Sincar’ın Gopel köyünden İsmail Guli Mahmud, 10 yıldır kamplarda yaşıyor.
AA’ya konuşan Mahmud, “Sincar’da emniyet yok. Durum çok kötü. Hâlihazırda daha da kötüye gidiyor. PKK var, Haşdi Şabi var ve başka silahlı güçler de var. Sincar’da nelerin yaşandığını bilemiyoruz. Su yok, elektrik yok. Gittiğimde suyu satın almak zorunda kalacağım. Buna benzer temel sorunlar var. Döndüğümüzde kalacak bir evimiz yok.” dedi.
Irak hükümetine çağrı yapan Mahmud, hükümetin geri dönebilenlere evlerini yapabilecekleri şekilde maddi yardımda bulunması gerektiğini söyledi.

– “SİNCAR’A GİDENLER TEKRAR KAMPLARA GERİ DÖNMEK ZORUNDA KALIYOR”
Mahmud, “Evine dönmek isteyenlere ayrıca iş imkanları da oluşturulamadı. Mesela evine dönenler ne iş yapacak?. Irak hükümetinin vereceği 4 milyon dinar (yaklaşık 2 bin 700 dolar) çok yetersiz. Bu parayla bir oda bile yapamazsınız.” şeklinde konuştu.
PKK mağduru Sincarlı Mahmud, şöyle devam etti:
“Sincar güvenli hale gelirse, istikrar olursa, su ve elektrik gelirse dönmek isteriz. Şu an Sincar’a gidenler tekrar kamplara geri dönmek zorunda kalıyor. Çünkü orada yaşam imkanları yok. Çadırların altındaki yaşam, DEAŞ’ın elindeki şartlar gibidir. Sürekli olarak çadırlarımız yanıyor. Irak hükümeti bu konuya el atmalı ve Yezidilerin bu haline çare bulsun.”

– “ANNELERİMIZ VE KIZ KARDEŞLERİMİZ HALA DEAŞ’IN ELİNDE”
Sincar’ın Tilbenat köyünden Salim Kori de 3 Ağustos 2014’te DEAŞ’tan kaçan Yezidilerden biri.
Kori, “3 Ağustos tarihi bizim için çok acı bir gün ve bu tarihi her sene büyük bir hüzünle anıyoruz. Annelerimiz ve kız kardeşlerimiz hala DEAŞ’ın elinde. Kadınlarımızı DEAŞ’ın elinden kurtaramadık.” dedi.
– “SINCAR’IN İDARESİNİN KİMİN ELİNDE OLDUĞUNU BİLMİYORUZ”
Kamptaki çadırlarda yaşamak istemediklerini dile getiren Kori, 10 yıldır sürdürdükleri bu durumun çekilmez boyutta olduğunu anlattı.
DEAŞ’tan kaçıp ve PKK nedeniyle evine dönemeyen Kori, şunları kaydetti:
“Çocuklar, kadınlar, erkekler ve gençler kimse bir gelecek göremiyor. Sincar’ın idaresinin kimin elinde olduğunu bilmiyoruz. Şehirde kim var emin değiliz. Orada hala Kaymakam yok. Nahiyelerde müdür yok. Kim yönetecek orayı? Şehrin kimin tarafından yönetileceğini bilseydik geleceğimizin ne olacağını tahmin edebilirdik. Uluslararası kamuoyu da gözünü Yezidilerin sorunlarına kapatmış durumda.”
Yıllardır kamp yaşamını sürdürmek zorunda kalan Sincar’ın Hanesor köyünden Usame Süleyman ise “Sincar’da istikrar yok. Orada her türlü değişik gruplar var. Çadırlarda yaşamaya mecburuz, çünkü gidecek başka yerimiz yok. Keşke Sincar’da başımızı sokabileceğimiz bir evimiz olsaydı da bu güneşin altında yaşamaktan daha iyiydi. Ancak Sincar’da yaşam çok zor.” ifadelerini kullandı.

– “SİNCAR ŞEHİR MERKEZINDE YASA DIŞI SİLAHLI GRUPLAR (TERÖR ÖRGÜTÜ PKK) VARLIĞI SÜRÜYOR”
Yezidilerin kutsal mekanlarından Laleş Tapınağı sorumlusu Said Cerdo ise DEAŞ tarafından kaçırılan veya öldürülen 3 bin kişinin akıbetinden hala haber alınamadığını söyledi.
“Sincar trajedisinin üzerinden 10 yıl geçti ancak Yezidilerin yaraları henüz iyileşmedi.” diyen Cerdo, Yezidiler’in hala kamplarda yaşayıp evlerine dönemediklerine işaret etti.
Cerdo, Sincar’da güvenli ortam oluşturulamadığını vurgulayarak, “Sincar şehir merkezinde yasa dışı silahlı grupları (terör örgütü PKK) varlığı sürüyor. Orada siyasi çekişme ortamı var. Sincar sığınmacılarına herhangi bir tazminat ödenmedi. Sincar’a yönelik bölgesel müdahaleler de Yezidilerin dönüşünün önünde engel teşkil etmektedir.” değerlendirmesi yaptı.

Erbil ile Bağdat arasında imzalanan Sincar Anlaşması’nın uygulanmamasını da eleştiren Cerdo, şöyle devam etti:
“Ne yazık ki Sincar’ın normalleştirilmesini öngören Erbil ve Bağdat arasında imzalanan Sincar Anlaşması hayata geçmedi. Irak hükümetinin bu anlaşmayı uygulama noktasında geri adım attığını görüyoruz. Irak hükümeti üzerinde bu anlaşmanın uygulanmaması için bölgesel bir baskı var. Irak hükümeti bu konuda cesur adım atmalı ve Sincar’daki şartların normalleşmesi için uluslararası kamuoyunun da desteğini almalı. Ancak Bağdat hükümeti, Yezidilerin evlerine dönebilmesi için şartları uygun hale getiremedi. O yüzden kampların kapatılması kararı yanlıştı. Her aileye 4 milyon dinar (2 bin 700 dolar) evlerine dönmeleri için yeterli değildir. Bu para ile hiçbir şey yapamazlar. Irak onlara çok iyi bir yardım sunmalıydı. Sincar olaylarından sonra Yezidilerin yurt dışına gidişi devam ediyor. Hükümet bu nedenleri ortadan kaldırmalıdır. O nedenlerden bir tanesi de Sincar’ın siyasi hesapların merkezi haline gelmesidir. Sincar ile ilgili alınan kararlar uygulanmıyor. Irak Anayasası ihlal ediliyor ve Yezidi soykırımı davası unutulmuş durumda.”



Türkiye ile Suriye arasında uzun yıllardır süren gerginlik yapılan üst düzey karşılıklı açıklamalarla yerini normalleşme iklimine bıraktı. İki ülkeden verilen mesajlara son olarak devletin en üst kademesi dahil oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad görüşebileceklerini açıklarken bir el yine devreye girdi.
NORMALLEŞME GİRİŞİMİNE SABOTAJ
Türkiye’deki mülteci sorununun çözülmesi ve güney sınırlarımızda kurulmak istenen terör devletinin engellenmesi için Ankara ile Şam arasında karşılıklı iyimser mesajlar devam ederken süreci baltalamak isteyen güruh devreye girdi. Kayseri’de yabancı uyruklu bir kişinin, 5 yaşındaki yabancı uyruklu bir kız çocuğunu taciz ettiği iddiası üzerine Suriyelilere karşı bir toplumsal hareket başlatılmak istendi.
İLK ADIM ONDAN
Türkiye’deki fitilin ateşini ise yıllardır Türk halkını Suriyelilere karşı kışkırtan ve ırkçı söylemler üzerinden politikalar geliştiren Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ‘dan geldi. Kayseri’deki provokasyonların başlamasından hemen sonra sosyal medya hesabından paylaşımlara başlayan Ümit Özdağ, kentteki Suriyelilere ait ev ve işyerlerini tek tek hedef göstererek vatandaşlarımızı adeta bu adreslere karşı saldırı düzenlemeye davet etti. Özdağ‘ın başını çektiği provokasyonların ardından Suriye’nin kuzeyinde askerlerimizin olduğu bölgeye sıçrayan gerginlik sonrası bölgedeki Mehmetçiklerimiz zor anlar yaşadı.
ATATÜRK’ÜN ARKASINA SIĞINDI
Kayseri’deki provokasyonu ortaya çıkan Özdağ, yaşananlar sonrası ise Mustafa Kemal Atatürk’ün arkasına sığındı. Türkleri, Suriyelilere karşı provoke eden Özdağ, Atatürk‘ün askeri olduğu için hedef alındığını söyledi.
Ancak Kayseri olayları Ümit Özdağ‘ın ilk skandalı değil. Özdağ bugüne kadar çok sayıda provokasyona imza attı. Söz konusu Suriyeli mülteciler olunca provokatörlük talimatlarına varıncaya kadar birçok skandalda yer alan Özdağ, yerli ve milli yazılımcıları aşağılayıp, İsrail’i boykot eden Türklere hakaret etmekten de geri durmuyor.
“TALİMATLARI ÖZDAĞ’DAN ALIYORUM”
Nefret operasyonu kapsamında gözaltına alınanlar arasında yer alan Ambargo TV’nin çalışanı İranlı Ramin Saeidi,sosyal medya hesaplarından yapılan paylaşımların talimatını Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’dan aldığını söylemişti.
Saeidi’nin ifadesinde “Yapılan paylaşımların içeriğini ben belirlemiyordum. Bana direk Ümit Özdağ tarafından talepte bulunuluyordu. Ben bu talepler doğrultusunda videoların kurgu ve edit işlemlerini yapıp benden istenildiği şekilde kendilerine gösteriyordum.” demişti.
BOYKOTA GİDENLERE HAKARET
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Samsun’da İsrail’in mallarını boykot eden duyarlı vatandaşlara hakaret etmişti. Samsun’da Starbucks’ta oturan gençleri ziyaret eden Özdağ, “Buradakiler İsrail’i desteklemiyor. Asıl İsrail’i destekleyenler kahve döken salaklardır.” demişti.
VİDEOLARI ÇARPITARAK YAYINLADI
Özdağ, sosyal medya hesabından yayınladığı videolarda ise görüntüleri çarpıtarak yayınlamıştı. Özdağ, geçtiğimiz ay yayınladığı “Johnny somali” isimli videoda gerçekleri olduğundan farklı şekilde yayınladı. Özdağ, video paylaşımında “Japon polisi kadınları taciz edene bu şekilde davranıp caydırıcı olması için filme alıyor ve sınır dışı ediyor. Türkiye’de ise Süleyman Soylu tacizci Afganların aslında taciz etmediklerini, öz çekim yaptıklarını söylüyordu. Zafer Partisi iktidarında Japon polisinin yaptığını yapacağız. Kadınları taciz eden Türklere de Atatürk döneminde ne yapılıyorsa aynısını uygulayacağız.” ifadelerini kullanmıştı.
YALANLARINA ASKERİMİZİ DE ALET ETTİ
Ümit Özdağ’ın sosyal medya hesabından “Bana emekli Jandarma Albay gönderdi” diyerek paylaştığı mültecilere ilişkin fotoğrafın 2 yıl önce Afganistan’da çekildiği ortaya çıkmıştı. Özdağ Türkiye’de çekildiğini öne sürdüğü görüntüye ilişkin “Emekli bir jandarma albayın bana ilettiği fotoğrafı ve notu paylaşıyorum: “Sırt çantaları yok… Yedek giysileri yok… Ellerinde bir şişe su yok… Aralarında şişman yok… Kadın, yaşlı, çoluk çocuk yok… Tamamı genç erkekler… 3 bin km öteden değil de 5 dakikalık yoldan gelmiş gibiler… Hiç birinde yorgunluk belirtisi yok… Asker nizamında yürüyorlar… Endişeli ya da üzgün değiller… Hepsi neşeli ve özgüvenli… Her şeye benziyorlar ama sığınmacıya asla! Nasıl bir plan kurdular çıkar kokusu ancak; Çok büyük bir ihanete uğradığımız çok açık.” Vatanımızı ve ailemizi savunacağız.” demişti.
YUMRUKLU SALDIRGANA ARKA ÇIKTI
İstanbul’da 1 Ocak’ta düzenlenen “Şehitlerimize Rahmet, Filistin’e Destek, İsrail’e Lanet” yürüyüşünden Kelime-i Tevhid yazılı flamayla dönen vatandaşa Ege Akersoy isimli hazımsız tarafından yumruklu saldırı gerçekleşmişti. Özdağ, Akersoy’un daha önce hiç kavga etmediğini iddia ederek, babasıyla görüşmesinden bazı notlar aktarıp saldırganı masumlaştırmaya çalışmıştı.
YERLİ VE MİLLİ MÜHENDİSLER DE HEDEFİNDE
Sözde ‘Türkçülük’ yapan Ümit Özdağ, savunma sanayiinde büyük başarılara imza atan Türk mühendislerini hedef almıştı. “İyi bir Müslümansan roket yapamazsın” diyen Özdağ, Türk mühendisleri için “vasat altı” ifadesini kullandı.
Özvar, “Bu dönem üniversitelerimizdeki program kalitesini artırmaya yönelik belki de en önemli çalışmamız devlet üniversitelerimizdeki ikinci öğretim programlarının kapatılması olmuştur. Vakıf üniversitelerinde, devlette olduğu gibi, ikinci öğretim programları yerine istihdama duyarlı ve geleceğin mesleklerine uygun programlara dönüştürülmesi temin edilecektir.” açıklamasında bulunmuştu.

Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesinin (ALKÜ) Rektörü Prof. Dr. Kenan Ahmet Türkdoğan kararın arkasındaki sebebi ve yansımalarını Haber7’ye değerlendirdi. Türkdoğan, sınava giren öğrenciler için üç kritik tavsiyede bulundu. Kenan Ahmet Türkdoğan ayrıca kararda ifade edilen “ara eleman yetiştirilmesine katkı sağlayacaktır” ifadesini de detaylandırdı.
“ARAŞTIRMA ÜNİVERSİTESİ HEDEFİ OLMAYAN ÜNİVERSİTELERDE İKİNCİ ÖĞRETİM BİR SÜRE DAHA DEVAM ETMELİ”
Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesinin (ALKÜ) Rektörü Prof. Dr. Kenan Ahmet Türkdoğan’ın Haber7’ye yaptığı açıklamalar…
“YÖK devlet üniversitelerinde ikinci öğretim programları kapatıldığı açıklandı. Vakıf üniversiteleri için de benzer bir yönlendirme olacağı ifade edildi. Bu kapatma kararının sebebi nedir?”
YÖK, eğitim kalitesini artırılması adına öğretim üyelerinin araştırma ve geliştirmeye daha çok vakit ayırmaları için ikinci öğretimin kapasitesini toplam kapasiteyi koruyarak istihdama duyarlı ve geleceğin mesleklerine uygun programlara aktarmayı hedeflemiştir. Türkiye’de 208 üniversite olup bunların 23 tanesi araştırma üniversitesi kapsamındadır. Türkiye’deki 208 üniversitenin her birinin yıllık araştırma, yayın, proje, paydaşlarla iş birliği, etkileşim, eğitim ve öğretim ile ilgili performanslarının düzenli izlemektedir. Bu kapsamda araştırma üniversiteleri ile araştırma üniversitesi olmayı hedefleyen üniversiteler de ikinci öğretim faaliyeti göstermemeli ama bunun yanında bu hedefi olmayan üniversiteler de yani eğitim odaklı üniversiteler de ikinci öğretim programları belirli bir süre daha faaliyet göstermesi özellikle çalışan öğrenciler için önem taşımaktadır.
İkinci öğretim programları yerine istihdama duyarlı ve geleceğin mesleklerine uygun programlara dönüştürülmesi temin edilecektir.
İş Gücü Piyasası İhtiyaçları: Günümüz iş dünyası hızla değişmekte ve yeni becerilere olan ihtiyaç artmaktadır. İkinci öğretim programlarının kapasitesinin, daha fazla talep gören ve iş gücü piyasasında daha fazla ihtiyaç duyulan alanlarda programlar açılması ve aktarılması, mezunların iş bulma şansını artırabilir.
Teknolojik Gelişmeler: Teknolojik ilerlemeler, yeni mesleklerin ortaya çıkmasına ve mevcut mesleklerin dönüşmesine neden oluyor. Eğitim programlarının bu gelişmelere uygun şekilde güncellenmesi, öğrencilerin geleceğin mesleklerine hazırlıklı olmasını sağlayabilir.
“VAKIF ÜNİVERSİTELERİNDE İKİNCİ ÖĞRETİMİ KAPATMAYA GEREK YOK”
Vakıf üniversiteleri ile ilgili de bir program değişikliği söz konusu… Burada nasıl bir değişiklik bekliyorsunuz?
Vakıf üniversitelerinde ikinci öğretim programlarının kapatılmasının şu aşamada gerekli olmadığını düşünüyorum. Bu programlar, çalışan kesimin mesai saatleri dışında eğitim alabilmesine olanak tanıyor ve devlet bütçesine ek bir yük getirmiyor. Ayrıca, vakıf üniversitelerinin dinamik ve esnek yapısı, ihtiyaç duyulan alanlarda hızlıca yeni bölümler açabilmelerini sağlıyor. YÖK’ün, istihdama duyarlı ve geleceğin mesleklerine yönelik programlara izin vermesi halinde, bu üniversiteler bu tür programları başarıyla hayata geçirebilirler.
“ARA ELEMAN İHTİYACININ KARŞILANMASI SAĞLANABİLİR”
Devlet üniversitelerinde ikinci öğretimlerin kapanma kararıyla farklı sektörlerdeki ara eleman sorununa çözüm üretmeye yönelik bir hamle diyebilir miyiz?
Sektördeki ara elemanlar genellikle Meslek Yüksekokullarından mezun olan kişilerden oluşur. İkinci öğretim programlarındaki yeni düzenlemenin öğrenciler, istihdama duyarlı ve geleceğin mesleklerine yönelik programlara yönlendirilerek ara eleman ihtiyacının karşılanması sağlanabilir.

“KONTENJAN KAYBI SÖZ KONUSU DEĞİL”
Bir kontenjan kaybı söz konusu mu? Diğer bölümlerden kontenjan arttırılır mı?
Toplamda kontenjan kaybının olduğunu düşünmüyorum, ikinci programlarının yerine yeni açılan programlar ile kontenjanı artırılan programlar ile sayı dengelenir.
SINAVA GİREN ÖĞRENCİLERE TAVSİYELER
Sınava giren öğrencilerin bu durumdan etkilenmemeleri için ne yapmaları lazım?
Sınava giren öğrencilerin bu durumdan etkilenmemeleri için aşağıdaki adımları atmaları önemlidir:
Açılan yeni programları ve kontenjanı artırılan programları dikkatlice incelemelerini öneririm.
Üniversitelerin rehberlik ve danışmanlık hizmetlerinden faydalanarak, hangi programların onlar için uygun olabileceği konusunda destek almalarını öneririm.
Eğer devlet üniversitelerinde istedikleri programları bulamazlarsa, vakıf üniversitelerini ve sundukları burs imkânlarını değerlendirerek arzu ettikleri eğitimi alma şanslarını artırabilirler.
YÖK’ÜN ALABİLECEĞİ KRİTİK KARARLAR…
Bundan sonra toplumun ihtiyaçları doğrultusunda YÖK’ten benzer adımlar gelebilir mi?
1. YÖK, yükseköğretim sistemini toplumun değişen ihtiyaçlarına göre şekillendirerek önemli bir rol görevini başarıyla sürdürüyor,
2. YÖK, yeni eğitim programları ve bölümler açarak toplumun ve iş gücü piyasasının dinamik ihtiyaçlarına uyum sağladı ve sağlamaya devam edecek,
3. YÖK, eğitim kalitesini artırmak ve mezunların istihdam edilebilirliğini güçlendirmek için toplumun beklentilerini dikkate alarak stratejik adımlar atıyor.
4. YÖK, mesleki ve teknik eğitimi destekleyerek, üniversite mezunlarının sektördeki gereksinimlere cevap verebilecek şekilde yetişmelerine katkı sağlıyor.
5. YÖK, iş dünyasıyla yakın iş birlikleri kurarak, öğrencilerin teorik bilgilerini pratik deneyimlerle birleştirmelerine imkân tanıyan programlar geliştiriyor.
Bakan Güler’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
Irak tarihi komşumuz. Her zaman iyi ilişkileri sürdürmek gayretindeyiz. PKK terör örgütü Irak’ın kuzeyine yerleşti ve hiç karışan yok. Bizden başka rahatsızlık duyan yok. Biz her gün geliyor üs bölgelerine saldırıyor dedik. Bu terörü kaynağında tüketeceğiz dedik. Sürekli operasyon yapacağız dedik. PKK 800 köyü boşaltmış durumda. Buradaki sivil insanlar terk etmiş durumda.
Bundan kimse rahatsızlık duymuyor ama biz duyuyoruz. 19 Aralık’ta ilk toplantıyı yaptık, 14 Mart’ta 2. toplantı. Ve sonunda da 3. toplantı Cumhurbaşkanımız başkanlığında yapıldı. Irak’ta şöyle bir değişiklik oldu, biz de memnunuz. Irak’lı komşularımız PKK’ya hiçbir şey demiyordu. Sen adama terör örgütü demiyorsun, biz seninle terörü konuşmak istiyoruz. Sonunda yasaklı örgüt olarak geçti. Iraklı dostlarımıza da teşekkür ediyoruz, onlar için de zor bir ortam. Toplantılardan sonra oradaki faaliyetleri daha ciddi yürütüyorlar, bizimle daha koordineli haldeler.
KYB’ye oradaki yöneticilere hep söylüyoruz. Bu işlerden vazgeçin, gelin burada huzur içinde yaşamak istiyorsanız bu terör örgütünden kendinizi kurtarın, biz de buna yardımcı olalım.
TERÖRLE MÜCADELE
Teröristi kaynağında yok etme stratejimiz var. Irak’ın kuzeyindeyiz 5,6 senedir. Örgüt rahat huzur içinde kaldığı yerleri terk ederek, güneye çekiliyor. Biz ne gerekiyorsa yapmak zorundayız yapacağız.
Şu ana kadar hava gücüyle ilgili bu bağlamında bizi rahatsız eden bir durum yok. Böyle bir şeyi PKK’dan ayrı güç olarak iddia eden dostlarımızda var. PKK’ya vermiyoruz, bu taraftaki PKK’yla ilgisi YPG’ye veriyoruz diyorlar. İki helikopterin düşmesinden sonra ara verdiler ya da başka şekilde faaliyet yürütüyorlar.
“TÜRKİYE EN YOĞUN PETROL KUYUSUNU GABAR’DA AÇTIK”
Bugün Türkiye en yoğun petrol kuyusunu Gabar’da açtık. Günde 40 bin varili geçtik. Yıl sonunda bakanlığımızın gayretiyle 100 bin varili geçeceğiz. Bugün 44 bin varil petrolü çıkarabiliyorsak Hakkari yaylalarında turistleri ağırlayabiliyorsak bunun bir mesaj olması lazım. PKK teröründen yurt içinde söz etmemiz gerektiğini düşünüyorum.
“MÜTTEFİKLERİMİZLE BU KONUDA ANLAŞAMIYORUZ”
Müttefiklerimizle bu konuda anlaşamıyoruz. Biz DEAŞ’la mücadele kapsamında silahlı güçlere destek oluyoruz diyor. Biz de PKK’nın kendisi diyoruz. Adam kendisi demiyor biz PKK’nun türeviyim diyor. Eğer sen bunlara destek oluyorsan destek oluyorum de diyoruz. Bizim aklımızla dalga geçme diyoruz. Adam teslim oluyor Haseke’de çalışıyordum geçen ay bizi bu tarafa gönderdiler diyorlar. Böyle bir şey kabul edilebilir mi. Dostlarımızın bu desteklen vazgeçmeleri gerekiyor. Fırat Kalkanı Harekatın da DEAŞ’la mücadele en tek TSK’dır. Suriye’de DEAŞ’ın adı bitti hepsi Irak’a kaçtılar. Bugün dahi siz DEAŞ’la mücadele etmek istiyorsanız biz sizinle mücadele etmeye hazırız diyoruz. Ama anlıyoruz ki dert bu değil. Konuştuğumuz lisan dünyanın anladığı bir lisan. Komşuyla konuşuyorlar. Suriye’de DEAŞ tehdidi nasıl bitti. Onlarda göğüs göğüse mücadele eden yok.
“BUGÜN GÜVENLİKLE İLGİLİ BİR SORUNUMUZ KALMADI”
Suriye’deki asıl operasyon yapma amacımız hudutlarımızı ilerden koruyabilmek. Biz faaliyete başlamadan önce Hatay’da Kilis’te kendi bağın bahçesine bizim vatandaşımız gidemez olmuştu. Her gün havan saldırıları roketatarlar bahçeleri yakıyor, bombalı patlamalar oldu insanlarımızı kaybettik. Biz durup dururken bu kararı almadık. Türkiye kendi vatandaşını ve sınırlarını korumak için bu faaliyete başladık. Bugün güvenlikle ilgili bir sorunumuz kalmadı. Türkiye gibi yüzyıldır buradayız ve burada olacağız, onlarda orada kalacaksa böyle devam ederiz.
Suriye’yle ilgili görüşlerimiz açık. Suriye rejiminden beklentilerimiz var. Anayasayı kabul edecek, serbest seçim yapılacak kim kazanırsa biz saygı duyarız. Ülkenin sınırlarına saygı bizim her komşumuz için geçerli. Astana görüşmelerinde görüşüyoruz. Bizim kimsenin toprağında petrolünde gözümüz yok. Anayasayı kabul et, seçimlere git, kazan diyoruz. Biz bunu kabul ederiz diyoruz.
Biz yıllardır terörle mücadele ediyoruz. Dünyadaki barışı destekleme harekatlarına iştirak ediyoruz. Biz ordumuzun ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Hiçbir endişemiz yok. Kazalar olabilir. Biz işimizi yapacağız ve bunu başaracağız başarıyoruz. Biz silahlı kuvvetlerimizi en kötü şartlara göre yetiştiriyoruz. Üs bölgelerimiz açık kimseden gizlimiz saklımız yok. Her geçen gün üstüne koyarak PKK terör örgütünü bitireceğiz. Onlar için en kolay iş Türk adaletine teslim olmaktır. Bu sondan başka bir son yok.
İRAN’LA İLİŞKİLER
Hem İran sınırında hem Irak hem Suriye sınırında terörle mücadele ediyoruz. İran sınırında PKK ile mücadele diyoruz sınır geçiyor ve kaçıyor. Biz İranlı dostlarımızla konuşuyoruz, bakın şuraya gittiler diyoruz, biz baktık orada kimse yok diyorlar. Bu hoş değil.
HUDUT GÜVENLİĞİ
Hudutlarımızla ilgili kesinlikle girmek mümkün değil. 9-10 ülke bizim hudut güvenlik sistemimizi kendi ülkesinde yaptırmak için bizimle görüşüyorlar. Tedbirin sonu yok. Biz görebildiğimiz kadarıyla aldığımız tedbirlerle girmek mümkün değil. Karşıdan gelen insanlar binlerce km aşıp gelen insanlar ya geçeceğim ya öleceğim diyor. Biz buradan sokmamak için her türlü mücadeleyi veriyoruz. 60 bin civarında kahraman hudutlarımızda görev yapıyorlar.
Bizim coğrafyamıza baktığımızda dünyanın en pahalı toprağında yaşıyoruz. 60 milyon turist geliyor, 7 iklim yaşıyoruz. Bizim topraklarımız çok değerli. Bu yüzden belada hep başımızda. Bu sebeple silahlı kuvvetlerimizin ilgili kurumlarımızın sürekli hazır olmasını gerektiriyor. Bu ülkemizin durumu bir de bölgemizin durumu var. Biz sürekli hazır olduğumuz için günlük yaşantımızı etkileyen bir şey yok. Dışişleri Bakanımız 3 günde 4 ülkeyi geziyor. Hem ülkemiz hem bölgemiz bunu gerektiriyor.
GAZZE’DE YAŞANANLAR
Şu an Türkiye’nin hassasiyetini dünya biliyor. Nerede bir mazlum varsa sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye mutlaka onun yanında. Gazze’de de ne zamanki çocuklar kadınlar hastaneler vurulmaya başladığı zaman biz derhal Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla yardım faaliyetlerine başladık. 19 askeri uçağımızla malzeme götürdük ve yaralıları getirdik. THY uçaklarıyla kendi insanlarımızı getirdik ve 9 büyük gemiyle binlerce ton malzemeyi oraya götürdük. Geçmişte hak etmediğimiz şekilde bazı şeyler ihraç ediliyor denildi, bunları kabul etmemiz mümkün değil. Bunları kınıyorum.
“BU UÇAĞI ALMAK İSTİYORUZ”
Eurofighter sadece Almanyalı dostlarımıza ait bir uçak değil. Bu uçağı almak istiyoruz. Alman dostlarımızın kendi kendilerine takıldıkları yanlar var. NATO gibi bir teşkilatın üyeleri olarak bizim bunları kabul etmemiz mümkün değil. Kişisel olarak inanıyorum ki kısa süre içinde çözüme kavuşacak. Suudi Arabistan’a verilmesi bir başlangıç olabilir.
YUNANİSTAN’IN F-35 ALMASI
Yunanistan da NATO’nun bir üyesi. F-35 alıyor alsın memnunuz. F-35 alacağım ve her şeyin hakimi olacağım demek kabul edilemez. Kendi KAAN’ımız geliyor. Kendi uçağımızı bekleyeceğiz. Amerikalı dostlarımızla F-35 konusunda nasıl bir gelişme olacağını bilmiyoruz.
Bugün dünyada savaş çok zor ve her bir savaş bir yıkım demek. Hiçbir dostumuz komşumuzla kötü ilişki arzu etmiyoruz. Milli çıkarlarımızı unutacağız dost olacağız demek değil. Anlaşabileceğimiz hususları bulalım diyoruz. Güven artsın önce diyoruz. Sonra önemli konular görüşülecek tabi ki. Öncelikle anlaşabileceğimiz konularda konuşalım diyoruz. Her gün Ege’de faaliyet yapmak zorunda değiliz.
KIBRIS MESELESİ
Kıbrıs’taki konumumuz Türk kardeşlerimiz konumu gayet olumlu durumda. AB bir referandum yapacağım dedi. Evet diyeni AB’ye üye yapacağım hayır diyeni üye yapmayacağım dedi. Rum toplumu çoğunlukla hayır dedi. Türk kardeşlerimiz evet dedi. AB hayır diyenleri üye yaptı ve Türk kardeşlerimizi dışladı. 50 senedir huzur var orada. Biz Rum tarafına da huzuru getirdik. 50 senedir çatışma ve savaş olmadı. Kıbrıs bizim milli meselemiz. Artık federasyon gibi şeyler geçti.
“TÜRKİYE ARTIK KABINA SIĞMAYAN BİR ÜLKE”
Türkiye artık kabına sığmayan bir ülke. Bir ucumuz Somali’de bir ucumuz Azerbaycan’da. Biz kardeşlerimize de erişecek her ortamı yaratmalıyız. Uçak gemisi yapmak 40 KAAN’ı yapmaktan daha ucuz. Kendimiz yapacağız ve buna ihtiyacımız var. Afrikalı kardeşlerimiz Cumhurbaşkanımızla görüşmek için bekliyorlar. Biz elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. TSK’ye her şey gerekiyor.
]]>