Yem fabrikası ile yoğurt, pastörize süt, ayran, kaşar, lor ve tereyağı üretilen tesiste üretim alanlarını gezen Aydın, çalışanlardan bilgi aldı.
Aydın, AA muhabirine, Sivas’ın tarım ve hayvancılık konusunda Türkiye’nin önde gelen kentlerinden biri olduğunu belirterek, 2019-2020 yıllarında belediye ve il özel idaresinin burada ortak bir projeyle hem yem hem de süt işletme fabrikası kurduğunu söyledi.
Fabrikanın Tarım Kredi tarafından işletilmesi halinde daha işlevsel olacağı düşüncesiyle yürüttükleri görüşmeler sonucu burasını bünyelerine kattıklarını ifade eden Aydın, “Biz hem yem hem süt konusunda Türkiye’de iddialı gruplardan biriyiz. Şirket halen SİVTAŞ adıyla devam ediyor. Gerekli prosedürlerin ardından buradaki Tarım Kredi Süt, Denizli’deki süt şirketimizin bir şubesi olacak. Yem fabrikası da bizim şirketimizin Sivas şubesi olacak.” dedi.
Aydın, fabrikada yıllık 40 bin ton süt, 120 bin ton civarında da yem üretildiğini, burasının lojistik bakımdan Doğu Anadolu Bölgesi için yem tedariki konusunda büyük önem taşıdığını anlattı.
“TARIM VE HAYVANCILIĞIN EKOSİSTEMİNİ YAPAN NADİR KURULUŞLARDAN BİRİYİZ”
Aydın, Tarım Kredi’nin ülkedeki tarım ve hayvancılık ekosistemindeki önemine dikkati çekerek, şöyle konuştu:
“Biz yemi vatandaşa vadeli olarak veriyoruz. Vatandaş alıyor ve hayvanını besleyerek süt yapıyor. Ürettiği sütü bize teslim ederek, bunun parasıyla yemini ödemiş oluyor. Sistem bu şekilde çalışıyor. Biz girdileri veriyoruz, nihai ürün çıktığında onu alıyor ve tüketicinin ihtiyacı haline dönüştürerek marketlerimizde sunuyoruz. Her adımımızda ülke tarımına katkıda bulunan, hem üreticinin hem de tüketicinin faydasını sağlamak üzere çalışan bir yapıyız. Hem üreticiyi hem de tüketiciyi regüle etme görevi yapıyoruz. Bu yönüyle Türkiye’deki tek kuruluşuz. Daha ekonomik, kaliteli, nitelikli ve güvenilir ticarete vesile olmaya çalışıyoruz.”
Tesisleri en iyi şekilde yönetip, sağladıkları gelirleri çiftçilere finansman desteği olarak sunmak istediklerini vurgulayan Aydın, ülke tarımı ve hayvancılığını desteklerken üreticiyi korumanın da temel görevleri olduğunu dile getirdi.
Aydın, “Önümüzdeki süreçte 6 bin ton kapasiteli 3 yeni silo yatırımı yaparak tesis depolama kapasitesini de artırmış olacağız. Günlük 22 ton süt işleme kapasitesine sahip bu tesisin üretim kapasitesini bu yıl içinde yapılacak yeni yatırımlarla günlük 40 tona çıkaracağız.” ifadelerini kullandı.
“MALİYETİ UYGUN ÜRETİME KATKI SAĞLIYORUZ”
Kuruluşun bünyesine kattığı Afyonkarahisar’daki Oruçoğlu Yağ Fabrikasına ilişkin de bilgi veren Aydın, daha önce 9 fason işletmeyle çalıştıklarını, hem lojistik masraflar hem de zamansal kısıtlarla karşılaştıklarını anlattı.
Aydın, fabrikanın Tarım Kredi bünyesine katılmasıyla bunu tek bir yerde topladıklarını ve çok sayıda istihdama vesile olduklarını belirterek, “Aracıyı ortadan kaldırdığımız için daha maliyeti uygun üretime katkı sağlamış oluyoruz.” diye konuştu.
Aydın, 2022 yılı verilerine göre Tarım Kredi’nin 3 şirketinin İSO 500 listesinde bulunurken bunların yanına yağ ve süt alanında 2 şirketin daha eklenerek son listede şirket sayılarının 5’e yükseldiğini sözlerine ekledi.
SİVTAŞ ziyaretinin ardından yönetim kurulu üyeleriyle Sivas Valisi Yılmaz Şimşek ile Belediye Başkanı Adem Uzun’u da ziyaret eden Aydın, ardından bölge birliğine geçerek çalışmalar hakkında bilgi aldı.

Prof. Dr. Ayan: “Yem vermeden beslediğimiz kuzuların canlı ağırlıkları oldukça iyi”
Proje kapsamında yem verilmeden yapay merada beslenen kuzuların durumu ve projenin gidişatı hakkında bilgi veren OMÜ Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlknur Ayan, “Yapay meradan kastımız, bitkileri biz seçerek bu bitkileri farklı bitkiler ve farklı oranlarda ekerek oluşturduğumuz bir alan olduğu için yapay mera diyoruz. Aslında buradaki yapaylık o bizim bildiğimiz suni çim değil, tamamen biz oluşturduğumuz için yapay diyoruz. Seçtiğimiz bitkilere bakarsanız doğal meralarda bulunan bitkileri ve bu yöreye has bitkileri tercih etmeye çalıştık burada. Burada 2 tane amacımız vardı. Bunlardan bir tanesi kuzularda canlı ağırlık artışını sağlamak. Bu canlı ağırlık artışı sağlarken aynı zamanda kuzuların sağlığına bağırsaklarında bulunan helmint parazitleri de azaltıcı etkide bulunabilecek. Böylece sağlığı iyi olan kuzuların performansa da iyi olacak. Performansa iyi olan kuzulardan daha fazla hayvansal ürün elde edilecektir. Bu anlamda bitkilerimizi seçerek planladığımız, oluşturduğumuz bir çalışma. Klasik olarak kullanılan akıçgül, çim ve domuzayrığı, yani baklagil, buğday karışımı var. Sürekli Türkiye meralarında daha çok kullanılan. Biz buna kuzu besleme çalışması olduğu için ve kuzularda proteinin etkisi kuzu besisinde oldukça fazla olduğu için çayır üçgülü ve gazal boynuzu da katarak biraz daha protein ağırlıklı bir karışım hazırladık. Diğer bir karışımımız ise, 4 tane karışımız var. Diğer karışım, klasik karışıma sinirotu ve hindibayı ilave ederek, helmint yükünü ilave ederek, en son karışımda da dördüncü karışım dediğimiz bütün bitkileri bir araya getirerek, yedi artı tek yıllık Gelemen üçgülü sekiz tane bitkiyi bir araya getirerek oluşturduğumuz bir karışım. Bitkileri hangi bitkiyle yan yana getirdiğiniz, bitki kardeşliği dediğimiz bir kardeşlik burada söz konusu. Getirdiğiniz de çok önemli. Biz bunu karışımlarımızda da gördük. Bundan sonra burada en az iki karışım belirli ekolojik şartlara göre, belki de üç karışımı çiftçilere, çiftçi ekolojik koşullarına göre, toprak yapısına, iklimine, otlatacağı hayvan türüne göre önerileri çıkaracağız, öneriler yapacağız buradan. Ama şu anda hiç kesif yem ya da yoğun yem, fabrika yemi vermeden hayvanlarımızı beslediğimizde elde ettiğimiz canlı ağırlık artışları oldukça iyi. Hayvanların bağırsaklarındaki helmint parazit sayıları azalmış durumda. Projede beklediğimiz sonuçlar doğrultusunda devam ediyor. Kesin sonuçları proje tamamladıktan sonra sonuç raporu yazacağız. Sonuç raporunu teslim etmeden önce bir çalıştayımız olacak” dedi.

“Hedef, daha ucuza besleme yaparak kuzu etinin fiyatını düşürmek”
Merada kuzuların günlük 200-220 gram canlı ağırlık kazandığına değinen Prof. Dr. İlknur Ayan, “Bu bitkiler çok yıllık bitkiler olduğu için bitkilere performanslarla birinci yılı çok fazla gösteremiyorlar. 95 ile 118 gram birinci yıl. Bu yıl şu ana kadar daha denememiz bitmedi 200 ile 220 gram günlük canlı ağırlık kazancı var kuzularda. Burada hedefimiz doğal şartlarda daha ucuza yani kaba yem kullanarak yem girdisini azaltarak daha ucuza kuzu besleme yaparak kuzu etinin fiyatını düşürmek. Konuştuğumuz çiftçiler, yaptığımız araştırma sonuçlarına göre bizim burada günlük canlı ağırlık kazancımız kesif yem yoğun kesif yem yüksek girdili besleme bu tüketen kuzulara yakın durumda kuzularımız. Doğal bu ortamda onlara yakın durumda günlük canlı ağırlık kazancı sağladılar. Doğal meralarda özellikle de ilkbaharda doğal meralarımız da bugün Türkiye’de zayıf, vejetasyon yapıları zayıf. Anneleriyle birlikte doğal meraya çıkıyorlar ve orada bu kuzular doğal merada burada buldukları otu bulmaları mümkün değil. Buradaki kadar iyi beslenmeleri mümkün değil. Kıraç koşullar içinde bu karışımları kullanmak içinde değişik çalışmalar yapıyoruz ve önereceğimiz bitki türleri tabii daha değişik olacaktır kıraç koşulları için. Burada doğal meranın ıslah edilmesiyle burada yapılan çalışma tamamen farklı. Doğal mera üzerindeki baskıyı azaltıyorsunuz. Yani yetiştirici koyunları doğal meraya gönderiyor ama kuzuları böyle bir alanda besleyerek ve daha iyi bir beslemeyle ve daha ucuza girdi yem maliyetini azaltarak besleme yapabiliyorsunuz. İlk yıl tohum masrafınız var, ekim masrafınız var ama 4 yıl bu merayı kullanabileceksiniz. Sonraki 4 yıl boyunca da bu alandaki girdi masrafı oldukça az olduğu için kazanç elde edecek olan kazanç daha da fazla olacaktır, artacaktır” diye konuştu.

Rektör Ünal: “Proje ile üreticiler az bir topraktan kar elde edebilecek”
Az bir topraktan alınan verimin proje kapsamında oldukça yüksek olduğuna değinen OMÜ Rektörü Prof. Dr. Yavuz Ünal, “Proje, üreticinin kazanacağı, daha küçük bir mekan da toprağı koruyarak daha fazla üretebileceği, kar elde edebileceği bir imkan olarak görülüyor. Gelecekte desteklenecek projeler arasında öncelikli alan olarak da görülecektir. Toprak, bunu bize dayatıyor. Artan nüfus bunu zorunlu hale getiriyor. Burada aslında gıda güvenliği de önemli. Daha fazla üretme önemli ama gıdanın sağlıklı olması, hayvanın sağlıklı bir şekilde geliştirilebilmesi, yetiştirilebilmesi dolayısıyla bu ürünün sağlıklı bir şekilde topluma arz edilebilmesi aslında geleceğimiz açısından hayati öneme sahip. Proje, böyle bir fırsat sunuyor. Projeyi yöneten ve yer alan tüm paydaşlara şükranlarımı sunuyorum” şeklinde konuştu.

Kaba yem kullanımının bu proje ile azalacağını dile getiren Samsun İl Tarım ve Orman Müdürü İbrahim Sağlam, “İlimizde 250 bin adet küçükbaş var. Yılda 1 milyon 240 bin ton kaba yeme ihtiyacımız var. Samsun’da 162 bin dekardan yaklaşık 73 bin dekarını ıslah ettik, çalışmalar devam ediyor. Buradaki çalışmalar içerisinde önemli nokta bu karışımların küçükbaşta canlı ağırlığa ne kadar etkili olacak, çalışma bitince bakacağız. Araştırmalar sonucunda küçükbaş ağırlıklı olan yerlerde 6’lı karışıma kadar çıkıyoruz. O karışımlar içerisinde buradaki karışımlara da yer verebiliriz” ifadelerini kullandı.
Programda konuşan Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Betül Baraklı ise şunları söyledi: “Bugün tanıttığımız çalışma, üniversite, kamu ve özel sektör ortaklığı ile yürütülen örnek bir çalışma olarak devam etmekte ve bu çalışmanın çıktılarının hem çiftçilerimize hem de sektörün paydaşlarına önemli katkılar sağlayacağını düşünüyoruz. Çalışma, son yıllarda en önemli sorunumuz olan gıda güvenliği açısında da bir farkındalık oluşturacak, iklim değişikliği ile gündeme gelen toprak kalitesi ve sürdürülebilir tarıma da önemli katkılar sağlayacaktır.”
OMÜ Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü mezunu ve proje araştırmacısı Dr. Mehmet Can’ın da çalışmaları hakkında bilgiler verdiği etkinlik, konuşmaların ardından yapay meraların ve kuzuların incelenmesinin ardından sonra erdi. Araştırmanın sonuç raporu, TUBİTAK’a gönderilecek.
STRATEJİK BİR SEKTÖR
Tohumdan çatala kadar olan yolculuktaki en önemli duraklardan birinin yem sektörü olduğunu belirten Bakan İbrahim Yumaklı, bitkisel üretim olmadan hayvansal üretimin olmayacağını, et, süt, yumurta ve diğer hayvansal ürünlerin temel girdisi olan yemin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de stratejik bir sektör olduğunu kaydetti. Yumaklı, bakanlık olarak, bitkisel ve hayvansal üretimi geliştirmek ve rekabet gücünü artırmak için plan ve politikalar geliştirdiklerini, yol haritaları belirlediklerini ve uyguladıklarını dile getirdi.
RİSK FAKTÖRLERİ ‘YENİ NORMAL’
Özellikle Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada gündemlerin çok hızlı değiştiğini aktaran, farklı risk faktörlerinin etkisine değinen Bakan Yumaklı, “Bu da başta tarım olmak üzere tüm sektörleri etkiliyor. Son 10 yıl içinde ülkemizde ve ülkemizin bulunduğu coğrafyada önemli değişimleri hep birlikte izliyoruz. Savaşlar, depremler, pandemiler, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin ortaya çıkardığı kuraklık, sel felaketleri ve orman yangınları. Bu sıraladığım bütün risk faktörleri, başta tarım sektörümüz olmak üzere, tüm alanları etkiledi ve etkilemeye devam ediyor. İşte biz bu risk faktörlerini ‘Yeni Normal’ olarak tanımlıyoruz” dedi.
DÜNYA NÜFUSU 10 MİLYARA, TÜRKİYE 105 MİLYONA ÇIKACAK
Yeni normale karşı da tarım ve orman sektörünün dayanıklılığını artırmak için var güçleriyle çalıştıklarını ifade eden Yumaklı, “Çünkü önümüzde dünya ve ülke nüfus artışına bağlı olarak gıdaya talebin artacağına yönelik bir gerçek var. Uzun değil, 26 yıl sonra, dünya nüfusu 10 milyar, Türkiye nüfusu da 105 milyona yaklaşacak. Bu durum gıdaya talebin yüzde 65-70 daha fazla olacağını gösteriyor. Ülkemiz gıda üretiminde büyük potansiyele ve üretim kabiliyetine sahip. Gıda israfı noktasında gerekli tedbirlerimizi alarak, tarımsal üretimde yapacak çalışmalarımız çok, hedeflerimiz büyük” diye konuştu.
DÜNYADA YEDİNCİ, AVRUPA’DA BİRİNCİ
Hayvansal üretimin ana ham maddesinin yem olduğunu vurgulayan Yumaklı, “Ülkemiz yem sektörü, son dönemde yaptığı atılımlarla önemli başarılara imza attı. Dünyayla boy ölçüşecek kapasiteye gelmesi gurur verici. 2023 yılı sonu itibarıyla ülkemizdeki karma yem üretimi işletme sayısı 1624’e yükseldi. Üretim kapasitesi de yıllık 34,3 milyon tona çıktı. Ülke olarak bu kapasitemizin yüzde 81’ini kullanıyoruz. Yıllık 28 milyon karma yem üretimiyle dünyada yedinci, Avrupa’da da en fazla üretim yapan birinci ülkeyiz. Yem sektörümüz, hayvan besleme bilimi ışığında, gelişen teknolojilere hızla uyum sağlıyor. Bakanlık olarak bu alandaki Ar-Ge faaliyetlerini kamu-üniversite-özel sektör iş birliği ile destekliyoruz. Regülasyon faaliyetlerimizle üretimin aksamaması için belli zamanlarda TMO’yu devreye alıyoruz” ifadelerini kullandı.
BEŞ ADIMDA BEŞ ÖNEMLİ DÜZENLEME
Türkiye’nin bir gerçeği olarak yem ham maddesine ihtiyaca da dikkati çeken Yumaklı, bu ihtiyacı ithalat ile karşılamaya çalıştıklarını belirterek, yeterliliğin tam olmadığı yem ham maddeleri için, geçen yıl nisan ayında devrim niteliğindeki düzenlemeleri hayata geçirdiklerini söyledi. Bitkisel ve hayvansal üretim için stratejik öneme sahip ürünlerin planlı ekilmesini sağlayacaklarını ifade eden Yumaklı, “Şimdi bu düzenlemeleri sahaya aktarmak için önemli mesai harcıyoruz. Bu düzenlemeler işlenmeyen arazilerin üretime kazandırılması, tarımsal üretim yapılan tüm alanların kayıt altına alınması, planlı tarımsal üretime geçilmesi, suya göre tarımın yapılması ve sözleşmeli üretimin yaygınlaştırılması. Bu sayede tarımsal üretimde yeni normale karşı dayanıklılığımızı 5 adımda hayata geçirmiş olacağız. Bunlar ise sürdürülebilirlik, verimlilik, kalite, kayıtlılık ve sektöre yatırım” dedi.
YENİ DESTEKLEME MODELİNE GEÇİLİYOR
2024-2028 yılları Hayvancılık Yol Haritası ile verimli, kaliteli ve sağlıklı üretimi artırmayı amaçladıklarını belirten Bakan Yumaklı, “Ayrıca sözleşmeli üretim modelini yaygınlaştırarak, çiftçimizi ve üreticimizi güvence altına alıyoruz. Bunun yanı sıra üreticilerimizin rekabet gücünü artıracak, yönlendirme mekanizmalarını devreye sokacak, kalite ve verimlilik odaklı yeni bir destekleme modeline geçeceğiz. Bu modeli temel, yönlendirici ve verime dayalı destekleme olmak üzere 3 bölüm altında uygulayacağız. Temel desteğe ilaveten verime ve yönlendirmeye dayalı destekler ile üretilen ürünlerde verimlilik ve kalitenin artırılmasını sağlayacağız. Ek olarak aile çiftçiliğine, gençlere ve kadınlara da pozitif ayrımcılık yaparak destekleme miktarlarını yükselteceğiz. Önceliğimiz hayvansal ürün ihtiyaçlarını azami düzeyde karşılamak ve dış pazarda ihracata yönelik üretimi artırmak” ifadelerini kullandı.
BUĞDAY VE ARPA ÜRETİMİNDE KRİTİK EŞİK
Yeni bir üretim sezonunun başında olunduğunu söyleyerek, yem sektörü için önem arz eden bazı bitkisel ürünlere yönelik bilgiler veren Bakan Yumaklı, şöyle konuştu:
“Arpa ekim alanlarında geçen seneye göre yüzde 4’lük artış mevcut. Buğday ekim alanlarında yine geçen seneye oranla yüzde 7’lik artış var. Dane mısır üretiminde geçen yıl üretim rekoru kırdık. İnşallah 2024’te de yeni bir rekora imza atacağız. Bu manada mısır ekimlerimiz devam ediyor. Buğday ve arpa üretimi ile ilgili yağışlar noktasında kritik bir eşikteyiz. Özellikle 15 Mayıs’a kadarki yağışları yakından takip edeceğiz. Nisan ve mayıs ayındaki yağışlar rekolte için önem arz ediyor. 1 Ekim 2023-15 Nisan 2024 tarihleri arasında yağışlarda, normaline göre yüzde 4,4, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 25,5 artış gerçekleşti. Ancak bunların bölgesel olduğunu da unutmamak gerekir. Buğday ve arpada yağışlar dikkate alındığında ve ekiliş artışıyla birlikte 2024 yılındaki üretimin, geçen yılki üretim seviyeleri civarında olmasını öngörüyoruz.”
YILLIK 11 MİLYAR DOLAR CİRO
Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Başkanı Ülkü Karakuş ise Türkiye yem sektörünün 28 milyon ton üretimle Avrupa’da birinci, dünyada yedinci sırada olduğunu ifade ederek, yem üretimindeki birinci başlıklarının ise ‘çevre dostu’ olduğunu söyledi. Türkiye yem sektörünün 11 milyar dolar cirosu olduğunu, 360 milyar TL’ye denk gelen yabana atılmayacak bir para olduğunu dile getiren Karakuş, yem sektörü olarak Türkiye’deki çiftçilere de yıllık 70-80 milyar lira destek sağladıklarını anlattı. Son iki yıldır enflasyonun çok altında fiyat artışı yaparak, görevlerini yerine getirdiklerini de belirten Karakuş, “Et ve süt fiyatlarındaki artışın artık yem fiyatlarına bağlı olmadığı da son iki yıldaki fiyat artışıyla belli olmuştur” dedi.