler arası uydu transferleri gibi zorlu uzay misyonlarını icra edebilecek uzay araçları geliştirilmesini mümkün kılacak. Böylelikle uzay ekonomisinden o alanda da pay elde etme imkanına sahip olacağız.” diye konuştu.
Bakan Kacır, 2021 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından ilan edilen Milli Uzay Programı’nın önemli amaçlarından birinin de Türkiye’nin ilk astronotunu uzaya göndermek olduğunu ifade ederek, 30 binden fazla vatandaşın Türkiye’nin ilk astronotu olmak için başvurduğunu söyledi.
Süreç boyunca yapılan taramalar ve testler sonucunda 2 kişinin bu misyonu gerçekleştirmek için seçildiğini hatırlatan Kacır, şöyle konuştu:
“Türkiye’nin ilk astronotu olarak uzun yıllar Hava Kuvvetlerimize pilot olarak hizmet etmiş Alper Gezeravcı seçildi. Türkiye’nin ikinci astronotu Tuva Cihangir Atasever. O da ROKETSAN’da elektronik mühendisi olarak uzun yıllar çalışmış, çok başarılı bir genç. Şimdi inşallah çok yakında, haziran ayında Tuva Cihangir Atasever yörünge altı araştırma uçuşuyla uzay deneyini gerçekleştirmiş olacak. Böylelikle 90 kilometre kabul edilen uzay sınırını aşan ikinci Türk vatandaşı olacak.”
Toplantının yapılacağı alana kendi sürdüğü Togg aracıyla gelen Bakan Kacır, kendi yaptığı astronot kıyafetiyle karşılamada bulunan anaokulu öğrencisi Taha Eren Er ile bir süre sohbet etti.
Kacır, KTÜ’deki programının ardından yine kendi kullandığı Togg aracıyla ziyarette bulunmak üzere Trabzon Büyükşehir Belediyesine gitti.
Uzaydaki atılımlar ve teknolojinin gelişimiyle birlikte, ülkeler arasındaki uzay yarışı hız kazanıyor. Türkiye’nin bu yarışta öne çıkması gerekliliğine inanan TUYAD (Telekomünikasyon Uydu ve Elektronik Sanayicileri İş İnsanları Derneği), Cubesat Vision Defence başlığı altında Türkiye’nin ilk Uluslararası Uzayda Savunma Çalıştayı’nı düzenliyor. 15 Mayıs’ta İstanbul Bostancı Green Park’ta gerçekleşecek olan bu önemli etkinlik, uzay savunmasının önemini vurgulamayı ve ülkemizin bu alandaki potansiyelini ortaya koymayı amaçlıyor. Dünyanın dört bir yanından kamu ve özel sektör temsilcileri, bu çalıştaya katılarak uzayda savunma ve güvenlik stratejilerini tartışacaklar.
TURKSAT, SAHA İstanbul, Ulak Haberleşme, C Tech, SASAD, GUHEM gibi sektörün önemli kurumları yurt içinden katılım gösterirken; Intelsat, Contec, QSTC, Distretto Aerospaziale Della Campania, PLD Space, Stardust ve GoToSpace gibi kurumlar da yurt dışı katılımcıları arasında yer alıyor.
UZAYDAKİ VARLIKLARI KORUMA ÇABASI
2000 yılından bu yana, yeni uzay girişimleri ve küp uydu teknolojileri sayesinde geliştirilen ve fırlatılan uydu sayısında büyük bir artış olduğuna değinen TUYAD Başkanı Hayrettin Özaydın, bu durumun ülkelerin uzaydaki varlıklarını koruma çabasını beraberinde getirdiğini belirtti.
ABD, Çin, Rusya ve diğer bazı Avrupa ülkeleri, uzay kuvvetlerini kurarak uzaydaki varlıklarını korumaya odaklanıyorlar. Uydu ve uzay istasyonlarının sayısını giderek çoğaltan, güçlü ve pahalı uzay sistemlerine sahip olan ülkeler, bu sistemleri korumak ve düşman saldırılarını etkisiz hale getirmek için büyük çaba sarf etmektedirler. Bu son gelişmeler ışığında, Türkiye’nin de bu alanda yerini alması ve uzay kabiliyetlerini arttırması gerektiğine inanan Özaydın, Türkiye’nin uzay çalışmalarına katılımı ve yatırımcıları çekmesi için önemli adımlar atması gerektiğini vurguladı. Aynı zamanda, tüm dünyada uzay farkındalığının arttığı bir dönemde, Türkiye’nin uzay savunma alanında geri kalmaması gerektiğini belirterek, “Bu bilinçle, TUYAD organizatörlüğünde gerçekleşecek olan “Cubesat Vision International Space Defence Workshop – Uluslararası Uzay Savunma Çalıştayı”nı düzenlemeye karar verdik.” dedi.
UZAYDA SAVUNMA TEKNOLOJİLERİ ELE ALINACAK
Çalıştayda, uzay savunma teknolojileri, güvenli ve sürdürülebilir uydu haberleşmesi, uzaydaki ülke varlıklarının korunması gibi konular ele alınacak. Sektörün önde gelen isimleri akademisyen Prof. Dr. Alim Rüstem Aslan, Delta-V firmasının CEO’su ve akademisyen Prof. Dr. Arif Karabeyoğlu, Astrofizikçi Dr. Umut Yıldız, Intelsat Başkan Yardımcısı Murat Yavuz, Reliasat firmasının CEO’su Gurvinder Chohan, Türkiye Uzay Ajansı’ndan Ali Baygeldi, Contec firmasının CEO’su Dr. Sunghee Lee, SB Global’den Shelli Brunswick, Space Copy kurucusu Madison C. Feehan, The Campania Aerospace Technological District’ten (DAC) Gennaro Russo ve 3i3 Signature kurucusu Philippe Boissat gibi uzmanlar, panelist ve moderatör olarak katılımcılara değerli bilgiler sunacaklar. Türkiye’nin uzay alanındaki potansiyelini ortaya çıkarmak ve uluslararası iş birliğini güçlendirmek amacıyla düzenlenecek olan bu çalıştay, uzay endüstrisi profesyonellerini, akademisyenleri ve savunma alanında uzmanlaşmış kişileri bir araya getirecek.
Prof. Dr. Alim Rüstem Aslan, ülkemizin özellikle küp uydu konusunda önde gelen bilim insanlarından biri olarak, hızlı geliştirme süreleri ve uygun maliyetler sayesinde kolayca üretilebilen bu teknolojilerin, mevcut büyük ölçekli pahalı uzay varlıklarına yönelik tehditleri ortaya çıkardığına ve bu tehditleri engellemenin bir yolunu bulmanın gerekliliğine dikkat çekti. Ayrıca, “İçinde bulunduğumuz çağda, uzay kabiliyetleri ulusal ve ekonomik güvenliğimiz açısından hayati öneme sahiptir.” şeklinde konuştu.
ASTROFİZİKÇİ DR. UMUT YILDIZ: “TÜRKİYE’DE UZAY ALANINDA YAPILACAK ÇOK İŞ VAR”
Ünlü astrofizikçi Dr. Umut Yıldız, kendi deyimiyle doğuştan bir uzay tutkunu olarak tanımlanıyor. “Son yıllarda geri dönüşümlü roketler sayesinde uzaya erişim ucuzladı. Dolayısıyla Dünya’da her ülkede yerden mantar bitmesi gibi yepyeni uzay şirketleri doğuyor. Türkiye de bu konuda geç kalmamalı ve dünyanın uzay dönüşümüne katkıda bulunmalı. Türkiye’de bilim ve uzay alanında yapılacak çok iş olduğuna inanıyorum. Türkiye’nin uzay alanındaki ilerlemelerini destekliyorum ve bu yöndeki adımları son derece değerli buluyorum. TUYAD’ın düzenleyeceği Cubesat Vision Defence Çalıştayı ise bizlere yeni ufuklar açacak önemli bir etkinlik olacaktır.” dedi.
Türkiye’de telekomünikasyon ve uydu iletişimi alanlarında 23 seneden beri faaliyet gösteren ve sektörün en önemli sivil toplum kuruluşlarından olan TUYAD sektörde ilkleri gerçekleştirmeye devam ederek öncü bir rol oynuyor.
]]>Bu kapsamda, hava ve uzay eczacılığı alanında çalışmalar yürüten Prof. Dr. İsmail Tuncer Değim de öğrencileriyle birlikte, astronotların uzayda yüksek oranda bulunan radyasyondan korunmaları amacıyla harekete geçti.
Prof. Dr. Değim ve öğrencileri çalışmaları sonucunda, radyasyonu ve ultraviyole ışığı geçirmediği bilinen akrep derisinden krem üretti. Bu kremle göreve giden astronotların uzay yürüyüşünde özellikle yüz ve ellerinin radyasyonun etkilerinden korunması hedefleniyor.

UZAYDA DAHA FAZLA RADYASYON VAR
Prof. Dr. İsmail Tuncer Değim, yaptığı açıklamada, dünyada güneş kremi önemliyken, uzayda ise radyasyon tutucu kremin daha önemli olduğunu söyledi.
Uzaya giden insanların daha fazla radyasyona maruz kaldığını vurgulayan Değim, “Radyasyona en dayanıklı, radyasyondan ölmeyen, zarar görmeyen canlılar akrepler ve kitin tabakası olan diğer böcekler. Akrebin kabuğundan bir merhem geliştirdik, kabuğu toz ederek. Akrepler, o derilerin içindeki hiyalin tabakası nedeniyle radyasyonu kendi bünyelerine almıyorlar. Biz de, uzay görevine çıkan astronotların bu kremi kullanarak daha az radyasyona maruz kalmalarını hedefledik.” ifadelerini kullandı.
Değim, akrep derisinin ultraviyole ışığı ve radyasyonu yansıttığını belirterek, “Akrep derisinden hazırladığımız merhemin kullanıldığı bölgede radyasyon ya da ultraviyole ışığı yansımış olacağı için kişi, ultraviyole ışığından ve radyasyondan korunmuş olacak.” dedi.
Yapılan çalışmaların, astronotların dünyadakilere göre 10 ila 50 kat daha fazla radyasyona maruz kaldığını gösterdiğini aktaran Değim, bunu azaltmak için kremi geliştirdiklerini dile getirdi.
Değim, bu kremle ilgili patent başvurusu sürecinin de devam ettiğini söyledi.

UZAYA GİDENLERİN KULLANMASI GEREKEN İLAÇLAR İÇİN ÇALIŞMALAR YÜRÜTÜLÜYOR
Prof. Dr. İsmail Tuncer Değim, 2018-2019 yıllarında üniversitede Hava ve Uzay Eczacılığı alanında ders vermeye başladıklarını anlattı.
Bu kapsamda uzaya giden insanların vücudunda ne gibi değişiklikler olduğu, bu kişilerin uzayda hangi ilaca ihtiyacının bulunduğuna ilişkin çalışmalar yaptıklarını aktaran Değim, bu konuda bilgi birikimi oluşmaya başladığını söyledi.
Prof. Dr. Değim, standart dışı olan konuların öğrencileri daha çok meraklandırdığını kaydederek, Alper Gezeravcı’nın uzaya gitmesiyle bu dersin daha da dikkat çektiğini, farklı fakültelerin de bu konuyla rağbet göstermeye başladığını ve konuşma yapmak için davetler aldığını belirtti. Değim, Hava ve Uzay Eczacılığı konusunda ders veren ilk akademisyen olduğunu da dile getirdi.
Bu derste “Uzaya giden insanın hangi ilaç formülasyonlarına ihtiyacı olur?”, “Uzayda ilaçların stabilitesi nasıl değişir?” konularının üzerinde durduklarını ifade eden Değim, şöyle devam etti:
“Çünkü uzay aracında ilaçların daha fazla radyasyona, titreşime maruz kalması, basınç değişikliğine uğraması söz konusu. Dolayısıyla, biz eczacılar olarak bunu önceden öngörerek, ‘Stabilitelerinde, formülasyonlarında neleri dikkate almalıyız?’ bunu veya ‘Hangi ilaç formülasyonlarının, hangi ilaç etken maddesine ihtiyacı olur?’ onu inceliyoruz. Çünkü uzay aracının içinde inanılmaz bir jiroskopik etki oluyor. O da astronotların, orada bulunan insanların başlarının dönmesine, fizyolojisinin değişmesine neden oluyor.”
ASTRONOTLARIN SAÇLARINI YIKAMASI İÇİN BONELİ KURU ŞAMPUAN GELİŞTİRİLDİ
İnsanların saç yıkama, banyo yapma, diş fırçalama gibi bazı kozmetik ihtiyaçları olduğunu belirten Değim, dünyadakiler gibi uzaya gidenlerin de bunları yapmaya ihtiyaç duyduğunu söyledi.
Değim, bu kapsamda geliştirdikleri formülasyondan birinin kuru şampuan olduğu kaydederek, “Çünkü uzay aracının içinde de astronotların banyoya, saçlarını yıkamaya ihtiyacı var. Ama dünyadaki kadar bol su kaynağı yok. Dolayısıyla kuru şampuan formülasyonumuz var. Zaten, normalde Eczacılık Mevzuatımızda var bu. Fakat bu uzay görevleri veya gelişen teknolojiyle daha ön plana çıktı. Kuru şampuan toz şeklinde, su kullanmadan kullandığımız bir şampuan.” diye konuştu.
Su kaynaklarına ulaşımın zor olması sebebiyle kuru şampuanın afet durumlarında da kullanılabileceğine dikkati çeken Değim, öğrencisi tarafından geliştirilen formül kapsamında hazırlanan ve içinde kuru şampuan bulunan bonenin başa takılarak saçların temizlenebileceğini anlattı.
IoT BENZERİ VERİ SERVİSLERİNDE HIZLI ARTIŞ
Derin uzayda toplanan verilerin Dünya’ya 50 yıldır genelde büyük çanak antenler ya da uydularla iletildiğini anlatan Uysal, artan uzay yolculuklarının uzaydaki unsurlar arasında doğrudan iletişim ihtiyacını artırdığını, projelerinin de bu ihtiyaçtan doğduğunu ifade etti.
Bunun yanında, son yıllarda uydu üzerinden nesnelerin interneti (IoT) ve benzeri veri servislerinde çok hızlı artış yaşandığını vurgulayan Uysal, ayrıca bu konuda faaliyet gösteren firmaların çıkmaya başladığını hatırlattı.
Dünya alçak yörüngesindeki Uluslararası Uzay İstasyonu’na benzer, Ay’ın yörüngesinde de Artemis projesi dahilinde “Lunar Gateway” isimli uzay istasyonu planlandığını belirten Uysal, Ay yüzeyinde hizmet vermek için 4G baz istasyonları kurulduğunu aktardı.

“ÖLÇEKLENEBİLİR VE VERİMLİ AĞ MİMARİLERİ GEREKİYOR”
Dünya ve Ay arasında resmi ve özel teşebbüse ait görevlerin ve derin uzaya bilimsel amaçla gönderilen misyonların da arttığını vurgulayan Uysal, Avrupa Uzay Ajansı tarafından yeni bir keşif modülünün gönderilmesinin planlandığını söyledi.
Güneş sisteminde artan veri akışını taşıyabilecek, dünyadaki internete benzer gezegenler arası haberleşme ağı altyapısına gereksinim doğduğuna işaret eden Uysal, “Ancak internetin tasarım prensipleri uzayın zorlu ortamına uygun değil. Uzay ortamındaki yörüngesel hareket dolayısıyla bağlantıların zamana göre değişkenlik göstermesi ve verinin ara noktalarda depolanması ve sonra geri iletilmesini zorunlu kılıyor. Dilediğimiz zaman uçtan uca veriyi getiremiyoruz. Bununla beraber, 50 yıldır uzaydan iletilmekte olan bilimsel ve telemetri verisinden farklı olarak, uzaktan izleme ve otomasyon gibi uygulamalar için artan sayı ve çeşitlilikte veri akışının taşınması gerekecek.
Bu çok sayıda ve IoT tipi veriyi uzayın değişken bağlantı ve propagasyon koşullarında zamanında aktarmayı başarmak için uçtan uca etkinlik sağlayabilen ölçeklenebilir ve verimli iletişimi ağ mimarileri gerekiyor” şeklinde konuştu.
“YENİ ÇÖZÜMLERİMİZ MERAKLA BEKLENİYOR”
Prof. Dr. Uysal, uzayda gezegenler arası iletişimde bu ihtiyacı karşılamak için hazırladıkları GO SPACE isimli projelerinin, Avrupa’nın en prestijli ileri düzey araştırmacılara verilen Avrupa Araştırma Konseyi (ERC) Advanced Grant desteği almaya hak kazandığını bildirdi.
Yeni nesil telekomünikasyon teknolojileri üzerine dünya çapındaki bilimsel yayınları ile ODTÜ’nün alanda öncü rol üstlendiğini ifade eden Uysal, aldıkları 5 yıl sürecek proje desteğinin de bu çalışmalar dolayısıyla verildiğini söyledi.
Araştırma programında, uzaydaki koşullara uyum sağlayabilen semantik ve hedef odaklı bir haberleşme ağ kuramını geliştireceklerini belirten Uysal, derin uzay haberleşmesi için geliştirecekleri yeni çözümlerin, standartları belirleyen organizasyonlarca merakla beklendiğini ifade etti.

“HABERLEŞMEDE BEKLENEN DAR BOĞAZI ÇÖZEBİLECEK TEKNİKLER GELİŞTİRİYORUZ”
Elif Uysal, yeni fikirlerinin standartlara girerek uzay haberleşmesinde kullanılmasını beklediklerini ifade ederek, “Çünkü Dünya ile Ay arasında haberleşmede beklenen dar boğazı çözebilecek teknikler geliştiriyoruz” dedi.
Uysal, projenin detaylarına ilişkin şu bilgileri verdi: “Projemizle gezegen üzeri, gezegenler arası haberleşme senaryolarını var olan teknolojiye göre frekans spektrumu ve enerji kullanımı bakımından daha verimli şekilde destekleyebilecek haberleşme ağı tasarım prensipleri ortaya çıkarıyoruz. Yani uzayda gerekli olan hem spektrum ve enerji yükünü en aza indireceğiz ve uzay araçlarının daha etkin haberleşmesini sağlayacağız. Sonuçların uzay teknolojisine zamanında aktarılmasını ve yaklaşan 6G standardına da faydalı etkilerini sağlamak için GO SPACE Projesi ile gerçek uydular üzerinde prototip uygulamalar ve gezegenler arasında uygulanacak yeni haberleşme protokolleri geliştireceğiz.”
Elif Uysal, yeni protokollerin Dünya ile Ay arasında hızla artması beklenen veri trafiğini taşımaya yönelik olarak Alman Uzay ve Havacılık Merkezi ile işbirliği halinde uygulanacağını belirterek, “Dolayısıyla proje ile ülkemiz uzay teknolojilerine büyük bir katkı sunacak. Türkiye, 5 yıl içerisinde gezegenler arası internetin yapı taşlarının oluşturulmasında öncü ülkelerden biri olacak.” değerlendirmesinde bulundu.
6G STANDARDINA DA GİRECEK
Elif Uysal, proje çıktılarının derin uzay haberleşmesi standartlarının yanı sıra 6G standardına da girmesini hedeflediklerini bildirdi.
Uydu haberleşmesi için araştırma grubuyla birlikte son bir yılda Türkiye adına pek çok patent başvurusuna katkı verdiklerini belirten Uysal, “Bu konuda patent portföyü oluşturarak Türkiye’nin standartlara katkı yapmasına yardımcı olmaya çalışıyoruz. Ülkemizin 6G’de de söz sahibi olmasına yönelik çalışıyoruz” dedi.
Elif Uysal, projenin oluşturulması ve yazımının TÜBİTAK tarafından EBAG ve 2247-B programları ile desteklendiğini söyledi.

“NOBEL ÖNCESİ ÖDÜLÜ ODTÜ’LÜ KADIN PROFESÖR ALDI”
ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Verşan Kök, projeye ilişkin AA’nın sorularını yanıtlarken, ERC fonundan destek alan araştırmacıların, hem çığır açıcı hem de alanlarında en ileri düzeyde projeler yürüttüğünü anlattı.
ERC ileri araştırma desteği alan araştırmaların bu desteği “Nobel öncesi ödül” olarak değerlendirilebileceğini ifade eden Kök, “2007’de kurulan ERC’den fon alan araştırmacılardan 14’ü Nobel ödülü aldı. Dolayısıyla ERC’den özellikle ileri araştırma boyutunda destek alan araştırmacılarımızın Nobel öncesi fon desteği aldığını rahatlıkla söyleyebiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.
Avrupa Araştırma Konseyinin başlangıç, orta ve ileri olmak üzere 3 aşamalı bir fon sistemi bulunduğunu anlatan Kök, “ODTÜ’de, toplam bütçeleri 10 milyon avrodan fazla, 1’i yakın zamanda tamamlanan 4’ü devam eden toplamda 5 ERC projemiz bulunuyor. ERC projelerimiz, elektrik-elektronik, kimya mühendisliği, kimya, biyolojik bilimler ve deniz bilimlerinde devam ediyor. Gerçekten hepsi kendi alanlarında çığır açıcı ve üst düzey projeler. ODTÜ, aynı zamanda ülkemizde ilk ERC projesi alan devlet üniversitesi” dedi.
ODTÜ’nün bugüne kadar ülkeye kazandırdığı ilklere bir yenisini eklediğini belirten Kök, ERC’den ileri seviyede araştırma projesi desteği alan Elif Uysal’ın başarısına ilişkin, “Ülkemizde ileri seviyede araştırma desteği alan ilk devlet üniversitesi olduk. Bu başarıyı gururla paylaşıyorum. Hocamız, iletişim ve sistem mühendisliği panelinden desteklenen ülkemizdeki tek ve ilk kadın araştırmacıdır, bu da hem üniversitemize hem de ülkemize büyük bir gurur vermekte” ifadelerini kullandı.
Elif Uysal’ın Türkiye birincisi olarak yerleştiği ODTÜ’den birincilikle mezun olduğunu, yüksek lisans ve doktorasını ABD’de MIT ve Stanford üniversitelerinde yaptıktan sonra ODTÜ’ye döndüğünü anlatan Kök, “Hocamız, hem üniversitemize hem ülkemize büyük bir gurur kazandırdı. Hocamızın projesi, uzaydaki haberleşme sistemlerine ve 6G teknolojilerine yepyeni bir boyut kazandıracak” diye konuştu.
Bütün projeleri genç insanların sayesinde hayata geçirdiklerine işaret eden Kacır, “Önce BİLSAT görüntüleme uydusunda ortak üretim faaliyetlerine girdik. Sonra RASAT görüntüleme uydusunu yerli olarak ürettik. Sonra GÖKTÜRK görüntüleme uydusunu yerli olarak ürettik. Nihayetinde 600 kilometrede metre altı çözünürlükle görüntü almamızı sağlayan milli görüntüleme uydumuz İMECE’yi Cumhuriyet’imizin 100. yılında 2023’te uzaya gönderdik.
Bu, Türkiye için muazzam bir kabiliyet ama durmuyoruz. Önümüzde yeni hedefler var. İnşallah 8 Temmuz 2024 haftası Türkiye, geliştirdiği ilk milli haberleşme uygusu TÜRKSAT 6A’yı uzaya gönderecek ve böylelikle dünyada bunu başarabilen 11 ülkeden biri olacağız.” ifadelerini kullandı.
Hedefleri arasındaki Ay Projesi’nin de gerçekleştirileceğini aktaran Kacır, şöyle devam etti:
“Hibrit roket motoru teknolojisinde şu anda dünyada en ileri düzeyde çalışmalar yapan 4 ülkeden biri olan Türkiye, inşallah Ay Projesi sayesinde kendi geliştirdiği hibrit roket motorunu uzayda ateşlemeyi başaracak ve böylelikle bu teknolojiye uzayda tecrübe kazandırmış, tarihçe kazandırmış dünyadaki ilk ülke olacağız. Yıllık 600 milyar dolara yakın uzay ekonomisinin büyüklüğü var ve bu büyümeye devam edecek.
Önümüzdeki yıllarda 1 trilyon dolara çıkması öngörülüyor. Teknolojide yaşanan paradigma değişimleri uzaya erişimi çok daha mümkün hale getirir. 10 yıl evvel yılda 100 uydu uzaya gönderilebilirken, şimdi yılda 2 bin uydu uzaya gönderilebiliyor.
Biz hibrit roket motoru teknolojisinde başarılı olabilirsek, hedefimiz uyduların yörüngeler arası transferlerini yapacak uzay araçlarını Türkiye olarak geliştirmek, üretmek ve küresel uzay ekonomisinden pay almayı başarmak.”

Bakan Kacır, dünyayı yenilikçi teknolojilerin değiştirdiğini ve dönüştürdüğünü vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Bütün dünyada yenilikçi teknolojilere, sizler gibi genç insanların kurduğu girişimler, teknoloji takımları imza atıyor. İşte bu anlayışla sürdürdüğümüz her işle, gerçekleştirdiğimiz her projede işin sahibinin Türk gençliği, TEKNOFEST kuşağı olduğu bilinciyle hareket ediyoruz.
Türk gençliği, TEKNOFEST kuşağı aslında kendini ispat etti. Savunma sanayisinde, havacılıkta, dünyaya parmak ısırtan başarı hikayelerinin sahibi Türk gençliği oldu. Sizler gibi gencecik insanların kurduğu ekipler, yaş ortalaması 26-27 olan teknoloji şirketlerimizin, savunma sanayi kurumlarımızın ekipleri dünyanın gıpta ile izlediği başarı hikayelerini imza atıyorlar şimdi.”
Konuşmaların ardından öğrencilerle havacılık ve uzay konularında söyleşi yapan Gezeravcı, sorularını yanıtladığı gençlerle hatıra fotoğrafı çektirdi.
Programa Samsun Valisi Orhan Tavlı, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Samsun Milletvekili Çiğdem Karaaslan, AK Parti Samsun Milletvekili Orhan Kırcalı, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Demir, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yavuz Ünal, Samsun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Aydın, Samsun Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Sabri Kılıç, AK Parti İl Başkanı Mehmet Köse, MHP İl Başkanı Burhan Mucur, AK Parti Samsun Büyükşehir Belediye Başkan adayı Halit Doğan ile akademisyen ve öğrenciler katıldı.
Burada konuşan Bakan Kacır, “Biz Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde sürdürdüğümüz milli teknoloji hamlesi yolculuğunda, hayata geçirdiğimiz her programda, her projede, işin merkezine her daim Türk gençliğini, TEKNOFEST kuşağını yerleştiriyoruz. İnanıyoruz ki Türk gençliğinin önündeki engel kaldırılırsa, bizler onların yanlarında olursak alanında en iyi işleri başarabilme kabiliyetine sahipler. Türk gençleri bunu ispat ettiler. Son 22 yılda milli teknoloji hamlesinde elde ettiğimiz kazanımlar, Türkiye’nin kritik teknolojileri kendi imkanlarıyla geliştirebilen, üretebilen ve rekabetçi şekilde dünyaya ihraç edebilen bir ülke olma yolculuğu sizler gibi gencecik insanlar sayesinde oldu. Biz en büyük kuvvet çarpanımızın genç ve dinamik nüfusumuz olduğunun bilincindeyiz. Bizim nüfusun ortanca yaşı 33’dür. Avrupa’nın ortanca yaşı 43. Almanya’nın ortanca yaşı 47-48. Bizden 15 yaş daha yaşlılar. Biz onlardan 15 yaş daha genciz. Gençlerimizin önünü açmaya devam edersek milli teknoloji hamlesi hedeflerimize bir bir ulaşacağız” ifadelerini kullandı.

‘BU MİLLETİ ÖĞRENİLMİŞ VE ÖĞRETİLMİŞ ÇARESİZLİKLERDEN KURTARALIM’
Bu milletin evlatlarının her şeyin en iyisini başarabilecek kabiliyete sahip olduğunu belirten Bakan Kacır, “Türkiye’nin havacılık tarihi akamete uğratılmış hikayeler tarihi iken 2000’li yıllarda terörle mücadelede kendi ihtiyacımızı, kendimizin gidermemiz gerektiği gerçeğiyle yüzleştiğimiz anda bir sağlam irade çıktı ve ‘Bu ülkenin neye ihtiyacı varsa biz onu kendi evlatlarımızın alın teriyle, akıl teriyle kendi imkanlarımızla geliştireceğiz, üreteceğiz’ dedi. Nihayetinde ne oldu? Bayraktar’la, Anka’yla, Akıncı’yla, Aksungur’la, Hürkuş’la, Hürjet’le ATAK’la Gökbey’le, Kaan’la, Kızılelma’yla Türk milleti gökyüzüne imzasını attı. Demek ki bu milletin evlatları her şeyin en iyisini başarabilecek kabiliyete sahiplermiş. Yeter ki önlerindeki engelleri kaldıralım. Yeter ki bu milleti öğrenilmiş ve öğretilmiş çaresizliklerden kurtaralım. Biz kendi imkanlarına güvenen, kendi öz evlatlarının alın ve akıl terine yaslanan, inanan Türk gençliğini TEKNOFEST kuşağının heyecanına, coşkusuna eşlik eden bir anlayışla bu başarı hikayelerini adım adım gerçekleştiriyoruz. Arzu ve ümit ediyoruz ki, bu başarı hikayesinin bir de üzerini uzay biliminde, uzay teknolojilerinde de hep birlikte gerçekleştirelim” diye konuştu.

‘TÜRKİYE İSTİKRARSIZLIKLAR YÜZÜNDEN KAYBETTİ’
1980’lerde Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın, ODTÜ kampüsünün içinde TÜBİTAK Uzay Araştırmaları Enstitüsü’nü kurduğunu belirten Bakan Kacır, “Ancak bu enstitü 80’lerin sonunda ve 90’larda üzerine düşen işleri maalesef gerçekleştiremedi. Özal’ın hayali Türkiye’nin kendi uydularını geliştirebilmesiydi. 1980’ler ve 1990’lar Türkiye’de siyasi ve ekonomik istikrarsızlık dönemi oldu. Maalesef dünyanın dilinde, teknolojide bilgisayar devrimiyle internet devrimi ile çığır açıcı gelişmeler kaydettiği bir dönemi, Türkiye istikrarsızlıklar yüzünden kaybetti. Ancak 2000’li yıllarda yine aynı sağlam irade, Türkiye’nin kendi uydularını geliştirmesine ilişkin bir program başlattı. Türkiye önce Bilsat görüntüleme uydusunda ortak üretim faaliyetine girdi. Sonra RASAT görüntüleme uydusunu yerli olarak üretti. Sonra Göktürk görüntüleme uydusunu yerli olarak üretti. Yerli ve milli görüntüleme uydumuz İMECE’yi kendi imkanlarımızla geliştirdik, ürettik ve Cumhuriyetin 100’üncü yılında uzaya gönderdik” dedi.

‘MİLLİ HİBRİT ROKET MOTORUMUZU UZAYDA ATEŞLEYECEĞİZ’
Sözlerini sürdüren Bakan Kacır, şöyle konuştu: “Şimdi ilk milli haberleşme uydumuz TÜRKSAT 6-A’yı uzaya göndermeye hazırlanıyoruz. İnşallah 4 ay kaldı. Bütün çalışmaları tamamladık. İnşallah TÜRKSAT 6-A’yı uzaya gönderdiğimizde, Türkiye, dünyada haberleşme uydularını yerli ve milli olarak geliştirebilen 10 ülkeden biri olacak. İMECE 600 kilometrede, yaklaşık 600 kilogram. TÜRSAT 6-A, 36 bin kilometrede görev yapacak. Yaklaşık 4.5 tonluk bir uydu. Ay programıyla 380 bin kilometre ötede Ay’a erişeceğiz. Milli hibrit roket motorumuzu uzayda ateşleyeceğiz, kullanacağız ve inşallah bunu başaran dünyadaki ilk ülke olacağız. Bütün bu projeler sizin sayenizde mümkün olacak arkadaşlar. Savunma sanayiinde nasıl dev bir ekosistem inşa ettiysek, bugün 3 binden fazla savunma sanayii girişimimizde 80 binden fazla insanımız alın teri, akıl teri döküyorsa uzay alanında da inşallah böyle bir ekosistemi hep birlikte inşa edeceğiz.”

Program, Alper Gezeravcı’nın gençlere tecrübelerini anlatmasıyla devam etti.
Etkinlikte konuşan Kacır, Alper Gezeravcı’yı dinlemek için gelenlerin salonu doldurduğunu, salonun dışında da birçok kişinin bulunduğu belirterek, 4 yıl içinde Ege Üniversitesine yeni bir kongre merkezini kazandıracaklarını söyledi.
Türkiye’nin Milli Teknoloji Hamlesi yolculuğunun gençlerin enerjisiyle muazzam bir ivmeyle devam ettiğini kaydeden Kacır, şunları kaydetti:
“Türkiye’nin ortanca yaşı 33, Avrupa’nın ortanca yaşı 43, Almanya’nın ortanca yaşı 47-48. Biz Avrupa’dan 10, Almanya gibi ülkelerden 15 yaş daha genç bir ülkeyiz. Bu çok kıymetli, çünkü dünyayı yenilikçi teknolojiler değiştiriyor, dönüştürüyor. Dünyayı dönüştüren teknolojilere genç insanların kurduğu ekipler, takımlar imza atıyor. O vakit bizim varımız yolumuz gençlik. Milli Teknoloji Hamlesinin de öznesi ve merkezi Türkiye’nin gençliği, TEKNOFEST kuşağı diye düşünüyoruz.”
Türkiye’nin 2000’lerin başında “insansız hava aracı” diye bir kavramı bilmediğini, öz evlatlarına güvenerek kısa sürede Bayraktar, Anka, Akıncı, Aksungur, Hürkuş, Hürjet, Atak, Gökbey, Kızılelma ve Kaan ile gökyüzüne imza attığını belirterek, “Bakın bir çırpıda saydığımız bu başarı hikayesinin dünyada ikinci bir örneğini bulamazsınız.” dedi.
Bu başarı hikayesinin uzay alanına da taşınmasını istediklerini kaydeden Kacır, Türkiye’nin 20 yıl önce görüntüleme uydularında ortak üretimle yola çıktıkları uzay teknolojisinde çok önemli birikim ve deneyim elde ettiklerini söyledi.

TÜRKİYE 10 ÜLKEDEN BİRİ OLACAK
Kacır, haberleşme uydularını da yerli ve milli olarak geliştirmeleri gerektiğine inandıklarını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“TÜRKSAT 6A’yı üretmeye yönelik projeyi başlattık. İnşallah önümüzdeki 3-4 ay içerisinde bunu ilk kez zannediyorum söylemiş oldum. Bütün medya tarih soruyordu. Önümüzdeki 3-4 ay içerisinde TÜRKSAT 6A’yı uzaya gönderecek ve kendi haberleşme uydularını üretebilen 10 ülkeden biri olacağız. Uzaya erişimde de iddia sahibiyiz. İki önemli kurumumuz var, Roketsan ve DeltaV. Önce uydularımızı kendi imkanlarımızla uzaya eriştirmeyi hedefliyoruz. Daha sonra insanlı uzay programlarında da sorumluluk üstlenebilecek teknolojileri yerli ve milli olarak geliştirmeyi amaçlıyoruz. Bütün bu programlar Türkiye’nin hangi alanlarda, hangi kazanımları elde edebileceği planları çerçevesinde hazırlanıyor.”

Türkiye’nin Aya Erişim Programı’nın olduğunu hatırlatan Bakan Kacır, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Eğer aya erişirken uzay aracımızda kendi hibrit roket motor teknolojimizi kullanabilirsek bu teknolojiyi önümüzdeki dönemde uyduların yörüngeler arası transferi için değerlendirebilir ve uzay ekonomisinden pay alabiliriz. Bugün dünyada uzay ekonomisi yılda 600 milyar dolara gelmiş. Yüzde 1 alsak 6 milyar dolar yapar, yüzde 10 alsak 60 milyar dolar yapar ve bir yandan da bu büyüyecek. Birkaç yıl içerisinde 1 trilyon dolara çıkacak küresel uzay ekonomisi. Ama bütün bunlar aynı zamanda stratejik açıdan da çok önemli. Çünkü bütün savunma sanayi sistemlerimiz ve hatta bütün kritik sivil teknoloji uygulamalarımız aslında uzay teknolojileri tabanlı çalışıyor.”
Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Necdet Budak da Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’nın 21 gün süren uzay görevinde Türk bilim insanları tarafından hazırlanan 13 bilimsel deney gerçekleştirdiğini, bunlardan birinin de Ege Üniversitesi akademisyenleri yürütücülüğünde hazırlanan Tuz Gölü’nde yetişen endemik Parvula isimli bitkinin uzay ortamındaki tepkilerini araştıran deney olduğunu söyledi.
İZMİR’DEKİ TEKNOLOJİ VE İNOVASYON PROJELERİ
Cumhur İttifakı İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Hamza Dağ ise İzmir’i bilişimin ve teknolojinin merkezi yapacaklarını dile getirdi.
İzmir’in ekonomisini gelecek dönemde ayağa kaldıracak alanların başında bilişim sektörünün geldiğini aktaran Dağ, şunları kaydetti:
“Alsancak Limanı’nın arka alanını, teknoloji ve inovasyon merkezi haline getireceğiz. Yüksek Teknoloji Enstitüsü’ndeki Teknopark ile birlikte bunu entegre ederek bilişimin İzmir’de önünü sonuna kadar açacağız. Tarihi elektrik fabrikasını, yazılım sektörü ve teknoloji girişimcilere sunarak, geçmişle geleceği buluşturacağız. Teknoloji ve inovasyon merkezimiz de bilişim, otonom araç teknolojileri ve yapay zeka uygulamalarına kadar birçok ekosistem kurulması için altyapı hazırlayacağız. Robotik ve kodlama atölyeleri, oyun ve animasyon teknolojileri, yazılım geliştirme ve girişimcilik merkezleriyle 5 yıl sonra yazılım dünyasında İzmirli gençlerimizin dünyada ses getirdiğine hep birlikte şahit olacağız.”
Konuşmalar ve plaket töreninin ardından Rektör Budak, Bakan Kacır ve Alper Gezeravcı, sahnede özçekim yaptı.
]]>Şubat ayında öne çıkan bilimsel gelişme ve keşifleri haberimizde derledik.

ALPER GEZERAVCI, UZAY YOLCULUĞUNU BAŞARIYLA TAMAMLADI
Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’nın da yer aldığı Ax-3 ekibini taşıyan Dragon kapsülü, ABD yerel saatiyle 18 Ocak 16.49’da (19 Ocak TSİ 00.49) NASA’nın Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nden fırlatıldı.
Uzay yolculuğu esnasında 13 farklı bilimsel deney üzerinde çalışan Gezeravcı, yolculuğu başarıyla tamamlayıp 9 Şubat’ta dünyaya geri döndü.
Axiom-3 ekibinde yer alan İtalyan astronot Albay Walter Villadei, Gezeravcı ile çalışmanın olağanüstü bir deneyim olduğunu ifade etti.
UZAY TEKNOLOJİSINDEKİ GELİŞMELER REKABETİ KIZIŞTIRDI
Şubat ayında da uzay teknolojisini ilerletmek için büyük adımlar atan Çin, dünyada yapay zeka teknolojisiyle çalışan ilk ticari “hiper uydu”sunu yörüngeye yolladı.
Çin, askeri istihbarat amaçlı olduğu iddia edilen gizlilik dereceli bir iletişim test uydusunu da uzaya gönderdi.
Yer Sabit Yörünge’deki planlanan konuma yerleşen uydunun, çok bantlı ve yüksek hızlı iletişim teknoloji deneylerinde kullanılacağını bildiren Çin, ayrıca 2030 yılında başlamayı planladığı insanlı Ay görevlerinde kullanacağı yeni uzay araçlarını duyurdu.
Diğer yandan Japonya Uzay Araştırma Ajansı (JAXA), gözlem uyduları taşıyan yeni tip “2 Nolu H3” roketini ülkenin güneybatısındaki Kagoşima’dan fırlattı.
Roket planlanan yörüngesine girerken, taşıdığı 2,6 tonluk yapay yük ile mikro uyduları başarılı şekilde konuşlandırdı.
SpaceX, ABD merkezli Intuitive Machines şirketinin “IM-1” misyonu kapsamında “Odysseus” adlı Ay’a iniş aracını uzaya gönderdi.
Odysseus, Ay’ın güney kutbuna yakın bir bölgesine güvenli bir şekilde indi.

YAPAY ZEKA ALANINDAKI GELİŞMELER HIZ KAZANDI
San Francisco merkezli teknoloji şirketi OpenAl, metin komutlarıyla gerçekçi ve yaratıcı sahneler oluşturabilen yapay zeka modeli Sora’yı tanıttı.
Yapay zeka araçlarından DALL-E’nin versiyonları gibi çeşitli eserler üreten yapay zeka modeli Sora, bilinen yapay zeka video üretim modellerinin çok daha ilerisinde bir kalite sunmayı hedefliyor.
Henüz deneme aşamasında bulunan model, mevcut durumda neredeyse mükemmele yakın, gerçekçi animasyon videoları ile bir dakikaya kadar yüksek kaliteli videolar oluşturabiliyor.
Hem yazılı komut hem de bir fotoğraftan geniş ekranda 1920×1080 piksel, dikey olarak 1080×1920 piksel ölçekte ve kalitede video örnekleri sunabilen Sora hem var olan görüntülerin devamına veya gerisine ekleme yapabiliyor hem de 2048×2048 piksel çözünürlükte fotoğraflar üretebiliyor.

DÜŞÜNCE YOLUYLA BİLGİSAYAR FARESİ KONTROL EDİLDİ
Amerikan nöroteknoloji şirketi Neuralink’in kurucusu Elon Musk, beynine Neuralink tarafından üretilen “Telepati” adlı çip yerleştirilen kişinin düşünce yoluyla bilgisayar faresini kontrol edebildiğini açıkladı.
Musk, “Hasta, bildiğimiz kadarıyla hiçbir olumsuz etki olmadan tamamen iyileşmiş görünüyor ve fareyi kontrol edebiliyor. Sadece düşünerek fareyi ekranda hareket ettirebiliyor.” diye konuştu.
Öte yandan, Rusya’nın en büyük finans kuruluşu Sberbank tarafından geliştirilen yapay zeka uygulaması GigaChat, tıp fakültesini bitiren öğrencilere yönelik bir testi başarıyla tamamladı.
GigaChat, 100 soruluk testte yüzde 82’lik başarı yakalarken, cerrahi, kadın hastalıkları ve doğum alanlarında üç ayrı vakayla ilgili sözlü sınavı da tamamladı.
Adobe, Amazon, Google, IBM, Meta, Microsoft, OpenAl, TikTok ve X’in de aralarında bulunduğu 20 teknoloji şirketi, dünya genelinde bu yıl düzenlenecek seçimlerde yapay zekanın aldatıcı şekilde kullanımına karşı birlikte mücadele etme taahhüdünde bulundu.
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN YOL AÇTIĞI SORUNLAR DA BİLİM DÜNYASININ GÜNDEMİNDEYDİ
Bilim insanları, Kuzey Buz Denizi’ndeki buzul erimeleri nedeniyle avlanmakta güçlük yaşayan kutup ayılarının, açlıkla karşı karşıya kaldığını gözlemledi.
Kutup ayılarının avlanma dönemi olan ilkbahar sonu yaz başında iklim değişikliği nedeniyle deniz buzullarının çoğunlukla eridiğini vurgulayan araştırmacılar, bu türün uzun saatler yüzdükten sonra buldukları avı yiyemeyecek kadar yorgun düştüğünü ortaya koydu.
Diğer yandan, Almanya ve Hollanda’dan araştırmacılar, azot kirliliğinin içme suyu kaynaklarına etkisinin 2050’ye kadar üç kat artabileceği uyarısında bulundu.
Araştırmacılar, 2050’ye kadar dünya genelinde azot kirliliğinden kaynaklı temiz su yetersizliği yaşanan alt havza sayısının 3 katına çıkabileceğini, bu durumun etkisinin Çin’in güneyi, Orta Avrupa, Kuzey Amerika ve Afrika’da ağırlıklı olarak hissedilebileceğini ifade etti.
Uluslararası bir araştırmada da Amazon Yağmur Ormanları’nın neredeyse yarısının kuraklık, ormansızlaşma ve yangınlar nedeniyle 2050’ye kadar yok olabileceği saptandı.

Türkiye’nin ilk insanlı uzay misyonu kapsamda Uluslararası Uzay İstasyonu’nda 14 gün geçirerek çeşitli deneyler yapan Alper Gezeravcı, görevini tamamlayıp dünyaya döndükten sonra ilk gençlik söyleşişini, Konya Bilim Merkezi’nde öğrencilerle bir araya gelerek yaptı.
Türkiye’nin ilk astronotu Gezeravcı’nın, Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından şehre kazandırılan TÜBİTAK destekli Türkiye’nin ilk ve en büyük bilim merkezi Konya Bilim Merkezi’nde gerçekleştirdiği söyleşiye Konyalı çocuklar ve gençler büyük ilgi gösterdi.

“BEN SİZLERLE GURUR DUYUYORUM”
Türkiye’nin uzay alanında hedef koyduğu 10 kutlu programdan bir tanesini başarılı bir şekilde tamamlamanın gururunu yaşadıklarını ifade eden Gezeravcı, gençlere hayallerinin peşini bırakmamaları tavsiyesinde bulunarak şöyle konuştu:
“Ben sizlerin yaşında küçük bir çocukken çok daha kısıtlı televizyon imkanlarında, çok daha kısıtlı sinema imkanlarında uzaya dair bir şey gördüğümde, izlediğimde şöyle bir durup bir adım geriye çekilirdim. Bu izlediğimiz şeyler başka milletlerin hayali, başka insanların hayali.
‘Başka insanların hayaliyle mutlu olmaya çalışma, elinde ne varsa ona sarıl ve sadece onunla mutlu ol’ diye kendime telkin ederdim. Sayın Cumhurbaşkanımızın yeni yüzyılımıza ışık tutan vizyonuyla, Cumhuriyetimizin koyduğu 10 uzaya ilişkin stratejik hedeften tamamı, kademe kademe ilerleyecek olgunlaşma aşamalarını tamamlayarak hedefe ulaşacak şekilde devam ediyor. Kendi potansiyelinizden hiçbir zaman şüpheye düşmeyin. Ben sizlerle gurur duyuyorum.”

ÖĞRENCİLERİN SORULARINI CEVAPLADI
Söyleşi esnasında Uluslararası Uzay İstasyonu’nda geçirdiği günlerden bahsederek uzay deneyimlerini paylaşan Gezeravcı, kendisini heyecanla dinleyen öğrencilerden gelen soruları da cevapladı.
“KONYA BİLİM MERKEZİ HARİKA BİR MERKEZ”
Programdan sonra açıklamalarda bulunan Gezeravcı, Konya Bilim Merkezi’yle ilgili övgü dolu sözlerle sarf etti. Gezeravcı, “Bütün güzergahların buluşma noktasında memleketimizin her tarafından kardeşlerimize kapılarını açmış, bilimle ilgili her türlü merak ettiklerini cevaplayacak ve ülkemizin ikinci dalyaya adım attığı yeni Türkiye Yüzyılı’nda hedeflediği bütün yollara imkan tanıyacak, oraya gidişe vesile olacak bütün araştırma imkanlarını bünyesinde barındıran harika bir merkez” ifadelerini kullandı.

“BU BULUŞMALAR GENÇLERİMİZİN KAPASİTESİNİN FARKINDALIĞINA VESİLE OLUYOR”
Türk gençlerinin enerjisiyle, heyecanıyla, varlıklarını her ortamda belli eden müthiş bir kapasiteye sahip olduğunu dile getiren Gezeravcı, “Bu kapasitenin farkında olmayabilirler. İşte bu buluşmalar bu farkındalığa vesile oluyor. Ben onların yaşındayken şu anda gerçekleşen şeylerin hiçbirisini hayal edemiyordum. Devletimizin kararlığıyla bugünlere gelindi. Ülkemizin hakikaten bu alandaki güçlü iradesiyle devlet büyüklerimizin başka milletlerin hali hazırda yaşadıkları rüyayı bu memleketin çocuklarının da yaşama hakkı olduğunu, bu rüyanın paydaşı olmaları gerektiğini inançlarıyla bugünlere gelindi. İnşallah bundan sonra çok daha güzel işlere onlar imza atacak” dedi
Gençlik buluşmalarının ilk durağı Konya’da, Uluslarası Uzay İstasyonu’nda yaşadığı deneyimleri, geleceğin bilim insanları, mühendisleri ve astronotlarıyla paylaşmanın mutluluğunu yaşadığını belirten Gezeravcı, “Uzaya adım atma hayali kuran genç kardeşlerimin, bu buluşmayı bir ilham kaynağı olarak görmesi ve gelecekte kendi başarı hikayelerini yazmaları en büyük temennim” değerlendirmesinde bulundu.

Gezeravcı, Konya’yı güzel hizmetleriyle bugünlere getiren ve bu imkanları tanıyan Başkan Altay’a da teşekkür etti.
]]>
Türkiye’nin ilk insanlı uzay misyonu kapsamda Uluslararası Uzay İstasyonu’nda 14 gün geçirerek çeşitli deneyler yapan Alper Gezeravcı, görevini tamamlayıp dünyaya döndükten sonra ilk gençlik söyleşişini, Konya Bilim Merkezi’nde öğrencilerle bir araya gelerek yaptı.
Türkiye’nin ilk astronotu Gezeravcı’nın, Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından şehre kazandırılan TÜBİTAK destekli Türkiye’nin ilk ve en büyük bilim merkezi Konya Bilim Merkezi’nde gerçekleştirdiği söyleşiye Konyalı çocuklar ve gençler büyük ilgi gösterdi.

“BEN SİZLERLE GURUR DUYUYORUM”
Türkiye’nin uzay alanında hedef koyduğu 10 kutlu programdan bir tanesini başarılı bir şekilde tamamlamanın gururunu yaşadıklarını ifade eden Gezeravcı, gençlere hayallerinin peşini bırakmamaları tavsiyesinde bulunarak şöyle konuştu:
“Ben sizlerin yaşında küçük bir çocukken çok daha kısıtlı televizyon imkanlarında, çok daha kısıtlı sinema imkanlarında uzaya dair bir şey gördüğümde, izlediğimde şöyle bir durup bir adım geriye çekilirdim. Bu izlediğimiz şeyler başka milletlerin hayali, başka insanların hayali.
‘Başka insanların hayaliyle mutlu olmaya çalışma, elinde ne varsa ona sarıl ve sadece onunla mutlu ol’ diye kendime telkin ederdim. Sayın Cumhurbaşkanımızın yeni yüzyılımıza ışık tutan vizyonuyla, Cumhuriyetimizin koyduğu 10 uzaya ilişkin stratejik hedeften tamamı, kademe kademe ilerleyecek olgunlaşma aşamalarını tamamlayarak hedefe ulaşacak şekilde devam ediyor. Kendi potansiyelinizden hiçbir zaman şüpheye düşmeyin. Ben sizlerle gurur duyuyorum.”

ÖĞRENCİLERİN SORULARINI CEVAPLADI
Söyleşi esnasında Uluslararası Uzay İstasyonu’nda geçirdiği günlerden bahsederek uzay deneyimlerini paylaşan Gezeravcı, kendisini heyecanla dinleyen öğrencilerden gelen soruları da cevapladı.
“KONYA BİLİM MERKEZİ HARİKA BİR MERKEZ”
Programdan sonra açıklamalarda bulunan Gezeravcı, Konya Bilim Merkezi’yle ilgili övgü dolu sözlerle sarf etti. Gezeravcı, “Bütün güzergahların buluşma noktasında memleketimizin her tarafından kardeşlerimize kapılarını açmış, bilimle ilgili her türlü merak ettiklerini cevaplayacak ve ülkemizin ikinci dalyaya adım attığı yeni Türkiye Yüzyılı’nda hedeflediği bütün yollara imkan tanıyacak, oraya gidişe vesile olacak bütün araştırma imkanlarını bünyesinde barındıran harika bir merkez” ifadelerini kullandı.

“BU BULUŞMALAR GENÇLERİMİZİN KAPASİTESİNİN FARKINDALIĞINA VESİLE OLUYOR”
Türk gençlerinin enerjisiyle, heyecanıyla, varlıklarını her ortamda belli eden müthiş bir kapasiteye sahip olduğunu dile getiren Gezeravcı, “Bu kapasitenin farkında olmayabilirler. İşte bu buluşmalar bu farkındalığa vesile oluyor. Ben onların yaşındayken şu anda gerçekleşen şeylerin hiçbirisini hayal edemiyordum. Devletimizin kararlığıyla bugünlere gelindi. Ülkemizin hakikaten bu alandaki güçlü iradesiyle devlet büyüklerimizin başka milletlerin hali hazırda yaşadıkları rüyayı bu memleketin çocuklarının da yaşama hakkı olduğunu, bu rüyanın paydaşı olmaları gerektiğini inançlarıyla bugünlere gelindi. İnşallah bundan sonra çok daha güzel işlere onlar imza atacak” dedi
Gençlik buluşmalarının ilk durağı Konya’da, Uluslarası Uzay İstasyonu’nda yaşadığı deneyimleri, geleceğin bilim insanları, mühendisleri ve astronotlarıyla paylaşmanın mutluluğunu yaşadığını belirten Gezeravcı, “Uzaya adım atma hayali kuran genç kardeşlerimin, bu buluşmayı bir ilham kaynağı olarak görmesi ve gelecekte kendi başarı hikayelerini yazmaları en büyük temennim” değerlendirmesinde bulundu.

Gezeravcı, Konya’yı güzel hizmetleriyle bugünlere getiren ve bu imkanları tanıyan Başkan Altay’a da teşekkür etti.
]]>Umut Yıldız, ODTÜ’deki ilk dersinin ardından AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye’ye döndükten sonra ODTÜ Fizik Bölümünden teklif aldığını, bunun üzerine Yükseköğretim Kurulunun (YÖK) üniversiteler dışında çalışan doktora derecesine sahip araştırmacılara ilişkin ek-46 adı verilen düzenlemesi kapsamında ders vermeye başladığını söyledi.
ODTÜ’de öğrencilerle buluşmaktan duyduğu heyecanı dile getiren Yıldız, şöyle devam etti:
“Dersimin içeriği uzay teknolojileri ve enstrümanlar. Derslerimde uzaya gönderilen ve gönderilecek tüm araçların nasıl planlandığını öğrencilerle beraber tartışacağız. Belki birlikte yeni bir uzay görevi de oluşturabiliriz. İnanıyorum ki ODTÜ’deki öğrencilerle çok güzel projeler geliştireceğiz. NASA’da ve diğer kuruluşlarda uzay alanında edindiğim tecrübeleri öğrencilere aktarmayı çok istiyordum. Buradaki öğrencilerin uzay konusunda çok heyecanlı olması ve gelecekte bu alanda kariyer yapmak istemeleri beni çok mutlu etti. Umuyorum daha fazla öğrenciye ulaşırız ve uzayla alakalı çok daha güzel bir geleceği hep beraber kurarız.”
Yıldız, üniversite öğrencilerinin sadece derse girip çıkmalarının yanında kulüplerde farklı projeleri hayata geçirmelerini yıllardır önerdiğini ifade etti.
Öğrencilerin kendi inisiyatifleri ile projelerde çalışıp bir şeyler yaptığında bir fark ortaya koyacaklarını vurgulayan Yıldız, “ODTÜ’de pek çok öğrenci kulübü var, bu kulüplere zaman içerisinde elimden gelen destekler olursa bunu da vermeyi çok isterim.” dedi.

“ÇOK DAHA FARKLI PROJELER ÇIKAR”
Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’nın uzayda yaptığı deneylerle ilgili değerlendirmesi sorulan Yıldız, şöyle konuştu:
“13 deneyi öneren üniversite hocalarımız, deney sonuçlarına göre makalelerini yazacaklar ve bilime katkıda bulunacaklar. Gelecekteki insanlı uzay misyonları için de umarım ODTÜ’den ve Türkiye’nin diğer üniversitelerinden çok daha farklı bilim projeleri ortaya çıkar ve bundan sonra uzaya daha fazla insan götürmemiz için bir motivasyon olur.”

ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN YORUMLARI
Yıldız, dersin ardından öğrencilerle sohbet etti.
Bazı öğrenciler, daha önce yayınlarından tanıdıkları Umut Yıldız’la ilgili “İyi ki geldiniz hocam”, “Videolarınızı izliyordum, şimdi dersinize girdim çok mutlu oldum”, “Sizin sayenizde ODTÜ Fizik Bölümündeyim”, “Bana NASA logolu arma yollamıştınız, o hala duruyor”, “TEDx konuşmanızda size sürekli soru soranlardan biri bendim” şeklindeki yorumlarını dile getirdi.
ODTÜ bünyesindeki Uzay Takımı öğrencileri ise NASA’nın desteklediği model uydu yarışması CanSat’a hazırlanan öğrencilerin daveti üzerine Yıldız, “Yarışmayı biliyorum, takıma da gelirim, artık beraberiz. Kulüplerdeki öğrencilerimin projeleri için elimden geleni yapmaya çalışırım.” değerlendirmesinde bulundu.

“BU FIRSATI İNSAN KAÇ DEFA YAKALAYABİLİR”
İnşaat mühendisliği bölümü ikinci sınıf öğrencisi Gökser Pirik, AA muhabirine, “Umut hocadan ders alma fırsatını bir insan kaç defa yakalayabilir. Derse erkenden geldim, heyecanla bekliyorum. Zaten kendisini sürekli takip ediyordum.” dedi.
Fizik bölümü birinci sınıf öğrencisi Ömer Faruk Altan ise Umut Yıldız’ı fizik ve bilimle ilgilenen her öğrenci gibi kendisinin de lise yıllarından itibaren internet üzerinden yakından takip ettiğini belirterek, şöyle konuştu:
“İnternet sayesinde bilim iletişimi çok gelişti. Hatta fizik okumamda Umut hocanın etkisi olmuştur. Umut hocamızın prestijli üniversitemiz ODTÜ’de ders vermesinden çok mutluyuz. Derse kayıt oldum, hatta bir-iki saat önceden derse geldim ve bekledim. Onunla tanışmak bile yeterli, ondan bir şeyler öğrenmeyi, birlikte bir projede çalışmayı çok isterim.”
Bilgisayar mühendisliği bölümü dördüncü sınıf öğrencisi Mustafa Berentürk de derse kayıt olmadığını, sadece dinlemeye geldiğini belirterek, “Umut hocanın ODTÜ’ye geldiğini herkes biliyor artık. Daha önce fizik yazmayı düşünüyordum, konferanslarına gittiğim Umut hocanın ODTÜ’ye gelmesinden çok mutluyum. Umarım sayesinde yeni Umut hocalar çıkar.” diye konuştu.
Elektrik elektronik mühendisliği bölümü ikinci sınıf öğrencisi Yusuf Berkin Güler ise kontenjan bularak dersi seçebilmenin mutluluğunu yaşadığını söyledi.
Siyaset bilimi ve kamu yönetimi ikinci sınıf öğrencisi Zeynep Kara da “Umut hocanın NASA’dan geldiğini biliyorum ve kendisini yakından takip ediyordum. Böyle değerli bir hocanın bizim üniversitemizde ders veriyor olması nedeniyle çok şanslı hissediyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bu arada, ders seçim süreci devam eden ODTÜ’de açılan Dr. Umut Yıldız’ın verdiği “uzay teknolojileri” dersi için daha önce 20 olan öğrenci kontenjanı, önce 100’e ardından 400’e çıkarıldı
UZAYA YOLCULUĞUN ERTELENMESİ SÜRECİ
Ekstra bir stres barındıran bir duygu içine girmedik. Son dakika ertelemesi işin doğası. Herhangi bir yolculuğa çıkarken dahi son dakika teknik ertelenmesi gibi bir durum, normalleştirilmesi gerekiyor. Planladığımız tüm adımların yerine getirilmiş olması nedeniyle son derece mutluyuz.
Moral, motivasyonumuz yüksek seviyedeydi. Son kolun içerisinden Dragon kapsülünün içine girerken farklı bir duygu ve heyecan içine girmedim. Minik kardeşlerimizle buluşacağımız, sorularını alacağımız anlar heyecan meselesi. Heyecan asıl şimdi başlıyor.
TUZ GÖLÜ’NDEKİ BİTKİ DE UZAYDAYDI
Uzay ekosistemi giderek büyüyor, 1,6 trilyon dolara ulaştı. Bilim dünyası uzay ortamına katkıda bulunacak bitkilerin arayışı içerisinde. Yer çekimsiz ortamın şartlarına uyum sağlayıp sağlamadığına bakıldı. Beklentilere cevap verdi, bilim adamları çalışmaya başladı.

UZAYDA NE YENİR NE İÇİLİR?
Suyu arındırılmış dana, tavuk, armut gibi pek çok yemek var. Tüketime hazır olan, emniyet şartlarında direkt yenebilir gıdalar var.
UZAYDA NASIL UYUNUR?
Bize tahsis edilen alanlar vardı. Uyku tulumunu 4 noktaya gererek kendimi sabitledim. Duvara sabit olanları tutulma noktalarına sabitleyerek, uyku tulumunun içerisine girerek bir konaklama gerçekleştirdim. Uyku tulumunun görevi hava çıkışlarından kaynaklı bir modülden öbür modüle geçmenizi engellemek, yani sabitlemek.
UZAY İÇİN NE EĞİTİMLER ALINDI?
Yer çekimsiz ortamın gereklerini barındıran eğitimlere tabi tutulduk.

UZAYDAN ÖNCE AİLELERİYLE SON GÖRÜŞME
Hazırlığımızı yaptığımızı söyledim, helalliklerini istedim. Fırlatmada eşlik eden insanları düşününce insanın gözleri yaşarıyor.
KALEMLE OYNAMA GÖRÜNTÜLERİ
2 dakika 52 saniyede 100 kilometre sınırını aştık. Uzay sınırı eşiğini geçince yer çekimsiz ortamı test etmek istedim. İstasyona yaklaşıldığında yoğun bir süreçle meşguldük.
UZAYDA GÜNLER NASIL GEÇTİ?
Her dakikası planlı, yoğun bir süreçti. Verdiğimiz her emeğin karşılığını orada almak üzere bulunduk. Her günü simüle ederek prova etmiştik. Farklı duygusal iniş çıkışlara yer yoktu. Yoğun olarak deneylerimizdi.
Fiziksel olarak herhangi bir salınımla karşılaşmadım. Uzay İstasyonu’na ulaştıktan sonra 1 saat içinde deneylere başladım. Boşa geçireceğimiz bir saat yoktu. Cumhuriyet’in 100. yılında bu görevi tüm adımlarıyla yerine getirdik.
DÜNYA’YA DÖNÜŞ NASILDI?
Dışarıyla göz temasında alev kütlesini gördüğümüz bir an oldu. İletişim kesilmedi, koltuğumuz sabitti vehayat destek sistemlerine bağlıydık. Bütün akışı çalışmış haldeydik. Tekrar Dünya’da olmak harika bir duygu.
DÜNYA’DA ILK YÜRÜYÜŞ NASILDI?
Kapsülden kendim inmek istedim, şaşırdılar. İyi olduğunuzu ifade etseniz de eşlik etme yükümlülükleri var.

GEZERAVCI DÜNYA’YI NASIL GÖRDÜ?
Rutinde alışık olduğumuz karelerden farklı, her açıdan fotoğrafladım. İnsanların meraklarını gidermeye yönelik fotoğraf almaya çalıştım.
“HAYALLERİMIZİ SINIRLAYAN BİR EŞİK AŞTIK”
Cumhurbaşkanı’na, emanetimizin sahibine iade ettik. Hayallerimizi sınırlayan bir eşik aştık. Bu bir başlangıçtı, gençlerimizin geleceği parlak olsun.
Son yıllarda uzay alanında önemli kazanımların elde edildiğini belirten Kacır, 2018’de Türkiye Uzay Ajansının (TUA) kurulması ve 2021’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Milli Uzay Programı’nın ilan edilmesiyle uzay çalışmalarının ön plana çıktığını vurguladı.
Bakan Kacır, Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’nın 19 Ocak’ta Uluslararası Uzay İstasyonu’na gönderilerek, ilk kez insanlı uzay operasyonlarında yer alındığını ve bu alanda önemli bir eşiğin geride bırakıldığını aktardı.
Türkiye’nin uzay çalışmalarında çok sayıda uydu ve roket projesinin bulunduğunun altını çizen Kacır, uydu üretiminde birçok yerli firmayla çalışıldığını ifade etti.
“YERLİLEŞTİRME VE GELİŞTİRME ÇALIŞMALARI YAPILMAKTADIR”
Mehmet Fatih Kacır, TÜRKSAT’ın haberleşme uyduları ile GÖKTÜRK uzaktan algılama uydularının sabit yörüngede hizmet verdiğini anımsatarak, şöyle devam etti:
“Kendi ürettiğimiz TÜRKSAT 6A uydusunun 2024 yılı içinde fırlatılıp yörüngesine yerleştirilmesi planlanmaktadır. 2017 yılında başlanan metre altı çözünürlüğe sahip yerli ve milli ilk gözlem uydusu İMECE Projesi vasıtasıyla ise sıfırdan yer gözlem uydusu ve yer istasyonu alt sistemlerini tasarlayıp üretebilecek kabiliyete sahip ülke konumuna gelinmiştir.
Ayrıca gelecekteki gözlem ve haberleşme uydularının yurt içinde üretilmesine yönelik kritik bir altyapı olan Uydu Montaj, Entegrasyon ve Test Merkezi kurulmuştur. Önümüzdeki dönemlerde küp uydu geliştirme faaliyetlerine devam edilmesi de planlanmakta, uydu itki sistemleri ve diğer alt sistemler üzerine yerlileştirme ve geliştirme çalışmaları yapılmaktadır.”
Yerli uyduları uzaya çıkaracak bağımsız ve yerli fırlatma sistemlerinin tasarlanmasına yönelik yurt içi ve yurt dışı ortaklıklar üzerinden çalışmaların sürdüğünü aktaran Bakan Kacır, Milli Uzay Programı kapsamındaki “Ay Projesi” için gerekli yerli ve milli Hibrit İtki Sistemleri, uçuş bilgisayarı ve çeşitli yerli uydu ekipmanlarının tasarımına, geliştirilmesine devam edildiğini bildirdi. Mehmet Fatih Kacır, gözlem ve haberleşme uydu projelerinde elde edilen bilgi ile tecrübenin “Ay Projesi”ne taşınacağını kaydetti.
Uzay Havası Uygulama Merkezi’nin bu yıl içerisinde kurulmasının öngörüldüğünü ifade eden Kacır, yerli ve milli kaynakların verimli, etkin kullanılması amacıyla TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi ile Doğu Anadolu Gözlemevi’nin entegre edilerek tek bir ulusal araştırma alt yapısı haline getirildiğini belirtti.
UZAY KANUNU VURGUSU
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Kacır, uzay farkındalığını artırmak, insan kaynağının geliştirilmesi amacıyla TEKNOFEST, bilim şenlikleri, kariyer fuarları gibi proje ve etkinliklerde çalışmalar yapıldığını, çeşitli illerde gökyüzü gözlemlerini kolaylaştırmak için “Karanlık Gökyüzü Parkları”nın inşasına başlandığını anlattı.
Milli Eğitim Bakanlığının programı kapsamında Türkiye Uzay Ajansı tarafından uzay konusunda ihtiyaç görülen alanlarda eğitim almaları için yurt dışına öğrenci gönderildiğini bildiren Kacır, şunları kaydetti:
“Öncelikli hedeflerimiz, uzaya uydu sistemleri götürebilecek roket sistemleri vasıtasıyla uzaya bağımsız erişim sağlamak ve uzay limanı kurma projesidir. Önümüzdeki dönemde insanlı uzay araştırmaları, uzay keşifleri, uzay istasyonları gibi bütün değer zincirinde daha fazla rol üstlenebilmek amacıyla Türk sanayi ve teknoloji ekosisteminin güçlü şekilde desteklenip yönlendirilmesine devam edilecektir.
Bu bağlamda; Türkiye’de uzay alanında uluslararası bir çalıştay düzenlenmesi, TUA’nın uzun vadeli programlar başlatmasına imkan tanıyacak düzenlemeleri kapsayacak bir uzay kanununun TBMM’ye sunulması ve Ankara’da bir uzay teknoloji geliştirme bölgesi kurulması da planlanmaktadır.
Ülkemizin, Milli Uzay Programı kapsamında 2030 yılına kadar gerçekleştirmeyi hedeflediği önemli projeleri bulunmaktadır. Uzay teknolojisi alanındaki çalışmalara yoğun bir şekilde devam edilerek, önümüzdeki 10 yıl içerisinde bölgede ve dünyada uzay ekosisteminin önemli oyuncularından biri olunması hedefine doğru kararlı adımlarla ilerlenmektedir.”
Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’nın gerçekleştirdiği “insanlı ilk uzay bilim misyonu”nun tamamlandığına işaret eden Kacır, “Şimdi hedefimiz Milli Uzay Programı’ndaki diğer projeleri de başarıyla gerçekleştirmek.” ifadesini kullandı.
‘YAKIN ZAMANDA…’
Kacır, söz konusu programdaki hedefleri ise şöyle sıraladı:
“- İnsanlı Uzay Bilim Misyonu’muzdaki bilimsel deneylerin çıktılarını dikkatle değerlendirecek ve bu araştırmaların devam etmesi için gerekli desteği sunacağız.

– Sonraki astronot misyonumuza yönelik hazırlıklarımızı tamamlayacak, ikinci astronotumuzun yakın zamanda yörünge altı bir uçuşta bilimsel deneyler gerçekleştirmesini sağlayacağız.
– Uluslararası Uzay İstasyonu’nda başkaca bilimsel araştırmalar yürütmek ve uluslararası işbirliklerini güçlendirmek adına programlar başlatacağız.
– Diğer insanlı uzay görevleriyle ilgili olası uluslararası işbirliklerini değerlendireceğiz. İnsanlı uzay görevlerinde kullanılan uzay istasyonları ve diğer sistemlerin geliştirilme süreçlerine yönelik AR-GE programları başlatacağız. Bu sistemleri geliştirmekte olan kurumlarla işbirlikleri yapacağız.
‘UZAYA BAĞIMSIZ ERİŞİM PROGRAMIMIZI SÜRDÜRECEĞİZ’
– Ankara’da uzay teknoloji geliştirme bölgesi kuracağız. Uzay sanayisini geliştirecek, yılda 600 milyar dolara erişen küresel uzay ekonomisinden daha fazla pay alacağız.
– Uzaya bağımsız erişim programımızı sürdüreceğiz. Fırlatma roketleri geliştirmeye yönelik projelerimize devam edecek, 2030’a dek, uluslararası iş birlikleriyle bir uzay limanı kuracağız.
– Ay programımızı gerçekleştireceğiz. Milli imkanlarla geliştirdiğimiz itki sistemine sahip, kendi mühendislerimizin ve bilim insanlarımızın tasarladığı ve ürettiği uzay aracıyla aya erişeceğiz. İnsansız sistemlerle gerçekleştireceğimiz bu program, bize, geliştirdiğimiz yenilikçi teknolojileri zorlu uzay koşullarında kullanma ve sonraki zamanlarda ticarileştirme olanağı sağlayacak.
– Bölgesel konumlama ve zamanlama sistemi projesini gerçekleştirerek, savunma sanayiinde ve sivil alanlarda teknolojik bağımsızlığımızı tahkim edecek bir stratejik kazanım elde edeceğiz.
– Türkiye Ulusal Gözlemevleri çatısı altında, ileri seviyede uzay gözlemleri için kurmakta olduğumuz Doğu Anadolu Gözlemevi Projesi’ni tamamlayarak, bölgemizin en gelişmiş teleskobuna sahip olacağız. Uzay gözlemlerini ve uzay havasına ilişkin araştırmaları destekleyeceğiz.
– BİLSAT, RASAT, GÖKTÜRK ve İMECE uydularıyla görüntüleme uydularının üretimine ilişkin adım adım ilerlettiğimiz kabiliyetlerimizi yüksek çözünürlüklü ve farklı niteliklerde görüntüleme uyduları geliştirerek artıracağız. İlk milli haberleşme uydumuz Türksat 6A’yı yakın zamanda uzaya gönderecek ve bu alanda yetkinlik sahibi 10 ülkeden biri olacağız.
– Alçak yörünge takım uydularına ilişkin milli üretim programı başlatacak, bu alanda kamu, akademi ve özel sektör projelerini destekleyeceğiz. Uydu geliştirme alanında kamuda bulunan kapasiteyi tek çatı altında toplayarak küresel rekabet gücünü kazanacağız.
– Dünyanın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST’i paydaşlarımızla düzenlemeye devam edecek, uydu, roket, dikey inişli roket yarışmalarımız ve diğer yarışmalarla, eğitim ve girişimci destek programlarıyla uzay bilimi ve teknolojilerinde insan kaynağımızı güçlendirecek, uzaya yönelik toplumsal ilgiyi artırmaya devam edeceğiz.”
]]>Başkan Erdoğan, Alper Gezeravcı’yı kabul etti! Dikkat çeken anlar











Son dakika haberi: İlk Türk astronot Alper Gezeravcı, Türkiye Uzay Ajansı Yönetim Kurulu üyeliğine atandı.
Resmi Gazete’de konuyla ilgili yayımlanan karar şöyle:
“Türkiye Uzay Ajansı Yönetim Kurulu Üyeliklerine, 23 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 6’ncı maddesi ile 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2 ve 3’üncü maddeleri gereğince Alper Gezeravcı, Alper Güzel, Mustafa Arif Karabeyoğlu, Elvan Kuzucu Hıdır, Mustafa Mehmet Nefes ve İsmail Doğan atanmıştır.”

GEZERAVCI, TÜRKİYE’NİN İLK İNSANLI UZAY SERÜVENİYLE TARİHE GEÇTİ
Astronot Alper Gezeravcı’nın 19 Ocak’ta başlayan uzay görevi, bugün planlanan Dünya’ya inişle tamamlanmış olacak. Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) geçirdiği sürede 13 bilimsel deneye imza atan Gezeravcı, Türkiye’nin uzay serüveninde farkındalık da oluşturdu.
Türkiye’nin ilk insanlı uzay yolculuğu ülke genelinde canlı bağlantılar ve çeşitli illerde kurulan uzay çadırlarından (planeteryum) coşkuyla izlendi. 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’ne bu tarihi günün anısına Türk bayrağı asıldı.
Gezeravcı’nın uzay yolculuğu, SpaceX’e ait Dragon kapsülünün Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nden 19 Ocak’ta başarıyla fırlatılmasıyla başladı. Gezeravcı’nın uzaydan yaptığı ilk canlı yayındaki sözleri Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “İstikbal göklerdedir.” cümlesi oldu.

Yaklaşık 36 saat süren yolculuğun ardından ISS’ye ulaşan 4 kişilik Ax-3 ekibi, istasyonda törenle karşılandı. Tören Axiom Space’in sosyal medya hesaplarından canlı yayınlandı. Gezeravcı, ISS’de yaptığı ilk konuşmasında şunları söyledi:
“Türkiye olarak tarihimizde bir ilke adım atmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Buradaki bilim ve araştırma çalışmalarına katkıda bulunmak için sabırsızlanıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak bizlere emanet eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarına, bu vatan için canını veren tüm şehitlerimize, buraya adım atmamızı sağlayan güçlü iradesiyle devletimize ve milletimize şükranlarımı sunuyorum. İstikbal göklerdedir.”
DENEYLERE HEMEN BAŞLADI
Gezeravcı’nın alçak dünya yörüngesindeki laboratuvar olarak tanımlanan ISS’ye gittiğinde ilk işi, yanında götürdüğü deney düzeneklerini Dragon kapsülünden güvenli şekilde çıkartarak, deney öncesi muhafaza konumlarına nakletmek oldu.
Ardından bilim misyonu çerçevesinde kanserden bağışıklık hücrelerine, alglerden propolise kadar çeşitli çalışmaların mikro yer çekimi ortamındaki tepkilerini gözlemlemeye başlayan Gezeravcı, Türkiye Uzay Ajansı (TUA) ve TÜBİTAK Uzay Komisyonunca hazırlanan 13 deneyi burada kaldığı sürede ajandasına uygun şekilde gerçekleştirdi.
Türkiye’nin uzay, havacılık ve savunma sanayisi için yeni nesil malzeme geliştirme kabiliyeti kazanması, uzay araçlarının itki sistemlerinin daha verimli hale getirilmesi, mikroalg türlerinin yer çekimsiz ortamda karbondioksit yakalama performanslarının ve oksijen üretim kabiliyetlerinin belirlenmesi, dünyada var olan hastalıklar için yeni tedaviler ve önleyici tedbirlerin geliştirilmesi ve propolisin mikro yer çekimi ortamındaki bakteriler üzerindeki etkisinin araştırılması gibi deneylerin bilimsel literatüre önemli katkılar sağlaması bekleniyor.
Gezeravcı’nın 14 gün boyunca gerçekleştirdiği deneyler ve bunların daha kolay anlaşılması için terimlerin tanımlamalarını içeren “Deney Sözlüğü” de gün gün TUA’nın sosyal medya hesaplarından paylaşıldı.

İLK CANLI BAĞLANTISINI ERDOĞAN’LA YAPTI
Gezeravcı, uzaydayken Dünya ile gerçekleştirdiği canlı bağlantılarla halkın ve özellikle gençlerin uzaya dair merak ettiği sorulara yanıt verirken gerçekleştirdiği bilimsel çalışmaları da aşama aşama anlattı.
Alper Gezeravcı, uzay seferi kapsamında ilk görüşmesini Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptı. Kendisine “Tüm milletimize ilham kaynağı oldun” diyen Erdoğan’a karşılık Gezeravcı, “Cumhuriyet’imizin 100. yılında Türkiye Yüzyılı’na adım atarken bu önemli ve anlamlı görevde ülkemi temsil etmenin ve bayrağımızı ISS’de taşımanın gururunu yaşıyorum. Yıllarca uzayı, başka milletlere ait olan bir rüya olarak kabul edip hayal dahi etmekten çekinen, ben de dahil nice Türk gencine ve gelecek nesillerimize bu hayali gerçek haline getirerek hediye ettiniz. Kendimize olan öz güvenimizi ayağa kaldırmamıza ve pekiştirmemize imkan tanıdınız” dedi.
İkinci canlı bağlantısını Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ile yapan Gezeravcı, “Göreve hazırlık sürecimizde her türlü desteği sağladınız. Karantina sürecinde heyetinizle çok büyük incelik göstererek karantina tesisine kadar gelip ziyaret ettiniz. Maneviyatı çok güçlü bir milletin evladı olarak bu ziyaretiniz bana devletimizin verdiği desteği en üst düzeyde hissettirdi ve çok moral verdi.” diye konuştu.
UZAYDA TEKNOFEST POZU
Bakan Kacır’ın isteği üzerine uzayda “TEKNOFEST pozu” veren Gezeravcı, sosyal medya hesabından şu paylaşımı yaptı:
“Ülkemi uluslararası alanda saygın bir bilim ve teknoloji gücü yapmak için gururla ilerlerken ay-yıldızlı bayrağımızla birlikte bir klasik haline gelen TEKNOFEST pozu da bana eşlik ediyor. İsterim ki bu ülkenin her bir evladı bu öyküden ilham alsın, geleceğe umut olsun.”

Bursa, Samsun, Diyarbakır, Kocaeli, Konya, Balıkesir ve Hatay’daki öğrencilerle görüşmeler yapan Gezeravcı, gerçekleştirilen bir bağlantıyla da basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Uzaya geliş amacının her fırsatta gençler için önemini vurgulayan Gezeravcı, bir astronotun birçok farklı özelliği bünyesinde barındırması gerektiğini belirterek, bunları serinkanlılık, eğitim, dil becerisi, uçuş tecrübesi, fiziksel ve zihinsel sağlık, sabır, azim ve tutku olarak sıraladı.
Gezeravcı, “Bugün başladığımız görevler ileride sizin yapabileceğiniz mesleklerin en bariz işareti. Memleketimizde, ülkemizde bu yol artık açıldı. Hiçbir endişeniz olmasın. Astronot olmayı hedefinize koyduysanız şu anda okulunuzdaki dersleriniz çok önemli.” dedi.
Uzay yolculuğunun bitmesiyle birlikte geçtiğimiz hafta dünyaya başarılı iniş gerçekleştiren Gezeravcı bugün Ankara Esenboğa Havalimanı’na gelerek yurda giriş yaptı.

BASIN TOPLANTISI DÜZENLENİYOR
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ve Alper Gezeravcı, basın toplantısı düzenliyor.
Kacır’ın açıklamalarından satır başları:
Ülkemizin insanlı ilk uzay misyonunu gerçekleştirdi. Bir kez daha Gezeravcı’ya vatanına hoş geldin diyorum. Biyoloji, tıp, malzeme konusunda önemli kazanımlar getirecektir. Uzaydaki mikro yerçekiminin insan sağlığı üzerindeki etkileri araştırıldı. Bitkiler, algler, propolisle uzay destek sistemlerinde araştırmalar gerçekleştirildi. Her bir projenin kıymetli neticeler doğuracağına inanıyoruz. 13 bilimsel deney için değil, ülkemizde bilim ve bilim insanlarına verdiğimiz değer ve sunduğumuz imkanı göstermek açısından bu misyon çok değerlidir. Türkiye’nin bilimsel araştırmaları gerçekleştirme çaba ve kapasitesi misyon vesilesiyle takip edildi. Astronotumuz uzay istasyonundan Türkiye’ye 7 görüntülü video ve 2 telsiz bağlantısı gerçekleştirerek bizleri kapsamlıca bilgilendirdi.
Türk gençlerine ve Türk çocuklarına sunduğu mesaj ve özgüven oldu. Evlerde, okullarda, iş yerlerinde uzay bilim misyonumuz konuşuldu. Bu misyon bu yönüyle bilim toplumu olma istikametinde yeni bir başlangıç olmuştur. Bilim misyonunun ardından Milli Uzay Programı’ndaki çalışmalara devam edeceğiz. Deney çıktılarını dikkatle değerlendireceğiz ve gerekli desteği sunacağız. İnsanlı uzay görevlerinde kullanılan uzay istasyonlarını geliştirme süreçlerine yönelik Ar-Ge planları oluşturacağız. Ankara’da Uzay Teknoloji Geliştirme Bölgesi kuracağız. Uzaya bağımsız erişim programını sürdüreceğiz. Fırlatma roketleri geliştirmeye devam edip 2030’a kadar uzay limanı kuracağız. İnsansız sistemlerle gerçekleştireceğimiz bu program zorlu uzay koşullarında kullanma ve ticarileştirme olanağı sunacak.
Uzay gözlemlerini destekleyeceğiz. İlk milli haberleşme uydumuzu Türksat 6A’yı uzaya göndereceğiz. Türkiyemizin uzay araştırmalarında geri kalması asla düşünülemez.

ALPER GEZERAVCI’NIN AÇIKLAMALARI
Gezeravcı’nın açıklamalarından satır başları:
Adımımızı attığımız ilk andan itibaren gülümseyen yüzlerle karşılaştığım için son derece mutluyum. Maneviyatı yüksek olan bir ülkenin samimi vatandaşlarıyla bir araya gelmek bu yolculuğun en güzel sonlanan kısmıydı. Gökyüzündeki gözümüzle görebildiğimiz sınırları bertaraf eden hedeflere erişebilmiş olmanın mutluluğuyla ülkeme döndüm. Ülkemin bugüne kadar bana sağlamış olduğu eğitim ve kabiliyetlerle ülkeme borçlu olduğum tüm imkanları seferber ederek görevin hazırlık sürecinde ortaya koymuş olduğu güçlü iradeyle sayın Cumhurbaşkanımız, görevin icrasında hiçbir aksaklığa izin vermeyen bakanlığımız, TUA ve TÜBİTAK’ın değerli çalışanlarına minnettarım.
Kutlu yolculuğumuzun bayrak değişimini gerçekleştirmiş olduk. Bu sadece başlangıçtı, bir yere varış değildi. Ülkemin bugüne kadar atmış olduğu adamın geleceğe yönelik hedeflerin güçlü duruşu noktasında Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı olarak basın yayın kanallarında ülkemize ilişkin gurur verici ifadelerden almış olduğum ilk izlenimlerle müthiş şekilde gururlanmış olarak ülkeme döndüm. Dünyanın bugüne kadar paylaşmış olduğu uzaydaki yerimizi bu ekosistemde fayda sağlayacak, pay alacak şekilde adımların atılacağını kısa sürede göreceğiz. Bugüne kadar eksik olan tek şeyimiz damarlarımızdaki asil kanın potansiyelinin farkında olamayışımızdı. Koşar adımlarla ileriye gitmeye devam edeceğiz. Bu başarı bireysel değil, her hanedeki çocuğun başarısıdır.
Bundan sonra çok daha büyük ataletle ileri noktalara gidecek. Ülke olarak hak etmiş olduğumuz uzaydaki yerimizi pay alacak şekilde atılacak adımları göreceğiz. Devletimizin atmış olduğu adımlarla hak ettiğimiz özgüvene kavuştuk. Tüm vatandaşlarımıza her aileden birer ferdin bizimle oraya gittiğini hissettiğimi söylemek istiyorum.
UZAY ARACI BAŞARIYLA FIRLATILMIŞTI
Gezeravcı’nın da yer aldığı Ax-3 ekibini taşıyan Dragon kapsülü, ABD yerel saatiyle 18 Ocak 16.49’da (TSİ 19 Ocak 00.49) NASA’nın Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nden başarıyla fırlatılmıştı.
Yolculuğu yaklaşık 36 saat süren Ax-3 mürettebatı, 20 Ocak’ta Uluslararası Uzay İstasyonu’na ulaşmıştı.

Gençlik yıllarında babasının iş yerinin telefon numarasını hala ezbere bildiğini söyleyen Uraloğlu, “Bugün içinde bulunduğumuz dördüncü sanayi devrimini, nesnelerin interneti, kuantum bilgisayarlar, bulut bilişim, makineler arası iletişim, blok zincir uygulamaları ve yapay zeka teknolojileri oluşturuyor. Sosyal medya ağları ve dijital platformlar da önemini ve faaliyet sahasını sürekli artırıyor, genişletiyor. Artık dijital teknolojiler, yeni ürün ve piyasaların gelişmesine yol açarak, ekonomik büyümenin en önemli itici gücü haline gelmiştir” diye konuştu.
’15 YILDA 90 KAT ARTMIŞ OLACAK’
2027 yılında akıllı telefon kullanıcı sayısının 7,7 milyara ulaşmasının beklendiğini söyleyen Uraloğlu, “Teknoloji dünyasında çığır açan 5G ağlarının, ekonomik değerde trilyonlarca dolar ve milyonlarca iş fırsatı yaratacağı öngörülmektedir. Küresel mobil veri trafiğinin ise 2030 yılına kadar 80 kattan fazla artışla aylık 5 bin eksabaytı aşacağı düşünülmektedir. Her geçen gün veri trafiğinin katlanarak arttığı bir dönemdeyiz. Veri hacmi 2010 yılında 2 zetabayt seviyesinde iken; 2020’de 64 zetabayt olduğu, 2025’te 181 zetabayta ulaşacağı tahmin ediliyor. 15 yılda veri neredeyse 90 kat artmış olacak. Hem ihtiyacı karşılama hem de Türkiye’yi bölgenin veri üssü yapma hedefiyle çalışıyoruz. Hem devlet hem de özel sektör olarak yeni yatırımlarımız ve iş birliklerimizle Türkiye’yi telekomünikasyon merkezi haline getiriyoruz” dedi.
FİBERİ ARTIRMA HEDEFİ
Toplam 94,3 milyon genişbant internet abonesi olduğunu söyleyen Uraloğlu, “Toplam fiber uzunluğumuz yaklaşık 550 bin kilometre. Fiber altyapı uzunluğumuzu bu yıl 600 bin kilometreye, 2028 yılına kadar 850 bin kilometreye çıkarmayı hedefliyoruz. Fiberin toplam sabit genişbanttaki payını 2024’te yüzde 35’e ulaştırmayı, mobil genişbant penetrasyon oranını yüzde 90’a çıkarmayı planlıyoruz. Ayrıca bugün ülkemiz, OECD ülkeleri içinde 2021-2022 yılları arasındaki 1 yıllık süreçte sabit internet yaygınlığı en çok artan ülkeler arasında yer almaktadır” diye konuştu.
TÜRKSAT 6A HAZİRANDA
Yerli ve milli üretime büyük önem verdiklerini belirten Uraloğlu, “Bir yandan 5G ile çalışmalarında yerli ve milli çerçevede ilerlerken; bir yandan da 6G teknolojisinde neler yapabiliriz, onları konuşuyoruz. 5G’nin yaygınlaştırılması için gerekli imkana sahip bir Türkiye var. Yerli üretim ile yüksek teknolojili küresel markalar çıkaracağız. Ülkemizi yüksek teknoloji üretim üssü haline getireceğiz. İlk yerli ve milli haberleşme uydumuz TÜRKSAT 6A ile uzay ve uydu teknolojileri alanında teknik bir devrim gerçekleştiriyoruz. Bu sayede Türkiye, haberleşme uydusu üretebilen 10 ülke arasına girecek. İnşallah Türksat 6A’yı, önümüzdeki haziran ayında yörüngesine göndermeyi hedefliyoruz” dedi.
GEZERAVCI, 16.30’DA DÜNYAYA İNECEK
Uydu ve uzay çalışmaları alanında uluslararası bir oyuncu olma yolunda önemli adımlar attıklarını söyleyen Uraloğlu, “İlk defa ülkemizin insanlı uzay misyonu bir Türk astronotumuzu uzaya göndererek hem havacılık hem de uzay çalışmalarımız bakımından çok önemli bir dönem yaşıyoruz. Astronotumuz Alper Gezeravcı, 13 farklı alanda uzayda bilimsel çalışmamıza öncülük etti ve yepyeni gelişmelerin kapılarını araladı. Dünyaya dönüş yolculuğunda. Bugün saat 16.30 gibi sağ salim dünyaya inmesini bekliyoruz” diye konuştu.
“Türkiye’nin ilk astronotu olarak tarihe geçtin. Neler hissediyorsun?” sorusuna Gezeravcı, “Hislerimin bugüne kadar yaşadığım hiçbir duyguyla kıyaslanması mümkün değil. Olağanüstü bir mutluluk ve gurur bu. Duygular insanın kalbine bile sığmıyor. Ülkemizin ve devletimizin iradesini ortaya koyduğu bu çok değerli ve önemli görevin bir parçası olmaktan, gelecek nesillerimizin hayallerini, gökyüzünün ötesine, uzayın derinliklerine taşıyabilmiş olmaktan inanılmaz derecede mutluyum. Beni buraya taşıyan şanlı bayrağımızın, istasyonda asılı olduğu yerden her geçişimde, iradesi ve kararlılığıyla buraya adım atan devletimizin milletimize yaşattığı mutluluk, gurur ve heyecanı hissediyor ve ürperiyorum. Ülkemin yanımda olduğunu bilmek, desteğini hissetmek çok değerli, bana yaşattığı gurur çok büyük. Uzayı, uzayda kalıcı insan varlığının simgesi olmuş bu istasyonu tarif edebilirim ama yaşadığım gururu tarif etmek çok zor.” yanıtını verdi.
“HAYALLERİMİN BİLE ÇOK ÖTESİNDEYDİ”
Gezeravcı, “Astronot olmak için seçim sürecine katıldığın günden bugüne hayatında ne gibi değişiklikler oldu?” sorusuna şu cevabı verdi:
“Yıllardır jet pilotu olmama rağmen, Milli Uzay Programı’mızın açıklandığı ana kadar aklımdan bile geçirmediğim bir alanda ülkeme hizmet etmek, benim için hayallerimin bile çok ötesindeydi. Bu göreve yakışır bir seçim sürecinin ardından, ülkemin ilk insanlı uzay görevini gerçekleştirebilmek için bir astronotun alması gereken tüm eğitimleri aldım. Bu göreve özgü yeni bir yaşam şeklini benimsedim ve o andan itibaren artık tamamen bu yeni göreve kanalize oldum.”
Gezeravcı, ISS’ye gitmeden önce ne tür eğitimler aldığı yönündeki soru üzerine, “Görevin fizyolojik gerekliliklerini karşılamaya yönelik alçak basınç çemberi ve santrifüj eğitimleri aldık. Vücudumuz yer çekimi kuvvetine maruz kalırken görevlerimizi yerine getirebilmek için gerekli bedensel yeteneklerimizi geliştirdik. Dragon uzay aracının normal operasyonuna ve her ihtimale karşı acil durum senaryolarına yönelik eğitimleri aldık. Uzay istasyonunun normal operasyonu ve acil durum prosedürlerini öğrendik. Kendi görevimize özgü ve gerçekleştireceğimiz bilimsel deneylerin teorik ve sonrasında uygulamalı eğitimlerini tamamladık. Dünyaya dönüş sürecinde karşılaşabileceğimiz, suya iniş sonrası acil durum senaryoları için hayatta kalma eğitimleri aldık.” dedi.
“ACİL DURUM SENARYOLARINI ZİHNİMDE TEKRAR EDİYORDUM”
Gezeravcı, “Fırlatma sürecinde, koltuğa bağlandığın andan itibaren neler hissettin?” sorusuna şu cevabı verdi:
“Uzun ve meşakkatli bir hazırlık sürecinden sonra, nihayet milletimizin heyecanla beklediği o anın geldiğini, tüm ülkemin tek yürek bu fırlatma sürecini ekranları başında takip ettiğini bilmek beni çok duygulandırdı, gülümsedim, içimdeki mutluluk bünyeme sığmadı. Yaşadığım bu inanılmaz süreci ve bulunduğum anın ne kadar olağanüstü olduğunu düşündüm. Kendimi çimdiklerdim ama ne yazık ki astronot kıyafetiyle bu mümkün değildi. Diğer taraftan olası acil durum senaryolarında göstereceğimiz reaksiyonlar ve uygulayacağımız prosedürleri zihnimde tekrar ediyordum. Bunlar da bu görevde ihtiyaç duyulabilecek bilgiler ve bu nedenle de her an hazır olmak çok önemliydi.”
Tüm vücuduna dağılması gereken sıvıların, yer çekimi olmadığı için üst kısımlarda birikmesi nedeniyle yüz çehresinin dünyadakinden daha şişkin göründüğüne işaret eden Gezeravcı, kemik yoğunluğu ve kas kütlesinin azalmasını engellemek için özel egzersiz programları uyguladıklarını söyledi.
Gezeravcı, vücut sıvılarındaki basıncın değişimi nedeniyle bazı görme sorunları ve bağışıklık sistemi zayıflıklarının da oluşabildiğine dikkati çekerek, “Çok şükür şu ana kadar ben böyle bir problem yaşamadım. Hem Türk hem de yabancı bilim insanları tarafından, uzayda yaşamanın vücut üzerindeki etkilerini anlamak ve bunlara karşı önlemler geliştirmek için sürekli araştırmalar yürütülüyor. Hatta, ben de bu konuda Türk bilim insanlarının çalışmalarına katkıda bulunmak için burada bazı çalışmalar yürütüyor ve veriler topluyorum.” diye konuştu.
GÜNLÜK 12-15 GÖREV
ISS’de zamanını nasıl geçirdiğine yönelik soru üzerine Gezeravcı, şu değerlendirmede bulundu:
“ISS’deki yaşamım buraya gelmeden çok önce geniş katılımlı bir ekip tarafından tüm detaylarıyla planlandı. Günlük işlerime, görev kontrol merkeziyle planlama toplantısı yaparak başlıyorum. Her biri farklı uzunluk ve içerikte günlük ortalama 12-15 farklı görev gerçekleştiriyorum. Bu görevlerin içinde ülkemizden buraya getirdiğimiz bilimsel deneyler başta olmak üzere dünya üzerinde belirlediğimiz gözlem noktalarının takibi, istasyon içinde bana tanımlanmış sorumlulukların yerine getirilmesi, sizlerle yaptığımız bağlantılar gibi farklı yayın bağlantılarının gerçekleştirilmesi, sağlık testlerimizin gerçekleştirilmesi, medikal numunelerin alınması gibi gerçekten aşırı dikkat ve enerji isteyen görevler var. Bu kısıtlı zamanda, Türk bilim insanları adına gerçekleştirmem gereken birçok bilimsel deney ve çalışma var. Zamanımı çok iyi kullanmak ve planlı tüm faaliyetleri, aylardır hazırlandığımız şekilde eksiksiz tamamlamak zorundayım.”
“EN ÇOK ÖZLEDİĞİM YEMEK GÜVEÇ”
Gezeravcı, ISS’deki diğer astronotların faaliyetlerine ilişkin de “Bizim gelişimizle ISS’nin 25 yıllık tarihinde ilk kez bu kadar fazla ülkeden astronot aynı anda burada bulunuyor. Şu anda burada 7 ülkeden, 9 farklı milliyetten astronot bir arada görev yapmakta. Bu arkadaşlarımızın tamamıyla birlikte zaman geçiriyoruz ve bazı faaliyetleri de birlikte gerçekleştiriyoruz. Örneğin, deney çalışmalarımızı yalnız yapıyoruz ama dünyaya göndermek üzere gerçekleştirdiğimiz bazı video ve fotoğraf çekimlerinde birlikte çalışıyor ve yardımlaşıyoruz. Planlanmış faaliyetlerimiz nedeniyle farklı bir yerde olmamız gerekmiyorsa, yemeklerde de bir araya geliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Alper Gezeravcı, beslenme faaliyetlerine ilişkin sorulara da şu yanıtı verdi:
“Beslenme rutinimiz dünyayla aynı. Nisan ayında ABD’ye gelir gelmez uzayda yiyeceğimiz gıda ve içecekleri seçtik. 70 civarında yemek ve 30 civarında içecek alternatifini gıda mühendisleri eşliğinde denedik, tercihlerimizi belirledik. Gıda ve içecekleri belirlerken ana kriter, günlük hedeflenen kalori miktarını tutturmak ve sağlıklı beslenmekti. Sonrasında belirlediğimiz gıda ve içecekler istasyonda kalacağımız süreye uygun olarak hazırlandı ve fırlatma öncesinde kargo olarak taşınmak üzere paketlendi. Hatta biz daha uzay istasyonuna gelmeden yiyeceklerimiz buraya gönderildi. Bu özel gıdaların hepsi üretim esnasında vakumlu paketler içinde hava almadan korundu. Böylece hem uzun süreler boyunca tazeliğini korudu ve bozulmadı. Ülkemize dışarıdan gelen misafirleri en çok mest eden yönlerinden biri Türk mutfağımız. En çok özlediğim yemeğimiz de güveç.”
]]>Axiom Mission 3 (Ax-3) mürettebatını taşıyan uzay aracının kalkıştan yaklaşık 37 saat sonra Uluslararası Uzay İstasyonu’na kenetlendi.
GEZERAVCI, EKİP ARKADAŞLARINA HEDİYE VERECEK
Kenetlenme işlemi sonrasında astronotlar için karşılama töreni TSİ 15:30’da yapılacak. Alper Gezeravcı, bu sırada istasyonda kendilerini bekleyen ekip arkadaşlarına Türkiye’den götürdüğü hediyeleri verecek.

ASTORONOTLAR DÜNYA’YA BAĞLANIP UZAYDA YAŞADIKLARINI ANLATACAK
Alper Gezeravcı, zaman zaman uzay üssünden dünyaya seslenecek, uzaydaki deneyimlerini aktaracak. Görevin tamamlanmasının ardından astronotlar Dragon kapsülü ile istasyondan ayrılacak. Kapsül, atmosfere girdikten sonra paraşütlerini açarak Orlando açıklarında okyanusa inecek.
İLK MESAJ: “İSTİKBAL GÖKLERDEDİR”
İlk Türk astronot Gezeravcı’nın uzaydaki ilk sözleri, “Türkiye’nin insanlı ilk uzay misyonu için ilk Türk’ün uzaya adım attığı şu anda Yüce Ata’mızın sözüyle bu anı başlatmak istiyorum: Türkiye Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün dahiyane sözü; İstikbal göklerdedir.” oldu.
BİLİMSEL DENEY ÇALIŞMALARI GERÇEKLEŞTİRECEK
Gezeravcı, uzayda kaldığı 14 gün boyunca çeşitli üniversite ve araştırma kurumlarında misyon için hazırlanan, TUA ve TÜBİTAK Uzay Komisyonunca belirlenen 13 önemli deney çalışmasını başlatacak.
Aralarında kanserden bağışıklık hücrelerine, alglerden propolise kadar geniş bir yelpazeden seçilen deneyler, bilimsel literatüre katkı sağlayacak.
Türkiye’nin uzay, havacılık ve savunma sanayisi için yeni nesil malzeme geliştirme kabiliyeti kazanması, uzay araçlarının itki sistemlerinin daha verimli hale getirilmesi, mikroalg türlerinin yer çekimsiz ortamda karbondioksit yakalama performanslarının ve oksijen üretim kabiliyetlerinin belirlenmesi, dünyada var olan hastalıklar için yeni tedaviler ve önleyici tedbirlerin geliştirilmesinde ve propolisin mikro yer çekimi ortamındaki bakteriler üzerindeki etkisinin araştırılması gibi deneyler de bilim dünyasına fayda sağlaması açısından önem taşıyor.

36 BİN ADAY ARASINDAN SEÇİLDİ
Çocukluğundan bu yana pilot olmayı hayal eden ve 21 yıl boyunca bu görevi icra eden F-16 pilotu Gezeravcı, operasyonel bir görevden dönerken televizyonda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “ilk insanlı uzay misyonu”nu duyurduğunu öğrenmiş ve ardından “ilk Türk uzay yolcusu” olmak üzere başvuruda bulunmuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Atatürk Havalimanı’nda geçen yılın nisan ayı sonunda başlayan dünyanın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST’te yaptığı konuşmada, Alper Gezeravcı’nın asil ve Tuva Cihangir Atasever’in de yedek uzay yolcuları olarak belirlendiğini duyurmuştu.
Türkiye’nin insanlı ilk uzay görevini gerçekleştirecek “uzay yolcusu”nun eğitim ve uçuş hizmeti için ABD’deki Axiom Space ile iş birliğine gidildi. Astronotların eğitim süreci ABD’nin Teksas eyaletinin Houston kentinde yürütüldü.
FIRLATMA 2 KEZ ERTELENDİ
Gezeravcı’nın uzay yolculuğu ilk olarak 9 Ocak olarak belirlenmiş ancak hava şartlarının uygun olmaması nedeniyle fırlatma işlemi 17 Ocak tarihine ertelenmişti.
17 Ocak’ı 18 Ocak’a bağlayan gece 01.11’de yapılması beklenen fırlatma, “teknik kontrollerin tamamlanması gerekliliği” nedeniyle 24 saat daha ertelenerek, 19 Ocak 00.49 saatinde gerçekleştirilmişti.
Uzay misyonunda 2 insanlı uçuş gerçekleştirilecek. İlki Gezeravcı’nın ISS’ye yaptığı, ikincisi ise Atasever’in yılın ilk yarısında gerçekleştirmesi beklenen yörünge altı uçuşu olacak.
]]>Kacır, “Bugün öğle vakti saat 12.27’de ilk astronotumuz Alper Gezeravcı’yı da taşıyan uzay aracının Uluslararası Uzay İstasyonu’na kenetlenmesini bekliyoruz.” ifadelerini kullandı.

Bu tarihi anın, Taksim ve Kızılay meydanlarındaki planetaryumlarda ve bilim merkezlerinde yaşanacağına işaret eden Kacır, herkesin bu anları “http://axiom.space/live” internet adresi üzerinden de takip edilebileceğini kaydetti.
Kacır, “Milletimiz, gökyüzünün ötesindeki heyecanı yaşamaya, bu tarihi misyonda ‘kenetlenmeye’ hazır.” değerlendirmesinde bulundu.

BAKAN KACIR NASA’NIN UZAY MERKEZİNİ ZİYARET ETTİ
Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Türkiye’nin İnsanlı İlk Uzay Misyonu kapsamında Florida eyaletinde gerçekleştirilen fırlatma töreni için bulunduğu ABD’de, NASA’nın Uzay Merkezi’ni ziyaret ederek, Axiom Space firmasının Uzay İstasyonu Geliştirme Tesisinde incelemelerde bulundu. Bakan Kacır, “Hedefimiz; önümüzdeki dönemde insanlı uzay araştırmalarında, uzay keşiflerinde, uzay istasyonlarında ve bütün değer zincirinde daha fazla rol üstlenebilmek adına Türk sanayi ve teknoloji ekosistemini güçlü şekilde desteklemek ve yönlendirmek.” dedi.
Bakan Kacır, ABD’nin Teksas eyaletindeki Houston’da, NASA’nın Johnson Uzay Merkezi ile Axiom Space firmasının Uzay Geliştirme İstasyonu’nu ziyaret etti. Axiom Space’in yöneticileriyle bir araya gelen Bakan Kacır, “İnsanlı uzay misyonlarında hizmet sunan bir firma olmanın ötesinde özellikle NASA’yla iş birliği içerisinde yeni uzay istasyonu kurulumu, ay misyonunda astronotların kullanacakları kıyafetlerin geliştirilmesi, tasarımı ve üretimi gibi projeler de yürüten bir firma.” ifadelerini kullandı.
UZAY MİSYONUMUZDA ÖNCÜ ADIM
Türkiye’nin uzay alanındaki tecrübesini Axiom Space ile paylaştıklarını belirten Kacır, “Önümüzdeki dönemde uzay araştırmalarında, insanlı uzay misyonlarında üstlenebileceğimiz rol ve sorumluluklar konusunda karşılıklı görüş alışverişinde bulunduk. Arzu ediyoruz ki, uzay ekosisteminde araştırma, geliştirme, tasarım ve üretim alanlarında gerek Türk firmaları gerek üniversite araştırma merkezlerimiz çok daha aktif bir rol üstlensinler, insanlı ilk uzay misyonumuzda bütün bu çalışmaların aslında öncü adımı olsun.” dedi.

UZAY ÇALIŞTAYI DÜZENLEYECEĞİZ
Önümüzdeki dönemde Türkiye’de uzay alanında bir çalıştay düzenleneceğini belirten Kacır, “Hem Türkiye’den hem uluslararası ekosistemden katılım sağlayacağımız bu çalıştayla, Türkiye’nin insanlı uzay misyonlarında, uzay keşiflerinde, tüm aşamalarda oynayabileceği rolü planlamaya dönük bir stratejik plan üzerinde çalışacağız ve insanlı ilk uzay misyonumuzun devamını getirecek adımlar atacağız.” şeklinde konuştu.
YER ÇEKİMSİZ ORTAM İMKANI
Bakan Kacır, özellikle uzay istasyonlarının geliştirme ve kurulum süreçlerini, tüm alt sistemlerde hangi koşullarda çalışmaların yürütüldüğünü de çok detaylı görme imkanını bulduklarını anlatarak, “Uzay istasyonları, astronotların bir yandan yaşamlarını verimli şekilde sürdürmeleri için bir yandan da bilimsel çalışmaları gerçekleştirebilmeleri için tasarlanan istasyonlar, yeryüzünün etrafında 27 bin kilometre/saat hızla hareket eden, yer çekimsiz ortam imkanını astronotlara sunan merkezlerden bahsediyoruz.” ifadelerini kullandı.
TÜRKİYE’NİN AR-GE VE İNOVASYON EKOSİSTEMİ
Geliştirme ve üretim süreçlerinde de gerek enerjinin temini gerek diğer koşulların oluşturulması anlamında oldukça yüksek teknoloji sistemlerinden bahsedildiğini kaydeden Kacır, “Önümüzdeki dönemde Türkiye olarak bütün bunların geliştirilmesinde ve üretilmesinde daha fazla rol üstlenebiliriz. Türk sanayinin bu alanlarda çok yüksek bir potansiyel taşıdığını biliyoruz. Türkiye’nin Ar-Ge ekosistemi bütün bu alanlarda inovatif çözümler geliştirebilecek çok sayıda firmayı ve araştırma grubunu içeriyor.” diye konuştu.
UZAYDA DAHA FAZLA ROL ÜSTLENMELİYİZ
Bakan Kacır, “Bizim hedefimiz önümüzdeki dönemde insanlı uzay araştırmalarında, uzay keşiflerinde, uzay istasyonlarında, bütün değer zincirinde daha fazla rol üstlenebilmek adına Türk sanayi ve teknoloji ekosistemini güçlü şekilde desteklemek ve yönlendirmek olacak.” ifadelerini kullandı.
YENİ ADIMLAR ATACAĞIZ
“Kendilerinin hâlihazırda yürüttükleri projelerde birlikte neler yapabileceğimizi konuştuk.” diyen Kacır, “Onların Artemis Ay Programı var, o program kapsamında üstlendikleri birtakım sorumluluklar var, bunlardan bahsettiler. Türkiye’nin bütün bu çalışmalarda sahip olduğu potansiyeli onlar da bir nebze biliyor aslında. Biz Türk ekosistemini Türk sanayi ve araştırma geliştirme ekosistemini onlarla daha yakın çalıştırmaya dönük önümüzdeki dönemde ortak projeler ve programlar başlatıyor olacağız. İnanıyorum ki böylelikle hem Türkiye’nin milli projelerde daha hızlı yol almasını sağlayacağız hem de küresel projelerde Türk sanayi ve inovasyon ekosisteminin daha etkin şekilde paydaş olması konusunda yeni adımlar atacağız.” şeklinde konuştu.
]]>ALPER KOMUTANIMIZ TÜRKİYE’NİN UZAY FAALİYETLERİNE ÖNEMLİ KATKILAR SUNACAK
Uraloğlu, hem havacılık hem uzay çalışmaları bakımından çok önemli bir dönem yaşanıldığını belirterek, Türkiye’nin ilk, insanlı uzay misyonu kapsamında bir Türk astronotunun uzaya gönderdiğini ifade etti. Uraloğlu, “Meşakkatli bir eğitim sürecinin ardından Alper Gezeravcı, inşallah 13 farklı alanda uzayda bilimsel çalışmamıza öncülük edecek. Dualarımız Alper komutanımızla olacak. Alper Komutanımız bilimsel çalışmalara imza atacak, Türkiye’nin uzay faaliyetlerine önemli katkılar sunacak.” dedi.
TÜRKSAT 6A’YI UZAYA FIRLATTIĞIMIZDA HABERLEŞME UYDUSU ÜRETEBİLEN 10 ÜLKE ARASINA GİRECEĞİZ
Türkiye’nin ilk yerli ve milli uydusu TÜRKSAT 6A’yı Haziran ayında uzaya fırlatacaklarını ifade eden Uraloğlu, ”Söz konusu çalışmalar TUSAŞ tesislerindeki Uzay Sistemleri Entegrasyon ve Test Merkezinde (USET) devam ediyor. Çok az kaldı. TÜRKSAT 6A bizim için bir milat olacak. İnşallah TÜRKSAT 6A’yı uzaya fırlattığımızda haberleşme uydusu üretebilen 10 ülke arasına gireceğiz.” şeklinde konuştu.
HAVALİMANLARINI SADECE YEŞİLÇAM FİLMLERİNDE GÖREN TÜRKİYE, ŞİMDİ ANADOLU’NUN HER NOKTASINA UÇUYOR
Uraloğlu, Türk Havayolları’nın Türk bayrağını göklerde gururla taşıdığını belirterek, Dünya’da havacılık sektörünün öncü firmalarından biri haline geldiğini belirtti. Bu gelinen noktanın sürpriz olmadığını kaydeden Uraloğlu, “Bu eser siyasetimizin bir ürünüdür. Düşünsenize, çok değil birkaç on yıl önce insanımız havalimanlarını Yeşilçam filmlerinde görürdü. Bugün Anadolu’muzun en ücra köşelerinde dahi iniş kalkış yapılabilen havalimanlarıyla her kesimden vatandaşımıza hizmet eden bir sektörümüz var.” diye konuştu.
2023 YILINDA TÜRKİYE SEMALARINDAN YAKLAŞIK HER 15 SANİYEDE BİR UÇAK GEÇTİ
2002’den bu yana aktif havalimanı sayısının 26’dan 57’ye çıkarıldığına dikkati çeken Uraloğlu, şu ifadelere yer verdi:
“Dış hatlarda 50 ülkede 60 noktaya uçuş gerçekleştiriliyorken uçuş ağımıza 283 yeni nokta ekleyerek 130 ülkede 343 noktaya yükselttik.
2002’de iç ve dış hatlarda seyahat eden yolcu sayımız, 34.5 milyondu, 2023 yılında yolcu sayımızı 214 milyonun üstüne çıkardık.
982,046 kilometre olan Türk hava sahamızda 2023 yılında gerçekleşen transit üst geçişler dâhil uçuş sayısı, bir önceki yıla göre yüzde 14,9 artış göstererek 2 milyon 167 bin 19’a yükseldi.
Böylece 2023 yılında Türkiye semalarından yaklaşık her 15 saniyede bir uçak geçti.”
HAVA YOLU İŞLETME SAYIMIZ 14’E YÜKSELDİ
2 Ocak’ta, yine bir Türk Hava Yolları İştiraki olan AJET’in de dâhil olmasıyla havayolu işletme sayısının 14’e yükseldiğini kaydeden Uraloğlu, havayolu işletme, hava taksi işletme, genel havacılık, balon işletme ve hafif hava aracı işletme olmak üzere tüm hava ulaştırma işletmelerinin sayısının 232’ye ulaştığını söyledi.
2002 yılında 489 olan toplam hava aracı sayısının yüzde 280 artışla, 1.856’ya yükseldiğini aktaran Uraloğlu, “162 olan hava yolu işletmesi uçak sayımız yüzde 312 artışla 668’e, koltuk kapasitemiz yüzde 372 artışla 27 bin 599’dan 130 bin 196’ya, kargo kapasitemiz ise yüzde 730 artışla 302 bin 737 kilogramdan 2 milyon 513 bin 875 kilograma ulaşmıştır.” diye konuştu.
2002 YILINDA 65 BİN CİVARINDA OLAN ÇALIŞAN SAYISI BUGÜN 262 BİNİN ÜZERİNE ÇIKTI
Tüm bu gelişmelere paralel sektörel istihdamda da büyük bir artış olduğunu anlatan Uraloğlu, “2002 yılında 65 bin civarında olan çalışan sayısı bugün 262 binin üzerine çıkmıştır. Bu gelişmelerin diğer bir olumlu sonucu olarak sektörün cirosu da 2,2 milyar dolardan 35,7 milyar dolara ulaşarak yaklaşık 16 katına çıkmıştır.” açıklamasında bulundu.
HAVA ULAŞTIRMA ANLAŞMASI BULUNAN ÜLKE SAYISINI 173’E YÜKSELTTİK
2003 yılında Hava Ulaştırma Anlaşması bulunan ülke sayısını 81’den, 2023 yılsonu itibarıyla 173’e yükseltildiğini belirten Uraloğlu, “Uçuş ağımızı, 2023 yılsonu itibarıyla 130 ülkede 343 noktaya ulaştırdık.2023 yılsonu itibarıyla 24 müzakere gerçekleştirerek 10 nokta ve 422 ilave frekans kazanımı sağladık. Moldova, Karadağ, Venezuela Ve Brezilya ile nokta ve frekans kısıtlamasını kaldırdık.” dedi.
TÜRK HAVA YOLLARI TÜRKİYE EKONOMİSİNE 144 MİLYAR DOLAR KATKI SAĞLAYACAK
Airbus’a 355 adet uçak siparişi veren Türk Hava Yolları’nın önümüzdeki 10 yıllık plan kapsamında 2033 yılına gelindiğinde Türkiye ekonomisine yaklaşık 144 milyar dolar katkı vereceğine dikkati çeken Uraloğlu, “Türk Hava Yolları ile 2023 yılında 83,4 milyon yolcu seyahat etti. Tedarik zinciri, turizm ve diğer dolaylı katkılar ile Türkiye ekonomisine 56 milyar dolarlık bir katkıda bulundu. Ayrıca, Türk Hava Yollarımız 2033 yılına kadar; uçak filosu büyüklüğünü 813’e, yolcu sayısını 171 milyona çıkarmayı, 3,9 milyon ton kargo taşımayı hedefliyor. Dijitalleşme hususunda hava yolları arasında dünyada ilk 3 içerisine girmeyi ve karbon nötr hava yolu olmayı planlıyor.” şeklinde konuştu.
SON 22 YILDA ULAŞIM VE HABERLEŞME ALTYAPISINA 250 MİLYAR DOLAR YATIRIM YAPILDI
Uraloğlu, son 22 yıl içerisinde Türkiye’nin ulaşım ve haberleşme altyapısına 250 milyar dolar yatırım yapıldığını belirterek, çok önemli başarılar elde edildiğini söyledi.
Uraloğlu, “6 bin 100 km olan bölünmüş yol ağımızı 29 bin 373 km’ye, 1.714 km olan otoyol ağımızı ise 3 bin 726 km’ye yükselttik.10 bin 948 km olan demiryolu ağımızı 14 bin 165 km’ye çıkardık. Ülkemizi sıfırdan hızlı trenle buluşturarak 2 bin 251 kilometre hızlı tren ağı inşa ettik. Denizcilik alanında da 152 olan uluslararası liman sayımızı 190’a yükselttik.” ifadelerine yer verdi.
İSTANBUL VE SABİHA GÖKÇEN HAVALİMANLARIMIZIN ULUSLARARASI BİR HAVA KARGO, BAKIM-ONARIM VE AKTARMA MERKEZİ OLACAK
Yatırımları gerçekleştirirken tüm ulaşım modlarının birbiriyle entegrasyonunun sağlanmasına da önemli ölçüde dikkat ettiklerini söyleyen Uraloğlu, şu ifadelere yer verdi:
“Bakanlığımızın hayata geçirdiği en önemli uluslararası koridor çalışmalarından biri olan Kalkınma Yolu Projesi’nin en önemli halkası ‘Yavuz Sultan Selim Köprüsü’ üzerinden geçecek demir yolu projesinin de ihalesini bu yıl içerisinde yapmayı planlıyoruz.
Hem ülkemiz hem de İstanbul için kritik öneme sahip bu atılımla Sabiha Gökçen Havalimanımız ile İstanbul Havalimanımızı birbirine demir yoluyla bağlayacağız.
Böylece İstanbul ve Sabiha Gökçen havalimanlarımızın uluslararası bir hava kargo, bakım-onarım ve aktarma merkezi olmasını da sağlayacağız.”
İSTANBUL HAVALİMANI İLE BİRLİKTE THY DÜNYANIN 1 NUMARALI HAVA YOLU ŞİRKETİ OLACAK
“Önümüzdeki 20 yılda; dünya genelinde hava trafiğinin iki katına çıkması, hizmet verilen yolcu sayısının ise yıllık ortalama yüzde 4,4 oranında artması beklenmektedir.” diyen Uraloğlu, “Tüm etapları tamamlandığında 150 havayolu şirketine ve 350’nin üzerinde destinasyona uçuş imkânı sağlayacak İstanbul Havalimanımız ile birlikte Türk hava yolları dünyanın 1 numaralı hava yolu şirketi olma yolunda da emin adımlarla yürümektedir.” diye konuştu.
]]>İlk astronotumuzun Uluslararası Uzay İstasyonu’na (UUİ) yolculuğu, dünya çapında geniş yankı uyandırdı.

CNN International’in, “SpaceX, ilk Türk astronotu fırlattı” başlıklı haberinde, misyonun, tamamı Avrupalı astronotlardan oluşan ilk özel uzay görevi olduğuna dikkat çekildi. Aralarında Türkiye’den ilk astronotun da bulunduğu bir grup Avrupalı astronotun uzaya çıktığı belirtildi. Astronot Gezeravcı’nın, bir dönem Türk Hava Kuvvetleri’nde savaş pilotluğu yaptığı, alçak Dünya yörüngesine ulaşan ilk Türk vatandaşı olarak tarihi bir dönüm noktasına imza atma yolunda ilerlediği vurgulandı.
New York Times, mürettebat üyeleri arasında ilk Türk astronotun yer aldığını aktardı. Gezeravcı’nın, ilk Türk astronotu olarak ülkesinde gelecek nesillere ilham kaynağı olmayı umduğuyla ilgili ifadelerine işaret edildi: Bu uzay uçuşu yolculuğumuzun varış noktası değil, yolculuğumuzun sadece başlangıcı.

İngiltere merkezli Reuters haber ajansı, “Türkiye’nin ilk astronotunun dahil olduğu mürettebat uzay istasyonuna uçtu” diye yazdı. Otonom olarak işletilen Crew Dragon’un, cumartesi sabahı erken saatlerde Uluslararası Uzay İstasyonu’na ulaşmasının beklendiği notu paylaşıldı. Haberde, “Türkiye, Alper Gezeravcı’yı göndererek UUİ’nin konuk ülkeleri arasında seçkin ve büyüyen bir kulübe girmeye hazırlanıyor.” denildi.
Uzay alanında haberler yayınlayan ABD merkezli Space adlı internet sitesi de ilk Türk astronotun uzay istasyonuna doğru hareket ettiğini okurlarına duyurdu. Haberde, “Ax-3, Axiom Space’in, aralarında Türkiye’nin ilk astronotunun da bulunduğu, tamamı Avrupalılardan oluşan ilk mürettebatını taşıyor.” bilgisi paylaşıldı.
Birleşik Arap Emirlikleri merkezli Al Arabiya, mürettebatın tamamının Avrupalı astronotlardan oluştuğunu, bunların arasında bir Türk’ün de yer aldığını yazdı. Crew Dragon kapsülündeki astronotların, Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nden Falcon 9 roketiyle fırlatıldığı belirtildi.

Times of India haberinde, “ISS’ye giden ülkeler arasına katılmayı hedefleyen Türkiye, ülkenin ilk insanlı uzay uçuşunu gerçekleştirmek üzere 44 yaşındaki Türk Hava Kuvvetleri gazisi Alper Gezeravcı’yı istasyona gönderdi.” ifadesine yer verdi.
Alman Deutsche Welle, “Türkiye’nin ilk astronotu özel uçuşla ISS’ye gitti” başlıklı haberinde, “Alper Gezeravcı, uzaya çıkan ilk Türk vatandaşı oldu.” dedi.

İngiliz Daily Mail, “Türkiye’nin ilk astronotu da dahil olmak üzere tamamı Avrupalı bir mürettebat, Perşembe günü SpaceX roketiyle Uluslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) başarıyla yolculuğa çıktı.” dedi.
Amerkan haber ajansı Associated Press, bu gelişmeyi, “SpaceX, İsveçli ve İtalyanlarla birlikte Türkiye’nin ilk astronotunu Uluslararası Uzay İstasyonu’na fırlattı” başlığı ile aboneleri ile paylaştı.

Yunan Kathimerini gazetesi, “Türkiye 44 yaşındaki Alper Gezeravcı ile ISS’nin konuk ülkelerinin seçkin ama büyüyen kulübüne girmeye hazırlanıyor.” dedi.
South China Morning Post, “Türkiye’nin ilk astronotunu içeren ekip uzay istasyonuna uçuşa başladı.” manşetini attı.

İsrail merkezli Jerusalem Post, “Türkiye’nin ilk astronotunu içeren mürettebat uzay istasyonuna uçtu.” başlığı ile okurlarının karşısına çıktı.
Fransız Le Monde, “Türkiye’nin ilk astronotu bir İsveçli ve İtalyan ile birlikte 18 Ocak Perşembe günü SpaceX Falcon roketiyle Uluslararası Uzay İstasyonu’na fırlatıldı.” dedi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz
Bu tarihi anı tüm Türkiye gibi Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da yakından takip etti.
Yılmaz sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Ülkemiz ve milletimiz için tarihi bir ana daha tanıklık etmenin mutluluğunu yaşıyoruz” dedi.
Alper Gezeravcı’nın uzayda gerçekleştireceği deneylerin uzay alanında yapılacak akademik çalışmalara katkı sunması ve gençlere ilham kaynağı olması açısından çok kıymetli olduğunu söyledi.
Cevdet Yılmaz, yaşadığı mutluluğu “Bu gurur, Türkiye Yüzyılı’nı başlatan Türkiye’nin, Türk Milleti’nin, bu gurur hepimizin” şeklindeki sözleriyle ifade etti.
Sanayi Ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır
Sanayi Ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır da uzay yolculuğunu anbean takip eden isimlerden biriydi.
“Tarihi bir gururu birlikte yaşıyoruz. Milletimizin ufkunu gökyüzünün ötesine taşılacak bu yolculuk inşallah ilerde milli teknoloji hamlesi ve milli teknoloji hamlesi ile nice projenin habercisi olacak.”
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya
Yaşanan heyecana İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya da ortak oldu. Sosyal medya hesabı üzerinden paylaştı mesajda, “Milli Uzay Programımız kapsamında ülkemizin ilk uzay yolculuğunu gerçekleştiren Alper Gezeravcı’yı gönülden tebrik ediyorum. TürkiyeYüzyılı hedeflerimiz dünyaları aşıyor” dedi.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, sosyal medya hesabı X’ten yaptığı paylaşımda, “Göklerde dalgalanan bayrağın artık uzayda dalganıyor! Gururluyuz!” ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından ilan edilen Milli Uzay Programı’nın ilk Türk astronotu Alper Gezeravcı’ya uzay yolculuğunda başarılar dileyen Bolat, Türkiye Yüzyılı vizyonu çerçevesinde geleceği ve ufku şekillendirmeye, milletten alınan güçle hedeflere kararlı ve emin adımlarla ilerlemeye devam edileceğini belirtti.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Gezeravcı’nın da içinde bulunduğu SpaceX’e ait uzay aracının fırlatılma anının görüntüsünü, “Millet uzaya gidiyor” cümlesiyle paylaştı. “GururDuyTürkiye” etiketini kullanan Yumaklı, “Bu gurur bizim, bu gurur hepimizin. Şanlı bayrağımızı uzayda dalgalandıracak olan ülkemizin ilk astronotu Alper Gezeravcı kardeşimiz, seninle hep gurur duyacağız.” değerlendirmesinde bulundu.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ise Türk bayrağındaki ay ve yıldızın ait olduğu yere çıktığını vurgulayarak, “Ülkemizin insanlı ilk uzay görevi için Uluslararası Uzay İstasyonu’nda 14 gün boyunca bilimsel deneyler gerçekleştirecek olan Alper Gezeravcı’ya tarihi yolcuğunda başarılar dileriz.” ifadesini kullandı.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, videolu paylaşımında “GururDuyTürkiye” etiketine yer vererek, göklerde Türkiye imzasının görüleceğine işaret etti.
İletişim Başkanı Fahrettin Altun
İletişim Başkanı Fahrettin Altun da yaşadığı heyecanı sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla dile getirdi.
Altun, “Ülkemizin insanlı ilk uzay yolculuğu başladı. Yolun açık olsun Alper Gezeravcı, gurur duy Türkiye, devamı gelecek” dedi.

FALCON 9 ROKETİ PLANLANDIĞI GİBİ FIRLATILDI
SpaceX firmasına ait Dragon kapsülünü Uluslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) taşıyacak olan Falcon 9 roketi, canlı yayınlanan geri sayımın ardından ABD yerel saatiyle 16.49’da (TSİ 00.49) planlandığı gibi fırlatıldı.

Uzunluğu 70 metre, çapı 3,7 metre ve yaklaşık 550 ton ağırlığındaki Falcon 9 roketi, alçak Dünya yörüngesinde 22 bin, durağan aktarım yörüngesinde 8 bin 300 ve Mars’ta 4 bin kilogram yük taşıma kapasitesine sahip.

İçerisinde hava akımı olan basınçlı bölgesinde 7 kişi veya eşit miktarda yük taşıyabilen 8,1 metre uzunluğundaki Dragon kapsülü ise basınçsız arka bölümünde de yük taşıma özelliğine sahip bir uzay aracı olarak tasarlandı.

FALCON 9 BAŞARILI ŞEKİLDE YERYÜZÜNE İNDİ
Falcon 9 roketi, Ax-3 ekibini taşıyan Dragon kapsülünü belirlenen yüksekliğe çıkardıktan sonra başarılı bir şekilde kapsülden ayrıldı.
Kapsülden ayrıldıktan sonra inişe geçen Falcon 9, Kennedy Uzay Merkezi’nin doğusunda bulunan Cape Canaveral Üssü’ne başarılı şekilde iniş yaptı.

DRAGON KAPSÜLÜNÜN ISS’ YOLCULUĞU YAKLAŞIK 36 SAAT SÜRECEK
Daha sonra uzay yolcularını taşıyan 8,1 metre uzunluğundaki Dragon kapsülü, Falcon 9 roketinin son parçasından da başarılı şekilde ayrılma işlemini tamamladı.
Falcon 9’un Dragon kapsülünden ayrılmasının ardından devreye giren Merlin uzay boşluğu motoru, kapsülün ISS’e ulaşmasında kapsüle güç sağlayacak.

İlk Türk astronot Gezeravcı’yı da taşıyan Dragon kapsülünün ABD yerel saatiyle Cumartesi sabahı 05.15 (TSİ 13.15) civarında Uluslararası Uzay İstasyonu’na varması hedefleniyor. Buna göre uzay yolcularının ISS’e ulaşmaları için yaklaşık 36 saatlik bir yolculuk süreleri olacak.

2,5 SAATLİK YAYIN 1,3 MİLYON KİŞİ TARAFINDAN İZLENDİ
Yolculukla ilgili güncel bilgileri X hesabından paylaşan SpaceX firması, Ax-3 misyonunun uzay yolculuğunun “https://www.spacex.com/follow-dragon” linkinden takip edilebileceği bilgisini paylaştı.
Öte yandan SpaceX’in sayfasında canlı olarak yayınlanan ve Ax-3 uzay misyonunun her dakikasını anlık olarak yansıtan 2,5 saatlik yayın 1,3 milyon kişi tarafından izlendi.

İLK TÜRK ASTRONOT GEZERAVCI, 14 GÜN BOYUNCA UZAYDA BİLİMSEL ÇALIŞMALAR YAPACAK
Gerçekleştirdiği uzay yolculuğuyla “ilk Türk astronot” ünvanını da alan Gezeravcı, 14 gün boyunca ISS’de 13 farklı bilimsel deney üzerinde çalışacak. Gezeravcı, mikro yer çekimi, uzay ortamında insan sağlığı, Tuz Gölü bitkisinin uzay ortamında araştırılması, katı-akışkan karışımların yerçekimsiz ortamda araştırılması gibi alanlarda bilimsel projeler üzerinde deneyler yapacak.
TSİ Cumartesi öğle saatlerinde ISS’e varması hedeflenen Ax-3 misyonunun diğer üyeleri de, burada daha önceden belirlenen çok sayıda ve farklı alanlarda bilimsel çalışmalara imza atacaklar.

Ax-3 ekibinin, Uluslararası Uzay İstasyonu’na ulaştıklarında SpaceX’e canlı bağlanarak duygu ve düşüncelerini paylaşacakları kaydedildi.
Ax-3 misyonunda ayrıca ABD ve İspanya’yı temsilen misyon lideri Michael Lopez-Alegria, İtalyan Hava Kuvvetlerinden Pilot Walter Villadei ve Avrupa Uzay Ajansı adına katılan İsveçli Marcus Wandt bulunuyor.
Daha önce ABD yerel saatiyle 17 Ocak’ta gerçekleştirilmesi planlanan fırlatma işlemi, SpaceX tarafından son kontrollerin tamamlanması amacıyla bir gün ertelenmişti.

Yükseköğretim Kurulu Başkanı Erol Özvar, bu gece uzaya gidecek ilk Türk astronot Alper Gezeravcı’nın uzay yolculuğuna ilişkin “Tarihi bir heyecan içindeyiz. Üzücü günlerin ardından büyük bir gururu milletçe yaşamaya hazırlanıyoruz.” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından ilan edilen Milli Uzay Programı kapsamındaki “Türk Astronot ve Bilim Misyonu Projesi”nin yöneticisi ve ODTÜ Havacılık ve Uzay Mühendisliği Bölümü doktora programı öğrencisi olan Ömer Ataş, Alper Gezeravcı’nın bilimsel danışmanlığını yapıyor.
Alper Gezeravcı’nın Uluslararası Uzay İstasyonu’nda yapacağı 13 bilimsel deneyden 9’u üniversiteler tarafından hazırlandı. Ankara, Boğaziçi, Ege, Hacettepe, Üsküdar, Yıldız Teknik, Haliç ve Nişantaşı üniversitelerindeki bilim insanları hazırladıkları deneylerden gelecek verileri heyecanla beklemeye başladı.
Yükseköğretim Kurulu Başkanı Özvar’ın mesajı
Yükseköğretim Kurulu Başkanı Erol Özvar, Türkiye’nin uzaya ilk astronotu gönderecek olmasına ilişkin X hesabından şu mesajı paylaştı:
“Tarihi bir heyecan içindeyiz. Üzücü günlerin ardından büyük bir gururu milletçe yaşamaya hazırlanıyoruz. Bu gece Ay Yıldızımız ilk uzay yolcumuz ile birlikte uzaya çıkıyor. Türkiye’nin ilk astronotu Alper Gezeravcı’yı gururla uzaya uğurluyoruz. Başarılar @TURKastro
Türk üniversitelerinin yetiştirdiği havacılık ve uzay mühendisleri dünyanın saygın kurumlarında ve ülkemizin uzay çalışmalarında yer alıyor. Bu yolculuk özellikle onları ve halen eğitimlerini almakta olan öğrencilerimizi eminim ki gururlandıracak ve daha çok motive edecektir.
Uluslararası Uzay İstasyonu’nda 14 gün kalacak olan Alper Gezeravcı üniversitelerimizin bazı önemli deneylerini gerçekleştirecek. Bu çalışmalar için de kendisine başarılar diliyor, teşekkürlerimi sunuyorum.”
Alper Gezeravcı’nın Uluslararası Uzay İstasyonu’nda yapacağı, 8 üniversitenin imzasını taşıyan deneylerin başlıkları şöyle:
Uzay Görevleri için Mikroalgal Yaşam Destek Üniteleri / Boğaziçi Üniversitesi
Ekstrem Halofit olan Schrenkiella Parvula’nın Tuz Stresine Verdiği Yanıtların Uzay Ortamında Araştırılması/ Ege Üniversitesi
Uzay Görevlerinde Bulunan Astronotların Metabolom/Transkriptomlarındaki Değişimlerin Analizi ve Ulusal Omik Veri Setlerinin Oluşturulması / Ankara Üniversitesi
“Uzay Misyonuna Katılan Bireylerde Radyasyona Maruz Kalmanın Kanser İçin Öncül Lezyonlar Olan Periferik Kandaki Miyeloid-Kökenli Baskılayıcı Hücrelere Etkisinin İncelenmesi / Hacettepe Üniversitesi
Mikroyerçekimi İlişkili Genetik Bilim Misyonu / Üsküdar Üniversitesi
Uzay Koşullarında Antarktika ve Ilıman Mikroalg Yetiştiriciliğinin Karşılaştırmalı Bir Çalışması / Yıldız Teknik Üniversitesi
Solunum Sistemi Fizyolojisi İçerisinde Yapay Zeka Desteği ile Verilen Havanın Oksijen Seviyesini Hesaplayarak Düşük Yer Çekiminin Sebep Olduğu Rahatsızlıkların Tanımlanması / Nişantaşı Üniversitesi
Uzayda Yaşamaya Karşı Oluşan Hayati Tepkimelerin Vokal Kord Kaynaklı Değişimler ile Tespiti ve Düşük Yerçekimsizliğin Sebep Olduğu Rahatsızlıkların Ses Frekansları ile Tanımlanması / Haliç Üniversitesi
Mikro Yerçekimi Altında Bitkilerde CRISPR Gen Düzenleme Verimliliğinin Araştırılması / Yıldız Teknik Üniversitesi
ÜNİVERSİTELERDEKİ UZAY İLE İLGİLİ PROGRAMLAR
Türkiye’deki üniversitelerde havacılık ve uzay alanında Havacılık ve Uzay Mühendisliği, Astronomi ve Uzay Bilimleri, Uzay Mühendisliği, Uzay Bilimleri ve Teknolojileri, Uzay ve Uydu Mühendisliği, Uçak ve Uzay Mühendisliği gibi bölümler bulunuyor. Ayrıca birçok üniversitedeki yüksek lisans ve doktora programları bilim insanı yetiştiriyor.
2023-2024 akademik yılı verilerine göre söz konusu programlarda 6015’i lisans, 718’i yüksek lisans, 245’i doktora olmak üzere toplam 6978 öğrenci öğrenim görüyor.
Fırlatma törenini izlemek için İstanbul ve Ankara başta olmak üzere bazı kentlerde hazırlıklara başlandı. Taksim ve Kızılay gibi meydanlara planetaryumlar kuruldu. Türkiye’de nefeslerin tutulacağı o anların izleneceği diğer adresler ise bilim merkezleri olacak.

MİLLİ UZAY PROGRAMI
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 9 Şubat 2021’de Milli Uzay Programı’nı açıkladı. 10 hedef içerisinde yer alan bir Türk vatandaşının uzaya gönderilmesi için başlatılan projede sona gelindi. İlk Türk astronotu Alper Gezeravcı, bilim misyonu kapsamında uzaya gönderilecek.
TEKNOFEST’TE TANITILDI
Türkiye Uzay Ajansı (TUA), TÜBİTAK UZAY ve Axiom Space uzmanlarının detaylı ve zorlu bir süreç sonunda seçtiği astronot adayları Alper Gezeravcı ile Tuva Cihangir Atasever, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ilk kez 29 Nisan 2023 tarihinde İstanbul TEKNOFEST’te tanıtıldı.
İŞTE BİLİM MİSYONU!
Adaylar eğitimlerini ABD, Japonya, Almanya ve Türkiye’de gerçekleştirdi. Bunun yanı sıra projenin en önemli çıktılarından biri olacak olan Uluslararası Uzay İstasyonu’nda (ISS) yapılacak 13 adet bilim deneyi belirlendi. Bu deneyler, mikro yer çekimi ve uzay ortamında; insan genetiği, insan sağlığı, biyoloji, malzeme bilimi, üretim teknolojileri ve temel bilimler alanlarında yapılacak. Deneylerin entegrasyon ve uyum çalışmalarını ise TÜBİTAK Uzay, Axiom Space ve NASA ile koordineli şekilde yürütülecek.

4 KİŞİLİK MÜRETTEBAT
Axiom Space’in, ISS’e göndereceği “Ax-3” görevi için 4 kişiden oluşan mürettebat yer alıyor. Gezeravcı’nın Ax-3 uçuşunda birlikte görev alacağı kişiler, ABD ve İspanya’yı temsilen misyon lideri Michael Lopez-Alegria, İtalyan Hava Kuvvetlerinden Pilot Walter Villadei ve Avrupa Uzay Ajansı adına katılan İsveçli Marcus Wandt olarak belirlendi.
HEDEFE BİR ADIM DAHA
Florida’dan yapılacak fırlatma işlemi 18 Ocak 2024 Perşembe günü (TSİ) 01.11’de yapılacak. Uluslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) kenetlenme ise 19 Ocak saat 13.15’te gerçekleşecek. Bu adımla birlikte Türkiye’nin 2021’de ilan ettiği Milli Uzay Programının “ilk insanlı uzay misyonu” hedefine ulaşacak.
PLANETARYUMDA NÖBET
Fırlatma Töreni, 17 Ocak 2024 çarşamba günü saat 23’ten itibaren Kızılay ile Taksim’deki planetaryumlardan da takip edilebilecek. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından İstanbul ve Ankara’daki meydanlara, “dome çadır” adı verilen dev kubbeli alanlardan planetaryumlar oluşturdu. Alanın etrafına Alper Gezeravcı’nın fotoğrafları, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Türkiye Uzay Ajansı, Milli Teknoloji Hamlesi ve Türkiye’nin ilk insanlı uzay misyonunun logoları yerleştirildi.

YER İSTASYONU TAKİPTE
Öte yandan, Ankara ODTÜ Yerleşkesinde bulunan TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü Yer İstasyonu’nda görevli uzay mühendisleri ve bilim insanları tarafından astronotun uzay istasyonuna yolculuğu an be an takip edilecek.
BİLİM MERKEZLERİ DE AÇIK
Fırlatma töreni, sadece meydanlara kurulan planetaryumlarda değil bilim merkezlerinde de izlenebilecek. Bu merkezlerde atölye çalışmalarından, uzay filmleri gösterimine bir çok programa yer verilecek.
Türkiye’de nefeslerin tutulacağı tarihi anlar;
Konya Bilim Merkezi, Bursa GUHEM, Bilim Üsküdar, Antalya Bilim Merkezi, Gaziantep Müzeyyen Erkul Bilim Merkezi, Aksaray Bilim Merkezi, Trabzon Özdemir Bayraktar Bilim Merkezi ile Kayseri Bilim Merkezi’den de izlenebilecek.
Son 10 yıldır birçok meslektaşının çalışmak isteyeceği NASA’da görev yapan Yıldız, edindiği birikimleri ülkesine aktarmak için uzay teknolojileri üzerine çalışan bir Türk şirketine transfer oldu.

“UZUN YILLAR ÜLKEMDEN AYRI KALDIM VE ÇOK ÖZLEDİM”
Dönüş nedenlerini ve Türkiye’nin uzay macerasındaki son gelişmeleri, AA muhabirine anlatan Yıldız, NASA ile sözleşmesinin 8 Ocak itibarıyla sona erdiğini belirterek, “Uzun yıllar ülkemden ayrı kaldım ve çok özledim. Bu özlemin yanında Türkiye’nin uzay teknolojilerinde büyük fırsatlara açık olduğunu gördüğüm için dönmeyi tercih ettim.” dedi.
Türkiye’de, teknoloji alanında bir çok fırsatın bulunduğunu dile getiren Yıldız, “Ömrümün yarısını Avrupa ve Amerika’da geçirdiğim için biliyorum; buralar biraz daha doymuş ülkeler, sistem oturmuş, bürokrasi büyük yer kaplıyor. Oysa Türkiye, uzay ve birçok teknolojiler konusunda bir şeylerin yeni yeni başladığı bir yer. Bu yüzden edindiğim deneyimleri Türkiye’de devam ettirmenin daha cazip olduğunu gördüm ve dönmeye karar verdim.” diye konuştu.
Yıldız, transfer olduğu şirketin, uzay teknolojilerinin geliştirilmesi, üretilmesi ve uydu servislerinin sağlanması amacıyla kurulduğunu, iki yılda beş IoT (nesnelerin interneti) uydusu inşa edip SpaceX ile uzaya gönderdiğini anlattı.
Şirketin, ileride gönderilecek uydularla toplamda 280 uyduyu uzaya göndermeyi planlandığını, bu yıl 12 uydunun daha uzaya gidip faaliyete başlayacağını aktaran Yıldız, bu uyduların, internetin çekmediği yerlerde, akıllı tarım, lojistik, enerji hatlarının takibi gibi birçok alanda kullanılabildiğini söyledi.

“HAKKARİ’DE BİR BİLİM MERKEZİ YAPMAK İÇİN UĞRAŞIYORUZ”
Türkiye’ye dönmesinin en önemli sebeplerinden birinin de yıllardır gençlere uzay hakkında verdiği eğitimlere devam etmek olduğunu aktaran Yıldız, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye’nin birçok yerinde hali hazırda bilim merkezleri var. Gençlerin bilime ilgi duymasını ve temas etmesini sağlayan bu merkezlerde onlara bilimi sevdiren birçok deney yapılıyor. Bugüne kadar bu merkezlerde binlerce öğrenciyle bir araya geldim. Bizim gibi bilimi meslek olarak yaşayan insanlarla karşılaşan birçok gencin, hayatını bilime yönlendirdiğine tanık oldum.
Bu nedenle bilim merkezlerinin sayılarının artırılmasını çok istiyorum. Bazı şehirlerde bilim merkezleri hala yok. Örneğin şu anda Hakkari’de bir bilim merkezi yapmak için uğraşıyoruz. Gençlere bilim ve teknolojiye yönelmelerini, trendleri ve teknolojinin oluşturduğu yeni iş imkanlarını takip etmelerini tavsiye ediyorum.”
Türkiye’nin, uzay macerasında önemli bir dönüm noktasına yaklaştığını vurgulayan Yıldız, İnsanlı İlk Uzay Misyonu kapsamında uzaya gidecek olan Alper Gezeravcı’nın, burada 14 gün kalacağını ve 13 farklı bilimsel deneye imza atacağını anlattı.
Bu deneylerin, Türkiye’nin bilim dünyasına önemli katkı sağlayacağını vurgulayan Yıldız, Gezeravcı’nın sağlık, genetik hatta Tuz Gölü ile ilgili birçok deneyi uzayda gerçekleştireceğini dile getirdi.
“YAKIN ZAMANDA UZAYDA OTELLER GÖRECEĞİZ”
Dünyada uzay macerasının bugüne kadar hep devlet eliyle sürdürüldüğüne işaret eden Yıldız, şu ifadeleri kullandı:
“Elon Musk’ın şirketi SpaceX’in, bir özel şirket olarak uzay teknolojilerine girmesi ve maliyetleri düşürmesi birçok şirkete örnek oldu ve bir ekosistem oluşturdu; uzay teknolojileri üzerine çalışmak isteyen özel şirket sayısını artırdı. Bu ekosistemden Türkiye’de birçok şirketin de etkileneceğini düşünüyorum. Günlük hayatımızda uzay teknolojilerinin etkisi daha da artacak, bu da özel şirketleri uzay teknolojilerine yönlendirecek.
Türk şirketlerinin uzay teknolojileri konusundaki trendi yakaladığına inanıyorum. Hala dünyadaki sayılı uzay şirketlerinden birini Türkiye’de kurma şansımız var.”
Umut Yıldız, Türkiye’de uzay teknolojileri alanında kat edilecek çok yol olduğunu, uzay teknolojilerine üniversiteler ve iş dünyasının daha çok bütçe ayırması gerektiğini, uzay teknolojilerinin gelişmesinin gençlere yeni iş sahaları yaratacağını da sözlerine ekledi.
Uluslararası Uzay İstasyonu’na gidecek olan astronot Alper Gezeravcı, 18 Ocak saat 01.11’de Kennedy Uzay Üssü’nden gerçekleştirilecek olan fırlatma ile uzaya çıkan ilk Türk olacak.
Bu çerçevede Astronot Gezeravcı, fırlatma öncesinde rutin olarak uygulanan karantinada açıklamalarda bulundu.
İcra edeceği görevinden dolayı son derece mutlu olduğunu dile getiren astronot Gezeravcı, bu deneyimin gelecek nesillere ilham verecek olmasından dolayı mutlu olduğunu söyledi.

“UZAY MİSYONU GELECEK NESİLLERE İLHAM VERECEK”
Gezeravcı, şunları söyledi:
Tarif etmek hakikaten zor; kelimelere, cümlelere sığdırması mümkün olmayan hisler içerisindeyiz. Bugüne kadar icra edilmemiş bir görevi, ülkemizin 100. yılında icra etmek, bugüne kadar fazlasıyla yer alma konusunda hak ettiğimiz bir platformda, uzay ortamında ilk görevimizin icrasıyla yerimizi alacak olmamız son derece mutluluk verici.
Gelecek nesillerimize ilham kaynağı olması, onların bugüne kadar kısıtlamak zorunda oldukları hayallerini artık uzayın derinliklerine taşımaya vesile olacak bir görev olması da mutluluk verici.

“YOĞUN BİR EĞİTİM SÜRECİYDİ, 8 AYLIK BIR SÜREÇ”
Yoğun bir eğitim süreciydi. 8 aylık bir süreç ancak bu normalde planlı, bu işin rutin olarak yapıldığı dönemlerde ilgili otoritelerin ifade ettiği şekliyle çok daha uzun bir sürenin içerisinde gerçekleştirilen eğitim paketi, bizim farklı şartlardan kaynaklanan; ülkemizin maalesef 2023’ün başlangıcında hepimizi çok derinden etkileyen, hepimizi yasa boğan deprem felaketiyle karşılaşmamız neticesinde zorunlu olarak geç başlamamız bir sürecin neticesinde.
Programın katılımcısı olan başka ülkelerinde farklı yaşamış olduğu süreçler neticesinde doğal akışın içerisinde geç başladığımız bir süreçti.
“ORADAKİ GÖREV YAPAN ASTRONOTLARI DÜNYADAN GÖTÜRÜLEBİLECEK POTANSİYEL BİR HASTALIKTAN UZAK TUTMAYA ÇALIŞIYORUZ”
Fırlatma öncesi karantina uygulamasının önemine değinen Gezeravcı, şöyle devam etti:
Karantinanın amacı asli olarak; göreve gidecek olduğunuz Uluslararası Uzay İstasyonu’nda hali hazırda görev yapan astronot ekibine dünyadan herhangi bir hastalık götürmemek bulaştırmamak. Dolayısıyla hastalıkların genel olarak 14 günlük kuluçka süresini göz önünde bulundurup bu 14 günü dünyada, dış ortamdan izole bir şekilde geçirerek, dış dünyayla herhangi bir şekilde temas edip potansiyel ilave bir hastalık, virüs kapmadan 14 günün sonunda direkt fırlatmanın gerçekleştirileceği şekilde bir planlamayla oradaki görev yapan astronotlarımızı dünyadan götürülebilecek potansiyel bir hastalıktan uzak tutmaya çalışıyoruz. Asli amaç buna hizmet ediyor.

“100. YILIMIZDA BU DÖNEME KISMET OLAN GÖREV HAYIRLI UĞURLU OLSUN”
Öncelikle milletimize, Cumhuriyetimizin 100. Yılında icra edecek olduğumuz, gelecek nesillerimize hayallerinin sınırını gözleriyle görebildikleri gökyüzünün ötesine, uzayın derinliklerine taşımaya imkan verecek, ilham olacak bu görevin icrasıyla bugüne kadar fazlasıyla hak ettiğimiz ancak 100. yılımızda bu döneme kısmet olan görev vesilesiyle hayırlı uğurlu olsun diyorum.

Güçlü iradesiyle bu görevin yapılmasına karar veren ve imkanlarıyla bunu mümkün kılan devletimize, kadirşinas milletimize şükranlarımı sunuyorum.
Son olarak beni yetiştirerek bu günlere getiren ve evlatlarının ülkemizin tevdi ettiği bu görevin icrası esnasında destekleriyle hiçbir zaman yalnız bırakmayan anne, babama, aileme ve kardeşlerime selamlarımı saygılarımı iletiyorum.