Enerji sektörü, özellikle küresel düzlemde karbonsuz elektrifikasyon ve sürdürülebilir enerji üretimi hedefleri doğrultusunda önemli adımlar atıyor. Fosil yakıtların yerini hızla yenilenebilir enerji kaynakları alırken, güneş ve rüzgar gibi doğal kaynakların verimli kullanımı, enerji üretiminde tarım alanları ve doğal yaşam alanları arasındaki dengenin korunmasını gerektiriyor. Özellikle endüstriyel süreçlerde ve ulaştırmada kullanılan yeşil hidrojen, hidrokarbonların yerine geçecek önemli bir enerji taşıyıcısı olarak öne çıkıyor. Suyun verimli kullanımı ve atmosferin korunmasıyla doğrudan ilişkili olan elektroliz teknolojileri, tarımsal su ihtiyaçları başta olmak üzere artan enerji talebinin dikkate alınarak sürdürülebilir şekilde karşılanması ve karbon salımının doğal dengeye kavuşturulmasında kritik bir rol oynuyor. Yüzde yüz yenilenebilir enerji üretimi alanında faaliyet gösteren Eksim Holding’e bağlı Eksim Enerji CEO’su Arkın Akbay, konuya ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.

Teknoloji kullanımı çevresel etkileri minimize ediyor
Eksim Enerji CEO’su Arkın Akbay, yenilenebilir enerji kaynaklarının öneminin arttığını belirterek, elektrifikasyonun hızlanması ve iklim değişikliğinin etkileri nedeniyle temiz enerjiye geçişin kritik hale geldiğini vurguladı. Akbay, “Ekstrem hava olayları enerji üretim verimliliğini etkilerken, verimli tüketimi de yeniden değerlendirmemiz gerektiğini gösteriyor. Ekipman dayanıklılığının artması ve tasarımların aşırı iklim olaylarına göre gözden geçirilmesi, kesintisiz üretimi sağlamak için önemli. Yenilenebilir enerji teknolojilerini enerji güvenliği ve iklim değişikliğiyle mücadelede anahtar olarak görüyor ve bu nedenle Türkiye genelinde temiz enerji yatırımlarımıza devam ediyoruz. Teknolojik gelişmelerin doğru yönetimi ve etik çerçevede kullanımı, enerji maliyetlerini kontrol etmek ve kaynakları verimli kullanmak açısından hayati önemde.” dedi
Yenilenebilir enerjide çığır açıcı teknolojiler
Yenilenebilir enerjide devrim yaratacak yeniliklere de değinen Akbay, “Hidrokarbon yakmanın bir süre daha devam etme zorunluluğu göz önünde bulundurulduğunda, güvenilir nükleer enerji teknolojileri ile enerji talebine cevap vermek, arz güvenliğini artıracak. Takip edilmesi elzem olan küçük modüler nükleer reaktörler gibi üretim kaynaklarının da hayatımıza girmesi için çalışılıyor. Aynı zamanda, güneş ve rüzgar enerjilerinden yararlanarak tüketim yerlerine yakın bölgelerde, elektrik üretecek dağıtık mikro şebekeler geliştiriliyor. Böylece hem iletim şebekesinin yükü bir miktar azaltılıyor hem de elektriğin yüksek taşıma maliyetinden tasarruf sağlanabiliyor.” dedi. Yenilenebilir enerji üretimi artıklarından hidrojen ve saf su üretiminin gerçekleştirilebilmesi konusuna da değinen Akbay, “Yüksek ısı enerjisi ihtiyacı için suyun kapalı çevrim kullanılacağı hidrojen-oksijen-su döngüsü sağlanırken, karbondioksit salımı tutularak yenilenebilir enerji desteği ile tekrar sentetik metana dönüşümü ardından saf su elde edilebiliyor. Hidrojen üretimi için yenilenebilir enerji fazlasından yararlanılması ve batarya depolama teknolojisi sayesinde elektrik enerjisine ihtiyaç duyulduğunda anlık destek sağlanarak şebeke kalitesinin korunması, çığır açan teknolojiler arasında yer alıyor.” şeklinde konuştu.
Enerjide sürdürülebilirliği, pil teknolojileri ve depolama çözümleri sağlıyor
Yenilenebilir enerji kaynaklarının düzensiz üretimi ve talebi karşılamak için sürekli olarak depolama teknolojileri geliştirildiğinin altını çizen Akbay, “Pil teknolojileri ve diğer depolama çözümleri, tüketicilere ekonomik ve güvenilir elektrik sağlamanın yanı sıra enerji sistemlerinin sürdürülebilirliğini de artıracak. Bu teknolojiler, enerji üretim tesislerinin üretim kapasitelerini ve verimliliğini optimize etmek, elektrik enerjisinin transferi ve ticareti ile sınırları aşan çözümler sunmak, arz-talep dengesini hassas bir şekilde yönetmek için önemli bir görev görüyor.” dedi.
Enerji altyapılarımıza son teknolojileri entegre ediyoruz
Elektrikli araçlar, ısı pompaları, büyük veri merkezleri ve yapay zeka algoritmalarını çalıştıracak kuantum bilgisayarlarının enerji yönetiminde önemli araçlar olduğunu belirten Akbay, “Bu teknolojilerin etik çerçevede kullanılması, enerji verimliliğini artırırken doğal kaynakları korumamıza ve zamanımızı verimli kullanmamıza olanak tanıyor. Eksim Enerji olarak, mevcut enerji altyapılarımızı gelişen teknolojilerle bütünleştirerek üretim ve tüketim verimliliğini artırmaya devam ediyoruz. Akıllı şebeke sistemleri, yapay zeka ve veri analitiği, enerji tüketim modellerini optimize ederek enerji tasarrufunu maksimize etmemizi sağlıyor. Yapay zeka ile enerji tesislerimizin projelendirme, yapım, üretim planlama ve bakım süreçlerinde kaynak-zaman yönetimini optimize ediyoruz. Böylece, enerji arz-talep dengesini doğru öngörebiliyor, tesislerimizin ömrünü uzatıyor ve kapasite kullanımını artırıyoruz.” dedi.
]]>Yapay zeka destekli otomasyon çalışmaları kapsamında, toprak nem sensörleri, hava durumu istasyonları ve bitki ölçüm cihazları kullanılarak tarım arazilerindeki nem düzeyi, hava koşulları ve bitkilerin durumu gibi önemli veriler toplanıyor. Elde edilen veriler bulut tabanlı platformlarda işlenerek çiftçilere gerçek zamanlı sulama imkanı sunuyor. Böylece çiftçiler, bitkilerin sulama gereksinimlerine ilişkin daha hassas bilgileri sağlıyor ve su kaynaklarını israf etmeden verimli şekilde kullanabiliyor.
DSİ, sulamada otomasyon çalışmaları kapsamında Adana İmamoğlu sulaması 4. kısımda 3 bin 333 hektar, Afyonkarahisar-Çay-Selevir sulamasında 410 hektar, Afyonkarahisar Çobanlar-Seyitler sulamasında 250 hektar ve Denizli Hasanbeyler Göleti sulamasında 212 hektar alanda otomasyon sistemlerini tamamlayarak işletmeye aldı. Ayrıca 58 bin 832 sayaç, sulama otomasyonunu desteklemek için kullanılmaya başlandı.
Bu yıl içinde otomasyon şartnamesi hazırlama çalışmalarına başlayan DSİ, yürürlüğe girecek şartnameye göre otomasyona geçilecek projeleri belirleyecek.
– Otomasyon sisteminin faydaları
Sulamalarda yaklaşık yüzde 40 tasarruf sağlayan otomasyon sistemiyle istenilen zaman ve sürelerde sulama yapılması ve güneş ışınlarının etkisini azalttığı anlarda suyun buharlaşmadan toprağa işlemesi sağlanıyor. Personel yardımına ihtiyaç duyulmadan profesyonel malzemelerle sistematik şekilde sulama işlemleri otomatik olarak yerine getiriliyor.
Otomasyonla su kullanımını optimize edilerek su maliyetleri azaltılıyor.
Sistem sayesinde, gereksiz enerji kullanımı engellenirken, sulama sisteminde bulunan ekipmanlar korunuyor. İşçilik maliyeti azalıyor, manuel sulama işlemlerinden kaynaklanan zaman kaybı ortadan kalkıyor.
Sulama sistemindeki olası problemler, tanımlanan telefon numaralarına SMS olarak bildirildiğinden bu olumsuzluklar için kısa sürede önlem alınıyor.
“SUYU VERİMLİ VE TASARRUFLU KULLANMAK ÇOK ÖNEMLİ”
Açıklamada görüşlerine yer verilen Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, küresel iklim değişikliğinin gündemde olduğu bir dönemde DSİ’nin çalışmalarının büyük önem taşıdığını aktardı.
Yumaklı, “Suyun olduğu yerde hayat var. Suyun olduğu yerde bereket var. Suyun olduğu yerde medeniyet var. Bu sebeple DSİ yatırımlarının artarak devamı, kapımıza kadar gelen küresel iklim değişikliği ile mücadele adına elzemdir. Suyu verimli ve tasarruflu kullanmak çok önemlidir.” değerlendirmesinde bulundu.
DSİ’nin büyük su yatırımları yaptığına işaret eden Yumaklı, tarımsal sulamanın verimli ve etkin yapılması için kurum tarafından büyük projelerin hayata geçirildiğini anımsattı.
Yumaklı, sulamada otomasyonunun su kullanımında tasarruf ve verimde artış sağladığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“DSİ Genel Müdürlüğümüz, sulamada otomasyon için uzun yıllardır çalışıyor. 2023 yılından bu yana da sulama altyapısı uygun olan her bölge müdürlüğünde bir otomasyon çalışması yapılması yönünde gayretimiz sürüyor. Otomasyon uygulamasının küçük bir sulama tesisinde ya da sulama tesisinin bir kısmında yapılabileceği göz önünde bulundurularak, bölge müdürlüklerimizin sorumluluk alanında yer alan ve işletmede olan kapalı sulama tesislerinden otomasyon uygulaması yapılabileceklerin tespiti üzerinde çalışılıyor. Sulama otomasyonunun ülke geneline yayılması için planlamalarımıza devam ediyoruz.”
Toprağı korumanın gelecek nesillere bırakılabilecek en değerli armağan olduğunu belirten Bayraktar, “Binlerce hatta milyonlarca yılda oluşan toprak, sadece çiftçilerimiz için değil, tüm insanlık için, en önemlisi de geleceğimiz için değerli hazinemizdir. Bu bilinçle 7’den 70’e herkes toprağı korumak için elinden geleni yapmalıdır.” değerlendirmesinde bulundu.
Bayraktar, ülkede tarım arazilerinin yıldan yıla azaldığına işaret ederek Türkiye’nin, uzun ömürlü bitkilerle beraber toplam arazi miktarının son 20 yılda 26,6 milyon hektardan 23,9 milyon hektara gerilediğine vurgu yaptı.
Son yıllarda atıl tarım arazilerinin üretime kazandırılmasının yanı sıra tarım arazilerinin korunması amacıyla pek çok çalışma yapıldığını, kanunlar çıkarıldığını aktaran Bayraktar, “Atıl tarım arazilerinin üretime kazandırılması, miras yoluyla arazilerinin bölünmesinin engellenmesi gibi uygulamalarla 2019’da 23 milyon 99 bin hektar olan toplam işlenen tarım alanı 2023’te yüzde 3,6 artarak 23 milyon 942 bin hektara ulaştı.” bilgisini paylaştı.
“KİŞİ BAŞINA DÜŞEN ARAZI, ARTAN NÜFUS KARŞISINDA AZALIYOR”
Bayraktar, tarımsal üretim yapılan tarım arazilerinin artığını ancak bu artışın ülkede hızla artan nüfus karşısında halen yetersiz kaldığını bildirdi. Artan nüfusla beraber kişi başına düşen arazi miktarının azalmaya devam ettiğine dikkati çeken Bayraktar, şöyle devam etti:
“Bu amaçla tarım arazilerinin amaç dışına çıkarılması kesinlikle önlenmelidir. Kara yollarını ve şehirlerin gelişimini projelendirirken, verimli tarım arazileri yerine tarıma elverişli olmayan, daha verimsiz arazilerin kullanılmasına özen gösterilmelidir. Birinci sınıf sulamaya uygun tarım arazilerimizin, imara açılmasına asla izin verilmemeli, bu arazilerin üzerine sanayi tesisleri, şehirler kurulmamalıdır. Turizm, madencilik ve ulaştırma için verimli tarım arazilerimizi kullanmamalı, meyve ağaçlarını, zeytinlikleri kesip yazlıklar inşa edilmemelidir.”
Çiftçilerin son yıllarda tarım arazilerinin aralarına kurulan hobi bahçeleri ile baş etmeye çalıştığını vurgulayan Bayraktar, toprağın hobi bahçelerine heba edilebilecek bir sermaye olmadığının altını çizdi. Şemsi Bayraktar, şunları kaydetti:
“Özellikle büyükşehirlerde, en verimli toprakların bulunduğu sahil illerinde verimli tarım arazilerinin kooperatifleşme ile bölünerek hobi bahçelerine dönüştürülmesi tarım arazilerinde parçalanmayı daha fazla artırıyor. Büyükşehirlerde araziler 250 metrekareye varan parsellere ayrılarak hobi bahçeleri kuruluyor. Küçük parsellere ayrılan bu alanlara yapılan konteyner, prefabrik ev, tiny house, havuz gibi betonarme yapılaşmalarla tarım alanları yok ediliyor. Bu yapılaşmaların hiçbir geçerli izahı olamaz. Tarımsal üretimde verimliliğin artırılmasında, maliyetlerin azaltılmasında, teknolojinin verimli kullanımında tarım arazilerinin büyüklüğü ve bütünlüğü oldukça önemlidir. Her ne sebeple olursa olsun tarım arazilerinin bölünmesi ve hobi bahçelerinde olduğu gibi büyük araziler arasında yapılaşma oluşturulması doğru değildir. Arazilerin parçalanması, bölünmesi, Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu kapsamında yasak olmasına rağmen, hobi bahçelerinin bu kadar artması denetimlerin yetersizliğini gösteriyor. Arazilerin telle çevrilmesiyle başlayan hobi bahçesi yapımı, araziye beton dökülmeden belediyeler tarafından en başta engellenmelidir.”
]]>Bu kapsamda “Su Verimliliği Yönetmeliği Taslağı” hazırlanarak, ilgili kurum ve kuruluşların görüşüne sunuldu.
Düzenlemeyle su kaynaklarının korunması ve buralardan verimli yararlanılabilmesi için sektörel planlamayla kullanımların ölçülmesi ve kayıt altına alınması planlanıyor.
Tüm sektörlerde su verimliliği sağlayan tekniklerin ve teknolojilerin kullanılması yaygınlaştırılarak sürdürülebilir su yönetiminin sağlanması hedefleniyor. Bu kapsamda, arıtılmış atık su, tarımsal sulamadan dönen su, gri su, yağmur suyu, deniz suyu gibi alternatif kaynakların kullanılması esas olacak.
Bakanlık koordinasyonunda ilgili kurum ve kuruluşların işbirliğiyle su verimliliği sistemlerinin geliştirilip yaygınlaştırılarak etkin şekilde uygulanması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması amaçlanıyor.
HER ALANDA VERİMLİLİK PLANI
Yönetmelik taslağı yayımlandıktan sonra belirlenen kurum, kuruluş ve yerler, su verimliliği sistemleri kurmakla yükümlü olacak. Havalimanları, AVM’ler, eğitim kurumları ve yurtlar, sağlık kuruluşları, konaklamalı turizm işletmeleri, illerdeki tren ve otobüs terminalleri, organize sanayi bölgeleri (OSB) ile sanayi siteleri ve serbest bölgeler, Bakanlıkça hazırlanan mevzuat ve kılavuzlara uygun olarak su verimliliği sistemlerini düzenlemenin yayımlanmasından itibaren 12 ay içinde kuracak.
Su verimliliği sisteminin kurulması ve uygulaması için belirlenen yerler, mevcut ilgili idari yapılarda yer alan birimlerden görevlendirilecek temsilcilerle “su verimliliği birimleri” oluşturacak. Bu birimler, verimlilik açısından mevcut durumu belirleyecek.
Su kayıplarına neden olan veya olabilecek durumlar tespit edilecek, alternatif su kaynaklarının kullanımına ilişkin mevcut durum belirlenecek, suyun verimli kullanımına ilişkin teknolojilerin ve uygulamaların kullanımına dair durum tespiti yapılacak.
ÜÇ SEVİYEDE SU VERİMLİLİĞİ BELGESİ
Kent genelinde kentsel, endüstriyel ve tarımsal su verimliliği hedeflerine ulaşılmasını sağlayacak ve 5 yıllık planlamayı kapsayacak “su verimliliği il planları” da hazırlanacak.
Planın kentsel su verimliliği bölümü kapsamında içme suyu kayıplarının azaltılması, bina ve yerleşkelerde su verimliliğinin sağlanması ve alternatif su kaynaklarının kullanımına ilişkin tedbirler uygulanacak.
Su verimliliği sistemi kurmakla yükümlü olanlara, mavi, yeşil ve turkuaz olmak üzere üç seviyede belge düzenlenecek.
Sistemi kurmakla yükümlü olanlarla birlikte, gönüllülük esasıyla sistemi kuranlar, mavi su verimlilik belgesine sahip olabilmeleri için verimlilik birimi kurup, belirlenen hedeflere ulaşmak için planlama yapacak. Bu doğrultuda su verimli ekipmanları kullanacak.
Mavi belgeye sahip sektörlerin, daha üst seviye olan yeşil belgeye sahip olabilmeleri için de içme suyu sistemlerindeki su kayıp oranlarının büyükşehir ve il belediyeleri için en fazla yüzde 25, diğer belediyeler için en fazla yüzde 30 seviyesinde olması gerekecek.
Sektörlerde, en üst seviyede olan turkuaz belge düzenlenebilmesi için aranan şartlar ise içme suyu sistemlerindeki su kayıp oranının en fazla yüzde 20 seviyesinde olması, gelir getirmeyen su oranı ile su kayıp oranı arasındaki farkın yüzde 5 ve altında yer alması olarak belirlendi.
Mavi belge sahiplerinden, büyükşehir ve il belediyeleri ile nüfusu 50 binin üzerindeki ilçe belediyeleri, OSB’ler, havalimanları, 1000 hektar üzeri alana sahip tarım işletmeleri, 100 oda ve üstü konaklama kapasiteli turizm işletmeleri ile üniversitelerin belge geçerlilik süreleri 3 yılla sınırlandırıldı.
Diğer faaliyetler için bu süre 5 yıl olarak belirlendi. Yeşil ve turkuaz belgelerin geçerliliği de 5 yıl olacak.

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, “Tasarruf tedbirleri, kapsamlı ve önemli adımlar içeriyor. Kamuda verimliliği esas alan tasarruf tedbirlerinin ekonomik programı daha da güçlendireceğine inanıyoruz.” ifadelerini kullandı.

DEİK Başkanı Olpak, tasarruf tedbirlerinin kapsamlı ve önemli adımlar içerdiğini belirterek, uygulanan ekonomik programı güçlendirecek ve dezenflasyon sürecine katkı sağlayacak tedbirlerin, verimliliği esas almasının önemli olduğunu bildirdi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz başkanlığında geçen hafta yapılan Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu (YOİKK) toplantısında tasarruf tedbirleri konusunun gündeme geldiğini anımsatan Olpak, şunları kaydetti:
“DEİK olarak görüşlerimizi ifade etmiştik. Geçen yıl uygulanan tedbirler sayesinde yüzde 6,4 olarak programlanan bütçe açığının GSYH’ye oranı yüzde 5,2 olarak gerçekleşmişti. Bugün açıklanan tasarruf tedbirleri önceki uygulamalara göre üç açıdan farklılık gösteriyor: Birincisi, verimliliği ön planda tutması. İkincisi etkin bir izleme, denetleme, raporlama ve yaptırım sistemi getirmektedir ki bu tedbirlerin hayata geçirilmesi noktasında önemli bir adım olacaktır. Son olarak tedbirler sadece merkezi yönetim seviyesinde kalmıyor ve yerel yönetimlerden bütçe dışı kaynaklara kadar birçok kesimi kapsamaktadır. İş dünyamızı yakından ilgilendiren yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüme kaynak oluşturulması yönünde adımların da çalışmada yer alması çok önemli.”
Olpak, tedbirlerin sadece bugün açıklanan kısmıyla sınırlı olmayıp ilerleyen dönemde atılacak ilave adımlarla ekonominin yapısal gücünün de artırılacağını vurgulayarak, kamuda verimliliği esas alan tasarruf tedbirlerinin ekonomik programı daha da güçlendireceğini aktardı.

“TASARRUF, ÜLKE KÜLTÜRÜNE YERLEŞECEK”
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, kamuda tasarruf programının “üretirken verimli ve harcarken tasarruflu olmayı” bir döneme mahsus bırakmayıp, ülke kültürüne yerleştireceğine inandıklarını belirtti.
Programın, enflasyonla mücadele fedakarlığını toplumun tüm kesimlerine paylaştıracağını ifade eden Avdagiç, “Topyekun bir mücadelenin yeni bir başlangıcı olmasını ve dezenflasyon kararlılığımıza katkı sağlamasını diliyoruz. Temennimiz bu fedakarlıkların karşılığının kısa sürede kalıcı refah olarak tüm topluma geri dönmesi.” değerlendirmesinde bulundu.

İŞ DÜNYASI TEMSİLCİLERİ MEMNUN
Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Mahmut Asmalı da yatırım ve istihdam artışında maliye politikasının etkinliğinin en az para politikası kadar önemli olduğunu, bu çerçevede kamu harcamalarının etkin bir biçimde yönetilmesinin oldukça kritik önemde bulunduğunu bildirdi.
Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi’nin iş dünyası temsilcilerini memnun ettiğini kaydeden Asmalı, şöyle devam etti:
“Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi, iş dünyası temsilcileri olarak bizleri oldukça memnun etmiştir. Devlet harcamalarının rasyonelleştirilmesi, israf ve verimsizliğe yol açan kamu harcamalarından tasarruf edilmesi ve bu kaynakların verimli harcama alanlarına yönlendirilmesi, sadece bütçe disiplini için değil, aynı zamanda ekonomik gelişme açısından da fayda sağlayacaktır. Böylece Türkiye’nin, uzun vadeli hedeflerine daha emin adımlarla ve sürdürülebilir biçimde ilerleyeceğine inanıyoruz.”

“ENFLASYONLA MÜCADELEYİ ÖNCELEYEN BİR PAKET”
Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği (ASKON) Genel Başkanı Orhan Aydın da paketin içerik olarak geniş bir yelpazede hazırlandığını gördüklerini belirterek, enflasyonla mücadeleyi odak aldığını ve verimliliği öncelediğini bildirdi.
Mevcut ekonomik koşullar içerisinde toplumda, “devlet nezdinde ayakların yorgana göre uzatılması” beklentisi olduğunu dile getiren Aydın, şu ifadeleri kullandı:
“Bugün açıklanan kapsamlı paketle ilk adım atılmış oldu. Hazine ve Maliye Bakanlığımız gerekli çalışmaları yaparak mevcut bütçeyi verimlilik esaslı kullanmayı öncelemiştir. Enflasyonla ciddi bir mücadele içerisindeyiz. Bu mücadelede toplam talep kısmının büyük müşterisi kısıtlamalara gidiyor. Şüphesiz dezenflasyona katkı sunacaktır. İstisna olmamasının belirtilmesi, güçlü bir izleme, denetleme, raporlama ve yaptırım modelinin hayata geçirileceğinin açıklanması pakete olan inancı artırıyor. Umarız 3 yıl sonunda enflasyonla mücadelede arzulanan, istenilen seviyeye ulaşılır ve tabandan tavana müreffeh günlere birlikte ulaşırız.”

“TEDBİRLERİ ÖNEMSİYOR VE DESTEKLİYORUZ”
İstanbul Ticaret Borsası (İSTİB) Başkanı Ali Kopuz da kamu harcamalarının her zaman tartışma konusu olduğuna işaret ederek, “Son zamanlarda yaşadığımız yüksek enflasyon kaynaklı hayat pahalılığı, konunun kamuoyunda daha çok tartışılmasına yol açtı. Bu konuda çok duyarlı olan mevcut hükümet, kaynakların doğru kullanımı ve az kaynakla çok hizmet konusunda başarılı olduğu halde artan duyarlılık dolayısıyla eleştiriliyordu.” değerlendirmesinde bulundu.
Açıklanan tedbirlerin hükümetin tasarruf konusunda daha duyarlı olacağını, konuyu belirli prensip ve kurallarla yürüteceğini gösterdiğini anlatan Kopuz, “İş dünyası olarak kaynakların doğru kullanımı ve tasarrufun karlılık, sürdürülebilirlik ve rekabet için ne anlama geldiğini çok iyi biliyoruz. Bu nedenle açıklanan tedbirleri çok önemsiyor ve destekliyoruz. Ayrıca bu konuda bir adım daha ileri gidilmesi ve tasarruf kültürünün toplumun her kesiminde yaygınlaşması gerektiğini düşünüyoruz.” ifadelerini kullandı.
]]>Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, “Tasarruf tedbirleri, kapsamlı ve önemli adımlar içeriyor. Kamuda verimliliği esas alan tasarruf tedbirlerinin ekonomik programı daha da güçlendireceğine inanıyoruz.” ifadelerini kullandı.

DEİK Başkanı Olpak, tasarruf tedbirlerinin kapsamlı ve önemli adımlar içerdiğini belirterek, uygulanan ekonomik programı güçlendirecek ve dezenflasyon sürecine katkı sağlayacak tedbirlerin, verimliliği esas almasının önemli olduğunu bildirdi.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz başkanlığında geçen hafta yapılan Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu (YOİKK) toplantısında tasarruf tedbirleri konusunun gündeme geldiğini anımsatan Olpak, şunları kaydetti:
“DEİK olarak görüşlerimizi ifade etmiştik. Geçen yıl uygulanan tedbirler sayesinde yüzde 6,4 olarak programlanan bütçe açığının GSYH’ye oranı yüzde 5,2 olarak gerçekleşmişti. Bugün açıklanan tasarruf tedbirleri önceki uygulamalara göre üç açıdan farklılık gösteriyor: Birincisi, verimliliği ön planda tutması. İkincisi etkin bir izleme, denetleme, raporlama ve yaptırım sistemi getirmektedir ki bu tedbirlerin hayata geçirilmesi noktasında önemli bir adım olacaktır. Son olarak tedbirler sadece merkezi yönetim seviyesinde kalmıyor ve yerel yönetimlerden bütçe dışı kaynaklara kadar birçok kesimi kapsamaktadır. İş dünyamızı yakından ilgilendiren yeşil dönüşüm ve dijital dönüşüme kaynak oluşturulması yönünde adımların da çalışmada yer alması çok önemli.”
Olpak, tedbirlerin sadece bugün açıklanan kısmıyla sınırlı olmayıp ilerleyen dönemde atılacak ilave adımlarla ekonominin yapısal gücünün de artırılacağını vurgulayarak, kamuda verimliliği esas alan tasarruf tedbirlerinin ekonomik programı daha da güçlendireceğini aktardı.

“TASARRUF, ÜLKE KÜLTÜRÜNE YERLEŞECEK”
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, kamuda tasarruf programının “üretirken verimli ve harcarken tasarruflu olmayı” bir döneme mahsus bırakmayıp, ülke kültürüne yerleştireceğine inandıklarını belirtti.
Programın, enflasyonla mücadele fedakarlığını toplumun tüm kesimlerine paylaştıracağını ifade eden Avdagiç, “Topyekun bir mücadelenin yeni bir başlangıcı olmasını ve dezenflasyon kararlılığımıza katkı sağlamasını diliyoruz. Temennimiz bu fedakarlıkların karşılığının kısa sürede kalıcı refah olarak tüm topluma geri dönmesi.” değerlendirmesinde bulundu.

İŞ DÜNYASI TEMSİLCİLERİ MEMNUN
Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Mahmut Asmalı da yatırım ve istihdam artışında maliye politikasının etkinliğinin en az para politikası kadar önemli olduğunu, bu çerçevede kamu harcamalarının etkin bir biçimde yönetilmesinin oldukça kritik önemde bulunduğunu bildirdi.
Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi’nin iş dünyası temsilcilerini memnun ettiğini kaydeden Asmalı, şöyle devam etti:
“Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi, iş dünyası temsilcileri olarak bizleri oldukça memnun etmiştir. Devlet harcamalarının rasyonelleştirilmesi, israf ve verimsizliğe yol açan kamu harcamalarından tasarruf edilmesi ve bu kaynakların verimli harcama alanlarına yönlendirilmesi, sadece bütçe disiplini için değil, aynı zamanda ekonomik gelişme açısından da fayda sağlayacaktır. Böylece Türkiye’nin, uzun vadeli hedeflerine daha emin adımlarla ve sürdürülebilir biçimde ilerleyeceğine inanıyoruz.”

“ENFLASYONLA MÜCADELEYİ ÖNCELEYEN BİR PAKET”
Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği (ASKON) Genel Başkanı Orhan Aydın da paketin içerik olarak geniş bir yelpazede hazırlandığını gördüklerini belirterek, enflasyonla mücadeleyi odak aldığını ve verimliliği öncelediğini bildirdi.
Mevcut ekonomik koşullar içerisinde toplumda, “devlet nezdinde ayakların yorgana göre uzatılması” beklentisi olduğunu dile getiren Aydın, şu ifadeleri kullandı:
“Bugün açıklanan kapsamlı paketle ilk adım atılmış oldu. Hazine ve Maliye Bakanlığımız gerekli çalışmaları yaparak mevcut bütçeyi verimlilik esaslı kullanmayı öncelemiştir. Enflasyonla ciddi bir mücadele içerisindeyiz. Bu mücadelede toplam talep kısmının büyük müşterisi kısıtlamalara gidiyor. Şüphesiz dezenflasyona katkı sunacaktır. İstisna olmamasının belirtilmesi, güçlü bir izleme, denetleme, raporlama ve yaptırım modelinin hayata geçirileceğinin açıklanması pakete olan inancı artırıyor. Umarız 3 yıl sonunda enflasyonla mücadelede arzulanan, istenilen seviyeye ulaşılır ve tabandan tavana müreffeh günlere birlikte ulaşırız.”

“TEDBİRLERİ ÖNEMSİYOR VE DESTEKLİYORUZ”
İstanbul Ticaret Borsası (İSTİB) Başkanı Ali Kopuz da kamu harcamalarının her zaman tartışma konusu olduğuna işaret ederek, “Son zamanlarda yaşadığımız yüksek enflasyon kaynaklı hayat pahalılığı, konunun kamuoyunda daha çok tartışılmasına yol açtı. Bu konuda çok duyarlı olan mevcut hükümet, kaynakların doğru kullanımı ve az kaynakla çok hizmet konusunda başarılı olduğu halde artan duyarlılık dolayısıyla eleştiriliyordu.” değerlendirmesinde bulundu.
Açıklanan tedbirlerin hükümetin tasarruf konusunda daha duyarlı olacağını, konuyu belirli prensip ve kurallarla yürüteceğini gösterdiğini anlatan Kopuz, “İş dünyası olarak kaynakların doğru kullanımı ve tasarrufun karlılık, sürdürülebilirlik ve rekabet için ne anlama geldiğini çok iyi biliyoruz. Bu nedenle açıklanan tedbirleri çok önemsiyor ve destekliyoruz. Ayrıca bu konuda bir adım daha ileri gidilmesi ve tasarruf kültürünün toplumun her kesiminde yaygınlaşması gerektiğini düşünüyoruz.” ifadelerini kullandı.
]]>Yenilikçi platform sayesinde uzman mühendisler fiziksel olarak sahada bulunmadan da sahadaki teknisyene uzaktan bağlantı ile canlı destek verip beraber çalışabiliyor, kontrolleri ve planlamaları yapabiliyor.
Çok sayıda zorlu kullanım senaryoları test edilerek geliştirilen ve web üzerinden de kullanılabilen Smart Site platformu, Turkcell’in dijital video konferans ve bulut çözümlerini de barındırıyor. Çok sayıda kullanıcının aynı anda saha çalışmasına uzaktan destek sağlamasına imkân sunan platform üzerinden yapılan saha çalışmalarının kayıtları da saklanabiliyor.
Geliştirmeleri tamamlanıp devreye alınan platformun Turkcell ve iş ortakları saha operasyonlarında kullanılmaya başlanması sayesinde, Eylül ayından bu yana 2.500’e yakın saha ziyareti Smart Site üzerinden gerçekleştirilerek önemli bir verimliliğe imza atıldı.
“FİZİKSEL SAHA ZİYARETLERİNİN DİJİTALLEŞMESİ İLE VERİMLİLİĞİ ARTIRIYOR”
Bu platformu geliştirmedeki amaçlarına ve kısa sürede ulaştıkları sonuçlara dikkat çeken Turkcell Şebeke Teknolojilerinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Vehbi Çağrı Güngör, “Bu yola çıkarken sera gazı emisyonunu azaltmak başta olmak üzere müşteri memnuniyetinde, maliyetlerde ve insan kaynağı ihtiyacında tüm ekosistemimizi kapsayan bir verimliliğin yanı sıra iş sağlığı güvenliği riskleri ve sahaya erişim gibi zorlukları da azaltmayı hedeflemiştik. Geçtiğimiz yaz sonundan itibaren devreye aldığımız bu platformu, artık hem Turkcell ekiplerimiz hem de iş ortaklarımız kullanıyor.
Bu kapsamda son 7 ayda 2.500’e yakın saha ziyaretini Smart Site platformu üzerinden yaparak, hedeflediğimiz tüm açılardan önemli bir operasyonel verimlilik sağladık. 2024’te hem platformun kullanımını yaygınlaştırmaya hem de yeni yeteneklerle geliştirmeye devam edeceğimiz Smart Site platformunun, gelecekte Turkcell ekosistemiyle de sınırlı kalmayıp artan dijitalleşme ihtiyacıyla farklı sektörlerde de kullanılabileceğini öngörüyoruz” dedi.
Geliştirilen platformun önemine dikkat çeken Prof. Dr. Vehbi Çağrı Güngör, şunları söyledi: “Güçlü şebeke altyapımızı yenilikçi teknolojilerle daha etkin hale getirerek, her sahada sürdürülebilir ve kesintisiz iletişim hedefimizi destekliyoruz. Bu kapsamda müşterilerimizin her geçen yıl artan geniş bant ve dijitalleşme gereksinimlerini en kaliteli ve hızlı şekilde karşılamak için Türkiye’nin dört bir yanındaki şebeke altyapımızı yeni teknolojilerle ve inovatif uygulamalarla daha da güçlendirmeye devam ediyoruz.
Önümüzdeki yıllarda 5G ve ötesi teknolojilerinin de hayatımıza gireceğini düşündüğümüzde saha operasyonlarımızın verimli ve sürdürülebilir olması daha da önem kazanıyor. Sürdürülebilirlik odağımız çerçevesinde tüm iş süreçlerimizde olduğu gibi saha operasyonlarında da topluma ve çevreye pozitif katkıyı artırma motivasyonuyla çalışıyoruz.
Uygulamaya aldığımız Smart Site platformunun, fiziksel saha erişim ihtiyacını da azaltarak inovasyonun sürdürülebilirlik için katalizör görevini üstlendiğini gösteren örnek bir çalışma olduğunu düşünüyoruz.”
AKILLI CIHAZLARLA UYUMLU BİR PLATFORM
Sahadaki personel ile merkezdeki uzmanın anlık ve görüntülü görüşerek verimli çalışmasını sağlayan dijital platform; ihtiyaca göre akıllı telefon, tablet ve akıllı gözlük gibi farklı cihazlar üzerinden kullanılabiliyor.
Örneğin saha keşfi için akıllı telefon veya tablet üzerinden yüksek çözünürlük ile gerçek zamanlı görüntü paylaşımı ve konferans görüşmeleri gerçekleştirilebiliyor, artırılmış gerçeklik ve akıllı gözlüklerle yapılabilen yönlendirilmelerle arızalar hızlıca tespit edilebiliyor.
Böylece sahaya çoklu ulaşım ihtiyacı azaltılıp müşterilere daha hızlı ve çevre dostu bir hizmet sunulurken operasyon süreçlerinde kaynak verimliliği de artıyor.
Smart Güneş Teknolojileri İş Geliştirme ve Satış Başkan Yardımcısı Borga Karagülle, “Smart Enerji 2009 yılında kuruldu. 2009 yılından bu yana güreş enerji sektöründe faaliyet gösteriyor. Modül üretimiyle tanınıyoruz ama güneş enerjisi yatırımcısıyız. 2009 yılında bugüne geldiğimizde 300 megavatta yakın Avrupa ve Türkiye’de santrallerimiz mevcut, bu santralleri de büyütmeye devam ediyoruz. Şu anda ise elimizde 2 tane yaka projemiz var, inşaatlarını başladık, projeler devam ediyor. Bir tanesi 120 megavatt bir diğeri de 20 megawatt. Yatırımlarımızı önümüzdeki dönemde 500 megavat üzerine taşımayı hedefliyoruz. Bunun dışında tabii ki anahtar teslim kurulum hizmetlerimiz var. Özellikle Avrupa ve Türkiye kalibresi büyükten tutun en küçük projelere kadar birçok segmentte anahtar teslimi kurulum hizmeti veriyoruz” dedi.
“Hücre tesis teknolojisine sahip ve hücre üreten ikinci firma olmayı hedefliyoruz”
Modül üretimde 3 üretim tesisimiz mevcut. Bunlardan bir tanesi Türkiye’de bir diğeri de Amerika’da kurulmakta olduğunu söyleyen Karagülle, “Avrupa’da bir üretim tesisi ile görüşüyor ve yer bakıyoruz. Aynı zamanda Türkiye’de 3 üretim tesisimiz bulunmakta, Kocaeli’nde Gebze ve Dilovası ilçelerinde faaliyet gösteren iki tesisimiz vardır. Üçüncü tesisimiz İzmir Aliağa’dadır. Aliağa’daki tesisimizde şu anda bir hücre fabrikasının kurulumunu devam ettiriyoruz ve yaklaşık 2 ay içerisinde hücre tesisini de devreye almış olacağız. Burada da kalyonla beraber aslında Avrupa’da ve yakın coğrafyada Uzak Doğu ülkelere bırakırsanız hücre tesis teknolojisine sahip ve hücre üreten ikinci firma olmayı hedefliyoruz” ifadelerini kullandı. Karagülle, “Şirket olarak kadın istihdamına çok önem veriyoruz. Yüzde 50’nin üzerinde kadın istihdam ediyoruz. Dünyada 8 ofis ve bin 700’ün üzerinde çalışan sayımızla güneş enerjisine dokunduğumuz her noktada servis vermeye devam ediyoruz” dedi.
Tüm dünyanın gerçeği olan karbon sertifikası konusunun da masada olduğunu vurgulayan Karagülle, “Öncelikli sektörler var ve bu sektörler, karbon sertifikası uygulamasına yakın zamanda geçiyorlar. Karbon sertifikası uygulamasında, yenilenebilir enerji kaynaklarında elektrik üretmeniz ve bunu karbon sertifikasıyla karbon sıfır hale getirmeniz, ürettiğiniz ürünleri çok önemli bir hale getiriyor” dedi. Karagülle, “Bir diğer katma değer ise hammadde üretimi, ham madde üretiminde Türkiye’nin çok yol alması gerekiyor. Türkiye’de üretilen neredeyse tüm mamullerin ham maddesini üretebilirsek ihracatta çok önemli noktalara gelebiliriz. Ayrıca, Avrupa’da ve Amerika’da herkesin dikkat ettiği en önemli konulardan bir tanesi takip edebilme. Diyelim ki bir ürün aldınız, bu ürünün ham maddesi nerede üretildi, hangi şartlarda üretildi ve nasıl üretildi? Buna çok dikkat ediyorlar. Bu yüzden katma değerleri sağlayabilirsek hemen her üründe ciddi bir rekabet şansımız olabilir” ifadelerini kullandı.
KOSGEB imkânlarından yararlanarak ve finansal destek alarak projelerin yapılması mümkün olabilir diyen Karagülle, “Türk firmalarının uluslararası pazarlardan ciddi bir marka bilinirliği yaratarak kendilerine pay aldığını görüyoruz. Teknoloji değişecek, daha verimli hale gelecek, daha iyi teknolojiler çıkacak ama bunun bir sonu yok. Metrekareden ürettiğimiz elektriği optimize etmeye çalışıyoruz. Yani 1 metrekareden ne kadar çok elektrik üretebiliriz? Buna bakıyoruz” dedi.
“Güneş enerjisi panellerinin 25 yılda bir üretim garantisi vardır”
Panellerin kullanım ömrü garanti süresi ile ilgili de bilgi veren Karagülle, “Güneş enerjisi panellerinin standartta garantisi 12 yıldır. 25 yılda bir üretim garantisi vardır. Üretim panel güneşi gördüğü anda dekrade oluyor. Panel 100 brimse güneşi gördüğü anda yüzde 3 düşüyor. Her yıl bu düşme devam ediyor. 25 yılın sonunda panelin yüzde 80’in altına inmemesi gerekiyor. Garanti süresini 25 yıldan fazla uzatamıyorsunuz. Bunların sebeplerinden bir tanesi panelin arkasında bir izolatör tabaka vardır, arka koruma tabakası. Arka koruma tabakasını üreten firmalar bize 25 yıl garanti veriyorlar. Bunun arkasındaki 25 yıllık garantinin gerçeği, ham madde tedarikçimizin bize bu şekilde garanti veriyor olması. Ayrıca, panellere yaşlandırma testi yapıyoruz, laboratuvar ortamında. 25 yıla kadar bu panel nasıl performans gösteriyor bunu kontrol ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“Türkiye’nin dünyayla entegrasyonunu sağlayan cihazı 2005 yılında geliştirdik”
Türkiye’de renewable enerji yasasının 2013 yılında çıktığını vurgulayan İkon Enerji Yönetim Kurulu Üyesi Murat Durak, “2013 yılından sonra kurduğumuz güneş santralleri ile şebekeye bağlayabilir ve devletten teşvik alabilir konuma geldik. 1997 TÜBİTAK girişliyim, 2005 yılında ülkeleri dünyada diğer devletlerle entegre etmek için ulusal metraj enstitüleri kullanılırdı. Türkiye’nin dünyayla entegrasyonunu sağlayan o sistem ve cihazı 2005 yılında geliştirmiştik. Devletimiz hala dünyayla entegrasyonunu o gün geliştirdiğimiz o sistemle sağlıyor. Yani Türkiye bu yasayı çıkarmadan 8-9 yıl önce biz hazırlığı yapmıştık. Ayrıca, kurulan güneş enerji santrallerini bir şebekeye bağlamanız gerekiyor. Çünkü güneş santralleri gündüz üretiyor, fazlasını şebekeye vermeniz lazım. Kullanmadığınız durumlarda şebekeden enerji sağlamanız gerekiyor. 2008 yılında biz bu sistemi kurduk, şebekeye bağladık ve TEDAŞ’a da bunun raporunu yazdık. 5 yıl sonra da yasa çıkmış oldu.
“KOSGEB olarak KOBİ’lere GES ve verimlilik projeleri için 14 milyon TL destek”
Türkiye’de çatı sistemleri dönüşümünde potansiyel olarak İstanbul birinci sırada diyen KOSGEB Kocaeli Batı Müdürü Hakan Demirci, “Bölgemiz güneş enerjisi yatırımı potansiyeli olarak diğer illere göre güneşi az alıyor fakat çatı o kadar fazla ki potansiyelimiz bizim diğer illere göre bir basamak önde. Aynı zamanda KOSGEB olarak KOBİ’lere GES ve verimlilik projeleri için 250 milyon dolar kaynak ayırdık. Projenin süresi en az 8 ay; en fazla 12 ay olacak. Bu projelere azami 14 milyon lira ve proje bedelinin yüzde 60’ına kadar geri ödemeli destek verilecek. Geri ödemeler ise proje süresinin bitiş tarihinden sonra 12 ayı ödemesiz olmak üzere, dörder aylık dönemler halinde 6 eşit şekilde yapılacak” dedi.
Avrupa Birliği karbon borsası
Sıfır faizli bir krediyi kullanmak sizin bu enflasyonist ortamda ciddi anlamda faydanıza olacağını vurgulayan Demirci, “İşin maliyet tarafı konuşuluyor ama bir zorunluluk olarak sınırda karbon uygulamasından da Avrupa Birliği’ne gidişte bir karbon sertifikası zorunluluğu olacaktır. Bizim gibi ihracat temelli büyüme stratejisi izleyen ülkeler için ciddi bir risk oluşturuyor. Cari açığı azaltma anlamında, ihracatımızı arttırıp ithalatı kısıyoruz. İthalatı nasıl kısacağız? En büyük enerji gider kalemimiz olacak. Her yenilenebilir enerjiye yatırım yaptığınızda oradan bir eksiğiniz var. Ayrıca ithalatınızı kesiyorsunuz. Ayrıca da ihracat yapabilmek için sınırda karbon uygulaması anlamında da bir adım atmış oluyorsunuz. O sertifikayı elinize alıyorsunuz, alamazsanız ise Avrupa Birliği bununla ilgili karbon borsası kuruyor. Karbonu ekside olanlara hisse senedi satacaklar. Yani bu da size ek bir maliyet getirecek” ifadelerini kullandı.
Özellikle Gebze bölgesinde projeye daha çok başvuru beklediğini belirten Demirci, “Enerji verimliliği, su verimliliği, ham madde verimliliği, sürdürülebilir ve iklime dayanıklı atık geri dönüşümü ve döngüsel ekonomi. İşletmelerimiz GES’e odaklanmış olsa da Türkiye’nin önündeki en önemli problemlerden bir tanesi de enerji verimliliği. Burada 14 milyona kadar geri ödemesiz destek veriyoruz. Fakat daha önemli aksiyonlar da alabiliriz. Enerji verimli makinalara yatırım yapabiliriz. Suyumuzu daha az tüketebiliriz. Ham madde verimliliği veya benim atığım nereye gidiyor? O atığı başka birisi değerlendirebilir mi? gibi sorulara çözümler üretebiliriz. Aynı zamanda gri su kullanabiliriz, temiz suları kullanmak yerine belediyelerin bu imkanlarından faydalanabilir ve su verimliliği sağlayabiliriz.
“Yüzer GES Türkiye’de yakın zamanda da devreye alınacak”
Yüzer GES bir yatırım olacak diyen Mimar ve Mühendisler Grubu (MMG) Bülent Şen, “Yüzer GES’lerle alakalı neresinde olmamız gerekiyor? buna sürekli bakıyoruz. Yüzer GES’te bir yatırımcı olabiliriz, yüzer GES’te bir anahtar teslim kurulum yapan firma olabiliriz veya bunun dışında da panel tedarikçisi olabiliriz. Burada bir megavatlık, bir yüzer GES santraline zaten şu anda panel tedariki yapıyoruz. Yüzer GES Türkiye’de yakın zamanda da devreye alınacak. Burada önemli olan yüzer GES santrallerinde kullandığınız panelin oradaki şartlara uygun oluyor olması” dedi. Şen, şu ifadeleri kullandı: “Sürdürülebilirlik bizim en önem verdiğimiz konulardan bir tanesi, bununla ilgili komitemiz var. Komitemizde sürekli olarak çalışma gerçekleştiriyor ve bununla ilgili bir rapor yayınlıyor.”
Güneş enerjisi, rüzgar enerjisine göre çok talep gördü diyen Şen, “Rüzgar enerjisi için farklı bir çok yasal süreç ve izin gerekiyor. Rüzgar tribünün dönmesi için 15-16 aylık bir süreç var. Güneşin megavattı değişiyor, malzemesine göre 400-500 bin dolar olsa, rüzgarın 1 megavattı 1 milyonun Euro’nun üzerinde. Trafo izinleri daha farklı çünkü volümler yüksek. Güneşin verimliliği yüzde 22, rüzgarın verimliliği ise daha yüksek. Ben rüzgarı tercih ederim. Çünkü rüzgar sistemi yormuyor. Güneş enerjisinde Almanya ve İspanya ciddi sıkıntılar yaşadı ‘BAZ’ olmamasından dolayı. Almanya’nın radyasyon değeri Türkiye’nin Karadeniz’inden daha kötü olmasına rağmen 60 GB geçti” ifadelerini kullandı.