Peki emekli aylığında 2025 yılında yaşanacak düşüş çalışma hayatını nasıl etkileyecek? İşte Habertürk’ten Ahmet Kıvanç’ın konuyla ilgili yazısı…
“Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) 2023 yılı faaliyet raporuna göre 2023’te toplam 2 milyon 193 bin 791 kişiye yaşlılık aylığı bağlandı. 2024 yılında da yaklaşık 500 bin EYT’linin emekli olması bekleniyordu. Ancak şimdi yeni bir emekli furyası bekleniyor.
BU YIL DİLEKÇE VERENLER ETKİLENMEYECEK
Emeklilik dilekçesini 2025 yılında verenlere yüzde 30 oranında daha düşük aylık bağlanacak, bu yıl dilekçe verenler ise düşüşten etkilenmeyecek. Özellikle emeklilik koşullarını tamamladığı halde, işyerinde emekli olduktan sonra işçi çalıştırılmadığı için çalışmaya devam etmek zorunda kalanlardan yoğun mesajlar geldi. Bu işyerlerinin başında KİT’ler ve diğer kamu işyerleri ile bankalar geliyor. Bazı büyük bankalar başta olmak üzere özel sektörde de birçok şirket emekli işçi çalıştırmıyor. Bu şirketlerde çalışanlar da emeklilik koşullarını yerine getirdikleri halde çalışmaya devam ediyorlar.
Toplu iş sözleşmesi ile çalışan kamu işçileri ve bankacıların emekli aylıklarının 50 – 60 bin lira civarında yoğunlaştığı görülüyor. Dilekçenin 2025 yılında (kamu işçileri için 15 Ocak 2025’ten sonra) verilmesi halinde emekli aylıkları yüzde 30 – 35 arasında düşük bağlanacağı için, ömür boyu alacakları emekli aylıkları 2024 yılı için hak etmiş oldukları düzeyden daha düşük olacak.
İKİNCİ EMEKLİLİK DALGASI
Emekli aylığında 2025 yılındaki düşüşten etkilenmek istemeyen yüz binlerce kişinin dilekçe tarihini 2024’e çekmesi bekleniyor. Bunlar genellikle deneyimli kişilerden oluşuyor. Çalıştıkları işyerinde kilit pozisyonlarda görev yapıyorlar. Topluca emekli olmak zorunda kalmaları çalıştıkları işyerinde deneyimli personel açığına yol açacak. Birçok işletme yetişmiş insan gücünü kaybedecek. Geçen yıl EYT dolayısıyla tecrübeli işçilerinin önemli kısmını kaybeden işletmeler, kalan deneyimli işçilerini de bu yıl kaybedecekler.
Yeni bir toplu emeklilik dalgası SGK’nın emekli aylığı ödeme yükünü de artıracak.
YASA DEĞİŞİKLİĞİ GÜNDEME GELİR Mİ?
Dilekçe tarihinin emekli aylığında yüzde 30 – 35 gibi yüksek oranda düşüşe yol açması ancak yasa değişikliği ile önlenebilir. İdari bir kararla veya genelge, yönetmelik gibi ikincil düzenlemelerle düşüşün önlenmesi mümkün değil. Fakat, sadece 2025 yılında emekli olanlar için değil çalışmaya devam eden herkesi kapsayacak şekilde yasa değişikliği yapılması gerektiği yorumları yapılıyor. Bu da karar almayı zorlaştıracak.
DİLEKÇE TARİHİ EMEKLİ AYLIĞINI NASIL ETKİLEYECEK?
2024 yılında SSK ve BAĞ – KUR emekli aylıklarına ocak ayında yüzde 49,25, temmuz ayında yüzde 24,73 oranında zam yapıldı. Bu yıllık yüzde 86,16 oranında zam anlamına geliyor. Temmuz – aralık döneminde emeklilik dilekçesi verenler ocak ve temmuz aylarında yapılan söz konusu maaş zamlarından yararlanacaklar.
Dilekçeyi 1 Ocak 2025 tarihinden sonra verenler ise bu yıl emekli aylıklarına yapılan zamlardan yararlanamayacaklar. Onlara 2024 yılındaki tüketici fiyat enflasyonunun yüzde 100’ü ile milli gelirdeki artışın yüzde 30’u oranında artış yapılacak. Bu da 2024 yılında dilekçe verenle 2025 yılında dilekçe verenler arasında yüzde 30 – 35’e varan oranlarda fark yaratacak.”
Bu kararın ardından farklı markalardan da yatırım haberi gelebileceğini belirten Eroldu, Togg da dahil olmak üzere yerli üreticilerin Çinli markalarla gireceği rekabetle ilgili, ”Rekabet bütün oyuncuları dinç tutacak. Bugün otomotivde rekabetçilik endeksine baktığımız zaman Hindistan, Çin, Türkiye, Fas sıralamasını görüyoruz.
Dolayısıyla biz Türk otomotiv sanayi olarak Çinlilerin Türkiye’de yapacakları üretimle rekabet ederiz. Sadece hammadde konusunda onların bir sıkıntısı yok ancak biz ve Avrupalılar birçok hammaddeyi ithal ediyoruz. Adil şartlardaki bir rekabette bizim Çin ile bir derdimiz olmaz” diye konuştu.

TEŞVİKLER TOGG’U ETKİLER Mİ
BYD yatırımı için verilen ilave gümrük vergisi muafiyeti ve Plug-In Hybrid (şarj edilebilir hibrit) araçlara ÖTV avantajı teklifiyle ilgili soruları da yanıtlayan Eroldu, “Bu belirli bir avantaj sağlayacaktır ancak orada da yüz binlerce araçtan söz etmiyoruz belirli bir limiti var. Yüzde 30 ÖTV ise aslında çok sınırlı bir alanı temsil ediyor. Şu anda yüzde 5’ten daha küçük bir alan. Togg gibi veya diğer elektrikli araçlarda yüzde 10’luk ÖTV var, içten yanmalılarda yüzde 80’lik ÖTV var. Bu bir avantaj sağlayacaktır ama sonuçta oradaki teşvik de sonsuza giden bir rakam değil. O yüzden çok rahatsız etmez diye düşünüyorum” görüşünü paylaştı.
Eroldu ayrıca, BYD’nin otomotiv sektörüne sağlayacağı toplam cirosal değerin tahminen 3.8 milyar Euro seviyesinde olacağını da belirtti. Sektörde Oyak Renault, TOFAŞ ve Ford Otosan gibi markaların yakında devreye alacağı yeni yatırımlarının olacağını da hatırlatan Eroldu, BYD ile birlikte otomotiv sanayi kapasitesinin 2.4 milyon ulaşabileceğini söyledi.
SON SEKİZ YILIN EN DÜŞÜK YERLİLİK ORANI
Otomotiv satışlarında yerli oranının gerilediğine dikkat çeken Eroldu, ”Toplam taşıt araçlarında bu sene yüzde 32’ye geriledik. En son 2016 yılında yüzde 33 ile kapatmışız. En büyük kayıp şu anda hafif ticari araçta. Ama bunun da biz geçici olduğunu düşünüyoruz. Dış ticaret dengesinde, geçen seneyi 1.4 milyar dolar eksiyle kapatmıştık. Bu senenin ilk 5 ayında 109 milyon dolar gibi sıfır noktasına yakın bir yerdeyiz. Otomobilde ise ilk 5 ayda 2 milyar dolarlık bir dış ticaret açığı var. Bu da tabi ülke ekonomisini açısından iyi bir sinyal değil” ifadelerini kullandı.
RAKAMLARLA YERLİ SANAYİNİN 50. YILI
OSD’nin 50. yılı kapsamında düzenlenen gala gecesinden hemen önce otomotiv gazetecilerinin sorularını yanıtlayan Eroldu, 1974 yılından bu yana Türk otomotiv sanayinin gelişimini rakamlarla anlattı. Sanayinin toplam kapasitesinin 2 milyon adedin üzerine çıktığını belirten Eroldu, şu rakamları verdi:
– 32 milyon toplam otomotiv üretimi.
– 19 milyon binek otomobil üretimi.
– 248 milyar dolar son 10 yılda yapılan ihracat.
– 19 milyon toplam otomotiv ihracatı.
]]>Enflasyonun haziran ayında sekiz ay sonra ilk kez gerilemesi TCMB’nin yüzde 50 seviyesindeki politika faizini indirebileceği spekülasyonlarına yol açmıştı. Birçok analist TCMB’nin dördüncü çeyrekte faiz indirimi yapmasını beklerken Goldman Sachs bu çeyrekte bir indirim beklentisini dile getirmişti.
Perşembe günü TCMB’nin İstanbul’daki binasında konuşan Karahan faiz indirimi zamanlamasına ilişkin yorum yapmazken “Temkinli yaklaşımımızı korumamız gerekiyor” açıklamasını yaptı.
Enflasyonda düşüş sürecinin ve iç talebin zayıflamaya başlaması sonrası parasal gevşeme yolunda en büyük engel firmaların ve hanehalkının enflasyon beklentileri ile TCMB’nin tahminleri arasındaki fark oldu. TCMB bu yılsonunda enflasyonun yüzde 38’e gerilemesini, 2025 yılsonunda yüzde 14 ve 2026 sonunda yüzde 9’a düşmesini bekliyor.
Karahan “Bu yılki hedefi tutturmak kredibilite kazanmak için kritik ve bunun için ne gerekiyorsa yapıyoruz. Ancak bunun nihai hedef olmadığını not etmek gerekir” dedi.
“BEKLENTİLERDE DAHA NET İYİLEŞME BEKLİYORUZ”
TCMB verisine göre 12 aylık enflasyon beklentilerinde hanehalkı ve firmalar, piyasalardan ayrışıyor. Hanehalkı bu yılsonunda yüzde 70 civarı TÜFE beklerken piyasa katılımcıları beklentileri TCMB tahmininin üst bandı olan yüzde 42’ye yakınsıyor. Karahan “Hanehalkı ve firma beklentilerinde daha net iyileşme görmek istiyoruz. Böylece enflasyon beklentilerinin dezenflasyon sürecine destek vereceğine ilişkin biraz daha rahat olabiliriz” diye konuştu.
Karahan, gelecek ay Ankara’da TCMB’nin enflasyon raporu sunumunu gerçekleştirecek.
Karahan haziran enflasyon verisinin ekonomist beklentilerinden düşük gelmesine rağmen bu düşüşün ciddi ve kalıcı olduğu sonucuna varmak için “erken” olduğunu belirtti.
TCMB Başkanı temmuzda elektrik ve yönlendirilen fiyatlardaki artışın aylık enflasyona 1,5 yüzde puan yukarı yönlü etki yapmasını bekliyor.
“LİRANIN REEL OLARAK DEĞER KAZANMASININ MÜHENDİSLİĞİNİ YAPMIYORUZ”
Karahan’a göre sıkı politikasının “sonuçlarından” birisi Türk lirasında reel değer kazanımı oldu. Karahan “Liranın reel olarak değer kazanmasının mühendisliğini yapmıyoruz. Bu daha çok faizlerin yüksek olduğu bu politikanın doğrudan bir sonucu” diye konuştu. Politika, lira cinsi varlıkları daha çekici hale getirirken ve bu varlıklara talebi artırırken nihayetinde kurun reel olarak değerlenmesine de yol açtı.
Goldman Sachs gibi küresel bankalar rekabetçilikte düşüş ve ihracatçıların yüksek kur talebi gibi potansiyel endişeler sebebiyle liradaki yükseşte “sınırlı bir alan” olduğunu söylemişti.
Karahan para politikasının iç talebi düşürdüğünü ve enflasyon beklentilerini çıpaladığını belirterek ikisinin de ithalatı ciddi ölçüde azalttığına dikkat çekti. Reel kurda değerlenme ihracatı pahalı hale getirse de, Karahan’a göre enflasyon beklentilerini çıpalaması dolayısıyla cari açığı etkisi iyileştirme yönünde.
Yine de yetkililer liranın aşırı değerlenme yaşamaması için temkinli ve bunun için offshore liraya yönelik düzenlemeler devreye giriyor. Yetkililer koordinasyonu sağlarken Karahan offshore swaplara ilişkin düzenlemelerin BDDK’nın uhdesinde bulunduğunu belirtti.
Bugüne kadar yürürlükteki düzenlemeler TCMB başkanına göre likidite sorununu daha yönetilebilir hale getirilmesinde yardımcı oldu.
“REZERV BİRİKTİRMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Karahan “Rezerv pozisyonumuzu iyileştirme ile ana hedefimiz olan dezenflasyonu başarma arasında denge kurmamız gerekiyor. Dezenflasyon aşırı likiditeden ve sermaye akımlarının yarattığı kırılganlıktan kaçınmayı gerektiriyor. Bu ödünleşimleri iyi yönettik ve regülasyonların gevşetilmemesi bize yardımcı oldu” ifadelerini kullandı.
Pozisyonlarını hedge etmek isteyen yabancı yatırımcılar liraya erişimin kolaylaştırılmasını talep ediyor. Yetkililer ise volatilite artışı yaşanmasını istemezken önceki yönetim liraya karşı kısa pozisyon alınmaması için bu kuralları hayata geçirmişti.
Bloomberg Economics’e göre TCMB ikinci çeyrekteki çok büyük sermaye akımları karşısında son 40 yılda görülmemiş ölçüde rezervlerini artırdı.
Rezervlerin daha da artırılmasının gerekliliğine işaret eden Karahan ana hedefleri doğrultusunda dezenflasyonun başarılması olduğunu söyledi. Karahan “Fiyat istikrarını önceliklendirmeye ve piyasa koşullarının elverdiği ölçüde rezerv biriktirmeye devam edeceğiz” değerlendirmesini yaptı.
“ANLAŞMALAR GÖZDEN GEÇİRİLECEK”
Karahan gelecekte TCMB’nin Döviz yükümlülüklerini düşürmek isteyeceğini ve yurtdışı merkez bankalarıyla yapılan mevduat anlaşmalarının gözden geçirilebileceğini vurguladı.
Son dakika haberi… Başkan Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şu şekilde;
Ahde vefanız için sizlere teşekkür ediyorum. Sultanbeyli ile bizim aramızdaki bağ çok eskidir. Anadolu’nun dört bir yanından buraya gelen halkımız hep sahipsiz bırakıldı.
“VESAYETÇİLERE DARBECİLERE EYVALLAH ETMEDİĞİMİZ İÇİN ÖNÜMÜZE TUZAKLAR KURULDU”
Sultanbeyli bir dönem ülkemizdeki hak ve özgürlük gasplarının sembolü haline gelmişti. Vesayetçiler ve darbecilere eyvallah etmediğimiz için önümüze tuzaklar kuruldu.
“YAPTIĞIMIZ YARDIMLAR İÇİN MİMLENDİK”
Dünyadan 5’ten büyüktür diyerek küresel sistemin çarpıklıklarına itiraz ettiğimiz içim ambargolara uğradık. PKK, DEAŞ gibi örgütlere teslim olmadığımız için pek çok acıyla sınandık. Gazze’deki mazlumlara her türlü yaptığımız yardım için mimlendik.
Milletimizden aldığımız güçlü hepsinin üstesinden geldik, geliyoruz. Türkiye Yüzyılı aynı zamanda Belediyecilik hizmetlerinde yapacağımız tarihi atılımlarla şehirlerimizin de yüzyılı olacak.
“İSTANBUL’A BÖYLE BİR ZULÜM YAPILMASINA MÜSAADE EDEMEYİZ”
İstanbul’da 30 yıl önce başlattığımız yerel yönetim hamlesi maalesef son 5 yıldır durmuş, hatta ibre tersine dönmüştür. Şehri yönetenler İstanbul’dan başka her şeyle uğraştıkları için devraldıkları sorumlulukları yönetememişlerdir.
Büyükşehir Belediyesi’nden ne diyor tam ileri, sen tam gaz geri gidiyorsun. Sultanbeyli’yi hiçbir zaman sahiplenmedin ki. Ulaşımıyla, depreme hazırlığıyla İstanbul içler acısı hale gelmiştir. Lazım olduğunda ya tatilde ya cumhurbaşkanı yardımcılığı peşinde ya büyükelçilerle Sarıyer’de balıkta.
İstanbul’un yönetimi yarı zamanlı işle olacak değil. Bu şehir hiç kimsenin şahsi ihtirasları, oyuncağı, finans kaynağı haline getirilemez. İstanbul’a böyle bir zulüm yapılmasına müsaade edemeyiz. Bunun için Yeniden İstanbul diyoruz.
“DEPREME HAZIRLIK İÇİN GEREKEN VAKİT DEM’LE PAZARLIKTA HARCANIYOR”
Bu şehrin beklentisi ve ihtiyacı çoktur. Ama bazı öncelikleri vardır. Birinci önceliği depreme hazırlıktır. Son dönemde bu konuda bir çaba, proje gördünüz mü? Hayır. Çünkü depreme hazırlık için kullanılması gereken kaynaklar bavul bavul dolar oldu ve bir yere götürülüyor. Depreme hazırlık için gereken vakit DEM’le pazarlıkta, kazanma değil kaybettirme hırsıyla hareket edenleri yemlemekle harcanıyor.
“650 BİN KONUTUN DÖNÜŞÜMÜ TAMAMLANACAK”
Bilim insanları İstanbul’u her gün depreme hazırlayın diye ikaz ediyor. Şimdi de emin eller Murat Kurum kardeşimle ve tüm ilçe belediyeleriyle gerçekleşecek. Önümüzdeki 5 yılda İstanbul’da depreme dayanıksız yapıların hepsini dönüştürecek. 650 bin konutun dönüşümünü 5 yıl gibi kısa bir sürede tamamlayacak. İstanbul’un ikinci gündemi artı hayatı çekilmez hale getiren trafiktir.
“ŞEHİR ADETA KİLİTLENDİ”
Mevcut yönetim bizden devraldığı metroları yapamadığı, yeni metrobüsler alamadığı için şehir adeta kilitlendi. Bir de ne diyor ‘akıllı belediyecilik tam ileri’ nasıl tam ileri? Bir yerden bir yere seyahat etmek, kayak yapmak… İstanbul bu sizin zevkinizi çekmek zorunda mı?
Sultanbeyli’ye kadar ilerlemedikleri gibi uyduruk sebeplerle hastane önünden geçecek durakları iptal ettiler. Diğer pek çok proje gibi metro hatlarını da ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Beceriksizliklerini hafriyat alanına çevirdikleri metro hatlarını saymıyorum.
Boğaz’ın altına yapacağımız yeni tünelle iki yaka arasındaki raylı sistem geçişlerini bir araya toparlayacağız.
İstanbul’un yeni gündemi bu şehrin dezavantajlı kesimlerinin sahipsiz kalması. Biz Murat Kurum kardeşimle merkezi irade de yaptığımız gibi kimsesizlerin kimsesi olacağız.
“İSTANBUL’U İŞPORTA PAZARINA DÜŞÜRMEK BU ŞEHRE İHANETTİR”
İstanbul’un diğer anlayışı insani vizyonla çalışmasıdır. Haliç’i biz temizledik. İstanbul havalimanına faaliyete geçirip, Çamlıca Cami’yi yaparak şehre birçok eser kazandırarak bunun adımlarını attık. Biz böyle şu andaki belediye başkanı gibi değil Cumhurbaşkanınız olarak tüm bakan arkadaşlarımla hep beraber bu adımları attık, atıyoruz, atacağız. Önümüzdeki dönemde yeniden kendine değer katan böyle bir iradeye kavuşacaktır.
İstanbul’u kirli pazarlıklardan uzak tutmak gerekir. Başka amaçlar için deste deste para savurmak bu şehri üzer. İstanbul’u işporta pazarına düşürmek bu şehre ihanettir. İstanbul’a bu kötülüğü yapmamak gerekir.
Tüm bunları ve daha fazlasını 1 Nisan itibarıyla hemen hayata geçirmeye başlayacağız. Bunun için sizlerden 31 Mart’ta sandıkları sıkı tutmanızı, en küçük bir kayıp kaçağa meydan vermemenizi istiyorum.
“BİR DÖNEM BİZİM YANIMIZDA OLUP ŞİMDİ BİZE KAYBETTİRMEK İÇİN CHP’NİN YANINDA OLANLANLARA İTİBAR ETMEYİN”
Bir dönem bizim yanımızda olup bize kaybettirmek için CHP’nin yanında olanlara itibar etmeyin. Geçtiğimiz 2 ayda 52 il ziyareti yaparak vatandaşlarımızla buluşarak hasbihal ettik. Çoğu zaman bu sayı 60 bini buldu. Biz ister genel seçim ister mahalli seçim olsun tüm seçimlere milletimizle ruberu, yüz yüze gelme fırsatı olarak bakıyoruz.
Haksız halkçılık, yeşilsiz çevre peşinde koşanlar milletimizle aramızdaki muhabbeti elbette anlayamaz. Biz milletimize gitmekte yorulmuyoruz, adeta huzur buluyoruz. Her vatandaşımızla aramızda bir gönül köprüsü kurulur. Biz, o gönül vasıtasıyla insanımızın derdini anlarız, sevincine ortak olur, heyecanını paylaşırız.
“ENFLASYONUN YOL AÇTIĞI SORUNLARIN FARKINDAYIZ”
Tüm dünya gibi bizim de sorunumuz olan enflasyonun yol açtığı sıkıntıların farkındayız. Komşumuz hangi ilçe. Sancaktepe. Sancaktepe’yi kaybedemeyiz, orayı da alacağız. Aynen yola devam edeceğiz.
Dünden itibaren kamu bankalarımız başvuran emeklilerimizin yeni banka promosyonunu ödüyor. Sizler de 2 Nisan’dan itibaren bunu alma imkanına sahipsiniz. Bu emeklerimiz için önemli bir kaynak olacak.
Biz Murat Kurum’u bir kenardan bulup getirmedik. Bakanlıklarının dışında bu süreç içeriisnde adımlar var mı? Dolayısıyla onlar kayağa gitsin, başka işleri yok.
]]>
Son dakika haberi… Başkan Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şu şekilde;
Ahde vefanız için sizlere teşekkür ediyorum. Sultanbeyli ile bizim aramızdaki bağ çok eskidir. Anadolu’nun dört bir yanından buraya gelen halkımız hep sahipsiz bırakıldı.
“VESAYETÇİLERE DARBECİLERE EYVALLAH ETMEDİĞİMİZ İÇİN ÖNÜMÜZE TUZAKLAR KURULDU”
Sultanbeyli bir dönem ülkemizdeki hak ve özgürlük gasplarının sembolü haline gelmişti. Vesayetçiler ve darbecilere eyvallah etmediğimiz için önümüze tuzaklar kuruldu.
“YAPTIĞIMIZ YARDIMLAR İÇİN MİMLENDİK”
Dünyadan 5’ten büyüktür diyerek küresel sistemin çarpıklıklarına itiraz ettiğimiz içim ambargolara uğradık. PKK, DEAŞ gibi örgütlere teslim olmadığımız için pek çok acıyla sınandık. Gazze’deki mazlumlara her türlü yaptığımız yardım için mimlendik.
Milletimizden aldığımız güçlü hepsinin üstesinden geldik, geliyoruz. Türkiye Yüzyılı aynı zamanda Belediyecilik hizmetlerinde yapacağımız tarihi atılımlarla şehirlerimizin de yüzyılı olacak.
“İSTANBUL’A BÖYLE BİR ZULÜM YAPILMASINA MÜSAADE EDEMEYİZ”
İstanbul’da 30 yıl önce başlattığımız yerel yönetim hamlesi maalesef son 5 yıldır durmuş, hatta ibre tersine dönmüştür. Şehri yönetenler İstanbul’dan başka her şeyle uğraştıkları için devraldıkları sorumlulukları yönetememişlerdir.
Büyükşehir Belediyesi’nden ne diyor tam ileri, sen tam gaz geri gidiyorsun. Sultanbeyli’yi hiçbir zaman sahiplenmedin ki. Ulaşımıyla, depreme hazırlığıyla İstanbul içler acısı hale gelmiştir. Lazım olduğunda ya tatilde ya cumhurbaşkanı yardımcılığı peşinde ya büyükelçilerle Sarıyer’de balıkta.
İstanbul’un yönetimi yarı zamanlı işle olacak değil. Bu şehir hiç kimsenin şahsi ihtirasları, oyuncağı, finans kaynağı haline getirilemez. İstanbul’a böyle bir zulüm yapılmasına müsaade edemeyiz. Bunun için Yeniden İstanbul diyoruz.
“DEPREME HAZIRLIK İÇİN GEREKEN VAKİT DEM’LE PAZARLIKTA HARCANIYOR”
Bu şehrin beklentisi ve ihtiyacı çoktur. Ama bazı öncelikleri vardır. Birinci önceliği depreme hazırlıktır. Son dönemde bu konuda bir çaba, proje gördünüz mü? Hayır. Çünkü depreme hazırlık için kullanılması gereken kaynaklar bavul bavul dolar oldu ve bir yere götürülüyor. Depreme hazırlık için gereken vakit DEM’le pazarlıkta, kazanma değil kaybettirme hırsıyla hareket edenleri yemlemekle harcanıyor.
“650 BİN KONUTUN DÖNÜŞÜMÜ TAMAMLANACAK”
Bilim insanları İstanbul’u her gün depreme hazırlayın diye ikaz ediyor. Şimdi de emin eller Murat Kurum kardeşimle ve tüm ilçe belediyeleriyle gerçekleşecek. Önümüzdeki 5 yılda İstanbul’da depreme dayanıksız yapıların hepsini dönüştürecek. 650 bin konutun dönüşümünü 5 yıl gibi kısa bir sürede tamamlayacak. İstanbul’un ikinci gündemi artı hayatı çekilmez hale getiren trafiktir.
“ŞEHİR ADETA KİLİTLENDİ”
Mevcut yönetim bizden devraldığı metroları yapamadığı, yeni metrobüsler alamadığı için şehir adeta kilitlendi. Bir de ne diyor ‘akıllı belediyecilik tam ileri’ nasıl tam ileri? Bir yerden bir yere seyahat etmek, kayak yapmak… İstanbul bu sizin zevkinizi çekmek zorunda mı?
Sultanbeyli’ye kadar ilerlemedikleri gibi uyduruk sebeplerle hastane önünden geçecek durakları iptal ettiler. Diğer pek çok proje gibi metro hatlarını da ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Beceriksizliklerini hafriyat alanına çevirdikleri metro hatlarını saymıyorum.
Boğaz’ın altına yapacağımız yeni tünelle iki yaka arasındaki raylı sistem geçişlerini bir araya toparlayacağız.
İstanbul’un yeni gündemi bu şehrin dezavantajlı kesimlerinin sahipsiz kalması. Biz Murat Kurum kardeşimle merkezi irade de yaptığımız gibi kimsesizlerin kimsesi olacağız.
“İSTANBUL’U İŞPORTA PAZARINA DÜŞÜRMEK BU ŞEHRE İHANETTİR”
İstanbul’un diğer anlayışı insani vizyonla çalışmasıdır. Haliç’i biz temizledik. İstanbul havalimanına faaliyete geçirip, Çamlıca Cami’yi yaparak şehre birçok eser kazandırarak bunun adımlarını attık. Biz böyle şu andaki belediye başkanı gibi değil Cumhurbaşkanınız olarak tüm bakan arkadaşlarımla hep beraber bu adımları attık, atıyoruz, atacağız. Önümüzdeki dönemde yeniden kendine değer katan böyle bir iradeye kavuşacaktır.
İstanbul’u kirli pazarlıklardan uzak tutmak gerekir. Başka amaçlar için deste deste para savurmak bu şehri üzer. İstanbul’u işporta pazarına düşürmek bu şehre ihanettir. İstanbul’a bu kötülüğü yapmamak gerekir.
Tüm bunları ve daha fazlasını 1 Nisan itibarıyla hemen hayata geçirmeye başlayacağız. Bunun için sizlerden 31 Mart’ta sandıkları sıkı tutmanızı, en küçük bir kayıp kaçağa meydan vermemenizi istiyorum.
“BİR DÖNEM BİZİM YANIMIZDA OLUP ŞİMDİ BİZE KAYBETTİRMEK İÇİN CHP’NİN YANINDA OLANLANLARA İTİBAR ETMEYİN”
Bir dönem bizim yanımızda olup bize kaybettirmek için CHP’nin yanında olanlara itibar etmeyin. Geçtiğimiz 2 ayda 52 il ziyareti yaparak vatandaşlarımızla buluşarak hasbihal ettik. Çoğu zaman bu sayı 60 bini buldu. Biz ister genel seçim ister mahalli seçim olsun tüm seçimlere milletimizle ruberu, yüz yüze gelme fırsatı olarak bakıyoruz.
Haksız halkçılık, yeşilsiz çevre peşinde koşanlar milletimizle aramızdaki muhabbeti elbette anlayamaz. Biz milletimize gitmekte yorulmuyoruz, adeta huzur buluyoruz. Her vatandaşımızla aramızda bir gönül köprüsü kurulur. Biz, o gönül vasıtasıyla insanımızın derdini anlarız, sevincine ortak olur, heyecanını paylaşırız.
“ENFLASYONUN YOL AÇTIĞI SORUNLARIN FARKINDAYIZ”
Tüm dünya gibi bizim de sorunumuz olan enflasyonun yol açtığı sıkıntıların farkındayız. Komşumuz hangi ilçe. Sancaktepe. Sancaktepe’yi kaybedemeyiz, orayı da alacağız. Aynen yola devam edeceğiz.
Dünden itibaren kamu bankalarımız başvuran emeklilerimizin yeni banka promosyonunu ödüyor. Sizler de 2 Nisan’dan itibaren bunu alma imkanına sahipsiniz. Bu emeklerimiz için önemli bir kaynak olacak.
Biz Murat Kurum’u bir kenardan bulup getirmedik. Bakanlıklarının dışında bu süreç içeriisnde adımlar var mı? Dolayısıyla onlar kayağa gitsin, başka işleri yok.
]]>
“Çanakkale Deniz Zaferi’mizin 109’uncu sene-i devriyesinde bir kez daha aziz şehitlerimizin manevi huzurundayız. Dünya tarihinde eşine nadir rastlanır bir destanla Çanakkale’yi geçilmez kılan kahramanlarımızı rahmetle, şükranla yad ediyoruz. Gazi Mustafa Kemal başta olmak üzere bu kahraman orduya önderlik etme şerefine nail olan komutanlarımızı saygıyla anıyoruz.
Bin yıllık vatanımız Anadolu’nun müdafaası için ülkemizin ve gönül coğrafyamızın dört bir yanından gelerek gözlerini kırpmadan canlarını veren yiğitlerin her bir ferdine Allah’tan rahmet diliyoruz. Bugün de vatan topraklarında, sınırlarımızda ve sınırlarımız ötesinde ülkemizin güvenliği, milletimizin huzuru, devletimizin bekası için gece gündüz faaliyet halinde olan askerlerimize mevladan kolaylıklar diliyoruz.

“MİLLETİMİZ, BEDENİ VE KALBİ İLE VAKUR İRADESİNİ ORTAYA KOYMUŞTUR”
Türkiye ve Türk milleti olarak Çanakkale’de hangi mücadeleyi verdiysek bugün de farklı görünümler ve araçlar altındaki sinsi saldırılara karşı benzer bir duruş sergiliyoruz. Mehmet Akif, Çanakkale şehitlerini destanlaştıran şiirinde, “Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer. Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer. Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk. Sade bir hadise var ortada: Vahşetler denk.”
Evet ülkemizin bilhassa son 10 yılda maruz kaldığı her hadisenin gerisine bakıp maskeleri kaldırdığımızda aynı yüzleri görüyoruz. Terör örgütlerini sınırlarımıza yığıp bizi istiklalimizle sınıyanlar bunlardı. Çeşit çeşit yöntemlerle egemenliğimize göz diken darbecileri üzerimize salanlar bunlardı. Her biri milletimizin zenginliği olan farklılıklarını kırılmaya yatkın fay hatları haline dönüştürmeye çalışanlar yine bunlardı. Kalkınma hamlelerimizi boşa çıkarmak için üretimimizi ve istikrarımızı sabote edenler bunlardı. Demokrasi atılımlarımızı vesayetin çarkları arasında parçalayarak milletimize zulmedenler bunlardı. Çanakkale’de bu millet erkeğiyle, kadınıyla, genciyle, yaşlısıyla, öğrencisiyle, hocasıyla, işvereniyle tek vücud olup düşmana geçit vermemiştir. Milletimiz son dönemde yaşadığımız sınamaların her birinde de bedeni ve kalbi ile aynı vakur iradeyi ortaya koymuştur.

“TÜRKİYE YÜZYILI VİZYONUYLA YAKTIĞIMIZ ATEŞ, GAYESİNE ULAŞACAKTIR”
Asırlarca yürüttükleri maddi ve manevi yıkım çalışmaları sonunda Türk’ün fıtratının değişeceğini sananlar ruhun aynı ruh olduğunu gördüler anladılar. Dün Çanakkale’de yakılan ateş milli mücadeleyle ve cumhuriyetin ilanıyla neticelenmiştir. Şimdi de eser ve hizmetlerimizle 2023 hedefleriyle Türkiye Yüzyılı vizyonuyla yaktığımız ateş inşallah ülkemizi dünyada hak ettiği yere çıkarmamızla gayesine ulaşacaktır. Üstelik biz Çanakkale Zaferi’ni ve ardından gelen başarıları tarihimizin en büyük yokluklarını, kuşatmalarını, ihanetlerini yaşadığımız bir dönemde elde ettik.
“GELECEĞİMİZE GÜVENLE YÜRÜMEYİ SAĞLAYACAK İRADEYE SAHİBİZ”
Bugünkü Türkiye’nin hamdolsun altyapısıyla, siyasi ve teknolojik gücüyle, ekonomisiyle hedeflerini hayata geçirme konusunda çok daha büyük imkanları vardır. Çanakkale’den ve sonrasında yaşadığımız hadiselerin her birinden aldığımız dersler ışığında geleceğimize güvenle yürümemizi sağlayacak iradeye sahibiz. Geçtiğimiz yıl 53 bin vatandaşımızın şehit olmasına, 11 şehrimizde yüz binlerce binanın yıkılmasına yol açan 6 Şubat depremlerinin ardından yaşananlar bunun ispatıdır. Gelişmiş ülkelerin bile yıllarca baş edemeyeceği enkaz yığınlarını biz kısa sürede kaldırdık, yeni konutları inşa edip teslimine başladık. Asrın felaketinin ardından milletimizin gösterdiği örnek dayanışma ayrıca takdire şayandır.
Türkiye Yüzyılı’nın inşasında Çanakkale’de yazılan destandan alacağımız çok önemli dersler olduğuna inanıyoruz. Birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize sıkı sıkıya sahip çıktığımızda yedi düvel üzerimize gelse yıkılmayacağımızın ispatı olan Çanakkale ruhu yolumuzu aydınlatmaya hep devam edecek. Rabbimden ülkemizi ve milletimizi gizli ve aşikar her türlü beladan, afetten, tehditten muhafaza etmesini diliyorum. Çanakkale Deniz Zaferi’mizin 109’uncu yıl dönümünü bir kez daha tebrik ediyorum. 18 Mart Şehitleri Anma Günü’nde, Çanakkale Destanı’nda imzası olan erinden komutanına kahraman mehmetçiklerimizin her birini, şehit ve gazilerimizin tamamını tekrar rahmetle yad ediyorum.

Erzurum’un Milli Mücadele dönemindeki önemine vurgu yapan Göktaş, “Bu şehir, Gazi Mustafa Kemal önderliğinde 105 yıl önce başlatılan Milli Mücadele’mizin kalesidir. Bu şehir, Erzurum Kongresi ile kurtuluş meşalesinin yanan ilk ateşidir. Bu şehir, ‘Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, bölünemez’ kararının filizlendiği yerdir.” diye konuştu.
Milletle el ele Türkiye’nin ikinci asrının temellerini attıklarını vurgulayan Göktaş, şunları söyledi:
“Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğinde milletimizle gönül gönüle Türkiye Yüzyılı’nı tuğla tuğla inşa ediyoruz. Ecdadımızın emaneti olan bu vatanı eğitimden ulaşıma, sanayiden ticarete, turizmden sosyal hizmetlere kadar her alanda güçlü kılarak geleceğe taşıyoruz. Çocuklarımıza refah ve huzur içinde yaşayacakları bir ülke, tarihi, kültürel, doğal zenginlikleri korunan şehirler bırakmak için çalışıyoruz. Bunu siz kıymetli sivil toplum kuruluşlarımızla iş insanlarımızla, teşkilatlarımızla güç birliği yaparak gerçekleştiriyoruz. Bugün, Türkiye’nin kalkınması ve gelişmesi, istihdamın ve üretimin artması iş dünyamızın gösterdiği azim ve kararlılığın bir neticesidir. Artan refahın, toplumda adil ve etkili bir şekilde dağıtılması sivil toplum kuruluşlarımızın ortaya koyduğu özverinin bir neticesidir.”
Türkiye ekonomisinin dünyada yükselen bir değer olmasının daha fazla kadının iş dünyasına katılmasıyla mümkün olduğunu dile getiren Göktaş, “Sevginin ve merhametin bütün insanlığı kuşatması ancak ve ancak daha fazla kadının sivil toplum kuruluşlarının her kademesinde yer almasıyla mümkündür. Bakanlık olarak, kadınların istihdamının artırılması, çalışma şartlarının iyileştirilmesi için elimizden gelen tüm çabayı ve gayreti gösteriyoruz.” ifadesini kullandı.

– TÜRKİYE’DE İLK DEFA YAPILDI
Dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de yaşlı nüfusunun arttığına işaret eden Göktaş, “Bugün yüzde 10 olan 65 yaş ve üzeri nüfus oranımızın 2030’da yüzde 12,9, 2040’ta ise yüzde 16,3 olması bekleniyor.” diye konuştu.
Bakanlık olarak “Yaşlı Profili Araştırması” yaptıklarını bildiren Göktaş, şunları kaydetti:
“Yine dünyada ve Türkiye’de yalnızlaşma oranları giderek artıyor. Özellikle yalnız yaşayan yaşlılarımızın sayısının gün geçtikçe daha da arttığına şahit oluyoruz. Türkiye’de ilk kez yapılan Yaşlı Profili Araştırması’nda çok çarpıcı sonuçlar elde ettik. Bu ay içerisinde sonuçları milletimizle paylaşacağız. Araştırma kapsamında 22 bin 640 hanede çalışma hayatından sosyal yardımlara, yaşlı haklarından toplumsal hayata katılıma 9 başlıkta yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdik. Elde ettiğimiz sonuçlar, yaşlılarımıza sunduğumuz hizmetlerimize yön verecek. 4 yılda bir güncelleyeceğimiz veriler doğrultusunda hizmetlerimizi günün koşullarına göre ele alacağız. Yaşlı vatandaşlarımıza sunacağımız hizmetlere ilişkin göstergeleri bütüncül olarak değerlendirebileceğimiz bir sistemin alt yapısını oluşturacağız.”
Araştırmayla yaşlıların her türlü riskten korunması ve yaşlılar için iyileştirici tedbirler alınmasını sağlayacak politikalara temel teşkil edecek somut veriler elde edeceklerini bildiren Mahinur Özdemir Göktaş, “Mağduriyete sebep olabilecek riskleri tespit edebileceğiz. Vatandaşlarımızın ihtiyaç duydukları destek hizmetlerine ulaşmalarını sağlayan, koruyucu ve önleyici müdahaleleri içeren bir yapının oluşturulmasına yönelik ihtiyaç analizi yapacağız.” değerlendirmesini yaptı.
Bakan Göktaş, konuşmanın ardından katılımcıların sorularını yanıtladı.



HAVA SAVUNMA ÖZELLİKLERİYLE ÖNE ÇIKACAK!
Dizayn Proje Ofisi’ndeki ziyaretten yansıyan görüntülerde “TF-2000″de değişiklik detayı
TF-2000 hava savunma harbi muhribi Türkiye Cumhuriyeti anakarası ve bünyesinde bulunduğu görev gruplarını su üstü ve su altı farklı tehditlerden koruyabilecek uzun erimli kara taarruzlarını da gerçekleştirebilecek özellikle hava savunma rolü ile balistik füze tespit ve diğer güdümlü füzeleri imha gibi kritik rolleri yerine getirebilecek bir savaş gemisi olarak geliştiriliyor.
Temmuz 2017 tarihi itibari ile DPO tarafından tasarım çalışmalarına başlanan geminin çalışmalarına geçtiğimiz yıllarda ASFAT da dahil oldu.

3 ADET UZUN MENZİLLİ RADAR
Ziyaret kapsamında paylaşılan fotoğraflarda yer alan son dizaynda geminin ana misyonunu etkileyen ÇAFRAD’ın (Çok Amaçlı Faz Dizinli Radar Sistemi) çeşitli değişikliklere uğradığı görülüyor.
ÇAFRAD ilk ortaya çıktığında oluşturulan TF-2000 dizaynında 3 adet (Uzun Menzilli Arama Radarı – UMR, Aydınlatma Radarı – AYR ve Çok Fonksiyonlu Radar – ÇFR) 4 yüzlü (90 derecelik dört yüz sayesinde 360 derece kapsama alanı sunması için) sabit bir radar mimarisi yeni dizaynda değişerek radar sayısında azaltmaya gidildi.

Ziyarette paylaşılan fotoğrafta UMR’nin yerini koruduğu, ana mastta X bant 4 yüzlü bir radar diziliminin yerini koruduğu görülüyor.
S bant UMR yerini korurken önceki dizaynlarda UMR’nin üst kısmında yer alan AYR’nin kaldırıldığı veya ÇFR’nin kaldırılıp mast üzerine alındığı görülüyor.
Dolayısı ile 4 yüzlü 3 radardaki 12 toplam radar yüzü sayısı 4 yüzlü 2 radara yani 8 radar yüzüne düşürüldü.
ROKETSAN LEVENT SAVUNMA SİSTEMİ İLE GELEBİLİR!
Yeni tasarımda dikkat çeken bir diğer önemli detay da yerli füze tabanlı yakın hava savunma sisteminin (ROKETSAN LEVENT veya ASELSAN GÖKDENİZ ER) TF-2000 dizaynına eklenmiş olması. Eski tasarımlarda Phalanx nokta hava savunma sistemi (CIWS) dizaynda yer alırken yeni dizaynda öndeki füze tabanlı CIWS’ın yanı sıra namlulu GÖKDENİZ CIWS sistemi de geminin kıç bölümünde yer alıyor.
Çok önemli bir detay olarak Proje başlangıcında 32, sonrasında 64 olarak ifade edilen VLS (dikey atım sistemi) sayısı son tasarımda 96’ya çıktı. Köprü üstünün önündeki bataryada 32’li VLS ve arakasındaki bataryada 64’lü VLS olduğu görülüyor.
Ayrıca eğit ATMACA gemisavar füzesi atıcıları dizaynda görünmüyor. Dikey atış yöntemi ile atış mı yapılacağı yoksa baca önündeki bölmede bu füzeler için yer ayrılıp ayrılmadığı şimdilik bilinmiyor. 
YERLİ UÇAK GEMİSİNİN TASARIM AŞAMASI HALİHAZIRDA BAŞLAMIŞTI
3 Ocak 2023’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde toplanmış Savunma Sanayii İcra Komitesi, askeri gemi projeleri kapsamında uçak gemisi tasarım aşamasının başladığını duyurmuştu.
Aralık 2023’te ise Deniz Lisesi ve Deniz Harp Okulu (DHO) kuruluşunun 250’nci yıl dönümü töreninde konuşan Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, TCG ANADOLU’dan daha büyük olacak ve 260-280 metre boyutlarında olması planlanan bir uçak gemisinin Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na kazandırılmasıyla ilgili çalışmaların devam ettiğini söylemişti.
Türkiye’de özellikle büyükşehirlerde kahvaltı sofraları ve restoranların vazgeçilmez ürünü haline gelen avokadonun fiyatı bir ay içinde yüzde 50 yükseliş gösterdi. Geçen ay kilo 50, tanesi 15 lira olan avokadonun fiyatı bugünlerde ise yüzde yüz artış gösterdi.
İç piyasa kadar, avokado son dönemde Rusya pazarında büyük rağbet görüyor. Özellikle tadı, kıvamı, kokusu, yağlı olması nedeniyle Rusya pazarında Türk avokadosu yok satıyor.
Ürünün az olduğu bu dönemde bir ihracatçı ise büyük bir riske girip bir tırlık sipariş aldı. Tahsin Yılmaz, Moskova’ya gönderilmek üzere hazırladığı bir tır dolusu 18 ton avokadoyu Rusya’ya göndermeyi başardı.
Talebe yetişemediğini söyleyen Yılmaz, Türk avokadosunun Moskova’da tercih edilen bir meyve olduğunu kaydetti.

“HAZIRLANMASI ÇOK ZOR OLAN SİPARİŞ ALDIK”
45 yıldır Antalya’da sebze ve meyve komisyonculuğu yapan Tahsin Yılmaz, “Bu mevsimde hazırlanması çok zor olan sipariş aldık, başaramayacağız diye çok korktuk. Gazipaşa’da bize tüm üreticilerimiz bize destek oldu. Avokadonun şuan fuerte ve bebek olmak üzere iki çeşidi var. Rusya en çok fuerte cinsini tercih ediyor. Tat ve yağ bakımından çok üstün, başka ülkelerden gelenler bizimki kadar tatlı değil. O nedenle Türkiye’den giden avokado Moskova’da büyük talep görüyor. Şubat ayında bir tır dolusu avokado yapıp Rusya’ya göndermek gerçekten bir başarı hikayesidir. Ürünü bu mevsimde bulmak çok zor. Biz bunu başardığımız için çok mutluyuz” diye konuştu.

TÜRKİYE’DE KAÇ LİRADAN SATILIYOR?
Türkiye’de avokadonun en çok Antalya’nın Gazipaşa ve Alanya ilçesinde üretildiğinin altını çizen Yılmaz, “Fiyatlar bir ay öncesi arasında şuan yüzde 50 bir yükseliş var. Üretici memnun. Bebek cinsi avokado Türkiye’de ucuz, Rusya’da çok pahalı. Bebek cinsi avokado olgunlaştığı damak tadı çok güzeldir. Herkes tercih eder, yiyen başka tercih etmez. Bebek avokadonun kilosu 100 TL, fuertenin de tanesi 30 TL, kilogram olarak 100 TL fiyatı var. Türkiye’de şu an avokadonun ortalama fiyatları 100 TL civarında” dedi.

Talebin çok fazla olduğunu ama ürün bulamadıklarını ifade eden Yılmaz, “İstanbul’da bundan bir ay önce, ‘gönderme satamıyorum’ diyen komisyoncu şimdi ‘niye göndermiyorsunuz’ diyor. Önü açık şuan çünkü mal yok. İhracat için bir tır yapıp göndermek çok zor. Moskova’da bir market ile çalışıyoruz. Bir tır istediler, riske girmemize rağmen bir tır ürünü yapmayı başardık. Bu tırda 18 ton,75 bin civarında avokado var. Değeri ise 2 milyon civarında. Bir tır ürünü bundan sonra çıkaramayız. Palet palet gönderebiliriz. Ürün bu yıl erken bitti iklimden dolayı. Türkiye’de her sofrada avokado yer alıyor, lüks restoranlarda meze olarak yer buluyor. Moskova’da bizim avokadomuz bir numara, halk en çok Türk ürününü tercih ediyor. Şuan ürün yetiştiremiyoruz, mal yok” diye konuştu.
]]>
“BİZİ SATAN KADINLA BULUŞACAĞIZ”
Leipzig’de bir otel odası. Amy bir köşeden diğer köşeye gergin şekilde volta atıyor:
“Korkuyorum, gerçekten korkuyorum. Bir haftadır gözüme uyku girmedi. Bize ne olduğunu öğrenmek için sonunda bir şansım oldu.”
İkiz kardeşi Ano, koltukta oturuyor. Telefonundan bir şeyler izliyor: “Bizi satan kadınla buluşacağız” diyerek göz deviriyor. Ano da gergin olduğunu kabul ediyor. Biyolojik annesini ilk kez gördüğünde nasıl tepki vereceğini, öfkesini kontrol edip edemeyeceğini bilmediğini söylüyor. Gerginliğinin nedeni bu. Bu, uzun bir yolculuğun son durağı. Gürcistan’dan Almanya’ya, yapbozun eksik parçasını bulmak için geldiler. Sonunda biyolojik anneleriyle bir araya gelecekler.
Son iki yıldır, neler yaşadıklarını anlamaya çalışıyorlar. Gerçeğin üzerindeki örtüyü kaldırdıkça, onlarla aynı kaderi paylaşan on binlerce kişi daha olduğunu öğrendiler. Yetkililer yaşananlar hakkında soruşturma başlatmış olsa da henüz kimse bu olaylar yüzünden yargılanmadı.
TELEVİZYONDA KENDİSİNE ÇOK BENZEYEN BİR YARIŞMACI GÖRDÜ
Amy ve Ano’nun birbirlerini keşfetmelerinin hikayesi, 12 yaşındalarken başladı. Amy, vaftiz annesinin Karadeniz kıyısındaki evinde, en sevdiği televizyon programı olan yetenek yarışmasını izliyordu. Ekranda dansını izlediği kızın, kendisine ne kadar çok benzediğini fark etti. Benzemekten öte, aynısıydı. “Herkes annemi arıyordu, ‘Amy neden başka bir isimde dans ediyor?’ diye soruyorlardı.”
Amy ailesine bu konudan bahsetti ama üstünde durmadılar. Annesi “İnsanlar çift yaratılmıştır” deyip geçti. Yedi yıl sonra, 2021’in kasım ayında, bu kez Amy Tiktok’a bir video attı. Mavi saçları ve kaşındaki piercing görülüyordu. 320 kilometre uzaktaki Tiflis’te, 19 yaşındaki Ano Sartania’ya bir arkadaşı bu videoyu gönderdi. Ano, “Bana ne kadar benziyor” diye düşündü. Ano bu kızın izini sürmek istedi ancak internette bulamadı. Üniversitenin WhatsApp grubuna bu videoyu gönderdi ve yardım istedi. Sonunda Amy’yi tanıyan birisi, onları Facebook’ta buluşturdu.
Amy, yıllar önce yetenek yarışmasını izlerken ekranda gördüğü kızla yollarının tekrar kesiştiğini hemen anladı, “Yıllardır seni arıyordum” dedi. Ano’nun yanıtı, “Ben de” oldu. Birkaç gün içinde, çok fazla ortak noktaları olduğunu fark ettiler. Ancak hakikate henüz çok uzaktılar. İkisi de artık faal olmayan Kirtskhi doğum hastanesinde dünyaya gelmişti. Ancak doğum belgelerine göre, doğdukları gün aynı değildi. Arada birkaç hafta vardı.
“ÖĞRENDİĞİM HER DETAYDA İŞLER DAHA DA TUHAFLAŞTI”
Aynı müzik türlerini seviyorlardı, dans etmeye ikisi de bayılıyordu, saç tipleri de benziyordu. Hatta aynı genetik kemik hastalığına, displaziye sahip olduklarını öğrendiler. Bir gizemi birlikte çözmeye başladılar. Amy, “Ano hakkında öğrendiğim her yeni detayda, işler daha da tuhaflaştı” diyor.
Bir hafta sonra yüz yüze buluşmaya karar verdiler. Amy, Tiflis’teki Rustaveli metro durağının yürüyen merdiveninin tepesine ulaştığında, Ano ile ilk kez karşı karşıya geldi: “Aynaya bakmak gibiydi. Aynı yüz, anı ses. Ben oydum, o da bendi.”
İkiz olduklarını anladılar. Ano, “Sarılmayı sevmem ama ona sarıldım” diyor. Hakikatle yüzleşince, ailelerine dönüp gerçeği anlatmalarını istediler. 2002’de doğumdan sonra başka aileler tarafından evlat edinilmişlerdi. Amy, tüm yaşamının bir yalan üzerine kurulu olduğunu düşündü. Ano da kızgındı ancak tek istediği, zor diyaloglara girmek yerine, hayatının devam etmesiydi.
İkizler, doğum belgelerindeki tarihlerin yanlış olduğunu ortaya çıkardı. Amy’nin şu anki annesi, o zamanlar çocuk sahibi olamadığını, bir arkadaşının hastanede sahipsiz bir bebek olduğunu söylediğini, para verdiği durumda kendisinin bu bebeği sahiplenip büyütebileceğini öğrendiğini anlattı. Ano’nun annesinin de hikayesi benzerdi.
Onları evlat edinen iki aile de, bu kızların ikizlerinin olduğunu bilmiyordu. Yaptıklarının yasa dışı olduğunun da farkında değillerdi. Hastane personelinin de bu işe dahil olması, onlara yaptıklarının yasal olduğunu düşündürttü. İkizler, biyolojik annelerinin, kendilerini para karşılığı satıp satmadığını merak ediyordu.
“NEDEN BİZİ YÜZ ÜSTÜ BIRAKAN BİRİYLE BULUŞALIM?”
Amy biyolojik annesinin kim olduğunu hemen öğrenmek istedi ancak Ano’nun çekinceleri vardı. Ano, “Neden bizi yüz üstü bırakan biriyle buluşalım ki?” diye soruyordu. Amy, çocuklarının yasa dışı şekilde evlatlık verildiğinden şüphe eden ve çocuklarını arayan ailelerin olduğu bir Facebook grubu buldu. Burada bir mesaj paylaştı. Almanya’dan genç bir kadın bu mesaja yanıt verdi. Kadın, annesinin 2002’de Kirtshki hastanesinde ikiz çocuklar dünyaya getirdiğini ancak bu çocukların öldüğünün söylendiğini paylaştı. Genç kadının şüpheleri vardı. DNA testi, Facebook grubundaki bu kadının, ikizlerin kardeşi olduğunu ortaya çıkardı. Bu kadın, biyolojik anneleri olan Aza ile Almanya’da yaşıyordu.
Artık ikizler, kendilerini dünyaya getiren kadının kim olduğunu biliyordu. Onunla buluşmak için Almanya’ya gitmeye karar verdiler. Söz konusu Facebook grubunun adı Vedzeb, Gürcüce “Arıyorum” demek. Burada Amy ve Ano gibi ailelerini arayan ya da çocuklarını arayan çok sayıda kişi paylaşım yapıyor. Grubun 230 binden fazla üyesi var. Tamuna Museridze tarafından 2021’de kurulmuş. Tamuna da evlat edildiğini sonradan öğrenenlerden.
Tamuna, yüzlerce ailenin tekrar bir araya gelmesine yardımcı olmuş. Ancak kendi ailesini henüz bulamamış. Gürcistan’da 1950’lerden 2005’lere kadar evlat edinmenin devasa bir “piyasa” olduğu ortaya çıkmış. Birçok sektörden binlerce kişinin dahil olduğu bir sektör.
EN AZ 100 BİN BEBEK BAŞKALARINA SATILMIŞ
Tamuna, kendisiyle temasa geçenler üzerinden yaptığı bir hesapla, çalınan ve başkalarına satılan bebek sayısının 100 bini bulduğunu söylüyor. Ancak belgelerin ya kaybolması ya da yanlış verilerle doldurulması nedeniyle gerçek sayıyı bilmek neredeyse imkansız.
Leipzig’deki otelde Amy ve Ano, biyolojik anneleriyle buluşmaya hazırlanıyor. Ano vazgeçmenin eşiğine gelse de devam etmeye karar veriyor. Anneleri Aza, başka bir odada gergin şekilde bekliyor. Amy kapıyı tereddütle açıyor, Ano da onu takip ediyor. Aza onlara doğru yönelip, ikisine birden sıkıca sarılıyor. Dakikalarca böyle kalıyorlar. Kimse konuşmuyor. Amy’nin gözlerinden yaşlar süzülüyor. Ano ise kaskatı kesiliyor. Hatta biraz rahatsız olmuş görünüyor. Üçlü, konuşmak için bir odaya geçiyor. İkizler daha sonra annelerinin kendilerine yaptığı açıklamayı anlatıyor. Anneleri, doğum sonrası komaya girmiş. Uyandığında, hastane personeli, bebeklerin doğum sonrası öldüğünü söylemiş. Amy ve Ano ile bir araya gelmek, anneleri Azo’ya yeni bir yaşam amacı vermiş. Şu anda çok yakın olmasalar da halen temas halindeler.
Facebook grubunu kuran Tamuna evlat edinmenin o dönemlerde pahalı olduğunu söylüyor. Bazı çocukların, ABD, Kanada, Kıbrıs, Rusya ve Ukrayna’da ailelere satıldığını ortaya çıkarmış.
2005’te Gürcistan’da evlat edinme yasaları değişmiş ve 2006’da bebeklerin çalınarak satılmasını zorlaştıran yasalar uygulanmaya başlamış. 2022’de Gürcistan hükümeti soruşturma başlatmış. BBC’ye yaptıkları açıklamada, 40 kişiyle görüştüklerini, ancak vakaların “çok eski ve verilerden yoksun” olduğunu söylediler. Tamuna Museridze, elindeki tüm bilgiyi, hükümetle paylaştığını açıkladı.
2003’te uluslararası insan kaçakçılığıyla ilgili soruşturmada tutuklananlar oldu ancak kamuoyuyla çok az bilgi paylaşıldı. 2015’te başka bir soruşturmada, Rustavi hastanesinin genel müdürü Aleksandre Baravkovi’nin tutuklandığı, ancak aklanarak işe geri döndüğü bildirildi. Tamuna ise ailelerini arayanlarla ilgili hukuk mücadelesine destek vermeye devam ediyor. Ano, “Hayatımda her zaman eksik bir parça varmış gibi hissediyordum” diyor: “Her zaman, siyah giymiş bir kızın beni takip edip etrafımda dolandığını, bana günümün nasıl geçtiğini sorduğunu hayal ederdim.”
Bu düşünce, Amy’yi bulduğunda kafasından silinip gitmiş.
Bilkent Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Doktor Öğretim Üyesi Hamdi Dibeklioğlu, yaptığı açıklamada, akademik hayatı boyunca çalışmalarını yapay zeka üzerine yoğunlaştırdığını anlattı.
Yapay zeka ile insan davranışlarının otomatik analizi üzerine çalıştığını aktaran Dibeklioğlu, “Bunun dünya genelindeki adı duyuşsal bilişim olarak geçiyor. Konuşmanın içeriğinden, sesin şiddetinden, tonundan, yüz ifadelerinden, postürden yola çıkarak makine öğrenmesi ile sonuçlar çıkarıyoruz.” diye konuştu.
Dibeklioğlu, yapay zeka ile duyuşsal bilişim çalışmalarını yıllardır yaptığını ancak son dönemde ChatGPT gibi yapay zeka modellerinin yaygın kullanımı ile bu konunun çok popülerleştiğini vurguladı.

Son dönem çalışmalarında yapay zeka ile depresyon seviyesini tespit etmeye yönelik algoritmalar geliştirdiklerini belirten Dibeklioğlu, şöyle devam etti:
“Normalde, klinik psikologlar ve psikiyatristler, gözlemler üzerine teşhis koyuyor. Bizim yaptığımız da aslında buna benzer bir şey. Yapay zeka ile insanların yüz ifadelerinden, ses tonuna, konuşma şeklinden, başını ne tarafa ne şekilde çevirdiğine kadar çeşitli verileri kullanarak depresyon seviyesini tespit etmeye çalışıyoruz. Uzman, o anda görüşmeyi yaparken bir yandan da yapay zekalı sistem, belli bir karara varıp onu uzmanla paylaşmış oluyor.”
Hollanda’da yürüttüğü çalışmalarla bu konular üzerine eğildiğini, Türkiye’ye geldikten sonra da devam ettirdiğini anlatan Dibeklioğlu, “Bu çalışmaların her aşamasında modelleri eğitmek için hem hastadan hem de hastaneden etik onaylar alıyoruz. Bu sistemi, kişi izin veriyorsa kullanabilirsiniz. Zaten bu tip verilere gizli ya da hassas veri diyoruz. Bunlar çok ciddi süreçler.” diye konuştu.

“DAVRANIŞLA DEPRESYON SEVİYESİNİN İLİŞKİSİNİ ÇÖZMEYE ÇALIŞIYORUZ”
Depresyon tespiti için klinik veri kullandıklarını ve psikiyatristlerle birlikte çalıştıklarını dile getiren Dibeklioğlu, şu bilgileri verdi:
“Davranışla depresyon seviyesinin ilişkisini çözmeye çalışıyoruz. Bulgularımız, teoriyle örtüşüyor. Mesela farklı düşünceler var, ‘çocuğum çok ağlıyor, depresyonda mı?’ gibi. Halbuki depresyonda genel beklenti, donukluk. Yani kişi kimseyle iletişime girmek istemiyor, sosyal çevreden kopuyor. Bizim yakaladığımız örüntüler de o şekilde.
Yani literatürü incelediğiniz zaman depresyonda sosyal etkileşimden kaçma davranışına rastlıyorsunuz. Aslında onlar ortaya çıkmış oluyor. Depresyon seviye analizini şu şekilde tanımlıyoruz, uzman, o görüşmeyi yaparken sistem de hastayı incelesin ve bir şekilde doktora destek versin. Yani model de kendince tanılamasını yapsın. Bu şekilde gözden kaçan bir şeyi yapay zeka yakalayabilsin.”

“YAPAY ZEKA İLE YALAN TESPİTİNİN KULLANIMI…”
Dibeklioğlu, bir başka projelerinde ise cümleler, ses tonu, bakışlar gibi verilerden yola çıkarak yalan söylemenin derecesini bulmaya çalıştıklarını, bu çalışmalarında da yine etik onayları aldıklarını bildirdi.
Çeşitli videoları inceleyerek buradaki konuşmaların ne oranda doğru ne oranda yalan içerikli olduğunu tespit edip çeşitli kaynaklardan da doğrulattıklarını dile getiren Dibeklioğlu, konuşmanın içeriğini “doğal dil işleme” modelleri, ses tonunu “frekans analizi” ile değerlendirdiklerini belirtti.
Dibeklioğlu, “Ancak yapay zeka ile bu işi çözdük ve yüzde yüz doğru tahmin yapıyoruz gibi bir şey söz konusu değil. Dünya üzerindeki bütün veriyi görmeden yüzde 100 başarılı tahmin yapmanız tabii ki mümkün değil. Ama ciddi başarı oranlarına çıkabiliyoruz artık.” ifadelerini kullandı.
Yalan makinelerine ilişkin bir soru üzerine Dibeklioğlu, şöyle konuştu:
“Şunun doğru anlaşılması lazım, siz bu yalan tespit sistemini götürüp mahkemede kullanamazsınız. Bir kişinin hayatını buna bağlayamazsınız. Bunların yanılma oranları var. Ama bunu çok daha farklı yerlerde kullanabilirsiniz. Yapay zeka ile yalan tespitinin kullanımı, öğrenci mülakatı ya da işe alım mülakatı gibi senaryolar için söz konusu olabilir.
Literatürdeki çalışmalar, konuşmanın tümüne doğru mu, yalan mı diye bakıyor, biz hangi seviyede yalan söyleniyor onu bulmaya çalışıyoruz. Bu aslında bir farklılık, çünkü bir konuşmanın içinde her şey doğru değil, her şey yalan da değil.”

YAPAY ZEKA İLE KİŞİLİK TESPİTİ DE YAPILIYOR
Hamdi Dibeklioğlu, yapay zeka ile kişilik tespiti çalışmaları da yürüttüklerini belirtti.
Kişiliği farklı boyutlarda değerlendirdiklerini anlatan Dibeklioğlu, “Dışarıya ne kadar açıksınız, yeniliğe ne kadar açıksınız gibi. Yine görsel ve işitsel unsurları kullanarak kişilik verisi topluyoruz. Aslında siz insanla iletişim kurarken arka planda da yorumluyorsunuz aynı zamanda, biz de makineye bunu öğretmeye çalışıyoruz. Tabii makinenin kendince farklı özellikleri var, çok daha detaylı görebiliyor, çok daha ciddi işlemler yapabiliyor ama aslolan şey, bizim algoritmayı doğru eğitmemiz.” değerlendirmesini yaptı.
Yapay zeka ile kişilik analizinin dünyada kullanıldığına işaret eden Dibeklioğlu, “Şu anda şirketlerde ne kadar kullanılıyor, çok emin değilim ama ben yıllarca Hollanda’da araştırma yaptım. 2013-2014 yıllarında bile oradaki büyük şirketlerde yapay zeka ile iş mülakatlarında kişilik istatistiklerini çıkarıyorlardı. 10 sene önce bu çalışmalar için ‘daha prototip, sonuçları çok da kesin görmeyelim’ derken şu an doğruluk oranlarımız yüksek.” diye konuştu.
Hamdi Dibeklioğlu, insan davranışı alanında çok dikkatli olunması gerektiğine işaret ederek, “Çünkü bunu yüzde 100 doğru diye nitelendirip günlük hayatın içine doğrudan entegre ederseniz, oradaki hatalarda kişiye bir sorumluluk yükleniyorsa ciddi problemler yaşanabilir. O yüzden davranış analizinde etik onayların çok iyi irdelenmesi lazım. Buradaki amacımız, yapay zekanın bize yardımcı olması. Tüm kararları yapay zekaya bırakıp kendimiz geri çekiliyoruz gibi bir durum söz konusu değil.” dedi.
AĞRI SEVİYESİNİ DE TESPİT EDİYOR
Dibeklioğlu, benzer sistemle ilaçların dozunun ayarlanmasında önem taşıyan “ağrı seviyesi” tespiti de yaptıklarını kaydetti.
Bu tespitin özellikle çocuk ve bebeklere uygulanacak tedavilerde işe yaramasını beklediklerini ifade eden Dibeklioğlu, “Çocuk ve bebeklere ağrı seviyesini sorma şansınız yok. Bu tip durumlarda yine yüz ifadelerinden, yine davranıştan ağrı seviyesini çıkarabiliyoruz.” dedi.