Yaptırımlar – Fox Haber https://www.foxtvhaber.com.tr Wed, 12 Jun 2024 05:49:05 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 AB’den Türkiye’yi kızdıracak üyelik şartı! Önce övdü, sonra haddi aştı https://www.foxtvhaber.com.tr/abden-turkiyeyi-kizdiracak-uyelik-sarti-once-ovdu-sonra-haddi-asti/ https://www.foxtvhaber.com.tr/abden-turkiyeyi-kizdiracak-uyelik-sarti-once-ovdu-sonra-haddi-asti/#respond Wed, 12 Jun 2024 05:49:05 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=12567 Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Baçsözcüsü Peter Stano, Brüksel’deki AB Komisyonu’nda Türk gazetecilerle bir araya geldi. Gazetecileri Türk bayraklı tişörtü ile karşılayan Stano, Türkçe selamlayarak Türkiye’yi çok sevdiğini söyledi.

‘AVRUPA’NIN TÜRKİYE’YE İHTİYACI VAR’

AB-Türkiye ilişkileriyle ilgili gazetecilerin sorularını yanıtlayan Stano, AB’nin Türkiye’nin öneminin farkında olduğunu ifade etti.

“Türkiye’nin Avrupa’ya ihtiyacı var, Avrupa’nın da Türkiye’ye ihtiyacı var. Çünkü birlikte daha güçlüyüz.” diyen Stano, ancak AB’nin yaklaşımının prensip ve değerler çerçevesinde olduğunu ve bunlar olmazsa ilerlenemeyeceğini söyledi.

‘TÜRKİYE SADECE KENDİSİ VE BÖLGE İÇİN DEĞİL AB İÇİN DE ÖNEMLİ BİR ÜLKE’

Stano, üyelik müzakerelerinin donmuş durumda olmasıyla ilgili, “Hiçbir yere varamadığımızı görmek benim de yüreğimi acıtıyor çünkü Türkiye sadece kendisi için değil, sadece bölge için değil, AB için de önemli bir ülke.” diye konuştu.

‘TÜRKİYE’NİN KOMŞUSU OLMAK BİR AYRICALIKTIR’

Gazetecilerin, AB tarafından Türkiye’nin son dönemde “aday ülke”den çok “komşu ülke” muamelesi yapıldığıyla ilgili sorusu üzerine Stano, “Türkiye’ye komşu ülke muamelesi yapmakta yanlış bir şey görmüyorum. Yani Türkiye’nin komşusu olmak bir ayrıcalıktır, AB’nin komşusu olmak da bir ayrıcalıktır.” değerlendirmesini yaptı.

Stano, şöyle devam etti:

“Harika ilişkilerimiz olan ve AB’ye girmeyi düşünmeyen ülkeler var. Yani modeller var ve bu bizim iş birliğimizi geliştirmemize engel değil. O halde mevcut şartlarda elimizden geleni yapalım. Yani harika ilişkilerimiz olan ve AB’ye girmeyi düşünmeyen ülkeler var. Yani modeller var ve bu bizim iş birliğimizi geliştirmemize engel değil.”

Katılım müzakerelerinin yeniden başlatılmasıyla ilgili Stano, “Bu tüm üye devletleri ikna etme becerisiyle de ilgili çünkü ancak 27 üye ülke ‘evet’ dediğinde çözülebilir.” dedi.

AB, TÜRKİYE’YE VİZE SERBESTİSİ VERECEK Mİ?

Stano gazetecilerin Türk vatandaşlarına vize zorluğuyla ilgili sorusuna, Şengen vizelerinin tamamen üye ülkelerin yetki alanında olduğu yanıtını verdi.

Bunun Brüksel’den “empoze edilemeyeceğini” söyleyen Stano, “Üye ülkeler arasında Türkiye ile vize serbestisi konusunda ilerlemeye yönelik bir anlaşmanın olmaması, bazı üye ülkelerin muhtemelen bu alanda sorunlar gördüğü gerçeğinin bir yansımasıdır.” değerlendirmesinde bulundu.

‘KIBRIS MESELESİ BİR ENGEL OLUŞTURUYOR’

Stano, AB’nin Türkiye ile iş birliği yapmak istediğini ancak bunun ilkeler çerçevesinde olması gerektiğini kaydederek Kıbrıs meselesinin bir engel oluşturduğunu söyledi, “AB’nin bir üyesini tanımamazlık edemezsiniz.” ifadesini kullandı.

AB ÜYELİĞİ İÇİN RUSYA DAYATMASI

Stano, yaptırımlar konusunda Türkiye ile AB ilişkilerinin çok yönlü olduğuna işaret ederek, “Eğer Türkiye (Rusya’ya yönelik) AB yaptırımlarına uyarsa ve aynı yaptırımları uygulamaya koyarsa bu, elbette oyunu değiştirir.” dedi.

Türkiye’nin AB yaptırımlarını uygulamasının Rusya’yı çok olumsuz etkileyeceğini belirten Stano, “Yaptırımların uygulanması AB tarafında çok fazla iyi niyet ve güven yaratacaktır. Bu Türkiye’nin adaylığını gerçekten samimi ve açık bir şekilde ifade ettiğinin nihai kanıtı olabilir.” ifadesini kullandı.

Stano, Türkiye’nin aday ülke taahhüdünü kanıtlamasının kolay ve hızlı yollarından birisinin AB’nin dış politikasına, kararlarına ve eylemlerine uyum sağlaması olabileceğini savundu.

Sözcü Stano, Türkiye’nin yaptırımlara uyum sağlamasa bile yaptırımların etkisizleştirilmesine izin vermemesi gerektiğini belirterek Türk yetkililerin yaptırımların çevresinden dolaşılmasıyla mücadele ettiğini sözlerine ekledi.

]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/abden-turkiyeyi-kizdiracak-uyelik-sarti-once-ovdu-sonra-haddi-asti/feed/ 0
Rus ekonomisi yaptırımlar altında 2 yılı geride bıraktı https://www.foxtvhaber.com.tr/rus-ekonomisi-yaptirimlar-altinda-2-yili-geride-birakti/ https://www.foxtvhaber.com.tr/rus-ekonomisi-yaptirimlar-altinda-2-yili-geride-birakti/#respond Wed, 28 Feb 2024 21:48:22 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=5107 Batılı ülkeler, Şubat 2022’de başlayan Ukrayna savaşının ardından Rusya’nın ekonomisi ve uluslararası ticaretine yönelik modern tarihin en kapsamlı yaptırımlarını uygulamaya başladı.

Rus ekonomisinin temelini oluşturan enerji, finans, savunma sanayisi, lojistik ve havacılık gibi sektörlerin hedef alındığı yaptırımlar, 2. Dünya Savaşı’nın ardından hızla büyüyen Rusya ile Avrupa arasındaki ticarete de darbe vurdu.

Yaptırımlar kapsamında Rusya Merkez Bankası ve önemli Rus bankalarına ait 300 milyar dolardan fazla varlık Batılı ülkelerce dondurulurken, Rusya’ya yedek parça ve teknolojik ürünler gibi önemli ürünlerin ihracatında sert kısıtlamalar getirildi.

Batılı yetkililere ve çok sayıda uzmana göre ekonomik anlamda bir çöküş yaşaması beklenen Rus ekonomisi ise beklentilerin aksine, bazı aksaklıklara rağmen 2023’te Avrupa ve ABD’yi geride bırakarak yüzde 3,6 büyüme gerçekleştirdi.

Avrupa ve ABD’den doğrudan ithalatı önemli oranda düşen Rusya, bu alanda yaşadığı “boşluğu” doldurmak için başta Asya ve Orta Doğu’dan olmak üzere yeni tedarikçiler bulurken, ihracatının bel kemiğini oluşturan petrol ve doğal gazda ise Hindistan gibi yeni pazarlar keşfetti.

Rusya, dünyanın en çok yaptırım uygulanan ülkesi

Yaptırımları takip eden Castellum.AI platformu verilerine göre, Batılı ülkelerin Rusya’daki birey ve kuruluşlara toplam yaptırım sayısı Ukrayna savaşının başlamasından bu yana, 12 Şubat itibarıyla 16 bin 587’ye ulaştı.

ABD, toplam 3 bin 585 yaptırımla Rusya’ya en çok yaptırım uygulayan ülke oldu. Rusya’ya, Kanada 2 bin 765, İsviçre 2 bin 403, Avrupa Birliği (AB) 1785, İngiltere 1749 yaptırım gerçekleştirdi.

AB son olarak geçen hafta 13’üncü yaptırım paketini açıklarken, ABD de Rusya’ya karşı 500’den fazla yeni yaptırım kararı aldığını duyurdu.

Devletlerin yanı sıra Batılı çok sayıda şirket de savaşın ardından Rusya pazarından çekildi, faaliyetlerini durdurdu veya önemli oranda azalttı.

Rusya pazarını terk eden önemli şirketler arasında Apple, Airbus, Boeing, McDonald’s, Netlfix, Starbucks, IKEA, BP, Shell, ExxonMobil, Mercedes, Nissan, Renault ve Coca Cola da bulunuyor.

Yaptırımların somut etkisinin gözlenebildiği otomobil piyasasında savaş öncesinde en çok satılan yabancı araç markaları Toyota, Mercedes, Volkswagen, Audi’nin yerini, Haval, Geely ve Chery aldı.

Rusya’da 2023’te 119 bin Chery marka araç satılırken, 112 bin Haval, 94 bin Geely, 48 bin Changan, 42 bin 100 Exeed ve 42 bin OMODA satışı gerçekleşti.

Yaptırımlarda “nükleer seçenek” SWIFT

Yeni koşullara uyum sürecini devam ettiren Rusya’da hükümetin en çok “başını ağrıtan” konuların başında bankacılık sektöründe ve uluslararası ödemelerde yaşanan sorunlar geliyor.

Batılı ülkeler, savaşın ilk günlerinde uygulamaya başlanan yaptırımlarda “nükleer seçenek” şeklinde değerlendirilen, Rus bankalarının SWIFT mali mesajlaşma sisteminden çıkarılması kararını almıştı.

Rusya Merkez Bankasının ve ülkedeki bankaların avro ve dolar kullanımına da kısıtlamalar getiren yaptırımlarla uluslararası ticarette önemli yere sahip Rusya, iki yılın ardından bu alanda çeşitli sıkıntılar yaşamaya devam ediyor.

Son dönemde Çin’in önde gelen bankaları, ikincil yaptırımlar endişesiyle Rusya ile ödemelere kısıtlamalar getirirken, benzer süreçler Hindistan, Birleşik Arap Emirliklileri ile de yaşanıyor.

Rusya’nın SWIFT’in alternatifi olarak geliştirdiği SPFS’yi (Mali Mesajlaşma Sistemi) kullanımı artarken, sistemin uluslararası alanda henüz tam anlamıyla kabul görmemesi nedeniyle bankacılık sistemindeki sorunları aşmak için yetkililerin çözüm arayışları sürüyor.

Uluslararası ödemelerde kripto paraların kullanılabileceğine dair yetkililerden çeşitli açıklamalar gelmesine rağmen bu konuda resmi bir karar henüz alınmazken, ticarette yerli para kullanılması konusu gündemdeki yerini koruyor.

Rusya ile Çin, aralarındaki ticarette yuan ve rublenin payını yüzde 90’a kadar çıkarmayı başarırken, Hindistan’la yürütülen ticarette benzer bir eğilimin yaşandığı görülüyor. Ancak ikincil yaptırımların söz konusu para birimlerini de tehdit etmesi bankacılık alanında yaşanan sorunların tam anlamıyla çözülmesine yardımcı olmuyor.

Rusya Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, 16 Şubat’ta yaptığı son değerlendirmede, uluslararası ödemeyle ilgili sorunların son dönemde arttığının farkında olduklarını ve çözüm için “tüm taraflarla” istişareler yürüttüklerini söylemişti.

Henüz somut bir çözüm bulamadıklarını anlatan Nabiullina, “Uluslararası ödemeler sorununu çözmek için umut verici seçeneklerden birisi dijital finansal varlıkların yanı sıra ödemelerde mali mesajların iletilmesi için bağımsız altyapının kullanılması olabilir.” demişti.

Ekonomi “dolarsızlaşma” süreci devam ediyor

Yaptırım risklerini azaltmanın en önemli yollarından birisi olarak görünen yerli para birimleriyle ticaret konusu Rusya’nın gündeminde giderek daha fazla yer alıyor.

Rusya Merkez Bankası verilerine göre, ülkenin Avrupa’yla ticaretinde rublenin payı geçen 2022’ye göre yüzde 43,6’dan yüzde 49’a çıkarken, Asya ile ticaretinde yüzde 20,5’ten yüzde 24’e, Afrika’yla ticaretinde ise yüzde 21,9’dan yüzde 48,1’e yükseldi.

Söz konusu dönemde, Rusya’nın toplam ihracatında ise dolar ve avronun payı yüzde 86,9’dan yüzde 26,7’ye gerilerken, rublenin payı yüzde 12,2’den yüzde 36,1’e, “dost ülke” para birimlerinin payı ise yüzde 0,9’dan yüzde 37,2’ye çıktı.

Rusya Maliye Bakanlığı verilerine göre, ülke rezervlerinde doların payı 2021’de, sterlin ve yenin payı 2022’de, avronun payı ise 2023 sonu itibarıyla sıfırlanmıştı.

Buna göre, Ulusal Refah Fonu varlıkları geçen yıl 17,7 milyar dolar azalarak 133 milyar dolara gerilerken, fonda sadece ruble, altın ve yuan cinsinden varlıklar kaldı. Rusya’nın uluslararası rezervlerinin toplam değeri ise 16 Şubat itibarıyla 574 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.

Enerjide yeni güzergah Asya

Dünyanın en büyük doğal gaz ihracatçılarından Rusya, 2. Dünya Savaşı’nın ardından enerjide en büyük pazarı haline gelen Avrupa’yı Ukrayna savaşının ardından önemli oranda kaybetti.

Almanya, İngiltere, İtalya gibi önemli pazarlardaki payı sıfırlanan veya oldukça azalan Rusya, söz konusu kaybını telafi edebilmek için başta Çin ve Hindistan olmak üzere Asya pazarına yönelmek amacıyla yatırımlarını sürdürüyor.

Halihazırda Çin’e sevkiyatın sürdüğü Sibirya’nın Gücü boru hattından geçen yıl 22,7 milyar metreküp Rus gazı sevk edilirken, söz konusu kapasitenin 2025’te 38 milyar metreküpe ulaşması bekleniyor.

Sibirya’nın Gücü 2 hattında planlama süreci devam ederken, Rusya boru hattına göre ihracat pazarına ulaşma konusunda daha esnek bir kaynak olan sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) yatırımlarını ise artırıyor.

Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, geçen yıl 33 milyon ton LNG ürettiklerini, söz konusu kapasiteyi 2030 itibarıyla yıllık 110 milyon tona çıkarmayı hedeflediklerini söylemişti.

Öte yandan, AB’nin Rusya’dan geçen yıl 2021’e kıyasla yüzde 31,9 artışla 17,8 milyar metreküp LNG ithal etmesi de dikkati çekti.

Ukrayna savaşı öncesinde Hindistan’ın petrol ithalatında yüzde 2 paya sahip Rusya ise geçen yıl bu payı yüzde 30’a kadar çıkartarak ülkenin en büyük petrol tedarikçisi haline geldi.

Uzmanlar, Rus enerji sektöründe yaşanan dönüşüm sürecinin orta ve uzun vadede başarıya ulaşıp ulaşamayacağı konusunun ise küresel ekonomi, yaptırımlar, altyapı yatırımları gibi bazı süreçlere bağlı olduğuna işaret ediyor.

Rusya, Asya ile artan ticareti kolaylaştırmak için boru hattı ve ticaret altyapısının genişletmek için zaman ve yatırım ihtiyaç duyarken, olası bir küresel ekonomik yavaşlama, Rusya’nın ihracatına yönelik genel talebi azaltabilir.

Rus hükümetinden 6 Şubat’ta paylaşılan verilerde, ülkenin petrol ihracatının 2023’te bir önceki yıla göre yüzde 3,3, boru hatlarıyla doğal gaz ihracatının ise yüzde 29,9 azaldığı bildirilmişti.

]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/rus-ekonomisi-yaptirimlar-altinda-2-yili-geride-birakti/feed/ 0
Güç dengeleri değişiyor! ABD dolarının hegemonyası zayıflıyor https://www.foxtvhaber.com.tr/guc-dengeleri-degisiyor-abd-dolarinin-hegemonyasi-zayifliyor/ https://www.foxtvhaber.com.tr/guc-dengeleri-degisiyor-abd-dolarinin-hegemonyasi-zayifliyor/#respond Mon, 25 Dec 2023 10:00:04 +0000 https://www.foxtvhaber.com.tr/?p=1466 Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Finans ve Bankacılık Bölüm Başkanı Prof. Dr. Güven Delice, ABD dolarının dünya için rezerv para statüsü konumunu, Rusya-Ukrayna savaşı ve sonrasında yerel para birimlerinin durumunu ve ABD dolarının dünya üzerindeki hegemonyasının neden bir süre daha sarsılmayacağını AA Analiz için kaleme aldı.

Zaman zaman ABD dolarının küresel hakimiyetinin azalacağına ve hatta ortadan kalkacağına yönelik iddialı çıkışlar ve beklentiler gündeme geliyor. Ancak bu beklentiler kısa süre sonra yerini mevcut sisteme uyum eksikliklerinin giderilmesine yönelik çabalara bırakıyor.

2008 finansal krizinden sonra gündemi bir süre meşgul eden de-dolarizasyon[1]girişimleri, Rusya’ya yönelik yaptırımlar sonrasında yeniden ve daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birçok uzman önceki durumu referans alarak, doların küresel ekonomiyi yöneten kurallara dayalı düzenin çıpası olarak önemli bir fonksiyon icra ettiğini ve doların hakimiyetine ilişkin tartışmaların bu gerçekliği ihmal ettiğini savunarak bu durumun da kalıcı sonuçları olamayacağı yönünde değerlendirmeler yapıyor. Ancak bu sefer görünüm daha farklı. Doların hegemonyası devam etse de bu durumu orta ve uzun vadede tersine çevirmeye yönelik ciddiye alınabilecek çok sayıda gelişme ve girişim söz konusu.

DOLAR HEGEMONYASI VE ABD’NİN TUTUMU

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) başka ülkelere yaptırım uygulama gücü doğrudan doların merkezi rolünden kaynaklanıyor. Doların rezerv para statüsü ve yaygın kullanımı, ABD’ye istediğinde işlemleri engellemek ve varlıklara el koymak gibi olağanüstü bir güç kullanma imkanı sunuyor. Halihazırda bazı ülkeler ABD öncülüğünde Batı’nın yaptırımlarına maruz bırakılırken diğer birçok ülkeye de bu yaptırımlar üzerinden gözdağı veriliyor.

ABD’nin bu imkanı zaman zaman küresel menfaatler görüntüsü altında kendi çıkarları doğrultusunda keyfi bir biçimde kullanması önemli rahatsızlıklar doğuruyor. Mevcut durumda Batılı ülkeler de dahil hiçbir ülkenin, benzer şiddette olmasa bile bu tür yaptırımların konusu olmayacağına dair garantisi bulunmuyor. Bu pencereden bakıldığında, doların hakimiyetini zayıflatan faktörler arasında ekonomik gelişmelerin yanı sıra jeopolitik gelişmelerin de etkisinin ağırlığı hissediliyor. Jeopolitik gerilimler de-dolarizasyon girişimlerinde birtakım hareketlenmelere yol açarken, gönüllü veya zorunlu ABD’nin yanında bulunan ülkelerde de güvenlik kaygıları ekonomik kaygıların önüne çıkıyor.

RUSYA’YA YAPTIRIMLAR

Rusya, 2014 yılında Kırım’ı yasa dışı ilhakının ardından ABD ve Avrupa Birliği (AB) kaynaklı yaptırımlara maruz kaldı. 2022 yılında başlayan Rusya-Ukrayna savaşının ardından ise bu yaptırımların kapsamı ve şiddeti arttı. Söz konusu yaptırımlar, finansal ve ticaridir. Finansal yaptırımlar kapsamında Rusya Merkez Bankası rezervlerinin dondurulması, önde gelen Rus bankalarının finansal iletişim sistemi Dünya Bankalararası Finansal Telekomünikasyon Birliği’nden (SWIFT) çıkarılması, bu kurumların varlıklarının dondurulması ve uluslararası finansal piyasalara erişime yönelik kısıtlamalar yer alıyor. Ticaret önlemleri ise ABD menşeli teknolojik ürünlerin Rusya ve Belarus’a ihracının kısıtlanması, bazı mal ve hizmetlerin ihracat ve ithalatına yönelik kısıtlamalar ve Rus petrolüne tavan fiyat uygulamasını içeriyor.

YAPTIRIMLAR NASIL UYGULANIYOR?

ABD, söz konusu yaptırımları doların küresel ölçekte kullanımını sağlayan SWIFT ve Takas Odası Bankalararası Ödeme Sistemi (CHIPS) ödeme altyapılarını kullanarak yapıyor. SWIFT, sınır ötesi ödeme ve mutabakat amacıyla kullanılan bir iletişim sistemidir. Merkezi Belçika’da bulunan bu sistemdeki veriler üzerinden ABD, uluslararası finansal akımları takip ve kontrol edebiliyor. Yine ABD’nin kontrolündeki özel bir transfer sistemi olan CHIPS üzerinden günlük yaklaşık 1,8 trilyon dolarlık işlem yapılıyor. Bu sistemler katılımcı ülkeler açısından önemli işlevler görürken, zaman zaman ABD’nin sorun yaşadığı ülkeler için bir yaptırım aracına dönüşebiliyor. SWIFT üzerinden uygulanan yaptırımlar, ilgili ülkenin ekonomik ve finansal yapısı üzerinde oldukça sarsıcı etkiler doğurduğu gibi bir bütün olarak uluslararası finansal sistemin istikrarını da tehdit ediyor. Uluslararası ödemelerdeki rolü dolayısıyla SWIFT üzerinden uygulanan yaptırımlar “finansal nükleer silah” olarak adlandırılıyor.

Bu durum, söz konusu sistemden dışlanarak uluslararası ticari ve finansal işlemlerde sıkıntı yaşayan ülkeleri alternatif arayışlarına sevk ediyor. Bu anlamda Rusya 2014 yılında Finansal Mesaj Transfer Sistemi’ni (SPFS) geliştirdi. Çin buna benzer şekilde 2015 yılında Sınır Ötesi Bankalararası Ödeme Sistemini (CIPS) oluşturdu. 2022’de ise Hindistan dış ticaret ödemeleri için Hindistan Rupisi Cinsinden Uluslararası Ticaret Ödeme Mekanizması’nı devreye soktu. Ancak mevcut halleriyle bu mekanizmaların gerek altyapı, gerekse güvenilirlik ve kabul noktasında önemli sorunları bulunuyor.

YAPTIRIMLAR ALTERNATİF ARAYIŞLARINI MOTİVE EDİYOR

Ekonomik yaptırımların mevcut uluslararası rezerv para sistemini nasıl etkileyeceği önemli bir tartışma alanıdır. Tartışmanın bir tarafında küresel sistem açısından sorunlu görülen ülkelerin cezalandırılmasının yanlış bir şey olmadığını ve bu yaptırımların doların rezerv para statüsüne zarar vermeyeceğini savunanlar yer alıyor. Karşı taraftakiler ise, bir ülkenin uluslararası varlıklarının tek taraflı kararlarla dondurulması ve el konulması gibi sert tedbirlerin yaptırıma maruz kalan ülkelerin yanı sıra diğer birçok ülkeyi de rahatsız edeceği ve alternatif arayışlarına iteceğini belirtiyorlar. Bu bağlamda söz konusu yaptırımlar, doların küresel rezervler içerisindeki payının gerilemesi sürecini hızlandıracak ve farklı paraların öne çıkmasına zemin oluşturacaktır.

Mevcut yaptırımların ağırlıklı olarak ABD’nin kendi çıkarları doğrultusunda dizayn edilmesi, diğer ülkelerin de bu anlamda hedef olabilecekleri algısını güçlendiriyor. Bu tarz yaptırımlar, uluslararası para sisteminin bazı ülkelere sağladığı dengesiz ayrıcalıkların daha fazla sorgulanmasına yol açıyor ve alternatif para ve parasal düzenleme arayışlarını motive ediyor. ABD yaptırımlarıyla karşılaşma riski olan ülkeler alternatif parasal ve finansal düzenlemelere daha fazla ilgi gösteriyor. Yaptırımlardan rahatsız olan birçok ülke ise ABD’yi karşılarına alarak uluslararası sistemden dışlanma kaygılarıyla, mevcut jeopolitik koşullarda kendi güvenlikleri açısından sessiz kalmaktan yana tavır alabiliyorlar.

Diğer taraftan bu ülkeler söz konusu yaptırımların dolaylı etkilerine maruz kalıyor. Bu durum, ABD’nin geleneksel müttefiklerini ve uluslararası toplumun önemli bir kısmını doğrudan olmasa da dolaylı bir şekilde karşısına almasına neden oluyor. Ayrıca Rusya’ya karşı takınılan bu sert tavrın, İsrail’in Filistin’e karşı yürüttüğü ve bütün insanlığın vicdanını yaralayan saldırıları karşısında gündeme gelmemesi arkasına sığındıkları evrensel insani değerler, evrensel hukuk ve kurallara dayalı sistemler paradigmasını da bütünüyle çökertti. Bu gelişmeler, doların hakimiyetine yönelik sorgulamaların ve meydan okumaların çok daha ileri aşamalara geçmesine yol açabilecektir.

ABD DOLARININ YAKIN GELECEKTE DURUMU

ABD dolarının gücünün yakın bir gelecekte önemli bir aşınmaya konu olmayacağı düşünülüyor. Ancak orta ve uzun vadede diğer ulusal ve bölgesel para birimleri dolara alternatif bir konuma gelebileceklerdir. Diğer taraftan, ABD cenahında özellikle son dönemlerdeki yaptırımlar ve yaptırım tehditlerinin bu süreci hızlandırabileceğine dair kaygılar giderek artmaya başladı. ABD’nin üst düzey ekonomi yöneticilerinin de aralarında bulunduğu bazı yetkililer ve uzmanlar, yaptırımların bu şekilde kullanımının doların küresel para konumuna zarar vereceğine dikkati çekiyor. Söz konusu çevreler, ABD’nin yaptırımlar konusundaki katı tavrını yumuşatarak bunların sırf kendi jeopolitik amaçları için değil, bütün ülkelerin menfaatleri doğrultusunda uygulandığı konusunda bir algı oluşturmasının doların itibarını koruyabileceğine dair bir kanaat içerisindeler. Bu bağlamda, yaptırımların gerekçelerinin kabul edilebilir olması, merkez bankası rezervlerinin dondurulması gibi uç uygulamalar yerine daha dar kapsamlı yaptırımların tercih edilmesi, diğer ülkelerin bu anlamda taraf seçmeye zorlanmaması, yaptırımların 3’üncü taraflar üzerindeki etkilerini azaltıcı önlemler alınması gibi somut öneriler gündeme getiriliyor.

ABD, kendi parasını, merkezinde yer aldığı uluslararası finans alt yapıyı ve uluslararası kuruluşlar üzerindeki hakim pozisyonunu dış politikasının bir uzantısı olarak yaptırım ve tehdit amaçlı kullanmaktan vazgeçerse, bu durum mevcut konumunu bir süre devam ettirmesini mümkün kılabilir. Ancak ABD’nin parasının gücünü dış politika hedefleri için kullanmaktan vazgeçmesini ve küresel gelişmeleri dikkate alarak gönüllü biçimde Çin’e veya diğer ülkelere parasal anlamda bir alan açmasını ve sistemi rahatlatmasını beklemek kısa vadede pek mümkün gözükmüyor.

Diğer taraftan, de-dolarizasyon girişimlerinin henüz çok etkili sonuçlar doğurduğu söylenemez. Doların uluslararası rezervlerdeki kullanımı 1999’da yüzde 71 iken 2022’de yüzde 58’e düşse de uluslararası değişim aracı ve hesap birimi gibi diğer alanlardaki gücünde önemli bir gerileme söz konusu değil. ABD’nin sahip olduğu yüksek ekonomik ve teknolojik güç, bunun ortaya çıkardığı askeri ve siyasi üstünlük, uluslararası kuruluşlarla oluşturduğu ilişki biçimleri, oluşturduğu finansal altyapı gibi faktörler doların hakimiyetine meydan okuyacak girişimlerin işini önemli ölçüde zorlaştırıyor.

Çin başta olmak üzere ekonomik güç anlamında ABD’yi dengeleyebilecek ülkelerin paralarını dolar karşısında alternatif olarak görmemiz daha uzun zaman alacak gibi görünüyor. Ancak bu süreçte bir taraftan doların hakimiyet alanının giderek zayıfladığına ve özellikle bölgesel ekonomik entegrasyonlarda dolar yerine ulusal paraların kullanımının giderek yaygınlaştığına tanıklık edilecektir. ABD’nin uluslararası para sistemindeki hakim pozisyonunun zayıflamasının önemli siyasi yansımaları olacak ve küresel güç dengeleri değişecektir. Çok kutuplu bir para sisteminde, ABD’nin bu alandaki aşırı kazançları ve diğer alanlara da sirayet eden üstünlükleri önemli ölçüde ortadan kalkacaktır.

KAYNAK: AA
]]>
https://www.foxtvhaber.com.tr/guc-dengeleri-degisiyor-abd-dolarinin-hegemonyasi-zayifliyor/feed/ 0