ÇANAKKALE – Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinden yasa dışı yollarla Yunanistan’ın Midilli Adası’na geçiş yapmak isteyen 11’i çocuk 26 kaçak göçmen, Yunan unsurları tarafından Türk kara sularına geri itilerek ölüme terk edildi. Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından paylaşılan görüntülerde, motoru sökülmüş, lastik bot içindeki kaçak göçmenlerin dalgalar arasında denizin ortasında mahsur kaldığı görülüyor.
Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinden lastik bot ile denize açılan ve umuda yolculuk için Yunanistan’ın Midilli Adası’na geçiş yapmak isteyen kaçak göçmenler, iddiaya göre Midilli Adası’na yaklaştıkları sırada Yunan Sahil Güvenlik ekiplerince durduruldu. Motoru sökülmüş lastik bot içinde aralarında çocukların da bulunduğu kaçak göçmenleri Yunan Sahil Güvenliği, Türk kara sularına geri iterek ölüme terk etti.
Sahil Güvenlik Kuzey Ege Grup Komutanlığı ekipleri, Ayvacık açıklarında lastik bot içerisinde bir grup kaçak göçmen olduğu bilgisi üzerine harekete geçti. Sahil Güvenlik Botları ‘KB-111’ ve ‘KB-4510’ tarafından Yunan Sahil Güvenlik ekiplerince Türk kara sularına geri itilerek ölüme terk edilen lastik bot içindeki 11’i çocuk toplam 26 kaçak göçmen kurtarıldı. Kaçak göçmenler, işlemlerinin ardından Ayvacık ilçesindeki Yabancıları Geri Gönderme Merkezi’ne teslim edildi.
Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından paylaşılan görüntülerde motoru sökülmüş, lastik bot içindeki kaçak göçmenlerin dalgalar arasında denizin ortasında mahsur kaldığı görülüyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber7 – ÖZEL
Osmanlı İmparatorluğu’nun tasfiye edildiği, asırlarca hükmettiğimiz toprakların Anadolu’dan koparıldığı korkunç süreçte verilen İstiklal Harbi’nin ardından imzalanan Lozan Antlaşması’nın üzerinden 101 yıl geçti.
24 Temmuz 1923’te Türkiye, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya ve Sırbistan, Hırvatistan ve Slovenya (Yugoslavya) tarafından imzalanan Lozan Barış Antlaşması, en çok Türkiye ile Yunanistan’ı ilgilendiriyor.
İki sınır komşusunu ciddi müeyyidelerle sınırlayan Lozan Antlaşması Türkiye’de kimi çevrelerce sıkı sıkıya uygulanması gereken bir muahede olarak öne çıkarılsa da Yunanistan’da adeta sakız gibi çiğnenmiş durumda.
Yunanistan son olarak Batı Trakya’daki 4 Türk azınlık ilkokulunu kapatarak yok saydığı Lozan Antlaşması’nı 101 yılda delik deşik bir milletlerarası anlaşma hüviyetine dönüştürdü.
Ege Adaları’ndaki hakimiyet, silahsızlanma, kıta sahanlığı, Batı Trakya’daki azınlık hakları hususlarında defalarca Lozan’ı ihlal eden Yunanistan’ın 101 yıllık Lozan karnesi şöyle…
LOZAN’A RAĞMEN ADALARI SİLAH YIĞDILAR
Lozan Antlaşması’nın 13. maddesi gereği Adalar Denizi’nde (Ege) deniz üssü ve hiçbir istihkam kurulamıyor.
Fakat Yunanistan, Ege’deki 23 adanın 18’ini silahlandırılarak cephanelik durumuna getirdi. Yunanistan’ın Ege adalarındaki toplam asker mevcudu 100 bin dolayında.
Yunanistan, Lozan ve Paris antlaşmasıyla “gayri askeri” statüye alınan Limni, Sakız, Sisam, Semadirek, İstanköy adalarını 1960’lı yıllardan bu yana silahlandırıyor. Bu adalar son yıllarda mekanize birliklerin kışlası haline dönüştürüldü.
Yunanistan, 2020 yılında Meis Adası’na turistik feribotlarla tam teçhizatlı asker sevk etti.
Yunanistan’ın Lozan’ı yok sayarak silahlandırdığı Ege Adaları şunlar:

3 MİL KURALINI İHLAL EDİP ADALARI İŞGAL ETTİLER
Lozan Antlaşması’nın 6. maddesine göre deniz sınırları, kıyıdan 3 mil uzaklıktaki ada ve adacıkları kapsıyor.
Yunanistan 1936 yılında çıkardığı kanunla karasularının 6 deniz mili olduğunu iddia etti. Lozan’ı ihlal eden Yunan’a ait olmayan adalarda egemenlik dışı faaliyetlerde bulunuluyor.
Lozan’a aykırı olarak Yunanistan; Keçi Adası, Eşek Adası gibi 17 ada ve 1 kayalıkta hukuksuz olarak varlık gösteriyor.
Yunan bayrağı çekilen bu adalarda üstelik askeri yapılanmaya gidiliyor.

TÜRK OKULLARINA KİLİT
Lozan’ın 40. maddesi azınlıklara eğitim-öğretim, dini ve sosyal kurumlar kurma, yönetme, denetleme hakkı veriyor.
Yunanistan ise Batı Trakya’daki Türk azınlığına ait okulların faaliyetini, ülkedeki tasarruf tedbirleri ve öğrenci sayılarının yetersizliği bahanesiyle kapatıyor.
30 yıl önce 231 olan Türk Azınlık ilkokullarının sayısı 2011’de 188’e, günümüzde 86’ya düştü.
Lozan’ı çiğneyerek çocukların eğitim hakkını gasp eden Yunanistan son olarak Batı Trakya’da 4 Türk azınlık ilkokulunu kapatma kararı aldı. Rodop şehrinde Hacıören, Keziren, Payamlar, İskeçe şehrinde Karaköy İlkokulu kapatılacak.

EĞİTİM DİLİNDE LOZAN’I TAKMIYORLAR
Lozan’a göre azınlıklara yönelik eğitim çift dilli olması gerekirken Atina, anaokulundan itibaren Yunanca’yı dayatıyor.
2006 yılında kamuya ait anaokuluna gitmenin zorunlu yapıldığı ülkede, anaokuluna kayıt yaptırmayan çocuklar ilkokullara kaydedilmiyor. Anaokullarında eğitim dilinin Yunanca olması sebebiyle Türkler bu okullara çocuklarını göndermek istemiyor.

OKUL YÖNETİMİNİ TÜRKLERE BIRAKMIYORLAR
1923 Lozan Antlaşması’na göre Yunanistan, Batı Trakya’daki Türk azınlık okullarının idare ve eğitim kadrosuna müdahale etme hakkına sahip değil.
Fakat Gümülcine ve İskeçe şehirlerindeki medreselere Yunan Encümen Heyeti atamaları yapıyor. Bu heyetlerin Genel Sekreterlik görevlerine ise Hristiyan Yunan vatandaşları getiriliyor.
VAKIF HAKLARINA GASP
Lozan Barış Antlaşması’nın 40-42. maddelerine göre Türk azınlık, hayır kurumları ve dini kurumlarını kurma, yönetme ve denetleme haklarına sahip.
Lozan’ı delik deşik eden Yunanistan, dini vakıfların idarecilerini devlet olarak atıyor. Yunan vakıf gelirlerini de vakıflara iade etmeyerek kamu kaynaklarına aktarıyor. Türkler, vakıf yöneticilerini kendi seçemiyor. Atina yönetimi ‘Türk’ ibaresi geçen STK’ların kuruluşuna izin vermiyor.

MÜFTÜ ATAMASINA BİLE MÜDAHALE
Lozan ve Atina Anlaşmalarına göre müftüler kendi toplulukları tarafından seçilmesi ve bir Baş müftü tarafından denetlenmesi gerekiyor.
Fakat Yunanistan, müftüleri devlet atamasıyla görevlendiriiyor. Baş müftü atamasında da devlet otoritesini kullanılıyor.
TÜRK NÜFUS ERİYOR
Lozan Antlaşması’nın 45. maddesi, Yunanistan’daki Müslüman azınlığa geniş nüfus imkanları tanıyor.
Batı Trakya’da ise Türk nüfusunun oranı zaman içinde ciddi şekilde azalış gösterdi. 1955-1998 yılları arasında yaklaşık 60 bin Batı Trakya Türk’ü vatandaşlıktan çıkarıldı.

Kıbrıs Cumhuriyeti, 1959 yılında Türkiye, Yunanistan, İngiltere ve Kıbrıs Türkleri ile Rumlar arasında imzalanan Zürih ve Londra anlaşmalarıyla kuruldu.
Bu anlaşmalarda yer alan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin garantör devletleri olarak kabul edildi.
1960 yılında, uluslararası antlaşmalar uyarınca ve Türkler ile Rumlar arasındaki ortaklık temelinde kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası, iki halkın da eşit siyasi hak ve statüye sahip olmasını öngörüyordu.
Ancak, Rum tarafı, Ortaklık Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından;
Kıbrıs Türklerini devlet kurumlarından uzaklaştırma, adadaki varlıklarını sona erdirme ve adanın Yunanistan’a bağlanması amacına yönelik faaliyetlerini sürdürmeye devam etti.
Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıslı Rumların tek taraflı güç kullanımıyla Anayasa’yı feshetmelerinin ardından 1963’te fiilen son buldu.
Rumlar, Enosis’e ulaşma hedefiyle silahlanarak, Yunanistan’ın da desteğiyle, 1963-1974 yılları arasında Kıbrıs Türklerine karşı baskı, zulüm ve ambargoyu durmaksızın devam ettirdi.
Takvimler Kasım 1973’ü gösterirken, Yunanistan’da Dimitrios Yoannidis’in önderliğinden bir grup albay ihtilal yaparak ülkenin yönetimini ele geçirdi.
Komşuda yaşanan askeri darbe kısa bir süre sonra Atina’nın dış politikasını da etkiledi.
Cunta rejimi yönünü hızla Kıbrıs’a çevirdi ve adada kontrolü ele geçirmek için çalışmalarını yoğunlaştırdı.
ATİNA’DA DARBE KIBRIS’TA TÜRKLERE YÖNELİK ŞİDDETİ KÖRÜKLEDİ
Nihai amaca ulaşılabilmesi için İslam ve Türk karşıtı EOKA örgütünün kullanılmasına karar verildi.
EOKA, Yunan ordusundaki Rum bir subay olan Yeoryos Grivas tarafından kurulmuş;
Dünya Savaşları’nda ve komünizm karşıtı silahlı mücadelede faaliyet göstermişti.
EOKA, yapı olarak Filistin’de gerilla yöntemlerini kullanarak İngilizler ile savaşan Yahudilerin terör örgütü Irgun’u örnek almıştı.
Yunan İç Savaşı’nda Yunan komünistlere karşı mücadele eden Grivas, 1951 yılında adada gönüllüler toplayarak Yunanistan’a eğitime götürmüş;
1954 yılında eğitimi alan savaşçılar ile Kıbrıs’a geri dönmüştü..
EOKA 1 Nisan 1955 tarihinde ilk sabotaj eylemini gerçekleştirmişti.
Örgüt, ilerleyen günlerde Makarios karşıtı faaliyetlerini yoğunlaştırdı.
Diplomatik görüşmelerin kesilmesinden kısa bir süre sonra, 15 Temmuz 1974 sabahına, Kıbrıslılar silah ve top sesleriyle uyandı.
Ancak bu kez saldırıya maruz kalan sistematik olarak katledilmeye başnana Türkler değil, Makarios’un Başkanlık Sarayı’ydı.
Yunan subayların komutasındaki, Rum Milli Muhafız Ordusu ve EOKA darbe düzenledi.
Öldü denilen Makarios, kaçmayı başardı.
“Yaşıyorum, direnişe devam” mesajı verdi.
Ardından da adadaki İngiliz üslerinden Malta’ya oradan da İngiltere’ye kaçmayı başardı.
Darbede hayatını zor kurtaran Makarios, 19 Temmuz 1974’te BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşmada; hem Yunanistan’ın amacını açık biçimde ortaya koydu.
Hem yapılan katliamları hem de Kıbrıs Türklerini bekleyen tehlikeleri anlattı.
Makarios tarihi konuşmasında “Güvenlik Konseyi üyelerine, Atina darbesi tarafından yaratılan bu anormal duruma son vermek için ellerinden geleni yapmaları çağrısında bulunuyorum” dedi.
“Kıbrıs’taki olaylar sadece Kıbrıslı Rumların iç meselesi değildir. Kıbrıs Türkleri de etkilenmektedir.
Yunan cuntasının darbesi bir işgaldir ve sonuçlarından hem Rumlar hem de Türkler olmak üzere tüm Kıbrıs halkı zarar görmektedir.” ifadelerini kullandı.
Darbenin başarılı olmasının ardından EOKA’nın tanınan simalarından Nikos Sampson yeni hükûmetin geçici devlet başkanı olarak ilan edildi.
Makarios yandaşı 2 bin kadar Yunan öldürüldü.
Binlerce kişi hapishaneye gönderildi.
Kısa bir süre sonra da “Kıbrıs Helen Cumhuriyeti” kuruldu.
ANKARA SOYKIRIMI ÖNLEMEK İÇİN HAREKETE GEÇTİ
Darbe ve Rumlar arasında yaşanan çatışmalar, Kıbrıs Türklerini de harekete geçirdi.
Darbe haberini, uzun yıllar Türk Ajansı Kıbrıs Müdürü olarak görev yapan Kemal Aşık’tan alan Rauf Denktaş;
Kıbrıs Türklerine olayın Rumlar arasında bir mesele olduğunu aktardı.
Çatışmalara müdahil olunmaması gerektiğini söyledi.
Öte yandan Ankara’ya mesaj göndererek Enosis için son adımın atıldığını belirtti.
Müdahaleden başka bir çare olmadığının altını çizdi.
Denktaş’ın mesajı, Türkiye’de karşılık buldu.
Ankara ilk olarak İngiltere ile birlikte adaya ortak müdahalede bulunma fikrini değerlendirdi.
Düşüncelerini paylaşmak için başkent Londra’ya hareket etti.
Ancak diplomatik temaslardan sonuç alamadı.
Kısa bir süre sonra Türk Büyük Millet Meclisi Ada’ya tek başına müdahale etme kararı aldı.
BARIŞ HAREKATI SABAH SAATLERİNDE BAŞLADI
Türk ordusu, adaya saat 06.05’ten itibaren havadan indirme ve denizden çıkarma yapmaya başladı.
İlk taburlar inerken ciddi bir ateşle karşılaşmadılar.
Denizden çıkarmaysa Karaoğlanoğlu Plajı’na yapıldı.
Harekâtın ikinci günü Rumlar, havadan inen birliklerle denizden çıkan birliklerin birleşmesini engellemek istedi.
Saldırılarını yoğunlaştırdı..
Savaş sürerken haberleşme ve koordinasyon eksikliğinden dolayı Kocatepe muhribi, Türk uçaklarınca batırıldı ve 54 asker şehit düştü.
Dış baskıların artması neticesinde Ankara, BMKG’nin 353 sayılı kararını kabul etti.
Harekatın üçüncü gününde saat 17.00’den itibaren ateş kesmeye karar verdi.
Başarılı bir operasyonla ateşkes başlamadan Girne-Lefkoşa hattı da birleştirildi.
25 Temmuz 1974’te toplanan 1. Cenevre Konferansı, 30 Temmuz 1974’te imzalanan Cenevre Deklarasyonu ile son buldu.
Deklarasyonda, Yunanistan ve Rumlar tarafından işgal edilen Türk acilen boşaltılması ile Ada’da barışın ve anayasal düzenin yeniden tesisini teminen;
Dışişleri bakanları arasında müzakerelere devam edilmesi kararı alındı.
Öte yandan deklarasyonla Ada’da Kıbrıs Türk toplumu ile Kıbrıs Rum toplumu olmak üzere iki özerk yönetimin mevcudiyeti ilkesel olarak tanındı..
YUNANİSTAN ULUSLARARASI HUKUKU HİÇE SAYDI
Konferansın 8 Ağustos’ta başlayan ikinci aşamasında, Yunan yönetimi uluslararası hukukun kararını reddetti.
Ada’da yeni anayasal düzenin kurulmasına yönelik tüm teklifleri olumsuz karşıladı
Ve anayasaya ilişkin varılacak bir uzlaşma için Türk birliklerinin geri çekilmesini ön koşul olarak ileri sürdü.
2. Cenevre Konferansı görüşmelerinden de bir sonuç çıkmayınca 14 Ağustos’ta “Ayşe tatile çıksın” parolasıyla Kıbrıs Barış Harekatı’nın ikinci aşaması başladı.
Ve 16 Ağustos’ta tekrar ateşkes ilan edildi.
İkinci harekat sırasında geri çekilen Rum askerleri, geçtikleri Türk köylerini yakarak silahsız insanları katletti.
Toplu katliamlar, katliam çukurları ve mezarlar, harekatın bitiminde ortaya çıkarıldı.
Kıbrıs Barış Harekatı sırasında, Türk ordusu 498 şehit verirken Kıbrıs Türk tarafı ise 70’i mücahit, 270 kişiyi kaybetti.
Kıbrıs Türkleri genel olarak ise 1672 şehit verdi.
TÜRK ORDUSU’NUN OPERASYONU ATİNA’NIN DENGESİNİ BOZDU
Türkiye’nin başlattığı harekat başarıyla sonuçlanırken Ada’da yaşayan Kıbrıs Türk halkının güvenliği de sağlandı ve Ada’ya barış hakim oldu.
Kıbrıs’ta mevcut sınırların çizilmesine olanak sağlayan harekatın peşine Kıbrıslı Türkler, 1 Ekim 1974’te Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi’ni kurdu.
Ardından Kıbrıs Türklerinin devlet yapısını kökleştirme, anayasa yapma ve çok partili sisteme geçme gibi tecrübeler yaşadığı Kıbrıs Türk Federe Devleti 13 Şubat 1975’te ilan edildi.
KTFD Meclisi, 15 Kasım 1983’te oy birliğiyle aldığı bir kararla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulduğunu ilan etti..
Gelişmelerin ardından Yunanistan’daki cunta idaresi ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ndeki Nikos Sampson Hükûmeti görevini bıraktı.
Askeri hükûmet ise idareyi sivillere devretme kararı aldı.
Ve yedi yıldır Fransa’da sürgünde bulunan Konstantin Karamanlis’i hükûmeti kurması için Yunanistan’a çağırdı.
Karamanlis’in 24 Temmuz 1974’te hükûmeti kurması ile 1967’den beri devam eden cunta rejimi de son bulmuş oldu.
]]>Yunanistan’ın Türk firmaları için enerjinin pek çok alt sektöründe yatırım fırsatları sunduğunu belirten Giannopoulos, “Yunanistan’daki yenilenebilir enerji potansiyelinin bolluğu ve ülkede devam eden büyük ölçekli altyapı projeleri, Yunanistan’ın AB enerji karması oluşturulmasında kilit bir oyuncu olmaya hazır olduğunu ve tüm enerji endüstrilerinde önemli yatırım fırsatları sağlayacağını gösteriyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Giannopoulos, ülkede özellikle sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) terminalleri, boru hatları ve enterkonnektelerle doğal gaz iletiminde yeni altyapılar için yatırım fırsatlarının bulunduğunu kaydetti.
Güneş enerjisi ve güneş-termal santralleri, biyokütle, küçük hidroelektrik ve jeotermal teknolojilerinin yanı sıra yeşil hidrojen ve karbon yakalama gibi gelişen teknolojilerdeki yenilenebilir enerji projelerine de dikkati çeken Giannopoulos, enerji depolama, enerji verimliliği ve tasarrufu projeleri, adalara yönelik elektrik şebekesi bağlantısı ve sürdürülebilir enerji projeleri, sınır ötesi elektrik şebekesi enterkonnektelerinin iyileştirilmesi ve geliştirilmesi, e-mobilite altyapı projeleri gibi konuları da olası yatırım olanakları olarak sıraladı.
ENERJİ, İŞBİRLİĞİ VE ORTAK PROJELERİN GELİŞTİRİLMESİ İÇİN KİLİT SEKTÖR
Giannopoulos, Yunanistan hükümetinin, özellikle Enerji ve Çevre Bakanlığının, son 4 yılda enerji sektörünü desteklemek ve devam eden küresel enerji krizinde ülkenin yeşil dönüşümünü kolaylaştırmak için birçok reform uyguladığını vurgulayarak, enerji yatırımcılarını desteklemeye yönelik bazı kriterler belirlendiğini dile getirdi.
Türk şirketlerinin bu fırsatlardan yararlanarak büyüyen Yunanistan yenilenebilir enerji pazarından yararlanabileceğini belirten Giannopoulos, “(Şirketler) Güneş, hidro ve jeotermal enerji projeleri gibi yenilenebilir enerji projelerine doğrudan yatırım yapabilir ve Yunan yenilenebilir enerji firmaları ile stratejik ortaklıklar kurarak teknoloji, uzmanlık ve sermayeye erişim, teknik bilgi transferi ve proje uygulama kapasitelerini artırabilirler.” ifadesini kullandı.
Giannopoulos, Türk şirketlerin, Yunan hükümetinin yenilenebilir enerjinin geliştirilmesi için uyguladığı ihale usulü, tarifeler, vergi ve lisans avantajlarının yanı sıra iş gücü destek programları gibi teşvik ve reformlardan da yararlanabileceklerini belirterek, yenilenebilir enerji ekipman ve hizmetlerinin ihracatını Yunan meslektaşlarıyla birlikte geliştirebileceklerini söyledi.
Türkiye ile Yunanistan arasındaki pozitif ajandaya da değinen Giannopoulos, “Ülkelerimiz arasındaki tarihi, kültürel ve ticari bağların yanı sıra pozitif gündem çerçevesinde kurulan işbirliklerini de göz önünde bulundurarak, Yunanistan ve Türkiye’nin Ege ve Doğu Akdeniz’de enerji işbirliğini geliştirmeye yönelik bir sonraki adımları atmasının zamanının geldiğine inanıyorum.” dedi.
Giannopoulos, bu kapsamda ihtiyaç duyulan “elverişli ortam” için gerekli adımları şöyle sıraladı:
“Başarılı ortak girişimler oluşturmak amacıyla enerji konusunda diyalog artırılmalı ve geliştirilmeli. Enerji işbirliğini teşvik etmek için ikili iş ve enerji forumları düzenlenmeli. Enerji altyapısı ve teknolojilerinin gelişimi için ortak yatırımlar teşvik edilmeli. Enerji projelerinin ilerletilmesinde her iki sektörün güçlü yönlerinden yararlanılması için kamu-özel sektör ortaklıkları teşvik edilmeli. Her iki hükümet de sınır ötesi projeleri etkin bir şekilde desteklemek için düzenleyici ve yasal çerçevelerini uyumlu hale getirmeye devam etmeli.”
Ankara ile Atina arasında geliştirilecek enerji işbirliğinin önemine dikkati çeken Giannopoulos, “Enterprise Greece, hükümetimizin ikili düzeyde pozitif gündemi teşvik eden girişimlerini aktif olarak destekliyor ve katılıyor. Yunanistan ve Türkiye enerji işbirliğini teşvik edecek gelecekteki her türlü girişime katılmaktan mutluluk duyacağız.” diye konuştu.
Giannopoulos, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in mayısta Ankara’daki görüşmesinin iki liderin son 10 aydaki dördüncü görüşmesi olduğunu belirterek, “Komşu ülkelerimiz arasındaki olumlu gündem ve ikili ekonomik ilişkilerin önümüzdeki 5 yıl içerisinde 2 katına çıkarılması taahhüdü yeniden teyit edildi. Bu bağlamda, enerjinin her iki ülkede de işbirliği ve ortak projelerin geliştirilmesi için kilit iş sektörlerinden biri olduğunu düşünüyoruz.” ifadelerini kullandı.
“ENERJİ SEKTÖRÜNDE DAHA FAZLA İŞBİRLİĞİ İÇİN ÇOK İYİ BEKLENTİLER VE FIRSATLARIN OLDUĞUNA INANIYORUZ”
Yunanistan ve Türkiye’nin sera gazı emisyonlarını azaltma konusunda kararlı olduğunun altını çizen Giannopoulos, iki ülke arasında özellikle yenilenebilir enerji alanında daha yakın ilişkiler kurmanın önemine vurguladı.
Giannopoulos, mevcut uluslararası elektrik bağlantılarının iyileştirilmesinin kara ve deniz üstü rüzgar parklarının yanı sıra diğer yenilenebilir enerji teknolojilerinin geliştirilmesine de katkı sağlayacağını belirterek, şöyle devam etti:
“Yunanistan’ın gaz şebekesini daha da genişletmesi ve aynı zamanda ülkenin çeşitli bölgelerinde önemli yüzer LNG depolama ve yeniden gazlaştırma ünitesi kapasiteleri inşa etmesi nedeniyle, gaz enterkonnektelerimiz daha yakın işbirliğinin sağlanabileceği bir diğer alan.”
İstanbul’da nisanda ilk kez düzenlenen Türk-Yunan Enerji Forumu’na ilişkin Giannopoulos, “Ülkelerimiz arasında gelecekte enerji sektöründe daha fazla işbirliği için çok iyi beklentiler ve fırsatlar olduğuna inanıyoruz. Forumda Yunanistan’ın enerji alanındaki gelişmelerini ve beklentilerini daha ayrıntılı olarak ele alma fırsatı bulduk.” dedi.
Libya’da Türkiye’nin desteklediği Trablus hükümetiyle, Yunanistan arasında Doğu Akdeniz’deki kaynakların paylaşımı ile ilgili gerilim yükseldi. Yunan yönetimi Girit Adası’nın batısı ve güneybatısında Mayıs ayı içinde bir dizi sismik araştırma gerçekleştirdi. Atina’nın hamlesi, Türkiye ile Libya arasında 2019 yılında imzalanan deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakat muhtırasını ihlal etti. Buna binaen Trablus’taki geçici hükümet Atina’ya protesto notası verdi. Yunan Dışişleri kaynakları da Libya’nın notasına önümüzdeki günlerde karşılık verileceğini açıkladı.
Yunan medyası meşru hükümetin verdiği protesto notasını manşetlerine taşıdı. Trablus’un hamlesinde Türkiye’nin rolü olabileceği iddia edildi. Kathimerini gazetesi notanın Yunan Başbakan Miçotakis’in Erdoğan’la Ankara’da yaptığı görüşmeden hemen önce gönderildiğine dikkat çekti. Bu durumun siyasi bir mesaj olabileceğini vurguladı. Ancak konuyla ilgili Miçotakis yönetiminden resmi bir açıklama yapılmadı.
Türkiye’nin Trablus hükümetiyle vardığı mutabakat 5 yıldır uygulanıyor ve Birleşmiş Milletler tarafından tescil edilmiş durumda. Uluslararası hukuk kurallarına uygun şekilde düzenlenen anlaşma, iki ülkenin de Doğu Akdeniz’deki hak ve çıkarlarını korumayı amaçlıyor.
Yunanistan ise Doğu Akdeniz’de “Sevilla Haritası”yla vücut bulan hedefleriyle Türkiye’yi Antalya Körfezi ve çevresinden ibaret oldukça dar bir bölgeye hapsetmeyi planlıyor. Atina yönetimi bu doğrultuda 6 Ağustos 2020 tarihinde Mısır’la bir anlaşma imzalayarak Türkiye-Libya anlaşmasını “geçersiz kılmaya” çalıştı. Ankara’dan yapılan açıklamada Yunanistan ile Mısır arasında deniz sınırı bulunmadığı için anlaşmanın yok hükmünde olduğuna vurgu yapıldı. Söz konusu alanın Birleşmiş Milletler’e de bildirilen Türk kıta sahanlığı içinde yer aldığı hatırlatıldı.
YUNANİSTAN’IN ADIMININ ZAMANLAMASI MANİDAR!
Türkiye ile Libya arasındaki deniz sınırlarını belirleyen anlaşmanın dünyaca kabul görmesinin ardından Yunanistan’ın neden böyle bir hamle yaptığının ise birçok cevabı olabilir. İlk olarak bu konuda siyasi başarısızlık yaşayan Atina’nın, statükoyu kabul etmediğini dünyaya duyurma isteğinden bahsedilebilir. Miçotakis yönetiminin ayrıca ülkesindeki milliyetçi kesimin desteğini kaybetmemek için Yunan dış politikasını pasifize göstermeme niyetinde olduğu yorumlanabilir.
Türkiye’nin Mısır’la ilişkilerini yeniden canlandıracağını açıklaması da Atina’nın bu noktada elini zayıflatmış durumda. Zira Mursi yönetiminin devrilmesinin ardından Kahire’yle ilişkilerini sınırlayan Ankara, zaman içinde Mısır’la ilişkilerini düzeltti. Bölgenin güçlü ülkelerinden olan Mısır’ın Türkiye ile Akdeniz’de ortak çıkarlara sahip olarak hareket etmesi, bölgeden uzak bir coğrafyada bulunan Yunanistan’ın elini zayıflatabilir. Hali hazırda Atina’nın, Doğu Akdeniz’de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, İsrail ve Mısır ile yakın işbirliği devam etse de, bu durumun bilhassa Kahire ayağının sallantıya girmesi muhtemel.
Söz konusu ülkeler arasındaki iş birliği yalnızca diplomatik söylemlerle sınırlı kalmamış; Somut adımlar atılarak bölgede yeni bir ticaret ağı oluşturulması planlanmıştır. Buna en büyük örnek olarak EastMed Doğal Gaz Boru Hattı Projesi verilebilir. Eastmed Boru Hattı, karada ve denizde devam eden, Doğu Akdeniz kaynaklarını Kıbrıs ve Girit üstünden Yunanistan topraklarına ulaştırması beklenen doğalgaz boru hattı olarak dizayn edildi. Projeyle doğal gazın Yunanistan üzerinden İtalya’ya oradan da bütün Avrupa’ya aktarılması amaçlandı.
2020 yılında başlanan projenin 7 yıl içinde tamamlanması bekleniyordu. Ancak Türkiye bu boru hattının güzergahını Libya ile yaptığı MEB anlaşması alanlarını kapladığı için kabul etmedi. Eastmed Boru Hattı’nın geçirilmesi planlanan deniz sınırlarına hakim olarak bölgeye donanma birliklerini gönderdi. Ve organizasyon ortaklarından olan ABD, Türkiye ile yeni bir siyasi krizin başlamaması için projeden çekildi..
TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ DOĞU AKDENİZ’DE CAYDIRICI POZİSYONDA
Doğu Akdeniz’de trilyonlarca metreküp keşfedilmemiş doğal gaz olduğu tahmin ediliyor. Gazın keşfedilip, dolaşıma sokulması bölge dışı aktörlerin de iştahını artıyor. Bugüne kadar bölgede Türkiye’nin dışarıda bırakıldığı formüller denendi. Fakat hem sahada hem de diplomaside kararlı duruş, Ankara’nın içinde olmadığı politikaların başarısızlığa mahkum olacağını ispatlamış oldu. Nitekim Türk donanması ve diğer birlikler bölgedeki ülkelerin askeri olarak caydırabileceği bir konumda değil.
Yunanistan’ın Avrupa Birliği ve diğer uluslararası kuruluşlar aracılığıyla diplomatik destek aradığı ve Türkiye’ye yaptırım uygulanmasını talep ettiği biliniyor. Ancak Ankara’nın Ukrayna Savaşı başta olmak üzere birçok konudaki arabulucu rolü ve uluslararası hukuka bağlı kalması Atina’nın elini bağlayan bir unsur. Ayrıca gerçekleştirilen silah satışı yaptırımlarına da Türkiye’nin yanıtı yerli ve milli savunma sanayi hamleleri oldu. Bu hamlelerle birlikte dünyada eşi ve benzeri az sayıda olan projeler gerçekleştirildi. Tüm bunların ışığında, Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de “tek egemen” olma hayalini bir kenara bırakarak, Türkiye’nin de içinde bulunduğu uluslararası ortaklıklara adapte olması gerekiyor. Aksi halde EastMed projesinde olduğu gibi, gerçekleştirmeyi tasarladığı hedefler, Ankara tarafından haklı gerekçelerle “iptal edilebilir.”
]]>Haber7-ÖZEL
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 7 Aralık 2023‘te Atina’da düzenlenen Yüksek Düzeyli İş Birliği Konseyi vesilesiyle Yunanistan’ı ziyaretiyle iki ülke ilişkilerinde yeni döneme girildi.
Türkiye ile Yunanistan arasında son dönemdeki yumuşama sinyallerinin ardından peş peşe önemli gelişmeler yaşandı. Yunanistan’ın bazı Ege adalarında Türklere kapıda vize uygulamasını başlatması ve verilen iyi siyasi mesajlar sonrası liderler tekrar bir araya geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunanistan Başbakanı Miçotakis’i Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde kabul etti.
Erdoğan-Miçotakis görüşmesi Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan sorunların çözümünü tekrar gündeme getirirken, uzmanlar iki liderin görüşmesini Haber7‘ye değerlendirdi. Yunan Gazeteci Manolis Kostidis ve Dış Politika Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Bilgin, Erdoğan-Miçotakis görüşmesine ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.
HEDEF ÖNCELİKLE EKONOMİK KONULAR
Erdoğan-Miçotakis görüşmesine ilişkin konuşan Yunan Gazeteci Manolis Kostidis, bu görüşmelerle birlikte iki ülke ilişkilerinde normalleşmenin söz konusu olduğunu söyledi. Türkiye ile Yunanistan arasındaki görüş ayrılıklarına rağmen liderlerin görüşmesinin önemli olduğunu vurgulayan Kostidis, “Hedef en azından ekonomik manada, yatırım alanında, turizm alanında bir normalleşmeye gitmek. Diğer sorunları da daha sonra ele alınabilecek konular arasına eklemek gibi görünüyor.” ifadelerini kullandı.
Türkiye ile Yunanistan’ın 2002 yılından 2016’ya kadar bunu başardığını söyleyen Kostidis, “Yunanistan’la Türkiye’nin Ege, Doğu Akdeniz gibi konularda birçok görüş ayrılığı vardı. Ama ona rağmen beraber ilerleyebiliyorlardı. Tekrar eski duruma dönmek söz konusu.” dedi.

KITA SAHANLIĞI SORUNUNUN ÇÖZÜLMESİ BİRÇOK SORUNU ÇÖZER
İki ülke arasındaki en büyük sorunların başında Kıbrıs, Doğu Akdeniz ve Ege’deki kıta sahanlığı meselesinin geldiğini söyleyen Yunan Gazeteci, kıta sahanlığı konusunun çözülmesinin birçok konuyu çözüme kavuşturabileceğini ancak kısa vadede bu konuların çözümünün hem teknik hem de siyasi manada mümkün olmadığını belirterek “Elbette ki bu Ege’deki sakin sular döneminin bir yılı aşmış olması, aynı zamanda dün söylendiği gibi ekonomik manada 6 milyar dolardan hedef on milyar dolara yükseliyor. Bu adımlar atılırsa siyasilerin işi biraz daha kolaylaşır diyebiliriz ama kısa vadede 50 yıldır çözülmeyen sorunların kısa vadede çözülmesini beklemek açıkçası biraz zorlu diyebiliriz.” şeklinde konuştu.
ÖNCE YUNANİSTAN’IN NORMALLEŞMESİ GEREKİYOR
Türkiye’nin Yunanistan’la ilişkileri normalleştirmek ve ‘yumuşama’ adı verilen süreci başlatmak için elinden geleni yaptığını söyleyen Dış Politika Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Bilgin, Yunanistan’la normal ilişkiler kurmanın sadece Türkiye’nin elinde olan bir şey olmadığını bu durumun aynı zamanda Yunanistan’ın normalleşmesiyle alakalı bir süreç olduğunu söyledi. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’nın daha birkaç gün önce Fatih’te bulunan ve 79 yıl sonra yeniden ibadete açılan Kariye Camii’nin açılışını kınayan bir açıklama yaptığını söyleyen Bilgin, “Şimdi 500 yıldır cami olan Kariye Camii’nin tekrar ibadete açılmasına dair açıklama yapmak Yunanistan’ın normalleşip normalleşmeyeceğine dair büyük soru işaretleri yaratıyor. Çünkü yani biz Yunanistan diye bilinen topraklarda eski Türk vilayetlerinde yok edilen yıkılmış binlerce camiyi, türbeyi, okulu, mektebi, kütüphaneyi konuşmadan Türkiye’deki 500 sene önce açılmış camiyi mesele yapıyor olmak bu işte anormal bir süreç işaret ediyor.” dedi.

YUNANİSTAN ULUSAL KİMLİĞİNİ TÜRK KARŞITLIĞI OLARAK BELİRLEDİ
Yunanistan’ın kuruluşundan itibaren ulusal kimliğini Türk karşıtlığını esas alarak belirlediğini ve sol hükümet de olsa, sağ hükümet de olsa, nesiller de değişse, hükümette de değişse Türkiye karşıtlığı ana ekseni hala orada durduğunun altını çizen Bilgin, “Kariye Cami’nin açılışını mesele yapmasının yanı sıra Yunan medyası hafta boyunca mesela Kaan uçağını ikinci defa havaya çıkmasına konuştu. Bunu tehdit olduğunu söyledi. Dönelim bir Türk yiyeceği olarak tescil edilmesinin Yunanistan’ın yemeğinin çalınması olarak değerlendirdi. Yani Yunanistan’ın hem hükümet hem de kamuoyunda ciddi bir anormallik var.” şeklinde konuştu.
Bilgin, Türkiye’nin ilişkileri normalleştirmek için elinden geleni yaptığını belirterek “Sayın Cumhurbaşkanı bu konuda çok büyük emek harcıyor. Ama Yunanistan tarafında bu normalleşme sürecinin nasıl anlaşılacağı büyük bir soru işareti. Yunanistan’ın normalleşip, normalleşemeyeceği büyük bir soru işareti.” ifadelerini kullandı.
ABD BÜYÜK FAKTÖR
Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde ABD’nin büyük belirleyici faktör olduğunu söyleyen Bilgin, ABD’nin Yunanistan’ı garnizona dönüştürdüğünü belirterek Türkiye’ye karşı bir operasyon unsuruna çevirdiğini söyledi. Son dönemde İsrail’i korumak için kalkan uçakların bile Güney Kıbrıs’tan kalktığının altını çizen Bilgin şu ifadelere yer verdi;
Ülkede Türk karşıtı konumunun hiç değişmiyor olması, Yunan kamuoyundaki Türk karşıtlığını çok canlı oluyor olması hem de ABD’nin bir şekilde Yunanistan’a sürekli Türkiye’ye karşı teşvik ediyor oluşu, Yunanistan ve Türk ilişkilerinin normalleşmesinin önünde çok büyük sorunlar ve engeller oluşturuyor. Ona rağmen Türkiye elinden geleni yapıyor. Yunanistan işin aslında bu önemli bir fırsattır Türkiye’nin diyalog kapısını açması. Zeytin Dalı’nın uzatıyor olması. Yunanistan’ı değerlendirebilirse Yunanistan kazanacaktır.
YUNANİSTAN’IN İSTEKLERİ EGEMENLİK HAKKIMIZI İHLAL EDİYOR
Türkiye ile Yunanistan’ın sorunlarının çözümüne ilişkin de açıklamalarda bulunan Bilgin, Yunanistan’ın Doğu Akdeniz ve Ege‘deki isteklerinin Türkiye’nin egemenlik haklarını ihlal ettiğini söyledi.
Bilgin şu sözleri sarf etti;
Ege’de on iki mil için ısrarcılar. Kıbrıs meselesi orada duruyor. Doğu Akdeniz meselesinde İsrail’le birlikte gaz forumu kurdular. Bizim hem Mavi vatanımızdaki egemenlik haklarımızı ihlal ediyorlar, hem de Ege’deki egemenlik hakkımızı ihlal ediyorlar. Batı Trakya’daki Türklerin haklarını da ihlal ediyorlar. Onlara Türk bile demiyorlar.
Yani burada ben Türkiye ile Yunanistanın kolay kolay uzlaşabileceğini düşünmüyorum. Ama en azından sorunları ciddi büyük krize dönüşmeden yönetebilmeye çalışıyorlar. Zaten diplomasi bu demektir.
Haber7-ÖZEL
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 7 Aralık 2023‘te Atina’da düzenlenen Yüksek Düzeyli İş Birliği Konseyi vesilesiyle Yunanistan’ı ziyaretiyle iki ülke ilişkilerinde yeni döneme girildi.
Türkiye ile Yunanistan arasında son dönemdeki yumuşama sinyallerinin ardından peş peşe önemli gelişmeler yaşandı. Yunanistan’ın bazı Ege adalarında Türklere kapıda vize uygulamasını başlatması ve verilen iyi siyasi mesajlar sonrası liderler tekrar bir araya geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yunanistan Başbakanı Miçotakis’i Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde kabul etti.
Erdoğan-Miçotakis görüşmesi Türkiye ile Yunanistan arasında yaşanan sorunların çözümünü tekrar gündeme getirirken, uzmanlar iki liderin görüşmesini Haber7‘ye değerlendirdi. Yunan Gazeteci Manolis Kostidis ve Dış Politika Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Bilgin, Erdoğan-Miçotakis görüşmesine ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.
HEDEF ÖNCELİKLE EKONOMİK KONULAR
Erdoğan-Miçotakis görüşmesine ilişkin konuşan Yunan Gazeteci Manolis Kostidis, bu görüşmelerle birlikte iki ülke ilişkilerinde normalleşmenin söz konusu olduğunu söyledi. Türkiye ile Yunanistan arasındaki görüş ayrılıklarına rağmen liderlerin görüşmesinin önemli olduğunu vurgulayan Kostidis, “Hedef en azından ekonomik manada, yatırım alanında, turizm alanında bir normalleşmeye gitmek. Diğer sorunları da daha sonra ele alınabilecek konular arasına eklemek gibi görünüyor.” ifadelerini kullandı.
Türkiye ile Yunanistan’ın 2002 yılından 2016’ya kadar bunu başardığını söyleyen Kostidis, “Yunanistan’la Türkiye’nin Ege, Doğu Akdeniz gibi konularda birçok görüş ayrılığı vardı. Ama ona rağmen beraber ilerleyebiliyorlardı. Tekrar eski duruma dönmek söz konusu.” dedi.

KITA SAHANLIĞI SORUNUNUN ÇÖZÜLMESİ BİRÇOK SORUNU ÇÖZER
İki ülke arasındaki en büyük sorunların başında Kıbrıs, Doğu Akdeniz ve Ege’deki kıta sahanlığı meselesinin geldiğini söyleyen Yunan Gazeteci, kıta sahanlığı konusunun çözülmesinin birçok konuyu çözüme kavuşturabileceğini ancak kısa vadede bu konuların çözümünün hem teknik hem de siyasi manada mümkün olmadığını belirterek “Elbette ki bu Ege’deki sakin sular döneminin bir yılı aşmış olması, aynı zamanda dün söylendiği gibi ekonomik manada 6 milyar dolardan hedef on milyar dolara yükseliyor. Bu adımlar atılırsa siyasilerin işi biraz daha kolaylaşır diyebiliriz ama kısa vadede 50 yıldır çözülmeyen sorunların kısa vadede çözülmesini beklemek açıkçası biraz zorlu diyebiliriz.” şeklinde konuştu.
ÖNCE YUNANİSTAN’IN NORMALLEŞMESİ GEREKİYOR
Türkiye’nin Yunanistan’la ilişkileri normalleştirmek ve ‘yumuşama’ adı verilen süreci başlatmak için elinden geleni yaptığını söyleyen Dış Politika Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Bilgin, Yunanistan’la normal ilişkiler kurmanın sadece Türkiye’nin elinde olan bir şey olmadığını bu durumun aynı zamanda Yunanistan’ın normalleşmesiyle alakalı bir süreç olduğunu söyledi. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’nın daha birkaç gün önce Fatih’te bulunan ve 79 yıl sonra yeniden ibadete açılan Kariye Camii’nin açılışını kınayan bir açıklama yaptığını söyleyen Bilgin, “Şimdi 500 yıldır cami olan Kariye Camii’nin tekrar ibadete açılmasına dair açıklama yapmak Yunanistan’ın normalleşip normalleşmeyeceğine dair büyük soru işaretleri yaratıyor. Çünkü yani biz Yunanistan diye bilinen topraklarda eski Türk vilayetlerinde yok edilen yıkılmış binlerce camiyi, türbeyi, okulu, mektebi, kütüphaneyi konuşmadan Türkiye’deki 500 sene önce açılmış camiyi mesele yapıyor olmak bu işte anormal bir süreç işaret ediyor.” dedi.

YUNANİSTAN ULUSAL KİMLİĞİNİ TÜRK KARŞITLIĞI OLARAK BELİRLEDİ
Yunanistan’ın kuruluşundan itibaren ulusal kimliğini Türk karşıtlığını esas alarak belirlediğini ve sol hükümet de olsa, sağ hükümet de olsa, nesiller de değişse, hükümette de değişse Türkiye karşıtlığı ana ekseni hala orada durduğunun altını çizen Bilgin, “Kariye Cami’nin açılışını mesele yapmasının yanı sıra Yunan medyası hafta boyunca mesela Kaan uçağını ikinci defa havaya çıkmasına konuştu. Bunu tehdit olduğunu söyledi. Dönelim bir Türk yiyeceği olarak tescil edilmesinin Yunanistan’ın yemeğinin çalınması olarak değerlendirdi. Yani Yunanistan’ın hem hükümet hem de kamuoyunda ciddi bir anormallik var.” şeklinde konuştu.
Bilgin, Türkiye’nin ilişkileri normalleştirmek için elinden geleni yaptığını belirterek “Sayın Cumhurbaşkanı bu konuda çok büyük emek harcıyor. Ama Yunanistan tarafında bu normalleşme sürecinin nasıl anlaşılacağı büyük bir soru işareti. Yunanistan’ın normalleşip, normalleşemeyeceği büyük bir soru işareti.” ifadelerini kullandı.
ABD BÜYÜK FAKTÖR
Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde ABD’nin büyük belirleyici faktör olduğunu söyleyen Bilgin, ABD’nin Yunanistan’ı garnizona dönüştürdüğünü belirterek Türkiye’ye karşı bir operasyon unsuruna çevirdiğini söyledi. Son dönemde İsrail’i korumak için kalkan uçakların bile Güney Kıbrıs’tan kalktığının altını çizen Bilgin şu ifadelere yer verdi;
Ülkede Türk karşıtı konumunun hiç değişmiyor olması, Yunan kamuoyundaki Türk karşıtlığını çok canlı oluyor olması hem de ABD’nin bir şekilde Yunanistan’a sürekli Türkiye’ye karşı teşvik ediyor oluşu, Yunanistan ve Türk ilişkilerinin normalleşmesinin önünde çok büyük sorunlar ve engeller oluşturuyor. Ona rağmen Türkiye elinden geleni yapıyor. Yunanistan işin aslında bu önemli bir fırsattır Türkiye’nin diyalog kapısını açması. Zeytin Dalı’nın uzatıyor olması. Yunanistan’ı değerlendirebilirse Yunanistan kazanacaktır.
YUNANİSTAN’IN İSTEKLERİ EGEMENLİK HAKKIMIZI İHLAL EDİYOR
Türkiye ile Yunanistan’ın sorunlarının çözümüne ilişkin de açıklamalarda bulunan Bilgin, Yunanistan’ın Doğu Akdeniz ve Ege‘deki isteklerinin Türkiye’nin egemenlik haklarını ihlal ettiğini söyledi.
Bilgin şu sözleri sarf etti;
Ege’de on iki mil için ısrarcılar. Kıbrıs meselesi orada duruyor. Doğu Akdeniz meselesinde İsrail’le birlikte gaz forumu kurdular. Bizim hem Mavi vatanımızdaki egemenlik haklarımızı ihlal ediyorlar, hem de Ege’deki egemenlik hakkımızı ihlal ediyorlar. Batı Trakya’daki Türklerin haklarını da ihlal ediyorlar. Onlara Türk bile demiyorlar.
Yani burada ben Türkiye ile Yunanistanın kolay kolay uzlaşabileceğini düşünmüyorum. Ama en azından sorunları ciddi büyük krize dönüşmeden yönetebilmeye çalışıyorlar. Zaten diplomasi bu demektir.
SORU – CEVAP
Sayın Cumhurbaşkanı, Kyriakos Miçotakis’in Ankara ziyaretine ilişkin açıklamanızda kendisi ile iki ülke arasındaki ilişkilerin nasıl geliştirilebileceği konusunda görüşeceğinizi belirtmiştiniz. İlişkilerin seviyesinden memnun musunuz? Hedef nedir ve ona nasıl ulaşılabilir?
Hedef basit; sorunları çözerek dostluğumuzu pekiştirmek, ikili ilişiklerimizin seviyesini tarihte görülmemiş düzeye çıkartmaktır. Bunun için Türkiye olarak son dönemde samimi ve etkin adımlar attık ve buna da devam etmek niyetindeyiz. Bizler, Türkiye ve Yunanistan olarak sadece aynı coğrafyayı değil, birçoğu tarihsel boyut taşıyan ortak unsurları da paylaşıyoruz. Tabii ki aynı düşünmediğimiz konular bulunuyor, fakat uzlaşabileceğimiz başlıkların da sayısı az değil. Açık yüreklilikle tüm konuları bir arada konuşup çözüm yolunda adımlar atabiliriz. Ertelemek sorunları çözmüyor, bunların üzerlerine cesaretle gidip, çözüm iradesini ortaya koymak gerekir. Biz dünyanın takdirle izlediği şekilde hem bölgemizde hem dünyanın değişik coğrafyalarında nasıl barışın kök salması için çabalıyorsak, Ege Denizi’nin iki yakasında da barışın ve huzurun ebediyen hakim olması için elimizden geleni yaparız. Bozmak kolay olandır. Zor olan inşa etmek ve sorunları ustalıkla çözmektir. Dolayısıyla iki ülkenin iki duvar arasına sıkıştırılmaya çalışılan ilişkilerini rahatlatmak ve o önyargılarla bezeli duvarları yıkmak elimizde. Tek ihtiyacımız olan çözüme odaklanmış ve samimi tarihi adımlardır.
“İKLİM, SOMUT MEYVELER VERMEYE BAŞLADI”
Sayın Miçotakis’le Atina’da iletişiminiz nasıldı? Onunla iletişiminiz arzu ettiğiniz düzeyde mi?
Sayın Miçotakis ile son dönemde bir uyum iklimi yakaladığımızı düşünüyorum. Atina’da bizleri memnun eden bir misafirperverlik ortaya koydular. Tabii ki Sayın Miçotakis’i Ankara’da ağırladığımızda, Türk misafirperverliğinin en nadide örneklerinden birini daha sergileyeceğiz. Sözünü ettiğim iklim, somut meyveler vermeye başladı. Atina Bildirgesi, imzaladığımız anlaşmalar, protokoller onlardan sadece birkaçı. Bunlara yenilerini eklememizin önünde engel yok. Sadece bizler değil, bakanlar ve bürokratlar düzeyinde de gayet iyi ilişkilerin tesis edildiğini söyleyebilirim. Yani neticede birçok kademede iletişimimiz memnuniyet verici ve bunun olumlu manada ileriye taşınması da gayet mümkün.
“TÜRKİYE’NİN FİİLİ DURUMLARI KABUL ETMEYECEĞİNİ HERKES BİLİR”
Geçtiğimiz günlerde Ankara, Yunanistan’ın Ege’de deniz parkları konusunda atmak istediği adımlara tepki gösterdi. Atina, bu adımların “çevre” konusu ile alakalı olduğunu söylerken, Türkiye Dışişleri Bakanlığı da “adaların egemenliği” konusunu gündeme getirdi. Sayın Miçotakis, Yunanistan’ın deniz parklarını ilan edeceğini belirtti. Sadece denizdeki kullanım hakları değil, kara üzerindeki egemenlik konuları da gündemeE geldiği zaman, diyalog ilerleyebilir mi?
Egemenlik konularının gündeme gelmesi diyalog zeminine zarar veren ve ilerlemesini engelleyen bir durum değil. Bizler bu zemini her koşulda koruyabilir ve ilerlemeyi sağlayabiliriz. Bu konular da zaten ele almamız gerekenler listesinde müstesna bir yere sahip. Oldubittilerden uzak bir perspektifle ve çözüme inanmış bir yaklaşımı benimseyerek bu meseleleri konuşabiliriz. Ancak, bu zemine “ben yaptım oldu” anlayışı en büyük zararı verir. Türkiye olarak çevre konusunda ne kadar hassas olduğumuz herkesin malumudur. Fakat bunun kullanışlı bir paravan olarak görülmesi ve başka tartışmalı durumların onun arkasında bir şekilde gizlenmeye çalışılması doğru olmaz. Her konuyu kendi mecrasında ele almak gerekir. Nasıl sağlam olmayan zemine inşa edeceğiniz bir bina kısa zamanda yıkılırsa, tarihi, hukuki ve fikri zemini çürük tezler de yerle bir olmaya mahkumdur. Mesela elinizde geçerli bir tapu olmadan gelişigüzel bir yere bir baraka dahi inşa edemezsiniz. Bu bir fiili durumdur, hukuki karşılığı ve yaptırımları vardır. Türkiye’nin bu coğrafyada fiili durumları kabul etmeyeceğini herkes bilir.
Yunanistan, deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin Türkiye ile Libya, Türkiye ise, Yunanistan ile Mısır arasında yapılan anlaşmaları geçersiz saymaktadır. Benzer şekilde Kıbrıs ile İsrail arasında yapılan birtakım anlaşmalar da Türkiye açısından geçersiz sayılmaktadır. Böyle bir ortamda Yunanistan ile Türkiye arasında hidrokarbon konusunda herhangi bir iş birliğinden söz edebilir miyiz?
Bir düzeltme yaparak başlayalım. Sorunuzda Kıbrıs ile İsrail arasında bir anlaşmadan söz ettiniz. Orada Kıbrıs adasının tamamının İsrail ile Münhasır Ekonomik Bölge sınırlandırma anlaşması yaptığı gibi bir varsayım söz konusu. Bizim tanımadığımız anlaşma Güney Kıbrıs’taki Rum Yönetimi ile İsrail arasında yapılmış ve adanın asli unsuru olan Kıbrıs Türklerinin yani Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hak ve menfaatleri yok sayılmıştır.
Diğer taraftan bize göre enerji bir çatışma alanı değil, bir iş birliği alanıdır. Bunun için pozitif bakış açısı ile meseleye yaklaşmak yeter de artar bile. Türkiye hidrokarbon kaynakların hakça, adil ve kapsayıcı paylaşımını savunmuş ve sürekli bunun çağrısını yapagelmiştir. Her konuda olduğu gibi burada da egemenlik haklarımıza ve yetkilerimize saygı duyulmasını istiyor, kıyıdaş ülkelerin hak ve yetkilerine de saygı duyuyoruz. Ancak Türkiye’yi yok sayma girişimleri karşısında da gerekli tepkiyi her zaman verdik. Bunun yanında açık bir çağrı yaparak kapsayıcı bir enerji iş birliği için zemin oluşturulması gerektiğini bunun için atılacak adımlara destek vereceğimizi ilan ettik. Herkes bilmelidir ki, Doğu Akdeniz başta olmak üzere bölgede Türkiye’nin içinde bulunmadığı bir enerji platformunun başarılı olması güçtür. Yıllardır dillendirdiğimiz Doğu Akdeniz konferansını toplayarak “kazan-kazan” anlayışı ile bir çözüm zemini oluşturmak mümkündür. Bu konuda yaptığımız çağrılar ne yazık ki bugüne kadar cevapsız kaldı. Bölgede sağlıklı bir diyaloğun temini için önemli bir potansiyeli bulunan bu önerimizin diğer aktörlerce de benimsenmesi gerektiğini her vesileyle vurguladım. Böyle bir adımın iş birliğini kolaylaştıracağını, kaynak çeşitliliği ve güvenliğine katkıda bulunacağını düşünüyorum. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarını yok sayan adımlar, maalesef bugüne kadar bu mesele ile ilgili atmosferi zehirledi. Bundan vazgeçip arzu ettiğimiz diyalog zemininin oluşması halinde biz kalıcı çözüm için elimizi taşın altına koymaya hazırız. Gerginlik ile bir yere varılamaz. Kışkırtmalara kapılmanın kimseye faydasının olmadığı anlaşılmalı ve makulde buluşmanın yolları aranmalıdır.
“İHTİLAFLI NOKTALARI GÖZ ARDI ETMEMELİYİZ”
İki ülkenin Ege kıta sahanlığı konusundaki pozisyonları biliniyor. İki ülkenin tutumunda bir değişiklik beklenmiyor. Kronikleşen anlaşmazlığın çözümü için Lahey’deki uluslararası mahkeme gibi bir kurumun arabuluculuğunu kabul eder misiniz?
Burada çözümün yolu bellidir, uluslararası hukuka uymak ve bunu sürdürülebilir kılmak. Bundan kaçmadığımız sürece birlikte aşamayacağımız hiçbir engel olmamalı. Biliyorsunuz biz sorunların paket halinde çözülmesi gerektiğini savunuyoruz. Tek bir ihtilafa odaklanarak diğer ihtilaflı noktaları göz ardı etmemeliyiz. Kapsamlı çözüme ulaştığımızı söylediğimizde, gelecek kuşaklara pürüzler devretmemeliyiz. Önceliğimiz bellidir. Uluslararası hukuka uygun barışçıl yöntemlerle çözüm bulma yaklaşımımız sorunları ortadan kaldırmanın anahtarıdır. Bizler BM Şartı’na kayıtlı çözümleri gerek duyulması halinde dışlamıyoruz. Bunu da açık bir şekilde her vesileyle dile getiriyoruz. Somut ve yapıcı fikirlere odaklanmanın bizi çözüm rotasına sokacağına olan inancımız tamdır. Yeter ki “şu sorunu çözelim diğerleri çözümsüz kalsa da olur” demeyelim ve sorunların üzerine beraberce gidelim.
“NETANYAHU’NUN YÖNTEMLERİ HİTLER’İ KISKANDIRACAK SEVİYEDE”
Sayın Cumhurbaşkanı, Gazze’deki gelişmeleri de size sormak istiyoruz. Gazze’de yaptıklarından dolayı İsrail’i suçluyorsunuz ve Sayın Netanyahu’yu “zamanın Hitler’ine” benzetiyorsunuz ve İsrail ve Batı ülkelerinin terörist olarak değerlendirdiği Hamas’ı ise bir “kurtuluş hareketi” olarak destekliyorsunuz. Türkiye’nin bakış açısını anlatabilir misiniz?
İsrail’in aylardır Gazze halkına yaşattıklarına bakıp, İsrail’in hastane bombalamasını, çocuk öldürmesini, sivil halka zulmetmesini, çeşitli bahanelerle masumları açlığa, susuzluğa, ilaçsızlığa mahkum etmesini meşru görmek mümkün müdür? Hitler geçmişte ne yaptı? Toplama kamplarında insanlara zulmetti, öldürdü. Sadece 7 Ekim sonrası değil, öncesinde de yıllarca Gazze açık hava hapishanesine çevrilmedi mi? Adeta bir toplama kampı gibi oradaki insanlar yıllarca kıt kaynaklara mahkum edilmedi mi? 7 Ekim sonrası Gazze’de en vahşi şekilde sistematik toplu ölümlerde kimin imzası var? İnsanlara “şu bölgeye gidin” deyip oraya bombalar yağdıran İsrail’e ne denir? Netanyahu ortaya koyduğu soykırım yöntemleri ile Hitler’i de kıskandıracak seviyeye gelmiştir. Ambulansları hedef alan, yemek dağıtım noktalarını vuran, yardım konvoylarına ateş açan İsrail’den söz ediyoruz. Gazze’de insanların yaşama hakkı başta olmak üzere onlarca hak ve özgürlüğü çiğneniyor. Biz onların haklarını savunuyoruz. Barışı savunuyoruz. İsrail ise Birleşmiş Milletler kararlarını, uluslararası hukuku, insan haklarını pervasızca çiğnemeye devam ediyor.
Düşünün sizin evinize biri gelip “burası artık benim git buradan” derse tavrınız ne olur? “Gel benim evime yerleş elimden al” mı dersiniz yoksa evinizi savunur musunuz? Haliyle evinizi savunmanız ve haksızlığa karşı koymanız beklenir. İsrail sadece Gazze’de değil, bütün Filistin topraklarında bunu yaptı. Adına yerleşimci dedikleri teröristler için Filistinlilerin evlerini ve topraklarını ellerinden aldı. Onları Filistinlilerin evlerine yerleştirdi. Haliyle bu uzun yıllara yayılmış sistematik zulme karşı, Filistinliler de bir noktada örgütlendi ve direnmeye başladılar. Batının terörist damgası vurmaya çalıştığı Hamas ve Filistin’deki diğer direniş grupları, esas itibariyle bu zulme verilen tepkiden doğmuştur. Hamas, Filistin’de İsrail tarafından işgal edilmiş evlerine, iş yerlerine ve topraklarına sahip çıkan insanlardan başka bir şey değildir. Hamas ne istiyor? İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarını geri almak, devletlerini yeniden ayağa kaldırmak. 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan, egemen, bağımsız, coğrafi bütünlüğe sahip Filistin Devleti tanınırsa direnişe gerek kalır mı? Kaldı ki Hamas bunun gerçekleşmesi durumunda silahlı kanadını lağvedeceğini ve yollarına siyasi parti olarak devam edeceklerini de ilan etmiştir. İki devlet temelinde çözüm, kalıcı ve sürdürülebilir barışı sağlayacak etkin bir yoldur.
Görüyorsunuz son açıklamasıyla Hamas ateşkese razı oldu ancak İsrail, Gazze’nin tamamını işgal hevesi nedeniyle bahaneler üretip ateşkes istemiyor. Zulüm ve katliam devam ediyor. Biz ise, çözüm için çabalamayı sürdürüyoruz. İsrail’e destek verenlerin tüm bu yaşananları yeniden düşünmesi ve tarihsel sorumluluk anlayışı ile barış ve huzuru savunan tarafta yer alması gerekiyor.
“TARİH BELİRLENMEYE ÇALIŞILIYOR”
Sayın Biden ile programlanan görüşmeniz neden aniden ertelendi, ve ABD᾽nin, Türk-Yunan ilişkilerinde arabulucu rolü oynaması gerektiğine inanıyor musunuz?
ABD ziyaretimiz karşılıklı programların uyuşmaması nedeniyle ertelenmiştir. Biliyorsunuz Amerika Birleşik Devletleri bir seçim arifesinde ve Sayın Biden’ın programları daha da yoğunlaştı. Bizim de programlarımız hem yurt içinde hem yurt dışında yoğun bir şekilde seyrediyor. Bu tip ziyaretler her iki tarafa da uygun zamanlarda gerçekleşir. Arkadaşlarımız muhatapları ile görüşmeler yapıyor ve uygun tarih belirleme çalışmaları devam ediyor.
Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkilerde Amerika Birleşik Devletleri’nin denge politikasını muhafaza etmesinden yanayız. Biz Yunanistan ve ABD, NATO’nun üyeleriyiz. Müttefiklik hukukuna uygun mesafede sürdürülecek ve yapıcı diyalog zeminini teşvik edici yaklaşımların yararlı olacağı kanaatindeyiz. Kaldı ki bizim Yunanistan ile aracısız doğrudan temas zeminimiz vardır. Bunu korumak ve geliştirmek ilişkilerimize daha fazla olumlu katkı sağlar.
“KOMŞUMUZDAN AYNI YAPICI YAKLAŞIMI BEKLİYORUZ”
Türkiye’nin, Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılmasına ilişkin, din özgürlükleri konusunda olumlu bir adım atacağı yönünde görüşler dile getiriliyor. Okul onlarca yıldır kapalı, siz 22 yıldır iktidardasınız. Bu konuda sizin, olumlu bir adım atma planınız var mı?
Bu konuda bizim duruşumuz nettir. Bizler azınlık haklarına son derece saygılıyız ve bu konuda hassasiyetimiz çok yüksek. Rum Ortodoks azınlık da ülkemizde hem eşit vatandaşlık haklarından yararlanmakta hem de azınlık haklarından istifade etmektedir. Heybeliada Ruhban Okulu meselesi de 1971 yılında Anayasa Mahkemesi kararı ile tüm özel yüksekokulların devletleştirilmesi ile ortaya çıkmıştır. Ruhban Okulu’nun devredilebileceği bir yükseköğretim kuruluşunun olmaması nedeniyle de hukuki zemin ortadan kalkmıştır. Bu okulun YÖK mevzuatına tabi bir şekilde bir devlet üniversitesi bünyesinde faaliyetine başlaması önerisine Fener Rum Patrikhanesi karşı çıkmıştır. Biz yine de Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması için çalışmalar yapıyoruz. Yunanistan’daki Türk azınlığın eğitim alanında karşılaştığı sorunlarla ilgili de komşumuzdan aynı yapıcı yaklaşımı bekliyoruz.
“GERGİNLİKTEN YANA DEĞİLİZ”
Ege’nin deniz sahasında ve hava sahasında gerilimsiz bir yılı aşkın süre geçti. İkili anlaşmazlıklarda herhangi bir ilerleme olmasından bağımsız olarak, askeri hareketlerden kaçınmanın sürdürülebileceğine ve sürdürülmesi gerektiğine katılıyor musunuz?
Her zaman söylediğimiz gibi diyalog ve iş birliği zemininin korunması önemlidir. Biz gerginlikten yana değiliz. Kimsenin haklarında gözümüz olmadığı gibi kimsenin haklarımıza karşı saygısız davranmasını da istemeyiz. Hassasiyetlere saygılı tutumların devam etmesi gerilimsiz bu havayı sağlar, bunu birlikte tecrübe ettik. Bu sakinlik ilişkilerin hakkaniyet temelinde geliştirilmesinin ne kadar gerekli olduğunun işaretidir. Biz dostluk elimizi karşılık bulduğumuz müddetçe uzatmaktan çekinmeyiz. Dostluğa ve iyi komşuluk ilişkilerine önem veririz. Buna zarar verecek adımlar atılmadığı müddetçe de bu yaklaşımımız sürer.
Yasa dışı göçmenlerin kontrolünde Yunanistan ile iş birliğinin düzeyi hakkında görüşünüz nedir?
Bu alanda kurumlarımız arasındaki temaslar ve bilgi alışverişi oldukça somut sonuçlar verdi ve bu devam ediyor. Öte yandan, her zaman vurguladığımız üzere, düzensiz göçle mücadele konusunda uluslararası alanda iş birliği, eşit yük ve sorumluluk paylaşımı gereklidir. Kalıcı çözümler için çalışmaya çok taraflı bir biçimde devam etmenin gerektiği de ortada. Konuyla ilgili tüm tarafların iş birliği yapması meseleyi hızlı ve etkin biçimde sağlıklı bir zeminde ilerletmenin yolunu açacaktır.
“AVRUPA’NIN TÜRKİYE’YE VİZE SERBESTİSİNİ TANIMASI GEREKİYOR”
Turist vizesinin uygulanması şimdiden muhteşem sonuçlar veriyor. Karşılıklı fayda sağlayabilecek başka ekonomik iş birliği alanlarının olduğunu düşünüyor musunuz?
Bizim diplomaside temel yaklaşımımız “kazan-kazan” esasıdır. Türkiye de Yunanistan da iki önemli turizm ülkesi. Yunan adalarına kapıda vize uygulaması ile vatandaşlarımız kolay seyahat imkanına kavuştu. Aslında tüm bunlara lüzum kalmaması ve Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye vize serbestisini tanıması gerekir. Biz bu konuda ilerleme sağlamak istiyoruz.
Yunanistan ile kapıda vize benzeri karşılıklı fayda sağlayacağımız alanların varlığına inanıyoruz. Pozitif gündemle ele aldığımızda ticari ilişkilerimiz başta olmak üzere birçok başlıkta ilerlemeler sağlayıp ülkelerimize kazandırabiliriz. Örneğin karayolu nakil vasıtalarına uygulanan kotaların kaldırılması ve geçiş rejiminin serbestleştirilmesi ticaret hacmimizi çok hızlı artırarak hedeflerimize daha kolay ulaşmamızı sağlayabilir.
“Kazan- kazan” esasını laf olsun diye dillendirmiyoruz, biz bu konuda samimiyiz ve onlarca defa bu konuda samimiyet testinden başarıyla geçtik. Karşımızda da samimi yaklaşım gördüğümüzde yeni karşılıklı kazanç fırsatları oluşturmak çok kolay olacaktır.
YUNANİSTAN İLE İLİŞKİLERDE EN İYİ VE EN KÖTÜ AN
İktidarda olduğunuz 20 aşkın yılda, Türkiye ile Yunanistan ilişkilerinin hangisini en iyi, hangisini en kötü anı olarak seçersiniz?
Burada pozitif meselelerle ilerlemek ve onları dillendirmek isterim ancak sorunuzu yanıtlamak gerekirse ülkemizde 15 Temmuz 2016’da yaşanan hain FETÖ kalkışması ve darbe girişimi sonrası teröristlerin komşumuz Yunanistan’a kaçması ve aramızda hem komşuluk hem müttefiklik bağı olmasına rağmen, Yunanistan’ın darbeci sözde askerleri koruyup kollaması, ilişkilerin en dip noktalarından biri olarak görülebilir. Bu sadece şahsımı değil darbeye çıplak elleriyle direnen ve bir demokrasi destanı yazarak darbecileri püskürten halkımızı da incitmiştir. Kendisi de yaşadığı tarihsel süreç içerisinde edindiği tecrübelerle, darbelerin ne olduğunu bilen Yunanistan’ın böylesi bir tutum takınması derin bir hayal kırıklığı oluşturmuştur.
İlişkilerimizdeki en iyi seviyenin de geçtiğimiz Aralık ayında imzaladığımız Atina Bildirgesi olabilir. Bu bildirge ilişkilerimizde yeni bir aşamanın başlangıcı olmuştur. Tabii bunu yeterli görmüyor daha iyi seviyelere ulaşmak için çalışıyoruz. Bu bildirge yeni Türk-Yunan ilişkilerinin zeminini teşkil edeceğine inanıyorum ve yeni rekor düzeylere ulaşmayı temenni ediyorum.
SORU – CEVAP
Sayın Cumhurbaşkanı, Kyriakos Miçotakis’in Ankara ziyaretine ilişkin açıklamanızda kendisi ile iki ülke arasındaki ilişkilerin nasıl geliştirilebileceği konusunda görüşeceğinizi belirtmiştiniz. İlişkilerin seviyesinden memnun musunuz? Hedef nedir ve ona nasıl ulaşılabilir?
Hedef basit; sorunları çözerek dostluğumuzu pekiştirmek, ikili ilişiklerimizin seviyesini tarihte görülmemiş düzeye çıkartmaktır. Bunun için Türkiye olarak son dönemde samimi ve etkin adımlar attık ve buna da devam etmek niyetindeyiz. Bizler, Türkiye ve Yunanistan olarak sadece aynı coğrafyayı değil, birçoğu tarihsel boyut taşıyan ortak unsurları da paylaşıyoruz. Tabii ki aynı düşünmediğimiz konular bulunuyor, fakat uzlaşabileceğimiz başlıkların da sayısı az değil. Açık yüreklilikle tüm konuları bir arada konuşup çözüm yolunda adımlar atabiliriz. Ertelemek sorunları çözmüyor, bunların üzerlerine cesaretle gidip, çözüm iradesini ortaya koymak gerekir. Biz dünyanın takdirle izlediği şekilde hem bölgemizde hem dünyanın değişik coğrafyalarında nasıl barışın kök salması için çabalıyorsak, Ege Denizi’nin iki yakasında da barışın ve huzurun ebediyen hakim olması için elimizden geleni yaparız. Bozmak kolay olandır. Zor olan inşa etmek ve sorunları ustalıkla çözmektir. Dolayısıyla iki ülkenin iki duvar arasına sıkıştırılmaya çalışılan ilişkilerini rahatlatmak ve o önyargılarla bezeli duvarları yıkmak elimizde. Tek ihtiyacımız olan çözüme odaklanmış ve samimi tarihi adımlardır.
“İKLİM, SOMUT MEYVELER VERMEYE BAŞLADI”
Sayın Miçotakis’le Atina’da iletişiminiz nasıldı? Onunla iletişiminiz arzu ettiğiniz düzeyde mi?
Sayın Miçotakis ile son dönemde bir uyum iklimi yakaladığımızı düşünüyorum. Atina’da bizleri memnun eden bir misafirperverlik ortaya koydular. Tabii ki Sayın Miçotakis’i Ankara’da ağırladığımızda, Türk misafirperverliğinin en nadide örneklerinden birini daha sergileyeceğiz. Sözünü ettiğim iklim, somut meyveler vermeye başladı. Atina Bildirgesi, imzaladığımız anlaşmalar, protokoller onlardan sadece birkaçı. Bunlara yenilerini eklememizin önünde engel yok. Sadece bizler değil, bakanlar ve bürokratlar düzeyinde de gayet iyi ilişkilerin tesis edildiğini söyleyebilirim. Yani neticede birçok kademede iletişimimiz memnuniyet verici ve bunun olumlu manada ileriye taşınması da gayet mümkün.
“TÜRKİYE’NİN FİİLİ DURUMLARI KABUL ETMEYECEĞİNİ HERKES BİLİR”
Geçtiğimiz günlerde Ankara, Yunanistan’ın Ege’de deniz parkları konusunda atmak istediği adımlara tepki gösterdi. Atina, bu adımların “çevre” konusu ile alakalı olduğunu söylerken, Türkiye Dışişleri Bakanlığı da “adaların egemenliği” konusunu gündeme getirdi. Sayın Miçotakis, Yunanistan’ın deniz parklarını ilan edeceğini belirtti. Sadece denizdeki kullanım hakları değil, kara üzerindeki egemenlik konuları da gündeme geldiği zaman, diyalog ilerleyebilir mi?
Egemenlik konularının gündeme gelmesi diyalog zeminine zarar veren ve ilerlemesini engelleyen bir durum değil. Bizler bu zemini her koşulda koruyabilir ve ilerlemeyi sağlayabiliriz. Bu konular da zaten ele almamız gerekenler listesinde müstesna bir yere sahip. Oldubittilerden uzak bir perspektifle ve çözüme inanmış bir yaklaşımı benimseyerek bu meseleleri konuşabiliriz. Ancak, bu zemine “ben yaptım oldu” anlayışı en büyük zararı verir. Türkiye olarak çevre konusunda ne kadar hassas olduğumuz herkesin malumudur. Fakat bunun kullanışlı bir paravan olarak görülmesi ve başka tartışmalı durumların onun arkasında bir şekilde gizlenmeye çalışılması doğru olmaz. Her konuyu kendi mecrasında ele almak gerekir. Nasıl sağlam olmayan zemine inşa edeceğiniz bir bina kısa zamanda yıkılırsa, tarihi, hukuki ve fikri zemini çürük tezler de yerle bir olmaya mahkumdur. Mesela elinizde geçerli bir tapu olmadan gelişigüzel bir yere bir baraka dahi inşa edemezsiniz. Bu bir fiili durumdur, hukuki karşılığı ve yaptırımları vardır. Türkiye’nin bu coğrafyada fiili durumları kabul etmeyeceğini herkes bilir.
Yunanistan, deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin Türkiye ile Libya, Türkiye ise, Yunanistan ile Mısır arasında yapılan anlaşmaları geçersiz saymaktadır. Benzer şekilde Kıbrıs ile İsrail arasında yapılan birtakım anlaşmalar da Türkiye açısından geçersiz sayılmaktadır. Böyle bir ortamda Yunanistan ile Türkiye arasında hidrokarbon konusunda herhangi bir iş birliğinden söz edebilir miyiz?
Bir düzeltme yaparak başlayalım. Sorunuzda Kıbrıs ile İsrail arasında bir anlaşmadan söz ettiniz. Orada Kıbrıs adasının tamamının İsrail ile Münhasır Ekonomik Bölge sınırlandırma anlaşması yaptığı gibi bir varsayım söz konusu. Bizim tanımadığımız anlaşma Güney Kıbrıs’taki Rum Yönetimi ile İsrail arasında yapılmış ve adanın asli unsuru olan Kıbrıs Türklerinin yani Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hak ve menfaatleri yok sayılmıştır.
Diğer taraftan bize göre enerji bir çatışma alanı değil, bir iş birliği alanıdır. Bunun için pozitif bakış açısı ile meseleye yaklaşmak yeter de artar bile. Türkiye hidrokarbon kaynakların hakça, adil ve kapsayıcı paylaşımını savunmuş ve sürekli bunun çağrısını yapagelmiştir. Her konuda olduğu gibi burada da egemenlik haklarımıza ve yetkilerimize saygı duyulmasını istiyor, kıyıdaş ülkelerin hak ve yetkilerine de saygı duyuyoruz. Ancak Türkiye’yi yok sayma girişimleri karşısında da gerekli tepkiyi her zaman verdik. Bunun yanında açık bir çağrı yaparak kapsayıcı bir enerji iş birliği için zemin oluşturulması gerektiğini bunun için atılacak adımlara destek vereceğimizi ilan ettik. Herkes bilmelidir ki, Doğu Akdeniz başta olmak üzere bölgede Türkiye’nin içinde bulunmadığı bir enerji platformunun başarılı olması güçtür. Yıllardır dillendirdiğimiz Doğu Akdeniz konferansını toplayarak “kazan-kazan” anlayışı ile bir çözüm zemini oluşturmak mümkündür. Bu konuda yaptığımız çağrılar ne yazık ki bugüne kadar cevapsız kaldı. Bölgede sağlıklı bir diyaloğun temini için önemli bir potansiyeli bulunan bu önerimizin diğer aktörlerce de benimsenmesi gerektiğini her vesileyle vurguladım. Böyle bir adımın iş birliğini kolaylaştıracağını, kaynak çeşitliliği ve güvenliğine katkıda bulunacağını düşünüyorum. Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin haklarını yok sayan adımlar, maalesef bugüne kadar bu mesele ile ilgili atmosferi zehirledi. Bundan vazgeçip arzu ettiğimiz diyalog zemininin oluşması halinde biz kalıcı çözüm için elimizi taşın altına koymaya hazırız. Gerginlik ile bir yere varılamaz. Kışkırtmalara kapılmanın kimseye faydasının olmadığı anlaşılmalı ve makulde buluşmanın yolları aranmalıdır.
“İHTİLAFLI NOKTALARI GÖZ ARDI ETMEMELİYİZ”
İki ülkenin Ege kıta sahanlığı konusundaki pozisyonları biliniyor. İki ülkenin tutumunda bir değişiklik beklenmiyor. Kronikleşen anlaşmazlığın çözümü için Lahey’deki uluslararası mahkeme gibi bir kurumun arabuluculuğunu kabul eder misiniz?
Burada çözümün yolu bellidir, uluslararası hukuka uymak ve bunu sürdürülebilir kılmak. Bundan kaçmadığımız sürece birlikte aşamayacağımız hiçbir engel olmamalı. Biliyorsunuz biz sorunların paket halinde çözülmesi gerektiğini savunuyoruz. Tek bir ihtilafa odaklanarak diğer ihtilaflı noktaları göz ardı etmemeliyiz. Kapsamlı çözüme ulaştığımızı söylediğimizde, gelecek kuşaklara pürüzler devretmemeliyiz. Önceliğimiz bellidir. Uluslararası hukuka uygun barışçıl yöntemlerle çözüm bulma yaklaşımımız sorunları ortadan kaldırmanın anahtarıdır. Bizler BM Şartı’na kayıtlı çözümleri gerek duyulması halinde dışlamıyoruz. Bunu da açık bir şekilde her vesileyle dile getiriyoruz. Somut ve yapıcı fikirlere odaklanmanın bizi çözüm rotasına sokacağına olan inancımız tamdır. Yeter ki “şu sorunu çözelim diğerleri çözümsüz kalsa da olur” demeyelim ve sorunların üzerine beraberce gidelim.
“NETANYAHU’NUN YÖNTEMLERİ HİTLER’İ KISKANDIRACAK SEVİYEDE”
Sayın Cumhurbaşkanı, Gazze’deki gelişmeleri de size sormak istiyoruz. Gazze’de yaptıklarından dolayı İsrail’i suçluyorsunuz ve Sayın Netanyahu’yu “zamanın Hitler’ine” benzetiyorsunuz ve İsrail ve Batı ülkelerinin terörist olarak değerlendirdiği Hamas’ı ise bir “kurtuluş hareketi” olarak destekliyorsunuz. Türkiye’nin bakış açısını anlatabilir misiniz?
İsrail’in aylardır Gazze halkına yaşattıklarına bakıp, İsrail’in hastane bombalamasını, çocuk öldürmesini, sivil halka zulmetmesini, çeşitli bahanelerle masumları açlığa, susuzluğa, ilaçsızlığa mahkum etmesini meşru görmek mümkün müdür? Hitler geçmişte ne yaptı? Toplama kamplarında insanlara zulmetti, öldürdü. Sadece 7 Ekim sonrası değil, öncesinde de yıllarca Gazze açık hava hapishanesine çevrilmedi mi? Adeta bir toplama kampı gibi oradaki insanlar yıllarca kıt kaynaklara mahkum edilmedi mi? 7 Ekim sonrası Gazze’de en vahşi şekilde sistematik toplu ölümlerde kimin imzası var? İnsanlara “şu bölgeye gidin” deyip oraya bombalar yağdıran İsrail’e ne denir? Netanyahu ortaya koyduğu soykırım yöntemleri ile Hitler’i de kıskandıracak seviyeye gelmiştir. Ambulansları hedef alan, yemek dağıtım noktalarını vuran, yardım konvoylarına ateş açan İsrail’den söz ediyoruz. Gazze’de insanların yaşama hakkı başta olmak üzere onlarca hak ve özgürlüğü çiğneniyor. Biz onların haklarını savunuyoruz. Barışı savunuyoruz. İsrail ise Birleşmiş Milletler kararlarını, uluslararası hukuku, insan haklarını pervasızca çiğnemeye devam ediyor.
Düşünün sizin evinize biri gelip “burası artık benim git buradan” derse tavrınız ne olur? “Gel benim evime yerleş elimden al” mı dersiniz yoksa evinizi savunur musunuz? Haliyle evinizi savunmanız ve haksızlığa karşı koymanız beklenir. İsrail sadece Gazze’de değil, bütün Filistin topraklarında bunu yaptı. Adına yerleşimci dedikleri teröristler için Filistinlilerin evlerini ve topraklarını ellerinden aldı. Onları Filistinlilerin evlerine yerleştirdi. Haliyle bu uzun yıllara yayılmış sistematik zulme karşı, Filistinliler de bir noktada örgütlendi ve direnmeye başladılar. Batının terörist damgası vurmaya çalıştığı Hamas ve Filistin’deki diğer direniş grupları, esas itibariyle bu zulme verilen tepkiden doğmuştur. Hamas, Filistin’de İsrail tarafından işgal edilmiş evlerine, iş yerlerine ve topraklarına sahip çıkan insanlardan başka bir şey değildir. Hamas ne istiyor? İsrail’in işgal ettiği Filistin topraklarını geri almak, devletlerini yeniden ayağa kaldırmak. 1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan, egemen, bağımsız, coğrafi bütünlüğe sahip Filistin Devleti tanınırsa direnişe gerek kalır mı? Kaldı ki Hamas bunun gerçekleşmesi durumunda silahlı kanadını lağvedeceğini ve yollarına siyasi parti olarak devam edeceklerini de ilan etmiştir. İki devlet temelinde çözüm, kalıcı ve sürdürülebilir barışı sağlayacak etkin bir yoldur.
Görüyorsunuz son açıklamasıyla Hamas ateşkese razı oldu ancak İsrail, Gazze’nin tamamını işgal hevesi nedeniyle bahaneler üretip ateşkes istemiyor. Zulüm ve katliam devam ediyor. Biz ise, çözüm için çabalamayı sürdürüyoruz. İsrail’e destek verenlerin tüm bu yaşananları yeniden düşünmesi ve tarihsel sorumluluk anlayışı ile barış ve huzuru savunan tarafta yer alması gerekiyor.
“TARİH BELİRLENMEYE ÇALIŞILIYOR”
Sayın Biden ile programlanan görüşmeniz neden aniden ertelendi, ve ABD᾽nin, Türk-Yunan ilişkilerinde arabulucu rolü oynaması gerektiğine inanıyor musunuz?
ABD ziyaretimiz karşılıklı programların uyuşmaması nedeniyle ertelenmiştir. Biliyorsunuz Amerika Birleşik Devletleri bir seçim arifesinde ve Sayın Biden’ın programları daha da yoğunlaştı. Bizim de programlarımız hem yurt içinde hem yurt dışında yoğun bir şekilde seyrediyor. Bu tip ziyaretler her iki tarafa da uygun zamanlarda gerçekleşir. Arkadaşlarımız muhatapları ile görüşmeler yapıyor ve uygun tarih belirleme çalışmaları devam ediyor.
Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkilerde Amerika Birleşik Devletleri’nin denge politikasını muhafaza etmesinden yanayız. Biz Yunanistan ve ABD, NATO’nun üyeleriyiz. Müttefiklik hukukuna uygun mesafede sürdürülecek ve yapıcı diyalog zeminini teşvik edici yaklaşımların yararlı olacağı kanaatindeyiz. Kaldı ki bizim Yunanistan ile aracısız doğrudan temas zeminimiz vardır. Bunu korumak ve geliştirmek ilişkilerimize daha fazla olumlu katkı sağlar.
“KOMŞUMUZDAN AYNI YAPICI YAKLAŞIMI BEKLİYORUZ”
Türkiye’nin, Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılmasına ilişkin, din özgürlükleri konusunda olumlu bir adım atacağı yönünde görüşler dile getiriliyor. Okul onlarca yıldır kapalı, siz 22 yıldır iktidardasınız. Bu konuda sizin, olumlu bir adım atma planınız var mı?
Bu konuda bizim duruşumuz nettir. Bizler azınlık haklarına son derece saygılıyız ve bu konuda hassasiyetimiz çok yüksek. Rum Ortodoks azınlık da ülkemizde hem eşit vatandaşlık haklarından yararlanmakta hem de azınlık haklarından istifade etmektedir. Heybeliada Ruhban Okulu meselesi de 1971 yılında Anayasa Mahkemesi kararı ile tüm özel yüksekokulların devletleştirilmesi ile ortaya çıkmıştır. Ruhban Okulu’nun devredilebileceği bir yükseköğretim kuruluşunun olmaması nedeniyle de hukuki zemin ortadan kalkmıştır. Bu okulun YÖK mevzuatına tabi bir şekilde bir devlet üniversitesi bünyesinde faaliyetine başlaması önerisine Fener Rum Patrikhanesi karşı çıkmıştır. Biz yine de Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması için çalışmalar yapıyoruz. Yunanistan’daki Türk azınlığın eğitim alanında karşılaştığı sorunlarla ilgili de komşumuzdan aynı yapıcı yaklaşımı bekliyoruz.
“GERGİNLİKTEN YANA DEĞİLİZ”
Ege’nin deniz sahasında ve hava sahasında gerilimsiz bir yılı aşkın süre geçti. İkili anlaşmazlıklarda herhangi bir ilerleme olmasından bağımsız olarak, askeri hareketlerden kaçınmanın sürdürülebileceğine ve sürdürülmesi gerektiğine katılıyor musunuz?
Her zaman söylediğimiz gibi diyalog ve iş birliği zemininin korunması önemlidir. Biz gerginlikten yana değiliz. Kimsenin haklarında gözümüz olmadığı gibi kimsenin haklarımıza karşı saygısız davranmasını da istemeyiz. Hassasiyetlere saygılı tutumların devam etmesi gerilimsiz bu havayı sağlar, bunu birlikte tecrübe ettik. Bu sakinlik ilişkilerin hakkaniyet temelinde geliştirilmesinin ne kadar gerekli olduğunun işaretidir. Biz dostluk elimizi karşılık bulduğumuz müddetçe uzatmaktan çekinmeyiz. Dostluğa ve iyi komşuluk ilişkilerine önem veririz. Buna zarar verecek adımlar atılmadığı müddetçe de bu yaklaşımımız sürer.
Yasa dışı göçmenlerin kontrolünde Yunanistan ile iş birliğinin düzeyi hakkında görüşünüz nedir?
Bu alanda kurumlarımız arasındaki temaslar ve bilgi alışverişi oldukça somut sonuçlar verdi ve bu devam ediyor. Öte yandan, her zaman vurguladığımız üzere, düzensiz göçle mücadele konusunda uluslararası alanda iş birliği, eşit yük ve sorumluluk paylaşımı gereklidir. Kalıcı çözümler için çalışmaya çok taraflı bir biçimde devam etmenin gerektiği de ortada. Konuyla ilgili tüm tarafların iş birliği yapması meseleyi hızlı ve etkin biçimde sağlıklı bir zeminde ilerletmenin yolunu açacaktır.
“AVRUPA’NIN TÜRKİYE’YE VİZE SERBESTİSİNİ TANIMASI GEREKİYOR”
Turist vizesinin uygulanması şimdiden muhteşem sonuçlar veriyor. Karşılıklı fayda sağlayabilecek başka ekonomik iş birliği alanlarının olduğunu düşünüyor musunuz?
Bizim diplomaside temel yaklaşımımız “kazan-kazan” esasıdır. Türkiye de Yunanistan da iki önemli turizm ülkesi. Yunan adalarına kapıda vize uygulaması ile vatandaşlarımız kolay seyahat imkanına kavuştu. Aslında tüm bunlara lüzum kalmaması ve Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye vize serbestisini tanıması gerekir. Biz bu konuda ilerleme sağlamak istiyoruz.
Yunanistan ile kapıda vize benzeri karşılıklı fayda sağlayacağımız alanların varlığına inanıyoruz. Pozitif gündemle ele aldığımızda ticari ilişkilerimiz başta olmak üzere birçok başlıkta ilerlemeler sağlayıp ülkelerimize kazandırabiliriz. Örneğin karayolu nakil vasıtalarına uygulanan kotaların kaldırılması ve geçiş rejiminin serbestleştirilmesi ticaret hacmimizi çok hızlı artırarak hedeflerimize daha kolay ulaşmamızı sağlayabilir.
“Kazan- kazan” esasını laf olsun diye dillendirmiyoruz, biz bu konuda samimiyiz ve onlarca defa bu konuda samimiyet testinden başarıyla geçtik. Karşımızda da samimi yaklaşım gördüğümüzde yeni karşılıklı kazanç fırsatları oluşturmak çok kolay olacaktır.
YUNANİSTAN İLE İLİŞKİLERDE EN İYİ VE EN KÖTÜ AN
İktidarda olduğunuz 20 aşkın yılda, Türkiye ile Yunanistan ilişkilerinin hangisini en iyi, hangisini en kötü anı olarak seçersiniz?
Burada pozitif meselelerle ilerlemek ve onları dillendirmek isterim ancak sorunuzu yanıtlamak gerekirse ülkemizde 15 Temmuz 2016’da yaşanan hain FETÖ kalkışması ve darbe girişimi sonrası teröristlerin komşumuz Yunanistan’a kaçması ve aramızda hem komşuluk hem müttefiklik bağı olmasına rağmen, Yunanistan’ın darbeci sözde askerleri koruyup kollaması, ilişkilerin en dip noktalarından biri olarak görülebilir. Bu sadece şahsımı değil darbeye çıplak elleriyle direnen ve bir demokrasi destanı yazarak darbecileri püskürten halkımızı da incitmiştir. Kendisi de yaşadığı tarihsel süreç içerisinde edindiği tecrübelerle, darbelerin ne olduğunu bilen Yunanistan’ın böylesi bir tutum takınması derin bir hayal kırıklığı oluşturmuştur.
İlişkilerimizdeki en iyi seviyenin de geçtiğimiz Aralık ayında imzaladığımız Atina Bildirgesi olabilir. Bu bildirge ilişkilerimizde yeni bir aşamanın başlangıcı olmuştur. Tabii bunu yeterli görmüyor daha iyi seviyelere ulaşmak için çalışıyoruz. Bu bildirge yeni Türk-Yunan ilişkilerinin zeminini teşkil edeceğine inanıyorum ve yeni rekor düzeylere ulaşmayı temenni ediyorum.
Enerjideki işbirliği alanlarını “yakın ve daha ileriye dönük” olarak sınıflandıran Stambolis, “Acil alanların başında elektrik geliyor, çünkü halihazırda elektrik alışverişi yapıyoruz. Bir elektrik bağlantı hattımız var. İki ülke ikinci bir bağlantı hattı inşa etmeye karar verdi. Sistemin elektrifikasyonu sağlandıkça daha fazla elektriğe ihtiyaç duyulacak. Bu nedenle ara bağlantılar çok önemli hale geliyor.” dedi.
Stambolis, Nea Santa ile Babaeski arasında planlanan ikinci bağlantı hattının, yenilenebilir enerji üretimindeki artışın yanı sıra Türkiye’de nükleer enerji santralinin devreye alınmasıyla daha fazla elektrik üretiminin öngörüldüğü bir döneme denk geldiğini belirterek şöyle devam etti:
“Bunun geliştirilmesi çok önemli stratejik bir adım. Bu iki ülke arasındaki elektrik ticaretini de teşvik edecektir. Türkiye’nin enerji borsası EPİAŞ, bizim enerji borsamız HEnEx gibi çok önemli bir iş yapıyor. Dolayısıyla bir sonraki adım, EPİAŞ ile HEnEx arasında bir tür işbirliği olacaktır.”
Doğal gazın enerji dönüşümünde önemli bir yere sahip olacağını dile getiren Stambolis, “Bu alanda iki ülke, politika hamlelerinin koordinasyonu ve güvenliği açısından birlikte çalışabilir.” değerlendirmesinde bulundu.
Stambolis, “Türkiye’nin gaz piyasası çok gelişmiş durumda ve ülke, bölgenin ana enerji merkezi konumunda. Türkiye’de çok sayıda gaz giriş noktası var, ayrıca Sakarya’da kendi gazını üretmeye başladı.” ifadesini kullandı.
İki ülke arasındaki mevcut doğal gaz boru hattının 15 yılı aşkın süredir faaliyette olduğuna işaret eden Stambolis, büyük bir hat olmasına rağmen bu hattan yeterince faydalanılamadığını söyledi.
Stambolis, “Yunanistan tarafındaki alım sahasını geliştirmemiz şartıyla Türkiye’den daha fazla gaz alma imkanımız var.” diye konuştu.
İki ülkenin sahip olduğu yüzer LNG terminallerine dikkati çeken Stambolis, “LNG çok alınıp satılabilen bir şey. Yunanistan ile Türkiye arasındaki petrol ürünleri ticareti gibi LNG ticareti yapacağımız bir durumu öngörebiliyorum.” dedi.
Stambolis, “Yunanistan ile Türkiye ve belki de bölgedeki diğer ülkeler arasında daha geniş bir işbirliği geliştirmenin bir sonraki aşaması, bölgesel olarak petrol ve gaz ticareti yapabileceğiniz EastMed enerji pazarını kurmak olacaktır. Sizin EPİAŞ’ınız var, bizim de HEnEx’imiz var. Hem türev piyasasında hem de fiziksel piyasada bazı ortak ürünler oluşturabilirler.” değerlendirmesinde bulundu.
İki ülkenin pek çok konuda bilgi alışverişinde bulunabileceğine işaret eden Stambolis, şunları söyledi:
“İki ülke arasında elektrik ve gaz konusunda bir daimi komite kurulmasını etkileşim açısından çok önemli buluyorum. Her iki ülkenin de yararına çalışabilir. Bu alanı takip eden bir enstitü olarak iki hükümete bir öneride bulunacak olsaydık, yıl boyunca düzenli olarak toplanacak, bilgi alışverişinde bulunacak ve birbirlerinden deneyim kazanmaya çalışacak ortak bir elektrik ve gaz komitesi kurun derdik. Bu spesifik bir öneri.”
“KİLİT NOKTA İŞBİRLİĞİ”
Yunanistan’ın doğal gaz iletim sistemi operatörü DESFA’nın Strateji ve İş Geliştirme Direktörü Michael Thomadakis de ikili işbirliğinde öngörülen ilk projelerden birinin enterkonnekte bağlantı hatlarının açılması olduğunu belirterek, “Elektrik şebekeleri ne kadar çok birbirine bağlanırsa o kadar iyi olacaktır.” dedi.
Thomadakis, sisteme yüklü miktarda dahil edilen yenilenebilir enerji kaynaklarının istikrarsızlığa sebep olduğunu dile getirerek şöyle konuştu:
“İstikrarsızlık 3 yolla giderilir. Birincisi, yenilenebilir enerjiyi kesmek, ki böyle bir şey söz konusu değil ve bu her zaman mümkün değildir. İkinci yol ise üretimi tüketime göndermek. Bu nedenle elektrik bağlantı hatları son derece önemlidir. Çünkü fazla üretiminizi anında takas edebilir ya da eksik üretiminizi komşunuzdan karşılayabilirsiniz. Bu çok önemli bir unsur. Elektrik iletimi gaz gibi değil, anlıktır. Dolayısıyla yedek güç dedikleri bu şeyi sağlamak bir zorunluluk.”
Yenilenebilir enerjiye geçiş sürecinde operatörler düzeyinde çok fazla işbirliği gerektiğini vurgulayan Thomadakis, “Bunun için piyasanın da bunu desteklemesi gerekir. Eğer EPİAŞ ve HEnEx bir yol bulurlarsa, ki Avrupa’da bu çok yaygın, biz de burada iki ülke arasında aynısını yapabilirsek, o zaman ticaret Türkiye ve Yunanistan arasındaki temel fiziksel sistemlerin düzgün çalışmasını kolaylaştıracaktır. Kilit nokta işbirliği. Sektörde rol alan bireyler arasında daha sık ve yakın işbirliği kurmalıyız.” diye konuştu.
Thomadakis, Türkiye ile Yunanistan arasındaki doğal gaz boru hattının her iki ülke için de büyük bir fırsat olduğunu ve iyi değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, Türk satıcıları daha fazla kapasite almaya çağırdı.
Türkiye’nin doğal gaz merkezi hedefine de değinen Thomadakis, açık bir piyasaya sahip olması halinde ülkenin son derece başarılı bir gaz merkezi olacağını dile getirdi.
Thomadakis, enerji işbirliğine ilişkin, “Çalışma düzeyinde birbirimizle daha sık görüşmeliyiz. Bu çok önemli, zira politikacılar gün sonunda piyasanın ne istediğini takip ederler. Sınırın her iki tarafındaki insanlar birbirleriyle konuşsun ve işbirliği yolları bulsun. Biri diğerinin neye ihtiyacı olduğunu bulsun. Bence kilit mesele budur.” ifadesini kullandı.
TÜRKİYE-YUNANİSTAN ENERJİ İŞBİRLİĞİ
Türkiye ile Yunanistan, karşılıklı petrol ürünleri ticaretinin yanı sıra son 20 yılda hayata geçirilen ortak projelerle elektrik ve doğal gaz alanlarında da işbirliği yapıyor. Coğrafi olarak önemli bir konumda yer alan iki ülke arasında enerjinin birçok farklı alanında işbirliği imkanı bulunuyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 6 yıl aradan sonra 7 Aralık 2023’te Yunanistan ile Türkiye arasındaki Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyinin 5’inci toplantısı kapsamında Atina’ya ziyaret gerçekleştirmişti.
Ziyarette, eğitim, enerji, ulaşım, turizm ve ticaret gibi alanlarda işbirliğini öngören 15 önemli anlaşma, mutabakat muhtırası ve ortak bildirgelere imza atılmıştı.
Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, 18 Nisan’da yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Ankara’da yapacağı görüşmenin tarihinin 13 Mayıs olarak belirlendiğini ifade etmişti.
]]>Yurtdışı yatırımlar ve oturma izni konularında danışmanlık hizmetleri sunan Türkiye’nin önde gelen şirketlerinden Vesta Global, Golden Visa programıyla Türk vatandaşlarına Yunanistan’ın kapılarını aralıyor. Danışanlarına talep odaklı çözümler sunan şirket, Türk vatandaşlarının tüm süreçlerini anahtar teslim bir şekilde yöneterek hızlı ve kalıcı çözüme kavuşmalarını sağlıyor. Vesta Global Kurucu Ortağı Teuta Narazan “Sunduğumuz alternatiflerle komşumuz Yunanistan’da vatandaşlarımız hem bütçelerine uygun yatırım yapabiliyor hem de ‘Golden Visa’ programının sağladığı avantajlardan faydalanabiliyor. Türkiye’den programa yoğun bir ilgi var. Hatta bu programdan faydalanan Türk vatandaşları, Çin’den sonra ikinci sıraya yerleşti. Yunanistan’a 2023 yılında 7 bin 752 ‘‘Golden Visa’ başvurusu yapılırken, bu başvurular yoluyla gerçekleşen yatırımın toplam değeri ise 2,3 milyar Euro’yu aştı. Programdan faydalanan yatırımcılar, gayrimenkul yatırımlarından euro bazlı kira elde edebiliyor ve hatta AB ülkelerinde ticaret ve çalışma hakkı kazanıyor. Tüm bu avantajlar Yunanistan’da gayrimenkul yatırımını cazip kılıyor” dedi.
VİZE ENGELİNİ AŞIYORLAR
Son yıllarda Schengen, ABD ve İngiltere’den vize almakta büyük sıkıntı yaşayan birçok yatırımcının bu program sayesinde dünyaya açılma şansı yakaladığını anlatan Teuta Narazan, “Türk yatırımcılar tercihini daha çok Yunanistan’dan yana kullanıyor. Biz de Vesta Global olarak, Golden Visa programıyla Yunanistan’ı tercih eden Türk vatandaşlarının hem gayrimenkul yoluyla gelir getirisi yüksek yatırım yapmalarını hem de vize sorununda kalıcı çözüme ulaşmalarını sağlıyoruz” diye konuştu.
10’U AŞKIN ÜLKEDE HİZMET SUNUYOR
Golden Visa programı ailelere sağladığı avantajlarla da Türk vatandaşlarının tercihlerinin başında geliyor. Programın sunduğu avantajlardan yatırımcının eşi, 21 yaşına kadar olan veya okuyan çocukları ile bakmakla yükümlü oldukları ebeveynleri de faydalanabiliyor. Vesta Global, Golden Visa’yla Yunanistan başta olmak üzere İspanya, Malta gibi AB ülkeleri ile İngiltere, ABD ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi danışanların tercihine göre seçebileceği 10’u aşkın ülkede hizmet sunuyor. Yunanistan’da veya Golden Visa programına dahil ülkelerde yatırımlarıyla kazanç sağlayıp vize engellerini ortadan kaldırmak isteyen Türk vatandaşları, Vesta Global’in sağladığı geniş yelpazeli portföyle dünyaya açılabiliyor.
]]>